GÜRCİSTAN: Belgesel tadında bir gezi

Yasal Uyarı: Yazı, fotoğraf ve görüntüler Araştırmacı-Gazeteci ve Belgesel Yönetmeni İsmail Kahraman’a aittir.Tüm hakları Belgesel Yayıncılık’a ait olup, kopyalanması ve kullanılması yasaktır…

İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasından Batum’dan Tiflis’e Gürcistan’da Devr-i Alem

               Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak katıldım.Gebze, Dilovası, Körfez, Gölcük, Kandıra ve Kartepe belediye başkanları ve büyükşehir nelediyesi meclis üyeleri ile Batum, Kuteysi ve Gürcistan’nın başkenti Tiflis’i birlikte gezerek belgesel çekimi yaptım.Gürcistan’da Devr-i Alem belgeseli önümüzdeki günlerde  TGRT, TV 5 ve Kocaeli TV başta olmak üzre birçok TV kanalında yayınlanacak.Sizler bu satırları okuduğunuz sırada, ben Türklerin  Avrupa ülkelerine işçi olarak gidişinin 50. yılı toplantılarına katılmak üzere Almanya’da olacağım.Gürcistan’da Devr-i Alem diyerek sizleri Gürcistan’a götürelim.

GÜRCİSTAN’A 3 KEZ  GİTTİM

          Gürcistan’a yine yol gözüktü.2009 ve 2010’un ekim aylarında Artvin, Ardahan, Posof üzerinden Ahıska’dan Gürcistan’a girmiştik. Bu kez hava yolu ile Gürcistan’a gideceğiz.Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Gürcistan davetini aldığımda Ahıska’dan Batum’a, Tiflis’ten Kutaisi’ye Gürcistan bir kez daha gözümün önünde canlandı.THY’nin Gürcistan-Batum seferini yapan uçağına binerek, Gürcistan’a doğru yola çıktık.21-24 Eylül 2011 tarihlerinde yapacağımız Gürcistan gezisi için uçağımız Karadeniz semalarından kartal kanatlı bir kuş gibi Gürcistan’a doğru süzülürken, Zonguldak’tan Sinop’a, Samsun’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a, Rize’den Hopa’ya Karadeniz sahillerini seyrettim.1,5 saatlik uçak yolculuğunda Gürcistan ve Batum’un tarihini düşünüp, Ahıska Türkleri ve Acara Müslümanlarının geçmişini inceleyerek, okuyarak yolculuğuma devam ettim.Batum hava limanına indiğimde kendimi sanki Karadeniz’in herhangi bir ilinde buldum.Yemyeşil vadiler, dumanlı dağlar, sonbaharın meltemini ılık ılık estiği güzelim hava.Batum hava alanında ki gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’da kalacağımız otele yerleştik.18 katlı otelin sekizinci katından Batum şehrini, doğal Batum limanını ve Acara dağlarını seyrederken, 400 yıl Osmanlı medeniyetinde kalan Batum ve Acara Müslümanları hatırıma geldi.Batum tarihi her bakımdan çok önemli.Batum ve Acara bölgesi acıların, sıkıntıların harmoni olduğu ve acı olayların yaşandığı coğrafya.

BATUM’DA GECE MANZARALARI

        Üçüncü kez Batum’dayım.Üç yıl içinde çok şeyler değişmiş.350 bin nüfuslu Acara Bölgesi’nin başkenti Batum’da 130 bin kişi yaşıyor. Yüzde elliden fazlası Müslüman.Bir zamanlar nüfusunun yüzde sekseni Müslüman’dı bu bölgenin.Yavuz Sultan Selim ve Kanunu Sultan Süleyman döneminde burası Osmanlı devletine katılmıştı. Sadece Batum’da 15’ten fazla camii vardı.Ruslar buraları yakıp yıkmışlar.15 caminin 14’ünü yok etmişler.Güneş, Karadeniz üzerinden muhteşem görüntüsüyle veda ederken, ben de otelin sekizinci katından Batum’da geçmişin nazlı yadigarı olarak Osmanlı’nın tek mirası Batum orta Cami’nin minaresini ve ihtişamlı Osmanlı kültür mirasını düşünüyordum.Güneşin kızıllıkları altında Batum şehri, Acara dağları ve Karadeniz sahilleri bir ressamın fırçasından çıkan muhteşem  tabloyu andırıyordu.

      Batum sadece 5 yıl önce sabah ve akşamları yarımşar saat elektriğin verildiği  bir yerdi.Kaldığımız otel yeni yapılmış.Dünyanın ünlü markaları Batum’a otel yapma yarışında.Batum’a yakın bir gelecekte 25 civarında 5 yıldızlı otel yapılacakmış.Edindiğimiz bilgiye göre Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, İran ve Türkiye’den yoğun bir turist akını var.Ciddi bir şekilde çalışmalar devam ediyor.Büyük bir kalkınma hamlesi var. Bir turizm kenti olan Batum muhteşem ışık gösterileri, fıskiyeler, havuzlar, sahil düzenlemesi ve bir turizm şehrinde bulunması gereken her şeyin bulunduğu bir şehir.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında ki 85 kişilik grupla Batum şehrinde gece yürüyüşü yapıp adeta ışıktan bir tabloyu andıran değişik renkte ki ışıklarla muhteşem manzarayı seyredip kaldığımız otele gittik.Ertesi gün ise Batum şehrini adım adım gezeceğiz. 

BATUM’DA NELER OLUYOR? 

       5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 800 bin civarında Müslüman yaşıyor.Müslümanlar geçmişte büyük sıkıntılar yaşamışlar.93 harbinde 250 bin Acaralı Müslüman çeşitli oyunlarla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırkakılmış.50 bin Acaralı yollarda ölmüş.Bugün  Türkiye’de 2 milyondan fazla Acara kökenli Türk vatandaşı var. Bunların çoğu da Kocaeli bölgesinde.Ama Türkiye’de yaşayan Acaralılar’ın maalesef Gürcistan’da ki akrabalarıyla fazla bir ilişkisi yok.Batum’da beni en çok duygulandıran Kocaeli kamuoyunun yakından tanıdığı Başiskele Belediyesi meclis üyesi Faik Çakıroğlu’nun 165 yıl önce ki akrabalarıyla buluşması oldu.Bu buluşmayı belgesel görüntülerle tarihe not düştük.Bugün Acara’da çok büyük oyunlar oynanıyor.Ruslar geçmişte bir oldu bittiyle 250 bin Acaralıyı Batum’dan sürmüşlerdi.Bugün geride kalanların yerlerine ise Rum ve Ermeni sermayeli bankalar el koymaya çalışıyorlar. Gürcistan’da Ermeni ve Yahudi lobisi oldukça etkili.Batum’da ki belgesel çekimlerinden sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geçtik. Tiflis’te İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı dönemiyle ilgili araştırmalar yaptık.Büyükelçilik ve TİKA yetkilileriyle görüşmeler yaptık.Gürcistan’da yaşayan Acaralı ve Azeri Türklerle konuştum.

BATUM BOTANİK PARKTAYIZ

        Tarihler 22 Eylül 2011. Batum’da şehir gezimize başlıyoruz.Her yer şantiye gibi.Devasa binalar, yol yapım çalışmaları, sahil düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor.Kaldığımız otelin hemen yanı başında 1920’li yıllardan beri açık olan Türkiye’nin Tiflis Baş konsolosluğuna gidiyorum.Başkonsolos yetkilileri henüz makama gelmemişler.Şoför ve emniyet görevlisi gibi yetkililerle görüşüyorum. Sadece Batum’da yüzden fazla Türk işadamı iş yeri açmış, ticaret yapıyor.Her gün yüzlerce Türk vatandaşı Sarp sınır kapısından Batum’a gelip gidiyor.Türkiye ile Gürcistan arasında petrol ürünleri fiyatı neredeyse yüzde elli civarında ucuz.Her gün yüzlerce Türk tırı Orta Asya, Kafkaslar ve Ermenistan bölgesine mal taşıyorlar. Yetkililerin ifadesine göre yıl da 300 binden fazla Türk tırı Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yapıyormuş.Türkiye’nin garantörlük hakkı bulunan Acara bölgesi ile ilgili devlet ve Türk sivil toplum örgütleri önemli çalışmalar yapıyor.Türkçe kurs veren kurslar açılmış. 20’ye yakın Türk yetkili Batum Başkonsolosluğu’nda görev yapıyor. Bu bilgileri aldıktan sonra botanik parka gidiyoruz.Akü ile çalışan araca binerek botanik parkı gezmeye başlıyoruz.Emvaye çeşit ağaç, çiçek, meyve, bitki türünün yer aldığı botanik park adeta yalancı cennet gibi.Vadiler, asırlık ağaçlar, yöreye özgü bitki çeşitleri gezenlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Park Sovyet Rusya döneminde yapılmış.Batum şehrine çok yakın.Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistler burayı geziyorlar.Özellikle Avrupalı yaşlı turistler bastonlarla parkı gezmeleri dikkatimizi çekiyor.Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu belediye başkanlarını kendi kullandığı akülü araba da gezdiriyor.Botanik parkla ilgili geziye katılan belediye başkanları ve başkanların hanımlarından görüş alarak gezimizi tamamlıyoruz.

BATUM  BAŞ MÜFTÜ YANDIMCISI İLE GÖRÜŞÜYORUZ.

         130 bin insanın yaşadığı çoğu Müslüman Batum’da sadece bir cami var.Şehir merkezin de Osmanlı mimarisiyle yapılan Batum Orta Camii elif misali minaresi ve içerisinde ki muhteşem kalem işi süslemeleriyle abidevi bir eser.Caminin kapısı ise ayrı bir sanat harikası.Acaralı yaşlı Müslümanların adeta birbiriyle buluşma noktası olan cami bir huzur adası.Türkiye’nin bir çok yerinden turistler de buraya geliyor.Acaralı Müslümanlarla sohbet edip caminin içerisinde çekimler yapıyoruz.Gürcistan baş müftü yardımcısı ile özel röportaj yapıp Gürcistan Müslümanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler alıyoruz. Samimi ve içten açıklamalar yapan Baş Müftü yardımcısı bölgede Müslümanlığın hızla arttığını söylüyor.Çok samimi ve sıcak ilgi gösteren Gürcistan Baş Müftü yardımcısı Gürcistan devletinin yakın ilgi alaka gösterdiğini ve Müslümanlara baskı yapmadığını, çok rahat ettiklerini açıklıyor.Acaralı Müslümanlarla Orta Cami’de öğlen namazını birlikte eda ediyor ve Acara’ya veda ediyoruz.

KUTAYSİ ŞEHRİNE GİDİYORUZ

       Acara’ya Batum’dan veda ederek ayrılıyoruz.Yemyeşil ağaçlar, mısır tarlaları ve fındık bahçeleri arasından geçiyoruz.Yol üzerinde tipik Gürcistan evleri ve insanlar bizlere uzaktan el sallıyorlar. Kabuleti şehrini geçerken bale salonu yapılan Kabuleti caminin mahsun ve garip haline üzülmeden edemiyoruz.Çoraki nehri üzerinde bir zamanlar Tiflis-Batum arasında ki demiryolunun bulunduğu köprüden geçerken milli mücadelenin önemli kahramanlarından Giresunlu Topal Osman hatırımıza geliyor.Topal Osman bir grup gönüllü askeriyle çürük su köprüsü diye anılan Çoraki nehri üzerinde ki demiryolu köprüsünü bombalayarak havaya uçuruyor.Acara’yı, Batum’u ele geçirmek üzere bölgeye gelen Ermeniler’e fırsat tanımıyordu.Geçmişten günümüze Ermeniler, Acara üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar.Yetkililerden edindiğimiz bilgiye göre değişik yöntemler uygulayan Ermeni lobisi ve Yahudiler Acara’da toprak satın almaya ve mülk edinmeye devam ediyorlar.Bize verilen bilgiler yanlış değilse üç tane İsrailli Yahudi Bakanı’nın Batum’da yazlık villası olduğu söyleniyor.Saatler süren yeşil vadiler, düz ovalardan geçerek bir zamanlar Gürcistan krallığına başkentlik yapan Kutaysi şehrine geliyoruz.Güneş batmak üzere.Kutaysi şehrinde Rus döneminden kalan dev fabrikalar harabe halde.Fabrika enkazları Gürcistan ekonomisinin içinde bulunduğu durumu da gösteriyor.Düz ovada büyük bir şehir Kutaysi.Küçücük dükkanlar, yol üzerinde meyve, sebze ve hediyelik eşya satışı yapan Gürcüler hayata tutunmaya çalışıyorlar.Kolay değil… Son 20 yılda Gürcistan birkaç savaşı birden yaşadı.İç savaş, Abhazya savaşı, Güney Osetya ve son olarak Rusların Poti limanı ve Gori şehrini bombalamaları hatta başkent Tiflis’e birkaç bomba atmasına rağmen Gürcistan var olma mücadelesi veriyor.Asırlık meşe ağaçları içerisinde ki Gürcistan mimarisiyle yapılan tipik bir ahşap restoran da Gürcistan’da Hapaçuri(peynirli ekmek) yemeğini yiyerek, yorgunluk atıp Tiflis’e gitmek üzere tekrar yola çıkıyoruz.

 GÜRCİSTAN’IN BAŞKENTİ TİFLİSDEYİZ

         Yollar uzadıkça uzuyor.Dar, engebeli, zaman zaman keskin virajlı tehlikeli yollardan geçiyoruz.Batum-Gürcistan arası 400 km. Ancak yıl kötü olduğu için saatlerdir yoldayız.Tehlikeli yollardan geçerek gece geç vakitlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geliyoruz. Ardahan dağlarından doğup, Ermenistan ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i ikiye bölen Kura nehri adeta Tiflis’in can damarı.Kura nehri kenarında ki otelimize yerleşiyoruz.Otelin penceresinden Tiflis’in gece manzarasını seyrediyorum.Tiflis ışıklar şehri.Rusya döneminde istihbarat kulesi olarak yapılmış, 300 metreye yakın yükseklikte ki televizyon kulesi adeta bir ışık topunu andırıyor.Muhteşem manzarasıyla bu kule geçmişin korkulu rüyası değil, bugünün güzel Gürcistan’ını sembolize ediyor.

       Sabah erken Gürcistan’da güneş doğumunu otelin 16. katında ki odamdan hem seyrediyor hem de kamera kayıtlarına alarak belgeselleştiriyorum.Kura nehri nazlı nazlı akarken Tiflis’te dikkatimi Ortadoks kiliseleri ve katedraller çekiyor.Balkanlar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesi Tiflis’te.1995 yılında ki Abhazya savaşından sonra dünyada ki hristiyan örgütlerin büyük desteği ile yapılmış Kilis’e, sadece Gürcistan’a değil tam anlamıyla Kafkaslar’a hükmedercesine  yapılmış.Otelin penceresinden Tiflis şehrini Akşam’ın geç vakitlerinde  seyrederken tarihi geçmiş, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokan  Cemal, Enver ve Talat  paşalar hatırıma geliyordu.

CEMAL PAŞAYI TİFLİS’DE KİM ÖLDÜRDÜ ?

     Tiflis,  Osmanlı-Türk tarihi için çok önemli.İttihat  ve Terakki’nin 3 önemli isminden biri olan Cemal  Paşa  21 Temmuz  1922’de  saat 22.30’da  Tiflis’deki Rus gizli servisi binasının yakının da Büyük Petro caddesin’de bir suikast sonucu öldürülmüştü.Cemal paşa Osmanlı’nın  donanma komutanıydı.Osmanlı’yı savaşa sokan 3 önemli isimden birisiydi.Basın ve yayın organların da  Cemal Paşa’nın   Tiflis’de  öldürülmesi  şu şekilde yer almıştı.

    *Cemal Paşa Yukovski Sokağı’nda neden öldürüldü?

       …” Tarihler  21 Temmuz 1922. Yer  Tiflis.Saat 22.30 civarında  Cemal Paşa  yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle Tiflis’de kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski sokağı’nın köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.

    Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu.İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı.Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı.Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.

     O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı.Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı.Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. …”

       Yine  dönemin basın yayın organları Cemal paşa suikastı ile ilgili şu bilgileri yazacaktır.“İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu. 28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu…”

       Bugün acaba kaç kişi Cemal paşa’nın Tiflis’de, Enver Paşa’nın  Amuderya yakınlarında, Pamir dağlarında ve Talat Paşanın da  Almanya’nın başkenti Berlin’de  Rus  derin devleti’ nin sinsi ve gizli planları ile Ermenilere öldürtüldüğünü biliyor?Aslın’da gerçek katiller Rus KGB ajanları.Tiflis’de kaldığım otelin 16. katındaki penceresinden Tiflis caddeleri ve Kura nehrini seyrederken  pencereden  esen  sonbahar rüzgarı beni tarihin derinliklerinden  alıp çıkarıyordu.Ve “tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” sözünü bir kez daha  hatırılıyorum.

TİFLİS’İ TEPEDEN SEYRETMEK

     Tiflis’te ilk durağımız Tiflis’e hakim Tiflis kulesinin bulunduğu yer oluyor.Buradan Tiflis’i doya doya seyrettikten sonra Gürcü anası heykelinin bulunduğu Tiflis’te ki Selçuklu kalesini geziyoruz. Selçuklu kalesi yer yer yıkılsa da geçmişin nazlı yadigarı.Gürcü anası Tamara 1200‘lü yıllarda Gürcistan prensesi olarak Gürcistan’ı yönetmiş, tarihi kaynaklardan ise Tamara’nın Kıpçak Türk’ü beyinin kızı olduğunu öğreniyoruz.Kıpçaklar ve Kumanlar asker olarak Gürcistan kralları yanında görev yapmışlar.Tiflis bir çok kez el değiştirmiş. Selçuklu ve İslam eserlerinden iz kalmasa da Tiflis kalesi her haliyle Selçukludan çok şeyler söylüyor.

TİFLİS’TE CUMA NAMAZI

         Dünyanın bir çok yerinde Cuma namazı kılıp, bayram kültürünü yaşadım.Beni en çok duygulandıran Cuma namazlarından birisini de Tiflis kalesi eteklerinde ki tarihi Tiflis camiinde yaşadım.Tiflis camii tipik minaresi, kırmızı tuğladan yapılan duvarlarıyla İslam medeniyetinin Tiflis’e vurduğu bir mühür olarak tüm ihtişamıyla karşımızda.Bir zamanlar Sünni ve Şii Müslümanlar bu camide ayrı ayrı namaz kılıyorlardı.Camide iki mihrap ve iki minber vardı. Bugün ortada ki duvar açılmış namazlar Sünni inanca göre kılınıyor.Cuma namazı kılmak için camideyiz.Cuma ezanları bile dışarıdan değil içeride okunuyor.İmamın Azeri Türkçesiyle okuduğu hutbe gönlümüzü coşturuyor.Adeta bir şiir gibi hutbe okuyan İmam Kur’an-ı Kerim’in öneminden ve İslam kardeşliğinden söz ediyor.Cuma namazımızı Acaralı, Azeri, Gürcü ve Türk Müslümanlarla birlikte eda ediyoruz.Caminin çevresinde büyük bir inşaat faaliyeti var.Caminin hemen yanı başında küçük bir odada bir cenaze olduğu söz ediliyor. Kameramı alarak cenazenin bulunduğu yere doğru giriyorum.Yüzü açık, makyajlanmış cenaze siyahlar giymiş birkaç kadın tarafından ziyaret ediliyor.Muhtemelen cenaze namazı kılmak üzere getirilen bir cenaze.Tam çekim yaparken cenazenin yüzü kapatılıyor.Bazıları cenazenin bir Hıristiyan aileye mensup olduğunu söylüyorlar.Ancak Gürcistan’da cenaze kültürü çok enteresan.Gürcüler cenazeleri 7 gün mumyalayarak bekletiyorlar.Ve 7 gün boyunca cenaze sahibi cenazeyi ziyarete gelenlere ziyafet veriyor.Şaraplar içiliyor ve cenaze sahibi çok büyük masraflar etmek zorunda kalıyor.Bu sadece Gürcülere ait bir gelenek değil, Orta Asya ve Kafkasya da bu gelenek hala yaşatılıyor.Müslümanların da bu gelenekleri kısmen yaşattıkları bilinmekte.

           Tiflis caminin yanında ki Selçuklu ve İran dönemine ait eserler olan hamam, kültür merkezi, tipik mimarisi ve muhteşem kapılarıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Kale ve Camii Hamam’ın bulunduğu meydandan muhteşem gözüküyor.Çınar ağaçları altında Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in heykeli dikkatimizi çekiyor. Buradan Kura nehri kenarında Gürcü yemeklerinin yendiği restoranta gidiyoruz.Hamur işi yemekler, fasulyeden yapılan soslar, haşlanmış mantarlar, peynir, fasulye ve patatesli pideler ve salatalarıyla Gürcü mutfağı hem gözümüze hem gönlümüze hitap ediyor.Kura nehrinin çağlayarak aktığı yerde kurulu bu restaurantı ve Gürcistan yemek kültürüyle ilgili belgesel görüntüleri çekiyoruz.Kocaeli heyeti afiyetle yemeklerini yerken bir taraftan da Kura nehrini doya doya seyrediyorlar.Yemekten sonra Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesine gidiyoruz.Kilise 1995 yılında yapılmış.Sadece Tiflis’e değil tüm Kafkaslara adeta hükmedercesine yapılan kilisenin içerisinde papazlar ayin yapıyor.Genç ve yaşlı Gürcüler ile dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Hıristiyanlar ayinlerini yaparken, kilise de görevli siyah elbiseli, siyah uzun sakallı ve siyah külahlı papazlar ayin yapan Hıristiyanlarla yakından ilgileniyorlar.Papazlarla belgesel çekimi isteğimiz olumlu karşılanıyor.Orta yaşlı bir papazdan kilise ve Gürcistan’da ki Hıristiyanlarla ilgili bilgiler alarak otelimize dönüyoruz.

 TİKA GÜRCİSTAN KOORDİNATÖRLÜĞÜNDEYİZ

        Gürcistan’da şimdi ki durağımız Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı TİKA’nın Gürcistan direktörlüğü oluyor.Koordinatör Resul Durmaz bey bizleri karşılıyor.Kendisiyle daha önce Gürcistan’a geldiğimde belgeseller çekmiştim.Bizlerle yakından ilgilenip sohbet ediyor.Acaralı Müslüman olan film yapımcısı ve senarist Zurap bey ile tanışıyoruz.Zurap bey Acara bölgesinde Rusların yaptığı mezalimle ilgili çok önemli bilgiler vererek, 93 harbinde Acara’dan sürülen 250 bin Acaralı Müslüman’ın dramını film yapmak istediğini, bu konuda Türkiye devleti ve TRT’den destek istediğini açıklıyor.Zurap bey ile özel bir söyleşi yaparak, yaptığı açıklamaları belgesel olarak kaydediyoruz.Zurap beyin ifadesine göre 1878 ile 1911 yılları arasında Rusların sinsi plan ve tezgahı ile 250 bin Acara’lı Müslüman’ın bölgeden çıkartılıp Türkiye’ye göç ettirildiğini, 50 bin Müslüman’ın ise yollarda öldüğünü bilgi ve belgeleriyle açıklıyor. Ruslar, Acara’da bir köyde 400 Müslüman genç, çocuk ve yaşlıyı bir camide toplayarak yaktığını gösteren arşiv belgeleri olduğunu, bu zulmün asıl amacının bölgeden Müslümanları çıkartarak Ermenileri bölgeye yerleştirmek olduğunu açıklıyor.Zurap bey elinde ki 1911 yılına ait çok önemli bilgi ve belgeler olduğunun altını çiziyor. Gerçekten çok önemli bir konu.Araştırılması ve üzerinde durulması gereken önemli bilgiler.

 GÜRCİSTAN TÜRK KOLEJİNDEYİZ

         Gürcistan’da son akşamımız.Kocaeli heyeti Gürcistan Türk kolejinin davetlisi.Gürcistan da 11 Türk koleji ve bir de Uluslarası Karadeniz Üniversitesi bulunuyor.Binlerce Gürcü ve Azeri bu eğitim kurumlarında eğitim görüyor.Gürcistan Türk kolejinde bizleri okul yönetimi karışılıyor.Yemeğin şeref konuğu olan Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili’nin annesi Gülikaşvili ile yemekten sonra çaylarımızı içerken okul müdürü bizlere bilgiler veriyor.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu ve geziye katılan belediye başkanları açıklama yapıyor.Uluslarası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcısı da olan devlet başkanın annesi Güli kaşvili Türkçe olarak Gürcistan-Türkiye dostluğuna değiniyor.Güli kaşvali ile de Devr-i Alem programı olarak özel bir röportaj yapma imkanımız oluyor.Gülikaşvili’den Türkiye hakkında, Gürcü-Türk dostluğu ve Türk kadınıyla ilgili düşüncelerini öğreniyoruz.

 GÜRCİSTAN’A VEDA EDERKEN

         Tarihler 24 Eylül 2011.Tiflis’te kaldığımız otelin 16. katında sabah saat 4 sıralarında İngilizce, Gürcüce ve Rusça yapılan korkunç alarm sistemiyle uyanıyoruz.5 dakika süren alarmda oteli terk etmemiz isteniyor.Büyük bir telaşla yatağımdan fırlıyorum ancak 16. kat…Biraz bekliyorum…Bir İngiliz turist ile koridorda karşılaşıyoruz, yanlış alarm olduğunu söylüyor ve no problem diyor. Tekrar odama çekilerek uyumaya çalışıyorum ama uyumak ne mümkün.

      Sabah erken Kura nehrine hakim otelin terasından afiyetle kahvaltımızı yaparak gece yaşadığımız stres ve korkuyu bir kenara atıp güzel duygularla Gürcistan’a veda etmek istiyoruz.Tiflis’in ilk kurulduğu Miskhata şehrine gidiyoruz.Miskhata şehrinde ki tarihi kilisenin yeniden imar edilmesi ve tepelerde ki kiliseler bölgenin tam bir Hristiyan kültürü hakimiyeti altında olduğunu gösteriyor. Tipik gürcü mimarisiyle yapılmış evin önünde kokulu Karadeniz üzümü asmasından ev sahibinin izniyle doya doya kokulu üzüm yiyoruz.Üzüm ziyafetine Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve beraberindekiler de katılıyor.Afiyetle üzüm yedikten sonra Miskhata şehrinden hava limanına gitmek üzere yola çıkıyoruz.THY uçağı ile İstanbul’a gelmek üzere Gürcistan’a veda edip, bulutlu ve fırtınalı Kafkas dağlarını uçağımız türbülansa girip çıkarak geçiyor.Türk hava sahasına girdiğimizde içimiz ferahlıyor. Bulutsuz ve sakin bir hava da 2 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul Yeşilköy havalimanına geliyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Gürcistan kültür gezisi ile ilgili basında yer alan haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kocaeli Büyükşehir  Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu Başkanlığında ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’da dostluk köprüsü kurdu.

   *Kocaeli’den Gürcistan’a kültür çıkarması

         Gürcistan’a giderek gönülleri fetheden Kocaeli heyeti önemli görüşmeler yaparak, iki ülke arasında ki tarihi ilişkilere vurgu yaptı ve dostluk köprüleri kurarak yurda geri döndü.

      21-24 Eylül 2011 tarihlerinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile ilçe belediye başkanları Gebze’den Adnan Köşker, Dilovası’ndan Cemil Yaman, Kartepe’den Şükrü Karabacak, Körfez’den Yunus Pehlivan, Kandıra’dan Cengiz Kan, Gölcük’ten Mehmet Ellibeş ile büyükşehir meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum ile Tiflis’te kültür ve tarih gezisi yaptı.Heyet, Batum Belediye Başkanı, Başkonsolosu, TİKA Gürcistan Koordinatörlüğü ile Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin annesi ile görüşmeler yaparak Kocaeli hakkında bilgiler verdi.

KOCAELİ’DEN GÜRCİSTAN’A DEVRİ ALEM

         Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak katılan Gebze Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Koordinatörü İsmail Kahraman, Gürcistan ve Acara’da çok önemli araştırmalar yapıp belgesel program çekti.Belediye Başkanları ve meclis üyeleriyle söyleşiler yapan Kahraman Gürcistan’lı yetkililerle de görüşmeler yaparak “Kocaeli’den Gürcistan’a Devri Alem” adıyla belgesel program hazırladı.Montaj ve kurgu çalışmalarına başlanan Gürcistan belgeseli önümüzde ki haftalarda TGRT Belgesel TV, TV 5, Kocaeli TV başta olmak üzere bir çok ulusal ve bölgesel TV kanalında yayınlanacak.

 KBB’DEN  KOMŞU  ZİYARETİ

          Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti.Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu.4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.

        Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.

 BATUM BELEDİYESİ’NE  DOSTLUK ZİYARETİ

        Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyeleri ilk olarak Gürcistan’ın Özerk Acara Cumhuriyeti Batum Belediye Başkanı Robert Chkhaidze’ye konuk oldu.Başkan Karaosmanoğlu ile Kocaeli heyetini samimi bir havada karşılayan Chkhaidze, kendilerini Batum’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.Gürcistan ve Batum’da son yıllarda yaşanan hızlı değişimi aktaran Chkhaidze, Batum’da sundukları belediyecilik hizmetleriyle ilgili de bilgi verdi. Batum Belediye Başkanı Chkzaidze’ye kendilerini ağırlamalarından dolayı teşekkür eden Başkan Karaosmanoğlu da, geçmişe dayanan tarihi ve kültürel bağların yanı sıra Gürcistan’dan Kocaeli’ne yerleşen çok sayıda kişinin de bulunduğunu hatırlattı.

TÜRKİYE’NİN BATUM BAŞKONSOLOSU

        Kocaeli heyeti, temasları çerçevesinde Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Ercan Özten’i de ziyaret etti.Kocaeli heyetini Batum da görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkonsolos Özten, Türkiye ile Gürcistan arasındaki ekonomik, sosyal, siyasi ve turistik ilişkilerle ilgili heyete bilgi verdi.1922 yılında kurulan Batum Başkonsolosluğu’nun Türkiye’nin en eski temsilciliklerinden biri olduğunu hatırlatan Özten, Batum da yaşanan hızlı gelişme ve Türkiye ile gelişen ilişkilere de değindi.

 TİFLİS’TE TÜRK OKULUNU ZİYARET

       Gürcistan’ın kültürel ve tarihi mekânlarını inceleyen büyükşehir meclisi üyeleri, Tiflis şehrinde yer alan bir Türk okulu olan Çağlar Eğitim Kurumları’nı da ziyaret etti.Kocaeli heyetini burada Çağlar Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Adem Önal’ın yanı sıra Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania da karşıladı.Uluslararası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcılığı görevini de üstlenen, Türk dostu olmasının yanı sıra Gürcistan’daki eğitim faaliyetlerini de yakından destekleyen Prof. Dr. Alasania, Başkan Karaosmanoğlu ve Kocaeli heyetine yakın ilgi gösterdi.

 SAAKAŞVİLİ’NİN TÜRK DOSTU ANNESİ

     Ziyarette bir konuşma yapan Alasania, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin karşılıklı girişimlerinin Türkiye-Gürcistan arasındaki iyi ilişkiler ve dostluğun gelişmesine sunduğu katkıya değindi.Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania, Kocaeli heyetinin Gürcistan’a düzenlediği ziyaretin bu dostluğa katkı sunacağına inandığını söyledi ve teşekkürlerini iletti.

 DOSTLUK VE KARDEŞLİĞE KATKI

         ‘’Hanımefendiyi saygıyla selamlıyorum’’ diyerek sözlerine başlayan Başkan Karaosmanoğlu, ‘’Yurt dışındaki Türk okullarının dostluk, kardeşlik ve iletişimin artırılması noktasında büyük katkıları bulunuyor.Ayrıca bölgeye huzur, kardeşlik ve kalkınma getirecek adımların atılması bizi mutlu ediyor’’ ifadesini kullandı.Başkan Karaosmanoğlu ile belediye başkanları, buluşmada yaptıkları konuşmalarda Kocaeli’nde Gürcistan’dan gelen çok sayıda kişinin yaşadığını ve onların halen bu ülkede akrabalarının bulunduğunu hatırlattı.

          Evet şimdi gelin yine Gürcistan’da belgesel tadında bir geziye  daha  çıkarak, Bu kez 2009 ve 2010 yıllarında  kendi imkanları ile  2 kez  Gürcistan’a  giden İsmail Kahraman tarafından hazırlanan ve bir çok tv kanalında  yayınlanan  Gürcistan’da  Devr-i Alem Belgeseli’ nin senaryo metnini birlikte  okuyalım.

 AHISKA’DAN  BATUM’A  DEVR-İ ALEM… (Ekim 2009)

 GÜRCİSTAN’DA İSLAM  MEDENİYETİ  BELGESELİ

Hazırlayan  ve Sunan: İsmail Kahraman

      Tarihler Ekim 2009.Güneşli bir  son bahar…Yapraklar saramış. Yayla obaları boşalmış…Köyler büyük şehirlere göç etmiş.Biz Kardadeniz’in karşı yakasındaki Ahıska’da, Batum’da Gürcistan’da ve  Kırım’daki  göç hikayelerini  araştırmak  için  yoldayız..

          Gebze’ den başladığımız Anadolu yolculuğumuz da sırasıyla Şehzadeler şehri Amasya, Malazgirt Savaşı’ ndan sonra çevresinde ki kalelerin bir bir alınmasıyla Türk’ ün cesaret ve gücünü temsil edercesine adı Türk’ ün tokatı ile özdeşleşen Tokat, bir gümüş şehri olan Gümüşhane, dünya da 600 yıl hüküm süren, sınırları 20 milyon metre kareye kadar genişleyen Cihan İmparatoru Osmanlı Devleti’ nin kurulmasında dönüm noktasını teşkil eden ve 10 Ağustos Cuma 1230 tarihli Yassıçemen zaferinin gerçekleştiği can ilimiz Erzincan, zengin yurt anlamına gelen ve tarihi Kop Savunması’ nın gerçekleştiği Bayburt, Selçuklular tarafından Malazgirt Zaferi’ nden önce fethedilen ve Kartal yuvasına benzer muhteşem kalesiyle Artvin vilayetimize uğrayarak tarihi ve manevi iklim duraklarında nefes alıp, medeniyetimizin muhteşem tarihine bir kez daha şahitlik ederek tarih ve geçmiş şuurunu hafızalarda yeniliyoruz.

        Yolculuğumuz sırasında buram buram tarih kokan Anadolu coğrafyasının rengarenk motiflerini otomobilimizin camından çekmeden geçemiyoruz.Yollarda hummalı çalışmalar, ekin tarlalarında çalışkan Anadolu kadınları, tüm zorluklara rağmen yaşama ümidini yitirmediği feri sönmemiş göz bebeklerinden anlaşılan masum ve mazlum Anadolu çocuklarını görüntülüyoruz. Doğal ve bereketli coğrafyanın bağ ve bahçeleri arasında bazen mola vererek ve bazende seyir halinde bizden bir parça olan et ile tıranağın ayrılamayacağı gibi bizim onlardan onlarından bizden kopmadığını dünyaya haykırmak için acının, hüznün ve dramın kol gezdiği Türk yurdu Ahıska’ ya doğru ilerliyoruz.

        Ardahan’a varmadan önce sınır ilimiz Artvin’ in Şavşat ilçesinde yeşilin tüm tonlarının mevcut olduğu doğal ormanlarından ve ahşap Karadeniz evlerinden geçerek, birdenbire değişen iklimi ve doğal görüntüsü ile sisler içerisinde ki büyükbaş sürülerinin yayıldığı geniş düzlükleriyle Ardahan şehir merkezine varıyoruz.Ardahan, dağ eteklerin de ‘’ ÖNCE VATAN ‘’ – ‘’ MEHMETÇİK ÖLMEZ ‘’ sözleri objektifimize takılıyor ve Türkçe yazan şehir tabelaları ve okunan Ezan – ı Muhammedi Türkgözü sınır kapısından sonra görmek ve duymak neredeyse artık imkansızlaşıyor.Bu düşüncelerin de vermiş olduğu duygu yoğunluğuyla Kura nehrinden geçerek Türkgözü sınır kapısına doğru ilerliyoruz.Dağ eteklerinde ki karlardan da anlaşıldığı üzere yöre halkının kışa hazırlık için hayvanlarının yiyecek ihtiyacını karşılamak amacıyla yapmış oldukları saman istiflerini de görüntüleyerek 2540 rakımda Ilgar dağı eteğinde ‘’BAYRAK İNMESİN, EZANLAR SUSMASIN’’ diye vatan uğruna şehit düşen Mehmetçiklerimiz için yapılan şehitler çeşmesinde buz gibi kaynak sudan içip, aziz Mehmetçiklerimize de vefa borcumuzu ödeyerek fatiha okumayı da unutmuyoruz.Ama hedefte gönül telimizi titreten Ahıska olduğu için yolumuza devam ediyoruz ve sonunda Gürcistan’ a bizi bağlayan Türkgözü sınır kapısına varıyoruz.

TÜRKİYE İLE GÜRCİSTAN’I KAVUŞTURAN TÜRKGÖZÜ SINIR KAPISI

Yurdumuzun doğudaki serhat şehri Ardahan’ın Posof ilçesinde bulunan Türkgözü sınır kapı Türkiye ile Gürcistan’ı kavuşturma görevi ifa ediyor.Sınır Kapısı Sabah 8.00 ile akşam 18.00 saatleri arasında açık.Sınır kapısını daha çok Ermeniler, Gürcistan üzerinden Ermenistan’a geçiş yapmak için kullanıyorlar.Sınır kapısında bir grup Ermeni’yle karşılaşıyoruz.Türkçe bilen bir Ermeni’den Türkgözü sınır kapısı ile alakalı malumat alıyoruz.Söylediğine göre Erivan-Türkgözü arası yaklaşık üç yüz km imiş.Ve yine söylediğine göre Türk vatandaşları da günübirlik Ermenistan’a girip çıkma imkanına sahiplermiş.Türkgözü Sınır kapısından 481 km mesafe katederek, içimizde sel olup taşan, merak ile Gürcü diyarına giriş yapıyoruz.Yeni bir toprağı ve farklı doğan bir güneşi görüp tanıyacak olmanın verdiği bedii heyecan yanı başımızda.Bu hislerimizin refakatinde varıyoruz Gürcistan’a ve öykümüzün ilk ilmeğini atıyoruz.

      Gürcüce Sakartvelo anlamına gelen Gürcistan, Karadeniz’in doğu kıyısında, Güney Kafkasya’da yer alan bir ülke.Tam adı Gürcistan Cumuhuriyeti.Eski Sovyet Cumhuriyetlerinden biri olan Gürcistan’nın kuzeyinde Rusya, güneyinde Azerbaycan, Ermenistan ve Güneybatısında Türkiye yer alıyor.Ülkenin batı sınırını ise çırpınan asi Karadeniz suları çiziyor.Bugünkü Gürcistan, Taş Devrinden bu yana yerleşim yeri olarak kullanılıyor.Klasik dönemde ülkenin doğusunda kurulan İberia Krallığı ve batısında kurulan Kolheti Krallığı, Gürcülerin kültürel gelişiminin ve devlet kurma geleneğinin başlangıcını oluşturur.Yazılı kaynaklara göre Proto-Gürcüleri İ.Ö 12. yüzyılda tarih sahnesine çıkarlar.Arkeolojik buluntular ilk Gürcü siyasal yapılanmasının İ.Ö 7. yüzyıla kadar gerilere gittiğini gösterir. İ.Ö 4. yüzyılda ilk birleşik Gürcistan krallığı kurulur.Yüzyıllar boyunca İran, Moğol, Rusya ve Osmanlı Devleti’nin çekişmesine sahne olan Gürcistan, 1801’den itibaren Rusya tarafından ilhak edilir. 1918-1921 tarihleri arasında Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti adı altında bağımsız bir devlet kurulur.1921’de ülkeye Kızıl Ordu girince Gürcistan, Sovyet cumhuriyetlerinden biri olur.1991 yılında Sovyetlerin çökmesiyle birlikte Gürcistan 1991 yılında yeniden bağımsızlığını kazanır.

 HÜZNÜN KOL GEZDİĞİ BİR SUSKUN KENT:AHISKA

     Gürcistanda ilk durağımız ülkenin Güneybatı bölümünde yer alan Ahıska.Türkgözü sınır kapısından girdikten sonra içimizi tarif etmekte zorlandığımız, hüznün kol gezdiği Ata topraklarında bir ürperti kaplamaya başlamıştı.Sıcak havaya rağmen Rusların sömürgesiyle de talan ve harap olan bu topraklarda sanki bir ölüm sessizliği kol geziyordu.Aslında bu vahim tablo, dünya konjoktüründe ülkenin kültür mirası ve iktisadi alanda ne kadar geri kaldığının da göstergesi.Ortodoks Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Gürcistan’ ın Ahıska bölgesinin girişinde de çarmıha gerilmiş şekilde duran Hz. İsa motifli haç işareti dikkatimizi çekiyor.Sessiz olan Ahıska da ne bir Türkçe isim ne de bir ezan sesine rastlamak imkansız.Çünkü bu sessizliğin en büyük göstegesi hemen sınıra yakında bir mevkide yer alan Vale köyünde 1950’li yıllarda kapatılmış, tahrip edilmiş ve perişan bir halde bakımsız olarak kendi kaderine terk edilen camii bizi ilk baştan derinden etkiliyor ve üzüyor.

       Ahıska’ya ilk kez 12. yüzyıldaki tarih kayıtlarında rastlanır.12-13. yüzyıllarda Samtshe’nin yöneticileri Şalva ve İvane’nin Ahıska’lı olduğu belirtilir.13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Samtshe Jakeli ailesi tarafından yönetilir.Kent, 1578’de Türk ordusu tarafından kazanılan Çıldır Meydan Savaşı sonucunda Osmanlıların eline geçer ve 1628’de Çıldır Eyaleti’nin (Ahıska Paşalığı) yönetim merkezi olur.1828’de 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus birlikleri komutanı General Paskeviç, kenti ele geçirir.1829 tarihli Edirne Antlaşması’yla Ahıska, Rusya’ya bırakılır.Bu savaştan sonra bölgeden Müslüman ve Katolik nüfusun önemli bölümü Osmanlı topraklarına göç eder.Buradan gelen Katolik Gürcüler, 1861’de İstanbul’un Bomonti semtinde Katolik Gürcü Kilisesi’ni kurarlar.II. Dünya Savaşı’nda bölgenin Müslüman nüfusu tümüyle bölgeden göç ettirilir.Ahıska Türklerinin göçünden sonra, Sovyet yönetimi bölgeye Ermeni nüfusu yerleştirir ve Ermeniler bölgenin hakim nüfusu haline gelirler.

          Ahıska, Çarlık yönetimi sırasında önce Kutaisi, sonra Tiflis valilikleri içinde yer alır.Kentin eski yerleşmesinde surlar, kale ve cami ile Azize Marine kilisesi vardır.Kentin yakınlarında ise Sapara Manastırı bulunur.Kentin nüfusu yaklaşık 18.500’dür.Türkiye’de özellikle Artvin ve Ardahan illerinde önemli addedilebilecek Kıpçak (Ahıska) Türkü nüfusu bulunur.Ahıska ‘nın Türk tarihindeki en önmli yeri, 1500’lü yıllarda Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı toprağına alınmış Çıldır eyaletinin Başkenti yapılmış olması.1820’li yıllarda ise Rus Çarlığı Ahıska’yı işgal eder.Bundan sonra burada büyük sıkıntılar ve sorunlar yaşanır.1944’de 100 bine yakın Ahıska Türk’ü vatanlarından sürüp soykırıma tabi tutulan Ahıska’da büyük bir beşeriyet dramı yaşandı ve Ahıskalılar “ vatan vatan diye” Ahıska’ya dönme mücadelesi vermeye başladılar.

         Yaya olarak girizgah yaptığımız Ahıska, kuraklığın hiç işinin düşmediği verimli zümrüt yeşili bir ova.Ardahan’a inat doğunun Çukurova’sı gibi arz-ı endam ediyor adeta Ahıska.Seralar, meyve bahçeleri, üzüm bağları ve sulak alanlar göz ve gönül ziyafeti sunuyor.”Yeni Kale” anlamına gelen Ahıska, bu adı bölgedeki Osmanlı hakimiyeti sırasında almış.Ahıska’nın en büyük önemli özelliklerinden biri bu coğrafyada tezahür eden Türk mevcudiyeti. Ahıska topraklarında kadim zamanlarda önemli ölçüde Türk nüfusu bulunuyormuş ancak bu nüfus, 1944 yılında totaliter Stalin tarafından iki saat içinde tren vagonlarına doldurularak, gidecekleri yere kadar aşağı dahi inmemek koşulu ile kapalı tren vagonlarında Orta Asya’ya sürülerek Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a yerleştirilmesiyle zayıflamış.Bu sürgün Stalin’in Karadeniz kıyılarını Türklerden temizleme operasyonunun bir parçası olduğu Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra açıklanan arşivlerde ortaya çıkarılmış.Bu hazin sürgünde binlerce Türk’ün yolda yaşamını yitirdiğini öğrendiğimizde içimiz burkuluyor.Yalnız hunharca gerçekleştirilen bu kıyıma rağmen bugün bu topraklarda bir çok insan Türkçe konuşuyor.

             Ancak burada binaların harabe halinde olması bölgenin terk edilmişliğini en büyük göstergesi.Ahıska Türkleri, buradan sürüldükten sonra buraya Ermeniler ve Gürcüler yerleştiği için bölgenin nüfus dengesi değişmiş.Ermeni ve Gürcüler Ahıskalıların buraya dönmesini istemiyorlar.Ahıska’da yaşayan 40-50 hane gibi bir yerleşime sahip olan Ahıska Türkleri korkularından ne fotoğraf çektirtiyor ne de açıklama yapıyorlar.Bizim Ahıska’da belgesel çekimimizden de son derecede rahatsızlar.Ahıska’da bizi en çok etkileyenler Ahıskale , Ahıskale’deki Osmanlı Türk eserlerinin perişan halleri, Ahıska’ya dönen Sabiha Ninenin “vatan vatan” diye inlemesi ve Ahıska’da yaşayan Türklerin korku ve endişeleri oluyor.

      Çekim yapmaya başlamamızın üzerinden bir saat bile geçmeden bizler hemen Gürcistan’ın Başkenti Tiflis’teki istihbarat merkezine ihbar ediliyoruz.Gürcistan istihbaratı ile adeta köşe kapmaca oynayarak belgesel çekimlerimizi tamamlayıp başkent Tiflis’e gitmeye karar veriyoruz.

 AHISKA

            1578 yılından 1828 Rus işgaline kadar Anadolu’dan bölgeye yerleştirilen ve Anadolu Türklüğü’nün ayrılmaz bir parçası olan Ahıska Türkleri’nin asıl vatanı bugünkü Gürcistan Cumhuriyeti’nin toprakları içinde kalan ve Türkiye ile komşu olan Ahıska, Ahılkelek, Aspinza, Adıgen ve Bogdanovka vilayetleridir.Buraya yerleşen Türkler’e Ahıska Türkleri denmesinin sebebi ise bu vilayetleri içine alan bölgenin coğrafi isminin Ahıska olmasından ileri gelmektedir.

         Son 70 yılda 3 defa sürgüne uğrayan ve 1944 yılında kanlı diktatör Stalin’in hışmına uğrayan ve sürgüne tabi tutulan bir Türk grubu da Ahıska Türkleri’dir. Ahıska Türkleri bu kanlı sürgünde SSCB’nin birçok bölgelerine dağıtılmışlar ve binlerce şehit vermişlerdir.Ahıska Türkleri bugün 13 Cumhuriyetin 264 değişik bölgelerinde yaşamaktadırlar.Rusya Federasyonunu 28 yerleşim biriminde 70 bin, Kazakistan’da 145 bin, Azerbaycan’da 106 bin, Kırgızistan’da 57 bin, Özbekistan’da 30 bin, Ukrayna’da 18 bin, Türkiye’de 200 bin, çeşitli ülkelerde 3000 olmak üzere 629 bin Ahıska Türkü yaşamaktadır.Bunların sosyal, kültürel ve eğitimle ilgili pek çok problemleri mevcuttur.

        Bulundukları ülkelerde oluşturdukları kültür merkezlerinde Ahıskalılar kimliklerini koruma mücadelesi vermektedirler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da Ahıska Türklerinin kurduğu çok sayıda Türk Kültür Merkezinde bu çaba gösterilmektedir. Özbekistan’da bulunan Ahıskalılara ait kültür merkezi, Özbekistan Medeniyet Vakfı bünyesinde 1992 yılı başında “Türk Medeniyet Merkezi” adı ile kurulmuştur.Merkezin başında Dr. Ömer Salman bulunmaktadır. Kazakistan Ahıska Kültür Merkezi 1991 yılında Dr. Tevfik Kurdayev Haşimoğlu tarafından Almatı’da kurulmuştur. Merkezde Türkçe, din bilgisi gibi dersler verilmektedir.Ayrıca merkez, Türkiye’den Kazakistan’a giden Türk vatandaşlarına da kapılarını açmaktadırlar.Kırgızistan’da bulunan Ahıska Türkleri tarafından 1991 yılında kurulan Türk Medeniyet Merkezi’nin başında eski milletvekili İzzet Maksudov bulunmaktadır.Bu üç merkezin stratejik açıdan önemleri çok büyüktür. Türk, Kazak, Kırgız, Özbek kardeşlikleri arasında nifak tohumları ekmek isteyenlere karşı bu merkez mühim görevler üstlenebilecek yapılanmalar haline getirilebilir.

          Ahıska Türkleri’nin neden sürgüne tabi tutuldukları tam 47 yıl gizli tutuldu. Gerekçe olarak bu 47 yıl boyunca ileri sürülen ise yalnızca tahmin edilen, varsayılan gerekçelerdi…

            1991 yılında sürgünle ilgili belgelerin önemli ölçüde yayınlanmasıyla konu açıklık kazandı. SSCB’nin Halk İçişleri Komiseri Gürcü asıllı Lavrentiy Beriya, savaş sebebiyle bütün yetkileri elinde toplayan Devlet Savunma Komitesi Başkanı Gürcü İ. V. Stalin’e gönderdiği teklif niteliğindeki mektubunda (24 Temmuz 1944) “Gürcistan SSC’nin Türkiye sınırlı bölgelerinde oturan Türk nüfusun önemli bir kısmı yıllardır Türkiye tarafındaki akrabalarıyla temas etmek suretiyle muhaceret eğilimi içerisinde olup, kaçakçılık yapmakta, Türk istihbarat organları için casus angaje etme kaynağı oluşturmakta ve eşkiyaya insan gücü temin etmektedir” diyerek, bu sebeple 16700 hanenin (86 bin kişilik nüfus, bazı kaynaklarda bu rakam 91 bin olarak ifade ediliyor, ayrıca 40 bin kişi de askerde) Ahıska bölgesinde Orta Asya’ya sürülmesini ve bunların yerine de Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen kazalarından 7000 Gürcü hanenin iskan edilmesini teklif ediyordu.

        Bu teklifini bir hafta sonrasında Stalin tarafından imzalanan yukarıda zikredilen tarih sayılı Devlet Savunma Komitesi Kararıyla da “sürgün” başlıyordu. İşin ilginç tarafı Beriya’nın hazırladığı gerekçeli teklif ile Stalin’in imzaladığı gerekçeli kararın aynı ifadelerden oluşmasıydı. Şüphesiz ki bütün bunlardan daha ilginç olanı gerek teklifte, gerek kararda yer alan iddiaların gerçek dışılığı ve ciddiyetten uzaklığıdır.

         Türk toplulukları içerisinde kendi yönetimi olmayan tek Türk topluluğu olan Ahıska Türkleri kendi okulları ve yayın organları yoktur.Yeni yeni kültür merkezleri, dernek veya cemiyet kurmaya başlamışlardır. Geniş bir alana sürüldükleri halde Türklüklerinden hiçbir şey kaybetmemişler, bugüne kadar Türk adını şan ve şerefle yaşatmışlardır.

       Dede Korkut Kitabı’nda “Ak-Sıka” (Ak Kale), 481 yılına ait kayıtlarda “Akesga” adlarıyla anılan eski Oğuzlar beldesi Ahıska, Gürcüce “Yeni Kale” anlamına gelen Ahal-Thise’nin Türkçe ve Farsça şekli olarak da yorumlanmaktadır.İslamın ilk fetihleri esnasında Hz. Osman’ın hilafetine rastlayan dönemde Şam valisi Muaviye’nin kumandanlarından Habib b. Mesleme tarafından ele geçirilen Ahıska, 1267-68 yıllarında da Moğolların hakimiyeti altına girmiş, daha sonraki yıllarda bölgenin yarı bağımsız valileri “Atabeğ”ler tarafından yönetilmiştir.

        Ahıska, Atabeğleri Lala Mustafa Paşa’nın, Çıldır Savaşı (1578) sonunda Osmanlı idaresine girdiler. Son atabek Minüçihr Osmanlı’ya bağlılığını bildirerek müslüman oldu ve Mustafa Paşa adını aldı. Bu tarihten sonra Ahıska yeni kurulan Çıldır eyaletinin merkezi haline getirildi ve tahriri yapıldı. Ancak, Çıldır’ın savaşlarda harap olması üzerine Ahıska eyalet oldu, bir ara Safevilerin de eline geçen şehir, 1635 yılında tekrar Osmanlı hakimiyetine girdi. 1828 yılında Rusların idaresine girinceye dek tam 250 yıl Osmanlının serhat şehri olarak kalan Ahıska Türkiye sınırlarından kopunca bu bölgede yaşayan Serhat Türklerinin kötü talihi de işlemeye başladı.

         1853-1856 Osmanlı-Rus savaşı esnasında bir kısım Ahıskalı Osmanlı ordusuna yardımcı oldukları gerekçesiyle üzerlerinde yoğunlaşan baskılardan kaçarak Erzurum’a sığındılar.Yine bu savaş sonrasında Kars’ın Osmanlı sınırlarından koparılmasıyla Ahıska Türkiye sınırından bir hayli uzakta kaldı.Bu dönemde Kuzey Doğu Anadolu’dan Ahıska bölgesine doğru bir Ermeni göçü yaşandı.

TİFLİS’TE DOSTELİ…

       Gün geceye doğru devinirken, biz Muhteşem Süleyman’ın Osmanlı topraklarına kattığı ve yüzyıllarca Osmanlı yönetiminde kalan bu ülkede Türk- İslam Medeniyetine ait eserleri, araştırmak üzere başkent Tiflisteyiz.

        Biz vardığımızda geceyi soluyan Başkent Tiflis tarihi boyunca iktidar mücadelelerinin yaşandığı bir kent olmuş.Arkeolojik araştırmalar Tiflis’in İ.Ö. 4. bin yılında yerleşme alanı olduğunu gösterir.Ama yazılı kaynaklara göre Tiflis’e ilk yerleşme İ.S 4. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşir ve Kral Varaz-Bakur döneminde bir kale inşa edilir.Aynı yüzyılın sonunda İranlılar kaleyi ele geçirirler. 5. yüzyılın ortalarında Kartli kralı kaleyi geri alır. Tiflis’i gerçekten imar eden Kral Vahtang Gorgasal’dir. Ne var ki kral, başkenti Mtsheta’dan Tiflis’e taşıyamadan ölür.

        Vahteng Gorgasal’ın halefi Kral Ucarmeli I. Daçi (6. yüzyılın başları), başkenti Mtsheta’dan Tiflis’e taşır.. Ancak o tarihlerde Tiflis, Birleşik Gürcü devletinin değil yalnızca Doğu Gürcistan’ın, Kartli veya İberia denen krallığın başkentidir.Batı Gürcistan’ı kapsayan Kolheti, ayrı bir devlettir.I. Daçi döneminde kentin kale inşaası tamamlanır ve kentin yeni sınırları ortaya çıkar.6. yüzyılda, Avrupa’ya bağlanan ticaret ve taşımacılık yolu üzerinde, giderek gelişir ve stratejik bir önem kazanmaya başlar.Tiflis, yalnızca Kartli’nin stratejik öneme sahip başkenti değil, aynı zamanda bütün Kafkasya’nın da önemli kentidir.Kafkasya’da, Avrupa ve Asya arasında merkezi bir konuma sahiptir.Bu yüzden kent, Bizans, İran, Arap ve Selçuklular arasındaki güç mücadelesinin de aracı haline gelir.Tiflis’in kültürel gelişimi de bu duruma bağlı olarak şekillenir. Kent, 6. yüzyılın ikinci yarısı ile 10. yüzyılın sonlarına değin değişik güçler arasında el değiştirir.570-580 yıllarında Tiflis İranlıların elindedir ve kenti yaklaşık on yıl İranlılar yönetir.627 yılında Bizans-Hazar ordusu kenti ele geçirir.736-738’de II. Mervan komutasındaki Araplar kente girerler. Araplar burada bir emirlik kurarlar.764’te Hazarlar kente girdiyse de Araplar kontrolü yeniden ele geçirirler.853 yılında Arap komutan Buğa Türk, bir halifelik kurmak için kenti istila eder. Arap egemenliği 1050 yılına değin sürer.1068’de bu kez Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan kenti feth eder.Gürcistan’ın altın çağını yaşadığı 12-13. yüzyılda Tiflis büyük gelişme gösterir ve kentin nüfusu 80.000’e ulaşır.Kent, kültür ve edebiyat merkezi haline gelir. Kraliçe Tamar döneminde ünlü şair Şota Rustaveli Tiflis’te çalışmalarını sürdürür ve büyük bir olasılıkla Kaplan Postlu Şövalye adlı ünlü destanını burada yazar.Bu dönem, Gürcİstan’ın Rönesansı veya Altın Çağı olarak anılır.Tiflis’in “Altın Çağı” bir yüz yıl bile sürmez.1236 yılında, Moğol istilasından sonra Gürcistan Moğol egemenliğine girer.Tiflis, hem politik hem de kültürel açıdan sonraki yüzyılda güçlü bir Moğol etkisi altında kalır.1320’lerde Moğollar ülkeden çıkarılır ve Tiflis Gürcü devletinin yeniden başkenti olur. Ne var ki kent, 1366’da yeni bir yıkımla karşı karşıya gelir.14. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına değin Tiflis, değişik güçlerin istilasına uğrar. Timurlenk, Cihan Şah, Uzun Hasan, Ağa Muhammed Han kenti yağmalarlar.19. yüzyılın başlarında Avrupa tarzı yapılar inşa edilmeye başlar. Yeni yollar ve raylı ulaşım yolları yapılır.Tiflis, Rusya’nın yönetimi altındaki diğer Transkafkasya kentleri Batum, Poti, Bakü ve Erivan ile birlikte bölgenin en önemli kenti sayılır.1850’lerde Tiflis, yeniden ticaret ve kültür merkezi haline gelir.

       1917 Devrimi’nden sonra Tiflis, önce Transkafkasya Federasyonu’nun, ardından da bağımsız Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti olur.1918’de çok kısa bir süre, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’nın oluşturduğu Transkagkasya Federasyonu’nun başkenti olan kent, 1918-1921 arasında bağımsız Gürcistan’ın başkenti olarak kaldı.25 Şubat 1921’de Kızıl Ordu kenti iişgal etti ve ardından kent, Transkafkasya Sovyet Federe Sovyet Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edildi.1936’da Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti oldu ve bu dönem 1991 yılına kadar sürdü.1956, 1978 ve 1989 yıllarında Moskova yönetimine karşı Tiflis’te geniş çaplı gösteriler düzenlendi.1956 ve 1989 gösterileri Moskova yönetimince kanlı biçimde bastırıldı.

        Bu denli hızlı bir tarihsel değişim yaşayan kentte devr-i alem ekibi olarak gözümüze ilk çarpan Ortodosk kiliseleri ve tabiki devasa boyutları.Tipik Gürcü mimarisiyle yapılan kiliseler Gürcistan’ın genel kimliğini yansıtıyor.Kura nehrinin ikiye böldüğü Tiflis’i kaleden seyrediyoruz.Kalenin etrafındaki eski Gürcü mimarisiyle yapılan evler onarım görüyor.Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in ana caddelerinde son model otomobiller, süper lüks cipler, plazalar, işyerleri ve şehirdeki hareketlilik Gürcistan’ın hızla geliştiğinin nişanesi.Çok sayıda Türk işadamının Gürcistan’da yatırım yapıp iş kurduklarını öğreniyoruz. Bir çok gökdelen ve plaza inşaatının Türk işadamları tarafından yapıldığı söyleniyor.Her yerinde inşaat alanı bulunan kent bir şantiyeyi andırıyor. Gürcistan bu gelişmeyi Saakaşvili döneminde yakalamış. Saakaşvili cumhurbaşkanı olduktan sonra Gürcistan’da ki rüşvet ve hırsızlığın esamesinin okunmadığını kulağımıza gelen bilgiler arasında. Gürcistan sınır girişlerinde rüşvet alan ve verene 7 yıl hapis cezası vardır uyarısı Gürcüce, Türkçe, İngilizce ve Azeri dilleriyle yazılarak asılmış. Saakaşvili her bakımdan ülkeye tam hakim olmuş. Ahıskanın donuk havasına karşın Tiflis’te canlılık egemen.Kalenin, Kaleden tüm Tiflis’e hakim tepeye yapılan ana Tanrıça heykelindeki kılıç ve kase “Tiflis’e dostça gelenlere şarap ikram ederiz, düşmanca gelenlere kılıçla karşı çıkarız” gibi ironik bir anlam ifade ediyor.Kale İranlılardan korunmak için inşa edilmiş. Kalenin eteğinde ki Ermeni kilisesinde çekim yapıyoruz.Ermeni yetkililer Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bize ilgi gösteriyorlar.Türkiye hakkında sorular soruyorlar. Yaşlı bir Ermeni kadınla Türkçe konuşuyoruz. Ermeni kilisesinde ki diğer yetkililerden bazıları bizlere kuşkucu bazıları kızgın bazıları da sempatik davranıyorlar.

 TİFLİS’İN YIKILAN VE EZAN OKUNMAYAN CAMİLERİ

            Tiflis kalesi eteğindeki kırmızı kiremitlerden yapılmış tarihi Tiflis camiini kokusunu kaleden içimize çekerek seyrediyoruz. Kaledeki seyir terasında 120 yıl önceki Tiflis’in eski resimlerine bakıyoruz.Bu resimlerde Ermeni kilisesinin hemen solunda Kura nehrinin kenarında minaresi net olarak görünen bir cami fotoğrafı dikkatimizi çekiyor.Ancak bu caminin olduğu yerde şimdi başka yapılar var, cami çoktan yerle yeksan olmuş.

      Tiflis camisine giriyoruz. Minareden ezan okumak yasak.Cami içinde sadece Cuma günleri ezan okunuyor.Cami vakit namazlarında da ibadete açık.Caminin iç mimarisi çok ilgi uyandırıcı.Yakın zamana kadar caminin içinde ki bir bölüm de Sünniler, diğer bölüm de ise Şiiler namazlarını kılıyormuş.Şimdi namaz kılma birleşmiş ancak caminin içinde iki ayrı mihrap hemen göze çarpıyor.Cami Cuma ve bayram namazlarında tıklım tıklım doluyormuş.Caminin hemen alt kısmında sıcak kaplıca sularının çıktığı hamamlar İran mimarisiyle yapılan nazenin bir çiçeği anımsatan çinili binalar oldukça çarpıcı.

       Adı Gürcüce ‘sıcak su’ manasına gelen ve Tbilis diye telafuz edilen Tiflis’i gezip görmek gerekiyor.Bir günde Tiflis’i baştan başa geziyoruz.Türk işadamlarının iş yerlerini ziyaret ediyor, öğle yemeğimizi Gürcüce sofra anlamına gelen Sobra adında bir Türk lokantasında yiyoruz.

         Türkiye’nin Gürcistan büyükelçisi Ergenekon soruşturmasında adı geçtiği için görevden alınmış yerine yeni büyük elçi atanmış.Yeni Büyükelçi göreve henüz başlamadığı için kendisiyle görüşemiyoruuz. Tiflis’in en merkezi yerindeki büyükelçilik binası önünde ay yıldızlı bayrağımız nazlı nazlı dalgalanıyor.Diğer ülkelerde olduğu gibi Gürcistan’da iş yapan Türkler büyükelçilikten şikayetçi. Büyükelçilik yetkilileri Türk vatandaşlarına ilgisiz ve duyarsız.Bizlerin verdiği vergilerle maaşlarını alan adeta krallar gibi büyükelçiliklerde saltanat süren büyükelçiler ve konsoloslar hakkıyla Türkiye’yi temsil etmiyorlar.

 KABULETİ KENTİNDE BALE SALONU YAPILAN CAMİİNİN HAZİN ÇEHRESİ

            Tiflis’te geçirdiğimiz bir günün ardından akşam üzeri Acarya Özerk Bölgesi ve merkezi Batuma doğru yol alıyoruz.

           Gece geç vakitlerde Acara’nın başkenti Batuma yaklaşırken önce Kabuleti şehrine uğruyoruz.Kabuleti şehrinde bale salonu ve folklor merkezi haline getirilen tarihi Osmanlı Kabuleti Camiinin minaresi yıkılmış, ruhu çalınmış,mahzun ve yalnız.Silik bir nida çalınıyor kulaklarımıza ondan bize doğru.Etrafta ajan ve polis kaynadığı için aracımızın camından kameramız ile çekim yapıyor, fotoğraf karelerimiz ile tarihe not düşüyoruz.

       Ertesi gün gündüz gözüyle, Kabuleti Camiini görmek için tekrar geliyoruz.Zor şartlar altında aracımızdan inmeden neden sahipsiz bıraktınız dercesine duran tarihi Osmanlı camiisini görüntülemeye çalışıyoruz.Ortodoks Hıristiyan kültürü altında büyük bir baskı gören Müslüman-Türk Acaralılar her şeye rağmen inançlarını ve kültürlerini yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyorlar.

 ACARANIN BAŞKENTİ BATUM

             Kabuleti ile Batum arası 35 km. Biz ilerlerken şehirler ve köyler bir bir geride kalıyor.Yüce dağların koynundan akan geniş yollar Batuma götürüyor bizi..

     Yol üzerinde ki geniş ovalarda tarım yapılıyor.Meyve bahçelerinde çeşit çeşit,renk renk meyvelar.Batumu tasvir etmekte kelimeler kifayetsiz kalıyor.Köylüler yollar üzerinde tıpkı Anadoludaki köylüler gibi tezgâhlarını açmışlar Batum’da.

       Batum’un eski Yunan kolonisi olarak Batis adıyla kurulduğunu sanılır.Bir zamanların Osmanlı sancak merkezi olan ve birçok ilim, fikir adamı yetiştiren Batum’ un gece manzarası muhteşem. Gökdelenler ve plazalar Batum’ un ekonomik gücünün göstermeye yetiyor.Türkiye sınırları içerisinde doğan Çoruh ırmağı Batum yakınlarında denize dökülmekte. Sınır anlaşmasını imzalayan Türk heyeti Çoloki ile Çoruh’u ayırt edecek kadar akılları başında olmadığı için Türkiye güzelim Batum ovasını Ruslara bırakmak zorunda kalmıştır.

Bize eşlik eden rehberimiz, Batum’ a 5 yıl önce sabah yarım saat ve akşam yarım saat elektrik verildiğini vurgulamadan geçemiyor.

 BATUM ORTA CAMİİ

          Batum, 1877-1878 Rus işgaline girince Ruslar bölgede büyük bir mezalim yapmışlar. Batum’ daki muhteşem Osmanlı eseri olan Ulu Camii ve Valide Sultan Camiini yıkmışlar. Batum’ un merkezinde bugün Orta Camii veya Cuma Camii ile anılan tek camii kalmış. Batum da ilk uğradığımız yer elif misali minaresi ile Batum Orta Camii oluyor. Camii ecdat yadigârı. Sade ve sakin. Camiinin bahçesinde Türkçe bilen Acaralı Müslümanlar bizleri görünce, gözlerinden anlaşılan samimiyet ile önce selamımızı alarak bize kucak açıyorlar. Biz Acarlılarla görüşürken camii görevlisi olduğunu söyleyen Gürcü devlet ajanı devreye giriyor. Gözümüzün ucuyla takip ettiğimiz ajan gerekli yerlere ihbar veriyor. Biz, aldırış etmeden camimin içinde okunan öğle namazının çekimini yapıyoruz. Kürsüden mihraba, minareden tavana kadar muhteşem ahşap ve kalem işi olan camii süslemelerini çekiyoruz. Ahşap ve kalem işi boyama süslemeler birbiri ile ahenk içinde camii cemaatine göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Ezandan sonra az sayıdaki genç – yaşlı bir grup ile camii de saf tutup öğle namazımızı eda ediyoruz. Namazın bitiminden sonra kendimizi dışarı atarak camiinin dış görünümü gizlice çekiyoruz. Gürcü ajan bizi uzaktan takip ediyor. Ajanı oldu bittiye getirerek bizi gezdiren taksiye kendimize atarak Acara da Müslüman ve Türk Osmanlı eserlerini ile Acara ve Batum’u çekmeye devam ediyoruz.

 ACARA GÜMÜŞİ RENKLİ IŞIL IŞIL BİR PINAR GİBİ

         Kafkas dağları eteklerindeki yemyeşil ormanlardan ve heybetli duruşları ile büyüleyen dağlardan geçerek Acara’ ya yaklaşıyoruz. Yolar oldukça hareketli ve bizi Acara yakınlarında önce Gürcistan’ın liman kenti Poti karşılıyor.Rus-Gürcü savaşında bombalanan Poti yeniden dirilmiş.Kentte yaldızlı bir fırça değmiş gibi.5 yıl önce günde bir kaç saat elektrik verilen Gürcistan ve Acara artık daha canlı daha aydınlık.Acara’nın giriş kapısı olan Çoloki n ehri bizi karşılıyor. Sonrası Acara.

      Şirin liman kenti Poti’den sonra efsunlu Dolunay ışığı altında fındık, narenciye ve meyve bahçelerini seyrederek yol almaya devam ederken sedef nakşedilmiş değerli bir kutuyu andıran Acara’da buluyoruz kendimizi hiç farkına varmaksızın.

     Gürcistan’ın güneybatı kesiminde yer alan özerk bir cumhuriyet Acara.Türkiye’nin hemen kuzeydoğusunda Artvin ve Ardahan illeri sınırında yer alır.Artvin’in Hopa ilçesinde bulunan Sarp Sınır Kapısı Batum’a açılır.Bir süre Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde kalmış olan Acara Özerk Cumhuriyeti, 1921’de Acara Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla kurulmuş, Sovyetler Birliği’nin dağılıp Gürcistan’ın bağımsız olmasından sonra bugünkü adını almış. Gürcistan’ın merkezi yönetimine tabi olan Acara Özerk Cumhuriyeti, Türkiye ile tarihi, dini ve kültürel yakınlığa sahip.1921 Kars Antlaşması metninde “Garantör” terimi geçmemekle birlikte 6. maddesine dayandırılarak, özerkliğinin Türkiye’nin garantörlüğünden bahsedilmekte.

 ACARA NASIL KAYBEDİLDİ?

         Türk dış politikasında yenilgiler pek çoktur. Birinci Cihan Harbinde geri aldığımız Acara ve Batum’u tekrar Ruslara verdiğimiz muğlaklık gösterir. Tarih boyu hep ihanetlere uğramış ve hançerlenmişiz. Söylenti ve dedikodular şayet hakikat ise Türkiye- Gürcistan sınır anlaşması imzalanırken Türk heyetine Çoloki ırmağı Çoruh ırmağı olarak imzalattırıldığı için Batum gibi Acara’yı da Ruslara vermişiz.Yazık çok yazık.

ACARA’NIN DİĞER YÜZÜ; DRAMIN ADI:MÜSLÜMANLAR AĞLIYOR

           Acaradaki Müslüman halk, Türkiye’nin garantörlüğünde ancak bu sadece sözde kalmış çünkü Gürcistan Devleti Müslümanların seçme hakkını bile gasp etmiş.Seçilmiş müftü bugün görev yapamıyor.Gürcistan devleti iki tane üst üste uluslararası prosedürü çiğneyerek atama yapmış. Türkiye’ nin duruma sessiz kalması üzücü ve düşündürücü.Türkiye’nin daha yeni Gürcistan’a din işleri ataşesi atanması konusunda da ne kadar cılız bir tutum sergilediği aşikar. Tezat olan bir konu ise; Din İşleri ataşesinin normalde Batum Başkonsolosluğunda görev yapması gerekirken, Gürcistan’ nın baskısı ile Tiflis’deki büyük elçilikte görev yapması zorunlu kılınmış. Acara’daki Müslümanları tam bir dram yaşıyorlar.

 CAMİİ’ YE YOK KİLİSE’ YE VAR.

        Acara’daki gezimizi Ortodoks kilisesinde sürdürüyoruz Pazar ayini için Acara merkezde bulunan büyük kilise; genç, yaşlı, kadın,erkek, çocuk,yetişkin çok sayıda Ortodoks Hıristiyan Gürcü Acaralılar tarafından doldurulmuş.Sabahın erken saati olmasına rağmen kilise tıklım tıklım.Mum yakanlar, kucağında çocukları ile anneler, haç çıkaranlar gibi dini birçok ritüeli yerine getiren insanlarla karşılaşmak olası.Etrafını saran çocuklarla birlikte kameralarımıza yansıyan papazı çektiğimizde tepki vererek çekim yapılmasını istemiyor papaz.Kilisenin önünde bekleyen Acaralı Hıristiyan gençlere verdiğimiz selamı aleykümü selam diyerek almalarına şahit oluyoruz.Kilisenin içindeki ve dışındaki kalabalık aklımıza geldiğinde Acara merkezde bulunan ezanların okutulmadığı ve az sayıdaki cemaati olan elif minareli Orta Camii aklımıza geliyor ve hüznün sardığı yüreğimiz dağlanıyor sanki.

 ACARA DA MÜFTÜLÜK KRİZİ

         Yakın zamana kadar Acara’ da müftlük seçim ile yapılıyordu. Geçtiğimiz yıllarda yapılan müftülük seçimine Mehmet, Kemal, Bekir ve Tariya adında 4 aday katılmış. 400’e yakın din görevlisinin katılımıyla devlet görevlilerin nezaretinde yapılan seçimleri, Mehmet Bolukvazde 375 kişinin kullandığı oyla kazamış.Kazanmış kazanmasına ama sadece 2 ay görev yapabilmiş.Ortodoks Hıristiyanlığının ana merkezi olan Gürcistan hükümeti, Mehmet Bolukvazde’yi alaşağı etmiş.

 TÜRKİYE, ACARA MÜSLÜMANLARINA SAHİP ÇIKMALI

          Yaptığımız araştırma ve edindiğimiz bilgilere göre 320 köyü olan Acara köylerinin %75’i Müslüman, şehir merkezlerinde ise Müslüman nüfus, Hıristiyanlık propagandası yüzünden %50’lere inmiş.Acara’nın genelinde bulunan camilerin yarısını oluşturan 158 cami olduğunu öğreniyoruz.Camileri bale salonu yapılan Kabuleti Müslümanları köylerde namaz kılıyorlar.

         Bizim Tiflis Büyük Elçiliğimiz, Batum Konsolosluğumuz ve Türkiye Dış İşleri Bakanlığı bu işlere sadece seyirci kalmakta, uluslararası haklardan doğan garantörlük hakkını kullanmamakta ve buradaki müslüman Türklere sahip çıkmamakta.Hal böyle olunca Türk kamuoyu da bölgeye ilgisiz kalmakta.Devr-i Alem ekibi olarak temennimiz Devletin Acaralı Türk-Müslümanlara sahip çıkması.

Devr-i Alem  (27 Ekim 2010  Gebze Gazetesi)

Gürcistan  Büyük Elçisi neden başarısız?

       Bana göre Gazeteci,  millet  ve kamuoyu  adına  denetim görevi  yapmaktır.50  yıllık ömrümün  30 yılını  gazetecilik yaparak geçirdim. Yazdıklarım ve belgesellerimle gök kubbe’de hoş seda bırakmak istiyorum.Çok zor olsada pişman değilim iyiki gzetecilik yapıyorum.

       Dünkü yazımıda Dışişleri  bakanlığı ve  büyük elçiler başarılı mı? sorsuna cevap arayarak, konuyu  Türkiye’nin en yakın komşusu olan Türkiye’nin Gürcistan büyük elçisine getirmiştik.Bugünde Gürcistan büyük elçisi’nin neden başarısız olduğu  sorusuna cevap arayacağız.

      İsterseniz gelin  Büyük elçilerin görevi nedir? sorusuna cevap arayalım.Büyük elçilern görev ve yetkileri yasa ve anayasa ile  belirleniştir.Kısaca  özetleyecek olursak,Büyük elçiler bulundukları ülkede Türkiye Cumhuriyetini temsil ederler. Türkiye devleti ve  Türk vatandaşının hak ve menfaatini koruyarak bir anlamda  bulundukları ülkelede Türkiye lobisi oluştururlar.

      Bu  kriterlere baktığımız’da bir yıl ara ile iki kez Gürcistana giden ve kendi imkanları ile Ahıska, Ahılkelek, Tiflis ve Acara özerek Cumhuriyei’nin başkenti  Batum’da  araştırma yapan bir Gazeteci ve Belgesel TV program yapımcısı olarak  belirteyim, Türkiye’nin Gürciistan büyük elçisi   başarısız.

          Tarihe not düşüp zamana noterlik yapma adına neden başarısız olduğunu bir  kaç satırla  yazmak istiyorum.

 Gürcistan’da neler oluyor?

            Önce  Gürcistan’da neler olduğunu, tesbit edelim.Gürcistan hemen yanı başımızda Türkiyenin çok yakınında 4 milyon nüfusa sahipi, nüfusunun  bir milyonuna yakını müslüman olan bir ülke. Ancaka her hangi bir ülke değil.Dünyada İsrail, Yunanistan’dan sonrara en dinci 3. ülke.Yunanlıların mezhebi olan Ortadoks  hırısityanlığa  mensup  olmasına rağmen, İsrail  devleti menfatine Yahudi lobisi’nin en etkin olduğu ülke.Kilisiler  devlet yönetimi üzerinde çok etkili.Dağ taş kilise dolu.Gürcistan halkı ve devleti yöneten kadroda,Türkiye devleti ve Türk  vatandaşına  karşı büyük bir düşmanlık var.Gürcü medyası Türkiye’den olumu çok az şey yazıp çizmekte, Gürcestan kamuoyunda Türkiye yok.

           Gürcü-Rus savaşından sonra, savaş’da Gürcülere en çok yardım eden ülke anketinde Türkiye ilk on ülke arasında bile  yok.Birinci sırıdakı ülke’nin İsrail olarak çıkması düşündürcü.Bilindiği gibi Türkiye, Gürcülere yardım için  giden ABD gemilerini boğazlardan geçirdeği için Rusyla ile arası açılmıştı.İsrailli bakan ve devlet yöneticileri’nin Gürcistanda villa ve yazlıklarının olması tesadüf değil.Özetle Gürcistan hem  Hırıstiyan ve hemde Yahudi dünyasını çok iyi kulanmakta.En karlı ve  en büyük  para kazandıran ihaleler   Yahudi  firmalarına verilmekte.

 Gürcistan’da yaşayan Türkler neden  şikayetçi ?

           Türkiye ve türk vatandaşı  Gürcistan’da  büyük sorun  ve sıkıntı içinde sınır kapısından Gürcistana giden  Türk vatandaşı  bu ülkeye girdikten  sonra   üzerinde büyük bir baskı  hissetmekte.Türk vatandaşı burada sahipsız.Binlerce Türk vatandaşı, İşadamı ve   öğrencilerimizin  bulunduğu  Gürcistana’da Türk vatandaşları büyük elçiilikten gerekli yardım ve desteği görememekte.Dıdişleri bakanı sayın Ahmet Dauvutoğlu başta Gürcistan olmak üzere büyük elçiliklerle ilgili o ülkelerdeki Türk vatandaşları ile   anketler yaparak  büyük elçilerin  daha iyi çalışmalarını  sağlayabilir.

 Ahıska Türkleri’ne  neden sahip çıkılmıyor?

        Türkiye-Gürsitan arasındakı en büyük sorun Ahıska Türkleri, Soviyet Rusya döneminde birg ecede yerinden yurdudan  sürülen  100 bin Ahıska  türkü’nün  tekrar Gürcistana dönesi için 15 yıl önce  Gürcistan  devleti tarafından verilen sözler bir türlü  tutulmuyor.  15 yıl içinde Ahıskaya sadec 38 Türkün dönmesine izin verildi.Tükiye’nin  Tifilis büyük elçiliği bu konuda   lobi çalışmaları  neden yapmıyor ?Ahıska Türklerin neden sahip çıkmıyor? Türkiye’nin  Tiflis büyük elçisi  acaba  kaç kez  Ahıska bölgesine gitti ve  Ahskada olup bitinleri Türkiyeye rapore etti.

 Ahıska türkleri’nini lideri neden tutuklu?

           Ahıska  Türkleri’nin lideri Ahıskadan kendi   parası  ile  ev satın aldığı içini  Gürcistan derin  develeti ve  kilislerin baskısı  ile   şuanda  tutuklanıp ceza evinine atıldığandan Tiflis Büyük elçisinin  haberi  var mı ? Bu konuda  acab  ne yapıyor bay büyük elçi.Neden Türkiye’nini Ahıska türkleri ile ilgili uluslararası sözleşmelerden doğan hakkını  aramıyor?

 Türk işadamları dolandırılıyor?

           Bugün Gürcistan’da  çok sayıda Türk işadamı ve her gün bu ülkeye girip çıkarak  nakliye  yapan  yüzlerce  Türk Tırları var. En basit işemler için   Türk işadamları ve vatandaşlarına büyük  eziyet çektirilayor.İşadamları engelleniyor,Tifilis-Batum   oto yolunu yapan  İsrailli  Yahudi firması bir çok Türk işadamı ve işçisini dolandırmış. Türk işadamları’nını kamyon ve işmmakınlnalarına   el konarak  bir çok  Türk vatandaşı aylardan beri Gürcistan’da prişran büyük elçi   Türk  işadamları ile neden  ilgilenmiyor ?

 Müslümanların malına kiliseler el koymak istiyor

      Dünyanın en dinci  devletlerinden birisi olan Gürcistan nüfsunun  4/1 müslüman.Türkiye uluslararası  sözleşmelerle Acara müslümanları için garantör ülke.Garantör olmasın rağmen Türkiye büyük elçiliğinin ilgisizliği yüzünden müslümanlar büyük sorun yaşıyor.Türkiye yıllar sonra geçtiğimiz yıl Dinişleri ateşesi atadı.Kiliseler müslümanların  malına el koyuyor, hıristiyan misyonerler müsmlüman köylerde Hırıstiyan faliyetler yapıyor.Türkiye  Gürcistanda ki müsmlümanların   hak ve menfaatini korumuyor.Bir zamanlar Acara bölgesinde yaşayanların tamamına yakını  müslüman Acara halkından oluşurken bugün bu durum %50’e indi.Türkiye biraz daha ilgisiz kalırsa  garantörlük hakkınıda kaybedecek ve  müslümanlar tümü ile azınlık durmuna düşecekler.

        Evet Gürcistanla ilgili  bizim bir iki günde tesbit ettiğmiz sorun ve sıkıntılar işte böyle.Burada yazdığımız tesbitleri bay büyük elçi bizleri  lütuf edip  görüşme nezaketini  göstersedi  kendisine soracaktık.Ama o Tiflis  büyük elçiliğinde adeta sıkıyönetim uyguluyor.Kamera ve fotograf makınalarına hemen giriş’de el koyuyor.Sade vatandaşlar bir  yana  demokrasiler de dördüncü kuvvet oalan Türkiye devleti’ni akredite etteği sarı basın kartı gazetecilere bile görüşmeyerek Tiflis’de günü gün ediyor.

     Türkiye olmazsa mevcut toprak bütünlüğünü bile tamamen   kaybedecek Gürcistan’da Türkiye ve Türk lobisi yok.Türk vatandaşı   3. sınıf insan muamelesi görüyor.Türkiye büyük elçiliği Türk vatandaşlarına ilgisiz.Türkiye devletini yönetenler, başta Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül  başta olmak üzere  Başbakan ve Dışişleri Bakanı Gürcistan’la ilgil çok geniş bir araştırma va saruşturrma başlatmalı.Türkiye’nini  hak ve menfatini  koruuyacak  ve  Türkiye lobisi oluşturacak bir büyük elçiyi Tiflise’e atayarak işe  başlamalı.Türkiye’nin Tiflis büyük elçisinin başarısızlığı yüzünden  Gürcistan’nın külfetini  Türkiye çekiyor nimetinin İsrail  yiyor..

Dünya çelik devi POSCO

Yasal Uyarı: Yazı, fotoğraf ve görüntüler Araştırmacı-Gazeteci ve Belgesel Yönetmeni İsmail Kahraman’a aittir.Tüm hakları Belgesel Yayıncılık’a ait olup, kopyalanması ve kullanılması yasaktır…

Dünya çelik devi POSCO

       Türkiye’deki bir çok demir çelik ve kimya fabrikasına örnek olabilecek, çevre sağlığı, insana ve yeşile verdiği önemle tanınan Dünya çelik devi Kore firması Posco ilk etapta 350 milyon dolar olmak üzere Türkiye’ye toplam 4 milyar dolarlık yatırım yapacak. Pasco’nun daveti ile Kore’ye giden İsmail Kahraman Türkiye’ye döndü.
Demir çelik fabrikalarının çevreyi kirletmeden nasıl üretim yaptığını yerinde görüp inceleyerek belgesel çekimi yapmak için Kore’ye giden Gazetemiz kurucusu ve Devr-i Alem tv program yapımcısı İsmail Kahraman Türkiye ye döndü. Kahraman Posco’nun merkezi Puhang şehri, Türk Şehitleri’nin mezarlarının bulunduğu Pusan  ve Kore’nin başkenti  Seul ‘de  belgesel çekimleri yaptı, Türkiye’nin  Kore büyük elçiliği yetkilileri ile   görüşme yaparak  Kore ile ilgili önemli bilgiler adı.

       Kocaeli’nden bir gurup  gazeteci  İzmit Alikahya bölgesinde, kurulması için anlaşma imzalanan  Posco Assan Paslanmaz Çelik Fabrikası ‘nın  merkezi  Kore’nin Pohang şehrindeki   inceleme gazine katıldı. Dünyanın en büyük çelik üreticilerinden biri olan Güney Kore merkezli Posco firması, Türk ortağı Kibar Holding ile birlikte  Kocaeli’ye yapacağı yatarım sayesinde  Türkiye  döviz kazanacak ve  bine yakın  işsize de  iş imkanı sağlanacak. Posco’nun Güney  Kore’nin  liman kenti Pohang’de maden   cevherinden  ürettiği çelikler, rulo halinde İzmit de kurulacak  fabrikaya getirilip  Burada inceltilip paslanmaz çelik  yapıldıktan sonra , otomotiv, beyaz eşya sektörünün de kurulanılmak üzere  iç ve dış piyasaya  satılacak.

KOCAELİ’Lİ  GAZETECİLER  KORE’DE 
    İlk etapta   Kocaeli’ye  350 milyon dolarlık  paslanmaz  çelik fabrikası kuracak dünya çelik Devi Posco’nun daveti ile  Kocaeli tv adına  Kore’ye giden   Devr-i Alem tv program yapımcısı İsmail Kahraman    bölgede önemli  araştırma yaparak Kore şehitleri ile ilgili  belgesel çekemleride yaptı.  Kahraman ile birlikte  Kore ‘ye  Kocaeli’nden şu gazeteciler katıldı. Özgür Kocaeli adına İsmet Çiğit, Bülent Ekinci Kocaeli Gazetesi,Metin Eroğlu Demokrat Kocaeli,Nurettin Kolaylı Çağdaş Kocaeli,Halit Yılmaz Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, A. Fatih Tekcan AA Kocaeli Temsilcisi,Ömer Polat Büyükşehir Belediyesi.
POSCO’NUN  SLOGANI “YEŞİL VE TEMİZ “ ÇEVRE
   1968’de Ereğli demir çelik fabrikası ile aynı  yıllarda kurulan ve bugün  20 bin çalışanı ile Dünya çelik  devi haline  gelen  Posco’nun temel sloganı “Green and Clean”  Yeşil ve Temiz. Bu  slogan sadece sözde kalmamış.  On bin dönüm alan üzerine  kurulan POSCO   demir çelik fabrikası sahasında  2 Milyon ağaç   dikmişler.  Posco Assan İzmit Fabrikası Kalite ve Teknoloji Direktörü Ki Wook Kim, Posco’nun en üst düzey yöneticilerinden Jong Yeob Lee, Güney Kore’ye giden  Kocaelili gazetecilere İzmit’e  kurulacak fabrika ile ilgili önemli açıklamalar yapıp, çevrenin korunması  için  açık  teminat verdiler.
TÜRKİYE’NİN İLK  PASLANMAZ ÇELİK FABRİKASI OLACAK.
    Posco’nun İzmit fabrikası, sadece  Kore’de  üretimi tamamlanmış  malzemenin soğuk haddeleme yöntemi ile İzmit’de paslanmaz  çelik   yapılması  haline  getirecek.  Posco’nun hedefi . Türkiye’nin başka bölgelerindeki demir ve krom cevherini işleyecek fabrikalar kurmayı da planlıyor.
Kocaeli’de kurulacak yassı paslanmaz çelik haddeleme tesisinin 2013’te faaliyete geçmesiyle birlikte her yıl yurtdışından ithal edilen yaklaşık 10 milyar dolarlık paslanmaz çeliğin ilk etapta yüzde 40’ının  İzmit’de  üretimi yapılacak.
Güney Kore merkezli Pohang Iron and Steel Company (POSCO), Kibar Holding ve Daewoo International’ın İzmit’teki Asım Kibar Organize Sanayi Bölgesinde yassı paslanmaz çelik üretim tesisi kurma çalışmaları  ile  en az  1000’e yakın kişiye iş imkanı  sağlanmış olacak.
KİBAR HOLDİNG’DEN ÖNEMLİ AÇIKLAMA
           Kibar Holding Proje Yönetici Mehmet Aydın, Güney Kore’nin başkenti Seul’de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de sadece geçen yıl 326 bin ton paslanmaz çelik tüketildiğini ve bunun tamamının yurt dışından ithal edildiğini söyledi. 
Şu anda Türkiye’de yassı paslanmaz çelik üretim tesisi bulunmadığına dikkat çeken Aydın, Kibar Holding’in söz konusu tesisi kurmak için uzun süre önce çalışmalara başladıklarını ifade etti.
Geçen sene temmuz ayından ise Posco ile görüşmelerin başladığını dile getiren Aydın, yapılan müzakereler sonucu Posco, Kibar Holding ve Daewoo International’ın 6 Ocak 2011 tarihinde İzmit’te yassı paslanmaz çelik haddeleme tesisi kurma konusunda ortaklık anlaşması imzaladığını dile getirdi.
İzmit’teki Asım Kibar Organize Sanayi Bölgesi’nde ilk aşamada 200 bin ton kapasiteli paslanmaz çelik soğuk haddeleme tesisi kurulacağını ifade eden Aydın, tesiste kullanılacak hammaddenin tamamının ise Güney Kore’den getirileceğini vurguladı.
Mehmet Aydın, soğuk haddelemeden kastedilenin 2 milimetre ile 10 metre arasında muhtelif kalınlıklarda gelecek olan malzemelerden 0,2 milimetre ile 5 milimetre arasındaki kalınlıklarda çeliklerin üretimi olduğunu ifade etti.
Paslanmaz çelik ürünlerin genişliğinin ise 750 ile 1600 metre arasında olacağını anlatan Aydın, müşterilerin taleplerine göre de tesiste işlemlerin yapılacağını kaydetti.
Tesisteki haddeleme işleminin ardından ürünlere yatay ve dikey tavlama yapılacağını dile getiren Aydın, özellikle dikey tavlamanın çok daha teknoloji gerektiren bir proses olduğunu belirtti.
Kurulacak olan tesisle birlikte çelik sektöründeki en son teknolojinin Türkiye’ye getirileceğini dile getiren Aydın, ”Bu ülkemiz için büyük bir avantaj olacaktır. Paslanmaz çelik üretimi özel bir know-how gerektiren bir olaydır. Türkiye’de normal karbon çeliği konusunda bilgi-birikim mevcut ancak Posco ve Güney Kore’nin teknolojisi ülkemize geldiğinde sektör daha hızlı ayağa kalkacaktır” diye konuştu.
”Yakın çevremizdeki ülkelere baktığımızda bizim standartlarımızda haddeleme yapabilecek hiçbir tesis bulunmamaktadır” diyen Aydın, şöyle devam etti:
”21 ayda tamamlanacak olan tesisin maliyeti 350 milyon dolar olacak. 2013 yılının nisan ayında Türkiye’nin ilk paslanmaz çelik haddeleme tesisi devreye girmiş olacak. Zaman en önemli unsur. Bütün çalışmalar bu doğrultuda ilerliyor. Posco ile bu şekilde bir ortaklık kurmak bizim için çok çok önemli. Özellikle bu yatırım ülkemiz için çok değerli. Ülkemizde paslanmaz çelik tüketimi konusunda oldukça fakiriz. Ortalama kişi başına tüketim 4,2 kilogram seviyelerinde… Bunun dünya ortalaması 10 kilogram. Biz bu bakımdan dünya ortalamasının çok çok gerisindeyiz. Oysa gelişmiş ülkelere baktığımızda bu rakam çok daha yüksek. Mesela Güney Kore’de kişi başına düşen paslanmaz çelik tüketimi 25 kilogram. Gelişmiş ülkeler seviyesine gelebilmek için ülkemizde kişi başına düşen paslanmaz çelik tüketimini 20 kilograma çıkarmamız lazım.”
PASLANMAZ ÇELİK TÜKETİMİ ARTACAK
        Aydın, geçmişten bugüne kadar gelen yassı paslanmaz çelik tüketimi artış oranlarına bakılarak 2020 yılında Türkiye’nin 900 bin ton civarında paslanmaz çelik tüketimi olacağının tahmin edildiğini söyledi.
Bu rakamın 1 milyon 500 bin tonu da bulabileceğini dile getiren Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Türkiye’de, geçen yıl ithal edilen 326 bin ton paslanmaz çelik için yurtdışına yaklaşık 10 milyar dolar para verildi. Sanayinin paslanmaz çelik ihtiyacı her geçen gün de artıyor. Ülkemiz şu anda Orta Doğu ve Avrupa’nın otomobil ve beyaz eşya sektörlerinin merkezi haline gelme durumunda. Paslanmaz çeliğin de en çok kullanıldığı alanlar otomotiv, beyaz eşya, sağlık ve tarım sektörleri… Türkiye’de paslanmaz çelik tüketiminin artmamasının en büyük sebebi istenilen özellikte kalitede ve ebatta paslanmaz çeliğin bulunmamasıdır. Dolayısıyla bu yatırımla bu sorunlar ortadan kalkacağından paslanmaz çelik tüketimi de hızla artacaktır.”
ÜRETİM AŞAMA AŞAMA ARTACAK
         Kurulacak olan tesisin ikinci aşamasında kapasitenin 400 bin tona çıkarılacağını getiren Aydın, ilk aşamada yapılacak yatırımın ardından ikinci aşamada kapasiteyi artırma işlerinin daha kolay olacağını ifade etti.
Son olarak 3. aşamada ise tesisin kapasitesinin 1 milyon tona çıkartılacağına dikkati çeken Aydın, şunları kaydetti:
”Tesiste üretilen ürünlerin yüzde 60’ı yurtiçinde, yüzde 40’ı da yurtdışında pazarlanacak. Dolayısıyla ilk etapta ithal edilen miktarın yüzde 63’ü kadar üretim yapacağız. Üretimin de yüzde 60’ını, yani 120 bin tonunu iç pazara sunacağız, 80 bin tonunu ise ihraç edeceğiz. Bu da geçen yılın yassı paslanmaz çelik ithalatı verilerine göre yaklaşık 4 milyar doların Türkiye’de kalması anlamına geliyor. Daha sonra birkaç yıl içinde yapacağımız yatırımlarla da tesisin kapasitesini 1 milyon tona kadar çıkaracağız. Bunların hepsi İzmit’teki Asım Kibar Organize Sanayi Bölgesi içinde olacaktır. Bu bölge tamamıyla yassı paslanmaz çelik üretimi yapılacak bir kompleks olacak. Ülkemizin krom ve nikel cevherleri açısından zengin. Bunlar çok değerli madenler. İlerde inşallah İzmit dışında da başka tesisler de kurarak ülkemizin şu andaki kaynaklarını da değerlendirir ve katma değer yaratırız. Bu projenin kapasitesi 1 milyon tona çıkınca da bu olmazsa olmazlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. O günleri de hep beraber görürüz diye düşünüyorum.”
PASLANMAZ ÇELİK DE EN SON TEKNOLOJİ  GETİRİLECEK
               Üretimin yüzde 60’ının ülke içinde piyasaya sürüleceğini yüzde 40’ının ise ihraç edileceğini anlatan Aydın, şöyle konuştu:
”Çevremize baktığımızda Orta Doğu, Afrika ülkeleri ve Batı Avrupa’ya baktığımızda bu pazar içinde bu kalitede paslanmaz çelik üretimi bulunmamaktadır. Orta Doğu, Afrika ve Batı Avrupa’nın en büyük ve en kaliteli üretimini yapacak tesisi kuruyoruz. Çevremizde olan birkaç tesis de 1940-1950’li yıllarda kurulmuş olup oldukça eski teknolojidir. Bizim kuracağımız tesiste en son teknoloji kullanılacak. Bu da hem ürün kalitesi hem de çevreyi koruma açısından son derece önemli.”

KORE BAŞARISI VE POSCO MODELİ

          Kore deyince içimize bir sızı düşer ve Kore şehitlerini hatırlarız. Bundan 60 yıl önce anavatanlarından binlerce km uzakta neden ve niçin çarpıştığını bilmeden şehit olan Mehmetçikler aklımıza gelir. Kore demek namsız ve nişansız şehitler, Anadolu kuzuları, gurbet elde ki şehitler demektir.
Kore’ye gitmek için hep bir fırsat aradım. Amacımız Kore’ye gidip şehit Mehmetçiklere Türk toprağı götürüp mezarları başında Fatiha okumaktı. Bu isteğimiz nihayet gerçekleşiyor. Dünya çelik devi Posco’nun davetiyle Kore’ye gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkıyoruz. Kore’ye gitmek üzere geldiğimiz Atatürk hava limanında tatlı bir sürpriz ile karşılaşıyoruz. Kazakistanlı bir Kazak yarı Türkçesiyle boynuma sarılıyor. “Devri alem İsmail bey nasılsın” diye takılıp “ben sizlerin programını Kazakistan’dan izliyorum. Benim atalarım Afganistan’ın belh kentinden. Belh’i çok güzel anlattınız” diyor. Pasaportumu kontrol eden polis ise Kudüs ve Akka belgeselini zevkle izlediğinden söz ediyor. Bu tatlı sürpriz bizlere heyecan vererek çıkacağımız zorlu Kore yolculuğunu biraz olsun hafifletiyor.
THY’nin İstanbul-Seul seferini yapacak Seul Uçağıyla gece yarısı saat 24.00’de yola çıkıyoruz. Uçağımız Karadeniz semaları, Gürcistan ve Azerbaycan hava sahasından geçerek Hazar denizi üzerinden Kazakistan semasına giriyor. Uçağın yol güzergahını önümde ki panodan takip ediyorum. Bir süre Moğolistan semalarında uçuyoruz. Ardından gönül yaramız Doğu Türkistan hava sahasına girince Urumçisiyle, Kaşgarıyla, Turfanıyla, Taklamakan çölüyle Doğu Türkistan hatırıma geliyor. Ve Çin esareti altında ki Doğu Türkistan hava sahasından geçerken aklım Çin zulmü altında inim inim inleyen milyonlarca Uygur Türkü’nü düşünmeden edemiyorum.
Pekin yakınlarından Şangay ve Guanzo kentinden uçağımız pasifik okyanusuna açılıyor. Uzun bir süre Pasifik Okyanusu üzerinde uçtuktan sonra Kore’nin başkenti Seul hava limanı için alçalmaya başlıyoruz. Hiç durmadan 10 saat süren uçak yolculuğumuz sisli bir havada Seul havalimanında son bulacak. Ancak Adacıklar üzerinden geçerken Kore topraklarının yeşilliklerle kaplı bir çok adacıktan oluştuğu dikkatimi çekiyor. Binalar, otoyollar ve rüzgar enerjisi santraller Kore’nin önemli bir ülke olduğunu bizlere gösteriyor.

KORE’NİN BAŞKENTİ SEUL’DEYİZ
       Uçağımız adeta bir kartal gibi süzülerek Seul havalimanına indiğinde Türkiye’de çoktan günün yarısı olmuştu. Türkiye ile Kore arasında ki zaman farkı 6 saat. Gece saat 24.00’de bindiğimiz uçağımız Kore’nin başkenti Seul’e indiğinde Kore’de saatler 15.00’i gösteriyordu. Pasaport işlemlerimizi yaptırırken Kore’li Polis Türk olduğumu görünce selamun aleyküm diye bizi karşıladı. Doldurduğumuz iki formun birisini pasaport polisine, diğerini de gümrük görevlisine verdikten sonra otobüse binerek Kore’nin Güneydoğusunda yer alan ve sarı deniz sahillerinde ki Pohang şehrine gitmek üzere yola çıkıyoruz.
DÜNYANIN EN UZUN KÖPRÜSÜNDEN GEÇİYORUZ
          Uçağımızın Kore’de indiği İnco Havalimanı Seul’a bağlı. Hava limanından çıkışta dünyanın en uzun köprülerinden birisi olan 22 km uzunluğunda ki Seul köprüsünden geçerek Pohang şehrine gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yolumuzun hemen sağ tarafında büyük gökdelenler ve plazalar yer alıyor. Buranın Kore serbest bölgesi olduğunu öğreniyoruz. Yeşillikler içerisinde emvaye çeşit ağaç türü, pirinç tarlaları, yöreye özgü meyve bahçeleri ve üzüm bağları arasından adeta yeşillikler denizinde yüzercesine yolumuza devam ediyoruz.
KORE YEMEĞİ İLE İLK TANIŞMA
         Otobüsümüz bir dinlenme tesislerinde mola veriyor. Burada ilk kez Kore yemeği ile tanışıyoruz. Kore yemeklerinden oluşan paketimizi açtığımızda farklı bir koku adeta burnumuzu tırmalıyor. Yağsız ve tuzsuz pirinç lapası, büyük bir istakoz, farklı salata, acılı turşular, ekmeğe benzeyen yağlı bir pasta ve yemeği yiyeceğimiz iki uzun çöp. Bu yemek menüsünü görünce Kore’de 4 günü nasıl geçireceğimi düşünmeden edemiyorum. Yemek paketini usulca bir kenara bırakıp Türkiye’den götürdüğüm ekmek, zeytin, peynir ve üzüm kurusu ile açlığımı bastırmaya çalışıyorum. Moladan sonra yeşillikler ve orman denizi içerisinde Kore’nin güneyinde ki Pohang şehrine doğru yol alıyoruz. Yaklaşıkk 5 saatlik otobüs yolculuğundan sonra bizi Kore’ye davet eden Posco firmasının Posco international otel tesislerinde konaklamak üzere otele yerleşiyoruz.
POHANG ADETA PARK GİBİ
         Pohang şehrinde günün ilk ışıklarıyla otelden kendimi dışarıya atıyor, kameramla güneşin ilk ışıklarını Kore halkının sabah yürüyüşlerini ve Pohang şehrini belgesel görüntülerini kamerama kaydediyorum. Burası dünya çelik devi Posco’nun fabrikalarının bulunduğu şehir. Burada sadece Posco değil, Hyundai demir çelik fabrikalarıyla bir başka demir çelik fabrikasının da tesisleri yer alıyor. Pohang’de ki yeşillik ve temiz hava buranın demir çelik sanayi değil de ilaç ve kozmetik sanayi merkezinin olduğunu bizlere hatırlatıyor. Her yer yemyeşil. Hava tertemiz, demir çelik fabrikalarını görmesek bize kimse burada demir çelik fabrikasının olduğuna inandıramaz. Yeşillikler içerisinde ki Pohang şehri 1968 yılında Posco’nun kurulduğu şehir. Posco bu şehre sadece demir çelik fabrikası kurmamış, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında 25.sırada olan Posco Bilim ve teknoloji Üniversitesi’ni de bu şehirde kurmuş.Deyim yerindeyse sanayi ve üniversite iş birliği içerisinde adeta el ele vererek Kore’nin kalkınma modelini ortaya koymuşlar. Kore’yi bugünkü ekonomik refah seviyesine yükseltmişler.

POSCO BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİNİ GEZİYORUZ 

           Kore’nin güney doğusunda yer alan Sarı Deniz sahilinde ki üç demir çelik fabrikasının bulunduğu Pohang şehrinin en önemli özelliği bir üniversite şehri olması. Sabah erken otobüsle hem Pohang şehir turu ve hem de Posco Üniversitesi kampus alanının gezmek üzere otobüse biniyoruz. Bir çok ağaç türü, yeşillikler, havuz, göletler, spor alanları, sebze bahçeleri ve devasa binalar arasından geçerken rehberimiz Posco teknoloji Üniversitesi ile ilgili bilgiler veriyor. Üniversite’nin dünyanın en başarılı 25 Üniversitesi arasında yer aldığını ve hedeflerinin 20’ye yükselmek olduğunu söylüyorlar. Posco anaokulu, ilköğretim okulu ve Lise eğitim kurumları da yaparak çalışanların çocuklarını bu kurullarda ücretsiz olarak okutuyor. Çeşitli büyüklükte çalışanları için konut da inşa etmiş Posco. Bu binaları çalışanlarına kar gözetmeksizin düşük taksitlerle satarak onların konut ihtiyacını karşılamış. Posco Üniversitesi bünyesinde araştırma, geliştirme merkezi de kurulmuş, burada demir çelik sektörüyle ilgili yeni icatlar ve bilgiler üzerinde araştırma elemanları ve uzmanlar araştırma yapıyorlarmış. Dünyanın bir çok ülkesinden zeki ve başarılı öğrencileri de kendi bünyesine dahil eden Üniversite onların daha iyi yetişmesi için maddi ve manevi katkıda bulunuyor. Üniversite’nin kampus alanı sanki açık hava alanı park gibi. Her yerde yeşil hakim. Öğrenci yurtları, bekar çalışanlar ve sosyal alanlar iç içe. Sanki bir bilim teknoloji şehri kurulmuş. Pohang’de kaldığımız otel ise yüzlerce odası oldan beş yıldızlı Posco firmasına ait bir otel. Posco demir çelik fabrikası ise bu alanın hemen yanı başında. Üniversite kampusunu gezdikten sonra Posco demir çelik fabrikasına gidiyoruz.

POSCO’NUN SLOGANI YEŞİL VE DAHA TEMİZ ÇEVRE
         Yeşil alanlar ve doğal güzellikler içerisinde ayrılıp Posco demir çelik fabrikasına geçiyoruz. Fabrika’nın bir çok bacası var. Hiç birinden duman çıkmıyor. Bir- iki tanesinden buhar çıktığına şahit oluyoruz. Dünyanın çeşitli ülkelerinden getirilen cevherleri işleyerek demir çelik üreten Posco, biz geldik diye mi fabrikayı çalıştırmıyor düşüncesi aklımıza gelmeden bizi gezdiren rehberimiz, “her şey burada denetim içinde, fabrika bağımsız bir denetim kurulu tarafından günün 24 saati denetleniyor. Ve sizi bu denetim kulesine de çıkaracağız. Burada elde edilen çevre değerleri, şehrin bir çok noktasına kurulan dev ekranlardan canlı olarak verilerek fabrikanın çevre değerleri, hava kalitesi ve bacalarının durumu hakkında ki bilgiler ekrandan yansıtılıyor.”dedi.
Büyük bir ırmağın üzerinden geçerek 10 bin dönüm alan üzerine kurulmuş Posco demir çelik fabrikasına geçiyoruz.
“KAYNAKLAR KISITLI, FİKİR VE İCAT SINIRSIZ”
                Sadece Kore insanı değil, uzak doğu halkı fikirler, düşünceler, icatlar ve hedefler üzerine çalışmalarını bina etmişler. Posco fabrikası girişinde ki büyük bir tabela dikkatimi çekiyor. “Kaynaklar kısıtlı, fikir ve icatlar sınırsız” tabelası sadece Posco’nun değil, bütün uzak doğu halkının ana hedefi olmuş. Posco’yu başarıya götüren hedef de bu olsa gerek. Fabrikanın ana girişinde ki Korece ve İngilizce (Green and Clean anwer onvental) “Yeşil ve temiz çevre” sloganı yazan tabelanın altında fotoğraf çektirip bir çok ağaç türünün ve çiçeklerin bulunduğu yerden geçerek çevre gözlem kulesine çıkıyoruz. Çevre gözlem kulesi sadece fabrikaya değil bütün Pohang şehrine hakim. Burada çekim yapmamıza izin verilmiyor. Fabrika yetkilileri günün 24 saati çok hassas kamera ve aygıtlar tarafından fabrikanın bağımsız bir kurul tarafından buradan denetlendiğini ve elde edilen verilere müdahale edilmeden şehir merkezinde ki panolara aktarıldığını bildiriyor. Gerçekten de bir çok kamera ve alette fabrikanın her yerinin buradan denetlenip kontrol edilerek kameradan kayıt altına alındığını görüyoruz. Çevreden sorumlu bir başka yetkili ise Posco’nun geçen yıl 5 milyar dolar ciro yaptığını, bu cirosunun yüzde üçünü çevre ve yeşil için harcadığını, fabrika inşaatının başladığı 1968 yılından bu güne toplam 2 milyon ağaç diktiklerini açıkladı. Gerçekten de kuleden çok hassas dürbünlerle gerek fabrika bölgesini ve gerekse Pohang şehrini daha yakından izleme fırsatımız oluyor. Fabrika ve bölgeyi izlerken Dilovası ve Çayırova hatırıma geliyor. Özellikle Dilovası bölgesindeki fabrikalar ve demir çelik firmalarının Posco’dan alacağı çok dersler var. Sadece bu bölgeler değil, Ereğli Demir çelik, Karabük ve İskenderun Demir Çelik firmaları da Kore’ye giderek Posco tesislerini incelemeli. Çevre kirletilmeden insan sağlığına önem verilerek ırmak ve denizler kirletilmeyerek demir çelmik fabrikaları kurulup çalıştırılabiliyormuş.
POSCO DEMİR ÇELİK FABRİKASI TESİSLERİNİ GEZİYORUZ
           Çevre gözlem kulesinden inerek Posco’nun geniş bir alana yayılan fabrika sahasını gezmeye başlıyoruz. Bir çok ağaç ve çiçek türü arasından fabrika alanını geziyoruz. Kore’nin kendi maden cevherleri kaynağı çok az. Posco Avustralya’dan cevher getirip Çin’den de kömür getirerek burada demir çelik imal ederek, Kore’nin kalkınmasını sağlamış ve dünyanın en önemli demdir çelik tesislerini kurmuş. Ereğli Demir çelik fabrikasıyla aynı yıllarda kurulan Posco’da bugün 20 bin kişi çalışırken, Ereğli Demir çelik fabrikalarında ise sadece 7 bin kişi çalışıyor. Bugün Oyak’ın elinde olan Ereğli Demir çelik var olma mücadelesi verirken, tamamen özerk bir yapıya sahip olan Posco’nun hisselerinin yüzde 65’i Amerikan New York borsalarında işlem görüyor. Posco, Türkiye’nin her yıl milyarlarca dolar vererek ithal ettiği paslanmaz çelik için piyasa araştırması yaparak Kocaeli’ye yatırım yapmaya çalışırken, Türkiye’de ki demir çelik fabrikaları ise daha çok nasıl kar edebiliriz düşüncesi peşinde. Bu düşünceler içerisinde fabrika alanında ki gezimizin şimdi ki durağı Posco paslanmaz çelik tesisleri oluyor.
DEMİR KORE’DE ÜRETİLİP KOCAELİ’DE ÇELİKLEŞTİRİLECEK
           Kore’ye gidişimizin en önemli nedeni olan Posco’nun İzmit Alikahya’ya kuracağı paslanmaz çelik tesislerinin örneğinin bulunduğu alana geliyoruz. Türkiye’de paslanmaz çelik üreten tesis olmadığı için Koreliler bu alanda büyük kar olduğu düşüncesiyle Türkiye’ye yatırım yapmaya karar vermiş. Ancak İzmit ve Alikahya halkının endişeleri olduğu için çevre konusunda bir grup Kocaelili gazeteci tesislerin Kore’de görülmesi için gezi düzenlemiş. Gezinin odak noktası olan paslanmaz çelik haddanesinde öncelikle Koreli yetkililer ardından da geziye katılan Türk yetkililer gazetecilere ön bilgiler verdiler. Bu bilgileri aldıktan sonra paslanmaz çelik haddanasine geçtik. Bu tesisler 20 yıl önce kurulmuş. Yatay ve dikey şekilde iki büyük fabrikadan oluşuyor. Maden cevherinden üretilmiş, dev demir rulolar, çelik haline getirtilmesi için elektrik ark ocaklarından geçirilip özel işlemlere tabi tutularak haddeleniyor. Tesisi uzun süre geziyoruz. Temiz bir ortam, hiçbir surette çekim yapmamıza izin verilmiyor. Koreliler teknoloji hırsızlığı konusunda çok duyarlılar. Ancak çok özel izin alarak tesisin belli noktalarında fotoğraf çekimi yapabiliyoruz. Tesisi baştan başa gezerek yetkililerden bilgi alıyoruz. Hiçbir tozun izin ve çevre kirliliğinin olmadığı haddaneden çıkarken gerek Koreli ve gerekse Türk yetkililere bu firma Türkiye’ye geldikten sonra örnek olacak yerde Türkiye’de ki demir çelik fabrikalarına benzeyerek çevreyi kirletmeme garantisini kim verebilir soruma şu cevabı alıyorum: “Bu tesisler 20 yıl önce kuruldu. 20 yılda çok şey değişti. Bu tesislerden çok daha yeni ve çok daha çevre duyarlılığına sahip makinalarla Kocaeli’de üretim yapılacak. Bağımsız denetim kurumları da denetlemeyi sürdürecek.” diyorlar.

POSCO MÜZESİNDEYİZ 

        Beni en çok Posco tesislerinin Pohang’da kurduğu Posco müzesi dikkatimi çekti. Müthiş bir müze. Posco’nun 1968’den 2011’e kuruluş hikayesi başarıları, dünyada ki çeşitli ülkelere yaptığı yatırımlar, sosyal sorumluluk çerçevesinde yaptığı hizmetler, eğitim, kültür ve spora verdiği önemler Posco’nun nasıl kurulduğunu, Posco’nun ilk kurucusu Mr.Park ve yine Posco’nun kurulduğu yıllarda devlet başkanı olan Kore cumhurbaşkanı Mr.Park’ın temel atma töreninde ki görüntüler, ilk yapılan üretimler, resimler ve maketler halinde sergilenmiş. Fabrikanın ilk tabelası orijinal olarak müzede bulunuyor. Kore ve İngilizce filmlerle çeliğin tarihçesinden Posco’nun kuruluş hikayesine kadar her şey ziyaretçilere anlatılıyor. Müzede gezerken Türkiye’de ki sanayi kuruluşlarında da keşke böyle bir müze olabilse diye iç geçiriyorum. Müthiş bir olay. Müzenin her noktasında keyifle çekim yapıp Türkiye’de ki sanayi kuruluşlarımızın örnek alması için hiçbir detayı kaçırmak istemiyorum. Türkiye’de sanayi kuruluşlarının değil, Türkiye’7e bir bilim teknoloji ve sanayi müzesinin olmamasından üzüntü duyuyorum. Keşke Türkiye’de bir bilim teknoloji ve sanayi müzesi olabilse. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan müzede çekim yapıp bir çelik sanayinin fabrikası, üniversitesi, eğitim kurumları, konutları, yeşil ve spor alanları ile nasıl bir şekilde kurulup başarıdan başarıya koştuğunun hayal değil gerçek olduğunu burada görüyorum.
POSCO TEKNİK BAŞKAN YARDIMCISI İLE RÖPORTAJ
       Posco’nun Pohang’da ki genel merkezinde Posco Grubu Teknik başkan yardımcısı Mr. Jhon ile röportaj yapmak üzere genel merkez binasına gidiyoruz. Bina tamamen özel güvenlik sistemiyle korunuyor. Yönetim katında özel kartla girip adeta Posco’nun yönetim merkezine giriyoruz. Üst yönetimin bulunduğu kat burası. Üst yöneticilerin ayrı ayrı sekreteri ve özel kalem müdürü yok. Girişteki bankonda sadece 4-5 sekreter görev yapıyor. Posco’nun paslanmaz çelikten sorumlu teknik başkan yardımcısı Mr.Jhon bizi makam odasının kapısında işçilerin giydiği özel mavi iş kıyafetiyle karşılıyor. Bütün üst yönetim bu tür tek tip önlükler giyiyor. Herkesin ismi, yaka karrtları var. Sade bir oda, ortasında toplantı masası ve hemen söyleşiye başlıyoruz. Kore’nin ve Posco’nun başarı hikayesini soruyorum. Gerçekten de Kore’nin başarı hikayesi önemli. 1950’de büyük bir savaş geçirmiş, binlerce Türk askeri Kore’yi işgalden kurtarmak için burada şehit olmuş, inişli çıkışlı acılı bir çok dönem geçirmesine rağmen Kore son 20 yılda büyük başarılara imza atıp, milli gelirini 1000 dolarlardan 25 bin dolara çıkaran ve bugün dünyanın en güçlü 15. Ekonomisine sahip bir ülke. Daha önce Japon kalkınma Modeli olarak bildiğimiz modelin aslında Kore kalkınma modeli olduğunu bilmemiz gerekiyor. 2008 ekonomik krizini çok kısa sürede atıp bir çok markasıyla dünya ekonomisine yön veren bir ülke. Demir Çelik sanayinde de lider ülke. Gerek Posco ve gerekse Kore’nin kalkınma modelini Mr.Jhon şöyle anlatıyor.
“…Biz de mesai mefhumu yok. Sabah 7’de iş başı yapar, akşam 21.00’de iş yerinden çıkarız. Hep üretim yapmak, ihracat yapmak, yeni teknolojiler ve yeni üretim teknikleri araştırırız. Kore olarak hep önümüze hedefler koyarız. Örneğin 2020 Posco’nun yeni bir başarı hikayesi hedefimizdir. Şirketimizi dünya lideri yapmak için 2020’yi hedef seçtik. Eğitime çok önem vermekteyiz. İnsana ve çevreye saygılıyız. Çalışanlarımız iş ortağımızdır.” Derken samimi ve içten olduğu her halinden belliydi. Vedalaşıp ayrılırken bizleri şirket genel merkez binasının dışarısına kadar uğurlayıp aracımıza binene kadar bekleyip el sallayarak vedalaştık. Bir çok dalda üretim yapan Posco’nun asıl genel merkezine Kore’nin başkenti Seul’de şimdi sizlere Kore’nin başkenti Seul’de ki Posco genel merkezinde ki izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
POSCONUN SEUL’DE Kİ FİKİR ÜRETME MERKEZİNDE BELGESEL ÇEKİMİ  
         Posco Şirketler topluluğunun Kore’nin başkenti Seul’da ki genel merkez binasındayız. Etrafı çam ağaçlarıyla kaplı iki ikiz kuleden oluşan büyük gökdelenler. Binanın ana giriş katında büyük bir akvaryum var. Kore denizlerinde ki balık türleri bu akvaryuma yerleştirilmiş. Akvaryumun hemen yanında 1000 kişilik büyük bir konser salonu var. Her hafta sonu halka açık olan bu konser salonunda ücretsiz halk konserleri veriliyor. Salona bir başka noktasında ise Posco’nun üretim ve çalışmalarıyla ilgili mini bir müze bölümü var. Beni en çok beşinci katta ki “POSCO FİKİR ÜRETME MERKEZİ” ilgilendirdi. Asansörle bu kata çıkıyoruz. Merkezin içine girdiğimizde kendimizi sanki bir botanik park ve lunapark da buluyoruz. Emvaye çeşit çiçek, ağaç türleri, havuzlar, fıskiyeler, spor aletleri, oyun masaları, salıncak, kütüphane ve tek kişilik çalışma ofislerini görünce buranın ne olduğunu merakla rehberimize soruyorum. Ve Koreli rehberimizden şu bilgileri alıyoruz.
“Burası Posco’nun fikir üretme merkezi. Burası Posco çalışanlarına açık. Posco şirket çalışanları buraya gelip burada moral bulup, istediği gibi eğlenip oynarken Posco’nun gelişmesi ile ilgili fikirler üretip, düşünce geliştirme yeridir. İsteyen çalışanımız burada gönlünce eğlenir, eğlenirken düşünür, düşünürken fikirler ve icatlar ortaya çıkar ve üretilen fikirlerle şirketimiz gelişir. Bugün posco7yu dünya çelik devi yapan bir çok fikir bu merkezden çıkmıştır. Bu merkezde üretilen fikirlerin şirketimize çok büyük katkısı olmuştur. Burası fikir üretme merkezidir.”dedi.
Bu merkezi gezerken biz de oyun aletlerinde oynayıp salıncaklarda sallanıp, botanik park da gezerek acaba Türkiye’de kaç şirketimizin bu tür merkezleri var. Burası sadece bir fikir üretme merkezi değil, moral merkezi, enerji depolama merkezsi. En önemlisi insan değerlerine önem verme merkezi. Bu merkezi gezerken bir gün Türkiye’de de bu merkezlerin olyabileceği ümidiyle kendimi Seul’un ana cadde ve sokaklarına attım.
POSCO TÜRKİYE’YE KORE BAŞARISINI GETİRİR
        Kore bir çok dünya markasının üretildiği ülke. Daewo’dan Hyundai’ye, Posco’dan Samsung’a, Ssang Yong, daha bir çok dünya markasına 30 yılda dünya ekonomik devi olan 50 milyon nüfuslu Kore’nin başarı hikayesi beni çok etkiledi. Kore’nin Türkiye’de bir çok yatırımı var. Mehmetçikler 60 yıl önce Kore’yi Rus ve Çin işgalinden kurtarmıştı. Son 30 yılda Kore dünyanın ekonomik lider ülkeleri arasında yer aldı. Türkiye’nin Seul büyük elçiliği yetkililerinden edindiğim bilgiye göre her yıl Türkiye’ye 4 milyar 500 milyon dolarlık mal satıyor. Buna karşılık Türkiye ise sadece 300 milyon dolar Kore’ye mal satabiliyor. Arada korkunç fark var. Türkiye 90 yıldır savaşa girmedi. 60 yıl önce yerle bir olan Kore bugün Türkiye’ye paslanmaz demir çelik fabrikası kurmak istiyor. Temennim sadece fabrika kurmaz fabrikayla birlikte Kore’nin başarı hikayesini Türkiye’ye ve Kocaeli’ye getirir. Kore ile ilgili diğer gezi notu ve araştırma yazımıza devam edeceğiz.
                                                                                                                                                                                                                                      İsmail Kahraman
                                                                                                                                                                                                                                                        (Araştırmacı-Gazeteci) 

Kahraman: Rabbani ile görüşen son Türk gazeteci

Yasal Uyarı: Yazı, fotoğraf ve görüntüler Araştırmacı-Gazeteci ve Belgesel Yönetmeni İsmail Kahraman’a aittir.Tüm hakları Belgesel Yayıncılık’a ait olup, kopyalanması ve kullanılması yasaktır…


Videoyu Oynat

         Afganistan’da şehit edilen Afgan Lider Burhaneddin Rabbani ile son görüşen Türk gazeteci Araştırmacı-Gazeteci İsmail Kahrman oldu.

      Afganistan’da Yüksek Barış Konseyi’nin Başkanı ve eski Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani, önceki gün düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti.Rabbani, Afganistan’ın başkenti Kabil’deki evinde iki Taliban üyesiyle görüşürken gerçekleştirilen bombalı saldırıda öldüğü bildirildi.

      Burhaneddin  Rabbani ile son görüşen Türk gazeteci Gazetemiz kurucusu ve Devr-i Alem Belgesel yapımcı araştırmacı gazeteci İsmail Kahraman oldu.

      Rabbani, Gazeteci İsmail Kahraman Kasım 2009 tarihinde Afganistan’a gitmiş ve eski Devlet başkanı Burhaneddin Rabbani ile röportaj yapmıştı. O tarihte www.gebzegazetesi.com sitemizden de verdiğimiz röportaj büyük ilgi toplamıştı. Kahraman’ı evinde kabul eden Rabbani, Afganistan tarihi ve Afganistan’ın geleceği konusunda Kahraman’a önemli bilgiler vermişti. Rabbani Rusların Afganistan’ı işgalinden sonra, Ruslara karşı büyük bir mücadele vermiş ve Rusları Afganistan’dan geri püskürtmüştü.

     1980’lerde Sovyet işgaline karşı savaşan mücahitlerin önde gelen liderlerinden olan Rabbani, Taliban hareketi Afganistan’da iktidarı ele geçirmeden önce 1992-1996 yılları arasında devlet başkanlığı yapmıştı. Tacik olan Rabbani, 1996’da başkent Kabil’den çıkarıldıktan sonra Tacik ve Özbek azınlığın oluşturduğu Taliban karşıtı Kuzey İttifakı’nın sembolik başkanı olmuştu. Rabbani, kısa bir zaman önce İran’da katıldığı dinî bir konferansta Müslüman din adamlarını, intihar saldırılarına karşı seslerini yükseltmeye çağırmıştı.

PROF. DR. BURHANEDDİN RABBANİ KİMDİR?

       1940 yılında Afganistan, Badağşan da doğan Rabbani, Mısır’ın ünlü El Ezher İslam Üniversitesi’nde de eğitim gördü.

     Tacik asıllı olan Rabbanı, İslam hukuku profesörüydü.Yıllarca Afganistan da uygulanmaya çalışılan laik rejime karşı mücadele etti. Daha sonra 1978 de Sovyetler birliği Afganistan’ı işgal edince üniversitedeki görevini bırakarak mücahitlerin başına geçti ve cemaati İslami partisini kurdu. Değişik suikastlara uğradı ama hepsinden kurtulmuştu.

   Sovyetler birliği ülkeyi terk edince geçici devlet başkanlığı Müceddidi’ye bırakılmıştı. Ancak daha sonra 1992 de yapılan “ehli hal vel akd” şurasında devlet başkanı olarak seçildi.

   Böylelikle Afganistan İslam devletinin ilk başkanı oldu.Ancak ülkede istikrarı istemeyen gruplar tarafından hep taciz edildi.1996 yılında Taliban’ın başkent Kabil’i ele geçirmesi üzerine ülkenin kuzeyine çekilmek zorunda kaldı.

    Afganistan’ın ünlü komutanı şehid Ahmet Şah Mesud, Burhaneddin Rabbani’ye mensup olduğundan ülkenin özellikle Kuzey vilayetlerinde daima güçlü bir konumda idi.

  Amerika’nın işgali sırasında da hapse atıldı. Daha sonra koşullu olarak serbest bırakılmıştı. Onun partisinden birçok kişi milletvekili seçilmişti. Rabbani,Arapça, İngilizce, Urduca, Peştuca, Farsça, Darı dilinin yani sıra Türkçede biliyordu.

[nggallery id=3]

Marka Şehirlerimiz Kitaplaşıyor ve Belgeselleşiyor

Belgesel Yayıncılık, kültür ve medeniyet coğrafyamızın temel taşlarını oluşturan il ve ilçelerimizin marka değerlerini gün yüzüne çıkarıyor…

Tarihinden kültürüne, doğal güzelliklerinden sanayisine, turizminden sosyal hayatına kadar birçok değeri tarih bilinci aşılayarak gelecek nesillere aktarıyor…

Sizler de il ve ilçenizin sahip olduğu birbirinden güzel, marka olmuş değerlerini geleceğe aktarmak için kitaplaştırmak  ve belgeselleştirmek istiyorsanız, Belgesel Yayıncılık hizmetinizdedir…

ındır

Marka Şehir Gebze

Tarihi İpek yolu kollarının birleştiği  kavşak  noktası Gebze, Kocaeli’nin en büyük ilçesidir.

 

Marmara Bölgesi’nin  doğusunda, Asya-Avrupa  kara ve demiryolları  üzerinde yer alan Kocaeli, şipşirin bir şehrimiz.

 

Kocaeli tarihi  en eski  şehirlerimizden biri M.Ö. 337-357 yılları  arasında Bitinyalılar tarafından bugünkü  İzmit’in olduğu  yere  Nikomedya  adıyla  kurulmuş. M.S. 395 yılına kadar  Roma  imparatorluğu’nun  egemenliğinde kaldıktan  sonra Bizanslıların hakimiyeti  altına  girmiş. Bir  süre  Selçuklular’ın eline geçerek İzmit  adını alan  Kocaeli, Orhangazi  zamanında Akçakoca tarafından Osmanlı topraklarına katılarak  Kocaeli  adını almıştır.

 

Hendek’den , Şile’ye – İznik’den  Tuzla’ya kadar sınırları  geniş olan Kocaeli  zaman içinde   coğrafi olarak  küçülmesine rağmen  Sanayi ve  Ekonomik olarak  güçlenerek  Uluslararası  sanayi ve ticaret merkezi haline gelmiştir.

ORHUN ABİDELERİ DÜZCE’de

 

Türk adını ilk kez devletin resmi adı olarak benimseyen Göktürkler, tarih sahnesine çıktı. İki yüz yıldan fazla bir süre egemenliklerini sürdürdüler. Sınırları doğuda Kore, batıda Hazar Denizi’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayıldılar. Göktürklerle ilk defa millet olma bilinci yerleşti. Kültür ve medeniyette yüksek bir düzeye ulaştılar. Göktürkler, Orhun abidelerini diktiler. Bilgelikle yönettiler devleti.

Evet yaz aylarında Moğolistan’a giderek Türk kamuoyunun dikkatlerini bu bölgeye çekmeye çalışmış ve Türkiye’nin bu bölgeye sahip çıkması gerektiğini vurgulamıştık. İşte bu sesimize Düzce Üniversitesi ses vererek Göktürk Abideleri hakkında bilimsel araştırma yapmak için kolları sıvadı. İlk olarak da bizim bu topraklarda çektiğimiz belgesel ve fotoğraflarla, edindiğimiz bilgileri paylaşmak için bizi davet etti. Biz de edindiğimiz bilgileri belgesel gösterimi ve fotoğraf sunumu olarak üniversiteli öğrencilerle paylaşacağız.

[nggallery id = 2]

700 yıllık köyler koruma altına alınmalı

 

Dilovası kaymakamı Hasan Göç bey ile Tepeköy, Köseler, Çerkeşli ve Demirciler köylerini adım adım gezerek 700 yıllık tarihi geçmişi olan köylerin belgeselini çekip köylülerle sohbet ettik.

 

 

Dilovası kaymakamı Hasan Göç bey ile Tepeköy, Köseler, Çerkeşli ve Demirciler köylerini adım adım gezerek 700 yıllık tarihi geçmişi olan köylerin belgeselini çekip köylülerle sohbet ettik. Sultan Orhan Gazi döneminde vakfedilen Dilovası köyleri OSB’lerin tehdidi altında. Köylere sahip çıkılıp, köylerin koruma altına alınması için Devri Alem kameraları eşliğinde Kaymakam beyle tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.

* Dilovası’nın 700 yıllık köyleri.

Kaymakam beyle bir zamanların Demirciler, Çerkeşli ve Köseler köyleri’nin bağ, bahçe ve buğday tarlaları’nın olduğu Kimyacılar, İMES ve Makınacılar organize sanayi bölgelerinin kurulduğu Belen ovsından geçiyoruz. Köseler, Demirciler, Çerkeşli ve Tepeköy Organize sanayi bölgeleri arasında adete muhteşem bir tablo uyandırıyor ve geçmişi geleceğe bağla yan bir bağ gibi duruyor.Dilovası köylerine hakim bir tepede durup Kaymakam beyin bölge ile ilgili verdiği bilgileri Devr-i Alem kameralarına kayıt ediyoruz.

…”
Dilovası’nın 4 köyü var

Tavşancıl Osmanlı döneminde nahiye merkezi ve Dilovası ilçemizle birlikte belediye olmuştu.Tavşancıl çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgemiz. Geçtiğimiz aylarda Tavşancıl’ın tarihi geçmişine ışık tutan birçok belge bulundu.Tavşancıl bugün Dilovası ilçemizle bir bütünlük içinde,Koruma ve sit alanı ilan edildi. Tavşancıl bölgesi tarihi evleri ile Sanayi kenti Dilovası’nın tarih,sanat ve kültür turizmi merkezi olarak Dilovası ilçemizin kültür turizm merkezi olarak marka şehir olmasına katkı sağlayacaktır… “
“..Üçüncü bağaz köprüsü bağlantısı ve yeni otoyol Demirciler ve Köseler köylerinden geçmesi planlanıyor. Toplu konut idaresi Köseler bölgesinde önemli miktarda yer alarak toplu konut yapacak. Köylerimizin bir bölümü tarım alanı olarak ayrıldı. Köylerde halen küçük ve büyükbaş hayvancılık yapılmakta. Köy hayatını devem ettirmek için devlet olarak tüm imkanlarımızı seferber edeceğiz…”

Kaymakam beyle köy gezimize kahvelerde oturup köylülerle sohbet ederek devam ediyoruz. Dilovası Köylerinin tarihi geçmişi ile ilgili kaymakam bey Devr-i Alem kameralarına Dilovası mahallesinin bağlı olduğu Çerkeşli köyü ile ilgili önemli bilgiler vermeye devam ediyor…
*Çerkeşli’den doğan Dilovası ilçesi

..” Çerkeşli, adından anlaşılacağı gibi tarihi çok eskilere dayanan bir köyümüz.Tarihi çeşmeleri, çınar ağaçları, yatırları ve camisi ile Çerkeşli yüzlerce yıllık tarihi geçmişe sahip, Osmanlı Türkü olarak adlandırılan Manav-Türkmen geleneğini
Kendi örf ve anenelerini halen sürdürmekteler.1419 tarihinde adını Bizans ordusu ile çarpışan Türk ordusunun Çerkeş bölüğünden aldığı bilinen, Çerkeşli, üzüm ve kirazlarının yanı sıra Hereke tipi ipek halı dokumacılığı ile ün yapmıştır…”

Kaymakam Hasan beyle Çerkeşli’ye selam ederek, Dilovası’nın bir başka tarihi köyü Demircilere gidiyoruz.

KARADENİZİN KURTULUŞUNU İZLEDİNİZ Mİ?


KOP’tan HARŞİT’ e KARADENİZ’ in KURTULUŞU 1… yenigebze


KOP’ tan HARŞİT’ e KARADENİZ’ in KURTULUŞU 2… yenigebze


KOP’ tan HARŞİT’ e KARADENİZ’ in KURTULUŞU 3… yenigebze

Kurtuluş günlerinde şehitlerimizin unutulması üzerine belgesel yayıncılık olarak harekete geçtik. Trabzon, Bayburt; Rize, Gümüşhane, Atvin, Giresun ve ordu illerinin düşman işgalinden kurtuluşu ilgili belgesel yayıncılık olarak tarihi bir hizmete daha imza atarak Karadeniz’ in belgeselini hazılayarak şehitlerimize vefa borcumuzu ödedik.
Birçok TV kanalında yayınlanan “ŞEHİTLERE VEFA“ adı altında ki başlattığımız kampanya okurlarımız ve izleyicileirmizden büyük ilgi görüyor. Devr-i Alem TV programı izleyicilerinden şehitlerimiz için Kur’ an hatmi okumaya çağırdık. “Kurtuluş Günlerinde Şehitlere Vefa” adı ile Devr-i Alem Belgesel TV programı çekimleri yapılarak telif ücreti almadan Ulusal ve Bölgesel TV kanallarına dağıttık..
‘’Karadeniz Bölgesinde ki Şehitlerimizin isim isim listesi’’ Gazetemiz Arşivi ve Devr-i Alem Belgesel TV programı Belgesel Yayııncılık Fadime Hala Kütüphane ve Araştırma merkezinde ki bilgi ve belgelerde yer alıyor. Karadeniz bölgesinde ki illerden Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş savaşında şehit olanların isim isim listesini tesbit ederek şehit torunları va araştırmacıların bilgisine sunuyoruz.
İşte İllerimizin Şehit sayısı ; Artvin:211, Bayburt:249, Bitlis:282, Giresun:1076, Gümüşhane :329, Ordu : 1233, Rize : 383, Trabzon :1230