İngiltere’de Devr-i Alem

Dünya coğrafyasında kültür ve medeniyet tarihimizi ekranlara ingilteresaatgetiren Devr-i Alem belgesel yayıncılık ekibi olarak şimdi de İngiltere’deyiz. 28 Mayıs 4 Haziran 2013 tarihlerinde “Fatih ve Fetih Konulu” konferans vermek ve belgesel çekmek üzere İngiltere’ye gittik. İngiltere’de yaşayan birçok Türk’le konuştuk. İslam medeniyeti, Osmanlı – İngiliz ilişkileri, Anadolu kültürleri festivali ve Osmanlı şehitlikler ile ilgili araştırmalar yaptık. İngiltre’de yaşayan Türkler Türkiye’yi çok yakından takip ediyorlar. Türkiye’de olan bitene anında yorum yapıyorlar. Hemen belirtelim Kıbrıslı Türklerle birlikte İngiltere’de 5 yüz bine yakın Türk yaşıyor. Birçokları orta halli iş adamı 10 bine yakın üniversite öğrencisi dil eğitimi için bu ülkede bulunuyor. Birçokları İngiliz vatandaşı. 5 milyona yakın Müslüman var. 2000’e yakın Camii ibadete açık.

İngiltere’de bulunduğum süre içerisinde başta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz olmak üzere yüzlerce yetkili yetkisiz işadamı, esnaf ve emekli Türk vatandaşla görüştüm. İngiltere caddelerinde gezerken mutlaka Türkçe konuşan birine rastlıyorsunuz.

İngiltere’de Türk İslam Kültür Vakfı ve İngiltere Maraton Türk Okulu’nun daveti ile İstanbul’un Fethi konferansına katılıp 300’den fazla davetliye konuşma yaptım. Sivil toplum örgütlerini ziyaret ettim. İngiltere’nin birçok bölgesini gezerek belgesel çekimleri gerçekleştirdim. Türk medyasının önemli isimleriyle konuşup, Londra Türk radyosunun canlı yayın programına konuk oldum.

İngiltere’de parasız basıp dağıtılan 5’e yakın gazete var. Türk medyasının önemli isimlerinden 30 yıldır İngiltere’de gazetecilik yapan Mustafa Köker Bey ile İngiltere ve Türkiye’yi değerlendiren bir söyleşi yaptım. Yarı resmi Türkiye’nin önemli kuruluşu olan Yunus emre Kültür Merkezi Koordinatörü Mevlit Bey’i makamında ziyaret edip çalışmaları hakkında bilgeler aldım.

Türkiye’nin İngiltere Büyükelçisi Ünal Çeviköz ile Londra’daki Büyükelçilik makamında uzun bir söyleşi yaparak Türkiye- İngiltere ilişkilerinin dünden bugüne, bugünden geleceğini sayın Büyükelçinin açıklamalarıyla Devri Alem kameralarına kaydettim. Büyükelçi sayın Çeviköz ile yaptığım söyleşi ve diğer İngiltere ile ilgili ayrıntılı gezi yazımı sizlerle bölümler halinde paylaşmak istiyorum.

Hem hemen görüştüğüm herkes Türkiye’nin ekonomik ve siyasi olarak dünya çıpandan güçlenmesinden mutlu. Ekonomik krizin kasıp kavurduğu İngiltere’de bazı Türklerin Türkiye’de yatırım yapmak üzere geri döndüklerini öğrendim.

Geçmişte İngiltere’de zenci gençlerin Londra’nın birçok bölgesini yakıp yıktıklarını eylemin gerçekleştiği caddeye beni götürerek bu cadde tamamen yanmış, birçok kişi ölmüştü. Dükkânlar yağmalanmış, insanlar tartaklanmıştı. İngiltere devleti bu eylemcileri tek tek yakalayıp hepsini mahkûm etti. Hatta 15 yaşındaki bir gencin birkaç ay önce eyleme çağrı mahiyetinde sanal medya üzerinden tweet atmasını devlet ciddi bir şekilde takip edip bu gence yaşı küçük olmasına rağmen mahkeme 4 yıl mahkûmiyetine hükmetmesine kamuoyunun tepki göstermesi üzerine İngiltere Başbakanın şu açıklamasını benimle paylaştılar: “Eğer siz suç işleyecek kadar büyükseniz mahkemede size ceza verecek kadar büyük görür. Hiç kimse suç işleyemez, insanları isyana teşvik edemez.”

İngiltere’de birçok asayiş olayı yaşanıyor. Asayiş olayının yaşandığını polis araçlarının ortalığı yıkıp yakan, siren seslerinden anlıyorsunuz. Abartmıyorum her 10 dakikada bir bulunduğunuz yerden acı acı siren çalan polis araçlarını görüyor, en ummadığınız yerde polis kontrollerine rastlıyorsunuz. İngiltere genelinde güvenliği sağlamak için 50 milyondan fazla kamera ile her yer kontrol ediliyor. Tam bir sıkıyönetim hâkim. Bu olup bitenleri her nedense İngiltere medyası fazla yazılmıyor ve vermiyor. Beni gezdiren rehberin İngiltere’nin tam bir polis devleti olduğunu değişik örneklerle ve başından geçen acı bir olayla nakletti.

İNGİLİZLERİN SÖMÜRÜ DÜZENİ VE İSLAMDA FETİH KÜLTÜRÜ

İngiltere Türk-İslam kültür vakfı ve sivil toplum örgütlerinin İngilteredaveti ile Fatih ve Fetih konulu konferansımda fethin ne anlama geldiğini, fethin gönüleri feth etmek olduğunu açıklayarak, fetih ile sömürü arasında ki ayrışmayı net bir şekilde ortaya koydum. Fetih kültür tarihimizin önemli bir taşı. Bugün Türk-İslam coğrafyasında fetih kültürünün halen izleri yaşıyor. Türkistan coğrafyası, Horasan, Selçuklu, Osmanlı ve Endülüs medeniyetinde ki fetih kültürü ile İngilizler ve Hristiyan Avrupa’nın sömürü kültürünü çok iyi anlamak gerekiyor. Bu kültürü çok iyi anlamak gerekiyor. Sömürüye dayalı ingiliz kültürünün dünyadaki yaptığı mezalim çok açık ortada. İşte İngilizlerin tarih boyu sömürdüğü ükelerle ilgili bir araştırmayı sizlerle payalaşıyorum.

İngilizler 170 ülke sömürdü

Sömürgeci İngilizler şimdiye kadar dünyanın 170 ülkesini sömürdü Dünyadaki 192 ülkeden sadece 22 sinin tarih içinde hiçbir dönem İngiliz sömürgesi altında yaşamadığı ortaya çıktı.

İngilizler sömürgeci kimlikleriyle bilinir. Yeni yayınlanan bir kitapta, İngilizlerin sömürgeci kimliğiyle ilgili ilginç veriler ortaya koyuldu

İngilizlerin dünyanın yüzde 90’nı işgal ettiği belirtildi. Britanya İmparatorluğu’nun dünyanın varoluşundan bu yana hiç işgal edemediği ülke sayısı ise sadece 22.

İngiliz tarihçi Stuart Laycock’un yeni yayınladığı “All the Countries We’ve Ever Invaded: And the Few Never Got Round To” (İşgal Ettiğimiz Tüm Ülkeler: Ve Hiçbir Zaman Ayak Basamadıklarımız) adlı kitabında, tarihleri boyunca İngiliz sömürgeciliği altında yaşamamış 22 ülke şöyle sıralandı: Andora, Belarus, Bolivya, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Guatemala, Fildişi Sahillleri, Kırgızistan, Liechtenstein, Lüksemburg, Mali, Marshall Adaları, Monaco, Moğalistan, Paraguay, İsveç, Tacikistan, Özbekistan, Vatikan ve Sao Temo Adaları.

İngiliz tarihçi Stuart Laycock, kitabını yazmadan önce tüm ülkeleri alfabetik sıraya göre araştırarak, buralarda İngiliz izlerini aradı.

İngiliz İmparatorluğu tarafından resmi olarak işgal edilmemiş ancak tarihin herhangi bir döneminde İngiliz korsanlar, İngiliz hükümetinin izniyle korsanlık yapanlar ve silahlı kaşifler tarafından kısa bir süre de olsa ele geçirilen topraklar da Stuart Laycock’un kitabında işgal edilmiş bölgeler ya da ülkeler olarak yer aldı.

Daha önce Roma tarihiyle ilgili bir kitap yayınlayan Stuart Laycock, yeni kitabına 11 yaşındaki oğlu Frederick’in “İngilizler kaç ülke işgal etti” sorusunun ilham kaynağı olduğunu söyledi.

İki yıl süren bir araştırma sonrasında oğlu Frederick’in sorusuna cevap verebildiğini belirten Stuart Laycock, “İngiliz sömürgeciliği konusunda iyi bir bilgi birikimine sahip olduğumu sanıyordum ancak araştırdıkça, aklımın ucuna dahi gelmeyecek bölgelerin bile bir şekilde İngilizler tarafından kısa süreli de olsa işgal edildiğini gördüm. Bu durum beni şoke etti” dedi.

Diğer ülkelerin de benzer bir kitap yazabileceğini belirten Stuart Laycock, “Ancak onların listelerinin bu kadar uzun olacağını sanmıyorum” şeklinde konuştu.

İNGİLTERE’DE CAMİİLERE BÜYÜK İLGİ

İngiltere’de İslam medeniyeti belgesel çekimlerimizi İngiltere2gerçekleştirirken birçok Camii’yi ziyaret ettim. İngiltere’de Osmanlı’nın son yıllarında İngiliz devleti İstanbul’dan bir kilise yeri ister, buna karşılıkta Osmanlı’ya bir Camii yeri verilir. İngilizler kilisesini 1900’lü yıllarda Beyoğlun’da yaparlar. Ama Osmanlı yıkıldığı için Londora Camii yapılamamıştır. 1940’lı yıllarda İngiliz hükümeti Türkiye hükümetine başvurarak Londra’da Camii yerlerinin olduğunu söylerler. Ancak tek parti ve Milli Şef dönemdir. Türkiye hükümeti Camii yerini kabül etmez. Bunun yerine Londra’da yaşayan diğer Müslüman ülklerin Büyükelçiliklerin tahsisi edilir ve büyük bir Camii yapılır. Londra’da bu Camii’yi ziyaret edip belgesel görüntülerini çekiyor, Camii’nin Pakistanlı olan halkla ilişkiler müdüründen bilgiler alıyoruz. Bu Camii’ye hergün birçok ingiliz geliyor. Yılda 5000’e yakın İngiliz İslamiyeti kabül ediyorlar.

Londra’da bu Camii’den başka Türkiye tarafından yapılan Süleymaniye Camii, muhteşem mimarisi ve elif misali minaresi ile göz ve gönül okşayıcı. Camii’nin içerisi İznik çinileri ve Osmanlı motfleri ile donatılmış Camii’de Ezan’- Muhammediyemizi dinliyoruz. Ayrıca bu Cammi’de Orta Afrikalı bir ailenin dini niha merasiminide takip edip belgesel görüntüler çekiyoruz.

İngiltere’de Türkler tarafından 1980’li yıllarda yapılan Camii’yi Kıbrıslı bir hayırseverin Havra’yı satın alarak yaptırdığı Ramazanı Şerif Camii ve Azizi’ye Camii’nin belgesel görüntülerini çekerek tarihe not düşüyoruz. Camiiler İngiltere’de Müslümanlarım manevi sigortası. Çok sayıda Kilise’ninde Camii olduğunu öğreniyoruz. İngiltere’nin öenmli medya kuruluşlarında Kiliselere kimsenin gitmediğini, Camii’nin Cuma günü gençler tarafından doldurulduğunu yazıyordu.

İngiltere’de Kiliseler Camii oluyor

Tüm dünyada olduğu gibi İngiltere’de de İslam,

Ingiltere Londra'da Havra'dan camiiye cevrilen Ramazanı Serif Camii'nin ici
Ingiltere Londra’da Havra’dan camiiye cevrilen Ramazanı Serif Camii’nin ici

hızla yayılıyor. Geçmiş dönemlerde İslam’a dair pek bir iz bulunmayan ülkede, günümüzde 1600’den fazla cami ile İslami merkez bulunuyor.

Nüfusun yüzde yetmişi Hristiyan olan ülkede halk, ahlaki ve dini bir çöküntü yaşamakta. Ziyaretçisi olmayıp bir bir kapanan kiliseler, Müslümanlar tarafından ya kiralanarak veya satın alınarak camiye çevriliyor. Öyle ki, yapılan ibadetin yanı sıra her yaştan insana verilen eğitimle bu camiler, neredeyse ülkede ikinci bir okul görevi görüyor

İngiltere’ye 20. yüzyılın ortalarından itibaren çalıştırılmak üzere getirilen Müslümanlar, kendileri ile beraber kültürlerini ve dini inançlarını da Britanya kıtasına taşıdılar. İlk zamanlar çok ciddi sıkıntılarla karşılaşmalarına rağmen İngiltere’deki Hristiyan mezhepler arasındaki çatışmalar arasında bir Müslüman olarak ayakta kalmayı başardılar.

İngiltere’de 1600 cami var

Nüfusun yüzde yetmişi Hrıstiyan olan İngiltere’de, 1960 yılında 55 bin civarında kilise ve sadece birkaç tane cami varken, bugün kilise sayısı 46 bin civarında ve cami sayısı 1600’dan fazla. İngiliz halkı her geçen gün kiliseden biraz daha soğumakta ve yeni arayışlar içine girmektedir. Her geçen gün daha da önemini yitiren kiliseler bir bir kapanmakta ve kapılarına kilit vurulmaktadır. Kapanan kiliseler ya kiralanarak, ya da satın alınarak Müslümanlar tarafından camiye çevrilmektedir. Camiye dönüştürülen kilise sayısı 2007 yılı itibariyle üç yüzden fazla. Yasa ile koruma altına alınan kiliselerin dış mimarisine müdahale edilemediği için ilginç tablolar da ortaya çıkmıyor değil. Mesela camiye çevrilen kiliselerin dış tarafındaki haç ve Hrıstiyanlığa ait figürlerin yanı sıra Müslümanların duvarlara astıkları büyükçe Allah (cc) ve Muhammed (a.s) yazıları görenlerin dikkatini çekiyor. Yan yana cami ve kiliseleri görmek mümkün olduğu gibi yarısı cami diğer yarısı kilise olarak kullanılan mekânları da görmek mümkün.

Müslümanların toplum içinde suç işleme oranı neredeyse sıfır

İngiltere’de ahlaki çöküntü, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Bu durum, yetkili mercileri toplumun ıslahı noktasında ciddi arayışlara sürüklüyor. Buna karşın dinini tam anlamıyla yaşayan Müslümanlardaki ahlaki erdemlilik, Müslüman toplum içindeki suç işleme oranlarının oldukça düşük olması ve uyum sorunlarının yok denecek kadar az olması, İslam’ın önemini ve aynı zamanda Müslümanların sorumluluklarını artırıyor. Bunun farkında olan İslami dernek, vakıf, cami ve organizasyonlar, üzerlerine düşen görevleri yapmanın gayreti içindedirler. Müslümanlar ülke içinde gösterdikleri faaliyetleri ile hem kendileri ve hem de çürümeye yüz tutmuş İngiliz toplumunun ayakta kalmasına önemli katkıda bulunmaktadırlar. Bunun farkında olan İngiliz hükümet yetkilileri de her fırsatta Müslümanların İngiliz toplumunun bir parçası olduğunu dile getirmeyi ihmal etmiyor ve Müslümanları göz ardı etmiyor.

İslam’dan uzaklaşanlar kaybediyor

Diğer yandan, Müslüman ülkelerden gelip İngiltere’ye yerleşen ve İslam’dan uzaklaşan insanların karıştıkları suç oranları İngilizlerden oldukça fazla. İslam’ın kıymetini bilemeyip nefislerinin esiri olan, yozlaşıp dünya malının ardına düşen Müslümanlar toplum için ciddi sorun haline gelmektedirler. Bu durumun farkına varan bir kesim Müslümanlar, ‘biz gittik para kazanalım derken çok şeyi kaybettik. Bari çocuklarımız bu toplumda eriyip gitmesin’ diyerek çocuklarını İslami oluşumlara yönlendirmektedirler.

Camilerde verilen eğitim neredeyse okullardaki gibi

İngiltere’de camiler, toplumun merkezinde yer alan birer sosyal-kültür merkezleridirler. Sosyal hayatın en önemli törenleri camilerde gerçekleştirilir. Düğünler camilerde yapılmakta, önemli toplantılar burada icra edilmekte, cami üyeliği ciddi anlamda sosyal ve siyasi manalar ifade etmektedir. Sadece yaz tatilinde değil neredeyse hemen hergün okul sonrası akşam saatlerinde çocuklara Kur’an dersi ve İslami eğitim aktarıldığı için ikinci bir okul pozisyonundadırlar. İngiltere’deki bütün cami ve İslami oluşumlar özelde kendi ülkelerinden gelen halklara, genelde ise İngiltere’de yaşayan tüm Müslümanlara ve gayrimüslimlere yönelik hummalı bir çalışma içindedirler. Sorumluluklarının farkında olan Müslümanlar birbirleri ile dayanışma içinde hareket etmektedirler. Bu tavırları ile hem birbirlerine faydalı olmakta, hem de yaşadıkları toplum içinde pozisyonlarını güçlendirmektedirler.

George Galloway, Müslümanların oyları ile bu bölgeden seçildi

İngiltere’de Müslüman nüfusun en yoğun olduğu bölgelerden biri Doğu Londra’daki Tower Hamlets bölgesidir. Bu bölgede 100 binden fazla Müslüman yaşıyor. Bölgenin belediye başkanı Müslüman olan Ahmed Ömer, belediye lideri ise Lutfur Rahman’dır. (Başkan önemli toplantılara başkanlık yaparken, lider idare işler ile uğraşır.) Yine dünyaca ünlü savaş karşıtı George Galloway Müslümanların oyları ile bağımsız olarak bu bölgeden seçilerek meclise girdi. Ayrıca İngiltere genelinde 200’ün üzerinde Müslüman belediye meclis üyesi var.

İslami medya da boş durmuyor

Bununla beraber İslami medya da boş durmuyor. Britanya genelinde 32 İslami radyo, Müslümanların ihtiyaçlarına cevap vermek için 24 saat kesintisiz yayın yapıyor. Müzik programları, eğitim, sağlık ve diğer programları ile hem bu yöndeki açığı kapatıyor, hem de İslami davet ve hizmet açısından bulunmaz bir fırsatı değerlendiriyorlar. Ayrıca İslam Channel, Peace TV ve Noor TV başta olmak üzere İngiltere’deki Müslümanlara ait TV kanalları, İslam adına güzel programları ile tüm İngiltere toplumunu bilinçlendirmeye yönelik faaliyetlerde bulunuyor.

Güney Londra Camisi ve Müslüman merkezi

Bölgenin ve İngiltere’nin en büyük cami ve oluşumlarından biri olan East London Mosque and Muslim Centre (Güney Londra Camisi ve Müslüman Merkezi) İslam ve Müslümanlar adına ülke insanlarına önemli hizmetler sunmaktadır. Görüştüğümüz cami yetkilileri çalışmaları ile ilgili özetle şunları söylediler:

-Herkese açık hizmetler

-Yerel kurumlarla birlikte sağlık, eğitim ve iş imkânları sağlamak

-Müslüman ve Müslüman olmayanlara yönelik İslami öğrenme ve anlamaya yönelik çalışmalar

-Hizmet yoluyla toplumun ekonomik, sosyal, politik ve kültürel gelişimine katkıda bulunmak

-Tower Hamlets, camiler birliğine bağlı bir cami olarak bölgedeki diğer bütün camilerle birlikte koordineli olarak değişik ülkelerden gelen Müslümanlara hizmet sunuyor.

-Özellikle gençlerin eğitimi üzerinde ciddiyetle durmakta, bununla gençleri davranış bozuklukları, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ile şiddet kültüründen uzak tutmak

-Çocukların gelişimi, terbiyesi ve eğitimi ile ilgili yoğun programlar sunmak

-Yetişkin erkek ve bayanlara yönelik özel eğitim programlarının yanı sıra temiz ve nezih bir ortamda sosyal aktivite imkanları sunmak.

Yedi bin kişilik camide bayram namazları beş ayrı cemaat halinde kılınmaktadır. Öğle, ikindi ve akşam namazlarında ezan sesli olarak okunmaktadır. Sadece Cuma namazında değil, beş vakit namazda dahi cami neredeyse dolup taşıyor. Yanı başındaki yedi katlı İslami merkez, sağında ve solundaki İslami kaset ve kitapçılar ve çevredeki Müslümanların çokluğu ile de adeta bir Müslüman şehrini andırıyor.

Regent camisi

Regent camisi, yoğunluğun çok olduğu, yabancıların İslam ve Müslümanlar ile ilgili merak ettikleri sorularını cevaplamak için başvurdukları Londra’daki önemli camilerden biridir. Günün her vaktinde yoğunluğun azalmadığı camide, Yusuf İslam’ın da aralarında bulunduğu birçok tanınmış Müslüman şahsiyet tarafından özellikle İngilizce konuşan Müslümanlara yönelik programlar düzenlenmektedir.

Edmonton Camisi

Edmonton Camisi 3000 kişilik kapasitesi ile bölgede yaşayan Müslümanlara hizmet veren büyük camilerden biridir. Hala restorasyon çalışmaları devam eden camide yoğun olarak İslami çalışmalar durmaksızın devam etmektedir.

-Kur’an-ı Kerim ve Arapça kursları

-İngilizce kursları

-İslami sohbetler

-Yeterli olmadığı için Cuma namazları iki kere, bayram namazları da 2-3 kere kılınmaktadır.

-Dini eğitim programları hizmetlerden sadece birkaçı.

(Kaynak: BİNGÖL Karlova ilçesi web sitesi.. Doğru Haber

 

İNGİLTERE’DE OSMANLI İZLERİ…

İngiltere’de belgesle çekimlerimizi sürdürürken Osmanlı izlerinide araştırıyoruz. Güneşli bir günde Londra’nın Güneyi’nde Poşmont ve Gosport liman kentine gitmek üzere yola çıkıyoruz. Amacımız Osmanlı deniz şehitlerinin bulunduğu şehitliği ziyaret etmek. Bu şehrin anlamı ayyıldızlı hilal. Şehitliği bulmak için birçok mezarlığa giriyoruz. Mezarlarlıkların girişinde hilal ve yıldız dikkatlerimizi çekiyor. Hele hilal ve yıldızlı mezar taşları bizi derinde etkiliyor. Bir İngiliz Hristiyan’a ait olan hilalli yıldızlı mezar taşının belgesel görüntülerini çekerek, Gosport kenti sahilinde ki şehitlerimizi ziyaret ediyoruz. Ayyıldızlı bayrağımızın nazlı nazlı dalgalandığı Manş denizi ve Atlas okyanusu sahilinde ki şehtilerimizin ruhuna fatiha okuyor, 24 şehidimize ait mezarların tek tek belgesel görüntülerini çekiyoruz. Bu bölgenin şehir arması ayyıldızl hilal olmasının tarihi nedenleri de var. İşte Abdülhamis Han’ın büyük devlet adamı olduğununda bir belgesi. Yapılan araştırmayıda irlikte okuyalım.

Abdülhamid neden futbol takımı kurdurdu?

İngiltere’nin Porsmouth Adası’nda Osmanlı izleri… Abdülhamid’in İngiltere’de kurdurduğu futbol takımı ile ilgili araştırmalar yaptık.

İngiltere gezimizin en önemli duraklarından birisi Porstmouth adası oldu. Porsmouth Adası Türkiye’de kendini daha çok futbolla duyurdu. Türkiye’de sadece futbolla bilinen bir ada oysa ki tarihi mirasımız için çok önemli bir geçmişe sahip. Bugün Porstmouth’a gittiğinzde Ulu Hakan Abdülhamit’in eserlerini görmek. Devri Alem farkıyla Abdülhamit Han tarafından burada yapılan tarihi hizmeti sizler için paylaşıyoruz. Porsmouth´u kuran siyasi ve askeri dehanın amacı neydi? En eski Türk futbol takımı Beşiktaş mıdır? Şimdi bu soruların cevaplarını sizler için aralayacağız.

2.Abdülhamid´in dehası zamanla anlaşılıyor. Osmanlı, spora da el atmıştı. Porsmouth´u kuran siyasi ve askeri dehanın amacı neydi? En eski Türk takımı Beşiktaş mıdır? Ambleminde ay-yıldız olan diğer takımlar…

Portsmouth FC, İngiltere’de mücadele eden bir futbol takımıdır. Portsmouth şehrinin güneyinde yer almaktadır. Asıl takma adları Pompey olmasına rağmen, The Blues (Maviler) ya da The Blue Army (Mavi Ordu) diye de anılmaktadırlar. Kulübün sahibi Nepal asıllı Hong Kong´lu Balram Chainrai´dir. Kulübün İngiltere´deki son başarısı 2008 Federasyon kupası şampiyonluğudur. Ezeli rakipleri şu an Premier Ligde mücadele etmekte olan Southampton kulübüdür.

II. ABDÜLHAMİD İLE OLAN İLİŞKİSİ

Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş, yaptığı araştırmada önemli bilgilere yer verdi. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde İngiltere’nin Osmanlı topraklarında kültürel ve sportif faaliyetleri bahane ederek istihbarat çalışması yaptığını, dönemin padişahı 2. Abdülhamit’in de buna karşılık aynı yöntemle istihbarat çalışmaları için İngiltere’de Portsmouth Kulübü’nün bu yönünün bugüne kadar deşifre olmadığını belirten Keleş, “Portsmouth Kulübü’nden Osmanlı Devleti yeteri kadar faydalanmıştır. İngiltere bu ilişkiyi asla çözememiştir. Biz açıklayana kadar da fark etmemiştir. Burada istihbarat sadece adı anılan kulüp ile sınırlı değil, özellikle transferlerde de istihbarat çalışmaları devam etmiştir. Bir futbolcu gittiği takımda da istihbarat çalışmalarını sürdürmüştür. O yüzden Portsmouth, işin görünen yüzüdür” diye konuştu. Bugün Pourtsmouth´un ambleminde bulunan hilal ve yıldız, II.Abdulhamit Han´ın tuğrasının bir kopyasıdır.

ADADAKİ DİĞER AY-YILDIZLI TAKIM: DROGHEDA UNITED

İrlanda Premier Ligi´nde mücadele eden Drogheda United takımının ambleminde de ay-yıldız yer alıyor.

Bir süre önce Türkiye´ye resmi ziyaret gerçekleştiren İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese, 1847 yılında 1 milyon İrlandalı´nın hayatını kaybettiği Büyük Açlık döneminde Osmanlı Devleti´nin içi gıda dolu 3 gemisini Drogheda limanına gönderdiğini hatırlatarak, ´´İrlanda halkı bu eşine az rastlanır bonkörlük girişimini asla unutmadı ve bunun sonucunda sizin bayrağınızdaki semboller, bu güzel yıldız ve hilali bölgenin sembolü haline getirdiler. Hatta futbol takımının formalarının üzerinde de bu güzel Türk sembollerini görüyoruz´´ demişti.

EN ESKİ TÜRK TAKIMI

Fakat yurt dışında hiç tartışma götürmeyecek şekilde Osmanlı´nın hilal ve yıldızından esinlenerek kurulmuş kulüpler de var. Bunlardan biri de tamamen Flemenler tarafından kurulan Belçika´nın, RFC Turkania (Genç Türkler Birliği) takımı. Faymonville kasabasının takımı olan ve 1798´de kurulan Turkania´nin ambleminde bugün Türk bayrağının aynısı yer alıyor. Maçlara ay-yıldızlı formalarıyla çıkıyorlar. Kentte her yıl yapılan Türk Festivaline de Avrupa´nın değişik ülkelerinden gurbetçilerimiz de katılıyor. Osmanlı´ya karşı yapılacak haçlı savaşına destek vermedikleri için dışlanan ve aşağılama amacıyla, “Türk” diye damgalanan Belçikalılar, “Bunu bir onur ve iltifat kabul ederek” o günden beri köylerinde Türk bayrağını dalgalandırmışlar. Almanlar, Belçika´yı işgal ettiklerinde de Türk bayrağını gördükleri için o köye dokunmadıkları köylüler tarafından anlatılmaktadır.

Evet tarihimiz daha bilmediğimiz bir çok gerçeklerle dolu. Osmanlı Devleti sadece kurulduğu ve hükmettiği yerlerle sınırlı olmadığını dünyanın her yerinde göstermekte. Bizler Tayland’a, Çin’e, İngiltere’ye bile gittiğimizde bunu çok rahat görebiliyoruz. Tarihimiz daha ortaya çıkarılmayı bekleyen bir çok gerçeklerle dolu.

İNGİLTREDE UNUTULAN TÜRK ŞEHİTLİĞİ

Türk televizyon kanalları içinde ilk kez İngiltere’nin Manş denizi ve Atlas okyanusu sahilindeki Gosport Limanın’daki Türk şehitliğinde araştırma yapıp belgesel çektik. Londra’ya 180 km. mesafedeki Poşumant kenti Gosport limanında 1851 yılında şehit olan Türk denizcilerinin mezarlarını bulup belgesel çektikten sonra Bu bölge ile ilgili araştırma yaptık. Şehitlikle ilgili Türk akademisyenler tarafından yapılan ilmi araştırmalar özetle şöyle.

İNGİLTERE’DE FATİHA BEKLEYEN ŞEHİTLER…

Birinci cihan harbinden sonra İngiltere ‘de bir çok esir kampı bulunuyordu. İngiltere’nin Manş denizi ve Atlas okyanusu sahilindeki Poşumunto kentinin Gosprto limanı Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan yapının karşısındaki arsa, savaş esirleri için önce esir kampı, daha sonra kabristan olarak kullanılmıştır. Ancak bu inancı doğrulayan hiçbir belge yoktur, arkeolojik kazı da yapılmamıştır. Toplumsal Tarih Dergisi’nin (25/09/2004 sayısında Zeynep AYGEN imzası ile yer alan bilimsel makale’ de şehitlikle ve bölge ile ilgili çok önemli açıklamalar yer almakta. Makale özetle şöyle

…” İngiltere´nin güneyindeki Gosport kentinde yer alan Haslar Hastanesi, 1996´ya kadar İngiliz Kraliyet Donanmasına aitti. Bu hastanenin kabristanının bir bölümü ise bir Türk şehitliğine ayrılmıştır. Şehitliğin varlığına ilişkin iki olasılık öne sürülmektedir: Bunlardan biri 18. yüzyılın sonunda Gosport´a gelen Osmanlı gemilerinin mürettebatının feci bir salgın hastalık sonunda şehit düşerek İngiltere topraklarına defnedilmiş olabilecekleri, diğeri ise Gosport´ta bir dönemde gerçekten bir Türk kolonisinin yaşamış olması olasılığı!

Güney İngiltere´de, 13. yüzyıl başlarında, karşı kıyısındaki Portsmouth Limanı´nın işlevini bütünlemek ve bölgede güvenli bir denetim noktası oluşturmak amacıyla kurulan Gosport´un geçmişi hakkında farklı görüşler vardır.

Efsaneye göre burası kentin kurucusu Kral Stephen´in kardeşi Piskopos Henry de Blois´i yakalandığı şiddetli bir fırtınadan kurtaran limandır ve piskopos bu limana God´s Port (Tanrı´nın (limanı) adını vermiştir.

Dilbilimciler ise kentin adının Eski İngilizcede kaz anlamına gelen gosa ve kökeni Latin olan, liman anlamındaki portus kelimelerinden türediğini savunmaktadırlar. Ancak kentin, günümüzde de halk arasında yaygın olan diğer bir adı da “Turk Town” yani “Türk Kenti”dir.

Gosport doğumlu halk ozanı Cyril Towney´e göre Gosportlular kendilerini her zaman Türk olarak tanımlamışlardır. Towney ile bu konuda görüşmüş olan folklor uzmanı J. E. Mann bir Gosportlu olarak kendisinin de anımsayabildiği en erken yaştan bu yana bu gizemli bağlantıyı bildiğini, ancak yerel yazılı kaynaklardan hiç birinde bu ada rastlanmadığını belirtmektedir.

Mann´ın bu konuya ilişkin bulduğu tek belge imzasız bir elyazmasıdır. Bu belgede Gosport´un Türklerle olan ilişkisinin Haçlı Seferlerine dayandığı, İngilizlerin Anadolu´dan beraberlerinde getirdikleri savaş esirlerinden dolayı, kente bu takma adın verildiği belirtilmektedir .

Günümüzde Gosport´ta yaygın olan bir inanca göre, Gosport Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan yapının karşısındaki boş arsa, bu savaş esirleri için önce esir kampı, daha sonra da kabristan olarak kullanılmıştır. Ancak bu inancı doğrulayan hiçbir belge yoktur, arsada da herhangi bir arkeolojik kazı da yapılmamıştır.

Buna karşın Gosport´ta 1745´ten bu yana hizmet veren Haslar Hastahanesi´nin Türkler ile olan ilişkisi belgelenebilir bir gerçektir. 1996´ya kadar İngiliz Kraliyet Donanmasına ait olan bu hastahanenin kabristanının bir bölümü Türk şehitliğine ayrılmıştır.

Şehitlik, Gosport Kenti Tanıtım Sitesi´nde “Kabristan İçinde Kabristan” adıyla geçer ve varlığına ilişkin iki olasılık öne sürülür. Bunlardan ilki, o dönemde İngiliz Kraliyet Donanmasının Gosport´a gelen Osmanlı gemilerinin mürettebatının feci bir salgın hastalık sonunda şehit düşüp İngiltere topraklarında defnedilmelerine ilişkindir. Diğer sav ise Gosport´ta bir dönemde gerçekten bir Türk kolonisinin yaşamış olması olasılığıdır.

Bu savlardan her ikisi birden geçerli olabilir. Savlardan ilki halen Haslar Kraliyet Hastahanesi´ne ait olan Clayhall Deniz Askeri Mezarlığında bulunan mezar taşları tarafından kısmen doğrulanmaktadır.

Taşların tümü 1850-1851 yıllarına aittir, çoğunluğu 1851 tarihlidir. Örneğin “Sirag-i Bahri Komutanı Süvari Mehmet Kaptan”ın taşı 20 Mart 1851, “Mirat-ı Zafer´den Bölük Emini Süleyman”ın taşı 27 Nisan 1851 tarihlerini taşımaktadır. 1850 tarihli üç taşın dışında, şehitlikteki diğer taşlardaki tarihler de 1851 yılının Ocak ile Mayıs ayları arasındadır. Aynı yılın içinde, beş aylık bir zaman diliminde, 23 Türk denizcisinin birden vefat etmiş olması ancak salgın bir hastalık ile açıklanabilir.

Gerçekten de bu dönemde Gosport ve karşı kıyıda yer alan Portsmouth´daki sağlık koşulları son derece kötüdür. Örneğin 1849 yazında Portsmouth´da baş gösteren bir kolera salgını, bini aşkın kişinin yaşamına mal olmuştur. Kanalizasyon sisteminden yoksun, dok işçilerinin üst üste yığılarak yaşadığı sağlıksız mahallelerde, altyapı çalışmaları ancak 1854´ten sonra başlatılabilmiştir.

Kolera ya da benzeri bir salgın hastalığın 1850-1851´de Gosport´a da sıçramış olması akla yatkındır. Haslar Hastanesi defin kayıtları içinde Türk denizcilerinin adlarına rastlanmamaktadır. Ancak halen yürütülmekte olan bir araştırma, gerek gemilerin seyir defterlerinin, gerekse hastanenin hasta yatış kayıtlarının bu konuya bir açıklık getireceğini göstermektedir.

Şehitliğin ilk yeri bugün bulunduğu yer değildir. Daha önce hastane arazisinin güney batı bölgesi içinde yer alan Bahriye Mezarlığı´nın bir bölümünü oluşturmaktadır. İşe yeni başlayan cerrahlara Hastanenin tarihçesi ile ilgili bilgi vermek üzere hazırlanmış 1906 tarihli bir belgeye göre, hastanenin ´Zymotic Hospital´ binasının yapımı dolayısıyla, Türk mezar taşları ve naaşları, 1902´de Alver Gölü kıyısındaki yeni yerlerine taşınmışlardır.

1985´te Genelkurmay Başkanlığı tarafından başlatılan bir çalışma sonucunda restorasyonu yapılan Şehitlik, Türk Deniz Şehitleri günü olan 4 Nisan 1993´te törenle açılmıştır.

Özgün taşların çoğu bu dönemde yenilenmiş olmalıdır. Şehitlikte halen üç adet özgün mezar taşı bulunmaktadır. Bunlardan biri ´kullu nefsun zâikatul mevt´ ibaresi ile başlayıp şehitlikte yatan tüm ´asakir-i İslam´dan merhumin´in ruhları için el Fatiha´ ile her iki gemi mürettebatından, bu şehitlikte yatanların tümüne birden ithaf edilmiştir.

Burada ilginç olan diğer bir nokta ise bu taşın üzerinde yer alan ay yıldızın bir yandan Türk-Osmanlı geleneğini çağrıştırırken aynı zamanda Gosport´un karşısında yer alan Portsmouth kentinin sembolü olması ve günümüzde de bu özelliğini sürdürmesidir.

Diğer taş ise ´Huve´l hallaku´l bâki-La ilahe illâllah Muhammed resulullah´ ibaresi ile başlamakta ve ´Liman Reis-i-zâde Mehmed Kapudan ruhu için el Fatiha´ ile sona ermektedir ve yalnızca Sirag-i Bahri´nin komutanı Mehmet Kaptan´a adanmıştır . Taşların ilki ´Muharrem 1268´ ikincisi ise ´fi 24 Câ 1267´ tarihlidir. Bu tarihler miladi 1851´e denk düşmektedir.

Dönemin İngiliz gazeteleri Türk gemileri ve bunlarda bulunan zabit ve deniz erlerinin Portsmouth´a çıktıklarında nasıl ilgi odağı olduklarını tüm ayrıntıları ile yansıtmaktadır:

Portsmouth Limanı´nda bulunan iki Türk firkateyninin subayları geçen hafta Sir Godfrey Webster´in rehberliğinde, Portsmouth Tersanesi ve Clarence Kızakhanesi´nin hemen tüm bölümlerini ziyaret etmiş bulunmaktadırlar.

Kaptan´ın haricinde tümünün üniformaları İngilizlerden kopya edilmiştir ve koyu lacivert setre, mavi pantolon, kemer ve kılıçtan oluşmaktadır. Bunların deniz erleri de sık sık karaya çıkmışlardır.

Tümü de mavi pantolon ve kahverengi ceketten oluşan üniformaları yine kısmen İngiliz modasına uygun giyinmiş olup, bu onları asıl özgün ´pitoresk´ görünümlerinden yoksun bırakmaktadır. Bunların karada hatırı sayılır miktarda para harcadıkları gözlemlenmiştir.

Bu yazının çıkmış olduğu gazetenin bir Londra gazetesi olması, Türk gemilerinin bölgede nasıl bir ilgi odağı oluşturmuş olduklarının göstergesidir. Ancak belli ki Tanzimat sonrası yeni giyim anlayışı, levent, giysileri giymiş Türk denizcileri görme beklentisi içinde kıyıya doluşmuş olan İngilizleri düş kırıklığına uğratmıştır.

Yazının devamında, Türklerin erzak alışverişi yaptıkları, gemileri ziyaret etmek isteyen İngilizlere çok nazik davrandıkları, ancak Cuma ve Cumartesi günlerini dinî inançları nedeniyle ibadete ayırdıkları ve bu günlerde ziyaretçi kabul etmedikleri belirtilmektedir.

Yine aynı gazetenin daha sonraki bir tarihte yayınlanan bir nüshasına göre, 1851 Mayısında o bölgeden geçen ve Osmanlı Sefiri Musurus Paşa´yı getiren diğer bir Türk gemisi Spithead´den geçerken, orada demirlemiş bulunan Türk gemilerini selamlamıştır. Gosport´a yakın bir liman olan Spithead adı, Türk firkateynlerinin demirlemiş oldukları coğrafi noktayı tam olarak belirlemektedir.

Tüm bu bilgiler dönemin Türk kaynaklarınca da doğrulanmaktadır. Örneğin Mirat-ı Zafer´in komutanı Mustafa Bey on altı sahifelik raporunda askerlere ´İngiliz usulü top talimi´ öğretildiğini, Portsmouth´da 6.5 ay kaldıklarını, bazılarının hastalanıp vefat ettiğini ve hastahane yakınında, Türklere tahsis edilmiş bir arsaya defnedildiklerini anlatmaktadır.

Bu iki geminin Türkiye-İngiltere arası güzergâhı, yukarıda sözü geçen raporda tanımlanmış, Portsmouth´daki yerel bir gazete de bu konuda okurlarını aydınlatmıştır. Gazetenin 19 Ekim 1850 tarihli sayısında gemilerin, 28 Eylülde Cebel-i Tarık´a ulaştıkları, burada 3 Ekim´e kadar uygun bir rüzgâr bekledikleri ve ancak ondan sonra yola çıkabildikleri belirtilmektedir.

Sonuç olarak gemiler, Ekim 1850 ile Ağustos 1851 arasında bölgede kalmışlar, mürettebatın bir bölümü burada şehit olmuş, geri kalanları ise yurda dönmüştür. Aralarında Gosport´ta kalıp yerleşenler olup olmadığı ve bu gelişmenin Gosport´un ´Türk Kenti´ olarak anılmasıyla ilgisi araştırmanın devamında ortaya çıkacaktır.

Bölgede Türkler ile ilgili diğer bir ad da ´HMS Sultan´ dır. Halen bir yer adı olan ve burada bulunan bir Kraliyet Donanması okuluna adını veren HMS (Her Majesty´s Ship: Majestelerinin gemisi) Sultan, aslında bir geminin adıdır. Adı daha önce ´Triumph´ olan geminin adı, 1870 yılında Sultan Abdülaziz´in İngiltere´yi ziyareti nedeniyle ´Sultan´ olarak değiştirilmiştir.

Bölgedeki Türk izlerinin tümü denizcilik ile sınırlı değildir. Örneğin Fort Nelson Kalesi´nde yer alan Kraliyet Silah Müzesi´nin koleksiyonunun en değerli parçalarından biri de 1464 tarihli bir Türk topudur .

19. yüzyılda Çanakkale Boğazı´nda koruma amaçlı olarak kullanılmakta olan bu tarihî top 1868´de General Sir John Lafroy´un girişimi üzerine Osmanlı Devleti tarafından İngiltere´ye hediye edilmiştir. Aslında bu girişim 1857´de yapılmış, fakat önce yanlışlıkla 1708 tarihli başka bir top gönderilmiş, yanlışlık daha sonra düzeltilmiştir. Ancak bu yanlış gönderilen top da İngiltere´de kalmış ve Müze´nin koleksiyonunda katılmıştır.

İngiltere´de Gosport ve Portsmouth´un içinde yer aldığı Hampshire Bölgesi Londra ile bağlantılı önemli limanlara sahip olduğundan, araştırmalar derinleştikçe buradan Osmanlı-Büyük Britanya ilişkilerinin tarihine yeni boyutlar getirebilecek daha pek çok belge, eser ve anı gün ışığına çıkabilecektir.

  • Bu araştırma Türkiye´de Deniz Müzesi, İngiltere´de Royal Armouries Museum, Haslar Hospital ve Portsmouth Arşivlerinde gerçekleştirilmiştir. Bu kurumlara ve sualtı araştırmacısı Selçuk Kolay ile Royal Submarine Museum´dan George Malcomson´a teşekkür ederim. Dr. Zeynep Aygen, Portsmouth Üniversitesi, öğretim üyesi

İNGİLTERE’DE ŞEHİT OSMANLI ÖĞRENCİ MEZARLARI

İngiltere’de bir başka şehitlik de Portsmouth şehrinde bulunuyor. Başkent londraya lakın bir yerde bulana bu şehitlik Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyaretiyle gündeme geldi. İngiltere’deki Osmanlı Şehitliği’nin ilk sakini Arif Bey’di. Osmanlı’dan, İngiltere’ye giden ilk eğitim grubunun içinde bulunan Arif Bey, hastalığı nedeniyle vefat etmiş ve Portsmouth’da defnedilmişti.

Portsmouth şehrindeki Osmanlı Şehitliği’nin bundan sonraki sakinleri de İngiltere’ye eğitime gidenr ve orada hayatını kaybeden Osmanlı subaylarından oluşuyor.

1830 yıllında devlet burslusu olarak gönderilmeye başlayan öğrencilerin Avrupa’daki ilk adresleri Paris olmuştu. Londra’ya tahsil amacıyla ilk öğrenci grubunun gittiği tarih ise 1835. Bu grupta 16 subay öğrenci vardı. Bunlar topçu, mühendis, piyade ve bahriyeli subaylardan oluşuyordu. Ve tamamı Woolwich Kraliyet Harp Akademisinde eğitim almışlardı. Bunlardan Selim, Tahir ve Mahmud topçuluk, Halil ve İbrahim topçu mühendisliği alanlarında eğitim gördü. Diğer öğrenciler ise Lağımcı Miralayı Bekir ve Kaymakamı Emin, Eşref, Yunus, Derviş, Enis, Yusuf, Ahmed, Arif, Necip ve Eyüp’tü. Mühendishane-i Berri Hümayun’dan giden bu öğrencilerden Bekir ve Emin Mühendishane subayı diğerleri ise öğrencileridirler.

Fakat İngiltere’de eğitim alan bu ilk gruptan herkes geri dönememişti. Mühendishane-i Berri Hümayun öğrencilerinden olarak İngiltere’ye giden Arif’in 1836 yılı başlarında ağır bir hastalığa yakalandığı haberi gelmiştir. Bunun üzerine kendisinin 16 Nisan 1836’da Dersaadet’e geri getirilmesine ve yerine başka bir öğrencinin gönderilmesine karar verilmişti. Fakat Arif Bey’in ömrü memleketine geri dönmeye yetmemişti. 10 Ağustos 1836 tarihinde 20 yaşındayken vefat eden Arif Bey, Portsmouth Woolwich’de defnedildi ve Osmanlı Şehitliği’nin ilk sakini oldu. Sonraki dönemde de denizcilik ya da havacılık eğitimine giden giden grupların içinde de dönemeyenler olmuş ve onlar da bu şehitlikte son yolculuklarına çıktı. ( ‘Kaynak:www.dunyabulteni.net)

DÜNYA’NIN EN BÜYÜK MÜZELERİNDEN BRİTİSH MUSEUM

Devr-i Âlem kameraları British Museum’da.İngiltere’nin Londra şehrinde dünyanın her yanından getirilen seçkin Eskiçağ eserleri ve etnografya koleksiyonlarını kapsayan müze İngilizlerin sömürü, hırsızlık ve kültür soygununu da gösteriyor. Müzeyi hiç bir ücret ödemeden rahatlıkla gezip belgesel çekimleri yapıyoruz. Müze’nin kuruluş hikâyesi bihaylı ilginç.

British Museum, hekim ve doğabilimci Sir Hans Sloane’un (1660-1753) biriktirdiği ünlü bir kitap, elyazması ve doğa tarihi nesneleri koleksiyonunun hükümet tarafından satın alınmasıyla 1753’te kuruldu. Oxford kontları Edward ve Robert Harley’nin daha önce miras bıraktıkları önemli elyazması kütüphanesi ve Sir Robert Bruce Cotton’ın (1571-1631) bağışlamış olduğu elyazmaları, sikkeler ve antikalar da Sloane koleksiyonuna katıldı. II. George’un, Krallık Kütüphanesi’ni 1757’de armağan etmesiingiltere-sehitn iki yıl sonra müze, Bloomsbury’deki Montagu House’da halka açıldı.

19. yüzyılda arkeolojiye ilgi artınca, British Museum, armağan, satın alma yada özellikle Anadolu’dan çalma ve kaçırma yoluyla Eskiçağ’la ilgili paha biçilmez yapıtlar elde etti. Atina Akropolis’indeki klasik Yunan heykellerinin 1816’da elde edilmesi buna örnek verilebilir. 1823’te III. George’un kütüphanesinin alınmasıyla genişleyen koleksiyon için daha geniş bir yer ihtiyacı doğunca, tasarımını Sir Robert Smirke’ün yaptığı günümüzdeki yapı, 1847’de Montagu House’un yerini aldı. Müzenin başkütüphanecisi Sir Anthony Panizzi’nin çizdiği planlara göre yapılan dev kubbeli kütüphane on yıl sonra tamamlandı. Müzenin doğal tarih koleksiyonu, 1883’te Güney Kensington’a taşınarak Doğa Tarihi Müzesi (Natural History Museum) adını aldı. British Museum’daki ve öbür kütüphanelerdeki elyazması ve basılı kitap koleksiyonlarının bir araya getirilmesiyle de 1973’te British Library (Britanyalı Kütüphanesi) oluşturuldu…

British Museum koleksiyonları dört ana bölümde toplanmıştır: Eskiçağ yapıtları bölümü; sikkeler ve madalyalar bölümü; baskılar ve çizimler bölümü; günümüzde ayrı bir yapıda bulunan “Museum of Mankind” (“İnsanlık Müzesi”) adı verilen etnografi bölümü.

Eskiçağ yapıtları bölümü, Mısır, Batı Asya, Eski Yunan ve Antik Roma, Tarihöncesi İngiltere, Ortaçağ ve Doğu yapıtlarından oluşan ayrı ayrı koleksiyonları kapsar. Müzedeki ünlü yapıtlar arasında, Mısır hiyerogliflerinin Reşit Taşı, Asurbanipal’ın Ninova’daki sarayından gelme Asur kabartmaları, Bodrum’daki Mausoleion’dan frizler, Sutton Hoo Gemi Mezarlığı, tunç ve fil dişinden Afrika heykelcikleri sayılabilir. (Kaynak vikepedi.)

FİRAVUN’UN 4700 YILLIK ÇÜRÜMEYEN CESEDİ..

Londra da Biritish Müzyum’da Firavun’un ingiltere-firavunçürümeyen cesedi’nin belgesel görüntülerini çekiyoruz. Londra’da British Museum’u herkes gezmeli. Müze’de Furauna ait olduğu bilinen mumya gerçekten insanlar için büyük bir ibret. Müze’de secde edercesine duruyor.

Kuran’da helak edilişi ve ibret için bedeninin korunacağı anlatılan firavunun fotoğraf ve kamera görüntülerini çekip belgeselleştirerek tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.Furavun ile ilgili kuranı kerim’de yer alan ayetler’den bir kısmını yazım’da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yunus Suresi 90. 91. ve 92. Ayetler:

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım.” dedi.

Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.”

1144 yılında vefat eden Zemahşerî, Yûnus Sûresinin sözkonusu âyetinin tefsirini, kendisinden 8 asır sonra bulunacak olan cesedi âdeta görür gibi yapiyordu:

“Seni, deniz kenarında bir köşeye atacağız. Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış halde, çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız.” (Kessaf Tefsiri, Cilt 2, S. 251/252)

Bu olay Kuran-ı Kerimde şöyle anlatılmaktadır:

“Bunun üzerine ‘asanı denize vur’ diye vahyettik. Vurunca parçalandı, herbiri kocaman bir dağ oldu.” (Şuara, 63)

“İsrailoğullarını denizden (salimen karşı tarafa) geçirdik” (Yunus, 90)

“Denizi de (karşı yakaya geçtikten sonra, sana açılan yolu da kapamayıp) açık bırak; çünkü onlar (açık görecekleri bu yola girip) bir ordu halinde boğulmuş olacaklardır.” (Duhan, 24)

“Firavun ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış.” (Taha, 78)

“Firavun ve askerleri İsrailoğullarını takip ederken, denizin ayrılmış olan sularını dehşetle görmüşler fakat kin ve düşmanlıklarından dolayı bir anlık tereddütten sonra onlar da deniz içinde açılan yola girerek takibe devam etmişlerdi. Ancak denizin ayrılmış olan suları tekrar birleşmeye başlamış ve sonunda firavunla birlikte bütün ordusu, tek bir kişi dahi kurtulamadan sulara gömülmüştür.” (Şuara, 65-66)

Firavun Cesedi Secde Eder halde bulunmuştu

Bizler gibi bir çok meraklı turist mumya cesedin başında saatlerce durup ibret nazarı ile bakıyor. Her ne kadar İngilizler bu cesedin sıradan bir kişiye ait olduğunu ve günümüze kadar doğal yollarla korunduğunu iddia etseler de, bize gibi bir çok Müslüman ve inananlara göre bu Hz. Musa’ya inanmayan ve O’nu takip ederken ordusuyla birlikte denizde boğularak helak edilen zalim firavundur. Nil nehri yatağında kumlar içinde bulunan Cesedin yaşı ve bulunduğu yer de bunu doğruluyor. Yakın bir zamana kadar müzeyi gezenler bu cesedin secde pozisyonunda olduğunu söylüyorlar. Daha sonra yan yatırılmış. Gerçekten görenler ve izleyenler için büyük ibret alınacak bir durum..

FATİH SULTAN MEHMET HANIN ŞAHI TOPU İNGİLTRE’DE..

İslam medeniyeti ve kültür mirasımızla ilgili bir çok eser ingiliz müzelerinde bulunuyor. Fatih Sultan mehmet han’ın İstanbulu fetih ederken kullandığı ünlü Şahi topu 1929 yılında Rotunda Müzesinden, Londra Kulesi Müzesine, oradan da şimdi bulunduğu Fort Nelson Müzesine nakledilerek ziyaretçiler tarafından büyük ilgi ile izlenmektedir.

Fatih’in şahi topları, Şahi Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılıp kullanılmış özel bir savaş topudur. Şuan Avrupanın en önemli savaş toplarının başında gelir. İstanbul’un fethinde ve 19. yüzyıla kadar Çanakkale Boğazı’nda koruma amaçlı olarak da kullanılmıştır. Yapımı üç ay süren, çizimlerini Fatih Sultan Mehmed Han’ın önderliğinde Türk mühendislerinden Mimar Muslihiddin Ağa , Saruca Paşa yaptığı topun dökümünü Macar asıllı Urban Usta adlı bir dökümcü yapmıştır. Bunun yanında döküm ustası olarak Cenevizli Donar Usta diye birisinden de bahsedilir. Urban’ın döktüğü top ve diğer toplar 1452 senesi Ocak ayının sonlarında Edirne’den yola çıkarılmış ve ancak iki ay sonra İstanbul önlerine getirilebilmiştir.

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almak için döktürdüğü büyük top “şahi” adını taşır. Şahi Topunun özellikleri Üç ayda dökülen bu topun büyüklüğü ve çapı hakkında muasır tarihçiler muhtelif bilgiler vermektedirler. Françes; uzunluğu 5,5 metre, dış çevresi 2 metre 74 cm (9 kadem), yarı çapı 92 cm (kutru 3 kadem ) ağırlığı 18 ton kadardır demektedir. Top 544 kg (1200 libre) bazılarına göre de 680 kg (1500 libre) gülleler atıyor, bu gülleler 1,883 km (1 mil) mesafeye kadar giderek 1 metre 83 cm (6 kadem) derinliğinde toprağa gömülüyordu. Topun sesi 24 km ( 13 mil) mesafeden duyulmaktaydı.

ŞAHİ TOPU İNGİLTRE’YE NASIL GİTTİ?

1464′te Fatih Sultan Mehmet toplardan kırk iki tanesini Çanakkale Boğazı’nın savunması için Çanakkale Boğazı’na göndermiştir. Yüzyıllarca kullanılmadan kalan toplar 1807 yılında İngiliz donanmasına karşı kullanılmış ve beklenenin aksine kusursuz şekilde çalışan toplar bir İngiliz gemisini vurmuş ve 60 denizciyi öldümüştür. Bir tanesi İngiltere’de, bir diğeri de İtalya’dadır. Günümüzde Fatih döneminden 6 tane top kalmıştır. Bunların en büyüğü olan ve İstanbul’da, Boğazlar’da kullanılan “şahi” bugün İngiltere’dedir. Diğer toplar ise Harbiye’deki askeri müze bahçesinde olup bunların çapı daha küçüktür. Şahi Topunun İngiltere’ye Verilme Hadisesi 19. yüzyıla kadar Çanakkale Boğazı’nda koruma amaçlı olarak kullanılan bu tarihî top, General Sir John Lafroy’un girişimi ve 60 yıl süren çabanın sonucunda, Osmanlı Devleti tarafından, Sultan Abdülaziz’in İngiltere’yi ziyaretinden bir yıl önce, 1866 yılında İngiltere’ye hediye edilmiş. İngiliz devletinin topu satın alarak İngiltere-ye götürme çabaları, Kraliçe Victoria-nın, Sultan Abdülaziz’den topu yine istemesi ve bundan bir yıl sonra da Abdülaziz-in topu hediye olarak göndermesiyle sonuçlanmış. Kilitbahir-den Londra-ya nakledilen topun bu kadar çok istenmesinin sebebi ise Avrupa-nın en önemli topuna ev sahipliği yapmak arzusu olarak ifade ediliyor.

ŞAHİ TOPU HANGİ MÜZE’DE?

Şahi”, 1929 yılında Rotunda Müzesinden, Londra Kulesi Müzesine, oradan da şimdi bulunduğu Fort Nelson Müzesine naklediliyor. 4 asır boyunca Osmanlı ordularını yenilmez kılan ve düşmana korku salan ”şahi”, şimdilerde müze yetkilileri tarafından ziyaretçilere, orta çağ teknolojisinin başyapıtı ve müzenin en değerli parçası olarak takdim ediliyor. FATİH SULTAN MEHMED HAN’ın kendi icadı olan ŞAHİ toplarının daha sık ateş edebilmesi için Topların içlerini yağlattığını, böylelikle ancak 8 saatte bir Ateş edebilen topların 4 Saatte bir ateş İçin hazır hale gelebildiğini, bu yöntemle %100 verim alındığını, Bu kısa süre içinde düşmana tamir fırsatının verilmediği için fethin gerçekleşmesindeki önemli unsurlardan biri olduğunu, Bununla kendisinin Balistik alanında büyük bir deha olduğunun kanıtlandığını….

(Kaynak:www.ceddimizosmanli.net)

İNGİLTERE’NİN BRİTİSH MÜZESİNE TÜRKİYE AMBARGOSU..

İngiltere’nin başkenti Londra’da en çok etkilendiğim yerlerden birisi ünlü British Museum oldu. Hiç bir ücret ödemeden elimizde kameramız müzede belgesel çekimleri yaptık. Müze başlı başına belgesel çekilecek bir yer. Saatler süren müze gezisinde dünyanın birçok yerinden getirilen eserlerle müze dolduruluşmuş.

Türkiye, Anadolu’dan kaçırılan tarihi eserleri iade etmeyen ünlü İngiliz ve Amerikan müzelerinin geçici sergilerine parça vermeme kararı aldı. Bu kararla zora giren müzeler arasında Metropolitan ve British Museum var.

Yayın şirketi Umberto Allemandi bünyesindeki Londra merkezli kültür sanat dergisi The Art Newspaper, mart sayısında, Türkiye’nin geri istediği eserler iade edilene dek Amerikan ve İngiliz müzelerinin geçici sergilerine eser ödünç vermeyi durdurduğunu yazdı. Derginin haberine göre Londra’daki dünyaca ünlü British Museum, 15 Nisan 2012’ye kadar sürecek “Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk” sergisi için Topkapı Sarayı’ndan, Türbeler Müzesi’yle Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden toplam 35 adet eseri geçici olarak sergilemek üzere istedi.

Varolan anlaşmalar aracılığıyla Türkiye’den geçici sergiler için ödünç eser alabilen müze, serginin açılmasına az bir zaman kala Türk resmi makamlarından “Hayır” cevabını aldı. Dergi, Kültür Bakanlığı’nın eserlerin gönderilmesini engellediğini öne sürerek “Türkiye’nin Anadolu’dan kaçırılan eserlerin iadesi konusunda giderek genişleyen kampanyasının bir parçası olarak, söz konusu eserleri koleksiyonunda bulunduran müzelere eser verilmesi önleniyor” dedi.

Türkiye, British Museum’un milattan önce birinci yüzyıla ait üzerinde Kral Antiochus’un Herakles-Verenthragna’yı selamlarken tasvir edildiği zeytinyağı üretmede kullanılan mermer silindiri istiyor. Adıyaman Selik beldesi yakınlarında bir tarlada 1882’de bulunan 1 metre 23 santim yüksekliğinde ortası delik silindir, bölgede çalışmasına izin verilen Mezopatamya uzmanı ünlü İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından 1911’de satın alındı. Woolley, 1. Dünya Savaşı’nın karmaşası içerinde eseri Suriye götürdü. 1927’de Suriye’yi mandacı güç olarak yöneten Fransa’nın izniyle silindir British Museum’a satıldı.

Haberde “2005’te Türkiye eserin iadesini talep etse de bu talepte ısrarcı olunmadı. İki ülke arasında da eser ödünç verme işlemleri devam etti” ifadelerine yer verildi. Dergiye konuşan müzenin sözcüsü, uzun hazırlıkla meydana getirilen serginin başarısı için sorunu çözme yolundaki girişimleri şöyle anlattı: “Silindirin geri verilmesi için müze görüşmeye hazırdı. Fakat mütevelli heyeti mülkiyetin transferini istemedi.”

Sergiyi askıya aldılar

Londra’daki The Victoria and Albert Museum da Türkiye’den gelecek eserlerin kritik önemde olduğu “Osmanlılar” sergisini, anlaşmazlık nedeniyle askıya aldı. 2014’te açılması planlanan ve İstanbul’un fethinden 19. yüzyılın sonlarına dek Osmanlı sanatının gelişimini ele alacak serginin hazırlıklarının durdurulmasının nedeni; Sidamara lahitinden çalınan Eros’un başı… İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen, milattan önce üçüncü yüzyıla ait Sidamara lahitinden 1882’de İngiliz arkeolog Charles Wilson tarafından koparılan aşk tanrısı Eros’un başı, 1933’den beri Londra’daki müzede sergileniyor. Müze sözcüsü, Wilson’ın ailesinin Eros’un başını müzeye bağışladığını anımsatarak “müzenin eserin mülkiyetini devredemeyeceğini” öne sürdü. Sözcü, “iade sorununun halledilmesiyle serginin hazırlıklarının ilerleyeceğini umut ettiğini” belirtti.

Türkiye’nin Londra Kültür ve Turizm Müşaviri Tolga Tüylüoğlu, British Museum ve The Victoria and Albert Museum’dan iki eserin iadesinin istendiğini doğruladı. Tüylüoğlu, İngiliz ve Türk sanat kurumları arasındaki “iyi ilişkileri” vurgularken, Türk hükümetinin “sergilere ödünç eserleri tartışmadan önce” antik iki parçayla ilgili meselenin çözümünü istediğini belirtti.

 

TÜRKİYE’NİN LONDRA BÜYÜKELÇİSİ ÜNAL ÇEVİKÖZ’LE TARİHİ SÖYLEŞİ

İngiltere ve Lonra’da belgesel çekimlerimizin önemliİngiltere-Unal-Ceviköz bir yer tutan Türkiye’nin Londra Büyüleçliği oldu. Ünal Çeviközl’le makamında görüştük. Sayın Büyükelçi bizler çok önemki bilgiler verdi. Türkiye Londra ilişkileri, ekonomi, kültürel, ticari, siyasi ve sosyal ilişkiler hakkında çok öenmli bilgiler aldık. Büyükelçi sayın Çeviköz yıllar önce İrlandalıların Osmanlı’dan istedikleri yardım ve Osmanlı’nın İrlanda’ya yaptığı gıda ve nakdi yardımın İrlanda’da halen takdirle anlatıldığı bizere aktardı. Kendisinin İrlanda’ya yaptığı bir gezide İrlandalı bşr rehberi Büyükekçi’ye Osmanlı devletinin 1847’de yaptığı yardım ile ilgili çok özel bilgiler verdiğini söyledi. Londra’nın merkezinde olan Büyükelçiliğinin önündeki ayyıldızlı bayrağımız diğer ülke bayrakları ile birlikte dalgalanıyor. Büüykelçi Çeviköz’e Osmanlı devletinin İrlanda’ya yaptığı yardıma İrlandalıların yazdığı teşekkür mektbunun orjinal bir kopyasını hediye ediyoruz. Yardımlarla ilgili Yedi Kıta dergisinde yer alan bilgileri özetle sizlerle paylaşıyorum.

İRLANDA’DAN OSMANLIYA YARDIM ÇAĞRISI…

Osmanlı padişahlarının kahramanlığı kadar ihsan ve keremleri de nam salmıştı tarihe. Meydanda kılıcıyla adalet dağıtan onlarca Osmanoğlu, tahtına kurulduğunda kerem eliyle bir sebil gibi merhamet ve inayet akıtıyordu. Tarihin şahitlik ettiği onlarca vak’a hepimizin hafızalarında yer etmiştir eminiz. Eman dileyene zerre kadar fenalık erişmedi onların eliyle; hiçbir düşkün, hiçbir mağdur da kapılarından boş dönmedi hiçbir zaman.

Osmanlıların yed-i merhamet ve keremleri yalnız dostlar için uzanmamıştı. Onlar yakın uzak, dost düşman atılan yer yardım çığlığına kulak kabartmışlardı. Bu çığlık İrlanda’dan atılmış olsa bile!

Neredeyse on asır kadar İngilizler eliyle maruz kaldıkları baskı, sırf mezhepleri (İrlandalılar, Protestan İngilizlerin aksine Katolik’ti) sebebiyle uğradıkları zulüm ve bütün bu sıkıntılardan kurtulmak için zorunlu göçler İrlandalıları gitgide perişan etmişti. 1840’lı yıllarda başlarına gelen ve yaklaşık 7 yıl boyunca ahaliyi perişan eden kıtlık (Patates kıtlığı; patates İrlandalıların ürettikleri, bir kısmını tüketip, bir kısmını da ihraç ettikleri gıda maddesiydi…) adeta tuz biber olmuştu süregelen onca felakete. İrlandalılar çareyi Avrupalı hemcinslerinden yardım istemekte buldular. Kim, ne derece yardımcı oldu ayrıntılarıyla malumumuz değil, fakat aslı ve tercümesini buraya derc ettiğimiz mektuptan anlaşılıyor ki devrin padişahı Sultan Abdülmecid Han bu talihsiz halka 1.000 sterlin değerinde nakdî yardımda bulunmuştu. Araştırmalarımızı genişletince gördük ki Osmanlı sultanının maksadı aslında 10.000 sterlin ederinde bir yardımmış; fakat İngiliz kraliçesi Victoria mani olmuş buna. Sebep, kendisinin sadece 2.000 sterlin yardımda bulunacak olmasıymış! Hatta bu para ianesinden başka ve kraliçenin bütün itirazlarına rağmen gemiler dolusu gıda yardımı da göndermiş Osmanlı. İngilizler ne kadar karşı çıktılarsa da, gemilerimizi limanlara almak istemedilerse de padişahın itaatkâr ve hayırhah bendeleri verilen görevi hakkıyla ifaya muvaffak olmuşlar; gemiler İrlanda’nın Drogheda limanına boşaltmışlar yüklerini.

İrlandalı eşraf ve ulular tarafından kaleme alınan bu mektupta (1847) görülüyor ki onlar kendilerine ötelerden uzatılan yardım elini derin bir minnet hissiyle karşılıyor ve padişaha, bütün İrlanda halkı adına teşekkür ediyorlar. Bir ibret ve insanlık vesikası karşısındayız! Dillerimiz tutuk hayretten; fakat derinden bir nida zorluyor dudaklarımızı: “Padişahım çok yaşa!” (Kaynak: Yedikıta Dergisi 33. Sayfa Yaza: Harun Tuncer)

İRLANDA’DAN GELEN MEKTUBUN TÜRKÇE TERCÜMLESİ

Osmanlı Hükümdarı Haşmetlü Abdülmecid Han Hazretleri’ne,

Dileriz memnuniyetinizi mucip olur efendim..

Aşağıda imzası bulunan biz İrlanda eşrafı, ekâbiri ve ahalisi siz zât-ı devletlerinin mağdur ve perişan İrlandalılara karşı gösterdiğiniz alaka ve geniş kereminiz dolayısıyla minnet ve en derin şükranlarımızı arz için müsaade istirham ediyoruz. Yine ahalimiz adına bizlerin ihtiyaçlarının görülmesi ve acımızın hafifletilmesi için siz zât-ı şahaneleri tarafından yapılan 1,000 sterlinlik nakdî yardım sebebiyle teşekküre cesaret eyliyoruz.

Hikmet-i İlâhi memleketimizi başlıca gıda maddesinden (patates) mahrum etti; ahalimizi hiçbir medeni millete isabet etmeyen kıtlığa düçâr eyledi. Bu çetin zamanda felaketzede İrlandalıların kendilerini ve ailelerini açlıktan kurtarmak için kendilerinden daha az belaya uğrayan diğer ülkelerin kerem ve ihsanına el açmaktan başka çaresi kalmadı. Siz zât-ı âlîleri yapılan bu çağrıya cevap verdiniz ve musibetle boğuşan biz hemcinslerine yardım etmeleri hususunda Avrupalı diğer büyük milletlere örnek oldunuz.

Onlarca ırkdaşımızı yok olmaktan kurtaran bu vakitlice ve cömert yardımınız için İrlanda ahalisi adına zât-ı şahanelerine minnet ve şükranlarımızı arza müsaade rica ediyor ve hükm ü fermanınız altında ve kereminize nail olan geniş toprakların bize isabet eden bu kıtlık ve musibetten masun (korunmuş, emin) olmasını umuyoruz.

OSMANLI İNGİLİZ SAVAŞLARI

Tarih boyu Osmanlı-İngiliz İlişkilei hem inişli-çıkışlı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti dönemindede bu ilişkler aynen sürüyor. Son yıllarda Türk-İngiliz ilişkileri çok iyi seviyede. Bugün bu ilişkilerin iyi olması, geçmişte yapılan savaşlardan ders ve ibret alındığı için. Özellikle 1. Cihan harbinde büyük savaşlar gerçekleşmiş. Bu savaşlarda çok sayıda Osmanlı askeri şehit olurken, 220 bin asker esir düşmüş. Esir düşen Osmanlı askerlerinin 150 bine yakını İngilizler tarafından, sömürge ülkelerinde ki esir kamplarında toplanmış ve zorla çalıştırılmış. Bugün bu esir kampları ile ilgili yeni yeni belgeler çıkyor. Birinci Cihan Harninde çok sayıda İngiliz askerleri de savaşlarda ölmüş. Birinci Cihan Harbinin dışında ilk Osmanlı İngiliz savaşı 1807 yılında gerçekleşmiş. Şimdi kısaca bu savaş ile bilgileri sizlerle paylaşalım.

İlk Osmanlı-İngiliz Savaşı

Osmanlılarla-İngilizler arasında değişik adlarla birçok savaş yapıldı. Ancak tarihe özel olarak Osmanlı – Büyük Britanya Savaşı, veya Osmanlı – İngiliz Savaşı, 1807 – 1809 yılları arasında gerçekleşti, Bu savaş Napolyon Savaşları’nın bir parçasıdır.

Savaş öncesi Osmanlı Büyükelçisi olan Horace Sébastiani, Fransa Cumhuriyeti’nin Sırbistan’da çıkan isyanı bastırmaya yardım etmesi karşılığında, Osmanlı’nın boğazları Fransız gemilerin açarak, Rusya İmparatorluğu’na savaş açmasını teklif etti. Bunun üzerine Osmanlılar Ruslara savaş ilan etti. Bunu duyan Büyük Britanya hükümeti, Osmanlılar’ın Horace Sébastiani’yi sınırdışı etmesi, Tuna Prensliği’ni Ruslara vermesi ve Fransızlara savaş ilan etmesi için ultimatom verdi. Osmanlılar ultimatoma kulak asmadı.

Bunun üzerine Büyük Britanya, Osmanlılara savaş ilan etti. 1807 yılında Büyük Britanya, Çanakkale Operasyonu’na başladı. 19 Şubat 1807’de, Sör John Duckworth komutası altında Britanya Donanması, Çanakkale’yi ve Gelibolu’yu işgal etti. Bunu takiben Büyük Britanya, İstanbul’a ilerlemeye başladı. Marmara Denizi’nde Osmanlı Donanması’nı yendi. Donanma, İstanbul Boğazı’na varınca, buradaki sert savunmayla karşılaştı. Dolayısıyla, ağır kayıplar vererek geri çekildi.

Operasyonun başarısızlığı nedeniyle, Büyük Britanya hükümeti İskenderiye Operasyonu yapılmasına karar verdi. 16 Mart’ta, İskenderiye’ye çıkarma yapıldı. Ancak burada Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın güçlü savunması, Büyük Britanya’ya ağır kayıp verdirtti. Dolayısıyla, Büyük Britanya buradan da geri çekildi.

Savaş sırasında, Osmanlılar Fransızlardan az miktarda yardım alabilmişti. O yüzden de, 1809 yılında Kale-i Sultaniye Antlaşması’yla savaşı sonlandırdı.( Kaynak: Vikipedia asnsiklopedisi)

 

BÜYÜK TARİHÇİ YILMAZ ÖZTUNA’NIN TARİH ANSİKLOPEDİSİ’NDEN İNGİLTERE İLGİLİ TARİHİ BİLGİLER…

Osmanlı-İngiliz ilişkileri ilgili birçok ansiklopedik bilgi var. Biz İngiltere ile çekimlerimizde merhum Yılmaz Öztuna’nın tarihi ansiklopedisindeki bilgilerden yararlandık. Bu bilgiler ile yaptığımız derlemeyi aşağıda sizlerle paylaşarak belgesel çekimlerimize İngiltere’de devam ediyoruz.

İNGİLTERE (BÜYÜK BRİTANYA)…

Avrupa’da bir büyük devlet.

-6 devletten oluşan bir federasyon ve tam adı: Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı,

– Kısaca Birleşik Krallık’tır. (United Knigdom of Great Britain and Northern İreland)

– İngiltere, bu devletin adı olarak çok yaygındır.

– Asıl İngiltere ise, federasyonun büyük ülkesi olan ülkedir.

Başkent: Londra( London)

Resmi Dili: İngilizce,

NATO VE OECO üyesi ve Commen wealth denen Britanya Milletler Topluluğunun lideridir.

Hürriyetçi demokrasi ile yönetilen meşruti krallıktır.

Orta Çağ’dan beri büyük devletler arasındadır.

Bugün ayrıca sömürge elinde, Avrupa dışı 5 kıtada topraklar tutmaktadır.

İngiltere hükümdarı, Common Wealth’ın başkanı olmaktan başka İngiltere dışında 16 devletin de hükümdarı sayılmaktadır.

Stratejik kuvvetlere sahip 5 dünya devletlerinden biridir.

Devlet, Büyük Britanya adası ile İrlanda adasının bir kısmı üzerinde kurulmuştur. Batı Avrupa’nın kuzey kesimindedir.

İngilizler derken… gerçekten Anglo- Saksonlar kastedilir.

Anglo Saksonlar üç kavimden oluşur: İngilizler, İskoçlar ve Galliler. Bugün hepsi İngilizce konuşurlar; daha doğrusu İngilizler, diğer ikisine dillerini kabul ettirmişlerdir.

Birleşik krallıkta olduğu gibi ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelenda, kısmen Güney Afrika,

Anglo- Sakson devletleridir ve İngilizce konuşurlar. Bu tablo da son iki asrın eseridir. Latince’nin başaramadığını İngilizce gerçekleştirmiştir.

Büyük Britanya ve İrlanda adalarının, ilk halkları Kelt kabileleridir.

Bilhassa İngiltere’de Brötonlar ve İskoçya’da Piktler, Kelt kabileleri olarak bu adalarda devlet kurmaksızın yaşamışlardır.

Keltler de adaların yerlisi olmayıp kıtadan göçen Arilerdir.

M.Ö. I. Asırda Roma istilası başlamış, bu suretle adaya Latin nüfus da girmiştir.

VI. asırda iki Germen kavmi, Saksonya’dan Saksonlar ve Şleşvig’den Angller adyı istila etmişler, Keltlik izlerini silmeye başlamışlardır. Bu iki kavim Germen lehçeleri konuşmaktadırlar veAnglo-Sakson diye anılan oluşmayı sağlamışlardır.

– 1071 arasında Danimarka, İngiltere’yi ele geçirmiş ve miktar Dan nüfusu da adaya yerleşmiştir ki, onlar da bir Germen kavmidir.

– 1066’da Norman istilası dene mühim hadise olmuştur. Bir Germen kavmi olan Normanlar, bu sırada Fransızca konuşuyorlardı ve Kuzey Fransa’da Normandiy’a’dan geliyorlardı.

– Bu suretle Fransızca bir kaç asır, İngiltere’nin resmi dili olmuş ve bugün de İngilizce’de kullanılan binlerce kelime dile girmiş ve daha çıkmamıştır.

– Bu suretle Angl+ Sakson+Dan+Norman adlı Germen kavimleri ile (bu sonuncusu bir Latin dili olan Fransızca konuşan Germenler), bir mikdar Latin ve ülkenin en eski halkı olan Keltler(Brötonlar) karışmış, Anglo- Sakson kavmi doğmuştur. Gerçek Anglo Saksonlar aslında sadece İngilizlerdir.

– İskoçlar, İrler (İrlandalılar) ve Galliler, o derecede Germen kanı almadıkları için, Keltiklerini muhafaza etmişlerdir. Hiç bir zaman fazla Germen kanı almamışlar, fakat siyasi faktörler neticesinde İngiliz dilini kabul etmişlerdir.

– Hala küçük gruplarca konuşulan Galce (Kimri dili), Monsk dili( Man adasında) Ers dili (İskoçya’da ve İrce gibi Kelt dilleri , İngilizce’ye mukavemet edememişlerdir.

– Bu suretle önce Galliler, sonra İskoçlar ve İrler, dil bakımından İngilizleşmişlerdir.

– İrler’i tamamen bu akıbetten koruyan mezhep bakımından Anglo- Saksonlar’dan ayrı olmaları (Katolik) kadar, başka bir adada yaşamalarıdır.

– Birleşik Krallık: Bu adı taşıyan devlet şu federe birimlerden oluşur:

1- İngiltere Krallığı

2- Galler (Wales) Krallığı

3- İskoçya krallığı

4- Man Adası

5- Channel (Angol Nmorman) Adaları,

-Avrupa İngiltere’sinde buna Cebeli Tarık’ı eklemek gerekir.Cebel-i tarık boğazı İngiltere toprağıdır.

-Bugün de(1981) İngiltere, Avrupa dışı bazı toprakları elinde tutmaktadır. İstikla verilmesi kesinleşen Brunei dışında bunların toplamı 25.063km2’dir.

-Avrupa dışındaki 5 kıtada da bugün İngiliz toprakları vardır.

İngiltere hükümdarı bugün de, Büyük Britanya dışında 15 devletin hükümdarı kabul edilir. Bu 15 devlet “genel vali” denen devlet başkanlarınca temsil edilir.

-Küçük Anglo Sakson Krallıkları 815’te 7 Krallık İngiltere Krallığı şeklinde birleşmiştir. İngiltere ye Hıristiyanlık VI. Asırda tamamen yerleşmiştir.

Fransız asıllı İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard, 3. Haçlı seferinde baş çekmiş ve Filistin’de Salahaddin Eyyubi ile savaşmış, Kıbrıs’ı Bizans’tan almıştır.

– O Doğu’da iken naib olan kardeşi John kral olunca Magna Carta’yı yayınlayarak kralın soyluların ve halkın haklarını çizmiş ve bir bakıma demokrasinin temellerini atmıştır.

– Büyük Britanya adasında 34 kontluğa ayrılmış İngiltere Krallığına, magna Carta’nın yayınlandığı yıllarda (1215), ayrı bir Kelt devleti olarak yaşayan Galler prensliğiydi ilhak edildi.( 1282)

– 844’te kurulan bu devlet 438 yıl yaşamış ve 19 prens tahta çıkmıştır. Adanın kuzeyinde İskoçya krallığı ise IX. Asır ortalarında kurulmuş, 1603’e kadar yaşamıştır.

– 5 asır Roma İmparatorluğu’nun eyaleti olan İngiltere (M.Ö. 57-M.S. 450), bu çağda yeterli Latin tesiri alamadığı halde…

TARİH BOYU OSMANLI İNGİLİZ İLİŞKİLERİ

– XVI. Asırda Osmanlı Devleti İspanya’ya yutulmaması için İngilter’yi destekledi.

– XVII. Asır boyunca Türk korsanları İngiltere ve İrlanda’ya pek çok sefer yaptılar ve Bristol Limanı ağzında Lund Adası’nı çeyrek asırdan fazla deniz üssü olarak işgal ettiler.

– İngiliz donanması henüz Türk Atlantik filosunu kendi karasularından söküp atacak çizgiye gelememişti.

– Buradan kalkan Türkler Amerika sahilllerine de akınlar yaptılar.

– XVIII. Asırda münasebetler dostça idi.

– XVI. Asır sonlarından itibaren İngiltere İstanbul’da bir büyükelçi ile temsil ediliyordu.

– Türk daimi büyükelçiliği ise Londra’da ancak 1793’te kuruldu (İlk Büyükelçi Yusuf Agâh Efendi, 1793-7).

– 1800’de Fransızlar’dan Malta’yı alan İngilizler, Akdeniz’e sokuldular.

– 1802’de Bab-ı Ali İngiliz gemilerin Karadenize girme izni verdi.

– 1907’de İngiltere’ye harp ilan edildi. Bu suretle 1396 Niğbolu Muharebesinden beri ilk defa olarak Türkiye ile İngiltere resmen savaştı. Ancak bu geçiçi oldu.

– 1880’e kadar bütün XIX. asır boyunca İngiltere Umumiyetle Osmanlı İmparatorluğu’nu destekledi.

– Bu politikayı William Pitt, Avam Kamarasında: “Türk İmparatorluğu’nun bütünlüğünün İngiltere’yi ilgilendirmediğini iddia eden milletvekili ile münakaşa bile etmem” cümlesiyle açmıştır. Bu politikanın sebepleri kısaca şöyledir:

– Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kaybekmesinden Rusya ile Fransa faydalanacaklar ve İngiltere’nin can damarı olan Hindistan yolu üzerindeki Türk ülkeleri bu iki rakip sömürgeci devlete geçecekti.

– Bununla berarebr İngiltere, Yunan İhtilalilini desteklemiş ve Navarin’de Türk donanmasının yakılmasına Fransız ve Rus donanmalarıyla birlikte katılmıştır. (1827)

– Bunun üzerine Bab-ı Ali Yunan Krallığının kurulmasına razı olmak zorunda kalmıştır.

– 1853’te Kırım Savaşı başlayınca İngiltere Rusya’nın karşısında tek başına kalan Türkiye’nin durumundan telaşlanmış ve Reşid Paşa’nın mahirane manevralarıla Türkiye’nin yanında savaşa girmiştir.

– Bunun sonunda 1856 Paris Antlaşması, Türk İmparatorluğunun sınırlarını kegalet altına almıştır.

– Daha önce Mehmet Ali Paşa isyanında ondan önce Napoleon’un Mısır’ı istilasında İngiltere Mısır’ın Osmanlı Devletine dönmesinde yardımcı olmuştur. Mısır’ı koparmak isteyen Fransa ile arası açılmıştır.

– Süveyş Kanalı’nı Fransızlar açmış, fakat sonunda kanalın hisse senetlerini İngiltere satın almıştır.

– 1877-78 Rus-Türk savaşında Türkiye’yi yalnız bırakmakla beraber II. Abdulhamit’in de mahirane politikası ile İngiltere, Rusya’nın Osmanlıyı Balkanlardan söküp atmasına izin engellemiştir.

– 1878 Berlin Antlaşmasındaki hizmetleri karşılığı kendisine Kıbrıs adası kiralanmıştır.

– Daha önce 1839’da Aden İskelesini de işgal eden İngiltere, bu suretle belli başlı deniz duraklarını ele geçirmeye devam etmiştir.

– Buna karşılık, İngiliz dostu olmayan Abdülaziz’in tahttan indirilmesini hazırlayan darbeyi düzenleyenler, yalnız İngiltere’nin muvafakatını almışlardır.(1876)

– İngiltere aynı tarzda bir oyunu Otuzbir Mart Vakası’nda II. Abdülhamit’e karşı da tekrarlamıştır.(1909)

– 1880’den itibaren Türk-İngiliz münasebetlerinini bozulduğu ve sonra hiçbir zaman düzelmediği söylenebilir.

– Liberal Başbakan (1868-74/1886+1892-4) Gladstone’un mutaassıb bir Türk ve İslam düşmanı olmasında bunun rolü vardır.

– Buna karşılık II. Abdülhamit (1876-1909) ihtiyatla da olsa gittikçe Almanya’ya yaklaşmıştır.

– Bu devirde Almanya’nın İngiltere’nin en büyük rakibi olması, Osmanlı Devleti ile arasını büsbütün açmıştır.

– Bundan sonra İngiltere,Rusya’yı bile geride bırakarak, Osmanlı saltanat ve hilafetinin en büyük düşmanı kesilmiştir.

– Zira kendisi Türkiye’den büyük tek islam devleti haline gelmiştir.

– Britanya İmparatorluğu’nda yaşayan müslümanların sayısı, Osmanlı imparatorluğundakileri geçiyordu.

– İngiliz sömürgesi islam ülkelerinin camilerinde de her Cuma günü padişah adına hutbe okunuyordu.

– Üstelik II. Abdülhamit, Hindistan ve İngiliz sömürgelerini ajanları ile doldurmuştu.

– Bu suretle İngiltere’de, ne şekilde olursa olsun Osmanoğulları’ndan islam halifeliğini alarak, ciddi bir askeri kuvvet teşkil eden tek Müslüman kavim olan Türklerin islam dünyasındaki ve müslümanlar sultasını kırmak fikri yerleşmiştir.

– Afrika’yı istila eden İngiliz sömürgeci, kaşif ve misyonerlerinin ancak Türk bayrağı açarak yerlilerin aralarına girebilmeleri de, İNGİLİZLER’e ağır gelmişti (aynı hileyi, daha XV. Asrın sonunda Vasco da Gama kullanmıştı.)

– 1882’de Mısırlı askeri işgali altın alan ve hi.in hukuki statüye dayanmaksızın, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmakta devam eden bu ülkeden askerini çekmiyor.

– Sudan’ı istila eden İngiltere, bu suretle tam manasıyla Türk İmparatorluğu ile karşı karşıya gelmiştir.

– 1914 sonunda Türkiye, İngiltere’ye karşı savaşa girince, Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ı ilhak ederek Osmanlı İmparatorluğu ile ilgilerini kesmiştir.

– Gene bu yıllarda Güney Arabistan ve Basra Körfezi’nin Osmanlı tebaası şeyhlerini parayla kandırırak, yavaş yavaş kendine bağlamıştır.

– Bu suretle Osmanlı Türkiyesini geniş ölçüde kemirmiştir.

– Osmanlı’nın gittikçe daha fazla Almanya ve Avursturya- Macaristan’la ticari münasebetlerini genişletmesi de, İngiliz ticaretine ağır darbeler vurmuştur.

– Aynı devirde Afganistan’ı da dışarıya karşı tecrit edip nüfuzu altına almıştır. Öyle ki 1914’te Cihan Savaşı başlarken yeryüzünde İstiklal sahibi sadece 3 müslüman devlet (Türkiye, İran, Afganistan) kalmıştı ve sonuncusu sayılmasa da olurdu.

– Keza Asya’da da müstakil devlet olarak sadece Türkiye, Japonya, İran, Afganistan, Çin ve Siyam kalmıştı.

– Afrika’da da yalnız iki müstakil devlet vardı.( Habeşistan ve Liberya)

– İngiltere, Güney Afrika’daki Flaman yani Avrupalı devletlere bile müsamaha edememiş, asrın başında çok kanlı Boer savaşlarından sonra bu devletleri (Transval ve Oranj) ilhak etmişti. Öylesine bir yağma furyası idi ki, 1918’de doruk noktasına ulaşmıştır.

1. CİHAN SAVAŞI’INDA TÜRK –İNGİLİZ DÜŞMANLIĞI

Zaten Türk Batılılaşma hareketi kültür ve edebiyatta Fransızca’ya dayanıyordu. Tanzimat devlet ve fikir adamlarının en büyük kısmı Fransızca bildikleri, sonraları Almanca da yayıldığı halde, İngilizce bilenler azdı, bilhassa Türk deniz subayları bu dili öğreniyorlardı. İngiliz edebiyatından ancak Shekespeare’in Türk edebiyatına tesiri olduğu söylenebilir. Kültür alışında Anglo- Sakson tesiri Türkiye’de asgari idi. I.CİHAN SAVAŞI VE SONRASINDA İNGİLTERE, AMANSIZ TÜRK DÜŞMANI OLAN BAŞBAKANI LOYD GEORGE’un da tesiriyle, Türkiye ve Türkler ne derece kötü emelleri olduğunu açığa vurdu.

Bu savaşta Britanya İmparatorluğu 750.000 ölü, 1.500.000 yaralı verdi ve 8 milyar altın harcadı.

Lloyd Georg’un söylediğine göre bu kayıpların yarıdan fazlası Türklerin yani Osmanlı devletinin yüzünden oldu. Zira Çanakkale düşürülemediği için savaş 2 yıl daha, yani yarı yarıya uzadı. Savaş içinde İrlanda’da çıkan ihtilali İngilizler, büyük şiddetle bastırdılar.

Buna rağmen 1921’de İrlanda’ya büyük ölçüde otonomi tanımaya mecbur oldular.

Türklerin İzmir’e girmesi ve Yunan ordusunun Anadolu’da imhası üzerine de Llyod Georg istifa etti.

Diğer taraftan Hindistan’da, Türk milli mücadesi için büyük hareketler oldu. Bir çok Hindistan eyaletinde İngilizler büyük müşkillere uğradılar. Bazılarında çok kan döktüler. Fakat Hindistan istiklalini II. Cihan Savaşı’na geciktirmeye muvaffak oldular. Ama 1922’de Mısır’a, 1927’de Irak’a, 1931’de 4 dominyonuna ( Kanada, Güney Amerika, Avustralya, Yeni Zelenda), İstiklal tanımaya mecbur kaldı. Fakat hiçbiriyle girift münasebetlerini kesmedi.

Bu suretle 1919’a doğru doruk noktasına ulaşan Britanya Cihan Devleti’nin tarih kanunlarına da uygun olarak, hemen doruk noktasından itibaren dağılmaya başladığı görülmektedir.

1925’te Musul Meselesi’nde Türkiyeye büyük bir oyun oynadı.

Hitlerin iktidarını ve Almanya’nın gelişmesini önleyemedi. I. Cihan Savaşı’nda yaptığı haksızlıkların faturalarını birer ikişer ödemek durumunda kaldı.

II. CİHAN SAVAŞI VE SONRASI

II. Cihan Savaşı, Fransa derecesinde olmamakla beraber, İngiltere’yi hazırlıksız yakalamıştı.

Churchill, nadir görülen bir azim, enerji ve akıllılıkla savaşı yönetti. Ancak gerek artık dünyanın birinci devleti olmaktan çıkmış bir Britanya İmpataroluğunu yönetmesi, gerek müfrit Alman düşmanlığı, gerek İngiltere’yi kurtardığı için minnetttar olduğu müttefiki Roosevelt’e gerekli şekilde, tesir edememesi, savaşın sonunda adil ve makul bir dünyanın oluşmasını engelledi.

İngiliz milleti, tarihinin en sert ve tehlikeli savaşını kazanan Churchill’i 1945 seçimlerinde düşürerek, İşçi Partisine oy verdi. ( Kaynak: Yılmaz Öztuna Tarih Ansiklopedisi)

DEVR-İ ALEM LONDRA ANADOLU KÜLTÜRLERİ FESTİVALİN’DE

Festivaller, toplantılar ve konferanslar kültürümüzün en önemli unsurlarıdır. İstanbul’un Fethi ve Fatih Sultan Mehmed Han’ı anmak üzere gittiğimiz Londra’da bizi en çok Anadolu kültürleri festivali etkiledi. Hergün büyük bir parkta düzenlenen festivalde Türk-İslam geleneği ve birçok değerlerimiz tanıtılıyor. Bufestivalarden birini sizler adına takip ediyor, ekrana getiritoruz.

İngiltere’de Türk İslam medeniyeti ile ilgili araştırmalarımıza devam ediyoruz. Devr-i Alem Belgesel yayıncılık kameralarını şimdi’ de İngiltere’nin başkenti Londra’da her yıl düzenlenen ve geleneksel hale gelen Anadolu Kültür Festivaline çeviriyoruz. Her yıl Haziran ayında Londra’ nın merkezinde büyük bir park’da organize edilen Festival Binlerce Türk, Müslüman ve İngiliz in büyük ilgi ile gezdiği Anadolu Kültürleri Festivalin açılış kurdelasını İngiliz Lordlar kamarası Üyesi Barones Meral Ece, Muhafazakar Parti Enfield Milletvekili Nick de Bois, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz ve KKTC Londra Temsilcisi Oya Tuncalı birlikte kesti.

Bursa Belediyesi Mehter takımının yürüyüş ve konseriyle başlayan Anadolu Yaz Kültür Festivali’nin açılışına İngiliz Lordlar Kamarası üyeleri ve milletvekilleri, Türkiye’den AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz, KKTC Londra Temsilcisi Oya Tuncalı, Türkiye’nin Londra Başkonsolosu Ahmet Demirok, Tanıtma Fonu ve Yurtdışındaki Türkler ve Kardeş Topluluklar başkanlığı yetkilileri katıldı.

İngiltere’nin başkenti Londra’da kurulan Süleymaniye Kültür Merkezi ile Anadolu Toplum Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen festivalde 40 farklı çadırda Anadolu kültürünü tanıtan etkinliklere yer verildi.. Bursa Mehter Takımı ve Konya Mevlana Sema Grubu’nun ilk günkü gösterileri büyük ilgi gördü.

Açılışa katılan konuklar, festivalin farklı toplumları bir araya getirdiğini belirterek, katkıda bulunanlara teşekkür ettiler.

Geleneksel hale gelen festivalde yağlı güreş turnuvaları ve Karagöz ile Hacivat gösterileri de düzenlenecek. Festivalin ikinci günü yapılacak güreş turnuvasında Londra Güreş Ağası seçildi.

İngiltere’de yaşayan bir çok Türk Aile çocuklarıyla birlikte eğlenme ve piknik yapma imkânı sunulan festivalde, kuzu çevirme ve kebap standları yer aldı, Anadolu mutfağının farklı lezzetleri çadırlarda ziyaretçilerin damak zevkine sunuldu. ‘Emine Beder’le Yemek Yarışması’nda bu yıl da hanımların leziz yemek ve tatlıları yarıştı.

Festivalde ayrıca sanatçılar tarafından geleneksel saray sanatları, el sanatları ve Anadolu’nun farklı yörelerine has sanat gösterileri, atölye çalışmaları da gerçekleştirildi.

İngiltere’de Devr-i Alem

İSMAİL KAHRAMAN’IN KALEM VE KAMERASINDAN

DEVR-İ ALEM İNGİLTERE BELGESELİ

 

 Dünya coğrafyasında kültür ve medeniyet tarihimizi ekranlara getiren Devr-i Alem belgesel yayıncılık ekibi olarak şimdi de İngiltere’deyiz. 28 Mayıs 4 Haziran 2013 tarihlerinde  “Fatih ve Fetih Konulu” konferans vermek ve belgesel çekmek üzere İngiltere’ye gittik.  İngiltere’de yaşayan birçok Türk’le konuştuk. İslam medeniyeti, Osmanlı – İngiliz ilişkileri, Anadolu  kültürleri festivali ve  Osmanlı şehitlikler ile ilgili  araştırmalar yaptık. İngiltre’de yaşayan Türkler Türkiye’yi çok yakından takip ediyorlar. Türkiye’de olan bitene anında yorum yapıyorlar. Hemen belirtelim Kıbrıslı Türklerle birlikte İngiltere’de 5 yüz bine yakın Türk yaşıyor. Birçokları orta halli iş adamı 10 bine yakın üniversite öğrencisi dil eğitimi için bu ülkede bulunuyor. Birçokları İngiliz vatandaşı. 5 milyona yakın Müslüman var. 2000’e yakın Camii ibadete açık.

İngiltere’de bulunduğum süre içerisinde başta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz olmak üzere yüzlerce yetkili yetkisiz işadamı, esnaf ve emekli Türk vatandaşla görüştüm. İngiltere caddelerinde gezerken mutlaka Türkçe konuşan birine rastlıyorsunuz.

İngiltere’de  Türk İslam Kültür Vakfı  ve İngiltere  Maraton Türk Okulu’nun  daveti ile İstanbul’un Fethi konferansına katılıp 300’den fazlingilteresaata davetliye konuşma yaptım. Sivil toplum örgütlerini ziyaret ettim.  İngiltere’nin birçok bölgesini gezerek belgesel çekimleri gerçekleştirdim. Türk medyasının önemli isimleriyle konuşup, Londra Türk radyosunun canlı yayın programına konuk oldum.

İngiltere’de parasız basıp dağıtılan 5’e yakın gazete var. Türk medyasının önemli isimlerinden 30 yıldır İngiltere’de gazetecilik yapan Mustafa Köker Bey ile İngiltere ve Türkiye’yi değerlendiren bir söyleşi yaptım. Yarı resmi Türkiye’nin önemli kuruluşu olan Yunus emre Kültür Merkezi Koordinatörü Mevlit Bey’i makamında ziyaret edip çalışmaları hakkında bilgeler aldım.

Türkiye’nin İngiltere Büyükelçisi Ünal Çeviköz ile Londra’daki Büyükelçilik makamında uzun bir söyleşi yaparak Türkiye- İngiltere ilişkilerinin dünden bugüne, bugünden geleceğini sayın Büyükelçinin açıklamalarıyla Devri Alem kameralarına kaydettim. Büyükelçi sayın Çeviköz ile yaptığım söyleşi ve diğer İngiltere ile ilgili ayrıntılı gezi yazımı sizlerle bölümler halinde paylaşmak istiyorum.

Hem hemen görüştüğüm herkes Türkiye’nin ekonomik ve siyasi olarak dünya çıpandan güçlenmesinden mutlu. Ekonomik krizin kasıp kavurduğu İngiltere’de bazı Türklerin Türkiye’de yatırım yapmak üzere geri döndüklerini öğrendim.

Geçmişte İngiltere’de zenci gençlerin Londra’nın birçok bölgesini yakıp yıktıklarını eylemin gerçekleştiği caddeye beni götürerek bu cadde tamamen yanmış, birçok kişi ölmüştü. Dükkânlar yağmalanmış, insanlar tartaklanmıştı. İngiltere devleti bu eylemcileri tek tek yakalayıp hepsini mahkûm etti. Hatta 15 yaşındaki bir gencin birkaç ay önce eyleme çağrı mahiyetinde sanal medya üzerinden tweet atmasını devlet ciddi bir şekilde takip edip bu gence yaşı küçük olmasına rağmen mahkeme 4 yıl mahkûmiyetine hükmetmesine kamuoyunun tepki göstermesi üzerine İngiltere Başbakanın şu açıklamasını benimle paylaştılar:  “Eğer siz suç işleyecek kadar büyükseniz mahkemede size ceza verecek kadar büyük görür. Hiç kimse suç işleyemez, insanları isyana teşvik edemez.”

İngiltere’de birçok asayiş olayı yaşanıyor. Asayiş olayının yaşandığını polis araçlarının ortalığı yıkıp yakan, siren seslerinden anlıyorsunuz. Abartmıyorum her 10 dakikada bir bulunduğunuz yerden acı acı siren çalan polis araçlarını görüyor, en ummadığınız yerde polis kontrollerine rastlıyorsunuz. İngiltere genelinde güvenliği sağlamak için 50 milyondan fazla kamera ile her yer kontrol ediliyor. Tam bir sıkıyönetim hâkim.  Bu olup bitenleri her nedense İngiltere medyası fazla yazılmıyor ve vermiyor. Beni gezdiren rehberin İngiltere’nin tam bir polis devleti olduğunu değişik örneklerle ve başından geçen acı bir olayla nakletti.

İNGİLİZLERİN SÖMÜRÜ DÜZENİ VE İSLAMDA FETİH KÜLTÜRÜ

İngiltere Türk-İslam kültür vakfı ve sivil toplum örgütlerinin İngilteredaveti ile Fatih ve Fetih konulu konferansımda fethin ne anlama geldiğini, fethin gönüleri feth etmek olduğunu açıklayarak, fetih ile sömürü arasında ki ayrışmayı net bir şekilde ortaya koydum. Fetih kültür tarihimizin önemli bir taşı. Bugün Türk-İslam coğrafyasında fetih kültürünün halen izleri yaşıyor. Türkistan coğrafyası, Horasan, Selçuklu, Osmanlı ve Endülüs medeniyetinde ki fetih kültürü ile İngilizler ve Hristiyan Avrupa’nın sömürü kültürünü çok iyi anlamak gerekiyor. Bu kültürü çok iyi anlamak gerekiyor. Sömürüye dayalı ingiliz kültürünün dünyadaki yaptığı mezalim çok açık ortada. İşte İngilizlerin tarih boyu sömürdüğü ükelerle ilgili bir araştırmayı sizlerle payalaşıyorum.

İngilizler 170 ülke sömürdü

Sömürgeci İngilizler şimdiye kadar dünyanın 170 ülkesini sömürdü Dünyadaki 192 ülkeden sadece 22 sinin tarih içinde hiçbir dönem İngiliz sömürgesi altında yaşamadığı ortaya çıktı.

İngilizler sömürgeci kimlikleriyle bilinir. Yeni yayınlanan bir kitapta, İngilizlerin sömürgeci kimliğiyle ilgili ilginç veriler ortaya koyuldu

İngilizlerin dünyanın yüzde 90’nı işgal ettiği belirtildi. Britanya İmparatorluğu’nun dünyanın varoluşundan bu yana hiç işgal edemediği ülke sayısı ise sadece 22.

İngiliz tarihçi Stuart Laycock’un yeni yayınladığı “All the Countries We’ve Ever Invaded: And the Few Never Got Round To” (İşgal Ettiğimiz Tüm Ülkeler: Ve Hiçbir Zaman Ayak Basamadıklarımız) adlı kitabında, tarihleri boyunca İngiliz sömürgeciliği altında yaşamamış 22 ülke şöyle sıralandı: Andora, Belarus, Bolivya, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Guatemala, Fildişi Sahillleri, Kırgızistan, Liechtenstein, Lüksemburg, Mali, Marshall Adaları, Monaco, Moğalistan, Paraguay, İsveç, Tacikistan, Özbekistan, Vatikan ve Sao Temo Adaları.

İngiliz tarihçi Stuart Laycock, kitabını yazmadan önce tüm ülkeleri alfabetik sıraya göre araştırarak, buralarda İngiliz izlerini aradı.

İngiliz İmparatorluğu tarafından resmi olarak işgal edilmemiş ancak tarihin herhangi bir döneminde İngiliz korsanlar, İngiliz hükümetinin izniyle korsanlık yapanlar ve silahlı kaşifler tarafından kısa bir süre de olsa ele geçirilen topraklar da Stuart Laycock’un kitabında işgal edilmiş bölgeler ya da ülkeler olarak yer aldı.

Daha önce Roma tarihiyle ilgili bir kitap yayınlayan Stuart Laycock, yeni kitabına 11 yaşındaki oğlu Frederick’in “İngilizler kaç ülke işgal etti” sorusunun ilham kaynağı olduğunu söyledi.

İki yıl süren bir araştırma sonrasında oğlu Frederick’in sorusuna cevap verebildiğini belirten Stuart Laycock, “İngiliz sömürgeciliği konusunda iyi bir bilgi birikimine sahip olduğumu sanıyordum ancak araştırdıkça, aklımın ucuna dahi gelmeyecek bölgelerin bile bir şekilde İngilizler tarafından kısa süreli de olsa işgal edildiğini gördüm. Bu durum beni şoke etti” dedi.

Diğer ülkelerin de benzer bir kitap yazabileceğini belirten Stuart Laycock, “Ancak onların listelerinin bu kadar uzun olacağını sanmıyorum” şeklinde konuştu.

İNGİLTERE’DE CAMİİLERE BÜYÜK İLGİ

İngiltere’de İslam medeniyeti belgesel çekimlerimizi İngiltere2gerçekleştirirken birçok Camii’yi ziyaret ettim. İngiltere’de Osmanlı’nın son yıllarında İngiliz devleti İstanbul’dan bir kilise yeri ister, buna karşılıkta Osmanlı’ya bir Camii yeri verilir. İngilizler kilisesini 1900’lü yıllarda Beyoğlun’da yaparlar. Ama Osmanlı yıkıldığı için Londora Camii yapılamamıştır. 1940’lı yıllarda İngiliz hükümeti Türkiye hükümetine başvurarak Londra’da Camii yerlerinin olduğunu söylerler. Ancak tek parti ve Milli Şef dönemdir. Türkiye hükümeti Camii yerini kabül etmez. Bunun yerine Londra’da yaşayan diğer Müslüman ülklerin Büyükelçiliklerin tahsisi edilir ve büyük bir Camii yapılır. Londra’da bu Camii’yi ziyaret edip belgesel görüntülerini çekiyor, Camii’nin Pakistanlı olan halkla ilişkiler müdüründen bilgiler alıyoruz. Bu Camii’ye hergün birçok ingiliz geliyor. Yılda 5000’e yakın İngiliz İslamiyeti kabül ediyorlar.

Londra’da bu Camii’den başka Türkiye tarafından yapılan Süleymaniye Camii, muhteşem mimarisi ve elif misali minaresi ile göz ve gönül okşayıcı. Camii’nin içerisi İznik çinileri ve Osmanlı motfleri ile donatılmış Camii’de Ezan’- Muhammediyemizi dinliyoruz. Ayrıca bu Cammi’de Orta Afrikalı bir ailenin dini niha merasiminide takip edip belgesel görüntüler çekiyoruz.

İngiltere’de Türkler tarafından 1980’li yıllarda yapılan Camii’yi Kıbrıslı bir hayırseverin Havra’yı satın alarak yaptırdığı Ramazanı Şerif Camii ve Azizi’ye Camii’nin belgesel görüntülerini çekerek tarihe not düşüyoruz. Camiiler İngiltere’de Müslümanlarım manevi sigortası. Çok sayıda Kilise’ninde Camii olduğunu öğreniyoruz. İngiltere’nin öenmli medya kuruluşlarında Kiliselere kimsenin gitmediğini, Camii’nin Cuma günü gençler tarafından doldurulduğunu yazıyordu.

İngiltere’de Kiliseler Camii oluyor

 Tüm dünyada olduğu gibi İngiltere’de de İslam,

Ingiltere Londra'da Havra'dan camiiye cevrilen Ramazanı Serif Camii'nin ici
Ingiltere Londra’da Havra’dan camiiye cevrilen Ramazanı Serif Camii’nin ici

hızla yayılıyor. Geçmiş dönemlerde İslam’a dair pek bir iz bulunmayan ülkede, günümüzde 1600’den fazla cami ile İslami merkez bulunuyor.

Nüfusun yüzde yetmişi Hristiyan olan ülkede halk, ahlaki ve dini bir çöküntü yaşamakta. Ziyaretçisi olmayıp bir bir kapanan kiliseler, Müslümanlar tarafından ya kiralanarak veya satın alınarak camiye çevriliyor. Öyle ki, yapılan ibadetin yanı sıra her yaştan insana verilen eğitimle bu camiler, neredeyse ülkede ikinci bir okul görevi görüyor

İngiltere’ye 20. yüzyılın ortalarından itibaren çalıştırılmak üzere getirilen Müslümanlar, kendileri ile beraber kültürlerini ve dini inançlarını da Britanya kıtasına taşıdılar. İlk zamanlar çok ciddi sıkıntılarla karşılaşmalarına rağmen İngiltere’deki Hristiyan mezhepler arasındaki çatışmalar arasında bir Müslüman olarak ayakta kalmayı başardılar.

İngiltere’de 1600 cami var

Nüfusun yüzde yetmişi Hrıstiyan olan İngiltere’de, 1960 yılında 55 bin civarında kilise ve sadece birkaç tane cami varken, bugün kilise sayısı 46 bin civarında ve cami sayısı 1600’dan fazla. İngiliz halkı her geçen gün kiliseden biraz daha soğumakta ve yeni arayışlar içine girmektedir. Her geçen gün daha da önemini yitiren kiliseler bir bir kapanmakta ve kapılarına kilit vurulmaktadır. Kapanan kiliseler ya kiralanarak, ya da satın alınarak Müslümanlar tarafından camiye çevrilmektedir. Camiye dönüştürülen kilise sayısı 2007 yılı itibariyle üç yüzden fazla. Yasa ile koruma altına alınan kiliselerin dış mimarisine müdahale edilemediği için ilginç tablolar da ortaya çıkmıyor değil. Mesela camiye çevrilen kiliselerin dış tarafındaki haç ve Hrıstiyanlığa ait figürlerin yanı sıra Müslümanların duvarlara astıkları büyükçe Allah (cc) ve Muhammed (a.s) yazıları görenlerin dikkatini çekiyor. Yan yana cami ve kiliseleri görmek mümkün olduğu gibi yarısı cami diğer yarısı kilise olarak kullanılan mekânları da görmek mümkün.

Müslümanların toplum içinde suç işleme oranı neredeyse sıfır

İngiltere’de ahlaki çöküntü, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Bu durum, yetkili mercileri toplumun ıslahı noktasında ciddi arayışlara sürüklüyor. Buna karşın dinini tam anlamıyla yaşayan Müslümanlardaki ahlaki erdemlilik, Müslüman toplum içindeki suç işleme oranlarının oldukça düşük olması ve uyum sorunlarının yok denecek kadar az olması, İslam’ın önemini ve aynı zamanda Müslümanların sorumluluklarını artırıyor. Bunun farkında olan İslami dernek, vakıf, cami ve organizasyonlar, üzerlerine düşen görevleri yapmanın gayreti içindedirler. Müslümanlar ülke içinde gösterdikleri faaliyetleri ile hem kendileri ve hem de çürümeye yüz tutmuş İngiliz toplumunun ayakta kalmasına önemli katkıda bulunmaktadırlar. Bunun farkında olan İngiliz hükümet yetkilileri de her fırsatta Müslümanların İngiliz toplumunun bir parçası olduğunu dile getirmeyi ihmal etmiyor ve Müslümanları göz ardı etmiyor.

İslam’dan uzaklaşanlar kaybediyor

Diğer yandan, Müslüman ülkelerden gelip İngiltere’ye yerleşen ve İslam’dan uzaklaşan insanların karıştıkları suç oranları İngilizlerden oldukça fazla. İslam’ın kıymetini bilemeyip nefislerinin esiri olan, yozlaşıp dünya malının ardına düşen Müslümanlar toplum için ciddi sorun haline gelmektedirler. Bu durumun farkına varan bir kesim Müslümanlar, ‘biz gittik para kazanalım derken çok şeyi kaybettik. Bari çocuklarımız bu toplumda eriyip gitmesin’ diyerek çocuklarını İslami oluşumlara yönlendirmektedirler.

Camilerde verilen eğitim neredeyse okullardaki gibi

İngiltere’de camiler, toplumun merkezinde yer alan birer sosyal-kültür merkezleridirler. Sosyal hayatın en önemli törenleri camilerde gerçekleştirilir. Düğünler camilerde yapılmakta, önemli toplantılar burada icra edilmekte, cami üyeliği ciddi anlamda sosyal ve siyasi manalar ifade etmektedir. Sadece yaz tatilinde değil neredeyse hemen hergün okul sonrası akşam saatlerinde çocuklara Kur’an dersi ve İslami eğitim aktarıldığı için ikinci bir okul pozisyonundadırlar. İngiltere’deki bütün cami ve İslami oluşumlar özelde kendi ülkelerinden gelen halklara, genelde ise İngiltere’de yaşayan tüm Müslümanlara ve gayrimüslimlere yönelik hummalı bir çalışma içindedirler. Sorumluluklarının farkında olan Müslümanlar birbirleri ile dayanışma içinde hareket etmektedirler. Bu tavırları ile hem birbirlerine faydalı olmakta, hem de yaşadıkları toplum içinde pozisyonlarını güçlendirmektedirler.

 George Galloway, Müslümanların oyları ile bu bölgeden seçildi

İngiltere’de Müslüman nüfusun en yoğun olduğu bölgelerden biri Doğu Londra’daki Tower Hamlets bölgesidir. Bu bölgede 100 binden fazla Müslüman yaşıyor. Bölgenin belediye başkanı Müslüman olan Ahmed Ömer, belediye lideri ise Lutfur Rahman’dır. (Başkan önemli toplantılara başkanlık yaparken, lider idare işler ile uğraşır.) Yine dünyaca ünlü savaş karşıtı George Galloway Müslümanların oyları ile bağımsız olarak bu bölgeden seçilerek meclise girdi. Ayrıca İngiltere genelinde 200’ün üzerinde Müslüman belediye meclis üyesi var.

İslami medya da boş durmuyor

Bununla beraber İslami medya da boş durmuyor. Britanya genelinde 32 İslami radyo, Müslümanların ihtiyaçlarına cevap vermek için 24 saat kesintisiz yayın yapıyor. Müzik programları, eğitim, sağlık ve diğer programları ile hem bu yöndeki açığı kapatıyor, hem de İslami davet ve hizmet açısından bulunmaz bir fırsatı değerlendiriyorlar. Ayrıca İslam Channel, Peace TV ve Noor TV başta olmak üzere İngiltere’deki Müslümanlara ait TV kanalları, İslam adına güzel programları ile tüm İngiltere toplumunu bilinçlendirmeye yönelik faaliyetlerde bulunuyor.

Güney Londra Camisi ve Müslüman merkezi

Bölgenin ve İngiltere’nin en büyük cami ve oluşumlarından biri olan East London Mosque and Muslim Centre (Güney Londra Camisi ve Müslüman Merkezi) İslam ve Müslümanlar adına ülke insanlarına önemli hizmetler sunmaktadır. Görüştüğümüz cami yetkilileri çalışmaları ile ilgili özetle şunları söylediler:

-Herkese açık hizmetler

-Yerel kurumlarla birlikte sağlık, eğitim ve iş imkânları sağlamak

-Müslüman ve Müslüman olmayanlara yönelik İslami öğrenme ve anlamaya yönelik çalışmalar

-Hizmet yoluyla toplumun ekonomik, sosyal, politik ve kültürel gelişimine katkıda bulunmak

-Tower Hamlets, camiler birliğine bağlı bir cami olarak bölgedeki diğer bütün camilerle birlikte koordineli olarak değişik ülkelerden gelen Müslümanlara hizmet sunuyor.

-Özellikle gençlerin eğitimi üzerinde ciddiyetle durmakta, bununla gençleri davranış bozuklukları, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ile şiddet kültüründen uzak tutmak

-Çocukların gelişimi, terbiyesi ve eğitimi ile ilgili yoğun programlar sunmak

-Yetişkin erkek ve bayanlara yönelik özel eğitim programlarının yanı sıra temiz ve nezih bir ortamda sosyal aktivite imkanları sunmak.

Yedi bin kişilik camide bayram namazları beş ayrı cemaat halinde kılınmaktadır. Öğle, ikindi ve akşam namazlarında ezan sesli olarak okunmaktadır. Sadece Cuma namazında değil, beş vakit namazda dahi cami neredeyse dolup taşıyor. Yanı başındaki yedi katlı İslami merkez, sağında ve solundaki İslami kaset ve kitapçılar ve çevredeki Müslümanların çokluğu ile de adeta bir Müslüman şehrini andırıyor.

Regent camisi

Regent camisi, yoğunluğun çok olduğu, yabancıların İslam ve Müslümanlar ile ilgili merak ettikleri sorularını cevaplamak için başvurdukları Londra’daki önemli camilerden biridir. Günün her vaktinde yoğunluğun azalmadığı camide, Yusuf İslam’ın da aralarında bulunduğu birçok tanınmış Müslüman şahsiyet tarafından özellikle İngilizce konuşan Müslümanlara yönelik programlar düzenlenmektedir.

Edmonton Camisi

Edmonton Camisi 3000 kişilik kapasitesi ile bölgede yaşayan Müslümanlara hizmet veren büyük camilerden biridir. Hala restorasyon çalışmaları devam eden camide yoğun olarak İslami çalışmalar durmaksızın devam etmektedir.

-Kur’an-ı Kerim ve Arapça kursları

-İngilizce kursları

-İslami sohbetler

-Yeterli olmadığı için Cuma namazları iki kere, bayram namazları da 2-3 kere kılınmaktadır.

-Dini eğitim programları hizmetlerden sadece birkaçı.

 (Kaynak: BİNGÖL Karlova ilçesi web sitesi..  Doğru Haber

 

İNGİLTERE’DE OSMANLI İZLERİ…

İngiltere’de belgesle çekimlerimizi sürdürürken Osmanlı izlerinide araştırıyoruz. Güneşli bir günde Londra’nın Güneyi’nde Poşmont ve Gosport liman kentine gitmek üzere yola çıkıyoruz. Amacımız Osmanlı deniz şehitlerinin bulunduğu şehitliği ziyaret etmek. Bu şehrin anlamı ayyıldızlı hilal. Şehitliği bulmak için birçok mezarlığa giriyoruz. Mezarlarlıkların girişinde hilal ve yıldız dikkatlerimizi çekiyor. Hele hilal ve yıldızlı mezar taşları bizi derinde etkiliyor. Bir İngiliz Hristiyan’a ait olan hilalli yıldızlı mezar taşının belgesel görüntülerini çekerek, Gosport kenti sahilinde ki şehitlerimizi ziyaret ediyoruz. Ayyıldızlı bayrağımızın nazlı nazlı dalgalandığı Manş denizi ve Atlas okyanusu sahilinde ki şehtilerimizin ruhuna fatiha okuyor, 24 şehidimize ait mezarların tek tek belgesel görüntülerini çekiyoruz. Bu bölgenin şehir arması ayyıldızl hilal olmasının tarihi nedenleri de var. İşte Abdülhamis Han’ın büyük devlet adamı olduğununda bir belgesi. Yapılan araştırmayıda irlikte okuyalım.

Abdülhamid neden futbol takımı kurdurdu?

İngiltere’nin Porsmouth Adası’nda Osmanlı izleri… Abdülhamid’in  İngiltere’de kurdurduğu  futbol takımı ile ilgili araştırmalar yaptık.

İngiltere gezimizin en önemli duraklarından birisi Porstmouth adası oldu. Porsmouth Adası Türkiye’de kendini daha çok futbolla duyurdu. Türkiye’de sadece futbolla bilinen bir ada oysa ki tarihi mirasımız için çok önemli bir geçmişe sahip. Bugün Porstmouth’a gittiğinzde Ulu Hakan Abdülhamit’in eserlerini görmek. Devri Alem farkıyla Abdülhamit Han tarafından burada yapılan tarihi hizmeti sizler için paylaşıyoruz. Porsmouth´u kuran siyasi ve askeri dehanın amacı neydi? En eski Türk futbol takımı Beşiktaş mıdır? Şimdi bu soruların cevaplarını sizler için aralayacağız.

2.Abdülhamid´in dehası zamanla anlaşılıyor. Osmanlı, spora da el atmıştı. Porsmouth´u kuran siyasi ve askeri dehanın amacı neydi? En eski Türk takımı Beşiktaş mıdır? Ambleminde ay-yıldız olan diğer takımlar…

Portsmouth FC, İngiltere’de mücadele eden bir futbol takımıdır. Portsmouth şehrinin güneyinde yer almaktadır. Asıl takma adları Pompey olmasına rağmen, The Blues (Maviler) ya da The Blue Army (Mavi Ordu) diye de anılmaktadırlar. Kulübün sahibi Nepal asıllı Hong Kong´lu Balram Chainrai´dir. Kulübün İngiltere´deki son başarısı 2008 Federasyon kupası  şampiyonluğudur. Ezeli rakipleri şu an Premier Ligde mücadele etmekte olan Southampton kulübüdür.

II. ABDÜLHAMİD İLE OLAN İLİŞKİSİ

Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş, yaptığı araştırmada önemli bilgilere yer verdi. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde İngiltere’nin Osmanlı topraklarında kültürel ve sportif faaliyetleri bahane ederek istihbarat çalışması yaptığını, dönemin padişahı 2. Abdülhamit’in de buna karşılık aynı yöntemle istihbarat çalışmaları için İngiltere’de Portsmouth Kulübü’nün bu yönünün bugüne kadar deşifre olmadığını belirten Keleş, “Portsmouth Kulübü’nden Osmanlı Devleti yeteri kadar faydalanmıştır. İngiltere bu ilişkiyi asla çözememiştir. Biz açıklayana kadar da fark etmemiştir. Burada istihbarat sadece adı anılan kulüp ile sınırlı değil, özellikle transferlerde de istihbarat çalışmaları devam etmiştir. Bir futbolcu gittiği takımda da istihbarat çalışmalarını sürdürmüştür. O yüzden Portsmouth, işin görünen yüzüdür” diye konuştu. Bugün Pourtsmouth´un ambleminde bulunan hilal ve yıldız, II.Abdulhamit Han´ın tuğrasının bir kopyasıdır.

ADADAKİ DİĞER AY-YILDIZLI TAKIM: DROGHEDA UNITED

İrlanda Premier Ligi´nde mücadele eden Drogheda United takımının ambleminde de ay-yıldız yer alıyor.

Bir süre önce Türkiye´ye resmi ziyaret gerçekleştiren İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese, 1847 yılında 1 milyon İrlandalı´nın hayatını kaybettiği Büyük Açlık döneminde Osmanlı Devleti´nin içi gıda dolu 3 gemisini Drogheda limanına gönderdiğini hatırlatarak, ´´İrlanda halkı bu eşine az rastlanır bonkörlük girişimini asla unutmadı ve bunun sonucunda sizin bayrağınızdaki semboller, bu güzel yıldız ve hilali bölgenin sembolü haline getirdiler. Hatta futbol takımının formalarının üzerinde de bu güzel Türk sembollerini görüyoruz´´ demişti.

EN ESKİ TÜRK TAKIMI

Fakat yurt dışında hiç tartışma götürmeyecek şekilde Osmanlı´nın hilal ve yıldızından esinlenerek kurulmuş kulüpler de var. Bunlardan biri de tamamen Flemenler tarafından kurulan Belçika´nın, RFC Turkania (Genç Türkler Birliği) takımı. Faymonville kasabasının takımı olan ve 1798´de kurulan Turkania´nin ambleminde bugün Türk bayrağının aynısı yer alıyor. Maçlara ay-yıldızlı formalarıyla çıkıyorlar. Kentte her yıl yapılan Türk Festivaline de Avrupa´nın değişik ülkelerinden gurbetçilerimiz de katılıyor. Osmanlı´ya karşı yapılacak haçlı savaşına destek vermedikleri için dışlanan ve aşağılama amacıyla, “Türk” diye damgalanan Belçikalılar, “Bunu bir onur ve iltifat kabul ederek” o günden beri köylerinde Türk bayrağını dalgalandırmışlar. Almanlar, Belçika´yı işgal ettiklerinde de Türk bayrağını gördükleri için o köye dokunmadıkları köylüler tarafından anlatılmaktadır.

Evet tarihimiz daha bilmediğimiz bir çok gerçeklerle dolu. Osmanlı Devleti sadece kurulduğu ve hükmettiği yerlerle sınırlı olmadığını dünyanın her yerinde göstermekte. Bizler Tayland’a, Çin’e, İngiltere’ye bile gittiğimizde bunu çok rahat görebiliyoruz. Tarihimiz daha ortaya çıkarılmayı bekleyen bir çok gerçeklerle dolu.

İNGİLTREDE UNUTULAN TÜRK ŞEHİTLİĞİ

Türk televizyon  kanalları içinde ilk kez İngiltere’nin Manş  denizi ve  Atlas okyanusu  sahilindeki  Gosport  Limanın’daki   Türk şehitliğinde araştırma yapıp  belgesel çektik. Londra’ya 180 km. mesafedeki  Poşumant kenti  Gosport limanında  1851 yılında şehit olan Türk  denizcilerinin mezarlarını bulup belgesel çektikten sonra  Bu bölge ile ilgili  araştırma yaptık. Şehitlikle ilgili Türk akademisyenler  tarafından  yapılan ilmi araştırmalar özetle şöyle.

İNGİLTERE’DE  FATİHA BEKLEYEN  ŞEHİTLER…

Birinci cihan harbinden sonra  İngiltere  ‘de bir çok  esir kampı bulunuyordu. İngiltere’nin Manş denizi ve Atlas okyanusu sahilindeki  Poşumunto kentinin Gosprto  limanı Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan yapının karşısındaki arsa, savaş esirleri için önce esir kampı, daha sonra kabristan olarak kullanılmıştır. Ancak bu inancı doğrulayan hiçbir belge yoktur, arkeolojik kazı da yapılmamıştır. Toplumsal Tarih Dergisi’nin (25/09/2004  sayısında    Zeynep AYGEN  imzası ile yer alan  bilimsel makale’ de  şehitlikle  ve bölge ile ilgili  çok önemli açıklamalar yer almakta. Makale özetle şöyle

…” İngiltere´nin güneyindeki Gosport kentinde yer alan Haslar Hastanesi, 1996´ya kadar İngiliz Kraliyet Donanmasına aitti. Bu hastanenin kabristanının bir bölümü ise bir Türk şehitliğine ayrılmıştır. Şehitliğin varlığına ilişkin iki olasılık öne sürülmektedir: Bunlardan biri 18. yüzyılın sonunda Gosport´a gelen Osmanlı gemilerinin mürettebatının feci bir salgın hastalık sonunda şehit düşerek İngiltere topraklarına defnedilmiş olabilecekleri, diğeri ise Gosport´ta bir dönemde gerçekten bir Türk kolonisinin yaşamış olması olasılığı!

Güney İngiltere´de, 13. yüzyıl başlarında, karşı kıyısındaki Portsmouth Limanı´nın işlevini bütünlemek ve bölgede güvenli bir denetim noktası oluşturmak amacıyla kurulan Gosport´un geçmişi hakkında farklı görüşler vardır.

Efsaneye göre burası kentin kurucusu Kral Stephen´in kardeşi Piskopos Henry de Blois´i yakalandığı şiddetli bir fırtınadan kurtaran limandır ve piskopos bu limana God´s Port (Tanrı´nın (limanı) adını vermiştir.

Dilbilimciler ise kentin adının Eski İngilizcede kaz anlamına gelen gosa ve kökeni Latin olan, liman anlamındaki portus kelimelerinden türediğini savunmaktadırlar. Ancak kentin, günümüzde de halk arasında yaygın olan diğer bir adı da “Turk Town” yani “Türk Kenti”dir.

Gosport doğumlu halk ozanı Cyril Towney´e göre Gosportlular kendilerini her zaman Türk olarak tanımlamışlardır. Towney ile bu konuda görüşmüş olan folklor uzmanı J. E. Mann bir Gosportlu olarak kendisinin de anımsayabildiği en erken yaştan bu yana bu gizemli bağlantıyı bildiğini, ancak yerel yazılı kaynaklardan hiç birinde bu ada rastlanmadığını belirtmektedir.

Mann´ın bu konuya ilişkin bulduğu tek belge imzasız bir elyazmasıdır. Bu belgede Gosport´un Türklerle olan ilişkisinin Haçlı Seferlerine dayandığı, İngilizlerin Anadolu´dan beraberlerinde getirdikleri savaş esirlerinden dolayı, kente bu takma adın verildiği belirtilmektedir .

Günümüzde Gosport´ta yaygın olan bir inanca göre, Gosport Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan yapının karşısındaki boş arsa, bu savaş esirleri için önce esir kampı, daha sonra da kabristan olarak kullanılmıştır. Ancak bu inancı doğrulayan hiçbir belge yoktur, arsada da herhangi bir arkeolojik kazı da yapılmamıştır.

Buna karşın Gosport´ta 1745´ten bu yana hizmet veren Haslar Hastahanesi´nin Türkler ile olan ilişkisi belgelenebilir bir gerçektir. 1996´ya kadar İngiliz Kraliyet Donanmasına ait olan bu hastahanenin kabristanının bir bölümü Türk şehitliğine ayrılmıştır.

Şehitlik, Gosport Kenti Tanıtım Sitesi´nde “Kabristan İçinde Kabristan” adıyla geçer ve varlığına ilişkin iki olasılık öne sürülür. Bunlardan ilki, o dönemde İngiliz Kraliyet Donanmasının Gosport´a gelen Osmanlı gemilerinin mürettebatının feci bir salgın hastalık sonunda şehit düşüp İngiltere topraklarında defnedilmelerine ilişkindir. Diğer sav ise Gosport´ta bir dönemde gerçekten bir Türk kolonisinin yaşamış olması olasılığıdır.

Bu savlardan her ikisi birden geçerli olabilir. Savlardan ilki halen Haslar Kraliyet Hastahanesi´ne ait olan Clayhall Deniz Askeri Mezarlığında bulunan mezar taşları tarafından kısmen doğrulanmaktadır.

Taşların tümü 1850-1851 yıllarına aittir, çoğunluğu 1851 tarihlidir. Örneğin “Sirag-i Bahri Komutanı Süvari Mehmet Kaptan”ın taşı 20 Mart 1851, “Mirat-ı Zafer´den Bölük Emini Süleyman”ın taşı 27 Nisan 1851 tarihlerini taşımaktadır. 1850 tarihli üç taşın dışında, şehitlikteki diğer taşlardaki tarihler de 1851 yılının Ocak ile Mayıs ayları arasındadır. Aynı yılın içinde, beş aylık bir zaman diliminde, 23 Türk denizcisinin birden vefat etmiş olması ancak salgın bir hastalık ile açıklanabilir.

Gerçekten de bu dönemde Gosport ve karşı kıyıda yer alan Portsmouth´daki sağlık koşulları son derece kötüdür. Örneğin 1849 yazında Portsmouth´da baş gösteren bir kolera salgını, bini aşkın kişinin yaşamına mal olmuştur. Kanalizasyon sisteminden yoksun, dok işçilerinin üst üste yığılarak yaşadığı sağlıksız mahallelerde, altyapı çalışmaları ancak 1854´ten sonra başlatılabilmiştir.

Kolera ya da benzeri bir salgın hastalığın 1850-1851´de Gosport´a da sıçramış olması akla yatkındır. Haslar Hastanesi defin kayıtları içinde Türk denizcilerinin adlarına rastlanmamaktadır. Ancak halen yürütülmekte olan bir araştırma, gerek gemilerin seyir defterlerinin, gerekse hastanenin hasta yatış kayıtlarının bu konuya bir açıklık getireceğini göstermektedir.

Şehitliğin ilk yeri bugün bulunduğu yer değildir. Daha önce hastane arazisinin güney batı bölgesi içinde yer alan Bahriye Mezarlığı´nın bir bölümünü oluşturmaktadır. İşe yeni başlayan cerrahlara Hastanenin tarihçesi ile ilgili bilgi vermek üzere hazırlanmış 1906 tarihli bir belgeye göre, hastanenin ´Zymotic Hospital´ binasının yapımı dolayısıyla, Türk mezar taşları ve naaşları, 1902´de Alver Gölü kıyısındaki yeni yerlerine taşınmışlardır.

1985´te Genelkurmay Başkanlığı tarafından başlatılan bir çalışma sonucunda restorasyonu yapılan Şehitlik, Türk Deniz Şehitleri günü olan 4 Nisan 1993´te törenle açılmıştır.

Özgün taşların çoğu bu dönemde yenilenmiş olmalıdır. Şehitlikte halen üç adet özgün mezar taşı bulunmaktadır. Bunlardan biri ´kullu nefsun zâikatul mevt´  ibaresi ile başlayıp şehitlikte yatan tüm ´asakir-i İslam´dan merhumin´in ruhları için el Fatiha´ ile her iki gemi mürettebatından, bu şehitlikte yatanların tümüne birden ithaf edilmiştir.

Burada ilginç olan diğer bir nokta ise bu taşın üzerinde yer alan ay yıldızın bir yandan Türk-Osmanlı geleneğini çağrıştırırken aynı zamanda Gosport´un karşısında yer alan Portsmouth kentinin sembolü olması ve günümüzde de bu özelliğini sürdürmesidir.

Diğer taş ise ´Huve´l hallaku´l bâki-La ilahe illâllah Muhammed resulullah´ ibaresi ile başlamakta ve ´Liman Reis-i-zâde Mehmed Kapudan ruhu için el Fatiha´ ile sona ermektedir ve yalnızca Sirag-i Bahri´nin komutanı Mehmet Kaptan´a adanmıştır . Taşların ilki ´Muharrem 1268´ ikincisi ise ´fi 24 Câ  1267´ tarihlidir. Bu tarihler miladi 1851´e denk düşmektedir.

Dönemin İngiliz gazeteleri Türk gemileri ve bunlarda bulunan zabit ve deniz erlerinin Portsmouth´a çıktıklarında nasıl ilgi odağı olduklarını tüm ayrıntıları ile yansıtmaktadır:

Portsmouth Limanı´nda bulunan iki Türk firkateyninin subayları geçen hafta Sir Godfrey Webster´in rehberliğinde, Portsmouth Tersanesi ve Clarence Kızakhanesi´nin hemen tüm bölümlerini ziyaret etmiş bulunmaktadırlar.

Kaptan´ın haricinde tümünün üniformaları İngilizlerden kopya edilmiştir ve koyu lacivert setre, mavi pantolon, kemer ve kılıçtan oluşmaktadır. Bunların deniz erleri de sık sık karaya çıkmışlardır.

Tümü de mavi pantolon ve kahverengi ceketten oluşan üniformaları yine kısmen İngiliz modasına uygun giyinmiş olup, bu onları asıl özgün ´pitoresk´ görünümlerinden yoksun bırakmaktadır. Bunların karada hatırı sayılır miktarda para harcadıkları gözlemlenmiştir.

Bu yazının çıkmış olduğu gazetenin bir Londra gazetesi olması, Türk gemilerinin bölgede nasıl bir ilgi odağı oluşturmuş olduklarının göstergesidir. Ancak belli ki Tanzimat sonrası yeni giyim anlayışı, levent, giysileri giymiş Türk denizcileri görme beklentisi içinde kıyıya doluşmuş olan İngilizleri düş kırıklığına uğratmıştır.

Yazının devamında, Türklerin erzak alışverişi yaptıkları, gemileri ziyaret etmek isteyen İngilizlere çok nazik davrandıkları, ancak Cuma ve Cumartesi günlerini dinî inançları nedeniyle ibadete ayırdıkları ve bu günlerde ziyaretçi kabul etmedikleri belirtilmektedir.

Yine aynı gazetenin daha sonraki bir tarihte yayınlanan bir nüshasına göre,  1851 Mayısında o bölgeden geçen ve Osmanlı Sefiri Musurus Paşa´yı getiren diğer bir Türk gemisi Spithead´den geçerken, orada demirlemiş bulunan Türk gemilerini selamlamıştır. Gosport´a yakın bir liman olan Spithead adı, Türk firkateynlerinin demirlemiş oldukları coğrafi noktayı tam olarak belirlemektedir.

Tüm bu bilgiler dönemin Türk kaynaklarınca da doğrulanmaktadır. Örneğin Mirat-ı Zafer´in komutanı Mustafa Bey on altı sahifelik raporunda askerlere ´İngiliz usulü top talimi´ öğretildiğini, Portsmouth´da 6.5 ay kaldıklarını, bazılarının hastalanıp vefat ettiğini ve hastahane yakınında, Türklere tahsis edilmiş bir arsaya defnedildiklerini anlatmaktadır.

Bu iki geminin Türkiye-İngiltere arası güzergâhı, yukarıda sözü geçen raporda tanımlanmış, Portsmouth´daki yerel bir gazete de bu konuda okurlarını aydınlatmıştır. Gazetenin 19 Ekim 1850 tarihli sayısında gemilerin, 28 Eylülde Cebel-i Tarık´a ulaştıkları, burada 3 Ekim´e kadar uygun bir rüzgâr bekledikleri ve ancak ondan sonra yola çıkabildikleri belirtilmektedir.

Sonuç olarak gemiler, Ekim 1850 ile Ağustos 1851 arasında bölgede kalmışlar, mürettebatın bir bölümü burada şehit olmuş, geri kalanları ise yurda dönmüştür. Aralarında Gosport´ta kalıp yerleşenler olup olmadığı ve bu gelişmenin Gosport´un ´Türk Kenti´ olarak anılmasıyla ilgisi araştırmanın devamında ortaya çıkacaktır.

Bölgede Türkler ile ilgili diğer bir ad da ´HMS Sultan´ dır. Halen bir yer adı olan ve burada bulunan bir Kraliyet Donanması okuluna adını veren HMS (Her Majesty´s Ship: Majestelerinin gemisi) Sultan, aslında bir geminin adıdır. Adı daha önce ´Triumph´ olan geminin adı, 1870 yılında Sultan Abdülaziz´in İngiltere´yi ziyareti nedeniyle ´Sultan´ olarak değiştirilmiştir.

Bölgedeki Türk izlerinin tümü denizcilik ile sınırlı değildir. Örneğin Fort Nelson Kalesi´nde yer alan Kraliyet Silah Müzesi´nin koleksiyonunun en değerli parçalarından biri de 1464 tarihli bir Türk topudur .

19. yüzyılda Çanakkale Boğazı´nda koruma amaçlı olarak kullanılmakta olan bu tarihî top 1868´de General Sir John Lafroy´un girişimi üzerine Osmanlı Devleti tarafından İngiltere´ye hediye edilmiştir. Aslında bu girişim 1857´de yapılmış, fakat önce yanlışlıkla 1708 tarihli başka bir top gönderilmiş, yanlışlık daha sonra düzeltilmiştir. Ancak bu yanlış gönderilen top da İngiltere´de kalmış ve Müze´nin koleksiyonunda katılmıştır.

İngiltere´de Gosport ve Portsmouth´un içinde yer aldığı Hampshire Bölgesi Londra ile bağlantılı önemli limanlara sahip olduğundan, araştırmalar derinleştikçe buradan Osmanlı-Büyük Britanya ilişkilerinin tarihine yeni boyutlar getirebilecek daha pek çok belge, eser ve anı gün ışığına çıkabilecektir.

  • Bu      araştırma Türkiye´de Deniz Müzesi, İngiltere´de Royal Armouries Museum,      Haslar Hospital ve Portsmouth Arşivlerinde gerçekleştirilmiştir. Bu      kurumlara ve sualtı araştırmacısı Selçuk Kolay ile Royal Submarine      Museum´dan George Malcomson´a teşekkür ederim. Dr. Zeynep Aygen,      Portsmouth Üniversitesi, öğretim üyesi

İNGİLTERE’DE ŞEHİT OSMANLI ÖĞRENCİ MEZARLARI

İngiltere’de bir başka şehitlik de Portsmouth şehrinde bulunuyor. Başkent londraya lakın bir yerde bulana bu şehitlik Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyaretiyle gündeme geldi. İngiltere’deki Osmanlı Şehitliği’nin ilk sakini Arif Bey’di. Osmanlı’dan, İngiltere’ye giden ilk eğitim grubunun içinde bulunan Arif Bey, hastalığı nedeniyle vefat etmiş ve Portsmouth’da defnedilmişti.

Portsmouth şehrindeki Osmanlı Şehitliği’nin bundan sonraki sakinleri de İngiltere’ye eğitime gidenr ve orada hayatını kaybeden Osmanlı subaylarından oluşuyor.

1830 yıllında devlet burslusu olarak gönderilmeye başlayan öğrencilerin Avrupa’daki ilk adresleri Paris olmuştu. Londra’ya tahsil amacıyla ilk öğrenci grubunun gittiği tarih ise 1835. Bu grupta 16 subay öğrenci vardı. Bunlar topçu, mühendis, piyade ve bahriyeli subaylardan oluşuyordu. Ve tamamı Woolwich Kraliyet Harp Akademisinde eğitim almışlardı. Bunlardan Selim, Tahir ve Mahmud topçuluk, Halil ve İbrahim topçu mühendisliği alanlarında eğitim gördü. Diğer öğrenciler ise Lağımcı Miralayı Bekir ve Kaymakamı Emin, Eşref, Yunus, Derviş, Enis, Yusuf, Ahmed, Arif, Necip ve Eyüp’tü. Mühendishane-i Berri Hümayun’dan giden bu öğrencilerden Bekir ve Emin Mühendishane subayı diğerleri ise öğrencileridirler.

Fakat İngiltere’de eğitim alan bu ilk gruptan herkes geri dönememişti. Mühendishane-i Berri Hümayun öğrencilerinden olarak İngiltere’ye giden Arif’in 1836 yılı başlarında ağır bir hastalığa yakalandığı haberi gelmiştir. Bunun üzerine kendisinin 16 Nisan 1836’da Dersaadet’e geri getirilmesine ve yerine başka bir öğrencinin gönderilmesine karar verilmişti. Fakat Arif Bey’in ömrü memleketine geri dönmeye yetmemişti. 10 Ağustos 1836 tarihinde 20 yaşındayken vefat eden Arif Bey, Portsmouth Woolwich’de defnedildi ve Osmanlı Şehitliği’nin ilk sakini oldu. Sonraki dönemde de denizcilik ya da havacılık eğitimine giden giden grupların içinde de dönemeyenler olmuş ve onlar da bu şehitlikte son yolculuklarına çıktı. ( ‘Kaynak:www.dunyabulteni.net)

DÜNYA’NIN EN BÜYÜK MÜZELERİNDEN BRİTİSH MUSEUM

 Devr-i Âlem kameraları British Museum’da.İngiltere’nin Londra şehrinde dünyanın her yanından getirilen seçkin Eskiçağ eserleri ve etnografya koleksiyonlarını kapsayan müze İngilizlerin sömürü, hırsızlık ve kültür soygununu da gösteriyor. Müzeyi hiç bir ücret ödemeden rahatlıkla gezip belgesel çekimleri yapıyoruz. Müze’nin kuruluş hikâyesi bihaylı ilginç.

British Museum, hekim ve doğabilimci Sir Hans Sloane’un (1660-1753) biriktirdiği ünlü bir kitap, elyazması ve doğa tarihi nesneleri koleksiyonunun hükümet tarafından satın alınmasıyla 1753’te kuruldu. Oxford kontları Edward ve Robert Harley’nin daha önce miras bıraktıkları önemli elyazması kütüphanesi ve Sir Robert Bruce Cotton’ın (1571-1631) bağışlamış olduğu elyazmaları, sikkeler ve antikalar da Sloane koleksiyonuna katıldı. II. George’un, Krallık Kütüphanesi’ni 1757’de armağan etmesiingiltere-sehitn iki yıl sonra müze, Bloomsbury’deki Montagu House’da halka açıldı.

19. yüzyılda arkeolojiye ilgi artınca, British Museum, armağan, satın alma yada özellikle  Anadolu’dan çalma ve kaçırma yoluyla Eskiçağ’la ilgili paha biçilmez yapıtlar elde etti. Atina Akropolis’indeki klasik Yunan heykellerinin 1816’da elde edilmesi buna örnek verilebilir. 1823’te III. George’un kütüphanesinin alınmasıyla genişleyen koleksiyon için daha geniş bir yer ihtiyacı doğunca, tasarımını Sir Robert Smirke’ün yaptığı günümüzdeki yapı, 1847’de Montagu House’un yerini aldı. Müzenin başkütüphanecisi Sir Anthony Panizzi’nin çizdiği planlara göre yapılan dev kubbeli kütüphane on yıl sonra tamamlandı. Müzenin doğal tarih koleksiyonu, 1883’te Güney Kensington’a taşınarak Doğa Tarihi Müzesi (Natural History Museum) adını aldı. British Museum’daki ve öbür kütüphanelerdeki elyazması ve basılı kitap koleksiyonlarının bir araya getirilmesiyle de 1973’te British Library (Britanyalı Kütüphanesi) oluşturuldu…

British Museum koleksiyonları dört ana bölümde toplanmıştır: Eskiçağ yapıtları bölümü; sikkeler ve madalyalar bölümü; baskılar ve çizimler bölümü; günümüzde ayrı bir yapıda bulunan “Museum of Mankind” (“İnsanlık Müzesi”) adı verilen etnografi bölümü.

Eskiçağ yapıtları bölümü, Mısır, Batı Asya, Eski Yunan ve Antik Roma, Tarihöncesi İngiltere, Ortaçağ ve Doğu yapıtlarından oluşan ayrı ayrı koleksiyonları kapsar. Müzedeki ünlü yapıtlar arasında, Mısır hiyerogliflerinin Reşit Taşı, Asurbanipal’ın Ninova’daki sarayından gelme Asur kabartmaları, Bodrum’daki Mausoleion’dan frizler, Sutton Hoo Gemi Mezarlığı, tunç ve fil dişinden Afrika heykelcikleri sayılabilir. (Kaynak vikepedi.)

FİRAVUN’UN  4700 YILLIK ÇÜRÜMEYEN CESEDİ..

Londra da Biritish Müzyum’da Firavun’un ingiltere-firavunçürümeyen cesedi’nin belgesel görüntülerini çekiyoruz. Londra’da British Museum’u herkes gezmeli. Müze’de Furauna ait olduğu bilinen  mumya gerçekten insanlar için büyük bir ibret. Müze’de secde edercesine duruyor.

Kuran’da helak edilişi ve ibret için bedeninin korunacağı anlatılan firavunun fotoğraf ve kamera görüntülerini   çekip belgeselleştirerek tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.Furavun ile ilgili kuranı kerim’de yer alan ayetler’den bir  kısmını yazım’da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yunus Suresi 90. 91. ve 92. Ayetler:

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım.” dedi.

Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.”

1144 yılında vefat eden Zemahşerî, Yûnus Sûresinin sözkonusu âyetinin tefsirini, kendisinden 8 asır sonra bulunacak olan cesedi âdeta görür gibi yapiyordu:

“Seni, deniz kenarında bir köşeye atacağız. Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış halde, çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız.” (Kessaf Tefsiri, Cilt 2, S. 251/252)

Bu olay Kuran-ı Kerimde şöyle anlatılmaktadır:

“Bunun üzerine ‘asanı denize vur’ diye vahyettik. Vurunca parçalandı, herbiri kocaman bir dağ oldu.” (Şuara, 63)

“İsrailoğullarını denizden (salimen karşı tarafa) geçirdik” (Yunus, 90)

“Denizi de (karşı yakaya geçtikten sonra, sana açılan yolu da kapamayıp) açık bırak; çünkü onlar (açık görecekleri bu yola girip) bir ordu halinde boğulmuş olacaklardır.” (Duhan, 24)

“Firavun ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış.” (Taha, 78)

“Firavun ve askerleri İsrailoğullarını takip ederken, denizin ayrılmış olan sularını dehşetle görmüşler fakat kin ve düşmanlıklarından dolayı bir anlık tereddütten sonra onlar da deniz içinde açılan yola girerek takibe devam etmişlerdi. Ancak denizin ayrılmış olan suları tekrar birleşmeye başlamış ve sonunda firavunla birlikte bütün ordusu, tek bir kişi dahi kurtulamadan sulara gömülmüştür.” (Şuara, 65-66)

Firavun Cesedi  Secde Eder halde bulunmuştu

Bizler gibi bir çok meraklı turist mumya cesedin başında saatlerce durup ibret nazarı ile bakıyor. Her ne kadar İngilizler bu cesedin sıradan bir kişiye ait olduğunu ve günümüze kadar doğal yollarla korunduğunu iddia etseler de, bize gibi bir çok Müslüman ve inananlara göre  bu Hz. Musa’ya inanmayan ve O’nu takip ederken ordusuyla birlikte denizde boğularak helak edilen zalim firavundur. Nil nehri  yatağında kumlar içinde  bulunan Cesedin yaşı ve bulunduğu yer de bunu doğruluyor. Yakın bir  zamana kadar   müzeyi gezenler  bu cesedin secde pozisyonunda olduğunu söylüyorlar. Daha sonra yan yatırılmış. Gerçekten görenler ve izleyenler için büyük ibret   alınacak bir durum..

FATİH SULTAN MEHMET HANIN  ŞAHI TOPU İNGİLTRE’DE..

İslam medeniyeti ve  kültür mirasımızla ilgili bir çok eser ingiliz müzelerinde bulunuyor.  Fatih Sultan mehmet han’ın İstanbulu fetih ederken  kullandığı  ünlü Şahi topu  1929 yılında Rotunda Müzesinden, Londra Kulesi Müzesine, oradan da şimdi bulunduğu Fort Nelson Müzesine nakledilerek  ziyaretçiler tarafından büyük ilgi ile  izlenmektedir.

Fatih’in şahi topları, Şahi Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılıp kullanılmış özel bir savaş topudur. Şuan Avrupanın en önemli savaş toplarının başında gelir. İstanbul’un fethinde ve 19. yüzyıla kadar Çanakkale Boğazı’nda koruma amaçlı olarak da kullanılmıştır. Yapımı üç ay süren, çizimlerini Fatih Sultan Mehmed Han’ın önderliğinde Türk mühendislerinden Mimar Muslihiddin Ağa , Saruca Paşa yaptığı topun dökümünü Macar asıllı Urban Usta adlı bir dökümcü yapmıştır. Bunun yanında döküm ustası olarak Cenevizli Donar Usta diye birisinden de bahsedilir. Urban’ın döktüğü top ve diğer toplar 1452 senesi Ocak ayının sonlarında Edirne’den yola çıkarılmış ve ancak iki ay sonra İstanbul önlerine getirilebilmiştir.

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almak için döktürdüğü büyük top “şahi” adını taşır. Şahi Topunun özellikleri Üç ayda dökülen bu topun büyüklüğü ve çapı hakkında muasır tarihçiler muhtelif bilgiler vermektedirler. Françes; uzunluğu 5,5 metre, dış çevresi 2 metre 74 cm (9 kadem), yarı çapı 92 cm (kutru 3 kadem ) ağırlığı 18 ton kadardır demektedir. Top 544 kg (1200 libre) bazılarına göre de 680 kg (1500 libre) gülleler atıyor, bu gülleler 1,883 km (1 mil) mesafeye kadar giderek 1 metre 83 cm (6 kadem) derinliğinde toprağa gömülüyordu. Topun sesi 24 km ( 13 mil) mesafeden duyulmaktaydı.

ŞAHİ TOPU İNGİLTRE’YE NASIL GİTTİ?

1464′te Fatih Sultan Mehmet toplardan kırk iki tanesini Çanakkale Boğazı’nın savunması için Çanakkale Boğazı’na göndermiştir. Yüzyıllarca kullanılmadan kalan toplar 1807 yılında İngiliz donanmasına karşı kullanılmış ve beklenenin aksine kusursuz şekilde çalışan toplar bir İngiliz gemisini vurmuş ve 60 denizciyi öldümüştür. Bir tanesi İngiltere’de, bir diğeri de İtalya’dadır. Günümüzde Fatih döneminden 6 tane top kalmıştır. Bunların en büyüğü olan ve İstanbul’da, Boğazlar’da kullanılan “şahi” bugün İngiltere’dedir. Diğer toplar ise Harbiye’deki askeri müze bahçesinde olup bunların çapı daha küçüktür. Şahi Topunun İngiltere’ye Verilme Hadisesi 19. yüzyıla kadar Çanakkale Boğazı’nda koruma amaçlı olarak kullanılan bu tarihî top, General Sir John Lafroy’un girişimi ve 60 yıl süren çabanın sonucunda, Osmanlı Devleti tarafından, Sultan Abdülaziz’in İngiltere’yi ziyaretinden bir yıl önce, 1866 yılında İngiltere’ye hediye edilmiş. İngiliz devletinin topu satın alarak İngiltere-ye götürme çabaları, Kraliçe Victoria-nın, Sultan Abdülaziz’den topu yine istemesi ve bundan bir yıl sonra da Abdülaziz-in topu hediye olarak göndermesiyle sonuçlanmış. Kilitbahir-den Londra-ya nakledilen topun bu kadar çok istenmesinin sebebi ise Avrupa-nın en önemli topuna ev sahipliği yapmak arzusu olarak ifade ediliyor.

ŞAHİ TOPU HANGİ MÜZE’DE?

Şahi”, 1929 yılında Rotunda Müzesinden, Londra Kulesi Müzesine, oradan da şimdi bulunduğu Fort Nelson Müzesine naklediliyor. 4 asır boyunca Osmanlı ordularını yenilmez kılan ve düşmana korku salan ”şahi”, şimdilerde müze yetkilileri tarafından ziyaretçilere, orta çağ teknolojisinin başyapıtı ve müzenin en değerli parçası olarak takdim ediliyor. FATİH SULTAN MEHMED HAN’ın kendi icadı olan ŞAHİ toplarının daha sık ateş edebilmesi için Topların içlerini yağlattığını, böylelikle ancak 8 saatte bir Ateş edebilen topların 4 Saatte bir ateş İçin hazır hale gelebildiğini, bu yöntemle %100 verim alındığını, Bu kısa süre içinde düşmana tamir fırsatının verilmediği için fethin gerçekleşmesindeki önemli unsurlardan biri olduğunu, Bununla kendisinin Balistik alanında büyük bir deha olduğunun kanıtlandığını….

(Kaynak:www.ceddimizosmanli.net)

İNGİLTERE’NİN BRİTİSH MÜZESİNE TÜRKİYE  AMBARGOSU..

İngiltere’nin başkenti Londra’da en çok etkilendiğim yerlerden birisi ünlü British Museum oldu. Hiç bir ücret ödemeden elimizde kameramız müzede belgesel çekimleri yaptık. Müze başlı başına belgesel çekilecek bir yer.  Saatler süren müze gezisinde dünyanın birçok yerinden getirilen eserlerle müze dolduruluşmuş.

Türkiye, Anadolu’dan kaçırılan tarihi eserleri iade etmeyen ünlü İngiliz ve Amerikan müzelerinin geçici sergilerine parça vermeme kararı aldı. Bu kararla zora giren müzeler arasında Metropolitan ve British Museum var.

Yayın şirketi Umberto Allemandi bünyesindeki Londra merkezli kültür sanat dergisi The Art Newspaper, mart sayısında, Türkiye’nin geri istediği eserler iade edilene dek Amerikan ve İngiliz müzelerinin geçici sergilerine eser ödünç vermeyi durdurduğunu yazdı. Derginin haberine göre Londra’daki dünyaca ünlü British Museum, 15 Nisan 2012’ye kadar sürecek “Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk” sergisi için Topkapı Sarayı’ndan, Türbeler Müzesi’yle Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden toplam 35 adet eseri geçici olarak sergilemek üzere istedi.

Varolan anlaşmalar aracılığıyla Türkiye’den geçici sergiler için ödünç eser alabilen müze, serginin açılmasına az bir zaman kala Türk resmi makamlarından “Hayır” cevabını aldı.  Dergi, Kültür Bakanlığı’nın eserlerin gönderilmesini engellediğini öne sürerek “Türkiye’nin Anadolu’dan kaçırılan eserlerin iadesi konusunda giderek genişleyen kampanyasının bir parçası olarak, söz konusu eserleri koleksiyonunda bulunduran müzelere eser verilmesi önleniyor” dedi.

Türkiye, British Museum’un milattan önce birinci yüzyıla ait üzerinde Kral Antiochus’un Herakles-Verenthragna’yı selamlarken tasvir edildiği zeytinyağı üretmede kullanılan mermer silindiri istiyor. Adıyaman Selik beldesi yakınlarında bir tarlada 1882’de bulunan 1 metre 23 santim yüksekliğinde ortası delik silindir, bölgede çalışmasına izin verilen Mezopatamya uzmanı ünlü İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından 1911’de satın alındı. Woolley, 1. Dünya Savaşı’nın karmaşası içerinde eseri Suriye götürdü. 1927’de Suriye’yi mandacı güç olarak yöneten Fransa’nın izniyle silindir British Museum’a satıldı.

Haberde “2005’te Türkiye eserin iadesini talep etse de bu talepte ısrarcı olunmadı. İki ülke arasında da eser ödünç verme işlemleri devam etti” ifadelerine yer verildi. Dergiye konuşan müzenin sözcüsü, uzun hazırlıkla meydana getirilen serginin başarısı için sorunu çözme yolundaki girişimleri şöyle anlattı: “Silindirin geri verilmesi için müze görüşmeye hazırdı. Fakat mütevelli heyeti mülkiyetin transferini istemedi.”

Sergiyi askıya aldılar

Londra’daki The Victoria and Albert Museum da Türkiye’den gelecek eserlerin kritik önemde olduğu “Osmanlılar” sergisini, anlaşmazlık nedeniyle askıya aldı. 2014’te açılması planlanan ve İstanbul’un fethinden 19. yüzyılın sonlarına dek Osmanlı sanatının gelişimini ele alacak serginin hazırlıklarının durdurulmasının nedeni; Sidamara lahitinden çalınan Eros’un başı…  İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen, milattan önce üçüncü yüzyıla ait Sidamara lahitinden 1882’de İngiliz arkeolog Charles Wilson tarafından koparılan aşk tanrısı Eros’un başı, 1933’den beri Londra’daki müzede sergileniyor. Müze sözcüsü, Wilson’ın ailesinin Eros’un başını müzeye bağışladığını anımsatarak “müzenin eserin mülkiyetini devredemeyeceğini” öne sürdü. Sözcü, “iade sorununun halledilmesiyle serginin hazırlıklarının ilerleyeceğini umut ettiğini” belirtti.

Türkiye’nin Londra Kültür ve Turizm Müşaviri Tolga Tüylüoğlu, British Museum ve The Victoria and Albert Museum’dan iki eserin iadesinin istendiğini doğruladı. Tüylüoğlu, İngiliz ve Türk sanat kurumları arasındaki “iyi ilişkileri” vurgularken, Türk hükümetinin “sergilere ödünç eserleri tartışmadan önce” antik iki parçayla ilgili meselenin çözümünü istediğini belirtti.

 

TÜRKİYE’NİN LONDRA BÜYÜKELÇİSİ ÜNAL ÇEVİKÖZ’LE TARİHİ SÖYLEŞİ

İngiltere ve Lonra’da belgesel çekimlerimizin önemliİngiltere-Unal-Ceviköz bir yer tutan Türkiye’nin Londra Büyüleçliği oldu. Ünal Çeviközl’le makamında görüştük. Sayın Büyükelçi bizler çok önemki bilgiler verdi. Türkiye Londra ilişkileri, ekonomi, kültürel, ticari, siyasi ve sosyal ilişkiler hakkında çok öenmli bilgiler aldık. Büyükelçi sayın Çeviköz yıllar önce İrlandalıların Osmanlı’dan istedikleri yardım ve Osmanlı’nın İrlanda’ya yaptığı gıda ve nakdi yardımın İrlanda’da halen takdirle anlatıldığı bizere aktardı. Kendisinin İrlanda’ya yaptığı bir gezide İrlandalı bşr rehberi Büyükekçi’ye Osmanlı devletinin 1847’de yaptığı yardım ile ilgili çok özel bilgiler verdiğini söyledi. Londra’nın merkezinde olan Büyükelçiliğinin önündeki ayyıldızlı bayrağımız diğer ülke bayrakları ile birlikte dalgalanıyor. Büüykelçi Çeviköz’e Osmanlı devletinin İrlanda’ya yaptığı yardıma İrlandalıların yazdığı teşekkür mektbunun orjinal bir kopyasını hediye ediyoruz. Yardımlarla ilgili Yedi Kıta dergisinde yer alan  bilgileri özetle sizlerle paylaşıyorum.

İRLANDA’DAN OSMANLIYA YARDIM ÇAĞRISI…

Osmanlı padişahlarının kahramanlığı kadar ihsan ve keremleri de nam salmıştı tarihe. Meydanda kılıcıyla adalet dağıtan onlarca Osmanoğlu, tahtına kurulduğunda kerem eliyle bir sebil gibi merhamet ve inayet akıtıyordu. Tarihin şahitlik ettiği onlarca vak’a hepimizin hafızalarında yer etmiştir eminiz. Eman dileyene zerre kadar fenalık erişmedi onların eliyle; hiçbir düşkün, hiçbir mağdur da kapılarından boş dönmedi hiçbir zaman.

Osmanlıların yed-i merhamet ve keremleri yalnız dostlar için uzanmamıştı. Onlar yakın uzak, dost düşman atılan yer yardım çığlığına kulak kabartmışlardı. Bu çığlık İrlanda’dan atılmış olsa bile!

Neredeyse on asır kadar İngilizler eliyle maruz kaldıkları baskı, sırf mezhepleri (İrlandalılar, Protestan İngilizlerin aksine Katolik’ti) sebebiyle uğradıkları zulüm ve bütün bu sıkıntılardan kurtulmak için zorunlu göçler İrlandalıları gitgide perişan etmişti. 1840’lı yıllarda başlarına gelen ve yaklaşık 7 yıl boyunca ahaliyi perişan eden kıtlık (Patates kıtlığı; patates İrlandalıların ürettikleri, bir kısmını tüketip, bir kısmını da ihraç ettikleri gıda maddesiydi…) adeta tuz biber olmuştu süregelen onca felakete. İrlandalılar çareyi Avrupalı hemcinslerinden yardım istemekte buldular. Kim, ne derece yardımcı oldu ayrıntılarıyla malumumuz değil, fakat aslı ve tercümesini buraya derc ettiğimiz mektuptan anlaşılıyor ki devrin padişahı Sultan Abdülmecid Han bu talihsiz halka 1.000 sterlin değerinde nakdî yardımda bulunmuştu. Araştırmalarımızı genişletince gördük ki Osmanlı sultanının maksadı aslında 10.000 sterlin ederinde bir yardımmış; fakat İngiliz kraliçesi Victoria mani olmuş buna. Sebep, kendisinin sadece 2.000 sterlin yardımda bulunacak olmasıymış! Hatta bu para ianesinden başka ve kraliçenin bütün itirazlarına rağmen gemiler dolusu gıda yardımı da göndermiş Osmanlı. İngilizler ne kadar karşı çıktılarsa da, gemilerimizi limanlara almak istemedilerse de padişahın itaatkâr ve hayırhah bendeleri verilen görevi hakkıyla ifaya muvaffak olmuşlar; gemiler İrlanda’nın Drogheda limanına boşaltmışlar yüklerini.

İrlandalı eşraf ve ulular tarafından kaleme alınan bu mektupta (1847) görülüyor ki onlar kendilerine ötelerden uzatılan yardım elini derin bir minnet hissiyle karşılıyor ve padişaha, bütün İrlanda halkı adına teşekkür ediyorlar. Bir ibret ve insanlık vesikası karşısındayız! Dillerimiz tutuk hayretten; fakat derinden bir nida zorluyor dudaklarımızı: “Padişahım çok yaşa!” (Kaynak: Yedikıta Dergisi 33. Sayfa Yaza: Harun Tuncer)

İRLANDA’DAN GELEN MEKTUBUN TÜRKÇE TERCÜMLESİ 

Osmanlı Hükümdarı Haşmetlü Abdülmecid Han Hazretleri’ne,

Dileriz memnuniyetinizi mucip olur efendim..

Aşağıda imzası bulunan biz İrlanda eşrafı, ekâbiri ve ahalisi siz zât-ı devletlerinin mağdur ve perişan İrlandalılara karşı gösterdiğiniz alaka ve geniş kereminiz dolayısıyla minnet ve en derin şükranlarımızı arz için müsaade istirham ediyoruz. Yine ahalimiz adına bizlerin ihtiyaçlarının görülmesi ve acımızın hafifletilmesi için siz zât-ı şahaneleri tarafından yapılan 1,000 sterlinlik nakdî yardım sebebiyle teşekküre cesaret eyliyoruz.

Hikmet-i İlâhi memleketimizi başlıca gıda maddesinden (patates) mahrum etti; ahalimizi hiçbir medeni millete isabet etmeyen kıtlığa düçâr eyledi. Bu çetin zamanda felaketzede İrlandalıların kendilerini ve ailelerini açlıktan kurtarmak için kendilerinden daha az belaya uğrayan diğer ülkelerin kerem ve ihsanına el açmaktan başka çaresi kalmadı. Siz zât-ı âlîleri yapılan bu çağrıya cevap verdiniz ve musibetle boğuşan biz hemcinslerine yardım etmeleri hususunda Avrupalı diğer büyük milletlere örnek oldunuz.

Onlarca ırkdaşımızı yok olmaktan kurtaran bu vakitlice ve cömert yardımınız için İrlanda ahalisi adına zât-ı şahanelerine minnet ve şükranlarımızı arza müsaade rica ediyor ve hükm ü fermanınız altında ve kereminize nail olan geniş toprakların bize isabet eden bu kıtlık ve musibetten masun (korunmuş, emin) olmasını umuyoruz.

OSMANLI İNGİLİZ SAVAŞLARI

Tarih boyu Osmanlı-İngiliz İlişkilei hem inişli-çıkışlı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti dönemindede bu ilişkler aynen sürüyor. Son yıllarda Türk-İngiliz ilişkileri çok iyi seviyede. Bugün bu ilişkilerin iyi olması, geçmişte yapılan savaşlardan ders ve ibret alındığı için. Özellikle 1. Cihan harbinde büyük savaşlar gerçekleşmiş. Bu savaşlarda çok sayıda Osmanlı askeri şehit olurken, 220 bin asker esir düşmüş. Esir düşen Osmanlı askerlerinin 150 bine yakını İngilizler tarafından, sömürge ülkelerinde ki esir kamplarında toplanmış ve zorla çalıştırılmış. Bugün bu esir kampları ile ilgili yeni yeni belgeler çıkyor. Birinci Cihan Harninde çok sayıda İngiliz askerleri de savaşlarda ölmüş. Birinci Cihan Harbinin dışında ilk Osmanlı İngiliz savaşı 1807 yılında gerçekleşmiş. Şimdi kısaca bu savaş ile bilgileri sizlerle paylaşalım.

İlk Osmanlı-İngiliz Savaşı

Osmanlılarla-İngilizler arasında değişik adlarla birçok savaş yapıldı. Ancak tarihe özel olarak  Osmanlı – Büyük Britanya Savaşı, veya Osmanlı – İngiliz Savaşı, 1807 – 1809 yılları arasında gerçekleşti, Bu savaş Napolyon Savaşları’nın bir parçasıdır.

Savaş öncesi Osmanlı Büyükelçisi olan Horace Sébastiani, Fransa Cumhuriyeti’nin Sırbistan’da çıkan isyanı bastırmaya yardım etmesi karşılığında, Osmanlı’nın boğazları Fransız gemilerin açarak, Rusya İmparatorluğu’na savaş açmasını teklif etti. Bunun üzerine Osmanlılar Ruslara savaş ilan etti. Bunu duyan Büyük Britanya hükümeti, Osmanlılar’ın Horace Sébastiani’yi sınırdışı etmesi, Tuna Prensliği’ni Ruslara vermesi ve Fransızlara savaş ilan etmesi için ultimatom verdi. Osmanlılar ultimatoma kulak asmadı.

Bunun üzerine Büyük Britanya, Osmanlılara savaş ilan etti. 1807 yılında Büyük Britanya, Çanakkale Operasyonu’na başladı. 19 Şubat 1807’de, Sör John Duckworth komutası altında Britanya Donanması, Çanakkale’yi ve Gelibolu’yu işgal etti. Bunu takiben Büyük Britanya, İstanbul’a ilerlemeye başladı. Marmara Denizi’nde Osmanlı Donanması’nı yendi. Donanma, İstanbul Boğazı’na varınca, buradaki sert savunmayla karşılaştı. Dolayısıyla, ağır kayıplar vererek geri çekildi.

Operasyonun başarısızlığı nedeniyle, Büyük Britanya hükümeti İskenderiye Operasyonu yapılmasına karar verdi. 16 Mart’ta, İskenderiye’ye çıkarma yapıldı. Ancak burada Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın güçlü savunması, Büyük Britanya’ya ağır kayıp verdirtti. Dolayısıyla, Büyük Britanya buradan da geri çekildi.

Savaş sırasında, Osmanlılar Fransızlardan az miktarda yardım alabilmişti. O yüzden de, 1809 yılında Kale-i Sultaniye Antlaşması’yla savaşı sonlandırdı.( Kaynak: Vikipedia asnsiklopedisi)

 

BÜYÜK TARİHÇİ YILMAZ ÖZTUNA’NIN  TARİH ANSİKLOPEDİSİ’NDEN İNGİLTERE İLGİLİ TARİHİ BİLGİLER…

Osmanlı-İngiliz ilişkileri ilgili birçok ansiklopedik bilgi var. Biz İngiltere ile çekimlerimizde merhum Yılmaz Öztuna’nın tarihi ansiklopedisindeki bilgilerden yararlandık. Bu bilgiler ile yaptığımız derlemeyi aşağıda sizlerle paylaşarak belgesel çekimlerimize İngiltere’de devam ediyoruz.

İNGİLTERE (BÜYÜK BRİTANYA)…

Avrupa’da bir büyük devlet.

-6 devletten oluşan bir federasyon ve tam adı: Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı,

– Kısaca Birleşik Krallık’tır. (United Knigdom of Great Britain and Northern İreland)

– İngiltere, bu devletin adı olarak çok yaygındır.

– Asıl İngiltere ise, federasyonun büyük ülkesi olan ülkedir.

Başkent: Londra( London)

Resmi Dili: İngilizce,

NATO VE OECO üyesi ve Commen wealth denen Britanya Milletler Topluluğunun lideridir.

Hürriyetçi demokrasi ile yönetilen meşruti krallıktır.

Orta Çağ’dan beri büyük devletler arasındadır.

Bugün ayrıca sömürge elinde, Avrupa dışı 5 kıtada topraklar tutmaktadır.

İngiltere hükümdarı,  Common Wealth’ın başkanı olmaktan başka İngiltere dışında 16 devletin de hükümdarı sayılmaktadır.

Stratejik kuvvetlere sahip 5 dünya devletlerinden biridir.

Devlet, Büyük Britanya adası ile İrlanda adasının bir kısmı üzerinde kurulmuştur. Batı Avrupa’nın kuzey kesimindedir.

İngilizler derken… gerçekten Anglo- Saksonlar kastedilir.

Anglo Saksonlar üç kavimden oluşur: İngilizler, İskoçlar ve Galliler. Bugün hepsi İngilizce konuşurlar; daha doğrusu İngilizler, diğer ikisine dillerini kabul ettirmişlerdir.

Birleşik krallıkta olduğu gibi ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelenda, kısmen Güney Afrika,

Anglo- Sakson devletleridir ve İngilizce konuşurlar. Bu tablo da son iki asrın eseridir. Latince’nin başaramadığını İngilizce gerçekleştirmiştir.

Büyük Britanya ve İrlanda adalarının, ilk halkları Kelt kabileleridir.

Bilhassa İngiltere’de Brötonlar ve İskoçya’da Piktler, Kelt kabileleri olarak bu adalarda devlet kurmaksızın yaşamışlardır.

Keltler de adaların yerlisi olmayıp kıtadan göçen Arilerdir.

M.Ö. I. Asırda Roma istilası başlamış, bu suretle adaya Latin nüfus da girmiştir.

VI. asırda iki Germen kavmi, Saksonya’dan Saksonlar ve Şleşvig’den Angller adyı istila etmişler, Keltlik izlerini silmeye başlamışlardır. Bu iki kavim Germen lehçeleri konuşmaktadırlar veAnglo-Sakson diye anılan oluşmayı sağlamışlardır.

– 1071 arasında Danimarka, İngiltere’yi ele geçirmiş ve miktar Dan nüfusu da adaya yerleşmiştir ki, onlar da bir Germen kavmidir.

– 1066’da Norman istilası dene mühim hadise olmuştur. Bir Germen kavmi olan Normanlar, bu sırada Fransızca konuşuyorlardı ve Kuzey Fransa’da Normandiy’a’dan geliyorlardı.

– Bu suretle Fransızca bir kaç asır, İngiltere’nin resmi dili olmuş ve bugün de İngilizce’de kullanılan binlerce kelime dile girmiş ve daha çıkmamıştır.

– Bu suretle Angl+ Sakson+Dan+Norman adlı Germen kavimleri ile (bu sonuncusu bir Latin dili olan Fransızca konuşan Germenler), bir mikdar Latin ve ülkenin en eski halkı olan Keltler(Brötonlar) karışmış, Anglo- Sakson kavmi doğmuştur. Gerçek Anglo Saksonlar aslında sadece İngilizlerdir.

– İskoçlar, İrler (İrlandalılar) ve Galliler, o derecede Germen kanı almadıkları için, Keltiklerini muhafaza etmişlerdir. Hiç bir zaman fazla Germen kanı almamışlar, fakat siyasi faktörler neticesinde İngiliz dilini kabul etmişlerdir.

– Hala küçük gruplarca konuşulan Galce (Kimri dili), Monsk dili( Man adasında) Ers dili (İskoçya’da ve İrce gibi Kelt dilleri , İngilizce’ye mukavemet edememişlerdir.

– Bu suretle önce Galliler, sonra İskoçlar ve İrler, dil bakımından İngilizleşmişlerdir.

– İrler’i tamamen bu akıbetten koruyan mezhep bakımından Anglo- Saksonlar’dan ayrı olmaları (Katolik) kadar, başka bir adada yaşamalarıdır.

– Birleşik Krallık: Bu adı taşıyan devlet şu federe birimlerden oluşur:

1- İngiltere Krallığı

2- Galler (Wales) Krallığı

3- İskoçya krallığı

4- Man Adası

5- Channel (Angol Nmorman) Adaları,

-Avrupa İngiltere’sinde buna Cebeli Tarık’ı eklemek gerekir.Cebel-i tarık boğazı İngiltere toprağıdır.

-Bugün de(1981) İngiltere, Avrupa dışı bazı toprakları elinde tutmaktadır. İstikla verilmesi kesinleşen Brunei dışında bunların toplamı 25.063km2’dir.

-Avrupa dışındaki 5 kıtada da bugün İngiliz toprakları vardır.

İngiltere hükümdarı bugün de, Büyük Britanya dışında 15 devletin hükümdarı kabul edilir. Bu 15 devlet “genel vali” denen devlet başkanlarınca temsil edilir.

-Küçük Anglo Sakson Krallıkları 815’te 7 Krallık İngiltere Krallığı şeklinde birleşmiştir. İngiltere ye Hıristiyanlık VI. Asırda tamamen yerleşmiştir.

Fransız asıllı İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard, 3. Haçlı seferinde baş çekmiş ve Filistin’de Salahaddin Eyyubi ile savaşmış, Kıbrıs’ı Bizans’tan almıştır.

– O Doğu’da iken naib olan kardeşi John kral olunca Magna Carta’yı yayınlayarak kralın soyluların ve halkın haklarını çizmiş ve bir bakıma demokrasinin temellerini atmıştır.

– Büyük Britanya adasında 34 kontluğa ayrılmış İngiltere Krallığına, magna Carta’nın yayınlandığı yıllarda  (1215), ayrı bir Kelt devleti olarak yaşayan Galler prensliğiydi ilhak edildi.( 1282)

– 844’te kurulan bu devlet 438 yıl yaşamış ve 19 prens tahta  çıkmıştır. Adanın kuzeyinde İskoçya krallığı ise IX. Asır ortalarında kurulmuş, 1603’e kadar yaşamıştır.

– 5 asır Roma İmparatorluğu’nun eyaleti olan İngiltere (M.Ö. 57-M.S. 450), bu çağda  yeterli Latin tesiri alamadığı halde…

TARİH BOYU OSMANLI İNGİLİZ İLİŞKİLERİ

– XVI. Asırda Osmanlı Devleti İspanya’ya yutulmaması için İngilter’yi destekledi.

– XVII. Asır boyunca Türk korsanları İngiltere ve İrlanda’ya pek çok sefer yaptılar ve Bristol Limanı ağzında Lund Adası’nı çeyrek asırdan fazla deniz üssü olarak işgal ettiler.

– İngiliz donanması henüz Türk Atlantik filosunu kendi karasularından söküp atacak çizgiye gelememişti.

– Buradan kalkan Türkler Amerika sahilllerine de akınlar yaptılar.

– XVIII. Asırda münasebetler dostça idi.

– XVI. Asır sonlarından itibaren İngiltere İstanbul’da bir büyükelçi ile temsil ediliyordu.

– Türk daimi büyükelçiliği ise Londra’da ancak 1793’te kuruldu (İlk Büyükelçi Yusuf Agâh Efendi, 1793-7).

– 1800’de Fransızlar’dan Malta’yı alan İngilizler, Akdeniz’e sokuldular.

– 1802’de Bab-ı Ali İngiliz gemilerin Karadenize girme izni verdi.

– 1907’de İngiltere’ye harp ilan edildi. Bu suretle 1396 Niğbolu Muharebesinden beri ilk defa olarak Türkiye ile İngiltere resmen savaştı. Ancak bu geçiçi oldu.

– 1880’e kadar bütün XIX. asır boyunca İngiltere Umumiyetle Osmanlı İmparatorluğu’nu destekledi.

– Bu politikayı William Pitt, Avam Kamarasında: “Türk İmparatorluğu’nun bütünlüğünün İngiltere’yi ilgilendirmediğini iddia eden milletvekili ile münakaşa bile etmem” cümlesiyle açmıştır. Bu politikanın sebepleri kısaca şöyledir:

– Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kaybekmesinden Rusya ile Fransa faydalanacaklar ve İngiltere’nin can damarı olan Hindistan yolu üzerindeki Türk  ülkeleri bu iki rakip sömürgeci devlete geçecekti.

– Bununla berarebr İngiltere, Yunan İhtilalilini desteklemiş ve Navarin’de Türk donanmasının yakılmasına Fransız ve Rus donanmalarıyla birlikte katılmıştır. (1827)

– Bunun üzerine Bab-ı Ali Yunan Krallığının kurulmasına razı olmak zorunda kalmıştır.

– 1853’te Kırım Savaşı başlayınca İngiltere Rusya’nın karşısında tek başına kalan Türkiye’nin durumundan telaşlanmış ve Reşid Paşa’nın mahirane manevralarıla Türkiye’nin yanında savaşa girmiştir.

– Bunun sonunda 1856 Paris Antlaşması, Türk İmparatorluğunun sınırlarını kegalet altına almıştır.

– Daha önce Mehmet Ali Paşa isyanında ondan önce Napoleon’un Mısır’ı istilasında İngiltere Mısır’ın Osmanlı Devletine dönmesinde yardımcı olmuştur. Mısır’ı koparmak isteyen Fransa ile arası açılmıştır.

– Süveyş Kanalı’nı Fransızlar açmış, fakat sonunda kanalın hisse senetlerini İngiltere satın almıştır.

– 1877-78 Rus-Türk savaşında Türkiye’yi yalnız bırakmakla beraber II. Abdulhamit’in de mahirane politikası ile İngiltere, Rusya’nın Osmanlıyı Balkanlardan söküp atmasına izin engellemiştir.

– 1878 Berlin Antlaşmasındaki hizmetleri karşılığı kendisine Kıbrıs adası kiralanmıştır.

– Daha önce 1839’da Aden İskelesini de işgal eden İngiltere,  bu suretle belli başlı deniz duraklarını ele geçirmeye devam etmiştir.

– Buna karşılık, İngiliz dostu olmayan Abdülaziz’in tahttan indirilmesini hazırlayan darbeyi düzenleyenler, yalnız İngiltere’nin muvafakatını almışlardır.(1876)

– İngiltere aynı tarzda bir oyunu Otuzbir Mart Vakası’nda II. Abdülhamit’e karşı da tekrarlamıştır.(1909)

– 1880’den itibaren Türk-İngiliz münasebetlerinini bozulduğu ve sonra hiçbir zaman düzelmediği söylenebilir.

– Liberal Başbakan (1868-74/1886+1892-4) Gladstone’un mutaassıb bir Türk ve İslam düşmanı olmasında bunun rolü vardır.

– Buna karşılık II. Abdülhamit (1876-1909) ihtiyatla da olsa gittikçe Almanya’ya yaklaşmıştır.

– Bu devirde Almanya’nın İngiltere’nin en büyük rakibi olması, Osmanlı Devleti ile arasını büsbütün açmıştır.

– Bundan sonra İngiltere,Rusya’yı bile geride bırakarak, Osmanlı saltanat ve hilafetinin en büyük düşmanı kesilmiştir.

– Zira kendisi Türkiye’den büyük tek islam devleti haline gelmiştir.

– Britanya İmparatorluğu’nda yaşayan müslümanların sayısı, Osmanlı imparatorluğundakileri geçiyordu.

– İngiliz sömürgesi islam ülkelerinin camilerinde de her Cuma günü padişah adına hutbe okunuyordu.

– Üstelik II. Abdülhamit, Hindistan ve İngiliz sömürgelerini ajanları ile doldurmuştu.

– Bu suretle İngiltere’de, ne şekilde olursa olsun Osmanoğulları’ndan islam halifeliğini alarak, ciddi bir askeri kuvvet teşkil eden tek Müslüman kavim olan Türklerin islam dünyasındaki ve müslümanlar sultasını kırmak fikri yerleşmiştir.

– Afrika’yı istila eden İngiliz sömürgeci, kaşif ve misyonerlerinin ancak Türk bayrağı açarak yerlilerin aralarına girebilmeleri de, İNGİLİZLER’e ağır gelmişti (aynı hileyi, daha XV. Asrın sonunda Vasco da Gama kullanmıştı.)

– 1882’de Mısırlı askeri işgali altın alan ve hi.in hukuki statüye dayanmaksızın, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmakta devam eden bu ülkeden askerini çekmiyor.

– Sudan’ı istila eden İngiltere, bu suretle tam manasıyla Türk İmparatorluğu ile karşı karşıya gelmiştir.

– 1914 sonunda Türkiye, İngiltere’ye karşı savaşa girince, Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ı ilhak ederek Osmanlı İmparatorluğu ile ilgilerini kesmiştir.

–  Gene bu yıllarda Güney Arabistan ve Basra Körfezi’nin Osmanlı tebaası şeyhlerini parayla kandırırak, yavaş yavaş kendine bağlamıştır.

– Bu suretle Osmanlı Türkiyesini geniş ölçüde kemirmiştir.

– Osmanlı’nın gittikçe daha fazla Almanya ve Avursturya- Macaristan’la ticari münasebetlerini genişletmesi de, İngiliz ticaretine ağır darbeler vurmuştur.

– Aynı devirde Afganistan’ı da dışarıya karşı tecrit edip nüfuzu altına almıştır. Öyle ki 1914’te Cihan Savaşı başlarken yeryüzünde İstiklal sahibi sadece 3 müslüman devlet (Türkiye, İran, Afganistan) kalmıştı ve sonuncusu sayılmasa da olurdu.

– Keza Asya’da da müstakil devlet olarak sadece Türkiye, Japonya, İran, Afganistan, Çin ve Siyam kalmıştı.

– Afrika’da da yalnız iki müstakil devlet vardı.( Habeşistan ve Liberya)

– İngiltere, Güney Afrika’daki Flaman yani Avrupalı devletlere bile müsamaha edememiş, asrın başında çok kanlı Boer savaşlarından sonra bu devletleri (Transval ve Oranj) ilhak etmişti. Öylesine bir yağma furyası idi ki, 1918’de doruk noktasına ulaşmıştır.

1.  CİHAN SAVAŞI’INDA  TÜRK –İNGİLİZ DÜŞMANLIĞI

Zaten Türk Batılılaşma hareketi kültür ve edebiyatta Fransızca’ya dayanıyordu. Tanzimat devlet ve fikir adamlarının en büyük kısmı Fransızca bildikleri, sonraları Almanca da yayıldığı halde, İngilizce bilenler azdı, bilhassa Türk deniz subayları bu dili öğreniyorlardı. İngiliz edebiyatından ancak Shekespeare’in Türk edebiyatına tesiri olduğu söylenebilir. Kültür alışında Anglo- Sakson tesiri Türkiye’de asgari idi. I.CİHAN SAVAŞI VE SONRASINDA İNGİLTERE, AMANSIZ TÜRK DÜŞMANI OLAN BAŞBAKANI LOYD GEORGE’un da tesiriyle, Türkiye ve Türkler ne derece kötü emelleri olduğunu açığa vurdu.

Bu savaşta Britanya İmparatorluğu 750.000 ölü, 1.500.000 yaralı verdi ve 8 milyar altın harcadı.

Lloyd Georg’un söylediğine göre bu kayıpların yarıdan fazlası Türklerin yani Osmanlı devletinin yüzünden oldu. Zira Çanakkale düşürülemediği için savaş 2 yıl daha, yani yarı yarıya uzadı. Savaş içinde İrlanda’da çıkan ihtilali İngilizler, büyük şiddetle bastırdılar.

Buna rağmen 1921’de İrlanda’ya büyük ölçüde otonomi tanımaya mecbur oldular.

Türklerin İzmir’e girmesi ve Yunan ordusunun Anadolu’da imhası üzerine de Llyod Georg istifa etti.

Diğer taraftan Hindistan’da, Türk milli mücadesi için büyük hareketler  oldu. Bir çok Hindistan eyaletinde İngilizler büyük müşkillere uğradılar. Bazılarında çok kan döktüler. Fakat Hindistan istiklalini II. Cihan Savaşı’na geciktirmeye muvaffak oldular. Ama 1922’de Mısır’a, 1927’de Irak’a, 1931’de  4 dominyonuna ( Kanada, Güney Amerika, Avustralya, Yeni Zelenda), İstiklal tanımaya mecbur kaldı. Fakat hiçbiriyle girift münasebetlerini kesmedi.

Bu suretle 1919’a doğru doruk noktasına ulaşan Britanya Cihan Devleti’nin tarih kanunlarına da uygun olarak, hemen doruk noktasından itibaren dağılmaya başladığı görülmektedir.

1925’te Musul Meselesi’nde  Türkiyeye büyük bir oyun oynadı.

Hitlerin iktidarını ve Almanya’nın gelişmesini önleyemedi. I. Cihan Savaşı’nda yaptığı haksızlıkların faturalarını birer ikişer ödemek durumunda kaldı.

II. CİHAN SAVAŞI VE SONRASI

II. Cihan Savaşı, Fransa derecesinde olmamakla beraber, İngiltere’yi hazırlıksız yakalamıştı.

Churchill, nadir görülen bir azim, enerji ve akıllılıkla savaşı yönetti. Ancak gerek artık dünyanın birinci devleti olmaktan çıkmış bir Britanya İmpataroluğunu yönetmesi, gerek müfrit Alman düşmanlığı, gerek İngiltere’yi kurtardığı için minnetttar olduğu müttefiki Roosevelt’e gerekli şekilde, tesir edememesi, savaşın sonunda adil ve makul bir dünyanın oluşmasını engelledi.

İngiliz milleti, tarihinin en sert ve tehlikeli savaşını kazanan Churchill’i 1945 seçimlerinde düşürerek, İşçi Partisine oy verdi.  ( Kaynak: Yılmaz Öztuna Tarih Ansiklopedisi)

DEVR-İ ALEM LONDRA ANADOLU  KÜLTÜRLERİ FESTİVALİN’DE

Festivaller, toplantılar ve konferanslar kültürümüzün en önemli unsurlarıdır. İstanbul’un Fethi ve Fatih Sultan Mehmed Han’ı anmak üzere gittiğimiz Londra’da bizi en çok Anadolu kültürleri festivali etkiledi. Hergün büyük bir parkta düzenlenen festivalde Türk-İslam geleneği ve birçok değerlerimiz tanıtılıyor. Bufestivalarden birini sizler adına takip ediyor, ekrana getiritoruz.

İngiltere’de  Türk İslam medeniyeti ile ilgili araştırmalarımıza devam ediyoruz. Devr-i Alem Belgesel yayıncılık  kameralarını  şimdi’ de  İngiltere’nin başkenti  Londra’da her yıl  düzenlenen ve geleneksel hale gelen  Anadolu Kültür Festivaline çeviriyoruz. Her yıl Haziran ayında  Londra’ nın  merkezinde  büyük bir park’da organize edilen  Festival Binlerce Türk, Müslüman ve İngiliz in büyük ilgi ile  gezdiği  Anadolu  Kültürleri   Festivalin açılış kurdelasını İngiliz  Lordlar kamarası Üyesi Barones Meral Ece, Muhafazakar Parti Enfield Milletvekili Nick de Bois, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz ve KKTC Londra Temsilcisi Oya Tuncalı birlikte kesti.

Bursa Belediyesi Mehter takımının yürüyüş ve konseriyle başlayan  Anadolu Yaz Kültür Festivali’nin açılışına İngiliz Lordlar Kamarası üyeleri ve milletvekilleri, Türkiye’den AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz, KKTC Londra Temsilcisi Oya Tuncalı, Türkiye’nin Londra Başkonsolosu Ahmet Demirok, Tanıtma Fonu ve Yurtdışındaki Türkler ve Kardeş Topluluklar başkanlığı yetkilileri katıldı.

 İngiltere’nin başkenti Londra’da  kurulan Süleymaniye Kültür Merkezi ile Anadolu Toplum Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen festivalde 40 farklı çadırda Anadolu kültürünü tanıtan etkinliklere yer verildi.. Bursa Mehter Takımı ve Konya Mevlana Sema Grubu’nun ilk günkü gösterileri büyük ilgi gördü.

Açılışa katılan konuklar, festivalin farklı toplumları bir araya getirdiğini belirterek, katkıda bulunanlara teşekkür ettiler.

Geleneksel hale gelen festivalde yağlı güreş turnuvaları ve Karagöz ile Hacivat gösterileri de düzenlenecek. Festivalin ikinci günü yapılacak güreş turnuvasında Londra Güreş Ağası seçildi.

İngiltere’de yaşayan bir çok Türk Aile çocuklarıyla birlikte eğlenme ve piknik yapma imkânı sunulan festivalde, kuzu çevirme ve kebap standları yer aldı, Anadolu mutfağının farklı lezzetleri çadırlarda ziyaretçilerin damak zevkine sunuldu. ‘Emine Beder’le Yemek Yarışması’nda bu yıl da hanımların leziz yemek ve tatlıları yarıştı.

Festivalde ayrıca sanatçılar tarafından geleneksel saray sanatları, el sanatları ve Anadolu’nun farklı yörelerine has sanat gösterileri, atölye çalışmaları da gerçekleştirildi.

Meclis Eğitim Komisyonu Başkanı Sn. Işık’ın dikkatine

Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Eğitim ve Kültür Komisyonu Başkanı Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık’ın başkanlık görevini yapması, Milli Eğitim, Kültür Camiası ve Kocaeli için büyük bir imkân. Meclisin eğitim komisyonu başkanı olan Sayın Fikri Işık, gerek eğitim ve gerekse kültür noktasında bölgemiz için önemli bir şans.

Ancak hemen belirtelim, Meclisin milli eğitim ve Kültür Komisyonu Başkanlığına sahip Kocaeli’de eğitimdeki başarı oranımız oldukça gerilerde, kültür hizmetleri noktasında ise hiçbir şey yok. İstanbul’dan sonra Devlet’e en çok vergi veren en çok istihdam meydana getiren bir il olan Kocaeli’de eğitim hizmetlerindeki başarısızlık öncelikle Sayın Fikri Işık’ın sorumluluğunda.

SİYASETTE ETKİLİ İSİM

Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık siyasette etkili bir isim, özellikle son seçimlerde Kocaeli siyaseti dizayn eden bir isim olmasına rağmen sorumluluk alanındaki eğitim hizmetlerindeki başarısızlık konusunda Fikri Işık”ı eleştirmemiz gerekiyor.

Gebze Milli Eğitim Müdürlüğüne yıllardan beri bir atama yapılamadı. Vekâleten yürütülen Gebze Milli Eğitim Müdürlüğü büyük zorluklarla hizmet yapıyor. Gebze bölgesinde 1000’e yakın öğretmen açığı var. Bu açılığın büyük bir kısmı vekil öğretmenlerle gideriliyor. Vekil öğretmenlerde, kalıcı ve önemli iş bulduklarında okulu terk ederek buldukları işte çalışıyorlar. Ders yılı başından ders yılı sonuna kadar 300 den fazla vekil öğretmen, öğretmenliği bırakarak fabrikalar da ve özel sektörde iş başı yapması Gebze Bölgesindeki eğitim durumunun içler açıcı durumunu gözler önünü seriyor,

ÖNCELİK SEÇİM BÖLGESİNDE OLMALI

TBMM Milli eğitim Komisyonu başkanı olan Sayın Fikri Işık’ın öncelikle seçim bölgesiyle ilgilenmesi gerekiyor. Eğitim noktasında bölgemizin durumu hiç açıcı değil. Bu sorumluluğun bir numaralı sebebi Sayın Fikri Işık bin öz eleştiri yaparak, Kocaeli’de neden eğitim seviyesinin düşük olduğunu araştırıp sorgulaması gerekiyordu.

Geç kalmış değil, önümüzdeki yıl yerel seçimler var. Ondan sonrada genel seçim yapılacak. Hiç belli olmaz, yerel ve genel seçim ikisi de bir arada yapılabilir. Sayın Fikri Işık ciddi bir çalışma yaparak Kocaeli’de ve Gebze bölgesinde eğitim seviyesini yükseltmek için ciddi bir çalışma yapmalı. Kendisine hizmet yapacak diye oy veren seçmenin kul hakkını ödemelidir.

YILLARDIR VEKALETEN YÜRÜTÜLÜYOR

GEBZE bölgesinde Milli Eğitim Müdürlüğü kuruldu kurulalı bu kadar uzun süre ile vekâleten yönetilmedi. Vekâleten yönetmek her bakımdan çok zor. Artık bu duruma bir son verilmeli Gebze’ye asaleten atama yapılmalı. Öncelikli atama Gebze’nin eğitim sorunlarını bile Gebze eğitim camiası içinden gerçekleştirilmelidir.

Dün bu köşede kaleme aldığım Milli Eğitimde Neler oluyor? Başlıklı yazım büyük ilgi uyandırdı. Gebze’deki eğitimin genel durumunu gözler önüne serdik. Kocaeli’nin neden eğitimde başarısız olduğunu sorguladık. Bu yazımı bir kez de sayın Fikri Işık’ın okumasına istiyorum ve bu yazımı da kendisine mail yoluyla gönderiyor, kendisinden cevap bekliyorum

Milli Eğitimde Neler oluyor?  başlıklı yazımı okumak için http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4139-milli-egitim´de-neler-oluyor.html linkine tıklayınız.

Milli Eğitim Komisyonu başkanı olarak sayın Fikri Işık’la siyasi geçmişimiz oldukça eski. Kendisi ile Ak Parti Kocaeli Kurucular kurulu üyesi sıfatımda birlikte siyaset yaptığımız bir isim. Kendisini gerçek bir dostu olarak bu yazıyla eleştirip, bölgemizin sorunlarına dikkatini çekmesini istedim. Bu konuda önümüzdeki günlerde daha çok yazılar kaleme almayı planlıyorum.

KÜLTÜR HİZMETİ HAMLESİ BAŞLATMALI

Sayın Fikri Işık’ı bir başkan noktada da eleştirmek istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclis Kültür Komisyonu Başkanı olan Sayın Fikri Işık Kültürel hizmetler hamlesi başlatmalıydı. Kültür hizmetleri konusunda Kocaeli çok yoksun. Kocaeli Kültür ve Turizm müdürlüğünün 15 yıldır değişmemesi Kocaeli’de ki kültür hizmetlerinin de durumunu gösteriyor. Sayın Fikri Işık acaba Kocaeli’de ki kültür ve turizm hizmetlerinden ne kadar memnun. Açıklama yaparsa severek bu köşede yayınlayacağım.

Sonuç olarak, geçmişi hatırlatarak yazımı noktalamak istiyorum. Geçmişte bir milletvekili vardı. Merhum Alaettin Kurt, deprem şehidi oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçe Plan komisyonu üyeliğinde bulundu. Merhum Kurt’un sade bir komisyon üyesi olarak Gebze bölgesi ve Kocaeli’ye yaptığı hizmetler bugün bile herkesin dilinde. Milli Eğitim Çevre Komisyonu başkanı olarak, Sayın Fikri Işık’dan da Alaettin Kurt gibi hizmet yapmasını beklemem en temel hakkımız.

Beypazarın’dan Nallıhan’a Ankara’da Devr-i Alem

Hafta sonunu Ankara’nın Beypazarı ve Nallıhan ilçelerinde belgesel çekimleri ile geçirdim. Tarihi ve turistik yerleri gezip, köylerde insanlarla görüşüp, Avrupa’nın en büyük kaplıca tesileri olacak Beypazarı Akrapol tesisleri sahibi Ahmet Kuru ile röportaj yaptım.Ankara ile ilgili hazırladığımız belgesel çekimlerimizinde sonuna geldik. Ankara ve ilçeleri gerçekten görülmeye değer. Özellikle Beypazarı ve Nallıhan ilçeleri Gebzeden 3 saat uzaklıkta.

Nallıhan ilçesi Yunus Emre’nin eğitim gördüğü taptuk Emre’ninde memleketi. Nallıhan Kaymakamlığı ve Belediyesi geniş bir şenlikle Yunus Emre’yi anma günü düzenlemişler. Köylerde hacet bayramı adı ile asırlardan beri devam eden geleneklerimiz yaşatılıyor. Emekli olan insanlarımız doğdukları köylerdeki evlerini restore ediyorlar. Deyim yerindeyse köye dönüşler başlamış. Köylerde hareketliklik ve şenlikleri görmenin mutluluğu içerisinde buradan döndüm. Beypazarı kültür tarihimizin önemli bir taşı. peypazari-akrepolKendisi ile Bosna gezisinde tanıştığım, Akrapol Termal Mega kentin sahibi Ahmet Kuru beyin misafiriydim. Avrupa’nın en büyük ve dünyanın 7. Büyük tesisi olacak Beypazarı Akrapol Termal tesisleri 1 Milyon 350 bin dönüm yer üzerine kuruluyor. İlk etabı bu yıl sonunda açılacak. Proje tamamlandığında 45 bin nüfuslu bir mega kent olacak ve binlerce kişi çalışacak. Ahmet beyin en önemli özelliği kaplıca içerisinde 300 bin metre karelik değişik türlerden oluşan meyve bahçesi kurma çalışmaları ile binlerce koyun ve Ankara keçisini yetiştiren hayvan çitfliği kurması. Çitfliği ve kaplıca tesislerini birlikte gezerek bize bilgiler verdi.

Beypazarı’nda bir süpriz ile daha karşılaştık. 1960’lı yıllarda Çayırova ziraatte eğitim gören, değerli bir ziraat adamı…. bizlere Çayırova ziraat ile ilgili öenemli bilgiler verdi. Türkiye’nin ilk ziraat okulu olduğuna dikkat çekerek, buranın ranta kurban gittiğini Devr-i Alem kameraların anlattı. Kendisi ile çok önemli bir röportaj yaptık. Tarım ve ziaraatin önemli olduğunu belirtti. Çayırova ziraat alanının tarım ve ağaç müzesi olarak kültür tarihimize kazandırılmasını istedi. Sizleri Ankara ile ilgili hazırladığımız Beypazarı’ndan Nallıhan’a Devr-i Alem belgesel senaryo metni ile başbaşa bırakıyoruz.

Gelin tanış olalım…

İşi kolay kılalım…

Sevelim sevilelim…

Dünya kimseye kalmaz…”

Devr-i Alem, geçmişi kültür ve medeniyet tarihimiz de 13. yüzyıl erenlerinden Yunus Emre’nin dizeleri kadar köklü olan, medeniyetler beşiği bir yere götürüyor sizleri… Öyle bir yer ki burası, bin yılları, beş bin yılları devire devire bu günlere gelmiş, kökleri tarihin derinliklerine uzanan koca bir çınar. Adım başı tarih. Adım başı geçmişten izler taşıyor.Adım başı doğal güzellik yurdu burası.Adım başı kültür, adım başı yaşam.Her an yeniden keşfedilmeye hazır. Burası Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara.Sevmek tanımakla başlar diyor, Anadolu’nun, binlerce yıllık kültür ve medeniyet tarihine  beşiklik yapmış olan   Ankara yı  daha iyi tanımak ve anlamak için yollara  çıkıyoruz.  Ankara  Umutla ve özlemle uzatıyor elini bizlere. Geçmişten  bugüne  Ankara  gelenlere kucak açıyor ve  şu  dizelerle  bize hoş geldin dercesine “Ben Ankara’yım “ diye dile geliyor…

BEN ANKARAYIM..

Ben,   İçe Anadolu   dağlarının süsü,

  Kültür tarihi   ile  kaynıyor içim

Ben,  isimsiz şehitlerin   yeşil örtüsü,

İbret için Tarihimi yeniden yazacağım

 

Ben Yıldırım  Bayazıt  ve  Emir Timur  hanlarım

Ben   Selçuklu’ dan Osmanlıya  kültür kentiyim,

Ben  Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’yım

Dalları filizlerle bezeli yaşlı bir çınarım.Her gün yeniden doğuyorum.Geçmişim tüm kültürleri kucaklar…Adım ne olursa olsun binlerce yılın kültürlerinin birikimiyim.Ben  tarih den ders ve ibret alınması gereken bölgeyim. Dağları, yaylaları  ve köyleri ile  tarihlerin tekerrür etmemesi için  adeta tarihini yenden yazarak “Tarih’ den ders ve ibret  alınmasını  isteyen  yerim. Ben Anadolu kültürlerinin  birleşkesi, yolların kavşak noktası  geleneksel  el sanatları  ve  mimarisi ile Türkiye nin adını dünyaya duyuran yerim.

Kökleri tarihin derinliklerine uzana koca çınar karış karış taşına toprağına vurgun olduğumuz güzel vatan Anadolu. Bin yılları, beş bin yılları devire devire bu güne gelmiş bir medeniyetler beşiği Anadolu. Adım başı tarih. Adım başı geçmişten izler taşıyor. Adım başı doğal güzellik yurdu burası. Adım başı kültür folklor yaşam olan Anadolu’nun merkezi ve Türkiye’nin başkenti  Ankara , Her an yeniden keşfedilmeye hazır.Ankara’nın nesini seviyorsun diyenler İstanbul’a dönüşü diye cevap verirler. Ama ben öyle cevap vermiyorum. Ankara önemli bir şehir. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Ankara tarihimizin kilometre taşı, kuruluş ve kurtuluş destanları yazılan Yıldırım Beyazıt Han ve Timur Han arasında yaşanan Ankara meydan muharebesiyle tarihimizin hüzünlü bir sayfasıdır. Ankara Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanının yazıldığı, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının bütün emperyalist güçler ve düşmanlara rağmen yeni bir devleti hayata geçirdikleri ilimizdir. Ankara’nın özellikle kalesi Selçuklu Medeniyeti’nin ihtişamlı geçmişini yansıtır.

Ankara’nın en kadim, en eski ve en köklü yeri Ankara kalesidir. Tarihi evleri, dar sokakları, camileri ve surlarıyla Selçuklu Medeniyeti’nin ihtişamını yansıtır. Ankara’yı Ankara kalesinden seyretmek gerekiyor. Her fırsatta Ankara kalesine çıkıp, Ankara kalesinden Ankara’yı dört mevsim doya doya  yaşamalıyız. Ankara’nın resmi binaları tarihi mekanları, gökdelenleri özetle Ankara’nın her şeyini Ankara Kalesi’nden seyrine doyum olmaz. Ankara-kalesi-ve -eski-evlerAnkara’nın manevi tarihimizde ki önemi de büyük. Ahi Evran her ne kadar Kırşehir ile anılsa da Ahi Evran’ın gerçek diyarı Ankara. Ankara kalesinde ki Selçuklu mezarlığı, Hacı Bayram külliyesi, tarihi camiler, Tacettin dergahı, Ankara’nın manevi kimliğini ortaya koyuyor. Eski TBMM’nin Ulus’ta ki tarihi binası ise milli tarihimizin sembollerinden. Türkiye devletinin kuruluş önsözü. Eski TBMM binasını gezdiğinizde kendinizi bir anda kurtuluş savaşı yıllarında hissediyorsunuz. Devr-i Alem tv  kameraları ile Ankara turumuz başlıyor.

 Her biri  birer  tarih ve kültür mirasımızı simgeleyen Ankara’nın bir  birinden önemli  ilçelerini hatırlayarak belgesel çekimlerimize  başlıyoruz. Altındağ, Etimesut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağı, Evren, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı, Şereflikoçhisar..Burası Ankara. Yüzyıllara meydan okuyan tarihi kalesiyle, tepeleriyle, doğasıyla, geleneksel evleri ve sıcak insanlarıyla, Türkiyenin en büyük en gelişmiş şehirlerinden. İnsanlık tarihinin en eski yerleşim yerlerinden birisi. Türkiye’mizin hızla büyüyen ve gelişen başkenti. Anadolu’nun kalbi. Ankara… Ankara’nın doğusunda Kırıkkale ve Kırşehir, kuzeyinde Çankırı ve Bolu, kuzeybatısında Bolu, batısında Eskişehir, güneyinde Konya ve Aksaray illeri bulunuyor.Ankara’nın Doğusunda Kızılırmak bereketli akar. Batısında Sakarya nazlı nazlı akarken   kültür ve medeniyet  tarihimizin Sakarya destanı dile gelir ve şu misraları söyler…

“İnsan bu su misali  kıvrım kıvrım  akar ya … 

Bir yanda akan benim diğer yanda Sakarya”…

Ankara’nın Kuzeyinde ormanlarla kaplı  yiğit ve mert bir   halk kahramanından alan Köroğlu dağları heybetle yükselir.. güneyinde ise temizliğin simgesi  Tuz Gölü teknesi sakin sessiz.. İşte Ankara kuzeydeki dağlık-ormanlık alanlarla kurak Konya Ovası arasında bir geçiş bölgesi..Geçmişi çok eskilere dayanan Ankara’nın ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Değişik Medeniyetler gelip geçmiş buradan. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Galatalar, Bizanslılar gelip geçmiş, sonunda İslam Orduları  ilay-i kelimetullah için  bölgeye akınlar düzenlemişler.   Selçuklu ve Osmanlı medeniyetine beşiklik edene Ankara  Türkiye Cumhuriyetine  kuruculuk  ve başkentlik yaparak Kültür  ve medeniyet tarihimizdeki  şanlı yerini aldı.Malazgirt zaferi sonrasında Ankara da kapılarını ardına kadar Türk akıncılarına açar. Osmanlı ipmaratorluğu döneminde Ankara güzel günler yaşadı. 15. yüzyılın başlarında Hacı Bayram Veli gibi büyük bir gönül insanını bağrında yaşattı. 1352 yılında Ankar’nın Solfasol köyünde dünyaya gelen Hacı Bayram Veli uzun bir tahsil döneminden sonra 35 yaşında bir medrese açarak sohbetleri ve şiirleriyle gönüldaşlarının manevi susuzluğunu giderdi. Tarihler 1402 yılını gösterdiğinde Ankara müthiş bir savaşa sahne oldu. Timur  han  ile Sultan Yıldırım Beyazıt arasındaki Ankara savaşı Ankara’nın çehresini değiştirdi. Savaş sonunda Yıldırım Beyazıt yenilmiş ve esir edilmişti. Ankara için daha doğrusu Osmanlı devleti için bir fetret dönemi başlamıştı. Mehmet Çelebinin oğlu Sultan 2. Murat Anadolu birliğini yeniden sağladı. 19. yy sonlarında başlayan demir yolu çalışmaları sonunda, 1892 yılında ilk tren Ankara’ya geldi. Şehir canlılık kazandı.

Birinci Dünya Savaşı ağır bir yenilgiyle sonuçlanmıştı. Yurdun dört bir yanı işgal altındaydı. İstanbul, işgal altındaydı ve Yunan orduları durmadan İç Anadolu’da ilerliyordu… 27-Aralık-1919´da Gazi Mustafa Kemal Samsun´dan başlayan Anadolu yolculuğunu Ankara´ya gelerek tamamladı. Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra, Mustafa Kemal Paşa, Heyeti Temsiliye Merkezini Ankara’ya taşıdı. Ankara’nın coğrafi konumu buna müsaitti. 23 Nisan 1920’de TBMM açıldı.Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal marşını yazdığı Tacettin Degahı, bu gün sıhhiyede. Yüksek avlu duvarları ile çevrili bahçesine küçük avlu kapısından giriliyor. Mehmet Akif’e ait şahsi eşyalar burada sergileniyor.13 Ekim 1923´te “Türk Devleti´nin makamı idaresi Ankara şehridir.” Denilerek Ankara resmen başkent oldu. ardından 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet  Ankara’da ilan edildi.Ankara müzeler kentidir.  Agıston tapınağı, Roma dönemi eserlerinden Hacı bayram veli Camiyi bitişiğinde. Burası yoğun bir ziyaretçi akınına uğruyor.Ankara’nın Çankırı caddesinde Maliye okulunun yanında bulunan Büyük Roma hamamı önemli tarihi yapılardan bir başkası.Müzeler kültür ve tarih zenginliğinin sergilendiği yerler. Ankara’da Etnoğrafya müzesinden başka birden çok müzeye rasltlarsınız. Bu müzeler yılların tarih birikimi günümüze aktarır. Bunlardan Anadolu medeniyetleri müzesi Dünyanın önemli birkaç müzesi arasındaki yerini almış. Kültür ve medeniyetlerle milli mücadele dönemleriyle yakından ilgilenenler için Gordion müzesi, Ogüst mabedi, Kurtuluş savaşı müzesi ve Cumhuriyet  müzesi dikkat çeker.

Hacı Bayram Türbesi içinde, Hacı Bayram ve yakınlarına ait 8 sandukanın bulunduğu ünlü bir ziyaret yeri. Eğer buraya yolunuz düşerse büyük gönül insanın türbesini ziyaret etmeden ayrılmayın. Ankara’ya gelinir de Ankara kalesi görülmez mi? Kale dik yamaçlar üzerine kurulmuş bir kartal yuvasını andırır. Kale içindeki Alaaddin camii çevresine yapılan evler zamanla kentin çekirdeğini oluşturdu.Ankara’nın Eski geleneksel evleri görülmeye değer. Ahşap kerpiç veya tuğladan inşa edilmiş bu evler tarihe meydan okur gibi hala ayakta duruyor.Ankara şehir merkezine çok yakın olan Gölbaşı, şehrin önemli ilçelerden biri.. Eğer piknik yapmak isterseniz gölbaşı piknik için uygun bir yer. Ayaş apayrı bir yer. Ayaşın suları kaplıcaları bambaşka. Sadece Ayaş mı Kızılcahamam da kaplıcalarıyla gelenlere şifa dağıtıyor.Şereflikoçhisar’da geleneksel eğlenceleri görmeniz mümkün. Cirit oyunları, deve güreşleri, bir zamanlar düğünlerin ve bayramların geleneksel eğlenceleri arasında yer alırdı. Kurtuluş savaşında da Koçuhisar “şerefli” ünvanını kazandı.Ankara’nın güney batısındaki Polatlı ilçesi 1926 yılından beri ilçe merkezi olarak hızlı bir gelişmenin içinde. Polatlı kurtuluş savaşında milli mücadelede var gücüyle çarpışmış bu yüzden kurtuluş tarihimiz açısından önemli bir ilçe.Denizden yüksekliği 1855 metre olan Elmadağ’ına uzanıyoruz. Burası bir kış sporları merkezi. Ankara’ya uzaklığı yalnız 18 km olan Elmadağındaki kayak tesislerinde kayak sporunu gerçekleştirmeniz için her türlü imkan var. Beypazarı ve Nallıhan’ın  kültür tarihimizde çok ayrı  bir yeri vardır. Sevgi’nin simgesi  Yunus Emre’nin  eğitim gördüğü   Tapduk emre  dergahi ve Bacım Sultan külliyesi  Ankara’nın  Nallıhan ilçesindedir.

Unutmadan Ankara’daki şehitlikleri de ziyaret etmelisiniz. Harbiyeli Şehitler anıtı, Cebeci Askeri şehtiltiği, Kore şehtiler Anıtı, Sakarya Şehitler Anıtı, Devlet Mezarlığı gibi şehitlikler Vatan için şehit düşmüş şehitleri bağrında saklıyor. Ankara tarihi dokusuyla, geleneksel evleri, yeşil güzel parklarıyla, meclisiyle, bakanlıklarıyla, geleneksel folkloru ve halk türküleriyle, modern görünümüyle ve en önemlisi başkent oluşuyla gezilip görülmeye değer iller arasında yer alır. Ankara’nın misafirperver halkı sizi kucaklamaya hazır. Ankaradaki  gezimizi tamamlayarak     Beypazarı ilçesine   doğu yola çıkıyoruz.

KÜLTÜR TARİHİMİZDE BEYPAZARI

Beypazarı, İç Anadolu Bölgesi´nde Ankara´ya bağlı bir ilçe. Ankara´nın 98 km. batısında, denizden ortalama 700 m. yüksekliktedir.Beypazarı’ nın  adı  Osmanlı Devleti´nin toprak rejimi ve askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan tımarlı sipahi merkezleri´ nden birisi olan Beypazarı, yöredeki sipahi beyine ve ticari, ekonomik hayatın yoğunluğuna istinaden Beğ Bazarı diye adlandırılmıştır.Beypazarı, Roma döneminde, İstanbul´u Ankara ve Bağdat´a bağlayan önemli büyük tarihi geçit yolları üzerinde bulunmaktaydı. Bilinen ilk adı “kaya doruğu ülkesi” anlamına gelen Lagania idi ve Bizans İmparatorluğu´nun piskoposluk merkeziydi.

Beypazarı  pekçok çok eski uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. İlk yerleşimi işaret eden net bilgiler bulunmamakla birlikte yerleşim yeri olarak kullanılmasının eski çağlara dayandığını gösteren bulgular vardır. Bu yüzden üzerinden değişik hakimiyetler gelip geçen Beypazarı topraklarında biriken tarih farklı kültürlerin izlerini taşımaktadır. Beypazarı’nın Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde deyinmeden geçemediği tarihi önemi, bu farklılıklarla beslenmiştir.Eski bir yerleşim yeri olan Beypazarı topraklarında, sırasıyla Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlıların egemen olduğu bilinmektedir.Selçuklular döneminde Beypazarı, İstanbul – Bağdat yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Beypazarı, Sultan Orhan  gazi’nin Ankara´yı alması ile Bursa’ nın eski  adı olan ve  Farsça da bey ve paşa anlamına gelen Hüdavendigâr ,Bursa Sancağı´na bağlanarak Osmanlı yönetimine geçmiştir. Osmanlı devlet yönetiminde   şeyhul islamların maaşları ‘nın  Beypazarı  esnafının  ödendiği vergilerden    ödenmesi önemli bir  devlet geleneğiydi.

1071 den sonra Türklerin Anadolu’yu vatan yapmaları ile Beypazarı  Türkmen boylarına   yurt yuva olur.   Beypazarı ve Nallıhan  bölgelerine gelen  Türk  boylardan en önemlisi Kayı Boyu´dur. Selçuklu Sultanlığı kendilerine yurt olarak  Beypazarı ve Nallıhan  bölgelerini  göstermiş, Gazi Gündüzalp yönetiminde ilk önce Ankara civarına yerleşmişlerdir. Osmanlı Devleti´nin kurucusu olan Osmanlı devleti’ nin kurucusu Osman  gazi´nin dedesi Gazi Gündüzalp´in mezarı Beypazarı´nın Hırkatepe Köyü´ndedir. Devri alem kameralarını  Beypazarına 25 Km. Mesafede olan  Gazi Gündüz Alpın türbesinin bulunduğu Hırkatepe köyüne   çeviriyoruz.  Türbede  sizler adına da fatihe okuyarak  aziz ecdadımıza vefa borcumuzu ödemeye çalışıyoruz. Gazi Gündüz alpın türbesi’ nin bulunduğu  köy  ahşap evler ile  bir tabloyu andırır. Beypazarı ve Nallıhan  köyleri bir birine benzemekte.  Köylerdeki evlerin mimarisi göz ve  gönül ziyafeti sunmaktadır.

BEYPAZARI KONAKLARI

Beypazarı konakları ile meşhurdur. Genellikle iki ya da üç katlı olan konaklar yapılırken işlevsel ve kültürel detaylarla bezenmişlerdir. Bu evler zemin katları taş, üst katları ahşap iskelet içine ahşap veya kerpiç dolgu sistemi kullanılarak inşa edilmiş. Bahçesiz, küçük bahçeli ve büyük bahçeli olarak çeşitlilik gösteriyorlar. Cumbalı veya çoğunlukla “guşgana”lı yapılar olarak çıkıyorlar karşımıza.Bahçeli evlerin bir özelliği olan ve “çantı” olarak da bilinen “guşgana”, tipik  evlerinin en üst kısmında bulunan küçük bir bölüm. Bu bölüm inşaata yarıda kalmış hissi verse de aslında kasten o şekilde yapılandırılmıştır.. Guşganalar yazın sıcaktır; kışlık ihtiyaçlar kurutulur ve kış geldiğinde de o aylarda soğuk olan bu kısımda bozulmadan saklanır. Evlerin girişlerinde; “hayat” diye adlandırılan kısımda, kıymetli eşyaları yangınlardan, yağmacılardan korumak için kullanılan demir kapılı mahzenler yer almakta. Dışarıya küçük pencerelerle açılan zemin katta bulunan taşlıkta genellikle ocak ve yalak bulunur.

Bu kat, asıl yaşam alanı olan üst katlara ilk birkaç basamağı ahşap olan merdivenlerle bağlanır. Katlar arasında ulaşımı sağlayan merdivenlerin başında mamrak denen ve depo olarak kullanılan bölümleri örten kapaklar bulunmaktadır. Yöre dilinde çardak olarak adlandırılan sofa bölümü etrafında mutfak ve tuvalet gibi alanlar vardır. Bazı evlerdeki sofa etrafında dışa dönük eyvan, sekilik gibi düzenlemeler yapıda hareketlilik yaratan çıkmalar oluşturur. Sofalar geniş ya da kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır.Beypazarı evlerinde yerel dilde “dinme dolap” diye adlandırılan ve katlar ve bölümler arasında yatay ve düşey servis sağlayan döner dolaplar vardır. Ev çatıları genellikle alaturka kiremitten yapılmıştır.Bahçelerin komşu evlerle neredeyse bitişik olması da halk arasındaki güven duygusunu düşündürüyor. Anadolu evlerinin genel mimari özellikleri ile birlikte gelişmiş olan konakların çamdan kapılarını aralayarak samimi, sıcak yaşantılara göz atabiliyor insan. Göz atmakla kalmayıp, içinde konaklayarak, konaklarda sunulan yöresel yemekleri tadarak bu yaşantıdan birkaç gün çalabilirsiniz.

SAĞLIK VE KAPLICA KENTİ BEYPAZARI

Kaplıca turizminin de  marka  olma yolunda hızla ilerleyen Beypazarı, AKREPOL MEGA KENT kaplıca tesisleri yöre mimarisine uygun inşat sistemi ile inşa edilmekte. Sağlık ve Kaplıca turizminde  adını  tüm düyaya duyuracak Beypazarı AKREPOL MEGA KENT Kaplıca  tesisleri hakkında  firma sahibi Ahmet Kuru beyden bilgiler alıyoruz.

Akrepol termal başkent Ankara’nın tarih ve  kültür kenti  Beypazarı´nda 1.350.000 m2  alan üzerine kurdu, 7 etaptan oluşan AKROPOL TERMAL MEGA KENT, Türkiye ve Avrupa´nın en büyük termal kent projesi. İçerisinde 36.000 adet devremülk, Beypazarı mimarisinede sadık kalınarak inşa edilmekte.  özel yüzme havuzlu ultra-lüx villalar, hastane, rehabilitasyon merkezi, cami, fizyoterapist eğitim okulu, 110 dönüm üzerine kurulacak olan Avrupa´nın en büyük Aqua Parkı ve su oyunları merkezi, futbol, voleybol ve basket sahaları, tenis kortları, mini hayvanat bahçesi, binicilik kulübü, ayrıca 50.000 m2´lik sosyal tesisler içerisinde yer alacak. Türk Hamamı, Fin Hamamı, Sağlık üniteleri, Sauna, Termal Havuzlar, Çamur banyoları, Bay Bayan ve Karışık olmak üzere yüzme havuzları, spor merkezi, Spa, oyun ve eğlence salonları, buz pateni pisti, bowling, sinema salonları ve alışveriş merkezi ile kusursuz tasarlanmış bir mega yerleşimi olacak. Beypazarı´nın otantik mimarisinden esinlenerek inşa edilmekte. Akropol, Ankara İl Özel İdaresi´nden Beypazarı ve çevre bölgelerini kapsayan toplam 140 Milyon 270 Bin metrekare alan üzerinde Jeotermal Kaynak Su Arama Ruhsatını da alarak sağlık ve turizm alanındaki yatırımlarına devam etmekte.Beypazarı Türk el sanatları merkezi olarak da bilinmekte. Yıllar boyu gümüşü, bakırı, demiri, deriyi, ipeği işleyen Beypazarı halkı bu sanatlardan geçimini sağlamaya devam ediyor. Günlük yaşamın bir parçası olarak karşımıza çıkan el emeği göz nuru ürünler yalnızca turistlere hitap etsinler diye işlenmemekte; aynı zamanda, yöre halkının ihtiyaçlarına cevap vererek bir gelir kaynağı teşkil etmekte. Beypazarı, kültürü ve geleneklerini yaşatan, kendini bu işe adamış el sanatı ustalarıyla el sanatları tezgâhları turistik ve yaşamsal anlamda büyük önem taşımaya devam ediyor.

BEYPAZARINDA AHİLİK TEŞKİLATI VE YEMENİCİLİK

Beypazarı’na Ahilik yoluyla kazandırılmış bu sanat Beypazarılılar için oldukça eski bir uğraştır. Gümüş işlemeciliğinin en gözde sanat olduğu bu ilçede gümüş madeninin bulunduğu düşünülmesin. İlçeye gümüş başka illerden geliyor ve burada usta ellerle buluşup harika aksesuarlara dönüşüyor…Beypazarı’nda “ipekli bürgü” yöreye özgü dokuma olduğundan oldukça büyük önem taşıyor. Bürgü, kadınların örtünmek için kullandığı bir tür örtüdür ve çok eski dönemlerden beri dokumacılığın vazgeçilmez ürünlerindendir.

YEMENİCİLİK TARİHİNDE BEYPAZARI

Deriden yapılmış kısa konçlu ayakkabı olarak tarif edilebilecek yemeniler Beypazarı’nda oldukça ilgili görüyor. Renk renk boyanmış deriler, ustalarının ellerinde biçimlenip ayaklara yarıyor. Yemenilerin de telkari işi takılar gibi, hem yurt içinden hem yurt dışından alıcısı mevcut. Aslen Beypazarlı olan Ayakkabı dünyası mağazalar zinciri sahibi   Mehmet  Akbacakoğlun’ dan  Beypazarı’nın  yemenicilik tarihi ile ilgili bigiler alıyoruz.Ankara´nın Beypazarı ilçesinde belgesel çekimlerimize tamamlayarak  kameralarımızı 1402  yılın da  Ankara  Çubuk  ovasında yaşanan tarihimizin hüzünlü bir  sayfasına çeviriyoruz.

ANKARA ÇUBUK MEYDAN MUHAREBESİ, YILDIRIM VE TİMUR HANLAR…

Tarihler 28 Temmuz 1402. Çubuk’da yaşanan meydan muhaberesi devletler tarihimizin en acı olayıdır. Büyük imparatorluklar  kurmuş İki yiğit  ve kahraman devlet adamı, İmparator ve komutan Yıldırım han ile Timur han Çubuk Ovası’nda karşılaşırlar. On binlerce şehit verilir ve tarihimizin sonbaharı yaşanır. Yıldırım Beyazıt Han esir olur, Osmanlı Devleti’nde Fetret devri başlar.

Ankara-Çubuk Meydan Muharebesi Türk tarihinin kader anıdır. Çubuk savaşlarıyla ilgili bugüne kadar ciddi ve objektif bir araştırma tam olarak yapılamadı. Timur han’ı Osmanlı tarihçileri alaya almak için aksak Timur anlamına gelen Timurlenk dedi. Aslında Timur’da Yıldırım gibi büyük bir devlet adamıydı. Aslında tarihi yargılamadan haksız, haklı aramadan  Çubuk savaşını araştırıp gelecek kuşaklara aktararak tarihten ders ve ibret almalıyız. Acaba Esenboğa havalimanı üzerinden Ankara’ya gidip gelenler, Esenboğa’nın bir Türk komutanının adı olduğunu çubuk isminin Selçuklu Komutanı’nın Unvanı olduğunu kaç kişi biliyor.  Devr- i Alem belgesel TV ekibi olarak Çubuk savaşlarıyla ilgili ilk kez araştırma yapmak üzere Temmuz 2006 tarihinde Çubuk’a gitmişti.  Melikşah köyünden Çubuk Ovalarını seyredip savaşların yapıldığı alanları Devri alem  kamerası ve fotoğraf makinası ile   tarihe not düşüp zamana  noterlik yapmıştı.

 Çubuk ovalarını seyrederken, Beyazıtı veli olarak’ da bilinen Yıldırım Beyazıt Han’ın Rumeli, Tuna boyları, Arnavutluk, Yunanistan ve Mora Yarımada yazdığı muhteşem  zaferler ve fetih  destanını hatırlarken, Alim ve evliyalar  saygı  ve sevgisi ile  bilinen Timur Han’ın Türk İslam medeniyetinin Asya’da birliğini sağlamak için Hindistan, Afganistan, Pakistan, Maveraünnehir, Çin, Moğolistan, Hazar ve Karadeniz’in karşı tarafı Kafkaslar,  Basra ve Bağdat’a kadar geldiğini düşünüyoruz. İslamın bayraktarlığını yapan  bu iki  önemli komutan ve devlet adamını fethettikleri coğrafya ve bölgeleri  gezip  görmekten ve tanıyıp bilmekten aciziz. Devri Alem belgesel program yapım ekibi  olarak gerek Yıldırım Beyazıt Han ve gerekse Emir Timur han’ın fethettiği Türk İslam medeniyeti coğrafyazınin muhteşem eser ve izlerinin bulunduğu kültür coğrafyamızı gezerek Devri Alem belgeselleri ile  TV ekranlarına getiriyoruz.Bu uğurda  zorluk ve zahmetlere  boyun eğmeden   Türk-İslam dünyası ve Osmanlı coğrafyasında 70’den fazla   devleti gezerek  kültür ve medeniyet tarihimizi  belgeselleştirip tarihe not düşüp zamana noterlik yapmaya devam ediyoruz.

Bugün  biz  belgeselcilere ve araştırmacılara  düşen görev Tarihi ve tarihi şahsiyetleri yargılamadan, haklı haksız aramadan Allah resulü S.A.V’in buyurduğu gibi “Olan da hayır vardır.”  Sözünü  hatırlayarak  yaşanan ve  yapılan acı olaydan hayır murat etmeli, her iki komutan ve Çubuk şehitlerini hayır ve şükranla yad etmeliyiz. Çubuk Savaşı’ndan, Yıldırdım ve Timur han’ dan alacağımız çok ders ve ibret  olduğunu düşünerek  milli  şairin dizeleri ile   Çubuk’daki tarih ve kültür gezimize devem ediyoruz.

Tarih tekerrürden ibarettir… İbret alınsa hiç tekrar eder miydi?

Devr-i Alem kameraları ile Çubuk ilçesini gezdikten sonra şimdi de zamanı durdurup tarihden ders ve ibret almak için  kameralarımızı zaman tünelinde  28 Temmuz 1402’de Ankara Çubuk ovasında yapılan Ankara meydan muharebelerine çeviriyoruz. Ankara Savaşı, tarihin gördüğü en büyük iki ordunun çarpıştığı, tarihin dönem noktası bir savaştır. Dönemin İki Büyük Türk komutanın yüreklere acı veren savaşı Çubuk ilçesinde yapılmıştır.  Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid ile Timur arasında, Çubuk Ovası´nda yapılan muharebe Orta Çağ tarihinin en kanlı çarpışmalarından olan ve Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanan, Osmanlı Devleti´nin Fetret Devri olarak bilinen bir iktidar boşluğu döneminin yaşanmasına yol açan savaştır.

Çubuk savaşı öncesi gelişen şartlara ve savaşın nedenlerine kısa bir  göz atıyoruz. Osmanlı Devleti, daha çok Balkanlar´da genişlediği yıllar. Daha sonra  Osmanlılar özellikle Anadolu´da hızlı ve kesin ilhaklara girişmişlerdi; aradaki çatışmalara karşın, Türk-İslam beylikleriyle daha yumuşak bir ilişkiyi gözetiyorlardı. Yıldırım Bayezid ise, İstanbul kuşatmasını sürdürürken, bir yandan da Anadolu birliğini sağlamak amacıyla çeşitli savaşlara girişti. Karamanlılara karşı kazanılan Akçay Muharebesi sonucu kazanılan zaferle Konya, Niğde, Karaman ve Develi Osmanlıların eline geçti; Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin´in öldürülmesiyle Sivas, Tokat, Kayseri ve Aksaray Osmanlı egemenliğine girer. Aynı yıl Memluk sultanı Berkuk´un ölümünden ve yerine çocuk yaştaki Nasıreddin Ferec´in geçmesinden yararlanan I. Bayezid, Malatya´yı Memluklerden alır. Dulkadiroğullarının elinde bulunan Kahta, Divriği, Besni ve Darende kaleleri de Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı sınırları böylece Orta Fırat´a dayanmış oluyordu. Bütün bu fetihlerden sonra I. Bayezid, yenilgiye uğrayan yerel hanedanları tasfiyeye yönelerek, sıkı bir merkezi yapı kurmaya girişmiştir.. Yıldırım beyazıt Anadolu da   güçlü bir devlet kurmaya  çalışırken  Timurhan’da Anadolu ya yönelik  planlar  yapmaktadır.

ANKARA SAVAŞI’NIN  NEDENLERİ

Türkistan ve  Horasan  coğrafyasında büyük ve  güçlü bir devlet kuran Timur han, kendini İlhanlıların varisi sayarak Anadolu üzerinde hak ileri sürmekteydi. Bayezid döneminde Osmanlıların erken bir aşamada Ön Asya´ya dayanması Timur´un dikkatini çekti. Timur´un saldırılarıyla topraklarını yitiren Celayir sultanı Ahmed ile Karakoyunlu devletinin hükümdarı Kara Yusuf Osmanlılara sığınınca, Bayezid ile Timur arasında mektuplaşma başlara. Bayezid, Timur´un, Kara Yusuf ile Sultan Ahmed Celayiri´nin geri verilmesi yolundaki isteğini kabul etmedi. Osmanlılara gözdağı vermek isteyen Timur han, Bayezid han  tarafından toprakları ellerinden alınan ve Timur´un devletinde kendilerine daha yakın bir sosyal düzen bulan Anadolu beylerinin de kışkırtmasıyla Sivas, Halep ve Şam´ı ele geçirdi. Timur´un Bağdat´a yönelmesi üzerine Bayezid de doğuya ilerleyerek Timur´a bağlı Mutahharten´in egemenliğindeki Erzincan ve Kemah´ı fethetti. Bu gelişme iki hükümdarın arasını iyice açtı. Bayezid´e bir elçi gönderen Timur, Kemah´ın Mutahharten´e Anadolu Beyliklerinden alınan yerlerin de sahiplerine geri verilmesini, Kara Yusuf´un teslim edilmesini ve Osmanlıların kendisine bağlanmasını istedi. Bayezid´in bu talepleri reddetmesi savaşın gerekçesi oldu.

 ANKARA SAVAŞI  NASIL  BAŞLADI

Hem Balkanlar´da, hem de Anadolu´da yayılmış bulunan Osmanlıların harekat inisiyatifini ele alan Timur, 1402 başlarında Gürcistan´da yeniden büyük bir ordu topladı; Erzincan, Kemah ve Sivas üzerinden Ankara´ya gelerek kenti kuşattı. Ama Beyazıt’ın Tokat üzerinden Ankara´ya doğru yaklaştığını haber alınca, kuşatmayı kaldırarak Çubuk Ovasına çekildi. Fillerle desteklenen ordusu Beyazıt’ınkinden daha kalabalık ve askeri malzeme bakımından daha güçlüydü. On dört saat süren savaşın başlarında üstün görülen Osmanlı ordusu Kara Tatarlarla eski Anadolu beyliklerine bağlı askerlerin Timur´un saflarına katılmasıyla güç durumda kaldı. Bir tek Sırp müttefikleri Bayezid´i sonuna kadar terk etmediler. Muharebe, Timur´un lehine döndüğü sırada, I. Bayezıt´in oğullarından Süleyman Çelebi, Mehmed Çelebi ve Sadrazam Çandarlı Ali Paşa kuşatmayı yararak kaçmayı başardılar. Timur´un, Yıldırım´ın sağ olarak yakalanması isteği üzerine, savaşı yanında kalan üç yüz kadar askeriyle at üstünde çarpışarak sürdüren I. Bayezid, ancak üzerine ağ atılarak yakalanabildi ve esir alındı.

ANKARA SAVAŞI’NIN  SONUÇLARI

Ankara Savaşı yenilgisi, Osmanlı Devleti´nin parçalanarak, devletin imparatorluk aşamasına geçmesinin 50 yıl kadar gecikmesine, Anadolu beyliklerinin yeniden kurulmasına ve Osmanlı tarihinde Fetret Devri olarak bilinen 11 yıllık bir iktidar boşluğu döneminin yaşanmasına neden oldu. Ankara Savaşını genel olarak özetledikten sonra  şimdi de  Türk devletler tarihimizin eşsiz iki  kahramanı  Yıldırım Beyazıt  Han ile Emir Timur Hanı sizlere tanıtacağız. Devr-i Alem tarih ve zaman tünelinde kültür ve medeniyet  tarihimizi  araştırma yolculuğuna  bir başka kültür coğrafyamızda  devam etmek üzere Ankara´ya veda ediyoruz. Ankara ihtişamlı tarihi geçmişinin yanında, Çubuk meydan muharebesi gibi hüzünlü bir tarihine ev sahipliği de yaptı. Ankara Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanının yazıldığı yer. Başkent Ankara ve ilçeleri gezip görenlere çok şey söyler. Ankara Hacı Bayram veli’ den diğer Allah dostlarına, Selçukludan Osmanlı’ya kültür ve medeniyet tarihimizin kilometre taşlarının bulunduğu yerdi. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna beşiklik yapmış bir ilimizdir. Ankara’ya veda etmek zor olsa da bizim gezip görecek daha çok yerlerimiz var. Ankara’ya veda edip Allaha ısmarladık derken, Devri Alem kameralarını bir başka Kültür coğrafyamıza çeviriyor, Ben Ankara’yım şiiriyle  Ankara’ya  veda ediyoruz…

Ben,   İç Anadolu  dağlarının süsü,

Kültür  ve medeniyet tarihi ile  kaynıyor içim

Ben,  Çubuk  şehitlerinin   yeşil örtüsü,

Ders ve İbret için Tarihimi yeniden yazacağım

Ben   Selçuklu’ dan Osmanlıya  kültür kentiyim,

Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’yım

Belediyeler neden cenaze götürmesin?

Büyükşehirlerden Anadolu’ya cenazeler götürülüyor. Bu işe en çok Şişli Belediye başkanı Mustafa Sarıgül yapıyor. Anadolu’yu gezerken Şişli belediyesi ve Mustafa Sarıgül’ün ismini taşıyan cenaze nakil araçları görüyorum. Diğer belediyelerde cenaze taşıma işini yapmaya devam ediyorlar.

Belediyeler kesinlikle cenaze taşımamalı. Belediyeler cenaze taşıyarak öncelikle kamunun ve tüyü bitmemiş yetimlerin ödediği vergileri sırf oy uğruna birilerine şirin gözükmek için cenazelerin naklinde kullanarak, hem kul hakkı yenmesine hem de cenazesini belediyeye taşıtan cenazeye kul hakkı yüklemesine sebep oluyor.

Gebze ve Kocaeli bölgesinde de bu tür cenaze nakil işleri yapılıyor. Darıca Belediyesi’nde mezarlık yeri kalmadı. Belediyeler cenaze nakli için harcadıkları paraları bir araya getirseler Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan 99 yıllığına büyük bir yer kiralayıp parsel parsel Gebze’de ki vatandaşlara mezar yeri olarak satsalar daha büyük hizmet yapacaklardır

Gazetemiz bugün bu konuya geniş yer verdi. Bu konuda tüm belediye başkanlarını ve dernek başkanlarını görev davet etmek istiyorum. Cenazelerin nakli durdurulmalı.Artık biz Gebze ve Kocaeliliyiz. Deyim yerindeyse doyduğumuz yerlerdeyiz ve cenazeler doyduğumuz yerlerde kalmalı. Bu konuda yaptığımız haberi sizlerle paylaşıyorum.

Gebze bölgesinde ki en büyük sıkıntılardan birisi cenazelerin belediyeler aracılığıyla memleketlerine gönderilmesi.Gebze bölgesinde hayatını kaybeden vatandaşların bir kısmı ailelerinin isteğiyle defnedilmek üzere memleketlerine gönderiliyor.Talep eden vatandaşlar Belediyelere başvurmaları halinde hiçbir ücret ödemeden cenaze nakil aracı ve belediye otobüsleriyle memleketlerine gidiyorlar. İlk bakışta hayır hizmeti olarak görülen bu durum aslında bir çok kişi tarafından tepki çekiyor. Vatandaşlar cenaze götüren bazı araçların kaza yaptıklarını ve yeni ölümlerin meydana geldiğini hatırlatarak uygulamaya karşı çıkıyorlar.

YENİ MEZAR YERLERİ AÇILABİLİR

Konuyla ilgili dert yanan vatandaşlar bu şekilde kul hakkına girildiğini belirterek, cenaze naklinin kendi imkânlarıyla yapılmasını istiyor. Vatandaşların asıl defnedilmesi gereken yerlerin vefat ettikleri yerler olduğunun altını çizen vatandaşlar, cenaze nakline her yıl çok yüksek harcamalar yapıldığını söylediler.Harcanan parayla belediyelerin hazine arazilerinden 49 yıllığına çok rahat mezar yerleri alabileceğini ifade eden vatandaşlar, bu konuda yetkililerin duyarlı olmasını istediler. Belediyelerin asli görevinin cenaze nakli olmadığını ifade eden vatandaşlar bunun yerine yeni mezar yerleri açmanın, taziye evleri kurmanın daha cazip olduğunu ifade ettiler.

Sonuç olarak, Büyükşehirlerden Anadolu’ya cenazenin nakledilmesi her bakımdan yanlış ve masurlu. Cenaze götürülürken birçok trafik kazaları meydana gelerek yeni cenazeler oluyor. Kamu malı olduğu için cenaze araçlarının özel cenaze naklinde kullanılması yüzünden kul hakkı meydana geliyor. Cenazeler kul hakkı ile öbür dünyaya gidiyor. Cenaze naklinde yapılan harcalar büyükşehirlerde kalıcı mezarlık yerleri için tahsis edilmesi halinde tıpkı Avrupa ülkelerin de olduğu gibi çok geniş insan onuruna laik mezarlıklar meydana gelmiş olacak. Gezip gördüğüm Avrupa ülkelerinde mezarlara çok önem veriyorlar. Türkiye de Mezarlıklardan geçerken insanlar korkuyor. Son olarak cenazelerini doğdukları memlekete götürülmesine vasiyet edenlere bir hatırlatmakta bulunarak yazımı noktalamak istiyorum. Torunlarınız doğdukları yerlere gitmeyecekler, mezarlarınız orada unutulup gidecektir. Artık bizim vatanımız torunlarımızın yaşadığı bu bölgeler olacaktır. Mezarlarınızın torunlarınız tarafından ziyaret edilip fatiha okunmasını istiyorsanız.Cenazelerinizin başka yerlere gitmesini vasiyet etmeyin, yoksa Fatiha ya hasret kalırsınız.

Gezi Parkı Eylemi ve tarihe şahitlik yaparken

Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Gezi Parkı eylemleri sadece bir çevre eylemi değil, gelecekte çok konuşulacak ve çok tartışılacak bir olay. Bugün bir tarihi olaya şahitlik yapanlar olarak gelecekte çok konuşulacak bu konularla ilgili objektif değerlendirmeler yapmalıyız. Gezi Parkı eylemi bir milad olarak hatırlanacak. Türkiye üzerinde oynan uluslararası oyunların ne derece önemli olduğunu da gösterecektir. Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı eylemlerini çok iyi algılayarak tavır belirlemesi, Uluslararası oyunu da bozmuş oldu. Milli İradeye saygı mitingine doğal olarak tarih yazalım adını da ilave ederek, Cumartesi ve Pazar İstanbul ve Ankara’da çok büyük mitingler organize edildi. Başbakan Erdoğan’ın mitinglerde yaptığı konuşmalarından alarak tarihe not düşüp, zamana noterlik yapmak istiyorum. Kısaca yüzbinlerin katıldığı bu mitinglerde konuşan sayın Erdoğan’ın konuşmaları hatırlayalım.

İşte Erdoğan´ın konuşmasından satır başları…

“İHANET ŞEBEKESİNİ TANITACAĞIZ”

Araçları yakan, dükkanlara zarar verenlerden olmadık. 12 tane parti teşkilatımız yakılıp yıkıldı. Yahu parti teşkilatı sana ne yaptı be? Hani hak hukuk, demokrasi diyordunuz? Ben özellikle Taksim olmak üzere, ülkemin değişik yerlerindekilere sesleniyorum: Sizin özgürlük, demokrasi anlayışınız bu mu? Olayın aslı Gezi Parkı mı? Bunların hepsini sizlere belgelerle daha sonra açıklayacağız merak etmeyin. Bu işin kaynağı neresi, göreceksiniz. Bu iş dışarıda ve içeride koordineli olarak yürüyen bir iştir. Bu ihanet şebekesini milletimize tanıtacağız.

Başörtülü bayan, araba kullanıyor diye arabayı tekmeliyorlar. Eşini bekleyen başörtülü kadını taciz ediyorlar. Allah aşkına sizin özgürlük anlayışınız bu mu? Bu nasıl özgürlükçülük? Bu nasıl adaletten, haktan yana olmak? İşte bu gördüğünüz topluluk, bu yanlışa düşmedi. Burada Türkiye´nin özeti var. Başörtülüsü de burada, başı açık olan da. El Ele omuz omuza hep birlikte Türkiye.

Polisimize el uzattılar, sabrettik. Sabrediyoruz. Polisimize başında maalesef milletvekili olan bir CHP´li tarafından el uzatıldı, dil uzatıldı. Yine sabrettik. Başörtülü kızlarımıza el uzattılar, sabrettik. Okullara sokmadılar, üniversitelere sokmadılar. Eğitim öğretim özgürlüğünü elinden aldılar. Ama onlar sabrettiler. Camilerimize ayakkabıları ile girdiler. Camilerimizde içki içtiler. Sabrettik. Duvarlara, hakaretler yazdılar. Sabahlara kadar azgınca küfrettiler. Şahsım da dahil olmak üzere hep küfrettiler. Ama sabrettik. Niye? Çünkü biliyorduk ki kem söz sahibinindir. Çocukları ve kadınları rahatsız ettiler. Bunlara da sabrettik. Bir kere tüm bu vandallıkların hesabını yargıda soracağız yargıda. Bunu takipsiz bırakmayacağız. Ayrıca 8 ay daha sabredeceğiz. Milletin önüne sandık gelince, bunlardan hesabı işte o zaman soracağız. Buna hazır mıyız? Kapı kapı dolaşıp inşallah sandıkları patlatacağız. Ben size inanıyor ve güveniyorum.

Meselenin çıkış yeri ile, geldiği nokta çok farklı. Her şeyden çok farklı insanlar geldiği halde bir şey konuştular. Ne dediler? Gezi Parkı. Bunların çoğu bilmez Gezi Parkı´nı. Daha yeni öğrendiler. Biz Taksim´de Gezi Parkı´na gelen, saf temiz kardeşlerimizi kabulleniyoruz. Fakat bunu anlıyorum da. Ortada henüz bir şey yokken, bu genç kardeşlerimin orada birileri ile bulunmasını anlayamıyorum. Ne ihale var, ne atılan bir adım var. Ne yapılmakta olan bir şey var. Acaba niye buraya geldiler. Çevre duyarlılığı ile ortaya çıkan kardeşlerimi diğerlerinden ayırıyorum. Onlara saygı duyduğumu kendilerine ifade ettim. Ama iş daha ilk günden itibaren çevre duyarlılığının ötesinde çok başka bir noktaya doğru gitti. Oraya götürüldü. Sevgili kardeşlerim, orada illegal örgütler vardı. Gezi Parkı perdesinin gerisinde çok farklı hesaplar devreye sokuldu. Çok farklı oyunlar sahneye konuldu. Bu konuda ulusal medyanın bir kısmı yalan haber ve iftira ile her türlü ilkesizliği sergiledi.

Kardeşlerim, bakınız. Uluslar arası medya her türlü iki yüzlülüğü sergiledi. Kimi siyasetçiler, söylemleri ve eylemleri ile (onlara para bile vererek, dilenci mi bunlar, hani eylemciydi) bir mezhep çatışması çıkarmak için her türlü tahriki yaptılar. Sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden yalan haberler yayılmak suretiyle akıl almaz provokasyon gerçekleştirildi. Sokak ve caddelerde, çadırların içinde ve dışında, milletin değerleri ile örtüşmeyen, nice görüntüler yaşandı. Biz bunların hiçbirine aynı yöntemlerle mukabele etmedik. Çünkü biz yakıp yıkarak, yalan ve iftira ile bu yola koyulmadık. Biz dualarımızla, emeğimizle, alın terimizle, hukuk ve demokrasi ile sandıkla direniriz.

27 Mayıs´ta bu millete o oyunu oynadılar. Biz sandıkla, hukukla sorduk bu oyunun hesabını. 28 Şubat´ta, 27 Nisan´da da bu oyunu oynadılar. Hesabımızı yine sandıkta sorduk. Hukuk içinde, demokrasi içinde, ahlak ve edep içinde sorduk. İnşallah bu hukuksuzluğun, bu sandık tanımazlığın hesabını da yine 8 ay içinde demokrasi içinde sandıkta soracağız.

Ağır başlılıktan taviz vermeyeceğiz. Tahriklere kulak asmayacağız. Sabredip, bekleyip böyle direneceğiz.

GEZİ PARKI EYLEMLERİNE MÜDAHELE

27 Mayıs’ta başlayıp 15 Haziran 2013 tarihinde gece müdahale edilen Gezi Parkı eylemlerini çok iyi değerlendirip yorumlamak ve anlamak gerekiyor. Bugüne kadar bu konuda yazdığım yazılar ile ilgili www.gebzegazetesi.com.tr adresindeki linkleri sizlere paylaşmak istiyorum. Neler yazdığımı kısaca hatırlamanızı istiyorum.

http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-4054-gencler-uzerinden-oynanan-oyun.html

http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-4017-ingiltere%27den-gezi-parki-eylemine-bakis.html

Evet sonuç olarak Gezi Parkı Eylemlerine müdahale edildi. Ama daha olay bitmedi. Kimler bu olaya destek oldu? Bu olayın aslı nedir? Uluslararası ayağında kimler var? Hangi ülkeler Gezi Parkı eylemlerini destekledi? Hangi ülkelerin istihbarat elemanları oylayın içinde bulundu? Hangi finans kuruluşu ve şirketler dolaylı ve direkt eylemlere sahip çıktılar? Ak Partili gözüktüğü halde bu olaylara el altından destek olanlar kimlerdi?

TÜRKİYE’DEN SAHİP ÇIKIP, DESTEK OLANLAR KİMDİ?

Özetle Gezi Parkı olayı ile ilgili yaşanan tüm süreçler hükümet ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından çok iyi araştırılmalı. Meclis araştırma komisyonu kurulmalı, elde edilen bilgi ve belgeler kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Gerçekten Türkiye Gezi Parkı eylemleriyle maddi ve manevi çok büyük kayba uğradı. Bu olayların sorumlularından hesap sorulmazsa, destekçileri kamuoyuna açıklanmazsa gelecekte çok daha büyük olaylar olacaktır. Gezi Parkı eylemleri bu bakımdan çok önemlidir. Bakalım bundan sonra ne olup bitecek hep birlikte göreceğiz.

Başbakan değişti mi? Değişmedi mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın son yaptığı açıklama da değişmediğini söylemesi oldukça dikkat çekiciydi. Erdoğan, Daha önce Milli Görüş gömleğini çıkararak iktidara geldiğini söylemişti. Erdoğan´ın Gezi Parkı Olaylarından sonra çıkıp değişmedim demesi dünyada geniş yankı uyandırdı ki hemen AB Parlamentosundan tepki geldi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan - İsmail Kahraman

Başbakanı son 20 yıldır yakından takip ediyorum. Erdoğan 20 yıl önce neyse bugünde aynı. Bunu en iyi bilenlerden birisiyim. Erdoğanla Refah Partisi İl başkanıyken tanımıştım. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında da bir kaç kez görüşmemiz olmuştu. İl başkanlığı görevini yürütürken, Gebze FM radyosunda onu canlı yayına çıkarmıştım.

Belediye başkanlığında gazeteci olarak bir iki kez görüştüm daha sonra hapishanede kendisini ziyaret ettim. Erdoğan Başbakan olduktan sonra da kendisiyle Büyükşehir ve yerinden yönetim nedeniyle Gebze üzerine tartışmıştık. Dolayısıyla 20 yılını yakından tanıyorum. Ancak onun değişmediğini biliyorum. O kararlı, değişmeyen, hayır diyebilen, karizmatik bir lider.

AVRUPA TÜRKİYE´NİN BÜYÜMESİNDEN RAHATSIZ

Gezi parkında ki olaylarında bir çok partilisi ona değişik şey söylemesine rağmen o bildiğini okuyor. En son da referanduma götüreceğini söyledi. Referandum olacak gibi gözüküyor. Bu olayın daha çok yurt dışından, özellikle de  ABD, İsrail ve Almanya´dan tezgahlanmış olduğu bir gerçek. Türkiye´nin büyümesinden ABD; İsrail, Rusya, İngiltere ve Almanya en çok çekinen ülkeler. Hele Almanya Türkiye´nin ekonomik  ve siyasi gücünden çok rahatsız. Avrupa ülkeleri ekonomik krizle boğuşurken,  Türkiye´nin bu krizden etkilenmemesi onları kıskandırıyor. En son geçtiğimiz hafta İngiltere´den geldim. insanlar orada isyan ediyorlar. Türkiye´nin ekonomik gelişmesinden rahatsızlar. Bir çok iş adamı İngiltere´den Türkiye´ye gelmiş durumda.

BÜYÜKŞEHİR İÇİN ANKET YAPILMALI

Başbakan´ın Kocaeli Büyükşehir´e sahip çıkıp desteklemesini eleştiriyorum. Bana göre Başbakan’ın örnek gösterdiği Kocaeli Büyükşehir Belediyesi başarılı değil. Gebze’ye verilen sözler tutulmadı.

 Bu durum Gebze´de ciddi rahatsızlık uyandırdı.  Büyükşehirin başarılı olup olmadığı konusunda anket yapılmalı. Erdoğan Gezi parkı için anket yaptırıyor, referanduma götürmeye hazırlanıyor, Büyükşehir içinde bir anket yapmalı. Şimdi Erdoğan´ın dünkü konuşmasının bir bölümün sizlerle paylaşıyorum:

BELDE BELEDİYELERİ KAPATILIYOR

Belde Belediye Başkanlarını ağırlayan Erdoğan, “12 Kasım 2012´de çıkardığımız yasa ile 14 ilimizi Büyükşehir Belediyesi statüsüne kavuşturduk. Böylelikle 30 Büyükşehirimiz oldu.  AK Partili bin 627 belediye bulunuyor. Bizim yeni yasa ile dönüştürdüğümüz belediyelerin yüzde 57´si AK Partili. O yüzden asla partizanlık yapmadık. Yapsaydık zaten çalışmayı bu yönde gerçekleştirmezdik.

Biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız dedik. 81 ilin tamamı bizim nazarımızda birdir, kardeştir, vatandır. 2001 yılında bölgesel Milliyetçiliği ayaklarımızın altına alacağız dedik. O günden bugüne biz bu anlayış ile geldik. Biz dinsel bölücülükte yapmıyacağız. Müslüman, Hristiyan, Sünni, alevi gibi bir ayrım yapmayacağız. Ancak muhalefet bu ülkede mezhebi bir kaşıma gayreti içerisinde. Bu da Reyhanlıdaki saldırıda gayet net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu işi sabırla takip ediyoruz.

500 NÜFUSLU BELDELER

Türkiye´de 500 nüfuslu beldeler var. Bu beldelerde bakıyorsunuz iki üç çalışan var. Peki soruyorum bu beldeler nasıl hizmet verecek. Bu çarpık sorunun sorumlusu bu konuyu bu zamana kadar çözmeyenlerdir. Ancak artık biz bu konuyu ele aldık. Bu belediyeler kapatıldığında kimse kaybetmeyecek inanın sizler kazanacaksınız, ülke kazanacak. Belde belediyeleri malum ilçelere bağlı. Açık net bir şey söyleyeceğim. Bu bir yarış, içinizde öyle belediye başkanları vardır ki yarın ilçe belediye başkanları olacak. O yüzden aranızda kırgınlık olmadan seçimlerde başarı elde etmeniz lazım.  Biz başkan adaylarını halka soracağız ve halk kimi belediye başkanı olarak görmek istiyorsa biz onu seçeceğiz ve il ve ilçe başkanlarımda onun yanında olacak. Biz kimsenin nefsini tatmin etmek için buralarda değiliz.

Sonuç olarak Başbakan Erdoğan´ı 20 yıldır tanıyan bir gazeteci olarak Başbakan´ın değişmediğine inanıyorum. Dün ne diyorsa bugünde o. Onun en büyük özelliği hayır diyebilmesi.

Bakan Ergün’den geç kalmış enerji çalışması

Gazeteci ve belgeselci olarak yurt içi ve yurt dışını gezmeye devam ediyorum. Karadeniz bölgesini gezdiğimde içim sızlıyor.  Hidroelektrik santralleri Karadeniz’in haritasını değiştirmiş. Tam bir çevre tahribatı yaşanıyor. Sular kuruyor, suyu olmayan derelere rant için hidroelektrik yapılıyor. Tam anlamıyla bir çevre felaketi yaşanıyor.
Çocukluk yıllarımın geçtiği  Giresun’un Espiye ilçesi  Karaovacık yaylasında hidroelektrik santralı için barajlar yapılması yüzünden 700 yıllık tarihi Karaovaçık pazarı yok olmakta. Yaylada iklim değişti. Yaz aylarında erimeyen karlı dağlarda bugün kar kalmamış. 90 yaşındaki anam her yaz yaylaya gidiyor. Ben de anamla sırf çocukluk yollarını yaşamak için 10 günlüğüne yaylaya gitmekteyim. Anamla telefon görüşmesinde “oğlum dağlarda kar yok. Karlar hep erimiş, yaylaya bir hal olmuş” diye adeta isyan ediyordu.
75’den fazla dünya ülkesini gezdiğimizde güneş ve rüzgar enerjisinin yaygın olarak kullanıldığını görmekteyim. Neden Türkiye’de  D mode olmuş hidroelektrik santrallerinde ısrara edilirken. Güneş ve rüzgar enerjisi kullanılmamakta diye üzülmekteydim. Geç kalınmış olsa da nihayet Bilim Teknoloji ve sanayi Bakanı Güneş ve rüzgar enerjisi için atılıma geçildiği müjdesini verdi. Bilim teknoloji Yüksek kurulunda bu konuda kararlar alındığını duyurdu. Sayın bakan Nihat Ergün’ün yaptığı yazılı açıklamanın bir kısmını bugün köşeme alarak biraz geç kalmış olsalar da Sayın bakanı bu karından dolayı kutluyorum.
BİLİM BAKANI ERGÜN’DEN TARİHİ ENERJİ AÇIKLAMASI
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün,  termik, hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerjisinde 5 yılda yerli teknolojiye geçileceğini, Türkiye’nin 2023’e kadar enerjiye yapacağı yaklaşık 130 milyar dolarlık yatırımın, yüzde 80’inin yerli teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilmesini hedeflediklerini bildirdi.
Ergün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında dün gerçekleştirilen Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun (BTYK) 26. Toplantısı’nda alınan kararları açıkladı.
Toplantıda öncelikli olarak enerji alanını ele aldıklarını belirten Ergün, bu konunun hem büyümeyle yakın ilişkisi hem de ekonomik ve stratejik boyutu ile çok önemli bir alan olduğunu ifade etti. Dünyadaki küresel güç oyunlarının çok büyük oranda enerji kaynakları üzerinden döndüğünü ve bunun bir tesadüf olmadığını vurgulayan Ergün,  şunları kaydetti:
“2012 yılı sonu itibariyle cari açığımızın yüzde 71´i enerji ithalatından kaynaklanıyor. Dolayısıyla cari açığımızı azaltma hedefimiz, enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak adımlarla doğrudan bağlantılı hale geliyor. Bu adımlar da temelde enerji alanında yapılacak Ar-Ge ve yeniliğe dayanıyor. Türkiye’nin son 10 yılda çok istikrarlı bir büyüme trendine girdiğini ve bu sürecin devam edeceğini biliyoruz. 2023 yılına dair hedeflerimizi, Türkiye’nin yeni ihtiyaçlarını düşündüğümüzde, enerji talebinin de çok hızlı bir şekilde artacağını öngörmek işten bile değildir.”

“2023´TE ENERJİ HARCAMALARI 106 MİLYAR DOLAR OLACAK”
Ergün, OECD verilerinin ilerleyen süreçte Türkiye´nin enerji ihtiyacının Çin, Hindistan ve ABD gibi ülkelerden bile hızlı artacağına işaret ettiğini belirtti. Türkiye´nin enerji ihtiyacını karşılamak için geçen yıl 60 milyar dolar harcama yaptığını belirten Ergün, bu rakamın 2023 yılında 106 milyar dolar seviyesine çıkmasının beklendiğini kaydetti. Bu paranın çoğunun, Türkiye´de mevcut olmayan fakat enerji ihtiyacının büyük bir kısmını sağlayan kaynakların teminine harcandığına dikkati çeken Ergün, bu nedenle Türkiye´nin enerji ihtiyaçlarını karşılama noktasında alternatif yöntem arayışları ön plana çıkması gerektiğinin altını çizdi.
ELEKTRİK ÜRETİMİNDE YENİLENEBİLİR ENERJİ HEDEFİ
Bakan Ergün, 2023 yılında elektrik üretimi içerisinde yenilenebilir enerji payının en az yüzde 30 olmasını hedeflediklerini ifade ederek, üniversitelerin, sanayinin, kamu kurumlarının enerji alanına ve enerjinin alt dallarındaki Ar-Ge konularına odaklanmalarının, Türkiye için çok hayati  önem taşıdığını vurguladı. Dünkü BTYK toplantısında, artan bu enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik 3 ana öneri geliştiğini bildiren Ergün, bunların; yerli enerji kaynaklarının kullanımını artırmak, bu kaynaklara yönelik yerli üretim teknolojilerine odaklanmak ve enerji verimliliğini artırmak olduğunu belirtti.

ENERJİDE 7 ÖNEMLİ KARAR
Yerli enerji kaynaklarını kullanmak ve bu teknolojilere yönelik üretimi geliştirmek adına, geçmiş aylarda TÜBİTAK ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında önemli bir protokol imzalandığını hatırlatan Ergün, bu protokol kapsamında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Enerji Enstitüsü bünyesinde çok kritik projeler başlattıklarını ifade etti.
Ergün, dünkü BTYK toplantısında bu projelere vurgu yapan 7 önemli yeni karar aldıklarını bildirdi. Toplantıda alınan ilk kararın, yerli termik santral tasarım ve imalat kabiliyetinin geliştirilmesi olduğunu belirten Ergün, Türkiye’de kurulu 24 termik santralin tamamının, yabancılar tarafından kurulup geliştirildiğine işaret etti. Ortalama bir santralin kuruluş maliyetinin 1,7 milyar dolara yakın olduğunu düşünüldüğünde, bu konuda uygulanacak Milli Termik Santral (MİLTES) Projesi´nin öneminin daha iyi anlaşılacağını vurgulayan Ergün. 2023 yılına kadar termik santral yapımında Türkiye´de yaklaşık 36 milyar dolarlık bir yatırım potansiyeli öngördüklerini bildirdi.

YERLİ HİDROELEKTRİK SANTRALİ
İkinci olarak, kısa adı MİLHES olan Hidroelektrik Enerjisi Teknolojilerinin Geliştirilmesi yönünde yeni bir karar aldıklarını belirten Ergün,  projeyle ağır türbin, jeneratör ve SCADA sistemleri gibi bu santrallerde kullanılan ve dışa bağımlı olunan teknolojileri, Türkiye´de geliştirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Ergün, 2023’e kadar hidroelektrik enerjisi alanında Türkiye’deki yatırım potansiyelinin 18 milyar dolar olmasını öngördüklerini kaydetti.
RÜZGAR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDE YERLİ TEKNOLOJİYE GEÇİŞ
Bakan Ergün, yerli teknolojilerin geliştirilmesi konusunda alınan 3. ve 4. kararların ise rüzgar ve güneş enerjileriyle ilgili olduğunu bildirdi.
Milli Rüzgar Enerjisi Santrali Teknolojilerinin Geliştirilmesi Projesi (MİLRES) ile önce 500 kw’lık, daha sonra 2,5 megawattlık milli santraller kurulacağını belirten Ergün, şöyle devam etti:
“2023’e kadar rüzgar enerjisi alanında Türkiye’deki yatırım potansiyelinin 26 milyar dolar olmasını öngörüyoruz. MİLGES yani Güneş Enerjisi Teknolojilerinin Geliştirilmesi Projesi ile son yıllarda öne çıkan güneş enerjisi teknolojileri alanında da milli teknolojilerimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. MİLGES kapsamında, Şanlıurfa-Ceylanpınar’da tarıma elverişli olmayan arazi üzerinde yaklaşık 10 MW gücünde bir santral kurulacak. Bu alanda da 2023 yılına kadar 5 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor.
Bu konuda özellikle şu hususu vurgulamak istiyorum: Önümüzdeki 5 yıl içinde termik santralde, hidroelektrik, rüzgar ve güneşte yüzde 80 oranında yerli teknolojiye ulaşmayı hedefliyoruz. Böylece Türkiye’nin 2023’e kadar enerjiye yapacağı yaklaşık 130 milyar dolarlık yatırımın, yüzde 80’i yerli teknolojiler kullanılarak yapılabilecektir.
Toplantımızda aldığımız 5. karar, termik santral atık ısılarının değerlendirilmesi projesidir. Bu proje ile termik santrallerde elektrik enerjisinin yanı sıra ortaya çıkan ısıyı, sıcak su ve ısıtma ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanmak istiyoruz. Bu proje kapsamında Soma’daki termik santral için yaptığımız pilot uygulama ile şu an 22 binin üzerinde konutun sıcak su ve ısıtma ihtiyacını karşılayabiliyoruz. Bu uygulamayı sadece EÜAŞ’a bağlı 14 termik santrale yaygınlaştırırsak, 620 bin konutu ısıtmış ve ülke ekonomisine yılda 1,8 milyar lira katkı sağlamış olacağız.”
YERLİ KÖMÜRDEN SIVI YAKIT ÜRETİLECEK
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Ergün,  toplantıda kömür gazlaştırma ve sıvı yakıt üretimi teknolojilerinin geliştirilmesine ilişkin de karar aldıklarını ifade etti. Biyokütle ve Kömür Karışımlarından Sıvı Yakıt Üretimi Projesi kapsamında düşük kalorili linyit kömüründen sıvı yakıt üretimi hedeflediklerini bildiren Ergün, bu sayede yerli kömürlerden katma değeri en az 2 kat yüksek ürün elde edilebileceğini vurguladı. Bu teknolojiye sahip bir ticari tesiste, günde 30 bin varil sıvı yakıt üretilebileceğini, bunun da böyle bir tesisle, Türkiye´nin sıvı yakıt ihtiyacının yüzde 5’ini yerli kaynak ve yerli teknolojiler ile karşılanabileceği anlamına geldiğine işaret eden Ergün, TÜBİTAK MAM Enerji Enstitüsündeki bu teknolojiyi geliştiren pilot tesiste başarılı deneme üretimleri yaptıklarını hatırlattı.
ENERJİ VERİMLİLİĞİ İLE 10 YILDA 140 MİLYAR DOLAR TASARRUF
Türkiye´nin hızla artan enerji ihtiyacına yönelik BTYK’da sunulan son önerinin ise enerji verimliliğimizin artırılması olduğunu belirten Ergün, şunları kaydetti:
“Enerjiyi üretmek elbette önemli ama enerjiyi en verimli şekilde kullanabileceğimiz mekanizmaları oluşturmak da büyük önem taşıyor. Gerekli çalışmalar yapılırsa, 2023 yılına kadar 140 milyar dolar gibi çok önemli tasarruf rakamlarına ulaşmamız mümkün olacaktır.
Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun aldığı bu kararlar, enerji sektörümüz açısından çok önemli sonuçlar doğuracaktır. Şurası çok önemli: Artık Türkiye, gelecekte ortaya çıkacak sorunlarına şimdiden çözüm üretmeye çalışan proaktif bir kimlik kazanmıştır. Bu sorunların çözüm adresi olarak da bilim ve teknoloji politikalarını, üniversiteleri, bilim insanlarını merkeze yerleştirmiştir. Dünkü toplantımızda alınan bu kararların orta ve uzun vadede çok iyi sonuçlar vereceğine inancımız tamdır.”

Gençler üzerinden oynanan oyun

Gezi Parkı eylemleriyle Türkiye daha önce yaşanmış filmi yeniden yaşıyor. Olayların patlak verdiği gün İngiltere’deydim. Daha önce bu köşeden İngiltere’den gezi parkı eylemleri konusunu yorumladım, İngiltere’den olayların nasıl göründüğünü dile getirdim. Bu konuda yazdığım yazı sosyal medya üzerinden ilgi toplamış olacak ki bir çok okurdan mesajlar aldım.
Bu konuda ne yazdığımı gazetemizin internet sitesi  www.gebzegazetesi.com da ki http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4017-ingiltere´den-gezi-parki-eylemine-bakis.html linkinden okuyabilirsiniz. Bir çok ülkede aynı olaylar yaşanıyor. Ancak Türkiye’de ki gibi günlerce sürmüyor. Türkiye üzerinde büyük oyunlar planlandığı için oyun kurucular gençler üzerinden sinsi planlarını gerçekleştiriyorlar.
GENÇLERE YAZIK OLUYOR
Son 60 yıldır Türkiye’de gençler üzerinden oynanan oyunun kısa bir özetini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Başbakan ve Bakanların idam edilmesine neden olan 60 ihtilali bir üniversiteli gencin tank altında ezildiği yalanıyla çıkmıştı. Bu yalan yüzünden gençler sokağa dökülmüş, bir çokları eğitimlerinden ve mesleklerinden olmuştu.
68 kuşağı olarak bildiğimiz gençlik ülkenin büyümesi, özgürleşmesi için inandıkları yolda mücadele etmişlerdi. Gençlerin bu masum isteğine iç ve dış çevreler kullanmış 71 Muhtırası ile 68 kuşağı hapislere tıkılmış, mesleklerinden olmuş eğitimlerini tamamlayamamıştı.
1970-1980 arası ise gençliğimizin kara yılları olarak tarihe geçti. Bugün hiçbir anlam ifade etmeyen Sağ-Sol çatışmaları yüzünden 5 bin 500 gencimiz hayatlarının baharında kör teröre kurban gittiler. 10 binlerce gencimiz eğitimlerinden ve mesleklerinden oldu. Gençlerimiz hayatın baharında işinden aşından olup sokağa itildiler. Bundan sonra 1980 ihtilali gençliğimizi hapislere tıktı, 10 binlerce gencimiz hapislerde yıllarca çürüdüler, sağlıklarını kaybettiler, mesleklerinden oldular, aile yuvaları dağıldı. Olan yine gençliğimize oldu ve ülkenin gelişip büyümesi için canlarını ortaya koyan, fikir ve ideal sahibi gençlerimiz yok olup gitti. 1980 askeri ihtilali gençlerin hayatlarını söndürmekle kalmadı, fikirsiz, idealsiz bir genç nesil yetişmesinin de planlamasını yaptı. 1980 sonrası yetişen genç neslin bir çoğu Milli ve Manevi değerlerden uzak ulusal konuları dikkate almayan, eğlenceye düşkün bir nesil yetiştirmek için her türlü plan ve program uygulandı. Sağcı veya solcu yetmişli yılların gençliği ülkenin kendilerine göre iyi olması için ve insanların özgürlüğü için canlarını ortaya koyarken Seksen ihtilalinden sonra yetişen gençlik ülkeyi tanımaktan, ülkenin yönetimiyle ilgili fikir üretmekten bile uzak hale geldi.
28 Şubat Post Modern darbesinde yine gençlik ön palan çıkartıldı. Gençler üzerinden oyunlar oynanıp tezgahlar kuruldu. Yine gençler karşı karşıya getirilip bu sefer dini değerler ortaya sürüldü. Gençlik üzerinde oynanan büyük oyunlarla bir çok genç değişik bahanelerle Üniversitelerden uzaklaştırıldı, bazı gençler hazır kıta gibi kurşun asker olarak kullanıldı. Yine gençlik üzerinden tezgahlar ve oyunları kurulan 28 Şubatta gençler bedel ödedi.
  GEZİ PARKI EYLEMLERİNDE GENÇLER KULLANILIYOR
Evet Gezi Parkında ki eylemlerin baş mimarları yine gençler. Ülkemizin ve milletimizin geleceği olan gençlik üzerinde yine büyük oyunlar planlanıyor, tezgahlar kuruluyor. Sanki tarih tekrar etmemiş. Sanki 68 kuşağının ödediği bedelleri, 70’li yılların gençlerini kör teröre kurban etmemişiz gibi 80’li yıllardan sonra idealsiz ve fikirsiz bir gençlik yetiştirilmemiş gibi son olarak 28 Şubat darbesinde yine gençlerimizin değişik bahanelerle eğitimleri yarıda kalıp hayatları kararmamış gibi tarih yeniden tekrar ediyor. Keşke daha önce yaşananlardan ders ve ibret alınsa. Gençlerimiz üzerinde oynanan oyunları anlayabilsek. Gezi Parkı eylemleri Gençlik üzerinde oynana oyunun bir başka versiyonu ve bir başka tezgahı. Gençliğimizin bu oyunlara alet olmadan oyun kurucuların oyununu bozacağına inanıyorum. Sizleri dün bu köşede yer alan 80’lik şair dedenin gençlere şiirli nasihati yazısını paylaşıyorum. http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4054-gezi-parki-eylemcilerine-80lik-sair-dededen-nasihat.html
Gebze tavşanlı köyünde oturan 80’ine merdiven dayamış Mehmet Ümit Hoşgör adlı şair dede devri alem programlarının yakın takipçisi. Bizi ziyarete gelip programlarımızı yakından izlediğini ve teşekkür etmek izlediğini söyledi.  Kendisi herhangi birisi değil. 3 binden fazla şiiri olan 16 yaşında şiir yazmaya başlayan bir zamanların iş adamı, şimdinin kültür adamı bir Gebzeli. Kendisiyle uzun söyleşi yaptık. Dedesinin Gebze bölgesinde bin 500 dönüm yeri olmasına rağmen tümü çeşitli bahanelerle ellerinden alınmış. Bugün  şiirlerini kitap yapacak maddi imkana da sahip değil.

Gezi parkı eylemine katılan gençlerine çok güzel bir şiir yazarak şiirle nasihat edip adeta ders vermiş. Şiirini kendi sesinden dinleyip, devri Alem kameralarına kaydettik. Gençlere nasihat şiiri gazetemizin www.gebzegazetesi.com sitesinden kendi sesinden yayınlanmakta. 80’lik şair dede gazetemiz aracılığı ile başbakan Sayın Erdoğan7a da gençleri dinle mesajı gönderiyor. Dayatarak zorla değil, ikna ederek hizmet yapılmalı. Sözü 80’lik şair dedenin Başbakana tavsiyesi. 80’lik şair dede ile yaptığımız söyleşinin geniş özetini Nevin çalışkan7ın kalemi ve Sercan Atalay’ın kamerası ve Ömür Kavran’ın fotoğraf makinesinden sizlerle  paylaşıyorum.

Gebze’nin Tavşanlı köyünde oturan 79 yaşındaki Mehmet Ümit Hoşgör 3 binden fazla şiiriyle dikkatleri çekiyor. Yaşanan Gezi Parkı’nda yaşanan olaylardan esinlenerek yazdığı şiiri vasıtasıyla  tanıdığımız Mehmet Ümit Hoşgör Devri Alem Belgesel Programlarının da müdavimlerinden.  Kendi deyimiyle “Çarıklı Şair” Mehmet Ümit Hoşgör anne tarafı yıllar önce Elazığ Harput’tan gelerek Tavşanlı’ya yerleşmiş. Baba tarafı Tavşanlı yerlisi. Tavşanlı köyünde ziraatçılıkla uğraşan emekli Mehmet Ümit Hoşgör bestelenen şiirlerinin de olduğunu iddia ediyor.

İlkokul mezunu olan ve dilindeki problem yüzünden ortaokulda kendisiyle alay edildiği için okula gitmek istememiş ve bu nedenle okuyamayan Hoşgör, İlk şiirini 16 yaşında aşık olduğu kız için yazan Hoşgör, yine bir kıza yazdığı şiiri “Yasemenler dile gelmiş, Bülbül uçmuş güle gelmiş …” diye yazdığı şiir ile şiir yazmayı alışkanlık haline getirmiş. Bazı  Şiirlerini kendi isteği ile Çetin Öztürk’e verdiğini Çetin Öztürk’ün de başkalarına vererek bestelettiğini söylüyor.

İlk gençlik yıllarında yazdığı şiirlerin taşınırken bir sepet içinde unuttuğu  ajanda ile  otobüste unuttuğunu ve kaybolduğunu söylüyor. Dedesinden yaklaşık  bin 500 dönüm arazileri olduğunu, ancak bir şekilde elinden alındığını, şimdi Tavşanlı köyünde ufak çaplı  hisseli yerleri olduğunu, şiirlerini bastırmak için bile para bulamadığını, geçimini ancak emekli maaşı ile sağladığını belirtiyor.

Devr-i Alem Belgesellerinin takipçisi olduğunu söyleyen Hoşgör, “tarihi mekanları çok seviyorum. Devri Alem Belgeselleri de bu tarihi yerleri bizlere anlatıyor. Çok seviyorum.” Diyor.

Bizlere getirdiği ve televizyondan izlediği Gezi parkı eylemlerinden etkilenerek yazdığı şiirini de paylaşıyor. Oradaki o yakıp yıkmanın doğru olmadığını söyleyen Hoşgör, “ yetkililerle bu çocuklar oturup konuşsun, böyle yakıp yıkarak olmaz” diyerek  şiirini paylaşıyor.

Gençlere nasihat

Yolunu şaşırmış gençlik uçuyor

Barajlar dolu bendin aşıyor

Deryalar sahile fitne taşıyor

Durun  bu memleket bizlerin çocuklar

 

Yakıp, yıkıp, döktünüz milli serveti

Bırakın gitsin uğursuz illeti

 Kaldıramaz artık bu millet zilleti

Durun bu memleket bizlerin çocuklar

 

Bir yanlış için Türkiye yakılmaz

Bağırıp çağırmakla devlet yıkılmaz

Çorak araziye  kazık çakılmaz

Durun bu memleket bizlerin çocuklar

 

Önünü görmeden yol alıyorsun

Belli ki hakkın arıyorsun

Peki benim malı niye yakıyorsun

Böyle mi hak aranır söyleyin çocuklar

 

Utanmıyorsun niye kapattın yüzünü

Mertçe söylesene sözünü niye

 unutuyorsun özünü

Böyle midir hak aramak çocuklar?

 

Sağcısı, solcusu, ortası kenarı

Kurulmuş ortada fitne pazarı

Dokunuyor hepimize büyük zararı 

Yapmayın çocuklar yazık oluyor

 

 Çapulculuk diz boyu her şey duruyor ortada

Bırakın bağırmayı akşam ekmek var mı sofrada?

 Şanlı sancak mı çıktı ortaya?

Yapmayın çocuklar yazık oluyor.

 

 Çadırlar kurmuşsunuz Gezi Parkına

Şöyle bir durup arkana baksana

Yumurtalar çılk çıkı anlasana

Yapmayın çocuklar yazık oluyor.

 

Gençliğimizin bozulduğunu söyleyen 80’lik Mehmet Ümit amca suçun onlara da değil onları yetiştiren bizlerde olduğunu söyleyerek, “dış odaklar aile düzenimizi bozdular. Büyük aileler dağıtıldı. 18-20 yaşındaki çocukları evlendirerek kendi başlarına bıraktık. Bilgi tecrübeyle sabit olur. Ama bunu veremedik. Gençlerimizi yetiştiremedik.” Diyor 5 kız babası Mehmet Ümit Hoşgör. Gençlere ve yetkililere seslenen Hoşgör, karşılıklı konuşarak anlaşılması gerektiğini söyleyerek gençlere ve başbakan Erdoğan’a karşılıklı konuşarak anlaşmalarını tavsiye etti.

Örnek bir vakıf adamı Necati Bay

Vakıf kültürü, vakıf medeniyeti ve vakıf adamı olmak hizmet demektir. Tarih boyu bütün hayır hizmetleri vakıflar tarafından yapılmıştır. İslam medeniyeti tarihine baktığımızda asırlar önce kurulan vakıflar halen mevcudiyetini sürdürmekte. Gebze´de Osmanlı döneminde 19 vakıf kurulmuştu. Bu vakıfların en büyüğü Çoban Mustafa paşa vakfıdır.

Vakıf kurmayı ve vakıf adamı olması teşvik etmeliyiz. Atalarımızı ne güzel söylemiş; “Ne verirsen elinle o gider seninle”. Mal mülk sahibi olan iş adamları ve hayırseverler hayatların da mutlaka vakıf kurmalılar. Eğitim, kültür, hayır, hasenat, sağlık ve toplumsal hizmet yaparak sosyal sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

ÖRNEK BİR VAKIF AZAKLIOĞLU NECATI BAY VAKFI

Cumartesi günü İstanbul’da kurulu bulunan 1968 yılından bugüne binlerce üniversite öğrencisine karşılıksız burs veren Azaklıoğlu Necati Bay vakfının aylık olarak organize ettiği konferansa konuşmacı olarak davetliydim. ‘Bilgi çağında Türkistan Coğrafyasına yolculuk’ başlığını taşıyan konferansında Türk İslam coğrafyası ile ilgili gezi anılarımı konferansa katılan ve Bursa dan 220 öğrenciye konuştum. Vakfın İstanbul Aksaray da ki merkezinde ki konferansa, Akademisyenler ve Öğretim Üyeleri de katıldı. Necati BAY, vakfın kuruluş amacını da ilk kez bizim katıldığımız bu toplantıda, benim teklifim üzerine öğrenciler ile paylaştı. Gerçekten örnek alınacak bir vakıf. Vakfın idare merkezi Necati Bay’ın vefat eden eşi adına vefa borcunu ödemek için kurulmuş, merkez buradan yönetiliyor. Vakfın konferans salonunda ise, her gün öğleyin yemek pişiriliyor ve ücretsiz buraya gelenlere dağıtılıyor. Bu eğitim öğretim yılında 250 öğrenciye her ay 250 lira karşılıksız eğitim bursu verilmiş. Necati Bay’ın hedefi bir vakıf üniversitesi de kurmak. Necatı Bay hayat hikâyesini de öğrenciler ile paylaştı. Dünyaya geldiği Bulancak ilçesinde ki köyünde okul olmadığı için hep eğitim hasrete çekmiş. Ben okuyamadım genç nesil okusun diye malının büyük bir kısmını bu vakfa bağışlayarak bu bursu veriyor. Gerçekten büyük hizmet, büyük vefakârlık birçok kişi ve kuruluş servetlerine servet katıp haram helal demeden insanlara zulüm ederek, kasa keselerini doldururken sayıları az da olsa Necatı Bay gibi vakıf adamları gerçek anlamda hayır hizmeti yapıyorlar. Necati Bay, bizlerinde vakfın meclis üyesi olmamızı teklif etti. Bende her türlü desteği verebileceğimi, hiçbir maddi talepte bulanmadan destek vereceğimi kendisine söz verdim. Buradan tüm okurlarımı tarihi göreve çağırtıyorum. Azaklı oğlu Necati Bay Vakfını yakından tanımak için internet sitelerini sizlere veriyorum. Lütfen bu sitelere girin vakfı inceleyin ve sizlerde böyle bir vakıf kurarak gerçek anlamda sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirin.

 
NECATI BAY VAKFININ KURULUŞ AMACI

Bu vakıf senedinin altında adı, künyesi ve adresi yazılı Azaklıoğlu Necati BAY ve eşi Aynur BAY tarafından Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre bir vakıf kurulmuştur.

Emanetçisi bulunduğumuz bu malları, kurduğumuz vakfa tahsis ederek; dünyanın sonuna kadar satılmadan, bağışlamadan; aşağıda belirttiğimiz gayelerin tahakkuku için bu Vakfı; mütevellilerine, yetişmelerine vesile olacağı vefalı ve hizmetlerinde bulunacağı kadir bilir insanımıza ve hamiyet sever milletimize emanet ediyoruz. Vakfın aydınlık fikriyle yetişecek; ahlaklı, faziletli ve yüksek insanlık değerlerini özümsemiş nesillerin yetişmesine hizmet ve ihtiyaçlarına yardım edilmesinden başka muradımız yoktur
Vakfın amacını tam olarak okumak için http://www.necatibayvakfi.com/Senet.aspx linkine tıklayınız.

AZAKLIOĞLU NECATI BAY VAKFININ KURUCUSU KİMDİR?
Vakfın kurucusu Necati Bay, 1 Mart 1933 yılında Giresun’un Bulancak ilçesine bağlı Demirci Köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Bulancak’ın ileri gelenlerinden Hoca Ruşen Efendi, annesi İstanbul Fatih Medresesi Müderrislerinden Odabaşoğlu Ahmet Efendinin kızı âlime bir insan olan Emine Hanımdır.

Necati BAY, ilk tahsilini anne ve babasının himayesinde almıştır. Kuzköy’de iki sene hafızlık eğitimi aldı. Daha sonra 1950 yılında medrese tahsilini tamamlamak için İstanbul Eyüp Camisi baş imamı Hacı Said efendinin talebesi olarak devam etti. Bir süre eğitim aldıktan sonra trafik kazası geçirerek 36 gün Balat Musevi hastanesinde tedavi oldu. Sonra tahsilini yarıda bırakarak memleketine ailesinin yanına döndü.

1953 yılında ilk eşi Saadet Hanımla evlendi. Bu evlilikten iki oğlu ve iki kızı dünyaya gelmiştir. 1955 – 1957 yılları arasında vatani görevini tamamladıktan sonra memleketine dönerek ticaret hayatına atıldı. 1976 yılının sonlarında memleketinde devam ettiği ticaret hayatını İstanbul’a taşınarak, burada çeşitli ticari araçların alım satımını yaparak, başarılı bir ticaret hayatı sürdürdü. Aynı zamanda gelirinin bir kısmını ihtiyaç sahibi ve başarılı talebelere eğitim bursu olarak vermeyi ihmal etmedi.

İstanbul’da kurulan Giresun Kalkındırma Vakfının ilk kurucularından oldu. Çeşitli vakıfların ilim irfan meclislerinde bulundu. Hep özlemini çektiği; ileride bir vakıf kurarak, özellikle memleketinde başarılı olan ancak ekonomik sebeplerden dolayı okuma imkânı olmayanlara yardımcı olmaktır.

İleride kuracağı vakfının ilk temellerini Bulancak ilçesinde bulunan arazisinin üzerine öğrenci yurt binası yaparak atmıştır. Daha sonra Azaklıoğlu Necati Bay Eğitim Kültür Sosyal Yardım Vakfı’nı kurmuştur. Böylece hayalini kurumsal kimliğe büründürerek sonsuza kadar bu vakfın devam etmesi için gereken maddi varlığını vakfa tahsis etmiştir. Bu vakıf kanalı ile değişik üniversitelerin çeşitli bölümlerinde öğrenim görmekte olan, yılda ortalama 220 öğrenciye eğitim bursu vermektedir.

Evet bugün sizlere örnek alınacak bir vakfı ve vakıf adamı Necati Bay ı tanıtmaya çalıştım. 1968 yılından beri binlerce öğrenciye karşılıklı burs vermiş. Yaptığı hizmetinde kimseler tarafından da duyulmasını istemeyen bir isim. Tüm okurlarımdan Necatı Bay’ı kendilerine örnek almalarını istiyor. Gerçekten anlamda bir eğitim gönüllüsü olan Vakıf adamı Necatı Bay’ın ellerinden öpüyor, selam ve saygılarımı arz ediyorum.

Vakıfla ilgili ayrıntılı bilgi için http://www.necatibayvakfi.com internet sayfasını inceleyin