Oda seçimlerini bırak Anibal Kavşağı’na bak

Anibal kavşağı, sadece Gebze için değil, Kocaeli içinde çok önemli. Anibal kavşağı, büyükşehir belediye başkanı sayın Karaosmanoğlu’nu Gebze’ye verdiği en önemli hizmet sözüdür. Daha önce bu konuda bir çok yazı kaleme aldım. Çünkü, Gebze’yi yaşanılır kent haline getirecek, marka şehir yapacak, en önemli proje Anibal Kavşağı olduğu içindir.

Anibal Kavşağı, Gebze’nin iki yakasını bir araya getirecek, Gebze’nin Eskihisar ile irtibatını sağlayacak bir kavşaktır. Anibal Kavşağı ve dal-Çık Büyükşehir Belediyesi’nin prestij projesi olan Gebze Vadi projesinin başlangıcıdır. Anibal Projesi, Gebze bölgesi için her şeydir.

Biz, Oda seçimleriyle gündemimizi meşgul ederken büyükşehir Belediyesi, Anibal Kavşağı ve Dal-Çık’tan tamamen vazgeçildiği yönünde ki bilgiler alıyoruz. Bu konuda gazetemiz Bugün geniş bir haber de yaptı. Bunlar sadece haber de kalır. Büyükşehir ve sayın Karaosmanoğlu Gebze için hayati önemli olan bu projeden vazgeçmez.

Anibal Kavşağı ve Dal-Çık ile ilgili daha önce bu köşede yer alan yazıların üzerine hem büyükşehir belediyesi çevrelerinden hem AK Parti Kocaeli İl başkanlığı ve hem de AK Parti Gebze Teşkilatı’ndan Dal-Çık ve Kavşak’ın yapılacağı açıklamaları yapılmıştı. Ve 2010 yılında projenin ihale edileceği söylenmişti. 2010’un üzerinden çok sular geçti, tarihler 2013. ve Anibal Kavşağı Dal-Çık projesi sözleri unutuldu ve tümüyle vazgeçildiği kulislerde konuşuluyor.

Gerçekten çok üzücü. Gebze Ticaret odası seçimleri için kıran kırana yarış yapanlar, birbirini yıpratmak ve yok etmek için belden aşağı vuranlar hangi taraf olursa olsun kazanmak için her şeyi mubah görenlere buradan seslenmek istiyorum. Fazla bir anlamı olmayan Oda seçimleri için verdiğiniz mücadeleyi Gebze için çok anlamlı olan Anibal Kavşağı için verelim, Anibal Kavşağı’nın yapılması için var gücümüzle çalışalım.

Gebze Ticaret Odası yönetimine ve başkan Sayın Nail Çiler’e buradan seslenmek istiyorum. Anibal Kavşağı ve Dal-Çık ile ilgili hemen bir toplantı organize edilmeli, bu kavşağın ve Dal-Çık’ın yapılması için gerekirse bir yardım kampanyası başlatılmalı, Büyükşehir’in parası bitti ise Gebze Halkı Ticaret Odası’nın öncülüğünde bu Kavşağın yapılması için seferberlik ilan etmelidir.

Büyükşehir’in hizmetleri ve Anibal kavşağı ile ilgili daha önce bu köşede yazdığım yazımı ve gazetemizde çıkan haberleri sizlerle paylaşıyorum.

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-2670-oda-secimlerini-birak-anibal-kavsagi%27na-bak.html                                                                

Oda seçimleri neden ertelendi?

Başta Gebze Ticaret Odası olmak üzere Kocaeli ve Türkiye genelindeki Ticaret ve Sanayi Odaları seçimleri için kıran kırana mücadele yapılıyordu. Mücadele demek bile hafif kalır. Deyim yerindeyse meydan savaşı yapılıyor. Bütün soğuk savaş araçları devreye sokularak, rakibi yıpratmak, yok etmek için harekete geçiriliyordu.

Biz bunun küçük bir örneğini GTO’da gördük. Kulisler aylar öncesinden başlamıştı. GESİAD’ın malum bildirisinden sonra ortalık tam anlamıyla toz duman durumuna büründü. Taraflar arasında karşılıklı meydan savaşları son 4 yıldır Gebze Ticaret Odası’nı birlikte yürüten ekip adeta düşman kardeşler haline gelerek birbirlerini yıpratmak için ağır suçlamalar, iftira ve hakaret derecesine varan taarruzlar yapıldığını gördük.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin seçimi sürpriz bir şekilde Mayıs ayına ertelemesi şok etkisi meydana getirdi. Bu erteleme basit bir erteleme değil. Hele meslek komitelerindeki dağınıklığın gerekçe gösterilmesi ise şahsen benim akıl ve mantığıma uymuyor. Oda seçimlerinin ertelenmesinde başka çok önemli sebepler var. Bu sebeplerin ne olduğunu yazımın son bölümüne bırakırken GTO seçim sürecinde yaşananları kısaca hatırlayıp özetleyelim.

Değer miydi?

GTO seçimlerinde gördüklerimiz, duyduklarımız ve yaşadıklarımız karşısında üzülmemek, kahrolmamak elde değil. Basit bir oda seçimi için yılların dostluğu bir anda yıkılıyor, kardeşler arasında bile ayrılık başlıyor, arkadaşlık, dostluk, vefa, sadakat ve tüm değerler oda seçimi için bir anda harcanıyor, yok sayılıyor.

GTO meydan savaşı için yaşadıklarımız ve gördüklerimiz belgesel hale getirilmeli, kitaplar yazılarak gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Bu kadar kavga, gürültü ve yıpratma savaşının altında acaba ne yatıyordu? Elbette seçimler yapılacak. Seçimler yapıldıktan sonra birileri kazanacaktır. Toz duman bulutu dağıldıktan sonra ne kadar büyük hatalar yapıldığı ortaya çıkacaktır. Bu hatayı yapanlar ister kazansın ister kaybetsin vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında üzülüp kahrolarak, “değer miydi?” sorusunu kendi kendilerine soracaklardır.

Kuyruk acısı

GTO meydan savaşında yaşananlardan sonra taraflar oturup aklıselimle düşündüklerinde ben inanıyorum ki yanlış yaptıklarını anlayacaklar dostluk ve arkadaşlık köprüsü kurmaya çalışacaklardır. Geçmişi unutalım, önümüze bakalım diye martavallar okunacak, yeniden dostluk elleri uzanacaktır. Bunda başarılı olunabilir mi? Yeniden dostluk kurulur mu? Hiç sanmıyorum. Zira kırılan kalpler, ayaklar altına alınan değerler ve vefasızlıklar içimizi sızlatıyor. Bu durumu bir küçük hikâye ile özetleyelim.

Geçmiş zamanda bir çoban varmış. Koyunlarını otlatırken kavalını çalarken bir yılan delikten her gün bir altın getirip çobanın önüne koyarmış. Çoban yaşlanmış. Oğlunu yanına alıp yılanın yuvasında kaval çalıp, oğluna yılanın altın getirdiğini göstererek, “Bak oğlum her gün burada kavalını çalarsın, yılandan da bir altını alır gidersin” diye de nasihat etmiş. Her gün oğlu gelip babası gibi kavalını çalıp, altını alıp giderken bir gün gençliğine ve hırsına kapılır, altının tümüne sahip olmak için yılanı öldürmek ister. Yılana saldırıp, yılanın kuyruğunu koparır. Yılanda döner çobanın oğlunu sokar ve öldürür. Olay karşısında çoban üzülür. Bir gün kavalını alır yılanın deliğinde dertli dertli çalar. Ancak yılan çıkmaz. Çoban ısrarlıdır. Uzun bir süre sonra yılan çıkar; ama bu defa ağzında altın yoktur. Çoban “Yılan kardeş olan oldu. Geçmişi unutalım. Ben her gün kavalımı çalayım. Sen de bir altını getir ver. Yılan dile gelir ve atasözü olan şu veciz sözleri söyler. Çoban kardeş geçmişi unutamayız. Bende kuyruk acısı sende evlat acısı olduğu sürece biz dost olamayız” der.

Bu hikâyeden alınacak çok ders vardır. Sadece ticaret Odası seçimleri için değil tüm hayatımız boyunca dostluklar ve düşmanlıkları dozunda bırakmak gerekiyor. Kapıları tümü ile kapatmamak, Allah Resulünün hadisinde ifade ettiği gibi “dostlarımızla ve düşmanlarınızla dostluk ve düşmanlık yaparken, araya bir mesafe koyun. Kapıları tümü ile kapatmayın. Dostunuz bir gün düşmanınız, düşmanınız da bir gün dostunuz oluverir. Yüz yüze bakamazsınız.”

Gebze Ticaret Odası seçimlerinde seçim kulisleri, mücadeleler olacaktır. Ancak bu yok etmeye yönelik olmamalı, dostluklar, vefa ama en önemlisi insani değerler ön plana alınmalıdır. Son bir hafta içinde çok şey yaşadık. Ümidim yaşananlardan ders ve ibret almak. Hele seçiminin Mayıs ayına ertelenmesini fırsat bilip dostluklar pekiştirilmeli.

Seçimler neden ertelendi?

Hükümet sürpriz bir karar alarak Ticaret Odası seçimlerini Mayıs ayına erteledi. Bu bir basit erteleme değil. Bu ertelemenin altında çok şeylerin olduğuna inanıyorum. Bunlarla ilgili çok şey yazılıp söylenebilir. Meslek komitelerinin tam bir arapsaçına döndürülmesi, demokrasinin de, seçimin de ruhuna aykırı hareket edilmesi en önemli sebep. İsterseniz haberin özetine bir bakalım ve oda seçimleriyle ilgili son noktayı birlikte koyalım.

Oda seçimleri ertelendi

Oda ve borsa seçimleri sürecinde flaş bir gelişme yaşandı, Önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na oda ve borsa seçimlerinin bir süre ertelenmesi talebinde bulundu. TOBB´dan bu konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, ´´Yeni meslek gruplandırmalarına ilişkin Birliğimize yapılan itirazların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini teminen, ilgili Bakanlığımız Gümrük ve Ticaret Bakanlığı´ndan oda ve borsa seçimlerinin makul bir süre ertelenmesi talebinde bulunulmuştur´´ ifadelerine yer verildi.

Başbakan yardımcısı ne dedi?

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının sona ermesinin ardından yaptığı açıklamada TOBB seçimine ilişkin, toplantıda bir kararnamenin kabul edildiğini belirterek  ´´Birinci kademe seçimlerini Mayıs ayında, genel kurul seçimlerini de Ağustos ayına ertelenmesi konusunda bir Bakanlar Kurulu kararı kabul edildi ve Resmi Gazete’ ye yayımlanmak üzere gönderildi. Yani Türkiye´de bu işi takip eden önemli bir kesim var, onlar bilmelidirler ki odalar borsalar birliği seçimlerinin Şubat ayının başında başlaması planlanan takvimi Mayıs ayına genel başkanlık ve diğer organların seçimi ise Ağustos ayına ertelenmiş oldu´´ diye konuştu.

Odalar kapanıyor mu?

Haber özetle böyle. Ancak benim bu haberden çıkardığım en önemli sonuç tıpkı birçok belediyenin kapandığı gibi Odaların kapanmasına yönelik bir süreç mi başlatıyor hükümet? Durup dururken seçimler ertelenmez. Tıpkı belediye seçimlerinde yaşanan olaylar, oda seçimlerinde de yaşanmaya başlamıştı. Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Türkiye’de Oda enflasyonundan söz etmişti. Bakan Ergün açık açık Odaların birleşmesini savunmuştu. Bana göre hükümet düğmeye bastı. Seçimleri ertelemenin altında odaları birleştirmeye yönelik bir operasyon yapılıyor.

Biz Gebze’de oda seçimleri için kavga ederken birde bakarız ki Gebze odası diye bir yer yok. Gebze Odası artık tarih olmuştur. Bir zamanlar Gebze Ticaret ve Sanayi Odası olan Gebze Oda binasının tabelasında Kocaeli Ticaret Odası Gebze Temsilciliği tabelası asıldığını gördüğümüzde aklımız başımıza gelir ama iş işten çoktan geçmiştir. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “yorgan gitmiş kavga da bitmiş olur”

Son sözüm Gebze Ticaret Odası’nı yönetenler sen ben kavgasını bırakıp, kuyruk ve evlat acısını unutup, yorgan gitmeden seçim kavgasını sonlandırıp, önümüzdeki üç aylık süreci iyi değerlendirerek Gebze tarihine adını altın harflerle yazdırmalılar. Bu biraz zor ama önemli olan zoru başarmak. Allah Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyelerine güç ve kuvvet versin.

Eğitim hizmeti ve vefalı olmak

“Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.” Derler. Geçmişi unutmamak gerekir. İnsan olana da yakışan geçmişi unutmamasıdır. Bir düşünürün ifadesiyle “Ne kadar çok geçmişinize bakarsanız o kadar çok geleceği görürsünüz.” der.

Gebze’de eğitim gönülleri ve hayırseverler tarafından bir çok hizmet yapılıyor. Bazı hizmetler sessiz sedasız, reklam edilmeden sırf Allah rızası için yapılıyor. O kadar çok hayır hizmeti yapan insanlar var ki isimlerinin açıklanmasını istemiyor. Gerçekten de hizmet böyle yapılmalıdır.

Fatih öğrenci yurdunun başarılı öğrencilere yönelik ödül törenine katıldım. Tören bir çok protokol mensubunu da bir araya getirdi. Öğrenciler, veliler, yurt yönetimi, dernek üyelerinin katıldığı törende öğrenci yurdunda kalan ve 7 okulda birinci olan öğrenciler başta olmak üzere takdir ve teşekkür belgesi alan öğrencilere ödülleri verildi.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=khqUXxi-HXw

Bu konuda gazetemizde de yer alan haberin özetini sizlerle paylaşmadan önce Devri Alem belgesel TV programı olarak ödül töreniyle ilgili görüntülü bir belgesel hazırladık. Bu belgeseli izlemek için www.gebzegasetesi.com adresinde ki Devri Alem TV’yi açabilirsiniz. İzledikten sonra gazetemizde yer alan haberi sizlerle paylaşıyorum.

Protokol bu törende buluştu

Gebze protokolü Cuma günü Fatih Öğrenci Yurdunda yapılan 2012-2013 1. yarı yıl Eğitim ve Öğretim yılı karne töreninde bir araya geldi.

Törenin ilk açılış konuşmasını Fatih Öğrenci Yurtları Gebze Bölge Koordinatörü Osman Öksüz yaptı. Öksüz konuşmasında  “Evlat hayırlı evlat demektir, hayırlı olmayan evlattan ne devlete  ne millete  fayda gelmez, Dinimizin ilk emri Oku’dur  .Avrupalıda okuyor ama önemli olan Allah’ın ismi ile okumaktır. Biz okumaktan bunu anlıyoruz” şeklinde konuştu. Ak Parti Kocaeli Milletvekili  M.Ali Okur ‘Demokrasiden bahsedilen, ülkemizde herkesin istediği gibi yaşamasını, istediği gibi giyinmesi ve okumasını arzu etmekteyiz.

Ülkemizi  2023-2070’li  yıllara bu inançlı gençler hazırlayacaklardır. Bu nesle sahip çıktığınız için emeği geçenleri  kutluyorum,başarılarının devamını diliyorum. Ben Kocaeli Milletvekili olarak elimden ne gelirse yapmaya hazırım’ şeklinde konuştu.

Buraları seçtiğiniz için sizleri kutluyorum

Gebze Kaymakamı  Salih Karabulut  öğrenci velilerine seslenerek  “Sayın veliler evlatlarınızı buralara vermişsiniz sizleri kutluyorum ve sizlere teşekkür ediyorum. Bu gibi yerlerde dinine, vatanına, bayrağına, örf ve ananelerine  bağlı nesiller yetiştiriliyor. Bundan emin olabilirsiniz. Bu yuvalar sizlerin eseri. Allah emeğinizi zayi etmesin” dedi. Tören okul birincilerine, takdir ve teşekkür alan öğrencilere hediyelerin verilmesinin ardından sona erdi. 6 Okul  birincileri; Bedrettin Sağlam Anibal Anadolu Lisesi,Nurullah Aksoy Sarkuysan Lisesi, Çakır Özcan Anibal Anadolu Lisesi, Mehmet Çayır, Zübeyde Hanım Orta Okulu, Cengizhan Biçen Gebze Eğitim Vakfı Orta Okulu, Muharrem Mert Tuncel Sultanorhan Orta Okulu

Vefalı olmak

Vefa çok önemli. Ödül törenini takip ederken yıllar önce 13 yaşında Giresun’un Espiye ilçesinde kaldığım yurt gözümün önüne geldi. Bende tıpkı ödül alman öğrenciler gibi 13 yaşında köyünden ayrılarak yurtta kalmaya başlayıp, eğitimini sürdüren birisiyim. O günler benim için çok anlamlı. Yurdumuz eğitim gönüllüsü, hizmet insanları ve bir avuç gönüllü dernek üyesinin çalışmalarıyla tamamına yakını köylerden gelen öğrencilerin kaldığı yurttu. O günler bizim gibi Anadolunun bir çok yerinde on binlerce öğrenciye eğitimlerini tamamlaması için yardımcı olundu, destek verildi. Çünkü 1970’li yıllarda nüfusun çoğu köyde yaşıyor ve köylerde orta okul yoktu, bazı köylerde ilkokul bile yoktu. Bu tür yurtlar köy çocuklarının imdadına yetişerek destek ve yardımcı oluyor.

Öğrencilerin ödülleri dağıtılırken ben 70’li yılları düşünüyordum. Hiçbir şey gözetmeden ve beklemeden imkanlarım ölçüsünde bu tür eğitim kurumlarına katkıda bulunmaya çalıştım. Bunu da vefa borcumuzu ödemek için yaptım. 1980’li yıllarda Gebze’ye gelip yerleştiğimizde Fatih öğrenci yurdunun ilk temelleri olan derneği kurarak 1984 yılında Akse Sapağı’nda kiralık bir binada eğitim faaliyetlerine başlayarak maddi imkandan yoksun öğrencilere destek olan derneğe imkanlarımız ölçüsünde katkıda bulunduk. Fatih Öğrenci yurdu daha sonra Tatlıkuyu’da kendi mülkü olan modern binaya geçti. Bugün kız ve erkek öğrenci yurdunda yüzlerce öğrenci kalıyor. Her geçen gün başarılarına başarı katıyorlar. Geçmişte kurucu başkanlığını yaptığım ve bugün sade bir üye olmaktan gurur duyduğum Fatih Öğrenci yurdunun başarısını görmek beni mutlu etti. Emeği geçen herkese ve hiç bir şey gözetmeden bu binaların yapımını gerçekleştiren isimsiz kahramanlara teşekkür ederken, başarılı olan öğrencilere de küçük bir hatırlatma ile yazımı tamamlamak istiyorum: Gerçekten bizim insanımız hayırsever. Sadece Fatih öğrenci yurdu değil. Bir çok kurum ve kuruluş eğitim hizmeti veriyor. Bu tür eğitim kurumlarında eğitim gören gençler gelecekte vefa borcu ödemek için kendileri de bu tür eğitim kurumlarına destek olmalıdır. Başarılı olan gençlerimizi tekrar kutluyorum.

Belediye Başkanı Adnan Köşker’le Devr-i Alem

Gazetemize 2012 yılını değerlendiren Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker, yap-boz devrinin bittiğini, 5 yılda 15 yıllık iş yaptıklarını belirterek Gebze halkıyla aile gibi olduklarını söyledi.

Gazetemiz, Belediye Başkanlarının 2012 yılı değerlendirmesini almaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta konuk ettiğimiz Çayırova Belediye Başkanı Ziyaettin Akbaş’ın ardından Gebze Belediye başkanı Adnan Köşker’de gazetemiz ve Devri Alem kameralarına değerlendirmelerde bulundu. Makamında Devri Alem ve Gazetemiz ekibini ağırlayan başkan Köşker çarpıcı açıklamalarda bulundu.

http://www.youtube.com/watch?v=wSvbQiZz73A&feature=player_embedded

5 yılda 15 yıllık hizmet

Verimli bir 3,5 yıl geçirdiklerini söyleyen Gebze belediye başkanı Adnan Köşker, Gebze’nin Büyükşehir olduktan sonra önemli hizmetler aldığını dile getirdi. Birlik  ve beraberlik içerisinde milletvekillileri ve Bakan Ergün ile birlikte projeleri değerlendirdiklerini açıklayan Köşker, hem Büyükşehir hem Gebze Belediyesi olarak çalışmaları gayret içerisinde yaptıklarını, Eksikleri bulunduğunu, bunları da tamamlayacaklarını söyledi. Taahhüt etmedikleri hizmetleri de yerine getirdiklerini açıklayan Köşker, 5 yılda 15 yıllık iş yaptıklarını söyledi.

Yap-Boz devri bitti
2013’de yeni projeleri hayata geçireceklerini söyleyen Köşker, alt yapı sorunlarından dolayı projelerin geciktiğini ve alt yapı bitmeden üst yapı çalışması yapmadıklarını söyledi. Yap-Boz söylemlerinin ortadan kalktığını dile getiren Köşker, bu açıdan vatandaşlardan olumlu tepki aldıklarını söyledi. Sosyal yatırımların devam ettiğini açıklayan Köşker,. Cuma pazarı, Macera ve Aksiyon parkı, Bilgi evleri, Gesmek kursları açılacağını söyledi.

Halkımız ailemiz
Kendisi için hayatın sabah 05.00’e başladığını ve geç saatlere kadar çalıştıklarını söyleyen köşker, erken kalktığını ve 5 saatlik uykunun yettiğini söyledi. Manen ve vicdan olarak rahat olmanın yanı sıra vatandaşların da olumlu tepkilerinin işlerini kolaylaştırdığını dile getiren köşker, Gebze halkını aile olarak gördüğünü söyledi. Başkan Köşker, “Bizim ailemiz halkımızdır. Onlarla bir araya geliyoruz. Bu işe girerken yorucu olacağını biliyorduk. Şimdi vatandaşlarımıza, STK’lara, derneklere, esnafımıza çalışmalarımızı anlatıyoruz. Günlerimiz çok z yoğun geçiyor. Telefonlarımız 24 saat açık. Arayan her vatandaşımız bizlere ulaşabiliyor. Sorunlarının kısa süre içerisinde çözülmesini sağlıyoruz. Gebze böyle değişiyor. Vatandaşımızla iletişim bağımızı güçlü tutuyoruz. Günlerimiz dolu dolu geçiyor.”dedi.

İletişimin önemi

Kendisini en çok kızdıran ya da mutlu eden şey ne oldu sorusuna başkan Köşker, “Bizi en çok üzen olay vatandaşlarımızın kapımıza sorunlu bir şekilde gelmesi. Onların sıkıntılı gelmesi üzücü. Hizmet olarak çok şey yapmak istiyoruz ama zaman ve mekan ve finansmandan kaynaklı gecikmeler de bizi üzüyor geciktiği için. Samimi bir gayret içerisindeyiz. Ben çok sinirlenmem, hoşgörülü bakarım. Başkası için kötü olan insanlar  bizim için iyi olabilir. İletişim çok önemlidir. İletişimi iyi kurarsanız en kötü insanlar bile en iyi insanlar olabilir.” Diye konuştu.

Ailesine mesaj
Son olarak ailesine yönelik mesajını sorduğumuz Başkan Köşker, “Vatandaşımızın duasını almak, onlara hizmet etmek, yapılan hizmetleri bizim yaptığımızı söylemeleri bizleri mutlu eden. Topluma faydalı olmak, topluma sahip olmak, sorunlarına yardımcı olmak,  insanların sorunlarını çözmek güzel şey. Vatandaşımıza hizmet etmek için zaman ayırmamız gerekiyor. Allah bize nasip etti bu makamları, hakkını vermemiz gerekir. Bir sıkıntımız yok, mutluyuz.“ dedi.

 

Bakanlar neden değişti

Hükümette son değişiklik bir çok açıdan önemli. Daha önce kulislerde bakan değişikliği olacağı söyleniyordu. Ama kimin bakan olacağı bilinmiyordu. Başbakan Erdoğan sürpriz yaparak 4 bakanı değiştirdi. Yeni bakanların isimleri şöyle. İç İşleri Bakanı Muammer Güler, Kültür ve Turizm bakanı Ömer Çelik, Sağlık bakanı Mehmet Müezzinoğlu ve Milli Eğitim bakanı Nabi Avcı.

Yeni Bakanlar içerisinde İç İşleri bakanı, sağlık Bakanı  ve Milli Eğitim bakanı ile değişik vesilelerle bir iki kez görüşmüş bir Gazeteci olarak yeni bakanlara görevlerinde üstün başarılar diliyorum. Yeni bakanlar, bakan olduğunu medyadan öğrendiler. Tayyip bey yine sürpriz yaptı, ismi geçmeyen 4 ismi bakanlıkla onurlandırdı. Millete ve memleketimize hayırlı olsun.

Bakanlar neden değişti?

4 bakan görevlerinden alındı. Bu bakanlar içerisinde en uzun süre görev yapan sağlık bakanıydı. 3 dönem üst üste bakanlık yaptı. Sağlık sisteminde önemli değişiklikler getirdi. Gerçekten bir çok yenilik, birleşme ve sağlıkta reformlar yapılarak vatandaş lehine düzeltmeler yapıldı.

Kendisi de bir doktor olan sağlık bakanı her nedense doktorlar dan destek görmedi. Sağlık sistemi üzerinde ciddi bir şekilde oynadı. Sağlık sistemini yaz-boz tahtasına çevirdi. Bu bakımdan eski Sağlık Bakanı’na tam başarılı diyemeyiz. Meslektaşı doktorların çok ahını aldı. Doktorların desteğini almayan sağlık sistemlini başaralı olması mümkün değil. Bakan beyi de görevden alan unsur bana göre doktor arkadaşlarının desteğini alamaması. Eski sağlık bakanını doktorların ahı tuttu.

Eski Kültür ve Turizm bakanı Ertuğrul Günay, nevi şahsına münhasır bir isim. İkinci dönem Bakan olması tam bir sürprizdi. Başbakan’ın bir çok sözünü teyit edip farklı yorumladı. En son Çamlıca’ya ve taksim’e yapılacak camilerle ilgili “Adap ve edep” sözünü kullandı. Ertiuğrul Günay’ın başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. İdareyi maslahatçı, herkesi idare eden ama daha çok Milli değil uluslararası kültüre önem veren bir isim olarak hatırlanacak. Görevden alınmasının sebebi yeni cami inşaatlarından rahatsız olması ve Başbakan’ın sözlerine açıklık getirmesi.

İçişleri bakanı İdris Naim Şahin ise bir çok gafları ve tepki çeken tavırlarıyla hep hatırlanacak. Yeni bakan olmasına rağmen başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. Varlığıyla yokluğu arasında hiç bir fark olmayacak, İç İşleri bakanlığı makamında bir varmış bir yokmuş diye hatırlanacak. Kendisiyle en son bayramoğlunda bir teravih namazı çıkışı görüşmüştük. Vatandaşların çevre kirliliğiyle ilgili şikayetine gayri ciddi cevaplarıyla dikkatimi çekmişti. Kendisi bayramoğlunda oturmasına rağmen Gebze bölgesi ve Kocaeli’de hiçbir hizmeti yok. Keşke iç İşleri bakanı’nı hizmetleriyle tanısaydık.

Milli Eğiktim bakanı Ömer Dinçer’i basın İlan kurumu genel kurulu üyeliğinden tanıyorum. Kendisiyle bir süre Basın İlan kurumunda genel kurulu üyeliği yaptık. Kendisi o zaman Başbakanlık müsteşarıydı. Basın İlan kurumu ile ilgili kendisine s verdiğim raporu o günlerde fazla ciddiye almamıştı. Ama daha sonra basın İlan kurumunda ki gelişmeler benim ne kadar haklı olduğumu gösterdi, hükümet Basın İlan Kurumu’nun genel müdürlüğüne konuyu bilen sayın Mehmet Atalay’ın getirerek Basın İlan kurumunu kamuoyuna açtı  ve kapalı kutu olmaktan kurtardı.

Ömer Dinçer’in Milli Eğitimde başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. Bir çok şeye teşebbüs etti ama yarım kaldı. Ama eleştirilecek en önemli icraatı okullarda tek tip kıyafet ve formayı kaldırması. Bu çok yanlış, ve çok sakıncalı bir uygulama. Bunun sakıncaları gelecekte daha çok görülecek. Okullarda marka giyme yarışı, öğrenciye uygun olmayan kıyafetler ve acı sonuçları çok tartışılacaktır. Keşke sayın Dinçer bu olaya alet olmayıp formaları kaldırmasaydı.

Evet makam kadıya mülk değil. Makamlar gelip geçici. Keşke göreve veda eden sayın bakanları yaptığı başarılı hizmetlerle anıp hatırlayabilseydik. Ama göz dolduracak eser ve hizmet diye hatırlayabileceğimiz tek çalışmayı eski sağlık bakanı Recep Akdağ gerçekleştirdi. Yeni gelen bakanlar kalıcı hizmetleriyle tanısın ve hatırlansın,

Ticaret Odası’nda seçim kavgası

Kavga deyiminden oldum olası hoşlanmam. Hayatımda kavgalara yer yoktur. Kavganın kazanan tarafının olmadığına inanırım. Kavgada harcanacak zamanı iş ve hizmette harcamak gerekir. Kavga, basit işler için değil büyük işler için verilir. Büyük işlerde devlet, millet ve insanlık için yapılırsa anlam ifade eder. Dünyevi işlerde verilen kavganın kavgadan çok, çıkar ve rant mücadelesi olduğuna inanırım.

Bugünkü yazımı “Ticaret Odası’nda seçim kavgası” başlığını atmamın sebebi, gerçekten de büyük bir mücadele ve seçim yarışından çok yıpratma ve yok etme mücadelesinin yaşanması. Gebze kendi içinde bu mücadeleyi yaparken Kocaeli sanayi Odası, seçim işini sessiz bir şekilde yürütüyor. İzmit lobisinin etkisinde ki sözde Kocaeli Ticaret Odası ise Körfez ve Gebze Ticaret Odalarını nasıl kapatabiliriz plan ve hesaplarını yapıyor.

Gebze Ticaret Odası seçimlerinde neler yaşanıyor
Gebze Ticaret Odası seçim kararı aldıktan sonra uzun süre Faruk Başaran’ın ismi konuşuldu. Sonra Gebze Siadlar, yani Sanayici ve İşadamları Dernekleri toplantı üzerine toplantı yaptılar. Ortak bir ses çıkarmadan toplantılar sona erdi, Başaran’da aday olmayacağını açıklayınca sakin ve sessiz bir Oda seçimi yapılacağı sevinci yaşanırken, Gesiad’ın dünkü açıklaması bomba etkisi yaptı.
Gesiad neden böyle bir açıklama yapma lüzumu hissetti? GTO başkanı Nail Çiler, henüz Gesiad açıklamasına cevap vermedi. Gesiad çevrelerinden edindiğimiz bilgiye göre değişik şeyler söyleniyor. Gesiad’ın destekleyeceği bazı adaylar internet sitelerinde yazılın çiziliyor, Kulislerde konuşuluyor.
Gebze Ticaret Odası’nın son yönetim kurulu toplantısı ise çoğunluk sağlanamadığı için gerçekleşemedi. Varsayımlar, kulis söylentileri, deyim yerindeyse ortalık toz duman, tam bir sis bulutu ve gölge oyunu GTO seçimlerinde hakim olmuş durumda. GTO seçimlerinde kim kimdir? Kim kimi destekliyor? Gesiad adam adama çalışma yaparak neden liste oluşturuyor? Gesiad, neden bu kadar GTO seçimlerine ağırlık koydu?
Bunlara bir çok sorular ilave etmek mümkün. Ama bir gerçek var. Bu kavga ortamında GTO seçimlerini kim kazanırsa kazansın, ne GTO’ya ne Gesiad’a ne de Gebze’ye hayrı olmayacaktır. Başta bu kurumlarımız olmak üzere Gebze bu işten büyük yara alacak. Bu kavganın sonucu İzmit lobisi GTO’nun kapanmasına bile çanak tutacaktır.

GTO ile ilgili neler yazmıştım?
GTO ve Geisad ile ilgili bugüne kadar bir çok yazı kaleme aldım. Hem ticaret odası hem de Gesiad’ın kuruluş yıllarını dün gibi hatırlıyorum. Ne büyük heyecandı. Her iki kuruluş büyük hizmetler yaptı. GTO’nun kuruluşunda aktif görev alıp İzmit lobisiyle dişe diş başa baş mücadele ederken Gesiad’ın kuruluş yıllarından itibaren son genel kurula kadar yaklaşık 17 yıl Gesiad Yüksek istişare Kurulu üyesi olarak görev yapmış birisiyim. Gesiad ve GTO benim hayatımda çok ayrı yeri ve önemi var. Bugün bu satırları yazıyorsam her iki kurumu çok sevdiğimden ve bu iki kurumda büyük vefa borcum olduğundandır. Gebze’nin güzide bu iki kurumu sayesinde bir çok ülke gördüm, bir çok insan tanıdım, bir çok bilgiye ulaştım. Bugün bu iki kurumu seçimler için karşı karşıya gelmesi hem üzücü hem düşündürücü. Gebze’de bu iki kuruma da büyük ihtiyaç var. GTO’nun misyonu ayrı, Gesiad’ın misyonu ayrı. Her iki kurumu yönetenler geriye doğru bakmalı, geleceğe ışık tutup vizyon ve misyon ortaya koymalıdır.

Her gün kandil olsa

Mesleğimiz bu. İç karartan, moral bozan, canımızı sıkan haberler, yazılar yazıyoruz. Görüntüler çekip, izleyici ile paylaşıyoruz. Bazen kendi kendime bunlarla ilgili ne yazı yazıp ne haber yazsak ne de görüntü çekip yayınlamasak diye içimden geçiyor. Ama ne çare. Mesleğimiz bu ve mutlaka yazmamız gerekiyor.

Aile cinayetleri ve önceki gün Beylikbağı’nda yaşanan acı olay cidden içimizi sızlatmakla kalmadı, kutsal ailenin nasıl her geçen gün yok olduğunu da göstermekte. Yıllarca bir yastığa baş koymuş insanlar nasıl birbirine kıyabilirler, nasıl çocuklar  yetim ve öksüz bırakırlar akıl alacak gibi değil.

Dünkü cinayet ile ilgili video haber görüntüsü internette izlenme rekorları kırdı. Bu satırları yazdığım dün saat 15.00 sıralarında 32 bin kişi bir günde videoyu izlemişler. Ümidim bu acı olaydan ders ve ibret almışlardır. Yetim kalan liseli kızın feryat ederek ana ve babasının cesedine koşması yüreklerimizi burktu.

Bugün bu acı olayları değil de dün gece idrak ettiğimiz mübarek veladet kandiliyle ilgili yazı kaleme almak istiyorum. Alemlere rahmet olarak gönderilen peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in dünyayı şereflendirdiği dün gece gönüllerimiz coştu, kalplerimiz huzur ve sürur buldu. İslam alemi ve Müslümanlar olarak dün gece hep birlikte dua ettik.

Kandiller gerçekten gönlümüzü ve kalplerimizi aydınlatıyor. Veladet, Miraç, Regaib, Berat ve Kadir Geceleri rahmetin sağnak sağnak yağdığı mübarek geceler. Dün gece de bu rahmetten sadece Müslümanlar değil, bütün insanlık nasiplendi, inşallah dün gece idrak ettiğimiz mevlit kandili yüzü suyu hürmetine bütün Müslümanlar ve insanlık alemi barış ve huzura erer.

Hac ve umre görevini yapanlar kutsal ve Mekke ve Medine topraklarında Allah resulünün dünyayı şereflendirdiği insanlığa barış ve huzur dini islamiyeti yaydığı bölgeleri gezerken, huzur bulurlar. Hac ve Umre İslam’ın 5 şartından biri olmasına rağmen burada ki bulunmak ve gezmek peygamber efendimizden insanlığın ikinci atası Hz. Nuh ve birinci atası Hz. Adem’e muhteşem bir tarih seyri ile şereflenirler.

HİCAZ’DA PEYGAMBER İZLERİ

Ceziret-ül Arab yani Arap Yarımadası. Hz. Adem’den beri birçok peygamberin gelip geçtiği ve üzerinde nice hadiselerin zuhur ettiği bölge burası.

Yeryüzünün en eski toprakları…

Hz. Adem ile Havva validemizin buluşma yer…

Seçilmiş insanların yaşadığı mekanlar…

Hz. Nuh yürüdü bu topraklarda, Hz. Hud devesini sürdü. Hz. İbrahim oğlu İsmail’le Ka’be’yi inşa etti.

Son Hak din İslamiyetin bir güneş gibi doğup, kök saldığı sonra bütün yeryüzüne yayıldığı yer burası. Hz. Peygamber Efendimiz tüm hayatını buralarda geçirdi. Sahabelerin ömürlerini geçirdikleri, başka diyarlara ilayı kelimetullah için hicrete niyet ettikleri yerlerdir buralar. “İslam’ı anlatın” emri verildiğinde Bilaller, Halidler, Ebu Ubeyde bin Cerrahlar buradan göç etti. Ukaz, Zül-mecaz, Mecenne pazarlarına tebliğ için giden ayaklar bu yollardan geçti. Dünyayı zulümle yöneten Bizans ve Sasani’ye karşı muhabbet fedaileri buradan yürüdü. Sümeyyeler, Hamzalar, Ömerler ve Osmanlar buradan cennete uçtu.

Allah Resulünün yaşadığı mekanları görmek, yürüdüğü yerlerde yürümek, ashabının kabirlerini ziyaret etmek, onlarla ilgili hatıraları yad etmek, vahyin indiği ve tebliğ edildiği kutsal yerlerin havasını solumak. Ve Arafat’ta olmak, Mina ve Müzdelife’de bulunmak, Hira ve Sevr mağaralarına çıkmak ve oradaki havayı teneffüs etmek ne güzel. Ya Medine, Peygamber şehri Medine. Mescid-i Nebevi, Mescid-i Kubâ, Mescid-i Kıbleteyn’de namaz kılmak, sonra Cennetül-Bakî, ve Uhud, Bedir, Hendek savaşlarının cereyan ettiği mekanları ziyaret ederek şehitlere fatihalar okumak ne güzel…

Beytullah, Beytül Atik, Beytül Haram yani Kabe. Bu topraklara anlam veren, mana katan ve milyonlarca Müslüman’ın buraya gelmesine neden olan Kabe. Önce Hz. Adem’in, Nuh tufanından Hz. İbrahim’in inşa ettiği kutsal mekan.

Cenab-ı Hak, Hz. İbrahim’e insanları hacca davet etmesini buyurdu. “Ey İbrahim! İnsanları hacca davet et. Dünyanın her yanından yaya olarak veya nakil vasıtalarıyla davetine gelsinler”. Bu kıyamete kadar sürecek bir davetti. Müslümanlar Allahın bu davetine “Lebbeyk Allahumme lebbeyk” diye cevap verdiler. “Allahım! Sana geldim, hamd Senin, nimet Senin, mülk Senin, Eşin ve ortağın olmayan Sana geldim. Çıplak çaresiz sade Sana geldim. Rahmet denizinde kaybolmaya geldim. Ölmeden önce ölmeye geldim.”

Hicaz topraklarının özellikle Müslümanların hac farizasını ifa ederken veya Umre esnasında bulundukları her yerin İslam tarihi içinde ayrı bir yeri ve önemi var. İşte bu nedenle Hacı adaylarımızın hem zihnen hem de manen Hz. Peygamber Efendimizin yaşadığı günlere ve Asr-ı Saadete gitmelerine ve o mekanlarda bulunmanın anlamı üzerinde düşünmelerine katkıda bulunmak amacıyla Devr-i Alem Kutsal topraklara yolculuğa çıkıyor.

Osmanlı, Surre-i Humayun ile hac yolculuğuna çıkardı. Para ve armağanlarla İstanbul’dan Mekke-Medine’ye hareket eden Surre-i Humayun´a, geçtikleri yerden Hacca gitmek isteyenler katılırdı. O gün, surre alaylarıyla aylarca süren kutsal topraklara yolculuk, bugün havayoluyla 3 saatlik mesafede.

Uçakla hacca veya Umre’ye gelenler Cidde havaalanına iner. Kızıldeniz sahillerine yayılan Cidde, Suudi Arabistan’ın ekonomik başkenti. 

Hz. Havva validemizin Cidde’de medfun olduğunu öğreniyoruz. Sıra sıra dizilmiş palmiyeli geniş caddelerden geçerek onun bulunduğu Kabristana ulaşıyoruz. Burada hangi kabrin Hz. Havva validemize ait olduğu bilinmiyor.

Hz. Havva validemize fatihalar okuduktan sonra Mekke’nin yolunu tutuyoruz. Mekke, Cidde’ye 60 km. mesafede. Geniş yollardan geçerek Mekke’ye doğru yolumuza devam ediyoruz.

Mekke-i Mükerreme’nin girişinde bizi üzerinde Kuran-ı Kerim olan büyük bir rahle karışılıyor. Burası Mekke kapısı.

Üzerinde Kuran-ı Kerim bulanan rahlenin altından geçerek Mekke’ye giriyoruz.

Kabe artık bizi beklemektedir. Yaklaştıkça heyecan artmaktadır. Kabe sevdası çepeçevre kuşatmıştır bizi. Mescidi harama akan bir insan selinin damlası gibiyiz. Gittikçe artan bir hızla ona yaklaşırken, heyecanımızın arttığını görürüz. Her adımda daha bir sevdalanırız. Gözlerimizi bulutun ardından çıkacak güneşten saklar gibi kapatır yüreğimizle görmeye çalışırız Onu.

Ve işte Kabe… varlığın ve imanın kıblesi, sabah öğle ikindi akşam ve yatsı namazlarını ona doğru kıldığımız, evimizi, camimizi ve kabrimizi ona dönük yaptığımız Kabe-i Muazzama. Osmanlı revaklarının altındayız ve siyah örtüsüne bürünmüş Kabe tüm haşmetiyle karşımızda duruyor. Ayet-i Kerimede buyrulduğu gibi “İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup, pek feyizli, insanlar için hidâyet rehberidir.”

Kabe, insanlık tarihi kadar eski; sevabı, değeri, kutsiyeti ve izzeti ölçülemeyecek kadar yüksek bir ibâdet yeri. Müslümanların Mescid-i Aksa’dan sonra ikinci kıblesi. Yerde insanların gökte melekler etrafında pervane olduğu kutsal mabed.

Kabe’nin etrafında gerçekleşen tavaf, dünyanın kendi etrafında dönüşünü sembolize eder. Tavaf hayatın hareket halinde olduğunu anlatır insana. Değişmez bir yöne doğru sürekli hareket etmek. Kelebeğin ışık çevresinde, ayın dünya çevresinde hiç durmaksızın dönmesi gibi bir harekettir tavaf.

Sabit duran Kabe’nin dışında her şey hareket halindedir.

Şairin dediği gibi;

“Hacılar bedeniyle Kabe’yi tavaf eder, beka ister

Muhabbet ehli kalbiyle arşı tavaf eder, lika ister.”

 

Kabe’de okunan ezan burada yapılan ibadetin doruk noktasıdır.

Resul-i Ekrem, Mekke’nin fethinden sonra Kabe’nin içinde yer alan putları temizledikten sonra şöyle buyurmuş: “Kabe’ye giren kimse günahları bağışlanmış olarak çıkar.”

Kabe, kalplerin müşterek attığı bir mekan. Dünyanın dört bir yanından yola çıkan milyonlarca insanın kalbi, bu mukaddes toprakları görme arzusu ile çarpar. Fakir zengin genç ihtiyar kadın erkek herkes saflığı ve masumiyeti simgeleyen bembeyazlara bürünür. Herkes eşittir burada herkes sade bir kuldur bu topraklarda.

Burası Allah’ın mübarek kıldığı en şerefli belde, Mekke. İlk vahyin indiği topraklar.. Hz. İbrahim’in beldesi. Hz. Peygamberin doğup büyüdüğü topraklar.

Mekke, doğuda Ebukubeys, güneydoğuda Sevr, Kuzeydoğuda Hira dağlarıyla çevrili bir şehir. Necip Fazıl Hac hatıralarında Mekke’nin dağlarla çevrili olduğunu görünce, “Allahu Telala Mekke ve civarını tamamen kayalık bir halde yaratarak, buraya gelenlerin gönüllerini çevredeki hiçbir şeye kaptırmadan sadece kendisine yöneltmelerini istemiş” diyor.

Hac ibadetinin yerine getirildiği Arafat, Müzdelife ve Mina Mekke’nin doğusunda yer alır. Mekke, Kuranın değişiyle “şehirlerin anası”

Mikat denilen yerdeyiz. Rablerine doğru yolculuğa çıkan insanların kendilerini dünyadan arındırdıkları dünyevi giysilerden ve sembollerden uzaklaştıkları kendi kendilerini yıkayıp kefenledikleri yerdir burası.

Mikat sınırları Cebrail aleyhisselam tarafından bildirilmiş. Mikat, merkezinde Kabe’nin yer aldığı Harem bölgesinin giriş kapılarıdır. Umre ve hac niyetiyle gelen her müslüman mikat yerinde ihramı girip Harem bölgesine geçmelidir.

Haccın en önemli rüknü olan vakfenin yapıldığı yere gidiyoruz. Arafat’a. Dünyanın dört bir yanından türlü vasıtalarla geldiğimiz hac yolculuğunun Kabe’den sonraki duraktayız. Kupkuru çakıl ve kumla dolu uçsuz bucaksız bir ova. Ova da ne kelime. Bütün insanları toplanmaya ellerini semaya kaldırmaya ve Aziz ve Rahim Allah’tan af istemeye çağıran her rengiyle her çizgisiyle bu manadan haber veren bir meydan. Sanki mahşer meydanından bir kesit.

Mekke’nin 21 km doğusunda yer alan Arafat, bir başlangıçtır. Haccın başlangıç noktasıdır. Hz Adem’in Hz Hava ile ilk karşılaştığı yer burası. İlk insan ve ilk peygamberin ilahi af için yalvardığı ve rahmete kavuştuğu yer. Rahmet rahmet ve sonsuz kere rahmetin meydanı Arafat.

Zilhiccenin dokuzuncu günü güneş doğduktan sonra ihramı giyip, Kabe istikametinden Harem bölgesinin en uzak noktasına Arafat’a gelirken kaybettiğimiz cennetimizi arar gibi oluruz. Bu Salt bir yolculuk değildir İnsanın önce kendini bilmesi tanıması için bir fırsat yeridir Arafat. Kızgın güneşin altında dünya hayatı denilen çadırdan çıkıp gerçek hayatı aradığı ve bulmaya çalıştığı bir mekan.

Hz. Peygamber Efendimizin Cebeli Rahmede yaptığı vakfenin yeri burası.

Burası da veda hutbesini okuduğu yer; Mescid-i Nemire. Mescid-i Nemire Arafat’ta öğle ve ikindi namazlarının cemedilerek kılındığı büyük cami. Peygamber Efendimizin veda haccında insanlık bildirisini halka tebliğ etmek için minber tuttuğu yer. Ve hutbesinin sonunda üç kere sormuştu. “tebliğ ettim mi?” “evet tebliğ ettin ya Resulallah” bunun üzerine ellerini kaldırarak şöyle buyurmuşlardı: “şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab” sonra devesine binerek kayalıklara kadar yol almış burada insanlara şu ayeti okumuştur: “Bugün dininizi kemale erdirdim ve din olarak sizlere yalnızca İslam’ı seçtim.”

Arafat ve Cebel-i Rahme, Hz. Peygamberimizin risaletini tamamladığı ve Rabbine kavuşmanın yakın olduğunu hissettiren yerin adıdır.

Arafat’ta bulunduğumuz sırada develeriyle hizmet veren bir Yemenliyle karşılaşıyoruz. Yemenli buraya gelenlere hatıra olsun diye develeriyle de fotoğraf çektiriyor. Deve sahibi bizim Türk olduğumuzu öğrenince bakın bize nasıl davrandı.

Hz. Peygamber Efendimizin izini takip ederek sizlere kutsal toprakları tanıtmaya devam ediyoruz. Arafat’tan sonra müzdelife’deyiz. Müzdelife “yaklaşmak, yaklaştırmak” anlamına gelir. Arafat anlamak ve bilmek demekti. Müzdelife ise bir adım ötesi. Yani idrak etme sırrına ermektir. Burada bayram günlerinde şeytanı recm etmek için yetmiş tane taş toplanır. Bu taşlarla şeytan, bayram süresince sürekli taşlanacaktır.

Müzdelife’ye 3 km mesafede yer alan Mina’ya doğru hareket ediyoruz.

Müzdelife ile Mina arasında yer alan Muhassar adı verilen yerden geçiyoruz. Burası Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe ve askerlerinin helak olduğu yer. Ebrehe ve ordusu işte tam burada üzerlerine taş yağdıran ebabil kuşları tarafından yerle bir edilir.

Mina’ya doğru yolumuza devam ediyoruz.

Harem sınırları içinde yer alan Mina şeytan taşlama, kurban kesme, bayram günlerinde konaklama gibi hac ibadetlerinin yapıldığı yerdir.

Arafat tepelerinden kopup gelen insan seli Müzdelife üzerinden bayramın ilk günün sabahında Minaya akar. Arafat’ta sabır ve gözyaşıyla doruğa çıkan mümin, Müzdelife’de gecesinin serinliğiyle dinginleşir, olgunlaşır. haccın heyecanı Mina’da yerini artık karşı konulamaz bir kararlılığa bırakır.

Mina’da Medineli Müslümanlarla Hz. Peygamberimizin buluştuğu yerdeyiz. Burası Mescid-i Haram’a yaklaşık 3 km. mesafede ve Cemretül-Akabe’ye yakın etrafı tepelerle çevrili küçük kuytu bir vadidir.

Peygamber Efendimiz Mekke’de Müslümalara karşı uygulanan zulüm ve işkence karşısında artık buradan hicret etme vakti geldiğini hissediyordu. İşte bu sırada Medine’den 12 kişi Mina yakınlarındaki Akabe’de Allah Resulü ile buluştular. Allaha hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, kimseye iftira etmemek, maruf ve iyi işlerde peygambere karşı gelmemek üzere ona biat ettiler. Bu biatten sonra İslamiyet Medine’de hızla yayılmaya başladı.

Akabe Biatının yapıldığı yerden Cebel-i Nur görünüyor. Burası vahyin nazil olduğu mekan. Harem bölgesinin her yerinden görülen Mekke’nin yaklaşık 10 km kuzeyindeki nur dağının tepesinde Hira mağarası yer alıyor. Hira, “Yaradan Rabbinin adıyla Oku! İnsanı yapışkan bir hücreden yaratan. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretendir” sözleriyle başlayan vahyin tüm insanlığa yayıldığı yerdir.

Mekke’de dolaşmaya devam ediyoruz. Bu mukaddes topraklarda her adım başı Peygamber Efendimize izine rastlarsınız.

İşte burası Mekke’nin fethinde kullandığı cadde

Burası da müşriklerin boykot kararı aldıkları ve uyguladıkları yer.

Mekke’nin kuzeye doğru uzanan Gazze caddesinin solunda Hacun denilen mevkide adeta Mekke’nin tarihi yatar. Burası Cennetül Mualla. Peygamber Efendimizin ilk eşi Hz. Hatice validemizin medfun olduğu mekan. Burada ayrıca Kabe’nin hadimi, Efendimizin dedesi Abdülmuttalip ve İslamın ilk şehitlerinin kabirleri yer alıyor.

Mekke’de dolaştıkça Asr-ı Saadeti yaşarsınız. Peygamber Efendimizin en son evlendiği hanımı Hz. Meymune validemiz burada yatıyor.

Burası da Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma’nın kabri.

En çok fetva veren yedi sahabiden biri olan Hz. Abdullah bin Ömer’in kabri de gezerken karşımıza çıkıyor.

Mekke’de bir müze bizi ağırlıyor.

Kabe’yle ilgili eserler sergileniyor burada. Kabe kapıları, Hacerül esved mahfazası, Osmanlıdan kalma eserler, kitabeler, mezar taşları, eski fotoğraflar

Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim, Üçüncü Murat başta olmak üzere, I. Abdülhamit, Sultan Abdülmecit’e kadar birçok padişaha ait hatıralar var.

İşte Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı minber.

Burada Kabe örtüsünün yapılışını sembolize eden bir tezgah yer alıyor. Osmanlılarda özellikle Sultan III. Ahmet döneminden itibaren Kabe örtüsünün tamamının İstanbul’da dokunması adet haline gelmişti.

Müzede tarihi zemzem kuyusu orijinal haliyle duruyor. Bereketli, doyurucu ve kaynağı zengin su anlamına gelen zemzem, eskiden kovalarla çıkarılıp üstü açık bir havuzda depolanır, insanlar buradaki musluklardan içerdi

Mekke’de bir başka müzeyi ziyaret ediyoruz. Burada Mekke ve Medine’e ait tarihi fotoğraflar sergileniyor. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber Efendimizin dönemini anlatan haritalar da yer alıyor.

Mekke sokaklarında gezerken Osmanlı eserleriyle karşılaşıyoruz.

İşte 2. Abdülhamit Han tarafından yaptırılan Mekke Kız Mektebi. O dönemde adeta bir eğitim seferberliğinin başlatıldığını anlıyoruz. Karşımızda duran bu bina bugün nice özel koleje taş çıkartacak kadar görkemli duruyor

İşte Hacıların konaklamaları için yapılan bir vakıf eseri.

Cumeyza bölgesindeki gözetleme kulesi hala görevini sürdürmeye devam ediyor.

İşte son Osmanlı valisi Nuri Paşa’nın kaldığı vilayet konağı.

Ve işte Arafat’ta bölgesinde Mekke’ye su akışını sağlamak için yapılan Osmanlı su kanalları.

Ecyad bölgesindeyiz. Ecyad bugün Mekke’nin önemli semtlerinden birisi. Buradan Mekke’yi kuşbakışı seyredebilirsiniz. Peygamber Efendimizin Ecyad dağında koyun güttüğünü biliyoruz.

Osmanlıya ait tarihi Ecyad kalesi bu dağın üzerindeydi. Ne yazık ki bu Osmanlı kalesi yıkılarak yerine otel kompleksi inşa ediliyor. Ecyad kalesi inşa edilirken Kaleden Mescid-i Haram’ın içlerine kadar uzanan gizli geçitler yapılmış. 1979’da meydana gelen Kabe baskınında Mescid-i Haram’ı basan art niyetli kişileri askerler bu tünelleri kullanarak etkisiz hale getirebilmiş.

Mekke’den ayrılmadan önce burada hadis sohbetlerinin yapıldığını öğreniyoruz. Mekke’de yıllardır yapılan hadis sohbeti dualarla ve ilahilerle açılıyor. Sonra ders başlıyor. Sohbete katılım bir hayli yüksek. Her ülkeden insanları burada görmek mümkün. Tabii ki Türkiye’den de katılan var.

Peygamber Efendimizin izlerini takip ederek Kutsal topraklarda gezimize devam ediyoruz. Allah Resulü, Mekke’de panayırların kurulduğu yerlere giderek de İslamiyeti tebliğ ediyordu. İşte bu yerlerden birisi de Zülmecaz Panayırı.

Mekke’den Medine’ye doğru yola çıkıyoruz. Allah Resulünün hicret ettiği yol üzerindeyiz.

Akabe biatından sonra Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber Efendimizi öldürmeye karar verdi. Bunun üzerine Allah Resulü en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir’le birlikte gece yarısı Mekke’den ayrıldı. Yol üstünde ilk uğrayacakları yer Mekke’nin güneyinde bulunan Sevr Mağarası olacaktır. Tırmanması oldukça güç bu dağın tepe noktasında yer alan bu küçük mağara onlara sığınak oldu. Sevr mağarasında üç gün, üç gece kaldılar. Bu zamana zarfında hemen her yerde onları arayan Kureyş atlıları nihayet mağaranın önünde belirdiler. Fakat mağaranın kapısında ağını ören örümcek yuvalarındaki yumurta ile iki yabani güvercin mağaranın içine bakmadan geri dönmelerine neden olmuştu.

Mekke’den Medine’ye doğru giderken Peygamber Efendimizin geçtiği yerlerden biz de geçiyoruz. Buralar Onun ayak izleriyle dolu. İşte Huneyn Savaşının yapıldığı Meydan. Burası Mekke’ye 50 km mesafede Taif yolu üzerinde etrafı dağlarla çevrili bu yer.

Bu uçsuz bucaksız çölde Peygamber şehri Medine’ye yol alırken Osmanlı eserlerine rastlıyoruz. Bu Kanuni’nin yaptırdığı su kanalları. Mekke-i Mükerreme’ye su getirebilmek amacıyla yaptırılan bu kanallara bakarken Osmanlının büyüklüğünü bir kez daha anlıyoruz. Kilometrelerce uzanan su kanalları kesme taştan çok muntazam bir şekilde inşa edilmiş. 4-5 sene öncesine kadar suyun aktığı bu kanallar şimdilerde maalesef kaderine terkedilmiş.

Kanuni’nin yaptırdığı Osmanlı Su Kanallarını geride bırakıp yolumuza devam ediyoruz.

Çölün ufkunda batan güneşe bakarken bugün modern kara yoluyla çok kısa zamanda varılan bu mesafeyi Peygamber Efendimiz ve arkadaşı deve sırtında 7 gün 7 gecede kat ettikten sonra Medine’ye nasıl ulaştıklarını düşünüyoruz.

Ve nihayet kentlerin anası Mekke’den kentlerin sevgilisi Medineye ulaşıyoruz. Bizi ilkin Kuba Mescid-i karşılıyor. Burası Mescid-i Nebevi’ye 4 km mesafede. Allah Resulü ve onun sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir hicretten sonunda Medine’de ilk konakladıkları yer Kuba’ydı. Efendimiz burada üç gün kaldı ve İslam’ın ilk camisinin temelin attı. Taşlarını bizzat kendi elleriyle koyarak yaptığı Kuba Mescidi, İslam aleminde cemaatle namaz kılınmak üzere yapılan ilk mescid’tir. Hz. Peygamberimiz bir defasında “Kuba mescidinde namaz kılmak umre yapmaya denktir” buyurmuştur.

Ve nihayet Medine-i Münevvere’nin içindeyiz. Mescid-i Nebeviyi görmek için sabırsızlanıyoruz.

Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmek mescidinde namaz kılmak onun ve ashabının yaşadığı yerleri görmek her müslümanın arzusu. Bu arzuyla Efendimizin kabrinin bulunduğu Mescid-i Nebeviye yaklaşıyoruz.

Medine-i Münevvere, İslam’ın yeryüzüne yayıldığı peygamber şehri. Her karışı peygamber ve ashabının hatıralarıyla dolu.

Ve İşte Mescid-i Nebevi. Hicret’ten sonra inşa edilen ilk mescit. Ve Ravza, Hz. Peygamberin mübarek kabrinin bulunduğu yer. Halk arasında “cennet bahçesi” olarak bilinir. Peygamber Efendimiz hayattayken burasını mescid olarak kullanmış. Bizzat kendileri bu konuda “Minberim ile hücre-i saadetimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir” buyurmuşlardır. Burada insan tarifi imkansız duygulara kapılır. “Kabrimi ziyaret eden şefâatime nail olur,” başka bir hadiste“Kim Beni vefatımdan sonra ziyaret ederse hayatımda ziyaret etmiş gibi olur” buyrulmuş. Medine’ye gelen hacılar peygamberimizin kabrini ziyaret eder ve mescidinde namaz kılarlar.

Ezan, ilk defa Hz Bilal tarafından bu mescidde okunmuştu. Hz. Bilal’in tatlı sesi rüzgarlara yoldaş olup Medine’nin her semtinde yankılanmıştı.

Medine’nin kuzeybatısında Mescid-i Nebevi’ye 5 km. mesafede yer alan Kıbleteyn Mescidine gidiyoruz.

Hz. Peygamber Efendimiz, Kıbleteyn olarak bilinen bu mescitte öğle ve ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada ikinci rekatta nazil olan ayetle kıblenin yönü Mescid-i Aksa’dan Kabe’ye doğru çevrildi. Böylece Kudüs’e doğru başlanmış olan namazın son iki rekatı Kabe’ye yönelerek tamamlandı. Bu yüzden bu mescide iki kıbleli mescit denilmiştir.

Burası Uhud Savaşının yapıldığı alan.

Bedir’in rövanşını almak isteyen Ebu Süfyan komutasındaki Kureyş ordusu hicretin 3. yılında bu defa 3000 kişiyle Uhud önlerine gelmişti. Bedirde kazanılan zafer Uhutta yerini imtihana bırakacak ve bir an için disiplini terk etmenin faturası başta şehitlerin efendisi Hz. Hamza olmak üzere şehit olan 70 sahabeyle ödenecektir. Uhud şehitliği Peygamber Efendimizin sıkça ziyaret ederek çok sevdiği amcası Hz. Hamza için duada bulundukları ibret alınması gereken bir mekandır. “Uhud bizi sever biz de uhudu” iltifatına mazhar olan bakır rengi bu dağın eteklerindeki savaşta bizzat Peygamber Efendimiz de ağır yaralanmıştı.

İslam’ın önlenemez yükselişini engellemek maksadıyla bu defa 10 bin kişilik müşrik ordusu Medine’ye doğru yola çıktı. Peygamber Efendimiz 3000 kişilik bir kuvvetle Medine’nin etrafına hendek kazdırarak savunma harbi yapmayı planladı. Düşman bu hendekle karşılaşınca şaşırdı. Hendeğin arkasından sarma harekatı yaptı ama aşamadı. Bir gece esen müthiş bir rüzgar müşrikleri bozguna uğrattı.

Fetih mescidi olarak bilinen bu yer Hendek savaşında Peygamberimizin karargahıydı.

Medine’de son olarak Bir ecdat yadigarı olan Medine Tren istasyonunu ziyaret ediyoruz. Hicaz Demiryolunun son halkası olan Medine istasyonu ve sultan Hamid’in yaptırdığı Hamidiye camii Anberiye mevkiinde yer alıyor. Sultan II. Abdülhamit hacıların yolculuklarını kolaylaştırmak için seferber oldu ve büyük Hicaz demiryolu projesini hayata geçirdi. Şam’dan Medine’ye 40 gün, Mekke’ye 50 gün süren ve çeşitli tehlikelerle dolu hac yolculuğu, artık 4-5 günlük güvenli bir yolculuğa iniyordu.

İstanbul’da basılan bir gazete, demiryolundan “kutsal hat ve Halifenin en muhteşem eseri” diye bahsediyordu. Padişah 50 bin lira bağışta bulundu. Çok sayıda memur kendi arzusuyla birer maaşlarını Hicaz hattına bağışladı. Başta Hindistan, Mısır, Rusya, Fas Müslümanları olmak üzere, Uzakdoğu’dan, Afrika’dan, Orta Asya ve Balkan Müslümanlarından demiryolu fonuna para aktarıldı.

Hicaz demiryolu projesinin temelleri Şam’da atıldı. 1 Eylül 1900 yılında yapımına başlanan demiryolu inşaatı, 8 yılda bitirildi.

Sultan II. Abdulhamit’in gayret ve teşebbüsleriyle tamamlanan tarihi Hicaz demiryolu, ne yazık ki 1915 yılında savaş dolayısıyla sivil taşımacılığa kapandı. 26 Mart 1918’de Medine’ye gelen posta treni, son seferini yapmış olacaktır.

Bu topraklar insanlık tarihi kadar eski. Müslümanların kıblesi. Adını bildiğimiz, bilemediğimiz nice peygamberin, sahabelerin gelip geçtiği, mukaddes yerler. Mekke’den Medine’den ayrılmak kolay değil. Burası bizden bir parça. Evet ayrılmak zor oluyor bu mübarek topraklardan. Ama başka ülkelerde başka coğrafyalarda Türk- İslam kültür ve medeniyet tarihimizi araştırmak için yine yollara düşüyoruz.

 

Başkan Akbaş’la Çayırova’da Devr-i Alem

Çayırova Belediye Başkanı Ziyaettin Akbaş, 2012 yılını gazetemize ve Devr-i Alem kameralarına değerlendirdi. Makamında muhabirimiz Ömür Kavran ve kameramanımız Sercan Atalay´ı ağırlayan Ziyaettin Akbaş, 2012-2013 yılı hizmet ve projeleri hakkında çok önemli bilgiler verdi. Çayırova´nın geçmişi ve geleceği ile ilgili yaptığımız çok önemli röportaj ve tarih, kültür, sanat, turizm ve sanayii de marka şehir “Çayırova” belediyesi tanıtım filmini sizlerle paylaşıyoruz.

http://www.youtube.com/watch?v=xQ6cg8iiRKM&feature=player_embedded

Hizmet dolu 2012

2012 yılının ülkemiz için hizmet dolu geçtiğini ve önemli işlere imza atılan bir yıl olarak geride kaldığının altını çizen Akbaş, bütün kurumlarda ve yerlerde olduğu gibi Çayırova’da da 2012’nin hizmet yılı olarak hatırlanacağını söyledi. Kaynaklarını ekonomik ve doğru yerde kullanan bir Belediye haline geldiklerini belirten Başkan Akbaş, sınırlı olan görev sürelerini içerisini hizmetlerle doldurmaya çalıştıklarını ve kalıcı eserler bırakmaya çalıştıklarını söyledi. 2012’yi verimli gören Başkan Akbaş, aynı şekilde 2013 yılında da önemli hizmetler yapacaklarını söyledi.

Verilen sözler yerine getirildi

Röportajımız sırasında Başkan Akbaş’ın seçim beyannamesinde verdiği sözleri yerine getirmenin verdiği rahatlığın yüzüne yansıdığı çok açık bir şekilde görüldü. 2009 yılında aday olurken Çayırova halkına verdiği sözleri yerine getirmenin ferahlığını yaşayan Başkan Akbaş, “Beyannamede verdiğimiz sözlerin yüzde doksanını yerine getirdik. Geri kalanların da şu an da çalışmaları devam ediyor. Bunlara paralel olarak beyannamede taahhüt etmeyip de yaptığımız proje ve çalışmalarda var. Belediye olarak ilçemizle ilgili bütün hizmetleri yerine getirmeye çalışıyoruz.” dedi.

Çekim merkezi oldu

“Çayırova’nın eğitimi de, sağlığı da, güvenliği de, enerjisi de bizim işimiz.” diyen Başkan Ziyaettin Akbaş, gerçekleştirdikleri bir çok projenin örnek alındığını ifade ederek ilçenin bir mahalle görünümünden çekim merkezi hüviyetine kavuştuğunu söyledi. Akbaş 2013’de alt yapı yatırımlarına değil üst yapıya ağırlık vereceklerini ve alt yapının toparlandığı bir yıl olacağını vurguladı.

Kültürel çalışmalar

Çayırova’da yapılan kültürel çalışmalara ayrı bir önem veren Ziyaettin Akbaş, ilçenin kültür kenti haline geldiğini kaydederek, “Çayırova Kültürel faaliyetler konusunda çok ilerlerde. Çayırova söyleşileriyle bir çok yazar ve akademisyeni ağırladık, eğitim ve seminerler düzenledik, Çayırova Maratonunu Uluslararası hale getirdik ve bu yıl üçüncüsünü gerçekleştireceğiz. Hedefimiz bu yıl daha yüksek bir katılım. Sokak basketbolu turnuvamızı gerçekleştirmeye devam ediyoruz ve büyük ilgi görüyor. Engellilerle ilgili özel çalışmalar yapıyoruz, geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in de katılımıyla gerçekleştirdiğimiz sempozyumla Türkiye’ye örnek olduk.” dedi.

Aday olacak mı?

Başkan Ziyaettin Akbaş, önümüzde ki yapılacak yerel seçimlerde tekrar olup olmayacağı yönünde ki sorumuza ise açık kapı bıraktı. Asıl amaçlarının halka hizmet olduğunu dile getiren Ziyaettin Akbaş, zamanı geldiğinde aday olup olmayacağının değerlendirmesini yapacağını ancak Her Belediye Başkanının da potansiyel aday olduğunu da sözlerine ekledi.

Marka Şehir “Çayırova” Belgeseli

Başkan Akbaş ile yaptığımız söyleşinin bu kısmında sizlere Devri Alem belgesel programı tarafından hazırlanan Çayırova Belgeselinin senaryo metninin bir kısmını paylaşıyoruz. Belgesel metniyle Çayırova’yı tanıyalım. Çayırova’yı daha yakından tanımak için kameralarımızı  bu güzel yerleşim yerinin sokaklarına çeviriyoruz. Çayırova bugün sımsıcak Anadolu insanın yaşadığı birbirinden güzel 9 tane mahalleden oluşmaktadır. Bu mahalleler Akse, Atatürk, Çayırova, Yenimahalle, Cumhuriyet, Emek, İnönü, Özgürlük ve Şekerpınar’dır. Çocukluktan belediye başkanlığına kadar uzanan yaşam serüveninde Çayırova’nın her köşesinde, her mahallesinde anıları olan başkan Ziyaettin Akbaş ile Devr-i Alem yapıyoruz.

TARİH,  KÜLTÜR VE  SANAYİ DE MARKA ŞEHİR ÇAYIROVA    BELGESELİ SENARYO METNİ

Çayırova…

Adını çağlar öncesinden aldı.. Orhangazi tarafından feth edilip, Osmanlı toprağına katldı…Palekanon’dan Hünkar çayırına Fatih Sultan Mehmet Han’dan bize yadigar kaldı….Burası tarih, kültür, sanayi, bilim ve  teknoloji merkezi,  bereketli  ova  marka şehir  Çayırova…

İzmit Körfezinin kuzey batı kesiminde yer alana Çayırova D-100 ve E-6 otoban yollarının arasında geniş, düzlük ve çayırlık alana kurulan Kocaeli’nin  önemli  bir ilçesi

İstanbul un yanı başında sanayi ve ekonomi de lokomotif olan Çayırova, geleceğin  ticaret , kültür ve turizm kenti  Kocaeli’nin parlayan yıldızı Anadolu’nun dünyaya açılan en önemli kapısı…

Binlerce yıllık tarihi birikime sahip olan Çayırova  devlet, hükümet ve belediyenin gayretli çalışmalarıyla eğitim, sağlık, kültür ve sanayi alanında  büyük atılımlar gerçekleştiriyor…

Sanayi kuruluşları, kültürel birikimi, genç ve dinamik nüfusuyla  sürekli büyüyen Çayırova, geleceğe emin adımlarla yürüyor

Kara, hava, deniz ve demiryolu ulaşım ağı ile dünya kenti İstanbul’un yanı başında  ticaret ve finans merkezi olma yolunda hızla ilerleyen Çayırova,   Uluslararası Kurtköy Sabiha Gökçen havaalanına çok yakın.

Türkiye’nin kalkınmasında büyük rol oynayan sanayi kuruluşları  ve  bankacılık  üsleri  ile  Çayırova  cazibe merkezi haline geldi.

Tarihler  2008 yılı Çayırova  ilçe olur…Ziyaettin Akbaş  belediye başkanı seçilir…  Çayırova’da baştan başa   imar ve kalkınma  faaliyeti  başlar. Çayırova da  alt yapı yatırımları ,Okullar, sağlık ocakları,  modern toplu  konut  inşaatları devam ediyor. Valilik ve  Büyükşehir Belediyesi’yle koordinasyon içerisinde sürdürülen  çalışmalar neticesinde, Çayırova  Avrupa standartlarında bir değişim yaşıyor. Alt yapı ile ilgili sorunlar büyük ölçüde çözüldü. Bir çok sokak ve cadde yeniden düzenleniyor. Başkan Akbaş Çayırova’yı marka kent  haline getirmek için tüm  gücüyle çalışarak yeni projeler geliştiriyor.

Büyük projelere imza atan  Başkanı Akbaş,  29 Mart 2009 tarihinde başlattığı hizmet koşusunu, Çayırovalılardan aldığı büyük destekle sürdürüyor. Başkan Akbaş dinamik ve güçlü kadrosu ile  ilçeyi daha iyiye, daha güzele götürmek için çok çalışacağını ise her fırsatta dile getiriyor.

Kocaeli’nin parlayan yıldızı Çayırova

Köyden belde belediyesine kent olma kimliğini kazanan tarih, kültür ve turizm değerleri ile dikkat çeken, teknolojiyle sanayiyi buluşturan Çayırova, her alanda bir cazibe merkezi, marka kenti oluyor…

Tüm personelin katıldığı eğitimlerden ortaya çıkan tablo ve vizyonun adı: Halka hizmette hızlı, kaliteli ve verimli bir belediye çalışması sağlamak…

Her şey Türkiye için Her şey Çayırova için ilke ve prensiplerinden haraket eden başkan Akbaş,  “önce insan” diyerek halka hizmet hakka hizmettir anlayışı ile çalışıyor. Çayırova’ya yeniden yapılandırma projesiyle yeni bir vizyon kazandırılıyor ve Çayırova markalar şehri oluyor…

Geleceğin  Çayırova’sını  kurmak isteyen başkan Akbaş, katılımcı, şeffaf, adaletli, yenilikçi, evrensel belediyecilik doğrultusunda hareket ederek kentsel dönüşümü sağlayıp, huzurlu yaşam ortamı oluştururken aynı zamanda sanayi ile işbirliği yaparak çevre bilincini  geliştirip  istihdam sağlıyor.

Büyük bir hizmet aşkıyla çalışan belediye başkanı Ziyaettin Akbaş yapmayı vadettiği hizmetleri bir bir gerçekleştirmiş olmanın huzuru ve güveniyle yeni projeler geliştiriyor. Bugüne kadar yapılan büyük hizmetlere yenilerinin eklenmesiyle, Çayırova yeni yüzü ile Kocaeli’nin parlayan yıldızı oluyor

Anadolu kültürünün harman olduğu yaşanabilir bir Çayırova’nın,  şeffaf bir yönetim anlayışından geçtiğini belirten Başkan Ziyaettin Akbaş, başta alt yapı ve  sağlık olmak üzere eğitim, kültür, sanat, spor, çevre ve ulaşımda birçok hizmeti Çayırova’ya kazandırıyor…

Çayırova ilçesi her geçen gün büyüyor gelişiyor. Çayırovalılar yarınlara umutla bakıyor…..Gençlere büyük önem veren Başkan Akbaş, “Ben Başkan Olsam” projesini başlatarak, geleceğin Çayırova’sını çocukların hayalleriyle birlikte kuruyor.

Belediye bünyesinde eğitim programları düzenleniyor ve SBS hazırlık kurslarındaki binlerce öğrenciye kaynak kitap ve döküman veriliyor. Genç nüfusa sahip Çayırova’da meslekî eğitim kurslarıylada iş imkânları sağlanıyor.

Sporcuların hayâllerini süsleyen modern  kapalı spor salonu için  çalışmalar sürüyor… Şekerpınar Spor kompleksi ise Çayırova  gerçekten görülmeye değer. Örnek uygulamaları ile uluslararası saygınlığa ve vizyona sahip bir kurum olan Çayırova Belediyesi, her yıl dünyanın dört bir tarafından gelen binlerce sporcunun katıldığı uluslararası  Çayırova  koşusuna  ev sahipliği yapıyor…

Kaymakamlık ve belediye işbiriği ile Çayarova’da, artık tüm yerel ve kültürel değerlere sahip çıkmak adına çok önemli çalışmalar yapılıyor.Başkan Ziyaettin Akbaş’ın Anadolu Oyunları Uygulama Merkezi Projesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ödüllendirilmesi de Çayırova için ayrı bir övünç kaynağı…

Sanayi ile kültürün, turizm ile ticaretin birlikte büyüyüp geliştiği marka şehir Çayırova’da sosyal ve kültürel hayata önem veren Başkan Ziyeattin Akbaş, Engellilere yönelik hizmetler ve projelerle Türkiye  çapında dikkat  çekiyor.Başta engellilerin istihdam ve yaşam kalitelerine   yönelik projeler olmak üzere birçok hizmet ve projeyi bir bir hayata geçiriyor ve yepyeni bir Çayırova kuruyor.

Kent kültür bilincine sahip insanların yaşadığı Çayırova, hükümetin desteği; valilik, büyükşehir belediyesi, kaymakamlık ve millet işbirliği ile uluslararası fuar alanları, ticaret, kültür ve turizm kenti olmak için gelecek yüz yıllara hazırlanıyor.

Marmara bölgesinin dünyaya açılan vitrini Çayırova, sınırlarında kurulu Taysad organize sanayi bölgesindeki sanayi kuruluşlarıyla Türk ekonomisine büyük katkı sunuyor. İnsan ve çevre sağlığı ile barışık bir sanayi bölgesi olan ve sanayi kuruluşlarında dünya markalarının üretildiği Çayırova,  bankacılık üssü, altın borsası, Sabiha Gökçen hava limanına yakınlığı ve otoyollarıyla, markalar şehri olarak adını tüm dünyaya duyurmak istiyor. Anadolu insanının birbiriyle kaynaştığı kültür, tarih, sanayi ve turizmde tanınmak için Çayırova sizleri de davet ediyor. Sevmek tanımakla başlar…. Çayırova bilinmek ve tanınmak istiyor…

Gazetecilerin ölümü ve zamanı değerlendirmek

Hayat bu…Fani..Bir varmış, bir yokmuş..Çok güzel atasözlerimiz var. Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi…Mal da yalan mülk de yalan, var birazda sen oyalan… Gerçekten de böyle. Hayat iki kapılı bir han gibi. Bir taraftan girip kısa bir soluklanma, diğer taraftan çekip gidiyorsunuz.

Eser ve hizmetleriniz varsa ne mutlu. Ama en önemlisi hiç kimsenin kalbini kırmadıysanız, hele beddua ve ah almadan hayatını devam ettirdiyseniz öbür tarafta da rahat edersiniz. Aslında  her şey bu dünyada kazanılıyor. Öbür tarafta fazla bir şey yok. Dünyadan ne götürürseniz öbür tarafta sizi o karşılar.

Mehmet Ali Birand’ın ardından

Bu satırları Türk medyasının önemli isimlerinden olan Mehmet Ali Birand’ın vefatının ardından kaleme alıyorum. Vefat haberini duyduğumda şok oldum. Kendisini yıllar önce Tüyap kitap fuarında kitabını imzalatırken tanışmış, zaman zaman kendisiyle değişik mekanlarda görüşmüştük.

32.Gün programı Türk basın tarihine damgasını vuran bir program. Bir anlamda Türkiye’yi dünyaya, dünyayı da Türkiye’ye getirip ufkumuzu geliştirdi, dünyada ki olup bitenleri 32.Gün programında takip ettik.

Severiz, sevmeyiz ayrı bir şey. Ancak Mehmet Ali Birand’ın çalışma azmine, gazetecilik mesleğine katkısına, meslekte önemli başarılara imza atmış gazeteciler yetiştiren bir medya mensubu olarak ben şahsen saygı duyuyorum.

Şu anda TRT Arap kanalının üst düzey yöneticilerinden olan değerli bir gazeteci meslektaşla Devri Alem programını hazırlamaya başladığım yıllarda tanışmıştım.  Bu meslektaş o zamanlar özel bir TV’de çalışıyordu. Mesai harici Devri Alem programına da yönetmenlik yapıyordu. Bu meslektaş TRT’den Mehmet Ali Birand’ın 32.Gün programında stajyer olarak çalışmıştı. Bu gazeteci dostumun Mehmet Ali Birand ile bana söylediği şu sözleri hiçbir zaman unutmadım: Mehmet Ali Birand kendisiyle beraber çalışanlara şu ilkesini söyleyerek işe başlatıyormuş. “Bazı geceler bir iki saat uyuyacaksınız, bazı geceler hiç uyumayacaksınız. Zamanı dolu dolu değerlendirip, her gün üretecek ve çalışma yapacaksınız. Bu ilkeyi kabul edenler benimle çalışsın.” Diyen Mehmet Ali Birand gerçekten çok önemli gazeteciler ve belgeselciler yetiştirdi.

Mehmet Ali Birand’ı en son Kanal D’ de ki haber programını sunarken izledim. Vefat ettiğinde inanmamıştım ama aramızdan ayrıldı. Acısıyla tatlısıyla çok önemli eser ve hizmetler bırakarak ayrıldı. Hiç kimseden çekinmeden doğru bildiklerini söyledi. Kıskançlık yapmadı, adam yetiştirdi. Bilgiyi paylaştı, karşılık beklemedi. Hiç kimseye minnet etmedi, hep dik durdu. 28 Şubat’ın yardakçıları, çıkarcıları, gazetecilik adına onu hedef gösterdi, alçakça bir cinayete gitmeden son anda kurtuldu. Ama o geri dönüp kendisine alçaklık yapanlara sadece acıdı ve güldü, geçti. Mehmet Ali Birand’ı bütün stres ve sıkıntılı haberlerde bile gülebilen, tebessümlü siması ve kızmayan haliyle tanıyacağız. Bugün ebedi aleme kendini uğurluyoruz.

İnsan ölür, eser kalır

Kimleri uğurlamadık ki ebedi aleme. Anlı şanlı devlet adamları, zenginler, patronlar, beyler, paşalar, sanatkarlar, siyasetçiler, gücünü makamından alan, makam ve mevki sahipleri daha kimler ve kimler. Önemli olan eser ve iz bırakmak.

Atalarımız ne güzel söylemiş: “At ölür meydan kalır, Yiğit ölür şan kalır, insan ölür eser kalır.” Gerçekten kısa fani dünyayı değerlendirmek zamanı dolu dolu yaşamak, insanlara zulmetmek değil, yardımcı olmak ve yararlı işlerle hayatı devam ettirmek gerekir.

Cenabı Allah’ın yarattığı en değerli varlık zaman. Zamanı en çok harcayan, bilinçsizce tüketen, hatta zaman öldürmek için kahvehaneler, lokaller, kulüpler ve kafeler kuran bir toplumuz. Kısa bir araştırma yaptım. Türkiye’de en çok zamanı öldürme mekanı olan kahvehaneler ve lokaller bulunuyor. Buralarda zaman öldürüyor.

Zamanı öldürmek değil, değerlendirmek

Birbirimize ne yapıyorsun diye sorduğumuzda “zaman öldürüyorum.” Deriz ve bundan da üzüntü duymayız. Bir başka toplumda zaman öldürme diye bir tabir yoktur. Maalesef bizim kürlümüzde ve hayatımızda zamanı öldürmek için elimizden geleni yaparız.

Aslında okuma yeri anlamına gelen, yasal olarak kütüphane de bulundurulması zorunlu olan “kıraathaneler”i kendimize benzetip ”kahvehane” yani kahve içilen yer anlamına getirdik. Her nedense kahve de içilmez buralarda. Bol bol sigara içiliyordu, Allah’tan kapalı yerlerde sigara içilmesi yasaklandı da sözde kahvehane, gerçekte sigarahane olan bu zaman öldürme mekanları biraz olsun kendine geldi. Temennimiz devlet yetkilileri kahvehanelerle ilgili yasayı işletirler, kahvehaneleri denetleyerek aslına döndürüp kıraathane yaparlar.

Evet Gazeteci ölümünden zamanı değerlendirmeye bir kaç satırla tarihe geçmişe yolculuğa çıktık. Gerçekten iki günlük fani dünyada zamanı değerlendirip eser ve hizmetlerimizle ebedi olarak yaşayabiliriz. Ne kadar güzel söylenmiş. “Baki kalan gök kubbede hoş bir seda imiş.” Eser ve hizmetleriyle kubbede hoş seda bırakanları minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.