Almanya’da Giresun tanıtım günleri

Almanya’da Giresun tanıtım günlerindeyiz

Devr-i Alem programı olarak uluslararası bir organizasyonda yer alarak başarılı bir çalışmaya daha imza atıyoruz. Geçtiğimiz aylarda çekimlerini tamamladığımız Giresun belgeseli Almanca versiyonuyla Almanya’da yaşayan gurbetçilerimiz ile buluşuyor.Giresun Valiliği ve Almanya’daki sivil toplum örgütleri iş birliği ile Essen kentinde Giresun tanıtım günleri düzenleniyor.Giresun Valiliğinin daveti ile cumartesi günü Almanya’ya doğru yola çıktık. Sizler bu satırları okuduğunuz sırada biz Almanya’da Giresun tanıtım günlerinde olacağız. Giresun belgeselinin sunumuyla beraber Giresun tarihi ile ilgilide bir konferans vereceğiz. Essen’de gerçekleştirilecek olan Giresun günlerinde Almanca olarak hazırlanan Giresun belgesinin de tanıtım galası yapılacak.

 Önemli görüşmeler yapacağız

Geçtiğimiz hafta Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Antalya Alanya’daki toplantısında başlatılan Türk Dünyası Gazeteciler Birliği kuruluş çalışmalarında aktif görev aldığgımızı bu sütunlarda daha önce sizlere duyurmuştuk. Avrupa Türk Basın Birliği Başkanı Hasan Şahin ile de Almanya’da görüşme yapacağız. Ayrıca Almanya’da Türkçe yayın yapan Kanal Avrupa televizyonu sahibi Ali Akkaş ile de görüşme gerçekleştireceğiz. Ayrıca kameramız yine elimizde Almanya’nın çeşitli bölgelerinde ve şehirlerinde belgesel çekimleri gerçekleştirmeye devam edeceğiz.

Giresunlular Almanya’da buluşuyor

Giresunlular Almanya’da ekonomik, kültürel tanıtım ve birliktelik için fuar düzenliyor. Bu yıl ilki düzenlenecek olan fuar 12- 13-14 Kasım tarihlerinde Essen kentinde gerçekleştirilecek. Giresun günlerinde Giresun’un sosyal, kültürel, tarımsal ve sanayi imkanları stantlarda tanıtılacak. Her kurum  stand açarak özel görüşmeler yapacak.. kurum stantlarında 3 gün boyunca gurbetçilerin sorunları dinlenerek, karşılıklı görüş alışverişinde bulunulacak.Fuara Giresun  Valisi Dursun Ali Şahin, Kaymakamlar, Belediye Başkanları  GİHDER, Giresun Üniversitesi, DOKAP, DOKA, İl Özel İdaresi, GESOB, Fiskobirlik, Çaykur, Giresunspor, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, SGK İl Müdürlüğü, Giresun Müftülüğü, siyasi parti ve STK temsilcileri ile işadamları katılacak.

Almanca ve Türkçe Giresun belgeselini izleyebilirsiniz

Giresun Valiliğin kültür hizmeti olarak Devr-i Alem programı tarafından hazırlanan Almanca ve Türkçe Giresun belgeseli birçok televizyonun yanı sıra internette de yayınlanmakta.Devr-i Alem ekibi olarak hazırladığımız belgeselleri sizlerde  www.gebzegazetesi.com.tr adresinde ki Gebze Gazetesi TV ve www.belgeselyayincilik.com adreslerinden izleyebilirsiniz.

Giresun tanıtım kitabı

Belgesel Yayıncılık ve Devr-i Alem belgesel programı olarak yine önemli bir kültür hizmetine daha imza attık. Almanca ve İngilizce olarak hazırladığımız Giresun tanıtım kitabını Almanya’daki sivil toplum örgütü ve meslek kuruluşlarına dağıtacağız. Siz de kitabı aynı zamanda www.gebzegazetesi.com.tr  adreslerimizden inceleyebilirsiniz.

Marka Şehir Giresun’da Devr-i Alem Belgeseli

 Giresun Almanca Tanıtım Filmi

Giresun Tanıtım Kitapçığı‘nı okumak için tıklayınız…

 

 

Selçuklu’dan Osmanlı’ya Antalya’da Devr-i Alem

SELÇUKLU’dan OSMANLI’ya ANTALYA’da DEVR-İ ALEM

 Antalya’da yok olan tarihimiz

Antalya deyince akla deniz turizmi  ve yabancı turist gelir. Bir de Aspendos, Perge ve Demre gibi Hıristiyan kültür ve uygarlığına yönelik tarihi mekânlar hatırlanır. Antalya aslında Selçukludan Osmanlı’ya muhteşem kültür mirasımızın bulunduğu vakıf medeniyetimizin muhteşem eserlerinin yer aldığı bölgedir. Kısaca Antalya Selçukludan Osmanlı’ya kültür şehridir, tarih şehridir. Medeniyet mirasımızın muhteşem eserlerinin bulunduğu bölgedir.

Antalya’ya birkaç kez gitme fırsatım oldu.

İlk kez 1980’li yıllarda TRT muhabiri olarak TRT Eğitim seminerine katılmak üzere gitmiştim.  Ondan sonra birkaç kez daha gittim. Her gidişimde kültür mirasımızın belgesellerini çekerek tarihe not düşüp zamana noterlik yapmaktayım.  Antalya’da hazırladığım “Selçuklu Şehri Antalya” belgeselimiz birçok TV kanalında halen yayınlanmakta ve büyük bir beğeni ile izleyicilerden takdir toplamakta. Bu takdirleri zaman zaman hem telefon hem de mail yoluyla almaktayım. Aslında Antalya için başlı başına geniş çaplı bir belgesel yapılmalı.

Son olarak Antalya’ya 29 Mayıs 2012 tarihinde Kumluca Belediyesi’nin organize ettiği ve binlerce kişinin katıldığı “İstanbul Fethi, Fatih sultan Mehmet ve Fetih ruhu” konulu konferans için gitmiştim. Bu konu da ki haberi de www.belgeselyayincilik.com adresinden okuyabilirsiniz.

Sizler bu satırları okuduğunuz sırada ben yine Antalya yollarındayım. Devr-i Âlem programını Antalya’da yakından izleyen, bizleri sürekli Antalya’ya davet eden gönül dostlarının davetlisi olarak  hafta sonu  Antalya’da olacağım.  Yine belgesel çekimlerimizi yapacak, Antalya’yı tanıtmaya devam edeceğim. Sizleri daha önce Antalya’da yaptığım  belgesel çekimleri  yazıları ile baş başa bırakırken birkaç hususa değinmek istiyorum.

Antalya Türkiye’nin önemli illerinden birisi. İslam medeniyeti Antalya’ya 7.yüzyıl’da Emeviler döneminde geldi. Türklerin gelişi ise Selçuklularla oldu. Osmanlı büyük bir vakıf medeniyeti kurdu Antalya’ya. Antalya, Kültür ve Medeniyet tarihimizin muhteşem eserlerini taşıyor. Ama ne acıdır, Antalya’da ki medeniyet eserlerimize önem vermiyoruz. Antalya’nın İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı geçmişini ortaya çıkarmak, bu konuda belgeseller hazırlayıp TV’lere dağıtmak için kendi kendime görev verdim. Bu uğurda çalışmalarımı sürdüreceğim.

Ortodoks Rus turistler Antalya Demre’ye önem verirken, Antalyalıların İslam Medeniyeti’nin Rusya’ya Ortodokslardan yıllar önce gittiğini biliyorlar mı? Her yıl 10 Haziran’da Tataristan’ın İdil nehri boylarında Bolgar Türkleri’nin İslamiyeti kabul ettiği yıl dönümü kutlanmakta. Bu sene bu törenlere bizde katıldık. 10 Haziran 2012 tarihinde Rusya’nın Özerk Cumhuriyeti Tataristan’ın İdil boylarında İslam Medeniyeti’nin Rusya’ya girişinin 1090. yıl dönümü törenlerine katıldım. Bu konuda kaleme aldığım iki ayrı yazı www.belgeselyayincilik.com sitemizden Rusya’da Devri Alem ve Tataristan’da Devri Alem başlıklarıyla http://www.belgeselyayincilik.com/genel/rusya%e2%80%99da-devr-i-alem, http://www.belgeselyayincilik.com/genel/kazandan-idil-nehrine-islam-medeniyeti-belgeseli  linklerinde bu yazılarda Rusya’da ve Tataristan’da ki İslam Medeniyeti’nin ihtişamını görecek, Rus turistler Demre’ye ilgili gösterirken Antalyalılarda Tataristan’da İdil boylarına ilgi gösterecektir.

Antalya ile ilgili 5 yıl önce hazırladığımız belgesel halen TV’lerde yayınlanmaya devam ediyor. Antalya’da yok olan Selçuklu ve Osmanlı eserlerini bu belgeselde gündeme getirmiş bulunmaktayız. Belgeseli www.gebzegazetesi.com’da  internet üzerinden yayın yapan Gebze Gazetesi TV’den izleyebilirsiniz.

Şimdi sizleri Antalya ile ilgili hazırladığım belgesel tadında Antalya’ya Kültür yolculuğu yazısı ile baş başa bırakmak istiyorum.

BELGESEL TADINDA ANTALYA’YA KÜLTÜR YOLCULUĞU

Yüzölçümü: 20.788

Nüfusu: 1.726.205

İl Trafik kodu: 07

Telefon Kodu: 242

İlçeleri: Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kemer, Kaş, Korkuteli, Kumluca, Manavgat, Serik.

Anadolu’nun en bereketli coğrafyasında yer alan şehir. Antik Pamphylia, Pisidia ve Lykia bölgelerinin kesiştiği bir nokta. Bereketli coğrafyalara, renkli birçok kültürlere ev sahipliği yapan bir Kent.. Tarih boyunca içinde hep değişik kültürleri, değişik sanatları ve değişik efsaneleri dorukta yaşatmış, doğal güzellikleri denizi ve tarihiyle Akdeniz bölgesinin olduğu gibi yurdumuzun turizm potansiyeli en yüksek illerimizden birisi Antalya..

Antalya’nın doğusunda Mersin ve Karaman, Kuzeyinde Konya, Isparta ve Burdur. Batısında Muğla, güneyinde Akdeniz bulunuyor.

Antalya, M.Ö 546 yılına kadar Lidya Krallığı bu tarihten sonra da Pers hakimiyetine girmiş. Ardından Büyük İskender, bölgedeki bütün kentleri işgal etmiş. Büyük İskender M.Ö. 323 yılında ölünce, generalleri arasında uzun yıllar süren savaşlar başlar ve bu savaşlar M.Ö. 188 yılına kadar sürer. M.Ö. 2. yüzyılda Antalya’nın batı kesimi Bergama Kralı II. Attalos’un eline geçer ve Kral Akdeniz’in batı kıyısında kendi adı ile anılan “Attalia”yı; yani bugünkü Antalya Şehrini kurar. Bu tarihten itibaren kent Attalaia adıyla anılır. Daha sonra Adalia ve Adalya gibi isimler alarak günümüze Antalya olarak ulaşır. Ve daha sonra Roma dönemi..

M.S. 2. yüzyıldan itibaren bölgede hıristiyanlığın yayılmaya başladığını görüyoruz. Bizans egemenliği sırasında, M.S. 5. ve 6. yüzyıllara kadar Antalya’nın yeni bir gelişme devri geçirdiği biliniyor.

1207 yılında Selçukluların kente hakimiyeti ile Antalya’da Türk-İslam Dönemi başladı. Antalya’nın Osmanlı denetimine girişi I.Murat zamanında oldu. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı yönetiminde kalan Antalya, Teke Sancağı’na bağlı önemli bir liman kenti olarak varlığını sürdürdü.

Şelaleler kenti Antalya

Antalya ve çevresinde birçok antik şehir yer alıyor. İşte Antalya yolu üzerinde Aspendos, İşte Perge ve Side… Bu tarihi yerlerden başka Antalya sahil ve plajlarıyla da biliniyor.  Konyaaltı, Karpuz kaldıran ve Lara sahilleri ünlü. Antalya ayrıca şelaleler şehri olarak da ün yapmış. Düden, Manavgat ve Kurşunlu Şelaleleri, yerli ve yabancı binlerce turistin uğrak yerleri arasında yer alıyor. Yayla ve kış sporlarının yapıldığı Beydağları ve Saklı kent ise şehrin birer tabiat harikası.

Surlar, camiler, kiliseler, , medreseler, mescitler, hanlar ve hamamlar… Hepsi burada. Ya Kaleiçi surlarının çepeçevre sarıp kucakladığı yat limanına ne demeli? Sabahı ayrı güzel, akşamı ayrı…

Tarihi eserlerle tabiat bütünleşiyor

Antalya’yı gezmeye tarihi kent merkezinden başlıyoruz.. Antalya saat kulesi gülümseyip Akdeniz’e selam veriyor. Yivli Minare, Kesik Minare, dar sokakları ve tarihi evleriyle Antalya’nın gözbebeği Kaleiçi aynı zamanda Antalya’nın sembolü. Antalya kaleiçinde en güzel örneklerini görebileceğiniz geleneksel Türk mimarisinin göze çarpan ilk özellikleri tabiatla uyum içinde olmaları. Bu mekanların tamamını yürüyerek dolaşabilirsiniz.

Antalya Antik Şehri, atnalı şeklindeki iki kalın duvar tarafından korunmaya alınmış. Görülmeye değer.

Yivli Minare ve Külliyesi, Kale kapısı semtinde bulunan ve çok sayıda Selçuklu yapıtından oluşan eserler topluluğudur. Yivli Minare, Yivli Camii, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Selçuklu Medresesi, Mevlevihane, Zincirkıran Türbesi ve Nigar Hatun Türbesi’nin yer aldığı yapılardan oluşur.Yivli Minare Antalya’daki ilk İslam yapılarından ve 13. yüzyıla ait bir Selçuklu eseri. Yivli Minare karşısındaki Ulu Cami Medresesi, 13. Yüzyılda Selçuklarından kalma.

Kale içinde Saat kulesinin yakın komşusu Tekeli Mehmet paşa camiine uğruyoruz, bir fatihayla söyleştiğimiz Mehmet Paşa gelenleri ilginç bir atmosferle karşılıyor. Alara han ve Alara kalesi henüz tam olarak çözemediğimiz sırlarla dopdolu.Kim bilir kaç garip bu handa gurbet türküleri söyledi, kaç asker su kalede nöbet tuttu bekledi.Şimdi bir Türk hamamında yıkanıp arınmaya ne dersiniz pazar hamamı en eskisi en ünlüsü Antalya’da.

Antalya, Türkiye’nin önemli turizm merkezilerinden biri. Turizm, il ve kent merkezi ekonomisini belirliyor. Antalya aynı zamanda büyük ölçekli göç alan illerimizden biri.

Torosların güneylerinden kaynaklanan çok sayıda irili ufaklı akarsu, geçtikleri yerlerde ve denize dökülürken eşine ender rastlanır güzellikte şelaleler oluşturuyorlar.Antalya’nın merkezi bizi sihirli güzellikleriyle bir türlü bırakmak istemiyor ama gönlümüz gezinmek arzusunda, gezmek görmek daha çok güzelliklere tanık olmak geçmişten. Bu hevesle Alanya’ya hareket ediyoruz.Yol boyunca portakal bahçeleri bize eşlik ediyor.

Şeyh Secahaddin ve Şeyh Sinan türbeleri büyüleyici havalarıyla bizi tefekküre sevk ediyor. Akdeniz sıcağının belki de en hasmane haliyle hüküm sürdüğü Alanya, yakın geçmişe dek bir narenciye ve muz cennetiydi. Daha sonra gerçekleşen turizmle tanışma ise Antalya’nın bu güzel ilçesinin çehresini tümüyle değiştirdi. Alanya kalesi Akdeniz’in sahibi benim der gibi haşmetli. Selçuklu yadigarı bir camii bizlere gülümsüyor, adı Süleymaniye. Selçuklular zamanında kırmızı tuğlalarla inşa edilmiş kızıl kule ise bir sanat abidesi. Alanya’da, Alanya müzesi ve Damlataş mağarası görülecek diğer önemli yerler arasında.

Yaz, tatil, Antalya… Bu üç kelimeyi yan yana getirince hepimizin aklına Kaş’tan Alanya’ya kadar uzanan uçsuz bucaksız kumsallarda güneşin ve denizin tadını çıkarmak gelir.

Festivaller şehri Antalya

Günümüzde Antalya bir festivaller şehri, en önemli festivalden biri, her yıl Ekim’de yapılan Altın Portakal Film Festivalidir. Türkiye’de en iyi korunmuş Roma anfitiyatrosu olan ve daha sonra 13. YY.da Selçuklu Sarayı olarak kullanılan Aspendos Tiyatrosunun insan yapımı muhteşemliği ve yakın çevresinin doğal güzelliği, bir müzik şöleni ile birleştirildi.

Antalya- Alanya karayolunun 17. km.’ sinde, Düden ve Aksu akarsuları arasında, Aksu İlçesi’nde bulunan Perge harabeleri, Türkiye’nin iyi korunmuş harabe yerlerinden birisi.

Antalya’yı anlatmak mümkün değil. Onu yaşamak gerekiyor. Biz az da olsa anlatmaya çalıştık. Şehirden ayrılmadan önce, Damlataş Mağarasını, Düden ve Kurşunlu şelalesini, perge, Aspendos, Kaş gibi yerleri mutlaka görmeli, portakal ve bergamut reçelinden yemeli, yörük kilimleri ve hediyelik eşyalardan satın almalısınız.

Şair ne güzel söylemiş:

Dalgalanan deniz değil tarihtir

Eteğinde ormanın, dağın taşın kayanın

Hem zor görmeyene Antalya’yı anlatmak

Hem övgüye eyvallahı yok Antalya’nın..

ANTALYA’DA YOK OLAN SELÇUKLU VE OSMANLI MEDENİYETİ (2008-Gebze Gazetesi / Devr-i Alem)

2008 yılı Mart ayın’ da  Konferans vermek üzere  gittiğim Antalya’da  a yok olan Selçuklu vakıf medeniyeti eserlerinin durumu beni derinden üzmüştü. Elmalı’da camisiz mahzun bir abadi gibi duran kesik Minare’nin hali içler acısı, Sinan-i Ümmi külliyesi’nin sahipsiz hali. Ketenci Ömer Paşa Camisi’nin durumu karşısında çok üzülmüştüm. Adını Şehzade Korkut’tan alan Korkuteli’ndeki Alaettin cami’nin perişan hali. Bir sanat harikası olan Alaettin Cami’nin kapı girişinin yıkılmak üzere olması ve duvarlarının yer yer yıkılması üzücü ve düşündürücü. Şehir içindeki Selçuklu hamamı sahipsiz haldeydi.

Antalya merkezde kala içinde belgesel çekimleri yaptım. Kesik minare veya Korkut Camisi 1846 yılında yakılmış. Bir zamanlar caminin için çöplük ve tinerci yatağıymış. Vakıflar Genel müdürlüğü sahip çıkmaya başlamış.Antalya’nın simgesi Yivli minare camisi ve minaresi ile birlikte külliye’de Vakıflar genel müdürlüğü tamirat çalışmaları yapmış. Külliye aslına uygun şekilde tamir edilmesi sevindirici..Antalya’da Roma dönemine ait eserlerin bulunduğu Serik, Aspendos gibi bölgelerdeki Roma eserlerine bölge halkı sahip çıkarken neden Selçuklu eserlerine ilgisiz kalıyor?  Üzücü.

Perge-Aksu’da kaderine terk edilen Selçukludan kalma cami yıkılmak üzere. Diğer bölgelerde Roma eserleri içinde kalan Selçukludan kalma mescit, çeşme ve köprü gibi vakıf medeniyetimizin muhteşem eserleri’ne sahip çıkmak hepimizin görevi. Koruma Kurulu’nun Selçuklu eserlerine ilgisiz kalması düşündürücü.

Alanya yakınlarında Alara hana son döneminde sahip çıkılmış. Han bugün güzel bir durumda.  Alanya -Konak’taki muhteşem Selçuklu Hanı’nın içindeki tarihi Selçuklu mescidi disko olmuş. Kale meyhane halinde. Vakıflar Genel Müdürlüğü Alanya kalesine yıllar sonra sahip çıkmaya başlamış. Osmanlı eseri Kale veya Süleyman paşa cami tamir edilmiş. Bedesten tamir görmüş. Selçuklu eserleri yok olmaktan kurtarılmış.Alanya’da beni en çok yıkılmaya terk edilmiş Karamanoğulları’na ait eserler ilgilendirdi. Dim vadisi girişindeki Ümmiye medresesi yıkılmaya terk edilmiş.  Duvarlar yıkılmış hazine avcılarının tecavüzü sürüyor.   Medrese Duvarlar ve içinde ağaçlar bitmiş. Sahipsiz bir durumda.

Karamanoğulları tarafından yapılan Gülevşen Camisi içler acısı. 800 yıl önce yapılan bu muhteşem Karaman cami mihrabı ayakta. Kapı süslemeleri ve kitabe görülmeye değer. Cami’nin yıkılmaya terk edilmesi.Vefasızlığımızın bir belgesi. Cami’nin yanında Karamanoğlu Alaettin Bey türbesi ahır yapılmış. Manzara dehşet.

Antalya’da  Devr-i Alem

Devr-i Alem programının gerek yurt içi ve gerekse yurt dışından çok vefakar bir izleyici topluluğunun olması beni daha çok çalışmaya ve değişik yerlerin belgeselini çekmeye itiyor. Sağlığımız ve imkanımız el verdiği sürece hiçbir maddi beklenti gözetmeden kültür ve medeniyet tarihimize vefa borcumu ödemek üzere Devr-i Alem Belgesel çekimlerimizi sürdüreceğiz. Gerçekten tarihimize karşı büyük vefa borcumuz var. Antalya’yı deniz turizmi olla algısından çıkarıp Selçukludan Osmanlı’ya Vakıflar şehri kültür ve medeniyet şehrimiz Yörüklerin anavatanı olduğunu tüm dünyaya duyuracağız. Antalya’yı bir kez de Devr-i Alem belgesel programından izlemek için. (www.gebzegazetesi.com) ve (www.belgeselyayincilik.com) sitlerine girerek  Antalya belgeselini  internet üzerinden  izleyebilirsiniz.

Rus turistler neden Antalya’ya geliyor?

Bu köşede Antalya’nın Selçukludan Osmanlı’ya kültür ve medeniyet tarihimizin önemli izlerinin bulunduğu bir vakıf şehri olduğunu anlatmıştım. Bugün sizlere Toros dağlarının zirvesinden Elmalı’dan ve Korkuteli’nden sesleniyorum. Devr-i Âlem programının izleyicilerini davetlisi olarak iftar programına katılmak üzere gittiğim Antalya’da yeni belgesel çekimlerimize Korkuteli ve Elmalı’da devam ediyoruz.

Demre’deki Noel Baba yalanı

Elmalı çok önemli bir merkez. Tarih boyu Ruslar sıcak denizlere inmek için Antalya’nın Demre kentindeki Noel baba’yı kendilerine kutsal merkez seçmişlerdi. Ortodoks Hıristiyan dünyası Noel Baba’nın Demre’de olduğunu her fırsatta duyurmakta. Bunun asıl amacı Rus Ortodoks İmparatorluğunun Akdeniz’e inmesini amaçlamaktı. Bizim sözde kültür adamı ve turizmciler Rusların bu amacına hizmet etmekte Demre’yi Ortodoks dünyasının sözde kutsal merkezi haline getirmekte. Aslında Demre’deki Noel Baba tamamen bir uydurma. Geçmişten günümüze Ortodoks Hrıstiyanlığın lideri olan Rusların sıcak denizlere inmek için Ortodokslara karşı uydurduğu bir propagandadadır.

Elmalı neden maneviyat merkezi haline geldi?

 Osmanlı döneminde Rusların bu siyasi emelini yok etmek için Demre’ye giden yol üzerindeki Elmalı’yı Sünni İslam için Sinan-ı Ümmi gibi tasavvuf ehli aracılığı ile kutsal merkez haline getirilmiştir. Ayrıca Elmalı yakınlarındaki Tekke köy ise Hacı Bektaş’ın soyundan olan ve önde gelen halifelerinden olan Abdal Musa ile Alevi İslam inancı için kutsal merkez haline getirilmiştir. Bunun en önemli nedeni Ortodoks Rus Hıristiyanların Demre’ye geçiş güzergâhı İslam âlemi için manevi bir merkeze dönüştürülerek Ortodoksların Demre’ye inişi bu şekilde engellenmiştir. Bugün artık karayolundan gidilmiyor. Antalya’nın her yerinde Rus turistler cirit atıyor. Rusların Antalya’yı tercih etmelerinin en önemli nedenleri geçmişteki bu Ortodoks inancı olduğu unutulmamalıdır. Biz Devr-i Âlem Programı olarak kendi gayretlerimizle Elmalı ve Korkuteli’ndeki kültür ve medeniyetimizi belgeselleştirerek tarihe karşı vefa borcumuzu ödemeye çalışıyoruz. Elmalı, Korkuteli ve Yörüklerle ilgili yaptığımız kısa bir araştırmayı sizlerin bilgilerine sunuyorum.

Elmalı ve Korkuteli’nde çekim yaptım

Daha öncede gelip çekim yaptığım Antalya’da bu kez Merkez, Elmalı ve Korkuteli’nde araştırma yaparak, çekimler yaptım.İlk kez gittiğim, tarihi şahsiyetler yetiştiren Elmalı ile Korkuteli yok olmaya yüz tutmuş Selçuklu tarihi eserleriyle dolu. Osmanlı’nın ilk belediye teşkilatını kurduğu Elmalı’nın Gönül Sultanı Sinan-i Ümmi’nin, Niyazi Mısri’nin, Abdal Musa’nın, Atatürk’ün emriyle tefsir hazırlayan ve Hak Dini Kur’an Dili meal ve tefsir yazarı Merhum Elmalılı Hamdi Yazırla özdeşleşen Elmalı’da bulunan tarihi yerleri gezerek çekimler yaptım.

Nasıl ki Hıristiyan dünyası Demre’ye önem veriyor, burada hala misyonerlik faaliyetlerini sürdürüyorsa, Müslümanlar içinde Elmalı çok önemli bir yere sahip. Ancak ne yazık ki biz sahip olduğumuz değerleri yeterince koruyamıyoruz.

Elmalı

Antalya’nın eski yerleşim yerlerinden biri olan Elmalı, uzun ve zengin tarihi boyunca birçok medeniyete tanıklık etmiş, yörenin tarihi, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda yaşamış olan Likyalılar ile başlamıştır. Beldenin M.Ö. 2000-3000 yıllarına varan yaşantısı, hala tarihin karanlık örtüsü altındadır. Ancak bu devirlere ait mezarlarda yapılan kazılar ve incelemeler, Likyalıların bir Asya Kavimi olduğunu kabule imkân vermiştir. Likya olarak anılan bölge, Roma ve Bizans İmparatorluğu’nun, Selçuklu Devletinin, Teke Beyliği’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde kalmıştır. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin en gelişmiş yöresi olarak kültür, sanat ve ticaret alanlarında çevresine örnek olmuş, Likya’nın kuzeyini temsil eden önemli şehirlerden biri olarak kabul edilmiştir. Bölgede yapılan arkeolojik kazılar sonucu yaşanan tarihe ve tanrıçalara ev sahipliği yapan birçok tarihi eser gün ışığına çıkartılmıştır. Bunlardan bazıları olan Kızılbeli Mezarları, Likya Yolu, Fildişi Çocuklu Kadın Heykeli, Gümüş Kral Heykeli, Semahöyük Küp Mezarları, Yapraklı Köyü Yazılı Kaya, Armutlu Köyü Kaya Mezarı, Söğle Yaylası Arı Serenleri tarihsel ve kültürel zenginliğin göstergeleridir.

Bunlara ek olarak Elmalı’nın gelişimi, yörenin Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı idaresine geçmesi, Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında Anadolu Eyaletine bağlı olan Teke Livası’nın merkezi ve Teke Paşaları’nın ikametgâhı olmasının ardından idare merkezinin Antalya’ya nakledilmesi üzerine yörenin kaza haline gelmesiyle özetlenebilir. İlçe sıra ile “Kabalı, Amelas, Elmalı” isimlerini almış, ancak bu isimlerin nereden kaynaklandığına dair kesin bir delil bulunamamıştır.

Elmalı evleri

Eski çarşıları, arastaları ve dar sokaklarıyla, her adımda tarihin derinliklerine uzanarak Anadolu kültürünü yansıtan Elmalı, Elmalı Dağı yakınlarında kurulan oldukça eski bir yerleşim yeridir. Geçmişinin cazibesini bugünlere taşıyan yöre; iklimi, doğal güzellikleri ve Sedir Ormanları ile büyük bir turizm potansiyeli taşımaktadır.Cumbaları, eski tip pencereleri ve parlak renkleriyle ilçeyi süsyelen evler ise, zamanın çok gerilerinden bugünü anlatırcasına hala dimdik ayaktadır. Sadece yaşama değil, seyirlik zamanlara da ilham kaynağı olan çift cumbalı ahşap Elmalı Evleri, en az Safranbolu Evleri kadar otantik bir yapıya sahiptir. ve karakteristik özelliklerinin çoğunu bugüne kadar korumayı başarmıştır.

En az 500 yıllık bu evlerin mimari bir öğesi olan ahşap dokusunda, yörenin zenginliği olan sedir ağaçlarından bol miktarda kullanılmıştır. Süslemelerdeki stilize ağaçları, çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu Kültürünü yansıtan eşsiz örneklerdendir.Elmalı Evleri içerisinde ele alınabilecek en güzel örnek Yeşil Kapıdır. 1600 yılında yapılmış olan bu yapının ahşap işçiliği, insanı şaşırtacak kadar özel bir ustalığın eseridir.Etrafı ormanlarla çevrili Elmalı’da ahşabın mimari bir malzeme olarak kullanıldığı yapılar içinde en görkemlileri Elmalı’nın Tahtamescit Mahallesi’nde Aylar Sokağı’ndaki Elmalı Evleri’dir ki bu sokakta adım adım tarihin izine tanıklık etmek mümkündür.

Korkuteli

Korkuteli Antalya’nın kuzey batısında ve Antalya’ya 60 Km. uzaklıkta bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin Istanoz hakkında yazdığı bilgiye göre burada İsinda adında bir kasaba vardı. İsinda Kasabası Pisidyalılar zamanında kurulmuştur. Alaaddin Kışla Mahallesinde İsinda kasabası Pisidyalılara ait şehir kalıntılarına rastlanmaktadır. Pisidya Cumhuriyeti Eti İmparatorluğuna bağlı, içişlerinde bağımsız bir devlet idi. Pamiiya Karyalıkya gibi diğer küçük devletlerle komşu bulunuyordu. Pisidya’ nın çevresinde bulunan diğer küçük devletlerden bazıları şunlardır. KOMABE (Garipçe),KRATOPOLİS (Kızılkaya),LEGOST (Büyükköy Yakası),POGLA (Çomaklı),SERGÜCİA (Bayat),TİMPRİANDA (İmrahor),VEBRE (Bozova),TERMESUS (Güllükdağı) gibi.

Korkuteli adı

Antalya ve çevresi 1392 yılında Yıldırım BEYAZIT tarafından alınmış idaresi oğlu İsa ÇELEBİ’ye verilmiştir.1402 Ankara savaşından sonra Timur bu bölgeyi Hamitoğullarından alıp Tekebeyi Osman Beye vermiş ise de Antalya da bulunan sancak beyi Hamza Bey Korkuteli’de bulunan Osman beyin üzerine yürüyerek 1423 yılında ortadan kaldırmıştır.Yavuz Sultan SELİM zamanında Kardeşi Şehzade KORKUT Antalya’da sancak beyi idi.İki kardeşin arası açılınca öldürülmekten korkan Şehzade KORKUT Osmankalfalar köyü yakınındaki bir mağarada saklanmakta iken 1310 tarihinde burada kardeşi tarafından boğdurulmuştur.Antalya Osmanlı İmparatorluğu zamanında Anadolu eyaletinin Teke Vilayeti iken 1864 de vilayet taksimatı yapılınca Konya Vilayetinin Teke Sancağına merkez olmuştur.Korkuteli 1879 tarihinde Teke Sancağına bağlı nahiye merkezi olmuştur.1915 yılında Temmuz ayında Antalya Mutasarrufluğuna bağlı ilçe merkezi olmuş adına Istanoz olarak söylene gelmiştir.Yine bu tarihte Vilayet Meclisinin kararı ile Şehzade KORKUT’a izafeten ilçenin adı KORKUTELİ olarak kabul edilmiştir.

Yörüklerle ilgili araştırma

Yörüklerle ilgili de araştırma ve çekimlerim devam ediyor.  Bozok ve Üçoklara dayanan soyları ile konargöçer yaşantılarına devam etmeye çalışan Yörüklerimiz.tüm olumsuz şartlara rağmen gelenek ve göreneklerini devam ettirmeye çalışan Yörük boylarının, konargöçerlerin; yükseklere çıkmak, uçsuz bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara, kıvrım kıvrım akan derelere, yemyeşil çayırlara, alçak tepelere, pınarlı yakalara dağlardan bakmak bir tutkudur.

Yüce dağlarda dolaşmak yiğitliktir, vatanı kuran, kurtaran ve savunan yiğitler, efeler, zeybekler, kızanlar çıkmıştır, Yörük obalarından tarih boyunca. Yörükler her zaman asker sayılırlardı, Türk milletinin özünde varlardı. Asker doğup asker ölmeleri de doğaldı. Tarih incelenirse savaştığımız milletler hep yerleşim birimlerini,savunma ve korunma amacıyla kalelerini dağlara, yüksek tepelere kurmuşlardı. Yüksek tepelere yapılmış düşman kalelerine ilk atağı yapan akıncılar, neferler Yörüklerdi. Yörükler dağlara, yükseklere ulaşma sevdasını vatan sevgisi ve hürriyet özlemiyle birleştirilince dayanır mı kaleler. Yörükler tepelere bir bir hâkim olunca Türk ordusu zaten savaşı kazanmış sayılırdı. Tarih hep böyle yazılmıştı. O nedenledir ki ordunun öncüleri, akıncıları, uç askerleri, atlıları, neferleri, Alperenleri, Yörüklerin gözü pek yağız delikanlılardan seçilirdi.

Evet, sonuç olarak bizim bu yazdıklarımızı ve belgesellerimizi bugün anlayamayanlar bizi komplocu olmakla suçlayabilirler. Ama unutmayalım ki devletler günü değil yüzlerce yılı planlamakta. Bugün çok ucuz paraya Rus turistler Antalya’nın kültür değerlerini yok ettiler.  Karadeniz bölgesi halen nataşaların faturasını ödüyor. Önlem alınmazsa Antalya bu faturayı çok daha ağır ödeyecektir.

 Selçuklu’dan Osmanlı’ya Vakıf ve Kültür Şehri  Antalya (Mayıs -2012/ Gebze Gazetesi)

Fatih ve Fetih Ruhu konferansı

Antalya deyince aklımıza deniz, tatil ve Avrupalı turist gelir. Aslında Antalya, İslam medeniyeti ile 1200 yıl önce tanışıp Selçuklu ve Osmanlı Medeniyet’nin kültür ve medeniyet mirası olan bir şehrimiz. Antalya?ya bir de Milli ve manevi gözle bakarak, Antalya?nın kültür tarihimizde ki yerini anlatmamız gerekiyor.

27 ve 30 Mayıs 2012 tarihleri arasında Antalya’da belgesel çekimleri yaptım. Kumluca belediye başkanı değerli gönül dostu ve kültür adamı Hüsamettin Çetinkaya’nın davetiyle İstanbul’un fethinin 559.yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen konferansa katılıp, hem konferansımı verdim hem de Fetih ve Fatih Ruhu konulu belgesel sunumumu gerçekleştirdim. Konferansa binlerce Kumlucalı’nın katılması Antalya adına beni çok sevindirdi.

Antalya’da Osmanlı ve Selçuklu medeniyet şehri

Konferans için gittiğim Antalya’da belgesel çekimi imkanı da buldum. Belediye tarafından tahsis edilen araçla Kaş’dan, Serik ilçesine bir çok ilçeyi gezip özellikle Selçuklu dönemi kültür mirasını belgeselleştirdim. Ruslar ve Ortodoks dünyasının büyük ilgi gösterdiği Demre’de ki Aziz Nikola kilisesinde belgesel çekimleri yaparak Rusların buraya neden ilgi gösterdiklerini araştırmaya çalıştık. 4 gün içerisinde Antalya?da yaptığım çalışmaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Belgesel çekimlerimi Antalya’nın Kumluca ilçesinde başlayıp geçmiş uygarlıklara ait çekimleri yaptıktan sonra Selçuklu döneminde kalan Şıhlar mahallesinde ki tarihi Selçuklu Mezarlığı ve medresesin harabe halinin görüntülerin çekip vakfı medeniyetinin nasıl talan edildiğini ortaya koydum.

Kumluca Belediye başkanı sayın Hüsamettin Çetinkaya ve kumluca kaymakamı sayın Salih Işık bu mezarlığa sahip çıkacaklarını, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu vakfa sahip çıkması için girişimlerde bulunacaklarını söylediler. Toros dağlarının zirvesine çıkarak Yörük Türkleri ile ilgili belgesel çekimleri yaptım. Kumluca’da ayrıca seracılık tarihi, tarım ve ziraatın önemi ve tohumculuğun gelişmesiyle ilgili kumluca eşrafından işadamı sayın Kerim Dalgıç beyden bilgiler aldım. Yörükler ve seracılık ile ilgili ayrıntılı bir araştırma ve belgesel çekimi yapmak için ortak çalışma başlattık.

Finike’den Kaş’a Devr-i Alem

Antalya’nın batı tarafını araştıramamıştım. Konferans vesilesiyle Antalya’da gidemediğim bir çok ilçeyi de gezip görme fırsatım oldu. Portakalı ile ünlü Finike, Rusların büyük ilgi gösterdiği Demre, Yunanistan’ın Meyis adası karşısında ki Kaş ilçesini adım adım gezdim. Türk basın tarihinde çok tartışılacak eski Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Beyhan Cenkçi döneminde Cemiyet adına alınan 1040 dönüm yerde ki villalar, oteller, malikaneler ve arsaların bugün kimlerin elinde olduğunu, buraların yabancılara nasıl satıldığını, gazetecilik mesleğinin kullanılarak bu yerlerin nasıl ele geçirildiğini de araştırma imkanım oldu. Bunu başlı başına bir belgesel konusu yapmak istiyorum.

Kemer’de yok olan Selçuklu sarayı

Batı Antalya?da bir çok antik kent var. Antik kentleri Türkiye cumhuriyeti devleti büyük paralar harcayarak restore ve tamir ediyor. Buralar tamir edilmeli, ancak buralara gösterilen ilgi İslam medeniyeti ve Selçuklu eserlerini de gösterilmeli. Kaş ilçesinde 1200 yıl önce Müslüman Araplar tarafından yapılan hamam çoktan enkaz haline gelmiş. Tarihi kemer ilçesinde Selçuklu Dönemine ait 800 yıl önce yapılan Tarihi Selçuklu sarayı ise yıkılıp yok olmuş. Bu eserlere sahip çıkmak vicdan borcu, milli bir görev. Buralarda belgesel çekimi yaparak tarihe ve ecdada karşı vefa borcumu ödemeye çalıştım. Rusların büyük ilgi gösterdiği Demrede ki Aziz Nikola kilisesinde belgesel çekimi yaparak Rusların ilgisini araştırdık. Kemer ilçesinde ki Selçuklu sarayı yok olmak üzere.

Toros dağları zirvesinde yaşayan Yörüklerin son temsilcileriyle görüştük.

Antalya’da Fatih ve Fetih ruhu konferansı

Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya’nın davetiyle geldiğimiz Antalya’da çalışmalarımız tüm hızıyla sürüyor. Kumluca Belediyesi’nin organize ettiği “Fatih ve Fetih ruhu” konferansa katılmak için geldiğim Antalya’da dolu dolu üç gün geçiriyoruz.

Kumluca Belediyesi’nin organize ettiği ve açık havada düzenlenen Fatih ve fetih ruhu konferansı önceki akşam gerçekleştirildi. Yaklaşık 2 bin 500 kişi konferansı takip ederek İstanbul’un fethine giden yolda bilgi sahibi oldu. Kumluca Kültür Park’ta düzenlenen konferansı Kumluca Kaymakamı Salih Işık, Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya, İlçe Emniyet Müdürü Nail Çetinkaya, Mavikent Belediye Başkanı Erdeniz Yavuz, belediye meclis üyeleri, siyasi parti ilçe yöneticileri, daire amirleri ve vatandaşlar izledi.

Fatih ve Fetih Ruhu

İstanbul’un fethinin 559. yıl dönümü dolayısıyla Kumluca Belediyesi organizasyonluğunda düzenlenen fetih gecesi birbirinden renkli görüntülere sahne oldu. Gecede ilk olarak Kumluca Belediyesi Mehter Takımı sahnede yerini aldı. Konser yürüyüşüyle sahne çıkan Mehter Takımı, izleyiciler tarafından alkış topladı.

Gecenin açılış konuşmasını yapan Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya, tarihte 559 yıl önce yaşanmış bir İstanbul’un Fethi?nin, düzenlemiş oldukları gecede yad ettiklerini söyledi. Çetinkaya, fethin tarihi maneviyatının yanı sıra farklı bir konuya değinmek istediği belirterek, sivil toplum örgütleri tarafından her yıl mayıs ayında öğrenci yurtları yararına düzenlenen kermes etkinliğinin önemine dikkat çekti.

Başkan Çetinkaya?nın konuşmasının ardından ben de bir saate yakın İstanbul?un fethi konulu konferans verdim. Slayt sunumuyla Orta Asya’dan, Orhun abidelerinden, fatih?in fethettiği Trabzon, Mora yarımadası, Kırım gibi yerleri izleyicilere görsel olarak sunarak ecdadı araştırmak için dünyanın birçok ülkesinde yaptığımız araştırmaları anlattım.  Konuşmamda Gelecek nesillere tarihi gerçekleriyle emanet etmek için izleyicilerden kitap okumalarını ve araştırmalarını isteyerek, kermesin ve gecenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ettim.

Sunumdan önce Kumluca Belediyesi’nin mehter takımı sahne aldı. Mehter takımı 70 yaşına kadar her yaş grubundan insanlardan oluşuyor. Belediye personeli olmayıp gönüllü halktan oluşan Mehter takımı eşsiz bir müzik ziyafeti sunarken, kumluca Belediyesi sadece sosyal belediyecilik değil, kültürel belediyecilik yönünden de önemli işler yapıyoruz.

Antalya çekimlerimiz sürüyor

Antalya temaslarımızda, Kumluca, Kemer, Finike, Demre, Kaş gibi ilçelerde araştırma yaptık. Antalya?da geçmişi 3 bin 500 yıllık süreci bulan antik kentler bulunuyor. Selçuklu dönemine ait ise bir medrese ve bir mezarlık bulunuyor. Burada çekimler yapan ilk Türk belgesel TV ekibi olurken, tarihimizin geniş örneklerini buradan bulduk.Ayrıca Türk kültürü için büyük önem taşıyan Yörükleri de burada ziyaret ettik. Toros dağlarının zirvesine çıkarak buralarda yaşayan Yörüklerle söyleşiler yaptık. Sıkıntılarını, yaşam tarzlarını, beklentilerini dinlediğimiz Yörüklerle ilgili önemli bir çalışmayı başlattık.

Kumluca Kültür Park’ta düzenlenen konferansı Kumluca Kaymakamı Salih Işık, Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya, İlçe Emniyet Müdürü Nail Çetinkaya, Mavikent Belediye Başkanı Erdeniz Yavuz, belediye meclis üyeleri, siyasi parti ilçe yöneticileri, daire amirleri ve vatandaşlar izledi.İstanbul’un fethinin 559. yıl dönümü dolayısıyla Kumluca Belediyesi organizasyonluğunda düzenlenen fetih gecesi birbirinden renkli görüntülere sahne oldu. Gecede ilk olarak Kumluca Belediyesi Mehter Takımı sahnede yerini aldı. Konser yürüyüşüyle sahne çıkan Mehter Takımı, izleyiciler tarafından alkış topladı.

Gecenin açılış konuşmasını yapan Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya, tarihte 559 yıl önce yaşanmış bir İstanbul’un Fethi’nin, düzenlemiş oldukları gecede yad ettiklerini söyledi. Çetinkaya, fethin tarihi maneviyatının yanı sıra farklı bir konuya değinmek istediği belirterek, sivil toplum örgütleri tarafından her yıl mayıs ayında öğrenci yurtları yararına düzenlenen kermes etkinliğinin önemine dikkat çekti.

Çetinkaya şunları kaydetti:

“Kültür Park’ta her yıl sivil toplum örgütleri tarafından 4 öğrenci yurdu yararına kermes etkinliği düzenleniyor. Kermes alanında insanlar kucaklaşıyor, birbiriyle kaynaşıyor ve ortaya maddi manevi bir harmanlama sezonuyla yaşanan güzelliklere katkı sağlanıyor. Biz Kumluca Belediyesi olarak sivil toplum örgütlerini bu ülkenin manevi teminatları ve manevi harçları olarak görüyoruz. Ülkemiz bu manevi harçlar üzerinde yükseliyor. Bundan sonrada benzer bir etkinliği herhangi bir sivil toplum örgütü yapmak isterse biz onlarında yanında olacağız.”

Başkan Çetinkaya’nın konuşmasının ardından gecenin konferansını yapmak üzere Gazeteci-Yazar İsmail Kahraman sahneye çıktı. Fatih ve Fetih Ruhu konulu konferansında slayt sunumuyla izleyicilere görsel olarak sunum yapan Kahraman, ecdadı araştırmak için dünyanın birçok ülkesinde araştırma yaptığını söyledi. Kahraman, son zamanlarda medyada ve dizilerde ortaya koyulan Osmanlı tarihin yalanlar üzerine kurgulandığını, toplumun yanlış bilgilendirildiğini ifade etti. Gelecek nesillere tarihi gerçekleriyle emanet etmek için izleyicilerden kitap okumalarını ve araştırmalarını isteyen Kahraman, kermesin ve gecenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür etti.

 Konferansın sonunda Kumluca Kaymakamı Salih Işık tarafından Gazeteci-Yazar İsmail Kahramana üzerinde kendi resminin işlendiği Kumluca Kalekule figürlü plaket takdim edildi. (Mayıs  2012 – Gebze gazetesi)

Antalya’da Fatih ve Fetih Ruhu konferansı

İstanbul’un fethinin yıldönümü bir çok yerde coşku ile kutlanıyor. Toplantılar Fatih şenlikleri , İstanbul’un fetih konferansları düzenleniyor. İstanbul’un fethi ile ilgili düzenlenen bir çok konferans sadece İstanbul ile ilgili kalıyor aslında  Fatih Sultan Mehmet ve fetih ruhu bu konferanslarda malesef işlenmiyor. Fatih Sultan Mehmet sadece İstanbul un fethi ile anlıyor. Aslında Fatih, Osmanlıyı cihan devleti yapan fatih kültürü ve fetih ruhunu bizlere öğreten bir isim.

Fatih kültürü e fetih ruhunu anlamak ve yaşatmak gerekiyor. Fatih, İstanbul ile birlikte Pontus devletinin başkenti olan Trabzonu da fethederek 2 başkent fetheden Anadolu da  Türk fethini tamamlayan Karadeniz’i Türk gölü haline getirip kırım coğrafyası Kafkasya, tuna boyları, Yunanistan, mora yarım adası Arnavutluk, Bosna hersek, bölgelerini fetheden fethetmekle kalmayıp, buralarda fetih ruhunu yaşatan ve halen kanunnamesi insan hakları evrensel beyannamesinden daha önemli olan büyük bir devlet adamıdır.

Fatihi anlamak ve fetih ruhunu yaşatmak için Devri Alem TV programı ve belgesel yayıncılık olarak yıllardan beri çalışmalar yapıyor, Fatih’in fethederek Osmanlı topraklarına kattığı Osmanlı coğrafyasında çektiğimiz belgeseller bir TV kanalında büyük beğeni ile izleniyor. Bir çok yerden konferanslar ve belgesel sunumları için davetler alıyoruz. Bu sene Antalya bölgesinden gelen davete katılıyorum. Antalya Kumluca belediye başkanı Hüsamettin Çetinkaya Fatih ve fetih ruhu konulu konferansa bizleri davet etti. Burada hem konferansımızı vereceğim hem de Fatih ve fetih ruhu konulu belgeselimizin galasını da gerçekleştirmiş olacağız. İsterseniz gelin fatih ve fetih ruhu konulu belgeselimizden bir bölümü izlemek için gazetemizin www.gebzegazetesi.com, ve www.belgeselyayincilik.com sitelerinden fatih ve fetih ruhu adlı belgeselimi izleyebilirsiniz

Ayrıca daha önce bu köşede yayınladığımız Fatih Sultan Mehmet ve Fatih’in Çayırova’da vefatı ile ilgili belgesel ve yazılarımız var bu yazıları ve belgeseli de yine gazetemizin. www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com okuyabilirsiniz.

Eskihisar’a neden sahip çıkılmalı?

Eskihisar ile ilgili bugün farklı bir yazı kaleme almak istiyorum. İnsanlar sahip olduğu nimetin kıymetini bilemezler. Tıpkı balıklar suda suyun kıymetini bilmedikleri gibi. Dünyanın 70’den fazla ülkesi Türkiye’nin 76 ilini gezip gazetecilik yapıp, belgesel çeken birisi olarak Gebze’de yaşamaktan, Gebzeli olmaktan hep mutluluk duymuşumdur.

  Bana göre Gebze’de yaşamak yüce Allah’ın büyük bir lütfu. Gebze, adeta büyük bir misafirhane gibi herkese bağrını açmakta. Bir çok sözüm ona Gebzeli, Gebze’de yaşamak yerine İstanbul’u tercih ederek Gebzecilik yaparken, ben bir süre çocuklarımın eğitimi için İstanbul’da oturmama rağmen Gebze’ye geri dönmem benim için en güzel kararlardan biri oldu.

  Dünyanın bir çok yerini gezdiğimde Gebze kadar artısı olmayan bir çok bölgenin Uluslarası üne sahip olduğuna şahit oldum. Son olarak Anadolu turunda Ordu Valisi ile söyleşi yaparken, Vali’nin makam odası girişinde 3 metre boyundaki Osman hami’nin meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi resmi beni bir Gebzeli olarak gururlandırdı. Ordu Valisi Özel kalem müdürüne bu resmin nerede çizildiğini ve Osman Hamdi’nin evinin nerede olduğunu sordum, cevap veremedi. Gebze’de deyince, “Gebze bu kadar kültür bakımından önemli mi” diye bana cevap verdi.

   Evet Gebze bu kadar önemli. Eskihisar, Türkiye’nin Uluslarası Açık Hava Kültür ve turizm köyü olabilir. Fransa’nın film festivalleriyle Ünlü Cannes ne ise Eskihisar Türkiye’nin belgesel sinema festivallerinin yapıldığı bölgesi olabilir. Zira, Osman Hamdi gerek müzeciliği, gerek arkeolog olması ve bizzat çizdiği resimlerle dünyanın en önemli belgeselcilerinden birisidir.

  Eskihisar ile ilgili iki taşıma firmasının açıklamalarını gazetelerimiz boy boy yazıyor. Bende bu köşede dün bu açıklamalara yer verdim. Ücretle yayınlaması istenen açıklamayı ücretsiz olarak yayınladık. Amacımız herkese söz hakkı tanımak. Feribot taşımacılığı yapan firma sahipleri konuşurken, Kocaeli’yi idare eden Vali, Büyükşehir belediye Başkanı, Kaymakam ve Belediye Başkanı’nın konuşmaması, açıklama yapmaması, beni Eskihisar adına üzüyor ve kahrediyor.

  Eskihisar sadece Gebze ve Kocaeli için değil, Türkiye için önemli. Geçtiğimiz yıl, “Esikihisar Belgesel Sinema Filmi yarışması” düzenlemek için harekete geçtim. Bu fikrimi Kültür Bakanlığı’na da yazmak istiyorum. Kültür Bakanlığı’na tıpkı Safranbolu, Bursa Altın Koza Belgesel sinema yarışmaları düzenleyip, desteklediği gibi Eskihisar belgesel sinema akşamları neden düzenlenmesin. Bu konu da Kocaeli milletvekillerini de göreve çağırıyorum.

    Gebze’nin bir çok değeri ranta kurban giderken, Esikihisar’da ranta kurban gitmek üzere. Eskihisar’a topyekun sahip çıkmalıyız. Başka Eskihisar yok. Türkiye’nin başka Osman Hamdisi ve İstanbul’un yanı başında tarihi ve turistik köyü yok. Darıca Bayramoğlu sahillerinden Eskihisar Muallimköy sahillerine kadar bölge açılmalı, liman ve deniz taşımacılıkları buradan kaldırılarak Marinalar, yat limanları, sahilde insanların rahatlıkla gezebileceği sosyal ve kültürel mekanlar oluşmalı, Eskihisar başta olmak üzere değerlerimizi dünyaya tanıtmalıyız.

  Birkaç kez değişik zamanlarda dile getirdim: ressam Osman Hamdi’nin Eskihisar’da çizdiği resimler büyük boy tablolar haline getirilerek, E-5, Feribot yolu, Otoyolun değişik kesimlerine asılarak Osman Hamdi’nin Resimlerini çizdiği Gebze’ye hoş geldiniz diye yazılar yazmalıyız.

   Eskihisar’da Uluslarası Resim, Müzecilik ve Arkeoloji kongreleri düzenleyerek Eskihisar’ı Uluslarası alanda bir açık hava kültür merkezi haline getirmeliyiz. Eskihisar sahillerinden motorlarla Körfez Kültür turları organize edilmeli. Eskihisar’ın kültür ve turizm kimliği ön plana çıkartılmalıdır.

   Eskihisar’a sözde değil, özde sahip çıkmalı, vatandaşa sit bölgesi adı altında çivi çaktırmayan devlet, değişik yöntemlerle Eskihisar’ı ranta kurban ediyor. Koruma kurulları, Kültür Bakanlığı devletin ilgili ve yetkilileri Eskihisar’ı bir pilot bölge ilan ederek Dünya Kültürler başkenti İstanbul’un yanı başında Eskihisar’ı açık hava müzesi haline getirmelidir.

  Eskihisar’a neden sahip çıkmamız gerektiğiyle ilgili daha çok yazılar yazıp fikirler üretebiliriz. Ancak bu bir devlet politikası olmalı, kültür ve turizmin ülkeler için ne kadar önem ifade ettiği bilinmeli. Eskihisar’a sahip çıkmak için Gebze ve Kocaeli seferberlik ilan etmelidir.

   Biz hayalimizde ki Eskihisar’ı bu yazımızda sizlerle paylaştık. Ancak gerçekler çok acı. İki özel firma Esikihisar’da meydan savaşı yaparken, İktidar ve muhalefetiyle milletvekillerinden ses çıkmıyor. Kocaeli Valisi sayın Ercan Topaca sus pus. Her fırsatta açıklamalar yapan Büyükşehir belediyesi rantçılarla mücadele etme yerine, gizli kapaklı Eskihisar’da imar planı çalışmaları yapıyor.

   Özetle Eskihisar Gebze bölgesi ve Kocaeli’nin namus, şeref ve onuru olarak görüyorum. Başka Eskihisar’ın olmadığını bir kez daha hatırlatarak sizleri Eskihisar ile ilgili daha önce yazdığımı yazıların linkinden yazılarımı okumaya davet ediyor, www.gebzegazetesi.com adresinde ki Gebze Gazetesi TV’den Eskihisar belgeselini izlediğinizde bizim neden bu kadar feryat edip yazı yazdığımızı daha iyi anlayacaksınız. Milletvekillerimiz,  Vali ve Büyükşehir Belediye Başkanından Eskihisar ile ilgili açıklama bekliyorum.

Eskihisar’a sahip çıkmalıyız

Eskihisar ile ilgili dert, şikayet, sorunlar bir türlü bitmiyor. Son günlerde 2 firma arasında ki rekabet Eskihisar üzerinde oynanan oyunları bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Firmaların birbirlerini suçlamaları, Arap ve İskoç ortaklı iki özel firmanın birbirlerini suçlayan açıklamalarından sonra Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Gebze Belediyesi’nin ilgili firmalardan birinin sözleşmesini iptal ettiğini açıklamasından sonra ortalık yine karıştı. Negmar firması kendini savunan açıklamalarla olaya yeni bir boyut getirdi. Özetle iki firma arasında ki kıyasıya mücadele ve rekabet giderek büyüyecek türden. Dün de olaya taraf olan Negmar firmasının ortağı Gök Denizcilik’in açıklamaları Eskihisar’ı yeniden gündeme getirdi.

Otuz yıllık gazetecilik hayatımda Eskihisar ile ilgili sayısız yazılar kaleme aldım. Belgeseller ve Tv programları çektim. Son taşımacılık olayıyla ilgili bir çok makaleye imza attım. Bu konu da ki fikrim Eskihisar, Körfez köprüsünün yapılmasından sonra tümüyle Deniz taşımacılığına kapanmalı. Eskihisar önlerinde park eden tehlikeli yük dolu gemiler ve tankerler buradan başka yere kaydırılmalı, Eskihisar binlerce yıllık tarihi geçmişi, Osman Hamdi Bey gibi Ressam ve müzecisiyle, Eskihisar kalesiyle, Anibalıyla, muhteşem manzarasıyla açık hava müzesi, kültür merkezi ve tarih hazinesi olarak saklanmalıdır. Eskihisar ile ilgili yazdığımı yazıların bir kısmının linkini sizlerle burada paylaşıyorum. Lütfen onları bir kez daha okuyun, Eskihisar’ı yakından tanımıyorsanız Eskihisar ile ilgili hazırladığım belgeseli www.gebzegazetesi.com’da ki Gebze Gazetesi TV ve www.belgeselyayincilik.com’dan izleyerek Eskihisar’a sahip çıkma adına fikirler üretin, ortak çalışmalar yapalım, Eskihisar’ı değil Türkiye, Unesco tarafından korunan kültür ve tarih merkezi haline getirelim.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN ESKİHİSAR AYIBI

İki deniz taşımacılık firmasının Eskihisar kavgasını Uluslarası boyuta taşırken ve kamuoyu bununla meşgul olurken, Kocaeli büyükşehir belediyesi sessiz sedasız Eskihisar’ınh İmar planıyla ilgili Eskihisar’dan uzakta, İzmit’te gözden ırak, küçük bir odada çalışma yapıyor. Değerli dostum Kocaeli Büyükşehir belediye Başkanı sayın Karaosmanoğlu’nun bu çalışmalardan haberinin olduğuna inanmıyorum. Sayın başkana buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Eskihisar ile ilgili lütfen Eskihisar’da çalışmaları yapalım. Ve Eskihisar da ki imar planları, Eskihisar halkının bilgisi dahilinde olmalıdır.

GAZETEMİZİN BUGÜNKÜ ESKİHİSAR MANŞETİ

Gazetemiz Eskihisar ile ilgili Objektif haberciliğini sürdürmekte. Bugün manşetimizde Eskihisar ile ilgili şu haberi dile getirdik: İdo ve Negmar rekabeti ise karşılıklı açıklamalarla giderek büyüyor. Olan ortada kalan Eskihisar’a oluyor. Negmar firmasının Eskihisar – Topçular arasında Ro-ro taşımacılığı yapacağını açıklamasının ardından başlayan tartışma savaşa dönüştü. İDO ve Negmar arasında kılıçlar çekilirken iki firma ardı ardına açıklamalar yaptı. Tartışmalar hakkında konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, Negmar firmasının Eskihisar´da taşımacılık yapamayacağını söyleyerek firmaya ret kararı vermişti.

İDO’YA DA TEPKİ VAR

Öte yandan feribot taşımacılığının bir diğer muhatabı İDO’da uygulamalarıyla tepki topluyor. özelleşen İDO fahiş fiyata taşımacılık yaparken, araçlar 45 dakikada 50 TL ücretle topçular arasında geçiş yapıyor. 860 Milyon dolarla ihale alan İskoç Ortaklı İDO’nun da ismini değiştirmesi isteniyor ve tekelcilikten oluşan yüksek fiyata taşımacılığının son bulması isteniyor.

GÖK DENİZCİLİKTEN AÇIKLAMA

Gebze Belediyesinin Gök Denizcilik ile yapılan ek protokolü iptal ettiğini açıklaması üzerine  Gök denizcilik tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Gebze Belediyesi ile ek protokolle yapılan kira sürecinin devam ettiğini ve her iki taraf limanları için işletme belgesine sahip olduklarını ifade eden Gök denizcilik, belediyenin ek protokolü tek taraflı olarak kaldırmasının mümkün olmadığına dikkat çekti.

ESKİHİSAR YAZILARIMIZ

Eskihisar ile ilgili yazılarımızın bazılarını aşağıda ki linklerden okuyabilirsiniz:

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-1389-Eskihisar´a-sahip-cikalim.html

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=12345

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11867

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11785

Cumhuriyet Bayramı kavgası

Ne kadar acı… Halkın bayramı olan cumhuriyeti bile kavga konusu yaptık. Ankara’da ki yürüyüş siyasi demeçlerin bayram üzerinden yapılması. Üstelik, Cumhurun yani Halkın bayramı üzerinden yapılması ancak böyle olur.Halkın bayramı anlamına gelen cumhuriyet bayramı üzerinden yapılan siyasi kavgalar, demeçler, açıklamalar, bayrama gölge düşürdü. Birilerinin bayram üzerinden siyaset yapması gerçekten üzücü. Cumhuriyeti kim kurdu? Cumhur kimdir? Cumhuriyet kurulurken, cephelerde şehit olanlar, gazi olup esir kamplarına düşenler, malını mülkünü kaybedenler, deyim yerindeyse bedel ödeyenler kimlerdi?  Bunlar maalesef araştırılamadı. Cumhuriyet’in ilanına giden yolda nice isimsiz kahramanlar ve bedel ödeyenler unutuldu gitti. Bunu bizzat Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği bölgelerde araştırma yapmış bir gazeteci olarak söylüyorum.

DALGIÇ RIZA VE İSİMSİZ KAHRAMANLAR
  Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarından öncülüğünden cephelerde savaş yapılırken Din adamlarından esnafa, gazeteciden düşünüre kadınıyla, erkeğiyle büyük bir mücadele verildi. Bu mücadeleyi verenlerin her biri araştırılıp tarihe altın harflerle isimleri yazılmalıdır. İşte onlardan birisi Gebzeli mahya ustası Dalgıç Rıza Efendi. Hiç kimse adını sanını bilmiyor. Dün onu kamuoyu gündemine getirerek vefa borcumuzu ödemek istedik. Daha bunlar gibi nice isimsiz kahramanlar ve şehitler  bizden vefa bekliyor.
 
ANKARA’DA YAŞANAN OLAYLAR

Bugün birileri Cumhuriyete sahip çıkarken, sanki  başka birilerinin Cumhuriyete karşı gibi gösterilmesi mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Dün Ankara’da yaşanan bu olayların ne Cumhuriyete ne bayrama yakışmadığı bir gerçektir. Bana göre Ankara’da ki olayların bir numaralı sorumlusu Ankara Valisi Alaattin yüksel ile olayı siyasi boyuta taşıyan partililerdir. Ankara valisi Bayramı yasaklamamalıydı, CHP’de bu işi siyasete alet etmemeliydi. Sözü uzatmak istemiyorum. Bu konuda yazılıp söylenecek çok şey var. Türkiye Cumhuriyeti’nin sevmek, vatana sahip çıkmak, sözde değil özde olur. Türkiye’de herkes işini çok iyi yapmalı. Herkes ama herkes ulusal tarih bilincine sahip olmalıdır. Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır diyor, sizleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden Kurtuluş Savaşı ile ilgili hazırladığım belgeseli www.gebzegazetesi.com ‘da ki Gebze Gazetesi TV’den izlemeye davet ediyoruz.

Bayramlar ve gençlerimiz

Kurban ve Cumhuriyet Bayramı birlikte kutlanıyor. Bir Bayram haftasını daha geride bıraktık. Bayramları bayram tadında değil, tatil fırsatıyla kutluyoruz. Kurban Bayramı’nın ne anlam ifade ettiği, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda nelerin olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşa giden yolda verilen bedeller, şehitler ve gerçeklerin ne olduğunu tam anlamıyla tartışmıyoruz.

  Kurban Bayramı ile ilgili Bayram arifesinde bu köşede yer alan yazımı www.gebzegazetesi.com adresinde ki yazımız adeta okuma rekoru kırdı. Dünyanın bir çok ülkesinden 4 gün içerisinde  7 bine yakın insan internet sitemize girerek yazımızı okudu. Bu yazıda Kurban Bayramı ve Milli Bayramların önemine işaret edip Kurban kesmenin Milli ve Manevi tarihimizde ki yerini gündeme getirmiştim. Gerçekten insanımız tarih bilinci konusunda çok duyarlı. Bu yazımı okumayanları yazımı http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-1693-Kurban-bayraminin-onemi.html  linkinden okumaya davet ediyorum.

 CUMHURİYET BAYRAMI VE TARİH BİLİNCİ

     Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Gençlerimiz bu tarihi günleri milli tarih bilinci ile anlamalı. Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmak demektir. Özellikle gençlerimiz tarih bilincine sahip olmalı. Ancak ne yazık ki devlet olarak gençlerimize yeterince sahip çıkmadık. Bugün on binlerce gencimiz ne yazık ki işsiz, bir çoğu üniversite eğitiminden mahrum kalmış durumda. Gençlerimize ne bir üniversite verebildik Gebze’de ne de onlara iş imkanları sağladık. Bir çok gencimiz işsiz, bir çoğu da asgari ücretle geçimini sağlıyor. –

  29 Ekim Türk tarihi için önemli bir gün. Ben bir şehit torunu olarak tarihimize gereken değeri vermeye çalışıyor ve kurtuluş savaşıyla ilgili gerçekleri araştırmaya çalışıyorum.   Bu bağlamda Devri Alem ve belgesel  yayıncılık olarak  Samsun, Merzifon, Amasya,  Erzurum, Sivas ve Ankara’da  çektiğimiz belgesel TV programlarını birçok TV kanalında  halen yayınlanmaya devam ediyor.

CUMHURİYET VE DEMOKRASİ

Binlerce şehit vererek, sıkıntı ve yokluklar içinde, büyük özverilerle kurulan Cumhuriyet, demokrasi ve halkın kendi kendini idare etme ve kendisini idare edecek yöneticileri seçme demektir. Acı ama gerçek. Halk kendisini yönetecek siyasetçileri ve idarecileri seçemiyor. Sebep, liderler sultası. Her şey Ankara’dan olup bitiyor, liderlerin, milletvekili, Belediye Başkanı ve Meclis Üyesi adayı gösterdikleri seçilebiliyorlar. Parti teşkilatları  ve delege sistemi maalesef göstermelik.  Hangi parti olursa olsun merkez yoklaması diye Cumhuriyetin ve Demokrasinin temellerine aykırı uyduruk kararlarla seçilecek insanları atayarak millete dayatma yapıyorlar. Bu bayram üzerinde durulması gereken en önemli husus bu. Son yıllarda Parti teşkilat seçimlerinde bile tam anlamıyla demokrasi gerçekleşmiyor, tek liste dayatmalarıyla parti teşkilatları kongre yapmaya zorlanıyor. Bu durum halkın siyasetçiye ve demokrasiye güvenini zayıflatmaktadır.

 Yakın bir gelecekte ülke yönetiminde gençler söz sahibi olacak. Gençlerimiz hiç bir zaman başka bir Türkiye’nin olmadığını akıllarından çıkartmamalı.

Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelinemeyecek hiç bir sorun yoktur. Birlik ve bütünlüğümüze yönelik her türlü saldırı ve tehdit karşısında daha fazla kenetlenmeli.  Dış güçler ve yerli işbirlikçilerine huzur ve güvenliğimizi bozmasına fırsat vermemeliyiz. Devlet olarak da gençlerimize sahip çıkmalı, onları eğitmeli, okuma imkana sağlamalı ve istihdam oluşturmalıyız. Bugünün gençleri yarın ülkemizi yönetecek kişilerdir. Bu yüzden sorumluluklarımız var.

ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerini gezen bir gazeteci ve TV belgeselcisi olarak ,  lise ve üniversite öğrencilerine kurtuluş Savaşı’nın geçtiği Polatlı, Haymana,Sakarya ovası,  Afyon, Kütahya ve Eskişehir bölgesi gezdirilerek milli tarih bilinci verilmesini tavsiye ediyorum. Bu vatan için dedelerimizin verdiği mücadele tarihin yazıldığı yerlerde gençlerimize öğretilmeli.  Bu vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

 MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI GEBZELİ DALGIÇ RIZA

29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutlarken; Gebze’nin Milli kahramanlarını da unutmamız gerekir. Bunlar içerisinde Yahya Kaptan ve Mahya Ustası dalgıç Rıza önemli yer tutar. Star Gazetesi’nde Gebzeli Mahya Ustası Dalgıç rıza’nın Yeni Camii’ye astığı mahyalarla İngiliz İşgal kuvvetlerine karşı verdiği mücadele çok güzel bir şekilde anlatıldı. Yazını özetini burada sizlerle paylaşıyorum.

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA MAHYACILAR

Milli Mücadele yıllarında mahyacılar boş durmuyor, her fırsatta minarelere kondurdukları mahyalar ile halka moral veriyordu. Yeni Camii’nin mahyacıları Hafız kardeşler, Fatih Camii’nde Kebapçı İsmail, Ayasofya’da Cumaovalı Halil, bu zor günlerde hazırladıkları mahyalarla ün kazanmışlardı.  Özellikle Gebzeli Dalgıç Rıza’nın Yeni Camii için hazırladığı Ya Vatan Ya Ölüm yazılı mahyayı gören İstanbullular, gözyaşları içinde kurtuluş için ümitleniyordu. Durumdan rahatsız olan işgal kuvvetleri, mahyaları yasaklamıştı. Ama Gebzeli Rıza, astığı Feda Olsun Canımız mahyasıyla düşmana ‘Ölmek var dönmek yok’ diyordu.

Bu topraklar, adını burada sayamadığımız bunun gibi daha birçok vatan kahramanını çıkarmış, bundan sonra da çıkaracaktır. Vatan toprakları şehit kanları ile sulanmıştır ifadesi sadece şairlerin mısralarında kullandığı hamasi duygularla yazılmış bir cümle değildir. Bu bir hakikattir. Ömrümüz boyunca bu hakikat bizim peşimizden gelecek, ne olursa olsun bu milletin geçmişte yaşadığı acılar unutulmayacaktır.” Ama biz Gebzeliler olarak Dalgıç Rıza’yı unuttuk ve vefasızlık yaptık. Gebze Belediye Başkanı Sayın Adnan Köşker’e buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Bu vatan kahramanı Gebzeli Dalgıç Rıza’nın adını bir parkta yaşatmalı. Star Gazetesi’ndeki yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://haber.stargazete.com/pazar/milli-cetelerin-kahramanligi-dillere-destandi/haber-699889

Kurban bayramının önemi

      Son 5 yıldır Kurban Bayramını hep yurtdışında karşılıyordum. Kurban bayramı coşkusunu dış ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimizle paylaşıyor, onların mutluluğuna ortak oluyordum. Bu yıl 5 yıl aradan sonra Kurban bayramını Gebze’de karşılıyorum. Bayram coşkusunu Gebze’de yaşayacağım. Kurbanla ilgili son 3 gündür çeşitli yazılar kaleme alıyorum.

İnsanlar neden kurban ediliyordu?

          Pazartesi günü bu köşede yer alan “İnsanlar Neden Kurban Ediliyordu?” yazımda dinler tarihi ve İslam medeniyetinde Kurbanını önemi,ilahi dinlerin insanı kurban edilmesini nasıl yasakladığını ayrıntılı bir şekilde kaleme almıştım,. Prof. Dr. Mehmet Çelik Beyin konferansından yararlanarak kaleme aldığım bu yazı büyük bir ilgi gördü. Söz konusu yazıyı  http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-1673-insanlar-Neden-Kurban-Ediliyordu?.html bir kez daha okuyup yorumlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz.


Hac ve Kurban belgeseli

          23.10.2012 tarihinde de bu köşede yer alan “Hac ve Kurban yazısı ile Hicaz belgeseli yazımda Kurban Bayramının varlık nedenlerinden biri olan hac ibadetinin ifa edildiği kutsal topraklarla ilgili yazdığım yazı yer aldı. 10 yıl önce hazırladığımı Hac ve Hicaz Belgeseli senaryo metniydi. Bu yazı ve belgeseli 3 kez gazeteci olarak kutsal topraklara giderek hazırladım. Bu yazımı da http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-1687-Hac-ve-Kurban-Belgeseli-.html linkinden okuyup yorumlayabilirsiniz.

Hac ve  Hicaz belgeselini izlediniz mi?

        Biri Hac ikisi Umre olmak üzere 3 kez kutsal topraklara gidip gelerek “Hac ve Hicaz Belgeseli” Hicaz’da Peygamber İzleri”, Osmanlı’nın Hicaz Eyaleti” adları ile 3 ayrı belgesel hazırladım. Hazırladığım belgeseller bugün bir çok TV kanalında yayınlanmakta.  Hac ve Hicaz belgeselimiz internette de yayınlanıyor. Bu belgeseli www.gebzegazetesi.com.tr adresindeki Gebze TV’den de izleye bilirsiniz.

Dini ve milli nayramların önemi

        Bayramlar, Bayramlarımız,  Dini ve Milli  Bayramlarımız… Coşku, huzur ve mutluğun  sembolu bayramlar. Milli ve manevi kültürümüzün   temel taşı  Bayramlar.  Coşku  ve sevinci  doya doya yaşadığımız bayramlar. Bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kurban Bayramından sonraya rastlaması Dini ve Milli Bayramı bir arada kutlamanın heyecanını bir kez daha yaşatacak.

   Bayram deyince  çocukluk  yılllarımız gözlerimizin önüne gelmekte.   Çocukluk yıllarında  yaşadığımız  ilk bayramlar,  Silik bir  resim gibi hatırladığımız mutlu  çocukluk günlerimiz.

    Heyecandan uyuyamadığımız bayram geceleri. Sabah erkenden  büyüklerimizle  birlikte  bayram namazına gittiğimiz  o günler.. Artık hepsi mazi oldu. Çok  gerilerde kaldı.

 Bayram mı tatil mi?

       Hükümetin Cumhuriyet  bayramını da dikkate alarak bayram tatilini 6 güne çıkarması insanlara yine tatil planı yaptırıyor. Dini ve Milli Bayramlar başlı başına bir kültürdür. Bayram akraba ve  dostların ziyaret edilip hatırlandığı  günlerdir. Sıla-i Rahim kültürünün yani baba ve  dede memleketlerinin ziyaretlere gidildiği  günlerdir.

        Her nedense   bayram  kültürü  tatil olarak alğılanmakta.    Bayram günlerinin hafta  sonları ile birleşmesi ile  uzun tatillerde  yurtiçi  ve  yurt dışına  gitmek için fısat bilinip akraba ve dostlardan kaçma olarak algılanmakta.

        Yaz tatilinin yeni  sona erdiği bir dönemde,gelin kendimize bir iyilik yapalım.  Özeleştiri  yaparak tatili  hak edip  etmediğimizi sorgulayalım.

Bayram kültürünü doya doya yaşayalım

 Geçmiş bayramlarda yaşanan  üzücü olaylar inşallah bu Kurban bayramında yaşamayız.. Umut ediyoruz ,Kimse yollarda kalmaz kaza geçirmez. Bayramlar da tatil değil, aile büyüklerimizi ziyaret etmeliyiz. Atalarımızın Mezarlarını ziyaret edip fatihalar okumalıyz.Ve en önemlisi güzel bir Ramazan bayramı geçirmek için elimizden geleni yapmalıyız

    Bayramı tatil olarak  değil , milli ve manevi   kültürümüzün  temel taşı olarak kabul edip, Kurban  Bayramını  doya doya yaşayıp Cumhuriyetimizin kuruluşunun 89.yılını coşkuyla kutlayalım. Bayramlarımız bayram gibi geçsin bu duygularla tüm okurlarımızın ve İslam Aleminin Kurban Bayramını tebrik ediyorum.

İnsanlar Neden Kurban Ediliyordu?

Kurban bayramı arifesindeyiz. Kurbanla ilgili hazırlıklar devam ediyor. İslam dünyasında kurban bayramının ayrı bir  önemi var. Her bakımdan önemli ibadet olan kurban kesimi ile ilgili hazırlıklar tamamlanmak üzere. Hali yerinde olan Müslümanların yılda bir kez kurban kesmesi farza yakın vacip bir ibadet. Birçok Müslüman sadece kendisi için değil çocukları ve ahrete intikal eden büyüklerinin ruhu adına da  kurban kesmeleri  kurban ibadetine verilen önemi göstermekte.
İLAHİ DİNLERDE KURBAN İBADETİ
Neden kurban kesilir? Kurbanın tarihçesi nedir? Hz Adem’den peygamber efendimize ilahi dinlerdeki kurban ibadeti, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin atası olan büyük peygamberlerden İbrahim Aleyhisselamın oğlu İsmail peygamberi Allah’a kurban etme olayı ile ilgili birçok şey söylenilmekte. Sadece kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de değil tahrif edilmiş, Tevrat ve İncil’de de kurbandan ve kurbanın tarihçesinden söz edilmektedir. Kurban ibadeti, Hz Adem’den peygamber efendimize ilahi bir emir ve kutsal bir ibadet olarak insanlık tarihinde yerini almıştır. Hz. Ademin oğulları  Habil ile Kabil olayı kurban’ ın başlangıcı kabul edilir.

İNSANLARIN KURBAN EDİLMESİ

İlahi dinler içinde hiçbir  şekilde  insanların kurban edilmesi söz konusu olmamış, İbrahim Aleyhisselam, oğlu İsmail’i yüce Allah’a kurban sözü vermesi dolayısıyla kurban olarak keserken Cebrail Aleyhisselamın gökten koç olarak kurban getirmesi ve İsmail peygamberin yüce Allah tarafından bağışlanıp onun yerine koç kurban edilmesi olayı, ilahiyatçılar, ilim adamları ve tarihçiler tarafından çok iyi araştırılması gereken önemli bir olaydır. Hangi dinde olursa olsun yüce yaradan insanın kurban edilmesini, yasaklamıştır. İslamiyet’in ne büyük bir  rahmet din olduğunu, İslam öncesi Arap dünyasında kız çocuklarının çeşitli nedenlerle diri diri toprağa gömmesini yasaklamasından anlaşılmakta.

3.000 yıldan beri Hz İbrahim aleyhisselam döneminde  yasaklanan insanın kurban edilmesi ilahi dinlerde  de yasaklanırken, yakın bir geçmişe kadar bugün medeni ve çağdaş geçinen birçok toplumda insanların kurban edildiğini görüyoruz. Bu konuda Gebze Belediyesi tarafından organize edilen kültürel etkinlikler kapsamında Gebze’ye konuk olan prof, Dr. Mehmet Çelik’in konferansında açıklamalar yapıldı.

Mehmet Çelik araştırmacı bir öğretim üyesi. Ankara üniversitesi İlahiyat fakültesi  felsefe bölümünden Türk dili ve edebiyatını bitirdikten sonra; Atatürk, 19 Mayıs ve Fırat Üniversitesi görev yapmış ve  halen Celal Bayar üniversitesinde öğretim görevi yapmaktadır. Gebze’de yaptığı konuşmada insanların kurban edilmesi ile ilgili verdiği bilgilerin özetini bu köşede sizlerle paylaşıyorum.

BEBEKLER NEDEN KURBAN EDİLİYORDU ?
İnsanlık tarihine baktığımızda birçok milletin insan kurban ettiği görülmekte. Çin, Hindistan, İran tarihi, Anadolu’daki uygarlıklar, Ortadoğu, Kuzey Afrika’da Cezayir ve Avrupa ülkeleri, özellikle Roma döneminde insanların kurban edildiği görülmekte. Üstelik bu kurbanların çoğu saf ve günahsız oldukları için çocuklar ve bakire kızlardan oluşmakta. Bu kurbanlar özellikle 21 Mart gününde, güneşin bolluk ve bereket vermesi adına güneş tanrısına adanmakta.  Kurban kesemi   sahillerde  icra edilmekte. Roma kentinde Romalılardan kalma, kolezyumun açılışında 2100 yıl önce ,1000 kölenin kurban edildiği belgelerle ortaya çıkmakta. Roma Hz İsa’dan sonra insan kurban etmeyi yasaklamakta.
1921 senesinde yapılan araştırmada Cezayir’de ve Tunus’un Kartaca kentinde 1 ile 3 yaş arasında on binlerce çocuğun kurban olarak kesildiği kazılarda ortaya çıkmıştır. Kartaca’ daki kurban edilen bebeklerin mezarlarını  bizzat görmüş ve burada belgesel çekmiş biri olarak manzara karşısında dehşete kapılmıştım. Bundan kısa bir süre önce Doğu Türkistan’ın 2300 yıl önceki tarihi Tufan şehrinde o dönemler Budizm ile içli dışlı olan Tufan şehrinde 200 bebeğin kurban edilerek kral sarayının üstüne  gömülen mezarlarından anlaşılmakta. Çocuk yaştaki bu bebeklerin Budistler tarafından krallara ithaf edildiği acı gerçeklerin Devr-i Alem programı olarak yerinde  belgeselini de çektik.

 

TÜRKLER İNSAN KURBAN ETTİ Mİ ?
Prof. D.r Mehmet Çelik Bey’e Türklerin, insan kurban edip etmediğini sordum. Sayın Çelik, konferansta da açıkladığı gibi Gök Türklerden, Oğuzlara, tarih boyu Türklerin insan kurban etmediğini , Türkler kazandıkları  büyük zaferlerden sonra çok sayıda at, boğa ve büyük baş hayvan kurban ettiğini açıkladı. Bugün medeni geçinen Avrupa, Fatih Sultan Mehmet Han, 1453’te İstanbul’u fethedip İstanbul’u dünya kültür başkenti yaparken, Avrupa ve Amerikalılar insan kurban etmeyi sürdürüyordu. Alman imparatoru meşhur Şarken İtalya’yı alma anısına 7000 köleyi kurban olarak kesmesi belgelerle ispat edilmekte. Amerika’da ise aynı dönemde 20.000 insanın kurban edildiği görülmekte.
Bugün bu tarihi gerçekler insanlık tarihi araştırmacıları tarafından araştırılıp kamuoyuna açıklanmalı. Kimlerin barbar olduğu ortaya çıkarılmalı. İlahi dinler, Hz İbrahim’den itibaren 3000 yıldır insan kurban etmeyi yasaklarken Avrupa’nın daha yakın bir geçmişe kadar insan kurban etmesi, düşündürücüdür. Bugün İslamiyet’e saldıranlar karanlık geçmişlerine bakmalılar. Hayvan severlilik adına sadece dini bir ibadet olmayan her bakımdan sosyal bir hizmet anlamına gelen birçok fakir fukaranın sofralarında et gördüğü kurban ibadetine karşı çıkan sözde aydın ve çağdaş geçinenler geçmiş tarihe baktıklarında kimlerin, geçmişinin bozuk olduğunu daha iyi anlayacaklar. Kurbanı bahane ederek İslamiyet’e saldırdıkları için utanacaklardır.

YAHUDİLİK, HIRİSTİYANLIK VE MÜSLÜMANLIK’TA GÜNAH ÇIKARMA

Prof Dr. Mehmet Çelik Bey’in üzerinde ısrarla durduğu günah çıkarma bir başka ifadeyle Yüce Allahın insanların günahını affetmesiyle ilgili Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’teki yanlış düşüncelerle ilgili açıklamaları çok önemliydi. Türkçeye de atasözü olarak giren ‘Günah keçisi’ Yahudilikten gelen yanlış bir inançtır. Yahudilere göre yapılan tüm günahlar satın alınan bir kurbanlık keçinin Havra’da bir kulağından Haham başının tutması diğer kulağından günah sahibi Yahudi’nin tutarak bütün günahlarını hahama itiraf ettikten sonra keçinin Havra bahçesindeki ‘Mezbah’ denen yerde kurban edildikten sonra yakılmasıyla tüm günahların affedileceğine inanılmakta. Günah keçisi deyimi de buradan kalmakta.

Hıristiyanlar ise Hz İsa’nın tüm Hıristiyanların günahına kefalet olarak kurban edildiğine inanmaktalar. Hz İsa, günahlara kefaleten kurban edildiği için af yetkisini papazlara verdiği papazlar tarafından Hıristiyanlara anlatılmakta. Günahkâr Hıristiyanların kiliselerin özel yerlerinde kiliseye belli bir bağış yaptıktan sonra papazlara günahını itiraf ederek günahlardan kurtulacağına inandırılmakta. Bu durum görüldüğü gibi gerek Yahudilik ve Hıristiyanlar arasında benzerlik taşıyor.

Müslüman’da ise durum farklı. Müslümanlar, ne kadar günah işlerle işlesin, Hacca gidip geldikleri zaman bütün günahlarının affedileceği din görevlileri ve ilahiyatçılar tarafından Müslümanlara, anlatılmakta. Ancak, bu durum Kuran’ı Kerim’in ayetleri ışığında incelendiğinde yanlış olduğunu ifade eden Çelik, Kuran ayetlerinde en küçük günahın mutlaka karşılığının olduğunu özellikle kul hakkının affedilmeyeceğini çarpıcı bir misalle şu şekilde ifade etti.

“Bir vali, bir belediye başkanı ve siyasetçi haksız olarak görevden aldığı bir memurun hayatının bozulması ailesinin yıkılmasından sorumlu olduğu aile düzeninin yıkılmasıyla etkilenen herkesin kul hakkına girdiğini bu kul hakkı dolayısıyla ilgili  devlet adamı’ nın sorumlu olacağını ve affedilmeyeceğini “ söyleyen  sayın Mehmet Çelik’in bu tespitleri  önemli doğru tespitler. Kul hakkı hiçbir zaman affedilmemekte. Ticaretinde ve diğer işlerinde yanlış yapanlar ne kadar Hacca giderlerse gitsinler hiçbir suretle affa uğramayacakları Müslümanlarca bilinmeli ve kul hakkına dikkat edilmelidir.

SAYIN ÇELİK’TEN DEVR-İ ALEM PROGRAMINA ÖVGÜ
 Belgesel çekimleri için  yurt dışında  olsam da, Gebze’deki kültürel faaliyetleri yakından takip ediyorum,  Kültür  faaliyetleri Gebze’nin kentleşme sürecine çok büyük katkısı olacak. Gebze Belediye başkanı Sayın Köşker’e kültürel  hizmetlerin den  dolayı teşekkür ediyorum. Konferansta, Sayın Çelik’e dünyadaki insanlık tarihi içerisinde Kuran-ı Kerim’de adları geçmeyen 224 bin peygamber ile ilgili soru yönelttim. Sayın Çelik bu sorumuza cevap verirken şahsımızın yaptığı Devr-i Alem programlarını takip ettiğini ve programların çok önemli hizmet yaptığını söyledi. Amerika’da 1940’ta yapılan dinle ve medeniyetle ilişkisi olmayan dünyanın değişik ülkelerindeki 140 kabile üzerinde yapılan araştırmada dini inancın önemli olduğu ispat edilmiş, İslamiyet’le de ilişkisi olmayan bu araştırmacıların şu tespitler çok önemlidir.
“140 kabile mutlaka bir şeylere inanıyor. Ancak inandıkları şeyler İslamiyet’te Allah’ın yaratıcı olan sıfatları ortaya çıkmakta. Bu durum evrim teorisini tümüyle çökertmekte. Tarih boyunca insanların bir dine inandığını 224 bin peygamberin tüm insanları aydınlattığını zamanla bu dinlerin insanlar tarafından  bozulup tahrif  edildiği   bilinmekte.

Evet, sonuç olarak çok önemli bilgilere sahip olduğumuz önemli bir konferanstan, bazı notları sizlerle kurban bayramı arifesinde burada paylaştım. Bu konuda sizlerden de bizlere yorum yazmanınızı ve bu noktada kamuoyunu aydınlatmaya yönelik çalışmalarımıza destek olmanızı bekliyor Sayın Prof. Dr. Mehmet Çelik Beye verdiği bilgilerden dolayı  teşekkür ediyorum.

İNSANLARIN KURBAN EDİLMESİ BUGÜN DE DEVAM EDİYOR
Kurban Bayramı Arifesindeyiz. İlahi dinler insanların kurban edilmesini yasakladı. Ancak bugün medeni geçinen güçlü devletlerin ekonomik ve siyasi çıkarları yüzünden insanların kurban edilmesi halen sürüyor. Suriye kan ağlıyor. Güneydoğumuzda terör belası insanlarımızı kurban ediyor. Dünyanın bir çok yerinde  silah tüccarları  para hırsı yüzünden  kan döküyor insan öldürüyor.  Sözde çağdaş geçinen ülkeler başta Müslümanlar olmak üzere çeşitli nedenlerle tıpkı geçmiş de olduğu gibi yine  insan kurban ediyor. Tüm  İslam   Aleminin insanların kurban edilmediği bir dünyada yaşamaması ümidiyle Kurban Bayramını tebrik ediyorum.

Vizyon, Misyon ve Vefa

Yaldızlı, köşeli, şatafatlı cümleler vardır. Her fırsatta söyleriz, üzerinde bile düşünmez ne anlam ifade ettiğini bile araştırmayız. Bugün sizlere vizyon(varlık sebebi), misyon(gelecek hayali) ve vefa(Unutmamak) gibi çok anlam ifade eden bu üç kelime üzerinde uzmanlar görüşüyle yazı yazmak istiyorum.

Gebze Ticaret Odası’nın düzenlediği “sizin Dükkan toruna kalır mı?” semineri tek kelime muhteşemdi. Ahmet Şerif İzgören’in verdiği 2 saatlik seminer nefesler tutularak dinlendi. Osman Hamdi bey kültür merkezinin alt ve üst locası tümüyle doluydu. Seminerde deyim yerindeyse ezberlerimiz bozuldu, bir çok gerçeği yeniden hatırladık, geçmişten geleceğe ufuk turu atarak bir kez daha ayaklarımız üzerinde durduk.

Son yıllarda kalite belgesi almak moda. Kamu vöe Özel kuruluşların duvarları vizyon ve misyon satırlarıyla dolu. Vizyon ve Misyonun ne olduğunu yetkili ve yöneticiler bile bilmiyor. Modaya uyarak duvarlara yazdığımız misyon ve vizyonu varlık sebebimiz, gelecek hayalimiz, bizi biz yapan değerler olduğunu, yabancı hayranlığına kapılmadan sayın İzgören, yerli ve Milli kaynaklarla bize hatırlattı.

Seminer sadece ekonomik değil, Türkiye ve Dünya ölçeğini de gündeme alan çok önemli bilgiler içeriyordu. Seminerde benim üzerinde durduğum bilgi ve bilgiye sahip olmanın, başarı için değişimi yakalamanın şar olduğunu, iletişim, fikir ve değişimin insanlar, ülkeler ve en önemlisi yöneticiler için ne kadar önemli olduğunu öğrenmem oldu.

    SAYIN İZGÖREN NEDEN SEMİNERCİ OLDU?

Seminer arasında salona soru sormak isteyen var mı? Diye soran sayın İzgören’e el kaldırarak  sadece ben şu soruyu yönelttim: “Bunca yapılacak iş arasında neden seminerci oldunuz? Başka iş mi yoktu” sorumuza, ırmağa düşüp kütüğe sarılarak kurtulan insanların hikayesini esprili bir şekilde anlattıktan sonra bilgi ve bilgi teknolojileriyle uğraşmanın ne kadar önemli olduğunu, başarı için bilginin şart olduğunu söyledi. Kurum kültürü, gelecek hayali, bilgi ve iletişimin büyük değerler olduğunu söyledikten sonra tarihe geçecek şu cümleleri söyledi. “İyilik yap, karşılık bekleme, bilgi paylaş, karşılık bekleme” yerinde ve önemli sözler. Siz bilgiyi paylaştıkça gerçekten hem bilginiz hem de maddi ve manevi kazancınız artıyor. Bunun en canlı örneğini dünyanın 70’den fazla ülkesinde maddi ve manevi büyük fedakarlıklarla çektiğim belgeselleri hiçbir telif ücreti talep etmeden TV’lere karşılıksız kültür hizmeti olarak dağıttığımız için dünyanın dört bir tarafından davetler gelmekte, bizi tanıyan ve tanımayan bir çok insanın hayır duasını almaktayız.

Konferansın en acı noktası ise stratejinin ne kadar önemli olduğunu 1970 yılında ABD silahlı kuvvetler dergisinin İsrailli bir stratejisyenle yaptığı söyleşi de büyük İsrail devletinin önünde ki en büyük engelin Irak olduğunu, Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt bölgesi olarak üçe ayrıldıktan sonra Büyük İsrail Devleti’nin kurulabileceğini söyleyen İsrail Stratejiysen 30 yıl sonra Irak’ı parçalayarak bu emellerine ulaştığını, sayın İzgören’den dinlemiş olduk. Bir başka acı gerçekse bir Japon’un yılda 24 kitap, bir Fransız’ın yılda 14, 6 Türk’ün ise yılda sadece 1 kitap okuduğunu, bilgi ve bilişim çağında bilginin ne büyük değer olduğunu bir kez daha öğrenmiş olduk. Bilgi ve bilişim çağının gereğini yerine getirenlerin şirketleri ve firmaları torunlarına kalacak, ülkeleri ise başarılı ve lider bir ülke olacaktır. Vizyon ve misyon duvarlarda değil, insanların beyninde ve kalbinde yaşamalıdır. GTO’nun seminerinden çok şey öğrendim., sayın nail çiler başkanlığında ki GTO yönetimine teşekkür etmek istiyorum.

VEFALI MÜFTÜ ÖRNEK OLMALI

Vefa önemli. Bugüne kadar bir çok vefa toplantısına gittik. Bu toplantılarda Gebze’yi Gebze yapan ve Gebze’yi bize kazandıranlar hiçbir zaman hatırlanamadı. Gebze’nin ilk kez değerleri örnek bir devlet adamı olan Vefalı Gebze Müftüsü Şükrü Balkan tarafından düzenlenen mevlit ve kuran hatmi programıyla Mustafa Paşa Camii’nde anıldı. Mustafa Paşa Camii tıklım tıklım dün doldu. Kaymakam Salih Karabulut, Belediye Başkanı Adnan Köşker, GTO Başkanı Nail Çiler ve bir çok resmi ve özel kuruluş temsilcisi camiye akın etti. Okunan binlerce hatimle Gebze’ye bugüne kadar emeği geçen devlet adamları, din adamları, milli ve manevi şahsiyetler dualarla, hatimlerle anıldı. Fatih Sultan Mehmet Han’dan Çoban Mustafa Paşa’ya, İlyas Bey’den Yahya Kaptan’a kadar Gebze’ye hizmeti geçen şahsiyetler unutulmadı. Gebze’nin yetiştirdiği ve geçmişte elim bir trafik kazasına kurban giden Türkiye’nin önemli hafız ve mevlithanlarından Hafız Yusuf Gebzeli’de unutulmadı. Gebze Müftüsü Şükrü Balkan mevlit ve ilahilerden sonra binlerce Gebzeliye Mustafa Paşa Camii’nden vefanın önemini ve bu tür vefa toplantılarının neden önemli olduğunu açıkladı. Önümüzde ki günlerde konferanslarla bu vefa toplantılarına devam edileceğini söyledi. Cuma namazından sonra ise Gebze Müftüsü Şükrü Balkan, belediye Başkanı Adnan Köşker ve kaymakam Salih Karabulut ile Mustafa Paşa Külliyesinde vefa üzerine belgesel çekimleri yaparak röportaj gerçekleştirdik. Gebze’de bu vefa toplantısıyla bir ilk gerçekleşmiş oldu. Gebze Müftüsü sayın Şükrü Balkan’ın bu vefa hareketinin diğer kurum ve kuruluşlara özellikle tüm il ve ilçe müftülerine örnek olmasını diliyor, Gebze kamuoylu adına kendisine şükranlarımı sunuyorum. Vefa İstanbul’da bir semtin adı değilmiş.

 

Deprem paneli ve deprem gerçeği

Gebze Mütahitler Derneğinin organizasyonu ile gerçekleşecek olan deprem panelinde Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Mimarlar ve Mühendisler Odası temsilcilerinin katılacağı panelde deprem ile ilgili hazırladığımız Devri Alem belgeselimizde gösterilecek. GİMEDER Başkanı Zeki Gedikoğlu panel ile ilgili önemli çalışmalar yapıyor

17 Ağustos 1999 Marmara depremi üzerinden yıllar geçti. Marmara depremini bütün acılarıyla yaşamış bir toplumuz.  Depremde yakınlarını kaybedenler, yaralananlar, az ve ya çok zara görenlerimiz var. Depremle ilgili bugüne kadar birçok şey yazıldı, çizildi ama somut hiçbir şey yok. Değim yerindeyse hep “Havanda su dövdük”

Deprem üzerinde araştırma ve çalışma yapılması gereken, depremle ilgili bölgemizde bir veri bankası, müze ve anıtların olması gereken bir olgu. Ancak ortada ciddi bir şey yok. Depremle ilgili dokümanlar, arşivlerimiz bile çoktan silindi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Deprem Filmi yaptıracağını açıklamış ve büyük masraflar yaparak çalışmalar yapmıştı. Bu noktada da bir şey yapılmadı. Deprem filmi de adeta deprem hasarı altında kalarak unutuldu gitti. Keşke deprem filmi çekilebilseydi.

DEPREM PANELİ

Gebze Müteahhitler Derneği ile Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Üniversitesi, Gebze Mimar ve Mühendisler Odasının katılımıyla düzenlenen deprem paneli çok önemli. Bu tür panel ve konferanslar sürekli düzenlenip, deprem gerçeği de gündemde tutulsa. Bu önemli panele bizde arşivlerimizi açarak deprem belgeseliyle katkıda bulunuyoruz. Deprem panelinde yapılacak konuşmalar, depremle ilgili önlem alınmasını vesile olacaktır. Panelle ilgili gazetemizin dünkü sayısında özetle sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum.

DEPREME NE KADAR HAZIRIZ?

Gebze İnşaatçılar ve Müteahhitler ve Emlakçılar Derneği (GiMEDER)’den deprem paneli. 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminde büyük acıların yaşandığı Gebze’de uzun yıllar sonra deprem konulu panel düzenlenecek. GİMADER tarafından gerçekleştirilecek olan panele konusunda uzman panelistler katılacak. Panel Gebze Kent Kültür Merkezinde 18.30’da başlayacak. Bu konu hakkında gazetemize bilgi veren GİMADER Başkanı Zeki Gedikoğlu, halkımızın yeterince depreme duyarlı olmadığını söyleyerek “yarın deprem olsa ne yapacağımızı bilmiyoruz” dedi.

GİMEDER başkanı Zeki Gedikoğlu, programı 17 Ağustos da yapmayı planladıkları ancak zaman darlığı nedeniyle 17 Ekime ertelediklerini belirtti. Amacın 17 ağustos 1999 depreminden önce ve sonra yaşanan olaylarla ile bölgemiz insanına bilgi vermek olduğunu belirten Gedikoğlu, “ 1994’den bu yana bu tür etkinliklerde bulunduklarını, 1997 itibariyle dernek olarak faaliyetlerimize devam ediyoruz. Yaptığımız faaliyetlerimizde geçmişte söylediklerimizin ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Mesleğimle ilgili olarak da bu konularla ilgileniyorum. Panelimizde bölgemiz halkını bilinçlendirmek için düzenlendik. Yapılan çalışmalar yeterli değil. Eksiklikler var halkımız bu konulara duyarlı değil. Deprem herkesi ilgilendiren bir konu. Deprem kuşağında yaşayan Türk vatandaşların Japonya modeli bir deprem bilinci geliştirilmeli ve deprem yaşamaya alışmalıdır. Bu bilinç sağlanırsa can ve mal kayıpları Japonya örneğindeki gibi az olacaktır.” Dedi.

MARMARA DEPREMİNDE UNUTULAN GERÇEKLER

Marmara Depreminde unutulan çok önemli gerçekler var. Bugün ölü sayısını bile doğru bilemiyoruz. Resmi verilere göre Marmara Depreminde 17 bin 465 kişi öldü. 24 bin 734 kişi yaralandı, 89 bin 862 bina yıkıldı, 103 bin 651 binada orta hasar, 113 bin 899 binada az hasar meydana geldi. Bu veriler ışığında toplam 30 bin konut kullanılmayacak hale geldi. Bu veriler Türkiye ekonomisinin %5’ine tekabül etmekte.

Gebze bölgesinde ise 3’Gebze ve 37’de Darıca Depremden insanımızı kaybettik. Bin 237 konut ve 191 iş yeri yıkıldı veya ağır hasarlı hale geldi. Gebze bölgesi depremden ciddi anlamda etkilendi. Aradan yıllar geçse de depremde yaşadıklarımız halen hafızalarımızda tüm acılığı ile duruyor. Depremden ders ve ibret almak için zaman zaman toplantılar, paneller düzenlenmeli, çalışmalar yapılmalı.

Depremle ilgili bugüne kadar yazı, araştırma kaleme alıp, belgeseller çektim.bugüne kadar yazdığım yazıların bir bölümünü www.gebzegazetesi.com adresinde paylaşmak istiyorum.

Kocaeli bölgesinde tarih boyunca yaşanan deprem afetleri

 M.S. 2.YY: Büyük şiddette bir deprem yaşanmıştır, İzmit Körfezi´ n deki bütün kasaba ve köyler büyük zarar görmüştür.

M.S. 286: Gebze ve çevresinde depremden zarar gören yerler onarılmıştır.

M.S. 358: İzmit´ i temelinden sarsan, yaklaşık bir ay süren ve otuz bin kişinin ölümüne sebep olan büyük şiddette bir deprem yaşanmıştır. Gebze ve çevresi de bu depremden, etkilenmiştir Deprem sonrası, bölgede 50 gün süren bir de yangın felaketi yaşanmıştır. Bu felaketler, o dönemin ünlü şair ve yazarlarına konu olmuştur.

M.S. 362: Çok büyük şiddette bir deprem, Gebze ve yöresinde çok büyük zararlar oluşturmuştur. Deprem sırasında çıkan yangınlarla da bölgedeki köyler haritadan silinmiştir. Bu deprem, İzmit´te de ayakta kalabilen binaları yerle bir etmiştir.

5. YY: Gebze ve yöresi imparator Feodosyüz tarafından onartılıp, imar ettirilmiştir.

14 Eylül 1509: Başta İstanbul olmak üzere, İzmit ve çevresi tarihin en büyük deprem felaketini yaşamıştır. Deprem 4 gün aralıklarla sürmüştür. Gebze, Eskihisar, Hereke´ de bulunan camiler ve kalelerin tamamı yıkılmıştır. Tarihçiler, deprem sonrasında, İstanbul´un onarım gördüğünü İzmit ve Gebze´ de hiçbir onarımın yapılmadığını belirtmektedirler.

16 . Yüzyıl: Merkezi İzmit´te olan şiddetli bir deprem Gebze ve çevresini büyük ölçüde etkilemiştir.

22 Mayıs 1766: Merkezi İstanbul´ da olan şiddetli bir deprem, Gebze ve çevresine büyük bir zarar vermiştir. Bölgede çok hasar olmuştur. Bu deprem de Hacı İlyas Bey Camii tamamı ile yıkılmıştır. Aynı yıl içinde İlyas Bey´ in torunları camiyi onartmıştır.

17.YY: Gebze ve çevresini çok etkileyen, merkezi İzmit´te olan bir deprem yaşanmıştır.

1876 Yılında: Gebze ve yöresinde hasara sebep olmayan bir deprem olmuştur.

1894 Yılında: Gebze ve çevresinde büyük bir deprem olmuştur.

1953 Yılında: Gebze ve çevresinde etkili bir deprem yaşanmıştır.

1963 Yılında: Gebze ve çevresinde çok etkili ve hasarlı bir deprem olmuştur.

17 Ağustos 1999: Merkez üssü İzmit Gölcük´te bulunan ve saat 3:02´ de tüm Marmara Bölgesi´nde büyük hasar ve can kaybına sebep olan yakın tarihimizin en büyük depremi, Gebze ve çevresinde de etkili olmuştur, insan kaybımız bu bölgede 17 bini aşmıştır. Sanayi kuruluşlarının zararı 5 milyon dolara ulaşmıştır. Gebze, depremin meydana geldiği bölgeye göre bu felaketi hafif atlatmıştır. Gebze´ de 3, Darıca´ da 37 kişi ölmüştür. Bu tarihten sonra Adapazarı, Bolu, Kaynaşlı´da yaşanan depremler Gebze ve çevresini çok etkilemiş, binalardan hasarı artırmıştır.

 

Devr-i Alem. (15 Ağustos 2009)

  Sanayi Bakanı Ergün ve   Deprem  Gerçeği….

Yıllar gelip geçti. Daha dün gibi hatırladığım 17 Ağustos 1999 depremin üzerinden 10 yıl geçti. Depremi Gebze’de yaşayan biri olarak o günlerde yaşanan sıkıntıları yerinde görüp yazma fırsatı bulmuştum

Bugün 15 Ağustos. İki gün sonra büyük depremin yıldönümünü geliyor. Gazeteci ve belgesel TV programcısı olarak, günlerdir Deprem ile ilgili çok önemli araştırmalar yaptım. Depremi, depremin yaşandığı bölgelerde araştırma yapıp belgesel çekimi yaptım

Bugün baktığımızda 17 Ağustos’dan ders çıkarılmamış, Gittiğim birçok bölgede hiç bir hazırlık yok. Deprem unutulmuş gibi

Bugün Gebze bölgesinde 13 OSB bulunuyor. Her birinden binlerce tonluk yakıt tankları mevcut. Özellikle Dilovası sahillerinde bir çok yakıt tankları patlamaya hızır bir bomba gibi duruyor. OSB’lerin depreme duyarsız kalışı çok düşündürücü. Konu ile ilgili gazetemizde geniş çaplı haber yaptık. Haber üzerine 13 OSB’den sadece GEPOSB duyarlı davranarak, deprem ile ilgili yaptığı çalışmaları gazetemize gönderdi. GEPOSB’un gönderdiği açıklamaya bugün gazetemizde arkadaşlarımız geniş yer verdi.

GEPOSB, bünyesinde bulundurduğu Arıtma tesisi ile geçtiğimiz aylarda çevre ödülüne layık görülmüştü. Bugün baktığımızda GEPOSB her konuda önlem alıyor. Ya diğer OSB’ler. Diğerleri ne yapması gereken arıtma tesisini yapıyor, Nede deprem ile ilgili ne gibi çalışmalar yapmışlar açıklama yapmaktan kaçıyor. Bu durum çok üzücü.

Yıllar 1999 gösterirken, bugünün sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, depremi Derince Belediye Başkanı olarak yaşamıştı. Sayın Bakan, Depremi yaşayan bir belediye başkanı olarak bölgesinde ne gibi sıkıntılar yaşandığının çok iyi farkında olduğunu düşünüyorum. Bugün Sayın Nihat Ergün’e çok büyük bir görev düşüyor. Sanayinin kalbi konumundaki Gebze bölgesinde çok ciddi bir OSB araştırma yapması gerekiyor. OSB’leri her konuda denetleme yapmalı. 17 Ağustos yaklaşırken, sayın bakandan ricamız bölgemizde bulunan OSB’lerin depreme ne gibi hazırlığı olduğunu takip etsin ve kamuoyu ile paylaşsın

Evet yıllar gelip geçti. Deprem sadece 17 Ağustos yaklaşırken gündeme geliyor. Artık Deprem’i depremin yıl dönümü yaklaşırken değil her zaman hatırlamayız

Bizden uyarması. Sanayi kenti Kocaeli bölgesindeki sanayi kuruluşları depreme hazır değil. OSB’lerde bile yeterli deprem önlemi yok.

Başta Sanayi Bakanı Nihat Ergün olmak üzere, Büyükşehir Belediyesi ve Kocaeli Valiliğine büyük görev düşüyor.  Deprem’le ilgili önlemler alınsın. Depremi unutmayalım ve unutturmayalım

 Büyükşehir Belediyesinin deprem filmi ne oldu?

  Başkan Karaosmanoğlu’nun iyi niyeti Kötüye mi kullanılıyor? (26 Haziran 2009)

 Dost acı söyler ama gerçekleri söyler. Geçmiş de bir çok kişi dalkavukluk yaparken  Çevre ve Orman eski  bakanı sayın  Osman Pepeyi  eleştirmiştim. Bugün Akparti teşkilatı ve Gebze’ye haksızlık yapan değerli siyaset arkadaşım Sanayi bakanı Nihat Ergün ü eleştirdim. Şimdi’de KBB başkanı Sayın Karaosmanoğlu’nu gerçek bir dostu olarak eleştiriyorum.

Kocaeli büyükşehir Belediye başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’nu Yuvacık belediye başkanı ve Gebze Belediye başkan yardımcılığından tanıyorum. Çok iyi niyetli ve çalışkan bir siyasetçi ve devlet adamı.

 KBB’deki yanlış ve haksızlıklar..

Sayın Karaosmanoğlu ile Ak partinin kuruluş yıllarında kurucu il yönetim kurulu üyesi olarak birlikte siyaset yaptık.

Sayın Karaosmanoğlu iyi niyetli.  Sayın Başkan’ın iyi niyetini kötüye kullanan bazı çevreler var. Belediye’de bir çok haksızlık, usulsüzlük, israf ve yanlışlar yapılıyor.

KBB’nin kültürel ve sosyal faaliyetlerinde Gebze bölgesi tümü ile devre dışı. Kitap fuarı, Eğlenceler, sosyal faaliyetler, İzmit fuarı ve  Ramazan etkinlikleri  gibi  Kocaeli ye kent kültür bilinci kazandıracak çalışmalarda  sadece Gebze  değil  Kocaeli’nin tüm ilçeleri dışlanıyor.   Başkana Karaosmanoğlu her hafta Gebze ye geliyor. Gaziler dağında  yürüyüş yapmaya  zaman ayıran  sayın başkan’ın  gerçek dostu ve eski  bir  siyaset  arkadaşı olarak  küçük bir tavsiyem var. Tebdili kıyafet yaparak belediye birimlerini denetlemesi.

    Geçekten KBB bünyesinde birçok yanlış ve eksiklik ve haksızlık yapılıyor. Başkan beyin iyi niyeti kötüye kullanılıyor.

 KBB’nin Deprem Filmi’nden ne haber ?

    Büyük umutlarla geçtiğimiz yıl çekimlerine başlanılan ve 17 Ağustos Kocaeli Depremi’ni konu edinen ” Her Şey Bittiği Yerden” filmi, için Kocaeli büyükşehir belediyesi yüzlerce milyar liralık bütçe ayırdı ve  bu paranın bir kısmı da   filim çekilmeden  ilgili firmaya  avans olarak ödendi.

  Filmin çekimi çok önemliydi. Onbinlerce kişini hayatını kaybettiği 17 Ağustos Kocaeli Depremi arkasında binlerce acılı ev ve yürek bıraktı. Gün geçtikçe ortaya çıkan bu acı hikâye tablolarının bazıları ise toprağın altında kalmaya devam ediyor.

Depremzedeler üzerinden rant vurgunu mu?

   Acı ama gerçek hem depremden sonra ve hem de tıpkı deprem filmi çekimlerinde olduğu  gibi bir çok kurum ve kuruluş haksız olarak  deprem zedeler üzerinden  trilyonlarca  lira rant  vurgunu yaptı.

   Depremi bizzat yaşamış. Deprem bölgelerini tek tek gezerek belgesel çekmiş bir belgeselci olarak o günlerde birçok acı olay şahid oldum

    Sayın Başkan Karaosmanoğlu iyi niyetli olarak  depremden ders alınsın diye  Bu binlerce acı öyküden biri  olan Gölcüklü  deprem zede  Sami Dündar´ın  yaşadıklarını filim gerçekleştirecekti..

Deprem Filmi önemli bir projeydi.

    17 Ağustos depreminde 27 saat göçük altında kalan, öldü diye ceset torbasına konan Sami Dündar, büyük bir azim örneği göstererek, başından geçenleri anlatmak, kendisiyle aynı durumu yaşayan binlerce insanın duygularına tercüman olabilmek için, çalışma yapmıştı.

     Başlangıçta istediği filmi çekmek için aradığı senaristi bulamayan Dündar, tam umudunu kaybetmek üzereyken Okan Bayülgen ile tanıştı ve Bayülgen´in “Önce kitap yaz, sonra senaryolaştırması kolay olur” tavsiyesine uyarak ” Her Şeyin Bittiği Yerden” adlı kitabı yazdı. Bundan 5 yıl sonra ise Dündar´ın hayali gerçek oldu. Dündar filmi yönetmesi için yönetmen Ezel Akay ile anlaştı. Film için geri kalan tek eksik ise filmin nerede çekileceğiydi. Bu noktada imdada Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yetişmişti.

 Deprem Filmi için KBB na kadar para harcadı?

      Belediye,  Deprem film için yaklaşık 600 dönümlük İzmit Seka arazisinin film ekibine tahsis etti. Bu arazi içine Büyükşehir Belediyesi büyük paralar harcayarak 42 bina maketi, onlarca eski araç ve inşaat malzemeleri taşındı. Filmin çekimlerine, 17 Ağustos 2008´de depremin 9. yıldönümünde başlandı. Filmin çekimini üstelene firma belediye’den büyük miktarda avans bile aldı.

    Ama ne olduysa bundan sonra oldu. Film yapımcılığını üstelene firma ekonomik krizi bahane ederek ortadan kayboldu. Film rafa kalktı. Film çekimleri durdurulmuş olmasına rağmen, film için oluşturulan yapay enkaz hala ortada.

  Film  için yapılan harcamalar kimden geri alınacak?

   Film çekimlerinin durdurulmasının ardından 8 ay geçmesine rağmen hala ortadan kaldırılmayan enkaz, Seka arazisinde sadece görüntü kirliliği oluşturmuyor, Başkan sayın Karaosmanoğlu’nun iyi Niyeti’nin kumlanıldığını ve belediye’nin büyük çapta parasının deprem filmi çekme bahanesi ile birileri tarafından iç edilip haksız olarak alındığını da gösteriyordu.

     Evet Biz gazete olarak bilgi edinme yasası çerçevesinde belediye’nin bu filimden ne kadar zarara uğratıldığını, yapılan harcamaların geriye alınıp alınmayacağını sorgulayacağız.  Deprem filmi gibi KBB’ de büyük çapta israf ve yanlışlar yapılıyor.Sayın İbrahim Karaosmonoğlu’nun iyi niyeti  kötüye kullanılıyor.

Marmara  Depremi’nde Kaç kişi  Öldü?.. (12 Şubat 2010)

 Elazığ Depreminden sonar  ölü sayısı ile ilgili   çelişkili  açıklamalar   Kocaeli depremini yeniden gündeme getirdi..Elazığ’da  41 deprem şehidini saymaktan aciz olan, ölü sayısını önce  57, sonar 51 ve daha sonar  41 olarak açıklanması  devlet ciddiyetine büyük  gölge düşürdü.

    Elazığ’da bir kaç köyde meydana gelen ve 41 kişinin ölümüne neden  olan  deprem  felaketinde  ölü sayısını saymaktan aciz olan  devlet, Kocaeli  bölgesindeki deprem şehitleri sayısını gündeme getirdi.

    Tarihimize  Gölcük ve Marmara depremi olarak geçen  bölgemizde  acaba kaş kişi öldü?..  Devlet ölü sayısını 18 bin  civarında  açıklamıştı,   tarihi  arşiv belgelerine göre    bölgemizde   ölü Sayısı’nın çok daha  fazla olduğu  göstermekte.

  Bu konuda gazetemiz arşivinde  yer Alan   arşiv bilgilerini   tarihe  not düşme adına   siz okurlarımla  paylaşıyorum..

 1999 yılında kurulan TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Sözcüsü Zeki Çelik, korkunç gerçeği açıklamıştı.  Zeki Çelik’in yaptığı açıklama gazetemiz arşivin’de bulunmakta.  açıklamaya göre  Marmara depreminde 85 bin kişi  ölüp veya kayıp olduğu açıklanmıştı..  İşte o açıklama..

 Marmara Depreminde  85 bin kişi  öldü..

 Bölgemizi yerle bir eden Asrın en büyük felaketi ile ilgili acı gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. TBMM Meclis Araştırma Komisyonu Sözcüsü Zeki Çelik, depremden sonra 85 bin kayıp kişi için müracaatın bulunduğunu belirterek,”bu insanlar öldü mü, kaldı mı belli değil”dedi. Kızılay´ın toplanan yardımları gizlediği yönünde işaretler var diyen Çelik,957 milyar nakit 900 milyar çek-senet yardımı toplandığını açıklayan Kızılay´a sadece 1 ilden 1 trilyonluk yardım yapıldığını vurguladı. Depremde binlerce konutun yıkıldığı, 50 kişi´nin öldüğü, 500 kişi´nin yaralandığı Gebze´ye Kızılay hiç ilgi göstermedi.

    TBMM Deprem Araştırma Komisyonu sözcüsü Zeki Çelik, Marmara Bölgesi´nde 17 Ağustos´ta meydana gelen depremden sonra 85 bin kişinin kayıp için başvuruda bulunduğunu bildirdi. Fazilet Partisi Ankara Milletvekili Zeki Çelik, komisyon olarak,15-16 Eylül  1999 tarihleri arasında deprem bölgesinde yaptıkları incelemeleri değerlendirdi. Çelik,deprem sonrasında bölgede yaşanan belirsizlik ve karmaşanın depremden bir ay sonra da devam ettiğini gördüklerini belirterek,depremin asıl zararının resmi rakamlardan çok  daha fazla olduğunu söyledi.Bölgede depremden sonra 85 bin kişinin kayıp için başvuruda bulunduğunu belirten Çelik,devletin kayıplara ilişkin hiç bir faaliyetinin bulunmadığını öne sürdü.Çelik,”Aldığımız duyumlara göre,depremden sonra kayıp için 85 bin kişi  kayıt yaptırmış.Ve bu kayıp kişilerden çok azı bulunabilmiş.Bölgedeki bir çok vatandaş,yakınlarının yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyor.Bu kayıplar  ileride büyük sorunlara neden olacak.Asıl,kayıplara yönelik çalışmalar yapılmalı” dedi.(Ekim 1999 Gebze Gazetesi)

    Elazığ’da 7 Mart 2010 tarihinde meydan gelen 41  deprem şehidi  sayısını  karıştırılması devlete güveni sarstı. Elazığ gerçeği 1999  yılında  TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Sözcüsü  Zeki Çelik’in açıkladığı  85 bin  gerçeğini  doğruluyor.

Araştırmacılara  tarihi görev  düşüyor, Marmara depreminde  acaba  kaç kişi öldü ?…

 Deprem felaketini nasıl yaşadık  (Devr-i Alem Gebze Gazetesi)

 Yıllar nasıl da hızlıca gelip geçti. Daha dün gibi hatırlıyoruz. Gecenin yarısı Marmara bölgesinin altı üstüne gelmiş, on binlerce insan enkaz altında kalmış, bir o kadarı da sakat, yetim ve öksüz kalmıştı.

   17 Ağustos depreminden söz ediyorum. 17 ağustos deprem felaketi üzerinden 12 yıl geçti. Deprem felaketiyle ilgili belgeseller hazırlayıp araştırma yazıları yazdık. Hazırladığımız TV programları bir çok TV kanalında yayınlandı.

   Bugün 17 ağustos depreminin 12.yıl dönümü. Her yıl gelen haline getirdim. 12 yıl önce deprem felaketini yaşadığım o gecenin sabahı bu köşede kaleme aldığım yazıyı siz değerli okurlarımla 12 yıldan beri paylaşmaya devam ediyorum. Amacım deprem felaketinden ders ve ibret almak.

  Bir başka ülkede yaşansaydı bu deprem felaketi üzerine filmler çekilir, geniş çaplı belgeseller hazırlanır, kitaplar ve romanlar yazılırdı. Biz hiçbir şey yapmadık. Üstelik deprem felaketini kullanan bazı çıkarcılar felaket üzerinden çıkar sağladılar. Aslında deprem felaketini kimler kullandı, bunlar kimden rant elde etti bunlarla ilgili belgesel programı çekmek gerekiyor. Şimdi gelin o deprem gecesini bir kez daha yaşayalım:

 DEPREM FELAKETİNİN ÜZERİNDEN 12 YIL GEÇTİ

Bundan tam 12 sene önceydi. Gece yarısı saat 03.02’de depremi Gebze’de yaşadım. Birden binanın altından büyük sesler gelmeye başladı. Acı sonu beklemeye hazırlanırken, birden kendimizi binanın terasına attık ve hemen ardından yalın ayakla binanın dışına kendimizi attık.  Ayaklarımıza batan onca kırık cam parçalarına rağmen. Biranda mahalle halkı gecenin o yarısında dışarıda toplandı. Merkez üssü Gölcük olan depremde yangınlar çıkıyor, insanlar feryat ediyordu.

2 GÜN BAĞLANTI KESİLDİ

Bölgemiz için çok büyük felaket olan depremde 10 binin üzerinde insan ve birçok sevdiklerimizi kaybettik. Deprem sonrası Gebze’den, Dünya’nın 2 gün sonra haberi oldu. Çünkü iletişim hatları kesilmiş, kimse birbirleri ile bağlantı kuramıyordu.

DEPREM MÜZESİ YAPILSIN

Depremin 9 uncu yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Deprem filmi yaptırma kararı alınmıştı. Bunun için 200 Milyar liraya yakın bir ara harcanmıştı ama tıpkı deprem gibi film ortada yok, belediyenin paraları uçtu.. Deyim yerinde ise, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Deprem filmi, enkazın altında kaldı.

   Daha öncede yazdığımız gibi, belediye deprem filmine harcadığı para ile deprem filmi yerine Büyükşehir Belediyesi Deprem müzesi yaptıramaz mıydı?. Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerin arşivlerinde hiç bir şey yok. Adapazarı Belediyesinin deprem müzesini gördüm. Hayran kaldım. Bizim belediye Başkanlarını Adapazarı deprem müzesini görmeye davet ediyorum

Gazetemiz bünyesinde binlerce fotoğraf ve film arşivimiz var bunların birer kopyasını, hiç bir ücret almadan Kocaeli’de kurulacak deprem müzesine verebiliriz.

DEPREM BELGESELİMİZ YAYINLANIYOR

İki yıl önce depremin 10. yılında Devr-i Alem Düzce’den Yalova’ya deprem bölgesini adım adım gezerek, Depremle ilgili belgesel hazırladık. Hiç bir kimseden destek istemeden tamamen kendi imkanlarımızla çektiğimiz ve belgesel yayıncılık Gebze stüdyolarında kurguladığımız  deprem belgeseline hiç bir telif ücreti istemeden, bir çok TV kanalında yayınlanmasını sağladık. Amacımız Deprem gerçeğini unutmamak ve unutturmamak.

   Bir çok kurum ve kuruluş depremi rant vasıtası yapıp, deprem üzerinden siyasi, sosyal ve ekonomik çıkar vurma peşinde göstermelik, panel, toplantılar, tişört basımları, yürüyüşler hatta konserler bile veriliyor.

   Gerçekten çok yazık. Deprem şehitlerini bir kez daha rahmetle anıyor. Tüm depremzedelere geçmiş olsun ve baş sağlığı diliyorum

Her yıl bu yazıyı tekrarlıyorum. Bu yılda aynen tekrarladım. Bu konuda sizlerden yorum bekliyorum.

 Deprem felaketinin 12.yıl dönümünde geriye doğru bakmalıyız, deprem felaketinden ders ve ibret almalıyız. Bölgemiz Türk sanayinin atar damarı. Deprem kuşağı üzerinde sanayi kuruluşları yükseliyor, OSB’ler kuruluyor, kimya ve akaryakıt depoları kuruluyor…

    Körfez’in karşı tarafı sanayiye, liman tesislerine ve depolama alanlarına açıldı. Yüzlerce kimyasal tank ve depo yapılması için çalışmalar devam ediyor. Deprem felaketinden bir daha ders ve ibret alalım yeni yeni felaketler yaşamayalım.