Fatih’ten Günümüze Marka Kent GEBZE

Fatih Sultan Mehmed’den Günümüze

Sanayi, Bilim, Teknoloji, Kültür ve Turizm de Marka Kent: Gebze

                               Tebliği Sunan: İsmail  Kahraman (Gazeteci ve TV belgeselcisi)

Fatih Sultan Mehmed Han ve Gebze

İpek Yolu kollarının birleştiği kavşak noktası Kocaeli’nin en büyük ilçesi: Marmara Bölgesi’nin doğusunda, Asya-Avrupa kara ve demiryolları üzerinde yer alan Kocaeli, şirin bir şehrimiz.  Kocaeli’nin 12 ilçesinden birisi olan Gebze Fatih Sultan Mehmet han tarafından İstanbul’un fethinden sonra 150 akçelik kaza merkezi yapmıştı[1].

Kocaeli’nin Gebze İlçesi: Kocaeli tarihi en eski şehirlerimizden olup, M.Ö. 337-357 yılları İzmit’in olduğu yerde Nikomedya adıyla kurulmuş, M.S. 395 yılına kadar Roma İmparatorluğunun egemenliğinde kaldıktan sonra, Bizanslıların hakimiyetine girmiştir. Bir süre Selçuklular’ın eline geçerek İzmit adını alan Kocaeli Orhan Gazi zamanında Akçakoca tarafından Osmanlı topraklarına katılarak Kocaeli adını almıştır[2]. Hendek’ten Şile’ye İznik’ten Tuzla’ya kadar geniş sınırları olan Kocaeli zaman içinde coğrafya olarak küçülmesine rağmen sanayi ve ekonomik olarak büyüyerek uluslararası sanayi ve ticaret merkezi haline gelmiştir.

Sanayi, ticaret kültür sanat ve turizm merkezi Kocaeli’nin 12 ilçesi vardır. Vilayet merkezi İzmit, donanma şehri Gölcük,  yeşillikler diyarı Karşıyaka, adını turizm merkezi Kartepe’den alan Kartepe, yeşillikler diyarı Karamürsel, tarım merkezi Kandıra, rafineri merkezi Körfez, şifalı Çenedağı suyunun menbaı Derince, sanayi ovası Dilovası, geleceğin kongre ve ticaret merkezi Çayırova, yaşam kenti Darıca ve sanayi, ticaret, teknoloji, kültür turizmde marka şehir Gebze.

Tarihi seyir içinde adı bir kaç kez Gelbize[3]’den adını alan Gebze, Marmara Bölgesi’nin doğusunda İzmit Körfezi’nin kuzey kesiminde yer alan, zengin bir tarihi geçmişe sahip, ekonomisi, sanayi ve ticaret dayalı, Türkiye’nin hızla gelişen ve büyüyen bir ilçesidir. Kara, deniz, hava ve demiryollarının birbirleriyle kesiştiği önemli bir kavşak noktasında bulunmaktadır. Gebze tarih boyunca İstanbul’un Anadolu ile bağlantısını sağlayan yol üzerinde önemli bir konaklama merkezi olmuştur. Günümüze kadar gelen pek çok tarihi kalıntı, Gebze’nin çağlar boyunca önemli bir yerleşim merkezi olduğunu doğrulamaktadır.

Finikeliler’in, Asurlular’ın, Lidyalılar’ın, Romalılar’ın, Bizanslılar’ın, Grekler’in ve Araplar’ın uğrak yeri olmuş Gebze’nin, ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir[4]. Bu yöre, Romalı’ların daha sonra da Bizanslılar’ın hakimiyeti altındayken 1323 yılında Orhan Gazi’nin kumandanlarından Akçakoca’nın oğlu İlyas Bey tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. Gebze; orduların karargah merkezi, kervanların konaklama yeri, İstanbul’un meyve ve sebze ambarı olarak önemini hep korumuştur[5].

1888 yılından itibaren İstanbul’a bağlı bir ilçe iken[6], 20 Nisan 1924 yılında yapılan bir değişiklikle Kocaeli iline bağlanmıştır[7]. 1918’de İngilizlerin, 1921’de Yunanların işgal ettiği Gebze, düşmandan 12 Ekim 1922’de Nurettin Paşa komutasındaki birlik tarafından kurtarılmıştır[8].

TEM Otoyolu ve D-100 Karayoluyla İstanbul- Ankara ve İstanbul-İzmir arası yolculuk yapanlar, trenle Anadolu’ya gidenler, Kurtköy-Sabiha Gökçen Hava Limanı’ndan dünya ülkelerine seyahat edenler, Gebze bölgesinden gelip -geçer. Bu yol lardan gidenler ne yazık ki biraz iç kısımlarda tarihî bir hazine gibi gizli kalan, tarihî ve tabii güzelliklerden habersiz geçip giderler. Ne, dünyaca ünlü komutanı Hanibal’ın anıt mezarını, ne Darıca Kuş Cenneti’ni ne Ballıkayalar Vadisini, ne ünlü Ressam Osman Hamdi bey müzesini, ne de Fatih Sultan Mehmet’in Otağını göremezler. Tüm bu güzelliklerin olduğunu bilseler hele Gebze Merkezindeki bir tarihi zenginlik tablosu, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin varlığını bilseler, uğramadan, selamlamadan geçemezler.

Gebze’yi doya doya seyredip temaşa etmek istiyorsanız, Gebze’ye Gaziler tepesine çıkıp bakmalısınız. Gebze’yi seyre doymak imkansızdır. Romalılardan genç Cumhuriyetimize bir çok tarihî olaylara sahne olan Gebze’de hızlı büyümenin getirdiği olumsuzluklar da yok değil. Bir zamanlar meyve bahçeleri, üzüm bağları ve buğday tarlalarının olduğu yerlerden şimdi adeta sanayi fışkırmaktadır. Türkiye’nin en modern Organize sanayi bölgeleri bir biri ardına Gebze bölgesine kuruluyor. Bir zamanlar küçük bir köy olan Güzeltepe ve Şekerpınar’a önce belde belediyesi kurulup, şimdi de Gebze’den ayrılarak adını tarihî hünkar çayırından alan Çayırova ilçesi kurularak dünya ticaret merkezlerinin kurulmasına aday bölge haline gelmiştir. Körfez sahiline bir inci tanesi gibi dizilen, Darıca ve Dilovası’nın ihtişamlı dağları uzaktan gözükürken, Tavşancıl ben de varım der gibi adeta el sallamaktadır.

Çayırova, Bayramoğlu, Tuzla ve Adaların Gaziler dağından manzarası insanı derinden etkiliyor. İzmit Körfezi’nin manzarası gerçekten ihtişamlı. Gebze’nin tarihi köylerinden Mollafenari, Cumaköy ve Denizli çarpık sanayileşmenin tehdidi altında, son yeşilliklerde yok olup gitmektedir. Buradan seyrettiğimiz güzelliklere yakından bakmak, Gebze’yi daha iyi anlamak, kaynaşmak ve sevmek için sokaklarına inmek gerekir.

Tarihi değerleri çok zengin olan Gebze’nin kültür hayatımızda da çok önemli yeri bulunuyor. Gebze bir çok Romancı ve film yönetmenine ilham kaynağı olmuş; bir çok ünlü yazar konusu Gebze’de geçen romanlar yazarak, Türk sinemalarında gösterilen, Yahya Kaptan, Leylaklar Al-tında, Küçük Kahraman, Amansız Takip, Zeliş, Tütünzamanı, İstasyon, Elveda ve Ölmeyen Aşk gibi filmler Gebze bölgesinde çekilmiştir.

Gebze İlçesinin en eski tarihli Camii olan Orhan Gazi Camii’nin 1323-1331 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır. Mimarı belli olmayan caminin, Orhan Gazi tarafından yaptırıldığı bilinmektedir[9]. Caminin yanında yer alan Menzilhane Hamamı’nın da, Sultan Orhan Camii ile aynı yıllarda yapıldığı sanılmaktadır[10]. Bu iki güzel eser adı asırlardan beri değişmeden devam eden Menzilhane meydanını süslüyor. Kervanların konakladığı bu meydandaki tarihi değirmen ve Kadınlar Çeşmesi çoktan yıkılmıştır[11].

Gebze’nin kalbi Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nde atar. Külliye, Yavuz Sultan Selim ve Kanûni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa’nın emriyle 16. yüzyılda Mimar Sinan’a yaptırılmıştır[12].

Türk süsleme sanatının tüm özelliklerine sahip bu tarihi şehir minyatürü, camii, medrese, kervansaray, paşa odaları, hankah, bimarhane, han, hamam, imarethane, kütüphane, su kuyusu, şadırvan ve türbe gibi her biri eşsiz yapılar topluluğundan oluşmaktadır. Külliyenin güney kapısı üzerinde Kanûni Sultan Süleyman’ın tuğrası göze çarpmaktadır. Tek kubbeli haremi, beş bölümlü son cemaat yeri ve minaresiyle camii, külliyenin tam ortasındadır. Gebze’ye hakim merkezi bir mevkide yer almaktadır. Bu camiinin mihrap ve duvarları kûfî yazılarla süslenerek renk ve düzeni görkemli Türk çinileri ile sağlanmıştır.

Türbe, caminin kıble tarafında, külliyenin diğer yapılarından bir bahçe duvarı ile ayrılan hazire avlusundadır. Çoban Mustafa Paşa 1529 yılında vefat edince Gebze’de yaptırdığı külliyenin içinde yer alan bu türbeye defnedilmiştir. Çoban Mustafa Paşa Mısır ve Rodos’ta valilik yapmış, İstanbul ve Bulgaristan’ın birer semtine adını bırakmış, Çaldıran seferi dönüşü vezirliğe yükseltilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in kızı Hafisa Sultan ile evlenen Çoban Mustafa Paşa Kanuni’ye de vezirlik yapmıştır. Rumeli Beylerbeyi’de olan Çoban Mustafapaşa, Hicaz ve Mısır savaşlarındaki başarısıyla tarihe altın harflerle geçmiş[13], onlarca vakıf eser yaptırarak insanların hizmetine tahsis eden, hakkında bir çok hikayeler anlatılan önemli bir devlet adamı olarak tanınmıştır. Türbe dış görünümüyle Klasik Osmanlı türbelerinin güzel bir örneğidir. Sekizgen planlı, giriş kısmı tamamıyla mermerlerle kaplıdır. Külliye’nin avlusuna batıda, kuzey ve güneyde olmak üzere üç kapıdan girilmektedir. Külliye’nin batı tarafındaki giriş kapısının üstüne inşa edilmiş bir kütüphane, araştırmacılar için çok önemli bir yapıydı. Ancak şimdi bomboş kalmıştır.

Bir zamanlar paha biçilemeyen yüzlerce cilt yazma kitapların bulunduğu kütüphane, yağmalanmıştır[14]. Caminin bahçesine açılan Paşa odalarının sağ tarafında da imarethane bulunuyor. Paşa odaları yüksek rütbeli kişilerin misafir edildiği bölümdür. İmarethane külliyenin mutfağı ve yemekhanesidir. Hem mahzeninde yiyecek malzemeleri depolanıyor, hem fırınında ekmek pişiriliyor, hem mutfağında yemek hazırlanıyor, hem de yemekhanesinde yemek yeniyor. Asırlarca kaç fakir, muhtaç ve yolcu burda yemek yediler kimbilir…

Kuzey kapıdan girince Kervansaray karşımıza çıkıyor. Kervansaray sağda ve solda olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bunların bir başka adı var deve doğum hanları, Osmanlı’nın hayvanseverliliği sadece lafta değil icratlarıyla da gerçekleştiriliyordu. Tekke bir diğer adıyla hankah, Kervansarayın hizasında külliyenin kuzeydoğu köşesinde revaklı bir avlu etrafa U planlı bir yapı Hankah derviş odaları ve semahaneden oluşmaktadır. 12 derviş odası vardır. Medrese Hankah’ın hemen karşısında bulunan Külliyenin güney kapısının sağında yer alıyor. Zenbilli Ali Efendi’nin ders verdiği bu medreseden bir çok ilim ve din adamı yetişmiştir[15]. Medreseye külliyenin dışından bir kapıdan giriliyor. Medrese üç tarafı revaklarla çevrili avlu etrafında 17 odadan oluşmaktadır. Bir de mescidi olan medrese Osmanlı döneminde yüksek öğrenim yaptırılan bir okul durumundaydı. Bimarhane ise medreseyle Hankan arasında yer alan yapı, burası yoksulların barınması için yapılmıştır[16].

Gebze’den bir çok ünlü gelip geçti. Kimler mi?

Kartacalı komutan Anibal[17], Malkoçoğlu Mehmet Bey[18], Balçıklı Ethem[19], Zenbilli Ali Efendi[20], Şair Mehmet Nergisi[21], vezirler, paşalar ve daha niceleri. Her gelen ölümsüz bir miras bırakıp gitti. Mezarları da yok oldu gitti. Sadece mezar taşları var. Çünkü Gebze’nin asırlık selvi ağaçları ile süslü tarihi mezarlığı 1935 yılında sökülüp yerine park yapıldı[22]. Bugün bu parkta sadece Malkoçoğlu Mehmet Bey türbesi kalmıştır. Parkta oturup çaylarını içenlerin bir çoğu burada tarihi bir mezarlık olduğunu bile bilmiyor. Sökülüp rastgele atılan mezar taşları Gebze sevdalısı insanların çalışmaları sonucunda girişimi ile koruma altına alınarak yeni mezarlıkta sergilenmiştir.

Çarşı içinde özel bir şahsın mülkiyetinde bulunan Kervansaray, yerinden sökülen mezar taşlarından farksızdır. Tarihî Çifte hamamlar diğer bir adıyla Çoban Mustafa Paşa hamamı eski çarşının ortasında yer alan ilçenin en büyük hamamıdır. 1523 yılında Mimar Sinan’ın kalfası Hüseyin ağa tarafından inşa edilmiş[23], günümüzde halen kullanılmaktadır. Çarşı hamamının karşısında bulunan İbrahimpaşa Çeşmesi Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın veziri İbrahim Paşa tarafından 1664 yılında yapılmıştır. Suyunun akışı terazi sistemi ile sağlanan çeşmenin kitabesi halen duruyor. Otlarla kaplı kitabede, İbrahim Paşa’nın ismi ve yapım tarihi yazılıdır.

Körfez şeridi üzerinde uzanan müstesna güzelliğe sahip tabi koyları, doğal plajları ile Gebze sahilleri, yöre insanının nefes alabildiği yerlerdir. Gebze’nin Tuzla’dan Herekeye kadar sahile 39 bin metre kıyısı bulunuyor. Bu güzel ve eşsiz sahil, şirin ve efsunlu koylar çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından adeta işgal edilmiştir. Gebze sahillerindeki onlarca liman ve iskeleden, Eskihisar açıklarında yükleme ve boşaltma yapmak için sıra bekliyen gemiler bulunmaktadır.

Gebze’nin güneybatısında yer alan Eskihisar, İstanbul-Ankara karayolu ve Gebze tren istasyonu ile bağlantılı bir yerleşim merkezidir. Eski çağlardan beri İzmit Körfezi’nin güneyindeki geçişi kontrol altında tutan önemli bir geçit olma özelliğini uzun süre korumuştur. Günümüzde İstanbul-Bursa yolunu kısaltan Eskihisar-Yalova Feribot seferleri, bu şirin sahil kasabası üzerinden sağlanmaktadır. Eskihisar tarihî ve turistik özelliğe sahip bir sahil köyüdür. Önemli ölçüde balıkçılık ve turizm köy sakinlerinin geçim kaynağı haline gelmiştir.

Eskihisar Kalesi, deniz kıyısında dik yamaçlı bir tepe üzerinde buradaki limanı ve İzmit Körfezi’nin kıyı şeridini korumak amacıyla Bizans döneminde inşa edildiği sanılmaktadır[24]. İlk şeklini muhafaza ederek günümüze gelebilen kale, dik-dörtgen planlı olup, 10 burcu ve kaleye girişi sağlayan 4 kapısı bulunmaktadır. Son yıllarda Kültür adamı Oğuz Aydemir tarafından restore edilen kale, çeşitli etkinliklerin yapılabileceği Anfi tiyatro haline getirilmiştir. Eskihisar sahil yolu üzerinde bulunan Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi, geçmişin nazlı yadigarıdır. Bu görkemli konak, müzeci ve Ressam Osman Hamdi Bey tarafından 1884 yılında köşk, resimhane, kayıkhane ve müştemilat olarak yaptırılmıştır[25]. Osman Hamdi Bey, Eskihisar’daki bu Konakta uzun yıllar yaşamış ve burada vefat etmiştir. Konak 1982 yılında kamulaştırılmış ve 1987 yılında müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır[26]. Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerini yansıtan Konak, kullanılan ahşap işçiliği ile Türklerin yapı sanatına verdiği önemi göstermektedir. Kartacalı Kumandan Anibal, küçük yaşlardan itibaren Roma düşmanı olarak yetiştirilmiş başarılı bir savaşçıdır. Ne  yazık ki Roma’ya karşı yaptığı bir savaşta yenilerek Kartaca’yı terk eder ve Bitinya Kralı Prissias’a sığınır[27]. Tarihi kaynaklar, Anibal’ın Gebze civarındaki Eskihisar mevkiinde, kendisini acımasızca takip eden Romalıların eline geçeceğini anlayınca intihar ettiğini belirtmektedir. Anibal’ın mezarı olarak bilinen bu yerde anıt yapılması ilk kez 1934 yılında Atatürk tarafından emredilmiş, ancak 1981 yılında Kültür ve Turizm bakanlığı tarafından gerçekleştirilmiştir[28].

Hünkâr Çayırı Çeşmesi

Hünkar Çayırı diğer bir adıyla Fatih Sultan Mehmet’in Otağı; 1481 yılında Fatih Sultan Mehmet Üsküdar’a sancak dikip doğuya sefer yapılacağını ilan eder. Rahatsızlığına rağmen Hünkar Çayırında Otağını kurar. İşte tam bu esnada burada hayata gözlerini yumar[29]. Hünkar Çayırında bulunan bu tarihi köprü, çınar ağaçları ve selviler yer alır. Köprünün girişinde bulunan Çeşme ve Namazgah 16. yüzyıla ait eserlerdir[30]. Son yıllarda çevre düzenlemesi yapılarak 700. yıl Fatih Anıtı dikilen Hünkar Çayırı, yoğun bir ziyaretçi akınına uğramaktadır.

Arıların bal yapmak üzere yuva kurup petek birleştirdiği Tavşanlı beldesindeki Ballıkayalar vadisi görülmeye değerdir. Dinlenmek için ve günün yorgunluğunu üzerinizden atmak için bu vadiye mutlaka gitmelisiniz. Suların çağlayarak aktığı şelale ve göllerin birbirinden güzel manzaraları buraya gelenlere heyecanlı anlar yaşatıyor. “Tabiat Parkı ve Doğal Sit Alanı” ilan edilen, günümüzde dağcıların iniş ve tırmanış çalışmaları yaptıkları Ballıkayalar vadisinde kamping için çadır, yürüyüş yapmak için alanlar mevcuttur. Gebze, üzüm bağları, meyve bahçeleri ve enginar tarlaları ile ün yapmıştır. Kuzu dolmaları ve koyun yoğurdu dillere destan olan Gebze’nin meyveleri de Osmanlı saraylarında padişah sofralarını süslemiştir.

Tarihde İpekyolunun kollarının birleşme noktası olan Gebze, bugün Sanayi ve Ticaret hayatındaki önemini koruyor. Gebze, D-100 karayolu ve otoban yolu, sahilindeki limanları, Körfez geçiş köprüsü, feribotları, Gebze-Şile yolu ve Sabiha Gökçen Hava Limanı ile dünya ekonomisinin yollarının birleştiği bir merkez konumundadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yatırımcıların kurduğu çok uluslu sanayi kuruluşları Gebze’de hızla çoğalmaktadır. Makinadan, kimyaya, otomobilden, tekstile, dericilikten, ağaç sanayiine, gıdadan, bilgisayar teknolojisine, yüzlerce sanayi kuruluşu üretim ve hizmetleri ile dünya piyasalarında rekabet göstermektedir.

Gebze Sanayi ve Ticaret merkezi olduğu kadar Bilim ve Teknoloji Merkezi’dir. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE), Türk Standartları Enstitüsü (TSE), Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü (TÜSSİDE), Uluslararası Tohum Sertifikasyon Test Müdürlüğü, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme Merkezi, Teknoloji Serbest Bölgesi ve Bilim Teknolojileri Merkezi ile gelecekte de önemini koruyacaktır. Gebze; bilim, teknoloji, sanayi, kültür, turizm ve sosyal hayatta dünya çapında marka şehir olacaktır….

Gebze; Dünyanın çeşitli Yerlerinden ve Türkiye’nin bütün illerinden gelen insanları sinesinde barındıran kültür ve Sanat merkezi konumundadır. İzmit Körfezi’nin Kuzey keİsiminde, Kocaeli İline bağlı, zengin bir tarihi mirasa sahip, ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayiye dayalı Türkiye ‘nin hızla gelişen ilçesi.

Gebze Adının Kaynakları:

Günümüzdeki “Gebze” adı, çok eski devirlerden bu yana kullanılagelen çeşitli adların, az çok değişikliğe uğramış biçimidir. Doğruluk derecesi henüz kesinlik kazanmış olmasa da, yazılı bazı kaynaklarda Gebze”nin: Libyasa, Dacybyza, Byza, Guebize, Geliboş, Gekbüze, Gökboze, Gebze gibi değişik adlarla anıldığı ileri sürülmektedir[31]. Bazı araştırmacılarda: “Gebze”nin bir zamanlar Osmanlı ve Bizans Savaşçıları arasında sık sık el değiştiren ve özlenen bir yöre olması itibariyle Gel Bize veya Bize Gel ifadelerinden oluşan ve zaman içinde değişerek, halkın öz dilinde “Gebze’ye dönüşen bir ad olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim. 1640 yılında “Gebze”ye geldiği anlaşılan Evliya Çelebi, Ünlü “Seyahatnamesinin ilgili bölümünde Gebze GELBİZE’den zamanla Gebze olmuştur ifadesiyle bu hususu vurgulamaktadır[32].

Gebze’nin Coğrafi Konumu

Gebze Marmara Bölgesi’nde, Kocaeli Yarımadasının kuzey batısında, yaklaşık olarak 35° Enlem dairesi ile 50° Boylam dairesinin kesiştiği bir alanda yer almaktadır[33]. Doğusunda Dilovası, batısında Çayırova, Tuzla, kuzeyinde Şile, güneyinde İzmit Körfezi ile sınırlanan Gebze; yayla görünümünde bir tepe düzlüğü üzerinde kurulmuştur. İlçe merkezinin genel boyutları, Doğudan-Batıya 10 Km., Kuzeyden-Güneye 15 Km.’dir. Marmara Sahiline 7 KM., İzmit’e 49 km., İstanbul’a 45 Km. uzaklıkta bulunmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 130 metredir[34].

Gebze’nin İklimi

Genellikle Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri arasında bir geçiş özelliği taşımaktadır. Yaz mevsimi sıcak ve az yağışlı, kış mevsimi oldukça serin ve daha ziyade yağışlı geçer. İlçe sınırları içinde öyle kayda değer göl, dağ, akarsu bulunmamakla beraber, yaklaşık 650 metre yüksekliği geçmeyen tepelerin ve sırtların varlığından söz edilebilir. Bu tepelerin en yükseği GAZİ TEPESİ‘dir. Akarsu yerine dereler ve derecikler mevcuttur. Gebze hudutları içinde yaz aylarında kuruyan, kış aylarında yağışla beslenen Çakaldere, Sapdere, Mahmutboğan, Aşıroğlu Deresi sayılabilir[35].

Gebze’nin Toprak Yapısı:

Kayalık ve dolgu biçiminde oluşmuştur. Kayalık tipinde olanları kısmen molozlarla örtülüdür. Temel unsurlarını: Paleozoik yaşlı kavar-sitler ve Siyah renkli kalsit damarlı kireç taşları, şistler teşkil ederler. Dolgu tipinde olanları ise: Neorjen yaşlı yapıdadır. Demiryolu İstasyonunun civarındaki alanda pek bol bulunmaktadır. Düzlük zemin alüvyolardan teşekkül etmiştir. Yeraltı suları hayli derindedir. Gebze birinci derece tehlikeli bir deprem çizgisi üzerinde yeralmıştır. Bölgede tarihi depremlerin varlığı bilinmektedir[36].

Gebze ve Yöresinin Jeolojik Yapısı

Gebze ve yöresinin Jeolojik yönden yeryüzü yapısını araştıran uzmanların genel tesbitleri şöyledir[37]:

1. Genel olarak Kocaeli Yarımadasının ana fiziki karakteri; Jeoloji’nin birinci zamanına kadar inen ve zaman içinde meydana gelen ilave tabakalardan sonra uzun bir aşınım devresi geçirerek Penepelen hâline geçmiş bir yapı ile özetlenebilir.

2. Şile-Gebze arasında bir çizgi çekecek olursak, güney batıda kalan topraklar devon devri arazisidir.

3. Gebze-İzmit arası ikinci zaman arazisi, Tiryas arazisidir.

4. Kırmızı renkli konklomera ve grelerle bunların üstünde Lamellibra Fosillerini kapsayan kalkerlerdir.

5. Sonuç olarak burada (Tiryas Devri) arazisinin tüm delillerine rastlanmaktadır. Çimento sanayiine ve su kireci yapımına en elverişli toprak yapısı, bu arazidir.

Gebze’nin Körfez Şeridi Üzerindeki Mevkii

İstanbul’la sınır komşusu olan Gebze’nin, Körfez şeridi üzerindeki yerleşim yerlerinde, tabiatın oluşturduğu birbirinden güzel koyları ve tabii plajları ilgi çekici düzeydedir. Yörenin ekilebilir topraklarında tarım, meyvecilik, sebzecilik, zeytincilik ileri bir durumdadır. Marmara kıyısında ilçe toprakları genellikle ovalıktır. Günümüz Gebze’si; Kara-Deniz ve Demir Yollarının birbiriyle kesiştiği önemli bir kavşak noktasında bulunmaktadır. Yüzeyi kuzeydoğuda dağ ve sırtlardan, batıgüneyde kıyıya yakın bölümlerinde düzlüklerden ibarettir. Çağlar boyunca bâzı kavimlere yurt olan Gebze; Avrupa ile Asya kıtaları arasında önemli bir geçit olmak durumunu, günümüze kadar korumuş bulunmaktadır[38].

Gebze’nin Tarihçesi:

Gebze ve yöresinin çok eski ve zengin bir tarihi yapıya sahip olduğu gerek yerli ve gerekse yabancı tarihçilerce ifâde edilmiştir. Günümüze kadar intikal eden pek çok kültürel kalıntının, bu havalinin çağlar boyunca önemli bir yerleşim merkezi olduğunu doğrulamaktadır. Muhtelif milletlerin ve uygarlıkların gelip geçtiği dönemlerde, Gebze çeşitli adlar almıştır. Konunun açıklığa kavuşturulması itibariyle, Gebze tarihini dört ana bölümde incelemek mümkündür:

1) Osmanlı Döneminden önceki Gebze

2) Osmanlılar Döneminde Gebze

3) Milli Mücâdele Döneminde Gebze

4) Cumhuriyet Döneminde Gebze

Osmanlı Döneminden Önceki Gebze

Gebze’nin de içinde bulunduğu Kocaeli yöresi hakkında, milattan önceki yüzyıllara ait kesin bilgimiz yoktur. Bu hususta bâzı tarihçilerin ileri sürdüğü çeşitli iddialar varsa da, bunlar daha ziyâde kişisel faraziyelere dayanmaktadır. Bilimsel olmaktan uzak, yakıştırmalardan, yanılgılardan ve çelişkilerden ibarettir. Ancak, Misler ve Bebrikler’in, Megaralıların, Grekler’in bu yörede yerleştikleri zaman içinde Ripler’in, Lidyalılar’ ın ve Persler’in bölgede egemenlik kurdukları, ele geçen “Arkaik Çağ” paralarının, etnik buluntuların tetkikinden anlaşılmaktadır[39].

Yöredeki muhtelif egemenliklerin az çok bilinmesine rağmen, hangi adla anılırsa anılsın “Gebze”nin o dönemlerde, var olup olmadığı bilinmemektedir. Osmanlılardan önceki Gebze’yi, muhtemelen içinde bulunduğu yöreyi iyice kavramamız için, bölgedeki gelişmeleri ve değişmeleri genel tarih çerçevesi içinde gözden geçirmemiz gerekmektedir. Burada daha önce hakimiyet tesis etmiş olan Ripler ve Lidyalılar’ın tarih sahnesinden silinmesiyle ve daha sonra Persler’in bölgeye egemen olmaları ile yörede yeni bir dönemin başladığı görülecektir. Bu yeni dönemin sonunda: M.Ö. 546 tarihinden beri Persler’in hakimiyetinde bulunan yörede, Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 tarihinde Pers Kralı Darius’un Kocaçay Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğratır. Dinlendiği şehir, komutanları tarafından yağmalanır, yerle bir edilir. Ayrıca Megaralılar tarafından kurulan Astakoz kentini taş üstünde taş bırakmaksızın darmadağın eden İskender, bu akıl almaz faaliyetlerini sürdürdüğü bir sırada ölür. Ülkesi dağılır. Bölgede Bitinya Krallığı kurulur[40].

a) Bitinyalılar Döneminde Gebze

Artık Bitinya Krallığı yörede tamamiyle egemen olmuştur. Bitinya Kralı 1. Niko Meda, İzmit Körfezi’nin (Nicamedia Körfezi) kuzey kıyılarına düşen kesiminde, başta krallığın iç ve dış güvenliğini sağlamak amacıyla bâzı yeni şehirciklerin kurulmasını başlatır[41]. Bunlar:

1. Dacybza (Gebze)

2. Lbyssa (Dil İskelesi)

3. Kalos Agros (Darıca)

4. Nikeiata (Eskihisar)

5. Galakrene (Hereke)

6. Brunga (Yarımca)

7. Fhlokrene (Tavşancıl) gibi yerleşim yerlerdir. Bu bilgilerden çok eski bir tarihi geçmişe sahip bulunan Gebze’nin, Bitinya Krallığı döneminde kurulduğu sanılmaktadır. (M.Ö. IV. yy.)[42].

b) Romalılar Döneminde Gebze

Zaman zaman Bergamalılar’ın saldırısına uğrayan yöre, M.Ö.73 yılında Bitinyalılar’dan, tamamen Romalılar’ın eline geçti. Yöre tarihinin Romalılar’a kadar uzandığı, günümüze intikal eden kalıntılardan anlaşılmaktadır. Bunlardan başka, Roma Devrinden kalan bazı mermer sütunlar ve bu sütunlarla ilgili olduğu sanılan mermer başlıklar iddiaları doğrulamaktadır. Yöredeki Romalılar’ın egemenliği zamanında: Araplar, İstanbul’u almak için Gebze’ye kadar gelmişler, ancak ülkelerinde çıkan ayaklanmalar ve karışıklıklar yüzünden, İstanbul’u kuşatmaktan vazgeçerek memleketlerine geri dönmüşlerdir. Bu kısa Arap hakimiyetinden sonra, Gebze yeniden Romalılar’ın eline geçmiştir. Bu kısa süren el değiştirmeden sonra Romalılar Gebze’nin bulunduğu mevkiye çok önem vermişler, gelecekteki tehlikelere karşı Gebze ve yöresini koruyabilmek için Eskihisar (Nikeiata) ve Hereke (Galakrene) kalelerini yaptırmışlardır[43].

c) Bizanslılar Döneminde Gebze

MS. 395 tarihinde Roma İmparatorluğu parçalandı. Gebze ve Yöresi Bizans’ın payına düştü. Önceki devirlerde Sirmenzil kasabası olarak kullanıldığı bilmekte olan Gebze’nin, Bizans yönetiminde bir köy halinde olduğu ve (Ubissa) adını taşıdığı, Asya yönünden gelebilecek tehlikelere karşı “Savunma Hattı” olarak düşünüldüğü sanılmaktadır. Ayrıca, kasabadaki çeşitli buluntular ve kalıntılar, Gebze’nin önemli bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan T.H. Wilgand adlı bir araştırmacı; Yılanlı Tepe’de Anibal’in mezarını ararken, IX.ncu Yüzyıla ait olduğu sanılan Bir Bizans Kilisesi, Şarap ve Zeytinyağı yapımevleri ile Hıristiyan Mezarları ortaya çıkarmış bulunmaktadır[44].

d) İstilâlar Döneminde Gebze

Gebze ve Yöresi, 616 ve 626 tarihleri arasında Sasanilerin 668 ve 720 yılları arasında İstanbul’u kuşatmak amacıyla gelen Müslüman Arapların kuşatmasına sahne olmuştur, ancak amaçlarına uygun bir sonuç alamadan ülkelerine dönmüşlerdir[45].

e) Selçuklular Döneminde Gebze

1075-1077 tarihleri arasında Selçuklu Ordusu, Süleyman Şah’ın kumandasında Gebze’ye kadar gelmişler, yöreyi Anadolu Selçuklu topraklarına katmışlardır. Fakat, bir süre sonra akın düzenleyen Haçlı Ordusu, Selçuklu Ordusu ile giriştiği savaş sonunda ağır bir yenilgiye uğramış ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak, 1097 tarihinde büyük bir hazırlıktan sonra yeniden saldırıya geçen 660 bin kişilik bir Haçlı Ordusu yörede bu sefer egemen olmuş ve bölgenin eski sahibi Bizansla bir anlaşma yaparak, ona destek sağlamıştır[46].

f) Bizans’ın Son Döneminde Gebze

Haçlı Ordusu’nun bölgede egemenlik sağlamasıyla, Bizansla arasında bir anlaşma yapmış, bu anlaşmaya göre; Gebze ve yöresi tamamen Bizans’a terkedilmiştir. Buna rağmen 4. Haçlı Seferi sırasında Bizans Haçlı Ordularına geçit vermemiştir. Terkedilen topraklar Haçlı Ordusunca işgal edilerek Gebze ve Yöresi talan ve yağma edilmiştir. İstilâcı Haçlılardan 1261’de kurtarılan Gebze ve yöresi ikinci ve son kez Bizans’ın hakimiyetine girmiştir[47].

2) Osmanlılar Döneminde Gebze:

Sürekli olarak el değiştiren ve çok önem taşıyan bir mevki olmak durumunu koruyan Gebze ve yöresi son olarak 1261 tarihinde Haçlı İstilâsından kurtuldu. Ancak, bu sefer Bizans’ın eline geçmek gibi bir talihsizlikle karşı karşıya geldi. Zaman içinde Bizans’ın bölgedeki gücünün giderek zayıflaması, Osmanlılar için elverişli bir ortam oluşturdu. Gebze 1323 tarihinde Orhan Gazi’nin kumandanlarından Akçakoca’nın oğlu İlyas Bey tarafından ilk defa fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Fakat, bir ara Gebze ve yöresinin yeniden Bizans’ın eline geçmesiyle durum değişmiştir. Bundan sonraki Gebze ve yöresi ile alâkalı gelişmeleri, anahatlarıyla dört safhada incelemek doğru olur[48].

1. Pelekanon Savaşı’nda Gebze

2 Mart 1328 tarihinde, Orhan Gazi komutasındaki Osmanlı Ordusuyla, 3. Andronikos komutasındaki Bizans Ordusunun Darıca yakınlarındaki Pelekanon meydanında yaptıkları Savaş sonucunda, Osmanlıların galip gelmesiyle Gebze ve yöresi tekrar Osmanlı Egemenliği altına girdi[49]. Değerli tarihçi merhum İbrahim Hakkı Konyalı, “Üsküdar Tarihi” adını taşıyan eserinde; Orhan Gazi’nin Gebze ve yöresini de içine alan fütuhatlarını şöyle özetlemektedir. “İlk Osmanlı Padişahı Eskişehir’in Karacaşehri’nde istiklâlini kazandıktan sonra Bizanslılar’a karşı savaş açmış, imparatorluğun topraklarından birçok yerler almıştır. Fakat topraklarını Bitini ülkesine kadar genişletememiştir. Oğlu Orhan Gazi, Bizans’ın Bitini bölgesini, Bursa’sını, İzniki’ni ve İzmit’ini aldıktan sonra, savaşı Bizans’ın kapısı olan Krizepolis (Üsküdar) önlerine kadar getirmiştir[50].

Orhan Gazi, İzmit Körfezi’nin kenarlarına serpilen Hereke, Tavşancıl (Filokrene), Gebze (Libissa), Darıca (Vi-ricyon), Eskihisar (Nizetyatos), Maltepe (Pelekanon) kalelerini serçe gibi avlayarak, boğaziçi sahillerine, Üsküdar kapılarına kadar ilerlemiştir[51]. Bizans tahtında 3. Andronikos 1328-1341 oturuyordu[52]. Bizans imparatorluğu sarsılıyor, imparator telaşa düşmüştü. Trakya’da, Bizans civarında, Demetoka’da, Edirne’de bulunan askerlerini hemen topladı. Makedonya’da ve daha uzak yerlerde bulunan askerlerin toplanması mümkün değildi. Toplanan askerleri Üsküdar’a gönderdi. Tarihçi Hammer bu alelacele toplanışı şöyle anlatıyor: “Toplanılan asker 1330 Haziran’ı başlarında Boğaziçi’nin Asya sahilinde bulunan ve Kostantiniyye köylerinden sayılan Skuta-ri’ye eski Krizepolı-Üsküdar’a vasıl oldular[53]. Orhan Gazi, Bizans Ordusunun hareketinden haberdar olarak piyade ve süvarileri ile Mezobitini sahilleri boyunca uzanan dağlara geldi. Askerlerini kendisi kumanda ediyordu. Askeri savaşa pek alışık değil ise de, şan-ı mazisi harp san’atına tamamen vukufsuz- bir düşman ile boy ölçüşmek için cesaret verici oluyordu[54].

Andronikos 4 fersah mesafeyi iki günde aldıktan sonra üçüncü günün sabahı Pelekanon’u (şimdiki Maltepe) kurdu. Orada Osmanlı Ordusu göründü. Tarihleri yaradılışla ad başı yürüyen Türkler her devrin savaş san’atında yüksek kaabiliyet göstermişlerdir. İmparator bunu bilmiyordu. Orhan Gazi pek mahir bir hazırlıkla ve davranışla Rum askerlerini bozguna uğrattı. İmparatorun çadırının ve erguvani eğerleriyle birlikonları kılıçtan geçirdi. Bizanslılar Orhan Gazi’nin askerleri tarafından korkunç bir yenilgiye uğramışlardı. Kantakuzen ve İmparator Orhan Gazi’nin üzerine yürümüşlerdi. Kahraman Türk Askerinin aslanca savaşı sırasında Kantakuzen’nin altındaki atı öldü, imparator kalçasından yaralandı. Yaralı İmparator az daha Orhan Gazi’nin eline düşecekti[55].

Türkler tarih yapmışlar, fakat yazmamışlardır. Bizanslılar yenilişlerini galebe, kaçışlarını zaferli saldırı şeklinde gösteren birçok kitap yazmışlar, yazdırmışlardır. Mağlup imparatorlarını kahraman göstermişlerdir. Onlar tarihlerinde hep Türkleri geri püskürttüklerini söylerlerken, Türkleri başkentlerinin önlerinde buldular. Hep bir püskürtme vardı ama, bunu yapanlar Türklerdi. Hammer’de Hıristiyanlık gayreti ile kitabında bu Bizans püskürtmelerine (!) geniş yer vermiştir[56].

Bir ara Karasi Beyi ile Orhan Gazi’nin askerleri Trakya’da Bizanslıları rahatsız ediyorlardı. İmparator Andirekos bu iki tehlikeli düşmandan hiç olmazsa birisiyle anlaşmak istiyordu. Orhan Gazi bu sırada İzmit’i muhasara etmjş bulunuyordu. İmparator denizden İzmit’e hareket ederken Orhan Gazi’den “Ya Harp, ya sulh” teklifi gelmişti, imparator sulhu kabul etti. (1333) yılında Orhan Gazi ile bir sulh anlaşması yapıldı. Orhan Gazi bundan sonra küçük Asya’da Bizans imparatorluğumun elinde kalan yerlere ilişmeyecekti. İmparatorla Orhan Gazi hediyeler alıp verdiler[57].

Başbakanlık Arşivinde, 733 numarada kayıtlı, Kocaeli Livası il yazıcı Defterinden öğrendiğimize göre bugünkü Gebze’yi Sultan Orhan kurmuştur. Orhan Gazi İstanbul Kapılarına Bostancı ve Erenköy’e kadar bütün Bizans otlaklarını Osmanlı sınırları içine kattığı zaman bugünkü Gebze’nin bulunduğu yeri ve civarını kendisinin vakfı olan Şems Köyü ile değiştirmiş, şehri, ev yerlerini halka bedava dağıtmıştır. Tarihin birçok kördüğümlerini çözecek olan bu vesika “Orhan Gazi” zamanında buraların ne kadar çok Osmanlıların olduğunu göstermek için buraya aynen alıyorum “Karye-i Şems Vakıftır. Orhan Beyden Gekbüveze’nin (Gebze’nin) şehir yeri ile Orhan Bey tâbe serâhü istibdat etmiş. Şehir ve yerini şehirliye temlik etmiştir.”[58].

Orhan Gazi, yeni kurduğu şehre bir de Cami yaptırmıştır. Bu kubbeli ve minareli Cami hâlâ ayaktadır. Biz önünde derin kitâbeli bir Bizans lâhdi bulmuştuk. Orhan Gazi , bu civardaki Alaca Kilise ile Elmacık Mer’aları’nı, Danişmend Virâni köyüne de kendi Camiine vakfetmiştir. Buralar daha sonra Çoban Mustafa Paşa’ya verilmiştir[59].

Bitini’nin bu yerleri Bizanslılarla Türkler arasında o kadar çok el değiştirmiştir ki, hepsini vesikalarla tesbit etmeye imkân yoktur.

2. Ankara Meydan Savaşı’nda Gebze

1400 yılında Yıldırım Bayezıd tarafından İstanbul’un dördüncü defa kuşatılması sırasında, Anadolu’ya doğudan dalga dalga gelen Moğol saldırısı başlamış bulunuyordu. Yıldırım Bayezıd Ordularının 1402 tarihinde Timur Ordularınca bozguna ve büyük yenilgiye uğratılması karşısında Gebze ve çevresi yeniden Bizans’a terkedildi. 1410’da Bizans’tan geri alındıysa da, 1411’de yapılan talihsiz bir an-laşma gereğince Bizans’a tekrar terk edildi[60].

3. Üç Kardeşler İç Savaşı’nda Gebze

Yıldırım’ın esir düşmesinden ve ölümünden sonra doğan bu devre, tarihte “Fetret Devri” de denilmektedir. Gebze ve yöresini olumsuz yönde etkileyen bir devirdir. Üstad Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, “Üsküdar Tarihi” adlı ünlü eserinde Üç Kardeşler Kavgası’nda Gebze ve yöresinin elden çıkışını şöyle özetlemektedir: “Yıldırım Bayezid öldükten sonra Üç Kardeşler ihtilâfından doğan saltanat ve hâkimiyet fetreti (kavgası) sırasında 1407 yılında Şehzade Süleyman Çelebi (Yıldırım’ın oğlu), Bizans’ın yardımını sağlamak için Gebze, Hereke, Darıca, Eskihisar, Pendik, Kartal, Bostancı, Erenköy ve Kayışpınar  gibi yerleri Bizans İmparatoru’na verdi. Çelebi Sultan Mehmed (Yıldırım’ın diğer oğlu) kardeş kavgalarını bitirdikten sonra ve yalnız başına Osmanlı tahtına oturduktan sonra Bitini’de dedesi Orhan Gazi’nin Bizans’tan aldığı yerleri, ölümünden bir yıl kadar önce 1420 yılında İzmit Körfezi sahillerindeki Göztepe’ye ve Erenköy’e kadar olan yerleri Bizanslılar’dan tekrar aldı. Buralarda Osmanlı hâkimiyetini sağladı. Türkler’de Üsküdar’daki eski ticaret serbestliklerine kavuştular. Çelebi Sultan Mehmed, Bursa’da yaptırdığı ha-yır, irfan ve sosyal yardım müesseselerine Yeşil Külliyesine gelir olarak bazı köyler vakfedeceklerdi ki; İzmit Körfezi’nin sahillerinde müslüman ülkesinin içinde aynı köyler vardır. Bunlar istanbul’un hâkimiyetindedir. Onları alalım! dediler. Çelebi Sultan Mehmed bunu inceledi. Gazi Timurtaş’ın oğlu Umur Bey’in Kumandasında asker göndererek, buraları Bizanslılardan aldı. Yeşil Cami mamuresine vakfetti[61].

Âşık Paşazade bunu şöyle anlatmıştır: “Çelebi Sultan Mehmed Bursa’da imaret yaptı. Ona birkaç parça köyler vakfetmek istedi. Halk dediler ki:

-Sultanım, bu deniz kenarında (izmit Körfezinde) hayli köyler vardır kim, müslüman vilâyetinin içindedir ve illâ İstanbul’undur!.

Sordu, bildi, üzerine asker gönderdi. Birisi Gekbuze (Gebze) dir. Hereke’den anaru (tarafta), biri dahi Gegiboze’dir. O cenk etti. Anı yağma ile aldılar, umurlarını müslümanlara verdiler. Biri dahi Darucu (Darıca)dır. Ol ahidle verdi. Anı dahi imarete vakfetti. Biri Pendik’tir. Kâfiri İstanbul’a gitti. Bu deniz kenarında kâfir hisarcıkları vardır. Şimdiye değin gâh müslümanlara ve gâh kâfirlere dönerdi.”[62].

Çelebi Sultan Mehmed zamanında Osmanlı Hâkimiyeti Erenköyü’ne ve Kayışpınarı’na (Kayış Dağı)na kadar gelmişti. Sultan İkinci Mehmed’in İstanbul’u Fethine (34) yıl kadar kalmıştı.”[63].

4. İstanbul’un Fethi’nden Önce ve Sonra Gebze

Fetihten yaklaşık 34 yıl önce ve sonra Gebze ve Yöresinin genel durumunu kısaca özetleyelim[64]:

1) Yıldırım’ın Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesinden, daha sonra başlayan esaret hayatından ve ölümünden sonra, oğulları arasında şiddetli anlaşmazlıklar doğdu. Yoğun çatışmalar başladı. Bu çatışmaların altında “Tahta Geçme” gâyesi yatıyordu. Bunun sonucunda kardeşler arasındaki sürtüşmeler bir iç savaşa dönüştü. Kardeş Kavgaları, Bizans’ın bölgede gücünün artmasına elverişli bir ortam oluşturdu. Diğer kardeşlerine galebe çalan Çelebi Sultan Mehmed, dağılan birliği toparladı ve devlet düzenini yeniden kurdu[65].

2) Çelebi Sultan Mehmet’in kardeşi Süleyman Çelebi tarafından, iç savaşta yardımını sağlamak için, Bizans’a verilen Gebze, Hereke, Darıca, Eskihisar ve diğer yerleri kesin olarak Bizans’tan geri alındı[66].

Savunma amacıyla kullanıldığı anlaşılan Gebze Kalesi Çelebi Sultan Mehmed tarafından yıktırıldı. Gebze ve yöresi son olarak Osmanlı topraklarına katılmış oldu[67].

3) “Bostancı, Maltepe, Darıca, Eskihisar, eski ve yeni Gebze’ler, Tavşancıl Orhan Gazi’den sonra bir futbol topu gibi gâh Osmanlıların gâh Bizanslıların eline geçip durdu.” diyen İbrahim Hakkı Konyalı ne kadar haklıdır. Ancak, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethiyle bu duruma son verildi. İstanbul’un fethiyle, artık Gebze ve yöresi için bir Bizans tehlikesi sözkonusu olmaktan çıktı. Yörenin Osmanlı Topraklarına katılışı kesinlik kazandı. Gebze kasabasına vurulan “TÜRK MÜHRÜ” O günden bugüne hayatiyetini sürdürmektedir[68].

4) Fatih Sultan Mehmed, İstabul’u fethinden hemen sonra GEBZE’yi bayındır hale getirmek suretiyle, Kocaeli Sancağına bağlı, zamanın ölçülerine göre yüz elli akçelik bir kaza (ilçe) seviyesine gelmesini sağladı[69].

Gebze’nin seçkin bir Türk beldesi hâline getirilmesinden sonraki tarihi gelişmeleri, ilgili bölümlerde, yazımızın akışı içinde değerlendireceğimizden, bu bölümünü burada noktalıyoruz.

3) Milli Mücadele Döneminde Gebze

Gebze, Milli Mücâdelenin başladığı yıllarda, (İzmit Bağımsız Sancağına bağlı bir kaza (ilçe) idi. O zamanlar ufak bir dinlenme merkezi durumunda olan Gebze kasabasının başlıca geçim kaynağını tarım teşkil ediyordu. Nüfusu ise yaklaşık 5 bin kadardı[70]. Kasabanın geliri genellikle; tahıl, meyve, sebze, bal, balmumu, ipekçilik, yumurtacılık, kümes hayvanları ve küçükbaş hayvanlardan sağlanıyordu. Ayrıca, enginarı, üzümü ve zeytini oldukça ünlüydü. Enginar bahçeleri, yemyeşil bağlar, zeytinlikler yeryer kasaba ve çevresini süslüyordu. Civar köylerinde 200’e yakın ağıl bulunmaktaydı. Ülke genelinde ilk Çimento fabrikası Gebze’nin sınırları içinde kurulmuştu. 1910’da kurulan Aslan Çimento Fabrikasını, 1911’de Eskihisar Köyünde kurulan ikinci çimento fabrikası takip etmişti[71]. 1907 yılında teşkilâtlanan Gebze Belediyesi, günümüz Eşrefbey İlkokulu binasının hemen karşısında faaliyet gösteriyordu[72].

Birinci Dünya Savaşı sırasında Gebze ve çevresi, hiç şüphesiz bu savaştan etkilenmiş, fakat diğer şehirler kadar fazla bir zarar görmemişti. Ancak, kasabanın asıl zararı savaştan sonra gördüğü bir gerçektir. Savaş sonrası imzalanan Mondros Mütarekesine göre; Gebze ve çevresi de işgal olunacak topraklar arasında yer aldığından, kasaba 1918’de İngiliz işgaline uğradı[73]. Bu işgalden sonra, Gebze’deki gelişmeler sırasıyla ve özetle şöyledir[74]:

1) Anadolu’da başlatılan Milli Mücâdeleye paralel olarak, Mustafa Kemal Paşa’nın direktifiyle, Yahya Kaptan tarafından Gebze ve yöresinde Kuvva-i Milliye teşkilâtı kuruldu.

2) 6 Ocak 1920 tarihinde, İstanbul Hükümetine bağlı Kuvva-i İnzibatiye’den Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail ve mülazimievvel Abdurrahman tarafından iki müsademeden sonra yakalanarak (29) yaşında  şehit edildi.

3) Gebze ve çevresi 27 Ekim 1921’de İngiliz işgal kuvvetlerince, Yunan birliklerine devredildi.

4) İzmit ve yöresi Yunan Ordusundan tamamiyle temizlenince, İngilizler yörenin güvenliğini temin etmek bahanesiyle, Gebze ve çevresini yeniden işgal ettiler.

5) Milli Mücâdele güçlerinin üstün gayretiyle, 17 Ekim 1922’de Gebze ve çevresi düşman işgalinden kurtuldu.

6) Mustafa Kemal Paşa, 18 Ekim 1923’de Gebze’ye geldi.

Gebze’nin Sevr Antlaşmasındaki Yeri

Bu talihsiz anlaşma 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın Sevr kasabasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştı. Sözkonusu anlaşmaya göre[75]:

1) Gebze, Boğazlar Bölgesi Sınırları içinde İtilâf Devletleri’nin kontrolüne bırakılacak,

2) Gebze’nin de dahil olduğu bu bölgede sadece İtilaf Devletleri asker bulundurma ve askeri harekat yapabilme hakkına sahip olacak,

3) Bölgede Türk Jandarması İtilâf Devletleri’nin denetim ve komutasında bulunacak,

4) İstanbul Osmanlı başkenti olarak kalacak ve azınlık haklarını tanıyacak ve bu hakları gözetmediği takdirde bölge Osmanlı Devletinin elinden alınacak,

5) İzmit ve Sapanca Gölünün batı kesiminden geçen hat-tın batısında kalan bölgeler İtilâf Devletleri’nin elinde kalacak ve Kocaeli’nin Sakarya bölümü Osmanlı devleti’ne bırakılacaktı.

Gebze’nin Mudanya Antlaşmasındaki Yeri[76]:

1) Türk Ordusunun İzmit’e girmesi ve hızla İstanbul’a doğru ilerlemesinden büyük ölçüde endişelendiği anlaşılan İngiliz işgal kuvvetleri 1921 yılı Haziran’ının sonlarında, yetersiz bulduğu buradaki güvenliği garantilemek amacıyla, Gebze ve yöresindeki Yunan birliklerini geri çekip, bölgede mevzilendiler.

2) 26 Ağustos 1922’ de başlayan Büyük Taarruz, başarıyla tamamlanarak, Ege’deki Yunan ordusunu kısa zamanda denize döküp, Boğazlara doğru süratle ilerlemesini sürdürdü.

3) Türk ordularının başarılı harekâtından çılgına dönen İtilâf Devletleri, derhal geniş bir ateşkes antlaşması için masaya oturmak istediler. Bu istek üzerine Bursa’nın Mudanya kasabasında 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı.

4) Sözkonusu antlaşmanın 2.ci maddesine göre: Türkiye Büyük Millet Meclisi aşağıdaki hatlarda duracaklardır. Sulh Konferansının açıldığı güne kadar ve konferansın devamı müddetince bu hat gelmeyecektir. Anlaşmadan bir hafta bile geçmeden Türk Ordusu Şile-Gebze ve Darıca’ya girdiler. Tesbit edilen hattan daha ileriye geçmediler. Gebze ve Darıca Nurettin Paşa’nın komuta ettiği birliklerce 12 Ekim 1922 de İngilizlerin işgalinden kurtarıldı[77].

Lozan Barış Antlaşması Türkiye ile İtilâf Devletleri arasında, İsviçre’nin Lozan şehrinde 24 Temmuz 1923’de imzalandı. Bu antlaşmanın Gebze ve yöresini ilgilendiren sonuçları şöyledir[78]:

1) Mudanya Ateşkes Antlaşması gereğince Türk birliklerinin giremediği Şekerpınar ve Güzeltepe köyleri kurtarıldı.

2) Türk-Rum Mübadelesi ya-pıldı. Girit, Drama, Kavala ve Se-rez’den göç eden Türk aileler 4 Şubat 1924 tarihinde Darıca’ya iskân edildiler. Rumlar da Darıca’yı terk ettiler. Esasen, daha önce Türk Ordusu’nun Darıca’ya girmesiyle, burada yaşayan Rumların bir bölümü İstanbul’a, diğer bir bölümü de İngiliz gemileriyle Yunanistan’a kaçmışlardı.

Gebze düşman işgalinden hangi tarihte kurtuldu?

Gerek Mahalli Basında, gerek Ulusal Basında ve gerekse bâzı yazarlarımızın eserlerinde Gebze’nin kurtuluş tarihinin 17 Ekim 1922 olarak belirtilmiş olduğu bilinmektedir[79]. Ancak, bu tarihin bir yanılgı eseri olduğu, hiç bir gerekçeye dayanmadığı; Genel Kurmay Başkanlığı’nın, Gebze Belediyesi’nin başvuru yazısına verdiği cevaptan anlaşılmış bulunmaktadır. Sözkonusu cevapta; Gebze’nin Düşman İşgalinden Kurtuluş Günü’nün 12 Ekim 1922 tarihi olduğu anlaşılmaktadır[80]. Genel Kurmay Başkanlığınca, İstiklal Harbi Arşivi’nden tesbit edilerek gönderilen resmi bilgilerle ilgili “Belge”yi ilgililerin dikkatlerinne sunuyoruz[81]:

4-11 Eylül 1919’ da toplanan Sivas Kongresi’nde hemen hemen Anadolu’nun Vilâyet ve Livaları temsil edildiği halde, bunların arasında Üsküdar, İzmit ve dolayısiyle Gebze’nin temsilcilerine rastlanmamıştır. Fakat Milli Mücadele’nin ilk yıllarında GEBZE’nin önem kazandığı; Mustafa Kemal Paşa’nın 18 Mart 1920 tarihinde Kolordulara, Vilâyetlere, Müstakil Livalara, Şile, Kartal ve Gebze Kaymakamlıklarına çektiği şifreli telgraflardan anlaşılmış bulunmaktadır.

4) Cumhuriyet Döneminde Gebze

Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında Gebze’nin fazla bir gelişme kaydetmediği görülmüştür. Savaş sonrası, her kesiminde gözle görülür bir duraklama ve durgunluk hakim olan kasaba, 1960’lı yılların ortalarına doğru çok hızlı ve olumlu gelişmelere sahne olmuştur. Cumhuriyet Dönemi’nde başlatılan başarılı gelişmeleri, genellikle şöyle özetlemek mümkündür[82]:

1) Daha önce ilçe ve yöresinde yaşayan halk, geniş ve verimli topraklarda; tarım, zeytincilik, bağ ve meyvecilik, hayvancılık yapmak suretiyle geçimini temin ederdi. Durum 1960’lı yıllara kadar böylece devam etmiş, müteakip yıllarda fabrikaların kurulması Gebze ve Çevresini bir Sanayi Bölgesi hâline getirmiştir.

2) Yapılan hesaplara göre Gebze, nüfus ve gelişme açısından, Türkiye’nin bir çok ilinden daha büyük bir kent düzeyindedir.

3) Çok eski bir geçmişe sahip olan Gebze, Kocaeli’nin de en gelişmiş ve en büyük ilçelerinden birisidir.

4) Sanayi, tarım ve turizm alanlarında sürekli gelişen ve yenileşen Gebze’de, bu dönemdeki nüfus artışı da dikkati çekecek düzeye ulaşmıştır.

5) Hava, Kara, Demir ve Deniz Yolları bakımından önemli bir kavşak noktada bulunan kasaba, bir yandan İzmit’le, diğer yandan İstanbul iliyle birleşecek şekilde giderek gelişmiş 2008 yılında Gebze’den ayrılan Darıca, Dilovası ve Çayırova ilçe yapılmıştır.

6) Gebze ve çevresi önemli bir Sanayi Bölgesi hâline gelmekle kalmamış; ayrıca sosyal, ekonomik ve kültürel yönden de hayli ilerlemeler kaydetmiştir.

7) Türkiye’nin hızlı gelişen 7’ci büyük ilçesi durumuna gelen Gebze, bugün gerek endüstrisi, gerek ticaret ve turizmi, gerekse nüfus artış hızıyla büyük şehir olma sürecine girmiştir.

8) Cumhuriyet Dönemi’nin büyük ve başarılı hamlelerinden biri de; Gebze’de 1972 yılında kurulan ve faaliyete geçen Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK)’dür. Üniversiteden daha büyük bir ilim yuvası olduğu söylenen bu kurumda pek çok ilim adamı hizmet vermektedir. Yine Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüüsü (GYTE) bilim ve teknoloj alanında büyük hizmet vermektedir.

İDARİ YAPISI

Kesin olmayan bazı tarihi kaynaklara göre Gebze’nin kuruluşu M.Ö.IV’cü yüzyıla kadar dayanmaktadır[83]. Gerek Bizans kaynaklarından, gerekse Osmanlı kaynaklarından edinilen bilgilerden, Gebze kasabasının asırlar boyunca önemli bir kavşak noktasında bulunması ve Çin’den gelen tarihi İpek Yolu kollarının burada birleşmesi sebebiyle, her çağda dikkatleri üzerine çekmiş bulunmaktadır. Gebze, bu önemli coğrafi konumu yönünden günümüzde bile bölgenin hızla gelişen ve kalkınmakta olan ilçelerinden biri hâline gelmiştir. Tarihler boyunca bu kadar ehemmiyetli bir mevkide bulunan ilçenin, çok eski çağlarda bir yerleşme merkezi olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Bizanslılar zamanında: zengin bir yerleşim merkezi, Haçlı seferleri sırasında; vazgeçilmez bir geçit ve konaklama yeri, Osmanlıların ilk zamanlarında; bir ordugâh kenti hüviyetinde olan Gebze’nin idâri yapısı da sürekli değişikliğe uğramış ve bu idâri yapı değişikliği Cumhuriyet Dönemi’nde de devam etmiş bulunmaktadır. Osmanlı Dönemi’nden başlayarak Cumhuriyet Dönemi’nde noktalanan sözkonusu idari değişiklikleri maddeler hâlinde ve özetle sunmak istiyoruz[84]:

1) Gebze’nin 1331 yılında Sultan Orhan tarafından, bir ordugâh kenti olarak kurulduğu bilinmektedir. Ancak, Gebze bu kuruluştan sonra; Bizanslılarla Türkler arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Daha sonra, Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmet tarafından, kesin olarak yeniden Osmanlı topraklarına katılmıştır[85],

2) Kocaeli Fatihi Akçakoca’nın oğlu I. Murat ve Yıldırım Bayezid devri kumandanlarından Hacı İlyas Paşa, bu dönemde Gebze’ye ilk defa kadı olarak atanmıştır ve kent kendisine Arpalık olarak verilmiştir[86].

3) Hacı İlyas Paşa’nın ölümüyle, yerine oğlu Feyzullah Paşa Gebze Kadısı olmuş, bu görevini 1436 yılına kadar sürdürmüştür[87].

4) Fatih Sultan Mehmed 1453’de İstanbul’u fethettikten sonra, Gebze’yi bayındır hâle getirmek suretiyle, Kocaeli Sancağına bağlı yüzelli akçelik kaza (ilçe) yapmıştır. Bu dönemde Kocaeli Sancağının başında bir Mutasarrıf bulunuyordu ve merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Kazaskerliğine bağlı idi[88].

5) 3. Murat döneminde (1575-1595) Kocaeli Sancağı, merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Eyaleti’ne bağlı kadılık haline getirildi. Ancak, Gebze durumunu korudu[89].

6) 4. Murat döneminde 1633-1640 Kocaeli Sancağı Kaptanpaşa Eyaleti’ne bağlandı. Gebze’nin idâri yapısında bir değişiklik olmadı[90].

7) 3. Selim döneminde 1789-1808 Kocaeli Sancağı, merkezi Bursa’da olan Hüdavendigâr Eyaleti’ne bağlandı. Gebze’nin idâri statüsünde bir değişiklik olmadı[91].

8) Abdülmecid Döneminde 1839-1861 döneminde ilân edilen Tanzimat Fermanı gereğince ülke genelinde, idâri düzende önemli değişiklikler oldu. Bursa’ya bağlı olan Kocaeli, İzmit Sancağı adı altında Kastamonu Eyaleti’ne bağlandı. Kadıların yönetim yetkileri kaldırıldı. Kazaların başına bir müdür tayin edildi. Bu suretle Gebze Kazası’nın idari yapısında bir değişiklik oldu[92].

9) Abdüllaziz Dönemi 18611876 yeni vilâyet teşkilâtı İl Örgütü bu dönemde kuruldu. 1867’de merkezi Bursa olan Hüdavendigâr ili’ne bağlanan iznikmit (İzmit), Bursa ili ile idâri irtibatının güçlüğünden ötürü yapılan şikâyetleri önlemek için, İstanbul iline bir ilçe olarak bağlandı. Gebze’nin durumunda herhangi bir değişiklik olmadı[93].

10) Bağımsız İzmit Sancağı, Abdülaziz Döneminde İzmit’in bir ilçe olarak İstanbul ili’ne bağlanması, İzmitliler tarafından hoş karşılanmadığından ve pek çok şikâyetlere sebep olduğunan, 1887 yılında doğrudan doğruya Dahiliye Nezaretine İçişleri Bakanlığı’na bağlı İzmit Müstakil Mutasarrıflığı adı altında, bir Bağımsız İzmit Sancağı ihdas edildi. Söz konusu Sancak teşkilâtına Gebze’nin dışında 5 ilçe, 8 Nahiye, yaklaşık 600 Köy bağlı bulunuyordu. İlçeler: (İzmit-Merkez, Karamürsel, Adapazarı, Kandıra, Geyve), Nahiyeler (Bucaklar) ise: (Bahçecik, Yalova, Hendek, Şeyhler, Karasu, Akova, İkhisar) idi. Bölgenin o zamanki yüzölçümü (10.550) km2., toplam nüfusu 222.760 olarak tarihi kaynaklarda kayıtlı bulunmaktadır[94].

Cumhuriyet Dönemi’nde Gebze’nin İdâri Yapısındaki Değişiklikler

Osmanlı Sancak Düzeni

20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Mülga Teşkilâtı Esasiye Kanununun 98’nci maddesi gereğince kaldırıldı[95]. Bu değişiklikle; (Vilâyet, kaza, nahiye ve köy) birimlerinden oluşan dörtlü bir idari düzen getirildi, İzmit, Kocaeli Vilâyeti’nin merkezi oldu. (Gebze, Gölcük, Karamürsel, Kandıra, Adapazarı, Karasu, Hendek, Akyazı, Geyve) birer kaza (ilçe) olarak Kocaeli’ne bağlandı. Getirilen dörtlü idâri düzenden sonra (Kocaeli Vilâyeti)’ nin ilçe, Nahiye ve Köy sayıları itibariyle durumu şöyledir[96]:

Son olarak İzmit Merkez ilçeye bağlı Yarımca’nın (Körfez) adı al-tında ilçe yapılmasıyla, Gebze’ye ait önemli köyler, Körfez İlçesi’ne bağlanarak, Gebze toprak kaybına uğramıştır.

 

GEBZE’DE NÜFUS

1965’den bu yana, bölgede sanayinin süratle gelişmesine paralel olarak, Gebze ilçesinde hızlı bir kentleşme olayı yaşanmaya başlanmıştır. Bu birdenbire başlayan “Kentleşme’nin temelinde bir “Nüfus Patlaması” gerçeği yatmaktadır. 1985 Genel Nüfus Sayımı kesin sonuçları gözönüne alınarak, Türkiye genelinde oluşturulan bir kıyaslamadan, aşağıdaki ilginç sonuçlar tesbit edilmiştir[97]:

1985 yılındaki Gebze ilçesi “Şehir merkez nüfusu açısından” İlin şehir nüfusunu şaşılacak ölçüde çok gerilerde bırakmış, ilimize de çok küçük farklarla yaklaşmış durumdadır. Yapılan karşılaştırmalarla ilgili tesbitler şöyledir[98]:

1) 1985 yılındaki resmi verilere göre Gebze’nin daha fazla nüfusa sahip olduğu ilimiz ile Gebze karşılaştırıldığında Gebze’nin bugünlere gelirken geçirdiği  süreci  otaya koymaktadır.

2) Marmara Bölgesinde hiç bir ilçe Gebze ilçesi kadar “Şehirleşme” şansına sahip olmamıştır. İlçenin yıllık nüfus artışı yüzde 20’yi geçmiş bulunmaktadır. İlçede kilometrekareye 158 kişi düşmektedir. Gebze ilçesinin bir Mustafapaşa Mahallesinin toplam nüfusu, Gümüşhane İlinin toplam şehir nüfusundan daha fazladır. Ayrıca, Mustafapaşa Mahallesinin nüfusu, Tunceli’nin merkez nüfusuna çok yakındır[99].

3) Gebze ilçesi, 1980 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre: (Kırıkkale, İskenderun, Tarsus, Batman, Osmaniye, Karabük, Aksaray, Akhisar ve Nazilli’den sonra, Türkiye’nin 10.cu büyük ilçesi idi[100].

4) 1985 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre Gebze, bu defa 37 il merkezini geride bırakarak, daha büyük bir duruma gelmiş ve (Kırıkkale, İskenderun, Tarsus, Batman, Karabük ve Osmaniye’den sonra, Türkiye’nin 7’nci gelişmiş ilçesi düzeyine yükselmiştir[101].

5) Bu nüfus artışı aynı tempoyla devam ettiği takdirde, gelişme ve şehirleşme, elbette ki pek çok sorunu da beraberinde getirecektir. Sorunların çağa uygun mânâda çözümlenmesinde, Gebze Belediyesine ve diğer ilgililere büyük çaba ve gayretler düşmektedir. Gebzelilerin de, bu müstesna nimetin külfetini paylaşmaları gerekmektedir

        GEBZE’NİN  GELECEĞİ İLE İLGİLİ SONUÇ

 

Sonuç olarak özetlersek, Gebze ile ilgili   küçük değil büyük  düşünerek,  geçmişi unutmamak gerekiyor. Gebze’nin son 60 yıl içinde nasıl büyüdüğünü belgelerle açıklayarak  Gebze’ nin geleceğine  ışık  tutmak  istiyorum.1940 yıllarda ,Tuzla Gebze ye bağlı  bir köydü.

Osmanlı Döneminde Kastamonu ve İstanbul’a bağlı ilçe olan  Gebze,  1926  yılında Kocaeli’ iline bağlandı. 1940’lara kadar Gebze’ye  bağlı   Nahiye ve köylerin bazıları   ilçe  ve belediye oldu. 2008 yılında  dörte   ayrılan  Gebze,Darıca ,Diovası ve Çayırova ilçelerinden bile, yakın  bir  gelecekte yeni  yeni  ilçeler oluşacak.

Zaman içinde   Gebze coğrafi olarak  küçüldü,  nüfus olarak  sürekli büyüdü.1990’lı yıllarda   Tavşancıl, Dilovası, Darıca, Güzeltepe ve Şekerpınar adı ile  5 Belediye  ve  22 köye sahip oldu. Nüfusu yarım milyonu aştı.

Gebze  22 Mart 2008’de Resmen 4 İlçe oldu

Gebze  bir kez daha  küçülerek büyüdü ve  4  ilçeye bölündü. Gebze  5747 Sayılı 22 Mart 2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Kanun ile Çayırova , Darıca, Dilovası ve  Gebze olarak döt  ilçeye bölündü. Yakın bir gelecekte,  Gebze’nin  Aren bölgesi de ilçe olarak ayrılıp yeni ilçe  kurulması   kaçınılmaz. Gebze  coğrafi olarak küçüldükçe  büyüyor.

1973 YILINDA VALİLİK TARAFINDAN HAZIRLANAN KOCAELİ YILLIĞINDA GEBZE

1973 yılında Kocaeli Valililiğin hazırladığı yıllıkta Gebze ile ilgili ön görüler  bulunyo.Gebze’nin Cumhuriyet döneminde geliştiğinin ve İstanbul ile İzmit arasında gelişip büyüyeceğinin vurgulandığı yıllıkta şu satırlara yer verildi:

“Kocaeli’nin bu ilçesi 1960 yılına kadar Osmanlı devrinde olduğu gibi  İzmit İstanbul arasında  bir konak yeri olmaktan ileri gidememiştir. Ancak devlet İktisadi kuruluşlarının , özel sektörün sanayi kesimi olarak göze kestirdiği karayolu güneyinde kalan , denize açılan yerlerde fabrikaların kurulması, Gebze’nin 1960 yılına kadar mütecanis halkı arasına yerli ve yabancı işçi akımının sokulmasını sağlamış, daha doğrusu zorlamıştır.  Düne kadar 7.000 nüfuslu Gebze bugün 43 bin kişilik bir nüfusu sinesinde barındıran bir ilçe olmuştur.

Gebze, sanayi alanında olduğu gibi turizm ve kültür alanında da gelişme gösteren bir ilçedir. Bu nedenle sosyal problemleri oldukça çoğalmıştır.

 Eskiden kentin asilzadelerinden yada beylerinden oluşan belediye başkanları , bugün ortaya çıkan teknik , iktisadi ve sosyal problemler karşısında yetersiz kalmakta , halkın isteklerine yeterince eğil inememektedir.

Gebze nüfusu az olduğu zamanlarda bile su sıkıntısı çeken ilçe bugün  inşaatı içme ve temizleme sularının hemen %60’ını arabalarla taşıyan su satıcılarından almaktadır.

İlçeni aydınlanma, konuk yol işleri biraz olsun çözümlenmiş durumdadır. Ancak devlet eliyle yapılan işler tam olarak yürütülmüştür denilebilir.

Eskiden bozkır olan Gebze ile deniz arasında bugün 40’a yakın fabrika bir kültür araştırma merkezi, çeşitli tavukçuluk  ve küçük baş hayvan yetiştirme istasyonları Gebze’nin çevresinde boş yer bırakmamıştır. Hatta Gebze sınırları dışında kalan yerlerde belediyeler teşkil edilmiştir. (Kaynak: Valilik Yıllığı  tarih: 1973)

1954 YILINDAKİ  GEBZE GERÇEĞİ

Gebze’nin yakından tanıdığı siyasetçilerden  Emin Pulat  tarafından  1954 yılında haftalık olarak  yayınlanan  Gebze’nin sesi gazetesinin baş yazarı Cevdet Yakup’un Gebze ile ilgili kaleme aldığı yazı   dünün Gebze’sini çok iyi açıklıyor. Söz konusu yazar bugünlerin Gebze’sine ‘de  ışık tutuyor. İşte  Gebze’nin dünü ,bugünü ve geleceğine  ışık tutan 1954    tarihli yazı ile  Gebze  bildirimize nokta koyuyoruz.

Cevat Yakup’un Kaleminden “ 1954 yılındaki Gebze”

“Türk akıncılarını uğrak ve durak yeri olan , nice nice Türk fütuhatlarının şenlik ve bayram yeri olan Gebze, Osmanlı Saltanatının bir uğur ve zafer sembolü olan Gebze ve nihayet büyük Türk veziri Çoban Mustafa Paşa’nın camii türbesi olan tarihi Gebze, bugün , itiraf etmek lazım  ki silik, sönük  , harap bir Anadolu kasabasıdır.

Türk aslanlarını at oynattığı , ok talimi yaptığı meydanlarında, bir sessizlik, hazin bir uyuyuş vardır.

Gebzeli hemşehrilerim , Gebze’ye hayat ve memat vermek için seferber olmuşlardır. Bunun kimi İstanbul’a bağlanmakta , kimi Kocaeli’nden medet ummakta, kimide kendi göbeğini kesmekte olduğunu ileriye sürüyorlar. Gebze, bu ruh aleti içindedir. Ne yapsak da ne etsek de canlansak , güzelleşsek , hiç değilse eski günlerin yarı ihtişamını bulsak diyorlar.

Gebze, ta Tanzimat’tan bu yana, ihmal edile edile bu hale, bu garip hale gelmiştir. Fakir ve yoksul düşmüştür. İçlerinde sivrilen, beş on kuruşu olan evlatları da ona ihanet ederek, onu terk ederek yetim bırakıp İstanbul’un yolunu tutmuştur. Bence ,davanın ana ruhu ,muherecettadir. Bu Gebzeli muhacir kuşlarını , birer birer , yakalayıp Gebze’ye getirdiğimiz gün , Gebze şenlenecek, esenlenecek, el ve gönül birliği ile güler yüzlü bir cumhuriyet şehri olacaktır. İstanbul’a el ve  gönül vermenin bir manası yoktur.bir şehri imar etmenin , zenginleştirmenin çıkar yolu ona bağlı çocukların elindedir. Buna güzel bir misal Erbaa ile Adapazarı , Merzifon, Gölcük ve sair şehirlerimizdir.

Ümit edelim ki, Gebzeli vatandaşlar kendi çıralarını kendileri yakarak, haleli bir kalkınma davası için el ele versinler .Cumhuriyet Hükümetinin onlardan esirgeyeceği hiç bir şeyleri olmayacaktır.

Bu böylece malum ola…”

(Kaynak: Gebze’nin Sesi Gazetesi – 28 Ekim 1954)

Evet Gazeteci  Cevat Yakup’un  1954 yılında  kaleme  bu yazı’nın üstün’den  tam  59  yıl  geçti.  59 yıl sonra sonra ilk kez Gebze tarihi ile ilgili bir  sempozyum düzenlendi.   Bir gazeteci ve belgeselci olarak  “Hünkara Saygı  Sempozyumu “’unda  sunduğum  “Marke Kent  Gebze “ tebliği ile  Gebze’ nin  dünü, bugünü ve geleceğine belgelerle ışık  tutmaya çalıştık.


[1]  Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli, Sayfa 113,

[2] Ansiklopedik Gebze Belgeseli, Sayfa 9.

[3] Gebze Yıllığı, sayfa 9.

[4] İslam Ansiklopedisi Cilt 13 Sayfa 290 M.E.Y İstanbul 1965

[5] Nikomedia tarihi, A. Öztüre, Sayfa 64.

[6] Nikomedia tarihi, A. Öztüre, Sayfa 64.

[7] Nikomedia tarihi, A. Öztüre, Sayfa 64.

[8] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 122-123

[9] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. G. Çelik, Sayfa 75.

[10] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. G. Çelik, Sayfa 74.

[11] Gebze Gazetesi 7 Nisan 1987

[12] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 67, Gebze Matbaası 1989

[13] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 67, Gebze Matbaası 1989

[14] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof.Dr. G. Çelik Sayfa 52 Gebze Belediyesi Yayını Basım Tarihi 2003

[15] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof.Dr. G. Çelik Sayfa 52 Gebze Belediyesi Yayını Basım Tarihi 2003

[16] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof.Dr. G. Çelik Sayfa 52 Gebze Belediyesi Yayını Basım Tarihi 2003

[17] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[18] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[19] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[20] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[21] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[22] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[23] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[24] Ansiklopedik Gebze Belgeseli N. Yüksel, İ. Kahraman Gebze Matbaası 1989

[25] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 171 Gebze Matbaası 2000

[26] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 143 Gebze Matbaası 2000

[27] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 159 Gebze Matbaası 2000

[28] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 159 Gebze Matbaası 2000

[29] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 159 Gebze Matbaası 2000

[30] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 159 Gebze Matbaası 2000

[31] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 143 Gebze Matbaası 2000

[32] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 159 Gebze Matbaası 2000

[33] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 43 Gebze Matbaası 2000

[34] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 108 Gebze Matbaası 1989

[35] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 43 Gebze Matbaası 2000

[36] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 43 Gebze Matbaası 2000

[37] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 96 Gebze Matbaası 2000

[38] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 96 Gebze Matbaası 2000

[39] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 63-77 İstanbul 1969

[40] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 63-77 İstanbul 1969

[41] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 63-77 İstanbul 1969

[42] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 63-77 İstanbul 1969

[43] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 67 İstanbul 1969

[44] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 75 İstanbul 1969

[45] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 75 İstanbul 1969

[46] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 75 İstanbul 1969

[47] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 93 İstanbul 1969

[48] Nikomedia Tarihi A. Öztüre  Sayfa 83 İstanbul 1969

[49] Çayırova Tarihi Çayırova Belediyesi Yayını Sayfa 22-25 Gebze-2013

[50] Çayırova Tarihi Çayırova Belediyesi Yayını Sayfa 22-25 Gebze-2013

[51] Çayırova Tarihi Çayırova Belediyesi Yayını Sayfa 22-25 Gebze-2013

[52] Çayırova Tarihi Çayırova Belediyesi Yayını Sayfa 22-25 Gebze-2013

[53] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 112-113 Gebze Matbaası 1989

[54] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 112-113 Gebze Matbaası 1989

[55] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 112-113 Gebze Matbaası 1989

[56] Çayırova Tarihi Çayırova Belediyesi Yayını Sayfa 24-25 Gebze Matbaası 2013

[57] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 112-113 Gebze Matbaası 1989

[58] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli Sayfa 112-113 Gebze Matbaası 1989

[59] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik sayfa 74 Gebze matbaası 2003

[60] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik sayfa 74 Gebze matbaası 2003

[61] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 74 Gebze Matbaası 2003

[62] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 113-114 Gebze Matbaası 1989

[63] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 113-114 Gebze Matbaası 1989

[64] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 113-114 Gebze Matbaası 1989

[65] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 113-114 Gebze Matbaası 1989

[66] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 113-114 Gebze Matbaası 1989

[67] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[68] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[69] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[70] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[71] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[72] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[73] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[74] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 115-123 Gebze Matbaası 1989

[75] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 22-23 Gebze Matbaası 1989

[76] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 22-23 Gebze Matbaası 1989

[77] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 22-23 Gebze Matbaası 1989

[78] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 22-23 Gebze Matbaası 1989

[79] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 122-123 Gebze Matbaası 1989

[80] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 122-123 Gebze Matbaası 1989

[81]Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 122-123 Gebze Matbaası 1989

[82] Ansiklopedik Kocaeli Belgeseli sayfa 122-123 Gebze Matbaası 1989

[83] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr, G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[84] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[85] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[86] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[87] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[88] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[89] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[90] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

 

[92] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[93] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[94] 16.19.yy Gebze Tarihi Prof. Dr. G. Çelik Sayfa 9-27 Gebze Matbaası 2003

[95]  Gebze Tarih Ansiklopedisi İ. Sevinç Sayfa 240-284 Gebze Matbaası 2005

[96] Gebze Kaymakamlık Yıllığı sayfa 97-99 Gebze Matbaası 2000

[97] Ansiklopedik Gebze Belgeseli 127-129

[98] Ansiklopedik Gebze Belgeseli 127-129

[99] Ansiklopedik Gebze Belgeseli 127-129

[100] Ansiklopedik Gebze Belgeseli 127-129

[101] Ansiklopedik Gebze Belgeseli 127-129

Ak Parti’de neler oluyor

Ak Pari İl Başkanı Sayın Mahmut Civelek beyle Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Gebze ziyaretinde ayaküstü birçok konuyu konuştuk. Özellikle Ak Parti Kocaeli Danışma Meclisi toplantıları ile ilgili görüşlerimi aktarıp Kocaeli’nin kültürel ve sosyal alanda nasıl sesini Türkiye’ye duyurabileceğini ifade ettim.

Ak Parti’de şu dönemlerde ciddi hareketlilik var. Yerel seçimlere hazırlık, çözüm süreci tartışmaları, yeni Anayasa hazırlığı, muhtemel Anayasa reformu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri önümüzdeki günlerde en çok konuşulavak konular.Ak parti İl başkanı Mahmut Civelek beyin daveti ile haftasonu İzmit’te düzenlenen Ak Parti Danışma Meclisi toplantısı ile Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik bayin basın toplantısına katıldım. Sanayi Bakanı Nihat Ergün beyin annesinin cenazesine katıldım. Ak Parti’de neler olup bittiğini İzmit’te takip ederek görmeye çalıştım.

AK PARTİ İL BAŞKANI’NA HÜNKAR SİTEMİ

Gebze Belediyesi tarafından Hünkar’a vefa sempozyumu ile ilgili Kocaeli kamuoyunun desteğinin sağlanması gerektiğini altını çizerek Kocaeli Valiliği, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü, İlçe Belediyeleri ve Kaymakamlıklarının Hünkara Vefa Sempozyum ve toplantılarına bütün imkanları ile destek olması gerektiğini söyledim.akparti-il-baskani-mahmut-civelek-ile söylesi

Kocaeli bugün her yönüyle büyük ve önemli bir İl. Türk ekonomisne yön veriyor. Ancak siyasette ve kamuoyundaki etkinlerde fazla sesi çıkmıyor. Devletin TRT’sini Kocaeli ile ilgili ciddi bir program yapmaması Kocaeli’de ki etkili ve yetkililerin ayıbı. Gebze Belediyesi aylardan beri Hünkara Vefa adı altında çalışmalar yapıyor. Gebze bölgesinin vergileri ile hayatını sürdüren TRT şu ana kadar Gebze’ye gelip hiçbir çalışma yapmadı. Anadolu’da en küçük kasabalara gidip canlı yayınlar yapan TRT’ye Gebze bölgesi olarak tepkimizi göstermeliyiz.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI HÜSEYİN ÇELİK NE SÖYLEDİ

AK Parti’nin Danışma Kurulu toplantısından önce basın toplantısı düzenleyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, basın mensuplarının çözüm süreci ile ilgili sorularını yanıtladı. Basın toplantısı Kocaeli’nin yeni ilçesi Karşıyaka’da ki Nesse oteldeydi. Basın yoğun ilgi gösterdi. Basın toplantısı sonrası ise ak Parti Danışma Meclisi toplantısında partililere önemli açıklamalar yaptı.

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in basın tooplantısını Gazeteci ve Devr-i Alem belgesel program yapımcısı olarak takip ettim. Danışma meclisnide Ak Parti Kocaeli Kurucular Kurulu’nda bulunduğumdan Kocaeli İl Danışma Meclisi Üyesi olarak takip ettim. Gerek basına açık, gerkese basına kapalı bölümünde Hüseyin bey önemlitespitlerde bulundu. Basın kapalı bölümdeki yapılan konuşmaları kamuoyuyla açıklamak etik olmadığında, sadece basına açık bölümdeki yapılan konuşmaların öetini sizlerle yapıyorum.

ÇELİK’TEN KOCAELİ’YE ÖVGÜ

Kocaeli’nin çok gelişen bir kent olduğunu ifade eden Çelik, bunun 3 dönemdir seçilen ve uyum içinde çalışan milletvekili ve yerel yöneticilerine bağlı olduğunu kaydetti. Türkiye’de terörü bitirmenin herkesin görevi olduğunu söyleyen Hüseyin ÇelikÇelik, bu meselenin sadece AKP’nin değil, 76 milyon kişinin meselesi olduğunu kaydetti. Herkes bu ateşin sönmesi için eliden geleni yapması gerektiği söyleyen Çelik, “Eğer bu süreç kaybedilirse, çocuklarımız ve torunlarımızın geleceği kaybeder” dedi.

Şehitlerin kanı üzerinden ideolojik hesaplar ve siyaset yapılırsa bu ülkeye yazık edileceğini ifade eden Çelik, Akil insanlarla ilgili protestonun 20-25 kişilik grubun terbiyesizliği olarak nitelendirdi. Akil insanların AKP’nin mensubu ve arka bahçesi olmadığını söylen Çelik, “Bu heyette, Kürt, Türk, İslam, gayri Müslim, kadın ve erkekler bu heyette bulunuyor. Bu insanlar para almıyor, karşılığında bir şey beklemiyor. Sadece bu ülkede kanın akmamasına benimde katkım olsun diyorlar. Bir partinin genel başkanı çıkıp bu insanları tehdit ediyor ve hedef gösteriyor. Bu toplumun sivil gözlem gücünü ortaya koyan, halkın nabzını tutan insanlardır. Siz hangi hakla tehdit ediyorsunuz?” dedi.

ATATÜRK VE T.C İSTİSMAR EDİLİYOR

Herkes gücü yettiği kadar bu sürece destek vermesi gerektiğini belirten Çelik,  “Terörün ne zaman geleceğini kimse bilemez. Çok kalleşçe ortaya çıkıyor. Türkiye’nin üniter yapısından kimse taviz veremez ve pazarlık malzemesi yapılamaz. Bizim bir vatanımız var ve ay yıldızlı bayrak hepimizin bayrağıdır. Biz 76 milyon halkımızın askeriyiz. Milletin idaresinin emrindeyiz. Marjinal gruplarla yaşamaya mecburuz. Atatürk bu memleketin ortak değeridir, kimse onu darbelerin ilham kaynağı haline getirilemez. Üç tip Atatürkçü var. Atatürkçüler bizim başımızın tacıdır. Ama Atatürkçü diye geçinenler ve Atatürk’ten geçinenler var” dedi.

T.C ibaresinin kaldırılması ile ilgili soruya yanıt veren Çelik, “Bir okulun tabelasında TC yazmıyor diye başka bir ülkenin malı olmuyor. Bu memleketin içinde ne varsa TC’nindir. Kimse bu zamanda bir saltanat gelsin demiyoruz. Saltanata dönelim diyecek kadar gerizekalı yok. Biz Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak istiyoruz. Bu ülkedeki her şey Türkiye Cumhuriyetine aittir” dedi. İşçi partililerle, Ülkücü grupları yan yana durmalarını yakıştıramadığını belirten Çelik, milliyetçilik ve ulusalcılığın aynı şey olmadığını kaydetti. Millet sadece bir etnik gruptan ibaret değildir. Millet kavramı aynı tarihi, aynı ülküyü ve aynı değerleri paylaşan ortak dine mensup çeşitli etnik grupların oluşturduğu topluktur dedi.

TERÖR BİTECEK TÜRKİYE KAZANACAK

Batıda Kürtlerin kazandığı psikolojisinin hakim olmaya başladığı sorusuna yanıt veren Çelik, burada kimin kazandığı tartışması yapılırsa insanlara yazık edileceğini kaydetti. Çelik, “Burada kimse kazanmadı. Biz kazandık. Duygularımız aklımızın önüne geçerse o zaman bu meselenin üstesinden gelemeyiz. Devletin yaptığı büyük yanlışlarda olmuş. Büyük köyler boşaltıldı. Hayvancılık yok oldu. Köyler boşaltıldığında insanlar göç etti, yoksullaştı ve resmen terörün kucağına atıldı. Aynı hataları yapmamız lazım. Partinin sözcüsü olarak halka hesap veriyoruz. İşin gürültüsü patırtısında değiliz. Seçimleri düşünerek yapmıyoruz. Bu büyük bir risktir” dedi. Kürtlerin tümü PKK’cı değil. PKK çok az marjinal bir grup. Kürtlerin büyük bir kısmı Türkiye’ye bağlı. Bende bir Kürt’üm. Bizi birileri tehdit ediyor, hiç aldırış etmiyoruz. PKK maraza çıkarmayan Kürtleri Kürt kabul etmiyor. Korkmamak gerekiyor. Tehditlere boyun eğmemek gerekiyor. Korkulsaydı bugünlere gelinemezdi. Türkiye bu sorunu çözecektirşeklinde konuştu.

YOLSUZLUKLARIN HESABI SORULUR

Ak Parti büyük bir hizmet ekibidir. İnsanın olduğu yerde yolsuzluk ve usülsüzlük olur. Ancak geçmişte çok büyük yolsuzluklar vardı. Banka hortumlayanlar, İSKİ skandalları ve daha büyük yolsuzluklar. Ak Parti’deki ufak tefek şeyler büyütülüyor. Biz onlarında üzerinde gidiyoruz. Yolsuzklukları kim yaparsa yapsın hesabını soruyoruz ve soracağız.

BAKAN ERGÜN’E BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUM

Analar çok önemli. Cennet anaların ayağı altında. Ana demek sevgi, fedakarlık ve çile demektir. Analarımız onlara büyük vefa borcumuz vardır. Nerede olursam olayım üç günde bir anamdan haber alır. Haftada bir ziyaret eder elini öperim. Yurt dışı ve içi gezilerim öncesi benim milli ve manevi tarih bilinci ile yetiştiren merhum babam mustafa ve halam Fadime’in Gebze’deki mezarlarını ziyaret edip, Fatih’a okuduktan sonra, 90 yaşındaki anam Emine’nin elini öper, hayır duasını alarak öyle yolculuğa çıkarım.

emirhan'in-sünnet-törenine-katilan-Ergüne-bassagligi-diliyorumBilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Sayın Nihat Ergün’ün annesinin vefat haberini duyunca bir anneninde daha ölmesinden üzüntü duydum. Nihat beyle Ak Parti’nin Kocaeli teşkiletının kurucular kurulu üyesi sıfatımla 11 yıl önce tanışmıştık. İlkeli ve dürüst bir siyasetçi olarak Türk siyasi tarihinde yerini aldı. Önemli hizmetler yaptı.

Bakan Ergün’ün annesi Şahizer Ergün’ün cenazesi Derince Çınarlı Camii’nde Pazar günü öğle namazı ardından birçok bakanın ve Kocaelilerin katıldığı kalabalık bir topluluk tarafından toprağa verildi. Bakan Ergün çok üzgündü.

Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün annesi Şahizer Ergün (84) yaşındaydı.Bakan Ergün’ün annesi geçen Mart ayında beyin kanaması geçirmiş ve Kocaeli’nin Derince İlçesi’ndeki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştı. Merhuma Yüce Allah’tan rahmet, başta bakan Ergün olmak üzere kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Şahizer annenin makamı Cennet olsun, nur içinde yatsın.

BAKAN ERGÜN’ÜN AİLE GEÇMİŞİ

Bakan Nihat Ergün’ün aile geçmişi oldukça önemli. Ergün’ün dedesi askr olarak Ordu’dan Osmanlının son dönemlerinde İzmit’e gelmiştir. Askerlik bittikten sonra bir zamanlar Gebze’in nahiyesi olan Taşköprü köylerinde çobanlık yapmaya başlar. Evlenerek burada kalır. Bakan Ergün’ün aile geçmişi ile ilgili ayrıntılı yazımızı gazetemizin www.belgeselyayincilik.com köşemden okuyabilirsiniz.

Sanayi Bakanı Nihat Ergün, Gebze’de düzenlediği basın toplantısında kendisinin Gebzeli olduğunu söyledi ve bir zamanlar Gebze’ye bağlı Taşköprü nahiyesinin köyleri arasında yer alan Kadıköy’den olduğunu söyleyince biz de araştırma yaptık, başbakanlık Osmanlı arşiv belgeleri ve gazetemiz kütüphanesinde detaylı araştırma yaparak, sayın bakan’ın annesinin köyü olan Taşköprü nahiyesinin Kadıköyü’ü ile ilgili bilgi  ve belgeleri ortaya koyduk.

Sanayi bakanı Nihat Ergün beyin babası da ordu’nun Fatsa ilçesinden. Babasının köyü ile ilgili araştırmaları daha sonra yapacağız. Ama bizim için önemli olan Nihat beyin annesinin bir zamanlar Gebzeli olması. Gebze’nin milletvekili aday sıralamasında üst sıralarda neden yer bulamadığını şimdi daha iyi gördük. Bizzat Bakan Ergün’ün kendisi Gebzeliymiş.

Sayın Nihat Ergün, Milli Görüş geleneğinden gelen Kocaeli’nin yetiştirdiği önemli siyasetçilerden birisi. Bu benim değil, Kocaeli’nin duayen gazetecilerinden İsmet Çiğit’in tespitleri. Sayın Ergün, kendisi de 18 yaşında siyasete girdiğini, 25 yaşında Refah Partisi’nin İzmit merkez ilçe başkanlığını yaptığını 30’lu yaşlarda belediye başkanı, 40’lı yaşlarda Bakanlık ve milletvekilliği yaptığını söylüyor. Önümüzde ki dönem ne Milletvekili ne de belediye başkanlığına aday olmayacağının da altını çiziyor. Siyasette bu tür çalışma yapan ender siyasetçilerden birisi olarak sayın Ergün, Kocaeli’nin siyasi tarihinde yer alacak önemli bir isim.

Gebze’nin Sanayi Bakanı var  (02 Mayıs 2011)

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=9274

23 Nisan Bayramı ve Tarih Bilinci

Bugün, TBMM’nin açılışının 93.yıl Dönümü ve aynı zaman da  Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı. Bugün  Türkiye Cumhuriyeti’nin  kuruluşuna giden yolun temel taşı. Bugün milletin Ankara’da temsil edildiği Büyük Millet Meclisi’nin  açıldığı tarihi  gün. Düşmanın Anadolu’dan atılması ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşuna giden yolun başlangıcı ve en önemli kilometre taşı olan Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı tarih olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını yine coşku içerisinde kutlayacağız.

23  Nisan 1920’den 23 Nisan 2013’ye 93 yıllık Türkiye tarihini çok iyi yorumlayıp değerlendirmek gerekiyor. Türkiye devleti bu günlere kolay gelmedi. Bugün Türkiye’de yaşananları anlayabilmek için çok iyi tarih bilincine sahip olmak gerekiyor.
Bugün Düşmanı Anadolu’dan  temizleyen Kuva-i Milliye kadrolarının  başkomutan  Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile  tarihin dönüm noktasıdır.
Bugün tarihimizde çok önemli yeri olan Sivas ve Erzurum kongreleri ile başlayan 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin ilan edilmesi ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti iç ve dış tehditler altında.
TBMM’nin açılışına giden yolun başlangıcı olan Erzurum ve Sivas kongresi ile ilgili tarihi bilgileri siyasilerimiz başta olmak üzere tüm yetkililere hatırlatmak istiyorum.
İşte tarihi belgelerin ışığı altında Sivas, Erzurum kongreleri ile ilgili özet bilgiler.

ERZURUM KONGRESİ

23 Temmuz 1919´da Erzurum Kongresi toplandı. Erzurum kongresinde, bir yandan, vatanın ayrılmaz bir parçası olan Doğu illeri halkının düşmanla mücadele için elbirliği ile çalışacağı kararlaştırılmış, bir yandan da milli bir istek olarak İstanbul´daki Meclis-i Mebusan´ın toplanıp gereken önlemleri alması gereği vurgulanmıştı.
Erzurum´da başlayan yerel kongre akımı, Batıda Yunan tehdidi altında bunalan Marmara ve Ege bölgelerinde devam etti. 26 Temmuz 1919´da Balıkesir´de, 6 Ağustos´ta Nazilli´de, 16 Ağustos´ta Alaşehir´de kongreler toplandı. Bu kongreler sonucunda “Kuvayyi Milliye” adı altında vatansever milis güçleri kuruldu.
SİVAS KONGRESİ

4 Eylül 1919´da ise, millî egemenlik ilkesine dayalı yeni Türk Devleti´nin kuruluşuna temel olan Sivas Kongresi toplandı.
Kongrede, “vatanın bölünmez bir bütün olduğu” konusunda millet temsilcileri ortak bir karara vardılar. Ülkedeki tüm yerel direniş örgütleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi. Kongre sonucunda oluşturulan “Heyet-i Temsiliye” milletin isteklerini yansıtan bir nitelik kazandı.
Bundan dolayı, Sivas Kongresi Mustafa Kemal Paşa´nın istediği “kuruculuk” niteliğini gösterememiş, vatanın kurtuluşu için bir an önce Meclis´i Mebusan´ın toplanmasını padişaha bildirilmesine karar vermişti.
Ancak bu karar da önemli bir adımdı. Kurtuluş mücadelesi ve millî egemenliğe geçişin ikinci evresi de tamamlanmıştı. Üçüncü aşamada ise, millî egemenliğin gerektirdiği tüm ilke ve değerlere sahip bir büyük Meclisin kurulması ve Kurtuluş Savaşı´nın millî güçlere dayalı olarak kazanılması süreci başladı.


ÇOCUKLUĞUMDA 23 NİSAN BAYRAMI

Her şeyi bir kenara bırakıp, çocukluk yıllarımızı hatırlayalım.  DSC_0289İlkokul sıralarında 23 Nisan bayramını coşku ile  kutladığımız yıllara geri gidelim. Aylar öncesinden bayram için yaptığımız hazırlıklar.  Bayram sabahı yeni elbiselerimizi giyerek  heyecanla geldiğimiz okulumuzda kır çiçekleri ile süslediğimiz  sınıflarımızı düşünelim.
Bugün nerelerde olduğunu bilemediğimiz, bazıları çoktan ebedi hayata giden öğretmenlerimiz , acı tatlı  bir  çok hatıralarımız olan  ilk okul arkadaşlarımız, hep birlikte  coşku ile  kutladığımız  23 Nisan bayramlarını  birer anı ve hatıra olarak içimizde  yeniden  yaşatalım.
Gelin bugün  yaşımız ne olursa olsun, kendimize  bir iyilik yapıp, çocukluk  yıllarımızı hatırlayarak, çocuk ve torunlarımızın  ellerinden  tutup, hep birlikte bayramların kutlandığı  alanlara giderek, çocukluk  yıllarımızı yeniden yaşayalım.
DSC_0298BEN  NİSAN BAYRAMINI OĞLUM VE
TORUNUMLA YAŞADIM
Dün 23 Nisan Bayramının provaları yapılıyordu. 9 yaşındaki oğlum Ahmet Emirhan Kahraman beni okuduğu Hisar Koleji’ne çağırarak provaları izlememi istedi. Bir yaşındaki torunum Asım Eymen’i yanıma alarak 23 Nisan Bayramı provalarını takip ettim. Oğlumun okuduğu şiir ve aldığı roller beni oldukça etkiledi. Bayramı  yıllar önceki heyacanla takip ettim. Birlikte fotoğraflar çektik. Sanki kırkbeş yıl önceki 23 Nisan Bayramını yeniden yaşıyor gibiydim. Çektiğimiz fotoğraf ve video görüntülerini www.gebzegazetesi.coom’daki Devri Alem Belgesel TV’den sizlerle paylaşıyorum.

KURTULUŞ SAVAŞI BELGESELİNİ İZLEDİNİZ Mİ?
23 Nisan Bayramı ve Kurtuluş Savaşı tarihimizin dönüm noktasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunu gerçekleştiren Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de Hacı Bayramı Camii’nde kılınan  Cuma namazı sonrası dualarla açılmıştı. Anadolunun her yerinden çok önemli insanların oluşturduğu kurucu meclis hem Türkiye Devletini kurmuş ve hem de düşmanı anadoludan söküp çıkarmışlardı. Devlet kurulmuş, düşman Anadolu’dan çıkmış. Daha sonra koltuk kavgaları ve siyasi entrikalar ortaya çıkınca kurucu meclis birbirine düşmüştü.
Kurtuluş Savaşında Büyük hizmet yapan birçok isim dışlanmıştı. Bunların içerisinde Mehmet Akif Ersoy’du. Canını kurtarmak için Mısır’a kaçmak zorunda kalmış. Kazım Karabekir Paşa’da    dışlanarak sıkı takip edilip idamla yargınlanmıştı. Bunlar üzerinde yazılıp söylenecek çok şey var. Ancak bir gerçek vardır ki tarihimizi yargılamadan tarihte yaşananlardan ders ve ibret almak.. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını çok iyi anlamak ve gelecek kuşaklara çok iyi anlatmak gerekiyor.
Tarih bilincine sahip olmak herşeye sahip olmaktır diyerek 23 Nisan Çocuk Bayramını kutluyorum.

Bursa’da İlkbahar

Bursa Evliyalar diyarı, Osmanlı başkenti. Sultan Süleyman Peygamberden günümüze tarihimizin önemli kentlerinden birisi. Sular kenti. Bir çok seyyahın yazı yazdığı, şairlerin şiir yazdığı yer. Bursa’yı yılın 365 günü, 4mevsim gezmek gerekiyor. Bursa’nın Yazı da, sonbaharı da muhteşem geçiyor. Bursa’nın ilkbaharını yaşıyor. Anadolu Spor Gazetecileri Derneği’nin Genel Merkezi Bursa’da. Dernek başkanı İbrahim Arslan’ın davetlisi olarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin organizasyonunda Anadolu Spor Gazetecilerinin ev sahipliğinde Türkiye Gazeteciler Federasyonunun davetiyle başkanlar konseyine katılmak üzere Bursa´ya gittim. Bizleri Bursa Büyükşehir Belediyesi misafir etti. Bursa’da doya doya üç gün gezdik. Basın sektörü üzerine çalışmalar yaptık. Bursa’da kaldığımız Çelik Palas Oteli’nin kapısında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa’da zaman şiiri dikkati çekti. Çok muhteşem bir şiir. Otele ilk girdiğimde dikkatimi çekti okuduğumda Bursa’nın önemini bir kez  daha anladım. Şiiri sizlerle paylaşıyorum.

 BURSA’DA ZAMAN
Bursa´da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar…
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.
Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.
Bu hayâle uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtılarından
Billûr bir âvize Bursa´da zaman.
Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur´an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde… Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyâsı bu cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.
VALİ’NİN BURSA ŞİİRİ
Bursa  üzerine şiir yazan devlet adamları da var. Devri Alem belgesellerinin izleyicisi olan, devlet ve kültür adamı, değerli dostumuz Bursa Valisi Şahabettin Harput. Bursa  üzerine onun da şiiri var. Sultanlar Şehri Bursa şiiri gerçekten çok güzel. Sizlere şimdi de onun şiirini paylaşıyorum. Sizler de Belgesel Yayıncılık’ın internet sitesine girerek şiiri okuyabilirsiniz. http://www.belgeselyayincilik.com/genel/vali-harput%E2%80%99-un-bursa-aski-siir-yazdirdi
BURSA’DA BAHARI YAŞAMAK
Evet iki şairin Bursa üzerine yazdıkları şiirleri sizler için paylaştım. Bursa’da ilkbahar çok muhteşem. Ağaçlar yeni yeni diriliyor. Emvaye çeşit ağaçlar, çiçekler, bitki çeşitleri adeta göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Bursa da kuş sesleriyle çiçeklerin örtüşmesi gerçekten çok güzel duygular yaşatıyor. Dağlar henüz karlı. Bursa da ilkbaharı yaşamak çok güzel. Ağaçlarda ki çiçekleri görürken muhteşem ilahi kudreti görmek insanı mest ediyor. Dağlar ki renk cümbüşü, havanın efsunlu duruşu, tarih ve tabiat iç içe geçmiş durumda. Böylece Bursa’da ilk baharı Devri Alem kameralarıyla belgeselleştirmiş olduk. Burada baharı doya doya yaşamak gerekir. Öte yandan Bursa Büyükşehir Belediye başkanı Recep Altepe ve Vali Şahabettin bey ile de görüştük. Yarın yaptığımız söyleşilerin ayrıntılarını sizlerle paylaşacağım.

Atasayan ile Devr-i Alem

Gebze’nin Akil Adamı, duayen siyasetçi Bülent Atasayan ile Devr-i Alem

 Atasayan GTO üyelerini uyardı!

Gebze siyaset ve İş Dünyası’nın duayen ismi, Gebze’nin Akil adamı Bülent Atasayan, çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Dünden bugüne Gebze’nin siyasi geçmişini değerlendiren Atasayan, GTO seçimleri için de uyarılarda bulundu.

Gebze’nin eski Belediye Başkanı olan,3 dönem Kocaeli Milletvekilliği yapmış, Anavatan Partisi’nin Genel Başkan yardımcılığına kadar yükselen Atasayan, siyasetten GTO seçimlerine kadar bir çok önemli konuda çarpıcı açıklamalar yaptı. Gazetemiz in sorularını içtenlikle yanıtlayan Atasayan, geçmişe dönüp baktığında pişmanlık duyduğu bir şeyin olmadığını belirtirken, GTO seçimleri için de herkesin aklını başına alması gerektiğini söyledi.

Gebze Gazetesi: Son günlerin en tartışmalı konusu GTO seçimleri. Gebze’nin Akil adamı olarak siz ne söylemek istersiniz?

Bülent Atasayan: Benim Belediye başkanlığım sırasında Ticaret Odası’nın kurulması çalışmaları başladı. 5-6 kişilik bir grupla Gebze’de neden ticaret Odası olmasın diye hareket geçtik. Hemen araştırmalara başladık. İzmit’te o zaman Ticaret ve Sanayi Odası bulunduğu için biz de Ticaret ve Sanayi Odası kurabiliyorduk. O sırada Gökşen Yücel’e gittik konuyu açtık, kendisini Oda’nın başkanı yapalım dedik. Ben uğraşamam ama Vefa Küçük var. Onu yaparsanız iye olur dedi. Hem avukattır hem de fabrikası var dedi. Biz onunla görüştük, Vefa bey kabul etti. Fakat işler karıştı. Ali Coşkun’a gidip bunu kuracağız dedik, Ali Coşkun kabul etmedi, önüne gelen Oda kuruyor, bu ne ya dedi. Sanki Oda kurmak bi masa, bi kasa, bi Oda’dan ibaret dedi. Ben de kendisine Gebze’yi tanımadığını ve Gebze’de 1500 tane fabrikanın bulunduğunu söyledim. Bütün hepsinin İzmit’e gidip geldiğini söyledik. İzmit’te karşıydı. Buna rağmen devam ettik, benim milletvekilliğim geldi. Bu sefer Sanayi Bakanı Şükrü Yürür ile görüşmek için bir heyetle gittik. Bakanlık da rest çekip kurdurmuyordu, sonunda şükrü Beye bunun benim prestijim olduğunu söyleyip bu işi bitirmesini, bu Oda’yı kurmalarını söyledim. Şükrü bey evraklarını al bir an evvel hazırlığın yap dedi ve onayı verdi. Bütün İzmit vekilleri, İstanbullular rahatsız oldu. Herkes karşıydı, sadece biz Gebzeliler istiyorduk. Bu sayede biz Gebze’nin Ticaret ve Sanayi Odası’nı kurduk. Fakat o sırada millet  Başaran’a daha iyi temayül etti onu başkan seçti, Vefa bey söz vermemize rağmen başkan olmadı. Fakat iyi ki böyle oldu. Çünkü Vefa bey çok iyi bir arkadaşımız ama İbrahim başaran kadar başarılı olamayacaktı. Çünkü İbrahim bütün işini gücünü bıraktı, GTO için çalıştı.

Gebze Gazetesi: İzmit lobisi engelleme çalışmaları yaptı mı?

Bülent Atasayan: İzmit lobisi Gebze’nin önünü kesmek için harekete geçti. İzmit Ticaret ve Sanayi Odası’nı ayırdı, İl de ayrı bir sanayi odası kuruldu. İl de Sanayi Odası olunca İlçe de Sanayi Odası kurulamıyordu. Bu yüzden Gebze’nin Sanayi Odası ünvanı elinden alındı. Sadece Ticaret odası ünvanımız kaldı ve devam etti.

Gebze Gazetesi: Şu an ki süreci yorumlar mısınız?

Bülent Atasayan: Bundan önceki durumu özetliyeyim size. Her harekette ekip çok önemlidir. Ekibin olmadan hiçbir iş yapamazsın. Ekibin olacak, güvendiğin kişiler olacak. Ticaret odası bir ekip kurdu İbrahim Başaranla birlikte. O ekip 20 sene beraber götürdü. Geçen dönem kaybetmeden önce İbrahim’e bırak dedim. Ama İbrahim’i teşvik ettiler kazandı. İkinci dönem İbrahim dedim ki bak durumlar bozuk. Bu ekibi dağıtırsın, ekip dağılırsa bir daha toparlanmaz. Ticaret Odası’na yazık olur dedim. Bu ekiple 20 sene yürüdü. Bu arada Nail bey çıktı. Gel dedim İbrahim’le ikiniz birden çıkmayın, bu dönem İbrahim başkan olsun, ben ikinci başkan ol, 1 sene sonra sen Başkan ol İbrahim istifa etsin. Bu ekibi dağıtmayın tertemiz yürüyün dedim. Nail bir ekibe söz verdiğini vazgeçemem dedi.  O ekip İbrahim’e de geldi ama 40 kişilik listeyle. Bunları meclise sokarsan seni destekleyeceğiz dedi. Kabul etmedi, nail kabul etti ve seçimi kazandı. Şimdi aynı şeyi Nail’e yapıyorlar. Bu listeyle olsan destekleyeceğiz diyorlar. Nail de bunu kabul etmiyor. Nail’in durumu zor gibi geliyor bana.

Gebze Gazetesi: Gebze’nin akil adamı olarak ne önerirseniz?

Bülent Atasayan:  Çıkarlarını düşünen adamları başa getirmeyeceksiniz. Menfaatini düşünen adım getirmeyeceksiniz. Bu işi Allahtan korkarak yapacak adamları başa getireceksiniz. Şu anda maalesef çok tanıdığımız garipler milyoner oldu. Ticaret Odasında kimler varsa akıllarını başlarına toplasınlar. Kendilerine Allahtan korkan onlara layık bir başkan seçsinler. Türkiye de herşey başkanla kaimdir. Onun için Ticaret orası Gebze için çok mühim. İyi bir GTO başkanı Gebze’nin belediye Başkanı kadar ağırlığı olur, Gebze’nin belediyesine fayda sağlar. Burası o kadar mühim bir yer lütfen bunu idrak etsinler ve oraya layık bir başkan seçsinler.

ATASAYAN İLE DOBRA DOBRA

1940 yılında dünyaya gelen ve bugün 73 yaşında olan Atasayan, kendine ait Otel’in işletmeciliğini devam ettirirken. Mütevazi bir hayat sürüyor. Gebze’nin nüfusunun 1500. Darıca’nın ise 600 kişi olduğu günleri çok iyi hatırlayan Atasayan, CHP Gençlik Kollarında siyasete başladı. 1960 yılında Galatasaray Lisesi’nde öğrenci hareketlerine katılan Atasayan, 1967 yılında CHP Gebze İlçe yöneticisi oldu. 1968 yılında Gebze Belediye meclis üyesi olan Atasayan, 1973 yılında ilk kez Gebze Belediye Başkan adayı oldu fakat seçimi 117 oy farkla kaybetti. Seçim öncesi CHP’de yapılan ön seçimi ise Atasayan 6 oy farkla kazandı.

Gebze Gazetesi: Seçimi Kaybedince Ne Yaptınız?

Bülent Atasayan: Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından hemen Başkan olan Ziya Fırat’ın yanına gittim ve kendisini tebrik ettim. Bundan böyle emrinde olduğumu belirterek proje ve önerilerimizle Gebze’nin menfaati için her desteği vereceğimizi söyledim. Ziya beyin bana 5 yılın sonunda söylediği ise şu oldu: “5 yıl çok çabuk geçiyor. Fazla etliye, sütlüye karışma.

Gebze Gazetesi: 1977 seçimleri nasıl geçti?

Bülent Atasayan: 1977 seçimlerinde beni tekrar aday göstermek istediler. Fakat ben bunu istemedim. Ben aday olmayınca Sedat Tüze aday gösterildi ve seçimi kazandı. En azından Meclise girmem istendi. 13.sırada olmama rağmen iki vefat ve 11 üyenin istifasıyla meclis üyesi oldum.

Gebze Gazetesi: 1980 darbesinden nasıl haberiniz oldu?

Bülent Atasayan: Bana ihtilal olduğunun haberini ilk olarak değerli dostum İbrahim Başaran verdi. Sabah beni arayan Başaran’ın ihtilal haberinden sonra ben de başkan Sedat Tüze’yi aradım. İhtilal ile birlikte Sedat Tüze ve bazı kişiler gözaltına alındı. O dönem CHP’de iki grup vardı. Birinci grup İsmet Paşacı, ikinci grup ise Ecevitçi idi. Ben İsmet Paşacı olduğum için gözaltına alınmadım. 80 ihtilalinin olmasının iki müsebbibi vardır. Bunlar Demirel ve Ecevit’tir. Her ikisinin de takdir etiğim yönleri var ancak takdir etmediğim yönleri daha fazla. Görevlerini yapmadıkları için ihtilal oldu. Ecevit ve Demirel  o zaman erken seçime gitselerdi darbe olmazdı.

Gebze Gazetesi: 1982 seçimlerini anlatır mısınız?

Bülent Atasayan: 1982 Öncesi Anap Türkiye’de iktidar olmuş, SODEP ise Mecliste bile yoktu. Ben o dönem SODEP’ten başkan adayı oldum. 1100 oy farkla seçimi kazandım ve Gebze Belediye Başkanı oldum. Ben seçimi kazandığımda rahmetli Özal, “Bu da nereden çıktı” demiş.

Gebze Gazetesi: SODEP ile bağlarınız nasıl koptu?

Bülent Atasayan: Bunun birkaç sebebi var. Özal Türkiye’de güzel işler yapıyordu. Sol kesim ise ikiye ayrılmış birisi SODEP, diğeri Halkçı Parti. Sosyal Demokratlar deyim yerindeyse oldukları yerde patinaj yapıyordu. Kendi aralarında bir rekabet vardı, her önüne geleni partilerine üye yapmaya çalışıyorlardı. Bunun dışında bir partili bana bir etkinlikte hakaretler yağdırdı, iftiralar attı, ilçe yönetimi gereğinin yapıl açığını söyledi ama o kişiye ihtar dahi vermedi. Sonra ki süreçte partililerim, yönetim ve Meclis üyeleriyle beni düşürmek için toplantı yaptılar fakat başaramadılar. Fakat karşı çıkmama rağmen istemediğim bir kişiyi Başkan Vekili, bir kişiyi de Belediye Encümeni yaptılar. Tüm bunlar aramızda ki ipleri kopardı.

Gebze Gazetesi: ANAP’a nasıl transfer oldunuz?

Bülent Atasayan: Tüm bunlar yaşanırken Anavatan Partisi’nden transfer teklifi geldi. O zaman ki ilçe Başkanı Ediz Öztürk ve birkaç arkadaş ile birlikte oturup konuştuk. Onlara tek şartım oldu. Belediye’nin bütçesi yetersizdi ve yardım etmelerini istedim. Onlar da bunu kabul ettiler. Ardından ben bunu kendi Meclis üyelerime söyledim. 11 Meclis üyesinin 8 tanesi benimle birlikte Anavatan’a geçti.

Gebze Gazetesi: Eşiniz ne tepki verdi?

Bülent Atasayan: Ben Anap’ın teklifini ilk olarak eşime söyledim. Oya hanım çok şaşırdı ve ilkin istemedi. “Yapmasan mı acaba” dedi. Gene de ben yaşananları anlattım ve onu ikna etmeye çalıştım. Sen bilirsin diyerek kararı bana bıraktı. Ben bunu memleketime hizmet için yaptım. Ondan sonra da Milletvekilliğin kadar yükseldik.

Gebze Gazetesi: 1999 seçimlerinde yokum dediğinizde mesut yılmaz ne tepki verdi?

Bülent Atasayan: Ben o zaman Mesut beye siyaset benim için bitti. Ben artık yokum dedi. O da niye yoksun dedi. 450 kişi Meclis, benim kişi ülkesine seven 50 kişi var gerisi çalmak için paralanıyor. Ben rozeti takıp gezemiyordum, halk siyasetçiyle hırsız gözüyle bakıyordu. Ama şu da var ki eğer 1991 seçimlerinde biz iktidar olsaydık ben kesin Bakan olurdum. Çünkü 11 Kişilik Genel Başkan yardımcılığı görevine kadar yükselmiştim.

Gebze Gazetesi: Siyasete girdiğinize pişman mısınız? Geriye dönüp baktığınızda keşke dediğiniz şeyler var mı?

Bülent Atasayan: Benim keşke dediğim bir şey yok. Bir iki ufak tefek hatam olmuştur belki. Ama kimseye bilerek şahsına yönelik yanlış yapmadım. Geriye dönüp baktığımda pişmanlık duyduğum bir şey yok. Allaha şükür 5 vakit namazımı kılıyorum, rabbime sürekli şükrediyorum. Çocukluğumda, gençliğimde, olgunluğumda, yaşlılığımda bana verdikleri için şükrediyorum.

 Gebze Gazetesi: Siyaset size ne kazandırdı, ne kaybettirdi?

Bülent Atasayan: Ben çocukken şu mesleği istiyorum diye bir düşüncem yoktu. Hep ticaret erbabı olmak istedim. Başarısız da olmadım servetimin yarısından fazlasını siyaset için kaybettim. Mal varlığım siyasete girmeden önce ve şimdi ki haliyle duruyor. Arsalarımı sattım, bazı iş yerlerimi kapattım. Ama vicdanım rahat, geceleri rahat uyuyorum.

Anadolu Medyası Bursa’da buluştu

 İki gündür Bursa’dayım. Dün Bursa Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, ve Anadolu Spor Gazetecileri Derneği (ASGD) işbirliği ile gerçekleştirilen Anadolu Medya Zirvesi’ne katıldım. Anadolu medyası bu kez Bursa’da bir araya geldi. Medyamız için çok önemli bu toplantıyı bende takip ettim. Toplantıda ben de söz alarak Anadolu basınının teşvik edilmesi gerektiğini belirterek bu şekilde istihdamın da artacağını söyledim. Ayrıca Anadolu Ajansı’nın gazetelere ücretsiz haber vermesini sağlayarak bu şekilde haberciliğin gelişimine katkı sağlayacağını belirterek bu konuda çalışma yapılmasını AA Genel müdür yardımcısı Ahmet Tek’den talepte bulundum. Ayrıca İletişim Fakültelerinin önemi üzerine durarak bu fakültelerin büyük önem taşıdığını ancak buradan mezun olan öğrencilerin yerel basında çalışmak istemediğini ifade ederek İletişim Fakülteleriyle yerel medya kuruluşları arasında ki bağın güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdim. Zirvenin ayrıntılarını buradan sizinle paylaşıyorum.

   Tayyare Kültür Merkezi’ndeki buluşmaya Bursa Valisi Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Atilla Ödünç, AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı Atilla Sertel, ASGD Genel Başkanı İbrahim Erdoğan, Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Tek, ÇGD Bursa Şube Başkanı Yüksel Baysal, Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen cemiyet başkanları ve gazeteciler katıldı.

ANADOLU BASININ ÖNEMİ

   Vali Şahabettin Harput, Anadolu basınının önemine işaret etti. Anadolu basınının Anadolu’nun sesi, olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Harput, önce yörenin sesini, ardından ülkenin gündemini yöre insanına sunma gibi hizmetler sunduğunu kaydetti. Görevini gerçek manada yansız, yanlışsız ve hizmet düşüncesi ile yapıldığı sürece kutsal bir hizmet yapıldığını vurgulayan Harput, “Doğruyu, hakikati, ülkenin temel meselelerinde doğruya sahip çıkan, yanlışa karşı çıkan tavır gerçekten kutsal bir görevdir. Bu, çok önemlidir. Anadolu halkı bunu istiyor.” dedi.

   Milletvekili Hüseyin Şahin ise hür ve sansürsüz basının önceliğinin, ülkenin ve insanların menfaatleri olduğuna dikkat çekti. Meclis’te yasa yaparken basının baskısını hissettiklerini dile getiren Şahin, şöyle konuştu: “Çıkarttığımız yasalar emeklilerle ilgili, muhtarlarla ilgili veya sektörlerle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Orada da basın mensupları ile sık temas halindeyiz. Görüyoruz ki üzerimizde bir dördüncü kuvvet medyasının baskısı var. Olması da gerekir. Toplumdan alındığı şekliyle bizim üzerimizde toplum baskısı olarak baskısını oluşturması gerekir. Ama tarafsız ve tarafların hakkını koruyacak şekilde olması gerekir.”

Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Atilla Ödünç ise basın kuruluşlarının toplumu bilgilendirdiğini belirterek, yayın yapılan yerle özdeşleşerek, önemli bir değeri haline geldiğini kaydetti.

   TGF Genel Başkanı Atilla Sertel de Anadolu basınının İstanbul’daki algısına dikkat çekerek, “Hiçbir zaman siz kentlerdeki olumlu izlenimlerin İstanbul basınında yer aldığını göremezsiniz. İstanbul basını için ticaret, ekonomi İstanbul’dan ibarettir. Siyaset ise Ankara’dan ibarettir. Yerel siyasetçilerin sesi yerel basında kendini bulur. Konuşmaların ardından programda emeği geçenlere plaket takdim edildi.

ASGD Genel Başkanı İbrahim Erdoğan da mesleki birlikteliğin önemini anlatarak, “Mesleğimizde gerçekten bir araya gelememenin, yan yana olamamanın, iş birliği yapamamanın sancısını çekiyoruz. Meslek örgütlerinin yan yana gelerek böyle bir organizasyon gerçekleştirmesi, bunu da Bursa’dan Türkiye’ye bir mesaj olarak vermesi çok anlamlı” diye konuştu.

  ÇGD Bursa Şube Başkanı Yüksel Baysal ise halkın doğru haber alması ve bilgi edinmesi anlamında ellerinde özgürlük ve bağımsızlıktan başka bir şey bulunmadığını vurguladı.

   Bursa Valisi Şahabettin Harput ile basın kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı törende, Tek’e, AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin tarafından plaket verildi. Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zeki Dişkaya da tüm konuşmacılara, Nemrut Dağı heykellerinin maketlerini hediye etti.

Fatih’ten günümüze Gebze

Gebze’de ilk kez Belediye’nin öncülüğünde Hünkara Vefa sempozyumu ve anma programları düzenleniyor. Amaç Gebze’yi kültürel değerleriyle de marka haline getirmek. Bugüne kadar bir çok belediye başkanı görev yaptı. Başkanlar kendi dönemlerinde birer sempozyum ve pane düzenleyebilselerdi, Gebze’nin tarih ve kültür turizimindeki yeri, Gebze’nin tarih ve kültür turizmde de tescillenirdi. Ama zararı yok. Zararın nereden dönülürse kar. Hünkara vefa  sempozyumu ile Gebze kültür turizminde de markalaşmış olacak.

Gebze, ilk kez bir uluslar arası sempozyuma ev sahipliği yapacak. Bugüne kadar bir çok sempozyum yapılmalıydı. Hünkar’a Vefa sempozyumu Gebze’yi kültür alanında Marka yapmak üzere önemli bir girişim. Belediye Başkanı Adnan Köşker ve sempozyum bilim komitesi Başkanı Prof.Dr. Mehmet Çelik beyin  daha önce Gebze’de yaptığı açıklamalar Gebze’nin kültür tarihi saçısından önemliydi.

Sempozyum, mevlit ve diğer etkinliklerle Gebze, kültür turizminde çok önemli bir ivme kazanacak. Gebze denlediğinde akla Kültür turizminde Fatih ve Hünkar Çayırı gelecektir. 35  Bilim Adamının ikisi yabancı, Uluslar arası seviye de ki bilim adamlarının sunacağı tebliğler her bakımdan çok önemli.

GELENEKSEL HALE GETİRİLECEK

Fatih Sultan Mehmet Han’ın 532. Vefat yıldönümünde düzenleyecek programı üç etapta gerçekleştirilecek. İlk etapta 01-02 Mayıs 2013 tarihlerinde 1. Uluslar arası Hünkar’a Vefa Sempozyumu yapılacak. Gebze Kent Meydanı Kültür Merkezi’nde düzenlenecek sempozyuma ülkemizin değerli tarihçi ve bilim adamları ile birlikte uluslar arası düzeyde bilim adamları da katılarak tebliğ sunacaklar. Fatih Sultan Mehmet’i tüm yönleriyle ele alacak bu sempozyum geleneksel hale getirerek her yıl düzenleyecek. 2. Etapta 2 Mayıs 2013 Perşembe günü akşam saat 20.00’da Hünkar’a Vefa Mevlid-i Şerif programı tertipleyecek. Kent Meydanı’nda, tüm Gebzelilere ve yurdun diğer illerinden gelecek vatandaşlarımıza açık, geniş katılımlı bir organizasyon olacak. 3. Etap programı 3 Mayıs Cuma günü gerçekleştirilecek. Hünkar Çayırı’nda geniş katılımlı bir gıyabi cenaze namazı kılınacak.

 GEBZE FATİH SULTAN’LA MARKALAŞACAK

Yurt dışı ve yurt içinden toplam 35 tarihçinin katılımıyla gerçekleştirilecek Hünkara Vefa Tarih Sempozyumu’nda katılımcılar, çeşitli konularda Fatih Sultan Mehmet’e ilişkin bildiri yayınlayacak. Türkiye’de ilk defa bir Osmanlı padişahı için düzenlenecek olan anma ve anlama tarih sempozyumunun Gebze’nin adının dünyada duyulmasını sağlayacak. Sempozyumda Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmet’e ilişkin, Fatih’in bilinmeyen ya da çok az bilinen yönlerine ilişkin, kıymetli değerlendirmeler yapılacak.

SEMPOZYUMA KİMLER KATILIYOR

35 tarihçinin katılımıyla düzenlenecek geniş kapsamlı Hünkara Vefa Uluslararası Tarih Sempozyumu’na; Prof. Dr. Mehmet İnbaşı (oturum başkanı), Prof. Dr. Enver Konukcu (Fatih devrinde Akçakoca ve ailesi), Prof. Dr. Mihai Maxim (Fatih’in Boğdan seferi), Claudiu-Viktor Turcitu (Fatih’in Eflak seferi), Prof. Dr. Geza Davıd (Fatih’in Belgrat seferi), Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil (Fatih’in vefat meselesi), Prof. Dr. Bilgehan Pamuk (Fatih döneminde Osmanlı-Arnavutluk ilişkileri), Prof. Dr. Mahmut Ak (İstanbul’un fethi ve sonuçları), Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel (Fatih’ten önce Türklerin İstanbul kuşatmaları), Prof. Dr. Fahamettin Başar (Fatih dönemi kaynakları), Prof. Dr. Kenan Ziya Taş (Otlukbeli savaşı üzerine değerlendirmeler), Prof. Dr. Kemal Yavuz (Aşıkpaşazade neslinin Türk tarihindeki yeri), Prof. Dr. Hayati Develi (Fatih devri Türk dili), Prof. Dr. Mustafa Öztürk (padişah fermanları), Doç. Dr. Ali Yılmaz (Fatih’in doğumu, çocukluğu, gençliği ve eğitim hayatı), Doç. Dr. Zekai Mete (Osmanlı-Venedik muharebeleri.)

HÜNKARA VEFA SEMPOZYUMU KİTAPLAŞACAK

Prof. Dr. Sebahattin Küçük (Avni divanı), Doç. Dr. Arzu Terzi (Fatih’in padişah hocaları), Doç. Dr. Mesut Aydıner (Fatih dönemi bilim hayatı), Prof. Dr. İbrahim Sezgin (Fatih döneminde ateşli silahlar), Yrd. Doç. Dr. Zülfiye Koçak ve Yrd. Doç Dr. Serap Toprak (Fatih döneminde gayrimüslimlere gösterilen hoşgörü), Yrd. Doç. Dr. İbrahim Ethem Çakır (Fatih dönemi teşkilat kanunnamesi), Dr. Önder Bayır (İstanbul fethinin hazırlıkları), Prof. Dr. Mustafa Daş (Fatih’e yapılan suikastler), İsmail Kahraman (Fatih’ten günümüze Gebze) konularında sunum yaparak bildiri yayınlayacaklar. Sempozyum sonunda tarihçilerin yayınlayacağı bildiriler Gebze Belediyesi tarafından bir kitapta derlenecek.

GEBZE TARİHİNE NOT DÜŞÜLECEK

Hünkara Vefa sempozyumu çok önemli bir kültür hizmeti. Keşke yıllar önce bu tür programlar yapılabilseydi. Gebze’nin kültür ve tarihi markalaşmış olurdu. Sempozyumu organize eden Belediye Başkanı Sayın Adnan Köşker’in şaphsında emeği geçen herkesi candan kutluyor ve emeği geçenlere candan teşekkür etmeyi borç biliyorum. Sempozyuma ben de gazeteci ve TV programcısı olarak katılarak “Fatih Sultan Mehmet’ten Günümüze Gebze” konulu bir tebliğ sunacağım.  Gebze Fatih Sultan Mehmet tarafından kaza merkezi haline getirilmişti. Fatih’in vefat ettiği Gebze’nin bugün tam olarak kültür turizminde duyrulmaması  Kocaeli ve Gebzeli yöneticilerin ayıbı.  Kanuni’nin vefat ettiği Zigetvar’a Macarların gösterdiği ilgiyi Fatih Sultan Mehmed’e biz maalesef gösteremedik. Bu sempozyumla bu ayıp biraz olsun giderilmiş olacak. Yerli ve yabancı 35 bilim adamının Fatihle ilgili yapacakları bilimsel çalışmalar Gebze’nin de kültür tarihine ışık tutacaktır.

 HÜNKARA VEFA SEMPOZYUMUYLA İLGİLİ ÖNERİMİZ

‘Hünkara Vefa’ sempozyumundan Gebze’nin diğer kültür ve turizim değerlerine de yer verilebilirdi. Örneğin Fatih gibi dünyaca meşhur komutan olan Anibal, dünyaca ünlü Ressam Osman Hamdi Bey, Çoban Mustafa Paşa Gibi Büyük Devlet adamı ve Yahya Kaptan gibi Kuvayi milliye komutanları için de en azından birer tebliğ sunulabilir, Gebze’nin kültür tarihimizdeki yeri belgelerle isbat edilmiş olurdu. Gebze sadece Osmanlı değil Selçuklu ve Bitinya döneminde de önemli konuma sahipti. Çayırova bölgesi sadece Fatih’in vefat ettiği yer değil, Osmanlı’yı gerçek anlamda modern devlet yapan Orhan Gazi döneminde Bizansla Osmanlı arasında yapılan ünlü Palekanon Savaşı’nın  yapıldığı yer olarak da bilinmektedir.  Keşke bu konu da bilimsel bir tebliğ ile sempozyumda dile getirilebilseydi.  Gebze üzerine Yüksek Lisans ve Doktora çalışması yapan bir çok bilim adamımız var. Onlardan birisi de Kırklareli Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Gülfettin Çelik Bey. Sempozyum da Gülfettin Çelik Bey’e bir görev verilerek Gebze adına vefa borcu ödenebilirdi. Sempozyumu yürütme ve danışma kurullarında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE), Koceli Üniversitesi ve TÜBİTAK’taki bilim adamlarından da akademik destek alınabilirdi.

Evet sonuç olarak eksiği ile fazlası ile ‘Hünkara Vefa’ sempozyumu Gebze için çok büyük bir hizmet. Bildirilerin kitap haline getirilmesi ise Gebze Kültür tarihine büyük katkı sağlayacaktır. Sempozyumun gerçekleşmesinde emeği geçen başta Sayın Başkan Adnan Köşker olmak üzere herkese şükranlarımı sunmayı borç biliyorum. Temenni ile isteğim sanayi kenti olarak anılan Gebze Fatih’le bir kültür kenti olarak da anılmaya başlar. Unutmayalım Kültür Türkiye Cumhuruyiti’nin temelidir.

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-3549-fatih%27ten-gunumuze-gebze.html

Ankara’da İlkbahar

Son günlerde soğuk ve yağmurlu da olsa Anadolu’daki ilkbahar havasını doya doya yaşıyorum.  18 Mart’tan beri Anadolu’yu adım adım geziyorum. Bolu, Bartın, Zonguldak, Eskişehir, Afyon, Kütahya, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Elazığ, Malatya ve Yalova’dan sonra geçen haftada Ankara’daydım. Ankara’da İlkbahar bir başka güzel. İstanbulluların bi sözü var. Ankara’nın nesi seviyorsun diye sorduklarında İstanbul’a dönmesini derler. Ben bu tür sözlere karşıyım. Neresi olursa olsun orayı doya doya gezip, zamanı değerlendiriyor, araştırmalar yapıp insanlarla konuşuyorum.Geçen hafta perşembe ve cuma günleri Ankara’daydım. Güneşli ve pırıl pırıl bir hava. Uçağımızın kalkışı ve inişinde Ankara’yı kuş bakışı havadan temaşa ettim. Bütün devlet ciddiyeti, sıkıntılı havası, bürokratik oligarşi, siyasetin acımasız eleştirilerinin yaşandığı Ankara’da ben doya doya İlkbaharı yaşadım. Ankara’da İlkbahar bir başka güzel, bir başka muhteşem. Ağaçlar çiçek açmış, araziler yeşeriyor. Tarihi Ankara Kalesi ve Hacı Bayram çevresi göz ve gönül ziyafeti sunuyor.

ANKARA VALİ YARDIMCISI YILDIRIM UÇAR’DAN SELAM GETİRDİM

Ankara’ya uğradığımda dostlarıda ihmal etmiyorum. Onlardan birisi daha önce Gebze Kaymakamlığı yapan Ankara Vali Yardımcısı Yıdırım Uçar’dı. Yıldırım Bey Ankara Valisi Alaattin Yüksel’in yakın çalışma arkadaşı. Ankara’da çok önemli hizmetler yapıyorlar. Ankara’nın kültür ve turizm değerleri adeta yeniden diriltilmeye çalışılmış. Yıldırım bey Ankara’da yapılan çalşmalarla ilgili bizlere bilgi verdi. Ver gazetemiz aracılığıyla da Gebze kamuoyuna selamlarını iletti.

ANKARA KALESİ’NDE BURSA EVİ

Daha önceki yazılarımda dile getirmiştim. Ankara Vali yardımcısı sayın Uçar’a da arzettim. Keşke Ankara Kalesi’nde her ilin bir kültür evi olsa. Ankara Kalesi Türkiye’nin 81 İli’ni temsilen örnek kültür evlerine sahiplik etmeli.

VALİLER VE BELEDİYE BAŞKANLARIMIZA TARİHİ GÖREV

Türkiye’nin 81 ili var. Başkentimiz Ankara. Her ilin Valiliği ve Belediyesi’nin Ankara’da işleri oluyor. Bu işleri takip etmek üzere Ankara’ya giden Valilik ve Belediye yetkilileri otellerde kalarak büyük masraflar yapmakta. Bu masraflar toplandığında büyük bütçeler çıkmaktadır.

Ankara’nın en önemli yeri olan Selçuklu’dan Osmanlı’ya Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Ankara Kalesi’ndeki muhteşem mimarisiyle göz ve gönül ziyafeti sunan konaklar ve evler her geçen gün yıkılıp yok olmakta.

Hep düşünmüş ve hayal etmişimdir. Her ilin Valilik ve Belediyesi ortaklaşa bir proje hazırlayıp Ankara Kalesi’ndeki evlerden birini satın almak suretiyle ve restore edebilirler. Böylece illerine ait bir kültür evi ve misafirhane haline getirmek suretiyle Ankara Kalesi muhteşem bir kimliğe kavuşabilirdi. Bu konuda belgesel TV programları çekerek Ankara kalesiyle ilgili daha önce yayınlar yapmıştım.

Ankara’ya hep yolumuz düşer. Ankara Kalesi’ne çıkmadan Ankara’yı Ankara kalesinden seyretmeden Ankara’ya gittik demeyin. Ben her fırsatta Ankara’ya gittiğimde Ankara Kalesi’ne çıkarak Selçuklu’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Ankara Kalesi’nin muhteşem manzarasını seyretmekteyim.

Ankara Kalesi son yıllarda büyük bir restorasyon hamlesine bürünmüş durumda. Evler ve konaklar restore ediliyor, Hacı Bayram çevresi tarihi kimliğiyle buluşuyor. Bu çevrede yapılan yatırımlar ve restorasyonlar gerçekten her türlü takdirin üzerinde. Yetkililere teşekkür etmek istiyorum.

BURSA BELEDİYESİ’NDEN ÖRNEK HİZMET

Bursa büyükşehir belediyesi, tüm Valililerimiz ve belediye başkanlarımız için örnek bir hizmet çalışma yaparak Ankara kalesinden tarihi bir konağı satın almak suretiyle Ankara’da Bursa Konağı yaptığına şahitlik ettim.

Kale girişinde Koç müzesinin de hemen karşısında daha önce Ankara’da ki Bursa derneği tarafından satın alınıp Bursa evi olarak restore edilen Bursa Evi’nin yanında ki büyük bir konağı belediye bütçesi ile satın alıp Ankara’da Bursa konağı adıyla restore ediyor. Çalışma büyük bir hızla devam ediyor. Mayıs ayına açılış yapılacak Ankara’daki Bursa konağı ile ilgili Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanı Aziz Bey’den bilgiler aldım. Ankara’daki Bursa derneği başkan ve genel sekreteri çalışmalarla ilgili bilgiler verdiler. Konak bittiğinde Ankara’daki Bursa konağı adeta küçük bir Bursa müzesi olarak Ankara’da Bursa’yı temsil edecek.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin bu çalışması dilerim diğer belediyelerimiz ve valiliklere de örnek olur. Her ilimizin Ankara kalesinde bir evi olabilir. Bu ev illerimizin küçük bir müzesi, illere ait yöresel yemeklerin yapıldığı bir mutfağı, belediye ve valilik yetkililerinin konaklayabileceği bir mekan haline getirilerek Ankara kalesi farklı bir kimliğe bürünebilir.

ANKARA’DA “BURSA KONAĞI” BELGESELİ

Burksa Büyükşehir Belediyesi’nin valiler ve belediyelere örnek olacak Ankara Kalesi’ndeki restorasyon projesinin belgesel görüntüleri

www.belgeselyayincilik.com sitemizde Belgesel TV’de ve www.gebzegazetesi.com.tr sitemizde Devr-i Alem TV’de yayınlanmakta.

İÇİŞLERİ BAKANI’NA TARİHİ GÖREV

Yeni İçişleri Bakanımız sayın Muammer Güler Valilikten gelen bir siyasetçi. Ankara’yı da yakından bilen bir isim. Ankara kalesinden tüm illerimiz için bir ev de siz tamir edin kampanyası başlatarak Türkiye’nin bütün illerinin kültür değerlerini Ankara kalesinde toparlamak için çalışmalar yapmalı, valiler ve belediye başkanlarımızı teşvik etmelidir. Bu konuda yeni İç İşleri Bakanı’ndan çalışma yapmasını bekliyoruz.

Evet sonuç olarak Ankara’da ki Bursa konağı çok önemli bir proje. Bu projeden bütün valilik ve belediyelerimize örnek olmasını diliyorum. Ankara kalesi bu çalışmalarla tarihi kimliğine kavuşup muhteşem bir kültür merkezi haline gelebilir.

VALİ HARPUT’UN BURSA AŞKI ŞİİR YAZDIRDI (28 Aralık 2011)

…“Öyle efsunkarsın ki aşık oldum ben sana

Öpeyim toprağını izin ver kana kana…”

Şahabettin Harput (Bursa Valisi)

Bursa Valisi Sayın Şahabettin Harput’un bir çok valiye örnek olacak Bursa şiiri Devr-i Alem ve Belgesel Yayıncılık tarafından klip haline getirildi.

Tarih ve kültür insanı ve aynı zamanda şair olan Bursa valisi Şahabbettin Harput’un makamına konuk olup, Bursa hakkında röportaj yapmıştık.Bu röportaj ile vali Şahabettin Harput’un şair kimliğine de şahitlik yaparak, yeşil Bursa’mızı adım adım Devr-i Alem kameraları eşliğinde dolaşarak belgesel görüntüler çektik.Vali Harput’ un Bursa şiiri Devr-i Alem tarafından klip yapılarak internet ve TV’lerde yayınlanmaya başladı.

PADİŞAHLAR ŞEHRİ BURSA

Tarihimizde ilk başkent dünyamızda bir cennet

Asırlara sığmayan en büyük medeniyet

Dilim dilim zamana sığmayan ebediyet

Medarı iftiharım devletim ebed müddet

Orhan Osman Gaziler sende yatar yan yana

Devletimin adını onlar yayar cihana

Anlı şanlı Yıldırım yine senin bağrında

Kim istemez ölmeyi bayrak vatan uğruna

Devr-i Alem farkı ile Bursa valisi sayın Şahabettin Harput’la yaptığımız güzel röportajın ayrıntılarını ve şiirinin devamını birlikte okuyalım.Ve ardından sayın valimizin Bursa görüntüleri ile harmanlanmış o güzel şiirinin klip ve belgesel görüntülerini Devr-i Alem farkıylawww.belgeselyayincilik.com da Devr-i Alem TV’de izleyelim.

İsmail Kahraman’ın “Ankara’da Sonbahar” ve “Gebze’nin sesini TRT’den dünyaya duyurduk” yazısınıwww.gebzegazetesi.com.tr ve www.belgeselyayincilik.com internet sayfalarımızdan okuyabilirisniz.

Giresun Valisi ile Devr-i Alem

Türkiye gerçekten çok güzel bir ülke. Türkiye’nin kıymetini bilemiyoruz. Türkiye adete saklı cennet. Türkiye’nin değerlerine sahip çıkamadığımız gibi Türkiye’yi de tanıyamıyoruz. Espiye Belediye Başkanı değerli dostum Erol Karadere ve Soğukpınar Belediye Baş- kanı Özcan Özdemir Bey’in ev sahipliğinde Giresun Valisi ve diğer önemli yetkililerin katı- lımıyla sahilden Karlı Yayla Dağları’na Devr-i Alem yaptık.

 VALİ ŞAHİN’DEN DEVR-İ ALEM’E ÖVGÜ

Türkiye’de çok önemli devlet adamları var. Sadece devlet adamı değil; halk adamı, kültür adamı, gönül insanı, vefalı dost ve şairlik yönleriyle de tanınan bir isim Giresun Valisi Dursun Ali Şahin Bey. Devri Alem programının hem ismen hem de içeriğini çok beğendi. Kendisiyle Espiye sahilinden Giresun yaylalarına bir günde Devr-i Alem yaptık. 15 saat süren gezimizde sahilden yayla dağlarına çıkıp, 5 kaset doldurarak belgesel çekimi gerçekleştirdik. Zaman zaman Sayın Vali’nin okuduğu şiirler bizleri heyecanlandırdı. Şair bir valiyle sahilden yaylalara kültür gezisi yapmak, bize ayrı bir keyif yaşattı.

YENİ KÖYDE SABAH KAHVALTISI

Gezi sabah 05.00’te Espiye sahilinden başladı, adeta bir maraton edasıyla geziye çok önemli şahsiyetler katılmıştı. Espiye’den yola çıktık erken saatlerde. Vadiler, dağlar geride kaldı. Birinci Cihan Harbi’nin Karadeniz savunma karar gahının bulunduğu Arpacık köyü, Pangr Şelalesi 535 yıllık tarihi geçmişi olan Soğuk pınar Beldesi (Bayramoğlu Nahiyesi) Kurtuluş Savaşı’nın en önemli şehidi Binbaşı Hüseyin Alpaslan’ın çocukluk yıllarını geçirdiği Kurugeriş Köyü’nü, seyrederek, Akkaya köyünde sabah kahvaltısı yaptık. Deyim yerindeyse yolculuğumuz bir kültür safarisi şeklinde geçti ve Yeniköy’e çıktık. Muhteşem dağlar, Ericek Köprüsü, Yedi Değirmenler ve Akkaya’nın muhteşem doğa manzarasıyla köyde güzel bir kahvaltı gerçekleştirdik ve adeta masada bir tek kuş sütü eksikti. Kahvaltımıza muhtarlar da geldi. Oturup sohbet edildi, kahvaltı yapıldı. Kahvaltıya baba memleketini ziyarete gelen HSYK Üyesi Resul Yıldırım’ın da katılması farklı bir anlam yükledi. Akkaya muhteşem bir yer. Çok önemli şahsiyetler yetiştirmiş bir bölge…

KARADOĞA VADİSİ’NDEYİZ

Ericek Köprüsü’nden sonra zorlu yolları geçerek Karadova Yaylası’na gitmek üzere yola çıktık. Çakıl Deresi üzerinde 300 metreden fazla yüksekliğe sahip olan Sis Şelalesi’nin muhteşem manzarası karşısında hatıra fotoğrafı çekerken gezinin ev sahibi Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere Bey Sis Şelalesi’ne Vali Dursun Ali Şahin adını vermek istediklerini söyledi. Sarıkayalar, çam ormanları arasında çağlayarak akan Karadova Deresi’ndeki mesire alanında balıklar ve et ziyafeti çekilirken Vali Bey’den şiirler dinlemek geziye ayrı renkler katılıyordu.

KARAOVACIK YAYLASI İLK KEZ VALİ GÖRDÜ

Oğuz Boyları’nın en önemli kolu olan Çepni Türkleri’nin yaşadığı bölge olan Karaovacık’ın tarihi çok eski. Bu bölgede birçok şehitlik var. Vali Bey’e ‘Şehitler fidanlarda yaşasın’ kampanyamızı anlattık ve bizlere çalışmamızdan dolayı destek verdi. Şehitlik’te Fatiha okuduk. Karadova’dan yola çıkarak tarihi Karaovacık’a Yaylası’na geldik. Vali Bey Karaovacık’a hayran kaldı korunması talimatını verdi. Yayla ilk kez bir vali gördü. Burada Dursun Ali Şahin ile özel söyleşi gerçekleştirdik, Kurtuluş Savaşı’nın büyük komutanlarından Giresunlu Hüseyin Avni Alparslan’ı anlattık ve Vali bey duygulandı. Otçugöçü geleneğini ilk kez Hüseyin Avni Alpaslan’ın araştırıp, kitaplaştırdığını söyledik.

Vali Bey, yayla kültürü ve şehitlerle ilgili araştırma yapılmasını istedi. Şehitliklere dikilecek fidanın bizzat kendisinin vereceği müjdesinde de bulundu.

VALİ’YE YAYLA ÇİÇEĞİ

Yaylalar kültürümüzde çok önemli yer tutuyor. Tüm vefasızlığa rağmen, Karadeniz’de yayla kültürü yaşatılıyor. Türkiye sıcaklardan kavrulurken, yaylalarda sobalar yakılıyor. Vali Bey ile 3 bin metre yüksekte ki karlı Akılbaba Dağı’nın zirvesine çıkmak üzere yemyeşil vadiler şırıl şırıl akan dereler ve envai çeşit çiçekler arasından geçerek, zirveye tırmanıyoruz. Akılbaba’da Temmuz ayının ortasında bile kar bulunuyor. Bu yaylalar gerçekten görülmeye değerdi. Yaylacılık yapan kadın ve çocukların Vali Bey’i yayla çiçekleri ve özellikle yayla sümbülü ile karşılamaları gerçekten görülmeye değerdi.

Akılbaba Zirvesi’nde duygulu anlar yaşandı. Kendisini ‘hoş geldin, çok yaşa Vali Bey’ sloganı ile karşılayan çocuklara Vali Bey’in oyuncak dağıtması ise tarihe geçecek bir andı.Yaylacık yapan kadın ve çocuklar hayatlarında ilk kez bir Vali görüyorlardı.

GELEVERA’DA ŞİİR ZİYAFETİ

 Vali Bey’in en anlamlı ziyareti bu yılsonu baraj suları altında kalacak, Gelevera Vadisi’ne yaptığı ziyaretti. Giresun Fındık Borsası Başkanı Mustafa Karadere Bey’in vadide verdiği akşam yemeğinde yine Vali Beyin okuduğu şiirler, geziye damgasını vurdu. Sahilden yaylalara 15 saatlik Devri Alem’in sonuna gelirken, Vali Bey’de hiç bir yorgunluk alameti yoktu.

Türkiye’nin en önemli barajlarından birisi Gelevera Vadisi’ne yapılıyor. Vadi, sular altında kalmadan son kez burayı kameralarımıza kaydederken, geziye katılan çok önemli dostlar ve devlet yetkililerinin kültür gezisi ile ilgili görüşlerini de kameramıza kaydediyorduk.

İsmail Kahraman’ın “Giresun Valisi ile Devr-i Alem” yazısının devamı için internet sayfamızdan http://www.belgeselyayincilik.com/genel/marka-sehir-giresunda-devri-alem linkine tıklayabilirsiniz.

Ben köyümü özledim

Hep bir şeyleri özleriz. Özlem gönlümüzün içimizin, için için kanayan yarasıdır. Özleriz, özleniriz, ömür boyu hep özlemle yaşarız. Özlemi olmayanların hayatlarının da anlamı yoktur. Özlemek ve özlenmek, ne kadar güzel bir duygu. Özleme duygusunu içimizde sürekli yaşatmalıyız.

Bugün farklı bir yazı köyüme özlem yazısıyla karşınızdayım. Çok yanlış bin söz öğretilmiştir bize. Doğduğun yer değil, doyduğun yer vatandır. Bu yanlıştır, hem doğduğumuz hem de doyduğumuz yer bizim vatanımızdır. Ata baba memleketi olan doğduğumuz yerlere vefasızlık çok kötüdür.

HAYDİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM
Bir zamanlar dinlenme rekoru kıran Ferdi Tayfur’un Haydi gel köyümüze geri dönelim türküsü hala kulaklarımızda çınlar. O türkü çok tutmuştu, türküye yapılan klip ise halen gözümüzün önünde. İsterseniz o türkünün sözlerini köşemizde sizlerle paylaşalım. Bakın ne anlam ifade ediyor bu türkünün sözleri.

Ne ümitle geldik koca şehire
Allah sonumuzu hayır getire
Alacaklı haciz koymuş bekire

Hadi gel köyümüze geri dönelim
Fadimenin düğününde halay çekelim

Buralarda ağaçları kesmişler
Yerlerine taş duvarlar dikmişler
Sevdiğimi başkasına vermişler

Bir başkadır torosların yağmuru
Anam evde hazırlamış hamuru
Çok özledim havasını suyunu
sogukpinar-belediyesi-ziyaret
Evet Ferdi Tayfur çok güzel bestelemişti bu sözleri. Anadoluyu karış karış geziyorum. Gitmediğim yer hemen hemen kalmadı. Bir ayağımız yurt dışında da olsa Anadoluyu ihmal etmiyor, doğduğum köye zaman zaman gidiyor, çocukluk yıllarımı geçiriyorum.
O üstü toprakla damlı köy evinde dünyaya gözümü açtığım yıllar. Zaman zaman damlacıkların süzülerek beşiğime düştüğü uzun kış geceleri soğuktan büzülerek uyuduğum o soğuk köm evini düşündüğümde şimdi içim sımsıcak oluyor. Altı hayvanlar ahırı olan köm evimizin en büyük kaloriferi hayvanların nefes alıp vermeleriydi. Gübre kokusu ise sanki parfümlerin en güzeliydi.Evimizin kapısında ki meyve ağaçları, 4 direk üzerinde ki kışlık yiyeceklerin saklandığı mazı, hayvanların samanlarının saklandığı merek, sayfan, çöten, su değirmenleri ve o güzelim köyüm ve köylerimiz. Artık her biri mazi oldu. Oraları unuttuk. Onlara vefasız kaldık. Gelin kendimize bir iyilik yapalım. Ferdi Tayfur’un türküsüne kulak vererek hadi Gel köyümüze geri dönelim. Tabi keşke dönmek mümkün olsa. Zararı yok mümkün olmasa da biz o özlemle yaşayalım, içimizde o özlemi diri tutalım, gitmesek de gelemesek de unutup vefasız da olsak Hadi Gel köyümüze geri dönelim türküsünü sürekli terennüm edip köy özlemiyle kendimizi hayata bağlayalım.
sogukpinar-belediyesi-ziyaret2
KÖYÜMÜN BELEDİYE BAŞKANI İLE SÖYLEŞİ
20 yıl önce Gebze’de kurulan ilk derneklerden biri olan Gebze Soğukpınarlılar kültür Derneği’nin 20.Kuruluş yıl dönümü dolayısıyla dernek başkanı sayın Halil Yaman portakal başkanlığında Dernek yönetim kurulu muhteşem bir toplantı organize ettiler. Çok seviyeli, içerisi kültür dolu, yanık türkülerin dillendiği, Beylikbağı Sıla Düğün salonunda ki 20. Kuruluş Yıl Dönümü törenleri Kaçkar TV’den canlı olarak yayınlandı. Toplantıya Soğukpınarlılar tam karda katılırken Espiye Soğuk pınar Belediye Başkanıa ve benim de okul arkadaşım sayın Özcan Özdemir ve değerli yeğenim Ali İhsan Kahraman’da katıldılar. Siyasilerin ve protokolün ilgi gösterdiği gece de ben de bir konuşma yaptım. Soğukpınar Beldesi’nin 1100 yıllık tarihi hakkında özet bilgiler verip Soğukpınar beldesi ile ilgili 550 yıllık Osmanlı Arşiv belgelerinden örnekler sunup Karadenizin Çanakkale Destanı olan Harşit savunmasında Espiye bölgesinin Türk ordularının karargah merkezi olarak büyük mücadeleler verdiğini, bir zamanlar Soğukpınar nahiyesine bağlı Kurugeriş köyünden kurtuluş Savaşı kahramanı şehit Binbaşı Hüseyin avni Alparlsan’ı anlatmaya çalıştım.  Derneğin Kuruluş yıl ödünümü gecesine katılan Soğukpınar beldesinden yaşlı teyzeler ve amcalarla canlı yayında söyleşiler yaptık. Söyleşiler büyük ilgi uyandırmış olacak ki programdan sonra bir çok izleyiciden olumlu mesajlar aldım.

Gazetemizin 29.Kuruluş Yıl dönümü kutlaması

Köyümüzün belediye Başkanı sayın Özcan Özdemir ve Ali İhsan Kahraman’ın gazetemizi Pazar günü ziyarete ederek 29. Kurulu Yıl dönümünü kutlaması ise benim için ayrı bir anlam ifade ediyordu. Başkan Özcan bey, emekli olanları köye davet ettiğini, nüfuslarını köye almalarını istedi. Gerçekten emekliler köylere geri dönmeli, hem köyler şenlenmeli, hem de köy hayatı yeniden canlanmalıdır. Bugün köylerin virane hali, sahipsizliği benim canımı acıtmakta, içimi sızlatmakta. Köylerimize geri dönüp tatillerimizi köylerimizde geçirmeli, evlatlarımızın ve torunlarımızın elinden tutarak onlara köyün güzelliğini, masumiyetini, samimiyetini öğretmeliyiz. Köylerimizi yeniden şenlendirmeliyiz. Ben köyümü çok özledim. Dünyayı gezsem de Türkiye’yi adım adım dolaşsam da bana çok şeyler verip kazandıran Gebze’yi çok çok sevsem de ben köyümü çok özledim dostlar. Çocukluk yıllarımı fındık bahçelerini, göllerinde çimdiğim dereleri çamurlu yollarını armut elma, kiraz ağaçlarını, karlı yayla dağlarını, buz gibi soğuk akan sularını  çok özledim. Bilmiyorum siz köyünüzü özlediniz mi? Anadoluda bir köy var sadece bir değil binler onbinlerce köyler var. Uzakta… O köyler bizi bekliyor. Gitmesek de gelemesek de o köyler bizi bekliyor, Hadi Gel köyümüze geri dönelim, yıl da bir kez olsun sıla-i rahim yaparak ata ve dede mezarlarında Fatihalar okuyalım. Sizler köyünüzü özlediniz mi? Ne zaman gidiyorsunuz.


Soğukpınar Belediye Başkanı Özcan Özdemir ile gebzegazetesicom