Avrasya’da Devr-i Alem Kitabı çıktı

 

avrasyada-devri-alem

avrasyada-devri-alem-kitabi

İsmail Kahraman’dan kültür dünyamıza ışık tutacak bir kitap daha okurlarıyla buluşuyor. Avrasya Devr-i Alem Kitabı  internet üzerinden yayınlanmaya başladı.

Avrasya sadece iki kıtanın ifade ettiği bir kelime değildir. Avrasya, tarihtir, kültürdür, medeniyettir, bizi biz yapan kültür coğrafyamızın ta kendisidir. İlim, irfan, gönül sultanlarının yetiştiği diyardır. Asya’ya ruh veren Mevlanalar, Şahı Nakşibendiler, Farabiler, İbn-i Sinalar ve daha bir çok ilim fikir gönül sultanının yetiştiği coğrafyadır.

Karabalgas, Karakurum, Semerkand, Buhara, Taşkent, Kaşgar, Urumçi, Merv, Belh ve Nişabur şehirlerini anlamadan, oraları gezmeden, Asya’nın kültür tarihimizdeki yeri ve önemini  anlayamayız. Güneşin Batıdan doğduğu yer anlamına gelen Horasan medeniyeti Coğrafyası ; Iran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ülkelerini ve bu ülkelerdeki kültür ve medeniyet tarihimizin izlerini anlayıp dinlemeden Avrasya hiç anlaşılmaz.

Avrasya’nın sınır çizgisi ve haritası çok farklı.  Herkes kendine göre bir Avrasya  haritası çizebilir.  İsmail Kahraman herkes  tarafından  Avrasya Ülkeleri olarak kabul edilen  Türkiye, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan,İran, Gürcistan, Beyazrusya, Moldova, Azerbaycan, Moğolistan, Ukrayna, Ermenistan, Afganistan ve Balkan ülkelerini gezerek  bu kitabı hazırladı.

Kitabı ücretsiz indirmek veya okumak için tıklayın…

avrasyada-devri-alem-kitabi

Sarıkamış şehitlerine vefa

Sarıkamış harekatının 99. Yıldönümünde Sarıkamış şehitleri için Kur’an hatmi okuma kampanyası başlattık. 22 Aralık 1914’te başlayıp 5 ocak 1915’te sona eren ve 90 bin askerin şehit olduğu on binlerce  askerin Sibirya esir kamplarına düşdüğü Sarıkamış şehitleri ile ilgili tüm okurlarımızı Kur’an hatmi okumaya ve  fatiha ile şehitlerimizi anmaya davet ediyoruz. Sarıkamış Şehitleri ile ilgili ilk ve en kapsamlı belgeseli, 2003 yılında Devri Alem Belgsel TV program yapımcısı İsmail Kahraman hazırladı. İsmail Kahraman 2013 yılında da Sibirya bölgesine giderek Rusya’daki esir kampları ile ilgili araştırmalar yaptı. İsmail Kahraman’ın yaptığı araştırmalar ve çektiği belgeselleri sanal medyadaki

http://www.belgeselyayincilik.com/genel/sibiryada-devr-i-alem

http://www.belgeselyayincilik.com/genel/sibiryada-devr-i-alem
http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/sarikamis-sehitlerini-unutmayalim-2 sitelerimizden takip edebilirsiniz.

Neredesin ey insanlık!

İnsan olmak ne kadar büyük bir nimet. Yaratılanların en şereflisi , en güzeli ve en değerlisi… ancak bu güzelliği yok etmek isteyenler yine insanlar. Önemli olan güzelin, doğrunun ve iyinin yanında olmak. Hakkı tutup kaldırmak. Suriye’de büyük bir felaket yaşanıyor. İnsanlık bu felakete seyirci. Canlı canlı insanların vahşice öldürülmesine sadece seyirci kalıyoruz. Açlıktan ölen insanları seyrediyoruz. Bu manzara karşısında sesini yükselten değim yerindeyse bize insanlığımızı hatırlatan bir feryat sesi ulaştı. Mardinli bir öğretmenin feryadı. Öğle içten yazılmış feryat ki duyanlar, okuyanlar insan olduğunu hatırlıyor.. öyle bir feryat ki insan olduğunu unutanlara bir tokat gibi iniyor, insan olmanın şuuruna erdiriyor. Bugün köşemi “NEREDESİN EY İNSANLIK!” feryadının dünyayı titreten bir mektuba ayırıyorum.

Bir öğretmenin Suriyeli kardeşleri için feryadı

İnsanlık bitmemiş . İnsanlığını hatırlayanlar var. “Kardeşi açken tok yatan bizden değildir” hadisi şerifi ilke edinmiş düşkünlere, acizlere yardım eden insanların olduğunu görmek insanı mutlu ediyor. Son bir haftadır Suriye ile ilgili Suriye’de ki sığınmacılara yönelik  yardım yapmamız gerektiğini yazıp durduk. Bu yazılarımız uzaklardan okuyan Mardin’de öğretmenlik yapan duyarlı bir hanımefendi öğretmen tarafından Suriyeli sığınmacıların dramını anlatın bir mektup aldık. Aldığımız mektubu sizlerle paylaşıyorum. Bu mektubu okuduktan sonra siz okurlarımı da vicdan muhasebesine davet ediyorum. Suriyeliler için mutlaka bizlerde yardım yapalım.

MARDİNLİ ÖĞRETMENİN SURİYE FERYADI

Nerden nasıl başlayacağımı tam olarak bilemiyorum. Beynim ve ruhum o kadar yorgun ki. Hep dışarıdan o cam ekranda izlediğimiz hayatın gerçek olması ve yüzüme bir tokat gibi çarpması belki de bu kadar sarstı beni. Canım acıyor hem de çok. 2 gündür sebepsizce gözlerim doluyor o insanların çaresizliği, bizden bir umut bekler gibi bakan o gözleri aklımdan çıkmıyor. Sanırım bir sürü duyguyu aynı anda yaşıyorum acı, hüzün, çaresizlik, öfke, kızgınlık ve kırgınlık. Evet, hepsini ve belki de daha fazlasını aynı anda yaşıyorum. Belki de bundan dolayı bu kadar çok canım acıyor. Neden diyorum her şeye neden? Neden bu insanlar yuvalarından çıktı dillerini kültürlerini ve hiçbir şeylerini bilmedikleri bir memlekette yaşamak (tabi eğer bunun adı yaşamaksa)zorunda bırakıldı. Buna sebep olanların hali nicedir eminim. Bir de neden diyorum neden sahip çıkamıyoruz. O kadar lüks şatafat peşinde koşarken, dolaplarımız kıyafet ayakkabı dolu olmasına rağmen hala utanmadan bir şeyim yok deyip (sözde) indirimlerden bir şeyler daha almalıyım diyoruz. Bitmek bilmeyen bir alma sevdası tüketim çılgınlığı var hem de hepimizde. Her şeyin en iyisine en lüksüne sahip olma hırsı hiç bitmiyor. Arabada, evde mobilyada daha saysam bu liste o kadar uzar ki. Keşke eski zamanlarda ki o merhamet dolu israftan kaçan cetlerimizden biraz örnek almaya çalışsak. Belki biz bu kadar bencilce yaşamasak üstümüz de bu kadar çok kara bulut dolaşmaz. Bize oynanan oyunların farkında oluruz.

Bir de kızgınlığım, kırgınlığım bize kanaat önderliği yapan kişilere, başımızdakilere, devletimizi yönetenlere ve medyaya. Türkiye’de yaşanan en basit olay bile TV de haberlerde gösteriliyor.  Ya da seçim zamanı daha gelmeden her yer afişlerle kaplanıyor boy boy her şekilde. Ama Suriye olayına yeteri kadar yer verilmediğini düşünüyorum. Milleti, dini, dili ne olursa olsun onlar insan. Sırf insan oldukları için bile insanca muameleyi hak ediyorlar.

2 gün önce akşam eşimle haberleri izlerken gördüm. Mardin’inin Kızıltepe ilçesinde 150 kadar çadır varmış. 3 bölgeye yerleşmişler. Mardin Midyat ta ki Suriyeliler için hazırlanmış kampa daha götürülmeyen aileler bu çadırlarda kalıyordu. Yardım yapan 2 kişiyi gösteriyordu ekmek ve sıcak çorba dağıtıyorlardı. Sadece 2 dakika gördük haberi. Uzun süredir Mardin de yaşamama ve Kızıltepe ye sık gidip gitmeme rağmen bu çadırlardan haberimiz yoktu. Çadırlardan bir kısmının yerini öğrenip sabahında oraya gittik kadar feci bir manzara ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Giderken bir miktar para ve birazda çocuklara dağıtmak üzere marketten bir şeyler hazırladık. Yaklaşık 50 tane kadar çadır vardı tabi bazılarına çadır bile denmez. Kapı diye bir örtü örtmüşler ve içinde çamurun yani toprağın üstünde oturuyorlardı. Ben yanlarına yaklaşınca önce çocuklar ve kadınlar yanıma geldi. İnanamadım ben üstümde manto ve botlarıma rağmen titriyordum onlar yalınayaktı küçücük çocuklar yalınayak. Ben sıcacık evimde yavrum üşüdü diye korkarken onlar yalınayaktı ve incecik bir badi vardı üstlerinde. Onlar da ana onlar da yavru. O anda boşaldım zaten hem ağladım hem bir şeyler vermeye çalıştım. Ve o gün boyu ağladım. İnsanlığımdan utandım her şeye herkese kızdım. Canım yandı.

Öyle mutlu oldular ki. Anlaşamıyorduk, dillerimiz aynı değildi ama yürekler aynı şeye atıyordu. Allah dediler hep Allah. Yaşlı bir teyze ellerini sema ya doğru kaldırarak dua etti öyle içten öyle samimiydi ki hiç yapmacıklık yoktu. Rabbim o güzel yürekli insanları memleketlerine vatanlarına bir an önce kavuştursun inşallah. Bu olmadı dedim eşime bir şeyler yapmalıyız. Eşe dosta haber verelim bir şeyler toplayıp gidelim arkadaşlarımızı da götürelim istedik. Çünkü herkesin böyle bir tokada ihtiyacı var eminim. Şükretmek için ne çok sebebimiz olduğunu anladık. O gün oradan çıkınca eşya topladım ne olursa. Arabamızı tamamen doldurduk. Bugün sabah 8.00’da oraya gittik. Hep kafamız da bir acaba vardı ya beğenmezlerse doğru ya belki de almazlardı. Vardığımızda her yer kardı ve ayazdı. Yere çok büyük bir naylon serdim daha üstüne eşyaları koymaya çalışırken üstümüze koşmaya başladılar. Arabadan kendileri aldılar. İnanır mısınız yerdeki naylonu bile almışlardı.

 Bitti! Tek diyebildiğimiz eşimle bu kelimeydi.  Bir çocuk boynuma sarıldı ve ayaklarını gösterdi yalınayaktı. Kar ve çamur olmuş ayaklarını gösterdi. Çaresizliği yaşadım o an sadece ayağımdaki botları çıkarıp ona verebildim ve çaresizce bakıştık. Rabbim kimseyi yoklukla sınamasın. Çok zor. O kadar sefilliğe rağmen yine de çok asil insanlar bunu çok net anladım. 2 kere tanıştım ellerini tuttum yan yana durduk sarıldık. İnanır mısınız hiçbir zorbalık yapmadılar. Erkekler hep biraz geride beklediler. Yaşlı amcalar hep biraz geriden anlatmaya çalıştılar dertlerini. Güzel insanlardı hem de çok. Ben geç tanıştım onlarla bugün devletin ayarladığı otobüslerle kampa götürüleceklermiş. Biraz buruk bir sevinç oldu. Uzun zamandır orda o sefilliğin içinde soğuk hava ve zor şatlar altında yaşamaya çalıştılar. Bundan bizim ve çevremizdeki kimsenin haberi olmadı. Keşke ilanlar afişler bastırılıp Mardin ve civar iller de dağıtılsaydı. Keşke televizyonlarda daha çok haber yapılsaydı. Keşke…  Ve herkes yaşanan bu insanlık dramının farkında olabilseydi. Onlar 1 çift çoraba bile muhtaç kaldılar eski yeni fark etmez. Şimdi inşallah kamp yerinde biraz daha rahat edecekler. En azından daha insani şartlar altında yaşayacaklar. İnşallah bu süreç kısa olur ve kendi topraklarına en kısa zamanda dönerler. Mardin’den ayrılana kadar eşya toplayıp kampa götürüp ellerimle vermek niyetindeyim. Bundan sonra da sivil toplum kuruluşları ile devamlı irtibat halinde olmak istiyorum. En azından elimden ne gelirse yapmak istiyorum.

Aynı zamanlar da Saygı değer babam da Suriyelilere yardım etmeye çalışan bir derneğe destek olmaya çalışıyormuş. İkimizde birbirimizden habersiz Suriyeli kardeşlerimize bir şeyler yapma çabasındaymışız. Böyle dernekler bizim için çok büyük bir şans onu anladım. Taş atıp kimsenin eli yorulmuyor yeni eşya alamasak bile en azından 2 tane ayakkabımızdan birini o kardeşlerimize verebiliriz. Çok zor bir şey olduğunu sanmıyorum. O insanların halini görünce İstanbul da ya da diğer şehirlerde ki fakir kavramını yeniden değerlendirmek gerektiğini anladım. Neye göre kime göre? Emin olun Suriyelilerin halini görünce önceden yardım etmeye çalıştığım insanların aslında çok iyi durumda olduğunu anladım. Eğer imkânınız varsa Gaziantep’e veya Mardin’e gelerek kendi gözlerinizle görün o insanların halini sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Böyle bir yazı yazma niyetinde değildim ama babam rica edince onu kıramadım. Çok doluyum Eğer sürç-i lisan ettiysek affola. Hayırlı günler…

TÜM KURUM VE KURULUŞLARI YARDIMA DAVET EDİYORUM

Evet mektup bu cümlelerle bitiyor. Mektubu bir iki kez okudum. Evde eşim ve çocuklarımla bir kez daha okuduk.

 Dün Gebze’den Suriye’ye yardım köprüsü kuran Endülüs Kültür ve Yardımlaşma derneğinin basın toplantısına katıldım. Orada mektubu  Gebze Kamuoyunun yardım ve sosyal faaliyetleriyle yakından tanıdığı İşadamı ve dernek yönetim kurulu üyesi Halim Yazıcı’ya verdim. Sayın Yazıcı  da bir kez de  basın mensuplarına okudu. Mektubu okurken  duygulu anlar yaşandı. Ne kadar içten, ne kadar sitem yüklü bize insanlığımızı anlatan bir mektuptu. Bu mektubu yazan hanımefendi öğretmeni bizlere insan olduğumuzu hatırlattığı için candan tebrik ediyorum. İsteğim bu mektuptaki feryadı bir çok kurum ve kuruluşumuz duyar. Lüks ve israf içerisinde yüzen göstermelik toplantılara milyarlar harcayan derneklerimiz duyar. Suriyelilere  onlarda insanlık adına yardım elini uzatırlar. Resmi ve özel tüm kurum ve kuruluşları Suriyeliler başta olmak üzere tüm düşkün ve fakir insanları yardıma davet ediyorum.

+++++++++++++

Endülüs derneğinin basın toplantısı

Endülüs Derneği’nin Suriyeliler için başlattığı ve bugüne kadar 6 tır giyecek ve yiyecek maddesinin götürüldüğü yardım kampanyası ile ilgili düzenlenen  basın toplantısına Dernek Başkanı Hasan Burgaz, Dernek yönetim Kurulu üyesi Halim Yazıcı, Suriye’den gelen İzzet Müslümani çok önemli açıklamalar yaptılar. Konuyla ilgili ayrıntılı gazetemiz ve internet sitemizde yayınlanmakta.

Elektrik Kesintisi ve Suriye ye yardım eli..

Dün sabah gazeteye geldiğimde elektrik kesintisi nedeniyle kaloriferler yanmıyor, klimalar çalışmıyordu. Daha önce de Cumartesi günkü kesinti kışın zor geçeceğinin bir göstergesiydi.

Pazartesi günkü manşetimiz SEDAŞ ve PALGAZ’ın bölgemizden sadece para   kazanıyor. Yatırım yapmadığını gündeme getirdik.  Pazartesi günkü kesintide işin tuzu biberi oldu. Kar ve soğuk havalar yeni geldi. Kesintilerin ardı arkası kesilmeyecek, 20 yıl önceki elektrik kesintilerini sürekli yaşayacağız. Tam bu satırları yazıyordum ki “dıttt” diye bir ses…Ve elektrik nihayet gelmişti. Yaklaşık bir, bir buçuk saat sonra gelen elektrik bizleri coşturdu. Kaloriferimiz, klimalarımız ve  bilgisayarlarımız çalıştı. Üzerimize giydiğimiz paltomuzu ve  beremizi çıkarmaya başladık.

Acıtasyon yapmıyoruz. Gerçekten durum vahim , gerçekten elektrik olmayınca hayat duruyor. Elektriğin ne kadar önemli olduğunu kesinti olunca daha iyi anlıyoruz. Başta enerji bakanı olmak üzere toplantıdan toplantıya bölgemize gelen Bilim Sanayi ve Teknoloji bakanı Nihat Ergün’ü, milletvekilleri valimizi, Büyükşehir Belediye Başkanı  ve tüm ilgilileri göreve davet ediyorum.

SEDAŞ VE PALGAZ İLE İLGİLİ GENİŞ ÇAPLI ARAŞTIRMA YAPILSIN

Yapmaları gereken yatırımların neler olduğu ortaya çıkartılsın. Ne kadar yatırım yaptıkları ve ne kadar kazandıkların kamuoyuna açıklansın. Bölgemizdeki elektrik kesintisinin nedeni genel kesintiden daha çok, yatırım  yapılmaması ve hatların eski olması yüzünden … Yetkililer bu soruna çözüm bulmalı aksi takdirde çok daha büyük sorun ve sıkıntılar yaşayacağız.

SURİYELİ SIĞINMACILARA NEDEN YARDIM YAPMIYORUZ?

Elektrik kesilince parkemi ve beremi giyerek soğuktan kendimi korumaya çalışırken daha önce de yazıp gündeme getirdiğimiz Suriyeli sığınmacılar aklıma geldi. Allah’tan Gebze’deki değerli işadamı dostum Halim Yazıcı bey kullanılmış eşya ile ilgili her evden bir battaniye istemişti. Bu kampanyaya bizde gazete olarak her türlü destek olacağımızı duyurmuş, gazetemiz ve sosyal medya aracılığı ile gündeme taşımıştık. Türkiye gerçekten Suriyeli sığınmacılara fazla sahip çıkmadı. Başta siyasi destek verdik. Çadır kentler kurduk. Fakat sonra unutuverdik. Yabancı bir heyet gelirse kamplar haber oluyor. Aslında orda büyük bir dram yaşanıyor. Sabah Halim Yazıcı bey ile görüştük. Herkesi bu kampanyaya destek olmaya çağırdı. Temiz kullanılmış eşyaları da kabul ettiklerini söylediler. Gerçekten Halim Beye teşekkür ediyorum. Çok büyük bir hizmet. Herkes ve her kurum bu kampanyaya katılabilir ve kendisi kampanya düzenleyebilir. Mardin’de İngilizce öğretmenliği yapan öğretmen telefonla aradı. Adeta feryat ediyordu. Yeni Suriyeli sığınmacıların geldiklerini çocukların yalınayak olduğunu, öğretmen arkadaşlarıyla birlikte kamplara yardım götürdüklerini ve insanların çaresizliği karşısında ağladıklarını söylüyordu. Yazımızı okuyan  öğretmenlerle Suriyeli mültecileri ziyaret eden ve duygularını bizlerle paylaşan İngilizce öğretmenin yazısını yarın sizlerle bu köşeden paylaşacağımı.

Evet hemen yanı başımızda bu dram yaşanıyor. Fazla uzaklarda değil. Mardin, Urfa, Gaziantep ve Hatay illerimizin sınırlarındaki Suriyeli sığınma kamplarında bir insanlık ve felaket yaşanıyor. Suriye’de bir vahşet hakim. Savaştan çok soykırım uygulanıyor.  Onlar bizlerin kardeşi… kardeşten öte komşumuz ve insanlar. “Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir” diyor peygamber efendimiz.

Elektrik kesildi diye donduk ve üşüdük. Suriye’de yıllardır elektrikler yok .. savaş değil soykırım yaşamıyor. Kadın, çocuk ve siviller ya savaşta ölüyor veya açlıktan ölüyorlar.

 İster Kürt ister Türk, ister Sünni ister Alevi… Suriye’de ki herkese yardım etmeliyiz. Suriye gerçekten kan ağlıyor. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, sivil insanlar … Tam bir soykırıma tutuluyor. Amerika ile Rus ve Çin arasındaki pis bir savaşa kurban gidiyor. Sözde medeni geçinen dünyanın gözü önünde kimyasal zehirlerle toplu katliamlar yapılıyor. Suriye’de yaşanan bu katliama sadece seyirci kalıyoruz. Devlet ve hükümet olarak işin başında verilen tepkilerin yerini sessizlik aldı. Türkiye , deyim yerinde ise ABD ve batılılar tarafından kandırıldı. Olanlar oradaki insanlara oluyor. Hiç olmazsa bizler onlara bir battaniye vererek sahip çıkalım. Tüm okurlarıma Gebze’de başlatılan battaniye, giyecek ve giyecek kampanyasına yardım etmeye davet ediyorum.

 ***

Suriye’ye yardım edelim

Gebze’nin öncü sivil toplum kuruluşlarından Endülüs Derneği, anlamlı bir çalışmaya daha imza atıyor.. Geçmişte Suriye, Mısır, Filistin ve Somali’deki  yardıma muhtaç müslümanlar için  yardım kampanyaları düzenleyen Endülüs Derneği, Suriye’deki müslümanlar için de kampanya başlattı. Gebze Endülüs Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Suriye için başlattığı yardım kampanyasını gazetemiz de yayınlarıyla destekliyor “Suriye’nin bu kış yardıma ihtiyacı var, destek ol” sloganıyla yardım kampanyası başlatan Endülüs Derneği, Gebzelileri destek olmaya çağırdı.  Esed Zulmü altında yaşayan ve hayatlarından endişe eden müslümanlar için harekete geçen Endülüs Derneği, daha önce yola çıkan birinci yardım tırından sonra ikinci yardım tırını da  Suriye’ye gönderecek. Vatandaşyar kışlık elbise, ayakkabı, battaniye ve ilaç yardımı yapabilecekleri gibi nakdi yardım da da bulunabilecek.

Gebze Merkez Temsilcisi:

 İsmail Şahin: 0 535 360 18 49

Darıca İstasyon Temsilcisi:

 Vedat Altun: 0 542 315 59 41

Darıca Osmangazi Temsilcisi

 0 535 327 46 76

Çayırova Yenimahalle Temsilcisi:

İbrahim Sarıtoprak:

0 532 460 36 65

Gebze Beylikbağı Temsilcisi:

 Harun Özdemir:

Siyasi kavgalar ve Mevlana ruhu

Yerel seçim için siyasi kavga tüm hızıyla devam ederken, Mevlana’yı anma günü etkinlikleri de yapılmakta. Siyaset, çok zor ve çok sorumluluk isteyen bir iş, siyaset ve Mevlana kelimelerini yan yana getirdiğimizde ne kadar büyük zıtlıklar ortaya çıkmakta. Aslında insana hizmet etme sanatı olan siyaset, bugün çok farklı algılanmakta.

Hemen buradan siz değerli okurlarıma sormak istiyorum. Siyaset deyince ne anlıyorsunuz. Aklımıza siyaset deyince kötü sıfatlar gelmekte. Siyaset, Türkiye de en zor mesleklerin başında geliyor. Siyasete girmeden önce çok temiz pırıl pırıl olan birçok insan kendini dağıtmakta, birçok üzücü olaylara katılmakta. Aslında bu insanı o kötü yollara yakın çevresi ve arkadaşları itmekte.

30 yıldır aktif gazetecilik yaşamımda nice anlı şanlı siyasetçiler gördüm. Nereden nereye geldiklerine şahitlik yaptım. Güzel bir atasözümüz var ne oldum değil, ne olacağım demeli. Nice siyasetçilerin daha sonra düştükleri durum, sırtında taşıdığı insanlar tarafından kötülenmesi, rant işlerine bulaşmaları ve en önemlisi bir hizmet makamı olan siyasi makamın kişisel ve yakın çevreye peşkeş çekilerek, kul hakkına tecavüz edilmesi. Bu yüzden Başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları ve siyaset arenasında görev yapan birçok insanın siyaseti bıraktıktan sonraki acı durumları beni hep düşündürmekte, neden siyasilerimizin bu durumdan ders almadıklarını üzülerek sorgulamaktayım

BAŞKAN ADAYLIĞI YARIŞI

Yıllarca birlikte omuz omuza siyaset yapan insanların siyasi makam hırsı uğruna nasıl birbirlerini yok etmeye çalıştıkları, şikâyetler, iftiralar, gam bazlamalar, belden aşağıya vurmalar ve yok etme taktikleri gerçekten siyaset kültürümüzün oluşmadığını göstermekte. Hele bugün, değil bir şehri, evini ve işyerini idare etmekten aciz birçok insanın belediye başkanlığı ve meclis üyeliğine talip olması ise cahil cesaretini göstermekte. Yakın çevremiz başta olmak üzere, Türkiye genelindeki başkan adaylığı yarışına bir bakalım. İnsanlar nasıl birbirini düşman haline geliyor, siyasi makam uğruna ne kalplar kırılıyor, Ne dostluklar bitiyor. Gerçekten siyasetçi olmak, insana hizmet sanatı olan siyasete girmek, bu toz duman ortamında birçok insanı derin derin düşündürmekte.

Siyasetçiler Mevlana hoşgörüsüne sahip olmalı

Siyasetin bütün kuralsızlığı ile acımasızlığını gösterdiğin bugünlerde 17 Aralık Şebu Arus ve Mevlana’yı anma günlerini siyasetçilerimiz fırsat kabul etmeli. Mevlana’nın özlü sözlerini bir kez daha okumalı. Değim yerinde ise, Mevlana ruhunu siyasete hakim kılmalıdır. Adaylar belli olacak. Partiler arasındaki siyasi yarış, seçimlerden sonra bitecektir. Gerek adaylık ve gerekse de seçim esnasında kırılan kalpler yıkılan gönüller, kurşun yarasından daha ağır olan dil yaraları hep için için sızlayacaktır. Bu yüzden Mevlana’nın anma etkinlikleri yep yeni bir ruhla gündeme getirilmeli, özellikle siyaset yarışında olan insanlarımız Mevlana ruhunu siyasi ortamda da yaşatmalıdır.

BEHTEN KONYAYA MEVLANA YOLU

Mevlana’yı anma etkinlikleri düzenleniyor. Hepsi birbirinin kopyası adeta birçok kültürel değerimiz gibi Mevlana ekonomik ve diğer rantlara alet ediliyor. Mevlana’yı yeniden anlamak ve anlatabilmek için Mevlana’nın dünyaya geldiği Bugünkü Afganistan’ın Belh Şehrine gitmek gerekiyor. Yıllar önce bu bölgede belgesel çekerken, bir suikast’e kurban giden Afgan liderlerden Burhanettin Rahmani “ Biz Afganlılar olarak, Mevlana gibi gönül sultanlarının nasihatlerine kulak verseydik, Afganistan bugün insan kaynakları, yer altın zenginliği ve stratejik konumu itibariyle Dünyanın lider ülkesi olurdu. Bizim ülkemiz bugün kan ve savaşın çizmesi altında inliyor ise, Mevlana ruhundan uzaklaşmamızdan “ diye söylüyordu.

İslam coğrafyası bugün iç savaşlar terör fakirlik ve cehaletin pençesi altında inliyor. Bilgi ve bilişim çağından çok uzak bir durumda. Türkiye deki genel durum ise, diğer ülkelerden hiç farklı değil. Partiler ve siyasi liderler arasındaki kavgalar, cemaatlerin birbirine karşı tutumu, fikirler arasındaki ayrılık, kavga ve düşmanlıkları ufkumuzu kararmakta. Bir de seçim yarışlarının başlaması, yerel seçimlerden sonra, Cumhurbaşkanlığı ve muhtemelen yapılması düşünülen Milletvekilliği erken genel seçimleri 2014 yılını hareketli geçirecektir.

Başta siyasilerimiz olmak üzere, herkes sorumluluğunun bilincinde olarak, makam ve mevki hırsı ile rakiplerini yok etmeden Mevlana hoşgörüsüne sahip olmalı. Siyasiler bunu yapmazsa biz kendi bünyemizde bunları yapmalıyız. Gelin kendimizi bir iyilik yapalım, her hâlükârda Mevlana ruhunu içimizde yaşatalım. Siyasi kavgalardan uzaklaşıp makam ve mevkiimizi insanların kalbini kırmadan hoşgörü ortamında kul hakkına tenezzül etmeden icra edelim. Büyük Yunus’un dediği gibi Vurana elsiz, şöene dilsiz olalım. Gelen tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim. Dünyanın fani olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Mevlana’nın anma etkinliklerin organize edildiğini bugünlerde Mevlana ruhunu içimizde yaşatalım

Mevlana ile ilgili olarak daha önce yazdığımız yazıları www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayinciyik.com adresinden okuyabilirsiniz

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI’YI ANMA TOPLANTISI

 Gebze bölgesinde bulunan Erzurum Derneğinin organize ettiği, Erzurumlu İbrahim hakkı Hz. Anma toplantısı o büyük ilin ve gönül insanı İbrahim Hakkı Hazretlerine tam olarak laik olamadı. 10 binlerce Erzurumlunun bulunduğu Gebze bölgesinde Salon tamamen dolması gerekirdi. Hatta bu toplantı Kapalı Spor Salonunda yapılması gerekirdi. Ancak Osman Hamdi Bey Kültür merkezide tam olarak dolmadı. İbrahim Hakkı fikrini de tam olarak Gebze bölgesine de yansıtamadık. Gebze bölgesindeki Erzurumlular bile tam olarak bu salona neden gelmedikleri sorgulanmalıdır. Yine bu siyasetin bütün çirkinliklerini icra edildiği bir dönemde İbrahim Hakkı Hz fikirlerine ve nasihatlerine büyük ihtiyacımız var. Başta Erzurumlular Derneği olmak üzere, tüm Erzurumlular Kendilerini hesaba çekmeli. Bu büyük zatı daha nasıl anlatabiliriz, fikirlerini daha nasıl insanlar üzerine hâkim kılabiliriz sorusuna cevap aramalıdır. Her şeye rağmen bu anlamlı toplantıyı organize eden Erzurum derneğine teşekkür ediyorum. Yazımı, Erzurumlu İbrahim hakkı Hazretlerinin bir sözü ile bitirmek istiyorum.  ‘Hak şerleri hayreyler, arif anı seylerler, Mevla’m görelim neyler, neylerse güzel eyler

Evet, sonuç olarak öyle veya böyle hayat gelip geçiyor. Önemli olan Gök kubbede hoş seda bırakmak

Eğitim kurumlarında Mevlana yılı

17 Aralık Şeb-i Aruz Mevlana’yı anma günü olarak kutlanmakta. Bir çok yerde Mevlana ile ilgili anma etkinliği düzenlenecek. İlk kez Kültür Bakanlığı Konya dışında İstanbul’da da anma günü organize ediyor. Ancak farklı bir açılım ve farklı bir anlayışla Mevlana toplantıları organize edilmeli. Özellikle eğitim gören gençlerimize Mevlana hoşgörüsünü anlatmalıyız.

Bilişimin yaygınlaştığı, sanal medya ve TV dizilerinin gençlerimizi tehdit ettiği bir dönemde  gençlerimizin Mevlana ruhuna ihtiyaç var. Vurdulu kırdılı diziler, aile hayatını yok eden filmler özellikle eğitim gören gençleri tehdit ederken Devlet gençleri korumaya yönelik hiçbir şey yapamamakta.

Biz, öncelikle kendi bilgimizin artması için Mevlana’nın fikirleri, Mesnevisi ile ilgili araştırmalar yaptık. Hiç unutmuyorum. Mevlana’nın Arapça ve Farsça basılmış nüshasını 1980 yılında kütüphaneye kazandırdım.  Bugün kütüphanemde en değer verdiğim kitaplardan birisi orijinal baskılı Mevlana’nın Mesnevi’sidir. O mesneviden yararlanarak Mevlana’nın dünyaya geldiği bugünkü Afganistan’ın Belh kentine giderek Mevlana’nın doğduğu evin belgeselini çekerek bir çok TV kanalı ile paylaştım. Mevlana Belgeselini www.gebzegazeesi.com.tr adresinden izleyebilirsiniz.

Gençlerimizi en iyi koruma yolu Mevlana gibi şahsiyetleri, onların ideal ve fikirlerini gençlerimize anlatmak ve tanıtmaktan geçmekte. Buradan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim bakanı Nabi Avcı ve TBMM Kültür ve Eğitim komisyonu başkanı Sayın Fikri Işık’a büyük görev düşmekte. Her yıl Mevlana gibi bir değer okullarımızda anlama ve anlatma noktasında çalışmalar yapılmalı. Örneğin 2013-2014 eğitim yılı Mevlana’yı anlama ve anlatma yılı ilan edilebilirdi.

Yine geç kalınmış değil. Tüm eğitim kurumlarımız Mevlana ile ilgili çeşitli yarışmalar, tiyatro gösterileri ve diğer etkinliklerle Mevlana ruhunu gençlerimize anlatıp, gençlerimizde hoşgörü fikrini geliştirebilirler. Buradan sizleri Mevlana’nın sözlerinden derlediğimiz, “Mevlana’dan hikmet dolu özlü sözlerle baş başa bırakıyoruz.

Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana…

Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..

Genişlik, sabırdan doğar.

Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymak.

Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.

Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

 Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.

Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.

Doğruluk, Musa´nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.

Dert, insana yol gösterir.

 Sabır, genişliğin anahtarıdır.

 Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur.

Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek.

Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel

İster kafir, ateşe tapan, putperest ol yine gel

Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir

Yüz defa tövbeni bozmuş olsun da yine gel.

Ya olduğun gibi görün,

Ya da göründüğün gibi ol.

“Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.”

Sen, değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin.

Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.

Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.

Ey oğul, herkesin ölümü kendi rengindendir. Düşmana düşmandır, dosta dost!

Pergel gibiyiz; bir ayağımız sımsıkı şeriata bağlı,

Diğer ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşıyoruz.

Sevgide güneş gibi ol,

dostluk ve kardeşlikte

akarsu gibi ol,

hataları örtmede gece gibi ol,

tevazuda toprak gibi ol,

öfkede ölü gibi ol,

her ne olursan ol,

ya olduğun gibi görün,

ya göründüğün gibi ol.

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.

Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

Eşekten şeker esirgenmez ama eşek

yaratılışı bakımından otu beğenir.

Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

Leş, bize göre rezildir ama, domuza,

köpeğe şekerdir, helvadır.

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,

kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç

Pisler, pisliklerini yapar ama

sular da temizlemeye çalışır.

Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.

Selviyi hür bir halde yücelten,

kederi de sevinç haline sokabilir.

Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir,

nasıl olur da güneş üflemekle söner?

Akıl padişahı kafesi kırdı mı,

kuşların her biri bir yöne uçar.

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta

aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,

inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.

Kıskançlık ateşten meydana gelir.

Dünya tuzaktır. Yemi de istek.

İstek tuzaklarından kaçının.

Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama

susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.

Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin.

Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.

Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek,

inciyle denizin varlığından da şüphe eder.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,

dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

Oruç tutmak güçtür, çetindir ama

Allah´ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından,

bir derde uğratmasından daha iyidir.

Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz.

Suyu başına döksen, başı kırılmaz.

Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,

toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.

Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana,

içinde inci vardır.

Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir.

Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.

Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?

Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes

çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?

Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler.

Her dil, gönlün perdesidir.

Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları

olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.

İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey

görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun

diye bu alem yok değildir.

A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın,

tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme

O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti.

Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.

Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da

nedir bir sevgiye harcanmadıktan,

bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.

Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor,

gama binlerce defa aferin.

Nefsin, üzüm ve hurma gibi

tatlı şeylerin sarhoşu oldukça,

ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de,

şeytandan dert satın alır.

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.

Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?

Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.

Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır.

Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?

Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.

Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.

Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir,

nasıl olur da güneş üflemekle söner?

Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir.

Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.

O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile.

İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.

Genişlik, sabırdan doğar.

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,

inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.

Kıskançlık ateşten meydana gelir.

Gebze’nin Avrasya sınavı

Gebze olarak hep yakınırız. Neden sesimiz duyuramıyoruz? Gebze, neden gücünü hissettirmiyor. Gebze’de neden Uluslar arası toplantılar olmaz diye şikayetçi oluruz. Gebze’de güzel şeylerde oluyor. Tıpkı, dün başlayan ve bugün devam eden Uluslar arası Avrasya iş forumu gibi.

  Gerçekten güzel bir organizasyon. Bir çok ülkeden üst düzey yöneticiler, sanayici ve İşadamları, medya mensupları, Sivil toplum örgütlerinin katıldığı önemli bir organizasyon yapılırdı. Ancak bu organizasyona yeteri kadar sahip çıkamadık. Yurt dışından Cumhurbaşkanı ve başbakan düzeyinde yetkililer katılırken kendi seçim bölgesinde ki bu uluslar arası organizasyona Bilim, teknoloji ve Sanayi Bakanı sayın Nihat Ergün’ün katılmaması büyük bir eksiklik olarak değerlendirildi.

    Toplantıyı sonuna kadar takip ettim. Tahminimin de üstünde önemli bir ilgi vardı. Ancak, daha önce de defalarca dile getirdiğimiz gibi Gebze ve Kocaeli, bu organizasyonu yeteri kadar değerlendiremedi. Gebze’de ki Siadlar, meslek Odaları başkanları, organize sanayi bölgesi başkanlarının bu zirveye ilgi göstermemesi Gebze’nin içinde bulunduğu durumu yansıtmakta.

   Avrasya zirvesinde Gebze’yi çok iyi tanıtmamamız gerekiyordu. Zirvenin açılış oturumunda bile Gebze ve Kocaeli bölgesini tanıtan 7-8 dakikalık sinevizyon filmini bile yapım gösteremedik. Bunun yerine Türkiye ile ilgili uzun bir İngilizce film yayınlandı. Aslında GTO’nun bölgemizi tanıtan İngilizce Gebze’yi tanıtan bir filmi vardı, o yayınlanabilirdi. Onu bile yayınlatamadık.

   Her şeye rağmen Gebze, ilk kez Uluslar arası bir zirveyle ev sahipliği yaptı. Bu zirvenin mimarları TÜKSİAD başkan ve yönetimini, Eko Avrasya derneği Başkanı ve yönetimini candan kutluyorum. Gerçekten Gebze açısından önemli bir başlangıçtı. Bundan sonra Gebze çok daha büyük zirvelere ev sahipliği yapabileceğini gösterdi.

  Şimdi gözlerimiz Kocaeli Sanayi Odası ve Gebze Ticaret Odası üzerinde. Bu tür Uluslar arası zirveler, organizasyonlar, iş forumları, paneller, sempozyumlar ve konferanslar düzenleyebilirler. Oda’ların başkan ve yönetim kurulu üyelerini biradan tarihi göreve davet etmek istiyorum. Bu tür etkinlikler yaparak bölgemizin sesini Ankara’da ve İstanbul’da çok rahat duyurabilirler. Çevre sorununa, ulaşım sıkıntısına, eğitim, emniyet, sağlık ve alt yapı hizmetleri, Üniversite konusu toplantılarla kamuoyunun dikkatine sunulabilir. Eğer TÜKSİAD, böyle bir organizasyonu yapabiliyorsa KSO ve GTO çok daha büyük organizasyonlar yapabilirler.

ORGANİZASYONDA YAPILAN KONUŞMALAR

Açılış konuşmasını yapan TÜKSİAD Genel Başkanı Gültekin Şenel, “Gebze Kocaeli’nin ve Türkiye’nin en önemli sanayi bölgesi olmakla birlikte 13 OSB bünyesinde barındırıyor. Bugün burada Dünyanın 30 ülkesinden gelmiş birçok işadamını ve sanayiciyle sadece Gebze’yi tanıtmakla kalmıyor 30 ülkenin bir birine bağlanmasına bir köprü vazifesi sağlıyoruz” dedi.  Gültekin  30 milyar dolarlık bir çari açığın olduğunu söyleyerek, “30 milyar dolarlık bir cari açık söz konusu. Biz bu cari açığın giderilmesi konusunda ülkeler arasında işbirliğin geliştirilmesinde bir takım protokollerin imzalanması noktasında formun çok önemli olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

UYUMLU ÇALIŞIYORUZ

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, Bilişim Vadisi’nin ülkenin lokomotifi olacağını belirterek,“Kocaeli Türkiye’nin en önemli sanayi, üretim,  ithalat ve ihracat kentidir. Göç alan bir kenttir. Ülkeleri geliştiren en önemli şey bilgidir. Gebze bölgesinde en çok önem verdiğimiz konu Bilişim Vadisi’dir. Bilişim Vadisi’nin bu bölgede yapılmasını yerel yöneticiler olarak bizde çok önemsiyoruz. Bilişim Vadisi Türkiye’nin lokomotifi olacak. Bilimi, teknolojimizi, ihracatımızı buradan elde edeceğiz. Yerel yöneticiler olarak İşadamları ile uyum içerisinde çalışıyoruz. Karşılıklı önemli bir çok projeyi hayata geçiriyoruz. İşadamlarımızın önünü açacak çalışmalar yapıyoruz. Bunlar bizim baş tacımızdır” dedi.

İŞBİRLİĞİ GÜÇLENMELİ

Vali Ercan Topaca ise Türkiye ile Avrasya ülkelerinin daha çok işbirliği içerisinde olmasını gerektiğini vurgulayarak “Bugün 30 değişik ülkeden sanayicinin, işadamının ve tüccarın bir araya geldiği kültürlerin birleştiği işbirliğin doruğa çıkmasını beklediğimiz güzel bir birlikteliği yaşıyoruz. Komşularımızla çok uzak değiliz. Sadece coğrafi değil aynı zaman tarihten kaynaklanan yakınlığımız var. Aramızda ciddi bir işbirliği ekonomik alışveriş potansiyelin olduğunu görüyoruz. Ortak yatırımlar ve ticari ilişkiler yapıyoruz. Ama bu yeterli değil. Çok daha fazla işbirliğine açık potansiyeli var. Bu forumla birlikte birbirimizin gücünden daha fazla yararlanmak istiyoruz. Biz her türlü işbirliğine açığız. İşbirliğimizi daha da güçlendirebiliriz. Bu toplantının buna vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.

  Evet sonuç olarak başlangıç olması açısından Avrasya İş forumu Gebze’ye bir vizyon kazandırdı. Temennimiz diğer Siadlar, STK ve Odalar daha büyük organizasyonlara imza atsınlar.

Avrasya coğrafyası ve İşadamları formu

Avrasya İşadamları Formu bugün Gebze’de toplanıyor. Çok önemli bir toplantı. Bütün arzum ve isteğim bu form başarı ile tamamlanması. Ancak forma daha önce katılacağı açıklanan Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün katılmaması çok büyük bir eksiklik. Sayın bakan neden bu forma katılmadı. Üstelik seçim bölgesi Gebze ve Kocaeli’de yapılan bu foruma bizzat katılarak destek olması gerekirken neden katılmadığını mutlaka kamuoyuna açıklayacaktır.  Avrasya İşadamları Formu’nun başarı ile gerçekleşmesi için gazetemiz ve Devri Alem Belgesel programı olarak her türlü desteği verdik, herkesin de bu forma destek olmasını istedik. Böyle bir form Gebze’de ilk defa yapılıyordu. Başarısız olunması halinde bunun bedelinin ağır olacağına inanıyorum.

AVRASYA NERESİ?

Coğrafyalar önemli. Milli ve manevi coğrafyayı bilemeyen tarihini de bilemez. Tarih bilinci coğrafyayı sevmekle başlar. Avrasya bir çokları için hiçbir şey ifade etmez. Ancak coğrafyayı biliyorsanız Avrasya kelimesi sizlere çok şey söyler. Hele Avrasya ülkelerini gezdiyseniz… Avrasya’da yaşanan olaylara ilginiz varsa Avrasya deyince gönül teliniz titrer, kendinizi bir anda gönül coğrafyanızda buluverirsiniz.

Avrasya deyince akla önce İstanbul gelir. Çünkü Avrasya’nın merkezi, bağlantı noktası, İmparatorluklar başkenti İstanbul’dur. 8 bin yıllık tarihi geçmişi ile İstanbul sadece Avrupa ve Asya kıtalarına başkentlik yapmaz Türk İslam medeniyetinin de İstanbul başkentidir. Avrasya’yı bilmek ve tanımak için İstanbul’u tanımak gerekli.

Avrasya ülkelerine yolculuğa çıkmak için İstanbul’u doya doya gezip, önce Asya kıtasına doğru yola çıkmak gerekiyor. Avrupalılar bile kültür tarihlerini Asya’da arıyorlar. Biz de Avrasya’yı bilmek ve tanımak için Asya’ya doğru gitmemiz gerekiyor. Asya demek Türkistan demek. Türk tarihinin yazılı tapu senedi olan Orhon Kitabeleri, Ötüken Ovaları, Balkaş gölü, Yenisey Irmağı, Altay, Tanrı ve Sayan Dağları demek.

Karabalgaz, Karakurum, Semerkand, Buhara, Taşkent, Kaşgar, Urumçi, Merv, Belh ve Nişabur şehirlerini anlamadan, oraları gezmeden, Asya’nın kültür tarihimizdeki yerini anlayamayız. Güneşin Batıdan doğduğu yer anlamına gelen Horasan mediniyeti Coğrafyası Iran, Afganistan, Pakistan Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ülkelerini ve bu ülkelerdeki kültür ve medeniyet tarihimizin izlerini anlayıp dinlemeden Avrasya hiç anlaşılmaz.

Avrasya sadece iki kıtanın ifade ettiği bir kelime değildir. Avrasya, tarihtir, kültürdür, medeniyettir, bizi biz yapan kültür coğrafyamızdır. İlim, irfan, gönül sultanlarının yetiştiği diyardır. Asya’ya ruh veren Mevlanalar, Şahı Nakşibendiler, Farabiler, İbn-i Sinalar ve daha bir çok ilim fikir gönül sultanının yetiştiği coğrafyadır.

Asya’nın yetiştirdiği gönül sultanları Horasan üzerinden önce Anadolu coğrafyasına gelmişler, Anadolu’da kültür ve medeniyetimizi cihana yaymak için merkezler oluşturmuşlardır. Sultan Alparslan ile Anadolu manen fethedildikten sonra Avrasya’nın başkenti İstanbul olmuş, İstanbul’dan balkanlara ve Avrupa Coğrafyasına kültür ve medeniyet yolculuğuna çıkılmış.

Tuna nehri Avrasya’nın Avrupa’nın sınır çizgisi olmuş, Yahya Kemal’in ifadesiyle “^Türk’ün gönlünde dağ var ise Balkan, nehir var ise Tuna” der. Balkan dağları ve Tuna kültürümüzün de sınır çizgisidir. Adriyatik sahilleri, Bosna Viyana kapıları Osmanlı medeniyetinin Balkanlardaki Serhat bölgeleriydi. Bugün Balkanlarda medeniyet ve kültür tarihimizin izleri tüm ihtişamı ile bu bölgeleri süslemekte.

Evet Avrasya deyince tarihin ihtişamlı derinliklerine yolculuğa çıktık. Avrasya ülkelerinde kurulan Göktürk devletinden Karahanlılar’a, Gazneliler’den Selçuklulara, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne onlarca devletin muhteşem eser ve hizmetlerini hatırlamış olduk. Avrasya ile ilgili ne kadar anlatılsa az. Avrasya, Avrupa ve Asya kıtalarını kısaltılmış ve tek kelimede toplanmış bir adı değil. Binlerce yıllık kültür ve medeniyet tarihimizin birleşmesidir.  Avrasya’yı en güzel şekilde anlatan değerli şair dostum, eğitimci yazar Dursun  Elmas’ın şiiri ile sizleri baş başa bırakıyorum.

Türkistan’a Selam

Dolanıp durmayın başımda benim

İsfahan’a doğru yürün turnalar.

Vuslat yangısında sızlar bedenim

Dağıstan’da sefa sürün turnalar

Bir gece bekleyin Tataristan’da

Menevşe devşirin Çuvaşistan’da

Gardaşım inliyor Çeçenistan’da

Mazlumun ahına erin turnalar

Yesi’de uğrayın Hoca Ahmet’te

Boşa girmedi ki onca zahmete

El açın divanda erin hikmete

Erenler bağına girin turnalar

Altaylar’dan aşın Tuva’ya varın

Sayan Dağları’nda keklik avlayın

Urumçi’ de esareti boylayın

Postları İrtiş’e serin turnalar

Aral kenarında gözyaşı dökün

Hazardaki yakamoza gül ekin

Selenge’de yunun şakıyın sekin

Türkistan’a haber verin turnalar

Balkanlar bizimdir iyi belleyin

Kosova nerede, olmaz demeyin

Batı Trakya’ya selam eyleyin

Atanın tahtına varın turnalar

Kırımda ağlayın Aybike kızla

Tuna’ya atlayın oradan hızla

Haykırın bağırın çıkan avazla

Hükmünü tarihe vurun turnalar

Kaşık sallan Oş’ta Kırgız aşına

Yenisey’de girin sevda yaşına

Dilekte bulunun Bengü taşına

Hakas güllerini derin turnalar

Aşkabat, Düşanbe aşın ileri

Özbek’i, Kırgız’ı bırakın beri

Ötüken yurduna erdikten geri

Kür Şad’ın seyrine durun turnalar

Çıkın da başına Tanrı dağı’nın

Bindirin bahtına kalleş yağının

Orhun ırmağında vuslat çağının

Ahdine düğünler kurun turnalar

Yaralıdır gönlü Azerbaycan’ın

Gülmez yüzü aybalası ceylanın

Hocalı’da baca tütmez Aycanın

Sancır acıları sarın turnalar

Elbette ki benim bunun nedeni

Soysuza bıraktım nazlı Türkmen’i

Paramparça olan körpe bedeni

Kerkük diyarında görün turnalar.

TÜRKOĞLU inliyor yürekte sızı

Girne kalesinde kınalı kuzu

Kimlik mühürüdür alnında yazı

Şükür niyazına durun turnalar

Avrasya’nın kalbi Gebze’de atacak.

Avrasya denince biraz durup düşünmek gerekiyor. Avrasya neresi? Kaç ülkeyi kapsıyor? Avrasya coğrafyasındaki kültür ve tarihimiz neler? Avrasya’dan haberimiz var mı? Acaba Avrasya ülkeleriyle çok iyi ilişkiler kurabildik mi? En önemlisi Avrasya ülkelerindeki Türk ve İslam Medeniyetini ne kadar biliyoruz?

Ben fazla bir bilgiye sahip olmadığımıza inananlardanım. Bugün Avrasya ülkeleri deyince farklı ülkeler listesi ortaya çıkmakta. Türkiye’nin Avrasya ülkeleriyle ilgili maalesef ciddi bir politikası da yok. Aslında bir çok üniversitemizde Avrasya coğrafyası adı ile araştırma enstitüleri, merkezler olmalı.

Her şeye rağmen güzel gelişmeler de oluyor. Avrasya ülkeleri ile ilgili yarın Gebze’de tarihi bir toplantı başlıyor. Avrasya İşadamları Formu her bakımdan önemli. Ancak bu formu ne Gebze kamuoyuna yeteri kadar duyurabildik. Ne de Türkiye kamuoyuna mal edebildik. Bu formu Gebze ve Kocaeli çok iyi değerlendirmeli.  Formda, Gebze ve Kocaeli’nin Avrasya ülkelerindeki gücü ve konumu çok iyi anlatılmalı.

Formun düzenleneceğini, basına tanıtma toplantısını Gebze Ticaret Odası’nda yapılan basın toplantısıyla açıklanmıştı. Ondan sonra fazla bir şey yapılamadı. Aslında haftalık toplantılarla konu canlı tutulabilir, kamuoyuna daha iyi mal edilebilirdi. Ama işin başındayız. Yarın başlayacak ve 3 gün sürecek bu foruma herkes destek olmalı. Bu forum, Gebze ve Kocaeli için çok önemi, Avrasya ülkelerinden gelen ülkelere anlatılmalıdır.

Biz Gebze Gazetesi ve Devri Alem Belgesel TV Programı olarak Avrasya İşadamları Formunu yakından takip edip, belgesel görüntülerle kayıt alarak bir çok TV kanalında yayınlanmasına imkan sağlayıp, destek olacağız. Amacımız bölgemizin Avrasya ülkelerinde tanıtımı ve Avrasya ülkelerinden gelen misafirlere Gebze’nin ne kadar önemli olduğunu göstermek.  Konu ile ilgili gazetemizde yer alan haberin özetini köşemde alarak sizlerle paylaşıyorum.

30 AVRASYA ÜLKESİNDEN 300 KİŞİ GEBZE’DE

Türkiye’nin sanayi üssü Gebze, Avrasya İşadamları Forumu’na ev sahipliği yapacak. Avrasya İşadamları Forumu’nun açılışı  yarın (12 Aralık 2013 Perşembe) saat 10.30’da  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün katılımıyla gerçekleşecek.

Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği (EkoAvrasya) ve Tüm Karadeniz Sanayici ve İş adamları Derneği    (TÜKSİAD), Avrasyalı işadamlarını Kocaeli Valiliği, Gebze Belediyesi, Gebze Ticaret Odası, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA), Kocaeli Sanayi Odası, Çayırova Belediyesi ve Uluslararası Karadeniz Hazar İşbirliği Vakfı’nın desteğiyle 12-15 Aralık 2013 tarihleri arasında Türkiye’nin sanayi üssü Gebze’de buluşturacak.

Foruma Azerbaycan, Afganistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Gürcistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Kosova, Makedonya, Moldova, Özbekistan, Polonya, Romanya, Rusya Federasyonu (Başkurdistan, Dağıstan, Tataristan), Ukrayna, Yunanistan, Güney Afrika, Nijerya, Karadağ, Lübnan ve Türkiye’den  işadamları, ticaret ve sanayi oda başkanları ve üst düzey yetkililer katılacak.

Forumun açılışını  12 Aralık 2013 Perşembe günü saat 10.30’da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün teşrifleriyle gerçekleştirecek.

Gebze’ye gelen işadamlarının ilk gün Gebze Belediyesi Kent Meydanı Kongre Salonu’nda yapılacak . Açılış töreninin ardından ticari ve ekonomik faaliyetler, yatırım imkanları, bölgede yatırım teşvikleri  ve sektör  sunumları ile ikili görüşmeler yapılacak. Programın son günü işadamları için Gebze ve civarında bir kültür gezisi düzenlenecek.

Sonuç olarak bu tür toplantılar çok önemli. Eksiği ile fazlasıyla Gebze’de ilk yapılması açısından çok önemli bir başlangıç olur inancındayım. Avrasya İşadamları Formunun başarıya ulaşması için başta Kocaeli milletvekili olan Bilim teknoloji ve Sanayi bakanı Nihat Ergün olmak üzere Kocaeli milletvekilleri, Kocaeli valisi, belediye başkanları, medya mensupları ve tüm STK’lar Avrasya İşadamları Formunu yakından takip ederek destek olmaya davet ediyoruz.  İnşallah Avrasya İşadamları Formu başarılı geçer.

Örnek Bir Engelli: İSA CENGİZ

Örnek Bir Engelli

           İki el  İki Ayağı Olmayan  İsa Cengiz’in Hayat Hikayesi…

         İsa Cengiz… O Türkiye’de ki binlerce engelli vatandaşlarımızdan sadece bir tanesi. Doğuştan iki ve iki ayağı olmayan İsa Cengiz, hayatın tüm zorluklarına, engeline rağmen, başarı merdivenlerini bir bir tırmanarak, kendisiyle aynı durumda ki engelli vatandaşlarımıza ve hiçbir engeli bulunmayanlara tam bir örnek abidesi. Tam 28 yıl önce, henüz daha ortaokul öğrencisiyken İsa Cengiz ile röportaj yapmış ve İsa’yı gazetemiz sütunlarına taşımıştık. Tam 27 yıl sonra, geçtiğimiz yıl İsa Cengiz’i tekrar bularak, aradan geçen süreç ile ilgili güzel bir röportaj gerçekleştirdi. 27 yıl sonra gerçekleşen bu buluşmayı sizler için yayınlıyoruz.

EĞİTİM HAYATI

İsa Cengiz 1966 yılında Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya geldi. Çocukluğunun bir kısmını burada geçiren Cengiz, 1972 yılında ailesiyle birlikte Beşiktaş’a geldi. Babası gemilerde çalışan İsa Cengiz, daha sonra Şifa mahallesine taşındı. 1983 yılında Çayırova İlköğretim Okuluna kayıt yaptıran İsa Cengiz, ilkokulu başarı ve çalışkanlığı sayesinde 4 senede pekiyi derecede bitirdi. Ortaokulda da aynı başarıyı sürdüren İsa Cengiz, avukat olmak istediğini dile getirmişti. Ortaokuldan sonra kartal meslek lisesinde eğitim hayatına devam eden Cengiz, imkansızlıklar nedeniyle Üniversite eğitimini yapamadı. Ancak eğitime bugün kaldığı yerden Açıköğretim Fakültesi okuyarak devam ediyor.

İNANÇLA BUGÜNLERE GELDİ

Bugünlere nasıl geldiğini gazetemizi anlatan İsa Cengiz, bunun en büyük sebebinin inançlarında yattığını belirtti. Cengiz, “Maddi imkanım yoktu ama sahip olduğum maneviyat ve inanç ile yaşama tutunarak bugünlere geldim. Doğuştan engelliyim. Annemi kaybettik. 2 erkek çocuğum var ve eşim de omuzundan engelli. Babası sağ ve memleketimiz Giresun’da  yaşamını sürdürüyor.” Cengiz annesinin itikadının güçlü bir kadın olduğunu ve bunun kendisini etkilediğini belirtti.

İstanbul Beşiktaş’a geldikten sonra 1979 yılında Arçelik fabrikasının olduğu Aydınlı mahallesine taşınan İsa Cengiz ve ailesi,  ilkokul yıllarından beri hayatlarını Şifa mahallesini sürdürüyor.

EKSİKLİK HİSSETMEDİ

Kendini ortaokul ve lise  yıllarında tanımaya başladığını ifade eder İsa Cengiz, ilkokulu 4 yılda bitirdikten sonra imtihanla 5. sınıfı okumadan ortaokula geçti. . Engellerinden olayı hiç bir eksiklik hissetmediğini ifade eden ve doğal hayatını sürdüren İsa Cengiz, yerde sürünerek top oynamış ve hatta Kalecilik bile yapmış.

ACIYARAK BAKANLARA KIZDIM

Annesi, yengesi ve eniştesinin kendisine çok emek verdiğini dile getiren İsa Cengiz, “Şifa mahallesinden Çayırova’nın girişindeki okula beni sırtlarında taşıyarak götürüp, getirdiler. Gençlik yıllarımda sağa sola gidemiyordum. “dedi. Avukat olamamasının içinde hep bir ukde olarak kaldığının altını çizen Cengiz, “

İÇİNDE KALAN UKDESİ

Avukat olmak içinde ukde olarak kaldı. Kendini ifade etmek, mağdurların haklarını savunmak için avukat olmak istedim.10 yılda liseyi bitirdim. Lise 1’i Kartal’da okudum. Servis vardı ilk sene. Sonra ki 2 yıl trenle gittim okula .İçmelere minübüsle giderdim. O zamanlar bir doktor vardı beni kablo fabrikasının oradan alıp götürürdü. O zaman okumak çok zor oldu.

Lise bittikten sonra hayat sıkıtıntısı o zaman başladı.Üniversiteyi kazanamadım.Siyasete girdim, çok çevre edindim.1990 yılında işe girmek ve engelilerin haklarını aramak, savunmak için DYP den siyasete girdim.

8 şubat 1994 te Türk Telekomda işe başladım.Pendikte müşteri hizmetlerinde istatistik memuru olarak calıştım ve istatistikte yazı yazdım.

31 yaşında evlendim.25-26 yaşında birini sevmiştim 1 seneden fazla sürmüştü ilişkimiz  ama nasip olmadı evlenemedik.Çok üzüldüm 6 ay kendime gelemedim.

Şu an evli olduğum Filiz Cengiz ise Samsunlu.Abimin çalıştığı fabrikada Filizin kardeşi çalışıyordu.Bu şekilde tanınşmamız oldu.5-6 ayda evlendim ve kimseye yük olmadım.14.10.2001 tarihinde evlendim.aramızda 8 yaş var.Eşim benim gibi hayata pozitif bakamıyor.Yapısı ve bayan olması bunda etkili.

Siyasetten hiç kopmadım.Milletvekilliği aday adayı oldum.1. bölgeden 12 haziran seçimlerine girdim.Başbakan yardımcısı Haluk ipek 5000 üzerinde talep var diyordu.Ben 600-650 sıraya kadar geldim.Kıl payı vekilliği kaçırdım.

Kent konseyi engelliler başkanı oldum.Ak parti ilçe teşkilatında yer aldım.

İnsanlara hizmet eden yerde olacağım.

171 üniversite var.üniversite de avukat olmak için okumak istiyorum.Diplomayı almak istiyorum, okumaya sevdalıyım.Devlet üniversitelerine duyrulur.

Çocukken gazetede haberim çıkınca hoşuma gidiyordu.

Engellilerin halinden sağlamlar anlamalı

ASLINDA HEPİMİZ BİRER ENGELLİ VE ÖZÜRLÜ OLMA POTANSİYELİNE SAHİBİZ

Özürlü ve engellilerin halinden öncelikle sağlıklı kişiler anlamalı. Ama anlamıyoruz. Türkiye’de en çok iş kazalarında bölgemizde oluyor. Bir çok insan sakat kalıyor ve özürlü oluyor.

27 yıl önce gazetemiz Gebze’de yayınlanan İsa Cengiz ile yaptığımız röportajı şimdi sizlerin bilgisine sunuyor ve bu röportajın bir çok özürlüye ilham olmasını diliyorum.

27 yıl önce yaptığımız röportajı aynen yayınlıyoruz.

EL VE AYAKSIZ OKUNABİLECEĞİNİ İSPAT EDEN İSA CENGİZ

Evet okuyucularımız olur mu demeyin bazen imkansızlıklar içinde bir çok şey olabiliyor. İki el ve ayaksız dünyaya gelen Çayırova İlköğretim okulu 8/A sınıfında okuyan 334 numaralı İsa Cengiz, iki ve ayağı olmadan yazabiliyor.teknik atölyede çalışıyor, resim ve el işi dersinde resim yapıyor. Top oynuyor üstelik İlkokulu başarı ve çalışkanlığı sayesinde 4 senede pekiyi derece ile Orta 1 ve 2 sınıflarında başarıyla bitirmiş, arkadaşlarının saygısını kazanmış, öğretmenlerinin sevgisini kazanmış başarılı bir öğrenci. Diğer öğrencilerden farklı tarafı iki ve ayaklarından yoksun olması.

Kendisiyle görüşmek üzere Çayırova ilköğretim okuluna gidiyoruz. Okul müdürü çetin kılıçla görüşüyoruz. 1980 senesinden beri okulun müdürlüğünü yaptığını, İsa Cengiz’in 1983-1984 yılında okula kayıt yaptırdığını, diğer öğrencilerin gördüğü muameleye aynen tabi tutulduğunu, hiçbir farklı muamele görmediğini, zaten buna da gerek duyulmadığını, zeki, çalışkan, itaatkar, arkadaşları tarafından sevilen bir öğrenci olduğunu ifade ettikten sonra Sabanca vakfına yazı yazdıklarını ve Hacı Sabancı tarafından İsa Cengiz’e 750 bin TL tutarında takma ayak takılacağını ve ayaklarını ölçülerinin alındığını ifade ederken müdürün gözünde sevinçli ve huzurlu bir ifade dolaştığını gördük. Müdür Çetin kılıç ile beraber 8/A sınıfına gidiyoruz. Arkadaşlarıyla beraber el işi dersini yapan İsa Cengiz mükemmel el işi yapıyordu. El işi dersi Esra Organ öğretmen tarafından veriliyor. Kendisinden müsaade alarak el işi dersini takip etmek istedik. Hiç zorlanmadan gayet güzel el işi dersini yapan İsa Cengiz daha sonra sosyal bilgiler öğretmeni Ali Akış tarafından tahtaya kaldırıldı. İki ellerinin arasına aldığı tebeşirle tahtaya yazı yazan İsa Cengiz, İş ve teknik öğretmeni Nurettin kılıç tarafından atölyede rahatlıkla çalıştığı ve zorlanmadığını söylemişti. İsa Cengiz’in atölyede çalışmalarını takip etmek üzere foto muhabir arkadaşımız Nurettin Adıyaman ile beraber geliyoruz. Kapı nöbetçiliğini yapan İsa Cengiz, deftere ismimi rahatlıkla yazıyor ve kendisinden ziyaretçi kartımız alıyoruz ve teknik iş bölümü olan atölyeye gidiyoruz. Rahatlıkla atölyede ki çalışmasını takip ediyoruz. Başta okul müdürü olmak üzere ders öğretmenleri ve okul arkadaşlarından İsa hakkında bilgi alıyoruz. İsa’ya farklı bir muamele yapılmadığını, söz birliği yapılmış gibi hemen duyuyoruz. İsa Cengiz kendi işini kendi yapar diyorlar. Daha sonra okul müdürü çetin kılıç’tan izin istiyoruz. Çalışmalarımızda bize büyük emeği dokunan belediye meclis üyesi Ali İpek ile İsa Cengiz’in evine gidiyoruz.

  Annesi emin Cengiz İsa’yı düşünmeye çalışmadığını, her şeyin Allah’tan olduğunu, İsa dünyaya geldiğinde babasının odun kestiğini, bunun için böyle olduğunu, inancının hakim olduğunu, küçükken misket, top ve her türlü oyun oynamasını sürdürürken, arkadaşlarından aşağı kalmadığını açıkladı. Evinde çalışırken takma ayaklarını çıkarmış, yemeklerini kendisi rahatlıkla yiyordu. Öte yandan İsa Cengiz sorularımızı cevaplandırdı. Her kelimesi ibret numunesi röportajımızı sizlere ilave yapmadan arz ediyoruz.

El ve ayak nimetinin ne kadar önemli olduğunu bu acı manzara karşısında bir kat daha anlıyordum.

N.Adıyaman: kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

İ.Cengiz: 1966 yılında Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya geldim. Çocukluğumun bir kısmı burada geçti. 1972 senesinde Beşiktaş’a geldik. Babam gemilerde çalışıyordu. Babam buradan ayrılarak halen oturduğumuz Şifa mahallesine geldi. Asıl boya fabrikasında askeri ücretle bekçilik yapmaktadır kardeşiz.

N.Adıyaman: kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

İ.Cengiz: Küçükken hiçbir şey hissetmiyordum. Yaşım ilerledikçe hayat zor gelmeye başladı. Toplumun içine çıkmaktan utanır oldum. Özürüm yüzünden okula geç başladım. Arçelik ilkokulunda okumaya başladım. Okulumuz eve fazla uzak değildi. Buraya annem ve ablamın sırtında gidip geldim. Dördüncü sınıf ile beşinci sınıfı beraber okudum. İmtihana tabi tutularak başarı gösterdim. Çünkü yaşım bir hayli ilerlemişti.

N.Adıyaman: Takma ayak ne zaman takıldı, kim tarafından?

İ.Cengiz: Ayağıma ilk takma ayak Beşiktaş’da ki kimliğini bilmediğim yaşlı bir kadın tarafından takıldı. 6 yaşıma kadar bu ayakla idare ettim. 1977 yılında ikinci ayağımı Arçelik fabrikası yaptırdı. Halen bu ayakla idare ediyorum. Bu ayak şu an beni taşıyamamakta. Sayın okul müdürümün girişimleri sonucu hacı sabancı tarafından yeni ayak takılacak. Ölçüsünü verdim. Bu kasım başlarında takılması gerekiyor. Kendisine minnettarım.

N.Adıyaman: Bize anlatabileceğiniz, unutamadığınız bir hatıranızı nakledermisiniz?

İ.Cengiz: bir çok hatıram var. İlkokul üçüncü sınıfa gidiyordu. Yolumuz rampaydı. Takma ayaklarım birden kırıldı. Kollarımla etraftaki direklerden tutundum. Tutunmasaydım kafam yarılabilir. Beyin kanaması geçirebilirdim. Kırık ayaklarımı elime alarak, okuluma sürünerek gittim. Arkadaşlarımın yardım teklifini kabul etmedim.

N.Adıyaman: Zamanı nasıl değerlendiriyorsun?

İ.Cengiz: Zaman zaman moralim bozuluyor. O zaman kendimi derslere veriyorum. Müzik çalışmalarım oluyor. Hayata küstüğüm an hemen dini inançlarım beni teskin ediyor ve düşünüyorum. Halime hamd etmeliyim. Belki daha kötü olabilirdim. Bu duygular beni bir çırpıda teskinleştiriyor.

N.Adıyaman: geleceğe yönelik planın var mı?Ne olmak istiyorsun?

İ.Cengiz: Geleceğimi garanti altına almaya çalışıyorum. Bu sene orta okul son sınıftayım. Meslek lisesine müracaat edip benim yapabileceğim herhangi bir bölüme girmek, burada bir meslek sahibi olduktan sonra Hukuk fakültesine girmeye çalışmak ve Avukat olmak istiyorum.

N.Adıyaman: Niçin avukatlığı seçiyorsun?

İ.Cengiz: Kendimi savunmaktan aciz çaresizlere yardım etmek için. Okuyamayıp cahil olduğundan kendini savunmaktan aciz insanlara yardım etmek için avukat olmak istiyorum.

İsa Cengiz ile elvedalaşırken, yüzümüze bakıp: “Kusura bakmayın ağabey. Sizleri arabanıza kadar yolcu etmek isterdim. Fakat ayaklarımı çıkardım. Ayaklar eskidiği için acele ve rahat giyemiyorum. Kapıda boynumuza sarılıp kendisine veda ederken, gözleri mahsun alnında ıstırap izleri bürümüş aciz fakat mücadeleci şakaklarından okunabileceğini gösteren bir çehre duruyordu.