Gence’den Bakü’ye Can Azerbaycan

* TÜRKİSTAN’DAN CAN AZERBAYCAN’A..

Orta Asya, Ural-Altay ve Tanrı Dağları, Türklerin ana yurdu. Türk boyları ilk defa burada birleşti. Oğuz Han, Türk birliğini kurarak ülke sınırlarını Hazar Denizinden Hint Okyanusuna, Himalayalar’dan Sibirya’ya kadar genişletti. Bişkek, Buhara, Almatı, Balasagun, Yesi, Taşkent, Semerkant, Aşkabat ve Merv Türk illeri oldu. Zamanla özellikle Talas Savaşından sonra bu şehirler Türk-İslam kültür ve medeniyetinin önemli merkezleri haline geldi. Türkler arasında İslamiyet yayıldıkça bu bölgelerde Camiler, medreseler, külliyeler inşa edildi. Bunun sonucunda Orta Asya ve Türkistan’da önemli şahsiyetler, alim ve mutasavvıflar yetişti. Hoca Ahmet Yesevi, bu ilim-irfan ocaklarında yetişen ilk Türk-İslâm mutasavvıfıdır. Ali Kuşçu, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Buhari, Biruni, Şah-ı Nakşibendi, İbni Sina, Yusuf has Hacip, İmam-ı Gazali, Muhammed er-Razi, Yusuf Hemedani ve Abdulhaligü Güjdüvani gibi şahsiyetler bu bölgelerden çıktı ve şöhretleri buradan dünyaya yayıldı. Kafkaslar, Anadolu ve Balkanlar coğrafyasına Türk İslam medeniyetini taşıdılar. Orta Asya’daki Türk boylarından olan ve Güney Sibirya’da Yenisey Irmağı  boyunda medeni bir hayat yaşayan Kırgızların yurdu, Türklerin ilk beşiği sayılır. Bundan dolayı destanlarda sık sık adı geçer. Meşhur Manas destanı Kırgızlar için önemli. Onların bu milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Estetik zarafetine doyum olmayan Isıkgöl Kırgızistan’ın en güzel tatil beldelerinden birisi. Oş’taki Hz. Süleyman tepesi, Orta Asya’daki bütün Müslümanlar tarafından kutsal kabul ediliyor. Talas ve Talas nehri önemli bir olaya şahit oldu. Burada yapılan savaştan sonra Türkler, İslam’la tanıştı ve onu kendilerine din olarak seçti. Türk tarihinin yazılı ilk kaynağı Orhun abideleri, Moğolistan’ın eski Uygur devletinin başkenti olan Karabalsagun’un 30 km kadar kuzeydoğusunda Orhun nehri çevresinde yer alıyor. Ortaasya’da bir başka ilim ve irfan yuvası Taşkent. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’in medreselerinde İmam-ı Buhari gibi şahsiyetler yetişti. Ortaasya’nın en eski kentlerinden bir olan Semerkant bölgenin kültür medeniyet merkezlerinden biri. Tilla kari, Şirdari ve Uluğ Bey medreseleri burada. Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kalem alimi Ali kuşçu Semerkant’ın yetiştirdiği önemli şahsiyetlerin başında geliyor. Ali Şir Nevai ve İmam-ı Maturidi de Semerkant medreselerinde yetişen büyük alimlerden. Buhara, gönülleri fetheheden sultanların yetiştiği Ortaasya’nın bir başka ilim, irfan ve feyiz kalesi. Kuran-ı Kerimden sonra İslam dünyasında en muteber kaynak eser olarak kabul edilen Sahih-i Buhari’nin yazarı İmam-ı Buhari burada dünyaya gelmiş ve ilk eğitimini buradaki medreselerde almış. Tasavvuf kültürünün İslam dünyasında yayılmasına öncülük eden Şah-ı Nakşibendi de Buhara’nın yetiştirdiği gönül erenlerinden.Türk İslam tarihinin yetiştirdiği Müslüman Türk alimi Harezmi ve Biruni, batı dünyasında Aristo’dan sonra ikinci büyük üstad olarak tanınan Farabi, Türklerin anayurdu bu bölgede karşımıza çıkıyor. Dahası İbn-i sina, Hoca Ahmet Yesevi, felsefeci yönü ve tabipliğiyle tanınmış Muhammed El-Razi, burada yetişmiş önemli şahsiyetlerin başında geliyor. Özetle ortaasya İslam kültür ve medeniyetinin dünyaya yayılmasında beşiklik etmiş kutsal bir coğrafyadır. Kültür ve medeniyetimizin cihan şümul olmasında ortaasya coğrafyasına vefa borcumuz vardır.

*CAN AZERBAYCAN’A YOLCULUK BAŞLIYOR

Türkistan  coğrafyasını gezmeye  Can Azerbaycan’dan başlıyoruz. Kuzeyinde Dağıstan Cumhuriyeti, kuzeybatıda Gürcistan, güneybatıda Ermenistan, güneyde İran ile çevrili bir ülke. Türkiye’yle 11 kilometrelik bir sınırı bulunuyor. Zengin bir tarım ve sanayi ülkesi. Doğusunda 825 kilometrelik boydan boya uzanan Hazar Denizi Ona eşsiz bir güzellik ve zenginlik bahşetmiş. Burası Can Azerbaycan. Bizden bir ülke. İsmini telaffuz ederken bile sıcaklığını hissettiğimiz bir ülke. Kan bağımız olan insanların yaşadığı topraklar. Aynı dili konuştuğumuz ve aynı dini paylaştığımız insanların ülkesi. 8 milyon nüfusunun %54’ü şehirlerde, kalanın köylerde yaşadığı Azerbaycan’ın Başkenti Bakü. 1991′de bağımsız olduktan sonra serbest piyasa ekonomisine geçerek dünyayla bütünleşti. Bu tarihten sonra Kiril alfabesini bırakarak Latin alfabesine geçen Azerbaycan Cumhuriyeti, bugün birçok ülke tarafından tanınmış ebedi bir Türk devleti. Burası Orta Asya’nın kapısı. Anadolu’nun Türki Cumhuriyetlere geçişin köprü başı adeta. Kafkas Dağlarının eteklerine kurulmuş Azerbaycan’ın şanlı bir tarihi geçmişi var. İslam medeniyetiyle tanışması Hz. Ömer zamanında fethedilmesiyle başlamış. Hz. Osman, ülkenin çeşitli şehirlerine asker yerleştirmiş ve İslamiyetin yayılması için yoğun bir gayret göstermiş. Bu dönemde Türk beyleri tarafından idare edilmiş. Bundan sonra Azerbaycan, Türk-İslam kültürünün muhteşem eserlerinin olduğu bir Türk yurdu haline gelmiş. Her ne kadar Hunlar, Göktürkler ve Hazarlar zamanında Türklerin kontrolünde kalmışsa da bütün Azerbaycan’ın tam bir Türk ülkesi haline gelmesi Sultan Alparslan döneminde gerçekleşmiş. Alparslan tarafından ebedi Türk yurdu haline getirilen Azerbaycan, kısa sürede kültür coğrafyamızın merkezlerinden biri haline gelmiş. Azerbaycan, Selçuklulardan sonra sırasıyla Moğollar, Harzemşahlar ve Timurların idaresinde yaşamış. Daha sonra bu topraklar üzerinde Kara ve Akkoyunlu devletleri kurulmuş. Akkoyunluların yıkılışıyla Azerbaycan’da, Şah İsmail önderliğinde yeni bir dönem başlamış.

*AZERBAYCAN OSMANLI YÖNETİMİNE GİRİYOR…

Azerbaycan, 1565 ile 1730 yılları arasında Yavuz ve Kanuni döneminde Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından Osmanlı yönetimine dahil edilmiş ve 145 yıl Osmanlı kültür coğrafyası içinde yer almış. İlk defa Kanuni döneminde Azerbaycan Türkleri ile Anadolu Türkleri tek bir bayrak altında toplanmış.Azerbaycan’ın 18. asrı hanlıklar dönemidir. Ülke Ruslar tarafından Bakü hanlığı, Gence hanlığı, Karabağ hanlığı, Şirvan hanlığı, Şeki hanlığı, Buma hanlığı gibi küçük parçalara bölündü. Çarlık Rusya, 1805 yılından itibaren Azerbaycan hanlarının surlarını örmeye başladı. 1822 yılından itibaren can Azerbaycan, Çarlık Rusyasının sömürgesi oldu. Bundan sonra istikrar bir türlü sağlanamadı. Ruslar, Karabağ’a Ermenileri yerleştirmeye başladı. Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki emelleri oldukça eskidir. Azerbaycan’ın Türkiye ve İran arasında transit ticaret merkezi oluşu, bölgenin zirai ve hammadde bakımından zenginliği ve Çar Petro’nun sıcak sulara inme projesi Rusya’nın bölgeyle ilgilenmesinde başlıca sebep olmuş. Azerbaycan, özellikle 19’uncu yüzyıl boyunca adeta Rusların sömürgesi haline geldi.

*BAĞIMSIZ AZERBAYCAN CUMHURİYETİ KURULUYOR

1918 yılında Rusların desteklediği Ermeni kuvvetleri 18 Mart 1918’de Bakü’ye girerek çoluk çocuk, genç yaşlı demeden binlerce Azeri Türkü katletti. Azerbaycan’ın birçok şehrinde kan dökmeye başladı. Ermeniler, günlerce katliamlarına devam etti. Bakü topraklarında Azeri Türklerinin kanlarıyla sulanmayan bir karış toprak kalmadı. Korkunç bir soykırım yaşanıyordu. Bu vahşeti durdurmak için Osmanlı Ordusu harekete geçti. Nuri Paşa komutasında oluşturulan Kafkas İslam orduları, Azerbaycan’a girerek Ermenilerin zulmüne son verdi. Binlerce Mehmetçiğin şehit olduğu bu savaş’tan sonra Mehmet Emin Rusülzade tarafından Azerbaycan devleti kuruldu. Böylece uzun yıllar Rus komünist yönetiminde kalan ülke, 28 Mayıs 1918′de bağımsızlığına kavuştu. Bu uğurda verdiğimiz binlerce şehidimiz bugün Bakü’de Türk şehitliğinde yatıyor. Azerbaycanı Ermeni mezaliminden kurtaran Nuri paşanın 1949’da İstanbul Sütlücede kendisine ait silah fabrikasında esrarengiz bir patlama sonucu çok sayıda işçisiyle birlikte ölmesi akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Azerbaycan halkı Nuri paşayı Hoş gelişler ola yaşa Nuri paşa yaşa marşıyla bugün bile hatırlamakta. Aziz şehitlerimizin Ruhları şad olsun.Türkiye tarafından tanınan bağımsız Azerbaycan’ın yeni hükümeti iki yıl süreyle birçok ekonomik ve politik problemlerle uğraştı. Ancak bu sırada Anadolu’da da bir bağımsızlık mücadelesinin var olması, Rusların bu petrol ve endüstri merkezini kendi nüfus alanına dahil etmeye çalışması ve batılı ülkelerin Rus tehdidini görememesi yüzünden, Azerbaycan 1920’de 27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece Ruslar tarafından işgal edildi. Başta Mehmet Emin Resulzade olmak üzere bazı Azerbaycan aydınları Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı. Rusların yaptığı bu kanlı baskınla Azerbaycan’ın bağımsızlığı sona erdi. Bu olayda On binlerce Azerbaycanlı Ruslar tarafından şehit edildi. Artık Azerbaycan için 80 yıl sürecek bir Rus yönetimi başladı. Ruslar, 1936’da Azerbaycan topraklarının bir bölümünü Gürcistan ve Ermenistan’a vererek, bölgede kendisine bağlı 3 cumhuriyet kurdurdu. Bundan sonra Azerbaycan’ın bağımsızlığı için, başlatılan 56 isyan, çok kanlı bir şekilde bastırıldı. Ruslar, Azeri halkına görülmemiş zulümler yaşattı.

*AZARBAYCAN’DA RUS MEZALİMİ  SÜRÜYOR

1985 sonrası Sovyetlerde uygulamaya konulan yeniden yapılanma ve açıklık politikalarına bağlı olarak Azerbaycan’da otoriter baskıcı sisteme muhalif kitleler halk cephesi safında toplandı. Rusya, Azerilerin Ermenilere yönelik saldırıları ve 2 cumhuriyet arasındaki gerginliği bahane ederek Ocak 1990’da kızıl orduyu ağır silahlarla Bakü’ye gönderdi. Başkent Bakü, binlerce Azeri Türkünün kan ve gözyaşıyla sulandı. Azeri kardeşlerimiz büyük bir kararlılıkla bu zulme direndi ve 30 Eylül 1991’de bağımsızlıklarını ilan ederek hür bağımsız ve demokratik Azerbaycan cumhuriyetini kurdu. Bugün unutulsa da Ebulfeyz Elçibey devlet başkanı seçildi. Bağımsızlığa giden yolda çekilen sıkıntılar, acılar ve bu uğurda verilen binlerce şehide Bakü şehitliği, dünya kamuoyu önünde şahitlik yapıyor. Karanlık günler aydınlığa dönmüştü. 1918’de ilk bağımsızlık girişiminde kabul edilen ancak semalarda kısa bir süre dalgalanabilen bayrak, 70 yıldan sonra tekrar Azerbaycan semalarıyla buluştu. Kısa süren ilk istiklal devrinde büyük hizmetler vermiş olan Mehmet Emin Resulzade’nin bağımsızlık arzusu yıllar sonra gerçekleşmişti. Artık Azerbaycanlı kardeşlerimizin semalarında dalgalanan bayrak ebediyete kadar inmesin. Gök kubbeyi dolduran milli marşın sedaları hiçbir zaman bu kubbeden eksilmesin diyoruz. Azerbaycan bağımsızlık uğruna çok şeyler feda etti. Rusların yaptığı zulmün izleri hala duruyor. Yıkılmış camiler, yarım kalmış minareler. Azerbaycan’ın en büyük camilerinden biri olan İsmail efendi camii önce tuz deposu, sonra askeri kışla, sonra da ahır haline getirilen çileli camilerimizden biri. Rus lider Lenin “din merhametsiz bir dünyanın ruhudur, din halkın afyonudur” diyordu. Merhametsiz Lenin ve arkadaşları Azerbaycan’da sosyalist bir rejim kurmak için 1918 yılında 20.000 kişiyi öldürdü. 1920-1921 yıllarında 48.000 kişi öldürüldü. 1923-1926 yıllarında 6.000 kişi daha öldürüldü. Sonra Stalin 1937-1947 yılları arasında 70.000 Azerbaycan türkünü boğazlattı. Böylece 29 yılda 144.000 Azerbaycan türkünü sosyalizm uğruna yok ettiler, öldürdüler.

* NAHCİVAN VE KARABAĞ AZERBAYCANDAN KOPARILMAK İSTENİYOR

Bugün dahi Azerbaycan’dan koparılmak istenen iki Azeri yurdu var; Karabağ ve Nahçivan. Karabağ, Azeri toprağı. Nahçivan’da nüfusun %95’i Azeri. Karabağ, bazı siyasi hesaplar sonucu Ermeniler yerleştirilmiş, Azerbaycan’a bağlı bu bölgeyi Ermeniler, kendi topraklarına katmak için 1988 yılında başlattığı gösteriler zaman içinde tırmanarak Karabağ topraklarını bir barut fıçısı halin getirmiş. Bağımsızlık ilanından sonra Ermeni çetelerinin ağır silahlarla giriştikleri işgal harekatı Karabağ’dan sonra diğer Azeri topraklarına ve Nahcivan’a yönelmiş.

 Ermenilerin Türklere yönelik katliamları Azerbaycan topraklarında hep olmuş. Ermenilerin Azerilere yönelik zulümleri, I. Dünya Savaşı yıllarındaki katliamlarla sınırlı kalmamış, Sovyetler döneminde ve bu devletin dağılmasının ardından kurulan Ermenistan Cumhuriyeti döneminde de devam etmiş. Ermeniler, Azerileri Karabağ ve Nahçivan’dan sürmüş, zorla göç ettirmiş. İki asır devam eden kovma ve göçürme işlemi sonucu, 1.5 milyon Azerbaycan Türkü Ermenistan’daki tarihi yurtlarından kovulmuş ve çeşitli bahanelerle göç ettirilmiş. Bu insanlar, kötü şartlar altında bugün Azerbaycan’da yaşıyorlar. Yurtlarına dönecekleri günü bekliyorlar.Bugün Azerbaycan halkı ve yönetimi, bağımsızlığın yanında milletin varlığına yakışır bir şekilde sürdürmenin en önemli unsurlarından birinin ekonomik ve kültürel bağımsızlık olduğunu biliyordu. Sovyetler döneminde zengin iktisadi kaynaklara rağmen bu kaynakları kullanmada Rusya’ya bağlı olan Azerbaycan, öz kaynaklarını kullanma konusunda kısa sürede büyük mesafeler kat etti. Artık tarlalarda pamuk, tütün, çay filizi ve meyveler hür ve bağımsız Azerbaycan için toplanır oldu. Altın, demir, kobalt ve bakır gibi madenler yeraltından bu ülkenin zenginliği için çıkartılmaya başlandı. Balıkçılar ağlarını Hazar’a bir başka şevk ve heyecanla atıp tuttukları balıkları kendi insanı için kullanır hale geldi. İç pazarda kendi ürettiklerini kendi halkı için serbest piyasa anlayışı içerisinde satar hale geldi.

* RÜZGARLAR ŞEHRİ BAKÜ’DEYİZ.

Burası Bakü. Azerbaycan’ın en önemli şehri başkent Bakü’dür. Bakü Hazar Denizi’nin batı kıyısında Apşeron Yarımadası’nın güneyinde, Bakü Körfezi’nin oluşturduğu geniş yayın üzerinde yer alır. Bakü’nün çekirdeğini, çevresi sularla çevrili olan “Eskişehir” oluşturur. “İçeri şehir” denilen Eskişehir, eski binaları, labirenti andıran dar sokakları ile güzel bir görünüm sergiler. Bakü, vitrinleriyle, cadde ve sokaklarıyla artık o 1990’ların Baküsü değil. 21.yüzyılın şehirlerinden birisi. Daha önemlisi Azeri insanının kendisine olan güveni. O güven 21.yüzyılda daha da katlanmış. Bakü, 2 milyon nüfuslu güzel bir şehir. Hazar denizi ile ve Hazardan esen rüzgarla iç içe. Bundan dolayı Bakü’ye rüzgarlar şehri diyorlar. Bakü, İzmir’e çok benziyor. Bu benzerlik onların iki kardeş şehir olmasını sağlamış. Şimdi Bakü’nün en gösterişli yerinde yer alan bu geniş park, İzmir ismiyle gelenlere gülümsüyor. Geniş caddeler ve yemyeşil alanlarıyla Bakü, kendine gelenlere farklı seçenekler sunar. Hele Hazar Denizi! Bakü’ye ayrı bir güzellik katmış. Bugün müze olarak kullanılan 11. asırdan kalma Şirvan Şahlar Sarayı, Kız Kulesi Bakü’nün gezilecek yerlerin başında gelir.

* ŞİRVAŞAHLAR SARAYI VE KIZ KULESİNDEN BAKÜYÜ SEYR EDİYORUZ.

Azerbaycan’da eski yapılardan biri Şirvan şahlar sarayıdır. Taş duvarları yer yer dökülen ve çatlayan bu saraya şimdi yeniden bir düzen verilmiş. Bu süslü divan kapısı bize Anadolu’daki Selçuklu medeniyetlerinden türküler fısıldar. Sanatkar eller taşı bir dantel gibi süsleyerek şiirleştirmiş. 1920 yılında Ruslar, Bakü’ye girince üzerine mübarek isimlerin yazıldığı duvarları kurşunladı. Şirvanşahlar sarayı alimi Seyid Yahya Baküvi’nin sekizgen kümbeti Selçuklu kümbetlerine benziyor. Sarayın taş avlusundan beş on basamaklı bir merdivenle saray camiine iniliyor. Cami minaresinin taş şerefesi Ruslar tarafından yıkılmış. Kuşların yağmur suyundan içebilmeleri için yaptırılan bu taş oluklar merhametin ifadesi. Şirvan şahlar sarayı kadar eski Kız kulesi 12. yüzyıldan kalma bir eser. 30 metre yüksekliğinde olan bu kule, sekiz katlı. 800 yıl önce Hazar’ın kıyısına inşa edilen kız kulesi, bugün denizin çekilmesiyle içerde kalmış. Taş merdivenler minare merdivenlerini anımsatıyor. Kulenin birkaç katı dünkü Azerbaycan hayatını canlandırmak için düzenlenmiş. Burada dikkat çeken şey dünkü Azerbaycan hayatıyla dünkü Türkiye hayatının hemen hemen aynı olması. Mesut bin Davut tarafından yapılan kız kulesi Bakü’nün sembolü adeta. Bakü’de birkaç kervansaray da var. Buralar yolcuların hayvanlarıyla beraber konakladıkları yiyip içtikleri ve sonra çekip gittikleri huzur yerleri ve güven yuvaları. 14. ve 17. asırlardan günümüze gelen kervansaraylar artık devletin koruması altında. Evliya Çelebi Bakü’den bahsederken diyor ki “deniz kenarında büyük hanlı bin kadar evli bağlı bahçeli camili çarşılı pazarlı mamur bir şehirdir Bakü. Üç kapısı vardır, üç hamamı varsa da Mirza Han hamamı gayet hoştur.”

* SANAT EDEBİYAT VE PETROL BAŞKENTİ BAKÜ

Bakü’ye iner inmez ilkin petrol ve doğalgaz zenginliği dikkat çeker. Kentin içlerine yaklaştıkça yerini görülmeye değer eski taş binalara bırakır. Kent merkezindeki hemen bütün binalar benzersiz taş yapılardan oluşuyor. Binaları süsleyen heykel ve kabartmalardan, gözünüzü almanız mümkün değil. Bakü’de bir süre kalıp insanlarla tanıştığınızda, hiç yabancılık çekmediğinizi göreceksiniz. İnsanların sıcak davranışları, sizi kendi evinizde hissettirir. Bakü güzel sanatlarla iç içe olmuş bir ülke. Her evde bir piyano, keman vb. enstrümanın bulunduğunu, hemen hemen her evde bir müzisyen, bir ressam, ya da bir heykeltraş yetiştiğini öğreniyorsunuz. Konuk ağırlamakta, sofra donatmakta ve sanat sohbetinde eşi bulunmaz bir insan topluluğu tanımak için Bakü’ye gitmeniz gerekir.

* BAKÜ ŞEHİTLER CAMİSİNDA CUMA NAMAZI..

Azerbaycan Müslüman bir ülke. Camiler, minareler yükseliyor bu topraklarda. Eski camilerin yanı sıra yeni camilerde boy gösteriyor. Türkiye, Azeri kardeşlerimizin ibadet yerlerini karşılamak amacıyla cami ve kültür merkezleri inşa etmiş. İşte bunlardan birisi; Şehitler Camii. Bakü şehrinin en müstesna yerinde Bakü şehitliğini süslüyor. Osmanlı mimari tarzında yapılan bu iki minareli cami 1996 yılında ibadete açılmış. Hazar denizine hakim bir tepe üzerine kondurulan Bakü’nün en güzel, Azerbaycan’ın en büyük camisinden yükselen ezan sesleri her taraftan duyuluyor. Her gün 5 vakit ezanın okunduğu Şehitler Camisi, özellikle Cuma günleri Namaz kılmak için gelen binlerce Azerbaycanlı genç ve ihtiyarla dolup taşıyor. İmam, vaaz ve hutbeyi Türkiye Türkçe’si ile okuyor. Şehitler Camiinde namaz kılanlar, namazdan sonra aynı bölgede yer alan ve şehrin önemli ziyaret mekanlarından biri olan Türk-Azeri şehitliğini ziyaret ediyor. Bu Şehitler tepesi insanı başka bir aleme alıp götürüyor adeta. Şehitlikte, şehitlerin anısına yaptırılan Bakü şehitler anıtı yer alıyor. 1918 yılında Rusların desteği ile Azerbaycan’a saldıran Ermenilerin Azerbaycan kentlerinde yaptığı soykırımı durdurmak için gelen Mehmetçikler burada yatıyor. Türk Askeri, Azerbaycan’daki Ermeni vahşetini durdururken 1200 vatan evladını şehit vermişti. Şehitlikte Anadolu coğrafyası resmedilmiş adeta. Türkiye’nin her ilden gelen onlarca şehit Azerbaycan’ı Ermenilerden kurtarmak için savaşmış.Aziz şehitlerimiz için Türk Silahlı kuvvetleri bir anıt yaptırmış. Bu anıt, bağımsızlık uğruna can veren binlerce şehidimizin hatırasını canlı tutuyor.Türk şehitlerinin ebedileştiği Bakü Türk şehitliğine gelen ziyaretçiler fatihalar okuyarak ayrılıyor.

* TÜRK VE AZERİ ŞEHİTLİĞİNDE FATİHA OKUYORUZ.

Türk şehitliğinin hemen yanı başında Azeri kardeşlerin şehitleri yatıyor. Bu gençler 1991 yılında bağımsızlık ilan edilince Ruslar tarafından bir gece baskınıyla şehit edilen gençler. Bugün Mehmetçiklerle aynı mekanı paylaşıyor. Aynı amaç uğruna savaşanlar şimdi yan yana yatıyor. Mezar taşlarında şehitlerin isimler ve resimleri yer alıyor. İşte bu 5 yaşındaki kız çocuğu annesinin kucağında iken Rus tankları altında ezilmiş. Azeriler şehitlerine sahip çıkıyor ve her fırsatta ziyaret edip fatihalar okuyor. Bakü gezmekle bitmez ama buraya kadar geldiyseniz mutlaka Azerbaycan devlet mezarlığını geziniz. Şairler, devlet adamları ve önemli şahsiyetler buraya defnedilmiş. Buranın özelliği mezarlıkta yatan kişilerin üzerilerine heykellerinin dikilmiş olması. İşte bu eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in mezarı ve heykeli. Bu da Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan eden Ebul Feyz Elçibey’in mezarı ve heykeli ve daha niceleri.

* BAKÜ’DEN KAFKASLARA DOĞRU YOLA ÇIKIYORUZ..

Başkent Bakü’deki  gezimizi  tamamlayarak  Kafkas Dağlarına doğru yola çıkıyoruz. Azerbaycan bu bölgede size hanlar ve kervansaraylar şehri Şeki’yi gösterir. Kafkas dağlarında Ruslarla savaşan Şeyh Şamil ve Hacı Murad’ın destanlarını anlatır. Gence şehrinde Nizami Gencevi’den şiirler okur. İlk durağımız Şeki şehri. Şeki, Dağıstan sınırına yakın bir yere kurulmuş. Burası Bakü’ye 300 kilometre mesafede bulunuyor. Dar ve keskin virajlardan geçerken insan kendini adeta Anadolu bozkırlarında hissediyor. Buralar tanıdık yerler. Geçtiğiniz köyler, kasabalar ve yanık benizli Azeriler el sallar sizlere. Şeki yolunda yolculuğunuz bir akşam vaktine denk geldiyse size eşlik eden ovalar ve dağlar kızıla boyanır. Güneş cömertçe verir sıcaklığını. Şehirler ve insanlar size hiçte yabancı değil buralarda. İsimler bizden isimler Şamaha, İsmailli, Gebele, Aksu. Aksu vadisi yüksek dağlardan aşağı inen suların geçtiği bir yer. Derin vadiler ve başı dumanlı yüksek dağlar Karadeniz’i andırıyor. Bu muhteşem tablo, bu güzellikler kolay kolay terk edilmez.

* ŞEKİ ŞEHRİNDE TARİHE YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ….

Ve nihayet Şeki şehrindeyiz. Şeki, Kafkas dağlarının eteklerinde yeşil bir saltanatı içinde yaşıyor. Şeki şehri bir yabancı düşünürün ifadesiyle, Azerbaycan’ın gözü ve dağların arasında Kartal yuvası Külek yani Rüzgarlı şehir Bakü’ye inat her yer sakin. Dağlar… zirveleri yüksek dağlar. Bazen bulutlu, bazen dumanlı, yaz aylarında bile karların erimediği dağlar.

Şeki, Azerbaycan’ın 9 hanlığından birisi ve en önemlisiydi. Ruslar, bölgeyi işgal ettiğinde Şeki hanlığı, Osmanlıya bağlı kalmak için uzun süre direnmiş. Ünlü şair Bahtiyar Vahapzade’nin memleketi burası. Şeki, yolların kavşak noktasında yer alıyor. Bu nedenle şehrin çeşitli yerlerine kervanların konaklaması için hanlar ve kervansaraylar inşa edilmiş. İşte Şeki’nin en önemli ziyaret mekanları bu hanlardır. Han Sarayı en ünlüleri, Şeki Kervansarayı görülmeye değer. Şekideki şimdiki durağımız  Şeki  Han sarayı.   Aleksandır Duma’nın  ifadesi  ile  “Kafkasların gözü  Şeki ise,  Şeki’nin göz bebeği Şeki han sarayı “ diyor.Bizde   dar ve  tarihi yollardan geçerek Şeki han sarayına geliyoruz.

* KAFKASLARIN  GÖZÜ ŞEKİ HAN SARAYINDAYIZ.

Şeki Hanlarının en görkemlisi ve ünlüsü Han Sarayı. 300 yıl öncesinin eseri. Kafkas dağlarının eteklerine, yeşillikler arasına inşa edilmiş, süslü, ahşap işçiliği muhteşem. Dışı olduğu kadar içi de süslü. İç mekan insanı adeta büyüler. Süslemeler genellikle hayvan ve bitki motiflerinden oluşuyor. Bazı duvarlarda savaş sahnelerine de rastlanır. İnsan burada kendini bir çiçek bahçesinde hisseder. Tavan işlemelerindeki zerafet ahşap işçiliğinin nadide bir örneği. 2 katlı Han sarayı demir çivi çakılmadan ve hiç bir yapay malzeme kullanılmadan ahşaptan yapılmış. Çiçek motifleri kök boyalarla süslenmiş. Bahçede yer alan Han çınarı en az han kadar eski.Han Sarayının ziyaretçileri çok. Her taraftan yoğun bir ziyaretçi akını var. Sarayın rehberi gelenlere hanla ilgili bilgiler veriyor.

* ŞEKİ  KERVANSARAYINDAYIZ

Han sarayında gezimizi  tamamlayıp,şimdide  Şeki kervansarayına gidiyoruz.. İpek yolu üzerinde yer alan bu Kervansaray bir anlamda dönemin uluslararası İpek ticaretinin yapıldığı bir merkez konumundaymış. Tarih boyunca birçok tüccar ürettikleri iplikleri satmak için kervansarayın içinde kurulan İpek Pazarına getirip satarmış. Bir zamanlar kervanların yurdu Şeki Kervansarayı, yakın bir geçmişte ressamlara mekan olmuş, onlara ilham kaynağı haline gelmiş.Şeki kervansarayı şimdi turistik amaçla kullanılıyor. Şeki şehrinin yakın bir gelecekte Turizm merkezi olması için çalışılıyor. Şeki şehrinden yaylalara teleferiklerle çıkılacağı söyleniyor. Şeki Kervansarayından Kafkas dağlarındaki yaylaları görebilirsiniz. Karşıda görülen Han yaylası. Zaten Şeki yaylalarıyla da ünlü.

 Şeki sokaklarında yürürken birden karşınıza hüzün dolu bir camii  çıkıyor. Ama bu cami yıkılmış. Gözleriniz yıktırılmış bir caminin yapayalnız kalan mahzun minaresine takılıp kalır. Tuğladan örülmüş bu sekiz köşeli minare cami ile birlikte 1880 yılında hayırsever bir Anadolu türkü tarafından yaptırılmış. Şeki’de Rus işgalinden önce 13 tarihi cami bulunuyormuş. Bu camilerin tamamı yıkılmış. Bütün camileri yakılıp yıkılan Şeki, 1990 yılından sonra yeniden doğrulmaya, düştüğü yerden yeniden kalkmaya başlamış. Şehrin girişinde sizi karşılayan Cuma mescidi, Türkiye’den gelen hayırseverler tarafından yaptırılmış. Şeki halkının huzur dünyası haline gelen bu caminin minaresi şehrin her taraftan görülsün diye göğe doğru biraz fazla çekilmiş. Cuma mescidinin zerafet örneği mihrabı görülmeye değer.

* HACI MURAD’IN MEZARINI ZİYARET EDİYORUZ..

Azerbaycan’ın Şeki şehrine gelip de Kafkas Dağlarına çıkmamak olur mu? Şeyh Şamil ve Hacı Murad’ın Ruslara karşı mücadele verdiği yerlere. Burası Ruslarla 150 yıl savaş yapılan bölgeler. Bu dağlar çetin savaşlara sahne oldu. Kafkas dağları yeşil mi yeşil, dumanlı puslu zirveler. Ünlü Rus yazar Dostoyeski’nin Hacı Murat Roman’ında anlattıklarına göre Ruslar Şeyh Şamil ve Hacı Murad’ı yakalamak için bu ormanları keserek yok etmişler.  Şeyh Şamil’in doğduğu köy buralarda. Hacı Murad’ın şehit edildiği yer ve mezarının bulunduğu mekan Kafkas dağlarında. Oraya ulaşmak için bir hayli zaman lazım. Çünkü Şeki şehrinden uzaklığı 100 kilometre. Ama gitmeye değer. Karlı Kafkas Dağlarından çağlayarak akan buz gibi sulardan içerek ve meşe ağaçları altında dinlenerek yorgunluk atabilirsiniz. Bu dağların arkası Dağıstan. Hacı Murad’ın mezarına toprak bir yoldan geçerek ulaşılır. Burası Ruh bölgesi olarak bilinir. Azerbaycan-Gürcistan yolu üzerinde bir mekan. Hacı Murad’ın mezarına götüren tabelalar asılmış.Yeşillikler arasında bir türbe. Asırlık meşe ağaçlarının altında yer alan mezarlıkta Hacı Murat yatıyor. Mezar taşında Osmanlıca bir yazı ve küçük bir resmi yer alıyor. Hacı Murad’ın hayatı ünlü yazarların romanlarında ve yüzlerce rivayette anlatılmış. Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat 19. yüzyıl başlarında Dağıstan’ın Hunzah bölgesinde dünyaya geldi. Çocuk yaşta Hunzah medresesinde eğitim aldı. Hiçbir zaman bir hedefe iki defa ateş etmediği söylenen Hacı Murat, daha genç yaşlarda at binmesi ve nişancılığı ile ün yapmaya başladı. Kafkas-Rus savaşlarında ismini duyurdu. Temirhan Şura’dan Doğu Gürcistan’daki Babaratmiskaya’ya kadar Rus kuvvetleri üstüne sayısız baskınlar düzenledi. Bir süre sonra Şeyh Şamil’in en cesur ve en başarılı yardımcısı olarak anılmaya başlandı. Hacı Murat, Şeyh Şamil’le birlikte Ruslara karşı yıllarca birlikte savaşmış. Bir müddet sonra anlaşmalı olarak Rusları içten fethetmek üzere birbirlerinden ayrılmış, Hacı Murat Ruslara sığınmış gibi görünüp Rusların askeri gücü hakkında şeyh şamile bilgi verdiği bilinmekte. Daha sonra Ruslardan kaçarak Kafkas dağlarında savaşmaya devam etti.  Hacı Murad 4 Nisan 1853 günü bu bölgede, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehit oldu. Bir rivayete göre ihbar ediliyor ve burada yakalanıyor. Şehit edildiği yer de burası. Ruslar, Hacı Murat’ın mezarına birçok kez saldırmış ve piknik tüpleri ile yok etmeye çalışmış. Burası Türk-İslam medeniyetinin bölgeye vurulmuş mührü gibidir. Acaba Hacı Murad, Şeyh Şamil ve Kafkas halkı, Rusları Kafkas dağlarında tutmasaydı, Ortadoğu ve Akdeniz Rus işgali altında kaç yıl inleyecekti? Kafkasya halkına insanlığın çok büyük vefa borcu var.Hacı Murad’ın ziyaretine gelenler onun şahsında Kafkas dağlarında şehit olan aziz şehitlerin ruhlarına Kuran’dan sureler ve fatihalar okuyarak ayrılıyor.

* ŞAİR BAHTİYAR VAHAP ZADE’NİN  DOĞDUĞU YER..

Şeki şehrine gelipte şair Bahtiyar Vahapzade’den bahsetmeden olur mu? Söz ustası, gönüller sultanı Dedem Korkud’un torunu Bahtiyar Vahabzade Şeki doğumlu. Yalnız Azerbaycan’ın değil, bütün Türk illerinin büyük şairlerinden olan Vahabzade; klasik ve yeni Azeri şiirinin mevcut bütün özelliklerini şiirinde toplayabilmiş, vatan, millet, aile, tabiat, dil, azatlık hasreti gibi temaları en güçlü en derin ifadelerini onun mısralarında bulmuş. Azerbaycan Türklerine karşı girişilen 19 Ocak Kırgını’na kayıtsız kalmayarak fikrini ve ıstıraplarını açıkça dile getirdiği; milletinin çocukları için döktüğü gözyaşlarını topladığı “Şehitler” adlı eseri, Bahtiyar Vahabzade’nin ölçüsüz vatan sevgisinin bir ifadesidir.

Şehitler bu toprağa, halka secde kıldılar

 Haksızlığın üstünden Hakk’a köprü saldılar

Vatanı sevmek için günahkar sayıldılar

Vatanı sevmek niçin günah olmuş ay Allah?

 

Kendim kaldım çırasız, bin çıraya yağ iken

Tepelere el açtım kendim yüce dağ iken

Çarem kendi kendimden bir yardım ummak ilen

Niçin bize yabancı penah olmuş ay Allah?

 

Ona umut bana zor fakat demek kime Hak

El ayağım zincirli, baş yumruklu, sine dağ

Yüz yetmiş yıl bu saziş bu birlik bu ittifak

Bir tarafı talaksız nikah olmuş ay Allah

 

Çeliğe muhtaç iken, yabancıya çeliğim

Bin mermiye tuş olan bir ceylanım, eliğim

Yabancının emrine ben boyun eğmeliyim

Niçin bana yabancı “Allah” olmuş, ay Allah

* ŞEKİDEN GENCEYE GİDİYORUZ..

Can  Azerbaycan’ın Hanlar şehri Şeki’den ayrılma vakti.   Genceli nizaminin memleketi ve anıt mezarının bulunduğu  Genceye gitmek üzere  Şeki’den yola çıkıyoruz.  Yeşil vadiler, sulu bölgeler   geçtikden  sonra bozkırların ortasından  geçen  yolumuz  bizi  Gence’ye  getiriyor. Yolda bize   yeşillikler, köyler, Eğri çay eşlik ediyor bize. Gence’de Nizami Gencevi’nin türbesi  bizi  karşılıyor. Burası 950 yıl önce bu şehirde yaşayan ünlü Türk şairi Genceli Nizami‘nin anıt mezarı ve müzesi. Azerbaycan’ın tanınmış şairi güller arasında yatıyor. 1140 yılında yaşamış Genceli Nizami, yazdığı divanı ve kitapları ile Türk kültürüne hizmet etmiş bir büyük şair. Peygamberimizi en güzel şekilde anlatan Genceli Nizami İran’la Azerbaycan arasında bir türlü paylaşılamıyor. Rusya, bu önemli Türk şairini İranlılara kaptırmamak için Muhteşem bir anıt ve abide yaptırmış. Türbeyi gezdiren Rehber Nizami Gencevi ile ilgili kısaca bilgi veriyor. Azerbaycan halkının büyük şair ve alimi Nizami Gencevi, dünya edebiyatının Ömer Hayyam, Homeros, Shakespeare, Dante ve Puşkin gibi büyük kalem ustalarından birisi. Nizami’nin Hamse’si (Beşlik) ve bu Hamse’ye dahil olan eserler kendisinden sonra Fuzuli gibi birçok ünlü şair tarafından taklit edilmiş. İşte yazdığı şiirlerden biri;

Dünyanın damarını kim tutsa Isa gibi,

Insaf ve adalet ile olur dünya hakimi,

Dünyaya fatih olmaz zulüm ile rezalet,

Yer yüzünün fatihi adalettir, adalet!

 

Dünya bir tarladır dikkatle baksak

Herkes birbirine çiftçidir ancak

Dost ona derler sır saklar perde tutar

Düşman rüzgar gibi her zaman perde yırtar.

 

Azeri rehber gelen ziyaretçilere Genceli Nizami’den beyitler okuyor ve onları heyecanlandırıyor. Rehber, Genceli Nizami ile ilgili Azerbaycan’ın piri, şairler şeyhi ve medari iftiharı gibi cümleler kullanırken kendinden geçiyor.5 önemli eseri olan Genceli Nizami, başta divan-ı olmak üzere kitaplarını son baharda, sararmış yaprakları dökülen Çınar ağacının altında yazarmış. Bu durum işte böyle heykelleştirilmiş. Türbenin etrafına onun eserlerinden esinlenerek heykeller dikilmiş. Başta Ferhatla-Şirin, Leyla ile Mecnun, İskendername gibi ünlü kitapları olan Genceli Nizami’ye Sovyet Rusya çok önem vermiş. Anıtın duvarlarında farsça beyitlerle süslü yazılar yazılmış. Çiçek ve güllerle çevrili müze ve mezarı görülmeye değer.

* AZERBAYCAN KÜLTÜR ADAMLARINA BÜYK ÖNEM VERMİŞ.

Azerbaycan Türkleri, yazar ve şairlerine sahip çıkmış. Özellikle Bakü Tiyatro binasının duvarlarını onların büstleriyle süslemiş. İşte Cafer Cabbarlı. Azerbaycan tiyatrolarının büyük öncülerinden. İşte Azerbaycan Türkçesinin büyük şairlerinden biri; Celil Memmet Gülizade. Azerbaycan mizahının ruhu Mirza Feteli Ahundov ve işte Nesimi. Azerbaycan Türkleri baskı dönemlerinde kendi edip ve şairlerine sahip çıkarak onları yaşatmış. Türk asıllı Şair Fuzuli Azerbaycan kültür hayatında önemli bir yere sahip. O hayatı boyunca Azerbaycan’a gitmedi ama şairin güzel Türkçesi Azerbaycan’da hep bir bayrak gibi dalgalandı. Azeriler onun adını bir meydana vermiş. Fuzuli meydanında Azerbaycan milli tiyatrosu yanında yer alan bir apartmanın duvarını şairin beyitleri süslüyor. Azerbaycan halk şairleri Fuzulinin türküleşen şiirlerini yüreklerinin sesiyle çalıp söyleyerek onları geniş halk kitlelerine yaymışlar. Bu sayede bir devrin ve bir milletin yok olup gitmesine izin vermemişler. Azerbaycan Türkçesi birazda Fuzulinin coşkun şiirleriyle varlığını korumuş. Azeri edebiyatı ve musikisi gönülleri coşturan, bazen de hüzünlendiren güzel bir sanat. Türk aydınının kardeş Azerbaycan edebiyatı ve musikisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması kültür ve medeniyet tarihimiz açısından gerçekten üzücü.

* GENCEYİ GEZİYORUZ..

Genceli Nizami’nin müze ve türbesini ziyaret  ettikten  sonra,   güzelliklerle dolu Gence şehir merkezini geziyoruz. Gence, Azerbaycan’ın ikinci önemli şehri. Gence şehri adeta çöl ortasında bir vaha gibi. Ermenistan sınırına yakın olan Gence, hem Türkiye hem de Azerbaycan için önemli bir şehir. 1918 yılında Rus destekli Ermeniler önce Gence’ye saldırmışlar. Şehirde taş üstüne taş bırakmamışlar. Bugün yüz binlerce Azerinin yaşadığı bu kent Azerbaycan’ın önemli bir fabrikasını barındırıyor. Şehir girişinde yer alan Alüminyum Fabrikası. Burası Kafkasların en büyük fabrikası olarak kabul ediliyor. Gence’de Ruslar kalma binalara rastlarsınız. İşte bunlardan birisi Vilayet binası. Yeşillikler içindeki binanın mimarı yapısı gelen ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.Çınar ağaçları ile çevrilmiş bölgede gezinize devam ederken Osmanlılar tarafından yapılan muhteşem bir cami ve külliyeyle karşılaşırsınız. 1588-1735 yılları arasında Osmanlı yönetiminde kalan Gence, Osmanlının 7 sancak merkezinden birisiydi. Bu bölgede Osmanlılardan geriye kalan tek tarihi eseri budur. Gence’de yer alan bu uzun caddeye Azeriler Atatürk adını vermişler. Caddenin girişine de Atatürk heykeli dikmişler ve Türk bayrağı ile süslemişler. Türk İşadamları Gence’deki türbeleri restore etmiş.

* BAKÜ, TİFLİS VE  CEYHAN  PETROL HATTI  DOSTLUK KÖPRÜSÜ…

1991 yılından sonra siyasi istikrara kavuşan Azerbaycan, büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirmiş. Çok uluslu şirketler her sahada yatırımlar yapıyor. Bakü-Ceyhan Boru hattı , Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye   ile  dostluk köprüsü  kurmuş. Bakü-Ceyhan boru hattı, günde 1 milyon varil yılda ise 50 milyon ton petrol taşıyor. Azerbaycan topraklarından başlayıp, Gürcistan topraklarından geçerek Türkiye topraklarında Ceyhan’a kadar ulaşan Boru hatı sadece petrol  değil  doğalgazıda getiriyor. Petrol ve Doğal gaz hattı  üç ülke arasında dostluğuda  güçlendiriyor.Azerbaycan’ın tüm şehirlerinde büyük bir kalkınma hamlesi görülüyor. Yollar genişletilip asfaltlanıyor. Alt yapı kalkınma hamlesi başlamış. Kominist dönemden kalan binalar yıkılıp yerine yenileri yapılıyor, mevcut birçok bina düzenli hale getirilmiş. İnşaat sektörü Azerbaycan’da hızla gelişiyor. Bakü’de plazalar ve gökdelenler yapılıyor. Birçok Türk inşaat firması Azerbaycan’a dev binalar yapıp konut ve işyeri satıyor. İnşaat sektöründeki hareketlilik Azerbaycan’daki ekonomik gelişmeyi gösteriyor.

* İKİ DEVLET BİR MİLLET…

Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in ifadesi ile Azerbaycan ile Türkiye tam bir birlik içinde. İki devlet bir millet olma yolunda hızla ilerliyor. Azerbaycan, Türk cumhuriyetleri içerisinde milli kimliklerini her türlü zor şarta rağmen ayakta tutmayı başaranların en başında gelir. İnanç ve milli kültür açısından her şeyin yasak olduğu dönemde bile Nizami’den Nesimi’den ve Fuzuli’den aldıkları feyz ve ilhamı bugünlere taşımışlar, milli kimliğin korunmasında şiir, folklor, resim ve müzik en önemli unsur olarak kendisini korumuş. Azerbaycan Dünya enerji merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Yakın bir gelecekte bu ülke Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük enerji merkezi olacak. Oğuz boylarının binlerce yıllık vatanı Azerbaycan’da evlerde sokaklarda meydanlarda konuşulan dil musiki yüklü güzel bir Türkçe. Bu bakımdan Azerbaycan’da kulağınıza en çok bizim sanatçılarımızın şarkıları gelir. Halk Türkiye türkülerini ve şarkılarını büyük bir zevkle dinliyor. Azerbaycan bayrağındaki mavi Türklüğü, yeşil İslamiyeti, kırmızı çağdaşlaşmayı temsil ediyor. Bu bayrak artık Azerbaycan semalarında dalgalanıyor. Mehmet Emin Resulzade ne güzel söylemiş “bir kere yükselen bayrak bir daha inmez Azerbaycan bayrağı artık hiç inmeyecek” Can Azerbaycan’a veda vakti geldi.Azerbaycana veda ederken   gözümüz ve gönlümüz bu  ata yudunda kaldı.  Asya coğrafyası  Türkistan’dan    Anadolu’ya geçişin köprü başı olan Azerbaycan, Türkiye’de yaşayan kardeşleri ile gönül birliği kurmak için kucak açmış. Can Azerbaycan’ın davetine ne zaman icabet edeceksiniz?

Gence’den Bakü’ye Can AZERBAYCAN

AZERBAYCAN GEZİ NOTLARI..

Yazı ve Fotoğraflar: İsmail Kahraman

(Araştırmacı – Gazeteci ve Belgesel Yönetmeni)

E-Mail: belgeselyayincilik@gmail.com

 

* TÜRKİSTAN’DAN CAN AZERBAYCAN’A..

Orta Asya, Ural-Altay ve Tanrı Dağları, Türklerin ana yurdu. Türk boyları ilk defa burada birleşti. Oğuz Han, Türk birliğini kurarak ülke sınırlarını Hazar Denizinden Hint Okyanusuna, Himalayalar’dan Sibirya’ya kadar genişletti. Bişkek, Buhara, Almatı, Balasagun, Yesi, Taşkent, Semerkant, Aşkabat ve Merv Türk illeri oldu. Zamanla özellikle Talas Savaşından sonra bu şehirler Türk-İslam kültür ve medeniyetinin önemli merkezleri haline geldi. Türkler arasında İslamiyet yayıldıkça bu bölgelerde Camiler, medreseler, külliyeler inşa edildi. Bunun sonucunda Orta Asya ve Türkistan’da önemli şahsiyetler, alim ve mutasavvıflar yetişti. Hoca Ahmet Yesevi, bu ilim-irfan ocaklarında yetişen ilk Türk-İslâm mutasavvıfıdır. Ali Kuşçu, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Buhari, Biruni, Şah-ı Nakşibendi, İbni Sina, Yusuf has Hacip, İmam-ı Gazali, Muhammed er-Razi, Yusuf Hemedani ve Abdulhaligü Güjdüvani gibi şahsiyetler bu bölgelerden çıktı ve şöhretleri buradan dünyaya yayıldı. Kafkaslar, Anadolu ve Balkanlar coğrafyasına Türk İslam medeniyetini taşıdılar. Orta Asya’daki Türk boylarından olan ve Güney Sibirya’da Yenisey Irmağı  boyunda medeni bir hayat yaşayan Kırgızların yurdu, Türklerin ilk beşiği sayılır. Bundan dolayı destanlarda sık sık adı geçer. Meşhur Manas destanı Kırgızlar için önemli. Onların bu milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Estetik zarafetine doyum olmayan Isıkgöl Kırgızistan’ın en güzel tatil beldelerinden birisi. Oş’taki Hz. Süleyman tepesi, Orta Asya’daki bütün Müslümanlar tarafından kutsal kabul ediliyor. Talas ve Talas nehri önemli bir olaya şahit oldu. Burada yapılan savaştan sonra Türkler, İslam’la tanıştı ve onu kendilerine din olarak seçti. Türk tarihinin yazılı ilk kaynağı Orhun abideleri, Moğolistan’ın eski Uygur devletinin başkenti olan Karabalsagun’un 30 km kadar kuzeydoğusunda Orhun nehri çevresinde yer alıyor. Ortaasya’da bir başka ilim ve irfan yuvası Taşkent. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’in medreselerinde İmam-ı Buhari gibi şahsiyetler yetişti. Ortaasya’nın en eski kentlerinden bir olan Semerkant bölgenin kültür medeniyet merkezlerinden biri. Tilla kari, Şirdari ve Uluğ Bey medreseleri burada. Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kalem alimi Ali kuşçu Semerkant’ın yetiştirdiği önemli şahsiyetlerin başında geliyor. Ali Şir Nevai ve İmam-ı Maturidi de Semerkant medreselerinde yetişen büyük alimlerden. Buhara, gönülleri fetheheden sultanların yetiştiği Ortaasya’nın bir başka ilim, irfan ve feyiz kalesi. Kuran-ı Kerimden sonra İslam dünyasında en muteber kaynak eser olarak kabul edilen Sahih-i Buhari’nin yazarı İmam-ı Buhari burada dünyaya gelmiş ve ilk eğitimini buradaki medreselerde almış. Tasavvuf kültürünün İslam dünyasında yayılmasına öncülük eden Şah-ı Nakşibendi de Buhara’nın yetiştirdiği gönül erenlerinden.Türk İslam tarihinin yetiştirdiği Müslüman Türk alimi Harezmi ve Biruni, batı dünyasında Aristo’dan sonra ikinci büyük üstad olarak tanınan Farabi, Türklerin anayurdu bu bölgede karşımıza çıkıyor. Dahası İbn-i sina, Hoca Ahmet Yesevi, felsefeci yönü ve tabipliğiyle tanınmış Muhammed El-Razi, burada yetişmiş önemli şahsiyetlerin başında geliyor. Özetle ortaasya İslam kültür ve medeniyetinin dünyaya yayılmasında beşiklik etmiş kutsal bir coğrafyadır. Kültür ve medeniyetimizin cihan şümul olmasında ortaasya coğrafyasına vefa borcumuz vardır.

 

*CAN AZERBAYCAN’A YOLCULUK BAŞLIYOR

 

Türkistan  coğrafyasını gezmeye  Can Azerbaycan’dan başlıyoruz. Kuzeyinde Dağıstan Cumhuriyeti, kuzeybatıda Gürcistan, güneybatıda Ermenistan, güneyde İran ile çevrili bir ülke. Türkiye’yle 11 kilometrelik bir sınırı bulunuyor. Zengin bir tarım ve sanayi ülkesi. Doğusunda 825 kilometrelik boydan boya uzanan Hazar Denizi Ona eşsiz bir güzellik ve zenginlik bahşetmiş. Burası Can Azerbaycan. Bizden bir ülke. İsmini telaffuz ederken bile sıcaklığını hissettiğimiz bir ülke.Baku Hazar denizinde belgesel cekme heyacani Kan bağımız olan insanların yaşadığı topraklar. Aynı dili konuştuğumuz ve aynı dini paylaştığımız insanların ülkesi. 8 milyon nüfusunun %54’ü şehirlerde, kalanın köylerde yaşadığı Azerbaycan’ın Başkenti Bakü. 1991’de bağımsız olduktan sonra serbest piyasa ekonomisine geçerek dünyayla bütünleşti. Bu tarihten sonra Kiril alfabesini bırakarak Latin alfabesine geçen Azerbaycan Cumhuriyeti, bugün birçok ülke tarafından tanınmış ebedi bir Türk devleti. Burası Orta Asya’nın kapısı. Anadolu’nun Türki Cumhuriyetlere geçişin köprü başı adeta. Kafkas Dağlarının eteklerine kurulmuş Azerbaycan’ın şanlı bir tarihi geçmişi var. İslam medeniyetiyle tanışması Hz. Ömer zamanında fethedilmesiyle başlamış. Hz. Osman, ülkenin çeşitli şehirlerine asker yerleştirmiş ve İslamiyetin yayılması için yoğun bir gayret göstermiş. Bu dönemde Türk beyleri tarafından idare edilmiş. Bundan sonra Azerbaycan, Türk-İslam kültürünün muhteşem eserlerinin olduğu bir Türk yurdu haline gelmiş. Her ne kadar Hunlar, Göktürkler ve Hazarlar zamanında Türklerin kontrolünde kalmışsa da bütün Azerbaycan’ın tam bir Türk ülkesi haline gelmesi Sultan Alparslan döneminde gerçekleşmiş. Alparslan tarafından ebedi Türk yurdu haline getirilen Azerbaycan, kısa sürede kültür coğrafyamızın merkezlerinden biri haline gelmiş. Azerbaycan, Selçuklulardan sonra sırasıyla Moğollar, Harzemşahlar ve Timurların idaresinde yaşamış. Daha sonra bu topraklar üzerinde Kara ve Akkoyunlu devletleri kurulmuş. Akkoyunluların yıkılışıyla Azerbaycan’da, Şah İsmail önderliğinde yeni bir dönem başlamış.

 

*AZERBAYCAN OSMANLI YÖNETİMİNE GİRİYOR…

Azerbaycan, 1565 ile 1730 yılları arasında Yavuz ve Kanuni döneminde Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından Osmanlı yönetimine dahil edilmiş ve 145 yıl Osmanlı kültür coğrafyası içinde yer almış. İlk defa Kanuni döneminde Azerbaycan Türkleri ile Anadolu Türkleri tek bir bayrak altında toplanmış.Azerbaycan’ın 18. asrı hanlıklar dönemidir. Ülke Ruslar tarafından Bakü hanlığı, Gence hanlığı, Karabağ hanlığı, Şirvan hanlığı, Şeki hanlığı, Buma hanlığı gibi küçük parçalara bölündü. Çarlık Rusya, 1805 yılından itibaren Azerbaycan hanlarının surlarını örmeye başladı. 1822 yılından itibaren can Azerbaycan, Çarlık Rusyasının sömürgesi oldu. Bundan sonra istikrar bir türlü sağlanamadı. Ruslar, Karabağ’a Ermenileri yerleştirmeye başladı. Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki emelleri oldukça eskidir. Azerbaycan’ın Türkiye ve İran arasında transit ticaret merkezi oluşu, bölgenin zirai ve hammadde bakımından zenginliği ve Çar Petro’nun sıcak sulara inme projesi Rusya’nın bölgeyle ilgilenmesinde başlıca sebep olmuş. Azerbaycan, özellikle 19’uncu yüzyıl boyunca adeta Rusların sömürgesi haline geldi.

 

*BAĞIMSIZ AZERBAYCAN CUMHURİYETİ KURULUYOR.

 

1918 yılında Rusların desteklediği Ermeni kuvvetleri 18 Mart 1918’de Bakü’ye girerek çoluk çocuk, genç yaşlı demeden binlerce Azeri Türkü katletti. Azerbaycan’ın birçok şehrinde kan dökmeye başladı. Ermeniler, günlerce katliamlarına devam etti. Bakü topraklarında Azeri Türklerinin kanlarıyla sulanmayan bir karış toprak kalmadı. Korkunç bir soykırım yaşanıyordu. Bu vahşeti durdurmak için Osmanlı Ordusu harekete geçti. Nuri Paşa komutasında oluşturulan Kafkas İslam orduları, Azerbaycan’a girerek Ermenilerin zulmüne son verdi. Binlerce Mehmetçiğin şehit olduğu bu savaş’tan sonra Mehmet Emin Rusülzade tarafından Azerbaycan devleti kuruldu. Böylece uzun yıllar Rus komünist yönetiminde kalan ülke, 28 Mayıs 1918’de bağımsızlığına kavuştu. Bu uğurda verdiğimiz binlerce şehidimiz bugün Bakü’de Türk şehitliğinde yatıyor. Azerbaycanı Ermeni mezaliminden kurtaran Nuri paşanın 1949’da İstanbul Sütlücede kendisine ait silah fabrikasında esrarengiz bir patlama sonucu çok sayıda işçisiyle birlikte ölmesi akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Azerbaycan halkı Nuri paşayı Hoş gelişler ola yaşa Nuri paşa yaşa marşıyla bugün bile hatırlamakta. Aziz şehitlerimizin Ruhları şad olsun.Türkiye tarafından tanınan bağımsız Azerbaycan’ın yeni hükümeti iki yıl süreyle birçok ekonomik ve politik problemlerle uğraştı. Ancak bu sırada Anadolu’da da bir bağımsızlık mücadelesinin var olması, Rusların bu petrol ve endüstri merkezini kendi nüfus alanına dahil etmeye çalışması ve batılı ülkelerin Rus tehdidini görememesi yüzünden, Azerbaycan 1920’de 27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece Ruslar tarafından işgal edildi. Başta Mehmet Emin Resulzade olmak üzere bazı Azerbaycan aydınları Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı. Rusların yaptığı bu kanlı baskınla Azerbaycan’ın bağımsızlığı sona erdi. Bu olayda On binlerce Azerbaycanlı Ruslar tarafından şehit edildi. Artık Azerbaycan için 80 yıl sürecek bir Rus yönetimi başladı. Ruslar, 1936’da Azerbaycan topraklarının bir bölümünü Gürcistan ve Ermenistan’a vererek, bölgede kendisine bağlı 3 cumhuriyet kurdurdu. Bundan sonra Azerbaycan’ın bağımsızlığı için, başlatılan 56 isyan, çok kanlı bir şekilde bastırıldı. Ruslar, Azeri halkına görülmemiş zulümler yaşattı.

*AZARBAYCAN’DA RUS MEZALİMİ  SÜRÜYOR

 

1985 sonrası Sovyetlerde uygulamaya konulan yeniden yapılanma ve açıklık politikalarına bağlı olarak Azerbaycan’da otoriter baskıcı sisteme muhalif kitleler halk cephesi safında toplandı. Rusya, Azerilerin Ermenilere yönelik saldırıları ve 2 cumhuriyet arasındaki gerginliği bahane ederek Ocak 1990’da kızıl orduyu ağır silahlarla Bakü’ye gönderdi. Başkent Bakü, binlerce Azeri Türkünün kan ve gözyaşıyla sulandı. Azeri kardeşlerimiz büyük bir kararlılıkla bu zulme direndi ve 30 Eylül 1991’de bağımsızlıklarını ilan ederek hür bağımsız ve demokratik Azerbaycan cumhuriyetini kurdu. Bugün unutulsa da Ebulfeyz Elçibey devlet başkanı seçildi. Bağımsızlığa giden yolda çekilen sıkıntılar, acılar ve bu uğurda verilen binlerce şehide Bakü şehitliği, dünya kamuoyu önünde şahitlik yapıyor. Karanlık günler aydınlığa dönmüştü. 1918’de ilk bağımsızlık girişiminde kabul edilen ancak semalarda kısa bir süre dalgalanabilen bayrak, 70 yıldan sonra tekrar Azerbaycan semalarıyla buluştu. Kısa süren ilk istiklal devrinde büyük hizmetler vermiş olan Mehmet Emin Resulzade’nin bağımsızlık arzusu yıllar sonra gerçekleşmişti. Artık Azerbaycanlı kardeşlerimizin semalarında dalgalanan bayrak ebediyete kadar inmesin. Gök kubbeyi dolduran milli marşın sedaları hiçbir zaman bu kubbeden eksilmesin diyoruz. Azerbaycan bağımsızlık uğruna çok şeyler feda etti. Rusların yaptığı zulmün izleri hala duruyor. Yıkılmış camiler, yarım kalmış minareler. Azerbaycan’ın en büyük camilerinden biri olan İsmail efendi camii önce tuz deposu, sonra askeri kışla, sonra da ahır haline getirilen çileli camilerimizden biri. Rus lider Lenin “din merhametsiz bir dünyanın ruhudur, din halkın afyonudur” diyordu. Merhametsiz Lenin ve arkadaşları Azerbaycan’da sosyalist bir rejim kurmak için 1918 yılında 20.000 kişiyi öldürdü. 1920-1921 yıllarında 48.000 kişi öldürüldü. 1923-1926 yıllarında 6.000 kişi daha öldürüldü. Sonra Stalin 1937-1947 yılları arasında 70.000 Azerbaycan türkünü boğazlattı. Böylece 29 yılda 144.000 Azerbaycan türkünü sosyalizm uğruna yok ettiler, öldürdüler.

* NAHCİVAN VE KARABAĞ AZERBAYCANDAN KOPARILMAK İSTENİYOR

Bugün dahi Azerbaycan’dan koparılmak istenen iki Azeri yurdu var; Karabağ ve Nahçivan. Karabağ, Azeri toprağı. Nahçivan’da nüfusun %95’i Azeri. Karabağ, bazı siyasi hesaplar sonucu Ermeniler yerleştirilmiş, Azerbaycan’a bağlı bu bölgeyi Ermeniler, kendi topraklarına katmak için 1988 yılında başlattığı gösteriler zaman içinde tırmanarak Karabağ topraklarını bir barut fıçısı halin getirmiş. Bağımsızlık ilanından sonra Ermeni çetelerinin ağır silahlarla giriştikleri işgal harekatı Karabağ’dan sonra diğer Azeri topraklarına ve Nahcivan’a yönelmiş.

 Ermenilerin Türklere yönelik katliamları Azerbaycan topraklarında hep olmuş. Ermenilerin Azerilere yönelik zulümleri, I. Dünya Savaşı yıllarındaki katliamlarla sınırlı kalmamış, Sovyetler döneminde ve bu devletin dağılmasının ardından kurulan Ermenistan Cumhuriyeti döneminde de devam etmiş. Ermeniler, Azerileri Karabağ ve Nahçivan’dan sürmüş, zorla göç ettirmiş. İki asır devam eden kovma ve göçürme işlemi sonucu, 1.5 milyon Azerbaycan Türkü Ermenistan’daki tarihi yurtlarından kovulmuş ve çeşitli bahanelerle göç ettirilmiş. Bu insanlar, kötü şartlar altında bugün Azerbaycan’da yaşıyorlar. Yurtlarına dönecekleri günü bekliyorlar.Bugün Azerbaycan halkı ve yönetimi, bağımsızlığın yanında milletin varlığına yakışır bir şekilde sürdürmenin en önemli unsurlarından birinin ekonomik ve kültürel bağımsızlık olduğunu biliyordu. Sovyetler döneminde zengin iktisadi kaynaklara rağmen bu kaynakları kullanmada Rusya’ya bağlı olan Azerbaycan, öz kaynaklarını kullanma konusunda kısa sürede büyük mesafeler kat etti. Artık tarlalarda pamuk, tütün, çay filizi ve meyveler hür ve bağımsız Azerbaycan için toplanır oldu. Altın, demir, kobalt ve bakır gibi madenler yeraltından bu ülkenin zenginliği için çıkartılmaya başlandı. Balıkçılar ağlarını Hazar’a bir başka şevk ve heyecanla atıp tuttukları balıkları kendi insanı için kullanır hale geldi. İç pazarda kendi ürettiklerini kendi halkı için serbest piyasa anlayışı içerisinde satar hale geldi.

* RÜZGARLAR ŞEHRİ BAKÜ’DEYİZ.

Burası Bakü. Azerbaycan’ın en önemli şehri başkent Bakü’dür. Bakü Hazar Denizi’nin batı kıyısında Apşeron Yarımadası’nın güneyinde, Bakü Körfezi’nin oluşturduğu geniş yayın üzerinde yer alır. Bakü’nün çekirdeğini, çevresi sularla çevrili olan “Eskişehir” oluşturur. “İçeri şehir” denilen Eskişehir, eski binaları, labirenti andıran dar sokakları ile güzel bir görünüm sergiler. Bakü, vitrinleriyle, cadde ve sokaklarıyla artık o 1990’ların Baküsü değil. 21.yüzyılın şehirlerinden birisi. Daha önemlisi Azeri insanının kendisine olan güveni. O güven 21.yüzyılda daha da katlanmış. Bakü, 2 milyon nüfuslu güzel bir şehir. Hazar denizi ile ve Hazardan esen rüzgarla iç içe. Bundan dolayı Bakü’ye rüzgarlar şehri diyorlar. Bakü, İzmir’e çok benziyor. Bu benzerlik onların iki kardeş şehir olmasını sağlamış. Şimdi Bakü’nün en gösterişli yerinde yer alan bu geniş park, İzmir ismiyle gelenlere gülümsüyor. Geniş caddeler ve yemyeşil alanlarıyla Bakü, kendine gelenlere farklı seçenekler sunar. Hele Hazar Denizi! Bakü’ye ayrı bir güzellik katmış. Bugün müze olarak kullanılan 11. asırdan kalma Şirvan Şahlar Sarayı, Kız Kulesi Bakü’nün gezilecek yerlerin başında gelir.

* ŞİRVAŞAHLAR SARAYI VE KIZ KULESİNDEN BAKÜYÜ SEYR EDİYORUZ.

Azerbaycan’da eski yapılardan biri Şirvan şahlar sarayıdır. Taş duvarları yer yer dökülen ve çatlayan bu saraya şimdi yeniden bir düzen verilmiş. Bu süslü divan kapısı bize Anadolu’daki Selçuklu medeniyetlerinden türküler fısıldar. Sanatkar eller taşı bir dantel gibi süsleyerek şiirleştirmiş. 1920 yılında Ruslar, Bakü’ye girince üzerine mübarek isimlerin yazıldığı duvarları kurşunladı. Şirvanşahlar sarayı alimi Seyid Yahya Baküvi’nin sekizgen kümbeti Selçuklu kümbetlerine benziyor. Sarayın taş avlusundan beş on basamaklı bir merdivenle saray camiine iniliyor. Cami minaresinin taş şerefesi Ruslar tarafından yıkılmış. Kuşların yağmur suyundan içebilmeleri için yaptırılan bu taş oluklar merhametin ifadesi. Şirvan şahlar sarayı kadar eski Kız kulesi 12. yüzyıldan kalma bir eser. 30 metre yüksekliğinde olan bu kule, sekiz katlı. 800 yıl önce Hazar’ın kıyısına inşa edilen kız kulesi, bugün denizin çekilmesiyle içerde kalmış. Taş merdivenler minare merdivenlerini anımsatıyor. Kulenin birkaç katı dünkü Azerbaycan hayatını canlandırmak için düzenlenmiş. Burada dikkat çeken şey dünkü Azerbaycan hayatıyla dünkü Türkiye hayatının hemen hemen aynı olması. Mesut bin Davut tarafından yapılan kız kulesi Bakü’nün sembolü adeta. Bakü’de birkaç kervansaray da var. Buralar yolcuların hayvanlarıyla beraber konakladıkları yiyip içtikleri ve sonra çekip gittikleri huzur yerleri ve güven yuvaları. 14. ve 17. asırlardan günümüze gelen kervansaraylar artık devletin koruması altında. Evliya Çelebi Bakü’den bahsederken diyor ki “deniz kenarında büyük hanlı bin kadar evli bağlı bahçeli camili çarşılı pazarlı mamur bir şehirdir Bakü. Üç kapısı vardır, üç hamamı varsa da Mirza Han hamamı gayet hoştur.”

* SANAT EDEBİYAT VE PETROL BAŞKENTİ BAKÜ

Bakü’ye iner inmez ilkin petrol ve doğalgaz zenginliği dikkat çeker. Kentin içlerine yaklaştıkça yerini görülmeye değer eski taş binalara bırakır. Kent merkezindeki hemen bütün binalar benzersiz taş yapılardan oluşuyor. Binaları süsleyen heykel ve kabartmalardan, gözünüzü almanız mümkün değil. Bakü’de bir süre kalıp insanlarla tanıştığınızda, hiç yabancılık çekmediğinizi göreceksiniz. İnsanların sıcak davranışları, sizi kendi evinizde hissettirir. Bakü güzel sanatlarla iç içe olmuş bir ülke. Her evde bir piyano, keman vb. enstrümanın bulunduğunu, hemen hemen her evde bir müzisyen, bir ressam, ya da bir heykeltraş yetiştiğini öğreniyorsunuz. Konuk ağırlamakta, sofra donatmakta ve sanat sohbetinde eşi bulunmaz bir insan topluluğu tanımak için Bakü’ye gitmeniz gerekir.

* BAKÜ ŞEHİTLER CAMİSİNDA CUMA NAMAZI..

Azerbaycan Müslüman bir ülke. Camiler, minareler yükseliyor bu topraklarda. Eski camilerin yanı sıra yeni camilerde boy gösteriyor. Türkiye, Azeri kardeşlerimizin ibadet yerlerini karşılamak amacıyla cami ve kültür merkezleri inşa etmiş. İşte bunlardan birisi; Şehitler Camii. Bakü şehrinin en müstesna yerinde Bakü şehitliğini süslüyor. Osmanlı mimari tarzında yapılan bu iki minareli cami 1996 yılında ibadete açılmış. Hazar denizine hakim bir tepe üzerine kondurulan Bakü’nün en güzel, Azerbaycan’ın en büyük camisinden yükselen ezan sesleri her taraftan duyuluyor. Her gün 5 vakit ezanın okunduğu Şehitler Camisi, özellikle Cuma günleri Namaz kılmak için gelen binlerce Azerbaycanlı genç ve ihtiyarla dolup taşıyor. İmam, vaaz ve hutbeyi Türkiye Türkçe’si ile okuyor. Şehitler Camiinde namaz kılanlar, namazdan sonra aynı bölgede yer alan ve şehrin önemli ziyaret mekanlarından biri olan Türk-Azeri şehitliğini ziyaret ediyor. Bu Şehitler tepesi insanı başka bir aleme alıp götürüyor adeta. Şehitlikte, şehitlerin anısına yaptırılan Bakü şehitler anıtı yer alıyor. 1918 yılında Rusların desteği ile Azerbaycan’a saldıran Ermenilerin Azerbaycan kentlerinde yaptığı soykırımı durdurmak için gelen Mehmetçikler burada yatıyor. Türk Askeri, Azerbaycan’daki Ermeni vahşetini durdururken 1200 vatan evladını şehit vermişti. Şehitlikte Anadolu coğrafyası resmedilmiş adeta. Türkiye’nin her ilden gelen onlarca şehit Azerbaycan’ı Ermenilerden kurtarmak için savaşmış.Aziz şehitlerimiz için Türk Silahlı kuvvetleri bir anıt yaptırmış. Bu anıt, bağımsızlık uğruna can veren binlerce şehidimizin hatırasını canlı tutuyor.Türk şehitlerinin ebedileştiği Bakü Türk şehitliğine gelen ziyaretçiler fatihalar okuyarak ayrılıyor.

* TÜRK VE AZERİ ŞEHİTLİĞİNDE FATİHA OKUYORUZ.

Türk şehitliğinin hemen yanı başında Azeri kardeşlerin şehitleri yatıyor. Bu gençler 1991 yılında bağımsızlık ilan edilince Ruslar tarafından bir gece baskınıyla şehit edilen gençler. Bugün Mehmetçiklerle aynı mekanı paylaşıyor. Aynı amaç uğruna savaşanlar şimdi yan yana yatıyor. Mezar taşlarında şehitlerin isimler ve resimleri yer alıyor. İşte bu 5 yaşındaki kız çocuğu annesinin kucağında iken Rus tankları altında ezilmiş. Azeriler şehitlerine sahip çıkıyor ve her fırsatta ziyaret edip fatihalar okuyor. Bakü gezmekle bitmez ama buraya kadar geldiyseniz mutlaka Azerbaycan devlet mezarlığını geziniz. Şairler, devlet adamları ve önemli şahsiyetler buraya defnedilmiş. Buranın özelliği mezarlıkta yatan kişilerin üzerilerine heykellerinin dikilmiş olması. İşte bu eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in mezarı ve heykeli. Bu da Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan eden Ebul Feyz Elçibey’in mezarı ve heykeli ve daha niceleri.

* BAKÜ’DEN KAFKASLARA DOĞRU YOLA ÇIKIYORUZ..

Başkent Bakü’deki  gezimizi  tamamlayarak  Kafkas Dağlarına doğru yola çıkıyoruz. Azerbaycan bu bölgede size hanlar ve kervansaraylar şehri Şeki’yi gösterir. Kafkas dağlarında Ruslarla savaşan Şeyh Şamil ve Hacı Murad’ın destanlarını anlatır. Gence şehrinde Nizami Gencevi’den şiirler okur. İlk durağımız Şeki şehri. Şeki, Dağıstan sınırına yakın bir yere kurulmuş. Burası Bakü’ye 300 kilometre mesafede bulunuyor. Dar ve keskin virajlardan geçerken insan kendini adeta Anadolu bozkırlarında hissediyor. Buralar tanıdık yerler. Geçtiğiniz köyler, kasabalar ve yanık benizli Azeriler el sallar sizlere. Şeki yolunda yolculuğunuz bir akşam vaktine denk geldiyse size eşlik eden ovalar ve dağlar kızıla boyanır. Güneş cömertçe verir sıcaklığını. Şehirler ve insanlar size hiçte yabancı değil buralarda. İsimler bizden isimler Şamaha, İsmailli, Gebele, Aksu. Aksu vadisi yüksek dağlardan aşağı inen suların geçtiği bir yer. Derin vadiler ve başı dumanlı yüksek dağlar Karadeniz’i andırıyor. Bu muhteşem tablo, bu güzellikler kolay kolay terk edilmez.

* ŞEKİ ŞEHRİNDE TARİHE YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ….

Ve nihayet Şeki şehrindeyiz. Şeki, Kafkas dağlarının eteklerinde yeşil bir saltanatı içinde yaşıyor. Şeki şehri bir yabancı düşünürün ifadesiyle, Azerbaycan’ın gözü ve dağların arasında Kartal yuvası Külek yani Rüzgarlı şehir Bakü’ye inat her yer sakin. Dağlar… zirveleri yüksek dağlar. Bazen bulutlu, bazen dumanlı, yaz aylarında bile karların erimediği dağlar.

Şeki, Azerbaycan’ın 9 hanlığından birisi ve en önemlisiydi. Ruslar, bölgeyi işgal ettiğinde Şeki hanlığı, Osmanlıya bağlı kalmak için uzun süre direnmiş. Ünlü şair Bahtiyar Vahapzade’nin memleketi burası. Şeki, yolların kavşak noktasında yer alıyor. Bu nedenle şehrin çeşitli yerlerine kervanların konaklaması için hanlar ve kervansaraylar inşa edilmiş. İşte Şeki’nin en önemli ziyaret mekanları bu hanlardır. Han Sarayı en ünlüleri, Şeki Kervansarayı görülmeye değer. Şekideki şimdiki durağımız  Şeki  Han sarayı.   Aleksandır Duma’nın  ifadesi  ile  “Kafkasların gözü  Şeki ise,  Şeki’nin göz bebeği Şeki han sarayı “ diyor.Bizde   dar ve  tarihi yollardan geçerek Şeki han sarayına geliyoruz.

* KAFKASLARIN  GÖZÜ ŞEKİ HAN SARAYINDAYIZ.

Şeki Hanlarının en görkemlisi ve ünlüsü Han Sarayı. 300 yıl öncesinin eseri. Kafkas dağlarının eteklerine, yeşillikler arasına inşa edilmiş, süslü, ahşap işçiliği muhteşem. Dışı olduğu kadar içi de süslü. İç mekan insanı adeta büyüler. Süslemeler genellikle hayvan ve bitki motiflerinden oluşuyor. Bazı duvarlarda savaş sahnelerine de rastlanır. İnsan burada kendini bir çiçek bahçesinde hisseder. Tavan işlemelerindeki zerafet ahşap işçiliğinin nadide bir örneği. 2 katlı Han sarayı demir çivi çakılmadan ve hiç bir yapay malzeme kullanılmadan ahşaptan yapılmış. Çiçek motifleri kök boyalarla süslenmiş. Bahçede yer alan Han çınarı en az han kadar eski.Han Sarayının ziyaretçileri çok. Her taraftan yoğun bir ziyaretçi akını var. Sarayın rehberi gelenlere hanla ilgili bilgiler veriyor.

 

* ŞEKİ  KERVANSARAYINDAYIZ

Han sarayında gezimizi  tamamlayıp,şimdide  Şeki kervansarayına gidiyoruz.. İpek yolu üzerinde yer alan bu Kervansaray bir anlamda dönemin uluslararası İpek ticaretinin yapıldığı bir merkez konumundaymış. Tarih boyunca birçok tüccar ürettikleri iplikleri satmak için kervansarayın içinde kurulan İpek Pazarına getirip satarmış. Bir zamanlar kervanların yurdu Şeki Kervansarayı, yakın bir geçmişte ressamlara mekan olmuş, onlara ilham kaynağı haline gelmiş.Şeki kervansarayı şimdi turistik amaçla kullanılıyor. Şeki şehrinin yakın bir gelecekte Turizm merkezi olması için çalışılıyor. Şeki şehrinden yaylalara teleferiklerle çıkılacağı söyleniyor. Şeki Kervansarayından Kafkas dağlarındaki yaylaları görebilirsiniz. Karşıda görülen Han yaylası. Zaten Şeki yaylalarıyla da ünlü.

 Şeki sokaklarında yürürken birden karşınıza hüzün dolu bir camii  çıkıyor. Ama bu cami yıkılmış. Gözleriniz yıktırılmış bir caminin yapayalnız kalan mahzun minaresine takılıp kalır. Tuğladan örülmüş bu sekiz köşeli minare cami ile birlikte 1880 yılında hayırsever bir Anadolu türkü tarafından yaptırılmış. Şeki’de Rus işgalinden önce 13 tarihi cami bulunuyormuş. Bu camilerin tamamı yıkılmış. Bütün camileri yakılıp yıkılan Şeki, 1990 yılından sonra yeniden doğrulmaya, düştüğü yerden yeniden kalkmaya başlamış. Şehrin girişinde sizi karşılayan Cuma mescidi, Türkiye’den gelen hayırseverler tarafından yaptırılmış. Şeki halkının huzur dünyası haline gelen bu caminin minaresi şehrin her taraftan görülsün diye göğe doğru biraz fazla çekilmiş. Cuma mescidinin zerafet örneği mihrabı görülmeye değer.

* HACI MURAD’IN MEZARINI ZİYARET EDİYORUZ..

Azerbaycan’ın Şeki şehrine gelip de Kafkas Dağlarına çıkmamak olur mu? Şeyh Şamil ve Hacı Murad’ın Ruslara karşı mücadele verdiği yerlere. Burası Ruslarla 150 yıl savaş yapılan bölgeler. Bu dağlar çetin savaşlara sahne oldu. Kafkas dağları yeşil mi yeşil, dumanlı puslu zirveler. Ünlü Rus yazar Dostoyeski’nin Hacı Murat Roman’ında anlattıklarına göre Ruslar Şeyh Şamil ve Hacı Murad’ı yakalamak için bu ormanları keserek yok etmişler.  Şeyh Şamil’in doğduğu köy buralarda. Hacı Murad’ın şehit edildiği yer ve mezarının bulunduğu mekan Kafkas dağlarında. Oraya ulaşmak için bir hayli zaman lazım. Çünkü Şeki şehrinden uzaklığı 100 kilometre. Ama gitmeye değer. Karlı Kafkas Dağlarından çağlayarak akan buz gibi sulardan içerek ve meşe ağaçları altında dinlenerek yorgunluk atabilirsiniz. Bu dağların arkası Dağıstan. Hacı Murad’ın mezarına toprak bir yoldan geçerek ulaşılır. Burası Ruh bölgesi olarak bilinir. Azerbaycan-Gürcistan yolu üzerinde bir mekan. Hacı Murad’ın mezarına götüren tabelalar asılmış.Yeşillikler arasında bir türbe. Asırlık meşe ağaçlarının altında yer alan mezarlıkta Hacı Murat yatıyor. Mezar taşında Osmanlıca bir yazı ve küçük bir resmi yer alıyor. Hacı Murad’ın hayatı ünlü yazarların romanlarında ve yüzlerce rivayette anlatılmış. Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat 19. yüzyıl başlarında Dağıstan’ın Hunzah bölgesinde dünyaya geldi. Çocuk yaşta Hunzah medresesinde eğitim aldı. Hiçbir zaman bir hedefe iki defa ateş etmediği söylenen Hacı Murat, daha genç yaşlarda at binmesi ve nişancılığı ile ün yapmaya başladı. Kafkas-Rus savaşlarında ismini duyurdu. Temirhan Şura’dan Doğu Gürcistan’daki Babaratmiskaya’ya kadar Rus kuvvetleri üstüne sayısız baskınlar düzenledi. Bir süre sonra Şeyh Şamil’in en cesur ve en başarılı yardımcısı olarak anılmaya başlandı. Hacı Murat, Şeyh Şamil’le birlikte Ruslara karşı yıllarca birlikte savaşmış. Bir müddet sonra anlaşmalı olarak Rusları içten fethetmek üzere birbirlerinden ayrılmış, Hacı Murat Ruslara sığınmış gibi görünüp Rusların askeri gücü hakkında şeyh şamile bilgi verdiği bilinmekte. Daha sonra Ruslardan kaçarak Kafkas dağlarında savaşmaya devam etti.  Hacı Murad 4 Nisan 1853 günü bu bölgede, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehit oldu. Bir rivayete göre ihbar ediliyor ve burada yakalanıyor. Şehit edildiği yer de burası. Ruslar, Hacı Murat’ın mezarına birçok kez saldırmış ve piknik tüpleri ile yok etmeye çalışmış. Burası Türk-İslam medeniyetinin bölgeye vurulmuş mührü gibidir. Acaba Hacı Murad, Şeyh Şamil ve Kafkas halkı, Rusları Kafkas dağlarında tutmasaydı, Ortadoğu ve Akdeniz Rus işgali altında kaç yıl inleyecekti? Kafkasya halkına insanlığın çok büyük vefa borcu var.Hacı Murad’ın ziyaretine gelenler onun şahsında Kafkas dağlarında şehit olan aziz şehitlerin ruhlarına Kuran’dan sureler ve fatihalar okuyarak ayrılıyor.

* ŞAİR BAHTİYAR VAHAP ZADE’NİN  DOĞDUĞU YER..

Şeki şehrine gelipte şair Bahtiyar Vahapzade’den bahsetmeden olur mu? Söz ustası, gönüller sultanı Dedem Korkud’un torunu Bahtiyar Vahabzade Şeki doğumlu. Yalnız Azerbaycan’ın değil, bütün Türk illerinin büyük şairlerinden olan Vahabzade; klasik ve yeni Azeri şiirinin mevcut bütün özelliklerini şiirinde toplayabilmiş, vatan, millet, aile, tabiat, dil, azatlık hasreti gibi temaları en güçlü en derin ifadelerini onun mısralarında bulmuş. Azerbaycan Türklerine karşı girişilen 19 Ocak Kırgını’na kayıtsız kalmayarak fikrini ve ıstıraplarını açıkça dile getirdiği; milletinin çocukları için döktüğü gözyaşlarını topladığı “Şehitler” adlı eseri, Bahtiyar Vahabzade’nin ölçüsüz vatan sevgisinin bir ifadesidir.

Şehitler bu toprağa, halka secde kıldılar

 Haksızlığın üstünden Hakk’a köprü saldılar

Vatanı sevmek için günahkar sayıldılar

Vatanı sevmek niçin günah olmuş ay Allah?

 

Kendim kaldım çırasız, bin çıraya yağ iken

Tepelere el açtım kendim yüce dağ iken

Çarem kendi kendimden bir yardım ummak ilen

Niçin bize yabancı penah olmuş ay Allah?

 

Ona umut bana zor fakat demek kime Hak

El ayağım zincirli, baş yumruklu, sine dağ

Yüz yetmiş yıl bu saziş bu birlik bu ittifak

Bir tarafı talaksız nikah olmuş ay Allah

 

Çeliğe muhtaç iken, yabancıya çeliğim

Bin mermiye tuş olan bir ceylanım, eliğim

Yabancının emrine ben boyun eğmeliyim

Niçin bana yabancı “Allah” olmuş, ay Allah

* ŞEKİDEN GENCEYE GİDİYORUZ..

Can  Azerbaycan’ın Hanlar şehri Şeki’den ayrılma vakti.   Genceli nizaminin memleketi ve anıt mezarının bulunduğu  Genceye gitmek üzere  Şeki’den yola çıkıyoruz.  Yeşil vadiler, sulu bölgeler   geçtikden  sonra bozkırların ortasından  geçen  yolumuz  bizi  Gence’ye  getiriyor. Yolda bize   yeşillikler, köyler, Eğri çay eşlik ediyor bize. Gence’de Nizami Gencevi’nin türbesi  bizi  karşılıyor. Burası 950 yıl önce bu şehirde yaşayan ünlü Türk şairi Genceli Nizami‘nin anıt mezarı ve müzesi. Azerbaycan’ın tanınmış şairi güller arasında yatıyor. 1140 yılında yaşamış Genceli Nizami, yazdığı divanı ve kitapları ile Türk kültürüne hizmet etmiş bir büyük şair. Peygamberimizi en güzel şekilde anlatan Genceli Nizami İran’la Azerbaycan arasında bir türlü paylaşılamıyor. Rusya, bu önemli Türk şairini İranlılara kaptırmamak için Muhteşem bir anıt ve abide yaptırmış. Türbeyi gezdiren Rehber Nizami Gencevi ile ilgili kısaca bilgi veriyor. Azerbaycan halkının büyük şair ve alimi Nizami Gencevi, dünya edebiyatının Ömer Hayyam, Homeros, Shakespeare, Dante ve Puşkin gibi büyük kalem ustalarından birisi. Nizami’nin Hamse’si (Beşlik) ve bu Hamse’ye dahil olan eserler kendisinden sonra Fuzuli gibi birçok ünlü şair tarafından taklit edilmiş. İşte yazdığı şiirlerden biri;

Dünyanın damarını kim tutsa Isa gibi,

Insaf ve adalet ile olur dünya hakimi,

Dünyaya fatih olmaz zulüm ile rezalet,

Yer yüzünün fatihi adalettir, adalet!

 

Dünya bir tarladır dikkatle baksak

Herkes birbirine çiftçidir ancak

Dost ona derler sır saklar perde tutar

Düşman rüzgar gibi her zaman perde yırtar.

 

Azeri rehber gelen ziyaretçilere Genceli Nizami’den beyitler okuyor ve onları heyecanlandırıyor. Rehber, Genceli Nizami ile ilgili Azerbaycan’ın piri, şairler şeyhi ve medari iftiharı gibi cümleler kullanırken kendinden geçiyor.5 önemli eseri olan Genceli Nizami, başta divan-ı olmak üzere kitaplarını son baharda, sararmış yaprakları dökülen Çınar ağacının altında yazarmış. Bu durum işte böyle heykelleştirilmiş. Türbenin etrafına onun eserlerinden esinlenerek heykeller dikilmiş. Başta Ferhatla-Şirin, Leyla ile Mecnun, İskendername gibi ünlü kitapları olan Genceli Nizami’ye Sovyet Rusya çok önem vermiş. Anıtın duvarlarında farsça beyitlerle süslü yazılar yazılmış. Çiçek ve güllerle çevrili müze ve mezarı görülmeye değer.

* AZERBAYCAN KÜLTÜR ADAMLARINA BÜYK ÖNEM VERMİŞ.

Azerbaycan Türkleri, yazar ve şairlerine sahip çıkmış. Özellikle Bakü Tiyatro binasının duvarlarını onların büstleriyle süslemiş. İşte Cafer Cabbarlı. Azerbaycan tiyatrolarının büyük öncülerinden. İşte Azerbaycan Türkçesinin büyük şairlerinden biri; Celil Memmet Gülizade. Azerbaycan mizahının ruhu Mirza Feteli Ahundov ve işte Nesimi. Azerbaycan Türkleri baskı dönemlerinde kendi edip ve şairlerine sahip çıkarak onları yaşatmış. Türk asıllı Şair Fuzuli Azerbaycan kültür hayatında önemli bir yere sahip. O hayatı boyunca Azerbaycan’a gitmedi ama şairin güzel Türkçesi Azerbaycan’da hep bir bayrak gibi dalgalandı. Azeriler onun adını bir meydana vermiş. Fuzuli meydanında Azerbaycan milli tiyatrosu yanında yer alan bir apartmanın duvarını şairin beyitleri süslüyor. Azerbaycan halk şairleri Fuzulinin türküleşen şiirlerini yüreklerinin sesiyle çalıp söyleyerek onları geniş halk kitlelerine yaymışlar. Bu sayede bir devrin ve bir milletin yok olup gitmesine izin vermemişler. Azerbaycan Türkçesi birazda Fuzulinin coşkun şiirleriyle varlığını korumuş. Azeri edebiyatı ve musikisi gönülleri coşturan, bazen de hüzünlendiren güzel bir sanat. Türk aydınının kardeş Azerbaycan edebiyatı ve musikisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması kültür ve medeniyet tarihimiz açısından gerçekten üzücü.

* GENCEYİ GEZİYORUZ..

Genceli Nizami’nin müze ve türbesini ziyaret  ettikten  sonra,   güzelliklerle dolu Gence şehir merkezini geziyoruz. Gence, Azerbaycan’ın ikinci önemli şehri. Gence şehri adeta çöl ortasında bir vaha gibi. Ermenistan sınırına yakın olan Gence, hem Türkiye hem de Azerbaycan için önemli bir şehir. 1918 yılında Rus destekli Ermeniler önce Gence’ye saldırmışlar. Şehirde taş üstüne taş bırakmamışlar. Bugün yüz binlerce Azerinin yaşadığı bu kent Azerbaycan’ın önemli bir fabrikasını barındırıyor. Şehir girişinde yer alan Alüminyum Fabrikası. Burası Kafkasların en büyük fabrikası olarak kabul ediliyor. Gence’de Ruslar kalma binalara rastlarsınız. İşte bunlardan birisi Vilayet binası. Yeşillikler içindeki binanın mimarı yapısı gelen ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.Çınar ağaçları ile çevrilmiş bölgede gezinize devam ederken Osmanlılar tarafından yapılan muhteşem bir cami ve külliyeyle karşılaşırsınız. 1588-1735 yılları arasında Osmanlı yönetiminde kalan Gence, Osmanlının 7 sancak merkezinden birisiydi. Bu bölgede Osmanlılardan geriye kalan tek tarihi eseri budur. Gence’de yer alan bu uzun caddeye Azeriler Atatürk adını vermişler. Caddenin girişine de Atatürk heykeli dikmişler ve Türk bayrağı ile süslemişler. Türk İşadamları Gence’deki türbeleri restore etmiş.

 

* BAKÜ, TİFLİS VE  CEYHAN  PETROL HATTI  DOSTLUK KÖPRÜSÜ…

1991 yılından sonra siyasi istikrara kavuşan Azerbaycan, büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirmiş. Çok uluslu şirketler her sahada yatırımlar yapıyor. Bakü-Ceyhan Boru hattı , Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye   ile  dostluk köprüsü  kurmuş. Bakü-Ceyhan boru hattı, günde 1 milyon varil yılda ise 50 milyon ton petrol taşıyor. Azerbaycan topraklarından başlayıp, Gürcistan topraklarından geçerek Türkiye topraklarında Ceyhan’a kadar ulaşan Boru hatı sadece petrol  değil  doğalgazıda getiriyor. Petrol ve Doğal gaz hattı  üç ülke arasında dostluğuda  güçlendiriyor.Azerbaycan’ın tüm şehirlerinde büyük bir kalkınma hamlesi görülüyor. Yollar genişletilip asfaltlanıyor. Alt yapı kalkınma hamlesi başlamış. Kominist dönemden kalan binalar yıkılıp yerine yenileri yapılıyor, mevcut birçok bina düzenli hale getirilmiş. İnşaat sektörü Azerbaycan’da hızla gelişiyor. Bakü’de plazalar ve gökdelenler yapılıyor. Birçok Türk inşaat firması Azerbaycan’a dev binalar yapıp konut ve işyeri satıyor. İnşaat sektöründeki hareketlilik Azerbaycan’daki ekonomik gelişmeyi gösteriyor.

* İKİ DEVLET BİR MİLLET…

Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in ifadesi ile Azerbaycan ile Türkiye tam bir birlik içinde. İki devlet bir millet olma yolunda hızla ilerliyor. Azerbaycan, Türk cumhuriyetleri içerisinde milli kimliklerini her türlü zor şarta rağmen ayakta tutmayı başaranların en başında gelir. İnanç ve milli kültür açısından her şeyin yasak olduğu dönemde bile Nizami’den Nesimi’den ve Fuzuli’den aldıkları feyz ve ilhamı bugünlere taşımışlar, milli kimliğin korunmasında şiir, folklor, resim ve müzik en önemli unsur olarak kendisini korumuş. Azerbaycan Dünya enerji merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Yakın bir gelecekte bu ülke Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük enerji merkezi olacak. Oğuz boylarının binlerce yıllık vatanı Azerbaycan’da evlerde sokaklarda meydanlarda konuşulan dil musiki yüklü güzel bir Türkçe. Bu bakımdan Azerbaycan’da kulağınıza en çok bizim sanatçılarımızın şarkıları gelir. Halk Türkiye türkülerini ve şarkılarını büyük bir zevkle dinliyor. Azerbaycan bayrağındaki mavi Türklüğü, yeşil İslamiyeti, kırmızı çağdaşlaşmayı temsil ediyor. Bu bayrak artık Azerbaycan semalarında dalgalanıyor. Mehmet Emin Resulzade ne güzel söylemiş “bir kere yükselen bayrak bir daha inmez Azerbaycan bayrağı artık hiç inmeyecek” Can Azerbaycan’a veda vakti geldi.Azerbaycana veda ederken   gözümüz ve gönlümüz bu  ata yudunda kaldı.  Asya coğrafyası  Türkistan’dan    Anadolu’ya geçişin köprü başı olan Azerbaycan, Türkiye’de yaşayan kardeşleri ile gönül birliği kurmak için kucak açmış. Can Azerbaycan’ın davetine ne zaman icabet edeceksiniz?

Yörüklerden Vali’ye Sığırlık ziyareti

Gebze bölgesinin tarihi kültür değerlerinden birisi Denizli köyü arkasında sığırlık merasında ki Yörük Kültürü. Gebze bölgesine ilk kez 700 yıl önce Sığırlık Merası’nda ki Yörükler gelip yerleşmişler, Gebze bölgesinin kalkınmasına büyük katkı sunmuşlardı.

Sayıları her geçen gün giderek azalan Yörükler tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye’de yaz kış dağda yaşayan tek Yörük göçü Gebze sığırlık merasında bulunuyor. Sığırlık’da ki bu Yörükler Orman Bakanlığı’nın baskısıyla çıkartılmak isteniyor. Konuyla ilgili bir çok yazı kaleme aldık.

Olaya duyarlılık gösteren Kocaeli Kent Konseyi Başkanı değerli dostum Dr. İbrahim Kahraman bey Kocaeli Valisi sayın Ercan Topaca’dan Yörükler derneği başkanıyla randevu aldılar. Görüşmeye benim de katılmamı istiyorlar. Ancak ben belgesel çekimi için yurt dışında olacağımdan katılamıyorum.

Temenni ediyorum sayın valimiz konuyla yakından ilgilenir, Kocaeli Kent Konseyi’nin girişimiyle Gebze Sığırlık merasında ki Yörüklere sahip çıkılır, buranın Yörük Obası haline getirerek Yörüklük kültürünün bölgemizde yaşatılması   sağlanır, bu konuda  daha önce bir çok yazı kaleme aldım. O yazılarımın bir bölümünü sizinle paylaşıyorum.

SIĞIRLIK’TAKİ YÖRÜKLERE DEVLET BASKISI

 Gebze Denizli Köyü sığırlık merasında 550 yıldır yaşayan ve bizzat Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yerleştirilen sığırlık merasındaki yörükler Su ve Orman Bakanlığı’nın büyük baskısı altında.Sığırlık merasındaki yörükleri buradan çıkarmak için mahkemeye verilen yörükler ölüm-kalım mücadelesi veriyorlar. 550 yıldır burada hayvancılık yapan yaz-kış sığırlık merasında bulunan yörüklerle ilgili 30 yıldır araştırma yapan, bilgi ve belge toplayan gazeteci ve belgeselci olarak yörüklerin buradan çıkartılması için çalışmalar yaşanırken çok önemli bilgi ve belgelere de ulaşmış durumdayız. Türkiye’de sadece yaz ve kış Gebze sığırlık merasında yaşayan yörüklerin korunması için Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün, Kocaeli Valisi Ercan Topaca ve Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile özel olarak görüşüp durumlarını kendilerine intikal ettirmiş, Milletvekili Zeki Aygün ile Büyükşehirin Körfez kontrolü yapan uçağı ile sığırlık merası üzerinde uçuş yaparak milletvekilini bilgilendirmiştik. Sığırlık merasındaki yörüklere yönelik baskılar yeniden artarken 3. Boğaz köprüsünün bağlantı yollarının bölgeye yakın yerlerden geçiyor olması rantçılarında dikkatini sığırlık merası üzerine çekerek bölgede Taş Ocağı açmak ve rüzgar enerji santralleri kurma bahanesiyle rantçılar bölgeyi ele geçirmek için siyasileride devreye sokması bölge üzerindeki oyunun vahametini gösteriyor. Konuyla ilgili araştırma yazılarımızı ve TV programlarımızı sürdürürken olayı araştırmak ve yörükler üzerindeki baskıyı durdurmak için Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül’e dilekçe yazarak Devlet Denetleme Kurumu’nun bölgede inceleme yapmasını ve Kültür bakanlığı Müsteşarlığı da yapan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen’in bölgede araştırma yapmasını kamuoyu adına istedik. Cumhurbaşkanı´na sığırlık merasıyla ilgili paylaştığımız yazıyı sizlerle paylaşıyorum.

Cumhurbaşkanlığı Makamı’na

                                                                                                                               Ankara

Konu: Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün Gebze’de Fatih Sultan Mehmed tarafından yerleştirilen yörüklere sahip çıkması hakkında.

Türkiye’nin sanayi kentlerinden birisi olan Kocaeli’nin Gebze ilçesi, kültür tarihimizinde merkezi konumundadır. Osmanlı döneminde Palekanon savaşı olarak bilinen savaş Gebze bölgesinde yapılmış, İstanbul’un fethi kuşatmalarında Gebze askeri ve lojistik merkez olarak kullanılmış. Bu çerçevede gerek sultan Orhan Gazi ve gerekse Fatih Sultan Mehmed Han Gebze bölgesinde Yörük ve Manav Türkmen köyleri oluşturarak askeri karargah merkezi olan Çayırova Hünkar bölgesindeki askerlerin ihtiyaçlarını karşılatmıştır.

Adı bizzat Fatih Sultan Mehmed han tarafından konan Gebze’nin sığırlık merasından Fatih Sultan Mehmet tarafından yerleştirilen yörükler mevcudiyetlerini halen korumaktalar. Ancak son 30 yılda yaz/kış sığırlık merasında çadırlarda yaşayan yörükler gerek Orman bakanlığı ve gerekse bölgenin bir kısmının askeri alan ilan edilmesi yüzünden bölgeden uzaklaştırılmıştı.Yörüklerin sayıları giderek burada azalmıştır.

Kurtköy havalimanın hava trafiğine açılmasından dolayı bölge askeri top atışları sahasından çıkartılmış, Orman bakanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığı bölge üzerinde halen mahkemelik konumundadır.

3. Boğaz köprüsünün güzergahının bölgeye yakın yerlerden geçiyor olması rantçıların dikkatini bölge üzerinde yoğunlaştırmıştır. Çeşitli bahanelerle bizzat Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan sığırlık bölgesindeki yörükler alanı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Halen Sığırlık merasında yaz-kış yaşayan çok az sayıda Yörük Su ve Orman Bakanlığı’nın baskısı sonucu çıkartılmaya çalışılmakta, hatta Orman bölge Müdürlüğü tarafından mahkemeye verilerek 550 yıllık Yörük varlığı mahkeme ile yok edilmek istenmektedir.

Bu konuda Gebze bölgesinde 35 yıllık gazetecilik yapan dünyanın 75 ülkesinde Devr-i Alem belgesel programları çekerek tarih ve kültür belgeselciliği yapan araştırmacı-gazeteci ve belgesel yönetmeni olarak sığırlık merasındaki yörük kültürünün yaşatılması için bugüne kadar bir çok araştırma yazısı ve belgesel TV programları çekerek yetkili ve ilgililerin dikkatini çekmeye çalıştım. Ve halen de çalışmaya devam ediyoruz.

Devletimizin en yüksek temsilcisi olan özellikle kültür ve tarihi değerlere büyük önem veren siz değerli Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül beyefendiden Fatih Sultan Mehmed’in çok özel hatırası olan Gebze sığırlık bölgesindeki yörüklerin burada korunması, Kültür Bakanlığı´nın desteği ile yerli ve yabancı turizme açılacak bir yörük obasının kurulması, Devlet Denetleme Kurulu başta olmak üzere ilgili ve yetkililerin bölgedeki rant vurgunun önlemesi için inceleme ve araştırma yapmasını Gebze kamuoyu ve özellikle Gebze sığırlık merasındaki yörükler adına istiyor ve arzu ediyoruz.

Kendiside önemli bir kültür adamı olan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterimiz sayın Mustafa İsen beyin özellikle Gebze sığırlık merasındaki yüreklere sahip çıkılmasıyla ilgili özel çalışma ve araştırma yapmak üzere sayın Genel Sekreter Mustafa İsen beyin inceleme yapmak üzere bölgeye gelmesini arzu etmekteyiz.

Sayın Cumhurbaşkanım, Gebze İstanbul’un fethinden sonra 1454 yılında bizzat Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 150 akçelik kaza merkezi yapılmıştı.3 Mayıs 1481’de Fatih Sultan Mehmed Han Gebze’de Hünkar Çayırı’nda vefat etmişti. Gerek İstanbul’un fethi ve gerekse Fatih’in ebedi aleme öç ettiği yer olan Gebze’de Fatih’ten kalma yaşayan tek hatıra olan Türkiye’de de sadece Gebze sığırlık merasında yaz-kış yaşamakta olan yörüklere sahip çıkılması noktasında Türkiye Cumhuriyeti devleti ilgi ve yetkili kurumlarına bizzat yüksek makamınız tarafından talimat verilmesini emir ve müsaadelerinize arz ediyor, başarı dileklerimizle saygılar sunuyoruz.

ALMANYA’DAN ARAYAN GEBZELİ YÖRÜK’ÜN FERYADI

Dilovası köylerinde ki koyun ağılları ve Sığırlık merasında ki Yörüklerle ilgili ağustos ayında yazdığımız yazı büyük yankı yapmaya devam ediyor. Sığırlık merasında 500 yıldan beri hayat mücadelesi veren Yörüklerin buradan fidan dikme bahanesiyle çıkarılacak olmasını kamuoyu gündemine getirmiştik. Milletvekilleri ve Vali konuyla yakından ilgilenmişti. Soruşturmalar, araştırmalar yapıldı ancak fazla bir sonuç yok. Yörükler buradan çıkartılmaya çalışılıyor.

Köseler ve Tepeköy’ün arkasında binlerce dönüm Orman alanına taş ocağı ruhsatı veren devletin, Yörüklere ve koyun ağıllarına sahip çıkmaması hem büyük ayıp hem de büyük haksızlık. Bu durum devlete ve devlet adamlarına hiç yakışmıyor. Konuyu biz ısrarla gündemde tutmaya ve önümüzde ki dönem de TV ekranlarına getirmeye devam edeceğiz.

İSMAİL KARDAŞ’IN ALMANYA’DAN FERYADI

Önceki gün gazetemizin telefonla Almanya’nın Hamburg kentinden İsmail Kardaş adlı, bir okurumuz aradı. Okurumuz adeta feryat ediyordu. Sığırlık merasında ki Yörüklerden birisi. Sığırlık merasında hala yaz-kış burada yaşayan 10 civarında Yörük ailesi yaşıyor. Bu Yörükler buradan değişik bahanelerle çıkartılmak istendiğini söyleyen İsmail bey, devlet buraya sahip çıkmalı. Ve buralar bir büyük kültür, Yörük medeniyetini korumaya çalışan bizler bir geleneği yaşatıyoruz. Devlet Yörük geleneğine sahip çıkmalı, bizi fidan dikme bahanesiyle buradan çıkartmamalı.” Diyordu.

DİLOVASI KÖYLERİNİN PEŞİRAN HALİ

Daha önce bu köşede yazdığım yazıda Dilovası köylerinde ki acı durumu dile getirmiştim. Dilovası’nda ki Çerkeşli, Köseler, Demirciler ve Tepeköy, ranta kurban gidiyor. Devlet bu köylere sahip çıkmalı. Bu köylerde yaşayan ve hayatlarını çiftçilikle idame ettiren çiftçiler, koyun sürüsü sahipleri ve Sığırlık merasında yüzyıllardan beri yaşayan Yörükleri korumalı. Bu konuda yazdığım yazıyı sizlerle paylaşıyorum.

GEBZE’NİN MEŞHUR KOYUN SÜRÜLERİ DE KORUNACAK

Gebze 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han zamanında kaza merkezi haline getirilerek Üsküdar’dan Derince’ye kadar bir çok köy kurularak  Gebze’ye bağlanmıştı . bu köylerde İstanbul saraylarının ve Osmanlı ordusunun  sebze, meyve, et, süt ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için  özel teşvikler verilmişti. Gebze Bölgesini koyun yoğurdu ve meşhur kuzu dolmaları çok ilgi çekiyordu. Bugün Gebze’nin tanınmış Başaran ailesinin büyük çapta koyun sürüleri vardı. 10 binlerce küçükbaş hayvan Gebze Köylerinde barınıyordu. Adı üzerinde Köseler köyü yakınındaki Sığırlık merasında Yörük aileleri çadırlarda hayvancılık yapıyorlardı. Hayvancılık bugün bölgemizde yok denilecek kadar az. Sadece bölgemizde değil Türkiye’de de hayvancılık yapmıyoruz. Bugün Türkiye kurban bayramında hayvan ithal eder ve et ithal eder duruma geldik.

Devlet hayvancılığı ciddi şekilde teşvik etmeye başladı. Ancak bu kez de kredi üçkağıtçıları türemeye başladı.  Bugün Gebze köylerinde koyun sürülerini devam ettirmek isteyen hayvancılık yapan aileler ve Sığırlık merasında hayvancılık yapan Yörüklere karşı yıldırma ve yok etme operasyonu başlatıldı. Bir taraftan sözde bazı organize sanayiciler, diğer taraftan askeriye devlet olarak koruyup ve koruması altına alması gereken koyun sürüsü sahipleri ve Yörüklerin bölgeden çıkartılması için ne gerekiyorsa yapılıyor.   Orman İşletme Şefliği sürü sahiplerini mahkemeye vermiş durumda.

KOYUN SÜRÜSÜ SÜHİPLERİ EYLEM YAPACAKLAR

Bu önemli olayı Vali Bey’in gündemine getirip Yörüklerin ve koyun sürüsü sahiplerinin korunmasını istedik.  Orman Bölge Müdürü Hasan Türkyılmaz Bey de konu ile ilgileneceğini söyledi. Gebze Orman Şefliği Yetkililerimiz de konuya çok duyarlılar. Gerçekten hayvancılık bölgemizde korunmalı.  Taş ocakçılarına ve arsa rantı için kurulan sanayicilere gösterilen müsamaha 600 yıldır buralarda hayvancılık yapan köylülere de gösterilmeli.

Kendileriyle görüştüğümüz bir çok sürü sahibi sorunlarının çözülmemesi halinde bir çok eylem yapacaklarını, koyun sürüleriyle Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık makamına gideceklerini söylüyorlar.    (12 Ağustos 2011)

VALİ, SÜRÜ SAHİPLERİNE SAHİP ÇIKTI

Araştırmacı gazetecilik ve belgeselcilikte fikri takip esastır. Yazdığınız haberi ve yayınladığınız belgesel programı sonuna kadar takip etmeniz gerekir.30 yıllık gazetecilik ve belgeselcilik hayatımızda 30 yıl önceki heyecanımızı hiç elden bırakmadık. Her gün mesleğe yeni başlayan bir muhabir heyecanı ile özel haberler hazırlamak ve farklı belgeseller çekmek için çaba sarfediyoruz.

Devr-i Alem TV belgesel programı çekimlerimiz ve Gazetemizin dün ve önceki günkü sayılarında gündeme getirdiğimiz köydeki sürü sahiplerinin sorunları, Sığırlık merasında 400 yıldır hayatlarını sürdüren Yörükler, tarihi mezarlıkların defineciler tarafından talan edilmesi ve mezarlıkların bakımsızlıklarıyla ilgili Vali Ercan Topaca ile de görüştük.

Önceki gün de Orman Bölge Müdürü Hasan Türkyılmaz’a konuyu iletmiş ve gazetemizin haberlerini kendisine vermiştik. Ayrıca Gebze Bölgesi Orman Şefliği yetkilileriyle de bire bir görüşme yapmıştık. Gebze Orman İşletme yetkilileri Cuma Köy, Kadıllı ve Ovacık mezarlıklarına sahip çıkarak bu mezarlıkları köylülerle birlikte bakımlı hale getirdiklerini açıkladılar. Gebze Orman İşletme Şefi Ahmet Öztürk Bey’e  gerçekten teşekkür borcumuz var

VALİ ARAŞTIRMA YAPACAK

Tarihi mezarlıklarımızın perişan hali defneciler tarafından mezarlıkların sökülüp , insan kemiklerini rastgele atılması vicdanları sızlatmakta. Dünkü haberimiz üzerine bir çok okurdan telefon aldık. Bu acı olayı gündeme getirdiğimiz için teşekkür ediyorlar. Teşekkür yetmez. Aslında okurlarımızda ilgili ve yetkeli kişileri aramalılar.

Biz konuyu önceki akşam Dilovası Organize Sanayi Bölgesi’nin verdiği iftarda Vali Ercan Topaca’ya ilettik. Çevreye duyarlılığı, tarih ve kültür eserlerine karşı ilgisiyle tanıdığımız Vali Ercan Topaca Bey konu ile ilgileneceğini, Jandarmaya gerekli talimatları vererek  defne avcılarıyla ilgili daha sıkı bir takibat başlatılacağını, tarihi mezarlıkların korunması için de Büyükşehir ile işbirliği yapılarak özel çalışmanın başlatılacağının müjdesini verdi.

Sadece Gebze bölgesinde 700 yıllık tarihi mezarlıklar var. Bu mezarlıklarımızdaki bir çok tarihi taşlar söküldü veyahut da defne avcılarına kurban gitti. Mezar taşları tarihi tapu senedi. Bugün Gebze İnönü Çamlık parkı Eyüp Sultan Mezarlığı gibi mezarlıktı. Başta Mehmet Üstündağ olmak üzere bu mezarlıklar sökülüp talan edildi. Kemikler kepçelerle düzletildi. Tarihi mezar taşları da kırılıp duvarlarda kullanıldı.

Biz mezarlıktan geriye kalan 130 civarındaki taşın o yıllarda Belediye Mezarlıklar Müdürlüğü yapan Hasan Payyu ile birlikte eski mezarlıktan toplayarak yeni mezarlıkta sergilenmesine vesile olduk. Bugün bu mezar taşları yeni mezarlık girişinde manevi tapu senedi gibi duruyor.

Başta Valilik, Büyükşehir Belediyesi, müftülükler, Orman İşletme Şeflikleri, köy muhtarları ve imamlar ciddi bir seferberlik başlatarak, başta tarihi mezarlıklar olmak üzeri, bölgemizdeki  tarihi ve manevi değere sahip olan eserleri koruyup gelecek kuşaklara miras bırakmalıyız. Vali Ercan Topaca ve Orman Bölge Müdürü’ne tarihi mezarlıklara karşı gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ediyorum.

GEBZE’NİN MEŞHUR KOYUN SÜRÜLERİ DE KORUNACAK

Gebze 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han zamanında kaza merkezi haline getirilerek Üsküdar’dan Derince’ye kadar bir çok köy kurularak  Gebze’ye bağlanmıştı . bu köylerde İstanbul saraylarının ve Osmanlı ordusunun  sebze, meyve, et, süt ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için  özel teşvikler verilmişti. Gebze Bölgesini koyun yoğurdu ve meşhur kuzu dolmaları çok ilgi çekiyordu. Bugün Gebze’nin tanınmış Başaran ailesinin büyük çapta koyun sürüleri vardı. 10 binlerce küçükbaş hayvan Gebze Köylerinde barınıyordu. Adı üzerinde Köseler köyü yakınındaki Sığırlık merasında Yörük aileleri çadırlarda hayvancılık yapıyorlardı. Hayvancılık bugün bölgemizde yok denilecek kadar az. Sadece bölgemizde değil Türkiye’de de hayvancılık yapmıyoruz. Bugün Türkiye kurban bayramında hayvan ithal eder ve et ithal eder duruma geldik.

Devlet hayvancılığı ciddi şekilde teşvik etmeye başladı. Ancak bu kez de kredi üçkağıtçıları türemeye başladı.  Bugün Gebze köylerinde koyun sürülerini devam ettirmek isteyen hayvancılık yapan aileler ve Sığırlık merasında hayvancılık yapan Yörüklere karşı yıldırma ve yok etme operasyonu başlatıldı. Bir taraftan sözde bazı organize sanayiciler, diğer taraftan askeriye devlet olarak koruyup ve koruması altına alması gereken koyun sürüsü sahipleri ve Yörüklerin bölgeden çıkartılması için ne gerekiyorsa yapılıyor.   Orman İşletme Şefliği sürü sahiplerini mahkemeye vermiş durumda.

KOYUN SÜRÜSÜ SAHİPLERİ EYLEM YAPACAKLAR

Bu önemli olayı Vali Bey’in gündemine getirip Yörüklerin ve koyun sürüsü sahiplerinin korunmasını istedik.  Orman Bölge Müdürü Hasan Türkyılmaz Bey de konu ile ilgileneceğini söyledi. Gebze Orman Şefliği Yetkililerimiz de konuya çok duyarlılar. Gerçekten hayvancılık bölgemizde korunmalı.  Taş ocakçılarına ve arsa rantı için kurulan sanayicilere gösterilen müsamaha 600 yıldır buralarda hayvancılık yapan köylülere de gösterilmeli.

Kendileriyle görüştüğümüz bir çok sürü sahibi sorunlarının çözülmemesi halinde bir çok eylem yapacaklarını, koyun sürüleriyle Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık makamına gideceklerini söylüyorlar. Biz de gazete olarak konuyu milletvekilleri aracılığı ile TBMM’ye soru önergesi olarak verdirmek istiyoruz. İnşallah sorun bu noktalara gelmeden Orman Bölge müdürümüz Sayın Hasan Türkyılmaz ve Valimiz Sayın Ercan Topaca tarafından çözülür.

KÖYLER RANTA KURBAN GİDİYOR ( 01 Temmuz 2011)

İsmail Kahraman’ın kalemi, Sercan Atalay’ın objektif ve kamerasından Gebze Köyleri’nde Devr-i Alem

Gebze’nin 700 yıllık tarihi köyleri rantçıların ilgi odağı oldu.Devlet tarımı köylerde desteklerken rantçılar Gebze köylerinde vurgun ve talan yapmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Köylü bu duruma tepkili.

İski Su havzasında ki Ovacık, Mudarlı, Cumaköy ve Kadıllı köylerine 11 firma taş ocağı açmak için Enerji Bakanlığı’ndan arama izni çıkardı. Köylerin hayat damarları olan su kaynaklarını ele geçirmek için başka bir firma ise bu köylerde 100 bin dönüm alan üzerinde su arama ruhsatı çıkardı. Çiftçilere baraka yapma izni vermeyen belediyeler köylerde ki çarpık yapılaşma ve villacılara göz yumması tepkilere neden oluyor.

GAZETEMİZ ARAŞTIRDI

Gazetemiz, önceki gün İl Özel İdaresi’nin desteği ile yapılan seraların teslim töreninden sonra 700 yıllık geçmişi olan, 147 hane 700 nüfusa sahip Gebze’nin Ovacık köyünde araştırmalarda bulundu. Kadıllı, Mudarlı ve Cumaköy’de de incelemeler yayap gazetemiz köylülüren dertlerini dinlerken, köylü rantçılar yüzünden perişan durumda. Gebze köyleri yok olmaya yüz tutmuş durumda. Ovacık köyünde sorunları dinlemek için köy muhtarı Ziya Güler ile görüştük. Sorunları ve köyünü anlatan Güler, “Köyümüz, ormanlarımızdan çıkan nefis, leziz ve meşhur Ovacık suyunun sahibidir. Burada işletme tesisleri kurulmuş olup, 20-25 hane geçimini bu işletmeden kazanmaktadır.Ormanlarımızda Avrupa ralli şampiyonaları yapılmaktadır. Ovacık köyümüz Formula 1’e çok yakın olmakla beraber, İstanbul Sabiha Gökçen’e 15, Gebze ilçemize ise 20 dakika uzaklıktadır.

GÖZLERİNİ KÖYE DİKTİLER

Köyün sorunlarını anlatan Muhtar Güler,“ Bölgemizde sanayi çok yoğun. Sanayinin bu kadar çok olduğu bir bölgede sadece Karadenizin kuzey kesimi olan Ovacık köyünde ki ve çevre köylerde ki ormanların Gebze ilçemizin akciğeridir. Dolayısıyla bu akciğerlerimizde birilerinin gözü bulunmaktadır. Özellikle taşocaklarının bu bölgeden çok talepleri var. Biz buraları nasıl birlikte güzelleştirebilir gayreti içerisinde olabiliriz diye birlik olmamız gerekirken taşocaklarını nasıl buraya sokmayabilirizin mücadelesini vermekteyiz. Birileri, belli yerlerden güzelim, yeşilim alanlarda yüzlerce,  binlerce dönüm arazilere taşocağı ruhsatı alıyorlar. Biz bu durumdan çok rahatsızız. Karadeniz ve Marmara denizine çok yakın olan köyümüzde bu tür girişimlerin engellenmesi ve köyümüzün bu değerlerinin yok edilmemesini büyüklerimizden ve yetkili mercilerden rica ediyoruz.”dedi.

SU SORUNU

Ovacık köyünün önemli bir başka sorununa dikkat çeken muhtar Güler şöyle konuştu:“Tarih boyunca insanlarımızın kendi imkanlarla getirdikleri, umuma açık ve yoldan gelip geçenlerin çeşmelerden içtikleri suların birilerinin minarelli su ruhsatı adı altında sadece 3 köyümüzü kapsayacak 10 bin hektara yakın araziyi satın alıyorlar. Köylülerimizin bu konuda da eli kolu bağlı. Biz bu bölgeyi çok iyi bildiğine inandığımız bir İstanbullu olan sayın başbakanımızdan ve milletvekillerimizden ormanlarımızın ve su kaynaklarımızın birilerine verilemesini istiyoruz.Bölgemiz değerlerinin İstanbul’a çok yakın olmasından dolayı hem İstanbul’un yararına hem de halkımızın yararına olduğun tamamen halka açık olmasını istiyoruz.”

ÇİFTÇİYLE KONUŞTUK

Köylünün dertleriyle ilgili bir de çiftçimizle görüştük. Ovacık köyünde tek geçim kaynakları biber, patlıcan, salatalık, karpuz ekip yetiştirmek olan İsmet bey burada çok mağdur olduklarını belirterek şunları dile getirdi:“Köy dışından insanlar buraya gelip, buralarda villa yapıyor, fabrika yapıyor.Bu duruma İski ve belediye ses çıkarmadıkları gibi aynı zamanda ruhsat vermektedir. Köylü ve çitçi olarak biz ise burada alın teri döküyoruz, çalışıyoruz, çabalıyoruz.Burada kalırken çocuklarımızla başımızı sokacak küçük bir kulübe veya baraka yapmak istediğimizde ise İski ve belediye karşı çıkarak ya yasaklıyorlar yada ceza kesmeye çalışıyorlar.”dedi.

90’LIK ŞÜKRÜ AMCADAN OVACIK

Ovacık köy meydanında güzelim çınar ağacının altında, hayatın bütün yorgunluğunu yüzündendeki çizgilerden görebildiğimiz ama 90 yaşına rağmen hala gazete okuyabilen Şükrü amca ile Ovacık’ta zamana tatlı bir yolculuk yaptık. Şükrü amcanın deyimiyle o zaman ki Ovacık yani tam  80 yıl öncesinde çoponun içinde bir yermiş.Burada büyüyüp, yetiştiğini ifade eden Şükrü amca reçberlik yaptığını ve  İstanbul’un Kadıköy, Üsküdar, Tophane semtlerine giderek kömür boşaltıp sattığını bizlere belirtiyor.Hayvancılığın sonrada Ovacık’a geldiğini söyleyen Şükrü amca meşhur Ovacık suyunun eskiden olduğu gibi şimdide asıl ismiyle Fokukan dere, Gökdağ’dan kendilerinin ve hayvanlarının  su ihtiyacını karşılmak için Ovacık merkeze getirdiklerini söylüyor.Kendisinin bugün olduğunu yarın olmayacağını söyleyen Şükrü amca artık buralarda minarelli su fabrikalarının yapıldığını, her tarafın taş ocakları ile dolduğunu, bunu da istemediklerini ve bu girişimlerinde bu topraklara ihanet olacağını söylüyor.

SERA TESLİMİNDE NE DEDİLER?

Öte yandan Seraların teslim töreninde protokolün de görüşlerini aldık. Vali yardımcısından belediye Başkanı, İl Genel meclisi Başkanı’ndan köylüye kadar bakın kim ne dedi?

ADNAN KÖŞKER: Bugün İl Tarım Müdürlüğü,   İl Özel  idaresi ve Valiliğin girişimleri ile köylümüze sera malzemesi desteği ve yardımı programı için burada bulunmaktayız. Ben aslında tarıma uzak kişi değilim ama burada tarım ile iç içeyiz. Kocaeli’nin pek bilinmeyen bir özelliği de üzüm, kiraz, enginar gibi envai çeşit tarım ürünlerinin eskiden beri bu topraklarda yetişmektedir. Bu bölge önemli bir yer. Seracılıkta birçok köyümüz ileride.

KAYMAKAM SALİH KARABULUT: İlçemiz sadece sanayisi ile ön plana çıkmış bir yer değil, aynı zamanda bir tarım merkezidir. İlçemizin İstanbul’a yakın olmasından ve bölgemizin sulu araziye sahip olmasından dolayı bu bölgede seracılık yapılmakta ve açık alanda sebzecilikte hat safhadadır.Vatandaşımız ürettiklerini pazarlamakta zorluk çekmiyorlar.Ürettiklerinde hammadde ve ekipman sıkıntısı çekmiyorlar.

İL TARIM MÜDÜRÜ ABDULLAH ÖZTÜRK: Burada ki 150 adet seramızın diğerlerinden çok ayrı bir özelliği var. Kooperatifimizin kendiliğinden sera malzemesini imal ederek ve kurulumunu gerçekleştirerek yapma gibi bir  özelliği var.Önceki yaptığımız seraları genel de anahtar teslimi ihale usulü olarak yapıyorduk.Burada çitçilerimize kooperatifimizde malzeme yardımı bulunarak, bu malzemelerin işlenerek serada ayakta hale getirilmesi hususunu bizzat kooperatifimiz yaptı. Projenin toplam maliyeti 682 bin 500 lira 150 adet seranın. Eğer biz bunu ihaleli yapmış olsaydık o zaman maliyetimiz 1 trilyon 94 milyar olacaktı.Yaklaşık olarak çiftçilerimizin 400 milyara yakın katma değer üretmeleri var.

VALİ YARDIMCISI MUSTAFA PEKDEMİR:Türkiye aslında tarım konusunda son zamanlara kadar tarım ülkesi olarak kendi kendisine yeterli olan dünyada ki önemli ülkelerden birisiydi.Ama malesef bu son yıllarda tersine dönmeye başladı.Globalleşmenin etkisiyle de tarım ürünü ihraç ettiğimiz kadar ithal de etmekteyiz.

İL GENEL MECLİS BAŞKANI FAHİM KILIÇ: Sayın valimizle körfezde yaptığımız programın bir örneğinide buarada yapmaktayız.İl Özel İdarenin marifetiyle Tarım İl Müdürlüğümüzün çiftçimizin projelerinin tarım maliyetlerini artık kredi olarak değil maliyetin yarısını hibe desteği olarak İl Özel İdare bünyesinde karşılamaktayız.Ben, İl Genel Meclisi Başkanı olarak çitfçimizden gelen her türlü üretim ve katma değer projelerine sıcak bakıyorum.Hangi görüşten ve köyden olursa olsun fark etmez, biz Kocaeli’de yaşayan çiftçilerimize yardım etmek ve bunuda halkın tamamına yaymak gayreti içerisindeyiz.Hem teknik hem de üretim bugün olduğu gibi yarında yanlarından olup destek vereceğiz.Bugün bu desteklerimizin ürünlerini yemekte bize mutluluk vermektedir.

KOOPERATİF BAŞKANI ERDEM ŞEN: Burada 3500’e yakın seramız var.Örtü altı yetiştiriciliği yapmaktayız. Kadıköy ve Bayrampaşa semtlerine ürünlerimizi vermekteyiz.Genelde salatalık, domates ve patlıcan olmak üzere birçok sebze yetiştiriyoruz.Başka yerlerde 2 lira olan bizde 1 lira olan açık renkli kendi sivri biberimizi de burada yetiştiriyoruz.İstanbul’a yakın olduğumuzdan pazar sıkıntımız yok.Günlük mallarımızı toplayıp yarım saatte hale gidiyoruz.Burada 4 köy olarak kooperatifleştik ve 100’ün üzerinde üyemiz var.3 serada 1 kişi çalışıyor.Üyelerimizin en az 10 seradan başlamak 320 metrekarelik 50-60 serası Biz bir seradan 8 ila 10 ton arası gelir bekliyoruz.Kocaeli artık sanayi olduğu kadar bir tarım şehridir.

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=10675

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=12221

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=10129

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=12809

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına suç duyurusu

Çevre bizlere atalarımızdan miras değil, gelecek nesilden emanet aldığımız en değerli varlıktır. Çevreyi korkunç derecede kirletiyoruz. En çok çevrenin kirletildiği ise yaşadığımız Marmara bölgesi. Gebze ve Kocaeli bölgesi çevre kirliliğinde rekor kırıyor.  Bölgenin 35 yıllık canlı şahidiyim. Çevrenin nasıl vahşice kirletildiğini, yok edildiğini belgesel görüntülere gelecek kuşaklara aktarmaktayım.

Çevre ile ilgili sürekli yazılar yazıp, belgesel programlar çekiyoruz. Ancak bir türlü toplumsal duyarlılık meydana gelmedi.  Orman alanları işgal ediliyor. Korkunç yangınlar çıkıyor, kimyasal atıklar etrafa saçılıyor. Arıtma tesisine rağmen halen Gebze bölgesindeki bazı sanayi ve evsel atıklar denizi kirletiyor. Güzelim Eskihisar deresi halen açık fosseptik ve kanalizasyon deresi. Orman alanlarımızın içerisi harfiyat  deposu gibi . taşocakları canımızdan bezdirdi. Kömür tozları ve sanayi bacası gazları bizi diri diri öldürüyor.

Toplumsal duyarlılık yok. Dün Hereke’den bir davet aldım. Çevre kirliliğine karşı eylem yapıp temizlik kampanyası organize eden Herek Sivil toplum örgütleri ve üniversite öğrencilerinin çalışması önemli bir başlangıç. Keşke bu tür eylem ve hareketler daha yaygın hale gelse. Ancak toplumsal duyarlılık henüz oluşmadığı için herkes “banene” deyip yan çiziyor. Yeşil çevre ve orman alanları adeta rantçılara peşkeş çekiliyor.
Bu çevre kirliliğine karşı başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere tüm ilgili ve yetkililere suç duyurusunda bulunmak istiyorum. Gebze bölgesinde gizli ve açık bir çevre katliamı yaşanıyor.  Çarpık sanayi  rantçıların orman ve yeşil alanları ele geçirme girişimine devlet dur demeli. Sayın Vali’nin taş ocakları ile ilgili açıklaması önemli Vali Bey’in sözünde durarak Gebze’yi canından bezdiren bu sorunu çözeceğini düşünüyorum.

MEYVE AĞAÇLARI NEDEN KURUYOR

Gebze bölgesindeki meyve ağaçları da katliamdan nasibini alıyor.  Dün gazetemizin manşetinden verdiğimiz ”Ağaçlar kuruyor” başlıklı haberimizde korkunç gerçekler net bir şekilde ifade edildi.  Çevre kirliliğine karşı artık meyve ağaçları da isyan etmeye ve kurumaya başlamış. Gebze’nin en önemli geçim kaynağı olan Kiraz  ve meyve bahçeleriyle üzüm bağları artık yok.  Numune olarak duran birkaç meyve ağacı ise çevre kirliliğine daha fazla dayanamayarak onlar da kuruyorlar. Çavuş üzümleri, Napolyon kirazları, enginar bahçeleri, ünlü zeytin ağaçları artık tarih oldu.  Gerçekten çevre kirliliği bölgemizi ciddi şekilde etkiliyor. Bu konuda çok ciddi soruşturma ve araştırma yapılmalı. Konu ile ilgili gazetemizde yer alan haberin özetini sizlerle paylaşıyorum.

GAZETEMİZİN MANŞET HABERİ

Meyve ağaçlarıyla bilinen köylerimizde kaçak hafriyat, çevre kirliliği ve enerji santrali yüzünden bir çok ağaç çürümeye başladı. Ağaçların kurumaya yüz tutması kirliliğinin en büyük kanıtı oldu.
Çevre kirliliği meyve ağaçlarını da kurutmaya başladı, kiraz ve üzüm bağları kirliliğe kurban gidiyor. Organize sanayi adı altında rant için kurulan bir çok OSB, vatandaştan çok düşük paraya aldıkları yerleri şimdi astronomik rakamlara satıyorlar. Köylerde yaşayan vatandaşlarla görüştük, köylü ”4 dolardan aldıkları yeri şimdi 400 dolardan satıyorlar. Büyük vurgunlar yapılıyor, Bilim, Sanayi, Teknoloji bakanı Nihat Ergün defalarca açıklama yaptı ranta izin verilmeyeceğine dair. Artık bu rantçılar çıkarılsın.”

KÖYLERDE DURUM VAHİM

Gebze ve Dilovası köylerinde tam bir ağaç katliamı yaşanıyor. Çevre kirliliği ve kaçak hafriyat Gebze köylerinde ki meyve ağaçlarının çürüyüp gitmesine sebep oluyor. Kiraz ve üzüm ağaçlarıyla bilinen Gebze köylerinde yaşanan ağaç katliamına yetkililerin bir son vermesi gerekiyor. Çerkeşli, Köseler, Demirciler, Pelitli ve Balçık köylerinde yaşanan bu dramın en büyük nedeni hiç kuşkusuz kontrolsüz sanayi. Çevre kirliliğinin etkisi ağaçların kurumasıyla ortaya çıkarken, kaçak hafriyat döküm sahası haline gelen köylerimizde, dökülen bu hafriyatlarda kirliliğe etken olarak gösteriliyor.

SANAYİ AĞAÇLARI ÇÜRÜTÜYOR

Köylü ise perişan durumda ve sesini yetkililere duyuramamanın sıkıntısı yaşıyor. Sanayinin sebep olduğu çevre kirliliği ve kaçak hafriyat dökümünden yakınan köylüler, güzelim kiraz ağaçlarının çürümesine içerliyor. Özellikle İMES ve Kimya OSB’nin çevresinde ki alanlarda çürüyen ağaçlar insanların yüreğini sızlatıyor. Yine bölgede bulunan Enerji çevrim santralinin doğaya zarar verdiği tahmin edilirken, yaşanan bu duruma seyirci kalınması köylünün tepkisini çekiyor. Gebze ve Dilovası köylüsü yetkililerden feryatlarına ortak olmalarını bekliyor.
Evet sonuç olarak bölgemizde yaşanan çevre kirliliğini  yazılarımla dile getirdim. Görev  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, Kocaeli Valiliği ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin bölgemizin geleceği ve insan sağlığı açısından açıkça suç duyurusunda bulunuyor, çevremizi kirletenlere karşı, devlet yetkililerini göreve çağırıyorum.
Sağlığımızın tehlikede olduğunu acaba kaç kişi biliyor?

Gençlerle tarih maratonu

Gebze Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürü’nün organize ettiği Gebze tarihi maratonu oldukça güzel geçti. Gençlerle birlikte önce Anibal, daha sonra Hünkar Çayırı ardından da Eskihisar’da Gebze tarihi üzerine hem söyleşi yaptık hem de gezdik.

   Lise öğrencisi bazı gençlerin ilk kez Anibal ve Hünkar Çayırı’na gittiklerine şahitlik yaptım. Gerçekten gençlerimiz Gebze’yi yeteri kadar tanımıyor. Gebze ile ilgili gençlerle yaptığımız görüşmede gençlerin Gebze tarihini yerinde araştırıp öğrenme metodunu kullanmak istediklerini gördüm.
Gebze gençleriyle birlikte adeta bir tarihi maraton koşusu yaptık. Gençler Gebze’yi tanımak için Milli eğitim İlçe Müdürlüğü’nün eğitimle ilgili yerinde görerek öğrenme metodunu kullanarak istiyorlar.

  Sadece Gebze değil. Keşke, Gençlerin okudukları il ve ilçeler eğitim kurumlarında ders olarak okutulabilse. Dünyanın bir ülkesinde yaptığım gezilerde daha anaokulu öğrencilerinin tarihi mekanları gezdiklerine şahitlik yaptım. Üniversite gençliği bile bulundukları il ve ilçeyi tanımadan üniversiteden mezun oluyorlar.
Gebze’de eğitim kurumlarında Gebze etik ders olarak gençlere öğretilmeli, gençler Gebze’yi gezmeliler. Gençlerin oldukça bu tür çalışmalardan bilgi alacaklarına inanıyorum. Dün onu bir kez daha gördüm. Dün gençlerle birlikte yaptığımız Gebze tarih maratonuyla ilgili haberi sizlerle özet olarak paylaşıyorum:

GENÇLER GEBZE TARİHİYLE BULUŞUYOR
19 Mayıs Atatürk’u anma ve Gençlik Spor Bayramı kutlamaları kapsamında Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlüğü öncülüğünde, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gebze Belediyesi işbirliği ile önceki gün ‘Gelbize, Gekbuze’yle Gebze’yi Gezdirelim Size’ projesi kapsamında bir grup öğrenciye Gebze’nin tarihi yerleri gezdirildi. Gezi kapsamında öğrencilere TÜBİTAK içinde bulunan Anibal’ın mezarı, Fatih Sultan Mehmet’in vefat ettiği Hünkar Çayırı ve Osman Hamdi Bey müzesi gezdirildi.

Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürü Mücahit Sak’ı daveti ile geziye katılan Gazetemiz Kurucusu ve Devr-i Alem program yapımcısı İsmail Kahraman ve tarihçi Resul Orman öğrencilere gezilen tarihi yerler ile ilgili önemli bilgiler verdi. Gezi kapsamında ilk olarak TÜBİTAK içinde bulunan Anibal Anıt mezarını gezen öğrenciler burada İsmail Kahraman’ın anlatımıyla Anibal ile ilgili bilgi sahibi oldu. Kahraman, Anibal’in Gebze için çok büyük öneme sahip olduğunu ve herkesin Anibal’i tanıması gerektiğini söyledi

Anibal gezisi ardından Fatih Sultan Mehmet’in vefat ettiği Hünkar Çayırına gidildi. Burada kurulan Otaga giren öğrenciler İsmail Kahraman’ın Fatih Sultan Mehmet ile ilgili anlattıklarını dikkatle dinlerken, Kahraman’a Fatih’le ile ilgili sorular sordu.  Hünkar Çayırı gezisinin ardından ise öğrenciler Eskihisar’da bulanan Ressam Osman Hamdi Bey Müzesini gezerek incelemelerde bulundu. Öte yandan gezilmesi planlanan Eskihisar Kalesi ve Gebze Çoban Mustafapaşa Camii zamanın dar olması nedeni ile gezilemezken ileri günlerde gezilmesi planlandı

BAŞKAN’DAN HÜNKAR ÇAYIRI AÇIKLAMASI
Dün belediye Başkanı Adnan Köşker ile telefonda görüştük. Pazartesi günkü bu köşede yer alan “Hünkar Çayırı’ndaki Fatih anmasına astronomik masraf yapıldı” cümlesiyle ilgili sayın Köşker rahatsızlığını dile getirdi.
Köşker, “Bilip bilmeden yazılıyor. Biz Uluslararası bir organizasyon yaptık. Gebze’yi uluslararası alanda marka yapmaya çalışıyoruz. Bu tür yazılar moralimizi bozuyor ve Gebze’ye haksızlık oluyor. Kamuoyundaki söylenen rakamlar kadar harcama yapılmadı. Biz devlet malını en iyi şekilde kullanarak Gebze’yi marka yapmak için tüm gücümüzle çalışırken Gebze’yi seven herkes destek olmalı” şeklinde konuştu.
Sonuç olarak bizim yapılan masrafla Hünkar Çayırı’nda kalıcı hizmetler olamaz mı sorumuza başkan sayın Köşker, “Buranın mülkiyeti bizim değil. Burada geçici ve kalıcı hiçbir şey yapmamız mümkün değil. Biz burayı Gebze’ye kazandırmaya çalışıyoruz.” Şeklinde konuştu.

Gençlik Bayramında gençlere tarih bilinci

Pazar günü Gençlik ve Spor bayramını kutladık. Yaşımız kaç olursa olsun, gönlümüz yaşlanmaz. En yaşlı insanın içinde bile bir gençlik kıvılcımı vardır. Gençlik bayramında  gençlerimiz tarih bilinci noktasında çalışmalar yapmalıydı. Ancak her şeyde olduğu gibi gençler noktasında da Gençlik Bayramını ıskaladık ve oldu bittiyle geçirdik.
Gençlik ve Spor bayramı dolayısıyla Gebze Gençlik ve Spor Müdürü Mücahit Sak Bey çok güzel çalışmalara imza attı. Keşke bütün resmi ve özel kurumlar 19 Mayıs Gençlik bayramını fırsat bilerek değişik etkinlikler yapabilselerdi.
Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Sayın Mücahit Sak Bey en önemli hizmeti gençlere Gebze’nin tarihi yerlerini gezdirmekti. Dün Mücahit Sak Bey ile Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Hünkar Çayırı, Anibal ve Eskihisar’ı gençlerle birlikte gezip gençlere Gebze’nin tarih ve kültür değerlerini anlatmaya çalıştık. Aslında Mücahit Bey Gebze’nin yetiştirdiği önemli ilim adamlarımızdan Prof. Dr. Gülfettin Çelik Bey’i Gebze’(ye davet etmişlerdi. Gülfettin Bey üniversitedeki çalışmaları nedeniyle gelemeyince iş bize kaldı. Bizde dilimiz döndükçe Gebze tarih ve kültürünü dilimiz döndüğünce gençlere anlattık. Bu konudaki haber ve görüşlerimiz yarınki sayımızda yer alacak.

19 MAYIS VE GENÇLERİMİZ

19 Mayıs, Cumhuriyetimiz kuruluşuna giden yolun başlangıcı olan günün 93. yıl dönümü. 23 Nisan bayramını çocuklara armağan eden Atatürk,19 Mayısı da gençlere armağan etmiştir. Gençlerimiz bu tarihi günleri milli tarih bilinci ile anlamalı. Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmak demektir. Atatürk cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. Ancak ne yazık ki devlet olarak gençlerimize yeterince sahip çıkmadık. Bugün on binlerce gencimiz ne yazık ki işsiz, bir çoğu üniversite eğitiminden mahrum kalmış durumda. Gençlerimize ne bir üniversite verebildik Gebze’de ne de onlara iş imkanları sağladık. Bir çok gencimiz işsiz, bir çoğu da asgari ücretle geçimini sağlıyor. Bugün gençlerimize sahip çıkma günüdür.
19 Mayıs 1919 tarih ile Türk Milleti, kendi makûs talihini tersine döndürmeye başlayarak, esaret altında var olunamayacağını ve kutsal vatan topraklarımızın ilelebet işgal edilemeyeceğini tüm dünyaya kabullendirdi. 19 Mayıs 1919 da Samsun’dan yakılan özgürlük ateşi,  23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte kısa sürede dalga dalga tüm yurda yayıldı. Bugünkü mevcudiyetimizi ve özgürlüğümüzü o günlere borçluyuz.

EN BÜYÜK SORUMLULUK GENÇLERİMİZDE
Binlerce şehit vererek, sıkıntı ve yokluklar içinde, büyük özverilerle kurulan Türkiye Cumhuriyetini Atatürk gençlere emanet etti.. Bu değerli emaneti yaşatmak ve sonsuza kadar korumak, gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarmak gençlerin en büyük sorumluluğu olduğunu unutmamalı
Yakın bir gelecekte ülke yönetiminde gençler de söz sahibi olacak. Ülkemizi, Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine sizlerin yapacağı çalışmalar taşıyacak. Gençlerimiz hiç bir zaman başka bir Türkiye’nin olmadığını akıllarından çıkartmamalı.
Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelinemeyecek hiç bir sorun yoktur. Birlik ve bütünlüğümüze yönelik her türlü saldırı ve tehdit karşısında daha fazla kenetlenmeli.  Dış güçler ve yerli işbirlikçilerine huzur ve güvenliğimizi bozmasına fırsat vermemeliyiz.

GENÇLERİN YETİŞTİRİLMESİ EĞİTİMDEN GEÇER
Gençleri çok iyi yetiştirmenin yolu çok iyi eğitimden geçiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği yardım miktarları belli. Her yıl Gebze bölgesindeki okullarında birçok sorun yaşanıyor. Malzeme eksik, hizmetli yok, yakacak sıkıntısı yaşanıyor. Okullara ilgi göstermek sadece devletin görevi değildir.  Velilerimize de büyük görevler düşüyor.
Gebze bölgesinin eğitim sorunu çözmek için hükümet ve milletvekillerine de büyük görev düşüyor.  Geleceğin Türkiye’sini emanet edeceğimiz gençlik için, devletin öncülüğünde veliler, okul yönetimi ve koruma derneklerine tarihi görev düşüyor. Geleceğin gençleri olacak çocuklarımız ülkemizin ve bizim geleceğidir. Atatürk ün gençlere armağan ettiği,  19 Mayıs bayramını kutladık ancak geleceğimiz olan gençlere ne kadar sahip çıkıyoruz? Kendimize sormalıyız.

Dilovası marka olur mu?

Gebze bölgesi 2008 yılında 4 ilçeye ayrıldı. Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova ilçeleri marka olup kendilerini tanıtmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Yeni olan ilçelerimiz çalışmalarını sürdürürken Gebze’de adını duyurmak için çeşitli faaliyetler yapıyor. Ancak yapılan faaliyetleri Kocaeli kamuoyuna bile duyurmaktan aciziz.
Gebze Belediyesi astronomik masraflarla organize ettiği Fatih’i Anma programı Gebze kamuoyuna bile maalesef mal edilemedi. Keşke, bir hafta süreyle Fatih’i anma ve kültür etkinlikleri adıyla Hünkar Çayırı’nda toplantılar organize edilebilseydi. Ulusal ve bölgesel medya Gebze’ye getirilip gezdirilebilse Türkiye kamuoyunda daha iyi tanınır ve daha iyi sesimizi duyurabilirdik.
Gebze marka olmak için çalışırken, yeni ilçelerimizde boş durmuyor. Hafta sonu Dilovası Belediye başkanının davetiyle Dilovası’nda idim. Başkan sayın Cemil Yaman ile kahvaltılı toplantıda buluştuk. Dilovası ile ilgili yaptığı yatırımlar ve çeşitli faaliyetlerinden söz etti. Dilovasını anlatmaya çalıştı.
Keşke sayın Cemil Yaman da mevcut toplantıya katılan basın mensuplarıyla birlikte kısa bir Dilovası turu atıp Dilovası gezdirebilse, daha önce Dilovası halkına dağıttığı kiraz ağaçlarından birinin yanına gidip dalından kiraz yiyerek Dilovası’nın sadece sanayiyle değil kiraz ve üzümleriyle de marka değerinin sahip olduğunu anlatabilseydi.
Bölgemizde kendini en iyi şekilde marka olarak tanıtabilecek ilçelerin başında Dilovası geliyor. Tavşancıl tarihi bir köy. Sivil mimarisiyle bölgemizin Safranbolusu olmaya aday. Sahilde ki son yatırımlar Tavşancıl’ı cazibe merkezi halene getirdi. Dilovası sanayisinin yanında Tavşancıl’da ki Sivil mimarlık örnekleriyle marka olabilir. Bu konuda bölgede ki sanayiciler ve devlet yetkilileri el ele vermek zorundalar.  Basın toplantısında Dilovası Belediye Başkanı Cemil Yaman yaptığı çalışmalarla ilgili açıklamalar da yaptı. Bende kendisine bazsı sorular yönelttim. Özetle sayın başkanı yaptığı açıklamaları sizlerle paylaşıyorum.

HAYATIM BOYUNCA HARAM YEMEDİM!

Dilovası Belediye başkanı Cemil Yaman hafta sonu bölge basınıyla buluştu. Dilovası ve Türkiye’nin önemli sanayicilerinden Polisan Boya yönetim kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in geçtiğimiz günlerde Dilovası’nda 100 yeni sanayi kurulmalı yönündeki açıklamalarını değerlendiren Başkan Cemil Yaman, Dilovası’nın hassas bir yer olduğunu, genleriyle fazla oynanmaması gerektiğini belirterek, “Necmettin beyin kendi görüşüdür. Bizim gündemimizde böyle bir şey söz konusu değil.” Diye konuştu.

SINIR ÇİZİMİNE TEPKİLİ

Yaman’ın gündeminde ki konulardan bir diğeri sınır meselesiydi. Gebze’nin 4 ilçeye ayrılmasından beri yaşanan sınır tartışmalarına müdahil olan yaman, sınırların doğru çizilmediğini ifade ederek, “büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bir bakıyorsunuz fabrikanın yarısı bizim sınırlarımızda, yarısı Gebze’nin sınırlarında. OSB’lerin yarısı bizim yarısı Gebze’nin içinde yer alıyor. Adreslere ulaşımda, ödeme yapmalarda sıkıntılar yaşanıyor. Sınırlar neden böyle yapıldı anlamış değilim.” Dedi.

DİLOVASI HİZMETLERİ

Dilovası’nda 4 yıllık süreç içerisinde 35 Milyon TL değerinde alt yapı yapıldığını ifade eden Yaman, alt yapıda %85 olan kayıp kaçak oranının %15 seviyelerine düştüğünü dile getirerek  bu istatistikle Kocaeli’de birinci olduklarını ifade etti. İlk kez Dilovası Belediyesi’nin Türkiye’de Devlet hastanesi yaptığını vurgulayan Yaman, Kültür Merkezi inşaatının devam ettiğini, üst yapı çalışmalarını hızlandırdıklarını, eğitime ayrılmış bir metrekare yer yokken kendi dönemlerinde 180 bin m2 alanın eğitime ayrıldığını vurguladı. Dilovası’nın kalkınmasının eğitimle olacağını söyleyen yaman, bu konuda da önemli mesafeler kat ettiklerini belirtti.

HARAM YEMEDİM

Birbirinden önemli açıklamalar yapan başkan Cemil Yaman hakkında atılan iddialara sert tepki gösterdi. 4 yıllık görev süresini değerlendiren Yaman, hiçbir yanlış işe adım atmadığını belirterek, “Hayatım boyunca hiç haram yemedim, çocuklarımın boğazından da haram lokma geçmesine izin vermedim. Kendime ait bir arabam bile yok, şoförlüğümde yoktur. Babamdan kalma evimde yaşıyorum, çocuklarımda devlet okulunda eğitim görüyorum. Yanlış işlere adım atmam.” Dedi.

Aile haftası ve boşanmalar

Aile haftası kutlanırken, Gebze adliyesinde Aile Mahkemelerinde ki boşanma davalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye çalıştım. Edindiğimiz bilgiye göre kutsal ailenin çatırdağı, boşanmaların hızla arttığı yönünde. Boşanmaların artması ciddi anlamda sosyal bir yara.

Bugüne kadar Aile ve boşanmalarla ilgili çok sayıda yazılar kaleme aldım. Konuyla ilgili edindiğimiz bilgileri bugün gazetemiz manşetine taşıdı. Gebze’de sadece 5 ayda 550 çift boşanmak için Gebze mahkemelerine dava açmış durumda.

Bekleyen diğer dava dosyalarıyla birlikte binlerce çiftin boşanmak üzere mahkemelere gidip geldiği, Aile mahkemelerinin boşanma yükü altında ezildiği bilinmekte.

İsterseniz önce sizleri bugün gazetemizde yer alan boşanma ile ilgili haberimizin özetini köşeme alarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bugünkü manşetimizde yer alan haber özetle şöyle:

AİLELER AYRILIYOR!

Gebze bölgesinde yılın ilk 5 ayının boşanma rakamları belli oldu. Alınan rakamlar yine yuvaların dağıldığını gözler önüne serdi. Geçmiş rapor ve istatistiklerde de bir hayli yüksek çıkan boşanma davaları yılın ilk 5 ayında yine zirvede. Gazetemizin edindiği bilgiye göre Gebze Aile mahkemesine Mayıs ayı itibariyle 1000’e yakın dosya ulaştığı öğrenildi. Bu dosyalardan 550 tanesi boşanma dosyası olurken, geri kalanları ise nafaka, şiddet gibi dosyalar. Boşanma başvurularını en çok bayanların yaptığı görülürken, en büyük gerekçe ise şiddetli geçimsizlik. Geçimsizliğin yuvaları yıkmaya zorladığı bir kez daha görüldü.

 AİLE MEFHUMU YOK OLUYOR

Boşanmak isteyen çiftlerin evlilik sürelerine bakıldığında oldukça ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor. Boşanma taleplerinin genellikle ilk 5 yıl içinde ki evlilikler ve 15 yıldan fazla süren evliliklerden geldiği görülüyor. Aile Haftasının kutlandığı şu günlerde kutsal aile yuvasının çatırdaması moralleri bozuyor. Gebze gibi sanayi kentinde iş imkanlarına rağmen yaşanan geçimsizliklerin yuvaları yıkmaya götürmesi ve aile değerlerinin kaybedilmesi bu tür istenmeyen sonuçlara yol açıyor. Bu yüzden başta Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığı olmak üzere bir çok STK’ya görev düşüyor. Boşanmaların en büyük acısını çocukların çektiği aşikar.

BUGÜNE KADAR NE YAZDIK?

Bugüne kadar aile ile ilgili çok sayıda yazılar kaleme aldık. Aile yuvasının çatırdadığını anlatan ve boşanmalarla ilgili Gebze ve Türkiye gerçekleriyle ilgili yazılar yayınladık. O yazıların bir bölümünü internet sitemizden sizinle paylaşıyorum:

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-827-kutsal-aile-yuvasi-korunmali.html

http://gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11674

http://gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=8587

Keşmir Türkleri’nden haberiniz var mı?

Türkistan coğrafyası, Türk dünyası, Ata yurdumuz, Altay dağları, Orhon Irmağı, Ötüken Diyarı, Ergenekon destanı özetle Kültür ve medeniyet coğrafyamız, Türk Dünyası’ndan haberimiz var mı? Hele dünyanın dört bir tarafına yayılıp dağılan Türkler, unutulup kaderlerine terk edilmekte, hatırlanıp sorulmamakta.

Bugün sizlere uzaklardan, Pakistan coğrafyasından gelen bir yazıyı köşeme alarak sizleri dünyanın en yüksek dağı Himalayalar’ın eteğinde ki Keşmir Türkleri’ni anlatacağım. Geçtiğimiz yıllarda belgesel çekmek üzere gittiğim Pakistan’da tanıştığım değerli dostlar tarafından bu yazı ve fotoğraflar bizlere gönderildi. Keşmir’de unutulan Türkler yazıma değerli şair dostum Dursun Elmas’ın şiiriyle başlamak istiyorum.

TÜRKİSTAN’A ŞİİRLİ YOLCULUK

Yesi´de uğrayın Hoca Ahmet´te

Boşa girmedi ki onca zahmete

El açın divanda erin hikmete

Erenler bağına girin turnalar

Altaylar´dan aşın Tuva´ya varın

Sayan Dağları´nda keklik avlayın

Urumçi´de esareti boylayın

Postları İrtiş´e serin turnalar

Aral kenarında gözyaşı dökün

Hazardaki yakamoza gül ekin

Selenge´de yunun şakıyın sekin

Türkistan´a haber verin turnalar

Kaşık sallan Oş´ta Kırgız aşına

Yenisey´de girin sevda yaşına

Dilekte bulunun Bengü taşına

Hakas güllerini derin turnalar

TÜRKOĞLU inliyor yürekte sızı

Girne kalesinde kınalı kuzu

Kimlik mühürüdür alnında yazı

Şükür niyazına durun turnalar

   Evet değerli dostum Dursun Elmas’ın bu şiiri gönül telimizi titretiyor. Bu şiirin verdiği hüzünle sizi Pakistan’dan gelen ve içimizi burkan Keşmir’i vatan eden Türkler yazısıyla baş başa bırakıyorum. Yazıyı birlikte okuyalım:

 KEŞMİR’İ VATAN EDİNEN TÜRKLER…(PAKİSTAN İSLAMABAD’TAN GELEN YAZI)

 Pakistan´ın en kuzey noktasında Himalaya dağlarının eteklerinde yerel ifadeyle Azad Jammu-Keşmir, resmi ifadeyle Keşmir Özerk Yönetimi olarak adlandırılan bölgede yüzden fazla köyde binlerce Türk ailesi hayat sürdürüyor.

 ´´Türk´´ ve ´´Osmani´´ soy ismini taşıyan Türk asıllı Keşmirliler´in 10. ve 15. yüzyıllarda Orta Asya´dan göç edip Himalaya dağlarının eteklerine yerleştiği var sayılıyor.

 Zorlu coğrafi yapısı, sarp ve karlı dağlarıyla tanınan Pakistan´ın problemli bölgesi Keşmir´i vatan edinen Türkler´in bir kısmı da Hindistan´ın kontrolündeki Jammu-Keşmir bölgesinde yaşıyor. Hindistan Keşmiri´nde üç yüzden fazla Türk köyü olduğu ifade ediliyor.

 Pakistan´ın himayesi altında oldukları için kendilerini şanslı gören Keşmir Türkleri, Hindistan Keşmir´deki soydaşlarının inanç ve ifade özgürlüğü bakımından rahat olmadıklarını ve daha zor şartlar altında yaşadıklarını belirtiyor.

 Yaşadıkları bölgenin yüksek ve sarp dağlarla çevrili olması nedeniyle asırlardır dış dünyaya kapalı olarak hayat sürdüren Türk asıllı Keşmirliler´in geneli köylerde yaşıyor, bölgenin merkezi olan Muzafferabad ile Balakot ve Ravlakot kentlerinin çevresindeki mahalle ve köyleri mesken edinenler de var.

 Köyde yaşayanlar hayvancılık ve ormancılıkla geçinirken kenttekiler kamu kurumları ve özel sektörde çalışarak geçimini sağlarken az kısmı da ticaretle uğraşıyor.

 -ORTA ASYA´DAN KEŞMİR´E-

Türkler´in Keşmir dağlarını mesken edinmeleriyle ilgili çeşitli görüşler bulunuyor.

İlki, Orta Asya´nın Horasan bölgesinde yaşayan bazı Türk boylarının İslam Dini´ni kabul etmesinin ardından Sufi din adamları öncülüğünde Keşmir bölgesinden ilk kez Hint alt kıtasına geldikleri tarihi kayıtlar ortaya koyuyor.

 Türkler´in bölgeye gelmesiyle ilgili diğer yaygın görüş, ilk Türk-İslam devletlerinden biri olarak kabul edilen Gazneliler´in kurucusu Sulatan Mahmud (998-1030) Hindistan´a düzenlediği seferlerde berberinde getirdiği Türk ailelerini sistemli şekilde bu bölgeye yerleştirmesi.

 Üçüncü görüş ise, Orta Asya´daki Türk boyları, Büyük Timur İmparatorluğu´nun kurucusu Timurlenk olarak bilinen Emir Timur´un (1370-1405) Hindistan´ı fethi sonrasında bölgeye gelip yerleşmeleri.Bu üç görüş tarihçiler tarafından benimsense de Orta Asya´dan bölgeye en fazla Türk göçü, Timurlenk´in Hindistan seferi sırası ve sonrasına rastladığı ifade ediliyor. Ailelerin tuttukları şecerelerde Keşmirli Türklerin soyu genel olarak Timur dönemine dayanıyor.

 -SOY İSİMLERİ TÜRKİ VE OSMANİ-

 Dünyanın zirvesi olarak da bilinen Himalayalar´ın eteklerine dağılmış küçük köylerde varlıklarını sürdüren Türkler, bölgede Keşmir, Hazara yada Pakistan Türkleri olarak biliniyorlar. Kendi aralarında konuştukları bozulmuş Türkçeleri var ancak konuşma dili olarak Urduca´yı tercih ediyorlar.

 Bu bölgede yaşayan Türkler tarih boyunca hep “Türki” olarak tanınmış. Nüfus kayıtlarında soy isimleri “Türki” fakat bir kısmı da “Osmani” soy ismini taşıyor.

 Bölge halkının anlattıklarına göre, Osmanlı Devleti son dönemlerinde bu bölgedeki Türkler ile irtibat kurmuş, Sultan Abdülhamit Han zamanında yapılan yardımlar ve kurulan ilişkiler nedeniyle Osmanlı Devletine bağlılıkları bulunuyor. Bu nedeniyle bir kısım Keşmir Türkü “Osmani” soy ismini kullanıyor.

 Osmani soy ismini taşıyanlar arasında ise “Enver ve Hamid ve Mahmud” ismi çok yaygın. Bölgedeki Türklere adam ve yardım göndermesi nedeniyle Enver Paşa bölgede halen bilinen Osmanlı paşalarından.

 -TÜRKİYE´Yİ YAKINDAN TAKİP EDİYORLAR-

 Keşmir Özerk Yönetimi´nin başkenti Muzafferabad´ın yakınlarındaki Mara Kalan köyünde yaşayan Türk asıllı Beşir Türk, dedelerinin Emir Timur döneminde Hazara bölgesinden Keşmir´e geldiklerini belirtiyor. Beşir, kendi usulünce tuttukları şecereyle de bu görüşünü ispat ediyor.

 Keşmir hükümetinde memur olarak çalışan Beşir Türk´ün Ferid ve Türk isimli iki kardeşi bulunuyor.Küçük Kardeş İkbal, Türk kanı taşımaktan onur duyduklarını ifade ederek, bölgedeki Türk ailelerinin çocuklarını şuurlu yetiştirmeleri nedeniyle yüz yıllardır varlıklarını sürdürdüklerini söylüyor.

 Kitle iletişim araçları sayesinde Türkiye´yi yakından takip ettiklerini belirten İkbal, Türkiye´nin gelişmişliğinden, gücünden ve dünyada saygın devletler arasında gösterilmesinden gurur duyduklarını ifade ediyor.

 2005 yılındaki Keşmir depreminde çok sayıda Türk köyünün haritadan silinecek derecede etkilendiğini belirten Ferid Türk, depremden kısa süre sonra Türkiye´den yardım ekiplerinin bölgeye ulaştığını ve fedakarca çalışmalar yürüttüğünü dile getiriyor.

 Ferid, Türk halkının gönderdiği yardımların ve yardım ekiplerinin öz verili çalışmalarının bölgede hala dilden dile dolaştığını, halkın Türkleri çok sevdiğini ve bazı evlerin duvarlarında Türk bayraklarının asılı olduğunu aktarıyor.

 AZAD KEŞMİR TÜRK DAYANIŞMA DERNEĞİ-

 Türklerin yaşadığı bölgede çok sayıda köyün karayolu bağlantısının bulunmadığı, arazinin dağlık olması nedeniyle ziraatın yapılamadı, hayat şartlarının çok çetin olduğu Keşmir´de varlıklarını sürdüren Türkler seslerini duyurmak için 1976 yılında Azad Keşmir Türk Dayanışma Derneği´ni kurmuş.

Bu dernek tarafından bastırılmış kitapta Keşmir´e nasıl geldikleri hakkında bilgiler, bazı ailelerin şecereleri, tarihi hikayeler, bölgesindeki Türk ailelerin yaşadığı köylerin isimleri yer alıyor. Kitapta, Keşmir Türkleri´nin soy ağaçlarını Emir Timur´un askerlerine kadar uzandığı görülüyor. (Kaynak: Pakistan İslamabad Haber ajansı)

Evet Himalayalar neresi Türkiye neresi? Sizleri Dursun Elmas’ın şiiriyle Himayalar’a götürüp Keşmir’de ki yazıyla ilgili yazıyla baş başa bıraktık. Acaba Keşmir Türkleri’nden kimlerin haberi var. Keşmir Türkleri’ni minnet, saygı ve vefayla anıyor Türkiye’den selam ve saygılarımızı iletirken sizleri Bilgi Çağı’nda Türkistan’a yolculuk yazımı internet sitemizden okumaya davet ediyorum. http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazi.aspx?ID=2158

Ticaret Odası’nın geleceği

Ticaret Odası’nda son seçim dün yapıldı. Yönetim kurulu ve Oda Başkanı belirlendi. Bu satırları seçim sandığı açılmadan saat 14.30’da kaleme aldım. Henüz kimin kazandığı belli değildi. Sandıklar 17.00’de açılacak ve seçimin galibi belli olmadan bu satırları kaleme aldım ki herhangi bir tesir altında kalmadan görüş ve düşüncelerimi özgürce paylaşmak istedim.

Bu dönem yapılan Oda seçimleri, Gebze’ye yakışmadı. Gebze bu seçimlerden çok yara aldı. İnsanlar arasında derin çizgilerle ayrılıklar ortaya çıktı. Oda seçimlerinden önce ve Oda seçimlerinden sonra diye adeta bir milat oldu. Daha öncede yazdığım gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve sürekli Oda seçimlerinde yaşananlar gündeme gelecek.

DÜN SEÇİMLERDE NELER YAŞANDI?

 Önce esterseniz kısaca dün seçimlerde neler yaşandığını, listelerin nasıl çıktığını, listeler arasında kulisin nasıl yapıldığını Oda seçimlerini takip eden arkadaşımız Ömür Kavran’ın notlarıyla paylaşmak istiyorum.

** GTO Seçimlerinde oy kullanma işlemi saat 09.00’da başladı. İlk olarak İsmail Kurt ve ekibi oylarını kullanmaya başladı.

** Nail Çiler ve ekibi ise saat 11.30 itibariyle oylarını kullanmaya başladılar.

** İsmail Kurt beyaz liste ile yarışırken, Nail Çiler her kurul için farklı renkleri tercih etti.

** Nail Çiler’in ekibinde yer alan ve Çiler ile birlikte Meclis üyesi seçilen Abdullah Akpınar, oy kullanmaya geldiğinde kendisini nail Çiler’in yönetim kurulunda göremeyince tepki gösterdi ve İsmail Kurt ile ekibini desteklediğini ilan etti. Akpınar oylunu kullandıktan sonra kurt’un yanına giderek, “İktidarda da muhalefette de yanındayım. Beni ağabey olarak gören ne kadar kişi varsa kurt’a destek olmasını istiyorum.” dedi.

** Seçimin gergin bir atmosferde geçmesi nedeniyle Sandık Kurulu basın mensuplarının bir süre görüntü almasını yasakladı.

** Oy kullanma hakkı bulunan 72 Meclis üyesi saat 15.00 itibariyle oy kullanma işlemini tamamladı.

** Kulis çalışmaları son günde devam ederken, seçime ilgi bir hayli yoğun oldu.

** Seçimlerde bariz bir kavga ve gerginliğin yaşanmaması ise en sevindirici nokta oldu.

GTO’DA BUNDAN SONRA NE OLACAK?

 Saat 17.00’de sandıklar açılacak Oda seçimlerini kimin kazandığı belli olacak. Temennim seçimleri kazananlar birlik ve beraberliği sağlar, yaşanan kırgınlık ve dargınlıkları unuttururlar. Ama oldukça zor görünüyor. O kadar çok kalpler kırıldı, insanlar birbirini karaladı ki kolay kolay unutulacak gibi değil. Keşke, hiç yaşanmasaydı. Kalpler kırılmasa, insanlar birbirini karalamasaydı. Ama olanlar oldu. Gebze Ticaret Odası’nda bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, seçimde yaşananlar sürekli gündeme gelecektir. Tarafların asgari müştereklerde hareket etmesi halinde Oda seçimlerinde yaşananlar unutulur ve birlik beraberlik sağlanmış olur.

GTO SEÇİMLERİYLE İLGİLİ NELER YAZMIŞTIK?

 Geçmişten düşmanlık çıkarmak için değil, geçmişten ders almak için yaşananları unutmamak gerekiyor. Bugüne kadar bir çok yazı kaleme aldım. GTO ile ilgili bir çok konuyu gündeme getirdim. Daha önce bu köşede yazdığım yazıları internetten sizlerle paylaşıyorum. Oda’da neler yaşandığını hep birlikte okuyalım ve Oda’nın geleceği için geçmişten ders ve ibret alalım. Gazetemiz arşivlerinden GTO seçimleri: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-3733-gto-secimlerinden-ders-alinacak-mi.html