İsmail Kahraman’ın Kaleminden Enerji Bakanı ile Devri Alem

Enerji Bakan Yıldız’ın Sanayiciler zirvesinden notlar

          Gazetecilikte fikri takip esastır. Gebze’nin SEDAŞ’tan kaynaklanan elektrik sorunu ile Palgaz’dan kaynaklanan doğalgaz sorunu geçtiğimiz yıl Enerji ve tabii kaynakları Bakın Taner Yıldız’a şikayet etmiştim. Bazı ulusal TV’lerin canlı yayında da yayınlanan şikayetimiz üzerine bakan Yıldız, basın danışmanı başta olmak üzere yetkililere konu ile ilgilenip biç-zat bize bilgi vermeleri talimatında bulunmuştu. Ancak bize bilgi gelmemişti. Ancak biz haberimizin arkasında durarak konuyu kamuoyu gündemine getirmeyi sürdürmüştük.
Enerji Bakanı Yıldız’ın Kocaeli Bölgesindeki üst düzey sanayicilerle organize edilen KSO Sosyal tesislerindeki yemekli toplantıya biz de davetli olarak katıldık.Toplantıya Kocaeli ve Gebze bölgesinden Oda başkanları, OSB  Başkanları, bazı Siad başkanları, Vali Ercan Topaca, Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve milletvekilleri Zeki Aygün ve Mehmet Hilal Kaplan’da katıldı. Yemekli toplantı tam anmalıyla bir Kocaeli Sanayi zirvesine sahne oldu.
Palgaz ve Sedaş’ı Ak Parti Milletvekili Aygün’e şikayet ettik
        Bakanın yemek toplantısı oldukça yoğundu.Palgaz ve Sedaş’la ilgili şikayetimi bu kez Ak Parti Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün aracılığı ile   konuyu gündeme getirdim. Milletvekili Aygün konudan haberdar olduğunu, bu konuda toplantılar yapıldığını ve bakan Yıldız’ın başta Sedaş’tan kaynaklanan elektrik sorunları olmak üzere Palgaz şikayetleri ile bizzat ilgilendiğini, bu konuda Vali Başkanlığında toplandığını söyledi. Yemekli toplantıda CHP Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’la da sohbet edip Palgaz ve Sedaş üzerinde konuşma yaptık.
Sanayiciler yemeğinde Gebze zirvesi
Kocaeli sanayi Odası tesislerindeki Enerji Bakanı onuruna verilen yemek tam anlamıyla bir Gebze zirvesine dönüştü. Yemekli toplantıya Kocaeli Sanayi odası yönetimindeki sanayiciler tam kadro katılmışlardı. KSO Meclis Başkanı olan Gebzeli Sanayi Tahsin Tuğrul, Murat Ayhan, Kocaeli Makine Organize Sanayi Başkanı Sedat Kahyaoğlu , Plastikçiler OSB Başkanı Osman Erken ve diğer sanayicilerle sohbet ederek, gazetemizin gündeme getirdiği KSO’nun Gebze’ye temsilcilik açma konusunu tartıştık. KSO yönetimindeki sanayicilerin büyük bir kısmı Gebze’ye temsilcilik açılmasına tam destek vermesi beni gerçekten düşündürdü. KSO’nun organize ettiği yemeğe Gebze Ticaret Odası yönetiminin ve başkanın katılmamamsı dikkat çekiyordu.
Sanayiciler zirvesinden notlar
Sanayiciler zirvesi gerçekten önemli konuların gündeme geldiği bir toplantı oldu. Bakan yemeğe geç gelince biz de sanayicilerle bol bol sohbet ettik. Gebze bölgesinin duayen sanayicilerinden Sarkuysan AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Çaycı ile kentsel dönüşüm kapsamında Çayırova bölgesindeki sanayicilerin taşınma sorunlarını konuşarak görüşlerini aldık.  Kentsel dönüşüm kararının Türk ekonomisine büyük darbe vuracağını söylüyordu sayın Çaycı.
Zirvede Türkiye’nin önemli sanayicilerinden Kibar Holding Yönetim kurulu başkanı Ali Kibar’la da hem Posco ve hem de Dilovası’ndaki Nasaş Fabrikasıyla ilgili özel söyleşi yaptık. Adı gibi kendiside kibar olan  ve alçak gönüllülük içerisinde sorularımızı cevaplayan Ali Kibar, Nasaş’ın yeniden Türk ekonomisine kazandırıldığını, Nasaş’ta 500 kişin çalışacağını açıkladı.  Posco’nun daveti üzerine gittiğimiz Kore ile ilgili Ali Bey’e Kore izlenimlerimizi aktarıp, sanayicilerin Kore’de nasıl sahip çıktığını örneklerle söyledik.
Denizlerden ve sanayicilerden sorumlu Vali Yardımcısı Ali Beyle de İzmit Körfezi’ndeki limanlar ve Körfez’in korunmasıyla ilgili özel bir söyleşi yaptık. Bey efendi ve vefalı bir dost olan Vali yardımcısı Ali Bey böbreğinden ameliyat olmak üzere hastaneye yatacağını, hastaneden çıkar çıkmaz, bize İzmit Körfezi’ni gezdireceğini sözünü verdi. Bizde kendisine teşekkür edip acil şifalar diledik.
Sanayiciler zirvesinde benim en çok hoşuma giden kendisi ile daha önce de tanışıklığımız olan Kocaeli Üniversitesi rektörü Sezer Komsuoğlu hanımefendinin Gebze Sanayi ve Teknoloji Üniversitesi’ne tam destek olmasını öğrenmem oldu.Sayın Komsuoğlu ile önümüzdeki günlerde özel söyleşi sözü aldık.
Sanayiciler zirvesinde Uzaktan Kocaeli valisi Sayın Ercan topaca ve Büyükşehir Belediye başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu ile selamlaşıp, Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Halit Yılmaz ve uzun süredir görüşemediğimiz, İzmitli gazeteci arkadaşlarla aynı masayı paylaşarak yemek yiyip, sohbet ederek hasret giderdik.  Şimdi de arkadaşımız Ali Şahin’in yazdığı Enerji Bakanı Yıldız’ın sanayiciler zirvesi haberini birlikte okuyalım.Vali Yardımcısı Ali Bey ile Körfez’deki limanlar ve çevre ile ilgili sohbet ettik. Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı  Ali Kibar ile Posco ve Nasaş Fabrikaları ile ilgili sorularımızı içtenlikle cevap verdi.Kocaeli Üniversitesi rektörü Sezer Komsuoğlu, gazetemize Gebze’ye kurulacak olan Sanayi ve Teknoloji üniversitesine destek olduğunu söyledi.
KSO başkanı Ayhan Zeytinoğlu yemeğe katılan sanayicilerle tek tek ilgilenip ev sahipliği yaptı.
Gebze’nin duayen sanayicilerinden Hayrettin Çaycı ile Çayırova sanayicilerinin sorunlarını konuşarak bilgi aldık.

Enerji Bakanı Yıldız’dan sanayiciler zirvesi

* Kocaeli Sanayicisiyle buluşan Enerji Bakanı Taner Yıldız, önemli açıklamalarda bulunarak sanayicileri dinledi, talepleri değerlendirmeye aldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Kocaeli Sanayi Odası  Sosyal Tesisleri’nde sanayicilerle bir araya geldi. İlimizin önde gelen sanayicileri toplantıda yerini aldı.  ”2008 yılında başlayan ve halen artçıları devam eden global kriz olmasına rağmen Türkiye’deki büyüme dikkat çekicidir” diyen Bakan Yıldız, ”Bunun temelinde o iktisadi kural vardır, hiçbir sektörün mutlak değer büyüklüğü o ülkenin siyasi istikrarın büyüklüğünden büyük değildir. Biz bunu ülkemizde gerçekten görüyoruz” ifadesini kullandı.

En ucuz elektriği kullanan ilk 4 ülke arasındayız
”Türkiye 2011 yılını inşallah yüzde 7-8’lik bir büyüme ile kapatmış olacak ” diyen Yıldız, şöyle devam etti: ”Avrupa’dan yaklaşan finansal sıkıntının bizleri yine en az şekilde etkileyeceğine inanıyoruz. Bir kısım pazarlarımız elbette bundan etkilenebilir. Ama ihracat rekoru hepinizin bildiği gibi 136, 137 milyar dolarlar civarında gerçekleşti. Sanayi üretim artışı yine beklenen oranların üzerinde yüzde 7,44’lük bir artış oldu. 29 tane alt sektörün 23’ünde üretim artışı yakalandı. Aslında sanayi sektörümüzün üretimi, istihdamı ve oluşturduğu katma değer, yüksek refah seviyemizin en temel unsurudur. Biz de bakanlık olarak sanayicimizin işlerini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Türkiye, 9 yıl önce AB ülkeleri arasında en pahalı elektriği kullanan ilk 4 ülke arasındaydı ama şu anda en ucuz elektriği kullanan ilk 4 ülke arasındayız. Bunu hem doğalgaz için hem de elektrik fiyatları için söylüyorum.”Enerji tasarrufu
Elektrikteki vergilerle alakalı konuların Maliye Bakanı ile görüşülmesi gerektiğine değinen Yıldız, şöyle konuştu: ”Ben de isterim ki olabildiğince çıplak maliyetleriyle ilgili elektrik fiyatları, tüketicilerimize, sanayicilerimize yansıyor olsun. Ancak bölgemizdeki siyasi istikrarsızlıklarla beraber, oranların çok daha üzerinde yansıyan enerji fiyatları bildiğiniz gibi, bölgemizdeki son sıkıntıyla beraber ham petrolün varili 4-5 dolar daha arttı. Hiçbir ülkeye gösterdiği performansa dayalı petrolü yarım dolar veya 1 sent daha düşüğe vermiyorlar ve Türkiye’deki enerji sektörü yaklaşık yüzde 72, yüzde 73’ler civarında ithalata bağımlı. Dolayısıyla döviz fiyatları ile beraber bu girdilerin aslında TL ile olan satışlarının sürekli bankacılık tabiriyle ‘açık pozisyonda’ olduğunu söylemeliyiz. Ama buna rağmen nasıl oluyor da biz son 4 ülkeden ilk 4 ülke arasına girebildik. Aslında bu enerji verimliği, enerji tasarrufuyla ve enerjinin doğru kullanımıyla orantılı. Hala enerji verimliği, enerji tasarrufun da kat edeceğimiz çok yol var.”
Enerji kullanımı
Büyüyen bir ülkenin, büyüyen bir enerji sektörünün olması gerektiğini vurgulayan Yıldız, ”Her büyüme, her yaptığımız yatırım aslında tarife yoluyla vatandaşımızdan faturalarına aksettirdiğimiz yatırım tutarlarımızdır. Bu çok önemli. Her faturaya enerji sektöründeki yatırımlarımızdan dolayı 2,5 sent civarında pay düşmektedir. Türkiye’deki bütün yatırımlar tarife yoluyla alınıyor” diye konuştu. Taner Yıldız, 10 yıl önce Türkiye’nin kullandığı enerji miktarının 132 milyar kilowat saat civarında olduğunu hatırlatarak, 2011’de ise bu rakamın 221 milyar kilovat saat olduğunu vurguladı.
KSO’nun Bakandan talepleri
Öte yandan Kocaeli sanayi Odası başkanı Ayhan Zeytinoğlu’da Enerji Bakanı Taner Yıldız’dan bazı taleplerde bulundu. Kocaeli’de ki sanayicinin daha iyi çalışabilmesi için talepleri sıralayan Zeytinoğlu, “2011 yılı Kasım ayı verilerine göre Genel Bütçe Vergi Gelirlerine İlimizin katkısı 30,6 milyar TL olmuştur. Bu rakam 72 ilin verdiği vergi kadardır. beklentimiz Kocaeli’nin verdiğinden aldığı %8 payın biraz daha artırılmasıdır. Yapılan tespitlerde İlimizde kış aylarında ısınmadan ve kalitesiz kömür kullanımından kaynaklanan ciddi anlamda hava kirliliği sorunu yaşanmaktadır.  Hükümetin doğalgazda dışa bağımlılığımızı azaltmak için politikalar geliştirdiğini biliyoruz. Bu nedenle beklentimiz ülkemize bu kadar katkısı olan İlimizin pilot il ilan edilerek, tamamen doğalgaza geçiş yapmasının sağlanması yönündedir. Bu noktada doğalgaz üzerindeki vergiyi azaltma yönünde desteklerinizi bekliyoruz.” dedi.
Enerji talepleri
          Enerji konusunda ki talepleri de dile getiren Zeytinoğlu, “Kocaeli olarak Türkiye’de en çok elektrik tüketen üçüncü iliz ve elektriğin %6,4’ünü tüketiyoruz. Sanayinin buradaki payı %70’in üzerindedir. Kocaeli sanayisinin rekabet gücünü etkileyen en önemli nedenlerin başında girdi maliyetlerinin yüksek olması gelmektedir. Rekabet gücümüzü artırmamız, girdi maliyetlerimizi Çin, Hindistan gibi rekabet ettiğimiz ülkelerin girdi maliyetlerine çekmemizle mümkün olabilecektir. Bilindiği gibi bir sanayi işletmesinin bir aylık faturasındaki bedelin yaklaşık %22’sini ilave vergiler oluşturmaktadır. Çok kısa sürede yapılabilecek bir düzenleme ile sadece kayıp kaçak bedelinin ve TRT payının faturadan kaldırılması ile sağlanacak indirim oranı toplam bedelin yaklaşık %15’ine karşılık gelecektir. Beklentimiz elektrik faturalarındaki vergi oranlarında yeni düzenlemeler yapılması yönündedir.” diye konuştu.

Çalışan Gazeteciler Gününü kutlarken

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Aslında her gün gazeteciler günü olmalı. Çünkü hiç tatil yapmadan, ömürlerini gazeteciliğe vakfeden insanlar için bir gün az olduğuna inanıyorum.Ama zararı yok. Bir gün bile hatırlanmak güzel şey. Vefa İstanbul’da bir semtin adı değil. Bir gün bile bizleri hatırlayarak mesaj, telefon ve mail yoluyla günümüzü kutlayan vefalı dostlara teşekkür ediyorum.
Gazeteci olarak ilk yazımı kaleme aldığım tarih 1975 yılı. Trabzon’da okuyorum. Hafta sonları harçlık kazanmak için Ufuk dergisini dükkan dükkan satıyordum. 1977 yılında İstanbul’a geldiğimde merhum Necip Fazıl Kısakürek’in Büyükdoğu gazetesini okuyor o yıllarda Babıali’de olan gazete ve dergileri hafta sonu ziyaret ederek geziyordum. Vatani görevcimi yapmak için askere gittiğimde deniz Kuvvetleri Komutanlığı seyirhidrografi ve Oşonografiği dairesi başkanlığında basın merkezinde göreve başlayarak o yıllarda asker olan cumhuriyet gazetesinin önemli isimlerinden ve geçtiğimiz yıllarda ölen Deniz Som ile aynı odada aylarca görev yapmıştık.Gazeteciliğe nasıl başladım?Vatani görevimi tamamladıktan sonra Gebze’ye gelip yerleşmiş, 1982 haziran ayından itibaren TRT, Anadolu Ajansı ve diğer gazete  ve ajansların Gebze temsilciliğini yaparak gazetecilik hayatımı sürdürmüş, 1983 yılında Gebze’de yayınlanan Uyanış gazetesinde Salı’dan Salıya köşe yazısını yazarak yerel gazeteciliğe başlamıştım. Elinizde ki Gebze Gazetesini ise 1985 yılı 25 Mart’ında Gebze’de matbaa olmadığı için İzmit’te bastırarak her hafta Gebze’ye basın yoluyla hizmet etmeye devam ediyordum. Aslında gazeteciliğe nasıl ve neden başladığımı başlı başına bir yazı da konu almak istiyorum. Ancak nasıl belgeselci olduğumla ilgili ayrıntılıyı bilgiyi www.belgeselyayincilik.com’ da ki İsmail kahraman köşesinden okuyabilirsiniz. Ama biz 10 ocak Çalışan Gazeteciler günüyle ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşalım.
 
Türk Basın Tarihi ve Kocaeli Basını

Gazetecilik en vefasız mesleklerden birisi.Gazeteci ömrünü en önemli kamu hizmeti olan halkı bilgilendirmeye vakfetmiştir. Hayatını stres ve sıkıntı içinde halk adına denetim görevi olan gazeteciliğe harcamıştır.
En stresli meslek gazeteciliktir.Deyim yerindeyse gazetecilik ömür törpüsüdür.Birçok insan bilerek veya bilmeyerek gazetecileri düşman olarak bellemiştir.Gazetecinin yaptığı güzel işler görülmez ama  yaptığı hatalar sürekli yüzüne vurulur.
Gazeteci kendi meslektaşlarına da acımasızdır.Nerede olursa olsunlar sürekli birbirleriyle didişirler.Gazeteci hastalandığında veya vefat ettiğinde hemen unutulur ve hiç hatırlanmaz.

Neden 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü?

Bugün çoktan 212 sayılı yasa tarih olsa da 10 Ocak 1961’de basın çalışanları yasası çıktığı için bu günü gazeteciler günü olarak kutluyoruz. 212 sayılı yasa çoktan mazi oldu. Olsun zararı yok. Yılın bir günü gazetecilere feda olsun. Yasa iptal edilmiş olsa da biz eskiyi hatırlayalım. Nostalji olarak 10 Ocakları kutlayalım.
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Bir modadır gider, herkes bugünümüzü kutluyor. Siyasilerden, okurlardan kutlama mesajları alıyoruz.
Bizim için her gün 10 Ocak. Hiç tatil yaptığımızı hatırlamıyoruz. Biz yılın 365 gününe birer sıfat takmışız. Barış Günü, çevre günü, anneler günü, babalar günü… Allah’ın günü bitmez. İlla her güne bir şey uydurup o günü değerlendirmişiz.10 Ocak’ta “Çalışan Gazeteciler Günü” sanki çalışmayan gazeteciler var.. Canı istediği için gazetecilik yapanlar, Gazeteciliği hobi olarak yapanlar, Kariyer sahibi ve desinler diye gazetecilik yapanlar… Bunlara bir çok şeyi daha ilave edebiliriz.
30 yıldır gazetecilik mesleğinin içerisindeyim. Tatil yaptığımı hiç hatırlamıyorum. Dünyanın neresinde olursam olayım her gün yazılar yazıyor, başta TGRT Belgesel TV’nin her gün sabah 07.00, öğlenden sonra 14.00, akşam 19.00 ve gece 23.30 belgesel kuşakları olmak üzere bir çok TV kanalında Devr-i Alem adıyla belgesel programları hazırlayıp sunuyorum.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününü coşkuyla kutlarken, Kocaeli basın tarihi ile ilgili yaptığım bir araştırmayı ayrıca İletişim fakültesi öğrencileri tarafından çeşitli tarihlerde benimle yapılan röportajın bir bölümünü basın tarihimize ışı tutması açısından www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com adresinde ki köşemden sizlerle paylaşıyorum.

Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu Basını

Türk Basın tarihinde Andolu Basınının Milli Mücadele’nin başarıya ulaşması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna en büyük katkıyı yapmıştır.
Kuvvayi Milliye’yi Anadolu Basın desteklemiş, Sivas Kongresi’nin toplanmasında bizzat Atatürk tarafından İrade-i Milliye yani bugünkü ifadesiyle Ulus gazetesi yayın hayatına sokulmuş, Mehmet Akif ve Eşref Edip tarafından Sebül-ür  Reşat dergisi yayınlanmıştır.
Anadolu basını Kurtuluş Savaşını desteklerken İstanbul gazeteleri mandacılığı savunuyordu. Bugün de  Anadolu gazeteleri milletin ve devletin yanında onur mücadelesi veriyor.

Basın tarihinde Gebze

Basın tarihinde Gebze ve Kocaeli’ne baktığımızda Atatürk Cumhuriyet’in ilanından 9 ay önce 16 Ocak 1923’de ilk Basın toplantısını İzmit’te düzenleyerek Cumhuriyet’in ilanı ile ilgili önemli bilgiler vermiştir. Bir anlamda bu basın toplantısıyla Cumhuiyet’in temelleri Kocaeli’nde atılmıştı.
Basın tarihimizde Gebze’nin ayrı bir yeri vardır.Gebze’de ilk gazete 1953 yılında Gebze’nin Sesi adıyla Emin Polat tarafından çıkartılmıştır. Hayri Macar’dan Ragıp Demirkol’a Şükrü Bülbül’den Ramazan Arslan’a birçok gazeteci Gebze’de hoş sedalar bırakarak gelip geçmiştir.
Önemli olan hoşsedalar bırakmaktır. Genç gazeteci arkadaşlarıma tavsiyem, eforlarını birbirlerine harcamak yerine basın mesleğinin vefasız olmadığını göstermeleri ve basın tarihi ile ilgili araştırma yapmalarıdır. Biz kendi mesleğimize ve kendimize büyük vefasızlık yapıyoruz. Vefasızlık yapanlar vefasızlığa uğrayacaktır.

 ATATÜRK VE BASIN TARİHİNDE KOCAELİ

10 OCAK Çalışan Gazeteciler Gününü kutladıktan hemen sonra 16 ocak Kocaeli Basın tarihi için çok önemlidir. 16 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk;  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile ilgili ilk basın toplantısını İzmit’te düzenledi.30 yıldır Gebze’de gazetecilik yapıyoruz . Kocaeli’nin tarihine ışık tutan ilk belgesel TV programını 1999 yılında biz hazırlayarak 16 Ocak basın onur gününe ayrı bir önem verdik.
Kocaeli Belgeselini birçok TV kanalında yayınlatarak Kocaeli’ye ve tarihimize karşı vefa borcumuzu ödemeye çalıştık.Keşke bizim gibi daha birçok kurum ve kuruluşu belgeseller hazırlayarak TV kanallarına dağıtsalardı.Bir gazeteci ve belgeselci olarak görevimi yapmanın huzuru içinde olduğum Kocaeli belgeselinin senaryo metninden bir bölümü 16 Ocak Basın Onur günü vesilesi ile sizlerle paylaşıyorum.

* Kocaeli Belgeseli’nin senaryo metninden bir bölüm…

….” Kurtuluş Savaşının sona ermesinden sonra Gazi Mustafa Kemal, İzmit’i ziyaret etti. 13 Haziran 1922 günü Kocaeli sancağına gelen başkumandan önce Adapazarı’nı ziyaret etti ve 17 Haziran günü öğleden sonra binlerce kişi tarafından İzmit’e uğurlandı. İzmit istasyonunda kendisini askeri ve mülki erkân ile coşkulu bir topluluk karşıladı. 16 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk;  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile ilgili ilk basın toplantısını İzmit’te düzenleyerek Cumhuriyetin ilanı ile ilgili önemli açıklamalar yaptı..
Kocaeli’nin tarihinde sıkıntı ve kara günlerde yaşandı. Tarih boyunca düşkünlere kucak açtı, mazlumlara barınak, göç edenlere vatan, sürgüne uğrayanlara sığınak oldu. Tarihe 93 harbi ve Rus bozgunu olarak geçen Balkan ve Kafkas harbinde Rumeli’den sürülen binlerce aile Kocaeli bölgesine yerleştirildi. Karadeniz’de Rus işgali sırasında Rum ve ermeni zulmünden kaçan on binlerce Karadenizli Kocaeli bölgesinde yeniden yurt yuva kurdu. Karadeniz ve Rumeli kökenli kaç aile dede ve ninelerinin göç sırasında yaşadığı katliam ve zulümden haberi var. İşgallerde ve göç yollarında şehit olanları rahmet ve şükranla anıyoruz…..
93 harbinde Kocaeli’ne göç edenlerin peşini sıkıntılar bırakmıyordu. Eli silah tutan vatanperver Kocaelililer Balkanlar, Çanakkale, Yemen,Kafkasya ve milli kurtuluş savaşında cephelerde düşmana karşı yiğitçe savaşırken ,Kocaelili gözü yaşlı analar, bağrı yanık eşler ve öksüz çocuklar;yıllarca şehit haberi ve gazi yolu bekledi. 7 düvele karşı yapılan 1. cihan harbinde Kocaeli binlerce gencini şehit ve esir verdi.

* Kurtuluş Savaşında Kocaeli

Kurtuluş Savaşı öncesi 20 Kasım 1918’de İzmit, İngilizler tarafından işgal edildi.27 Ekim 1920’de de şehir, Yunanlıların işgaline uğradı.İşgalci Yunan askerleri Kocaeli bölgesindeki yerli Rum ve Ermeni işbirlikçilerle Türkleri katledip birçok köy ve mahalleyi yakmaya ve yağmalamaya başladı.Yağma ve katliam 27–28 Haziran 1921 gecesi doruk noktasına ulaştı.28 Haziran sabahı sadece İzmit merkezinde 312 kişiyi katlederek şehri ateşe verip yaktılar…
Yunan askerlerinden destek alan yerli Rum ve Ermeni çeteleri yıllarca birlikte yaşadığı savunmasız ve sahipsiz Türklere karşı terör estirmeye devam ediyordu.  Gölcük,Karamürsel-Gebze ve Körfez ilçesinde savunmasız binlerce kişiyi katleden Rumlar insanları camilere doldurup diri diri yaktılar. Rum ve Ermeni çetelerinin bu zulmünden kaç gencimizin haberi var…? Yaşanan katliam ve zulmü bile araştırmıyoruz. Kaç şehit ve esir verildiğinden haberimiz bile yok…Şehit torunları bu tarihi gerçekleri araştırıp kamuoyuna açıklamalı.. Gençlerimiz milli kültür ve tarih bilincine sahip olmalı..
Kocaeli, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Anadolu’da başlayan Milli Kurtuluş Savaşı ile 28 Haziran 1921 tarihinde işgalden kurtarıldı. 11 Şubat 1922’de İzmit sancağı iken, Kocaeli Sancağı oldu. Her yıl 28 Haziran’da İzmit’te kurtuluş şenlikleri düzenlenerek şehitlerimiz rahmet ve şükranla anılıyor..

* Atatürk’ün tarihi Kocaeli gezileri… 

…”Kocaeli’nin batısındaki askeri birlikleri denetlemek maksadıyla, 16 Haziran 1922 günü (Geyve)’ye gelen Mustafa Kemal Paşa, geceyi burada geçirdikten sonra, 17 Haziran 1922 günü bir süreden beri Adapazarı Askerlik Şubesi Başkanı Baha Beyin evinde misafir olan annesi Zübeyde Hanımefendi ile buluşarak hasret giderir. O geceyi annesiyle birlikte geçiren Mustafa Kemal Paşa, müteakiben kendisiyle mülakat yapmak isteyen Fransız Edibi Claude Farrere’i kabul etmek üzere 18 Haziran 1922 trenle İzmit’e hareket eder.
Tarihi günlerinden birini yaşayan İzmitliler Mustafa Kemal Paşayı İzmit İstasyonunda misli görülmemiş bir tezahüratla karşılarlar. Mustafa Kemal Paşanın İzmit’e gelişlerini ve İzmit’ten uğurlanışlarını saati saatine izleyen Kocaeli Gazetesi, 20 Haziran 1922 tarihli nüshasında bu olayı röportaj şeklinde bütün yurda duyurmuş bulunmaktadır.
Milli Mücadele yıllarında Pierre Loti ile birlikte Avrupa Basınında Türkiye’nin Siyasal Haklarını savundu ve Kurtuluş savaşını destekledi.Kurtuluş savaşını müteakiben ATATÜRK’ten bir mülakat talep eden Claude Farrere 18 Haziran 1922 tarihinde İzmit’te Atatürk’le buluştu.”….(Kocaeli Gazetesi, 20 Haziran 1922)
Evet, Kocaeli’nin tarihine ışık tutan ilk belgesel TV programını 1999 yılında biz hazırladık.   Kocaeli Belgeselini birçok TV kanalında yayınlatarak Kocaeli’ye ve tarihimize karşı vefa borcumuzu ödemeye çalıştık. Keşke bizim gibi daha birçok kurum ve kuruluşu belgeseller hazırlayarak TV kanallarına dağıtsalardı.
Biz görevimizi yapmanın huzuru içindeyiz.Görevini yapmayanlar utansın.

İsmail Kahraman’la röportaj

Basın tarihi ve belgeselcilik üzerine bir çok röportaj yapıldı. gaszetemiz Gebze İletişim öğrencisi Özden Hanımın bitirme tezine bile konu oldu. Çeşitli tarihlerde gazetemiz Kurucusu ve Devri Alem Belgesel program yapımcısı İsmail Kahraman ile İletişim fakültesi öğrencileri tarafıhndan yapılan röportajı yayınlıyoruz.

Anadolu Basın tarihine ışık tutan röportaj

Araştırmacı-Gazeteci ve Belgesel Yönetmeni

1960 Giresun doğumlu. İlk defa 15 yaşında o günün Bâb-ı âlîde Sabah ve ufuk gazetelerinde yazıları yayınlandı.1985 yılında Gebze’de şu anda yayın hayatına devam eden “Gebze” isimli yerel gazetesini çıkardı ve 15 yıla yakın Gebze’de TRT Anadolu  Ajansı muhabiri olarak çalıştı. Avrasya bölgesindeki radyo, televizyon ve gazetelerin bir çatı altında toplanması adına bir gurup arkadaşıyla birlikte Avrasya Yayıncılar Birliğini kurdu. 8 yıldır Türk dünyası, Osmanlı coğrafyası gibi  kültür  ve medeniyet  coğrafyamızda araştırmalar yaparak hazırlamış olduğu belgeseller DEVR-İ ALEM adı ile  TGRT ve  TV5 televizyonunda yayınlanmakta. Yurt içi ve yurt dışı gezileriyle ilgili araştırma notları Gebze Gazetesi ve bazı ulusal gazetelerde yayınlandı. Cebel-i Tarık’tan Çin Seddi’ne Zaferlerimiz ve Şehitliklerimiz; Gebze, Kocaeli, Giresun ve Balkanlar’dan Tuna Boylarına, Bulgaristan’dan Osmanlı Medeniyeti adlı belgesel ve  kitaplar  yazdı.
Belgesel tv programları ile haber ve araştırma yazılarından dolayı birçok basın-yayın, resmi ve özel kuruluşlar tarafından çeşitli ödül ve başarı belgeleri aldı.

* Gazete yazarlığı ile başladığınız yolculuğunuzda belgesel yapmak nereden aklınıza geldi. Size, “belgesel yapmalıyım” dedirten şey neydi?

Zannediyorum 80’li yılların başı idi;  televizyonlarda izlediğim Japonların hazırladığı İpek Yolu belgeseli, bizim coğrafyamız, Türkistan, Asya beni çok etkilemişti. Ama asıl 80’li yılların ortalarında, başbakanlık tanıtma fonunun desteği ile fienol Demiröz’ün yönetmenliğinde “Dünyada Vakıf Medeniyetimiz” adlı belgesel yayınlandı. O belgeseller bende müthiş bir iz bıraktı. Maşrık’tan, mağrip’e neden bizim coğrafyamızın, kültürümüzün belgeselleri olmasın diye yola çıktık. Maşrık, güneşin doğduğu yer, Pasifik sahilleri; Mağrip’te bu günün Fas’ı. Bu coğrafyayı dolaşmaya çalışıyoruz. Hem kendimiz öğreniyoruz, hem insanlarla paylaşıyoruz.

*Belgesellerinizi hazırlarken hassas olduğunuz noktalar nelerdir?

Özellikle, kendi kültür ve medeniyetimizi ele alıyorum. Milli bir duruş, milli bir kimlik ile oluşsun arzu ediyorum. Olmazsa olmaz şartlarımızdan biri bu. Öncelikle bizim kültürümüz, medeniyetimiz; Çünkü unutulmuş ve şimdi haksız olarak terörle yargılanıyor. Bir cihanşümul medeniyetin terörle yargılanması gerçekten korkunç bir şey.

* Saklanan ve gösterilmeyen yüzümüzü ortaya çıkartıp “önce kendimizi tanıyalım” diyorsunuz.

Elbette! 1999’da ilk kez, “fiehitler Mahşeri Çanakkale”  belgeselini hazırladık. 2001 yılında, “Kârlar Altında 90 Bin fiehit Sarıkamış” belgeselini yaptık. Sarıkamış bölgesi bu belgeselden sonra milli park ilan edildi…
Hindistan Endonezya’dan sonra en çok Müslüman nüfusa sahip ülkedir. Ve Hindistan muhteşem bir İslam coğrafyasıdır. İmam Rabbani Hz.’den Muhammed Baki Billah’a kadar daha pek çok İslam aliminin yetiştiği yerdir. Kutbül Minar, Delhi’de İslam medeniyetinin muhteşem bir eseridir. Yeni Cuma cami, Agra kalesi, Agra’da meşhur Taç Mahal. Biz bunları kendi kamuoyumuza bile  doğru dürüst yansıtamıyoruz. Mesela bir Endülüs medeniyeti.
Çin’de Doğu Türkistan haricinde milyonlarca Müslüman yaşıyor. Orada Abdülhamit Han bizzat Pekine Hamidiye Medresesi kurdurmuş. 1250 yıllık bir İslam medeniyeti var Fas bölgesinde. Nedense Türk kamuoyu, İslam kamuoyu bunu fazla bilmiyor. Kendimize görev kabul ederek öncelikle İslam medeniyeti, Türk dünyası ve Osmanlı coğrafyasını tanıyalım, sonra tanıtalım diye yollardayız

* Bulgaristan’daki Osmanlı tarihiyle ilgili belgesel yapmak ilk defa size nasip oldu. Biraz bundan bahseder misiniz?

Bulgaristan komünizm yönetimindeyken kimse oraya girememiş. Bize belgeselcilik aşısını veren “Dünyada Türk Vakıf Medeniyeti” belgeselin’de  Bulgaristan bölümünün olmaması  dikkatimizi çekti. “Bulgaristan’a  belgesel çekmek için  ben gitmek istiyordum. Türk Dış İşleri Bakanlığı Bulgaristan Dış İşleri Bakanlığından özel bir izin alarak 15 gün süreyle Bulgaristan’da çekim izni aldı. Bulgaristan’da 8-9 sene önceki Türk İslam Medeniyeti eserlerinin görüntülerini yaklaşık 15 saatlik görüntüde topladık. O eserler orada yıkılırsa bile elimizde tarihi belge olarak saklıyoruz. İlk defa Bulgaristan’daki Osmanlı eserleri , bu belgesel ve kitapla  gün yüzüne çıkardık. Bu durumdan vazife çıkarmak gerektiğini düşünüyorum. Bize kimse “git” dememişti ama, yerine göre can korkusu, emniyet sıkıntısı çekerek orada 15 gün belgesel çekimi yaptık ve çok da iyi oldu.

* Balkanlar’da ve Kırım’da çeşitli araştırmalar ve belgeseller yaptınız.Oralardaki izlenimlerinizi alabilir miyiz?

Kırım gönül yaramız; orada insanlarımız ve yaşanmış bir dram var.Anadolu coğrafyasında Kırım kökenli yaklaşık 4-5 milyon insan yaşıyor ve Kırıma hiç ilgi duymuyorlar. Rusya her ne kadar resmen Ukrayna’nın hudutları içerisinde olsa bile Sivastopol, yani bizim kültürümüz deki Akyar’da halen en büyük donanma üstlerini kurmuşlar. Sürgünden dönen  tatarlar  15 metrelik gecekondularda ölüm kalım mücadelesi veriyorlar. Belgesel çekmeye gittiğimizde   Tatar Milli Meclis Beşkanı Mustafa  Cemil Kırımoğlu beyle görüştük. Bahçesaray’da, Tatarlar; Ukraynalıların üzerine pazar kurduğu atalarının mezarlarını mücadele edip geri almışlar. Kırım hanlarının mezarları perişan olmuş. Kırım harbinde Gözleve savunması çok meşhurdur.
Bir Silistre destanı var; müthiş bir savumadır. Tuna boyları zaten başlı başına Osmanlı medeniyetinde kilometre taşları ile doludur. Osmanlı’nın adeta altın kemeridir. Tuna deyip geçmemek gerekir. Ama bizim kültürümüzden fazla bir şey göremedik. Bulgaristan’da yıkılıp yok olmuş eserlerin durumları içler acısı.
Arnavutluk ise bir başka diyar.Burada insanların çoğu Müslüman ama özellikle Katolik dünyası, İtalyanlar, Yunan Ortodoksları müthiş paralar harcayarak dernekleri, sivil toplum  örgütleri  vasıtası ile  islamdan  uzaklaştırmayı yaparken, bizim sivil toplum örgütlerimiz %70-80’i Müslüman olan Arnavutluğa ilgi göstermemeleri, sahip çıkmamaları gerçekten üzücü.Orada camiler perişan, yıkık dökük. Yunanistan Türk gazetecilere vize vermiyor. fiengen vizesi ile en son Hanya’nın olduğu Girit’e gittim.Nitekim ilk defa orada müze, dükkan, meyhane haline getirilmiş camilerin belgesel görüntülerini çektim.
Nasip olursa Girit belgeseli yapacağız. Girit gönül yarası; bu güne kadar gidilmemiş. Çünkü Yunanistan hükümeti Türk gazetecilere vize vermiyor. Ama Yunanlı gazeteciler elini kolunu sallayarak Türkiye’ye geliyorlar, Pontus’la ilgili onlarca kitap yazıyorlar. Bizim araştırmacılarımız maalesef hep hoşgörü nazarı ile bakıyorlar; Evet baksınlar ama gerçekler de görülsün.
Girit’de Resmo var; Hanya’nın hemen yanı başında Girit in önemli bir şehridir. Orada büyük bir parka gittim. Orası  bir zamanlar Müslüman mezarlığı vardı,  ama  bugün park olmuş., çocuklar üzerinde oynuyor, geziyorlar. Barbaros Hayrettin Paşa Akdeniz’i barış gölü haline getirmiştir ama Resmo’da Barbaros hayrettin Paşa adına bir korsan gemisi yapmışlar. Girit’te bir kıyım var; patrikhanenin ve onlara destek olan Avrupa birliğinin yaptığı. AB hayranları Girit’e gitsinler gezsinler, Yunanistan’daki  Kavala   şehrindeki  caminin acı manzarasını görsünler, oturup ağlayacaklardır.
Muhteşem bir medeniyetimiz var.O medeniyeti adeta unutmuşuz ve unuttuğumuzun yeni yeni farkına vardık.Artık Türkiye cumhuriyeti’nde sivil toplum örgütleri, araştırmacılar yeni yeni ortaya çıkmaya başladı.Mesela TRT Balkanlar’a yönelik bir televizyon kurmaktan söz ediyor.Gidilmeyen yer sizin değildir.Oralara belki bir devlet olarak gitmemiz hayal olabilir ama atalarımızın dedelerimizin  mezarları’nın  bulunduğu  bu coğrafyalara gitmemiz lazım.

* Anadolu’da Türk İslam Medeniyeti ve Osmanlı mirası ne durumda?

İşte çok daha vahim bir durum, bundan utanç duymalıyız.Sarıkamış milli park ilan edilmesine rağmen adres veriyorum, Erzurum Köprü köydeki, kale kalıntıları içersinde tezek yığınları altında  halen şehit  kemikleri  var. Anadolu’ya Türklerin ilk girdiği yer Kars yakınlarındaki Ani kentidir. Yıllarca orayı Ermeniler bozulmasın diye ziyarete kapatmışız.Şimdi yeni yeni açıldı.İlk defa Türkler tarafından Anadolu’da cami Ani’de yapılmış.O camii bugün perişan halde; Camii içinde şarkılar türküler söyleniyor.Peki restore edilemez mi?
Akdamar kilisesine milyon dolarlar harcandı, restore edildi. Yapılsın bunlar da bizim geçmişimizdir, bizim kültürümüzdür. Ama hemen Akdamar’ın karşısında Süphan dağları eteklerinde O meşhur 1071 Sultan Alparslan’ın Malazgirt meydan savaşından önce Cuma namazı kıldığı Camii bugün ahır ve kümes.Resmen cami olduğuna dair belge var.Akdamar kilisesi yapılırken neden burası restore edilmedi.Bunları Kültür Bakanlığına, Milli Savunma Bakanlığına yazdım.
Çanakkale’deki gayr-i müslim mezar anıtları 1924 yılında kurulmuştur. Bizim şu anda orada bir şehit  mezarlığımız yoktur.  fiehit mezarlığı Sökülüp ,Sürülmüştür, tarla yapılmıştır; şehit kemikleri adeta kağnılara, toplanıp  bir çukurlara atılmıştır. Güya bir anıt yapılmış ama sonuçta mezarlar sökülmüştür. Anadolu hiç de iç açıcı değil. Tarih bilgimiz, hafızamız sıfırlanmış. Her şeye rağmen yapılan program ve tanıtım çalışmaları sayesinde artık gençlerimizde ve toplumda ciddi bir uyanış olduğunu söyleyebiliriz.

* Peki Türkiye’de belgesel çalışmaları yeterli mi?

Maalesef yeterli diyemeyiz. Bugün futbola, tele vole kültürüne gösterilen önemin yüzde beşi bizim kültürümüzün anlatıldığı belgesellere verilmiyor. Sponsor bulamıyorsunuz. Son yıllarda kültürel programlara, belgesellere müthiş bir yöneliş var, ciddi çalışmalar yapılıyor. 99\2000 yılında   Çanakkalle şehitleri ile ilgili hazırlanmış; tek belgeseldik Bugünse Çanakkale’de onlarca belgesel var. Sarıkamış hakeza… Medeniyet dünyamızla ilgili birçok çalışmalar devam ediyor. Evet, tarih bir milletin şuurudur, tarih milletleri devletleri ilelebet yaşatan önemli bir unsurdur. Tarih bilinci için devlet kurumları, kişiler durumdan vazife çıkararak adeta hizmet seferberliliği yapmak zorundadırlar.

* Türkiye de basın-yayın organları doğruları söylemek ve iyi olanı lanse etmek için yeteri kadar duyarlı mı?
Maalesef, sahip oluyoruz ama kesinlikle kullanamıyoruz. Kötüye kullanıyoruz; iyiye kullansak çok farklı noktalarda olurduk.

* Millet olarak çok kritik zamanlar yaşadık. Yazılı ve görsel basının bu olaylara yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hep magazinvari yönlendirmeler var. Basının asıl amacı olayı olduğu gibi yansıtmaktır; yorumu okuyucuya, izleyiciye bırakmalı. Ama yorumu da kendi yapıyor, yerine göre hakim-savcı oluyor. İnsanımız haberlerin, görüntülerin, filmlerin arkasında mutlaka başka bir şey vardır diye düşünüyor ve hakikaten başka bir şey çıkıyor. Haber namusu diye bir tabir vardır. “Haber doğru, yorum serbesttir”. Bu tarz haberler maalesef bu tabire uymuyor ve yargılayıcı, yönlendirici, yalan haberler ön plana çıkıyor. Bunun ceza,i müeyyidesini  de  yok. Tepki de vermiyoruz; Adam aleyhinde yalan haber  yazılmıştır, yalan haber mağdurudur. Bunun mücadelesini yapmak yerine, “bu iş beni aşar” diyerek pes ediyor.

* Yerel gazete çıkarırken hangi sorunlarla karşılaştınız?

Hangi birini anlatayım. Gebze’de gazete çıkaracak matbaa yoktu. 1985 yılında bir gazete yayınlamaya karar verdim. Gazeteyi Kİtap – Kırtasiye dükkanımda  küçük bir daktilo ile hazırlıyordum.  İzmit’te gazete basacak  matbaa vardı, haftada bir gün gidiyordum, 3 günde bir gazeteyi hazırlayıp getirebiliyordum ve haftalık olarak dağıtıyordum. İki sene Gebze’den İzmit’e gazete macerası devam etti. Sonunda Gebze’de ilk gazete basan tesisi kurduk. Gebze’de en uzun yayın yapan gazeteyiz. 2000 tirajımız var, 12 sayfayız ve resmi ilan alma yetkisine sahibiz. Günde yaklaşık 36-40 ülkeden bazen 100-130 bin kez internet adresimiz tıklanıyor, bununla da mutluluk duyuyoruz. Kendime şunu düstur ettim: “Mihneti dost etmektir alemde hüner/ Kamu fani dünya böyle gelmiş böyle gider”.Zorlukları dost edinmek gerekiyor.

* Sizler bu sorunları yaşadınız.Peki Türkiye’de yerel gazetecilik ne durumda, ne gibi sorunlar var?

Bugün genel anlamdaki gazetelerde sorun ne ise yerel gazetelerde de o.Ama yerellerin arkasında holdingler yok. Yerine göre muhabirliğini, yazarlığını, organizatörlüğünü siz yapacaksınız. En önemli sorun yetişmiş insana sahip değil yerel  medyamız. Eleman sıkıntısı çekiyoruz. Muhabir, yazar bulamıyoruz. En basit meslekler için liseler var ama iletişim meslek liseleri yok. Bugün kurumlarımızda istihdam ettiğimiz sadece iki tane iletişim fakültesi mezunu arkadaşımız var ve maalesef onlarda adeta bir çırak seviyesinde. 4 yıllık üniversite eğitimleri var ama  gazeteciliğe sıfırdan başlıyor.

* Bu da eğitim sistemimizin bir sorunu herhalde?

Eğitim zaten tam bir keşmekeş. İletişim fakülteleri var ve bugün bu fakültelerinden yetişenlerin % 70-80’i iletişim kurumlarına gitmiyor. Öyle bir aymazlık olur mu? Yerel gazetelere gelmek istemiyor. Niçin? O, hedefini koymuş, büyük medyada çalışacak diye. Ama gerçeklere bakıyorsunuz hiç de öyle olmuyor. fiayet iletişim liseleri olsa, öğrenciler bilinçli olarak iletişim fakültelerine gitseler çok daha farklı başarılar elde ederler.

* Bu sorunların aşılacağına dair ümitli misiniz?

Ümit var olmak mecburiyetindeyiz; sıkıntılar olacak ve oluyor. Zahmetsiz rahmet olmaz, mücadele etmek gerekiyor. Anadolu insanı artık eğitimli ve mücadeleci. Ben tarihimle, kültürümle, medeniyetimle her yerde varım diyor. Geçmişte böyle bir şey söz konusu değildi. Bir kısım seçkinciler bütün nimetlerden yararlanıyorlardı. Anadolu insanı sadece çalışıyor, üretiyor, vergi veriyordu. Ama artık “bizde varız” diyor: Yayında, eğitimde, siyasette, bürokraside. Biz bu anlamda çok sevinçliyiz.

* Önümüzdeki süreçte meslek hayatınızda yapmayı düşündüğünüz neler var?

O kadar çok şey var ki; mesela Anadolu’yu ve insanını çok yakından tanımak istiyorum. fiu ana kadar 75 il gezdim, daha çok il ve köyler var gezeceğim. Bir Osmanlı coğrafyası 23 milyon metre karelik muhteşem bir Osmanlı coğrafyası. Bir Türk dünyası coğrafyası Çin Seddi, Pasifik’ten Avrupa içlerine kadar uzuyor.2 Milyar  nüfusa  sahip İslam  medeniyeti  cografyası   bizleri bekliyor. İnşallah bütün bu coğrafyaların tamamını  gezerek ,başlı başına bir belgesel halinde toplayıp kitabını hazırlayabilirsem azda olsa görevimi yapmış olmanın huzuru içinde olacağım. İnşallah Allah (c.c) ömür sıhhat verirse  Dünya cografyasındaki kültür ve  medeniyet  tarihimizin   belgeselini  çekmeyi planlıyorum.