Kocaeli’den Gürcistan’a Dostluk köprüsü

Türkiye’nin sanayi atardamarı olan Kocaeli ile komşumuz Gürcistan arasında dostluk köprüsü artarak devam ediyor. Kocaeli bölgesinden bir çok sanayici ve işadamı Gürcistan’da yatırım yaparken Gürcistan’dan da Kocaeli bölgesinden çok sayıda insan çalışarak geçimini temin ediyor.

   Kocaeli ile Gürcistan arasından dostluk köprüsü büyükşehir belediyesi tarafından geçtiğimiz yıl Gürcistan’a yapılan kültür gezisinde büyük ivme kazanmıştı. Büyükşehir belediye  Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında çok sayıda üst düzey yönetici Gürcistan’a giderek tarihi ve turistik yerleri gezip yetkililerle görüşmüştü.

KOCAELİ HEYETİ’NİN GÜRCİSTAN TURU

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti.Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu.4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.

KOCAELİ’DEN GÜRCİSTAN’A DEVRİ ALEM

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Gürcistan kültür gezisinde Gürcistan ve Acara’da çok önemli araştırmalar yapıp belgesel program çektik.Belediye Başkanları ve meclis üyeleriyle söyleşiler yapıp, Gürcistan’lı yetkililerle de görüşmeler yaparak “Kocaeli’den Gürcistan’a Devri Alem” adıyla belgesel program hazırladık. Gürcistan belgeseli TGRT Belgesel TV, TV 5, Kocaeli TV başta olmak üzere bir çok ulusal ve bölgesel TV kanalında yayınlandı.

  Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu gezisinden sonra Türk ve Gürcü dostluğu daha da gelişmiş, başta GOSB olmak üzere Kocaeli bölgesinde ki sanayiciler Gürcistan’da incelmeme ve araştırma gezilerine katılmışlardı.

   Kocaeli büyükşehir belediyesinin Gürcistan gezisine gazeteci ve belgeselci olarak katılmış, geziyi başlı başına devri Alem belgeseli haline getirerek bir çok TV kanalında yayınlanmasına imkan sağlamıştım. Gürcistan’da Devri Alem adlı programımız büyük ilgi görmüştü.

GÜRCİSTAN TÜRK DOSTLUĞU’NA KATKI

Gazetemizin dünkü sayısında bu köşede yer aldığı gibi Devri Alem programı olarak Gürcistan Türk dostluğuna katkıda bulunacak programlar hazırlayıp TV kanallarında yayınlatmaktayız. Bu çerçevede Gürcistan-Acara Kültür Bakanlığı yetkilileri ve Türkiye’nin Batum Başkonsolosu ile yaptığımız özel söyleşi ve röportajlar gazetemiz bünyesinde yayınlanan www.gebzegazetesi.com sitesinde ki Gebze Gazetesi TV’de geniş şekilde yayınlanmakta.

Gürcistan-Türk dostluğu sadece iki ülke değil, bölge içinde önemli. Gürcistan’ın Rusya ile ilişkilerini düzeltmesinden Türkiye’de ekonomik ve siyasi olarak kazanım elde edecektir. Bugün sadece nüfus kağıdıyla seyahat etme imkanımız olan Gürcistan, Türkiye içinde çok anlam ifade etmekte, Batum hava sahası Türkiye’nin iç hat uçuşlarına da açık bulunmakta. Bu yazımız ve TV programlarımızla Türk-Gürcistan dostluğuna katkıda bulunabiliyorsak ne mutlu bize. 

Türk Gürcü dostluğu gelişiyor

İsmail Kahraman’ın Kalemi Sercan Atalay’ın objektifi ve Murat Aykan’ın organizasyonunda Gebze’den Gürcistan’a Devri Alem

Dünya haritasına baktığımızda Türkiye çok önemli konuma sahip. Üç tarafı denizlerle çevrili, Asya ve Avrupa kıtalarının geçiş noktası, Orta Asya, Kafkaslar, Rusya, Balkanlar, Akdeniz ve Ortadoğu’nun tam merkezinde, dünyanın hızla gelişen büyüyen çok önemli bir ülkesi.

Türkiye’nin büyüklüğünü ve geliştiğini yurt dışına çıktığınızda anlıyorsunuz. Dünyanın 70’den fazla ülkesini gezmiş, Türkiye’nin il ve ilçelerinde belgesel çekerek Türkiye’yi çok yakından tanımış birisi omlara, Türkiye’de yaşayanların çok şanslı olduğunu ifade etmek isterim. Türkiye’nin doğalgazı ve petrolü yok ama her şeyden daha değerli genç, çalışkan ve hizmet üreten gençleri var. Türkiye’yi de güçlü yapan bu insan kaynağı. Türkiye’nin kıymetini bilmek için yurt dışına çıkıp yurt dışından Türkiye’ye bakmak gerekiyor.

Geçen hafta değerli dostum işadamı Murat Aykan Beyin organizasyonu ile Artvin’den Gürcistan’a geçtik. Daha öncede Murat Bey ile Gürcistan’ın Ahıska, Tiflis ve Batum bölgesini gezmiştik. 2009’dan 2012’ya Gürcistan’da çok şeyin değiştiğine şahitlik yaptık. Gezimizin Gürcistan’daki seçimlerden hemen sonra gelmesi Gürcistan’daki demokratik değişiminde ne kadar hızlı gerçekleştiğini bizi gösterdi.

Belgesel Yayıncılık ve Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak Türkiye – Gürcistan dostluk ilişkilerini yakından görmek için geçtiğimiz hafta Gürcistan’a gittik. Gürcistan’a gitmeden önce Tiflis Büyükelçiliği ve Türkiye’nin Batum Başkonsolosluğu’na Batum ve Acara Özerk Cumhuriyeti’nin tarihi, kültürü ve turizmi hakkında çekimler yapacağımızı anlatan bir yazı gönderdik ve kısa sürede Batum Başkonsolosluğu yetkililerinin bizi karşılayacağına dair olumlu bir dönüş aldık.

Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden hazırlıklarımızı tamamlayarak geçtiğimiz haftalarda seçim yaşayan Gürcistan’a gitmek üzere yola koyulduk. Daha önce Ekim 2009’da gittiğimiz Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti’ne bu kez Gebzeli işadamı Murat Aykan ile birlikte gittik. Artvin – Hopa karayolu üzerinden Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yaptık.3 yılda Gürcistan’ın çok değiştiğini daha Sarp sınır kapısından adım atarken anladık. İlk kez geldiğimizde Sarp sınır kapısından geçmek için pasaport gerekliydi. Ama artık Ulusal kimlik kartı ve giriş ücreti olarak 1 TL vermek yeterli.

Gürcistan sınırına adım attığımızda ilk işimiz Batum Başkonsolosluğu’na gitmek oldu. Sarp sınır kapısında Mercedes marka arabasıyla şoförlük yapan ve Türkçe adı Muhammed asıl adı Malhas Horava olan Sarplı şoför bizi Acara Özerk Cumhuriyeti’nin merkezine götürdü. Yolculuk sırasında Horava bize çok ilginç bilgiler verdi. 19 yaşındaki oğlunun Dilovası Demirciler köyünde çalıştığını ve Gebze bölgesindeki yaklaşık 10 köyde Gürcü vatandaşının çalıştığını belirtti. Kendisinin de daha önce Türkiye’ye çalışmak üzere geldiğini ancak yakın zamanda yürürlüğe giren çalışma yasası gereğince gelemediğini ifade etti.

1 MİLYON TÜRK ZİYARET EDİYOR

Bugün 500 bin nüfuslu Acara’da % 65 Müslüman yaşamakta. Acara’ya günlük 4 – 5 bin yazın ise 10 bin Türk vatandaşı giriş çıkış yapıyor. Yıl boyunca toplam ziyaret sayısı ise 1 Milyon Türk’e ulaşıyor. İnşaat ve gıda sektörü nedeniyle daimi yaşayan Türk vatandaşımız ise 2 bin civarında. Türkiye’de ise iş yasası gereği Gürcü vatandaşlar 3 ve 6 ay olarak süreli bulunmakta. Gürcü vatandaşların Türkiye’de devamlı yaşaması ve çalışması için çalışma izni gerekli. Böylece kayıt dışı çalışmanın önüne geçilmiş olunmakta.

Yağışlı mevsimde Çoruh havzasında yol alarak sonunda Batum Başkonsolosluğu’na varıyoruz. Burada sıcak bir ilgi karşılanıyoruz. Batum Başkonsolos yardımcısı ile sohbet edip çayımızı içtikten sonra bize eşlik eden yetkili arkadaş ile Acara Özerk Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’na hareket ediyoruz. Gemi mühendisi olan yetkili arkadaş aslen Artvinli olup, 1991 yılından beri Batum’da kalıyormuş. Kısa bir yolculuktan sonra Acara Özerk Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’na varıyoruz. Burada bizi Gürcistan Acara Eğitimden sorumlu Bakan Yardımcısı Aida ABUSERİDZE ve kültürden sorumlu daire başkanı karşılıyor. Konsolosluktaki yetkili arkadaşın bize tercümanlık yapmasıyla bakan yardımcısı ve daire başkanı ile söyleşi yaptık.

KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DESTEK SÖZÜ

Bakan Yardımcısı Aida ABUSERİDZE, Türkiye’den birçok yapımcı ve yönetmenin dizi, film, belgesel ve TV programı için Acara bölgesine geldiğini, kendilerinin de geniş bir kadro ile yardımcı olduğunu belirterek, bu çalışmaların Gürcistan televizyonlarında yayınlandığı söyledi. ABUSERİDZE; “ Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğunu, tarihi, kültürel ve sosyal anlamda her türlü desteği verdiklerini ve vereceklerini Devr-i Alem kameralarına söyledi. ABUSERİDZE’nin kızının ise Ankara Gazi üniversitesinde okuduğunu ve kendisinin de Batum Başkonsolosluğunda Türkçe dil eğitimi almaya devam edeceğini öğrendik.

Kültürden dairesinden sorumlu başkan ise Türkiye’ye daha önce gittiğini, gittiği illerde misafirperver Türk halkının yakın ilgi gösterdiğini ve çok şaşırdığını dile getirerek, bugüne kadar birçok ortak çalışmamızın olduğunu ve bunların devam edeceğini ifade etti.

Bizde Devr-i Alem ekibi olarak Türk – Gürcü dostluğunun devam etmesini temini ederek, Belgesel Yayıncılık tarafından hazırlanan bilim, sanayi, tarih, kültür ve turizm de marka şehir Kocaeli kitap ve belgeselini hediye ettik.

İKİ ÜLKE ARASINDA İLİŞKİLER GELİŞTİ

Batum Başkonsolosluğu’na tekrar yetkili arkadaşla geri dönerek Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Engin Arıkan ile Türkiye – Gürcistan münasebetleri üzerine röportaj yaptık. Engin Arıkan; “ Batum Türkiye’nin yanında çok hızlı gelişen bir kent. Yaklaşık 20 yıl önce aramızda duvarlar vardı ve Sovyetler birliğinin içindeydik. Aynı şekilde Gürcistan’da öyleydi. O zamandan bu yana Gürcistan kendi içinde birçok değişim ve dönüşüm yaşadı. Ve son dönemde Türkiye – Gürcistan ilişkileri çok iyi. 10 Aralık 2011 yasa tasarısıyla vizeyi bir yana bırakın Ulusal kimlik kartınızla Gürcistan’a giriş çıkış yapılabiliyor. İki ülke arasında iş ve turizm açısından büyük hareketlilik var. Vatandaşlarımız otobüs veya tur şirketleri ile öğretmen olsun memur olsun hafta sonu Batum’a turistik gezme amaçlı olarak geliyorlar. Türkiye’nin diğer civar yerlerinde böyle bir şey yok. Türkiye’nin kara sınır kapısında bu kadar hızla büyüyen başka bir yerleşim yeri yok. Bu gelişim ve büyümede işadamlarının ilgisi ve yatırım fırsatları etkili oldu. Geçen hafta Gürcistan’da seçim oldu ve çok demokratik bir ortam gerçekleşti. Bu seçimi Türkiye Dış İşleri Bakanlığımızca onaylayan bir açıklama geldi. Gürcistan bu seçimi çok olgun bir şekilde gerçekleştirdi. Türkiye ve Gürcistan arasındaki iş, insani, kültürel ve tarihi ilişkiler çok ilerledi ve bu bizim çok önemli. Batum turistik bir şehir ve turizm şehri olma yolunda vizyonunu ortaya koydu. Her hafta sonu bir TV kanalı çekim yapmaya geliyor ve film çekiyorlar. Bizde Türkiye – Gürcistan ilişkilerinin gelişerek büyümesi yönünde görevliyiz. Batum gittikçe bir cazibe merkezi haline geliyor” dedi.

Bizde Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak Başkonsolos Arıkan’a Devr-i Alem belgesel ve kitap çalışmalarından hediye ettik. Batum Başkonsolosluğu’ndan ayrılırken şehir merkezi ve Çoruh nehri üzerindeki köprüden bir dizi çekim yaparak tarihe not düşüp, zamana noterlik yaptık. Batum Acara Özerk Cumhuriyeti ziyaretimizi ile ilgili fotoğraf ve görüntüler www.gebzegazetesi.com.tr, Gebze Gazetesi TV, www.belgeselyayincilik.com ve Belgesel TV’de.

TÜRKİYE’NİN SARP SINIR KAPISINA DİKKAT

Türkiye’nin Sarp Sınır Kapısından Gürcistan’a girerken çok yoğun bir kuyruk ve trafik yaşandığını gördüm. Çıkışta da aynı yoğunluk vardı. Gürcistan tarafında ise yoğunluk ve trafik yaşanmadan çok rahat giriş çıkış yaptık. Gümrüklerden sorumlu Sayın Bakan Hayati Yazıcı Bey’den Sarp Sınır kapısı ile ilgilenmesini istiyorum. Memur eksikliği giderilmeli. İnsanlar kuyruklarda çile çekmemeli. Sarp Sınır kapısındaki yoğunluk ve trafik gerçekten Türkiye’ye yakışmıyordu. Gişelerde görevli memurlar cansiperane çalışsa da kuyruklar artarak devam ediyor. Bu sorun mutlaka çözülmeli.

Evet, sonuç olarak Gürcistan’da bir seçim yapıldı. Demokrasinin çok güzel bir örneği olarak yönetim değişti. Daha önceki Sakaaşvili yönetimi Amerika ve Batı ile işbirliği içindeydi. Rusya’ya karşı oldukça mesafeliydi. Yeni gelen yönetim hem batı, hem Amerika ama en önemlisi komşusu Rusya ile de işbirliği için adımlar atacağı söyleniyor. Rusya’nın Gürcistan ile işbirliği yapması Türkiye’nin de menfaatine. Yakın bir gelecekte Gürcistan Rusya sınır kapısı açılacak. Bu yol üzerinden Karadeniz´e çok sayıda Rus turist de gelmiş olacak. Gürcistan’ın yeni yönetimine başarılar diliyorum.

İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasından Batum’dan Tiflis’e Gürcistan’da Devr-i Alem

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak katıldım.Gebze, Dilovası, Körfez, Gölcük, Kandıra ve Kartepe belediye başkanları ve büyükşehir nelediyesi meclis üyeleri ile Batum, Kuteysi ve Gürcistan’nın başkenti Tiflis’i birlikte gezerek belgesel çekimi yaptım.Gürcistan’da Devr-i Alem belgeseli önümüzdeki günlerde  TGRT, TV 5 ve Kocaeli TV başta olmak üzre birçok TV kanalında yayınlanacak.Sizler bu satırları okuduğunuz sırada, ben Türklerin  Avrupa ülkelerine işçi olarak gidişinin 50. yılı toplantılarına katılmak üzere Almanya’da olacağım.Gürcistan’da Devr-i Alem diyerek sizleri Gürcistan’a götürelim.

GÜRCİSTAN’A 3 KEZ  GİTTİM

Gürcistan’a yine yol gözüktü.2009 ve 2010’un ekim aylarında Artvin, Ardahan, Posof üzerinden Ahıska’dan Gürcistan’a girmiştik. Bu kez hava yolu ile Gürcistan’a gideceğiz.Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Gürcistan davetini aldığımda Ahıska’dan Batum’a, Tiflis’ten Kutaisi’ye Gürcistan bir kez daha gözümün önünde canlandı.THY’nin Gürcistan-Batum seferini yapan uçağına binerek, Gürcistan’a doğru yola çıktık.21-24 Eylül 2011 tarihlerinde yapacağımız Gürcistan gezisi için uçağımız Karadeniz semalarından kartal kanatlı bir kuş gibi Gürcistan’a doğru süzülürken, Zonguldak’tan Sinop’a, Samsun’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a, Rize’den Hopa’ya Karadeniz sahillerini seyrettim.1,5 saatlik uçak yolculuğunda Gürcistan ve Batum’un tarihini düşünüp, Ahıska Türkleri ve Acara Müslümanlarının geçmişini inceleyerek, okuyarak yolculuğuma devam ettim.Batum hava limanına indiğimde kendimi sanki Karadeniz’in herhangi bir ilinde buldum.Yemyeşil vadiler, dumanlı dağlar, sonbaharın meltemini ılık ılık estiği güzelim hava.Batum hava alanında ki gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’da kalacağımız otele yerleştik.18 katlı otelin sekizinci katından Batum şehrini, doğal Batum limanını ve Acara dağlarını seyrederken, 400 yıl Osmanlı medeniyetinde kalan Batum ve Acara Müslümanları hatırıma geldi.Batum tarihi her bakımdan çok önemli.Batum ve Acara bölgesi acıların, sıkıntıların harmoni olduğu ve acı olayların yaşandığı coğrafya.

BATUM’DA GECE MANZARALARI

Üçüncü kez Batum’dayım.Üç yıl içinde çok şeyler değişmiş.350 bin nüfuslu Acara Bölgesi’nin başkenti Batum’da 130 bin kişi yaşıyor. Yüzde elliden fazlası Müslüman.Bir zamanlar nüfusunun yüzde sekseni Müslüman’dı bu bölgenin.Yavuz Sultan Selim ve Kanunu Sultan Süleyman döneminde burası Osmanlı devletine katılmıştı. Sadece Batum’da 15’ten fazla camii vardı.Ruslar buraları yakıp yıkmışlar.15 caminin 14’ünü yok etmişler.Güneş, Karadeniz üzerinden muhteşem görüntüsüyle veda ederken, ben de otelin sekizinci katından Batum’da geçmişin nazlı yadigarı olarak Osmanlı’nın tek mirası Batum orta Cami’nin minaresini ve ihtişamlı Osmanlı kültür mirasını düşünüyordum.Güneşin kızıllıkları altında Batum şehri, Acara dağları ve Karadeniz sahilleri bir ressamın fırçasından çıkan muhteşem  tabloyu andırıyordu.

Batum sadece 5 yıl önce sabah ve akşamları yarımşar saat elektriğin verildiği  bir yerdi.Kaldığımız otel yeni yapılmış.Dünyanın ünlü markaları Batum’a otel yapma yarışında.Batum’a yakın bir gelecekte 25 civarında 5 yıldızlı otel yapılacakmış.Edindiğimiz bilgiye göre Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, İran ve Türkiye’den yoğun bir turist akını var.Ciddi bir şekilde çalışmalar devam ediyor.Büyük bir kalkınma hamlesi var. Bir turizm kenti olan Batum muhteşem ışık gösterileri, fıskiyeler, havuzlar, sahil düzenlemesi ve bir turizm şehrinde bulunması gereken her şeyin bulunduğu bir şehir.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında ki 85 kişilik grupla Batum şehrinde gece yürüyüşü yapıp adeta ışıktan bir tabloyu andıran değişik renkte ki ışıklarla muhteşem manzarayı seyredip kaldığımız otele gittik.Ertesi gün ise Batum şehrini adım adım gezeceğiz.

BATUM’DA NELER OLUYOR? 

5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 800 bin civarında Müslüman yaşıyor.Müslümanlar geçmişte büyük sıkıntılar yaşamışlar.93 harbinde 250 bin Acaralı Müslüman çeşitli oyunlarla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırkakılmış.50 bin Acaralı yollarda ölmüş.Bugün  Türkiye’de 2 milyondan fazla Acara kökenli Türk vatandaşı var. Bunların çoğu da Kocaeli bölgesinde.Ama Türkiye’de yaşayan Acaralılar’ın maalesef Gürcistan’da ki akrabalarıyla fazla bir ilişkisi yok.Batum’da beni en çok duygulandıran Kocaeli kamuoyunun yakından tanıdığı Başiskele Belediyesi meclis üyesi Faik Çakıroğlu’nun 165 yıl önce ki akrabalarıyla buluşması oldu.Bu buluşmayı belgesel görüntülerle tarihe not düştük.Bugün Acara’da çok büyük oyunlar oynanıyor.Ruslar geçmişte bir oldu bittiyle 250 bin Acaralıyı Batum’dan sürmüşlerdi.Bugün geride kalanların yerlerine ise Rum ve Ermeni sermayeli bankalar el koymaya çalışıyorlar. Gürcistan’da Ermeni ve Yahudi lobisi oldukça etkili.Batum’da ki belgesel çekimlerinden sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geçtik. Tiflis’te İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı dönemiyle ilgili araştırmalar yaptık.Büyükelçilik ve TİKA yetkilileriyle görüşmeler yaptık.Gürcistan’da yaşayan Acaralı ve Azeri Türklerle konuştum.

BATUM BOTANİK PARKTAYIZ

Tarihler 22 Eylül 2011. Batum’da şehir gezimize başlıyoruz.Her yer şantiye gibi.Devasa binalar, yol yapım çalışmaları, sahil düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor.Kaldığımız otelin hemen yanı başında 1920’li yıllardan beri açık olan Türkiye’nin Tiflis Baş konsolosluğuna gidiyorum.Başkonsolos yetkilileri henüz makama gelmemişler.Şoför ve emniyet görevlisi gibi yetkililerle görüşüyorum. Sadece Batum’da yüzden fazla Türk işadamı iş yeri açmış, ticaret yapıyor.Her gün yüzlerce Türk vatandaşı Sarp sınır kapısından Batum’a gelip gidiyor.Türkiye ile Gürcistan arasında petrol ürünleri fiyatı neredeyse yüzde elli civarında ucuz.Her gün yüzlerce Türk tırı Orta Asya, Kafkaslar ve Ermenistan bölgesine mal taşıyorlar. Yetkililerin ifadesine göre yıl da 300 binden fazla Türk tırı Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yapıyormuş.Türkiye’nin garantörlük hakkı bulunan Acara bölgesi ile ilgili devlet ve Türk sivil toplum örgütleri önemli çalışmalar yapıyor.Türkçe kurs veren kurslar açılmış. 20’ye yakın Türk yetkili Batum Başkonsolosluğu’nda görev yapıyor. Bu bilgileri aldıktan sonra botanik parka gidiyoruz.Akü ile çalışan araca binerek botanik parkı gezmeye başlıyoruz.Emvaye çeşit ağaç, çiçek, meyve, bitki türünün yer aldığı botanik park adeta yalancı cennet gibi.Vadiler, asırlık ağaçlar, yöreye özgü bitki çeşitleri gezenlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Park Sovyet Rusya döneminde yapılmış.Batum şehrine çok yakın.Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistler burayı geziyorlar.Özellikle Avrupalı yaşlı turistler bastonlarla parkı gezmeleri dikkatimizi çekiyor.Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu belediye başkanlarını kendi kullandığı akülü araba da gezdiriyor.Botanik parkla ilgili geziye katılan belediye başkanları ve başkanların hanımlarından görüş alarak gezimizi tamamlıyoruz.

BATUM  BAŞ MÜFTÜ YANDIMCISI İLE GÖRÜŞÜYORUZ.

130 bin insanın yaşadığı çoğu Müslüman Batum’da sadece bir cami var.Şehir merkezin de Osmanlı mimarisiyle yapılan Batum Orta Camii elif misali minaresi ve içerisinde ki muhteşem kalem işi süslemeleriyle abidevi bir eser.Caminin kapısı ise ayrı bir sanat harikası.Acaralı yaşlı Müslümanların adeta birbiriyle buluşma noktası olan cami bir huzur adası.Türkiye’nin bir çok yerinden turistler de buraya geliyor.Acaralı Müslümanlarla sohbet edip caminin içerisinde çekimler yapıyoruz.Gürcistan baş müftü yardımcısı ile özel röportaj yapıp Gürcistan Müslümanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler alıyoruz. Samimi ve içten açıklamalar yapan Baş Müftü yardımcısı bölgede Müslümanlığın hızla arttığını söylüyor.Çok samimi ve sıcak ilgi gösteren Gürcistan Baş Müftü yardımcısı Gürcistan devletinin yakın ilgi alaka gösterdiğini ve Müslümanlara baskı yapmadığını, çok rahat ettiklerini açıklıyor.Acaralı Müslümanlarla Orta Cami’de öğlen namazını birlikte eda ediyor ve Acara’ya veda ediyoruz.

KUTAYSİ ŞEHRİNE GİDİYORUZ

Acara’ya Batum’dan veda ederek ayrılıyoruz.Yemyeşil ağaçlar, mısır tarlaları ve fındık bahçeleri arasından geçiyoruz.Yol üzerinde tipik Gürcistan evleri ve insanlar bizlere uzaktan el sallıyorlar. Kabuleti şehrini geçerken bale salonu yapılan Kabuleti caminin mahsun ve garip haline üzülmeden edemiyoruz.Çoraki nehri üzerinde bir zamanlar Tiflis-Batum arasında ki demiryolunun bulunduğu köprüden geçerken milli mücadelenin önemli kahramanlarından Giresunlu Topal Osman hatırımıza geliyor.Topal Osman bir grup gönüllü askeriyle çürük su köprüsü diye anılan Çoraki nehri üzerinde ki demiryolu köprüsünü bombalayarak havaya uçuruyor.Acara’yı, Batum’u ele geçirmek üzere bölgeye gelen Ermeniler’e fırsat tanımıyordu.Geçmişten günümüze Ermeniler, Acara üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar.Yetkililerden edindiğimiz bilgiye göre değişik yöntemler uygulayan Ermeni lobisi ve Yahudiler Acara’da toprak satın almaya ve mülk edinmeye devam ediyorlar.Bize verilen bilgiler yanlış değilse üç tane İsrailli Yahudi Bakanı’nın Batum’da yazlık villası olduğu söyleniyor.Saatler süren yeşil vadiler, düz ovalardan geçerek bir zamanlar Gürcistan krallığına başkentlik yapan Kutaysi şehrine geliyoruz.Güneş batmak üzere.Kutaysi şehrinde Rus döneminden kalan dev fabrikalar harabe halde.Fabrika enkazları Gürcistan ekonomisinin içinde bulunduğu durumu da gösteriyor.Düz ovada büyük bir şehir Kutaysi.Küçücük dükkanlar, yol üzerinde meyve, sebze ve hediyelik eşya satışı yapan Gürcüler hayata tutunmaya çalışıyorlar.Kolay değil… Son 20 yılda Gürcistan birkaç savaşı birden yaşadı.İç savaş, Abhazya savaşı, Güney Osetya ve son olarak Rusların Poti limanı ve Gori şehrini bombalamaları hatta başkent Tiflis’e birkaç bomba atmasına rağmen Gürcistan var olma mücadelesi veriyor.Asırlık meşe ağaçları içerisinde ki Gürcistan mimarisiyle yapılan tipik bir ahşap restoran da Gürcistan’da Hapaçuri(peynirli ekmek) yemeğini yiyerek, yorgunluk atıp Tiflis’e gitmek üzere tekrar yola çıkıyoruz.

 GÜRCİSTAN’IN BAŞKENTİ TİFLİS’DEYİZ

Yollar uzadıkça uzuyor.Dar, engebeli, zaman zaman keskin virajlı tehlikeli yollardan geçiyoruz.Batum-Gürcistan arası 400 km. Ancak yıl kötü olduğu için saatlerdir yoldayız.Tehlikeli yollardan geçerek gece geç vakitlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geliyoruz. Ardahan dağlarından doğup, Ermenistan ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i ikiye bölen Kura nehri adeta Tiflis’in can damarı.Kura nehri kenarında ki otelimize yerleşiyoruz.Otelin penceresinden Tiflis’in gece manzarasını seyrediyorum.Tiflis ışıklar şehri.Rusya döneminde istihbarat kulesi olarak yapılmış, 300 metreye yakın yükseklikte ki televizyon kulesi adeta bir ışık topunu andırıyor.Muhteşem manzarasıyla bu kule geçmişin korkulu rüyası değil, bugünün güzel Gürcistan’ını sembolize ediyor.

Sabah erken Gürcistan’da güneş doğumunu otelin 16. katında ki odamdan hem seyrediyor hem de kamera kayıtlarına alarak belgeselleştiriyorum.Kura nehri nazlı nazlı akarken Tiflis’te dikkatimi Ortadoks kiliseleri ve katedraller çekiyor.Balkanlar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesi Tiflis’te.1995 yılında ki Abhazya savaşından sonra dünyada ki hristiyan örgütlerin büyük desteği ile yapılmış Kilis’e, sadece Gürcistan’a değil tam anlamıyla Kafkaslar’a hükmedercesine  yapılmış.Otelin penceresinden Tiflis şehrini Akşam’ın geç vakitlerinde  seyrederken tarihi geçmiş, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokan  Cemal, Enver ve Talat  paşalar hatırıma geliyordu.

CEMAL PAŞAYI TİFLİS’DE KİM ÖLDÜRDÜ ?

Tiflis,  Osmanlı-Türk tarihi için çok önemli.İttihat  ve Terakki’nin 3 önemli isminden biri olan Cemal  Paşa  21 Temmuz  1922’de  saat 22.30’da  Tiflis’deki Rus gizli servisi binasının yakının da Büyük Petro caddesin’de bir suikast sonucu öldürülmüştü.Cemal paşa Osmanlı’nın  donanma komutanıydı.Osmanlı’yı savaşa sokan 3 önemli isimden birisiydi.Basın ve yayın organların da  Cemal Paşa’nın   Tiflis’de  öldürülmesi  şu şekilde yer almıştı.

    *Cemal Paşa Yukovski Sokağı’nda neden öldürüldü?

…” Tarihler  21 Temmuz 1922. Yer  Tiflis.Saat 22.30 civarında  Cemal Paşa  yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle Tiflis’de kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski sokağı’nın köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.

Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu.İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı.Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı.Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.

O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı.Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı.Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. …”

Yine  dönemin basın yayın organları Cemal paşa suikastı ile ilgili şu bilgileri yazacaktır.“İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu. 28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu…”

Bugün acaba kaç kişi Cemal paşa’nın Tiflis’de, Enver Paşa’nın  Amuderya yakınlarında, Pamir dağlarında ve Talat Paşanın da  Almanya’nın başkenti Berlin’de  Rus  derin devleti’ nin sinsi ve gizli planları ile Ermenilere öldürtüldüğünü biliyor?Aslın’da gerçek katiller Rus KGB ajanları.Tiflis’de kaldığım otelin 16. katındaki penceresinden Tiflis caddeleri ve Kura nehrini seyrederken  pencereden  esen  sonbahar rüzgarı beni tarihin derinliklerinden  alıp çıkarıyordu.Ve “tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” sözünü bir kez daha  hatırılıyorum.

TİFLİS’İ TEPEDEN SEYRETMEK

Tiflis’te ilk durağımız Tiflis’e hakim Tiflis kulesinin bulunduğu yer oluyor.Buradan Tiflis’i doya doya seyrettikten sonra Gürcü anası heykelinin bulunduğu Tiflis’te ki Selçuklu kalesini geziyoruz.Selçuklu kalesi yer yer yıkılsa da geçmişin nazlı yadigarı.Gürcü anası Tamara 1200‘lü yıllarda Gürcistan prensesi olarak Gürcistan’ı yönetmiş, tarihi kaynaklardan ise Tamara’nın Kıpçak Türk’ü beyinin kızı olduğunu öğreniyoruz.Kıpçaklar ve Kumanlar asker olarak Gürcistan kralları yanında görev yapmışlar.Tiflis bir çok kez el değiştirmiş. Selçuklu ve İslam eserlerinden iz kalmasa da Tiflis kalesi her haliyle Selçukludan çok şeyler söylüyor.

TİFLİS’TE CUMA NAMAZI

Dünyanın bir çok yerinde Cuma namazı kılıp, bayram kültürünü yaşadım.Beni en çok duygulandıran Cuma namazlarından birisini de Tiflis kalesi eteklerinde ki tarihi Tiflis camiinde yaşadım.Tiflis camii tipik minaresi, kırmızı tuğladan yapılan duvarlarıyla İslam medeniyetinin Tiflis’e vurduğu bir mühür olarak tüm ihtişamıyla karşımızda.Bir zamanlar Sünni ve Şii Müslümanlar bu camide ayrı ayrı namaz kılıyorlardı.Camide iki mihrap ve iki minber vardı. Bugün ortada ki duvar açılmış namazlar Sünni inanca göre kılınıyor.Cuma namazı kılmak için camideyiz.Cuma ezanları bile dışarıdan değil içeride okunuyor.İmamın Azeri Türkçesiyle okuduğu hutbe gönlümüzü coşturuyor.Adeta bir şiir gibi hutbe okuyan İmam Kur’an-ı Kerim’in öneminden ve İslam kardeşliğinden söz ediyor.Cuma namazımızı Acaralı, Azeri, Gürcü ve Türk Müslümanlarla birlikte eda ediyoruz.Caminin çevresinde büyük bir inşaat faaliyeti var.Caminin hemen yanı başında küçük bir odada bir cenaze olduğu söz ediliyor. Kameramı alarak cenazenin bulunduğu yere doğru giriyorum.Yüzü açık, makyajlanmış cenaze siyahlar giymiş birkaç kadın tarafından ziyaret ediliyor.Muhtemelen cenaze namazı kılmak üzere getirilen bir cenaze.Tam çekim yaparken cenazenin yüzü kapatılıyor.Bazıları cenazenin bir Hıristiyan aileye mensup olduğunu söylüyorlar.Ancak Gürcistan’da cenaze kültürü çok enteresan.Gürcüler cenazeleri 7 gün mumyalayarak bekletiyorlar.Ve 7 gün boyunca cenaze sahibi cenazeyi ziyarete gelenlere ziyafet veriyor.Şaraplar içiliyor ve cenaze sahibi çok büyük masraflar etmek zorunda kalıyor.Bu sadece Gürcülere ait bir gelenek değil, Orta Asya ve Kafkasya da bu gelenek hala yaşatılıyor.Müslümanların da bu gelenekleri kısmen yaşattıkları bilinmekte.

Tiflis caminin yanında ki Selçuklu ve İran dönemine ait eserler olan hamam, kültür merkezi, tipik mimarisi ve muhteşem kapılarıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Kale ve Camii Hamam’ın bulunduğu meydandan muhteşem gözüküyor.Çınar ağaçları altında Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in heykeli dikkatimizi çekiyor. Buradan Kura nehri kenarında Gürcü yemeklerinin yendiği restoranta gidiyoruz.Hamur işi yemekler, fasulyeden yapılan soslar, haşlanmış mantarlar, peynir, fasulye ve patatesli pideler ve salatalarıyla Gürcü mutfağı hem gözümüze hem gönlümüze hitap ediyor.Kura nehrinin çağlayarak aktığı yerde kurulu bu restaurantı ve Gürcistan yemek kültürüyle ilgili belgesel görüntüleri çekiyoruz.Kocaeli heyeti afiyetle yemeklerini yerken bir taraftan da Kura nehrini doya doya seyrediyorlar.Yemekten sonra Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesine gidiyoruz.Kilise 1995 yılında yapılmış.Sadece Tiflis’e değil tüm Kafkaslara adeta hükmedercesine yapılan kilisenin içerisinde papazlar ayin yapıyor.Genç ve yaşlı Gürcüler ile dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Hıristiyanlar ayinlerini yaparken, kilise de görevli siyah elbiseli, siyah uzun sakallı ve siyah külahlı papazlar ayin yapan Hıristiyanlarla yakından ilgileniyorlar.Papazlarla belgesel çekimi isteğimiz olumlu karşılanıyor.Orta yaşlı bir papazdan kilise ve Gürcistan’da ki Hıristiyanlarla ilgili bilgiler alarak otelimize dönüyoruz.

 TİKA GÜRCİSTAN KOORDİNATÖRLÜĞÜNDEYİZ

Gürcistan’da şimdi ki durağımız Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı TİKA’nın Gürcistan direktörlüğü oluyor.Koordinatör Resul Durmaz bey bizleri karşılıyor.Kendisiyle daha önce Gürcistan’a geldiğimde belgeseller çekmiştim.Bizlerle yakından ilgilenip sohbet ediyor.Acaralı Müslüman olan film yapımcısı ve senarist Zurap bey ile tanışıyoruz.Zurap bey Acara bölgesinde Rusların yaptığı mezalimle ilgili çok önemli bilgiler vererek, 93 harbinde Acara’dan sürülen 250 bin Acaralı Müslüman’ın dramını film yapmak istediğini, bu konuda Türkiye devleti ve TRT’den destek istediğini açıklıyor.Zurap bey ile özel bir söyleşi yaparak, yaptığı açıklamaları belgesel olarak kaydediyoruz.Zurap beyin ifadesine göre 1878 ile 1911 yılları arasında Rusların sinsi plan ve tezgahı ile 250 bin Acara’lı Müslüman’ın bölgeden çıkartılıp Türkiye’ye göç ettirildiğini, 50 bin Müslüman’ın ise yollarda öldüğünü bilgi ve belgeleriyle açıklıyor. Ruslar, Acara’da bir köyde 400 Müslüman genç, çocuk ve yaşlıyı bir camide toplayarak yaktığını gösteren arşiv belgeleri olduğunu, bu zulmün asıl amacının bölgeden Müslümanları çıkartarak Ermenileri bölgeye yerleştirmek olduğunu açıklıyor.Zurap bey elinde ki 1911 yılına ait çok önemli bilgi ve belgeler olduğunun altını çiziyor. Gerçekten çok önemli bir konu.Araştırılması ve üzerinde durulması gereken önemli bilgiler.

 GÜRCİSTAN TÜRK KOLEJİNDEYİZ

Gürcistan’da son akşamımız.Kocaeli heyeti Gürcistan Türk kolejinin davetlisi.Gürcistan da 11 Türk koleji ve bir de Uluslarası Karadeniz Üniversitesi bulunuyor.Binlerce Gürcü ve Azeri bu eğitim kurumlarında eğitim görüyor.Gürcistan Türk kolejinde bizleri okul yönetimi karışılıyor.Yemeğin şeref konuğu olan Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili’nin annesi Gülikaşvili ile yemekten sonra çaylarımızı içerken okul müdürü bizlere bilgiler veriyor.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu ve geziye katılan belediye başkanları açıklama yapıyor.Uluslarası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcısı da olan devlet başkanın annesi Güli kaşvili Türkçe olarak Gürcistan-Türkiye dostluğuna değiniyor.Güli kaşvali ile de Devr-i Alem programı olarak özel bir röportaj yapma imkanımız oluyor.Gülikaşvili’den Türkiye hakkında, Gürcü-Türk dostluğu ve Türk kadınıyla ilgili düşüncelerini öğreniyoruz.

 GÜRCİSTAN’A VEDA EDERKEN

Tarihler 24 Eylül 2011.Tiflis’te kaldığımız otelin 16. katında sabah saat 4 sıralarında İngilizce, Gürcüce ve Rusça yapılan korkunç alarm sistemiyle uyanıyoruz.5 dakika süren alarmda oteli terk etmemiz isteniyor.Büyük bir telaşla yatağımdan fırlıyorum ancak 16. kat…Biraz bekliyorum…Bir İngiliz turist ile koridorda karşılaşıyoruz, yanlış alarm olduğunu söylüyor ve no problem diyor. Tekrar odama çekilerek uyumaya çalışıyorum ama uyumak ne mümkün.

Sabah erken Kura nehrine hakim otelin terasından afiyetle kahvaltımızı yaparak gece yaşadığımız stres ve korkuyu bir kenara atıp güzel duygularla Gürcistan’a veda etmek istiyoruz.Tiflis’in ilk kurulduğu Miskhata şehrine gidiyoruz.Miskhata şehrinde ki tarihi kilisenin yeniden imar edilmesi ve tepelerde ki kiliseler bölgenin tam bir Hristiyan kültürü hakimiyeti altında olduğunu gösteriyor. Tipik gürcü mimarisiyle yapılmış evin önünde kokulu Karadeniz üzümü asmasından ev sahibinin izniyle doya doya kokulu üzüm yiyoruz.Üzüm ziyafetine Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve beraberindekiler de katılıyor.Afiyetle üzüm yedikten sonra Miskhata şehrinden hava limanına gitmek üzere yola çıkıyoruz.THY uçağı ile İstanbul’a gelmek üzere Gürcistan’a veda edip, bulutlu ve fırtınalı Kafkas dağlarını uçağımız türbülansa girip çıkarak geçiyor.Türk hava sahasına girdiğimizde içimiz ferahlıyor. Bulutsuz ve sakin bir hava da 2 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul Yeşilköy havalimanına geliyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Gürcistan kültür gezisi ile ilgili basında yer alan haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kocaeli Büyükşehir  Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu Başkanlığında ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’da dostluk köprüsü kurdu.

   *Kocaeli’den Gürcistan’a kültür çıkarması

Gürcistan’a giderek gönülleri fetheden Kocaeli heyeti önemli görüşmeler yaparak, iki ülke arasında ki tarihi ilişkilere vurgu yaptı ve dostluk köprüleri kurarak yurda geri döndü.

21-24 Eylül 2011 tarihlerinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile ilçe belediye başkanları Gebze’den Adnan Köşker, Dilovası’ndan Cemil Yaman, Kartepe’den Şükrü Karabacak, Körfez’den Yunus Pehlivan, Kandıra’dan Cengiz Kan, Gölcük’ten Mehmet Ellibeş ile büyükşehir meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum ile Tiflis’te kültür ve tarih gezisi yaptı.Heyet, Batum Belediye Başkanı, Başkonsolosu, TİKA Gürcistan Koordinatörlüğü ile Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin annesi ile görüşmeler yaparak Kocaeli hakkında bilgiler verdi.

KOCAELİ’DEN GÜRCİSTAN’A DEVRİ ALEM

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak katılan Gebze Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Koordinatörü İsmail Kahraman, Gürcistan ve Acara’da çok önemli araştırmalar yapıp belgesel program çekti.Belediye Başkanları ve meclis üyeleriyle söyleşiler yapan Kahraman Gürcistan’lı yetkililerle de görüşmeler yaparak “Kocaeli’den Gürcistan’a Devri Alem” adıyla belgesel program hazırladı.Montaj ve kurgu çalışmalarına başlanan Gürcistan belgeseli önümüzde ki haftalarda TGRT Belgesel TV, TV 5, Kocaeli TV başta olmak üzere bir çok ulusal ve bölgesel TV kanalında yayınlanacak.

 KBB’DEN  KOMŞU  ZİYARETİ

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti.Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu.4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.

 BATUM BELEDİYESİ’NE  DOSTLUK ZİYARETİ

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyeleri ilk olarak Gürcistan’ın Özerk Acara Cumhuriyeti Batum Belediye Başkanı Robert Chkhaidze’ye konuk oldu.Başkan Karaosmanoğlu ile Kocaeli heyetini samimi bir havada karşılayan Chkhaidze, kendilerini Batum’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.Gürcistan ve Batum’da son yıllarda yaşanan hızlı değişimi aktaran Chkhaidze, Batum’da sundukları belediyecilik hizmetleriyle ilgili de bilgi verdi. Batum Belediye Başkanı Chkzaidze’ye kendilerini ağırlamalarından dolayı teşekkür eden Başkan Karaosmanoğlu da, geçmişe dayanan tarihi ve kültürel bağların yanı sıra Gürcistan’dan Kocaeli’ne yerleşen çok sayıda kişinin de bulunduğunu hatırlattı.

TÜRKİYE’NİN BATUM BAŞKONSOLOSU

Kocaeli heyeti, temasları çerçevesinde Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Ercan Özten’i de ziyaret etti.Kocaeli heyetini Batum da görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkonsolos Özten, Türkiye ile Gürcistan arasındaki ekonomik, sosyal, siyasi ve turistik ilişkilerle ilgili heyete bilgi verdi.1922 yılında kurulan Batum Başkonsolosluğu’nun Türkiye’nin en eski temsilciliklerinden biri olduğunu hatırlatan Özten, Batum da yaşanan hızlı gelişme ve Türkiye ile gelişen ilişkilere de değindi.

 TİFLİS’TE TÜRK OKULUNU ZİYARET

       Gürcistan’ın kültürel ve tarihi mekânlarını inceleyen büyükşehir meclisi üyeleri, Tiflis şehrinde yer alan bir Türk okulu olan Çağlar Eğitim Kurumları’nı da ziyaret etti.Kocaeli heyetini burada Çağlar Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Adem Önal’ın yanı sıra Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania da karşıladı.Uluslararası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcılığı görevini de üstlenen, Türk dostu olmasının yanı sıra Gürcistan’daki eğitim faaliyetlerini de yakından destekleyen Prof. Dr. Alasania, Başkan Karaosmanoğlu ve Kocaeli heyetine yakın ilgi gösterdi.

 SAAKAŞVİLİ’NİN TÜRK DOSTU ANNESİ

Ziyarette bir konuşma yapan Alasania, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin karşılıklı girişimlerinin Türkiye-Gürcistan arasındaki iyi ilişkiler ve dostluğun gelişmesine sunduğu katkıya değindi.Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania, Kocaeli heyetinin Gürcistan’a düzenlediği ziyaretin bu dostluğa katkı sunacağına inandığını söyledi ve teşekkürlerini iletti.

 DOSTLUK VE KARDEŞLİĞE KATKI

‘’Hanımefendiyi saygıyla selamlıyorum’’ diyerek sözlerine başlayan Başkan Karaosmanoğlu, ‘’Yurt dışındaki Türk okullarının dostluk, kardeşlik ve iletişimin artırılması noktasında büyük katkıları bulunuyor.Ayrıca bölgeye huzur, kardeşlik ve kalkınma getirecek adımların atılması bizi mutlu ediyor’’ ifadesini kullandı.Başkan Karaosmanoğlu ile belediye başkanları, buluşmada yaptıkları konuşmalarda Kocaeli’nde Gürcistan’dan gelen çok sayıda kişinin yaşadığını ve onların halen bu ülkede akrabalarının bulunduğunu hatırlattı.

“Babaların kıymetini bilip hayır duasını almak”

( İsmail Kahraman’ın kalemi, Sercan Atalay’ın kamerasından )

Baba üzerine ne kadar yazı yazılıp konuşmalar yapılsa azdır.Babanın değerini ve kıymetini insanlar baba olduğu zaman ve birde babalarını kaybettiği zaman anlar. Babalar ailenin temel direği, varlık nedenidir. Baba gücün simgesi, neslin devamıdır. Babalar nasihat verir, ders verir, babalar evlatları için örnektir, kol kanattır, değim yerinde ise her şeydir.

Babaları Hayatta olanlar babalarının değerini bilmez ve anlayamazlar. Babalar ebedi aleme gittikten sonra eyvah derler ve iş işten geçmiş olur. Baba ile ilgili ne söylense az. Geçtiğimiz günlerde okunmuş kitap satan bir satıcıdan satın aldığım ‘Tarih Boyunca Babaların çocuklara öğütlere’ adlı Mustafa Turan imzalı kitap gerçekten muhteşem. Kitapta peygamberlerin, ünlü düşünürlerin, yazarların, fikir adamlarının ve dünyaca tanınan edebiyatçıların çocuklarına yaptığı öğütleri içermekte. Kitabı bir çırpıda okuyup incelediğimde ne kadar güzel yazılmış bir baş ucu kitabı olduğunu anladım. Onlardan bir iki nasihat’i burada sizlerle paylaşmak istiyorum

Ünlülerin evlatlarına nasihatleri

‘Hz Ali’nin ‘Ey Oğul yalancı ile arkadaş olmaktan sakın, o sana uzağı yakın, yakını da uzak gösterir’ Şair Nabi’nin ‘Ey Oğul İnsanda bir dil iki kulak vardır, öyleyse sende bir söyle iki sus, sözünü kısa tut ki inci ve mercan gibi değerli olsun’ sözlerine ilaveten Türk dil bilgini Kaşgarlı Mahmut’un oğluna yaptığı şu nasihat çok önemli Kaşgarlı Mahmut’u dinliyoruz “ Oğlum ananın babanın sözünü işittiğinde red etme, mal baht bulduğunda buldum delisi olma, haddini aşma, sözün özünü hep bilginler söyler, bilginlere yakın dur, akıllı kişi öğüt kabul edendir” ne kadar güzel nasihatler. Bugün bile geçerliliğini koruyan bu nasihatler evlatlara yol göstermekte, ışık olmaktadır.

“Baba Sevgisi”belgeseli

Gebze’nin tanınmış iş adamlarından merhum Mustafa Aykan gazetemizin kurulduğundan beri abone olup, okuyan vefakâr bir okuyucumuzdu. Oğlu Murat Aykan’ın babasının son arzusu olan Babasının doğum memleketi Yusufeli’ne götürüp orada çocukluk yıllarını geçirdiği köy ve şehrin belgesel görüntülerini çektirmişti. Sayın Murat Aykan babası vefat ettikten sonra Baba sevgisi ona Yusufeli ilçesinin de belgeselini hazırlama heyecanı verdi. Geçtiğimiz hafta sonu Murat Aykan beyle Sivas Bayburt üzerinden Yusufeli’ne gidip Yusufeli’nin belgesel görüntülerini çektik. Çoruh vadisi ve Yusufeli köylerinin adım adım dolaştık. Yusufeli Kaymakamı ve Belediye Başkanı ile söyleşiler yaptık. Değim yerinde ise Yusufeli’nin Kültür ve Medeniyet tarihimizdeki izlerini araştırdık. Sayın Aykan heyecanlı bir şekilde Yusufeli’nin her şeyi ile ilgilenip, tarihi kültürünü folklorunu ozanları, köylerini ve kasabalarını tek tek Devri Alem Kamerası eşliğinde gezerek belgesel yapmamızı sağladı. Babasından söz etti. Babasının dünyaya geldiğini bir zamanlar Yusufeli ilçesinin merkezi olan tarihi Gizkim (Alambaşı Köyüne) ev yapacağını çocukları ile birlikte her yıl tatili babasının dünyaya geldiği köyde geçireceğini söylerken oldukça duygulanıyordu. Baba sevgisi, Baba’ya vefa, Murat beyin Yusufeli belgesi hazırlanmasına vesile olmuştu. Murat beyin babası ile ilgili hazırlattığı belgesel ise www.gebzegazetesi.com.tr ’de yer alan Gebze Gazetesi TV’den de izleyebilirsiniz

Yusufeli su altında kalmadan

Değerli dostumuz Sayın Murat Aykan Yusufeli’nin kültür tarihine de çok büyük katkıda bulunuyor. Yusufeli yıllarca baraj yapılacağı gündemi ile tartışma konusu olmuştu. Yusufeli’ne yapılacak olan baraj gerçekleşiyor, ihalesi yapılan baraj önümüzdeki aylarda başlıyor. Yusufeli sular altında kalacak. Yusufeli sular altında kalmadan Yusufeli merkez ve bölgeleri ile ilgile geniş çaplı belgesel çekimleri de gerçekleştirdik. Evleri, bahçe yeri ve işyeri sular altında kayacak Yusufelililerle konuştuk. Vefakâr Yusufeli halkı barajın yapılmasına karşı çıkmıyor, ancak yerlerinin ucuz alınmasına karşı çıkıyor. Mutlaka Yusufeli halkının toprağın ve binalarını değeri tam olarak verilmelidir.

Baba sevgisi ile ilgili neler yazmıştım?

Bugüne kadar bu köşede değişik tarihlerde baba sevgisi ile ilgili birçok yazı kaleme aldım. Rahmetli babam Mustafa Kahraman’ın 3 Ocak 2009 yılında vefat etmesi üzerine kaleme yazdığım yazıların bir kısmını ve baba sevgisi ile yazdıklarımı bir bölümü aşağıda yer almakta. Siz değerli okurlarımdan da Baba Sevgisi ve Baba’ya vefa ile ilgili yazı ve yorumlarınızı bekliyorum

Babamızın kıymetini biliyor muyuz? (16 Ekim 2009 Gebze Gazetesi)

Babalarımız en önemli değerlerimizdendir. Babaları hayatta iken yeteri kadar anlamayız. Zaman zaman da üzeriz. Babalar öldükten sonra kıymetleri anlaşılır. Babalar ailenin direğidir. Babalar sadece aileni direği değil her şeydir.

8 ay önce babamı kaybettiğimde babanın ne anlama geldiğini daha iyi anlamıştım. Yaz tatillerini babamla birlikte köylerde ve yaylalarda geçirerek hayat tecrübesinden yararlanıp, babamla belgesel çekmiştim. Babanın ne kadar değerli bir varlık olduğunu geçtiğimiz hafta Gebzeli işadamı Murat Aykan ile çıktığımız Anadolu turunda daha iyi anlamıştım.

Murat Aykan sanki geleceği bilircesine babasının doğduğu ve iş hayatına atıldığı bölgelerde babasının hayatını belgeselleştirmek için bizleri Erzincan ve Artvin’e götürmüştü. Bir haftalık Anadolu gezisinde Murat Aykan beyin babasına, her defasında “BABAM”diye hitap etmesi beni derinden etkilemişti.

Murat Aykan benim de çok değerli dostum ve yakın arkadaşım olan gazetemizin 25 yıllık okuyucusu, babası Mustafa Aykan’ı kaybetti. Mustafa Aykan dün hakka yürüdü. Merhuma Allah’tan rahmet ve değerli dostum Murat Aykan’ın şahsında tüm ailesine baş sağlığı diliyorum.

Merhum Mustafa Aykan ile Anadolu turu

Bir yıl önceydi.Murat bey babasının hayatını belgeselleştirmek istiyordu. Devri Alem belgesel çekim ekibi olarak bizleri önce Gebze Tepeköy’de ki evine davet etti. Mustafa Aykan ile burada yaptığımız çekimlerden sonra iki hafta önce 28 Eylül’de birlikte Anadolu turuna çıktık. Mustafa beyin hayata atıldığı ve ilk fırınını açtığı Erzincan’a gittik. Mustafa bey ile birlikte Erzincan’da ilk açılan fırının önünde belgesel çektik. Mustafa bey dostlarıyla ve arkadaşıyla sohbet etti. Herkes Mustafa bey için çok güzel şeyler söyledi. Mustafa bey ile Kelkit üzerinden Köse’ye geçtik. Gece geç vakitlerde Bayburt Kop dağı, Erzurum’dan Mustafa beyin baba memleketi Artvin Yusufeli’ne indik.

Yusufeli Gizkim köyündeyiz

Mustafa Aykan ile birlikte Yusufeli Gizkim(Alanbaşı) köyüne gidiyoruz. 1940’lı yıllarda bu köyde dünyaya gelmiş. Gizkim köyü Yusufeli kasına merkezlik bile yapmış tarihi bir köy. Mustafa bey doğduğu evin önünde duygulu anlar yaşıyor. Evin bir kısmı yıkılmış, Mustafa beyi tanıyan insanlar etrafımızı kuşatarak Mustafa bey ve köy ile ilgili bilgiler veriyorlar. Mustafa bey halinden memnun çocukluk yıllarını geçirdiği sokaklar ve okuduğu ilkokulun önünde belgesel çekimlerimizi tamamlayarak köylülerle vedalaşıyor.

Mustafa Aykan vefat etti

Dün bilgisayarımın başına geçtiğimde acı haberi aldım. Murat bey babasının vefat haberini ağlayarak bana veriyordu. Kendisini teselli ettim. Murat Aykan, sanki geleceği görürcesine babasının hayatının belgeselini çektirmişti. Babasının ağzından, iş hayatına atıldığı çocukluk yıllarını geçirdiği bölgelerde babasının hayatını belgeselleştirmesi beni derinden etkiledi.

Ama beni en çok etkileyen Murat beyin babasını sürekli “BABAM”diye hitap etmesi oldu. Ve acaba bizler babalarımıza kaç kez “BABAM” diye hitap edebildik. Babalarımızın kıymetini bilebildik mi? Babalarımızla birlikte zamanı durdurarak babalarımızın elinden tutarak babalarımızın çocukluk yıllarını geçirdiği bölgelere götürüp babalarımızla doya doya hasret giderebildik mi?

Babanızın kıymetini bilin

Evet zaman hızla geçiyor. Gezi boyunca murat beyden bir şey daha öğrenmiştim.Hiçbir şeyi tehir etme her şeyi anında yap ve uygula diyordu. Tıpkı Anadolu turunda benim gidip gitmemem tereddüdünü yaşadığım gibi. İyi ki Anadolu turuna çıkıp Mustafa bey gibi hayatının anının her aşaması ders ve ibret alınacak olaylarla dolu örnek bir işadamının hayatını belgeselleştirme fırsatı buldum. Merhum Mustafa Aykan’ın şahsında ebedi aleme göç eden tüm babalara yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Siz siz olun babalarınızın kıymetini bilin, onların ders ve ibret olacak hayatlarını belgeselleştirerek gelecek nesillere aktarın. Ve her fırsatta “BABAM…BABACIĞIM…CANIM BABACIĞIM…” diyerek sevginizi gösterin.Özetle babınızın kıymetini bilin.

Babasız geçen bir yılın ardından (3 Ocak 2010 Gebze Gazetesi)

Babalarımız en önemli değerlerimizdendir. Babaları hayatta iken yeteri kadar anlamayız. Zaman zaman da üzeriz. Babalar öldükten sonra kıymetleri anlaşılır. Her ne kadar yeteri kadar hakkını teslim edemesek de  babalar ailenin direğidir. Babalar sadece ailenin direği değil her şeydir.

Analarımız kadar gündemde olmasa da, Baba olmak çok büyük sorumluluk ister.  Baba olmak şefkat ve sevgi ister. Babalarımız çok kıymetli varlıklardır. Babalarımızın kıymetini ancak babalarımızı kaybedince anlarız… Babalarımızın kıymetini bilelim.

Babamla geçirdiğim çocukluk yıllarını daha dün gibi hatırımda. Babamın sırtında saatler süren yayla yolculuğu. Babamla ilk gittiğim şehir gezisi.  Beni sevip okşaması. Sigara içtiğim için kızıp dövmesi. Babamla geçirdiğim daha nice hatıralar.

Evet babamı kaybedeli bir yıl oldu. Babasız bir yıl benim için çok zor oldu. Babamın yokluğunu annemle gidermeye, onda o şefkati bulmaya çalıştım. 90 yaşındaki annemi ziyaret ederek baba hasretimi dindirmeye çalışıyorum. Her geziden sonra eve gitmeden anamın elini öpmeye gidip özlem gideriyorum. Hafta sonları küçük oğlumu Emirhanın elinden tutarak babamınve halamın kabrine giderek Fatiha okuyup onsuz geçen ayların ne kadar zor olduğunu tekrar tekrar anlıyorum.

Babamı bir yıl önce kaybetiğimizde, yine bir yurtdışı gezisine çıkmıştım. Daha doğrusu Filistin´e yardım için Gazza’ye gitmiştim Gazze sınır kapısında bombalar altındayken haber gelmiş, apar topar Türkiye´ye dönerek Babamın cenaze namazına son anda katılmıştım.

Dün babamın vafatının birinci yılı münasebetiyle Kuran ve mevlit  okutarak bir kez daha acısının hiç bir zaman bitmeyeceğini anladık.

Bir yıl önce babamı kaybettiğimde baba olmanın ne anlama geldiğini daha iyi anlamıştım. Babamla yaşadığımız hatıralar gözümde canlanmıştı.Yaz tatillerini babamla birlikte köylerde ve yaylalarda geçirerek hayat tecrübesinden yararlanıp, babamla belgesel çekmiştim. Bütün yaptıklarımız film şeridi gibi gözümün önünden geçmişti.Siz değerli okurlarıma babanızın kıymetini bilin babalarınızın hayatını kameraya kaydederek gelecek nesillere belgesel görüntüsünü aktarın.

Şehit torunundan, Asker Babası’na(14 Ocak 2010)

Şehitlikler ve şehitlerle ilgili yazdığım yazılarda bende bir şehit torunuyum, Şehit dedeme vefa borcumu ödemek için bu yazıları yazıyorum diyordum. Babamın babası dedem İbrahim Kahraman ( Kandazoğlu) Birinci cihan harbinde askere alınarak cepheye sevk edilmiş ve bir daha geri dönmemiş.

Dedem İbrahim ile ilgili yaptığım tüm araştırmalarda askeri belgelerde “ Espiye, Dikmen köyünden Mustafaoğlu İbrahim Askere celp edilip, Cepheye sevk edildi” yazısından başka hiç bir yazılı belge bulamadım. Yaptığı özel araştırmada Sivas  -Suşehri yakınlarında Ermeniler tarafından şehit edildiği.

Bundan sonra artık Bir asker babası olacağım. Oğlum Emre Kahraman’ı Bu gece Askere uğurluyorum 2 Yıllık meslek yüksek okulu mezunu olan oğlum, Açık Öğretim Fakültesi okumasına rağmen askerliğini tecil etmeden Askere gitmeye karar vermesi beni sevindirdi.

Birçok kişinin bedelli askerlik yapmak istediği, bazıları askerden tüymek için çürük raporu aldığı, bir dönemde oğlumu seve seve asker uğurluyorum. Bizzat ben oğlum Emre ile Manisa’daki birliğine kadar gidip ona eşlik edeceğim.

 Artık bundan sonara Asker babasıyım. Asker babası olmak büyük bir nimet, bende Askerliğimi Deniz Kuvvetlerinde yaptım. Benim için Askerlik çok önemli.  Vatanıma karışı borcumu ödedim. Sıra şimdi oğlumda. Oğlumda askerliğini en işi şekilde yapacak.

Şehit torunu ve Asker babası olmak büyük bir şeref. Bu şerefe herkese nasip olmasını dilerken (8 Ekim 2008 tarihinde bu köşede yer alan  “ Asker ve Şehit” başlıklı yazdığım yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Asker Millet olmak ve Şehitlerimiz   (8 Ekim 2008)

Türkiye şehitlerine ağlamaya devam ediyor.  Bugün unutulsa da analarımız çocuklarının beşiklerini “ Ya şehit ol. Ya gazi diye “ sallardı.

Analar yavrularını askere gönderirken saçlarını kınalayarak, vatan, millet, namus ve din uğruna kurban olarak gönderirler adına da “ kınalı Kuzular “ derdi.

Şehitlik ve şehitlerin milli ve manevi kültürümüzde de çok önemli yeri vardır. Yapılan bilimsel araştırmalarda Tarih boyu Türk milletinin verdiği şehitlerin sayısı onlarca milyonla ifade edilmekte,

Şehit Torunundan Şehitlere Vefa

Son 150 yıllık tarihi geçmişe baktığımızda;  Kırım, 93 harbi, Trablusgarp, Balkan, Yunan, Birinci Cihan Harbi cepheleri, Milli Kurtuluş Savaşı, Kore, Kıbrıs ve Terörle mücadeleye verdiğimiz şehitlerin kesin sayısını bile bilemiyoruz.

Şehit torunu bir gazeteci olarak 10 yıldır “ Çanakkale’den Milli kurtuluş savaşına  “ Şehitlikler ve şehitlerimizle ilgili araştırma yapıp 10 civarında belgesel TV programı hazırladım. Bu belgeselleri hiç bir telif ücreti almadan televizyonlarda yayınlatmaktayım.

Söz konusu belgesellerimizi izlemek isterseniz  ( www.belgeselyayincilik.com)’dan belgesel tv’ye girip belgesellerimizi izleyip görüş ve önerilerinizi bekliyorum.

Şehitlerimiz için önemli olan, canlarını seve seve feda eden şehitlerimiz bizden; minnet, şükran, vefa ve Fatiha bekliyor.

Acaba şehitlerimizle ilgili ne yaptık?  Onlara karşı tarihi görevimizi ifa ettik mi? Acı ama gerçek şehitlerimizi çoktan unuttuk ve Kocali ve Gebze’de bir şehitlik abidesini bile çok gördük.

Şimdi sizlere Kocaeli ve Gebze’den verdiğimiz şehit sayılarını hatırlatmak istiyorum.

* Gebze’den Teröre 51 Şehit verdik 

Gebze bugüne kadar birçok şehit verdi. Gebze’miz, 1987 yılından buyana Hakkâri, Tunceli, Siirt, Şırnak, Şemdinli´de iç güvenlik çatışmasında toplam 51 şehit verdi.

45´i asker, 6´sı polis olan 51 şehidin 26´sı Gebze Şehitliği, 9´u Dilovası, 1´i Darıca, 1´i Şekerpınar, 1´i Çayırova mezarlıklarına defnedilirken diğerleri Kars, Ardahan, Malatya, Erzurum, Sivas, Samsun, Amasya, İstanbul, Hatay´a gönderildi.

Aralarında bir üsteğmen, bir teğmen, bir asteğmenin bulunduğu 51 Gebzeli şehitten 12´si evli 39´u bekâr. Şafak sayarken Gebze´nin 51. şehidi olan komando çavuş İlhan Küçüksolak da bekârdı. 4 ay sonra teskere aldığında sevdiği kızla nişanlanacaktı. Ama olmadı. Hain bir pusu sonrası şehitlik mertebesine yükseldi.
* Kocaeli halkı 135 Şehitten haberi var mı?

Gebze bölgesi 51. Şehidinin yasını tutarken, Kocaeli genelinde şehit sayımız 135’e yükseldi. PKK teröristlerince şehit düşen Kocaeli nüfusuna kayıtlı Mehmetçiklerimizin 51´i Gebze, 45´i İzmit, 17´si Derince, 10´u Körfez, 4´ü Gölcük, 4´ü Kandıra, 4´ü Karamürsel´de ikamet ediyordu.

Anaları, babaları boynu bükük, eşleri dul, 46 çocuğu yetim bırakan 135 şehidimizin 21 evli, 89´u bekârdı. Acaba şehitlerimizin emanetine ne kadar sahip çıktık.  Şehitlerimizin yakınları ne durumda?

Aralarına bir binbaşı, bir yüzbaşı, 4 üsteğmen, bir teğmen, bir asteğmen, 7 üstçavuş, 4 uzman çavuş,  98 çavuş, onbaşı ve er, 18 polisin bulunduğu şehitlerimizin 75´i iç güvenlik çatışmasında, 60´ı mayın patlaması, uçak ve helikopter kazasıyla çeşitli şekillerde şehit olmuştu

* Şehitlerimize emanetine sahip çıktık mı?

Kocaeli ve Gebze’de birçok şehit cenazesine şahit oldum. Hepsinde terör’e lanetler yağdırıldı. Hepsinde analar, babalar, eşler akrabalar ve Tüm Türkiye gözyaşlarına boğuldu.

Gençliğimiz vatan, namus ve din için canını hiç düşünmeden seve seve feda edecek güçte. Her ne olursa olsun hainler amacına ulaşamayacak. Bağımsızlığımızın sembolü Türk Bayrağı ebediyen dalgalanacak. Minarelerden ezan susmayacak. Vatanımız ilelebet payidar kalacaktır.

Şehitlerimize vefa borcumuzu ödemek için onları minnet şükran ve rahmetle analım.

Şehitlerimizin bizlere kutsal emaneti olan ana. Baba, eş ve çocuklarına sahip çıkalım.

Acaba devlet ve millet olarak şehitlerimizin emanetlerine sahip çıkıyor muyuz? (8 Ekim 2008)

Evet, herkes askerliğini yapmalı. Serere gitmeye kız bile verilmez. Askerlik görevi vatan borcu kutsal bir görev. Bende oğlumu askere gönderiyorum Mutluyum ve gururluyum.  Allah herkese Askere babası olmayı nasip etsin.

Gebze Kurtuldu mu?

Anadolu yolları ve Gürcistan’daydım. Geçen hafta cumartesi sabah Ankara üzerinden önce Sivas’ta belgesel çekip, ardından Bayburt’a geçerek burada belgesel çekimlerimizi yaptıktan sonar Çoruh vadisinden Yusufeli’ne indik. Artvin’den Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyetinin Başkenti Batum’a geçtik. Ordu, Samsun ve Sinop’ta belgesel çekimlerimizi tamamlayarak dün sabah Gebze’ye döner dönmez bu yazıyı kaleme alıyorum. Anadolu gezisi ile ayrıntılı yazımı sizlerle paylaşacağım.

Bugün 12 Ekim. Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova’nın Düşman İşgalinden kurtuluş yıl dönümü. Gebze’nin düşman işgalinden kurtuluşu ile ilgili çeşitli törenler düzenlenecek. Bu törenler sadece Gebze’de yapılacak. Diğer ilçelerimizde yapılmaması ise törenlerin ciddiyetine gölge düşürmekte. Törenler bir bütünlük içinde yapılmalı ve bugünkü sorunların da çözümüne ışık tutmalıdır.

Gebze’nin düşman işgalinden kurtuluşu kutlanırken aslında Gebze’nin başta Gebze´nin çevre sorunları, kentleşme kültürü, altyapı problemlerinden kurtuluşunu yanı sıra en büyük problem olan deprem felaketinden kurtulması planlanıp konuşulmalı ve deprem konusu ciddi şekilde gündeme gelmeli.

BÖLGEMİZİ DEPREM FELAKETİNDEN KURTARMALIYIZ

 Bölgemiz birinci derecede deprem kuşağı içerisinde 17 Ağustos 1999 depremini çoktan unuttuk.Aslında bu yıl organize edilecek kurtuluş törenleri bugünkü sorunlardan kurtarılması konusu tartışılmalıydı. Muhtemel deprem felaketinden bölgemizin nasıl etkileneceği, buna karşı bölgemizin nasıl kurtarılacağı bilimsel verilerle ortaya konmalıydı. Bu konuda fazla bir şey yapılmaması bölgemiz açısından üzücü.

Bir çok sorun içerisinde gelişip büyüme mücadelesi veren özellikle İstanbul ve İzmit bölgesinin arasında “iki arada bir derede” olan Gebze bölgesi yaşadığı sorun ve sıkıntılardan kurtuldu mu? Sorusuna topyekun cevap aramalıyız.

    Evet Gebze’nin  Düşman İşgalinden  kurtuluşunun  90. yıl dönümünü  devlet töreni ile kutlayacağız. Gebze’nin kurtuluşu sadece Gebze’yi değil Darıca, Çayırova ve Dilovası’nı da kapsamalı. 12 Ekim sadece Gebze’nin değil Gebze’nin içerisinden çıkan ilçelerle birlikte Gebze bölgesinin kurtuluş yıl dönümü olmalı. Bunu artık gerçekleştirmeliyiz. Bunu 4 yıldır sürekli dile getiriyoruz. Gönül istiyor ki Gebze bölgesi bir bütün halinde kurtuluş coşkusunu yaşasın.

     Kurtuluş günleri ve mili bayramlar bir anlamda tarihi geçmişi hatırlatarak milli tarih Bilinci’nin gelişmesine   katkı sağlamaktadır. Gebze´nin kurtuluş etkinliğine halkın desteği sağlanması ile  kent kültür bilincinin oluşmasının sağlanacağına da inanıyorum.

GENEL  KURMAYDAN  GEBZE’NİN KURTULUŞ BELGESİ

   Bazı  kaynaklara göre  Gebze´nin Kurtuluş tarihinin 17 Ekim 1922 olduğu yanlışlıkla belirtilmişti.  1980´den önce  Gebze belediye  başkanlığı yapan  sayın  Sedat Tüze Genel Kurmay Başkanlığına  başvurmuş. Askerler tarafından  verilen cevapta, Gebze´nin Düşman İşgalinden Kurtuluş  Günü’nün 12 Ekim 1922 tarihi olduğu  kesin olarak  açıklanmıştı.

   Genel kurmayın yaptığı  bu açıklamaya  dayanılarak   Gebze´de kurtuluş  günleri  yeni kutlanmaya başlanmış. İşgal yıllarında  Gebze´de gerek Yunan ve Gerekse İngilizler  büyük  barbarlıklar yapmışlar.  Devlet  arşivlerindeki  çok sayıda tarihi belgede  Yunan barbarlığı  ortaya çıkartılmakta. Gebze’deki Yunan barbarlığında  bir çok şehit verilmişti.

     Devlet adamlarından siyasetçiye işadamlarından  sade vatandaşa kadar, erkek kadın, bilgili bilgisiz herkes ağzı  açıldığında vatan millet nutukları atarız. Vatan için seve seve şehit olmayı göze alan millet olmaktan gurur duyarız. Analar çocuklarının beşiklerini  ya şehit ol ya gazi diye   sallar, Bu kadar  yüksek duyguya sahip olan  Türk insanının en kötü ahlaki geçmişini tez unutarak vefasız olmasıdır.

  GEBZE TERÖRE   51 ŞEHİT VERDİ

   Bugün  Güneydoğu’da bir çok vatan evladı  Mehmetçiği  PKK terörüne şehit verdik. Bunun en büyük örneğini şu günlerde yaşıyoruz. Geçen hafta Terör örgütünün Aktütün Karakolu’na yaptığı saldırı sonrası 17 mehmetçimizi şehit verdik.

    Şehitlerimizden biri ise Gebze’ye gelen İlhan Küçüksolak’tı. 17 şehidimizin acısını unutmadan önceki gün yine şehit haberleri aldık. Terör Örgütü bu kez Diyarbakır’da polis servisine saldırdı ve 6 şehit verdik. Analar babalar tüm Türkiye yas tuttu.

      1986 yılından beri  Gebze  teröre   51 şehit verdi. Fakat  Korkarım  gelecekte,  geçmişte olduğu gibi bu şehitleri de  unutuvereceğiz.  En kötü şey unutmak ve unutulmak. Şehitlerimizi  unutmamamız gerekiyor. Kurtuluş günleri bir anlamda şehitler ve gazilerimize vefa borcumuzu ödediğimiz vefa  günlerdir.

     Gazetemiz  geçmişte  tarihi bir görev üstlenerek; Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma bakanlığı  belgelerinde resmen yer alan  Gebze´nin   157  şehit listesinin   tamamını yayınladı. Resmi  belgelere göre Birinci dünya , Kurtuluş savaşı,Kore ve Kıbrıs savaşlarında  Gebze bölgesinden  şehit olan 157 Mehmetçiğin  künyesi, nerde şehit olduğu,yaşı, hangi mahalle´de oturduğu, lakabı ve daha bir çok ayrıntı yer alıyordu. Listenin yayınlanması büyük ilgi uyandırdı.

 ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

   Şehitlerine sahip çıkmayan  millet ve devletler gelecekte şehit olacak  insan bulmakta güçlük çekerler. Şehit torunları  dedelerinin  genç yaşta bu vatan için nasıl şehit olduklarını   öğrendikçe bu vatana daha çok sahip çıkacaktır.

     İsimler unutulmuş  Gebzeli 157 şehidin isimlerini  araştırıp, Gebze kamuoyuna  mal eden gazetemiz  görevini yaptı. Bundan  sonraki görev Başta  Belediye ve  Kaymakamlık olmak üzere tüm  Devlet yetkililerine  düşüyor.

Peygamber sevgisi

Batı yüzyıllardır yaptığı peygamber efendimize saldırılarını sürdürüyor. Geçmişte olduğu gibi bugünde Batı, peygamber efendimize çeşitli yollarla saldırıyor, kötü göstermeye çalışıyor. Geçmiş yıllarda karikatürlerle peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V)’e saldıran Batı, bugünde film skandalıyla peygamber efendimize hakaret ediyor.

   “Müslümanların masumiyeti” ismini verdikleri filmle Hz.Muhammed’i kötü göstermeye çalışanların bu ilk vakası değil. İslam dininin doğuşundan beri mücadele edenler, haçlı seferleriyle başaramadıklarını bugün çağın olanaklarını kullanarak yapıyor.

Ancak yapılan bu saldırılara İslam Alemi sessiz kalmıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde gösterilerle, eylemlerle hakaretler protesto ediliyor. Özellikle Orta Doğu’da büyük olaylara dönüşen gösteriler, Türkiye’de de yapılmaya başlandı. Önceki gün Gebze’de de Saadet Partisi teşkilatı, Genel Başkan Mustafa Kamalak’ın katılımıyla bir protesto mitingi düzenledi. Ben Gürcistan gezimiz nedeniyle mitingi takip edemedim, ancak gazetemizin internet sitesi www.gebzegazetesi.com adresinden mitingin ayrıntılarını öğrendim.

PEYGAMBER EFENDİMİZİ DÜNYAYA TANITALIM

  İnsanlarımızın iki cihan güneşi, sevgili efendimiz, Peygamberimize yapılan saldırılara duyarsız kalmaması sevindirici. Böyle bir durumda tek yürek olunması bizim hala daha birlik ve beraberliğimiz gösteren bir tablodur. Bu açıdan bakıldığında Saadet Partisi teşkilatlarını kutluyorum. Ancak şunu da bilmemiz gerekiyor ki sesimizi sadece bu şekilde duyuramayız. Bizim üzerimize düşen mitinglerden ziyade, kültürel çalışmalar yaparak sesimizi duyurmak. Peki nasıl olacak bu? Batı dikkat ederseniz metot değiştirdi ve peygamber efendimizi karşı olanlar artık saldırılarını karikatür, dergi, sinema gibi yollarla yapıyor. Bizler bu saldırılara olan cevabımızı Peygamberimizi anlatan kitaplar yazarak, belgeseller, sinema filmleri çekerek yapabiliriz. Bu konuda kültür adamlarımıza büyük görev düşüyor.

   Batı’nın üzeremize bırakmak istediği kötü imaja karşı mücadelemizi bu yolla yapmamız gerekiyor. bizler peygamberimize olan sevgimizi en iyi bu şekilde gösteririz. Peygamber efendimizi anlatan kitaplar ve filmler yaparak, İslam dininin güzelliklerini anlatan eserler bırakmalıyız. Dinimizin sevgi dini olduğunu, barış dini olduğunu, hak din olduğunu bu şekilde gösteririz.

DİNİN ÖNEMİ

Geçtiğimiz hafta İzmit’te bulunan Posco fabrikasının şantiye sahasını gezdiğimizde şirketin Kore’li bir üst düzey yetkilisi ile din konusu üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kore’de ki inanç durumuyla ilgili bilgi veren Kore’li yetkili, insanlarının büyük bir kısmının hiç bir dine mensup olmadığını ve inançsız olduklarını söyledi. Kore’de durumun inanç açısından iyi olmadığını belirten yetkili, insanların mutlaka bir dine inanması gerektiğinin altını çizdi. Dinin insanları terbiye edip, hayat düzenine yön verdiğini ve huzur getirdiğini belirten yetkili inanmayan insanların hayatlarında huzur bulunmadığını söyledi.

Gebze’de yapılan mitinge katılan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak önemli mesajlar verdi. Hakaret içerikli filme tepki gösteren Kamalak, bu tür saldırılar karşısında sessiz kalmayacaklarını söyledi. Binlerce insanın Cumhuriyet Meydanı’nda toplanarak sevgisini göstermesi olumlu bir durum.

Biz peygamber efendimizi herkesten çok seviyoruz. Peygamber efendimizin yüreğimizde, gönüllerimizde apayrı bir yeri var. Ona yapılan her hakareti kendimize yapılmış gibi kabul ediyoruz. Alemlere rahmet olarak gönderilen, karanlık bir çağı kapatan, zulme, inançsızlığa baş kaldıran efendimize yapılan hakaretleri kabul etmiyor ve bunlara şiddetle karşı çıkıyoruz. Onun bizlere getirdiği güneş hiç batmayacak, açtığı bu aydınlık yol hiç kapanmayacaktır.

Şimdi sizleri peygamber efgendimizin dünyayı şereflendirdiği Veladet Kandili münasebetiyle yazdığım köşe yazım ve İslam Medeniyeti coğrafyasının kalbinin attığı “Hicaz’da Peygamber İzleri” belgeselimizin senaryosu ile baş başa bırakıyorum. Hicaz coğrafyasına giderek Allah Rasulünün dünyayı şereflendirdiği Hicaz coğrafyasına Belgesel Yayıncılık ve Devri Alem farkıyla birlikte yolculuğa çıkalım.

Aşağıda ki linkten sizlerde bu yazımızı okuyabilirsiniz:

http://gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11948

Özal’ın cesedi neden çürümedi?


Merhum cumhurbaşkanı Turgut Özal kısa süren Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı döneminde çok büyük hizmetler yaptı. Hayatta iken kıymetini bilemedik. Özellikle malum medya ve güç odakları  Özal’a saldırdılar, hakaret ettiler, iftira edip, O’nu küçük düşürmek için ellerinden gelini yaptılar. Buna rağmen merhum Özal, hep halkın yanında oldu. Milletinden kopmadı, dindar ve demokrat cumhurbaşkanı olarak gönüllerde yer etti.Bu güç odakları saldırırken muhafazakar ve milliyetçi camiada Özal’a sahip çıkmadı. Hatta bazı aile fertlerinin yaptığı yanlışlar yüzünden Özal büyük sıkıntılar çekti. Kongrede hayatına kastettiler. Merhum Özal, “öldürmeyen Allah öldürmez” diyerek güç odaklarına meydan okudu. Özal’ın zamansız ölümü, zehirlendi kuşkusunu ortaya çıkardı ve yıllar sonra Özal’ın mezarı açıldı. Özal’ın mezarı açıldıktan sonra cesedinin çürümediği bizzat devlet yetkilileri tarafından açıklandı. Cesedinin çürümemesi üzerine bilimsel olarak bazı açıklamalar yapılıyor. Ancak Özal’ı yakından tanıyan ve Özal’la ilgili birçok araştırma yapmış, hatta malum gazeteci Emin Çölaşan’ın “Turgut Nere’ye Koşuyor” kitabına karşılık, değerli dostum Fuat Aydemir ‘in Özal’ın hizmetlerini anlatan “Türkiye Nereye Koşuyor” kitabını basarak Özal’a sahip çıkan bir gazeteciyim. Polisan fabrikasında üst düzey bir yönetici olan Fuat Aydemir bey “Türkiye Nereye Koşuyor” kitabını hiçbir yayıncıya bastıramamış ve biz bu kitabı basıp yayınlayarak tarihe not düşmüştük. Bugün bu kitabın orijinal basımı azda olsa elimizde bulunmaktadır.

Özal’ın vefat ettiği haberini TV’de duyduğumda içim daralmış ve gözlerimden boşalan yaşı hiç unutmuyorum. Özal daha partiyi kurduğu günlerde Gebze’de kendisine işçilerle ilgili sorular yöneltmiş, Başbakan ve cumhurbaşkanı olduğunda birkaç kez röportaj yapma fırsatı bulmuş biri ve 1989’da Anadolu Gazetecileri Gap yarışmasında Özal’ın elinden ödül almış biri olarak Özal’a karşı vefa borcumu ödemek için birkaç satır ele almak istedim.

ÖZAL’IN CENAZESİNE DE KATILMIŞTIM

Merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın mezarının açıldığı günlerde yurt dışında belgesel çekiyordum. Okuduğunuz bu satırları da şu an belgesel çekmek üzere geldiğim İspir ve Yusufeli bölgesinden yazıyorum. Türkiye ve dünya kamuoyu önemli bir şeye şahitlik ediyor. Özal’ın cesedinin neden Çürümediği ve bununla ilgili yapılan açıklama ve yayınlar gelecekte çok önemli bir belge olarak milli ve manevi iz bırakacaktır.

Özal’ın İstanbul’daki cenaze merasimine gazeteci ve belgeselci olarak katılmış, Fatih camiinde bir ağaç üzerine çıkarak hem cenaze namazını kılmış ve o mahşeri kalabalığı görmüş biriyim. Özal’ın cenazesinde Vatan caddesinde 10 binlerce kişiyle yürümüş ve anıt mezarına defin işleminde Fatihalar okumuş biriyim.. O mahşeri kalabalık, dua eden isimler ve hiçbir protokol yapılmadan dua eden 10 binler Özal’ın cenazesinin neden çürümediğini en iyi şekilde ifade etmekte.

Adli tıp kurumunun kararı ne olursa olsun Özal şehit edilmiştir. Özal’ın ölümü normal bir ölüm değildir. Bunun en önemli delili ise Özal’dan sonra Türkiye’nin yaşadığı karanlık yıllar ve 28 Şubat sürecinde yaşananlardır.

Özal’ın cesedi ile ilgili yapılan haber, yorum ve açıklamaları sizlerle paylaşıyor, bu konu ile ilgili gelecekte tarih hükmünü verecektir. Merhum Özal’a Yüce Allah’tan bir kez daha rahmet dilerken Adalet Bakanı sayın Sadullah Ergin’in yaptığı açıklamaları birlikte okuyalım.

VERİLER SAÇ TELİ VE KEMİĞİN ÖTESİNDE

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Adli Tıp uzmanlarının, kabri açılan merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın naaşında ‘umduklarının çok ötesinde verilere’ ulaştığını bildirdi. Ergin, şu açıklamayı yaptı: “Adli tıpçılar umduklarının çok ötesinde verilere ulaştı. Acaba saç teli bulabilir miyiz, bir kemik bir parçasından DNA örnekleri bulabilir miyiz gibi. Bu düşüncelerinin çok ötesinde materyallere ulaştılar. Adli tıp için çok önemli. Bir şey varsa herhangi bir zehirlenme, toksit madde farklı doğal olmayan bir ölüm nedeni varsa şu anda bugün kabirden çıkarttıkları cenaze bütün bunların sonuçlarını vermek için son derece müsait halde. Bu kadarını ifade edeyim”

Merhum Özal’ın mezarını açılması ve sonrasında yaşanan gelişmelerin gazetelerde yer alan haberlerini www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilirsiniz.


(3 ekim star gazetesi)

Özal´ın naaşında şaşırtan verilere ulaşıldı

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ölümünden 19 yıl sonra Türk Bayrağı’na sarılı tabutta yeniden omuzlara alındı. Ankara Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında ‘zehirlenip zehirlenmediğinin belirlenmesi için Özal’ın mezarı dün 7.5 saatlik çalışmayla açıldı. Özal’ın naaşı bütün olarak çıkarılıp çinko tabuta konuldu ve üzerine Türk bayrağı örtüldükten sonra Polis Tören Mangası’nın omuzlarında Adli Tıp’a götürüldü.

ANIT MEZAR’DA MESAİ ERKEN BAŞLADI

Özal’ın mezarının açılması kararının ardından Anıt mezar’da hareketlilik dün sabahın erken saatlerinde başladı. Sabah 6.30 sıralarında Anıt Mezar’a olay yeri inceleme, bomba imha ve asayiş şube müdürlüklerine bağlı polis ekipleri, ardından da İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Oktay Erdoğan, TMK 10. Madde ile görevli 2 savcı ile İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce’nin de aralarında bulunduğu kurumun morg, kimya ve biyoloji ihtisas dairelerine bağlı görevliler geldi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’ne bağlı ekip de iş makinalarıyla hazır bulundu.

İLK KAZMA SABAH 08.40’TA VURULDU

Başsavcıvekili Erdoğan ve Adli Tıp Kurumu Başkanı İnce’nin nezaretinde saat 08.40’ta Özal’ın mezarının açılması işlemi başlatıldı. Çalışma başladıktan sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı da anıt mezara geldi. Anıt mezarda iş makinesi ve ‘’hilti’’ adı verilen aletlerle mermer lahid kırıldıktan sonra Mezarlıklar Müdürlüğü’ne 10 kişilik ekip toprağı kazmaşa başladı. Kazı işlemine Özal ailesinin bir avukatı da katıldı. Özal’ın naaşına saat 12.15 gibi ulaşıldı. Özal’ın cenazesine ulaşıldığını açıklayan Başsavcı Çolakkadı, ‘’Ceset yerinde, üzerini kaldırdık. Bundan sonra ceset alınacak Adli Tıp’ta incelenecek. Her şey planlandığı gibi, herhangi bir aksama yok’’ dedi.

SONUÇ İKİ AYDAN ÖNCE ÇIKMAZ

Adli Tıp Kurumu Başkanı İnce de “Cenazeye ulaştık, buradan çıkarıp, Adli Tıp Kurumu’na götürüceğiz. Örneklerle ilgili çalışma cenaze buradan çıktıktan sonra bir süre daha devam edecek. Cenaze Adli Tıp’a geldikten sonra çalışmamıza orada devam edeceğiz. Beklentimiz cenazeyi cuma veya cumartesi aileye teslim etmek. Analizlerimizin sonucunda raporun daha önce de belirttiğimiz gibi iki aydan önce çıkması mümkün değil. Analizler bittikten sonra raporlama sürecini Cumhuriyet Başsavcılığı’na ileteceğiz, açıklamayı da onlar yapacak’’ dedi. ‘’Cenazenin şu anki durumu incelemeye uygun mu?’’ sorusuna İnce ‘’İncelemeye uygun’’ karşılığını verdi.

POLİS TÖREN MANGASI TAŞIDI

Özal’ın naaşı 7,5 saatlik çalışmanın ardından topraktan çıkarıldı ve çinko kaplı tabuta yerleştirildi. Özal’ın Türk bayrağına sarılı tabutu, İstanbul Emniyeti’ne bağlı tören mangasının omuzlarında Anıt Mezar’ın girişinde bulunan Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’ne ait cenaze aracına taşındı. Özal’ın cenazesi, buradan motosikletli polisler nezaretinde Adli Tıp’a götürüldü. Cenazenin mezardan çıkarılışına bir imamın da eşlik ettiği öğrenildi.

SU ÇIKINCA ÇALIŞMALAR AĞIR YÜRÜDÜ

Cenazenin bulunduğu noktada su çıktığı için cenazeyi çıkarma işlemi uzun sürdü. Suyun bir cihaz marifetiyle çekildiği ve sonrasında işlemin tamamlandığı belirtildi. Adli Tıp Kurumu ve Olay Yeri İnceleme ekipleri toprak üzerinde ve mezarlıkta akşam saatlerine kadar çalışmaya devam etti. Anıt mezarda İstanbul Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü de 4 araç ve ekiple çalışırken, çevik kuvvet polisleri, gazetecilerin, anıt mezarı çevreleyen duvara yaklaşmalarına izin vermedi.

VERİLER SAÇ TELİ VE KEMİĞİN ÖTESİNDE

Bu arada Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Adli Tıp uzmanlarının, kabri açılan merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın naaşında ‘umduklarının çok ötesinde verilere’ ulaştığını bildirdi. Ergin, şu açıklamayı yaptı: “Adli tıpçılar umduklarının çok ötesinde verilere ulaştı. Acaba saç teli bulabilir miyiz, bir kemik bir parçasından DNA örnekleri bulabilir miyiz gibi. Bu düşüncelerinin çok ötesinde materyallere ulaştılar. Adli tıp için çok önemli. Bir şey varsa herhangi bir zehirlenme, toksit madde farklı doğal olmayan bir ölüm nedeni varsa şu anda bugün kabirden çıkarttıkları cenaze bütün bunların sonuçlarını vermek için son derece müsait halde. Bu kadarını ifade edeyim”

DNA TESTİ VE OTOPSİ YAPILACAK

Turgut Özal’ın naaşına Adli Tıp Kurumu’nda ‘otopsi’ yapılacak. Özal’ın naaşı bütün olarak Adli Tıp’a götürülürken, toksikolojik analiz için cenazenin konulduğu yerden ve toprağın altında yaklaşık 40 ila 60 santimetrelik bölümden de örnekler alındı. Adli Tıp Kurumu’nda, öncelikle DNA testi ve otopsi yapılacak. Daha sonra alınan örneklerde travmatik, patolojik bulgu olup olmadığı araştırılacak.

Adli Tıp, cenazeden örnekleri aldıktan sonra cenazeyi, ailesine ve devlete en az 48 saat sonra teslim edecek. Bu süreyi belirleyen en önemli neden de DNA çalışması olacak. Bu sürede Özal’ın cenazesi, herkesin girip çıkamayacağı bir yerde korunacak. O odaya girme yetkisi 5 kişide olacak. Başta uyutucu, uyuşturucu, böcek öldürücü, ağır metaller olmak üzere akla gelebilecek her maddeye bakılacak.


(3 ekim zaman gazetesi)

Mezarı 19 yıl sonra açıldı naaşı incelemeye uygun

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın mezarı, şüpheli ölümünün 19. yılında açıldı. Sabah 08.40´ta çalışmalara başlayan ekip, 12.15 sularında Özal´ın cesedine ulaştı. Buradan bütün olarak alınan ceset, geniş güvenlik önlemleri altında Adli Tıp Kurumu´na götürüldü. Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, cesedin incelemeye uygun olduğunu açıkladı.

8 Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın şüpheli ölümünün üzerindeki sır perdesini kaldırmaya yönelik dün önemli bir adım atıldı. 17 Nisan 1993 tarihinde Orta Asya ve Türk cumhuriyetlerine yaptığı ziyaretin ardından Çankaya Köşkü´nde geçirdiği rahatsızlık sonucu hayatını kaybeden Özal´ın, İstanbul Anıt Mezar´daki kabri açıldı. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, merhum Özal´ın naaşının önemli ölçüde bozulmadığını söyledi. Ergin, adli tıp uzmanlarının ´umduklarının çok ötesinde verilere´ ulaştıklarını kaydetti.

Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı mezar açma işlemine aileden kimse katılmadı. Özel yetkili Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan, Ergenekon savcısı Muammer Akkaş ve talimat savcısı Ümit Zafer Çolak, başından sonuna kadar nezaret etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı da çalışmaları takip etti.

Merhum Cumhurbaşkanı´nın naaşı, temiz bir malzeme ile çinko kaplı bir tabuta yerleştirilerek Adli Tıp Kurumu´na götürüldü. Adli Tıp´ta öncelikle DNA testi ve otopsi yapılacak. Daha sonra naaş ve mezardan alınan örnekler, laboratuvarlara götürülecek ve travmatik, patolojik bulgu olup olmadığı araştırılacak. Ayrıca zehir taramaları da yapılacak. Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, naaşın incelemeye uygun olduğunu, raporun en erken iki ay sonra çıkacağını açıkladı. Turgut Özal´ın anıtmezarındaki çalışma dün sabahın ilk ışıklarıyla başladı. Anıtmezarın bulunduğu bölgeye sabah saat 06.30 sularında 2 iş makinesi getirildi. Olay yeri inceleme, bomba imha ve Çevik Kuvvet ekipleri de anıtmezarın bulunduğu bölgede tedbir aldı. İş makineleri ve polis ekiplerinin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce´nin de aralarında bulunduğu kurumun morg, kimya ve biyoloji ihtisas dairelerine bağlı görevliler de anıtmezara geldi. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından saat 08.40´ta anıtmezarın sac levhalarla kapatılan bölümüne giren bir iş makinesi ve ´hilti´ adı verilen aletlerle lahitler kırıldı. Saatler 12.15´i gösterdiğinde cesede ulaşıldı.

 Çalışmalara İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı da nezaret etti. Cesede ulaşılmasının ardından açıklamalarda bulunan Çolakkadı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın Özal´ın mezarının açılmasına karar verdiğini hatırlatarak, Ankara´nın talimatını yerine getirdiklerini söyledi. Anıtmezarda bir hafta süren ön çalışmalarını yaptıklarını, yol haritasını çizdiklerini anlatan Çolakkadı, “Ne şekilde açacağımızı, ne işlem yapacağımızı uzmanlarla, adli tıpçılarla görüştük. Ne yapacağımızı tamamen planladık. Bugün uyguluyoruz. Planladığımız gibi yaptığımız şu; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın talimatına uygun olarak mezarı açtık. Ceset yerinde, üzerini kaldırdık. Bundan sonra ceset alınacak, Adli Tıp Kurumu´nda incelenecek. Her şey planlandığı gibi oldu, herhangi bir aksama yok.´´ diye konuştu. Bir soru üzerine Çolakkadı, Özal ailesi ile görüştüklerini, ailenin avukatı ve temsilcilerinin de anıtmezarda olduğunu aktardı. Çolakkadı, “Onlar da izliyorlar. Bundan sonra yapılacak aşama, adli tıpta yapılacak inceleme.” diye konuştu.

Naaşın bozulmaması uzmanları şaşırttı

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Adli Tıp uzmanlarının kabri açılan merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın naaşında ´umduklarının çok ötesinde verilere´ ulaştığını bildirdi. Özal´ın cenazesinin önemli ölçüde bozulmadığını belirten Ergin, “Kabirden tahminlerin ötesinde adli tıp uzmanlarını da şaşırtan derecede son derece sağlıklı veriler elde edildi. Herhangi bir zehirlenme, toksit madde, doğal olmayan bir ölüm nedeni varsa bugün kabirden çıkarttıkları cenaze bütün bunların sonuçlarını vermek için son derece müsait halde.”diye konuştu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Bugün TV´de katıldığı Temsilciler Meclisi programında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın kabrinde Adli Tıp uzmanlarının yaptığı çalışmayla ilgili soruları cevapladı. Adli tıpçılar umduklarının çok ötesinde verilere ulaştıklarını belirten Ergin, ´Sonuçlardan sonra tartışma bitecek mi´ sorusuna, “İnşallah.” cevabını verdi. Ergin, “Cenazenin önemli bir kısmı korunmuş, bozulmamış.” ifadelerini kullandı. Bu arada edinilen bilgilere göre, Adli Tıp uzmanları Özal´ın kabrinde su kaynağı ile karşılaştı. Naaşın bel bölgesinden boynuna kadar olan bölümünün, suyun sabun etkisi yapması sayesinde korunduğu, Özal´ın iç organlarında bozulma olmadığı kaydedildi.

Sonuç, iki aydan önce çıkmayacak

Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce ise, “Cenazeye ulaştık, rahmetli cumhurbaşkanımızın cenazesini Adli Tıp Kurumu´na götürüceğiz. Örneklerle ilgili çalışma cenaze buradan çıktıktan sonra bir süre daha devam edecek. Cenaze Adli Tıp Kurumu´na geldikten sonra çalışmamıza orada devam edeceğiz. Beklentimiz, cenazeyi cuma veya cumartesi günü aileye teslim etmek. Analizlerimizin sonucunda raporun daha önce de belirttiğimiz gibi iki aydan önce çıkması mümkün değil, öyle görülüyor. Analizler bittikten sonra raporlama sürecini Cumhuriyet Başsavcılığı´na ileteceğiz, açıklamayı da onlar yapacak.´´ ifadelerini kullandı. Bir gazetecinin, “Cenaze ne durumda?´´ sorusunu, “Onunla ilgili müsaade ederseniz bilgi vermeyeyim.” şeklinde cevapladı. Bir başka soru üzerine, cenazenin şu anki durumunun incelemeye uygun olduğunu aktardı. “İnceleme sonucunda Turgut Özal´ın zehirlenip zehirlenmediği kesin bir şekilde ortaya çıkabilir mi?” sorusunu ise, “İnceleme yapmadan bir şey söylemek mümkün değil. Çalışmadan bir şey açıklamak doğru değil. Önce bir çalışalım, bulgularımızı ortaya koyalım. Ne varsa bu zaten kamuoyu ile paylaşılacak.´´ dedi.

 

———-

3 ekim hürriyet gazetesi

Özal´ın naaşı neden bozulmadı?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın mezarı 19 sene sonra dün açıldı. Naaşının çıkarılıp Adli Tıp´a kaldırılmasının ardından açıklama yapan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, “Adli tıp ekibi, Turgut Özal’ın naaşında tahminlerin çok ötesinde ve şaşırtıcı veriler elde etti. Özal’ın naaşının büyük bir kısmı hiç bozulmamış” demişti. Bu açıklamaların ardından Adli Bilimler Uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Turgut Özal’ın naaşının bozulmamasını yağ dokusuna bağladı.

NAAŞI YAĞ DOKUSU KORUDU

Adli Bilimler Uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın naaşının “Araştırmaya şaşırtıcı derecede müsait” olmasını yağ dokusuna bağladı. Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Bedenin üst kısmının bütünlüğünü korunduğuna dair haberler yer aldı. Daha fazla yağ dokusunun bulunduğu bölgeler belden üst kısma doğru yerleşmiş olduğundan bu bölümlerin mum benzeri bir organik madde ile kaplandığını ve böylelikle üst kısmın alt kısma göre daha fazla korunduğunu açıklamak mümkün.” dedi.

ADLİ TIPÇILAR ŞOKE OLDU

Turgut Özal’ın mezarını açan adli tıpçılar gördükleri manzara karşısında şoke oldu. Özal’ın cesedinin üst kısmının 19 yıl geçmesine rağmen bozulmadığını gören bilim insanları şaşkınlıklarını gizleyemedi. Konu hakkında açıklama yapan Adalet Bakanı Sadullah Ergin “Mezarda ne bulacaksınız, diyorlardı. Ancak şunu belirteyim ki adli tıpçılar çok önemli veriler elde etti. Adli tıpçılar ’acaba saç teli veya kemik örneklerinden DNA neticesi elde edebilir miyiz?’ diye düşünürken düşüncelerin çok ötesinde materyallere ulaştılar. Kabirden adli tıp uzmanlarını da şaşırtacak şekilde veriler elde edildi. Özal’ın naaşının büyük bir kısmı hiç bozulmamış” dedi.

YAĞLARIN ÇÜRÜMEYE KARŞI KORUYUCU ETKİSİ VARDIR

Bakan´ın açıklamaları üzerine Adli Bilimler Uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Özal’ın naaşının neden bozulmadığını şöyle anlattı:

“TURGUT ÖZAL’IN TANINABİLMESİ İÇİN DNA TESTİNE BİLE GEREK YOK”

‘Ben açmadan bir şey söylenemez diyordum. Bir mucize gerçekleşti. İyi korunmuş. Hiç beklenmedik bir şey oldu. Ender rastlanan bir olay. Tam ve usulüne uygun olmamakla birlikte bir tahnit işlemi vardı. Kısmi bir ilaçlama yapılmış. Üstünde bir su tabakası çıktı. Üstünde bir sabunlaşmaya neden olmuş. Su tabakası çürümeyi engelliyor. Ender görülen bir olaydır. Değil 19 119 yıl sonra da açılsaydı bozulmamış olabilirdi. Su nasıl girmiş bilmiyoruz Allah’ın işi. 700 yüzyıl sonra bile böyle şeyler görmem mümkün. Asıl ilginç olan bedeni konuşmak istiyor. Tanınabilmesi için DNA testine bile gerek yok. Sonuç iki ay sürebilir. Cenazeyi aldıkları gibi mezara teslim edecekler. Kesin sonuçlara ulaşılamayabilir ama burada bir şey yok demek değil. Bir takım maddeler çok kısa ömürlüdür. Radyoaktif maddeler böyledir. Semra Özal, Özal’ın saç telini teslim etmedi. Saç teli ayda bir cm uzar onun için olaydan sonra saç kökü bile alsanız saçta bir şey bulamayabilirsiniz.

Soğuk ve nemli ortamda normal çürüme süreci yavaşlar uzun süre su altında kalmada beden şaşırtacak ölçüde korunmuş biçimde kalabilir hele cilt altında lipitlerin (yağların) hidroliz ve hidrojenlenmesi sonucunda adiposer oluşmuşsa bunun çürümeye karşı özellikle koruyucu etkisi vardır. Islak toprakta, göl tabanındaki çamurda ayrıca iyice kapalı tabutta, gerek tahnitlenmiş gerekse hiçbir işlem görmemiş bedenlerde adiposer (bir nevi kimyasal sabunlaşma) oluşumuna rastlanır. Ölümden bir ay kadar sonra başlayan bu süreç havasız ortamda yüzyıllarca dayanabilir. 13. yüzyıldan kalma bir çocuk beyninin sol yarısında her türlü özelliğini tespit etmek mümkün olmuştur. Kadın çocuk ve aşırı kilolu kişiler daha fazla beden yağı içerdiklerinden adiposer oluşumuna yatkındır.

İLAÇLAMANIN DA KORUMADA ETKİSİ OLMUŞTUR

Bu olayda muhtemelen suyun kazı sırasında beden üzerinde birikmesinden ziyade, çok daha önceki yıllarda beden üzerinde toplandığı düşünülebilir. Elbette kısmi olsa da ilaçlamanın da korumada etkisi olmuştur.

Basında merhum Cumhurbaşkanı’nın bedeninin üst kısmının bütünlüğünün korunduğuna dair haberler yer aldı. Bu beklenen bir durum, daha fazla yağ dokusunun bulunduğu bölgeler belden üst kısma doğru yerleşmiş olduğundan bu bölümlerin mum benzeri bir organik madde ile kaplandığını ve böylelikle üst kısmın alt kısma göre daha fazla korunduğunu açıklamak mümkün”.

+++++++++

5 ekim sabah gazetesi

 Özal´ın naaşı yeniden defnedildi

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın naaşı, İstanbul Adli Tıp Kurumu´ndaki incelemenin ardından yeniden toprağa verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın talimatıyla 2 Ekim´de mezarından çıkartılan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın naaşı, “şüpheli ölüm” iddiaları nedeniyle Adli Tıp Kurumu´nda incelendi. İncelemenin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi´ne ait araca konulan cenaze, saat 10.00´da yeniden toprağa verileceği Topkapı´daki Anıt Mezar´a götürüldü. Cenaze aracına polis araçları da eşlik etti. Naaş, İstanbul Valiliği´nin düzenlediği dini törenle mezarına konuldu.

Törene, Özal´ın eşi Semra Özal, çocukları Ahmet ve Zeynep Özal´ın yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Müftüsü Rahmi Yaran, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yalçın Ataman ve İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı da katıldı.

ÜZERİNE YALNIZCA TOPRAK

Ahmet Özal, yaptığı açıklamada, ailenin isteği doğrultusunda, Özal´ın mezarının daha önce olduğu gibi mermerle kapatılmayacağını, toprakla örtülü bir mezar yapılacağını söyledi.

RAPOR İKİ AY İÇİNDE HAZIRLANACAK

Adli Tıp Kurumu, Turgut Özal´ın cenazesiyle ilgili incelemesinin sonuçlarını 2 ay içinde raporlaştırarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na sunacak. Öte yandan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü´nün mezarın içinde tespit edilen suyu tahliye ettiği, su nedeniyle çürüyen tahtaları yenilediği öğrenildi.

AHMET ÖZAL: SAÇ TELİNDEN FAZLASI…

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Ahmet Özal, naaşın beklenenden daha fazla korunmuş olarak mezardan çıkarıldığını ve iç organlarının bile korunur halde olduğunu söyledi. Özal, Semra Özal´da bulunduğu söylenen saç telinin savcılığa verilip verilmediği yönündeki soruya da “Saç telinden daha fazlası açılan mezarda bulundu.” cevabını verdi.

“İNŞALLAH TEKRARLANMAZ”

Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın talimatıyla babasının mezarının açılmasına ilişkin, gayet titiz bir çalışma yapıldığını belirterek, ´´İnşallah bu hadise, Türkiye´de tekrarlanmaz´´ dedi.

Gerekli işlemlerin yapıldığını aktaran Özal, ´´Tekrar savcımıza, Adli Tıp´a teşekkür ediyorum. Gayet titiz bir çalışma yapıldı. Sonuçlar herhalde 1-2 aya kadar çıkar. İnşallah bu hadise, Türkiye´de tekrarlanmaz´´ diye konuştu. Özal, ´´babasının mezardan çıkarılışı sırasında aileden kimsenin bulunmadığının´´ hatırlatılması üzerine şunları söyledi: ´´Çünkü biz istemedik aile olarak ama bu adaletin kararıydı. Onun için açıldı. Devlet Denetleme Kurulu raporu üzerine açıldı. Savcının verdiği kararla…´´

İlk bulgularla ilgili kendisinin bilgilendirilip bilgilendirilmediği sorulan Özal, ´´Yok daha bir şey gelmedi. Daha onun için çok erken, herhalde biraz zaman alacaktır´´ dedi. Özal, ´´ailenin mezarın üzerinin toprakla örtülmesi isteği´´nin anımsatılması üzerine, ´´Evet biraz daha bizim kültürümüze, geleneğimize uygun olarak, mermer lahitin kaldırılması, toprak olması, insanların toprağa su dökebilmesi için…Çünkü insanlar geliyor buraya´´ ifadesini kullandı.

Ailede bulunduğu belirtilen Turgut Özal´a ait saç tellerinin ilgili makamlara verilip verilmeyeceğinin sorulması üzerine Özal, cenazede saç tellerinden çok daha fazla doku elde edildiğini anlatarak, ´´Çünkü sadece kemik değil, biliyorsunuz gövdenin kendisi yapı olarak, hatta iç organlarla beraber 5 senede çürümesi gereken şey 20 senedir çürümemiş´´ diye konuştu.

Özal, ´´bulunan doku örneklerine ilişkin değişik iddialar da olduğu´´ yönündeki soruyu, ´´Hayır, benim danışmanım kendisi de oradaydı, avukatım da oradaydı. Adli Tıp Kurumu Başkanı´yla görüştüm, aynen öyle duruyor. Konuyu teknik olarak yorumlayamam. Dini açıdan da yorumlayamam çünkü o benim haddimi aşar´´ şeklinde yanıtladı.

Kore ve Posco modeli

Kore deyince biraz içimiz burkulur, Kore savaşlarını hatırlarız, binlerce Mehmetçiğin gurbet ellerde ki mezarsız ve kefensiz yattığı yerler hatırımıza gelir, gurbet elde ki bu Mehmetçiklerimizi minnet, şükran ve hayırla yad ederiz.

Kore aslında başlı başına bir başarı hikayesinin adıdır. Kore, sanayi, bilim, teknoloji ve kalkınma modelinin ifade ettiği anlamdır. Türkiye kamuoyu Japonları tanımakta. Ama Japonlardan daha başarılı bir millet ve devlet var. O da Kore.

Kore’nin çok ilginç bir bayrağı var. 4 köşe içerisinde kırmızı ve maviden oluşan yuvarlak ve siyah çizgilerde güç, başarı, cennet, gökyüzü, su, yer yüzü ve Kore halkının saf ve temizliği, barış severliliğini simgelemekte.

Bugün Türkiye’de yüz civarında büyük çaplı Koreli sanayici bulunmakta. Bunun dışında bir çok Kore ürünü Türkiye’de satılmakta. 50 milyona yakın nüfusuyla Kore Uluslarası arena da Türkiye’nin yanında yer almakta, Türkleri sevmekte.

Kuzey Kore ile halen savaş halinde olmasına rağmen Güney Kore, ekonomik ve siyasi alanda başarısına başarı katmakta, 50 milyona yakın nüfusuyla ve 23 bin dolar kişi başına geliriyle dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alıyor.

NEDEN KORE İLE İLGİLİ YAZI YAZIYORUM

İzmit’te kurulan Kore’nin ünlü çelik devlerinden Posco’nun davetiyle geçen yıl Kore’ye giderek, Kore’yi yatkından tanımış, Kore’nin nasıl başarılı olduğunu, Kore’nin başkenti  Seul, Pohang şehirlerinde araştırma yapıp, belgeseller çekmiş ve Kore ile ilgili araştırmalar yaptıktan sonra 4 Eylül 2011’de İzmit’te temeli atılan Posco’nun İzmit tesislerinin temel atma töreninde bulunmuştum. Kore’ye gidip geldikten sonra çok geniş yazılar kaleme almıştım. Bu yazılar www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com adresinden “İsmail kahraman’ın kaleminden 721 Şehidimizin bulunduğu Kore’de Devr-i Alem” yazısından okuyabilirsiniz. Ayrıca başta TGRT belgesel TV olmak üzere bir çok kanalda yayınlanan devri Alem programında Kore belgesellerimizi www.belgeselyayincilik.bcom sitesinden izleyebilirsiniz.

Kore’de yaptığımız kültür çalışması ve belgesel çekimlerinde Türkiye’den toprak götürerek Phusang’da ki Türk şehitliğine koyup, şehitliğimizde Kuran-ı kerim ve Ezan okutarak şehitlerimizin ruhunu şad eden ilk Türk gazetecisi olarak tarihe not düşmüştük, bu çalışmamızı Anadolu Ajansı fotoğraflamış ve Hürriyet gazetesi geniş yer vermişti.

  POSCO’NUN İZMİT FABRİKASINDA BASIN TOPLANTISI

Önceki gün Posco’nun bir yıl önce temeli atılan İzmit fabrikası inşaatında basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Posco’nun Türkiye’de ki üst düzey yöneticileri ve Kore gezimizde de bizlere büyük destek veren Posco’nun Türkiye fabrikası genel müdürü Selda Hanım katılarak bilgiler verdiler.

Fabrika inşaatı tüm hızıyla devam ediyor. Her şey planlandığı gibi yürüyor. Nisan 2013’de fabrika üretime başlayacak, 5007e yakın insan istihdam edilecek, 200 bin ton paslanmaz çelik üretilerek bölge ülkelerine ihraç edilecek, Posco’nun uzun vadede ki hedefi ise Türkiye’ye büyük bir çelik fabrikası kurmak. İzmit Alikahya`da Asım Kibar OSB alanı içinde yapımı devam eden POSCO çelik haddeleme fabrikası, 170 bin metrekare alan üzerinde 8 bin 600 metrekare kapalı alana sahip. 744 metre uzunluğunda 150 metre genişliğinde olacak POSCO fabrikasının tamamı çelik konstrüksiyondan yapılıyor.

Türkiye`de kendilerini evlerindeymiş gibi gördüklerini söyleyen POSCO Genel Müdürü Kwon, Türkiye`nin Güney Kore`ye desteğini tarih boyunca unutmayacaklarını ifade etti. Kwon, “Türkiye`nin yıllık paslanmaz çelik ihtiyacı 360 milyon ton. Türkiye`yi çok sevdiğimiz için bu yatırımı buraya yapıyoruz. Yıllık üretim kapasitemiz 200 bin ton olacak, bir yıl sonra kapasiteyi 400 bin tona çıkartacağız ve Türkiye piyasasına daha ucuz satacağız” dedi.

POSCO’NUN BAŞARISI, EREĞLİ DEMİR ÇELİK’İN BAŞARISIZLIĞI

Koreli Posco firması ile Türkiye’nin Ereğli Demir çelik fabrikası aynı dönemde kuruldu. Kore Japonlardan aldıkları harp tazminatıyla Posco’yu 1968 yılında kurmuşlardı. Türkiye’de aynı yıllarda Amerikan desteğiyle Ereğli Demir çelik’i kurmuştu. Ereğli Demir çelik bugün ölüm kalım mücadelesi verirken, dünyanın bir numaralı Demir çelik devi olan Posco ise dünya markası olarak yüzde 60’ı New York borsasında satılan büyük bir dünya şirketi. Üstelik Kore Çelik cevherini ve kömürü ithal etmekte. Türkiye’de ise hem kömür hem de çelik cevheri bulunuyor. Posco’nun İzmit fabrikasını gezerken bu acı gerçekleri düşünerek Posco’nun fabrika inşaatını gezip Kore’nin başarı hikayesini Türkiye ile paylaşmasını sevinçle karşıladım. Her yıl 120 binden fazla Koreli turist Türkiye’ye geliyor. Türkiye’den ise çok az insan Kore’ye gidiyor. Kore’den Türkiye’nin alacağı çok ders var. Kore’yi yakından takip etmek ve araştırmak gerekiyor. Kore’de bizlere rehberlik yapan ve kendisine Türkçe Eylül adını veren Koreli hanımefendi rehberimiz Kore’nin kaynakları az, az olan kaynakları başarılı ve verimli kullanmak için çalıştıklarını, Kore’nin başarı hikayesinin de buradan geldiğini söyledi. Kore ile ilgili Posco’nun da Türkiye’ye gelemsine aracılık eden dünya devi Hyundai’nin Türkiye temsilcisi sayın Ali Kibar beyle de Kore üzerine bir söyleşi yapmıştık. Bu söyleşiyi www.belgeselyayincilik.com sitesinden  http://www.belgeselyayincilik.com/genel/dunya-celik-devi-posco linkinden okuyabilirsiniz.  Kore’yi yakından tanıyalım çünkü alacağımız çok önemli dersler var.

Valilik Basın Müdürlerine Gebze bölgesini tanıttık

Basın İlan Kurumu tarafından düzenlenen Türkiye de 81 ilin valilik basın müdürlerinin katıldığı eğitim seminerine Türkiye’nin 70 den fazla ilinin basın il müdürü katıldı. Eğitim seminerini hem gazeteci hem de eski bir Basın İlan Kurumu genel kurul üyesi olarak yakından takip ettim. Toplantının ilk günü Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, Türkiye Gazeteciler Cemiyetini Genel Başkanı Orhan Erinç ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı ile kahvaltı masasında uzun bir süre sohbet etme imkânımız oldu. Masada Darıca Belediye Başkanı Şükür Karabacak da bulunuyordu. Cemiyet başkaları ve Basın İlan Kurumu genel müdürüne Gebze bölgesindeki sahillere göz dikildiğini basın ilan kurumunun Bayramoğlu’ndaki kampı da dahil bölgedeki yeşil alanların rantçılar tarafından ele geçirip liman yapılmaya çalışıldığını söyledim. Bir çok kurum ve kuruluş Tuzla’dan Eskihisar kadar olan bölgede liman ve iskele ruhsatı almak için çaba sarf ettiğini söyleyen Darıca Belediye Başkanı Şükrü Karabacak, Karadeniz Holdingin Hünkar Çayırının bulunduğu alana büyük bir konteyner Limanı yapmak istediğini söyledi. Gerek BİK Genel Müdürü Atalay ve gerekse Türkiye gazeteciler cemiyeti başkanı Orhan Erinç tavır ve tepki koyarak buralar korunmalı ve çok güzel uçaktan bu sahilleri seyrettiğimizde büyük keyif alıyoruz. Kurum olarak Buralara liman yapılmasına şiddetle karşı çıkacaklarını söyledi.

BASIN İL MÜDÜRLERİNE GEBZE BÖLGESİ TURU

BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay TGC Başkanı Orhan Erinç’e Gebze, Çayırova, Dilovası ve Darıca ilçelerinin kültürel anlamda büyük bir zenginliğe sahip olduğunu  tarihi ve turistik yerlerinin bulunduğunu , Fatihin vefat ettiği Hünkar Çayırını, ünlü kartacalı komutan anibalin anıt mezarlarının Gebze bölgesinde bulunduğu Darıca bölgesinde tarihi kalenin, Eskihisar’daki ünlü müzeci Osman Hamdi beyin ünlü resimlerini çizdiği ev ve mezarının Eskihisar’da bulunduğunu balıklayalar tabiat parkı ile tarihiGebze Çoban Mustafapaşa Külliyesinin görülmesi gereken yerler olduğunu söyleyip basın il müdürlerine buraları gezdirebileceğimizi söyleyince BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay teklifi memnuniyetle kabul edip ilgililere bir araç ayarlanarak bölgenin bizim nezdimizde gezdirilmesini söyledi biz de bu görevi severek kabul edip Gebze bölgesinin tarihi ve turistik değerlerini valilik il müdürlerine severek gezdirebileceğimizi bildirdik

VALİLİK BASIN MÜDÜRLERİNE

Her fırsatta Gebze’yi tanıtmaya devam ediyoruz. Başta Gebze olmak üzere Gebze, Darıca, Çayırova ve Dilovası ilçelerine hazırladığımız tarih ve kültür rehberi kitabı ile belgesellerden oluşan bir hediye seti hazırlayarak valilik basın müdürlerine hediye ettik. Bölgemizin Türkiye’nin çeşitli illerinde tanınması için üzerimize düşen görevi yerine getirip bölgemizin tanınmasına az daha olsa katkımız olduysa kendimizi mutlu hissediyoruz. Bölgemizin tanınmasına yönelik herkes üzerine düşen görevi yapabilse bölgemiz her bakımdan marka değere sahip yerler olarak bilinir.Maalesef bölgemizi yeteri kadar tanımıyoruz ve tanıtamıyoruz..

GAZETECİLEKTE VEFA

Her meslekte vefa var ama maalesef gazetecilikte vefa yok. Gazetecilik mesleğinde kimler geldi kimler geçti.Gebze bölgesinde bir çok gazete ve dergi ve internet sitesi yayında yüzlerce gazeteci mesleği icra ediyor. Ama maalesef bugün hayatta olmayan ama gazetecilik mesleğini Gebze’de başlatan bir çok isim var. Bugün ebedi hayata intikal eden Şükrü Yüksel, Hayri Macar, Ragıp Demirkol, Ramazan Arslan ve buna benzer unutulmuş ve vefasızlığı uğramış bir çok kişi var. Yılda bir kez olsun bu gazetecileri anmamız ve hayırla yad etmemiz gerekiyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç beye Eski Cemiyet Başkanı Nezih Demirkent’in Darıca’da oturduğunu ve bugün adına ne bir cadde ne bir park bulunduğunu söyleyerek Darıca Sahilindeki huzur evinin adını Nezih Demirkent huzur evi olmasını önerdim. Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Darıca Belediyesi ile görüşerek Nezih Demirkent adının bir parkta veya cadde de yaşılmasını tabilinde bulunduk. Sayın Erinç bu talibimizi dikkate alacağını ve bu konu ile ilgileneceğini söyledi. Keşke gazetecilerde diğer meslekte olduğu kadar vefalı olabilseler, maalesef vefasızız.


Gebze Kent meydanı her geçen gün hareketleniyor. Gebze’nin kentleşmesine bu meydan büyük katkıda bulundu. Gebze Kent Meydanındaki Kültür Merkezi perdelerini Ekim ayında kültürel etkinliklere açıyor. Belediye Başkanı Sayın Adnan Köşker in düzenlediği basın toplantısı ile kültürel etkinlikler ile ilgili bilgiler verildi. Kültür Sanat bütenin ikim ayın programında bir çok isim var. Ancak benim gözüm Gebze’nin yerel değerleri ile ilgili kültürel etkinlikleri aradı. Televizyon ekranlarından tanıdığımız beledinin abonmanı haline gelen tanıdık kişiler Gebze’ye gelmeli ve Gebze’nin yerel değerlerini de ön plana çıkaracak faaliyetlerde yapmalıyız. Örneği Osman Hamdi Anibal, Fatih Otag, Çoban Mustafapa Külliyesi Gebze’nin milli ve manevi şahsiyetlerinin tanıtılacağı programlarda organize edilmeliydi. Örneğin Eski Belediye Başkanları Mehmet Üstündağ ve Bülent Atasayan gibi Gebze’nin yaşlı insanları ve Gebze’de görev yapmış eski kaymakamlarda Gebze ye davet ettirilip, belediye bunlara hem bir vefa örneği olarak bir plaket vererek onları unutmadığını gösterir. Yerel Değerler ön plana çıkmadan genel değerlerin fazla önemi yok. İnanıyorum sayın başkan yerel değerleri de ön plana çıkarak önemli faaliyetler yapabilir.

Foto Galeri için tıklayın

http://www.facebook.com/BelgeselYayin?ref=tn_tnmn

Basın İlan Kurumu ile ilgili neler yazdım


Dün Basın İlan Kurumu’nun Valilik İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürleri için Darıca’daki Bayramoğlu Tatil Köyü’nde düzenlediği eğitim seminerine katıldım. Burada Basın İlan Kurumu Genel Müdürü sayın Mehmet Atalay ve   Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı  Sayın Orhan Erinç ile birer söyleşi yaptık. Yerel basının sorunlarını bir kez daha dile getirdim. Seminer ile ilgili ayrıntılı haberi arkadaşlarımız bu sayfadan verdiler. Ancak ben bugüne kadar Basın İlan kurumu ile ilgili bir çok yazı  kaleme aldım. Her fırsatta ve her platformda yerel basının sorunlarını dile getirmeye çalıştık. Bu sütunlardan da  basının sorunlarını ve basın İlan Kurumu’nun çalışmalarını vermeye çalıştık. Uzun yıllardır yazdığım  son iki yılda bile birkaç kez gündeme getirdiğimiz yazılarımızı www.gebzegazetesi.com.tradreslerinden ayrıntılarıyla birlikte okuyabilirsiniz. Gelin şimdi son iki yılda nelere değinmişiz birlikte okuyalım.BASIN İLAN KURUMUNDAN TARİHİ HİZMET

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11555 adresinde yer alan ve “Basın ilan kurumundan tarihi hizmet” başlıklı yazımızda  özetle “Son bir aydır Basın İlan Kurumu tarafından düzenlenen İstanbul, Bursa ve Ankara’daki 3 ayrı seminere katıldım.  Basın İlan kurumu yerel medyaya yönelik çok güzel hizmetler yapmaya başladı.yeni yönetimde kurum şeffaflaştı, her şey açık hale gelip, özellikle yerel medyanın bilgi, birikim, teknoloji  ve ekonomik olarak güçlendirmesi için başlattı çalışmalar devam ediyor..” Diye söylemiştik.


MEDYA EĞİTİM SEMİNERLERİ
http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11459 adresinde “Medya Eğitim Seminerleri” başlıklı yazımızda “Son 1 haftadır Basın ilan Kurumu Genel Müdürlüğü ile Basın Yayın Genel Müdürlüğünün düzenlediği Medya seminerlerini yakından takip ettim. Bursa’daki 1.5 günlük semineri, 3 güne çıkararak boş zamanlarda Bursa ile ilgili belgesel çekimleri de yaptım.  Bursa Belgeseli’ nin  senaryo metnini www.belgeselyayincilik.comsitesinden okuyabilirsiniz.BASIN BAYRAMINDA AĞLAYANLAR VE GÜLENLER

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-694-Basin-bayraminda-aglayanlar-ve-gulenler.htmladresinde “Basın bayramında ağlayanlar ve gülenler” başlıklı yazımızda “Gazeteci ön yargılı olmamalı. Araştırmacı, sorgulayıcı, biraz muhalif , biraz şüpheci ama en önemlisi iyi niyetli ve yapıcı olmalı. Yıkmak çok kolay yapmak çok zor. Söz uçar yazı ve görüntü kalır. Gelecekte keşke dememek ve vicdan azabı çekmemek için dikkatli hareket etmeliyiz.24 Temmuz 2012 yani önceki gün İstanbul?da 2 ayrı törene katıldım. Birisi TGC Taksim Marmara Otelindeki balo salonundaki basın özgürlüğü ve sürekli basın kartı alan gazetecilere ödül töreni diğeri de basın ilan kurumunun Sultan Ahmet meydanındaki basın bayramı şenlikleri. Bir günde yaşadığım iki ayrı olay beni Türk basını açısından oldukça düşündürdü ve tarihe not düşme adına bu satırları yazmama vesile oldu. Önce isterseniz 24 Temmuz basın bayramı neden ve nasıl başladı ona bir değinelim.” Diye basın yasası ve yaşananları yazımızda anlatmıştık.TÜRK MEDYASI ALMAN VAKIFLARINDAN KURTARILIYOR

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11416 adresi nde”Türk Medyası Alman vakıflarından kurtarılıyor” başlıklı yazımızda “35 yıllık gazeteciyim. Hem yerel, hem ulusal basını yakından tanıyorum. Gazeteciliği desinler için değil, çok önemli bir hizmet birimi olduğu için yapıyorum. Sizlerin de her gün bu köşede okuduğu gibi, her gün hiç aksatmadan yazılarımı yazarak bölgesel ve Türkiye gündemini yorumlamaya çalışıyorum.Türk basını artık Alman vakıflarının eğitim seminerlerinden kurtulmaya başladı. Türkiye devleti ve basın ile ilgili devlet kurumları basına yönelik seminerler düzenleyerek, basınımızı aydınlatıyor. Bunun sonuncusu Basın ilan Kurumu Genel Müdürlüğünün 17 Kasım 2011 tarihinde İstanbul Haliç Kongre Merkezinde düzenlediği “Türk basını Reklamcısıyla buluşuyor’ semineriydi. Bu seminerde Başta Basın ilan Kurumu Genel Müdürü sayın Mehmet Atalay olmak üzere bir çok yetkili kişi ile söyleşi yaptım. Seminer gerçekten faydalıydı. (www.gebzegazetesi.com) adresindeki İsmail Kahraman köşesinde okuyabilirsiniz”. Yazılarımızın tamamını verdiğimiz linklerden takip edebilirsiniz.BASIN İLAN KURUMU VE VALİLİK BASIN MÜDÜRLERİ SEMİNERİ”

http://gebzegazetesi.com/Koseyazisi-1440-Basin-ilan-Kurumu-ve-Valilik-Basin-Mudurleri-semineri.htmladresinde “Basın İlan Kurumu ve Valilik Basın Müdürleri semineri” başlıklı yazımızda “Basın İlan Kurumu, Türk Basın tarihi içerisinde çok önemli bir konuma sahip. 1960 ihtilalinden sonra kurulmasına rağmen, basın tarihine önemli hizmetler yapan, resmi ilan dağıtımında önemli görev üstlenip, denetim mekanizmasını çalıştıran bir kurum.”  Yazının tamamını yukarıda verdiğimiz linkten okuyabilirsiniz. 

BİK ESKİ VE YENİ GENEL MÜDÜRLERİ
Evet sonuç olarak Basın İlan Kurumu ve eğitim seminerleri çok önemli. Bugün aktif olarak TV belgeselciliği yapsak da yazılı basından kopmuyorum. Basın İlan kurumundan 4 yıl Genel kurul üyeliği yapmış birisi olarak bu kurum ile ilgili bir çok yazı yazıp rapor hazırladım. Bugün de “Türk basın tarihi ve Basın İlan kurumu” adı ile belgesel çalışmalarım sürüyor. Dünkü eğitim seminerinde beni en çok üzen ve düşündüren Basın İlan kurumunun eski Genel Müdürü Sayın Ertan Cillov’un konuşması oldu. Sayın Cillov şunları söylüyordu: “1975 yılından beri BİK’in her kurumunda görev aldım. Genel müdür olarak emekli oldum. 40 yıldan beri sorun ve sıkıntılar aynı. Şantaj,  yalan haber, hak edilmeden alınan ilanlar gibi sorun ve sıkıntılar 40 yıldır sürüyor. 40 yıldır hiçbir şey değişmedi” sözü üzerinde durulması gereken bir söz. Kurumda 40 yıldır görev yapmış bir genel müdür olarak  sayın  Cillov’un sorumluluğu olduğuna inanıyorum. BİK’in bugünkü genel Müdürü Sayın Mehmet Atalay dün çok önemli açıklamalar yaptı. Değim yerindeyse yalan, şantaj ve iftira haberleri yazanlara karşı savaş açtım. BİK’in rant aracı olarak görülmesine karşı çıktı. Gazetecilerin gerçek gazetecilik yapmasını, Resmi İlan gazeteciliği yapanların ciddi şekilde denetleneceğini söyledi. Dünkü yapılan konuşmaları Devri alem kameralarıyla çekerek tarihe not düştük. Temennimiz sayın genel müdürümüz Ertan Cillov gibi gibi değilde, gelecekte bu sorunları çözdük diye açıklama yapar. Eğitim seminerlerine katılan Valilik basın müdürleri ve BİK Şube müdürlerine Hoşgeldiniz diyor eğitim seminerinin başarılı olmasını diliyorum.
 

Basın İlan Kurumu ve Valilik Basın Müdürleri semineri

Basın İlan Kurumu, Türk Basın tarihi içerisinde çok önemli bir konuma sahip. 1960 ihtilalinden sonra kurulmasına rağmen, basın tarihine önemli hizmetler yapan, resmi ilan dağıtımında önemli görev üstlenip, denetim mekanizmasını çalıştıran bir kurum.

   Basın İlan Kurumu tarihine ilk kez kan düştü.27 Eylül tarihinde Adapazarı’nda bir gazete denetimi sırasında Basın İlan Kurumu çalışanlarına yönelik silahlı saldırıda denetmen Ersin Özergin Basın İlan Kurumu tarihine Basın şehidi olarak geçti. Bir kez daha basın şehidimize Allah’tan rahmet, Basın İlan Kurumu camiasına baş sağlığı diliyorum.

  Bazsın İlan Kurumu’na yönelik silahlı saldırı çok önemli, eğer bugün üzerinde ciddi olarak durulmazsa gelecekte bu tür olaylar çok daha fazla gün yüzüne çıkacak. Bu saldırılar belki basın denetiminin başka yönlerine de ulaşacak, hatta Basın İlan Kurumu’nun şubelerinin olmadığı yerlerde Valilik Basın Müdürlüklerini bile hedef alabilecek boyuttadır. Üstelik Basın müdürleri, Resmi İlan dağıtım ve denetiminden hiçbir ücret bile almıyorlar.

VALİLİK BASIN MÜDÜRLERİ SEMİNERİ

  Basın İlan Kurumu tarihinde ilk kez yaşanan cinayetten sonra 81 valilik basın müdürünün, Basın İlan Kurumu tarafından seminere davet edilmesi çok önemli. Dün başlayan bu seminer de Adapazarı’nda ki basın cinayeti ciddi olarak ele alınmalı, Basın İlan Kurumu’nda ki aksak yönler masaya yatırılmalı, Resmi ilan gazeteciliği gündeme getirilip, basın tarihine naylon gazetecilik olarak geçen, özellikle İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde ki naylon gazetecilik ve resim ilan dağıtımları her yönüyle masaya yatırılmalıdır. Basın İlan Kurumu yasası başta olmak üzere, basın kartları ve diğer basın yasalarında ki aksaklıkları bizzat yerinde yaşayan, zaman zaman da büyük sıkıntı çeken valilik basın müdürlerimizin de görüşleri alınarak rapor haline getirilip basın’dan sorumlu başbakan yardımcılığına iletilmelidir.

  Bu satırları sıradan bir gazeteci ve belgeselci olarak yazmıyorum. 30 yıllık gazetecilik hayatımda 30 yıldan beri Basın İlan Kurumu ve basın meslek örgütleriyle yakından ilgilenen, 2002 ve 2006 yılları arasında Anadolu Gazete sahipleri Türkiye temsilcisi olarak basın İlan Kurumu’nda Genel Kurul üyeliği yapmış birisi olarak kaleme alıyorum.

     Basın İlan Kurumu özellikle sayın Mehmet Atalay döneminde Türkiye çapında yeni şubeler açması ve Basın İlan Kurumu’nu kamuoyuna açmasıyla ilgili çalışmaları her türlü takdirin üstünde güzel bir hizmet. Ancak sayın Atalay’dan çok daha büyük hizmetler beklemek hakkımız. Özellikle resmi ilan dağıtımı, İstanbul ve Ankara olmak üzere diğer bazı şehirlerde olduğu gibi sırf resmi alan almak için yayın yapan gazetelere yönelik ciddi bir çalışma yapılmalı. Resmi ilanlar okur kitlesine ulaşılmalı, sırf resmi alan almak için yayınlanan gazetelere fırsat verilmemeli. Bu hem Basın İlan Kurumu, hem de Türk basınının geleceği açısından çok önemli.

 BASIN İLAN KURUMUYLA İLGİLİ BİRÇOK RAPOR HAZIRLADIM

Gerek basın İlan Kurumu ve gerekse Türk basınıyla ilgili bir çok araştırma yazısı ve belgesel çalışmalar yaptım. Bir çok televizyonda Türk basın tarihiyle ilgili hazırladığım belgesel programlar devri Alem adıyla yayınlanmakta. Basın İlan Kurumu, basın kartları, basın yasası, RTÜK gibi konularda araştırmalar, raporlar hazırlayıp başta Cumhurbaşkanı, Başbakan olmak üzere ilgili ve yetkili kurumlara raporlar ve yazılar hazırlayarak gönderdim, makaleler yazarak tarihe not düşüp zamana noterlik yaptım. Bu konuda son olarak yazdığım yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

     BASINLA İLGİLİ YASALAR DEĞİŞMELİ

Avrasya  Gazete Radyo ve Televizyon Yayıncıları Birliği (AGRT) Başkanı ve Devr-i Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman, ulusal ve yerel basınının sorun ve sıkıntılarıyla ilgili rapor hazırlayıp ilgili makamlara çözüm öneriyle birlikte sunmaya devam ediyor.30 yıldır basın sektörünün içinde olan bir dönem Anadolu Gazete Sahipleri Türkiye Temsilciliği görevini yürüten ve Basın İlan Kurumu Genel Kuruluna da katılan İsmail Kahraman tecrübeleri ışığında ilgili makamlara gönderdiği yazıda basınla ilgili yasa ve yönetmeliklerin gözden geçirilerek güncel hale gelmesini talep ediyor.

 Basın yasası gözden geçilmeli

2 Ocak 1961 tarihli ve 195 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip, Resmi ilan gelirlerinden aldığı komisyonlarla özel bütçesi olan Basın İlan Kurumu ve 195 sayılı Basın İlan Kurumu Yasası bugün ihtiyaca  cevap vermediğini ifade eden AGRT Genel Başkanı İsmail Kahraman’ın Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü’ne verdiği raporda şu görüşlere yer verildi:

 * 1961’de çıkan 195 sayılı yasa ile çoğunun  Basınla  ilgisi olmayan Basın İlan Kurumu´nun  36 Genel Kurul üyeliği seçimleri    yeniden yasal  düzenleme ile   günün şartlarına  cevap verir hale getirilmeli.  Yerel medya için yeni yasa ile 3 olan  temsilci  sayısı, Türkiye’nin yedi   ayrı bölgesini kapsayacak şekilde     yedi üyeye çıkartılmalı.

* 12 ayda sadece 3 ay çalışan Basın İlan Kurumu´nun Bayramoğlu Tatil köyü her yıl milyar lira zarar etmekte.  45 dönüm alan üzerinde  deniz sahiline kurulu  Bu tatil köyüne  Özel  veya kamu üniversiteleri ile işbirliği  yapılarak    İletişim Fakültesi   kurulabilir.

  * Ayrıca bu bölgeye basın İlan Kurumu’nun başkanlığında TRT, AA, RTÜK, Basın Yayın Genel Müdürlüğü, İletişim Fakülteleri ile işbirliği yapılarak medya mensupları için eğitim kampusu açılabilir.

* 195 Sayılı Basın İlan kurumu yasası gereğince kurum karının % 5´ten az olmamak üzere olan bölümünü Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Derneklerine yardım olarak dağıtılır Hükmü, yasanın ruhuna aykırı olarak çıkartılan yönetmelik ve Genel Kurul kararı ile Ankara, İstanbul, İzmir, Çukurova ve Bursa Gazeteciler Cemiyetleri ile bazı derneklere her yıl milyonlarca lira yardım yapılması Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.

  * Cemiyetlere yapılan  bu yardım parası  ile  Darıca Bayramoğlu’ndaki tesiste   kurulacak ve tüm medya mensuplarının  yararlanacağı  eğitim  kompleksi hizmetleri için harcanarak  Türk medyasının   en büyük ihtiyacı olan  eğitimli elaman  yetiştirmek  için  harcanmalı..

* Anadolu Basını´nın hakkı olan icara ve mahkeme ilanları gibi bir çok resmi ilanlar İstanbul ve Ankara’daki tirajı çok düşük gazetelerde yayınlanmakta. İstanbul, İzmir ve Ankara’daki bazı gazetecilere milyonlarca lira yardım ve kredi verilirken, Bu kredilerden Anadolu Basını yararlanamamaktadır.

   * İstanbul ve Ankara’da fazla Tirajı olmayan gazetelerde yayınlatılan icra ve mahkeme ilanları için vatandaşlar çok pahalı ilan ücreti ödemek zorunda bırakılarak mağdur edilmektedir.  Mahkeme ilanlarının yerel basında yayınlatılması için Adalet bakanlığı nezdinde harekete geçirilerek vatandaşların ve Anadolu Basınının mağduriyeti önlenmelidir.

* Valilik, Emniyet müdürlükleri, il basın müdürlükleri tarafından titiz çalışmalarla hazırlanan Sarı Basın kartı alacak gazetecilerin dosyaları, 231 Sayılı Basın Yayın Genel Müdürlüğü Yasası ile kurulan Basın kartları Yönetmeliği´nin 38. maddesi ile oluşturulan ve Türk basınının tamamını temsil etmeyen belli kişi ve gruplardan oluşan Basın kartları komisyonu tarafından verilmektedir.  Basın kartları Komisyonunda Basın İlan Kurumu temsilcileri de görev alarak Basın kartları komisyonu yeniden düzenlenmelidir.

   * Görüldüğü gibi Türk basınının bel kemiğini oluşturan ve Kurtuluş Savaşı’nda Milli Mücadeleye destek olup Atatürk´ün deneyimi ile  “Gazi Basın” unvanını alan Türkiye Cumhuriyeti´nin birlik ve bütünlüğünün teminatı Anadolu basını her bakımdan sürekli mağdur olmaktadır.

    * Medya mesleği ile ilgili yürürlükte olan yasa ve yönetmelikleri incelemek üzere TBMM’de ciddi ve kapsamlı bir araştırma komisyonu kurulmalı.  Basın mesleğinin kötüye kullanımını önleyecek, tartışmalara son verecek. Resmi ilan dağıtımındaki haksızlığı önleyecek. Basınla ilgili Yasa ve yönetmeliklerde yerel basını dışlayan hükümleri düzeltecek, Gazetecilik mesleğinin itibarını koruyacak yasal çalışmalar yapılmalı.

  * Özetle, 195 sayılı Basın ilan Kurumu ve 231 Basın Yayın Genel Müdürlüğü yasaları ile bu yasalara göre çıkartılan yönetmelikler tümü ile gözden geçirilip değiştirilerek günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek hale getirilmeli ayrıca bu konuda yapılacak çalışmaların bilgi edinme yasası gereğince birliğimize de bilgi verilmesini istiyoruz.

BASINLA İLGİLİ YAZDIĞIM YAZILARI OKUYABİLİRSİNİZ

Bu güne kadar basın ile ilgili birçok yazı kaleme aldım. O yazıların linklerini sizlerle paylaşıyorum. Bu yazılardan bazılarını internette ki köşemden okuyabilirsiniz.

 

Basın ilan kurumundan tarihi hizmet

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11555

 Medya Eğitim Seminerleri

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11459

Türk Medyası Alman vakıflarından kurtarılıyor

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11416

Basın bayramında ağlayanlar ve gülenler

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-694-Basin-bayraminda-aglayanlar-ve-gulenler.html

BİK  Bayramoğlu Tatil Köyü Eğitim Tesisi olmalı

  12 ayda sadece 3 ay çalışan Basın İlan Kurumu Bayramoğlu Tatil köyü her yıl milyonlarca lira zarar ediyor.   45 dönüm alan üzerinde kurulan tatil köyüne özel veya kamu üniversiteleri ile işbirliği yapılarak İletişim Fakültesi kurulabilir.

 195 Sayılı Basın İlan Kurumu yasası gereğince kurum karının % 5´ten az olmamak üzere olan bölümünü Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Derneklerine yardım olarak dağıtılır Hükmü, yasanın ruhuna aykırı olarak çıkartılan yönetmelik ve genel kurul kararı ile Ankara, İstanbul, İzmir, Çukurova ve Bursa Gazeteciler Cemiyetleri ile bazı derneklere her yıl milyonlarca lira yardım yapılması Anayasanın eşitlik  ilkesine aykırıdır.

Cemiyetlere yapılan bu yardım parası ile Darıca Bayramoğlun’daki tesiste kurulacak ve tüm medya mensuplarının yararlanacağı eğitim  kompleksi  için  hizmetleri için harcanarak  Türk medyasının   en büyük ihtiyacı olan  eğitimli elaman  yetiştirmek  için  harcanmalı.

Atalay ne diyor?

 Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay Darıca Belediye Başkanı Şükrü Karabacak’ı makamında ziyaret ederek, Bayramoğlu Basın İlan Kurumu’nda yapmayı düşündükleri projelerle ilgili görüş alışverişinde bulundular.1968 yılından beri Darıca, Bayramoğlu – Balyanoz koyu Mevkiinde misafirlerine hizmet veren, yaklaşık 45.000 m2 alan üzerinde bulunan Basın İlan  Kurumu Tatil Köyü ile ilgili olarak değişik projeleri olduğunu söyleyen Atalay, öncelikle burayı haftanın belirli günlerinde vatandaşların da istifade edebileceği şekilde, değişik spor aktivitelerinin yapılabileceği bir spor merkezi haline getirmeyi düşündüklerini söyledi.  Spor ve kamp tesislerinin yanı sıra, büyük bir otel ve yarı olimpik yüzme havuzuyla birlikte bölgeyi cazibe merkezi haline getirecek büyük bir projeyi başlatacaklarını müjdeleyen Atalay  “her yıl yaz dönemlerinde öncelikli olarak basın sektöründe çalışan kimseler ve bunların yakınlarına “düşük fiyat, yüksek konfor” anlayışı hizmet veren bu tesisimizi dört mevsim kullanılabilir bir yer haline getirmeyi düşünüyoruz.Atalay ayrıca burada bir de yelken kulübü kuracaklarını belirterek bu noktada belediyemizden de bizlere yardımcı olmalarını bekliyoruz.” Dedi.

 

AK Parti Kongresi

AK Parti’nin kongresi yapıldı. Günlerdir kamuoyunda tartışmalar, yorumlar ve siyasi gündemi belirleyen açıklamalarla kongre gerçekleşmiş oldu. Başbakan Erdoğan’ın son Genel başkanlığa seçilmesi ve AK Parti yönetim kadrolarına yeni isimlerin alınmasıyla kongre süreci tamamlandı.

   AK Parti günlerdir bu kongreye hazırlanıyordu. On binlerce kişi Ankara’ya gitti. Yurt dışından yüzlerce davetli geldi. Kongre ile ilgili ayrıntılı haber ve yorumları medyadan takip etmek mümkün. Ben işin bu yönünde değil, tarihe not düşme adına AK Parti Kongresinin nasıl okunması gerektiğinin üzerinde durmak istiyorum.

ERDOĞAN’IN KONUŞMASINDAN SATIR BAŞLARI
Kongre’de Başbakan Erdoğan’ın ne konuşacağı merak ediliyordu. Başbakan çok şeyler konuştu. Bir çok konunun altını çizdi. Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerine çok sert göndermeler yaptı, bir veda konuşması niteliğinde ki kongre konuşmasında vedadan çok, siyaseten önümüzde ki dönemde çok tartışılacak konuların gündeme getirildiği bir konuşmaydı. Deyim yerindeyse başkanlık sistemine gidilen bir değişim ve dönüşümün konuşmasıydı. Erdoğan cumhurbaşkanı seçilse de temsili bir Cumhurbaşkanı değil, Başkanlık sistemi gibi bir cumhurbaşkanı olacağının altını çiziyordu. Konuşmayla ilgili yazılı metinlerin linklerini sizlerle paylaşıyorum, yapılan konuşma özetle şu başlıklardan oluşuyordu.
Erdoğan’ın konuşmasından satır başları.
-Şehitlerimizin karşısında mahçup olmayacağız,
-Azınlığın yaşam borcunu korumak boynumuzun borcu,
-Biz dayatma yapmıyoruz, dayatmalara karşı çıkıyoruz,
-Chp´ye: hazırsanız konuşalım,
-İsrail´e karşı yumuşama yok,
-Yeni anayasa kararlılığımız tam,
-Terör konusu,
-Helallik isteği,

AK PARTİ YÖNETİMİNE KİMLER SEÇİLDİ?
Önümüzde ki dönem parti yönetimlerinin, belediye başkanlarını, Cumhurbaşkanı adayını ve Milletvekili adaylarını belirleyecek AK Parti’nin MKYK üyeleri bu kongrede seçildi. Köşe yazımı yazdığım saatlerde  henüz liste belli değildi. Bakalım yeni dönemin yeni AK Parti yönetiminde kimler yer alacak. Bunu hep birlikte göreceğiz ve ona göre yorumlayacağız. Bakalım sürpriz gelişmeler olacak mı? Kimler koltuklarını muhafaza edecek ve kimler kaybedecek. Parti yönetimi belli olduktan sonra Bakanlar Kurulu’nda değişiklik olup olmayacak mı bunu hep birlikte göreceğiz. Ama bir şey hep gündemde olacak. Kongre öncesi ve kongre sonrası AK parti sürekli konuşulup tartışılacak.

SİYASETTE VEFA
Biz belgeselciyiz. Belgeler çok önemli. AK Parti kongresini takip ederken diğer taraftan, AK Parti’nin nasıl ve kimler tarafından kurulduğunu ve hangi şartlarda kurulduğunu düşünüyordum. AK Parti kurulurken bir çok kişi AK Parti seçimi kazansa da İktidar olmalarına müsaade edilmez tezini işliyordu. Ama geriye doğru baktığımızda AK Parti iktidar oldu, hem de muktedir de oldu. AK Parti’nin iktidar ve muktedir olması, tavırlı ve kararlı hareket etmelerindendir. AK parti’nin kurucular kurulu listesine baktığımızda bir çok kişi bugün değişik nedenlerle ortada gözükmüyor. AK Parti’nin kurucular kurulu üyelerini ve nasıl kurulduğunu tarihe not düşme adına sizlerle internette ki köşem www.gebzegazetesi.com’dan paylaşmak istiyorum. Bu yazıları birlikte okuyalım. AK Parti’nin nasıl ve kimler tarafından kurulduğunu kısaca hatırlayalım
Kurucular Kurulu listesine baktığımızda partiye büyük emeği olan, hatta kendi ifadesiyle Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den sonra AK Parti’nin üç numaralı kurucular kurulu üyesi olan ve AK Parti’nin Ankara’da ki kendi ofisinde kurulduğunu söyleyen Osman Pepe, bugün ortalarda gözükmüyor. Milletvekili adayı bile gösterilmedi. Daha buna benzer bir çok kurucular kurulu üyelerinin üstleri kırmızı kalemle çizildi. Bu durum AK Parti’de olsa siyasette vefa olmadığını gösteriyor.
Sonuç olarak AK Parti’nin beklenen kongresi gerçekleşti. Kongreye gidilirken hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100.yılı olan 2023’tü, kongre yapılırken Malazgirt zaferinin 1000.yıl dönümü olan 2071 hedefi açıklandı. İster parti, ister devlet, isterse insanlar kim olursa olsun mutlaka hedefleri olmalı. Nereye gittiğini bilmeyenler varacakları yeri de bilemezler. Kongrenin devlet, millet, Türk siyaseti ve AK Parti camiasına hayırlı olması dileğinde bulunuyorum. Yeni yönetime de başarılar diliyorum.

AK PARTİ’NİN KURULUŞU
Adalet ve Kalkınma Partisi
Adalet ve Kalkınma Partisi 2001 yılında mevcut genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan´ın kurucu başkanlığında kurulan Türk siyasî partisidir. Parti tüzüğüne göre resmî kısaltması “AK Parti” olmakla birlikte, baş harflerinden oluşan “AKP” kısaltması da kullanılmaktadır. Amblemi sarı ve siyah renklerden oluşan ampuldür.
Erdoğan, partinin siyasi yelpazedeki yerinin muhafazakâr demokratlık olduğunu belirtmiştir. Kurucuları ve önde gelen isimlerinden bir bölümü, eski Fazilet Partisine yakın ya da Fazilet Partisi kadrosundan olup, bu partinin kapatılmasından sonra kurulan ve devam niteliğine sahip olduğu kabul edilen Saadet Partisine katılmayanlardır. Gerek kuruluştaki, gerekse sonraki dönemlerdeki kadroları değişik parti ve siyasi görüşlerden pek çok adı barındırmıştır. Fazilet Partisinin veya ilgili siyasi geleneğin bir uzantısı olarak gösterilmesine şiddetle karşı çıkılmıştır. Ayrıca Anavatan Partisinin devamı olduğu da iddia edilmiştir.
2001´den itibaren katıldığı tüm seçimlerden birinci olarak çıkan partinin adayı Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı seçilmiş ve halen bu görevi yürütmektedir. Bu dönemde hakkında açılan kapatma davası da Anayasa Mahkemesi´nce reddedilmiştir.
14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan partinin kuruculardan Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, İdris Naim Şahin, Binali Yıldırım ve Bülent Arınç partinin önde gelen isimleridir.
15 aylık bir parti olarak 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde en yüksek oy oranını alarak (geçerli oyların %34,63´ü) Abdullah Gül başkanlığında 58. Cumhuriyet Hükümeti´ni kurdu. Aldığı siyaset yasağı nedeniyle kabine ve TBMM´de yer alamayan genel başkan Erdoğan´ın bu yasağı, Cumhuriyet Halk Partisinin de desteklediği bir anayasa değişikliği ile kaldırıldı. Erdoğan, 8 Mart 2003 tarihinde Siirt´te yapılan yenileme seçimlerinde milletvekili seçilerek meclise girdi. Bunun üzerine Gül başkanlığındaki 58. Hükümetin 11 Mart 2003 tarihindeki istifasının ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer´den hükûmeti kurma görevini alan Erdoğan, 15 Mart 2003´te 59. Cumhuriyet Hükümeti´ni kurdu.
Parti, bazı karşıtları tarafından “millî görüş” hareketinin bir parçası olmakla suçlansa da, partinin önde gelen isimleri bu yakıştırmayı şiddetle reddetmektedir. Bunun basın-yayına yansıyan en belirgin örneği, partinin kurucusu Erdoğan´ın bir konuşmasında “Milli görüş gömleğini çıkardık” şeklindeki deyişidir.
Partinin, Türkiye´nin ABD ile müttefiklik ilişkilerini koruma siyaseti ve AB üyeliği yönünde attığı adımlar, milliyetçi ve sol kesimlerce “ulusal çıkarlardan ödün verildiği” iddiasıyla eleştirildi.
2004 yılında yapılan yerel seçimlerde, İl Genel Meclisi seçim sonuçlarına göre %41.67´lik oyla birinci olan parti, belediyeler bazındaki sonuçlara göre ise 1.950 belediye kazandı. 15 büyükşehir belediyesinden 11´ini de kazanarak Ege ve Güneydoğu Anadolu´daki bazı il belediyeleri hariç tüm Türkiye´de başarılı oldu.
2007 yılında yapılan genel seçimlerde, daha öncesinde meydana gelen cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmaları ve 27 Nisan Bildirisi gibi tartışmaların ardından, %46.58´lik bir oy oranı ile Türkiye tarihinde hükûmette bulunan bir parti olarak girmiş olduğu seçimlerde oy oranını arttıran birkaç partiden biri oldu. Türkiye´nin 81 ilinin, Tunceli hariç 80´inden milletvekili çıkardı.
2009 yerel seçimlerinde 15.513.554 seçmenin oyunu aldı. Yüzde 38.8 ile oy oranı düşse de Türkiye genelinde birinci parti konumunu korudu. İstanbul ve Ankara gibi 10 büyükşehir belediyesi ile beraber toplamda da 1442 belediye kazandı.
2011 genel seçimlerinde ise neredeyse %50 oranında ve yaklaşık 21 buçuk milyon oy alarak 326 milletvekili çıkardı.
Tarihi boyunca girmiş olduğu dört seçimde de birinci parti olarak ipi birinci göğüsledi. Ayrıca Türkiye tarihinde girdiği üç seçimde de oyunu yükselterek iktidarda kalmayı başaran ilk partidir.
 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül2007 yılına girildiğinde, görev süresi dolmak üzere olan Cumhurbaşkanı Sezer´in yerine Erdoğan´ın aday gösterilmesi ihtimali üzerine özellikle büyük şehirlerde (Ankara, İstanbul ve İzmir gibi); ADD, ÇYDD, İstanbul Barosu, DİSK, KESK gibi bazı kurum ve kuruluşlar tarafından “Cumhuriyet Mitingleri” düzenlendi. 2008 yılında Ergenekon Operasyonu dahilinde bu mitinglerin darbeye zemin oluşturmak adına silahlı bir terör örgütü tarafından yapıldığı iddia edildi ve yapılan aramalarda bunu destekleyen belgelere rastlandığı öne sürüldü. ADD başkanı ve emekli Orgeneral Şener Eruygur bu iddialar neticesinde tutuklandı. Tüm gelişmelerden sonra parti tarafından cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül gösterildi. Bunun üzerine CHP, cumhurbaşkanlığı seçimi için genel kurulda en az 367 milletvekilinin toplanmış olması gerektiğini iddia edip seçimler sırasında genel kurula gelmeyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot etti. Aslen bu iddia anayasa kaynaklı olmayıp onursal cumhuriyet başsavcısı Sabih Kanadoğlu tarafından ortaya atılmıştı.
CHP, ilk oturumda 367 milletvekili bulunmasına rağmen toplam oy 367´nin altında kalınca cumhurbaşkanlığı seçimi oturumlarının iptali için Anayasa Mahkemesi´ne başvurdu. Mahkemenin seçimi iptal etmesi üzerine erken seçime gidilme kararı alındı. Parti, 22 Temmuz Seçimleri´nde de oyların %46,7´sini alarak seçimden oylarını arttırarak çıktı. Böylece Erdoğan, hükûmeti kurma görevini aldı. Parti aynı seçimde 18 bin Avro karşılığında AK Robot isimli bir robot kiralamış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu yolla seçim propagandası yapan ilk parti olmuştur.
22 Temmuz Seçimleri´ne göre TBMM´ye giren üçüncü parti konumundaki Milliyetçi Hareket Partisi, CHP´nin aksine Cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot etmek amacıyla genel kurula gelmeme fikrini benimsemedi ve bunun sonucu olarak tekrar aday gösterilen Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti´nin 11. Cumhurbaşkanı oldu.
 Kapatma davası
14 Mart 2008 tarihinde Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, “Adalet ve Kalkınma Partisinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiği” savıyla, Anayasa Mahkemesi´nde “Adalet ve Kalkınma Partisinin temelli kapatılma davasını açtı. Başsavcı, Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan´ın da aralarında olduğu 71 kişinin, siyasetten 5 yıl uzaklaştırılmasını istedi. 30 Temmuz 2008´de açıklanan kararla, 10 üyenin 6´sının kapatılması yönünde, 4´ünün hazine yardımının kesilmesi yönünde ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç´ın ret oylarıyla kapatılmadı. Hazine gelirinin yarısının kesilmesi kararı alındı.
AK Partili 81 il başkanı ve 324 milletvekili tarafından Divan Başkanlığı´na sunulan teklife göre asil üyelikler için şu isimler aday gösterildi:
Abdülhamit Gül,
Abdulkadir Aksu,
Ahmet Davutoğlu,
Ahmet Demircan,
Ahmet Edip Uğur,
Ali Babacan,
Asuman Erdoğan,
Bekir Bozdağ,
Beşir Atalay,
Bülent Arınç,
Bülent Gedikli,
Çiğdem Erdoğan Atabey,
Çiğdem Karaaslan,
Edibe Sözen,
Ekrem Erdem,
Emine Çift,
Fatma Zeliha Nükhet Hotar,
Fatma Şahin,
Fazilet Dağcı Çığlık,
Haluk İpek,
Hasibe Özlem Çepni,
Hayati Yazıcı,
Hüseyin Çelik,
Hüseyin Tanrıverdi,
Lale Ersoy,
Lokman Ayva,
Mazhar Bağlı,
Menderes Mehmet Tevfik Türel,
Mehmet Akın,
Mehmet Ali Şahin,
Mehmet Müezzinoğlu,
Mehmet Şimşek,
Mevlüt Çavuşoğlu,
Mustafa Şentop,
Necla Hattapoğlu,
Nihat Zeybekçi,
Numan Kurtulmuş,
Nurettin Nebati,
Osman Can,
Ömer Bolat,
Ömer Çelik,
Öznur Çalık,
Reha Denemeç,
Sadullah Ergin,
Salih Kapusuz,
Sema Kırcı,
Sema Özdemir,
Süleyman Soylu,
Yasin Aktay,
Zelkif Kazdal,
Zeynep Armağan Uslu.
……………………
AK Parti’nin geleceği

AK Parti Büyük kongreye hazırlanıyor. Deyim yerindeyse AK Parti’nin ikinci miladı olacak. Gözler ve kulaklar AK Parti’nin yarın Ankara’da yapacağı büyük kongrede. Başbakan Sayın Erdoğan’ın son kez Genel Başkanlığa aday olması beklentileri de artırdı.

   AK Parti’nin büyük kongresi sadece AK Parti’nin değil, Türk siyasi tarihinin de geleceğini belirleyecek. Türk Siyasi tarihinde önemli yeri olan AK Parti ve Erdoğan, son 10 yıldır siyasete damgasını vuran, Türk siyasi tarihinde önemli izler bırakan bir isim olarak geçti. Yarın yapılacak büyük kongrede AK parti’nin geleceği şekillenecek.

AK PARTİ’NİN BÜYÜK KONGRESİNDE NELER OLACAK?

Günlerdir yazılıp çiziliyor. Siyasi gözlemciler, akademisyenler ve siyasetçiler tahminler yapıp, yorumlar yazıyor. Herkesin beklentisi farklı. Yorumlarda farklı yapılıyor. Bana göre AK Parti büyük kongresinde ciddi değişiklikler olmayacak, bir çok büyük beklenti boşa çıkacak, Başbakan Erdoğan birkaç değişiklikle çekirdek kadrosunu muhafaza edip, geleceğe bu kadrolarla gidecek.

  Bunu nereden biliyorum? Son 10 yıla bir bakalım. Bir çok siyasi olaylar oldu. AK Parti kapanma tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Bir çok darbe ve ihtilal teşebbüsleri yaşandı. Bütün bu olaylara rağmen sayın Erdoğan yola çıktığı çekirdek kadroyu değiştirmedi, aynı kadroyla siyasette yoluna devam etti.

   Önümüzde ki dönem Cumhurbaşkanlığı’na hazırlanan sayın Erdoğan partide büyük çaplı değişiklik yaparak şimşekleri üzerine çekmek istemez. Yine aynı kadrosunu muhafaza edecek. Vefanın olmadığı siyasette sayın Erdoğan’ın arkadaşlarına karşı vefalı olduğu görülmekte. Bu bakımdan Erdoğan vefalı arkadaşlarıyla önümüzde ki dönemde de yoluna devam edecek.

AK PARTİ’Yİ KİMLER YÖNETECEK

Bütün mesele Erdoğan sonrası AK Parti’nin başına kim geçecek? AK Parti genel başkanlığını hangi siyasetçi üstlenecek. Şu ana kadar ikinci bir lider gözükmemekte. Cumhurbaşkanı sayın Gül’ün AK Parti’nin başına geçmesi ise çok zor gözüküyor. Şu ana kadar ciddi bir lider profili ortaya çıkmadı. Arınç mı olur, Davutoğlu mu lider seçilir, babacan mı gelir, çiçeği burnunda ki Numan kurtulmuş mu genel başkanlık koltuğuna oturur belli değil…Lider kim olursa olsun Genel Başkanlık koltuğuna kim oturursa otursun, Erdoğan AK Parti’den elini çekmeyecek, dolaylı da olsa AK Parti’yi idare etmeye devam edecektir.

AK Parti’nin Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girmek için büyük kulisler yapılıyor. Bakalım hafta sonu siyasette kimlerin yıldızı parlayacak. Özellikle Kocaeli bölgesinden Osman Pepe’ye, Nihat Ergün’e, İbrahim Karaosmanoğlu’na MYK’da yeri verilecek mi? Son seçimlerde etkin bir rol üstlenen AK Parti’nin büyük kongre sürecinde de aktif görev alan sayın Fikri Işık MKYK üyesi olabilecek mi?

Evet sonuç olarak Türk siyaset tarihinde önemli izler bırakan AK Parti ile ilgili çok şeyler yazılıp söylenebilir. Bakalım hafta sonu yazılanların ne kadarı doğru çıkacak? Şimdiden AK Parti kongresinin AK Parti camiası ve Türk siyasi hayatına hayırlı olması dileğinde bulunuyorum.

AK PARTİ VE BAŞBAKAN İLE İLGİLİ NELER YAZMIŞTIM?

1990’lı  yıllarda İstanbul İl başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir belediye Başkanlığı’ndan tanıdığım, kendisiyle 1993 yılında Gebze FM’de söyleşi yaptığım, hapishane de kendisini ziyaret ettiğim, AK parti Kocaeli kurucular kurulu üyesi olarak bir dönem aktif siyaset yaptığım, Gebze’nin büyükşehir sınırlarına dahil edilmesi yüzünden kendisiyle tartıştığım Başbakan sayın Erdoğan ve AK Parti ile ilgili çok sayıda yazı kaleme aldım. O yazılardan bazılarının linklerini sizlerle buradan paylaşıyorum. Yazıların tümünü okumanız için de www.gebzegazetesi.com İsmail Kahraman köşesine girebilirsiniz.

AK PARTİ VE BAŞBAKAN İLE İLGİLİ YAZDIĞIM YAZILARIN LİNKLERİ