Notice: wp_enqueue_script hatalı çağırıldı. Betikler ve stiller wp_enqueue_scripts, admin_enqueue_scripts, ya da login_enqueue_scripts kancalarından önce kayıt edilmemeli ya da sıraya alınmamalıdır. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 3.3.0 sürümünde eklendi.) in /home/belgesel/public_html/wp-includes/functions.php on line 4152
Mayıs 2014 – Sayfa 2 – Belgesel Yayıncılık

Vefatının 109. Yılında Gazi Osman Paşa

İsmail Kahraman’ın Kamerasından   Plevne  Kahramanı  Gazi Osman Paşa  ve Plevne Savaşları Belgeseli

“Tuna Nehri Akmam Diyor” marşı ile kültür tarihimizde önemli yeri olan Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa belgeseli Devr-i Alem’ programında bir çok tv  kanalında yayınlandı.

4 Nisan 1900 tarihinde vefat eden Gazi Osman Paşa’nın vefat yıl dönümü ile ilgili  İsmail Kahraman; Belgesel çekimleri  için  Bulgaristan’ın Tuna boyları, Plevne, Vidin ve Niğbolu’da  Tv çekimleri yaptı.1. 2. ve 3. Plevne savaşları ile  Plevne  kahramanı  G.O.Paşa’nın hayatının anlatıldığı  Belgesel’in  senaryo metnini yayınlıyoruz.

  Türk Zaferler Tarihi.

  Türk Tarihi,savaş tarihi.Çöküşle birlikte fetih savaşları değil.Direnme,müdafaa savaşları başlar.Kanişe,Silistir, Budin, Kars, Edirne, İşkodra, Yanya, Çanakkale “Geçilmez”, “terk edilmez”denilip Türk halkının göğsünü siper edip yüzbinlerce evladının şehit düştüğü direniş noktaları. Çözülüş döneminde en çok savaşı Ruslar’la yaptık. 1711 den başlayarak 230 sene aralıksız savaştık.

    * Ruslarla 230 yıl savaşdık

   Ruslar,Türkler Avrupa’ya ayak bastığında tarihte yoktu.Önce Altın Ordu Devleti sonra Kırım hanlıklarıyla 7-8 asır başlarını kaldıramadılar. Ama sonra, Finlandiya’dan Kazakistan steplerine kadar milyonlarca askeri, Türklerin üstüne tam 230 yıl sürdü. Osmanlının çöküşü müdafasız kalışı Kırımın kaybedilmesiyele başlar.Osmanlı Avrupa’da hangi savaşa girse Kırım hanlıkları en önde yola çıkar. Anadolu’dan gelen akıncılarla birleşip savaşırdı.Kırım’ın elden çıkışıyla Türk tarihinde hezimetler dönemi başlar.Yani,yenildik ama ezilmedik, “şerefli mağlubiyetler” dönemi. 1711 senesinde Prut savaşında Baltacı’nın  perişan ettiği Rusların üstüne gitmeyişi,Türkler’in içinde hep bir hayıflanma olarak kaldı

Eli kalem tutun Türk yazarları,Sarıkamış’ı Çanakkale’yi,Medine müdafasını, Kanije’yi, Silistire’yi,Plevne’yi dönüp dönüp Enver Behnan Şapolyo gibi yazmak zorunda,ekmeğini suyunu içtiğimiz bu topraklara büyük borcumuz vardır.

    *  Ruslar 93 Harbi’nde İstanbul’a geldiler.

 Halk arasında 93 harbi denilen 1877 Türk-Rus savaşı sonunda Türkler, Avrupa kıtasındaki tüm toprak parçalarını tek etmek zorunda kaldı. Camileri, tarihi eserleri, köprüleri yetiştirdiği büyük devlet adamlarıyla Türkler bu topraklarda “ aziz” bir gölge bıraktı. Avrupa denilen bul dev şeytanı lanetli sahiplerine terk ettiler. Avrupa’nın hakimi Türkler, yedi-sekiz yüzyıllık imparatorluğun sonunda yanlarında ne hazineler, ne ganimetler, ne şan,ne şöhret.. Dönüşte yanlarında sadece gururlarını getirdiler!!!

93 harbi sonucunda Ruslar İstanbul Yeşilköy’e kadar geldiler.Antlaşmayı burada yaptık.Antlaşmayı yaparken Türklere ziyafet verdiler.Saraydan ziyafet için gelen tabaklar,kaşıklar hepsi altındı.Ağlayarak antlaşmayı imzalayan Saffet Paşa,galiplerin bakır tabaklarda mağluplerin ise altın tabaklarda yediğini görünce ziyafet vermekten vaz geçti.

     * 145 Gün Süren Plevne Müdafası..

 1876 yılında Abdulhamit’in iktidara geldiği tarih. 1.meşrütiyet’in ilanı.Millet vekilleri kürsüden,savaşa zengin,torpilli çocukların gönderilmediği halkın bu kadar açımasız çelişkilere dayanamayacağını söylüyordu. Savaş tüm  Balkanlardaydı,Plevne’de odaklandı ve Plevne müdafası tam 145 gün sürdü. Avrupa’daki son 145 gün.

Plevne müdafasının büyük anlamı şudur.Büyük direniş olmasaydı,Ruslar,taze ve yıpranmamış kuvvetlerle İç Anadolu’yu ve İstanbul’u çok rahat alacaklardı. Üstelik Ruslar Anadolu’da Ermeniler’i, Kürtleri’i ve Balkanlarda zaten Sırplar, Bulgarlar, Rumenleri’i çoktan ayaklandırmışidi ordular halinde üstümüze sürmüşlerdi.

Rusların’ın Plevne’den sonra rahatca İstanbul’a girmesi Avrupa’yı endileşelendirdi.İngilizler,Ruslar’ın Osmanlı’yı tekbaşına yenmesine müsaade etmeyip gemilşerini Çanakkaleden İstanbul önlerine sürdü.Hatta Yeşilköy’de  yapılan antlaşmayı Avrupa devletleri beğenmeyip Berlin’de yeni bir antlaşma yapıldı.Avrupa devletlerinin müdahalesi yani büyük lokmalarını Ruslara tek başına vermeyişleri İstanbulu kurtarmış oldu

     * 4 Nisan 1900 tarihinde vefat eden Gazi Osman Paşa ve Türk  Tarihi

  Gazi Osman Paşa ismi,Türk tarihinde,Fatih-Kanuni devirlerinden sonra Türkler’in en çok beğendiği isimdir.Yani,son ikiyüz – üçyüz yıl içinde Türk tarihinde sevilen Atatürk ve sonra Gazi Osman Paşa’dır. Balkan, Çanakkala ,Sarıkamış ve  Kurtuluş savaşını yapan kuşak   ,Gazi Osman Paşa’nın hikayelerini kahramanlık şiirleriyle büyüdü.Gazi Osman Paşa,hem cihan harbi hemde kurtuluş savaşı veren nesillerin büyük efsanesi olarak yaşadı.

 Berlin Antlaşması sonrası esir Osman Paşa, Rusya’dan gemiyle kız kulesi önünde sahile çıkar.İstanbul yerinden oynar. İstanbul halkı ona geniş kollarını açar. Gazi  Osman Paşa, karanlık günlerde Türklerin  kudretli kahraman duygularını okşamış yüce bir komutandı. Türkler Osman Paşa sevgisiyle sanki kaybedilen topraklarını unutmuş, Gazi Osman Paşa’nın ismi, şöhreti, kaybedilen topraklardan daha değerli, daha kutsal hale gelmiştir. Ünü, şöhreti, Abdülhamit’i geçer. Bu yüzden Abdülhamit başıma bir şey gelir diye Osman Paşa’yı sarayından yanından hiç ayırmadan ona çok büyük nişanlar verip durmaksızın saygı gösterir.

 4 Nisan 1900 günü öldüğünde yer yerinden oynar. İstanbul ve Anadolu iki gözü iki çeşme hüngür hüngür ve günlerce ağlar. O gün bugün ve yüzlerce yıl daha ilçelerimiz, ilkokullarımız, caddelerimiz, mahallelerimizin adı Gazi Osman Paşa olarak kalacak.

  * Rusların   hedefi   Türkiye

  Ruslar Slavdır. Slavlar, Rus, Polonez, Sırp, Çek, Hırvatlar, hepsi aynı soydur.Bosna savaşı bu yüzden bir nevi Plevne’nin intikamı, devamı gibi gerçekleşti. Slavlar’ın tarihi büyüklüğü Büyük Petro’yla şekillenir. Büyük Petro’nun Rus halkına yazdığı büyük vasiyeti Rusların tarihi stratejisidir. Üç devletle sürekli savaş yapılmasını ister. Biri Baltık Denizi’ne inmek için İsveçliler, diğeri Karadeniz’i ve Boğazları tuttuğu için Türkler, sonra Basra ve Hind Denizi için İranlılar.Ve aynı vasiyette, Türkleri Avrupadan Kovun der. Osmanlının elindeki ortadoksların hamiliğini üstlenir ve ortadoksların Ruslarla  Moskovaya bağlanmasını ister. Bütün Türk illerini zaptediniz diye emir verir vasiyetinde. Rusların tarihi sıtratejisi de bu büyük petronun vasiyetiyle oluşur,  bu vasiyet bu güne kadar harfiyen çalışır!!!

  * Rusların 500 bin  kişilik ordusuna 185 bin kişi ile karşı  kondu

  Rusların 93 harbinde sadece kendilerinden topladığı ordu üçyüzbin kişi, buna Bulgarlar ve Romenleri eklediğinizde dörtyüz – beşyüzbin kişilik bir ordu ve istedikleri kadar ihtiyat kuvvetini hemen cepheye sürecek büyük bir güçleri vardı. Bu rakamlar savaşın safhalarında sürekli büyüyerek değişir. Türklerin tüm balkanlara sürdüğü orduların toplamı 185 bin kişiden ibaretti. Osman paşa kumandasındaki kuvvetin toplamı 60 bin kişi.Sofyada 25 bin kişilik ihtiyat kuvveti mevcuttu. Toplar silahlar cephanenin dökümünü vermek zaman alır, kuvvetlerin oranı dörtte bir, yada beşte bir ve plevne savaşları başladığında bu oran yedide , sekizde bire kadar düştü.

Tuna boyları bir nevi Osmanlının doğal sınırıydı. Ruslar tuna boylarını ordularıyla aştığında, İstanbulda kimse süsünden, Sefasından Bir şey kaybetmek istemiyordu. Üstelik hristiyan unsurlar askere gitmiyor, vergi vermiyor, yardım etmiyorlardı Tanzimattan bu güne Avrupa Siyaseti Türkiyedeki  azınlıkları  koruyan, kollayan yasları Türkleri borçlandırarak çıkartırıyor, azınlıkların  yanına şımarıklıktan varılmıyordu. Fakir Türklere nefretle bakılıyor. Beyoğlu yüksek apartmanlarla büyürken, İstanbul tarafı ahşap binalar içinde gittikçe sefilleşiyor.

  *Gazi Osman Paşa’nın Hayat Hikayesi..

  Osma Paşa subaylık günlerini hasta Osmanlının kötürümleşmiş bölgelerinde geçirir. Osman paşa 1832 de Tokatta doğdu. Babası İstanbula gelip cihangire yerleşti Harp okulunu piyade sınıfını 1852 de bitir. 1853 de Rus savaşına teymen olarak katılır. Silistre müdeafasını yapan Musa paşa şanlı bir svaş veriyordu. Musa paşa şehitliği Osman paşayı çok derinden etkiler. 1854 de İngilizler – Fransızlar Osmanlıyla birleşip kırım harbine girer. Osman paşa bu savaşlarda önce üst teğmen sonra yüzbaşı olur. Sonra Bursa’ya tayin… Kol ağası Osman bey 1865 yılında bir isyan üzerine Suriyeye gönderildi. Girit isyanı başlayınca suruyeden Girite …Giritte kendileine Romalı diyen dağlı eşkiyaların üstüne gidip perişan etti… 1868 Yılında Yemende isyan çıktı. Alay komutanlığına Osman Paşa tayin oldu.Yemende sıcaklardan hastalanıp İstanbula döndü.

 *Osmanlıyı yıkan  dış borçlar ve  dış politika

 İstanbul karışıktı, yeni Osmanlılar cemiyet kurmuştu. Osman paşa Merkez komutanlığına getirildi.Namık Kemaller Ziya Paşalar hürriyet şiirleri yazıyor. Osman paşa bunlara karşı çıkacak adam değil. O siyaset değil. Askerlik yapmak istiyordu.Sadrazam Mahmut nedim paşa “Rus siyaseti” güldürüyor. Halk sadrazama Nedimof adını vermişti. Osmanlının Avrupaya borçları 200 milyon İngiltere ve Fransa borslarında Osmanlı tahvili alıp satmak karlı iş. Nedim paşa Rusların teşvikiyle faiz borçlarını yarıya indirdi. Avrupa borsaları sarsıldı. Türkler, Rus entrikalarıyla bizim paramızı yiyor deyip Türkiyenin Avrupa siyaseti bozuldu. İşte bu borçlar, faizler sonucu, Türkiyeye baskı oluşturup ekalliyetler lehine bir yığın yasa çıkarttırıyorlar.

  * Avrupalılar ve  Rusların  Azınlıklar  Oynu.

   Ruslar sırbıstanı Balkanları ayaklandırdı. Avrupalılar içimizdeki azınlıkları ayaklandırıyor. Bu günlerde Osman paşa Bosnaya tayin oldu. Bulgar asilerin balkan mezalimi tüm dünyada ibretle izleniyor, Gelmiş geçmiş dünya tarihinin en acımasız katliyamlarıyla Türkleri yok ediyorlardı. Camileri kadın, çocuk Türkleri doldurup yakıyorlar, Camilerin içinden günlerce dere gibi insan yağı akıyordu. Osman paşa Sırplarla savaştı, birkaç kasaba zaptetti. 1876 Yılında maraşel oldu. 1876 yılında 1. meşrutiyet ilan olunurken Osman paşa hudutlarda kılıç sallıyordu ve 93 harbi başladı.

    Osman paşanın heybetli bir görünüşü vardı. Sabırlı bir adamdı. Arapça ve birazda fıransızca bilir.  Askerlik hayatında bir çok nişan aldığı halde. Plavnede aldığı nişanlardan Başkasını gövsüne takmadı.!! Bu yuvarlak kürenin tüm milletleri tam 145 gün Osman paşanın plevnedeki direnişini soluğunu tutarak izledi.

  * Osmanlı; Silistre, Şumnu,Tuna ve  Kafkas Orduları ile Ruslara karşı çıkıyor

  Rusların kırım harbinin acısını çıkartmaya yeminliydi. Rusların seferberliğe başladığı haberi gelince Türkler Tunada savaşacak üç kolordu hazırladı. Hemen anadoludan doksan tabur asker Tuna boyuna gönderildi. Ordularımıza, Silistre, Şumnu ve Tuna ordusu adı verildi. Bir de Kars da Kafkasyada savaşmak üzere Kafkas ordusu hazırlandı. Ordularımızın komutanı Abdülkerim Paşa 71 yaşındaydı ve çok geçmeden yerine müşir Mehmet Ali paşa tayin edildi.Bu savaş Türklerin Avrupada kalıp kalmama savaşı. Romenler 50 bin kişilik Orduyla Ruslara katıldı. 400 Yıllık tarih içinde Romenlerle hiçbir kötülüğümüz dokunmamıştı.

    *93 Harbini  çıkartanlar  Suçu  Abdülhamide  atıyor.

   Rus orduları 14 Nisan 1977 günü dinyester nehrini aşıp Romanya girdi. Ruslar 22 Haziran 1877 tarihinde Tunayı aştı. 1 hafta sonra İstanbula ineceklerini sanıyorlardı.

Ruslar Tunayı aştığında Türk ordusunda Tüm balkanlarda toplam 210 bin kişi, 8 bin hayvan 318 top bulunuyordu. Bu rakamlar  savaşın safhalarında sürekli değişti. Türk orduların zaafı  Savaşın İstanbuldaki Harp  Şurası tarafından   yönetilmesiydi. Komutanlar telgırafhane başında birliklerin günlük emirlerini dahi  İstanbul’dan  alıyordu. 93 Harbinin açılmasına  karşı çıkan   çevreler ve  o günün savaş taraftarı   komuta kademesi   savaş mağlubiyetini   sinsice  Abdulhamite  yükleme planı gerçek tarihçiler  tarafından ortaya çıkarılmakta.   Ruslar Tunadan inerken, aynı anda Kafkasyadan Kars ve Erzuruma ‘da hucum etti.

Plevne, balkan dağlarıyla Tuna nehri arasında bereketli bir arazinin arasında kurulu bir kasaba. Şehir vid suyuna 5 km mesafede. Kayalı dere ve Graviçe derelerinin çatallaştığı yerde. Şehir açık bir şehir müdaafası mümkün değil. Ahalisinin bir kısmı Bulgar, nüfusu 17 bin.

Osman Paşa emrinde 33 bin askerle Vidin’i aldı. Osman paşanın elindeki kuvvetler savaş sürecinde 40-60 bin arası değişti.Ruslar Tunadan akıp balkanları şehir şehir zaptederken Osman paşa karşı bir haraketle plavneye harekt etti… Balkanlardaki ordularımız telgırafhane başında  İstanbuldaki Savaş şurası tarafından verilecek emir beklerken Ruslar zaman kaznıyor. Ordularımızn bir birini desteklemesi güçleşiyordu.

    * 1. Pelevne Savaşı

   Plevne savaşının ilk bölümü 1 Temmuzdan 7 Temmuza kadar sürer. Ordumuz hiç dinlenmeden 7 Temmuza kadar yürüyüş içinde, yorgunlukta ölen askerleri gömmeye fırsat bulmadan, ayakları şişmiş askerlerimiz sade peksimet yiyerek ilerler. Atlar yorgunluktan ölür Osman paşa orduya “Ey gaziler marşını” çaldırır…

“Altın toprak üstüm yaprak

Yine gönlüm hoş idi

Kal selamet kömür gözlüm

Sağa sen  sola ben”

   Türk ordusu vidinden plevneye 180 km yolu altı günde aldı. Plevne savaşının ikinci bölümü 7 temmuzdan 9 temmuza kadar ordular sadece altı saat dinlenerek hiç istirahat etmeden, önce keşif kolu gönderip ardından Rusların üzerine çullandı. Ruslar neye uğradıklarını şaşırıp Kaçışmaya başladı. 6 Gün yürüyüşten sonra 6 saat dinlenilip tam 18 saat aralıksız savaşıldı.Askerlerin çoğu topal topal savaştı. Temmuzun sekizinde Ruslar toparlanıp karşı harekata geçti. Osman paşa yeniden hucum emrini verdi. Askerleimiziz bir birleriyle helalleşip tekrar süngü takıp göğüs göğse saldırıya girdi. Bu ikinci hafta 36 saat sürdü. Bu mağlubiyet Ruslar tunayı geçtikten sonra aldıkalrı ilk yenilgiydi. Osman paşanın zafer haberi İstanbulşa ulaştı. Halk camilere koşup duaya başladı. Osman paşa ne uyuyor, Ne dinleniyor, bu adam ne zaman uyuyor, Osman paşa beş vakit namaz kılarken dinleniyor diyorlar…

 * 2. Plevne Savaşı.

   Savaşın ikinci bölümü Plevne’nin 35 km önünde Lofça’da oldu. Ruslar Lofça’ya kazaklardan oluşmuş bir ordu gönderdi. Ruslar yenilgiyi görünce Rus steplerinden  asker üstüne asker cephane üstüne cephane taşımaya başladı. Osman paşa harp tarihine geçen kendi icadı siperler kazıdırmaya başladı. İçi tam bir oda gibiydi. Siperler sıçan delikleri ile bir birine bağlanıyor, sperlerin uzunluğu 400 metreyi aşıyor. Savaş bittikten çok sonra Avrupalı komutanlar bu sperleri teknik olarak inceleyip savaş tarihine kat ettiler. Bu siperler yapılışı, boyları, kazılışı, her yönüyle Osman Paşa icadıydı. Edison elektriği icat etmişse, Türkler de kahramanlığı icat etmişti. Yan duvarları taşla örülü. Tava döşemeleri sandık kırıklarından.Yatılacak yerler ot ve pösteki oldu.

*  Anadolu Erleri Plevne’de  Destan Yazıyor.

 Lofça’da Ruslar büyük bir hizmete uğradı. Moralleri tamamen bozuldu. Ruslar hücum üstüne hücum yapıyor her defasında püskürtülüyor, yetmiyor, Osman paşa karşı hücuma geçiyor.Türk orduları Plevne’de tek bir cephede, tek bir safhasında dahi yenilmedi.Süngü savaşlarının hepsi kazanıldı. Öyle ki süngü savaşıda inanılmaz cesaretle önde yürüyen bir Türk bölüğüne “kasap taburu” adı verildi. (Anadolu çocuklarını inanılmaz kol kuvveti soğan yiyişlerinden mi, bilinmez, dört ay açlık yorgunluk, hastalıktan sonra dahi ayağa kalkıp aynı süngü harbiyle defalarca hücuma geçtiler.) Ruslar durmaksızın topçu ateşi yapıyor. Günde dört yüzün üstünde top atışı yaptıktan sonra, yeterince tabyaları uçurduk deyip yine hücuma geçiyorlar. Yine süngüyle geri püskürtüyorlardı.Bir yabancı gazeteci, spikerlerin içindeki kaygan çamurda yere dşen askerleri kaldırmak bile mesele, üç kişi yardım ediyordu, der. Aç yorgun, bataklık, çamur içinde, yürünmesi imkansız arazi  içinde Türk süngülerinin savaşı ruslar’ı kabusa soktu. Çünkü Ruslar hem asker, hem top, hem silah olarak fersahlarca büyüktü, sadece, hücum edemiyorlardı.

 *3. Plevne Savaşı

 Üçüncü Plevne savaşı 26 Ağustos’tan 31 Ağustos’a kadar sürer. Hücumla Plevne yi ele geçiremeyeceklmerini anlayan Ruslar, hezimeti, mağlubiyeti kabullenir, birlikleri dağılır.

Bozulan birliklerini toparlamakta güçlük çeker. Ve bütün Rus kurmayları Plevne yi fazlasıyla ciddiye alır. Plevne’ye 3. Defa saldırmanın savaş tekniği olarak çılgınlık olacağı fikrinde birleşirler. Rus çarı Aleksandır II ve tüm büyük komutanlar  cepheye gelir. Savaş süresince cephede kalırlar. Çoğu hastalanır, Çar da hastalanıp çadırından çıkamaz!..

  * Rusların  Savaş Gücü..

 Türk komutanlarının hepsi yararlanır, bir çoğu şehit olur, Ruslar 150 bin kişilik  takviye kuvvet daha alır. Romen bütün güçlerini seferber  eder. Ruslar Türk çephelerini mahvetmek üzere topların her biri 14 öküzle çekilen, tekmil katar 1800 öküzlü, 600 arabadan mürekkep, kervan boyu 6 km tutan korkunç bir kuvvet daha getirir.

 Bu topların sayıları, yazımızın boyunuaşar, inanılmaz kuvvetler. Plevne’de  savaşan osman paşa’nın toplam gücü 30 bin… 17 bin kişilik kasabanın 10 bini hasta, yaralı..

 Bol malzeme, bol para, bol top, bol asker, yığarak intikamlarını daha acı çıkartmak için Ruslar yeniden Plevne önlerine gelir. Osman Paşa’nın Ali Çavuş namında bir topçusu vardı.Tam isabetçi . Bu savaşta top mermilerini idareli kullanmak isteyen ordumuz için bir nimetti, tek atışlarla yaptığı büyük isabetler tarihe geçti.

  *  Adını Anadolu  illerinden  alan Türk Taburları Rusları  Hezimete uğratıyor

  Türk askerleri, siperlerden çıkmayacakları, kaçmayacaklarına  dair topluca yemin edip, topluca cemaatle  namazı kıldılar. Bursalılar taburu, Çorumlular taburu, Fethiyeliler taburu, Aydın efeler taburu, Milas Taburu, Bağlar başı taburu, adını sayamayacağımız Anadolu kasabalarının evlatları, kırka bir, seksene bir, bir güç karşısında, değil Plevne’yi müdafa etmek, gelen güçlerin peşinden saldırıya geçip, Rusları, kazakları darmadağınık ettiler.

Hiç dinlenmeden dokuz saat süngü sallayan taburlarımız, hiç dinlenmeden 3-4 gün Savaşan Birliklerimiz, ve savaş olmasada  durmaksızı siperlerimize aralıksız düşen toplar.Piyadelerimiz, cephane tükenene kadar. Askerlerimiz artık kolları, bacakları kopup parçalanıp kımıldayamaz hale gelinceye kadar hücum ediyor!!.

Ruslar Plevne önlerinde üçüncü defa mağlup oldu. Yapacakları  tek şey vardı, daha da büyük ordu, daha da büyük toplar hazırlanıp yeniden intikam saldırısına hazırlanmak.

Hezimetler Rusların kafasını karıştırdı.. Kurmaylar Plevne’yi bırakıp, yanından Edirneye inelim dediler.Ruslar Plevne’yi hücumla, saldırıyla topla, askerle ele geçiremeyecekleri, onbinlerce ölü vererek, en değerli komutanlharını esir ederek, kabullenmek zorunda kaldı.

  *  3. Savaş’da mağlup olan  Ruslar Plevneyi Kuşatarak Türkleri açlıktan öldürmek istiyor.

  Ve artık Ruslar  Türk  askerleri ile   cephede  savaşmaktan vazgeçer.. 1 eylül 12 ekim arası, plevne muhasarası başlar. Yani , artık Ruslar, Türkler’le savaşmanın delilik olduğunu anlayıp plevne nin ikmal yollarını kesip, dünyayla irtibatını yok ederek ve muhasara altında Türkler’i açlıktan ölmesini beklemeye başlar.

 Havalar soğumaya başladı. Osman Paşa’nın İstanbul’dan erzak, cephane isteği yerine getirilemedi. Savaş boyunca tek bir ikmal alabildi . Ruslar plevne nin etrafını demirden bir çemberle çevirip durmaksızın top atışlarına başladı.

 Bir kasabanın adı olan Plevne kelimesinin sözlük anlamı artık tarihe, şöyle geçer, tüm Rus tarihinin en güçlü orduları, Osmanlı’yı yenemez. Türkler yenilmedi. Savaşın hiçbir safhasında yenilmedi.

   *25 Bin kişilik Türk Ordusu karşısında, Yüzellibin kişilik Rus ordusu.

  Plevne önlerinde yarısı yaralı, hasta kolu bacağı kopmuş, yirmi bin kişilik bir orduyu zor bulan Türkler’in  karşılarındaki Rus güçlerinin rakamları:

Ruslar ; 115 piyade taburu, 39 süvari bölüğü, 484 top , 30 adet muhasara topu

Romanya ; 116 piyade topu, 117 bölük süvari,  529 sahra topu. 4 istikam taburu. Bütün kuvvetlerin ayrıntılı rakamları, yazımızı aşar.

 Osman paşa teslim ol diyen elçileri geri gönderir. Osman paşa, muhasaradan birkaç gün sonra plevne de ki iki bin kişilik sivil hakkı şehirden çıkartmak ister.Ruslar ateşle karşılar. İnsanlar geri döndü. Ve 11 eylül 1877 tarihinde bir ikmal kuvveti erzakıyla plevne ye, osman paşaya ulaşır. Plevne ye arkadan 9 bin asker, 500 araba gelip plevne ordusunu kısmen güçlenir.

Ancak, hayvanlar için arpa saman yoktu. Osman paşa, bir  çapulcu taburu kurdurup civar köylerden ot, saman, toplaması için 300 öküz arabası yola çıkartır. Bir taraftan Ruslar ateş açıyor, arkadan ot toplanıyor, soğuk müthişti. Çapulcu taburumuzdan kırk asker, ikiyüz sığır  ve manda yoda donarak öldü. Ertesi gün Ruslar çapulcu taburumuza hücum etti. Fethiye alayı püskürtüp kaçırttı…

    *Osmanpaşa ve  Mehmetçikler  Açlığa terek ediliyor.

 Plevne savaşının son safhası , günleri. 12 Ekim 19 Kasım arası.. Plevne’yle İstanbul’un dünyanın hiçbir irtibatı kalmadı. Plevne’de neler oluyor bilen yok,  haber alınamıyor. Dünyadan hiçbir yardım uzanmıyor. Hatta, bir balon uçurulup Plevne’den haber alınmak istendi.

 Askerlerimiz tam anlamıyla 300 bin kişilik Rus orduları ortasında kalakaldı. Cesetleri yiyen köpekler bile küme küme açlıktan ölmeye başladı. Buğday tamamiyle bitti. En kötüsü tütün kalmadı. Askerlerimiz asma kabuklarını  kıyıp içmeye çalıştı. Hatta yaralılar için, sıhhi tıbbi malzeme bitti. Cenevre andlaşması gereği hastanelere Hilaliahmer bayrağı çekilmesi, hiç olmazsa hastalara ateş açılmasın diye, aksine, o Hilaliahmer bayrakları Rus  top atışlarının nişangahi bile  oldu..

  * Plevnede İnsanlık Dramı Yaşanıyor.

 Ve türk askerlerinin moralini tamamen çökertmek için,  Karsı’ı Ruslar’ın aldığı haberleri ni büyük direklere yazıp astılar. Hayvanlar açlıktan ölmeye başladı. Bu günlerde dahi Türk siperlerinde Karagöz ortuoyunu eylenceleri oynanıyordu.Aç kurtlar kasabaya sokuldu.Zaman zaman kargalar vurulup etleri yeniyordu.Üniformalar tamamen çürüyüp,parçalanıp yere düştü.Yabancı yazarlar hatıralarında Türk askerlerirnin üni formalarından kadın basma elbise yamalarını dahi yazarlar.Üniforma yerine derilerden kagıtlardan,çuvallardan elbise yapılırdı.Boş çuvalların içleri yaprak doldurulup vucutlarına sarılır.Çorap yerine ayaklarına paçarva,bez bağlanır.Sabun bitti.Kil çaburlarıyla yıkanırlar.Kibrit tamamen tükendi.Çephane barutuyla ateş yakılır.17 bin kişi barındıran Plevne kasabasında, 8 bin hasta, yaralı ölmekte olan hayvanların acı iniltileri. Ve lapa lapa yağan kar, tüm kasabayı ve etrafı kapatır. Bütün sırtlar bembeyaz olur. Askerlerimiz dizanteri ve koleradan ölmeye başlar.

     * Gazi Osma Paşa’nın  Zor Kararı

Osman Paşanın  önü kış. Değil askerler,açlıktan ölen çocuklar…..Osman Paşa düşünüyor.Kararını verdi, bir  “Huruç hareketi”, bir yarma hareketi. Kararını verdi,Plevne’den çıkmak.Bu şu anlamı geliyor,500 yıllık hükümdarlık yaptığı Avrupa topraklarını terk etmek.Oraçıkta teslim olabilirdi.Hakimler fakir görünmek istemez!..Geri dönmekte olan bir komutan için gurur artık en zalim ıstıraptır!…

Ordu,kış ortasında açlıktan tamamen ölecek.Yaralılardan yürüyebilecek olanları vardı.Bunların içinde kolsuz,bacaksız,ağrır yaralar, Rusların medeni insafına bırakıldı.Ruslar bunları dahi öldürdü.

  Vid nehri üzerinde yeni köprüler yaptırdı. Ve kasabanın Türkleri Osman Paşanın eteklerine yapışıp bizi de götür diye yalvardı.Osman Paşa,Savaş hareketi için bunun yanlış olduğunu biliyordu,siviller,çocuklar paniğe kapılıp kaçışıp savaş nizamını bozabilirdi,Öylede oldu…..

  *  Plevnede  Yaşanan Dramın, filim,belgesel ve kitabı  nezaman  yazılacak?

 Ve Osman Paşa Plevne’den çıkışta ordu mızıkasına “Plevne’den veda marşı” nı çaldırdı.Yaralı ve ölmekte olan öksüzlerin sağır edici horultularını bastırdı.Büyük kafile kötüye yöneldi.Paçavralı sarılı onbinlerce asker.Hiç değilse cesaretlerini düşmana çiğnetmemek için.Cehennemden kaçıyorlar.Öküz arabalarının inleyen gıcırtısı.Aç hayvanların homurtusu.Ağır karanlıklar içinde.Sağlam tek bacağı karın çamurun içine bata çıka.Pırlınızı pırtınızı,çocuğumuzu annemizi,yaralılarımızı önümüze katıp,yol boyu ölüler bırakarak.Avrupa kıtasından dönüyoruz.Bu sahne savaş tarihimizin en trajik dekorudur,Ne sineması,ne tiyatrosu,ne hikayesi vardır.Dokuz yaşında çocuklar,yaralı,başı sargılı askerlerimize koltuk değneği olmuş.Buzdan ve demirden top arabaları üstünde geri çekiliyoruz.Göz alabildiğince geniş olan ufuk kadar büyük mezarlığın içine doğru.Cesetleri çiğneye,atlaya.Kan gölünü ortasında.Yüzlerinde donmuş ve kalmış kar.Yorgunluktan çamur çukurlarına düşüp birdaha kalkamadığı için ölen öküzler.

    * Vid Irmağındakı  Acı manzaralar

   Bu Vid ırmağı  ….Bu küçük ırmağın suları donmuş.Üstü bir camekan gibi parlıyor.Donmuş yüzeyinde bin yıllık bir tarihin sarıklı hatırtaları.Bin yıldır bu halk belki az düşündü,Ama çok savaştı.Mağlubiyet esirlik bilmedi. Bin yıldır zafer naralarıyla geri döndüğün yoldan şimdi kasafet ve dehşet içinde Osmanlı ordularının komutanları,İhtiyar kartallar.Ne sersemlik bili,ne sürünme tanır.Tabuttan fırlamış tahta parçaları gibi.Onbinlerce iskelet gibi.Sayısız zaferelerden dönmüş ve  yalnız zarafetle süslenmeyi bilmiş ihtiyar komutanlar.Son yıl bir mahpus geçirerek kaburgaları açlıktan fırlamış cılız atlarına…tuna boylarına son kez Allah Allah çınlatmak istiyor.Bütün kafilenin gözleri ufukta.Yetişecek bir kuvveti çağıran,sessiz derin gözleri.Göz yaşı dökmediler.Hıçkırıkları buz sarkıtı gibi gırtlaklarını tıkadı.Hırıltıları işte burada donup kaldı.Ölüm,bu donmuş hıçkırığı yalayan hırıltının adıydı.Rus orduları arkadan dört nala,bu büyük kanlı ziyafete koşuyor!,,,

* Ruslar Türk Kafilesini Yakalıyor.

  Rus orduları Türk kafilesini Vid  ırmağı  köprüsü başında yakaladı .Yarısı yaralı,hasta bu kafile içinda dahi,Aydın zeybekleri,karşı bir hucumla Rusları dağıttı.Ve siperlerin içine kadar kanlı bir boğuşma.Türkler süngüleri düşünce,yumrukları,tırnakları,elleriyle boğuşmaya başladı..ayırıca aç kalmış,hastalıklar,ölümden dönmüş askerlerimiz yine de bilek gücüyle Rusların kazakların kolarını büküp ellerinden alıyor!…

*Plevnede 3 Savaş  kazanan  Askerimiz  destanlar yazarak  teslim oluyor.

 Ve bire bir yaka paça boğuşma sürerken,arkadan Rus orduları yağmur gibi döküldü.Kafilenin tam ortasındaki cephane arabalarımızın üstünde toplar patladı,havaya uçtu.Ordumuz içindeki siviller panikle ağlayarak kaçışmaya başladı.Bu bir mahşer yeriydi.Kafilemiz dört taraftan kıstırıldı.Türk ordusunun üstüne yoğun ateş açıldı.Artık ricat,bir bozguna dönüştü.

Plevne’de hiç yenilmeyen,üç ayrı savaşı kazanan Türk ordusu,Bu dördüncüsünde yüz üstü yere düştü.Bu son ricatta altı bin askerimiz savaşarak öldü.Yaralı ihtiyar subaylarımız Rusların eline geçti.Başta Osman Paşa yürüyemeyecekleri kadar yaralı.Kurmay Albaylarımızın çoğu şehit oldu.Osman Paşa bu halde dahi,bir umut,havayi fişekleri atarak belki,kimbilir gelmekte olan ikmal kuvvetlerine işaret veriyordu…İstanbul sefasında,Anadolu evlatları serhat boylarında imdat bekliyor,Boşuna…

* Plevnede 40 bin Askerimiz  Esir oluyor

 Osman Paşa silah bırakılsın emrini verdi.Balkanlarda toplam 40 bine yakın askerimiz silahı bırakıp esir oldu.Osman Paşa bir değirmende yaralı yatıyor.Büyük Rus generalleri Osman Paşayı yakından tanımak istiyor.Hiç birine selam vermedi.Kendisiyle tokalaşmak isteyenlerin yüzüne bakmadı.Abdulhamit’in kendisine nişan diye hediye ettiği  kılıcını düşmanına uzattı. “takdiri ilahi” dedi.

 Dünya basının merak ettiği Osman Paşanın etrafında Rus generalleri fır dönüyor,konuşmak istiyor,oralı olmadı.

  *133 yıl önce Yaşanan Plevne Savaşı  Bugünde  devam ediyor.

Bu gün mezarı fatih semtinde Fatih sultan’ın türbesinin tam karşısında.Cihan harbinin her cephesinde,istiklal savaşında,Afyon’da,Sakarya’da ve Türk orduları,Türk gençlerini hala durmak sızın “Şanı büyük Osman Paşa” marşını çalar.Irak’ın,Afganistan’ın bizden farkı buydu.Onların nesillerini kahramanlıkla yetiştirecek Osman Paşalar,yoktu..Plevne’nin üstünden  133 yıl geçti.Plevne savaşı Bosna ve Çeçenistan da aynen devam etti.Plevne mudafası  ve boğuşması sindirilemedi.Türk halkının zihninde bitmedi.Avrupa Ve Rus siyaseti o gün bu gün hiç değişmedi.Her gün kuşatma altındayız,her gün sığınaklardayız,her sabah yatağımızdan Osman Paşa marşı ile kalkıyoruz…

   Bizler yoksul çocuklarız,ne evimiz,ne dayımız oldu,ilk okul birinci sınıftan beri o kudretli kahramanların marşlarını bir ipek gömlek gibi kemiklerimize giydirdik.

 Yüzyıl var ki yüzümüz her gün biraz daha fakirleşti…Osman Paşa 145 gün  direndi,bizle hala direniyoruz.

Psikologdan Krizden Kurtuluş Tavsiyesi

 Bölgemizde çok önemli  toplantı, konferans ve paneller oluyor. Gebze  İstanbul’un yanı başında. İstanbul  sadece Türkiye’nin  değil dünyanın kültür merkezlerinin başında geliyor. İstanbul’un  ve bölgemizin değerini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bölgemizdeki uluslararası ve  ulusal toplantıları fırsat  buldukça  yakından takip etmeye çalışıyorum.

Müstakil  Sanayici ve İşadamları  derneği MÜSİAD Kocaeli Şubesi geleneksel  konferansları sürdürüyor. Çok önemli mesajların verildiği konferansda ünlü psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı dinleme fırsatı bulduk.

Ekonomik krizin dünyayı kasıp kavurduğu  bir ortamda sayın Tarhan’ın  ekonomik kriz, insan ve devletin önemi, aile bağları ve    çok önemli konulara değenmesi çok  faydalı oldu.Yapılan konuşmanın özetini  köşeme alıp yayınlayarak kayıt altına almak istiyorum..

 Sayın Prof.Dr Nevzat Tarhan bir çok tv kanalında katıldığı  programları  izlenme   rekorları kırıyor. Özellikle kriz  ortamında insanların  psikolojilerin bozulduğu bir  dönemde sayın Tarhan ‘ın konuşmasını keşke herkes dinleyebilseydi.

* İşadamlarına Kriz’den kurtuluş tavsiyesi

MÜSİAD’ın  İzmit  Sosyal Tesislerinde düzenlenen konferansda  sayın  Tarhan’ın yaptığı “Ekonomik krizlerin işadamı ve aile yapısı üzerinde etkileri” konusunu anlattı.  Prof. Dr. Nevzat Tarhan, krizlerin de bir hastalık gibi algılanması gerektiğini ve yakalanmamak için önceden tedbirler alınması gerektiğini, haddini ve hesabını bilmeyen insanların kaybetmeye mahkûm olduğunu söyleyerek  şu bilgileri verdi :

“Krizlerden en çok etkilenenler buna hazırlıklı olmayan insanlar ve şirketlerdir. İşadamı hem şirket yöneticisi olarak hem de aile reisi olarak “Yerinde kullan, israf etme, tasarruf et” yöntemini işinde ve evinde uygulaması gerekir. Bu tedbirleri uygulayanların krizlerden en az etkilendiğini hatta hiç etkilenmediğini görüyoruz. Ancak bu alışkanlıklar insanlara daha çocuk yaşlarda kazandırılmalıdır.

 * Çocuklara Tasarruf alışkanlığı aşılanmalı

Para yönetimi ve tasarruf etme alışkanlığını çocuklara daha 10’lu yaşlarda verilmelidir. Ancak bunun dozu çok iyi ayarlanmalıdır. Ağır bir tasarruf alışkanlığı çocuğu tam tersi olarak bencil ve vicdansız bir insan olarak yetişmesine neden olabilir. Osmanlı Ahilik teşkilatı, kasaplardaki merhamet duyguların kaybolmaması için yılda bir bahçıvanlık yapmaya mecbur tutarmış”

  *  Hatalardan Ders almalıyız…

Birçok kez karşılaştığımız hatalardan dersler çıkarmamız gerektiğini ve artık krizlere karşı hazırlıklı olunması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan; “Hata üstüne hata yapan, sürekli aynı hataları tekrarlayanlara biliyorsunuz Anadolu’da “Hödük” derler. Birkaç kez yaşadığımız krizlerden artık ders alıp hazırlıklı olmamız gerekiyor. Artık akıllı şirket yöneticileri rutin yönetimleri içinde fark edemedikleri hataları tespit etmek ve onlardan kurtulmak için kendilerini denetleyecek, sorunları tespit edecek özel denetleme şirketlerine başvuruyor” dedi.

  * Aile bağları  kuvvetli olmalı

İşadamlarını etkileyen krizlerin doğal olarak aileyi ve aile bireylerini de etkilediğine değinin Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte evliliğin bir paylaşım müessesesi olduğunu karşılıklı olarak unutulmaması gerektiğini ifade ederek; “Aile’nin temelini sarsan iki şey vardır. Bunlardan ilki bencillik, diğeri lükse düşkünlüktür. Aile bireyleri aynı çatı altında hayatın her halini paylaşmaları gerektiğini unutmamalıdır. Evliliğe karar veren taraflar oksijenle hidrojen gibidirler. Bu iki madde havada serbest olarak bulunur ve özgürdürler. Ama belli şartlar altında ve belli oranlarda bir araya geldiklerinde yaşamın en büyük nimeti suyu oluştururlar. Evlilikte böyledir. Evliliği kabul eden insanların ben hem evleneyim hem de özgür olayım deme lüksü yoktur. Evlilik bir sorumluluktur ve bir disiplin içinde yürütülmelidir. Evliliğin temelinde yaşamın her türlü halini; acıyı da, yokluğu da mutluluğu da paylaşmak vardır” dedi,

 * Aklımızı kullamalıyız

Aklı kullanmak ve unutkanlık üzerine sorulan bir soruyu cevaplayan Prof. Dr, Tarhan, İnsan beyninin “ya kullan, ya yok et” tekniği ile çalıştığını belirterek. Beynimize sürekli antrenman yaptırmamız gerektiğini, bunun için de gerek iş arkadaşlarımızla, gerekse aile bireylerimizle çeşitli konularda tartışma ve yorum yapılmasını. Bunu alışkanlık haline getirdiğinizde beyninizin daha sağlıklı çalışacağını ifade etti.

Köy kültürü yaşatılmalı

Yerel seçimlerle Kocaeli köyleri tarih oldu. Kocaeli genelinde 600 civarında köy var. Yani seçimlere kadar vardı. Artık onlar mahalle oldu. İzmit merkezde ki Kocaeli büyükşehir belediyesi Gebze’nin en ücra köşesinde ki Tepemanayır köyünde Kandıra Dağları’nda ki köylere, Karamürsel’in İznik sınırında ki köylere kadar hizmet götürmekten sorumlu olacak.

   Ama, bu köylere acaba hizmet götürecek mi? Köylerin mahalle olmasıyla ne gibi sorunlar yaşanacak. Köylere bu karar ne getirip ne götürecek. Hiçbir tartışması olmadı. Üniversitelerimiz bu konuya kayıtsız kaldı. Meslek odaları ve siyasetçiler duyarsız. Üzerinde gerçekten durulması gereken nokta.

  Dün sabah bizleri ziyaret eden 700 yıllık geçmişi olan Muallimköy’ün yeni muhtarı Haydar Yılmaz köyü ile ilgili düşüncelerini aktardı. Köyde halen doğalgaz yok ve üstelik Gebze’nin merkezinde. Köyde inşaat sadece 2,5 kat ile sınırlı. Deyim yerindeyse bir çok sorun ve sıkıntı yaşanıyor.

  Muallimköy muhtarı haydar yılmaz ile Kocaeli Gebze’ TV’de uzun bir söyleşi yaptık. Kendisiyle yaptığımız söyleşi www.kocaeligebze.tv adresinde yayınlanıyor. Önemli bilgiler verdi. Gerçekten üzerinde durulması gereken yetkililerin çözmesi gereken sorunlar.

Baştan beri sürekli yazıp gündeme getirdik. Köyler mahalle olsa da köy adları, köy kültürü ve köy tarihi korunmalıdır. Bunun için daha önce bir çok yazı kaleme aldım. Bu köşeden seçimlerden önce yayınlanan yazımı sizlerle paylaşıyorum:

VALİ TOPACA VE BAŞKAN KARAOSMANOĞLU´NUN DİKKATİNE!

Kocaeli gerçekten çok güzel il. Ancak gezip görenler ve Kocaeli´den mutlu olanlar için. Kocaeli bölgesini bugün bir çok anlı şanlı sanayici sadece rantı ile ilgilenmekte, Kocaeli´den para kazanarak, Kocaeli´ye sahip çıkmamaktadır.

Kocaeli’nin nimetlerinden yararlanan bir çok kişi ve kuruluş ise Kocaeli’de yaşamamaktan mutlu olmamakta, her fırsatta Kocaeli ve Gebze bölgesini kötülemektedir.

Bana göre Kocaeli ve Gebze bölgesinde yaşamak Allah’ın bir lütfu. Sorun ve sıkıntılar olsa da Kocaeli Türkiye’nin her bakımdan çok güzel bir ili. Kocaeli bölgesini gezip tanıdıkça Kocaeli’ye sevgim daha artıyor ve değim yerindeyse Kocaeli’ye aşık oluyorum. Sevmek tanımakla başlar. Tanıyıp bildiğinizi sevip, sayabilirsiniz. Keşke herkes Kocaeli’yi tanıyabilse ve Kocaeli’yi doya doya gezebilseler.

KÖYLER MAHALLE OLURKEN

 Kocaeli köyleri 30 Mart seçiminden sonra Mahalleye dönüşecek. Her biri belediyelere bağlı mahalle konumuna gelecek. 800 yıllık geçmişi olan bu güzelim köyler, artık tarih oluyor. Köyler tarih olurken her fırsatta gezip, araştırıp ve belgesel çekmeye devam ediyoruz. Gerçekten her bakımdan tarih ve kültür zengini olan köylerimiz neden sahip çıkıp, onları tanıtmamışız diye de üzülüyorum.

Kocaeli köyleri İstanbul’daki emlak rantçılarını adeta işgaline dönmüş durumunda. Köylüler adeta kandırılarak yerleri ellerinden alınıyor. Bugün Gebze köylerine baktığımızda 800 yıllık geçmişi olan Gebze ve Dilovası köylerinin birçoğu çarpık sanayi yüzünden yok olmak üzere. Köyler mahalle olurken, köy adları korunmalı, tıpkı Bakırköy, Kadıköy gibi köylerimiz Denizliköyü Mahallesi, Tepeköy Mahallesi gibi köy adları korunarak mahalle yapılmalıdır. Bunun için vali Sayın Ercan topaca ve Kocaeli Büyükşehir Belediyi Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’na tarihi görev düşüyor. Köyler mahalle olurken köy adları korunarak mahalle olarak tescil edilmelidir.

KÖYLERDEKİ TARİHİ ESERLER KORUNMALI

Köylerimiz tarih ve kültürümüz açısından adeta tapu senedi. Özellikle bir zamanlar Gebze’nin nahiye merkezi bugün Gebze, Derince, Körfez, Dilovası ve İzmit Sınırları içerisinde kalan Tarihi Taşköprü nahiyesine bağlı Taşköprü köylerinde  yüzlerce yıllık tarihi değere sahip, köprüler, camiler, konaklar, çeşmeler, mezarlıklar ve çınar ağaçları bulunmakta. Bu değerlerimiz her geçen gün yok olup gidiyor. Yaptığımız araştırmada yok olan bu değerlerimizin kamera ve fotoğraf kayıtlarını yaparak ebedileştirmeye çalışıyoruz.

Özellikle Kocaeli Büyükşehir belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’na büyük görev düşüyor. Vakit geçirilmeden hemen şimdi köylerde envanter çalışmaları yapılmalı, tarihi değere sahip kültür varlıkları tespit edilip, kayıt altına alınarak tescil edilmelidir. Sayın başkanın haberi olmadan bazı müteahhitler tarafından yüzlerce yıllık tarihi çeşmeler yıkılıp yerine hiçbir değeri olmayan beton çeşmeler yapılmakta, tarihi çeşme ve pınarlar betonlaşmaktadır.

Bunun en acı örneğini bir zamanlar Taşköprü nahiyesinin merkez köyü olan İpekyolu güzergâhındaki Çınarlı Pınar’ın nasıl yok edildiğini sayın başkanımız bizzat görmelidir. Bin yıldan fazla çınar ağacı altındaki o güzelim pınar betonlaşmaya kurban edilmiş, tarihi pınar taşları kırılarak moloz altına bırakılmış. Üstelik bu çeşmeye Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yazılmıştır. Sayın başkanımızın bizzat yerinde araştırma yapmasını arzu ediyoruz. İzmit Su ve kanalizasyon İdaresi İSU’ya da tarihi görev düşüyor. Lütfen Kocaeli bölgesindeki tarihi çeşme, pınar ve su kaynakları aslına uygun olarak betonlaştırmadan korunmalı ve gelecek kuşaklara kazandırılmalıdır.

Mezarlıklar güzelim köy konakları ve diğer tarihi eserlerde yıkılmak ve yok olmaktan korunup, kurtarılmalı, köylerimizdeki tarihi değerler gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Özellikle  köylerde yüzlerce yıllık geçmişi olan köy mezarlıklarındaki tarihi mezar taşı ve ağaçlar bilinçli bir şekilde korunup gelecek kuşaklara aktarılmadır.

Evet sonuç olarak köylerde yaptığımız çalışmaları biz kayıt altına alıyoruz. Yok olan bir çok değerimizi belgesel görüntülerle gelecek kuşaklara aktarırken görevimizi yapmanın huzur ve mutluluğumuzu yaşıyoruz.

Soma Faciası, Adem Tüysüz ve Karadeniz izlenimleri

Gündem hızla değişiyor. Dünya, Kocaeli ve Gebze gündemini yorumlamaya devam ediyoruz. Zaman hızla geçiyor. Gündem tazeliğini hep koruyor. Her gün yeni gündemler tartışıyoruz. İşte Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Soma faciasından sonra geri plana düştü. Neden Soma, neden 301 kişi neden Türkiye’nin en büyük maden faciası sorusunu soruyoruz. Soma Cumhuriyet başsavcılığının yaptığı tespitlerde yangının çıkış nedeniyle ilgili net bir bilgeye ulaşılmadığından söz ediliyor. Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan yangının trafodan kaynaklandığını ve her türlü önlemin alındığını söylüyor. Uluslararası boyutunu gündeme getirmiştik. Rusya lideri Putin’in bizzat aradığını Obama’nın ise sesiz kaldığından, İngiltere’nin sadece internet sitesinden Türkiye Cumhuriyeti’ne baş sağlığı dilediğini bildirmiştik. Soma felaketini enine boyuna tartışacağız. Önümüzde ki dönemlerde bunu daha çok tartışacağız. Arka planı mutlaka gündeme gelecek.

ADEM TÜYSÜZ HEPİMİZİ ÜZDÜ

Kocaeli gündeminden kısa söz etmek istiyorum. Değerli dost, Gönül insanı, Kırkpınar başpehlivanı, Kocaeli TV yönetim kurulu Fahri başkanı, Tüysüzler Sarraf’ın sahibi Adem Tüysüz bey… Kendine has bir gönül insanı, şen şakrak birisiydi. Vefat haberini üzüntüyle duydum. Gözümden adem bey ile dostluğumuz bir sinema şeridi gibi geçti. Adem bey hiç beklenmedik bir şekilde medya sektörüne girmiş, Kocaeli TV’yi kurarak ve Kocaeli TV’yi uyduya çıkararak Kocaeli tarihinde bir ilke imza atmıştı. Maddi sıkıntılarının olmadığını da konuşuluyordu, üzücü ve elim bir olayla 62 yaşında hayata veda etti. Allah rahmet eylesin, gönül insanıydı, Kocaeli medya alanında öncü bir isimdi.

Gebze bölgesi, çevre, ulaşım, bir çok sorunla boğuşuyor. Gebze hızla büyüyor, büyümenin etkisiyle durum buralara geldi. Her türlü çevre sıkıntısı önümüzde ki günlerde daha çok yaşanacak. Ulaşım ise önemli bir konu. Ulaşım, çevre, sağlık en önemli sorunların başında geliyor. Eğitimle ilgili de tartışılması gereken sorunlar var.

19 MAYIS VE KARADENİZ BÖLGESİ

Bir başka konuyu da dün getirmiş, 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramından söz etmiştik.  Atatürk Samsun’a çıkmadan bir yıl önce Trabzon’un düşman işgalinden kurtulduğunu, işgalden kurtulan Trabzon, Giresun, Rize ve Erzurum mebuslarının katılımıyla Erzurum kongresinin yapıldığını söylemiştik. Bu coğrafyayı çok iyi irdelemek gerekiyor. Tarihi, tarihin yazıldığı yerde araştırmak gerekiyor. Biz bir hafta önce bu dağlardaydık. Yalla dağlarına çıktım bir hafta önce. Harşit Vadisi’ne gittik. Trabzon’da, Giresun’da araştırmalar yapıp, devlet yöneticileriyle görüştük. Karadeniz olayı Kurtuluş Savaş’ının ön sözü. Harşit Vadisi, adeta ikinci Çanakkale. Mareşal Fevzi çakmak ise ikinci Plevne diyor Kop Dağı savunması için. Gerçekten destansı mücadeleler verilmişti. Bu bölgelerle ilgili anlatılacak, söylenecek çok şey var. Bunla ilgili bir söyleşi yapmış ve Devri Alem farkıyla hem bölgesel TV’lerde hem de Kocaeli Gebze TV’de yayınlamıştık. Bu konuyla ilgili araştırmalarımızı sürdüreceğiz.

19 Mayıs ve Karadeniz destanı!

19 Mayıs 1919. Türk zaferler tarihinde önemli bir yeri var. Ancak bunun öncesi de var. Neden Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı, neden Karadeniz bölgesinde Kuvayi Milliye hareketi başladı. Biraz bu geçmişe doğru yolculuğa çıkmak gerek. Hemen belirletelim soma faciasında 301 maden işçimizin şehit olması nedeniyle ilk kez 19 Mayıs Bayramı stadyumlarda coşkuyla kutlanmadı. Çünkü Türkiye yas ilan etti. Türkiye tarihinin en büyük maden faciası yaşanmıştı. Biz 19 Mayıs nedeniyle tarihe not düşüp zamana noterlik yapmak istiyoruz.

MİLLİ MÜCADELEDE KARADENİZ’İN ÖNEMİ

    Karadeniz’in kurtuluş savaşında, Türk zaferler tarihinde önemli bir yeri vardır. Karadeniz kurtuluş savaşından önce düşman işgalinden kurtulmuştu. Düşman işgalinden kurtulması nedeniyle en emin bölge Doğu Karadenizdi. Atatürk’ün Samsun’a çıkıp Amasya genelgesinin yayınlamasının ve Erzurum kongresinde toplanmasında Karadeniz mebuslarının büyük önemi vardı. Bu bölgelerden delege toplayarak Erzurum kongresi yapılmış ve milli mücadelenin başlama kararı alınmıştı. Evet bu açıdan Karadeniz’in Kurtuluş Savaşı’ndan önce 1918 yılında kurtulduğunu bilmek çok önemli.

Önemli bir dönüm noktası 19 Mayıs. Ama onun öncesi bilmek tarihi hatırlamak gerekiyor. Tarih bir milletin aynasıdır. Ne kadar çok tarihe geçmişe bakarsak o kadar çok geleceği görürüz. Geçmişi olmayanların geleceği olmaz. Evet her şey 19 mayısta başlamadı. Ondan öncesi de vardı. Hatta binlerce yıllık tarihi geçmişimiz var. Tarihi geçmişimizle gurur duyuyor ve tarihimiz geleceğimizdir diyoruz.

İKİNCİ ÇANAKKALEMİZ: HARŞİT SAVUNMASI

19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı’nın başladığı tarih ancak ondan 1916 yılında bir Harşit savunması var. Harşit, Türkiye’nin ikinci Çanakkale’sidir. Bir Çanakkale geçilmedi bir de Harşit geçilmedi. Harşit neresidir diye sorsak bugün tarihçilerin de bilgisi yok hatta Karadeniz’e gelenlerin de bilgisi yok. Harşit, Trabzon-Giresun arasında Gümüşhane kop dağı bölgesinden sahile inen büyük bir vadi ve önemli bir Karadeniz’in en uzun ırmaklarından biridir. Tam 16 ay Ruslar buradan geçemediler. 1916 yılında buraya geldiler, 1917 yılının sonlarında Erzincan antlaşmasıyla buradan çekildiler.

HARŞİT MÜCADELESİ SÜRÜYOR

Ölüm kalım mücadelesi verildi burada. Kafkasların son savunma hattı. Sarıkamış bozgunu burada durduruldu. Harşitte bir ölüm kalım mücadelesi verildi. Harşit’ten geçseydi Ruslar İstanbul’u işgal edecekti. Trabzon’un kurtuluşu, Harşit savunması, Karadeniz destanı çok önemliydi. Kurtuluş Savaşı’na Anadolu Karadeniz sayesinde hazır hale getirilmişti. Bugün bir mücadele veriyoruz. Diyoruz ki Türkiye’nin ikinci Çanakkale’si olan Harşit mücadelesi Türkiye gündemine gelsin. Kafkaslarda ki şehitlikler perişan halde şehitler Fatiha bekliyor. Harşit’in karargah merkezi Giresun Espiye ilçesi arpacık köyünde ki karargah binası çoktan çökmüş durumda. Harşit, Karadeniz Erzurum kongresinde büyük önemli rol üstlenmişti. 19 mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramı nedeniyle tarihe bir yolculuk yapalım istedik. Milli Parklar Genel müdürlüğü ile görüştük. Harşit ve Kafkas şehitlikler bakımlı hale getirilsin, milli park ilan edilsin ve onlara vefa borcumuz ödensin istedik. Bunun mücadelesi devam ediyor devam da edecek,  Harşit korunacak ve biz de Harşit mücadelesini ekranlara getireceğiz.

Eyüp belediye başkanı ve Arımelit yolu

Geçtiğimiz hafta Trabzon üzerinden Soçi ve Kafkasların çiçeği burnundaki i yeni ülkesi Abhazya’ya gitmiştim. Abhazya’ya gitmeden önce Eyüp belediye başkanı sayın remzi aydına hayırlı olsun ziyaretinde bulunmuş ve doğum yeri Giresun’un Espiye ilçesi Demircili köyü ve Arımelit yolunda da belgesel çekeceğimi söylemiştim. Arımelit yolu doğu Karadeniz’in Artvin, Rize, Trabzon Giresun Gümüşhane bölgesinde yaşayan insanlar için çok önemli. 1980’e kadar tüm Doğu Karadeniz insanı Arımelit yolu üzerinden bu illere gidip geliyordu. Geçtiğimiz aylarda Başbakan Sayın Erdoğan tarihi Arımelit yolundan söz etmişti. Bu yollardan kimler geçmedi ki. Sadece Doğu Karadeniz insanı değil başta Mustafa Kemal Atatürk, İsmet paşa, merhum Başvekil Menderes, Demirel ve Ecevit’te Arımelit yolundan geçmişti. Arımelit yolu bugün kaderine terk edilmiş. Benim hayatımda da bu yolun çok ayrı önemi var. Çocukluk  yıllarımda bu yoldan gelip geçerek Giresun’a gitmiştim. Demircili köyü kültür ve gazetecilik hayatımda da ayrı bir yeri ve önemi var. Demircili köyünden olan Eyüp belediyesinin yeni başkanı sayın Remzi Aydın’ı ziyaret edince geçmiş gözümün önünde canlandı. Bir kez daha bu tarihi yolda araştırma ve belgesel çekerek konuyu kamuoyu gündemine mal etmek, bu tarihi bölgenin Giresun belediyesi tarafından çöplük haline getirilmesini önlemek insan gücüyle kazma kürek açılan bu yolun sit alanı ilan edilerek korunması gerektiğini gündeme getirmek istedim. Bu konuyla ilgili yaptığımız çekimler, araştırmalar devam ediyor. Buradan tüm Demircili köyü sakinlerine özellikle bu köyden yetişen ilgili ve yetkilileri göreve davet etmek istiyorum. Buralar kültür tarihimiz için önemli. Yolla ilgili araştırma yaparken Eyüp belediye başkanı sayın Remzi aydının dünyaya geldiği evi de ziyaret edip belgesel çekimleri yaptık. Sayın Aydın’ın yakınlarıyla görüştük. Remzi beye Devri Alem belgesel TV aracılığıyla selam söylediler.  Önce onların selamlarını sizlerle paylaşmak ardından 2012 yılında belgesel çekimi yaptığım araştırma yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

 Yollar, bölgeler , ovalar ve dağlar vardır çok anlam ifade eder. Arımelit yoluda neresi diye soracaksınız. Karadeniz bölgesinde yaşayan herkes Arımelit’i bilir. Arımelit diyince biraz dururlar… derin nefes alarak tarihi yeniden yaşarlar. Yaşı 30’un altında olan, Karadeniz’e yolu düşen herkes burayı bilir. Arımelit ve Demircili köyünün benim kültür dünyamda çok önemli yeri vardır. 30 yıl önce Espiye’nin Demircili köyü ve tarihi Arımelit yolundan  bir çok kez gelip geçtim. 30 yıldır buraları tekrar gelip ve geçmek istiyordum. Son Karadeniz gezisinde Demircili köyü ve Arımelit dağına çıkarak tarihi yeniden yaşadım. Yazının tamamını www.belgeselyayicilik.com ve www.gebzegazetesi.com adreslerinden okuyabilirsiniz.

DEMİRCİLİ KÖYÜ’NDEYİZ

Espiye’nin en eski köylerinden biri olan ve 1970’li yıllara kadar Doğu Karadeniz’in ulaşımını sağladığı eski İstanbul yolu Demirciler Köyü’nde önemli bilgilere ulaştık. Halk dilinde Armelit yolu olarak bilinen kara yolunun içinden geçtiği Demirciler Köyü aynı zamanda İstanbul Eyüp Sultan Belediye Başkanı Remzi Aydın’ın da köyü. Remzi Aydın’ın çocukluk yıllarını geçirdiği evde yakınlarıyla görüştük. Eyüp Belediye Başkanının köylerinden çıkmanın mutluluğunu yaşayan vatandaşlar, başkanın fırsat buldukça köyüne geldiğini belirterek, Devri Alem aracılığıyla Başkan Remzi Aydın’a selam söylediler.  Eski Başbakanlardan Adnan Menderes, Erdal İnönü, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel’inde bir zamanlar geçtiği ve hatıralarının olduğu yol güzergâhına çekimler yapıp vatandaşların görüşlerini dinledik.

MENDERES CAMİYE 1000 TL BAĞIŞLADI

Demircili Köyü’nün yaşayan canlı tarihi Kadir Karal, 1958 yılında temeli atılan ve uzun yıllar parasızlıktan yapılamayan Köy Camisi ile ilgili bir anısını da anlattı. Bir gün dönemin Başbakan’ı Adnan Menderes’in bu yoldan geçerken durduğunu ve cami temelini gördüğünü, niçin yapılmadığını sorduğunu, parasızlıktan bu şekilde beklediğini öğrenince, 1000 TL para göndererek Cami’nin yapılmasına vesile olduğunu ifade eden eski Köy Muhtarı Kadir Karal, camiinin iç ve dış aksamlarının da yoldan geçen vatandaşların yardımlarıyla tamamlandığını kaydetti.

Arımelit Yolu Milli Park olmalı

– 18 TEMMUZ 2012

KATEGORİ: MAKALELERİ, TEMMUZ, YIL 2012

      Son bir haftadır siyaset ve başbakanın Kocaeli gezisi ile ilgili yazılar kaleme alıp, yorumlar yaptım.bugün sizleri kültür ve tarih yazısı ile rahatlatmak istiyorum. Kültür ve tarih konuları siyasetten çok daha iyi ve güzel. Okuyanı da yazanı da rahatlatıyor. Sizleri bugün Karadeniz’e doğru götürmek istiyorum.

Yollar, bölgeler , ovalar ve dağlar vardır çok anlam ifade eder.Arımelit yoluda neresi? diye soracaksınız. Karadeniz bölgesinde yaşayan herkes Arımelit’i bilir.Arımelit diyince biraz dururlar… derin nefes alarak tarihi yeniden yaşarlar. Yaşı 30’un altında olan, Karadeniz’e yolu düşen herkes burayı bilir. Arımelit ve Demircili köyünün benim kültür dünyamda çok önemli yeri vardır. 30 yıl önce Espiye’nin Demircili köyü ve tarihi Arımelit yolundan  bir çok kez gelip geçtim. 30 yıldır buraları tekrar gelip ve geçmek istiyordum. Son Karadeniz gezisinde Demircili köyü ve Arımelit dağına çıkarak tarihi yeniden yaşadım.

Fındık bahçeleri arasından kıvrım kıvrım insan gücü ile açılan, koç boynuzu gibi tehlikeli virajlardan geçilen gidilen Arımelit yolu vefasızlığa kurban gitmiş , istinat duvarları yıkılmış, yollar delik deşik olmuş; üstelik bu yetmiyormuş gibi Giresun Belediyesi Bölgeyi çöplük haline getirmek üzere yer satın alarak çöplük yeri olarak tahsis etmiş. Koruma altına alınıp Milli Park ilen edilmesi gereken Espiye Keşap arasındaki Arımelit yolu çöplük haline geliyor. Geçmişin hatırasına vefa borcumuzu ödemek için bu yolun Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Vakfı tarafından koruma altına alınıp Tabiat ve milli Park ilan edilmesi için çalışma yapmaya karar verdim.

Kültür ve Tabiat varlıklarımıza sahip çıkmalıyız. Arımelit’in o virajlı yolları gerçek anlamda bir kültür ve tabiat varlığımız.konuyu Giresun valisi Sayın Dursun Ali Şahin’e de ilettim. Devletin ilgili ve yetkili birimlerine buranın çöplük haline gelmemesi için sesimi duyurmaya çalışacağım. Buradan  yaşı 30’un üzerinde olan ve Arımelit’in o virajlı yollarından geçen tüm Karadenizlilere seslenmek istiyorum. Geçmiş hatıralarınızı yeniden yaşamak için sizleri Arımelit yolundan davet ediyor, Arımelit yolu ve dağının Milli ve tabiat parkı olması için destek mesajlarınızı bekliyorum. Ben Arımelit yolundan geçerken Giresun tarihini düşünerek yol ağzına indim. Sizleri de Arımelit yoluna davet ederek, Giresun tarihine yolculuğa davet ediyorum.

ŞİİR TADINDA GİRESUN’A YOLCULUK

Ben,  Karadeniz’ in mas mavi süsü,

Tarih ve  tabiat kaynıyor içim.

Ben,  yaylaların  rengarenk çiçeği,

Medeniyet olup  aydınlatacağım.

Ben Fındık bahçelerinin  zümrüt yeşili,

Ben, dağlar da kar,  tarlalarda bereket

Adını kirazdan alan Fındığın başkentiyim,

İçimden  kültür ve medeniyet tarihi akar.

KÜLTÜR, TARİH VE  TURİZMDE MARKA ŞEHİR  GİRESUN…

Dalları filizlerle bezeli yaşlı bir   çınarım…. Her gün yeniden doğuyorum… Geçmişim tüm  kültürleri  kucaklar…Adım ne olursa olsun   binlerce yıllık  kültür ve Medeniyeti’nin birikimiyim. Ben  Karadeniz bölgesinin Kültür  tarih ve  doğal güzellikleri  ile  Fındık ve kirazın başkenti   , Marka şehir   Giresun’um..

    Bin yılları, beş bin yılları devire devire bu güne gelmiş bir medeniyetler beşiği  Adım başı tarih. Adım başı geçmişten izler taşıyor. Adım başı doğal güzellik yurdu burası. Adım başı kültür  ve tarih . Her an yeniden keşfedilmeye hazır. Duyulmamış sözleri, tam olarak yazılamamış  tarihi ,   hakkı ile  anlaşılamamış  hak aşığı gönül sultanları .. dinlenememiş  halk ozanları, hikayeleri destanları masallarıyla bitmez tükenmez bir  bölge Giresun..

Boy boy tepeler, göz alabildiğine yeşil bağ ve bahçeler… burası Türkiye’nin en önemli   kültür ve turizm  bölgelerinden birisi.. Devr-i Alem ile  Giresun’un kültür ve medeniyet tarihine yolculuk başlıyor.

Giresun, Karadeniz Bölgesinin doğu kesiminde yer alan önemli bir liman şehrimiz. Doğudan Trabzon-Gümüşhane, batıdan Ordu-Sivas, güneyden Sivas-Erzincan illeri, kuzeyden de Karadeniz ile çevrili şirin bir ilimiz.

GİRESUN  VEFALI TORUNLARINI BEKLİYOR

Gurbet elde  yaşayanlar   sılaya hasret. Genç torunlar  Giresun sevdası ile yanıp tutuşuyor,Dede,Nine,  Baba,Ana ve Hala  mezarları   kaybolmuş, Köyler ıssız , evler viraneye dönmüş , fındık  bahçeleri  orman, mısır tarlaları yok olmuş, meyve ağaçları kurumuş,dereler çağlamıyor, yaylalarda koyun kuzu meleşmiyor,   Dede ve    baba memleketimiz    Giresun biz torunlardan  vefa bekliyor…

Gurbet elden  Giresun´a yol göründü..Yollar uzun, vuslat zor, kavuşmak hayal  olsa da, Dede ve baba memleketi   güzel Giresun’umuz bizi  çağırıyor.. Vefalı torunları bekleyen  Fındığın ve kirazın başkenti   memleketimiz Giresun’un  davetine  ne zaman  icabet edeceğiz ?.. Ben 15 gün bu davete icabet ettim, karlı yayla dağlarından Karadeniz sahiline Devri Alem yaptım. Çocukluk yıllarımı yaşayıp, anamın dizi dibinde çocukluk hikayelerimi dinleyip yorgunluk attım. Sizlerde baba ve dede memleketlerine gidin çocukluk yıllarınızı yaşayarak gerçek anlamda tatil yapın.

NOT: Değerli araştırmacı Nihat Öztürk’ün Arımelik mi Arımelit mi? Yazısını aşağıda okumaya davet ediyorum.

ARIMELİK Mİ ? ARIMELİT Mİ?

 Armelit dağı Trabzon – Giresun arasında yolculuk yapan herkesin korkulu rüyasıydı 1977 yılı sonuna kadar. Bırakınız Trabzon’dan Giresun’a gidenleri; Rize’den, Artvin’den, Hopa’dan çıkıp Samsun’a, Ankara’ya, İstanbul’a gidenler de Armelit virajlarını döne döne tepeye çıkacaklar ve yine döne döne ineceklerdir.

 Armelit’in doğusunda kalan özellikle Tirebolu, Görele ve Eynesil ilçelerinde yaşayanlar sırf Armelit yolundan geçmemek için Giresun yerine Trabzon’a yönelmişlerdi. Alış verişlerini Trabzon’dan yaparlar, hastaneye ve doktora Trabzon’a giderlerdi.

Espiye’ye kadar denizi takip eden karayolu Yağlıder’nin doğusundan içeriye saparak bir süre dere boyu gittikten sonra tarihi bir demir köprüyle karşıya geçer ve Armelit’e tırmanmaya başlardı.

Zirveye ulaştıktan sonra da inişe geçer ve Yolağzı’ndan tekrar deniz kenarına ulaşırdı. Espiye’den içeriye dönen yol dar ve virajlıydı. Armelit’e çıkan yol ise hem dar, hem virajlı ve hem de rampaydı.

 O günlerin arabalarıyla bu yoldan geçenlerin başı döner, gözü kararır, midesi bulanır ve araba tutardı. Yağlıdere üzerinde demir ayaklar üstüne yine demir kirişlerle kurulmuş tek araba geçecek genişlikte bir köprü vardı. Karşıdan bir araba geldiğinde geçişme imkânı olmadığı için birbirlerini beklerlerdi.

Dağın zirvesine yaklaşıldığında iki önemli viraj vardı, yolun alt kısmına kale surları gibi taş duvarlar yapılmıştı. Armelit dağı dediysek Ağrı dağı demedik; denizden yüksekliği 600 metre kadar.

Ancak yol dik, virajlı ve dardı. Bütün bunlara rağmen başka da yol yoktu. Hep sahilden bir yolun yapıldığı söyleniyordu. Ben 1977 yılının Temmuz ayında askere giderken Armelit dağından gitmiş, 1978 yılı Şubat ayında izine gelirken sahil yolundan gelmiştim. Armelit yolundan son geçişim 32 yıl önce olmuştu. Geçen hafta 32 yıl sonra Armelit yolundan yeniden geçtim. Tek amacım vardı, o günlere ait hatıralara yeniden can katmak… Şimdi buna nostalji diyorlar galiba… Espiye’den eski Armelit yoluna girdik ve Yolağzı’ndan sahile indik.

Espiye ile Yolağzı arasında sahilden bir yol yapılınca Armelit yolu karayolları ağından çıkartılmış ve grup köy yolu olarak tanımlanmaya başlanmış. Espiye’nin Demircili ve Keşap’ın Bayramşah ve diğer bazı köyleri bu yolu kullanıyorlar. Espiye tarafının yolu Kaşap tarafına göre daha bozuk. Demirciler köyünde bir beton duvar devrilmiş ve yolun yarısı göçmüş. Yol yüzeyinde çukurlar oluşmuş. Kale surları görünümündeki taş duvarlar bütün heybetiyle ayakta duruyor. Kıvrıla kıvrıla yükselen yol yine kıvrıla kıvrıla iniyor. Yağlıdere üzerine yıllar önce kurulan demir ayaklı ve tek arabanın geçeceği genişlikte olan tarihi köprü hizmet vermeye devam ediyor. Kaşdibi ve Demircili köylerini birbirine bağlıyor.

 Yine arabalar geçişemediği için birbirlerine yol veriyorlar. Köprü bakımsız, korkuluklar çürümeye yüz tutmuş. Ama zamana ve insanlığın vefasızlığına inat ayakta duruyor. Armelit dağının zirvesi ise harika bir güzelliğe sahip. Dönüp bir yana bakıyorsunuz Espiye’nin köylerini diğer yana bakıyorsunuz Keşap’ın köylerini seyrediyorsunuz. Arada bir bu köylere yolcu taşıyan minibüslere rastlıyorsunuz. Yolun Espiye tarafının bakıma ihtiyacı var. Bir de o tarihi demir köprüyü onarmak gerekiyor. Korkuluklar tamir edilmeli ve boyanmalı. Armelit yolu ülkemizin ve bölgemizin karayolu gerçeğini ve gelişimini ortaya koyacak çok boyutlu bir fotoğraf olarak görülmeye değer diye düşünüyorum. İnsan geçmişe baktığında bugünün anlamını ve geleceğin önemini daha iyi anlıyor.

(Kaynak:  Nihat Öztürk)

Harşit şehitlerine vefasızlık…

1916-1918 yıllarında askerlerimiz birçok cephede olduğu gibi Karadeniz´de destanlar yazmış, namert düşmana geçit verilmemiştir…

1916-1918 yıllarında askerlerimiz birçok cephede olduğu gibi Karadeniz’de destanlar yazmış,  namert düşmana geçit verilmemiştir. Birinci dünya harbinde açlık, yokluk, salgın hastalığın bir sel gibi çiğneyip geçtiği Doğu Karadeniz’de önemli savaşlar yapılmış. Sarıkamış bozgunundan sonra Rus ordusu ancak Harşit’ de durdurulmuş ve 16 aya yakın Harşit vadisini savunarak Rus ordusu Harşit’i geçememiştir.

Harşit cephesindeki şehitlikler bugüne kadar araştırılmamış. Şehitlikler yok olmuş, Harşit cephesi şehitlerine bir anıt mezar bile yapılamamıştır. Harşit savunmasının canlı şahidi siperler her geçen gün yok oluyor. Başbakanlık Devlet arşivleri ve Askeri Tarih arşivlerinde Harşit savunması ile ilgili arşiv belgeleri tasnif bile edilememiştir.

İlgili devlet yetkilileri tarafından bölgede ciddi araştırmalar yapılmalı. Harşit şehitleri için bölgeye bir şehitler anıtı dikilip siperler koruma altına alınmalı Arşiv belgeleri tasnif edilip kamuoyuna açıklanmalı. Harşit şehitlerine vefa borcumuzu ödemek ve kara denizin Çanakkale cephesi mesabesinde olan Harşit savunması siperlerin korunması için Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek, Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı Sayın Orgeneral Necdet Özel, Veysel Eroğlu olmak üzere, mülki, askeri ve idari devlet yetkililerinin bölgeye ilgisini çekip Harşit vadisinde araştırma ve inceleme yapması için kampanya başlatıldı.

 Harşit cephesi şehitlikleri ile siperlerin koruma altına alınması için HARŞİT CEPESİ TARİHİ ARAŞTIRMA GURUBU kuruldu. Gurup Harşit vadisinde araştırma yapıp şehit mezarları ve son siperlerin belgesel çekimlerini yapmaya başladı. “HARŞİT SAVUNMASI TARİHİ ARAŞTIRMA GURUBU” bir bildiri hazırlayarak yaptıkları ön çalışmayı devlet yetkililerine gönderip kamuoyuna açıkladı.

CUMHURBAŞKANLIĞI, BAŞBAKANLIK, GENEL KUMAY BAŞKANLIĞI, ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI ŞEHİTLERE SAHİP ÇIKMALI.

Birinci dünya harbinde açlık, yokluk, salgın hastalık, bir sel gibi çiğnemiş geçmiştir Doğu Karadeniz’i. Ama yiğit kara deniz uşağı Rus ordusunu Harşit’ de durdurulmuş ve 16 aya yakın Harşit vadisini savunarak Rus ordusu Harşit’i geçememiştir. Ancak bölgedeki şehitlikler bugüne kadar araştırılmamış. Şehitlikler yok olmuş, Harşit cephesi şehitlerine bir anıt mezar bile çok görülmüş. Harşit savunmasının canlı şahidi siperler her geçen gün yok oluyor. Devlet yetkilileri tarafından bölgede ciddi araştırmalar yapılmalı.   Harşit şehitleri için bölgeye bir şehitler anıtı dikilip siperler koruma altına alınmalıdır. Harşit şehitlerine vefa borcumuzu ödemek ve kara denizin Çanakkale’si mesabesinde olan Harşit cephesindeki siperlerin korunması için Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek, Başbakan sayın Recep Tayip Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı sayın Orgeneral Necdet Özel, Orman ve Su İşleri Bakanı Sn. Veysel Eroğlu ilgi, yardım,  ve desteğini bekliyor, mülki, askeri ve idari ilgili devlet yetkililerin Harşit vadisinde araştırma ve inceleme yaparak Harşit cephesi şehitlikleri ile siperlerin koruma altına alınması için çalışma yapmalarını istiyor başarı dileklerimizle saygılar sunarız.

Yazının tamamını http://www.gebzegazetesi.com/Haber-8835-karadenizin-canakkalesi-harsit.html adresinden okuyabilirsiniz.

Soçhi´den Trabzon´a Devr–i Alem

Abhaz´yada çok önemli çalışmalar yapan Devri Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman Karadeniz´in karşı yakasında çalışmalarına devam ediyor.

  Abhaz’yada çok önemli çalışmalar yapan   Devri Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman Karadeniz’in karşı yakasında çalışmalarına devam ediyor. Abhazya’dan Türkiye’ye dönüş için havaalanının bulunduğu Rusya’nın en önemli turizm şehirlerinden biri olan Sochi’ye geçen Kahraman, bu şehirde de çekimler yaptı.2014 kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapan ve olimpiyatların kaderini değiştirdiği Sochi, doğası, denizi ve modern  üst ve altyapısıyla dikkatleri çekiyor. Şehri ikiye bölen Sochi  ırmağı boyunca sahile kadar giden yürüyüş yolu  insanların buluştuğu ve stres attığı önemli bir güzergah. Şehrin modern yapısı ve gece görüntüsü Sochi’ye farklı bir güzellik katıyor. Trabzon uçuşu için beklerken gezdiğimiz Sochi şehrinin yıldızı 2014 kış olimpiyatlarından sonra parlamış. Rusya’ya yolunuz düşerse Sochi’yi gezmeden giderseniz çok büyük bir eksiklik olur.

AYASOFYA CAMİİ’NDE ÇEKİMLER YAPTIK

 Devri Alem Belgesel Programı, Karadeniz’de medeniyet tarihimizin izlerini araştırmaya devam ediyor. Osmanlı tarihi açasından çok önemli olan Trabzon’da çekimler yapan Kahraman, bu şehirde çok önemli temaslarda bulundu. Güne geçtiğimiz yıl ibadete açılan Ayasofya Camii’nde çekimler yaparak başlayan Kahraman, tarihi camide yapılan restorasyon çalışmalarını yerinde görüntüledi. Trabzon tarihinde çok önemli bir yeri olan Ayasofya Camii’nin ibadete açılması, inanç turizmi açısından çok önemli bir manevi ve maddi değer katmış. Dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’nin değişik illerinden ibadet için ziyaret edilen Ayasofya Camii, Trabzon’da görülmesi gereken en önemli yerlerden bir tanesi.

TGC BAŞKANINA ZİYARET

Tarihi camiinde tarihi görüntüler Çeken Devri Alem Program yapımcısı İsmail Kahraman, Karadeniz ve Trabzon Gazeteciler Cemiye Başkanı Turgut Özdemir’li görüştü. Mesleki konularla ilgili Başkan Özdemir ile görüş alışverişinde bulunan Kahraman’a Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgut Özdemir çalışmalarla ilgili bilgiler verdi. Özdemir, yeni nesillere mesleği öğretmek için bir dizi çalışmalar yaptıklarını, başarılı gazetecilere her ay ödüllendirdiklerini söyleyerek, Türkiye’ye örnek olacak çalışmalar yaptıklarını söyledi.

GÜNE BAKIŞ GAZETESİNE ZİYARET

Karadeniz Bölgesi’nin nabzı iye tutan ve Marmara’da da yayın yapan Karadeniz’den Günebakış Gazetesi’ni de ziyaret eden Kahraman, Gazetenin İmtiyaz Sahibi ve eskiden beri görüştükleri Ali Öztürk’ü yerinde ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi alıp sektörle ilgili görüş alışverişinde bulundu.

BAŞKAN GÜMRÜKÇÜOĞLU’NA DİLEKÇE

İsmail Kahraman, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçuoğlu’nu makamında ziyaret etti. Başkan Gümrükçüoğlu’na Trabzon  ve Karedeniz bölgesinin tarih açısından çok önemli bir bölge olduğunu ifade eden Kahraman, bu bölgedeki şehitliklerin ve siperlerin tespit edilmesi ve buraların Milli Park ilan edilmesi ile ilgili görüş ve önerilerini anlatan Milli Parklar Şube Müdürlüğü’ne de verdiği dilekçenin kopyasını Başkan Gümrükçüoğlu’na da vererek destek istedi. Devri Alem Programı Trabzon’da görmekten ve kültün ve tarihe sahip çıkılması noktasında yaptığı çalışmalara teşekkür eden Gümrükçüoğlu, dilekçe ile yakından ilgileneceğini ve üzerine düşen görevi yerine getirmeye hazır olduğunu ifade ederek, Devri Alem’in yaptığı çalışmaya tam destek verdi.

VALİ İLE SÖYLEŞİ

Trabzon Valisi  Celil Öz ‘ü makamında ziyaret eden Devri Alem ekibi, Vali Öz ile Trabzon’un tarihi ve kültürel değerleriyle ilgili söyleşi yaptı. Devri Alem kameralarına Trabzon’un tarihi geçmişi ile ilgili önemli bilgiler veren Vali Öz’e, Trabzon bölgesindeki şehitlik ve siperlerin tespiti ve buraların milli park ilan edilmesi ile ilgili hazırlanan dilekçeyi takdim edip destek istedi. Vali Öz, konuya yakından takip edeceğini belirterek, böyle bir çalışma yapan Devri Alem ekibini kutlayarak, destek vereceklerini sözlerine ekledi.

Mevlana Diyari Konya’dan Bir Hoca..

 İnsanlar  Eser ve Hizmetleri  ile Yaşarmış..

   İnsan oğlu  doğar,büyür ve ölür. Hayat çok kısa  geriye doğru baktığımız’da  her şey  rüzgar gibi gelip geçtiğini görürüz. İnsanı  dünyada yaşatan   eser ve hizmetleridir. Dün gece  Prof.Dr. Ahmet Ayhan’ın  “Türkiye’nin  teknolojiyle  Sınav’ı”  adlı yazdığı ve  Gebzeninde  son 13 yılını özetleyen   kitabı hızlı bir şekilde okudum .  Anı şeklinde yazılan ve Gebze için  tarihi bir belge olan   kitap bir çok gereçekleri gün yüzüne çıkartıyor. Yeryüzü yayınlarından çıkan kitap Gebze Yüksek Teknoloji enstitüsü  içinde  bir   belgesel türünde.  Geçtiğimiz yıl Konya’da  hayata vede eden merhum  Prof.Dr.Ahmet Ayhan  yazdığı bu kitapla Gebze tarihinde yerini aldı.Merhum  ayhan  yazdığı kitap ve  Gebze Yüsek Teknoloji  Enstitüsünde yaptığı  hizmetllerle  Gebze’de yaşayacak. Keşke tüm yetkili ve yöneticiler   bulundukları bölge ve yaptığı hizmetlerle ilgili kitap ve  anılarını  yazabilseler.Gebze’den bir çok yetkili ve yönetici gelip geçti ama çoktan unutuldular.

Mevlana’ya  vefasızlığı Türkiye Gündemine getirdik

    Bugün 17 Aralık  Afganistanlı   Mevlana’nın 731. Vuslat  yıl  dönümü  anma programı var.Bir çok  açıklama  yapılacak. .Anma  töreni için  büyük  masraflar yapıldı. Her şey  birdahaki   17 Aralık’a kadar  unutulacak.

    Gazeteci, Belgeselci olarak  Devri Alem programı  adına Mevlana’nın anıldığı 731. yıl dönümü anma programları çerçevesinde, Afganistan’ın Belh kentinde ki dünyaya geldiği ev ve ilk eğitime başladığı medresenin  yıkılmaya terk edilmesini gündeme getiridm.

   Tarihi Belh şehrinde ki ev v medreseyi Türkiye devleti adına TİKA’nın tamir etmesine Afgan devlet yönetiminin karşı çıktığı iddia ediliyor. Ev ve medresenin yıkılmaya terk edilmesine tepki gösteren tarihi Belh şehrinde ki Türkmenler buranının en kısa sürede tamir edilerek ziyarete açılmasını istiyor.

Her yıl milyarlarca lira para harcanarak Konya’da göstermelik törenler düzenleyen Türkiye devletinin Mevlana’ya vefasızlık yapması Türkiye kamuoyunun da tepkisini çekmesi bekleniyor. Ev ve medresenin belgesel ve fotoğraf görüntüleri ilk kez gazetemiz ve  belgesel yayıncılığın internet sitesinde ki www.gebzegazetesi.com sitesinde yazılı ve görüntülü olarak yayınlanıyor.

  Mevlana’nın yıkılmaya terk edilen evi ve okuduğu medrese ile ilgili  araştırma ve belgesel çekimlerim devam ediyor. Konuyu Afganistan’ın Türkiye Büyükelçisi Mesut Halili ile görüştüm.  Büyükelçi önemli bilgiler verdi. Yanımızda Afganistan’ın Mezar-ı Şerif valisi ve  Belh  kültür müdürlüğünü telefon ile arayarak Mevlana’nın evinin tamir edilebilmesi için tüm bürokratik işlemlerin yerine getirilip, Türkiye’nin Afganistan büyükelçiliği ile görüşülerek evin tamir edilmesini istedi.

   Türk kültür tarihimize Horasan medeniyeti olarak geçen Afganistan bölgesinde ki başkent Kabil, Herat, Belh, Mezar-ı şerif, Maveraünnehir, Celalabad ve Hayber Geçidi bölgesine giden bir çok tehlike ve badireden geçerek belgesel çekimi  yaptım.

    Horasan’dan Afganistan’a Mevlana diyarı adıyla hazırladığım  belgeseli bir çok televizyon programına göndererek servis yaptım. Mevlana’nın Afganistan’ın Belh şehrinde bulunan ve kaderine terk edimleş evinin Türk basınında ilk defa yayınlanan  görüntülerini www.gebzegazetesi.com adresinden sizde izleyebilir, görüntü ve fotoğraflarını kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

  Evet sonuç olarak  Kocaeli ve Gebze gündemi ile  kendimizi sınırlamayalım.  Çok kıymeli  zamanı  kavga ve gerginlikle  değil  eser  ve hizmetlerle  geçirelim.Ömür kısa , zaman rüzgar gibi gelip geçiyor.

     İnsan oğlu yaptığı  eser ve hizmetlerle  yaşar.

Aslan Çimento Bölgesi Turizm alanı olmalı

Türk Çimento Endüstrisinin ilk fabrikası. 1911’de Darıca’da yerel girişimciler tarafından kuruldu. 20 bin ton yıllık kapasite ile üretim yapan bu Fabrika Laferge Aslan Çimento’dan bahsediyorum.

  Oyak Çimento Grubu, Lafarge Aslan Çimento’nun yüzde 97.3’ünü ve iştirakleri olan Lafarge Ereğli Çimento’nun yüzde 50’si ve Lafarge Beton’un yüzde 24.24’ünü satın aldı.

    Oyak Çimento Grubu, bu şirketler için toplam 130.6 milyon Euro ödeyecek. Satışın tamamlanmasından sonra tüm şirketlerin kontrolü Oyak’a geçecek. Evet Laferge Aslan Çimento’nun el değiştirmesi çok önemli. Bölgemizin ilk fabrikası.

Gazetemiz’in Fadime  Hala Kütüphanesinde Türkiye’nin ilk çimento fabrikası olan Laferge Aslan Çimentonun öyküsünü anlatan bir kitap da bulunuyor.

    Bu kitapta geçmişten günümüze Laferge ile ilgili çok önemli açıklamalar bulunuyor.Bir asırlık geçmisi ile, böylesine önemli bir geçmişe sahip olan Laferge Aslan çimentonun el değiştirmesinin büyük bir sebebi vartık

Evet, Laferge Aslan çimento el değiştirmesiyle birlikte artık Darıca’da bulunan fabrikasını konum olarak daha iyi bir noktaya taşımalı. Bulunduğu alan Turizme açılmalı. Bu konuda kime görev düşüyorsa yapmalı. Bu bölgenin turizm cenneti olması için çalışma yapılmalı.

  Aslan çimento binası   Türkiye sanayi müzesi olmalı, Darıca sahillerine  7 yıldızlı  turistlik  oteller ve  kültür  merkezleri kurulmalı.   Oyak firması bu bölgeden   daha çok para  kazanır.

Ayar ve Çiler’in dikkatine..

Kavga değil, hizmet zamanı

 Gebze’nin 30 yıllık geçmişinin canlı tanığıyım. Gazeteci olarak Gebze’de olup biteni yakından bilmekteyim. Geçmişe baktığımız’da Gebze bölgesi sen ben kavgası ile çok şeyler kaybetti. Bu tür kavga ve çekişmeler yüzünden hizmet fırsatları  kaçtı. AK Parti Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar’ın Gebze Trabzonlular Derneğinde yaptığı konuşma tartışma konusu oldu.  Geçmişde siyasetçi ve  meslek odası başkanları  arasındaki kavgaları hatırlattı. Sayın Ayar yaptığı konuşmada Üniversite ile ilgili üstü kapalı Gebze Ticaret Odası Başkanı Nail Çiler’e, MOBESE ile ilgili GESİDER’e gönderme yapması değişik yorumlara neden oldu. Tartışma ve kavgaların bir kenara bırakılması gerekiyor. Gebze bölgesi kavga ve gürültüden çok zaman kaybetti, yıllar boşa geçti . Siyasiler başta olmak üzere  Gebze’deki tüm kurum ve kuruluşlar ortak çalışmalar yapmalı.  Hizmet  projeleri  paylaşılmalı  destek olunmalı. Sen ben kavgası ile geçen her gün bölgemize ciddi zararlar verir. Artık kavgayı bırakıp, Gebze nasıl bir marka şehir olur onun projesi üzerinde çalışmalar yapmalıyız Gebze’de herkesin yapacağı çok hizmet var.Yeterki iyi niyet olsun.