Somali Belgeseli

Somali Doğu Afrika’nın kendine yeten ülkelerinden biriydi, ancak İngiliz ve İtalyan sömürgeciler adeta kanını emdi. 1969-19991 yılları arasında ise Komünist diktatör Siad el Berre’nin keyfi yönetimine maruz kaldı. Siad Berre saltanatını sürdürebilmek için çok direndi. 1991 yılında yurt dışına kaçtı ama kabilecilik yüzünden Somali halkı bir araya toplanamadı. Savaş baronları ayrı baş tuttu, kabilecilik kayırmacılık kök saldı .Somali şehirleri önce  Etiyopya ve Kenya tarafından, sonra sözde barış getirme adına  Birleşmiş Milletler BM  operasyonları ile  yıkılıp yok oldu. Batının müdahalesi yaraları daha da derinleştirdi, beyaz adama karşı öfke arttı. Bu dönemde Eş- Şebab, antiemperyalist söylemleri ile hayli taraftar topladı ve şehirleri ele geçirmeyi başardı. 
Somali halkı ilk hicretin Medine’den bile önce yapıldığı yer olmakla gururlanan bir ülke.  Belki bu yüzden Afrika’da halkı yüzde 100 Müslüman olan tek ülke. Kadınların tamamı tesettürlü, gençlerin en az yarısı hafız. Her evden bir hafız yetiştirilmesi adetten. Kur’an’ı Kerim’i çok okuyorlar, vakit  namazlarını mutlaka cemaatla  camilerde kılıyorlar. Somali bir zamanlar ekonomik açıdan kendine yeten ülkelerden biriydi. Günümüzde ise çok fakir. Bugüne kadar 300 bin insan açlıktan ölmüş. Savaşlar milyonlarca Somaliliyi yok etmişti.

MEDİNE’DEN ÖNCE İSLAMLA ŞEREFLENEN NURLU COĞRAFYA

 Afrika dünyanın üçüncü büyük kıtası. Yeryüzünün nurlu coğrafyası.somali-sahabe-kabri Kültür ve medeniyet tarihimizde önemli bir yere sahip. İslam elçilerinin gönderildiği ve hicret edilen ilk coğrafyalardan birisi. Hz. Peygamberin sahabelerini bağrına basmış Kral Necaşi’nin yurdu. İslam’ın Avrupa’ya geçişini sağlayan bir atlama taşı bir geçiş kapısı. Endülüs İslam medeniyetinin maddi manevi beslenme kaynağı. İlk müezzin Hz. Bilal-i Habeşi’nin doğup büyüdüğü topraklar.. Habeş diyarı. Dinler tarihinde müstesna yeri olan geniş bir kıta. Osmanlı döneminde huzur ve barış içinde yaşamış ancak Osmanlı buralardan çekildiğinde ise huzurunu ve istikrarını kaybetmiş. Hastalıkların, iç savaşların, yoksulluğun pençesine düşmüş ve emperyalist güçler tarafından sömürülmüş mahzun coğrafya. Tarihindeki kahraman savaşçılarıyla, büyük alimleri, hak dostlarıyla zengin yer altı, yer üstü doğal kaynaklarıyla sıcak ve cana yakın insanlarıyla Afrika..

 Afrika, yeryüzündeki bütün karaların beşte biri büyüklüğünde. Kuzeyden Akdeniz, batıdan Atlas Okyanusu ve doğudan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu ile komşu. Afrika, kuzeydoğusundaki Süveyş Kanalı ile Asya’dan ayrılıyor. Ayrıca komşu olduğu Babülmendep Boğazı Afrika’yı Arap Yarımadası’na, Kızıl Deniz’i ise Hint Okyanusu’na bağlıyor. Avrupa kıtasından da Cebelitarık Boğazı ile ayrılan Afrika, Asya ve Amerika’dan sonraki üçüncü büyük kıta olmasının yanında, dünyanın en büyük çölü olan Sahra Çölü’ne sahip bir kara parçası olma özelliği taşıyor. Toplam nüfusu yaklaşık 900 milyon olan kıtanın yarısına yakını Müslümanlardan oluşuyor. Müslümanlar kıtanın doğu, batı ve kuzey bölgelerinde yoğunlaşıyor. Kıta topraklarının %50’si yetersiz yağış aldığından dolayı kurak olmakla birlikte dünyadaki kurak toprakların 1/3’i Afrika’da bulunuyor.

 Doğu Afrika yolculuğumuz başlıyor

İslam peygamberine ilk kucak açan kıtaya yani Habeş diyarına ayak basacak olmanın heyecanı sarıyor içimizi. Ecdadımızın huzur ve güvenlik getirdiği Doğu Afrika’yı görecek olmanın ve geçmişimizin manevi izleriyle yüzleşecek olmanın verdiği heyecanla yola çıkıyoruz.

 DOĞU AFRİKA’NIN KÜLTÜR BAŞKENTİ SOMALİ YOLUNDA

12-20 Ekim 2013 tarihleri arasında sekiz gün dünyanın en riskli, güvenlik açısından en tehlikeli bölgesi Somali’nin başkenti Mogadişu’da Kurban Bayramında belgesel çekimleri yaparak tarihe not düşüp zaman noterlik yaptım. İlk defa Somali adını doksanlı yıllarda kabile savaşları ve açlıktan ölen insanlarla duymuştum. Ünlü Hollywood yapımı ‘Karaşahin Düştü’ filmini birçoğumuz izlemişizdir. Olay Somali’nin başkenti Mogadişu’da gerçekleşiyordu. Filmin başında ‘Bu Bir Gerçek hikâyeye dayalıdır’ yazısından sonra Mogadişu havalimanını Amerikan askerlerinin nasıl ele geçirdiği, Birleşmiş Milletleri kullanarak Somali’de nasıl operasyonlar yaptığı anlatılıyordu. Üstelik Birleşmiş Milletler Komutanı da 28 Şubat’ın en güçlü ismi Çevik Bir Paşa’ydı. Filmde Somalili diktatör komutan Mohamed Farrah Aidid’inin Somali halkını nasıl öldürdüğü anlatılarak Amerika’nın Somali’de yaptıkları gizlenmek isteniyordu.

Somali’yle ilgili Türkiye Cumhuriyeti Devleti iki yıl önce büyük bir yardım kampanyası başlatarak Türkiye – Somali arasında yardım köprüsü kurmuştu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mogadişu’yu bir ilçesi olarak görüp buranın çöp, altyapı ve diğer belediyecilik hizmetlerini yapmaktaydı. Kızılay ve İhlas Vakfı başta olmak üzere onlarca sivil toplum örgütü Somali’ye yardım için özellikle Ramazan ve kurbanda adeta seferberlik ilan ediyorlar.

İşte bu gerçekler benim Somali’ye gitmemin en önemli nedeni oldu. Hep neden Somali diye sordum. Somali’de neler oluyordu. ABD ve İngilizlerin Somali hayranlığının altında ne vardı? Halen İngilizler ve Amerikalıların askeri üsleri neden Somali’de bulunuyordu. 15 Eylül 2013’e kadar Somali Mogadişu Uluslararası Havalimanın neden ingilizler işletiyordu. Amerika elini kolunu sallayarak Mogadişu’da neden operasyonlar düzenlemeye kalkıyordu? Amerika ve İngilizlerin bundan ne çıkarı vardı?

Bu kadar sorunun cevap aradığı bir ortamda Türkiye büyük bir risk içine girerek hiçbir ülkenin uçak uçurmadığı diplomatik temsilcilik açmaya bile cesaret edemediği Somali’ye uçak seferleri düzenliyor, neden büyükelçilik açıyordu? İstanbul Belediyesi neden Mogadişu’yu bir ilçesi gibi görerek alt ve üst yapı yatırımları yapıyordu?  Neden sivil toplum örgütleri buradaydı? Neden Somali? Bu nedenleri araştırmak ve bu sorulara cevap bulmak için Somali’ye gitmeye karar verdim.

Somali’de geçirdiğim sekiz gün araştırmacı gazetecilik ve belgeselcilik tarihim açısından çok önemli. 30 yıldan fazladır gazetecilik ve belgeselcilik yapıyorum. 70’ten fazla ülkeyi gezip gördüm. Son bir buçuk ayda Asya, Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında önemli yerleri gezip gördüm ancak Somali bana çok şey öğretti. Somali’de insanlığın nasıl ayaklar altına alındığını savaşın nasıl kadın ve çocukları yok ettiğini bütün açıklığı ile gördüm ve yaşadım.

Hergün bombaların patladığı Somali’de, silahların gölgesinde saatler süren belgesel çekimleri yaptım. Somali Meclis Başkanı’yla görüştüm. Türkiye Cumhuriyeti büyükelçiliği yetkilileriyle görüştüm. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Somali Temsilcisi, Kızılay yetkilileri, Mogadişu havalimanını işleten Türk firmasının sahibi, Somali’ye yardım yapan Türk sivil toplum örgütleri, Somali miletvekilleri ve Somali Devlet Televizyonu’nun Genel Müdürü’yle ropörtajlar yaptım. Somali’de görüp yaşadıklarım bana çok şey öğretti. Ama en çok öğrettiği Türkiye’nin ne kadar önemli, büyük, Türk insanını ne kadar iyi bir millet olduğunu öğretti. İyi ki Somali’ye gittim.

Habeşistan’dan Somali’ye

Somali’ye gitmek üzere karar aldığımda bir çok bilgi ve belge toplamaya çalıştım. Ancak yeteri kadar bilgi yoktu. Daha önce kuzey ve orta ve batı Afrika’yı gezmiştim. Bu kez doğu Afrika’nın başkenti sayılabilecek, Afrika boynozu olarak da adlandırılan Hint Okyanusu sahilindeki Somali’ye gidiyoruz. Avrupa havayolları içerisinde sadece Türk Havayolları buraya uçuş yapıyor. 12 Ekim 2013 günü gece saat 24:00’te Türk Havayolları uçağı ile yola çıktık. Uçağımız Antalya üzerinden Akdeniz’e açılarak, Suriye’nin İskenderiye kentinden Afrika’ya girdi. Mısır’ın İskenderiye ve Kahire bölgesi müthiş bir aydınlatma ile ışıklandırılmış. Binlerce metre yüksekten adeta rengarenk ışıklarla dolu bir tabloyu andırıyordu. Hele Kahire’nin on bin metre yüksekten görüntüsü, insana göz ve gönül ziyafeti sunan muhteşem manzara oluşturuyor.

Uçağımız Kızıldeniz üzerinden uzun bir uçuş yaparak; geçtiğimiz yıllarda sömürgeci güçler tarafından Somali’den ayrılarak bir küçük devletçik olan Cibuti’ye indi. Cibuti küçük bir ülke. Yemen’in hemen karşısında Aden Körfezi’nin girişinde çok stratejik bir bölge. İngilizler tarafından uzun yıllar sömürge olarak işgal edilmişti. Fransızlar ise Somali Land’ı ellerinde tutuyor. Bugün devlet ilan edilmesine rağmen dünya ülkeleri burayı  tanımıyor. Güney Somali ise İtalyan sömürgesi altında. Bugün burada sadece Başkent Mogadişu’ya hükmedebilen bir devlet var. Somali genelinde ise Şebab örgütü hakim. Ayrıca Somali korsanları ise bir zamanlar Hint Okyanusu ve Aden Körfezi’ne tamamen hakimdi. Bugün ise hakimiyet kırıldı.

Sahabelerin ilk hicret ettiği yer

Cibuti havalimanında uçağımız yakıt ikmali aldıktan sonra, güneş doğarken yeniden havalandı. somali-türbeYaklaşık bir buçuk saatlik bir uçak yolculuğu ile Somali’nin başkenti Mogadişu’ya ineceğiz. Uçağımız Somali Etiyopya savaşında, Etiyopya tarafından işgal edilen Harar ve Ogaden bölgeleri üzerinde uçuyor. Harar ve Ogaden islam tarihi için de çok önemli . Uçağımız Habeşistan semalarında uçarken ben de tarihin derinliklerine doğru düşünceye dalıyorum. Zira Habeşistan ve Somali coğrafyası Medine-i Münevvere’den önce islam ile şereflenmişti. İslamiyetin ilk yallarında müslümanlar, Mekke-i Mükerreme’deki müşriklerin zulmünden kurtulmak için Allah Resulünün emriyle Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Miladi 615 ve 616 tarihlerinde iki grup halinde müslümanlar Habeş kralı Necaşi Esleme’nin ülkesine hicret etmişlerdi.  İslamın ilk hicreti Aden Körfezi üzerinden gemilerle bugün Fransız bölgesi olarak bilinen Somali Land’ın Zeyla bölgesine çıkmışlardı. İslamın ilk hicret eden müslümanları burada zulümden kurtulmuşlardı.

İslamın ilk sahabelerine kucak açan geçmişin Habeşistan’ı, bugünün Somalisi kan ağlıyor. Kan, gözyaşı, ölüm, açlıktan ölen insanlar, kabile savaşları ve Hıristiyan dünyanın sömürüsü yüzünden deyim yerindeyle inim inim inliyorlar. Beni bu derin düşüncelerden kaptan pilotun Somali Mogadişu Havalimanına inişe geçiyoruz.” Anonsu uyardı. Uçağımız önce terör saldırısı endişesinden dolayı Hint Okyanusu’na açılıp, deniz üzerinden alçalarak Mogadişu Havalimanı’na inecek. Adeta Hint Okyanusu’na inercesine sahildeki Mogadişu havalimanına iniş yapıyor. Havalimanında bizleri Somali  Milletvekili Abdülkadir Şeyh Ali karşıladı. VIP salonuna geçtik. Normal bir havalimanındaki bekleme salonundan daha kötü. 50 dolarlık vize ücreti verdikten sonra pasaport işlemlerimiz yapılırken yorgunluğumuzu tarçın ve süt karışımlı Somali çayı ile attık.

Askerler gölge gibi bizi takip edip koruyor

Pasaport işlemlerimizden sonra dışarı çıktığımızda Somali gerçeğiyle yüzyüze geldik. somali-askerlerAltı kişilik uzun namlulu askerin refakatinde Somali’de kalacağımız misafirhaneye doğru yola çıktık. Başkent Mogadişu’da ilk dikkatimi çeken iç savaşlarda yıkılıp yok edilen binalar, güvenlik önlemleri, fakir halk ve perişan bir bölge. İlk kez savaşın bir bölgeyi nasıl perişan ettiğini gördüm. Her yerde kurşun izi, yıkıntı ve perişanlık. Kaldığımız yerin yanındaki Somali meclis binası ise en çok darbe alan bölgelerden birisi. Binanın yıkılmadık yeri kalmamış ancak meclis bu yıkıntı halindeki binada faaliyet gösteriyor.

Meclis binasının yakınındaki üst düzey güvenliğin olduğu, Somalili Milletvekili ve bakanların da oturduğu misafirhanede kalacağız. Demir kapı ve yüksek duvarlara çevrili binanın içerisine askerler eşliğinde giriyoruz. Sekiz gün boyunca bu binada kalacağımızı, dışarı çıktığımızda  da altı askerin bize eşlik edeceğini, adeta gölge gibi bizi takip edeceğini hiç düşünmemiştim. Askerler, gecede burda nöbet tutuyorlar. Somali’de ilk gün benim için büyük bir yıkım oldu. Geçmişin ihtişamlı Somalisi hiç böyle olmamalıydı.

Somali darbeden sonra perişan olmuş

İlk parlementer seçimin 53 yıl önce yapıldığı Somali, 1969 yılındaki Rus yanlısı General Siad Barre’nin yaptığı ihtilalden sonra başlayan baskı zulümlerden dolayı bölge halkı gün yüzü görmemiş. 1977-78 yılında Somali Etiyopya savaşı yaşanmış. Ogedan ve Harar bölgesini Etiyopya işgal etmiş bir ülke. İnsanlar her türlü baskıya uğramış. 1990’lı yıllarda daha büyük sıkıntılar yaşamış. Siad Barre ülkeyi terk etmiş. Yerine Mohammed Farrah Aidid geçmiş. General Aidid ise mensup olduğu Havi kabilesi dışındaki diğer halka kan kusturup aç bırakarak ölüme terk etmişti. Bu yüzden Amerika burayı işgal etmiş, kabile savaşları patlak vermiş, yıllarca süren bu iç savaş yüzünden Somali’de taş üstünde taş kalmamış. Bir zamanların rüya ülkesi Somali’nin başkenti Mogadişu bugün hayalet şehir haline gelmiş. Bunlar yetmiyormuş gibi 2006 yılında Somalili gençler anlamına gelen Şebab örgütü kurulmuş. 2006 yılından beri Şebab Örgütü adeta Somali’yi kasıp kavuruyor. Hatta başkent Mogadişu’da bile etkinliğini hissediyorsunuz. Geceleri 17.00’den sonra araç ve askerle de olsa dışarı çıkmamıza izin verilmiyor. Zaman zaman bomba ve silah sesleriyle uyanıyor, dehşete kapılıyorduk. Başkent Mogadişu Şebab Örgütü’nden Afrika Birliği askerleri sayesinde kurtulmuş. Somali Devleti Şebab örgütünden başkenti korumak için Afrika Birliği’ne başvurarak ülkelerini korumasını istemişler. Havalimanı ve meclis binası gibi önemli devlet kurumları Afrika Birliği askerleri tarafından korunuyor.

Somali’nin başkenti Mogadişu’dayız

Bugün 14 Ekim 2013. Kurban bayramının arefesi. Somali’nin başkenti Mogadişu’yu gezerek tanımaya çalıcağız. Burası bir başkent değil enkaz yığını. Askerler, güvenlik önlemleri, cadde ve sokakların çekpoint (demir korkuluk ve beton bloklarla kapatılması),  her sokak başında askerlerin güvenlik nöbetleri, kamuya ait binaların Afrika Birliği askerleri tarafından korunması, savaşların yıkıp döktüğü binalar karşısında dehşete düşüyoruz. Her yer top ve tüfek mermileri ile delik deşik edilmiş, deyim yerinde ise taş üstünde taş kalmamış. Sadece kabile savaşlarında 500 binden fazla insan ölmüş. Açlıktan ölenlerin sayısı ise 300 bini geçmiş. Diktatör liderlerin öldürdükleri, Somali-Etiyopya savaşında ölenler, Şebab örgütünün öldürdükleri bugün halen teröre kurban gidenler ve açlıktan ölenleri dikkate aldığımızda Somali’nin içinde bulunduğu durumu anlamak ve anlatmak gerçekten zor.

Bugünkü Somali ile geçmişin Somalisi, Habeşistan, yani Osmanlının Zeylan vilayetini düşündüğümüzde, hele ünlü Seyyah İbni Battuta’nın 13. yüzyıl başlarında yani 800 yıl önce Somali’deki ve Zeylan’daki yaşadıklarını okuduğumda içim parçalanıyor. 8-9 yüzyıl önce Somali, Habeş bölgesi ne kadar medeni, ne kadar çok önemli bir bölgeymiş. Bereketli topraklara sahip, önemli dünya tüccarlarının alışveriş yapmaya geldiği bir bölge olan Somalinin,  başta Portekizliler olmak üzere İspanyol, Fransız, Alman, İngiliz ve İtalyan sömürgecileri tarafından sömürülüp, savaş ortamına itildiğini, zenginlerin yerini fakirlik ve açlık aldığını daha iyi anlıyorum. Somalinin başkenti Mogadişu’daki dehşet ve hayalet şehir görünümündeki başkenti gezerken ünlü Seyyah İbni Battuta’nın 13. yy. başlarında yaptığı tespitleri bir kez daha okuyorum.

*SEYYAHLARIN GÖZÜ İLE  AFRİKA

Antik Yunan ve Roma’da ortaya çıkan Afrika ile ilgili öyküler ve anlatılanlar sebebiyle Avrupalılar görmedikleri bu kıta hakkında kolayca “kötülükler coğrafyası”  ya da “Kara Kıta” diyebilmişlerdir. Oysaki 8.yy.da Araplar ve İran’ın Şiraz bölgesinden gelenler ülkenin iç kısımlarıyla dahi ticaret yapmışlardır. Doğu Afrika sahillerinden güneye doğru yayılan büyük bir kültür ve dini anlayış, bu ticaret alışverişi ile oluşmuştu. Ümit Burnu’nun keşfi kıtanın ümitsizliği olmuş; ‘Kara Kıta’ denilen Afrika, ne yazık ki ‘karartılan kıta olmuştur. Bunu kültür ve medeniyetimizin izlerinden anlıyoruz.

*İBNİ BATTUTA  DOĞU AFRİKA’DA..

    Büyük İslam seyyahı olan İbn Battuta 13.yy başlarında Doğu Afrika adalarından biri olan Kilve’ye kadar gitmiş. Bu şehirlerin her biri hakkında seyahatnamesinde bizim için çok güzel notlar almış. Battuta bu şehirlerdeki gördüğü gelişmişlik, çok katlı güzel ahşap binaların sokakları süslediği ve insani ilişkilerdeki seviyenin yüksekliği karşısında hayrete düştüğünü seyahatnamesinde bizlere anlatmaktadır. İbn Battuta bu şehirlerdeki kültürü bizlere şöyle aktarıyor:

“Somali Zeyla şehrinin –ki burası ilk hicret eden Sahabelerin ayak bastıkları şehirdir- gerçekten büyük bir çarşısı var.

 Haklın devesi çok, her gün yüzlercesini kesebiliyorlar. Makdeşav ahalisi tüccarlarıyla anılıyor. Orada şehrin adıyla anılan kumaşlar üretiliyor. Mısır ve diğer ülkelere sevk ediliyor.

Bu şehrin âdetine göre, ne zaman bir gemi limana gelse, hemen “sanbük” denilen küçük kayıklar gemiye yanaşır. Her sanbükte birkaç genç bulunur. Onlar kapağı kapalı yemek dolu bir tencere getirip gemideki tacirlerden birine takdim ederek şöyle derler:

 “Bu adam benim misafirimdir. Bana gelecek!” gemideki tacir misafirliğe çağıran gencin evine gider, başka bir yere gitmez. Tabi sürekli ticaret yapan ve tanınanlar başka, onlar istedikleri yere giderler.

Bu tacir bu şekilde bir eve konuk olunca, ev sahibi onun yanında bulunan eşyayı satıp başka şeyler satın alır onun için..

Yöre halkından biri böyle bir tacirden, değerinden aşağı bir şey satın alsa, yahut misafirin izni tanıklığı olmaksızın, onun mallarından bir şeyler satsa bu satış geçersiz sayılır onlar nezdinde. Çünkü yöre haklı geçimini bu şekilde sağlıyor.”

Misafir Kültürü, alışveriş kültürü bize yansıtılan gibi olmadığını İbn-i Battuta’nın bu seyir notlarını okurken daha da iyi anlıyoruz Ve İslam’a verdikleri ehemmiyeti.

‘İbn Battuta gemiyle şimdiki Somali’nin Eski Habeşistan bölgelerinden biri olan Zeylan Limanı’na vardığında,  tüccar olmadığı anlaşılınca, onu hemen şeyh in yani sultanın yanına götürmeye kalkmışlar.

Battuta itiraz edip, konaklayacağım yerden sonra gideceğim dediyse de, itirazını kabul etmemişler ve şöyle demişler.

“Buranın töresidir; bir derviş, Hz. Ali soyundan gelen bir şerif, yahut muhterem bir insan buraya geldiği zaman hükümdarı görmedikçe konaklayacağı yere gidemez!”

Ahali burada sultana şeyh diyor.  Biz  de kabul ettik.”

İbn-i Battuta Şöyle devam ediyor:

“Onların adetlerinde gemi yanaştığı zaman ilk önce gemiye Sultanın Sanbük’ü yanaşır. Nereden geldiğini, sahibinin ve kaptanının kim olduğunu, yükünün nelerden ibaret olduğunu, tacirlerinin kimlerden oluştuğunu sorar. Sanbükteki heyet gerekli bilgileri aldıktan sonra durumu sultana, yani şeyhe bildirir. O da layık olanları huzuruna kabul eder.

Buradaki halk neredeyse bizim yediğimizin 3 katı yemek yiyor. Oldukça iri insanlar.

AFRİKA’DA  4 ÇOCUKTAN  İKİSİ ÖLÜYOR

     Başta Somali ollak üzere doğu, orta, batı ve kuzey Afrika bölgesinde bir çok ülkeyi gezmiş gazeteci ve belgeselci olarak Somali’nin başkenti Mogadişu’yu gezip belgesel çekerken, bir kez daha okuduğum İbni Batuta’nın notları ve Somali’nin  bugünkü durumu karşısında kahroluyorum. Afirika ilgili  asırlar önce önemli  tesbitler yapan İbni Batuta’yı okuduğumuzda gözlerimizin yaşarmaması imkânsız. Asırlar sonra bizim bildiğimiz Habeşistan yani doğu Afrika’daki birçok ülkede durum çok kötü.

Ölüm, savaş halen kol geziyor. Bir zamanlar İbn-i Battuta’nın notlarından okuduğumuz kadarı ile refah ve bolluk içinde yaşanılan bir ticaret merkezlerinden biri olan Habeşistan bölgesi ile ilgili İbni Battuta’nın tespitlerin okumaya devam ediyoruz.

AFRİKA’DA  SULTANLIK KÜLTÜRÜ

“Cuma günleri sultan misafirlerine, giyecek hediye eder. Halkla beraber mescitte namaz kılıp babasının mezarında Kur’an okur. Cuma günleri sultanlık merasimleri de yapılır. Cumartesi günleri ise ahali şeyhin ikametgâh gösterdiği yerlere oturur. Kadı, fıkıh bilginleri, şerifler, salihler, dervişler, hacılar. Herkes kendine ait peykeye oturur. Onların ardından vezirler, emirler ve yüksek rütbeli askerler de bölük bölük selam verip çıkarlar. Şeyh yani sultan ekmeğini onlarla paylaşır.

Sonrasında şeyh kendi konağına gider. Kadı, vezirler, sır kâtibi ve ileri gelen dört emir, halkın meselelerini dinlemek için orada kalırlar. Doğrudan şeriatla ilgili olan hususlarda kadı hüküm verir. Bunun dışındaki davalara vezirler ve kumandanlar bakar. Eğer sultanla istişareyi gerektirecek önemli  bir husus varsa, yazı ile iletilir. Adalet gecikmez, cevap bir kâğıdın arkasına yazılmış olarak derhal verilir. Ora halkının töresi böyle!”

AVRUPALILAR AFRİKA’DA İSLAM MEDENİYETİNİ  YIKIYOR

  İbni Batuta’nın 800 yıl önce ortaya koyduğu tespitler gerçekten çok önemli. somali-savas800 yıl öncenin Somali ve Habeşistan bölgesinde adalet, bolluk, hürmet ve İslam’a bağlılık vardı. Bugün Mogadişu’da gördüklerimiz, Afrika’da yaşadıklarımıza rağmen İslam düzenin kurulduğu ve huzurla yaşandığı beldelermiş buralar. Bu topraklardaki kültür, medeniyet ve izzet sarıp sarmalıyor bizi. Bu yaşanılan acılar, tamamen Batı politikalarının vahşiliği ve adaletsizliği yüzünden oluşmuş. Bunları görünce, bir Müslüman olarak bizlerin medeniyetimize daha da sahip çıkmamız gerektiğini düşünmeden edemiyoruz. O zaman ki İslam Medeniyeti zenginliği, şimdiki Batı Medeniyeti yoksulluğu. Kendi oluşturdukları bu zülüm düzeninde buna paralel olarak Afrika’daki açlığı bir fırsat olarak değerlendiren Hıristiyan yardım kuruluşları da ülke içinde yardım dağıtımı ile birlikte Hıristiyanlık propagandası yapıyor. Dini etkinliklerini buradaki yoksul halk üzerinden uygulayıp sömürüyorlar. Sahabeye kucak açmış, İslam Dininin ilk coğrafyalarından biri olmuş bu ülke, tesadüfen mi bu hale getirildi soruyoruz.

Hayır, tabiî ki uzun yıllar uygulanmış politikalar, güçlü İslam Devletlerinin zayıflatılması, farklı ticaret kanalları ile zengin olma yoluna giren Batı Medeniyeti, hiçbir şeyi tesadüfen yapmadı. 15. yy. da Ümit Burnu ve Hindistan’ın farklı yollarına Afrika Kıtasıyla ulaşan Batı Medeniyeti, ilk olarak bölgenin zenginliğinin farkına varan Portekizler tarafından derhal buraya donanma sevk etmeye başladılar. İlk donanma 1505 yılında Güney Afrika sahillerini geçerek Doğu Afrika’da Mozambik’ten başlayıp bugün Tanzanya’nın güneyindeki Kilve Sultanlığı, Kenya sahilindeki Mombasa Sultanlığı, Somali’nin başkenti Makdişu’yu ve diğer şehirlerle onlara bağlı yerleri topa tutup, binlerce kişiyi öldürerek Kızıldeniz’e girdiler. 1517 yılına gelindiğinde Portekiz donanması Memlûk donanmasını da yenerek Cidde önlerine kadar gelmişti. Hedef islamın kıblegahı Mekke-i Mükerreme idi. Hıristiyan dünya Mekke-i Mükerreme’yi ve Medine-i Münevvere’yi ele geçirip işgal etmeden Osmanlıyı yıkamayacaklarını, Afrika başta olmak üzere dünyayı sömüremeyeceklerini çok iyi biliyorlardı. Önce Mekke işgal edilmeliydi ki sonra Osmanlının payitaht merkezi İstanbul düşürülebilsin. Osmanlı bunu çok iyi biliyordu. İstanbul’u Yemen’den, Aden körfezinden, bugünkü Somalinin başkenti Mogadişu Zeylan, yani Habeş eyaletinden koruyordu. Bunun için akın akın Yemen’e mehmetçikler gitmişler. Gidenler geri dönmemiş. Sadece Yemen’e değil, Harar, Mogadişu, Zeyla, bugün İngiliz ve Fransızlar tarafından uyduruk devlet olarak ilan edilen Cibuti, Eritre, Somali Land (Kuzey Somali), Güney Somali, Etiyopya ve Sudan’a yüzbinlerce Mehmetçik gidip asırlarca buraları Osmanlı toprağı olarak korumuşlardı. Bugün Mogadişu dahil Habeşistan bölgesinde ata ve dedelerinin Türk olduğunu söyleyen insanlar var. Ancak biz onları çoktan unutmuşuz.

MOGADİŞU´DA GEÇMİŞTEN HİÇBİR İZ KALMAMIŞ

Evet. Somali’nin başkenti yani Habeşistan eyaletinin bir parçası olan Osmanlının 360 yıl hüküm sürdüğü islam medeniyeti ile peygamber efendimiz döneminde şereflenen, miladi 615 yılında Medine’den önce  ilk hicretin gerçekleştiği Somali kan ağlıyor. Başkent Mogadişu’da İbni Battuta’nın 800 yüz yıl önce tespit ettiği o güzelliklerden hiçbir iz kalmamış. Gerçekten üzülmemek, kahrolmamak elde değil. İyiki Türkiye Somali’ye sahip çıkmış, iyiki İstanbul Belediyesi, altyapı hizmetini yapıyor, iyi ki TİKA yıkılıp yok olan İslam eserleri cami, türbe ve medreseleri tamir ediyor. İyi ki başta İhlas vakfı ve Kızılay olmak üzere yardım kuruluşlarımız Somali halkına yardım yapıyor.

  

ŞEBAP ÖRGÜTÜ CAMİİ VE TÜRBELERİ YIKMIŞ

Sömürgeci batılı güçler Somali’den çekilirken birçok İslam ülkesinde olduğu somali-yıkık-camiigibi yerine sözde islam adına cihad eden terör örgütleri bıraktı. Kendilerinden başkasına müşrik (şirk ehli, kâfir) gözüyle bakan Selefi Vehhabi zihniyeti Somali’de El Şebab (gençler) adlı örgüt, terör estirmeye devam ediyor. Halk büyük korku içinde. Tüm güvenlik önlemleri bu örgüt için. Eşşebap Örgütü’nün işlediği cinayetler ve patlattığı bombalarla Müslümanlar ölmeye devam ediyor. Gün geldi Sünni camilerine, Sufi türbelerine açıktan saldırmaya başladılar, ibadete gelen cemaati, ders okutan hocaları kurşunladılar. Eğer Mogadişu’da dolaşırsanız şuurlu olarak yakılmış yıkılmış onlarca cami enkazı ile karşılaşırsınız ki ekseri Eş Şebab’ın marifetidir(!) Mesela sahildeki en büyük minarenin sahibi, Mogadişu’ya suliet kazandıran Şeyh Abdülaziz camii bunlardan biri. Şeyh Abdülaziz Türk asıllı bir gönül ehli. Kaside-i Bürde yazarı İmam-ı Busayri ile aynı devirde yaşamış. 8 Asırlık külliye kaç defa yenilendi bilmiyoruz ama buram buram Osmanlı kokuyor. Hazirede yine bir Nakşi büyüğü olan Şeyh Abdülcabbar hazretlerinin de kabri bulunuyor.

Şeyh Abdülaziz külliyesi Mogadişu sahiline hakim bir tepecik üzerine kurulmuş. Camisinin minaresi iki taraflı bir merdivenin sahanlığında yükseliyor. Bu mimari alışıldık değil, zaten Somaliler onun tarzında “tek” olduğunu söylüyorlar. Eş-Şebab militanları tarihi minareyi roket atarla vurmuş. Camiyi (duvarlarındaki ayet-i kerimelere rağmen) kırmış geçirmiş, kullanılmaz hale getirmişler. Hazirede yatmakta olan tasavvuf büyüklerinin mezar taşlarını ağır silahlarla taramış, bazı kabirleri eşeleyip naaşları çıkarmış, merhum ve merhumelere hakarete bulunmuşlar. Şeyh Abdülaziz Cami’si bu garip haline rağmen metruk değil, halk yine de mekâna geliyor, Kuran-ı kerim okuyor, ecdadı fatihasız bırakmıyor.


Eş-Şebab Örgütü, Somali’nin yetiştirdiği büyüklerden Muallim Muhammed, Şeyh Muhammed Ali, Şeyh Muhammed Dayri, Şeyh Ali Mü’min gibi alimlerin kabirlerini yıkıp (her biri insanlık mirası olan sanatlı binalardı) ortadan kaldırınca gözden düştü. Bu saygısız tavır örgütün de sonunu getirdi. Halkın Eş-Şebab’a verdiği destek azaldı. Örgüt önce Mogadişu’dan sonra en güçlü kalesi olan Kismayo şehrinden de çekildi. Eş-Şebab’ın mânâsız eylemleri artık halktan destek bulmuyor. Son aylarda sahradaki militanlar gruplar halinde silah bırakıyor, hükümet güçlerine katılıyorlar. Örgüt, otellere, lokantalara karşı gerçekleştirdiği bombalı saldırılarla adını duyurmaya çalışıyor. 
Kaos ortamından nemalanan El Şebab, her türlü imar faaliyetine karşı, ülkesine yatırım yapmayı düşünen yurtdışındaki Somalilileri de tehdit ediyor.

TİKA TARAFINDAN TAMİR ETTİRİLECEK 


Zor günlerinde Somalililerin yanında duran Türk yardım kuruluşları onlarca camiyi restore edip ibadete açıyor, Şeyh Abdülaziz cami-i şerifi de TİKA tarafından onartılıyor. Tehditlere boyun eğmeden Türkiye Somalı’de Müslüman kardeşleri için hizmet seferberliği, yardım köprüsü kurdu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkent Mogadişu’yu adeta yeniden kuruyor.

 İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Mogadişu’daki şantiye binasındayız

Türkiye’den Somali’ye Altyapı Hizmeti

Türkiye savaş, ölüm, korku ve terörün kol gezdiği Somali’nin başkenti Mogadişu’yu şantiyeye çevirmiş. somali-istanbul- belediyesi2 yıl önce Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan hizmet seferberliği artarak devam ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Somali’nin başkenti’ni şantiyeye çevirmiş. 80’e yakın iş makinası ve araç 15’i Türk olmak üzere 300’e yakın personelle Mogadişu’nun başta çöp sorunu olmak üzere yol, kanalizasyon, altyapı, kaldırım ve park düzenlemesi gibi birçok hizmeti başarı ile yürütüyor. Başbakanlık Türk İş Birliği Kalkınma Ajansı (TİKA) Mogadişu’da çok önemli hizmetlere el atmış. Hatta savaşlarda darbe gören ve hasar alan Somali Meclis binasını yıkıp yeniden yapacakmış. Türkiye TİKA aracılığı ile sağlık, eğitim gibi hizmetler başta olmak üzere birçok hizmet binası yaparak Somali halkına hizmet vermekte. Sağlık Bakanlığı TİKA aracılığı ile büyük bir hastane inşaatını tamamlayarak hizmete açmış. Türk Kızılay’ı başta olmak üzere Türkiye’den birçok sivil toplum örgütü Somali halkı için yardım seferberliğini sürdürüyor. Türk Kızılay’ı kurduğu modern çadır kentler, yemek üretim ve dağıtım merkezi, çöp imha istasyonu ile Somali halkına önemli hizmetler veriyor. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı çok sayıda Somalili öğrencinin Türkiye’de eğitim görmesi için imkanlar hazırlayarak kalıcı hizmet yapıyor.Türkiye’nin hiçbir karşılık beklemeden yaptığı bu hizmetler Afrika üzerinde siyasi ve ekonomik çıkar gözeten birçok devleti rahatsız ediyor. Türkiye’nin ortaya koyduğu bu başarılı hizmetler karşısında gurur duyuyoruz.

 

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN ŞANTİYESİNDEYİZ

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki gezimizin şimdiki durağı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şantiye ve idari binalarının olduğu bölge. Belediyenin Somali’deki genel koordinatörü Semih Çalkaya belediyenin yaptığı hizmetlerle ilgili önemli bilgiler veriyor. Belediye şantiye binasındaki ay yıldızlı bayrak göğsümüzü kabarttı. Semih Çankaya başta çöp olmak üzere Mogadişu’nun birçok altyapı hizmetlerini başarı ile yürüttüklerini, Mogadişu yollarının çöpten kapalı olup geçilmediğini, bu yolları tümü ile açıp çöp toplama deposunda imha ettiklerini, çöp konteynırları koyarak insanların çöplerini konteynırlara attıklarını belirtti. Semih Çalkaya atölyeleri bize gezdirerek bilgiler verdi. Bu atölyelerde Somalililere belediye hizmeti öğrettiklerini, hizmetleri yerel halkla yaptıklarını söyledi. Engelli bir Somali vatandaşının nasıl çalıştığının da belgesel görüntülerini çektik. Somalili işçilerin birçoğu Türkçe öğrenmişler. Şantiyenin oto tamir bölümünde çalışan engelli Somalili ile söyleşi yaptık.

İstanbul Belediyesi’nin şantiyesinde Türk Kızılay’ında depo merkezi bulunuyor. TİKA’nın şantiye binası ise belediyenin şantiye alanı içerisinde. Devlet kurumları tam bir koordine içerisinde Somali’ye başarılı hizmetler yapıyorlar. Türkiye devleti ve sivil toplum örgütlerinin Somali’ye yaptığı başarılı hizmetler bana Afrika coğrafsına Osmanlı’nın yaptığı hizmetleri hatırlattı. Osmanlı yüzlerce yıl Afrika coğrafyasına hizmetler götürmüş, Somali bir zamanlar Osmanlı’nın Habeş eyaletiydi. Bugün bir zamanlar Osmanlı’nın Habeş eyaleti olan bu bölgede birçok devlet kurulmuş. Somali, Kenya, Cibuti, Eritra, Etiyopya, Kuzey ve Güney Sudan gibi birçok devlete bölerek sömüren batılı güçler bölgeyi sadece sömürmekle kalmayıp savaş, terör, kardeşi kardeşe kırdırıp insanları köleleştirerek fakir ve cahil bırakmışlar. Osmanlı’nın adalet ve hizmetini birkez daha burada anlamış oluyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şantiyesinden ayrılarak Mogadişu’daki gezimizi sürdürüyoruz.

SOMALİ’DE İSLAM MEDENİYETİ

Birçok Afrika ülkesine göre Somali halkı neredeyse tamamen Müslüman. Ehli Sünnet inancına sahip, Şafi mezhebine mensuplar. Nakşi, Kadiri gibi önemli tarikatlarına mensup tasavvuf kültürü devam ediyor. Her evden bir hafız yetiştirmek gelenek haline getirilmiş. Kız ve erkek çocuklar küçük yaştan itibaren dini eğitimden geçiriliyor. Çadır kentler ile mahalle aralarında Duksi dedikleri Kur’an kursları var. Bu kurslarda küçük kız ve erkek çocukları okuyor dinini öğreniyorlar. Afrika ve Somali’de islam medeniyeti ayrı bir araştırma konusu ancak Türkiye’nin bugün Somali ve Habeşistan bölgesinde olmasını Osmanlı medeniyetine bir vefa borcunun ifası olarak değerlendiriyorum. Osmanlı Habeşistan bölgesinde 360 yıl hüküm sürmüştü. Şimdi kısaca sizlere Afrika’da Osmanlı medeniyeti ile ilgili yaptığımı araştırmayı paylaşmak istiyorum.

AFRİKA ‘DA OSMANLI  MEDENİYETİ..

Kanuni sultan Süleyman zamanında, Hint okyanusundan donanma gönderilerek bu topraklardaki Müslümanlara yardımda bulunmamış mıydı? Kuzey, Doğu ve Batı Afrika Topraklarını Avrupalılar bu topraklara sömürge için, köle ticareti için gelmeye başladıklarında o zamanlar güçlü bir devlet olan Osmanlı Afrika’daki birçok bölge gibi buraları da kendi güvencesine almamış mıydı? Gururla yürümemiz gereken bu topraklarda, şimdi içimizde bir buruklukla bulunuyoruz. Ecdadımızın yardım için geldiği topraklarda, o vakitlerde ki salgınlar oluşturulmak isteniyordu. Sömürge ve köleleştirme. Osmanlı Devletinin yardım elini uzattığı bu topraklara, Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde bize gözlerinin içinden gelen bir gülümseme ile bakıyorlar. Osmanlı, Afrika’da sömürge kolonileri kurmadığı hatta sömürgeye karşı kalkan vazifesi gördüğü için  Afrika  ülkelerrinde Osmanlı’ya sempati ile bakılıyor. Bugün gezdiğim bütün Afrika coğrafyası özellikle doğu Afrika’da ve Somali’de bunu çok iyi görüp yaşadım.

AFRİKA’DA OSMANLININ ADALETLİ YÖNETİMİ

 15.yüzyılı hatırlayalım. İspanya’da henüz yurtlarını terk edemeyen milyonlarca Müslüman nüfus vardı. Hıristiyan olmaları ya da ölümü tercih etmeleri dışında bir de bilmedikleri coğrafyalara taşınmaları söz konusuydu.  Endülüslü son Müslüman kafilesi Osmanlılar tarafından İspanya’dan alınıp Kuzey Afrika sahillerindeki şehirlere yerleştirilene kadar acı çekmeye devam edeceklerdi.

Aynı dönemde Hindistan’a ulaşmak için yolan çıkan, Portekizli denizci Henry adıyla bildiğimiz Dom Henrique, beş aşamada Afrika içlerine doğru hareket etmişti. Maderia adalarını, Bojador Burnu, Gine Körfezi, Porto Santo, Beyaz Burun, Yeşil Burun, Senegal veoradan da Gambia’ya ulaşmıştı.

    1487 yılında Lizbon’dan yola çıkan Portekizli Kâşif Bartolomeu Dias’da Afrika’nın güney batı ucuna ulaşmış ve aşırı fırtına nedeniyle sığındığı bu buruna, fırtınalar burnu adını vermişti.  Kâşif Dias, Portekizli Kral II. Joao’nun emriyle doğuya ve oradaki baharatlara ulaşılabilecek bir suyolu bulabilmek için yola çıkmıştı. O zamanlarda ticaret yollarının sadece bir bölümü denizden geçiyordu ve bu yüzden doğuya giden tüccarlar Ortadoğu ülkelerini boydan boya geçmek zorundaydı. Tarihçilerin yazdığına göre Dias, burnu keşfettiğini haber verince kral bu keşfin doğuya ulaşan suyolunun yakında açılmasını sağlayacağını düşünmüş, bu nedenle burnun adını Ümit Burnu olarak değiştirmiş.

HİNDİSTAN BAHARAT YOLLARI OSMANLI DENETİMİNDE

 O zamanlar Baharat yollarının tamamı Osmanlı Devleti’nin kontrolü altındaydı. Baharat yoluna ulaşma arzusunda olan Avrupa Devletlerinin kaderi, bu tesadüfen buldukları Fırtınalar burnu ile değişecekti ve tabi Afrikalı Ülkelerin kaderi de… Vasco do Gama’da 1497 yılında Ümit Burnu’nu dolaşarak Mozambik adası önüne geldi. 1497 Mozambik’te kendisine sıcak ilgi gösteren kralın Hindistan yolunu bilen üç kılavuz vermesiyle 15 Ekim 1498 yılında Hindistan’a ulaşarak, deniz yoluyla Hindistan yolunu keşfederek, Hindistanın sömürülmesinin yolunu açmıştır. Böylece Afrika’nın çevresini dolaşan ilk Avrupalı kişi olma unvanını kazanıyor. Portekizliler adına Vasco da Gama Afrika’nın Batı sahillerinden güneye doğru inerek 1497 yılında Ümit Burnu’nu dolaşarak Mozambik adası önüne geliyor. O dönemde buradan Somali’ye kadar uzanan Doğu Afrika sahil şeridinde kırka yakın şehir devleti vardı ve buralarda yaklaşık sekiz asırdır devam eden Müslüman idarecilerin kurdukları hanedanlar hüküm sürüyordu. Bu hanedanların hepsi de Habeş Krallığına bağlı idi.

Batılı Hıristiyan tüccarlar Afrika’da ve Hint Okyanusu’nda seyahat edebilmek için Osmanı Devletinden izin almak zorundaydılar.  Geçmişte Afrika coğrafyası ve özelde Somali ve Habeşistan bölgesi Osmanlılar sayesinde muhteşem günler yaşamıştı. Hıristiyan dünya sömürmeye başladıktan sonra savaşlar ve ölümler yaşandı. İnşaallah Afrika yeniden barış ve huzuru görür. İstanbul büyükşehir Belediyesi’nin Somali’nin başkenti Mogadişu’daki şantiyesinden ayrılırken içimde barış ve huzur ümidi yeşerdi. İnşaallah Somali, Habeşistan ve Afrika’ya huzur ve barış gelir

 

SOMALİ’DE 1398 YILLIK İSLAM MEDENİYETİ

Somali’de İslam medeniyetini anlayabilmek için çok iyi bir islam tarihi bilgisine sahip olmak gerekiyor. somali-medreseSomalililer Mediney-i Münevvere’den önce islam medeniyeti ile şereflendiklerini söylüyorlar. Biz de Somali’de İslam medeniyetini araştırabilmek için başkent Mogadişu’daki islam medeniyeti eserlerini teker teker gezerek araştırmamızı sürdürüyoruz. İlk ziyaretimizi Ataları, Irak Bağdat’tan gelen ve Abdulkadir Geylani hazretlerinin torunlarından olan Somali Ehli Sünnet müslümanları birliği başkanı Şeyh Ali Şeyh İbrahim’in medrese ve dergahına yapıyoruz. Bizi milli kıyafeti, başında beyaz sarığı ile talebeleri ile kapıda karşılayan Şeyh Ali Şeyh İbrahim  “Hoşgeldiniz” diyerek bağrına bastı. Mogadişu merkezdeki bu dergâh ve medresede 500’den fazla talebe okuyor. Talebelerin büyük bir kısmı şu an bayram arefesi olduğu için evlerine gitmişler. Bizleri talebeler kaside ve ilahi okuyarak karşılıyorlar. Osmanlı medrese sistemi ile eğitim görüyorlar. Yuvarlak bir halka çeviren talebeler diz üstü oturarak hocalarının okuduklarını tekrar ediyorlar. Okunan kitaplar tamamen ehli sünnet akidesi üzerine. Tefsir ve hadis kitapları ise bize hiç yabancı gelmedi. Tefsir –i Kebir kitabı ile hadis kitapları Buhari, Müslim ve Taberi gibi kitaplar okutuluyor. Talebelerin bir kısmı yatılı. Caminin etrafında üstü çinkolarla kaplı kilim ve hasır parçaları üzerlerinde yatıyorlar. Talebelerin gözünden zekâ fışkırıyor. Talebelerin okuduğu ilahi ve kasideler dikkatimi çekiyor. Bizim kültürümüze hiç de yabancı değil. 800 yıl önce bugünkü Kırgızıstan Fergana bölgesi  Oş Eyaletinden, Siracüddin Ali Oş-i tarafından yazılan Emali kasidesi ile yine ünlü bir kaside olan Kaside-i Bürde’yi kendilerine has sesler ile güzel bir şekilde okuyan öğrencilerin sesi, mimik ve hareketleri  gönlümüzü coşturuyor. Ne kadar güzel bakıyorlar ne kadar tatlı okuyorlar. O perişan ve fakir halleri içerisinde Bilal-i Habeşi edası ve asalet ile ile okunan Kaside-i Bürde ve Emali Kasidesi’ni sadece dinlemekle kalmıyor gönlümüze nakş-ı bend ediyor, belgeseller görüntülerle tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.

   Bugün Türkiye’de bir çok Kur’an kursunda ve dini eğitim veren kuruluşlarda gerek Kasideyi Bürde ve gerekse “YEGULLÜL  ABDÜ,  FİBEDİL EMALİ” diye başlayan Emali kitap ve kasidesi Türkiye’deki talebelere  de okutulup öğretiliyor. Türkiye neresi Somali neresi? Demek arada binlerce kilometre olsa da kültürümüz medeniyet ve tarihimiz bir. Tekrar müderris ve meşai olan Şeyh Ali Şeyh İbrahim ile kucaklaşıp medreseden ayrılıyoruz. Hemen belirtelim burada insanların adı  babaları ve dedeleri ile anılmakta aslında Şeyh Ali Şeyh İbrahim ve Şeyh Ebubekir adındaki medrese hocası medreselerin arkasındaki büyük dedelerinin kabri başında Irak Bağdat’tan Somali’ye nasıl geldiklerini anlatıyor ve Hz.Hasan efendimizin torunlarından olduğunu Abdül Kadir-i  Geylani soyundan geldiklerini söylüyor ve dedeleri hakkında  ayrıntılı bilgi veriyordu. Heyecanlı ve duygu yüklü bir atmosfer içerisinde medreseden ayrılarak Somali’deki belgesel çekimlerimizi sürüdüyoruz. .

MOGADİŞU’DAKİ İSLAM MEDENİYETİ ESERLERİ

Moganişu’yu adım adım gezmeye devam ediyoruz. Savaşın yıkıp yok ettiği batılıların sömürdüğü, bir zamanların bolluk ve bereketli Somali’si tam bir savaş enkazı içerisinde askerleri güvenlik çemberi içerisinde belgesel çekimlerimizi sürdürüyoruz. Şimdi Somali’deki islam medeniyetinin izlerini taşıyan tarihi islam eserlerini ziyaret edeceğiz. Genel bir bilgi vermemiz gerekirse 1200 yıllık tarihi camiler, türbeler, medreseler Somali’deki ihtişamlı islam medeniyetini gösteriyor. İşte bu tarihi eserlerden birkaçı; Şeyh Murad Camii, Şeyh Sufii Camii, Erbai Rukun Camii ve her caminin yanında türbe ve medreseler ve kütüphaneler islam medeniyetinin ihtişamını bize anlatıyor. Somali’nin en eski camiilerinden birisi olan Horasan medeniyetinden buralara gelen ve ünlü Tefsiri Kebir’in yazarı Fahrettini Razi hazretlerinin adına Hicri 677 yılında yapılan Fahreddin-i Razi Camisi. Bu camiileri ve tarihi yerleri gezerek belgesel çekeceğiz.

 HORASAN ERENLERİ AFRİKA’DA

Mogadişu ve Somali’deki belgesel çekimlerinde önemli bir gerçeği daha tesbit etmiş oluyoruz. Horasan erenleri, alim ve evliyalarının sadece Anadolu, Balkanlar ve Kafkaslara gelmediğini, Afrika coğrafyasında da çok sayıda Horasan ereni ve alimlerinin olduğunu görüyoruz. Ama ne acıdır ki savaşlar ve sömürü düzeni bu medeniyeti yıkıp yok etmiş Müslümanlar cahil kalmış. Tarihi eserler tahrip edilmiş. İnsanlar fakirleştirilmiş. Müslümanlar o kadar cahil bırakılmış ki camii, türbe ve medreselerde gördüklerim beni dehşete düşürdü. Aslında suçlu olan onlar değil suçlu olan tüm islam dünyası. Batılılar burayı sömürürken Müslümanlar sadece seyirci kalmış. Bugün de seyirci kalmaya devam ediyor. Bugün eğitim ve kültür adına fazla bir şey yapılmıyor. Bugün Türkiye Devleti ve Türk Yardım Kuruluşları Somali başta olmak üzere Afrika coğrafyasına sadece yardım götürüyorlar. Eğitim ve Kültür adına tarih ve ilmi araştırmalar adına maalesef hiçbir şey yapılmıyor. Aslında üniversitelerimiz araştırma enstitüleri, belgeselcilerimiz, yazar ve televizyon programcılarımız çok ciddi çalışmalar ve araştırmalar yapabilirler. Üniversitelerimizde Afrika araştırmaları merkezi kurulabilir. Çok ciddi sinema filmleri ve belgeseller hazırlanabilir, kitaplar yazılabilir. Bugün bunların eksikliği hissediliyor.

AFRİKA İLE İLGİLİ ARAŞTIRMA YAPANLAR…

 Bugüne kadar afrika ile ilgili ciddi araştırma yapan sadece iki yazarımız ve akademisyenimiz var. Bunlardan birisi Türk Diyanet Vakfı Bursu ile Fransa’da yüksek linans eğitimi ve akademik araştırmalar yapan Orta Afrika’da Çat büyükelçisi olan değerli arkadaşım Ahmet Kavas Bey. Diğeri ise çok değerli araştırmacı yazar Cengiz Orhonlu. Cengiz Bey’e bir Afrikalı’nın Osmanlının Afrika politikası ile ilgili sorduğu soruya yeteri kadar cevap verememesi üzerine, 1976 yılında “Osmanlı İmparatorluğunun Güney siyaseti: Habeş Eyaleti”adlı muhteşem bir kitap hazırlaması çok büyük bir hizmet. Bu iki araştırmacı yazarımızın Afrika ile yaptığı çalışmalar Türkiyenin Afrika’ya bakış açısını tümü ile değiştirerek, 55’e yakın ülkenin olduğu Afrika’da on yıl önce sadece on iki Afrika ülkesinde Türk Büyük Elçiliği vardı. Bugün bu sayı otuz üç. Yakın bir gelecekte kırktan fazla Afrika ülkesinde Türk Büyük Elçiliğinin açılacağı bilgisini öğrenmenin mutluluğu ve sevinci içerisinde Doğu Afrika’da Somali’nin başkenti Moğadişu’da belgesel çekimlerimize tüm hızı ile devam ediyoruz.

SOMALİ DEĞİL HABEŞİSTAN

  Türkiye gündemine Somali daha yeni geldi. Aslında Somali bir zamanlar Osmanlının Habeş eyaletinin bir parçasıydı. Osmanlı 360 yıl Doğu Afrika ve Habeşistan’ı yöneltmişti. Habeşistan İslam Medeniyeti tarihi içinde çok önemli. Müslümanlar daha Medine’yi Münevvere’ye hicret etmeden önce İslam medeniyeti Habeşistan’a gelmişti. Peygamberimizin emri ile Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Habeşistan ilk Müslümanlara kucak açmıştı. Afrika’da islam medeniyetini anlayabilmek için önce Habeşistan’ı anlamak ve bilmek gerekiyor. Tarihi Habeşistan bugünkü Yemen Etiyopya, Eritre, Cibuti, Somali ve Kenya bölgesinin bulunduğu yeri kapsamaktaydı. Habeşistan islam medeniyetinin önemli bir coğrafyası. Habeşistan’ı daha iyi anlayabilmek için İslam’ın ilk hicreti, Kral Necaşi, Süleyman Peygamber, Belkıs’ın Sarayı, Ebrehe’nin Fil ordusu ve Veysel Karani ve Bilal-i Habeşi’leri anlamak gerekiyor.Bir zamanların Habeş eyaleti  içinde olan Somali’nin başkenti  Mogadişu’daki belgesel çekimlerimizi sürdürürken islamın ilk hicretinin gerçekleştiği  bir zamanlar Osmanlı’nın Habeş eyaleti olan Habeşistan ile ilgili  bilgileri sizlerle paylaşmaya devam ediyorum..

OSMANLI’NIN HABEŞİSTAN’DAKI ZEYLA  BÖLGESİ..

   Somali’nin Adel bölgesinde toplam 25 bin nüfuslu Zeyla tarihimizde çok önemli bir yer.  Habeşistan’ı anlatırkan Zeyla’yı çok iyi bilmek gerekiyor. Bugün Somalıland’da Hint okyanusu sahilinde olan Zeyla Müslümanların ilk Habeş eyaletine hicret bölge olarak da anılmakta. Zeyla, Aden Körfezi’ne kıyısı olan ve Somali’de bulunan bir yer. Zeila, Somaili’nin Adel bölgesinde yer almaktadır. Batısında Harar şehrine uzaklığı 320 km, Doğusundaki Berbara şehrine uzaklığı ise 270 km’dir.

Zeyla, 7. yüzyılda Müslüman Arap fetihleriyle İslam medeniyeti ile şereflendi. 1415 yılında kurulan Adal Sultanlığı’nın ilk başkenti Zeyla olmuştur. Bu devlet 1555 yılında Osmanlılar tarafından Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilerek Osmanlı yönetimine girip,  Zeyla kazası kurularak Habeş Eyaletine bağlanmıştı. Zeyla üzerindeki Osmanlı yönetimi 361 yıl olup,  1916’da İtalyanların bölgeyi işgal etmesine kadar sürmüştü.

 HABEŞİSTAN’IN KALBİ HARAR’DA ATIYOR

Harar’da bir taraftan açlıktan boğuşan insanlar diğer taraftan turistler. Belki de hiç birbirlerini anlayamıyorlar bu insanlar. Turistler bu insanların neden bu kadar aç, muhtaç ve perişan olduklarını düşüne dursunlar. Burada acı bir gerçekle karşı karşıyalar insanlar. AÇLIK, SEFALET…

Etiyopya’nın turistik şehirlerinden birisi Harar.  Müslümanlarca kutsal kabul edilen Harar 15. yy.da Osmanlı yönetimine girmişti. Harar’ı çevreleyen surlar 16.yy. ortalarında Amir Nur Ibn al-Wazir Mujahi tarafından inşa edilmiş.

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’nın yaklaşık 500 km. doğusunda bulunan Harar, bugün halen bir kasaba görümünde.  Müslümanlarca kutsal kabul edilen Harar’ı kuşatan duvarlar arasında 90’dan fazla cami bulunmakta.

 Kral Haile Selassie’nın evi bugünlerde bir şifacı tarafından kullanılmakta.  Kanserden şeker hastalığına birçok hastalığı iyileştirdiğine inanılıyor bu şifacının.

  HABEŞİSTAN’A İLK HİCRET NASIL GERÇEKLEŞMİŞTİ?

Müslümanların gördüğü baskı ve zulüm dayanılmaz bir hâl almıştı. Ambargolar, işkenceler birbirini takip ediyordu. Herkes canından, malından, ırz ve namusundan endişe ediyordu. Bu şartlarda, Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) “O, ülkesinde kimseye zulmedilmeyen kraldır.” diyerek övdüğü Necaşi Eshame’nin ülkesine, Habeşistan’a hicret izni çıktı. Farklı tarihlerde iki ayrı kafile halinde yola çıkan sahabeler, Kızıldeniz’i aşarak Afrika topraklarına geçti. Burada, Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) haber verdiği gibi hürmetle karşılandılar, aziz birer misafir gibi ağırlandılar.

 Necaşi, heyetin iftiralarını, yalanlarını dinledikten sonra, kendisine sığınan insanları dinlemeden bir karar vermeyeceğini beyan etti. Müslümanlardan bir grubun saraya çağrılmasını istedi. Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) amcasının oğlu, Hz. Ali’nin de büyük kardeşi olan Cafer b. Ebu Talip (r.a.) başkanlığındaki heyet, Necaşi’nin huzuruna çıktı. O günün protokol kuralları uyarınca hükümdarın huzuruna çıkanlar secde ederlerdi. Fakat onlar inançlarının gereği olarak bunu yapmadılar. Müşrikler buna çok sevinmişler, huzurdan kovulacakları hevesine kapılmışlardı. Ama Necaşi tepki göstermedi, onları saygıyla dinleyip sorular sordu.

 Cafer b. Ebu Talip (r.a.) özetle şunları söylemişti: “Biz, cahil bir kavimdik. İçki içer, kumar oynar, zina eder, insan öldürürdük. Bütün kötülükleri irtikâp eder; fakat tek faziletli iş işlemezdik. Allah (c.c.), içimizden bir peygamber gönderdi. O bize doğru yolu gösterdi. Bizi her türlü kötülükten çekip çıkardı ve her türlü faziletle donattı.”

 Hıristiyan olan Necaşi Eshame, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Meryem’i sordu. Cafer (r.a.), hicretlerinden hemen önce inen Meryem Sûresini okudu. O okudukça Necaşi’nin gözlerinden yaşlar akıyordu. Sonunda eğilip yerden ince bir çöp aldı ve tarihe geçen şu sözleri söyledi: “Allah’a yemin ederim ki, sizin peygamberinize nazil olanlarla, Hz. İsa’ya inenler arasında şu çöp kadar dahi fark yoktur!..”

 Habeş kralı Necaşi Eshame, Mekke müşriklerinin getirdiği hediyeleri de geri çevirip, ülkesine sığınan Müslümanları himaye edeceğini ilân etti. Bu kararı rahiplerin muhalefetine rağmen verdi. Nakledildiğine göre, Müslümanlarla çok kısa süre görüşmesine rağmen onların anlattıklarından ve yaşantılarından etkilenip kısa zamanda İslam’ı kabul etti. Hicret’in 9. yılında, vefatını vahiy yoluyla öğrenen Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) gıyabında bizzat cenaze namazını kıldırdı. O günden bu yana Necaşi, zulme uğramış Hak dostlarına kucak açan, kol kanat geren adil hükümdar olarak Müslümanların gönlünde taht kurdu.

 Gördükleri maddi ve manevi işkenceler sebebiyle vatanlarını bırakmak zorunda kalarak Habeşistan’a (614 ve 615 yılında) hicret eden sahabeler, Afrika’nın ilk Müslüman topluluğunu oluşturdular. Birinci kafilede 4’ü kadın 15, ikinci kafilede ise 19’u kadın 111 sahabenin olduğu naklediliyor. Bu insanlar, köklü bir geçmişe sahip, Habeş krallarının hüküm sürdüğü bölgeye, Etiyopya’nın kuzeyine, bugünkü Tigray eyaletinin başkenti Mekele yakınlarına yerleştiler. Bugün bu belde Necaşi köyü olarak tanınıyor.

 Örnek yaşayışlarıyla, Necaşi’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanın İslam’ı kabul etmesine vesile oldular. Vefatından sonra Necaşi’nin cenazesi bu köye defnedilmiş. Bu sebeple köy, onun adını almış. Köyde Necaşi’den başka, vatanlarına geri dönmeyip burada kalan 15 sahabenin de kabri bulunuyor.

 AFRİKANIN İLK CAMİSİ HABEŞİSTAN’DA

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa ve doğudaki Awash’dan, kuzeye doğru 840 km uzaklıkta olan Necaşi köyünün bulunduğu Mekele görülmeye değer.  Necaşi köyü Etiyopya’nın 11 eyaletinden biri olan Tigray eyaletinin başkenti Mekele’nin 60 km kuzeyinde, Eritre sınırına 80 km mesafede. Köyün kurulduğu dağa tırmanan yol, dar ve keskin virajlarla dolu. Yeşillik olarak yol kenarlarında daha çok kaktüsler göze çarpıyor. Girişe az bir mesafe kala bir kilise dikkat çeker:

Köye merkezindeki meydan var. Hayvanların ve çocukların gezindiği meydanın hemen solunda cami yer alıyor. Necaşi türbesi ise caminin gerisinde. Etiyopya Müslümanları için büyük öneme sahip olan caminin, Afrika’nın ilk mescidi olduğu belirtiliyor. Zaman içinde birkaç kez yeniden inşa edilmiş, genişletilmiş.

 Necaşi köyünün, Müslümanlarla Hıristiyanların barış içinde bir arada yaşadıkları ilk yer olarak tarihî öneme sahip, sembol bir mekân. Burası Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşlarına barış ve güven içinde yaşayabilecekleri yer olarak gösterdiği, vaat edilmiş bir mekan.” Müslümanların 614 ve 615 yıllarında iki kez Medine’den önce hicret ettikleri bölge, yani Habeşistan bölgesi.

   Bugün Etiyopya, Sudan, Eritre, Cibuti ve Somali bölgelerini kapsayan Habeşistan toprakları, sadece Necaşi’nin değil İslam’ın ilk müezzini Bilal-i Habeşi’nin de ana vatanı. Peygamberimiz’in  “Annemden sonraki annem Ümmü Eymen’dir.” buyurduğu hanım da Habeşistanlı. Bir zamanlar Yemen’de Habeş bölgesiydi. Veysel Karani’de Yemenli…

 Necaşi köyüne 200 km kadar mesafede bulunan Aksum şehri, Habeş krallıklarının eski başkenti. Necaşi’nin sarayının bulunduğu, sahabileri kabul ettiği şehir burası. Hz. Süleyman ve Sebe melikesi Belkıs’ın oğlu Kral 1. Menelik döneminde büyük bir medeniyet merkezi olduğu rivayet ediliyor. Bölge üç semâvi dinin ilk dönemlerine ait mabetlerle dolu. Eski kimliklerini koruduğu söylenen buradaki kiliseler, Batı’dakilerden farklı. Bu yüzden bazı Batılılar tarafından “İslam tesiri altında kalmakla” eleştirildikleri belirtiliyor.

 Türkiye’deki pek çok insan Necaşi’yi “Çağrı” filminden tanıyor. Ama o büyük şahsiyetin kabrinin Etiyopya’nın küçük bir köyünde olduğunu, yanında sahabelerin de yattığını bilen pek azdır.

   Halk Necaşi’ye ve yanındaki sahabelere karşı öyle saygılı ki, türbenin bahçesine dahi ayakkabılarını çıkararak giriyorlar. Türbede sadece Necaşi’nin kabri yok. Hemen yanı başında sahabelere ait olduğu belirtilen 15 kabir daha bulunuyor. Kabirlerin hepsi yeşil bir perdeyle görünmeyecek şekilde kapatılmış.

      Necaşi türbesini ziyarete gelenlere hediye edilen yazıda şu bilgiler yer alıyor: “Selam olsun sana ey faziletli hükümdar, selam olsun sana ey adil hükümdar, selam olsun sana ey Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında ‘O, ülkesinde kimseye zulmedilmeyen kraldır.’ dediği şahsiyet, selam olsun sana ey Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabını ağırlayan, selam olsun sana ey Cafer b. Ebu Talib’e (r.a.) ‘Sizler benim topraklarımda emin olarak kalın.’ teminatında bulunan, selam olsun sana ey halkına ‘bu insanlara kötü davranan her kim olursa cezalandırılacak’ fermanında bulunan, selam olsun sana ey Al-i İmran sûresinde bir ayette, Allah-u Teâla’nın Efendimize övdüğü yüce insan, selam olsun sana ey ‘eğer o peygamber benim ülkemde bulunmuş olsaydı onun ayaklarını yıkardım, bir an bile hizmetinden geri durmazdım’ diyen kimse, selam olsun sana Kuran-ı Azimuşşan’ı dinlerken gözyaşı döken, selam olsun sana ey Allah Resulü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) armağanda bulunan, selam olsun sana ey Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) yerine mehir ödeyerek O’nu Ummü Habibe binti Ebu Süfyan ile nikâhlayan, selam olsun sana ey Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) mektubunu fildişi bir kutuda muhafaza eden, selam olsun sana ey Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ashabının (r.a.) gıyabına cenaze namazı kıldığı şahs-ı muhterem, Cenab-ı Allah tüm bunlar için seni cennette Allah Resulü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) yoldaş eylesin ve Cenab-ı Allah bizleri cennetinde Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile ve seninle buluştursun. Amin.”

 İngilizce yazılmış metnin altında duanın Şeyh Ömer Ebrar tarafından derlendiği yazıyor. Kâğıtta, duadan başka aşağıda tercümesini göreceğimiz Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Necaşi’ye yazdığı mektup ile bu mektuba Necaşi’nin verdiği cevap ve burada kabri bulunan sahabe isimleri de yer alıyor.

 Necaşi, Habeş krallarına verilen genel bir ad. İslam’ı kabul eden Necaşi’nin ise Necaşi Eshame olduğu naklediliyor. İlk Müslümanları ülkesine kabul eden Necaşi ile Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) cenaze namazını kıldırdığı Necaşi’nin aynı kral olmadığını savunan bazı düşünceler de bulunmakla birlikte, pek çok İslam âlimi gibi Etiyopyalı Müslümanlar da, iki kralın aynı kral, yani Necaşi Eshame olduğuna inanıyor.60 kilometre uzaklıktaki Mekele, ülkenin en gelişmiş şehirlerinden birisi. Tigray bölgesinde, Necaşi’ye yakın bir konumda bulunan ve Hıristiyanlarca kutsal sayılan Aksum şehrine, başta Batılı ülkelerden olmak üzere dünyanın değişik yerlerinden her yıl binlerce turist gelirken, islama kucak açan ve ilk Müslümanların hicret ettiği  bu coğrafya ya İslam dünyasının ilgi göstermemesi ve buraları ziyaret etmemesi gerçekten büyük bir eksiklik.   Necaşi ve Bilal Habeşi’nin yetiştiği coğrafya  ve onların  torunları  sizleri bekliyor. Sizler ne zaman Habeşistana gideceksiniz?

HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) NECAŞİ’YE GÖNDERDİĞİ MEKTUP

 “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla!

 Allah’ın Resûlü Muhammed’den Habeşistan kralı Necaşi Ashâm’a!

 Selâm senin üzerine olsun. Yegâne güç ve kudret sahibi Kuddûs, Mü’min ve Müheymin olan Allah’a hamd ediyorum. Şehâdet ederim ki İsa, Allah’ın ruhu ve kelimesidir. Onu bakire, saf, temiz ve namuslu Meryem’in rahmine ilkâ etmiştir ve böylece Meryem, İsa’ya gebe kalmıştır. Âdem’i de eliyle ve yine nefhasından yaratmıştır. Seni bir ve ortaksız olan Allah’a inanmaya davet ediyorum. Onun taati üzerinde yardımlaşmaya, O’na tâbi olmaya, O’na ve benim getirdiğime iman etmeye davet ediyorum.

 Ben Allah’ın Resulüyüm. Sana amcamın oğlu Cafer ile beraberindeki Müslümanları gönderdim. Onlar sana geldiklerinde kendilerini misafir et. Kibirden sakın. Seni ve askerlerini Allah’a inanmaya davet ediyorum. Ben vazifemi tebliğ ettim, nasihatte bulundum. Benim nasihatimi kabul ediniz.

 Selâm hidayete tâbi olanların üzerine olsun”

NECAŞİ’DEN HZ. PEYGAMBERE (SAV) CEVABÎ MEKTUP

 “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla!

 Necaşi Asham b. Ebcer’den Allah’ın Resûlü Muhammed’e. Ey Allah’ın Peygamber’i! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah ki beni İslâm’a hidayet etmiştir. Ey Allah’ın Resûlü! İsa ile ilgili sözlerini içeren mektubun bana erişti. Göklerin ve yerin rabbine and içerim ki İsa senin söylediğin gibidir, fazlası değildir. Biz senin bize gönderdiğini tanıdık. Onları, amcanın oğlunu ve arkadaşlarını misafir ettik.

 Şehâdet ederim ki sen Allah’ın resûlüsün, doğrusun ve Allah tarafından da tasdik edilmişsindir. Sana ve amcanın oğluna biat ettim ve onun eliyle âlemlerin rabbine teslim oldum.

 Ey Allah’ın Rasûlü! Sana Erîha b. Ashâm b. Ebcer’i (yani oğlumu) gönderiyorum. Sana gelmemi istersen, gelirim. Şehâdet ederim ki senin söylediklerin haktır.

SOMALİ’DE KURBAN BAYRAMI COŞKUSU

Somali’deki belgesel çekimlerimiz tüm hızıyla devam ediyor. Başkent Mogadişu’daki tarihi eserleri teker teker araştırıp belgesel çekimleri yapıyoruz. Şimdi de Şeyh Murat Camii’sine gidiyoruz. Şeyh Murat Somali’ye islam medeniyetini getirenlerden biri. Şeyh Murat’ın Türbesi camiinin yanında. Başka mezarlar da var. Buranın su kuyusu, çeşmesiz ve camiinin boyası İhlas Vakfı aracılığıyla Türkiye’den hayırsever bir hanımefendi tarafından gerçekleştirilmiş. Buradan Somali’deki rehberimiz Haşim Bey’in ailesini ziyarete gidiyoruz. Babası savaşlarda şehit olmuş. Bizi Haşim Bey’in annesi ve anneannesi karşılıyor. Somali üzerine kendileri ile sohbet ediyoruz. Bize bilgiler verdiler. Haşim Bey’in amcasının oğlu Şeyh İbrahim yürüme engeli olan tekerlekli sandalyeyle  hayatını sürdüren bir müderris. Küçücük evinde talebeler okutuyor. Kendisiyle söyleşi yapıp ilahiler okutuyoruz. Buradan ayrılarak gün batımının ihtişamlı manzarasını seyretmek üzere Hint Okyanusu sahiline gidiyoruz. Osmanlı döneminden kalma tarihi evler, camii ve kale göz gönül ziyafeti sunuyor.

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE BAYRAM NAMAZI

Bugün 15 Ekim 2013. Somali halkı ile birlikte bayram coşkusunu yaşayacağız. Bütün sıkıntılara rağmen Somali halkı bayram coşkusunu doya doya yaşamaya çalışıyor. Bayram namazına hazırlık arefe günü geceden başlıyor. Gece Mogadişu semalarını ezan sesleri çınlatıyor. Tekbirler ve dualarla Somali bayram namazına  geceden hazırlanmaya başlıyor. Cuma geceleri de aynı coşkular yaşanıyor. Namazlar, geceleri hoparlörle dışarıdan da duyulacak şekilde sesli olarak kılınıyor. Mübarek  geceler ve cuma akşamları Somali’de ve Başkent Mogadişu’da maneviyat yüklü. İnsanın gönlüne huzur ve mutluluk doluyor.

BAYRAM NAMAZINDA CUMHURBAŞKANI HALKA HİTAB EDİYOR

Sabah namazından üç saat sonra bayram namazı kılınıyor. Bayram namazını kılmak üzere silahlı askerlerin güvenlik çemberi içerisinde Mogadişu meclis binasının olduğu yerin karşısındaki Somali Büyük Camii’sine gidiyoruz. Tekbirler ve selalarla birlikte yolumuza devam ederken kadın, erkek, çocuk bir çok Somalili teröre ve asker kontrollerine aldırmadan bayram namazı kılmak için yollara düşmüşler. Camiiye yaklaştıkça güvenlik önlemleri artıyor. Askeri araçlar, kontrol noktaları, siren sesleri bayram coşkusuna gölge düşürüyor. Aracımızla birlikte camiiye çok yakın bir noktaya kadar ilerliyoruz. Gazeteci yeleğimizdeki Türk bayrağı görev yapmamızı kolaylaştırıyor. Rahatca asker ve polis kontrolünden geçerek camiinin avlusuna giriyoruz. Askerlerin ve polislerin çok sıkı gavenlik önlemi can sıkıcı ve korkutucu. Zırhlı araçlar, tam teşekküllü silahlı askerler, sıkı bir şekilde insanları kontrol ediyor. Onlarca askeri ve zırhlı araç camii avlusunda Somali Cumhurbaşkanı camiiye gelmeden önce güvenlik önlemlerini arttırdı. Televizyon kanalları camii avlusunda çekimler yapıyor. Çin Haber Ajansı da camii avlusunda. Gözüm Türk Medya temsilcilerini arıyor ama hiç kimse yok. Keşke TRT ve Anadolu Ajansı’nın temsilcileri de burada olsa. Türkiye Somali’ye büyük önem veriyor. Ancak TRT ve Anadolu Ajansı’nın burada bir temsilcinin olmaması büyük bir eksiklik. Burada Somalilerle konuşup çekimler yapıyoruz. Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmut zırhlı bir araçla güvenlik çemberi içerisinde Bayramı kılmak üzere camiiye geliyor. İmam Arapça vaaz etmeye devam ediyor.

Arapça Somali’de resmi dil. Bunun dışında kabile dilleri de konuşuluyor. Ezan okunduktan sonra Bayramı namazını camii avlusunda Somalilerle birlikte eda ediyoruz. Binlerce Somalili ile birlikte Bayramı namazını Bayram coşkusuyla Somali’de kılıyoruz. Ancak Bayram namızında tekbirlerin dokuzdan fazla olması dikkatimi çekiyor. Namazdan sonra İmam hutbeye çıkıp vaaz ediyor. Somali halkı bayram hutbesini dikkatle dinlerken biz de camii avlusunda belgesel çekimlerimizi sürdürüyoruz.

SOMALİ CUMHURBAŞKANI’NDAN BARIŞ ÇAĞRISI

Bayram namazı kılınan camiide Somali Cumhurbaşkanı Somali halkına konuştu. Somali başbakanı ve meclis başkanı da camiide. Cumhurbaşkanı başta Şebab Örgütü olmak üzere herkese barış çağrısında bulundu. Somali halkı aç. Somali halkına aş ve ekmek vermek gerekiyor diyen Cumhurbaşkanı terör bitsin Somali’de barış ve huzur hakim olsun. Ben Cumhurbaşkanlığı makamını bırakmaya hazırım diyerek Şebab örgütüne çağrıda bulundu. Cumhurbaşkanın camiiden çıkışı yine güvenlik çemberi içerisinde yapılıyor. Biz de Cumhurbaşkanı ile söyleşi yapabilir miyiz diye güvenlik çemberini delmemize rağmen Cumhurbaşkanı’na mikrofon uzatamıyoruz.

Somali Devlet Televizyonu Somali Çenil bizimle camii avlusunda söyleşi yaptı. Türkiye ile ilgili kendilerin bilgi verdik. Türkiye’nin insanı amaçlarla burada bulunduğunu, binlere Türk hayırseverin Somali’de kesmek için büyük önem verdiklerini açıkladık.

SOMALİ EVLİYALARI

İslamiyet ile peygamberimiz döneminde şereflenen Somali’de Sahabe-i Kiram başta olmak üzere, çok sayıda alim ve evliya mezarı da bulunuyor. Bayram namazı kıldığımız caminin bahçesinde beyaz evliya türbesi Türk Diyanet Vakfı tarafından restore edilmiş. Çadır kentler buradan kaldırılarak camii bahçesi bakımlı hale getirilmiş. Caminin bahçesinde Mogadişu’nun genel görüntülerini çekiyoruz. Mogadişu’nun en güzel tarafı terör ve savaş yıkıntısına rağmen yemyeşil bir örtüye sahip olması. Somali’de yaz kış yeşillik hakim. Somali ekvatora yakın olduğu için iklimde fazla bir değişiklik yok. Gece ve gündüz saatleri  neredeyse birbirine eşit. Ortalama 12 saat gündüz 12 saat gece. Yılın en sıcak ayları mart, nisan mayıs aylarıymış. Savaş ve terör yorgunu Mogadişu şehrini seyrederken, baktığımz her yerde Türkiye’den ve Osmanlı’dan izler görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Zira Türk Diyanet Vakfı büyük bir İmam Hatip okulu yapmış. TİKA su ve alt yapı hizmetlerini sürdürüyor.

ŞEYH SUFİ CAMİİNDEYİZ

Mogadişu’nun en eski tarihi camiilerinden birisi de Şeyh Sufi Camii ve Türbesi. Bir çok tarihi eser de var burada. Mezarlar yıkılmış. Şeyh Sufi’nin Abdülkadiri Geylani’nin torunu olduğu ve Abbasiler döneminde irşat için buraya geldiğini öğreniyoruz. Burada Fatiha okuyup yetkililerden bilgi alıyoruz. Mezarlar perişan mezarlıkta keçiler otluyor. Buradaki bazı mezarların Osmanlı dönemine ait olduğunu da öğreniyoruz.

Bölgeyi gezip araştırarak tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz

MOGADİŞU’DA OSMANLI CAMİSİ

Mogadişu’daki belgesel çekimlerimizi şimdi caddelerde sürdürüyoruz. somali-osmanli-camiiSomali halkı bayramı coşku ile yaşamaya devam ediyor. Osmanlı döneminden kalma. Şeyh Abdülaziz ve Şeyh Cebbar camiini ziyaret ediyoruz. Tarihi camii savaşlarda Şebab Örgütü tarafından yıkılıp perişan edilmiş. Mogadişu’nun sembollerinden olan minare ve camii Türkiye tarafından restore ediliyor. Hint Okyanusu kıyısındaki bu camii yükek bir tepecik üzerine inşaa edilmiş. Osmanlı alimlerinden olan Şeyh Abdülaziz ve Şeyh Cebbarın türbesi camii avlusunda.

Camiinin kitabelerindeki tarihler camiinin tarihi geçmişini yansıtıyor. Camiinin görevlisi ile söyleşi yapıp, ezan okutuyoruz. Somali Devleti camiinin yanında 60 dönümlük sahildeki araziyi Türkiye’ye büyükelçilik yapmak üzere vermiş.

SOMALİ’DE TÜRK İŞADAMLARI

Somali’de sayıları çok az olsa da Türk işadamları var.İnşaat ve biriketçilik yapan bir Türk işadamını ziyaret ediyoruz. Bizleri evinde ağırlayan işadamı, Somali’nin Türk işadamları için cazibe merkezi olduğunu, biraz güvenlik sorunu olsa da burada şu an iş yapmak isteyenlerin rahatlıkla yapabileceğini, inşaat sektörünün hareketli olduğunu, özellikle Somali halkının gıdaya çok büyük ihtiyaç duyduklarını söylüyor. İşadamının kaldığı evde, Osmanlı dönemine ait Mogadişu tabloları dikkatimizi çekiyor.

SOMALİLERİN DENİZ KEYFİ

Somaliller bayram coşkusunu doya doya yaşarken biz de onların coşkusuna ortak oluyoruz. Bayramda Somalilerin en büyük eğlencesi deniz ve plajlar. Somalili kadınların rengarenk elsibe ve çarşaflarıyla denize girmeleri okyanus sahillerinde renkli görüntülere sahne oluyor. Plajlarda çay ve yiyecek satışları da yapılıyor. Tertemiz ve uçsuz bucaksız plajlar binlerce Somalili tarafından doldurulmuş. Biz de Somalilerle birlikte denize girip yüzerek onların bayram coşkusuna ortak oluyoruz. Denizde bile Somaliler Türkiye Türkiye diye tempo tutturup. “Somali Türkiye kardeştir” diyerek sevgi gösterilerinde bulunuyorlar

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ  SOMALİ’DE KURBAN KESTİ

Bugün 16 Ekim 2013. Kurban bayramının 2. Günü. Sabah erken hazırlıklarımızı tamamlayıp Türkiye’den gelen sivil toplum örgütlerinin kurban keseceği alana gidiyoruz. Biz gelmeden önce askerler tarafından güvenlik önlemleri alınıyor. Çinkolarla kaplı alanda yüzelli büyükbaş hayvan kurban edilecek.  Kurbanlar teker teker getirilerek gözleri bağlanıp, vekaletler kasaplara tevdi edilip, Somalili kasaplar tarafından kurbanların kesimi başlıyor. Ve kurban kesmek hakikaten çok zor. Hele Somalililere kurbanı kestirmek daha da meşakketli. Kurbanlar teker teker kıbleye çevrilip, tekbirler getirilerek kesmeye başılyoruz.  Her an bir saldırı olma endişesi ile güvenlik üst düzeyde. Kurbanlar bir taraftan kesilip diğer taraftan parçalanıp çadır kentler,  medreseler ve yetimhanelerin bulunduğu yerlere götürülüyor. Biz de bir süre kurban dağıtımına çadır kentlerden gelen kadınlar ve çocuklara kurban dağıtarak katılıyoruz. Çadır kentlerden gelen fakir insanlar biraz et alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyorlar. Biraz çadır kentin içine doğru giriyoruz. Çadır kentlerde yaşanan dramları belgesel görüntülerle ekranlara getiriyoruz. 4 metrekarelik, naylon ve  çalılarla kaplı çadırlarda 6 – 7 nüfus barınıyor. Çadır kentteki sorumlu Havva adlı Somalili  bir hanım. Eşi iç savaşta şehit olmuş. Bize çadırkentle ilgili  bilgi verirken, burada 950 çadırın bulunduğunu ve 5000’e yakın insanın yaşadığını söylüyor.

Bayram akşamı  geç vakitlere kadar kurban kesimimiz sürüyor. Ayrıca bayramın 1. günü Somali Üniversite’sine gidiyoruz. Kadın ve erkeklerin birlikte eğitim gördüğü bu üniversitede dini ilimlerin yanında fenni ilimler de öğretiliyor, İngilizce dersler veriliyor. Öğrencilerle sohbet ediyoruz. Yaşı 70’e dayanmış öğrenciler de eğitim görüyor. Sınıfları geziyoruz, nisbeten kullanışlı bir bina. Masa ve sandalyeler var. Sınıfları gezip okutulan dersler ve derslerin nasıl okutulduğu ile ilgili bilgiler alıyoruz. Bu üniversite Somali ehli sünnet  müslümanları tarafından açılmış. Ancak Somali’de Arabistan destekli çok sayıda Vahhabi Üniversitesi olduğunu da öğreniyoruz.

MOGADİŞU’DA GECELERİ ÖLÜM SESSİZLİĞİ HAKİM

Somali’de gezimizi sürdürüyoruz. Tabii elimizi kolumuz sallayarak gezemiyoruz. Beş asker uzun namlulu silahlarla birlikte etrafımızda güvenlik çemberi oluşturmuş vaziyette. Geceleri kesinlikle dışarı çıkamıyoruz.  Akşam saat beşten sonra Somali sokakları tehlikeli. Bazen geç kaldığımızda durumun vahametini daha iyi anlıyoruz. Özellikle Afrika Birliği askerlerinin bulunduğu yerdeki kontrol noktaları çok tehlikeli. Sokağın başında kırmızı lamba yanıyorsa o sokağa girmek mümkün değil. Araçlar farları söndürüp dörtlüleri yakarak gidiyor. Güvenlik kontrollerin yapıldığı yerde çok dikkatli olmak gerekiyor. Aksi takdirde kurşunlara muhatap olmamak içten bile değil. Bir anda delik deşik olabilirsiniz. Geceleri Somali sokaklarında ölüm sessizliği hakim. Aslında şehirde elektrik de yok. Bizim kaldığımız bina devlet yöneticilerinin bulunduğu mahallede. Bizim bölgenin elektriği özel bir şirket tarafından jenatörle sağlanıyor.  Geceleri en büyük hobimiz  kaldığımız evin terasından yıldızlar, ay ve bulutları seyretmek oluyor. Bazen bu güzel ortamı şehrin belli noktalarında patlayan bombalar bozuyor. Mogadişu’da kaldığımız süre içerisinde  çok sayıda bomba  sesi duyduk

SOMALİ’DE TARİHİ CAMİİLER

Somali’de tarihi camiileri de gezerek belgesel görüntüler çekiyoruz. Somalinin ilk camiilerinden olan Şeyh Sufi Cami hakkında milletvekili Abdülkadir Şeyh Ali bizlere bilgi veriyor. Şeyh Muhittin Camiisi ise oldukça eski. Abbasiler döneminden kalma. 1000 yıllık geçmişe sahip bu camiinin tarihi kitabesini çekiyoruz. Camiiyi bize Şeyh Muhittin’in torunları gezdiriyor. Şeyh Muhittin’in torunları Osmanlı ve İtalyan döneminde Mogadişu’da kadılık yapmışlar.

Mogadişu’nun bir başka tarihi eseri ise Fahreddin-i Razi Camii. Bu camiminin mihrabındaki kitabede Miladi 677’de yapıldığı yazıyor. Fahreddin Razi Horasan’dan gelen bir Allah dostu. Savaşta fazla hasar görmeyen bu camiinin mimberindeki kitabesinin ve abdest alınan çeşmenin yekpare taştan yapılması, yüksek bir sanat değeri olduğunu gösteriyor. Caminin hemen karşısında savaşta yıkılmış bir başka camii harabesi var.

Somalili çocuklar belgesel çekimi yaptığımızı görünce. Hep birlikte Somali Türkiye kardeş” sloganı atarak  bizlere sevgi gösterisinde bulunuyor. Somali’de özellikle çocuklar beyaz tene sahip herkese “Türkiye Türkiye” diye tempo tutuyorlar. Bulunduğumuz bu bölge bir zamanlar Somali’nin en turistik bölgesiymiş. Hint Okyanusu sahilindeki büyük bir otel ve kale harabeleri bölgenin geçmişte ne kadar güzel olduğunu gösteriyor. Ancak yıkılmamış, kurşunlanmamış hiç bir yer kalmamış. Her yer delik deşik. Hayalet ve korku kentini andıran enkaz yığınları bizi dehşete düşürüyor.

Tarihi Mogadişu Kalesi’nin surlarının dibinde balıkçılar tarafından yeni tutulan 30-40  kiloluk balıklar, balık yönünden Somali’nin ne kadar zengin olduğunu gösteriyor. Balıklar çok kısa sürede tutulmuş. 20 kiloluk balık  5 dolar.  Balıkların nasıl tutulduğu hakkında balık satıcılarından bilgi alıyoruz. Mogadişu’da günün yorgunluğunu Hint Okyanusu sahillerinde atıyoruz. Dolunayın Hint Okyanusu’ndaki muhteşem yakamoz  görüntüleri, bizlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Dalgaların sahili okşaması, Yakamoz ve dolunaya kendimizi kaptırarak  deyim yerinde ise Somali’nin keyfini çıkarıyoruz. Zira  artık savaş, terör, yıkıntı, yoksulluk görmek istemiyoruz.

Somali ‘de Cuma namazı, idam ve düğün geleneği

Bugün tarihler 18 Ekim 2013 Somali’de Cuma günleri tatil. Her yer sakin. Sabah erken Başkent Mogadişu’yu gezip çekimlerimize devam ediyoruz. İlk durağımız Somali’nin ilk camisi olan, silindir minaresiyle, güzel bir mimariye sahip Fahrettin’i Gazi Camisinin belgesel görüntülerini çekip, silindir minarenin üstünden şehrin genel görüntülerini Devri Alem kameralarıyla kaydediyoruz. Ardından bir evin üstüne çıkarak Mogadişu şehrini, Hint Okyanusu sahillerini ve genel görüntüsünü, savaşlarda yıkılıp yok olan binaları görüntülüyoruz. Bir muz satıcısı dükkanının da muzların nasıl sararmaya bırakıldığını öğreniyor ve muzla ilgili bilgiler alıyoruz.  Somali meyve bakımından çok zengin. Somali’de özel yetişen muzların ülke dışarısına çıkarılması yasak. İnce kabuğu ve aroması ile insanın ağzında baklava tadı bırakıyor. Muz dışında yılın 12 ayı karpuz yetişiyor. Somali Mangoları büyüklük ve lezzetiyle çok ünlü. Hindistan cevizi, şeftaliye benzeyen ispandis ve Zeytun meyveleri gerçekten lezzetli meyveler. Patates ve pirinç gibi bir çok sebzede yetişiyor. Milyonlarca küçük ve büyük baş hayvana sahip Somali, savaş ve terör yüzünden varlık içinde yokluk çekiyor. 2 büyük nehre de sahip olan Somali’de terörün ve savaşın korkunç yüzünü daha iyi anlıyorum.

TARİHİ CAMİLER TAPU SENEDİ GİBİ

Bir şehrin tarihi geçmişini, tarihi eserlerin kitabelerinden anlıyoruz. Savaşın yıkıp yok etmesine rağmen bir çok tarihi eser, Somali’nin muhteşem tarihini yansıtıyor.  Osmanlı döneminden kalan sahildeki Gaves Karan cami Osmanlılar döneminden kalma görülmeye değer bir eser. Balık halinin karşısındaki bu cami Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından restore edilerek eski haline getirilecek.  Somali sahilleri ve tarihi cami gerçekten görülmeye değer. Cami içerisinde 2 Allah dostunun türbesi var.

Savaş yıkıntıları arasındaki Erbaa Rukün Cami Osmanlı mimarisiyle yapılmış minaresiyle görülmeye değer. Ancak camii harabe halde, yıkık ve dökük. Camii çevresinde bir zamanlar Somali Merkez Bankası binası ve Maliye bakanlığı binası  tank ve top mermisi izleri savaşın dehşet görüntülerini yansıtıyor. İtalyan Sömürge döneminde yapılmış kilise binası savaşta büyük bir kısmı yıkılmış. Adeta işgal ve sömürü abidesi gibi duruyor. Hristiyan batı dünyası sömürü ve işgal ettikleri her yere hiç Hristiyan olmamasına rağmen önce kiliseler yapıyorlar. Bunu bütün Afrika ülkelerinde gördük. İtalyanlar döneminden kalma kilise ve diğer bazı eserler Somali İtalya savaşında yerle bir edilmiş.

Cuma namazı vakti girmek üzere. Hızlı bir şekilde Türkiye’den hayırseverlerin restorasyonu ile yapılan çeşme ve su kuyusunun da bulunduğu 750 yıllık geçmişi olan Şeyh Murat Camiine geliyoruz. Somalilerle birlikte Cuma namazımızı kıldıktan sonra, bir Somalilinin cenaze namazını da kılacağız. Cenaze caminin içerisine getiriliyor. Cenaze namazından sonra Türkiye’den İhlas Vakfı’nın öncülüğünde hayırseverler tarafından yapılan çeşme, su kuyusu ve caminin çevre düzeninin açılışını yapıyoruz.

KISAS MEYDANI (İDAM YAPILAN MEYDANDAYIZ)

Somali’de idam cezası var. Özellikle terör örgütü, cinayet işleyenlerin cezası idam.  İdamların gerçekleştirildiği meydana Kısas Meydanı deniyor. Bu meydanı görüntüleyip, belgesel çekmek istiyoruz. 4 tane yan yana dizilmiş kalın direklere insanlar elleri arkadan bağlanıp, ateşli silahla vurularak idam ediyorlarmış. İdam direklerinin üstüne Akbabalar tünemiş. İdam meydanındaki direklerde kısasların nasıl gerçekleştiğini  bize rehberlik yapan askerlerden öğreniyoruz. Mahalleli bir gurup çekim yapmamızı engelliyorlar. Gerçekten Kısas Meydanı’nda insanların nasıl öldürüldüğü düşünmek bizi dehşete düşürüyor.

SOMALİ – TÜRK DÜĞÜNÜNÜN  BELGESELİNİ ÇEKTİK

Belgeselcilik gerçekten önemli. Bazen olaylar ayağınıza geliyor. Bu olayı belgeleyerek gelecek kuşaklara aktarıyorsunuz. İdam Meydanı’ndan düğün yapılan salona geliyoruz. Hayat ne kadar tezat. İdam ve düğün… Somali ilk kez bir Türk gencinin düğününe ev sahipliği yapacak. Erzurumlu Muhammet Birlik ile Somalili Hatice Hanım’ın Mogadişu’daki düğün törenlerine davetliyiz. Çok ciddi güvenlik önleminden geçerek, düğünün yapılacağı salona giriyoruz. Muhammet Birlik, Somali’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekibinde çalışıyor. Hatice hanımsa Somalili bir generalin kızı. Salonda Somalililer ve Türkler ayrı ayrı masalarda oturuyor.  Salonu gezip gelin hanımın annesi ve babasıyla söyleşi yapıyoruz. Kızlarının bir Türk’le evlenmesinden mutlular. Ancak Türkiye’ye gidecek olmalarından üzüntü duyuyorlar. Yemekler yendikten sonra bir din adamı önce Kuranı Kerim okuyup, ardından dini sohbet ediyor. Gelin ve damat alkışlar ve hareketli Somali müziği eşliğinde birlikte salona giriyorlar. Aheste ve uzun süren bir yürüyüşle gelin ve damat sahnedeki yerini alıyorlar. Gelin ve damatın mutluluğuna Somali ve Türk karması oyunlarla davetliler katılıyor. Somali ve Türk düğünü farklı görüntülere sahne oluyor. Tatlı bir tesadüf damat ve gelinle daha sonra Mogadişu havalimanında yeniden karşılaşıp aynı uçakla Türkiye’ye dönerken gelin ve damatla söyleşiler yapıyoruz. Türkiye’de de ayrıca Türk usulüyle düğün yapılacağını öğreniyoruz.

SOMALİ MECLİS BAŞKANI İLE GÖRÜŞÜYORUZ

Tarihler 19 Ekim 201 Cumartesi. Somali’de son günümüz. Çekimlerimize  çadırkentlerde başlıyoruz. Çadirkentlere hakim bir yerde çadırların genel durumunu görüntülerken çadırdaki yaşantı içimizi sızlatıyor. Daha sonra Meclis binasına gidiyoruz. Meclis binası savaştan büyük yara almış. Dışarıdan tam bir harabe görünümünde. Meclis çalışmaları burada yapılıyor. Meclis başkanı Profesör Mehmet Osman Cavari ile randevumuz var. Meclis binasını Afrika Birliği Barış Gücü askerleri (AMASON) koruyor. Ciddi bir kontrolden geçerek meclis binasına giriyoruz. Meclis başkanı ile söyleşi yapıyoruz. İhlas Vakfı adına heyet başkanımız Hasan Gümüş Bey, vakfın çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor. Daha sonra Meclis Başkanı, Somali hakkında bilgiler verirken Somali’nin sorun ve sıkıntılardan kurtulması için ciddi çalışmalar yapıldığını söylüyor. Biz de gazeteci olarak Somali’nin geleceğini özellikle Somali Lant ve Somali’nin ne zaman birleşeceği şeklindeki sorumuza Meclis Başkanı ayrıntılı bilgiler verip şu an 300’e yakın parlementerin olduğu Somali Meclisinin rahat çalışmalar yaptığını, Somali’nin sorunlarını çözmek için özel gayret sarfedildiğini açıkladı. Meclis Başkanı’nın bir de Türkiye’ye sitemi var. TİKA’nın meclis binasını yapmak için söz verdiğini ama şu ana yapmadığından yakınıyor ve meclis binasının yapılmasını istiyor.

Somali Meclis binasında milletvekilleri toplantı halinde. Toplantı öncesi meclis salonunda belgesel çekimleri yapıp, milletvekillerine mikrofon uzatıyoruz. Bilgiler veren milletvekilleri Türkiye’ye selam söylüyorlar. Somali’de milletvekilleri seçimle değil kabilelerin kendi aralarında yaptığı seçimle nüfusa göre tespit ediliyor. Dört büyük kabile var Somali’de.  Kabileler eşit olarak mecliste temsil ediliyor. Meclis binasının içerisi ve başkanın kabul salonu da perişan halde. Meclis binasındaki çekimlerimizi tamamlayarak, Somali’deki Türkiye Büyükelçiliğine gidiyoruz. Büyükelçi Doktor Kani Torun Türkiye’de. Diğer yetkililerle görüşüyoruz ancak geçtiğimiz aylarda Eş Şebab Örgütü’nün saldırısına uğradığı için çok ciddi önlemler alınıyor. Büyükelçiliğin bulunduğu yol tamamen yaya ve araç trafiğine kapalı. Özel kontrolden geçerek içeri giriyoruz. Türkiye büyükelçiliğindeki çalışanlar tehdit ve teröre aldırmadan Türkiye’yi başarıyla temsil ediyorlar. Keşke büyükelçi Kani Torun Bey kurban bayramında makamında olsaydı. Çünkü Türkiye’den çok sayıda yardım kuruluşu temsilcisi Somali’ye geldi. Büyükelçinin burada olmaması büyük bir eksiklik.

SOMALİ DEVLET TELEVİZYONU’NDAYIZ

Büyükelçilikten ayrıldıktan sonra Somali Devlet Televizyonu’na gidiyoruz. Somali Devlet Televizyonu çok sıkı bir şekilde korunuyor. TV’nin Genel Müdür bizi karşılayarak stüdyolarını gezdirip. Türk TV’lerinden program desteği ve teknik destek istedi. Devlet Televizyonlarında çekimlerimizi tamamladıktan sonra 500 yetim ve fakir öğrencinin eğitim gördüğü yetimler ve fakirler okuluna gidiyoruz. Burada hem dini hem de diğer dersler alıyor öğrenciler. İlk, orta ve liseli kız ve erkek öğrenciler birlikte eğitim görüyorlar. Okulun giriş kapısında üstü ve etrafı çinkolarla kaplı küçük bir yerde minik öğrenciler din dersi alıyorlar. Tahtalara  yazılan dini bilgiler ezberlendikten sonra siliniyor.

SOMALİ ADASI’NDAYIZ

Somali’nin tarihi ve doğal güzelliklerini de görmek istiyoruz. Başkent Mogadişu’nun 30 km dışında Cezire dedikleri bir adaya gidiyoruz. Adaya giderken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin araçları harıl harıl çalışıyor. Yol üzerindeki Kızılay çöp yakma tesisleri ve Kızılay çadır kampının görüntülerini çektikten sonra Cezire’ye geliyoruz. Manzara gerçekten muhteşem. Bizlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Denizin ortasında, yeşillikler içerisindeki tarihi beyaz binalar ve Allah dostlarına ait evliya türbelerinin olduğu ada, uzaktan adeta bir tabloyu andırıyor. Stratejik ve askeri açıdan önemli olan adaya motorla giderek çekimler yapıp tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz. Ada ve çevresi gerçekten görülmeğe değer. Somali’ye yolunuz düştüğünde mutlaka bu adaya gitmelisiniz.

SOMALİ’YE VEDA EDERKEN

Tarihler 20 Eylül 2013. Bugün Somali’ye veda edeceğiz. Sabah erken hazırlıklarımız tamamlayıp milletvekili Abdülkadir Bey’in aracıyla önce Somali müslümanları Birliği başkanı Şeyh Ali Şeyh İbrahim’i ziyaret edip vedalaşıyoruz. Sahil yolundan havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Limandan yük almak isteyen kamyonlar Somali’nin perişan halini yansıtıyor. Trafik, düzen diye birşey yok. Nedereyse bir kamyonun altında kalacaktık. Sözde protokol yolundan havalimanına geliyoruz. Milletvekilinin misafiri olmasak belkide en az bir iki saatlik kontrolden geçerek havalimanına girebileceğiz. Ama Milletvekili kartını gösterince bizleri içeri alıyorlar. Bizi götürecek Türk Hava yolları uçağı havalimanına inmiş. VIP salonuna geçerek Türkiye’ye gelin olarak gelen Hatice Hanım’ın ailesi ile söyleşi yapıyoruz Somalili gelinin annesi ve babası “kızımı Türkiye’ye emanet ediyorum” derken evladından ayrılmanın verdiği üzüntüyle gözyaşlarını tutamıyor.

Uçağa binerek Türkiye’ye doğru yola çıkıyoruz. Somali Magadişu’dan kalkan uçağımız bir buçuk saatlik uçuştan sonra Kızıldeniz girişinde ve Aden körfezinin karşısındaki Cibuti’ye iniyor. Somali’den koparılmış o küçücük Cibuti ülkesi Fransız ve Amerikan üssü halinde gelmiş. Devasa askeri uçaklar, askeri Havalimanı, adeta bizlere Afrika’nın nasıl sömürüldüğünü  anlatıyor. Burada kısa bir bekleyişten sonra Türkiye’ye doğru hareket ediyorz. Uçakta Somali Mogadişu Havalimanının yer hizmetlerini yürüten Çetin Şirketler Gurubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin Bey’le uzun bir söyleşi yapıyoruz. Ahmet Çetin Bey Kardak Krizi’nde düşen Askeri helikopterden kurtulan subayımız. Malulen emekli olduktan sonra kurduğu güvenlik şirketi ile bir dünya markası olmuş. Çeşitli dallarda sanayi üretimi de yapan çetin Şirketler Grubunda 6 bine yakın insanın çalıştığını öğreniyoruz. Ahmet Bey Mogadişu Havalimanı’nı nasıl işlettiklerini, bizlere net bir şekilde anlatıp önemli bigiler veriyor. Yaklaşık 7 saate yakın bir uçuştan sonra Türkiye’ye geliyoruz. Somali ile ilgili araştırma yazımıza son noktayı koyarken Somali’nin sadece Afrika için değil Ortadoğu, Avrupa ve dünya barışı için ne kadar önemli olduğunu bir kez anlıyorum. Somali’ye Türkiye’nin verdiği önemin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha yerinde gördüm. Somaliyle ilgili anlatılıp söylenecek çok şeyler var. Biz Devri Alem Tv Belgesel kameraları aracılığıyla üst düzey güvenlik sorununun olduğu Somali’de belgesel çekerek tarihe not düşmenin huzur ve mutluluğunu yaşarken sizleri Somali’nin tarihi geçmişi ile ilgili çeşitli kaynaklardan derlediğimiz yazı, makale ve haberlerle  ile başbaşa  bırakıyoruz..

SOMALI

Resmi adı: Somali Demokratik Cumhuriyeti

Başkenti: Mogadişu (Nüfusu: 850.000)

Diğer önemli şehirleri: Hergeisa (Kuzey Somali’nin başkentidir), Kismayo, Berbera, Marka.

Yüzölçümü: 637.657 km2

Nüfusu: 7.000.000 (1993 tahmini). (Bu rakam Somali içinde yaşayanların nüfusunu göstermektedir. Ayrıca 1 milyondan fazla Somalili komşu ülkelere iltica etmiştir. Bunlarla birlikte ülke nüfusu 8 milyonu aşmaktadır.) Nüfusun % 25’i şehirlerde yaşamaktadır. Halkın yarıya yakın bir kısmı göçebe hayatı sürmektedir. Ortalama ömür 48 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 122’dir. Nüfusun % 46’sını 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 11 (Komşu ülkelere sığınanlar da hesaba katılınca: 12.6)

Nüfus artış hızı: % 2.7

Etnik yapı: Somali halkının hemen hemen tamamı Somalililerden oluşur. Sömürge dönemlerinde yerleştirilen Avrupalı azınlıkların oranı oldukça düşüktür. Somalililerin kendilerine özel Somalice adı verilen bir dilleri vardır. Somali sınırları içinde yaşayanların yanı sıra Etyopya, Kenya, Cibuti, Güney Yemen ve Suudi Arabistan başta olmak üzere değişik Arap ülkelerinde yaşayan Somalililer de vardır. Bütün bu ülkelerde yaşayan Somalililerin hepsi sünni Müslümandır.

Dil: Resmi dil Somalice ve Arapça’dır. Bunun yanı sıra İngiliz ve İtalyan sömürge dönemlerinin bir kalıntısı olarak İngilizce ve İtalyanca da resmiyette geçerlidir. Ancak sömürgecilerin zorla öğrettikleri bu diller bugün Somali halkı arasında konuşulmamaktadır.

Din: Resmi din de İslâm’dır. Somali halkının tamamına yakını sünni Müslümandır. Sadece % 0.2 oranında Somali asıllı olmayan, sonradan bu ülkeye yerleştirilen gayri müslim bulunmaktadır.

Coğrafi durumu: Doğu Afrika ülkelerinden olan ve Afrika boynuzu adı verilen bölgede bulunan Somali, kuzeybatıdan Cibuti, kuzeyden Aden Körfezi, doğudan ve güneyden Hint Okyanusu, batıdan Etyopya, güneybatıdan da Kenya ile çevrilidir. En önemli akarsuları Vebi Şabella ve Vebi Cuba ırmaklarıdır. Bu iki ırmak Yemame adlı şehirde birleşerek Hint Okyanusu’na dökülmektedir. En yüksek yeri Surud Tepesi (2408 m.)’dir. Topraklarının % 2’si tarım alanı, % 45’i otlak, % 14’ü de orman ve çalılıktır. Tarıma elverişli alanlar daha çok ırmak kıyılarındaki vadilerdir. Kuzey kesim daha çok dağlarla ve tepelerle kaplıdır. Ülkede genellikle kurak ve sıcak bir iklim hâkimdir. Hint Okyanusu kıyısında bulunan başkent Mogadişu’da yıllık sıcaklık ortalaması 30.2 derece, yıllık yağış ortalaması 402 mm.’dir. Kuzeyde Aden Körfezi kıyısında bulunan Berbera’da bu oran 34.4 derece/53 mm’dir.

Yönetim: Diktatör Siyad Berri yönetimine son verilmesinden sonra ortaya çıkan iktidar kavgası yüzünden ülkede belli bir siyasi otorite oluşturulamadı. (Siyad Berri dönemi yönetimi ve ondan sonraki gelişmeler hakkında “Tarih” ve “İç problemler” kısımlarına bkz.) Somali, BM, İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü), Arap Devletleri Birliği, Afrika Birliği Örgütü, Afrika Antiller ve Pasifik Sözleşmesi, IMF (Uluslararası Para Fonu), İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.

Siyasi partiler: Ülkede siyasi bir otorite oluşmadığından resmi statüye sahip siyasi partiler de kurulamamıştır. (Mevcut siyasi oluşumlar hakkında “İç problemler” ve “İslâmi hareket” kısımlarına bkz.)

İdari bölünüş: 16 il 78 ilçeden meydana gelir.

Tarihi: Somali halkı İslâm’la daha hicretten önce tanışmışlardır. O dönemde bugünkü Somali toprakları adaletiyle ünlü Habeşistan kralı Necaşi’nin yönetimi altındaydı. Mekke’de müşriklerin zulmünden kaçarak Resulullah (s.a.s.)’ın tavsiyesiyle Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar da ilk olarak bugünkü Somali topraklarında bulunan Zeyla şehrine gitmişlerdi. Somalililer de İslâm’ı onların vasıtasıyla tanıdılar ve çok çabuk kabullendiler. Bu yüzden İslâm Somali halkı arasında hızlı bir şekilde yayıldı. Daha sonra Resulullah (a.s.)’ın İslâm’ı tebliğ etmeleri için Yemen’e gönderdiği Müslüman davetçiler oradan Somali’ye de geçtiler ve Somali’de de tebliğ çalışmalarında bulundular. Bu çalışmaların Somali halkı üzerinde büyük etkisi oldu ve daha birinci hicri yüzyılın yarısına gelinmeden bütün Somaliler Müslüman oldular. Somali uzun bir süre Habeşistan krallığının yönetiminde kaldı. Sonraki dönemlerde değişik krallıklar ülkeye hükmetti. 14. yüzyıl sonlarından itibaren Somali, Osmanlı Devleti’ne bağlı topraklardan sayılmaya başladı. Batılı sömürgecilerin Somali’ye saldırıları 19. yüzyılın ortalarından sonra başladı. 1884’te İngiltere Kuzey Somali’yi ele geçirdi. 1887’de de İtalyanlar Güney Somali’nin bir bölümünü ele geçirdiler. İtalyanlar 1927’ye kadar Güney Somali’nin kalan kısımlarını da işgal ettiler. Müslüman lider Mevla Muhammed bin Abdullah 1901’de başlattığı hareketle İngilizlerin işgal ettiği bölgeyi geri aldı. Ancak İngilizler 1920’de burayı yeniden işgal ettiler. İngilizlerin işgal ettiği bölge İngiliz Somalisi, İtalyanların işgal ettiği bölge İtalyan Somalisi olarak adlandırıldı. İtalyan Somalisi olarak adlandırılan bölgenin yüzölçümü 506.573 km2, İngiliz Somalisi olarak adlandırılan bölgenin yüzölçümü de 176.113 km2’ydi. İtalyan Somali’si 26 Haziran 1960’ta, İngiliz Somalisi de aynı yılın 1 Temmuz tarihinde bağımsızlığını elde etti. İngiliz Somalisi’nin bağımsız olmasıyla birlikte iki Somali birleşerek bağımsız Somali Cumhuriyeti’ni kurdular. Kurulan bu cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanlığına Aden Abdullah getirildi. 1967’de de cumhurbaşkanlığına Abdurreşid Ali Şermarke geçti. Sosyalist anlayış sahibi Tümgeneral Muhammed Siyad Berri 21 Nisan 1969 tarihinde gerçekleştirdiği askeri darbeyle yönetimi ele aldı ve sivil cumhurbaşkanı Şermarke’yi de öldürdü. Muhammed Siyad Berri, İtalya’nın Güney Sudan’ı işgal altında tuttuğu dönemde İtalyanların kurduğu polis teşkilatında polis müfettişi olarak görev yapmıştı. Siad Barre, yönetimi ele alır almaz parlamentoyu dağıttı, siyasi partileri kapattı ve anayasayı yürürlükten kaldırdı. Barre, ülkede sosyalist bir yapı oluşturma çabalarına girdi. Bu amaçla bankaları ve çeşitli ekonomik kuruluşları devletleştirdi. Bu arada kendisinin benimsediği bilimsel sosyalizmin en büyük düşmanı olduğunu ileri sürdüğü İslâm’a karşı da savaş açtı. Halkın Somali diliyle yazılmış İslâmi eserlerle bağını koparmak amacıyla Arap harfleriyle yazılan Somaliceyi latin harfleriyle yazdırtmaya başladı. Uygulamalarına karşı çıkan çok sayıda ilim adamını idam ettirdi. Bazı yerlerde kendisine karşı çıkan kalabalıkların üzerine ateş ettirerek onlarca insanı öldürttü. İktidarının ilk on yılında Sovyetler Birliği’yle arası iyi olan Siad Barre, 1977-78 Ogaden Savaşı’nda Sovyetler’in Etyopya’yı desteklemesi üzerine Sovyet yönetimiyle arası açıldı. 1979’da uygulamaya koyduğu anayasada kendine sınırsız yetkiler tanıdı. Bu yetkilerini sonuna kadar kullanarak Somali halkına her türlü zulmü yaptı. Onun zulmünden kaçan yüzbinlerce Somalili Etyopya topraklarına sığındı. Barre’ye karşı çeşitli dönemlerde muhalif eylemler düzenlendi. Ancak bu eylemler genellikle başarısız kaldı. Muhalefet 1990 sonlarına doğru iyice şiddetlendi ve bütün ülkeyi sardı. Barre’nin kurduğu diktatörlük rejimine karşı çıkan muhalif gruplar Aralık 1990’ın başlarından itibaren silahlı mücadeleye giriştiler. Silahlı çatışmalar Ocak 1991’de de devam etti. Sonunda yenilgiyi kabul etmek zorunda kalan Berri, Ocak 1991’de ülkesini terk etti. Ancak Barre’nin kaçmasından sonra ülke yönetimi konusunda aralarında anlaşamayan muhalif gruplar silahlarını birbirlerine çevirdiler ve iç savaş bu şekilde devam etti. Çıkan iç savaş ve iç savaşla aynı zamana denk gelen kuraklık ülkede büyük bir açlık faciasının ortaya çıkmasına sebep oldu. Uluslararası kuruluşların ilgisizlikleri ve yardım konusunda gösterilen gevşeklik ise faciayı daha da dramatik bir hale getirdi. Somali’deki açlığı bir fırsat olarak değerlendiren hıristiyan yardım kuruluşları da ülkeye girerek yoğun misyonerlik faaliyetlerinde bulundular. Hıristiyan yardım teşkilatları hem ülke içinde yardım dağıtımı ile birlikte hıristiyanlık propagandası yapıyor hem de Somalili çocuklardan seçtiklerini Avrupa’daki kilise teşkilatlarına gönderiyorlardı. ABD yönetimi Kasım sonlarına doğru yaptığı açıklamada Somali’ye 30 bin asker gönderme niyetinde olduğunu bildirdi. ABD’nin Somali’ye asker göndermekteki gerekçesi bu ülkede devam eden iç savaş yüzünden yapılan yardımların yerlerine ulaşmaması ve bundan dolayı açlıktan ölümlerin gittikçe artmasıydı. BM Güvenlik Konseyi de, 4 Aralık 1992 tarihinde çıkardığı kararla, Somali’ye ABD komutasında bir askeri harekatta bulunulması teklifini onayladı ve ardından “umut operasyonu” adı verilen askeri operasyon başlatıldı. Ancak gelişmeler operasyonun amacının Somali halkını kurtarmak değil, ABD’nin Afrika boynuzu üzerindeki çıkarlarını korumak amacıyla Somali’yi bir askeri üs haline getirmek olduğunu ortaya çıkardı. Bu durumu gören Somali halkı ve siyasi gruplar yabancı askerleri ülkelerinden çıkarmak için bir mücadele başlattılar. Operasyona katılan bazı ülkeler gelişmelerin aleyhlerine olduğunu görünce askerlerini çekme kararı aldılar ve 1993’ün sonlarına doğru geri çekilme işlemi başlatıldı. 1994’te dış güçlerin Somali’den tamamen çekilmesine rağmen içerdeki istikrarsızlık ve iç çatışma hâlâ devam ediyordu.

Dış problemleri: Somali’nin en önemli dış problemi Ogaden meselesidir. Ogaden çoğunlukla Somali asıllı Müslümanların yaşadığı bir bölge. Somali içlerine bir burun gibi uzanan bu bölgenin önemli bir kısmı, İngiliz işgalcilerin bölgeden çekilmeye başlamalarından sonra, Habeşistan’la İngiltere arasında 1954’te imzalanan bir anlaşma gereğince Habeşistan’a bırakıldı. İngilizlerin bu bölgeyi adı daha sonra Etiyopya olarak değişen Habeşistan’a bırakmaktaki amaçları Somali’yle bu ülke arasında sürekli devam edecek anlaşmazlığa yol açacak bir problem ortaya çıkarmaktı. İngilizlerin istediği gerçekleşmiş ve Ogaden konusu Somali’yle Habeşistan (Etiyopya) arasında sürekli bir problem vesilesi olmuştur. Bu mesele 1977 – 78’de iki ülke arasında bir savaşa da yol açtı. Savaşta Sovyetler Birliği’nin Etiyopya’yı desteklemesi Somali’nin savaşı kaybetmesine sebep oldu. Somali yönetimi Sovyetler Birliği’yle ilişkilerini düzeltmek amacıyla 4 Nisan 1988’de Etiyopya’yla bir anlaşma imzalayarak Ogaden bölgesi üzerinde Etiyopya’nın hâkimiyetini resmen tanıdı. Ancak bu anlaşma meseleyi temelden çözmüş değildir. Ogadenli Müslümanları temsil eden Ogaden Kurtuluş Cephesi mücadelesini sürdürmektedir.

İç problemleri: Somali’nin en önemli iç problemi diktatör Siad Barre’nin yönetimden uzaklaştırılmasından sonra ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık ve iç çatışmadır. Bunda ülkedeki kabile yapısının da etkisi olmaktadır. Aslında kabilecilik anlayışına dayanan bu iktidar kavgasının asıl sebebi geçmişte uygulanan cahilleştirme politikasıyla halkın önemli bir kısmının İslâmi bilgi ve şuurdan mahrum bırakılmasıdır. Siad Barre döneminden sonra ortaya çıkan iç savaşın bir cephesinde Haviye kabilesinden olan ve Berri’nin ülkeyi terk etmesinden sonra geçici devlet başkanı ilan edilen Ali Mehdi Muhammed’in taraftarları, diğer cephesinde Habar kabilesinden Muhammed Farah Aidid’in liderliğindeki Somali Milli Birliği bulunmaktadır. Somali’ye BM güçlerinin girmesinden sonra bu gruplar kendi aralarındaki savaşa kısmen ara vererek dış güçlere karşı mücadele etmeye başladılar. BM güçleri karşısında en etkili olan grup da Aydid’in grubu oldu. Ancak 1994 Mart’ında dış güçler tamamen çekildiyse de içerdeki iktidar meselesi kesin bir çözüme kavuşturulamadı. Ülkedeki iç savaş ve iktidar kavgası 1 milyondan fazla Somalilinin komşu ülkelere sığınmasına sebep oldu.

İslami Hareket: Somalililer İslâm’ın daha Medine’ye girmeden önce kendi ülkelerine girmiş olmasından dolayı kıvanç duyarlar. Somali halkı asırlar boyunca İslâmi kimliğini korudu. Bunda Somalililer arasındaki güzel bir geleneğin önemli etkisi oldu. Bu geleneğe göre her ailede, ailenin diğer fertlerine İslâm’ı öğretebilecek iyi yetişmiş ve Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilen bir kişinin bulunması gerekirdi. Afrika’nın Avrupa ülkeleri tarafından sömürgeleştirildiği dönemde İngiltere ile İtalya arasında paylaşılan Somali’de yürütülen misyonerlik çalışmaları ile de bu ülke halkının İslâmi kimliği değiştirilemedi. Ancak sömürgecilerin baskıları İslâmi eğitim çalışmalarının zayıflamasına yol açtı ve yukarıda sözünü ettiğimiz geleneğin sürdürülmesini engelledi. Somali’nin 1960’da bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkede yönetimi ele alanlar liberal anlayışı benimsediklerinden İslâmi çalışmalara her hangi bir katkıları olmadı. 21 Ekim 1969 tarihinde gerçekleştirdiği darbeyle Somali’nin yönetimini ele alan Muhammed Siad Barre bütün İslâmi çalışmaların önüne engel koydu. Barri’nin bütün baskılarına rağmen ilim adamlarının gayri İslâmi uygulamalara karşı mücadeleleri durmadı. İlim adamları 14 Temmuz 1989 tarihinde verdikleri ültimatomda yönetimi İslâm aleyhtarı uygulamalarına son vermeye çağırdılar. İlim adamlarının, diktatör Siad Barri’nin Somali’den İslâm’ın izlerini silmeyi amaçlayan uygulamalarına karşı direnişlerinin yanı sıra İslâm’ı devlete hâkim kılmayı ve Somali halkının İslâmi kimliğini korumayı amaçlayan birtakım cemaatler de oluşturuldu. Bunların içinde en köklü olanı Müslüman Kardeşler cemaatiydi. Ayrıca selefi anlayışa sahip Sünnet Cemaati ile Magam İslâm da bu ülkede halen varlığını sürdüren İslâmi cemaatlerin önemlileri arasındadır. Bugün Somali’deki İslâmi Hareketin başını İslâmi Birlik Partisi çekmektedir. İslâmi Birlik Partisi kuruluşunu 1985 yılında gerçekleştirdi. Ancak diktatör Siyad Berri’nin baskı uygulamaları dolayısıyla diğer İslâmi cemaatler gibi çalışmalarını oldukça zor şartlar altında ve gizli olarak yürütüyordu. İslâmi Birlik Partisi 29 Kasım 1991 tarihinde Cibuti’de bir kongre gerçekleştirerek Somali’de verdikleri mücadeleyle bu ülkeye yeniden İslâm’ı hâkim kılmayı amaçladıklarını dünyaya duyurdu. Ülkedeki diğer siyasi grupların iktidar mücadeleleri genellikle kabileci anlayışa dayanırken İslâmi Birlik Partisi Somali’nin birlik ve bütünlüğünü savunduğunu, kabileci anlayışla Somali Müslümanlarının parçalanmasına karşı olduğunu bildirdi. Batıcı liberal anlayışa sahip kabileci grupların diktatör Siyad Berri’ye karşı silahlı mücadele başlatmalarının oluşturduğu şartlar dolayısıyla İslâmi Birlik Partisi de bazı silahlı eğitim kampları kurmak zorunda kaldı. 1991’in Ocak ayında diktatör Siyad Berri’nin yönetimden uzaklaştırılması ile ülkenin iki büyük kabilesine mensup Ali Muhammed Mehdi ile Farah Aidid arasında çıkan iktidar kavgası İslâmi Birlik Partisi’ni de etkiledi. Aralık 1991’de Farah Aidid’in kuvvetleri ile İslâmi Birlik Partisi mensupları arasında Mereke’de çıkan çatışmada çok sayıda ölen oldu. Bu olaydan sonra İslâmi Birlik Partisi askeri gücünü daha da artırmak için çeşitli faaliyetler içerisine girdi. İslâmi Birlik Partisi’nin en güçlü olduğu yer üç milyon kişiyi yani Somali halkının yarısına yakın bir kısmını barındıran Ogaden bölgesidir. (Yani Somali’nin sınırları içinde kalan Ogaden.) Silahlı güçleri de çoğunlukla bu bölgede bulunmaktadır. Ancak ülkenin diğer bölgelerinde de destekçileri ve silahlı güçleri mevcuttur. Başkent Mogadişu’nun bazı önemli merkezleri de Amerikan işgal kuvvetlerinin Somali’ye girmesinden önce İslâmi Birlik Partisi’nin eline geçmişti. Amerika’yı Somali’ye işgal kuvvetleri göndermeye yönelten sebeplerin arasında İslâmi Birlik Partisi’nin gerçekleştirdiği başarıların da olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bu partinin Sudan yönetimiyle işbirliği yaparak İslâmi yardım kuruluşlarının Somali’deki açlık felaketini durdurmak amacıyla Sudan üzerinden göndermeye başladıkları yardımların dağıtımında rol alması ABD’ni ve batılı güçleri endişeye soktu. Çeşitli kaynaklarda İslâmi Birlik Partisi’nin çeşitli Doğu Afrika ülkelerinde mücadele eden İslâmi cemaatlerle ve Sudan yönetimiyle doğrudan ilişkileri olduğuna dikkat çekilmektedir. İslâmi Birlik Partisi’nin siyasi lideri Ali Hivar Samiye’dir. Resmi sözcülüğünü Mahmud Osman yapmaktadır. Askeri operasyonlar sorumlusunun adı da Hasan Dahir Uveys’tir. Somali’deki diğer İslâmi cemaatler genellikle silahlı mücadeleden uzak durarak tebliğ çalışmalarına ağırlık vermektedirler.

Tanınmış İslâmi Hareket Önderleri: Seyyid Muhammed Abdullah Hasan: 1864’te Kuzey Somali’deki Bohotle yakınında dünyaya geldi. Babası ve dedesi de ilim adamı olan Seyyid Muhammed ilk tahsilini onlardan aldı. Kısa zamanda ilimde önemli mesafe kaydettiğinden daha on beş yaşındayken kendisine hoca denmeye başlandı. Bir süre Mekke, Medine ve Yemen’de kalan Seyyid Muhammed, 1895’te Somali’deki Salihiye tarikatının şeyhi oldu. Ancak bazı geleneksel tarikatlardaki İslâmi ilkelere aykırı anlayışlara ve özellikle tevessül inancına karşı mücadele etti. Seyyid Muhammed 1900 yılında müridleriyle İngiliz işgalcilere karşı cihad başlattı. İngilizlerin her türlü teknik imkânları kullanarak saldırılar düzenlemelerine rağmen Seyyid Muhammed’in önderliğindeki cihad 1920’ye kadar sürdürüldü. 1920’de İngilizler hava kuvvetlerini kullanarak sıkıştırdılar. Seyyid Muhammed zor durumda olmasına rağmen İngilizlerin “teslim ol” çağrılarını kabul etmedi. Sonunda Somali’yi terk ederek Yemen’e geçmeye zorlandı ve 1920 Aralık’ında orada vefat etti. Seyyid Muhammed Abdullah çok sayıda ilmi eser de bırakmıştır.

Ekonomi: Somali ekonomisi daha çok göçebe hayvancılığa ve tarıma dayanır. Tarım ürünlerinden ve hayvancılıktan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 65’tir. Çalışan nüfusun % 72’si bu sektörlerde iş görmektedir. Topraklarının sadece % 2’si tarıma elverişli olan Somali’de en çok tahıl, darı, mısır, muz, pamuk, şeker kamışı ve çeşitli meyve ve sebzeler üretilmektedir. 1991’de 200 bin ton tahıl, 34 bin ton yer bitkileri, 10 bin ton baklagiller, 160 bin ton meyve, 30 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 1 milyon baş sığır, 4 milyon baş koyun bulunuyordu. Uzun bir deniz sahiline sahip olması itibariyle Somali balıkçılığa da elverişlidir. Ancak balıkçılık yeterince gelişmemiştir. 1991’de % 98’i denizden, % 2’si iç sulardan olmak üzere 16 bin ton balık ve deniz ürünü avlanmıştır. Orman bakımından çok zengin olmamakla birlikte Somali’de belli bir miktar orman ürünleri de elde edilmektedir. 1991’de 7 milyon 325 bin m3 tomruk üretilmiştir.

Para birimi: Somali şilini

Gayri safi milli hasılası: 1990’da 1 milyar 72 milyon dolardı. Ancak iç savaşlar ve kuraklık sonrasında ortaya çıkan kıtlık ve ekonomik sıkıntı sonrası rakamlar kesin olarak bilinmemektedir.

Kişi başına düşen milli gelir: 1990’da göre 170 dolardı.

Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerin başta gelenleri canlı hayvan, çeşitli tarım ürünleri ve deridir. İthal ettiği malların başında gıda maddeleri, petrol ürünleri, makineler, ulaşım araçları ve yedek parçalarıyla kimyasal maddeler gelir. Dış ticareti en çok Suudi Arabistan, İtalya, ABD ve İngiltere’yledir. 1989’daki dış ticaret açığı tahminen 300 milyon dolar civarında, 1989’da uluslararası cari işlemlerindeki açık ise 157 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Sanayisi: Somali’de sanayi oldukça geridir. Bir petrol rafinerisi vardır. Bunun dışında söz e gelir sanayi kuruluşlarının başında besin maddesi üreten ve sayıları çok fazla olmayan fabrikalar gelmektedir. Ayrıca az sayıda dokuma ve konfeksiyon atölyesi ile plastik eşya, madeni eşya, inşaat malzemesi, boya, sabun vs. üreten küçük çaplı tesisleri bulunmaktadır. Sanayi gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 4’tür. Çalışan nüfusun yaklaşık % 4’ü sanayi sektöründe iş görmektedir.

Enerji: Somali’de 1991’de 110 milyon kw/saat elektrik üretilmiştir. Aynı yıldaki elektrik tüketimi de bu rakama eşittir. Elektrik enerjisinin tamamı termik santrallerden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 12 kw/saattir.

Ulaşım: Başkent Mogadişu’da uluslararası trafiğe açık küçük bir havaalanı bulunmaktadır. Bundan başka 4 büyük şehrinde de iç ulaşımda kullanılan havaalanı bulunmaktadır. Yine başkentte ilkel usullerle yükleme boşaltma yapılan ve büyük gemilerin yanaşamadığı bir liman mevcuttur. Berbera başta olmak üzere daha başka sahil şehirlerinde de limanlar vardır. Somali’nin 2800 km’si asfaltlanmış olmak üzere 21.300 km karayolu vardır. Bu ülkede ortalama 234 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Eğitim: Somali’de 1200 kadar ilkokul, 85 genel ortaöğretim kurumu, 25 mesleki ortaöğretim kurumu bulunmaktadır. İlkokul çağındaki çocukların % 11’i, ortaokul çağındaki çocukların ise % 4’ü bu öğretimden yararlanabilmektedir. Somali’nin sadece bir üniversitesi vardır. Bunun yanı sıra 5 yüksek okulu, 3 araştırma enstitüsü mevcuttur. Bu ülkede üniversite çağındaki öğrencilerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı yaklaşık % 3’tür. Okuma yazma bilenlerin oranı da % 55’tir. Okuma yazma bilenlerin oranının yüksek olmasında gayri resmi geleneksel eğitimin etkisi vardır. Sağlık: Somali’de yaklaşık 550 doktor mevcuttur ve ortalama 12.750 kişiye bir doktor düşmektedir.

(Kaynak: http://www.firaset.net/)

İsmail Kahraman Makale Arşivi

2014 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/ismail-kahraman/makaleler/yil-2014

2013 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/ismail-kahraman/makaleler/yil-2013

2012 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/2012

2011 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/ismail-kahraman/makaleler/yil2011

2010 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/ismail-kahraman/makaleler/yil2010

2009 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/ismail-kahraman/makaleler/2009

2008 YILI: http://www.belgeselyayincilik.com/category/ismail-kahraman/makaleler/2008

Başbakan’ın Almanya ziyareti

Başbakan Erdoğan potansiyel Cumhurbaşkanı Adayı sıfatı ile Almanya’ya gitti. Almanya’nın önemli kenti Köln’de Türklerle buluştu. Gitmeden önce büyük tartışmalar çıkmıştı. Gerek Türkiye gerek Almanya kamuoyunda “Gitmesin, gelmesin” denildi. Zira bundan kısa bir süre önce Almanya Cumhurbaşkanı Türkiye’ye gelmiş ve Türkiye’nin iç işlerine müdahale edecek şekilde açıklamalar yapmıştı. Başbakan Erdoğan buna sert tepki göstermiş ve hatta Alman Cumhurbaşkanı Türkiye’den ayrılmadan önce net tavrını koşmuştu Başbakan Erdoğan. Deyim yerindeyse kükredi ve “çek, git” denildi. Bu noktada Alman kamuoyu çok kızgındı. “Başbakan gelmesin, Almanya’yı karıştıracak” denildi. Başbakan gitti, Almanya gerilmedi. Başbakan’ı dinlemek için gelenler, Protestoya gelenler, toplantılar, konuşmalar, yapıldı ve bitti. Ancak biz biraz geçmişe yolculuğa çıkalım. Türkiye’nin önemli rakipleri var. Bunların içerisinde bana göre en büyük rakip almanlar. Zira, Almanya’nın içerisinde dolaylı ve direk 3 milyondan fazla Türk yaşıyor. Almanya’da Türkler ciddi manada etkin konumda. Babaları, dedeleri işçi olarak Almanya’ya giden Türkler işadamları oldular.

TARİH BOYU TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİ

Almanya’ya dikkat etmek geriyor. Tarih boyu Türk alman ilişkileri 1. Dünya savaşında doruk noktaya ulaşmış ve Türkiye Almanlarla birlikte savaşa katılmıştır. Çanakkale bizim için hep çok büyük bir zaferdir. Çanakkale de zafer kazanmamamıza rağmen Almanlar mağlup olduğu için yenik sayılmışızdır. Bugün Çanakkale Türkiye’nin gururu. Almanya büyük bir devlettir. İkinci cihan harbinin başlatmasına ve mağlup olmasına rağmen Almanya çok güçlü ve dirayetli sözü dinlenen bir ülke konumundadır. Aslında AB diye birlik yoktur. Almanya imparatorluğu vardır. Sırf Britanya İmparatorluğuna karşı Alman-İngiliz rekabetinin ürünüdür. Almanya aleyhine olacağını bile bile Mark’tan Euro’ya geçmiştir ve AB adı altında Alman İmparatorluğu kurulmuştur. Biz hep Almanlarla dost ittifak içinde olmuşuzdur. Osmanlının son dönemlerinde ki en önemli projelerinden olan Berlin-Bağdat, Şam-Hicaz Demiryolları ve daha bir çok işletmeler Almanlara verilmiştir. Alman işadamları Türkiye’de bir çok tarihi eseri kaçırmışlardır. Bugün Berlin’de ki çok önemli kalıntı ve eserler, müzede sergilenenler Türkiye’den kaçırılmıştır. Hep Almanlarla ilişki içerisinde olmuşuzdur ama hep darbe yiyen Türkiye olmuştur. Örneğin 1. Dünya Savaşı’ndan çıktıktan sonra Osmanlı devleti 3-5 Milyon Kilometrekare toprağını 7809 bin kilometrekare de tutabilmiştir. Ama Almanya ikinci cihan harbine girmiş ve halen etkindir. 1960’larda Türkler buraya işçi olarak gitmiş ve burada belirleyicidir.

VİZE VE AB SORUNU

AB’nin kapısında bizi bekletiyorlar. Yani Almanlar bizi bekletiyor. Alman9 başbakanı maalesef bizi kapıda tutuyor. Ne gel ne git diyor, üstelik bir de vize problemi. Türk işadamları AB’den vize alabilmek için akla karayı seçiyor. Dün Rusya, bizim kanlı bıçaklı düşmanımızdı. Rusya’nın istediğiniz coğrafyasına vizesiz girebiliyorsunuz. Ama yıllardan beri müttefikimiz olan Amerika’ya vizesiz giremiyorsunuz. Bize vize vermek istemiyorlar, Muhatap bile olmak istemiyorlar. İşte tam bu noktada Başbakan Erdoğan ortaya çıktı.

  Ben Türkiye’de ki olaylara yerel düzeyde bakmak istemiyorum çünkü bir ayağım yurt dışında. Özellikle BBC ve İsrail’in ne dediğine kulak vermeye çalışıyorum, Türkiye’nin Avrupa ilişkileri, Almanya ilişkileri, İngiltere ve Rusya ilişkilerini çok iyi incelemek gerekiyor. Bugün Türkiye’de olup biten her şey dünyayla eşdeğerdi. Yıllarca Büyükelçilerimiz, aman bize değmeyen yılan bin yaşasın dediler. Ne dediklerini bile bilmediğimiz, kendi insanları için o ülkede Türkiye’yi temsil eden, binlerce dolar maaş alan büyükelçilikler vatandaşlarına zulmediyorlardı. O Büyükelçiler sadece eğlenceden eğlenceye, kokteylden kokteyle koşuyorlardı. Biz Afrika’ya giderken, 55 Afrika ülkesi içerisinde Türkiye’nin sadece 12 ülkede Büyükelçiliği vardı. Türkiye son 20-25 yıldır gözünü dünyaya dikti, “ben de varım” dedi. “Ben de dünya lideri olmak istiyorum.” Dedi. “Amerika daha keşfedilmeden biz ülkeydik, devlettik, benim binlerce yıllık geçmişim var.” Dedi. Merhum Özal işadamlarını alarak yurt dışına çıkardı. Bugün dünyanın neresine gidersiniz gidin bir Türk işadamıyla, Türk insanıyla karşılaşıyorsunuz. Türkiye deyim yerindeyse çok oldu, Türkiye’nin önü bir şekilde kesilmek isteniyor. Etrafımız ateş çemberi, hemen hemen neredeyse Dost diyebileceğimiz ülke kalmadı.

Türk alman ilişkilerine çok iyi irdelemek gerekiyor. Bugün Almanlar kendilerine gelen bir çok milleti asimile etti. Ama asimile edemedikleri tek bir topluluk var o da Türkler. Türkler orada diline, dinine, kültürüne ciddi manada bağlı. Ve alman derin devleti Türkleri sindirmek için yer altı örgütleri bile kurdu. Türkiye’nin büyümesini istemiyorlar. Türkiye’nin orada 4 Milyondan fazla insanın bulunmasından ciddi endişe duyuyorlar. Evet Başbakan Almanya’ya gitti. Sözün özü şu ki Alman Türk ilişkilerine dikkat etmek gerekiyor. Ve tarih boyu Türk-Alman ilişkilerinde hep Türkiye zararlı çıktı. Türkiye zararlı çıkmasın diyoruz.

Deprem Gerçeği ile yeniden yüzleşmek

Deprem…Yıkıcı, yok edici deprem…Marmara bölgesi yine önemli bir Depremle daha sarsıldı. Gökçeada açıklarındaki deprem ABD verilerine göre 7.2, Türkiye açıklamalarına göre ise 6.5 şiddetindeydi. Ama her halükarda bir Deprem gerçeği daha gözler önüne serildi. Bu Depremi canlı olarak yaşadık. Tıpkı 17 Ağustos 1999 Marmara Depremini yaşadığımız Gebze’de.

   Depremi unutmuştuk… Deprem gerçeğini biraz ıskalamıştık. Bize bir kez daha Deprem gerçeğini hatırlattı. Bütün Medya Kuruluşları deprem gerçeğini yeniden gündeme getirdiler. Depremi unutmamamız gerekiyor. 1999 Depremiyle ilgili fazla bir şey yapılmadı. 1999 depremini gündeme getiren, deprem gerçeğini en iyi anlatan Devri Alem Belgesel programıydı. Devri Alem Belgesel programı tarihe not düşüp zamana noterlik yaptı. Depremi yaşadığımız bu bölgede. Depremin bütün yerlerini, Düzce, Kaynaşlı, merkez üssü olan Gölcük dahil adım adım araştırıp belgeselleştirmiştik. Bu belgeselimiz Kocaeli Gebze TV’de yeniden yayınlanıyor. Sizler de http://kocaeligebze.tv/v/16040/asrin-felaketi-marmara-depremi#.U4BxSdJ_te8 adresinden belgeselimizi izleyebilirsiniz.

DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTMAYALIM

Deprem gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Deprem felaketi sürekli hatırlanmalı, depreme hazırlıklı olunmalı. Özellikle Marmara Bölgesi ve İstanbul depreme hazırlıklı olmalı. Deprem gibi büyük felaketler gibi ders ve ibret alınacak acı olaylar unutulmamalı. Sanki 15 yıl önce sanki deprem felaketini yaşamadık. İnsanlar enkaz altında kalmadı. Gebze’den bile Türkiye bir gün sonra haber alabildi. Devlet kurumlarının tümüyle iflas ettiğini, her şeyin çöktüğünü, on binlerce insanın enkaz altında günlerce kurtarılmayı beklediğini sanki hiç yaşamamışız. Evlerimize giremediğimiz o çok sevdiğimiz binalarımızın ve iş yerlerimizin yanından geçemediğimiz günler. Yakınlarımızı enkazdan çıkarmak için ellerimizle toprağı kazıdığımız o acı günler. Sanki hiç yaşanmadı?

   Deprem gerçeğini unutmamak gerekiyor. Deprem felaketinden ders ve ibret almak için bütün kurum ve kuruluşlar hazırlık yapmalı. Acil eylem planları olmalı. Sanayi ve doğalgaz yangınlarına, kimyasal depoların çevreye yayacağı zehirlere karşı önlemler alınmalı ve planlar yapılmalı.

UNUTULAN GERÇEKLER

Marmara Depreminde unutulan çok önemli gerçekler var. Bugün ölü sayısını bile doğru bilemiyoruz. Resmi verilere göre Marmara Depreminde 17 bin 465 kişi öldü. 24 bin 734 kişi yaralandı, 89 bin 862 bina yıkıldı, 103 bin 651 binada orta hasar, 113 bin 899 binada az hasar meydana geldi. Bu veriler ışığında toplam 30 bin konut kullanılmayacak hale geldi. Bu veriler Türkiye ekonomisinin %5’ine tekabül etmekte. Gebze bölgesinde Bin 237 konut ve 191 iş yeri yıkıldı veya ağır hasarlı hale geldi. Gebze bölgesi depremden ciddi anlamda etkilendi.

DEPREM MÜZESİ YAPILSIN

Marmara Depreminin 9 uncu yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Deprem filmi yaptırma kararı alınmıştı. Bunun için 200 Milyar liraya yakın bir ara harcanmıştı ama tıpkı deprem gibi film ortada yok, belediyenin paraları uçtu.. Deyim yerinde ise, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Deprem filmi, enkazın altında kaldı.

Depremle ilgili yazılarımızı aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz:

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-975-depremi-unutmayalim.html

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4717-deprem-feleketine-gostermelik-anma.html

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4703-kocaeli%27nin-deprem-ayibi.html

Türk Dünyası Araştırmaları vakfında Devr-i Alem

Kültürümüzde vakfın ayrı bir yeri vardır. Vakıf kültürü vakıf medeniyeti peygamber efendimizden itibaren kurulmuş Türk İslam medeniye coğrafyasında geliştirilmiş çok önemli bir hizmettir. İmkân sahibi Müslümanlar, hizmetlerini vakıflar aracığıyla yaparlar. 10 binlerce vakıf asırlardan beri halen hayatını sürdürmekte ve hizmetlerine devam etmektedir. Bu vakıflardan birisi de Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.

Önceki gün Türk Dünyası araştırmalar vakfının İstanbul’daki merkezini oğlum Emirhan Kahraman ile ziyaret ettim. Vakfın başkanı olan Közhan Yazgan Bey ve vakfın genel Müdürü Saadet Pınar Yıldırım hanımla söyleşiler yapıp vakıf çalışmaları ile ilgili bilgiler aldım. Türk dünyası araştırmaları vakfı Prof. Dr. Turan Yazgan Hoca başkanlığında kurulmuştu. Onun vefatından sonra bu hizmeti Gebzelilerinde damadı olan oğlu Közhan bey yürütüyor. Közhan beyin eşi Gebze’nin tanınmış ailelerinden bir dönem belediye başkanlığı da yapan Mehmet Üstündağ’ın yeğeni.

Vakıf merkezinde hem genel başkan ve hem de genel müdürle yaptığımız söyleşiyi bir canlı makale halene getirerek http://www.kocaeligebze.tv  ve hem de http://www.devrialem.tv’de canlı yayın haline getirdim.

Evet, gerçekten vakıf çok önemli hizmetler yapıyor. Önümüzdeki günlerde vakıf Türk Dünyası çocukları şarkı yarışmasını organize edecek. Birçok ülke üniversitesi olan vakıf çok sayıda öğrenciye de burs veriyor. Gerçekten güzel hizmetler yapan Türk dünyası araştırmaları vakfı ile ilgili canlı makalesini www.kocaeligebzetv’den izlemenizi istiyorum. Ayrınca vakfın resmi internet siteside vakfın kuruluşunda vakıf ile ilgili özel bilgilere yer veriyor. Oradan aldığımız bir bölümü sizlerle paylaşıyorum.

VAKIF İLE İLGİLİ BİLGİLER

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Prof. Dr. Turan Yazgan tarafından kurulmuştur.  Merkezimiz, Büyükşehir Belediye binasının arkasında; Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi olarak bilinen binada bulunmaktadır.Yönetim kurulumuz; Prof. Dr. Şaban Karataş, Közhan Yazgan, Saadet Pınar Yıldırım, Mustafa Birim, Tevfik Yamantürk ve Varol Dereli ‘den oluşmaktadır.

TDAV ANKARAVİ MEHMED EFENDİ MEDRESESİ

Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi olarak bilinen bu bina, Şeyhülislam Ankaralı Mehmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Vakfımız, 3 Kasım 1687‘de vefat eden, merkez binamızın banisi Şeyhülislam Ankaralı Mehmed Efendinin 300. ölüm yıl dönümünde metfun bulunduğu Kovacı Dede Cami’inde aziz ruhuna mevlit okutmuştur. Bu bina, Vakfımızın sağlam temellere oturmasında birinci derecede rol oynamıştır.

Bu sayfada Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nı kısaca tanıtmak ve son yıllardaki faaliyetlerini kamuoyuna duyurmak gayesi güdülmektedir. Şüphesiz bütün faaliyetlerimizi kitaplara sığdırmak mümkün değildir.

Türk Dünyası Terimini İlk Yerleştiren

Türk Dünyasının Müziğini Derleyip Korosuyla İlk Tanıtan

Türk Ülkelerine Toplu Olarak İlk Ulaşan

Türk Liderlerini Türkiye’ye İlk Getirip Tanıtan

Türk Topluluklarının Bayraklarını İlk Neşreden

Türk Ülkelerinde İlk Türkçe Eğitimi Başlatan

Türk Dünyası İle İlgili İlk Gençlik Şöleni Düzenleyen

Türk Dünyası İle İlgili İlk Çocuk Şöleni Düzenleyen

Türk Dünyası Ressamlarına İlk Resim Sergileri Açan

Türk Dünyası Tiyatrosunu Türkiye’de İlk olarak sahneleyen

Türk Ülkelerinde İlk Konferansları Gerçekleştiren

Türkiye’de İlk Türk Halkları Asamblesi Konferansını düzenleyen

Türkiye’de İlk Aksakallılar Konferansını düzenleyen

Türkiye’de İlk Türk Kadın Kurultayını gerçekleştiren

Türkler Arasında İlk Kültür Münasebetlerini Kuran

Türkleri Birbirlerine İlk Tanıtan

Türk Ülkelerinde Dilde Fikirde İşde Birlik İdealini Tekrar İlk Canlandıran

Türk Dünyasının Her Yerine İlk Damgasını Vuran

Türk Dünyasını Her Yönüyle Araştırıp; Müzik Yayınlarıyla, Kitap Yayınlarıyla, Dergi Yayınlarıyla, Takvim Yayınlarıyla Bütün Dünya’ya Kesintisiz İlk Duyuran Vakfımızdır.

Şimdiye kadar hiçbir faaliyetimizi kamuoyuna duyurmak için özel bir gayret sarf etmedik. Vakfımızı tanıtan hiçbir yazılı broşür veya kitap neşretmedik. Bunun maksadı: sadece maliyetinden kaçınmak değil, hizmetlerin yalnız ve yalnız Vakfın gayesi için yapılmakta olması ve hiçbir hizmetimizin veya faaliyetimizin başka hiçbir gayeye vasıta teşkil etmesinin, anlayışımıza ters düşmesidir. Bu sayfa bir mecburiyet karşısında meydana getirilmiştir. Faaliyetlerimize katılan binlerce dostumuzun, kardeşimizin şiddetle talep etmesi ve diğer taraftan milletvekillerimizden bizim faaliyetlerimiz yanında sıkıntılarımızı da bilenlerin bize yardımcı olmak için böyle bir yayına ihtiyaç olduğunu ısrarla belirtmiş olmaları bu yayının gerekçesidir.

Vakfımızın faaliyetlerini yürütürken gerekli olan finansmanı da bu faaliyetler içinde sağladığını, hiçbir şahıs veya kuruluştan yardım talep etmediğini belirtmemiz yerinde olur. Vakıfların bir çeşit dilencilik yaparak faaliyet yapmalarına başından beri karşıyız ve bunu vakıf kavramı ile asla Bağdaştıramıyoruz. Bu prensib dahilinde, devletten de sırf yardım maksadlı bir talebimiz olmamıştır. Bu sebeple Vakfımız daima güçlükler içinde hizmetlerini yürütmüş, devletle ve dostlarıyla gerçek karşılığı olan hizmetler ifa ederek gelir sağlamıştır. Hizmetlerimiz bu sebeple çok çeşitlidir. Yurt içinde ve dışında yürüttüğümüz eğitimden yayınlarımıza, gezilerimizden konserlerimize, seminerlerimizden kurultaylarımıza kadar pek çok sahada hem gelir sağlamakta, hem de hizmet gerçekleştirmekteyiz. Bu kadar çok faaliyetin bir kısmı, yalnız harcama kalemlerini oluştururken, bir kısmı da kendi kendini finanse eden veya başka hizmetleri de finanse eden gelir sağlamaktadırlar. Ancak bunların hiçbirisi Vakfın bünyesinden ayrı değildir, Vakıf bütün faaliyetleriyle bir bütündür. Bu arada birçok faaliyetimizi de ister istemez ihmal etmek zorunda kaldık. Meselâ: Vakfımızın kuruluşundan bu yana getirttiği misafirlerimizin, değil resimlerini bulmak, isimlerini bile saymak mümkün olmadığı için, bu yayında misafirlerimizle ilgili bir bölümü son yıllara dandırmak zorunda kaldık. Biz, faaliyetlerimizi misafirlerimiz sayesinde genişlettik. Onlara daima şükran borçluyuz. Bunlar arasında cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, meclis başkanı ve yardımcıları, yazarlar birliği, ressamlar birliği gibi kuruluşların başkanları ve yardımcıları, rektörler, dekanlar, ilim adamları, her dalda sanatkârlar, çeşitli vakıf ve yardım kuruluşlarının başkanları, temsilcileri bulunmaktadır.

Bu vesile ile, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı olarak, şimdiye kadar faaliyetlerimize ne sıfatla olursa olsun katılan, hizmetlerimizin ifasında ne sıfatla olursa olsun vazife gören, eserlerimizi, dergilerimizi yazan-okuyan, konferanslarımızı veren-dinleyen, seminerlerimizde, kurslarımızda öğreten-öğrenen, yemeklerimizde bulunan, yiyen… her ne sebeple olursa olsun bizimle maddeten veya manen beraber olan herkese, her kuruluşa ve devletimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Bu dünyada hiç kimse, hiçbir kuruluş, hiçbir şart altında, hiçbir şekilde tek başına bir şey yapamaz. Bizimle beraber olanlara sonsuz teşekkürler

Köylerimiz yok olmasın!

Türkiye’de bugün 30 tane Büyükşehir olan il var. Büyükşehir yasasıyla tüm il sınırları Belediye olarak kabul edildi ve asırlık köylerde tarihe karıştı. Gelişmenin bir neticesi olarak köyler ve köy hayatı elbette şehre dönüşecek. Türkiye’nin büyük bir kısmı köylerde yaşıyordu. Köylerde yaşama oranı iyice azaldı ve köy hayatı geriye gitti. Anadoluya çıktığımızda köylere gitmeyi ihmal etmiyoruz. Issız kalmış virane olmuş terk edilmiş köylere gidiyoruz. Bir selam veriyoruz o köylere. Köylerin meydanlarından geçici yolculuğa çıkıyoruz. Mezarlığa gidip Fatiha okuyoruz sonra yolumuza devam ediyoruz.

30 ilde Tüm il hudutlarının Büyükşehire alınması üzerine köylerin isminde köy kelimesinin kalmasını söyledik. Yüzlerce yıllık geçmişleri olsun dedik, Üniversitelere çağrıda bulunduk. Mahalle olan köylerinin geçmişinin incelenmesi ve sonra da rapor haline getirilerek Belediyelere verilmesi gerektiğini önerdik. Amacımız yüzlerce yıllık tarih yok olmasın diye. Çabalar sar edip köy muhtarları dernekler siyasilerle konuştuk. Çalışmaya da devam edeceğiz. Yurt dışında ki köylere de gittik. Avusturya İsviçre gibi daha bir çok ülkede köy hayatı devam ediyor. Avusturya’da neden köy hayatı sürüyor diye sorduk. Dediler ki çiftçilik ve hayvancılık köy hayatı en az silah kadar stratejik önemi var. Herkes şehirlere giderse tarım nasıl devam edir dediler.

ASIRLIK KÖY HAYATI YOK OLUYOR

 Şehirde ki hayatta ne varsa yurt dışında köylerde de o var. Ama ülkemizde iç göçler nedeniyle ne yazık ki Anadolu boşaldı. Marmara da ki köyler bitti tarım yok oldu. Yıllar önce ismet İnönü ye rapor sunulmuş Marmara bölgesinde sanayiye açmayın denilmişti. Geçmişini araştırdığımızda bu bölgenin üzümleri zeytini kirazlarıyla ünlü olduğunu biliyoruz. Küçükbaş hayvancığın İstanbul’da yoğun olduğunu biliyoruz. Gebze’de e ki ürünlerin Paşa sofralarını süslediğini biliyoruz.  Peki ne oldu? 35 yıllık Gebze bölgesinin canlı şahidi olan bir gazeteci olarak köy hayatının nasıl yok olduğuna şahitlik yaptık. Gözümüzün önünde cereyan etti. Sözde OSB’ler, sanayiyi organize etme adına değil, birilerine rant için köylülerin elinde ki yerleri zorla kamulaştırıldı, yok pahasına ellerinden alındı. Ve bugün Türkiye Cumhuriyeti bu haksızlık yüzünden milyonlarca Euro cezaya çarptırıldı.

BAŞKANLARA TARİHİ ÇAĞRI

Tartışılması gereken en önemli husus verimli bağ ve bahçelerin yok edilmesiydi. 2014 yerel seçimlerinin ardından 30 Büyükşehirde yeni bir süreç başlatıldı. Köy yok oldu, köyler tarih oldu.  Köy hayatı artık Belediye hudutları içerisine alındı. Keşke büyükşehir yayasına bir madde konsa da köyler her ne kadar mahalle statüsünde olsa da isimleri yaşatılsa. Vakti geçirmiş değiliz, Kocaeli’de bir çalışma başlatmalıyız. Köylerde ki köy kültürünü nasıl muhafaza ederizin üzerinde durulmalı. Bilimsel toplantılar, paneller, seminerler yapılmalı, raporlar hazırlanmalı. Gelecek kuşaklara köy hayatını nasıl aktarırızın üzerinde durulmalı. Bu konuyu sürekli gündeme tutacağız, görevimizi yapacağız. Biz görevimizi yaparken Başta Büyükşehir belediyle Başkanı Karaosmanoğlu, Vali Ercan Topaca ve 30 büyükşehir Belediye Başkanın köy hayatı için çalışma yapmaya çağırıyoruz.

Belediye Başkanı Köşker’in Başarısı

  Belediyeler önemli makamlar. İnsanın doğumundan, evlenmesine ve   ölümüne kadar  ilgilenip , bir çok hizmet veren   resmi  devlet  kurumu.  5 Yılda bir kendimizin   seçtiği Belediye  başkanları çok iyi  çalışmalı. Nerede olursam  olayım, belediye hizmetleri ve Gebzeyi  yakından takip etmekteyim.Deyim yerinde ise bir ayağım Gebze’de. Gebze  gündemini takip etmek Gebzye karşı bir vefa borcu.

    Belgesel  tv programı  çekmek  üzere çıktığım 15 günlük  Anadolu  gezimin ardından önceki gün Gebze’ye döner dönmez   bu gün  ilk iş Başkan Köşkerin basın toplantısını  yorumlayacağım. Anadolu’da yaptığım 15 günlük  gezi boyunca bölge ile ilgili çok önemli araştırmalar yapıp, tarihe önemli not düştük. Bu gezimle ilgili yaptığım araştırmaları zaman zaman bu köşede  sizlerle paylaşacağım.

  * BAŞKAN  İLE  SOHBET

  Gebze’ye döner dönmez ayağımın tozu ile dün sabah  Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’in düzenlediği basın toplantısına katıldım.

  Sabah erken  geldiğim  Eskihisar’da   başkan ile  saihilde yürüyüş yaptık, balıkçılarla  birlikte çay içip, Eskihisar  bölgesindeki yatırmlarla ilgili konuştuk. Sayın Köşker, basın toplantısında çok önemli mesajlar verdi. Köşker’in açıklamaları ile ilgili gazetemizde arkadaşlarımız ginuş bur  haber yaptı.  Evet, son 15 günümü Anadolu’nun  değişik illerinde geçirsem de Gebze’den hiç kopmadım. Her gittiğim ilde yaptığım araştırmalar ve gözlemlerode bu bölgeleri Gebze ile kıyaslamadan geçemedim. Acı ama gerçek , Anadolu’nun bir çok il ve ilçesi Gebze’ye göre çok gelişmiş. Bölgede yapılan yatırımlardan bölge halkıda oldukça memnun. Gebze’nini vergileri siyaseten güçlü olan   illere gittiğini yerinde tesbit ettim.

 *GEBZE İLE KIYASLADIM

   Kütahya, Bursa, Kastamonu, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane illerinde 15 günlük gezim boyunca çok önemli araştırmalar yaptım. Bu bölgelerdeki gezim sonrası, Gebzeliler adına bir kez daha üzüldüm. 4 ilçeye bölünmeden önce 500 bin’in üzerinde bir nufusu içerisinde barındıran Gebze bölgesi,  Anadolu’da  10-15 bin nufuslu bir ilçeden dahi geride. Bir çok yerde Üniversiteler bile varken, Türk sanayinin kalbi konumunda bulunan Gebze’yi bir üniversite bile çok görülmüş.

   Başkan sayın Köşker olumlu ve  güzel düşünüp, güzel şeyler söylen bir insan. Sinerji veriyor. Ancak  acı gerçekleri söylemeden geçmek olmaz. Gebze hak ettiği hizmeti alması için top yekün  bir çalışma başlatmalı.

  * GEBZEYİ  MARKA ŞEHİR YAPMAK..

     Gebze olarak ödedeğimiz vergilere ve aldığımız  devlet yatırımlarına baktığımızda durumun ne kadar vahim olduğu ortada

Ülke ekonomisine ve bütçeye büyük katkı sağlamamasına rağmen Gebze’nin hakkını alamaması çok kötü. Gebze varlık içinde   yokluk çekiyor. Gebze çok şanslı bir bölge.  Gebze’nin  bir çok değeri var, Sayın Köşker  bu değerleri bir bir ortaya çıkartmak  peşinde. Başta belediye başkanları Milletvekilleri  olmak üzerine  herkes,Gebze’nin marka şehir olması için üzerine  düşen görevi   yerine getirilmeli. Boş  sözler  ve yaldızlı lafları bir kenara bırakıp devletden hakkımız olan hizmetleri almalızyız Evet, Gebze bölgesi  Anadoluya göre çok geride olsada . İlçemizi marka şehir yapmak bizlerin elinde, Yeterki sayın   başkan Köşker’in  söylediği gibi  herkes üzürine  düşan görevi  yapıp,  Gebzeye  sahip çıksın

    Sonuç olarak  Sayın Başkan Köşker’in, kültürel   hiç bir  yararı olmayan Festivalleri  durdurup , israfa karşı aldığı  olumlu  tavır başta olmak üzere, güzel görüp, güzel düşüme önerisi. Her şeye olumlu bakma önersi ve  sorunları, sorun  olmadan diyalogla çözme  fikrini  yürekten   destekliyorum.

  Sayın  Adnan Köşker’in başarısı Gebze’nin başarısı  olacaktır. Gebze bir gün “ Sanayi, Bilim, teknoloji, kültür ve Turizm’de Marka Şehir olacaktır…

Başkan Karaosmanoğlu’ndan Açıklama Bekliyoruz…

Gazetemiz günlerdir yazıyor.  Dilovası’nda 200 dönüm arazi üzerine kurulması planlanan Mermerciler Fuarı’nın önce 1/ 5000’lik planlara işlenip daha sonra da sessiz sedasız Büyükşehir meclisinden geçtiği ortaya çıktı.  Bazı Ak Parti   milletvekilleri ile Başkan Yaman’ın da büyükşehir belediyesi’nin bu kararına karşı çıktığı  söyleniyor. Herkesi rahatsız eden bu projeye Karaosmanoğlu’nun nasıl onay verdiği merak ediliyor. Çevresi Organize sanayi bölgeleri ile kuşatılan Dilovası, sanayiden kaynaklanan çevre ve hava kirliliğinin bedelini ödemeye devam ederken Dilovası’na büyük bir külfet getirecek Uluslararası Mermerciler ve fuarı ve borsası ilçede şok etkisi yarattı.

*Mermerciler OSB’de kaç mermerci var ?

    Köseler,  Demirciler  bölgesinde “ Mermerciler OSB adı ile kurulan  Organize sanayi bölgesi bugün mermerciler yerine  çok  başka  bir alanda hizmet veriyor. Gebze  bölgesi OSB  adı altında  adeta  haraç mezat satıldı ve büyük   rantlar elde edildi. Özde değil, sözde kurulan  bazı OSB’ciler  Gebze arazilerinden  haksız  rant elde ettiler. Artık Gebze bölgesi  sözde OSB adı altında  haraç mezat satılmasın.  Gebze üzerinden  haksız ranat elde edilmesin Büyükşehir Belediye başkanı  sayın Karaosmanoğlu’ndan  bu konuda  açıklama  bekliyoruz.

   Gazetemizin konuyla ilgili  yayınları devam edecek. milletvekilleri aracılığı ile Türiye Büyük millet Meclisi başkanlığı ve  Başbakan’a  soru önergesi  verdirecektir.   Gebze bölgesi artık sanayi yükünü  çekemiyor. Gebze ye gerçekten yazık oluyor. Merak edip soruyorum.. Acaba  mermerciler  adı ile kurulan  Köseler köyündeki  OSB’de  kaç mermerci var? Başkan  sayın Karaosmanoğlu lütfen araştırıp açıklama yapmalı.

* OSB‘ler  TBMM gündemine getirilmeli..

   Gebze bölgesi tam bir OSB cenneti. Önüne gelen  OSB kurdu. Yıllar önce dönemin Kocaeli milletvekili sayın Şevket Kazan aracılığı ile  TBMM’ye  GOSB ile ilgili soru önergesi verdirmiştik. Bilgileri TBMM  arşivinde var.

   İMES,İMİS,DOSB ve Kimyacılar OSB’ye ile etrafı çevrili olan Dilovası’nda DOSB hariç, diğer OSB’lerin doluluk oranı çok düşük iken, Dilovası’nın yükünü kat kat artıracak ve yıllardır çözüm bekleyen sorunların çözümünü bir kat daha zorlaştıracak mermerciler borsası kurulacak  araziyi Büyükşehir’in 1/ 5 binlik planda yerini ayırması ve geçtiğimiz haziran meclisinde de sessiz sedasız meclisten geçirmesi  gerçekten  çok manidar. Her fırsatta Dilovası’na önem verdiğini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı  sayın  İbrahim Karamosmanoğlu Dilovası halkının tepki verdiği bu karara nasıl onay verdiğini  kamuoyuna  açıklamalı.

   Yeni OSB kurmak bir yana, tıpkı kömürcüler OSB gibi, İmes ve  Kimyacılar OSB’de  kaldırılmalı. OSB konusu  ciddi şekilde  araştırılıp  bir Meclis  araştırması  önergesi ile  Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmeli.

Sigara Savaşını Yeşilaycılar Kazandı.

Sigara  yasağı geçte olsa  nihayet başladı.Gençlere sigarayı özendirmek için   Türk filmlerinde sigara içme sahneleri, sigara içmeyenlere  karşı alaycı  bir şekilde “ Sende mi Yeşilaycısın” sözleri. Sigara içmeyi erkeklik  göstergesi  sayılması daha neler neler…

    Sigara  herkesin hayatına  girmiştir. Tıpkı benim hayatıma daha 7 yaşında girdiği gibi. Ben sigaraya 7 yaşımda “ Trabzon-Akçabat “ tütünü içerek  başladım.  Yatılı  okula  girdiğim  13 yaşında kaldığım yurtta kimse sigara içmediği için  sigarayı  bıraktım.  16 yaşında yani  1976 yılından  itibaren kendi çapımda  sigaraya karşı savaş açtım. Sigara aleyhine  çıkan  yazı, makale ve haber küpürlerini  derleyip kalın bir  kitap haline getirdim bile. Sigara nihayet yasaklandı. Bir zamanlar  devlet tekelinde satılan sigara, askerde bile mehmetçiğe  dağıtılan  mehmetçik  sigaraları artık  tarih oldu. Türkiye geç de olsa  sigara yasağını başlattı. Keşke bu yasak daha önce başlatılsaydı. Sigara yüzünden bir çok ocaklar söndü ve  yuvalar yıkıldı.

     Sigara savaşını alay edilen “Biz Yeşilaycılar”  kazandı. Sigara yasağının  başarılı olacağına inanıyorum.  Yasak hayırlı ve  uğurlu olsun.

Dilovası Gerçeği ve Polisan’ın Yemeği

Polisan Yönetim Kurulu Başkanı  Necmettin Bitlis’in Dilovası’ndaki çiftliğinde verdiği  geleneksel  yaz yemeğine  katıldım.  Yemekte çok sayıda davetli ve önemli kişiler vardı.

   İstanbul’dan ve Ankara’dan gelen eski bakanlar, milletvekilleri Bitlis’in yemeğine ilgi gösterdiler: Eski içişleri bakanı Abdülkadir Aksu, Eski bakanlarda Güldal Akşit,  Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu, Dilovası Belediye Başkanı Cemil Yaman, Vali Sözer ve çok sayıda işadamının katıldığı yemekte tam anlamıyla rezil olduk.  Foseptik gibi açıktan akan Dilderesi’nin pis kokusu yemeğe katılan davetlileri rahatsız etti. Nefes almakta bile zorlandığımız bir yemek oldu.  Polisan’ın çiftliğine giderken, Anadolu’daki köyleri anladıran küçük küçük evler gözümüze çarparken, hemen bu evlerin aşağı tarafı ise fabriklarla dolu. Yukarısında ise Polisan’ın müthiş çiftliği bulunuyor

Evet Dilovası gerçekten çok farklı  tam anlamı ile 3 yüzlü bir bölge..

    Dil Deresine bir çözüm bulunmalı. Başkan Karaosmanoğlu burayı ıslah edip yaşanılabilir hale getireceğini ve çevre kirliliğini en aza indireceğini bir sene önceki ayni yemekte  söylemişti. Oysaki her geçen gün buranın daha da kötü hale geldiğini görüyoruz. Büyükşehir Belediyesi burası için geçen bir yıl boyunca hiç .bir çalışma yapmadı. Deyim yerinde ise Dilderesi pislik akıyor.

Yetkililer artık Dil deresinin çevre sorunlarıyla ilgilenmeli. Rezil olduğumuz bu davet herkes ders çıkarmalı. Belediye başkalığı makamı önemli bir yerdir ve o makamlarda oturan başkanları görevlerini hakkıyla yerini getirmelidirler. Başta Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu olmak üzere Kocaeli Valiliğini göreve davet ediyoruz.Şimdi gelin bir yıl önce bu köşede yer alan  yazıyı birlikte okuyalim.

   Bakın bir yıl  önce  “ Polisan yemeği ile ilgili ne  yazmıştık?…..

 Dilovası Zirvesi’nin Ardından  ( 7 Ağustos 2008

 Polisan Holding yönetim kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in katkılarıyla güzel  bir zirveye ev sahipliğini yaptı. Kocaeli protokolü  tam kadro  Polisan’ın  Dilderesi’ndeki  çiftliğinde  toplanıp  hasret giderdi.

Son dönemlerde adından hep kötü olaylardan söz edilen Dilovası, önceki akşamki  zirvede tarihi bir gün yaşandı. Çiftlik  adeta  yalancı cennet gibi. Zirveye Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül yanı sıra Kocaeli bölgesinden iş ve siyasete yön veren birçok kişi katıldı.

 * BİTLİS ÖRNEK OLMALI

Böylesine güzel bir ortamda il ve ilçe  protokollerini Diliskelesi’ndeki çiftlikte buluşturma başaran, Polisan A.Ş yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in Gebze  bölgesindeki tüm sanayi kuruluşlarına örnek olacak bir çalışmaya imza atması bizleri sevindirdi. Bitlis’in Dilovası’nda yaptırdığı bu çiftliği, bölgede eğitim öğretim yapan okullara da açmalı. Dilovası artık çevre kirliği ve Ergenekon iddialarının yerine böylesine etkinliklerle anılmalı

Önceki akşam katıldığım bu zirvede Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Küçük’le görüşme imkânı buldum.

  *ŞEHİTLİKLER AĞAÇLANDIRILMALI

Milli Savunma Bakanı  Sayın  Vecdi Gönül’’den, Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki şehitliklerin ağaçlandırılması için bakanlığın kampanya başlatılmasını istedim. Kampanya üzerinde çalışmalar yapacaklarını  söyleyen Gönül  “ Şehitlerimiz  Fidanlarda  Yaşasın” kampanyasına   sıcak baktı.

 Bakan Gönül  Gebze  gezisi ile ilgili  şu bilgileri de verdi. TÜBİTAK’da  Savunma Sanayi Müsteşarlığı fonundan verdiğimiz projeleri takip etmek üzere geldim. Yetkililer projelerle ilgili geniş bilgi verdiler. Gördüm ki, hepsi programlanmış bir şekilde ve başarıyla gidiyor. Bundan fevkalade memnun oldum. Bunlar savunmayla ilgili hayati derecede önemli projeler. Türkiye’nin teknolojik olarak geldiği noktayı müşahede etmekten ayrıca memnun oldum.” diye konuştu.

 Sayın Gönül artık İzmir milletvekili. Bizim Sayın Gönül’den  Gebze   adına bir isteğimiz  var. TÜBİTAK Sahasındaki Atatürk’ün vasiyeti   olan Anibal’ın  bulunduğu bölgeyi   Gebze halkının  hizmetine  açması için  çalışma yapmalı.

DİLDERESİ NEDEN   ÇAMUR AKIYOR?

  Dilovası zirvesine katılanları,  adeta çamur akan  Dilderesi’ni durumu  çok  üzdü. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’na  çamur  akan Dilderesi’ni göstererek neden bu kadar kirli olduğunu sordum. Karaosmanoğlu sorumuz üzerine Büyükşehir Belediye Başkan vekili Sayın  İlyas Şeker’i yanına  çağırıp, konu üzerinde  araştırmalar yapmasını istedi Dilderesi’ni kirletenlere gerekli cezai yaptırımın uygulanacağını söyledi

GEBZE  KOCAELİ’NİN BİRİNCİ İLÇESİ.

Zirvede görüştüğüm İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Küçük ise, Gebze’deki öğrenci sayısı İzmit merkez ilçeye göre,  çok daha fazla olduğu için Gebze  birinci,  merkez ilçe İzmit’in ikinci sırada, üçüncü sırada ise Darıca olduğunu söyledi.

 İl Milli Eğitim Müdürünün Gebze bölgesine büyük yatırımların yapıldığını da sözlerine ekledi. Mehmet Küçük’ün bu sözleri bizlere Gebze eğitimi için sevindirdi. Umut ediyoruz ki Eğitim ve Öğretim konusunda Mehmet Küçük, gerekli desteği Gebze’ye vererek nice ÖSS ve OKS şampiyonların ve geleceğin önde gelen kişilerin Gebze’den çıkmasına ön ayak olur.

  * Polisan’ın  çiftliğini  sizde görüp örnek alın.

    Evet,  Gebze,   Darıca ve  Çayırova   ilçelerimizdeki sanayicilerimizde   tıpkı  Sayın  Necmettin Bey gibi bir zirve toplayıp yeni ilçe olmanın  keyfini çıkartıp  ilçe protokolünü bir biri ile kaynaştırabilir.Dilovası  zirvesi gerçekten  her bakımdan güzel ve örnek alınacak bir zirveydi. Herkesi Polisan’ın Dilderesi’ndeki adeta yalancı cennet olan Çiftliğini görüp örnek almaya davet ediyorum.     (7 Ağustos 2009)

      Evet aradan bir yıl geçti ve Dil deresi  çevreyi kirletmeye  devam  edilyor. Büyükşehir Belediye başkanı  Dilderesi ile ilgili  hiç bir şey yapmamış ki  dere dahada kötü akıyor. Dilderesi ile ilgili gazetemiz  üzerine düşen görevi yerine getirecek  ve  Devletin  Ankaradaki  ilgili birimlerine  şikayet yazısı gönderecektir. Sadece Dilderesi değil Eskihisar ve Çayırova dereleride  çevreyi  kirletip  zehir akmaya   devam ediyor.