Notice: wp_enqueue_script hatalı çağırıldı. Betikler ve stiller wp_enqueue_scripts, admin_enqueue_scripts, ya da login_enqueue_scripts kancalarından önce kayıt edilmemeli ya da sıraya alınmamalıdır. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 3.3.0 sürümünde eklendi.) in /home/belgesel/public_html/wp-includes/functions.php on line 4152
Mayıs 2014 – Sayfa 5 – Belgesel Yayıncılık

Uyku sorunları ciddiye alınmalı!

Uyuyamadığından ya da ne kadar uyursa uyusun dinlenmiş olarak kalkamadığından yakınan kişilerin sayısı artıyor. Bunun yanı sıra uzmanların verdiği bilgiye göre ülkemizde diyabetli sayısı kadar uyku esnasında solunum bozukluğu yaşayan ve bu rahatsızlığını bilmediği için tedavi almayan hastalar var. Hatta nadiren bu hastalar uykuda hayatlarını kaybedebiliyorlar. Uyku sırasında vücudumuzda az bildiğimiz pek çok önemli işlem gerçekleşiyor.

Uykunun kimyasını, az bilinen uyku hastalıklarını ve uyku hijyenimizi korumak için yapmamız gerekenleri Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Nöroloji Uzmanı Dr. Ferda Korkmaz Özkanoğlu anlattı.

Uyku, yaşayabilmemiz ve sağlıklı bir hayat sürdürmemiz için gereklidir. Öncelikle bunu kabul etmemiz lazım. Ancak uyku süresi, aynı parmak izimiz gibi kişinin kendine özeldir. Erişkinlerin çoğu 6 ya da 8 saat uyur ama 16 saat ya da 4 saat uyuyanlar da vardır. Bu süre o kişinin genleriyle de alakalı bir konu. Genel olarak “İyi bir uyku uyudum, kendimi bugün çok iyi hissediyorum” ifadeleriyle anlatılan zaman dilimi sizin normal uyku sürenizdir. Ama bu, “3 gün uykusuz kaldıktan sonra 12 saat uyuyan ve kendini dinlenmiş hisseden kişinin uyku süresi 12 saattir” anlamına gelmez. Çünkü aslında o kadar uyuyarak, birikmiş uyku borcunuzu kapatırsınız.

Biz uyurken bedenimiz çalışmaya devam eder

Uykunun çeşitli evreleri bulunur: Uykuya dalış (çok kısa sürer ve uykunun yüzde 5’ini kapsar), yüzeyel uyku (uyku süresinin yaklaşık yüzde 50’sini kapsar), derin uyku (organlarımızın dinlenmesi, onarılması, hormonların sentezi bu safhada gerçekleşir) ve REM (rapid eye movement = hızlı göz hareketleri, rüya gördüğümüz safha) olmak üzere dört dönemi vardır. Fakat uykuya daldığımızda bunlar sırasıyla gitmez, safhalar arasında devamlı birbirine geçiş vardır. Genel olarak bilinen şu ki; daha çok uykunun ilk yarısında derin uyku, ikinci yarısında REM safhasını yaşarız.

Yeterince uyuyamazsak ne oluyor?

Tıbbın uyku ile ilgili henüz bilmediği çok şey olmakla birlikte artık biliyoruz ki bedenin onarımı, organların dinlenmesi, çeşitli madde ve hormonların sentezi, hafızanın yapılandırılması, psikolojik dinlenme uykunun belli dönemlerinde oluşur. Uykusuz kalındığında bozulan ilk işlevlerden biri de bellek, dil becerileri, soyut düşünme ve değerlendirme gibi bilişsel fonksiyonlardır. Geç saatlere dek uykusuz kalmak bir süre sonra kişide çeşitli sorunlara yol açar. Bu durumda gün içerisinde uykulu olmanın yanı sıra, kişide düşünmeyle ilgili sorunlar da ortaya çıkar. Yeni şeyleri öğrenme daha yavaş gerçekleşir, hafıza ve karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanabilir.

Neden uyuyamıyoruz?

Uyku düzeni bozukluklarında uyku hijyenine uymamanın yanı sıra stresin büyük etkisi var. Ayrıca yeteri kadar iyi uyuyamıyorsanız bunun altında tedavi edilmesi gereken uyku hastalıkları da bulunabilir. İşte onlar:

Uykuda solunum bozuklukları: Uykuda solunumumuz otomatiğe bağlanmış gibidir. Uyanık ve bilinç açıkken solunumumuzu istediğimiz şekilde ayarlayabiliriz ama uykumuzda bu kontrol mekanizması ortadan kalkmıştır. O yüzden oksijen seviyemiz normale göre biraz daha düşüktür. Uykuda solunum bozuklukları içinde en sık görülen “uyku apne sendromu” dur. Bu hastalıkta uyku esnasında akciğerle hava akışını sağlayan ilk yol olan gırtlak tıkanır. Kişi göğüs kasları ve karın kaslarıyla göğüs hacmini genişletip gırtlağı açabilmek için uykusunda müthiş bir efor harcar. Saniyeler sonra derin bir horlamayla gırtlak açılır ve hava içeri girer. Bu sürede basit fizik kuralları da devreye girer. Göğsünüze hava çekerken artan ters basınç yüzünden mide içeriği yukarı doğru hareket eder ve bu da reflüye yol açar. Aynı zamanda kalpte ritm bozukluklarına, kalple böbrek arasındaki sistemin bozulması nedeniyle fazla idrar yapımına ve erkeklerde cinsel işlev bozukluklarına neden olabilir.

Kimlerde sık görülür?

 Şişmanlarda, büyümüş bademcik, damak ve geniz etine sahip çocuklarda, dil kökü büyük alan kişilerde ve fazla alkol alanlarda daha sık görülür.

Huzursuz bacak sendromu: Bacaklarda sıklıkla yatağa yatınca başlayan ancak öğleden sonra ya da akşam üstü de oluşabilen, kişilerin tarif etmekte zorlandıkları, duyusal bir takım şikayetlerle belirti veren bir hastalıktır. Hasta durumunu, bazen şiddetli ağrı ya da bacaklarda karınca yürümesi, bacağın içine bir şey sokuluyormuş gibi cümlelerle de tarif edilebilir. Hasta kalkıp yürüdüğünde şikayeti azalır, yattığındaysa tekrar başlar. Yakınmalar o kadar ciddidir ki kişinin uykuya tamamen dalmasını önleyebilir ve bütün geceyi uykusuz geçirebilir kişiler. Bu yüzden uyuyamıyorum diyen her kişide bunu sorgulamak gerekir. Bu tip hastalar genellikle uykusuzluk yakınmasıyla uyku sorunları branşının dışında bir hekime başvurduklarında, onlara uyku verici antidepresanlar verebilir. Oysa antidepresanlar huzursuz bacak sendromunu daha da arttıran ilaçlardır.

Kimlerde sık görülür?

Diyabetlilerde, böbrek hastalarında ve demir eksikliği yaşayan kadınlarda daha sık görülür.

Tanı ve tedavide doğru adres önemli

Yaşam için bu kadar önemli bir evre olan uykuya ait tüm rahatsızlıkların tanı ve tedavisi için, uykuyla ilgili tüm branşların multidisipliner bir yaklaşımla hizmet vereceği, tam donanımlı bir merkeze başvurmak büyük önem taşıyor. Uykusuzluk şikayetiyle hekime başvuran bir kişiyi, mutlaka uyku hastalıklarıyla ilgilenen bir hekimin görmesi ve doğru endikasyon koyması gerekir. Dikkatli bir sorgulama, polisomnografi testi gibi çeşitli yöntemler kullanılarak tanı konulur ve kişinin rahatsızlığıyla ilgili özel tedavi (hava yolunu açık tutan cihazlar, cerrahi yöntemler ya da basit sırt aparatları, medikal tedavi kullanılabiliyor) ilgili uzmanlar tarafından planarak yürütülür.

Uyku hijyeni için bunlara dikkat!

# Uyuduğumuz yerde, bizi psikolojik olarak etkileyecek, işi hatırlatacak her türlü nesne uzak tutulmalı.

# Odanın ısısı ne sıcak ne de soğuk olmalı.

# Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkılmalı (Hafta sonları da dahil)

# Yatmadan önce spor yapılmamalı.

# Yatmadan önce alkol, çay, kahve tüketilmemeli.

# Oda bir mağara gibi karanlık olmalı.

Rodos’taki Osmanlı Eserlerini geziyoruz…

Kanduri Camii

  Rodosdaki gezimizin şimdiki  durağı  Kanduri veye Enderun Camii. Kapısı kapalı, mimarisi değiştirilmiş. Camiinin sadece şadırvanı var ve asırlık çınar şadrivanın yanı başında bir  nöbetçi gibi duruyor. Bizi gezdiren Giritli rehber Mustafa Bey, bizlere tarihi uzun bir yolu gösteriyor. Burada Rodos’un fethi sarısnda  çetin çarpışmalar olmuş. Oluk oluk kan aktığı ve çok sayıda insanın şehit olduğunu söyledi. İnsanların  kan dur diye bağırdığı için bu nedenle buraya Kandur Camii adı verilmiş Bize yıkılan hamamlar ve tarihi eserlerle ilgili bilgiler veriyor.

   Kitabeler ve mezar taşları’nın   sergilendiği bir müzeye giriyoruz. Yunanlı görevli  çekim yapmamıza izin  vermiyor. Kitabeler  ve mezar taşları adeta  Osmanlı’nın Rodosdaki tapu senedi gibi.Müze’nin girişindeki Şadrıvan çok güzel  şırıl şrıl akıyo.

Ağa Camii

Rodos’un tarihi Osmanlı çarşısını gezmeye devam ediyoruz.

Şimdi bizi bir başka Osmanlı eseri karşılıyor. Ahşaptan yapılmış tipik minaresi ve muhteşem mimarisi ile Ağa Camii gerçekten görülmeye değer. Camiinin alt kısmı Rodos sokaklarına açılan yolun kapısının hemen yanı başında şadırvan ve mermer merdivenler, ile size buyurun gelin dercesine gözünüzün içine bakar. Ama ne yazık ki kapılar kapalı  camiye girmek mümkün değil Cami Avrupa Birliği fonundan restore edilmesine karşın ziyarete kapalı.Cami merdiveni girişindeki  çeşme görülymeye değer. Rodos çarşısına hâkim tepeleri Osmanlı eserleri Osmanlı eserleri süslüyor.

 *Süleymaniye Külliyesi

Osmanlıda külliye kültürü önemlidir. Bugün “Külliye’nin”  adı yerleşke veya kompleks olarak değişse de Rodos’ta ki Süleymaniye Külliyesi ve Camii ayrıca medrese görülmeye değer.

Camii adını Rodos’u fetheden kanuniden alıyor. Sadece camii değil, Ferhat Paşa saat kulesi, Süleymaniye medresesi, Hafız Ahmet Ağa kütüphanesi ile bir açık hava müzesi gibi.  Çarşıya hâkim şövalyeler sarayının yanında ne kadar yıkılsa da dimdik ayakta. Osmanlı muhteşem kültür eseri Süleymaniye Camii minaresi ve geniş bahçesi tipik Osmanlı mimarisi göz zevki yaşatıyor. Turistler görüntülerini çekmeden geçmiyorlar.

Camiin içine girmek mümkün değil, camiinin kapısı restoreye rağmen ibadet kapalı. Avlusuna girmek de mümkün değil. Ana giriş kapasın da ki taş işçilik mükemmel. Selvi ve çınar ağaçları birer canlı şahit gibi  geçmişin nazlı yadigarı

 *  Süleymaniye  Külliyesini  seyrediyoruz

  Cami’nin yanı başındaki, Süleymaniye medresesi yıkılmaya terk edilmiş.Medresenin temellerinde Bizans ve Roma eserleri aranıyor. İhanet çemberi rağmen medrese dimdik ayakta. Burası İtalyalar dönemi dahil adada yaşayan Müslüman Türk çocuklarının  Türkçe eğitim gördüğü yer. 1972 yılında adada bulunan toplam 6 Türk okuldan biri. Bugün birçok Rodoslu bu Türk  okullardan mezun olmuş ve Türkçeyi unutmamışlar. Türk okulları 1972 yılında kapatılmış. Söz de Avrupa Birliği üyesi olan  Yunanlılar adada Türkçe kültürü  ve  Dini öğrenimini çok görüyor. Batı ve Haçlı  zihniyeti adaya hakim durumda.

   Her şeye rağmen Türkler;  Türk kültürü    ve dini  bilgileri unutmamışlar. Süleymaniye külliyesi   çevresinde  Rodoslu türklerin  açtığı dükkan ve işyerlerini’de ziyaret  ediyoruz.  Rodoslu  Türkler bizleri sami ve içten  karşılıyorlar.

 *Fetih Paşa Vakfı.

Rodos’ ta ki şimdiki durağımız  Fetih. Paşa Vakfı. Türk. İslam Medeniyetin’de Vakıflara önem verilmiş. Osmanlı  devlet adamı tarafından kurulan vakıflar halen açık. Rodos adasında Türklere ait vakıflardan biride Fetih Paşa Vakfı. Osmanlı. devlet adamı tarafından. kurulan vakıf bünyesinde İmarethane, kütüphane. Rüştiye Mektebi ve Saat Kulesi bulunuyor. Fetih Paşa imarethanesinde asırlarca  müslümanların yanı sıra ,Gayri Müslim fakir Rodoslularada hizmet vermiş. Bugün burası restore edilerek,  Kafe haline getirilmiş. Fetih Paşa,  babası Hafız Ahmet Ağa  adına  kurulan kütüphanedeyiz.

Çok sayıda nadide yazma eserler mevcut.Vakıf görevlisi bizlere kütüphaneyi gezdiriyor. Bu binada bir müddet mutasarrıf olduğu dönemde Namık Kemal de Rodoslu gençlere eğitim vermiş.

Yazma eserler adeta antika gibi saklanıyor

Bu kütüphane ilgili Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, Konya Belediyesi, Yazma Eserler Müdürlüğü ciddi çalışmalar yapıp tüm kitapların mikro filmlerini çekmişler. İlim adamı ve Araştırmacıların hizmetine sunmuşlar. Kütüphanenin bahçesi adeta açık hava müzesi gibi. Mezar taşları yıkılmış. Tarihi mezar taşları da sökülmüş kitabelerle dolu. Kütüphanenin bahçesinde Rodos ile ilgili anılar ve tarihçesini yazan Sadi  NASUHOĞLU ile röportaj yaptık.

Rodos’un geçmişine şahitlik yapan Fetih Paşa saat kulesine çıkıyoruz.. Muhteşem mimarisi ile Fetih Paşa Saat kulesi sadece bir sat kulesi değil. Rodos’u seyretmek için bir seyir kulesi gibi . Rodos saat kulesinin tepesindeki pencerelerden Rodos’u doyasıya seyrediyoruz.

Sultan Mustafa Camii ve Türk Hamamı 

Rodos’un  dar sokaklarından geçerek geldiğimiz tarihi  meydanında Türk hamamı Şadırvan, Sultan. Mustafa Camii ve asırlık çınar  ağacı bizi karşılıyor.  Hamamın kitabesi sökülerek Rumca levha konmuş.  Hamam duvarına büyük yazılarla HAMAM  yazılmış. Hizmet veren hamamın kapıları kapalı. Meydanda ki çeşmenin  suyu akmasada mermer işçiliği mükemmel. Adeta sanat harikası dantelâ gibi mermere işlenmiş. Tarihi Rodos şehrinin en büyük ve en yüksek kubbesine sahip Sultan Mustafa Camii nikah salonuna çevrilmiş durumda. Camiinin içtezinatı gerçekten muhteşem. Camii’nin son cemaat yeri yıkılmış. Osmanlı ve Arapça kitabelerin olduğu camide ki yerli süslü mihrap ve minberler, yerli mihrabın önündeki nikâh masası ve camide ki sandalyeler bir zamanlar Müslümanların namaz kıldığı camiinin bugünkü halini yansıtıyor. Rehberimizden ezan okumasını istiyoruz. Çok yüksek akustik nitelikte ki camiinin duvarlarında ezan sesleri çınlıyor.Hüzünlü bir şekilde nikah salonu haline getirilen Mustafa Paşa Camii çıkarak kendimizi Rodos sokaklarına atıyoruz. Sokaklarda Türk ve Rum çocukları birlikte oyun oynuyor.

*HAMZA BEY CAMİİ

Şimdi ki durağımız ise Hamza Bey Camii. Hamza Bey Camii  de  ibadete kapalı. Girişi  bir Türk’e ait ev haline getirilmiş.  Hamza Bey Camii mimarisi ile tipik bir Osmanlı eseri.  Camiinin giriş kısmında oturan Türk kadınla sohbet ediyoruz. Hamza Bey Camiinden sonra Mescit, Saray ve camilerin belgesel görüntülerini çekiyoruz.

 * MURAT REİS KÜLLİYESİ

 Rodos’ un kalbi Murat Reis külliyesinde atar. Rodos demek Murat Reis külliyesi demektir. Sahile yakın, şehre uzak bir yerde olan külliyenin girişinde bir zamanların Akdeniz ve Ege komutanı Murat  reis edebi istirahatgahında yatmaktadır. Bizi yıllardan beri türbeyi koruyan Şaban Bey ve eşi karşılıyor. Külliye de ilk durağımız Murat Reis türbesi oluyor. Fatiha okuyoruz. Tipik Osmanlı mimarisinde yapılan türbenin yanı başında Murat Reis Camii. Tüm bu eserler Evkaf İdaresinin, fakat vakıfta bulunan eserleri göremiyoruz. Çünkü vakfın anahtarları bölgede ki Rumlara peşkeş çekilmek için işlev gören Evkaf İdaresinde. Kurum yetkilileri belgesel çekimimizden rahatsız. Yardım etmek bir yana engel olmaya çalışıyorlar. Süleymaniye Külliyesi Vakıf Merkezine gidip yardımcı olmalarını istiyoruz. Rodos müzeler müdürlüğünden izin alırsak bize yardımcı olacaklarını söylüyorlar. Ama biz biliyoruz ki Rodos Müzeler Müdürlüğü bu konularla ilgilenmiyor  Evkaf  idaresi’nin  amacı bizleri başlarından savmak.

Murat Reis külliyesinde bulunan mezar taşları adeta yaşayan bir tarih. Bu mezarlarda kimler yok ki.  Osmanlı Devletine isyan eden ve sürgün edilen Şahin, Fetih, Saadet ve Canberk Giray hanlarının türbeleri, Beyzade Sultan, İran Şahı 2. Safi Mirza ve birçok Osmanlı Paşası ve mimarlar var.

Kırım Hanı Türbesi perişan bir durumda yıkılmış. Yıkılan bu mezar taşlarının üstünde yazanlar bize çok şey söylüyor. Bir tapu seneti olan mezar taşları  arasında geziyoruz. İçimiz sızlıyor. Burada yok edilen Osmanlı Medeniyeti değil aslında insanlık ve kültür mirası. Bu eserlere sahip çıkmak gerektiğine inanıyoruz.

 RODOS’TAKİ SON DURAĞIMZ GİRİT MAHALLESİ

Şehrin dışında Sultan Abdülhamit tarafından Girit’den sürülen Müslüman Türkler için yapılan Girit Mahallesindeyiz. Abdülhamit tarafından yapılan Girit Mahallesinde ki Hamidiye camiinin minarelerinin şerefeleri yıkılmış, camii çökmek üzere. Hamidiye, camiinin arkasında ki mezarlık bakımsız. Girit mahallesinde ki tarihi kemer kubbeli Hamidiye çeşmesinin suyu çoktan kesilmiş.Girit mahallesi Rodos’un şimdi ki kaderini yansıtıyor.

  VEDA VAKTİ

Rodos’la ilgili birçok kitaplar yazıldı ve filmler çekildi. İslam Medeniyeti ile  672 yılında  Emeviler tarafından tanıştırıldı. Tarih boyu Rodos’ta birçok medeniyet kuruldu ancak en kalıcı medeniyet 390 yıllık Osmanlı medeniyeti oldu. Kutsal amaç uğruna Rodos’a yerleşen şövalyeler Müslümanlara zulüm etmekle kalmadılar asırlarca Hıristiyanları da sömürdüler. Osmanlılardan birçok eser kalmasına karşın haçlılardan sadece kaleler, saraylar ve şatolar var. Elveda Rodos elveda Osmanlı eserleri.

Rodos’ta Osmanlı Türk Konağı’nda kalıyoruz

Rodos’a gelirken bir zamanlar Türklerin yaşadığı, bugün nüfusu azalan kale içinde Türk mahallesinde konaklamak istiyorduk. Yıkılmaya terk edilmiş, Recep Paşa Camiinin yanında annesi Türk olan Vasili’nin pansiyonunda konaklayacağız. Çok az Türkçe bilen Vasili ve eşi ile sohbet ediyoruz. Vasilinin annesinin babası Rodos adasının başkadısıymış ve pansiyon olan  bu konak da  kadı olan Türk  dedesinden kalmış.

Bir zamanlar Türklerin yaşadığı bu bölge kasıtlı  olraka  Türklerin elinden alınmış. Bugün tümü ile Rumların eline geçmiş. Osmanlı vakıf eserleri ise gasp edilip  yıkılmış.

Rodos’da iki gece  kalacağımız  Türk konağı bugün turizme açık Paris pansiyonu olarak hizmet veriyor. Tipik  Akdeniz  mimarisi ile yapılmış konağın  bahçesi adeta yalancı bir cennet gibi yeşillikler içerisinde. Geç vakitlere kadar  bahçede  sohbet edip, gece  sahura kalkıp çekimlere hazırlanıyoruz.

 * RODOS’TAKİ OSMANLI ESERLERİ .

Sabah erken kalkıp heyecanla elimizde kameramız Osmanlı Türk mimarisine ait eserleri çekiyoruz. İlk durağımız labirent gibi sokaklardan  geçiyoruz. Rodos’da ilk durağımız  Recep Paşa Cami. Yıllar önce bu cami  Yunan devlet yönetimi tarafından tamirata alınmış. Sözde tamirat ama adeta yıkılmaya terk edilmiş. Minare yıkılmış, kubbe çatlamış, camiinin önünde ki şadırvanın suyu kesilmiş. 390 yıllık Osmanlı medeniyetinin canlı şahidi tarihi çınar ağacının altında camiinin perişan haline bakarak üzülmeden geçemiyoruz. Caminin yanı başına  kasıtlı olarak yerleştirilmiş çöp konteynirliru uli  çöplük haline getirilmiş. Camiinin  perişan hali  içimizi sızlatıyor.

 *İBRAHİM PAŞA CAMİİ

   Şimdiki  duarağımız Rodos’da  ibadete açık tek cami olan teravih namazı kıldığımız İbrahim paşa camisindeyiz. Taverna ve diskolar arasında sıkışıp kalmış. Elif misali minaresinden  ezan okumak yasak. Müezzin  ezanı içeride okuyor. Camiinin önünde suya hasret  şadırvan, birer akıncı beyi gibi nöbet bekleyen  cami önündeki asırlık iki çınar ağacı, minare kaidesindeki saat bakıp, camimin son cemaat yerini doya doya seyrederek camiinin içine giriyoruz.

   İmam İlter Miço öğle namazına hazırlanıyor. Ve öğle ezanı okuyor. Camii çevresindeki kulağımızı patlatan müzik çalınmasına izin veren Yunan polisi ezan okunmasına her nedense izin vermiyor. Camiinin içindeki ahşap işçilik ve desenler gerçekten görülmeye değer. Ramazanın ilk haftası cami bahçasinde  toplu  iftar  yemeği vermek isteyen  türklere  karşı  çıkan Yunanlılara rağmen toplu iftar verilmiş.

  Akşam teravih namazındaki kalabalık yok. Bir kaç kişi ile birlikte  İbrahim Paşa caminde öğle namazlarımızı kılıyoruz. Rodos’ta  kaldığımız 3 gün boyunca  İbrahim Paşa Camii bizim için sığnak  yeri oluyor.

  Gezimiz Rodos Türk çarşısında devam ediyor. Taş evler daracık sokaklar minarelerin anlındaki kitabeler Rodos’un 390 yıllık geçmişini hatırlatıyor ve her yer buram buram tarih kokuyor. Her yer yıkılsa da Osmanlı izleri var.

 *Çarşı camii ve şadırvan camiinin bulunduğu yer.

Meydandaki çeşmenin ortasındaki fıskiye minare  haline getirilmiş Çeşme’den barışın sembolü olan güvercinler  su içiyor..Çarşı meydanının hemen yanı başında  Şadrıvan camiinin minaresiz hali ve halen şırıl şırıl akan suyuyla şadırvan ve asırlık çınar bize farklı duygular yaşatıyor. Ve ister istemez  hey gidi günler diyoruz.

 Şadırvan camii depo yapılmış. Şırıl şırıl akan şadırvanından elimiz yıkayıp camiiyi yapanlara fatihe okuyup  dua ediyoruz.

 *RODOS’DA OSMANLI  ÇEŞMELERİ

Rodos’ta bizi en çok etkileyen şadırvanlar, çeşmeler,  ve sebiller  dikkatimizi çekiyor . Osmanlı adeta çeşme ve şadırvanlarla Rodos’a  taşlara silinmeyecek  bir mühür vurmuş. Bir çoğu yıkılıp yok olsa da Osmanlı’nın yaptığı şadırvan ve çeşmeler sadece insanlığa değil ve diğer canlılarda hizmet veriyor.

Çeşmeler, şadırvanlar, suyolları neredeyse her binanın dibinde, her camiinin girişinde her sokağın başında sizlere göz kırpar,adeta  bizlere size   hoş geldin der gibi duruyor. Camiileri, şadırvanları mimari zarafet  ve göz zevki sunar.

Gebzeli Çoban Mustafapaşa’nın Fethettiği Rodos Kalesi’ndeyiz

Rodos limanına iner inmez  Rodos tarihini hatırlıyoruz. Rodos deyince aklımıza ilk gelen isim   Mezarı Gebze’de olan  Gebzeli Çaban Mustafapaşa oluyor.  Kanuni Sultan Süleyman’ın  veziri olan  Çoban Mustafapa  40 bin şehit vererek  Rodos kalesini   feth ettiği yollardan geçiyoruz.Çoban Mustafapaşa Rodos’da uzun yıllar valilikte yapıyor.

    Rodos’a giderken Çoban Mustafapaşa’nın türbesini ziyaret edip  fatihe okuyarak  Rodos’a selam getiriyoruz. Rodos’da Kanuni’nin geçtiği yollardan geçerken Rodos’daki 390 yııllık Osmanlı medeniyetini  düşünüyoruz.

    *Rodos’ta ilk durağımız kale içi oluyor

 Vakit akşama doğru. İftarımızı açabilmek için yer ararken İbrahim Paşa camisinin önüne geliyoruz. Adanın ibadete açık tek camii olan İbrahim Paşa Camisinin avlusuna yol arkadaşım Gebzeli işadamı Ahmet Ünlütürk ile birlilkte marketten aldığımız peynir, zeytin, meyve  ve   diğer yiyeceklerle   iftar soframızı kuruyoruz.

   Batıtrakya’dan gelen camii imamı İlter bey cami avlusunda okduğu akşam ezanından sonra, Rodos müftüsü adaşım İsmail beyle  birlikte bizler için çok anlamlı olan iftarımızı birlikte açıyoruz. Ardından teravih namazımızı kılıyor ve Rodoslu Müslümanları ile sohbet edip hasret gideriyoruz.

   İbrahim Paşa Camii Rodos’un çeşitli yerlerinden gelen Müslümanlar doldurmuş. Rodos’ta ramazan bambaşka. Teravih namazı insana farklı duygular yaşatıyor. 1947 yılında İtalyanlar Rodos’u Yunanlılara bıraktığında adada on binlerce Müslüman Türk yaşamaktaydı. Yunanlıların asimilasyonu sonucu birçokları Anadolu’ya göç etmişler.

*Peşimize Ajan   takıyorlar

Rodos’da daha camiden çıkmdan  sözde Türk eserlerini korumak üzere, sözde  Türkler tarafından kurulmuş  Rodos İslam Eeserlerini Koruma Vakfı (Rodos Evkaf   idaresi) peşimize ajan takıyor. Salih adındaki  bir genç. Bize  yaklaşıyor  kart ve telefonlarımızı  alıyor. Adada ne kadar kalacağmızı, nereye gideceğimizi bir misafir  perver edası ile biraz mahçup bir şekilde soruyor. Kendisini atlatma cevap vermemize rağmen adada kaldığımız süre  içinde bizi bir gölge gibi takip  ettiğini hemen kaydedelim.

   *Rodos’da Yunan   mezalimi.

  Bugün Rodos’da yaşayan birçok müslüman Türk  Yunan baskısı sonucu   din ve kimliklerini değiştirmişler. Rumlarla evlenen Türklere, dinlerini ve dillerini unutan Türklere şahit oluyoruz. Bizler daha birçok acı hikayelere şahit oluyoruz. Adanın uzak bölgelerinden namaz kılmak için  camiye  gelen Türkler İbrahim Paşa camiini adeta bir sığınak ve huzur evi gibi görüyor. Cami  bir toplanma yeri.Yunanlıların  türklerin camide vereceği toplu iftara bile karşı çıkmışlar.Camiyi kapatma  tehdidine  rğmen    toplu iftar yapılmış.

Rodoslu Müslüman Türkler  camide  huzur buluyorlar. Kendileri ile uzun uzun  sohbet ediyoruz. İsimlerini açıklamak istemeyen Türkler çok dertliler. Bir söyleyip bin ah işitiyoruz. Türkiye’ye ve bizlere çok sitem ediyorlar. Neden biz unuttunuz diyorlar. En büyük tepkileri ise  12 Adaları  Yunanlılara  bırakan  dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye. Neden vefasızlık yapıp adayı Yunanlılara terk etti diyorlar.

*Rodos’da Teravih namazı

Kadınlar namaz kılmak üzere  camiye gelip arkaya saf tutmuşlar. Namaza hazırlık yapıp, tespih çekiyorlar. Rodoslu Müslüman Türk kadınlar yaşmaklarıyla adeta bir melek gibi. Çocuklar ve gençler az da olsa camiinin müdavimleri arasında.

  Teravih namazı on rekâtta bir selam verilerek kılınıyor. Teravihten sonra ilahiler okunuyor, gönüller coşuyor. Teravih ve vakit namazlarını ramazan dolaysıyla Batı Trakya’nın gümülcüne kentinden Rodos’a gelen ve Medine- i Münevvere’de dini eğitim gören İlter Miço kıldırıyor. Namazın duasını ise baş imam ve Rodos müftülüğü de yapan İsmail Çakıroğlu yapıyor. Namazdan sonra kucaklaşmalar oluyor, hasret gideriliyor. İbrahim Paşa Camii içerisinde Müslümanlar namazlarını eda ederken camiinin dışındaki içkili mekanlarda müzik sesleri huzur kaçırıyor. Ancak Müslümanlar arasındaki samimi ve sevgiyi bu huzursuzluk engelleyemiyor. Rodos İbrahim Paşa Camiin de ramazan kültürü yaşıyor, Rodoslu Müslüman Türklerle konuşup ramazan sevincini paylaşıyoruz..

Rodos’da Devr-i Alem…

*Rodos ve 12 Adalar  390 yıl Osmanlı yönetimin’de kaldı.1912’de  İtalyan işkaline uğradaı. 1947’de Türkiye devleti  12 adaları  kabul etmediği için Yunanistan’a kaldı. Halen binlerce Türkün yaşadığı Rodos ve İstanköy’de  araştırma yapıp belgesel çeken ilk Türk  gazetesiyiz. Gazetemiz Gebze ve Devr-i Alem Tv proğramı ile “ 12 Adalar ve Rodos Gerçeği”

    *Devr-i Alemle  Rodos yollarındayız

    Bu kez yolumuz uzaklara değil. Kıtalar ve okyanuslar aşmayacağız. Ancak, gözden ve gönülden çok ıraklarda yanı başımızda ege de ve on iki adada  unuttuğumuz   ve kaderine terk ettiğimiz  binlerce Türkün yaşadığı Rodos ve İstanköy  adalarına gideceğiz.

   Buralar, İslam medeniyeti ile peygamber efendimizden hemen sonra, 672 yılında tanışmıştı. Emeviler, İslam medeniyetini Kıbrıs’tan sonra buraya getirmişti. Burası Rodos. Dünyanın 7 harikasından bir olan  Rodos heykelinin olduğu yer. Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmet’in fethetmek için büyük çaba sarf ettiği ancak Mesih paşanın başarısızlığı ile fethedilemeyen Rodos. 1522 yılında kapıları Muhteşem Süleyman yani Kanuni Sultan Süleyman tarafından açılan Rodos.

   * Rodos’a gidiyoruz

Sadece Rodos’a değil. Hâlâ Osmanlı’nın izlerini taşıyan On iki ada ve Ege’ye gidiyoruz. 390 yıl Osmanlı yönetiminde kalan, 1512 de İtalyanların işgaline uğrayan ve binlerce Türkün yaşadığı Rodos, 1947 yılında İtalyanların bu bölgeden çekilmesiyle Rodos dâhil 12 adaların Türkiye’nin almasını ister. Ancak dönemin başbakanı İsmet İnönü “Ne toprak alırız ne de toprak veririz” diyerek adaları almaz ve Yunanlıların insafına bırakır.

  Binlerce Türk 1947 den beri yunan mezalimi altında inlemekte, asimilasyona uğramakta, yerleri ve yurtları elinden alınıp büyük acılar çektirilmekte, binlercesi Anadolu’ya göç ettirildiği için adadaki yerlerine Rumlar yerleştirilmekte.

* Rodos’da  bizi minareler karşılıyor

 Muğla’nın Marmaris limanından hareket ediyoruz. Dalgalı bir Ağustos ayı, ramazanın ilk haftası Rodos’a doğru gitmek üzere Marmaris limanından gemimiz hareket ediyor.  Datça yarım adası ve Marmaris koyuna içimiz kıpı kıpır el sallarken, aklımız hep Rodos’taydı. Dalga gemimizi bir beşik gibi sallıyor, Rodos’ a doğru bata çıka yolumuza devam ediyoruz. Uzaktan, Rodos gözüküyor ve heyecanımız yüzümüze vuruyor. Şövalyelerin yaptırdığı kaleler ve saraylar gözümüze çarpıyor. Ardından da 390 yıllı Osmanlı Medeniyetinin tapu seneti olan Süleymaniye Camii ile İbrahim Paşa Camiinin minareleri ve Fetih Paşa saat kulesi bize adeta hoş geldin dercesine ayakta duruyor.

*Egede unuttuğumuz Türkler

Gemimiz Rodos limanını demirlendiğinde dünyanın birçok ülkesinden turistik amaçla gelen gemiler ve turistler limanı adeta doldurmuşlar. 120 bin nüfuslu Rodos’a her yıl bir buçuk milyon turistin geldiğini öğreniyoruz. Türkiye’den de çok turist gidiyor. Ancak, Türk turistler, tatil ve eğlenmek için Rodos’a geliyor. Ne Osmanlı eserleri ve ne de  Egede unutuğumuz Rodos ve İstanköylü  Türkler  ilgilerini çekmiyor.Ama bizim ilgimizi çektiği için bizler Rodos’a geliyoruz Üstelik  Ramazan  ayında.

GOSB’da neler oluyor ?

 Gebze Organize Saneyi Bölgesi yine karıştı. GOSB Başkanı Yavuz Dağan’ın görevden alındığı iddiaları GOSB’u gündeme getirdi.GOSB’da sular bir türlü durulmuyor.

    14 Eylül 2009 tarihinde bu köşede  GOSB ‘un  yeni yönetimi ile ilgili  aşağıda  yer alan yazıyı kaleme almıştım. GOSB’un  sürekli tartışma konusu  olması hem GOSB’a hemde  bölgemize büyük zarar veriyor.

     GOSB Bölge müdürlüğüne  Sanayi ve Ticaret  Bakanı  Nihat Ergün’ün  yakın siyaset arkadaşı  Ali Haydar  Bulut beyin  sürpriz şekilde gelmesi çeşitli yorumlara sebep olmuştu. GOSB’daki son gelişmeler  gelecekte  çok daha  tarışılacak gibi.

   Biz şimdi birlikte 14 Eylül 2009 tarihinde  yer alan yazımızın bir bölümünü birlikte okuyalım.

     Yeni yönetim;  GOSB’u  saygın hale getirebilecek mi? (14 Eylül 2009)

    GOSB’un iftar yemeğine giderken  geçmiş bir siname şeridi gibi gözlerimn  önünden  geçti. Gebze Organize sanayi bölgesinin kurulduğu yılları daha dün gibi hatırlıyorum. Özal’ın  en güçlü olduğu 1986’lı yıllar.

    Dönemin Kocaeli Valisi   İhsan Dede, Kocaeli Ticaret  ve Sanayi Odası Başkanı Şahabettin Bilgisu ve Arsa Ofisi Genel müdürü  Sabih Urgan. Gebze Kaymakamı Şeref Artar’ın  makamında  yapılan uzun tartışmaları genç bir gazeteci  olarak takip edip, ertesi gün gazetemizde  “ Arsa ofisi genel müdürü Sabih Urgan,  devletin  sanayi arsasını   neden  GOSB’a  satmak istemiyor?” başlığı ile veriyordum.

 Habere kızan  Arsa Ofisi  genel müdürü  vali İhsan Dedeyi   Özal’a şikayet ediyordu.Vali Dede  GOSB’u kurmak için bir çok risk aldı ve Türkiye’nin ilk  örnek  OSB sini kurdu.

   Bugün  Özal  ve Şahabettin Bilgisu  çoktan öldü. İhsan  Dede komada,GOSB  üzerinden çok zaman geçti. Neler oldu neler? Tartışmalar , rant kavgaları, makam savaşları ve  güç mücadeleleri. GOSB kimseye yar olmadı GOSB’nun her şeyi olan bölge  müdürü  Okan Çağlar bile  çoktan unutuldu. Bilgisu ve  Dede hizmetleri ile yaşıyor.

 *GOSB’un yeni  yönetimi ne kadar samimi ?

  Gebze Organize Sanayi Bölgesi(GOSB) Yönetim Kurulu Başkanı  sayın Yavuz Doğan’ın   iftar davetine katıldım. Yemek öncesi  ve yemekte  sorular sordum, çok ilginç ve önemli cevaplar aldım.

   Aldığım cevaplardan bazılarına Gebze  adına  sevindim ,bazılarına’da  çevre ve  insan hakları adına  üzüldüm. GOSB’un yeni başkanı   ile  iftar sırasında  uzun bir sohbet edip kendisini yakından tanıma imkanı buldum. Her bakımdan GOSB’da farklı ve yeni bir dönem başladı.Yeni  GOSB yönetiminin  nekadr samimi olup olmadığını zaman gösterecek.

    *GOSB’un yeni Başkanı’nın hedefi.

   Gebze –GOSB  ilişkilerinde yen yeni bir dönem  başlıyor. Başkan  sayın Yavuz Doğan,” Yönetim  olarak Öyle başarılı  çalışmalar yapalım ki  Gebze, GOSB’la gurur duysun.. Bu konuda eksikliklerimiz var.Gebze’nin malı olacağız.Gebze halkının” GOSB Benim organize sanayi bölgem” demesini istiyoruz.Gebzeli hemşerilerimizin gurur duyacağı bir çalışma yapacağız.Bu lafla olmaz ,Gebze ile bütünleşeceğiz.”  GOSB’daki sanayicilerin  GTO ve KSO  ya  üye olmanını teşvik edeceğiz. Diyor ve şöyle devam ediyor

  ”Bizler kalifiye eleman isteyen işletmeleriz. Kalifiye elemanlar Gebze’de oturmuyor. Bunun yolu bulunmalı. Bu insanları Gebze’ye nasıl çekeriz ve Gebze’nin sosyal  ve  kültürel hayatına nasıl katlı sağlarızı düşünüyoruz ve buna göre çalışma yapacağız”  diyen sayın Başkanın işi zor.

  Hemen belirtelim  GOSB; Gebze ile bütünleştiği oranda başarılı olcak.GOSB yıllarca İzmit lobisi’nin  etkisindeydi.  Bakalım GOSB;  İzmit lobisi’nn etkisinden nası kurtulacak.?

 *GOSB saygın ve örnek olacak

  GOSB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Doğan, amaçlarının GOSB’u yeniden saygın ve örnek bir bölge haline getirmek olduğunu söyliyor. Bunun için  22 yıllık geçmişi yeniden masaya yatırıp  öz eleştiri yapacağız. Hata ve  yanlış ne varsa üzerine  gideceğiz. Kimseye  özellik tanınmayacak  diyor.

Bölgeyle ilgili bir envanter tespiti yapacağız. İddiaların hukuki yönleri var. Hukuki yönlerini derinlemesine araştırmadan boş konuşmuş oluruz. Hukuka uygunsuzluk bulunursa gereğini  yapacağız.

,”Bölgenin misyon ve vizyonu var. Amacımız; GOSB’u yeniden saygın ve örnek bir bölge haline getirmek” ifadelerini kullandı.

* GOSB nasıl saygın  hale gelir?

    Bana göre  her bakımdan  saygın bir hale gelmenin   yolu  GOSB’un   “Çevre ve İnsan Haklarına “  saygılı  olmasından  geçiyor. Bunu bizzat  sayın başkana  soru olarak da sordum.

   Çevreye saygılı olmak için 22 yıldır  yapılmayan  arıtma tesisi  hemen yapılıp hizmete açılmalı. Bir insan hakkı olan   GOSB  Camisi’nin hiç bir gereçkçeye  sığınmadan ve istismarcılara fırsat vermeden,  başarılı olacağına inandığım  bu yönetim  tarafından  yapılmasından  geçiyor.

* Camisiz GOSB’da Fabrika  Cami

    Gazetemiz  çok önemli bir araştırma yaptı.   Arkadaşımız  Ömür Kavran’ın    bugünkü “ Camisiz GOSB” haberi  hem Gebze ve hemde  Türk  kamuoyunda  büyük ses getirecektir.

  Bu habari  GOSB’un  yeni yönetimi  çok iyi okuyup   bir insan hakkı olan  GOSB camisi’nin “Orta Asya. Selçuklu,Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti” sivil ve anıtsal  mimarasini  sentez edelip  örnek alınarak   yeşil alanı  bol ve  sanaiyi andıran  sadece bir cami değil  örnek bir  Türk Kültür  merkezini andıran   örnek bir  cami   yapacağına inanıyorum.

   GOSB yönetimine tavsiyem Sapanca’da eski  içişleri bakanı  sayın  Sadettin  Tantan’ın yaptırdığı  “Harman Yeri Camisi”ni  gezip görebilirler.

Umarım, GOSB’un yeni yönetimi Çevreye ve  insan haklarına  saygı göstererek tıpkı  İhsan Dede ve  Şahabettin  Bilgisu gibi  eser ve hizmetleri  ile  yaşarlar.. (14 Eylül 2009)

Bu yazı ve GOSB’un yeni yönetimi üzerin’den  7 aydan fazla bir zaman geçti. GOSB’u saygın hale getirmek üzere yola çıkan  yeni yönetimin bana göre  kalıcı hiç bir hizmeti olamadı.Keşke  kalıcı hizmetler yapsalardı .  Evet sonuç olarak  değişen bir şey yok. GOSB yine tartışma konusu  GOSB Başkanı sayın Doğan istifa mi etti, görevden alındı mı ? konuyla ilgili net bir cevap yok. Açık olan bir şey var ki  GOSB  hep tartışma konusu oldu.

Sorum şu  GOSB’da sular ne zaman durulacak ?

Borç Batağında olan belediyelerimizde israf tam gaz..

29 Mart Belediye seçimleri üzerinden 5 ay geçti. Yeni seçilen  başkanlar için ilk altı ay çok önemli.Bana görere  başkanlar  bu süreyi iyi değerlendirmedikleri gibi  hizmet ayı olan  yaz aylarıda boşuna gelip geçti.Gebze belediyesi bir ayda bitirme sözü verdiği eski çarşıyı  bir türlü  bitiremedi bile.

     Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi başkanlığı geçtiğimiz günlerde vergi yüzsüzleri listesini açıklamıştı. Listede bulunan  Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin 121 milyon TL, Gebze, Darıca, Çayırova, ve Dilovası’nın ise toplam 71 milyon TL Maliye’ye borcu bulunmakta. Gördüğümüz gibi belediyeler borç batağında. Büyükşehir belediyesi ve Gebze bölgesi belediyeleri borç denizi içinde yüzüyorlar. Ama ne hikmetse  belediyelerimiz israftan da kaçınmıyorlar. Borç batağında yüzen belediyeler gösterişte ve israfta da önde gidiyorlar. İsraf diz boyu.

HİZMETE YATIRIM YAPILMALI

 Yaz aylarını iyi değlerlendirmeyip, Hizmette geri kalan  belediyelere şimdi bir kötü haberde Maliye’den geldi. Maliye borcu bulunan belediyeleri yakın takibe almış. 29 Mart seçimlerinde borç yükü ile belediyeleri devralan yeni ve mevcut başkanlar, yeni dönemde yapılacak projelere kaynak bulmak için kara kara düşünüyor. Maliyeden gelen kötü haberle şaşkına dönen başkanların yeni arayışlar içine girmişler. Emlak ve diğer vergi gelirlerini sıkı takip yaparak zor günleri aşmanın planlarını yapıyorlarmış. Ancak bu kadar borcun içinde gösteriş yapmayı da ihmal etmiyorlar. Belediyeler bu şaşaalı gösterişlere, gövde gösterilerine bir dur demeli artık. Artık hizmete yatırım yapılmalı. Vatandaşlar, belediyelerden hizmet bekliyorlar. Başkan olarak görevleriniz halka hizmet götürmek, eksiklikleri tamamlamaktır. Belediye başkanları seçildikleri yerlerin sorunlarını halletmek için seçilmiş kişilerdir. Halk israf için başkan seçmiyor.

 BELEDİYELER İSRAF YARIŞINDA

Borç batağında olan belediyeler, har vurup harman savururlarsa yatırım yapmak için kaynak sıkıntısı çekmeye daha çok devam ederler.  Gereksiz reklamlar, bilboardlar, afişler ve inanılmaz bir reklam çığırtkanlığı. Her yer reklam afişleri ile donatılmış durumda.  Belediyelerimiz  gösteriş, reklam  ve israf çılgınlığına bir son verilmeli.

   Belediye başkanlarımızda tam  bir israf yarışı var. Bu israf yarışı son bulmalı. Mesela Çayırova  Belediyesi her akşam ayrı  bir mahallede  iftar yemeği düzenliyor.  İftar yemeği adı altında  hangi  firmaya para kazandırılıyor ve  rant sağlanıyor açıklanmalı. 8 Milyon TL borç varken bu israf neyin nesidir.

  Bşkanlar  Belediyeleri artık birer ticarethane gibi çalıştırmalı,gösteriş değil  hizmet  üretmeli. Belediyeler büyük borçların yükü altına girmemeliler. Artık başkanlar  belediyelerde  bir tasarruf kampanyası başlatmalı, tasarruf  kampanyalarını  da sonuna kadar takip etmeliler.

Fabrika Cami

Camisi olmayan GOSB’da işçiler  Cuma namazlarını bir fabrikanın çatısında kılıyor

Türkiye’nin en büyük Organize Sanayi Bölgeleri’nden biri durumunda ki, Türkiye’nin göz bebeği, örnek sanayi bölgesi  Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bir cami bulunmuyor. 22 yıllık sanayi bölgesi GOSB, kredi almadan ayakta duran, tamamına yakın doluluk oranıyla her bakımdan örnek bir sanayi  bölgesi. Ancak böyle bir OSB’de bir cami bulunmaması çok büyük bir eksiklik. Yarısı dolu OSB’lerde bile bir cami varken, tam dolu GOSB’da cami bulunmayışı büyük tepki çekiyor. Binlerce işçi  Cuma namazı kılmak için büyük  zorluk  ve sıkıntı çekiyor. Cuma namazı için GOSB’da çalışan binlerce işçi Mutlukent’te veya Balçık köyüne namaz kılmak için mecbur kalıyor. Ya da hayırsever bir işadamı olan Modima Kapı Kolları Sanayi Şirketinin sahibi İshak Varol’un fabrikasının çatı katında açtığı  mescit’de  Cuma nazmını kılıyor.   GOSB’da  çalışan binlerce  işçi Cuma namazı kılmak için İshak Varol’un fabrikasının çatı katında 17 yıldır namaz kılıyor.

  * GOSB  YÖNETİMİ CAMİYE  İLGİSİZ

Fabrika’da namaz kılmak zorunda kalan işçiler, GOSB yönetiminden bölgeye bir cami yapılmasını istiyor. İşçiler bu mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar. Ancak GOSB yönetiminden bu konu da bir adım atılması söz konusu bile değil. GOSB yönetimi bazı sanayiciler tarafından  cami yapılmasını,yönetim  seçimine  malzeme yapıldığı için  GOSB’a  cami yapılmasına karşı  çıktığını açıklıyor.

  *  CAMİ  GOSB GÜNDEMİNDE YOK

Geçtiğimiz Perşembe günü  iftar yemeği veren GOSB başkanı Yavuz Doğan’a GOSB’a cami yapılması konusunda  Gazetemizin  sorularını cevapladı. Başkan Doğan, GOSB’a cami yapımının gündemlerinde olmadığını kaydetti. Gazetemizin ısrarlı soruları üzerine Doğan, işçilerin bir şekilde namazlarını kıldığını kaydederek cami olmayışının bir eksiklik olmadığını belirtti. Bu durumdan rahatsız olup olmadığını sorduğumuz Yavuz Doğan, bundan dolayı rahatsız olmadığını söyledi. Yönetimin cami yapılmasına ilgisiz kalmasından dolayı işçiler üzgün.

*NASIL BİR CAMİ

En küçük bir  mahallede bile  cami  bulunurken  GOSB’de cami olmaması büyük bir eksiklik.  GOSB’da Ortaasya türk mimarisi, Selçuklu., Osmanlı ve Türkiye cumhuriyeti  sivil mimarisi’nin  sentezi olan  sanayiyi  yansıtan   sanat değeri yüsek bin cami yapılabilir. Cami mimarisi için  proje  yarışmasısı  açılabalir.Caminin yapılması için  yıllarden  beri  mücadele veren  işveren ve işçiler Sanayi Bakanı  Nihat Ergün’den destek isteyecekler.

Şehr-i Ramazan’a Vede Ederken..

Sayılı günler gelip  geçiyor.Ramazanın bereket,huzur ve    mutluluğunu  doya doya yaşamak için  son günler içindeyiz. İftar sofraları  sadece yemek yemek için değil adeta dost meclislerine dönüyor.  Terevihlerde camiler bir başka güzel.  Ramazan ayında insan kendini  ayrı bir  mana  aleminde  hissediyor.

  * Devr-i Alem’de  Ramazan Bereketi

     Rodos’da başlayan, Giresun, Trabzon, Ankara, Sakarya, Gebze ve İstanbul’da devam eden bir çok  iftar sofrasına katıldım. Rodos’daki iftar benim için çok ayrı  bir anlamı ve önemi var. İbrahim Paşa cami içindeki iftar yemeğimizi ve kale içinde  kaldığımız türk konağı bahçesindeki sahurlarımız  çokg üzeldi.

     Geçen yıl planlayıp  bu ramazan ayında  gittiğim  Rodos ve İstanköy adalarındaki unutuğumuz  Türklerle birlikte  iftar açıp oruç tuttuk. 12 Adadaki  Türklerle  birlikte  400 yıllık Osmanlı coğrafyasında olmak  çok güzeldi.

    İftar yemeklerinde  bir çok  dostla  görüştük. Ramazan’dan Ramazana  görüştüğümüz insanlar  var. SİAD ların düzenlediği  sanayici ve işadamının hazar bulunduğu iftar yemeğinde bir çok dostumla yüz yüze görüşüp sohbet  imkanı buldum. Ramazan ayında  devr-i alem yapmaya  devam ettik.

* Eyüp’de  Ramazan huzurunu  yaşamak

    Önceki gün Tv 5 televizyonunun  “Cami  kültür ve  Kültür Tarihimizde  Cami”   konulu  canlı yayın programına  konuk olarak katıldım.   Akşamı   çok değerli dostlarımla  Eyüp Sultan’da  geçirdim.

     İkindi namazını Eyüp caminde kıldıktan sonra, binlerce insanla birlikte  Eyüp’de  olmak çok güzel.  Yere serilen  iftar sofraları  ve teravihe  hazırlık anlatılmaz yaşanır..

    Tarihi bir mekanda  iftar açıp, akşam namazını  tarahi çınar ağacı’nın  altında cami avlusunda  kıldık.  İstanbul’un  tanınmış vaizlerinden Seyfettin Alkan  hoca’nın teravih öncesi vazını dinleyip  ikişer rekatda  selam vererek   ilahiler ve salavatlarla   teravih namazını kıldım. Ramazan Eyüp Sultan’da çok anlamlı.  Sizde fırsatı kaçırmayın  Ramazan farkını Eyüp Sultan’da yaşayın…

*İftar , Sahur ve Teravihler  huzur kaynağı

   Ramazan ayı hakikaten rahmet ve  bereketin bol olduğu bir ay. Herkes  kendini bir başka hissediyor. Polis ve asayiş olaylarında  bile  düşüş oluyor. Birbirlerini uzun süre göremeyen insanlar düzenlenen iftar proğramları ile görüşme imkanı buluyor.

    İnsan dostları ile  Hasret gideriyor. Geçmiş günlerini konuşma imkanı buluyor. Ama en önemlisi  Ramazan’da,oruç,  İftar,Sahur ve  Teravihi  fırsat varken  doya doya yaşamak için son günler. Ramazan ayını doya doya yaşamaya  devam  edelim.

      Sayılı günler geçiyor, Ramazan’ın kıymetini bilelim.

Çetelerle anılmak Gebze’ye yakışmıyor

    Adı  cinayet ve çetelerle Türkiye gündemi gelen Gebze’de yaşayan vatandaşlar  olarak   bu durumdan   herkes çok  rahatsız ve huzursuz.  Gebze  karanlık ilişkilerin ve illegal yapılanmaların  merkezi  gibi  gösteriliyor.

    Bu   kötü  duruma dur demek için  sivil toplum kuruluşları,iş adamları ve vatandaşlar  olarak harekete  geçmeliyiz.  Gebze’de yaşanan cinayetler ve çeteleşme konusuna  devletin dur demesini sağlamalıyız.

    İstanbul’dan  Anadolu’ya geçiş  köprüsü  gören Gebze’nin illegal olayların arka  bahçesi olmamalı. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılamadığı, kaçırılan insanların vahşice öldürüldüğü Gebze‘nin adı, Türkiye’deki önemli cinayet ve davalarda direk ve dolaylı  olarak adı geçiyor

    Ergenekon iddianamesinde  de  adı çok  sık  geçen Gebze’nin, çete tarafından öldürülen Abdurrahman Sever cinayeti ile yeniden dikkatleri üzerine çekti.

     Bir kez daha olumsuzluklarla Türkiye gündemindeki yerini alan Gebze’deki karanlık ilişkiler yumağı ortaya çıkartılmalı.   Bölgemizdeki  çete yapılaşmasının perde arkasının araştırmalı.   Gebze’de  işlenen   fali meçhul cinayetlerin aydınlatılması için  Cumhur başkanı ve Başbakan  Gebze’ye özel bir ekip görevlendirmeli.

    Sanayi, bilim, teknoloji, ticaret, kültür ve turizmde  Marka şehir olmaya aday Gebze’nin adı, çeteler ve falili meçhul  olaylarla alılmamalı.Bu acı durum   gerçekten   Gebzeye yakışmıyor.

*Sever Cinayetine devlet el koymalı

  Gebze kamuoyunda,  kuyumcular ve  emlakçılar kralı olarak bilinen  işadamı  Abdurrahman  Sever’in kaçırılıp  öldürülmesi olayına  Cumhur Başkanı ve Başbakan el koymasını isteyen vatandaşlar.Kocaeli Valisi Gökhan Sözer ile İçişleri Bakanlığından cinayet ve çetelerle ilgili  açıklama bekliyor.

  Gebze’den kaçırılıp Ankara’da   öldürülen  Abdurrahman Sever’in  ailesi, Muş’un ileri gelenlerinden Sever aşiretine mensup. Ulusal ve yerel basın  cinayete  geniş  yer verdi.  Olay  kamuoyunda  tartışılıyor.

   Adli Tıp’ın işadamının kaçırıldığı gün öldürüldüğünü ortaya koyan raporu kafalarda  bir çok  soru işaretlerinin oluşmasına sebep oldu.

* Cevap bekleyen sorular

Ulusal  basına da yansıyan  o sorulardan bazıları:

Fidye için kaçırıldığı ileri sürülen işadamı neden aynı gün öldürüldü?

Katiller, fidye istemek için neden 3 gün bekledi?

Kürt bir işadamının hedef olarak seçilmesi tesadüf mü?

CİNAYET ‘demokratik açılım’ çalışmalarını baltalamak için mi işlendi? Öyle ise listede başka Kürt iş adamları var mı?

Fidye için istenen 5 milyon dolar büyük bir rakam. Yaklaşık 8 milyon TL’ye denk geliyor. Fidye cinayetin asıl sebebini örtmek için bir kılıf mıydı?

Cinayeti aralarında ordudan atılan subay ve uzman çavuşların oluşturduğu bir grubun işlediği iddia ediliyor. Kim bunlar? Kimlerle bağlantıları var?

Aynı çetenin öldürerek gömdüğü başka isimler var mı?

İşadamının cesedi neden Bordo Berelilerin eğitim alanında gömüldü?

İşadamının aracı, hedef saptırmak için Yozgat’ta yakıldı. Bu durum, çetenin ne denli profesyonel olduğunu gösteriyor. Böylesine derin bir yapılanma cinayete kadar neden fark edilemedi?

    Bu sorulara başka sorular  da  ilve  etmek mumkün.  Kocaeli  valisi Gökhan Sözer  Gebze’de yaşanan  bu  cinayet olayı   ve Çetelerle  ilgili  bugünekadar ne yaptı.

    Sever cinayetine başbakan ve cumhur başkanı el koymasaydı  acaba failler yakalanabilir miydi ?

  * GEBZE’DE 10 YILDA 55 FAİLİ MEÇHUL

Gazetemiz araştırma ekibinin  yaptığı  araştırmada  Gebze’de son 10 yılda işlenen 55’e yakın cinayetin failleri bulunamadı.  Gebze bölgesinde  30 kişi de işkence yapılarak hunharca öldürülmüş bir halde bulundu.

Barış mesajı vermek için gelinlikle, İtalya’dan  İsrail’e gitmek  için  dünya turuna  çıkan  İtalyan sanatçı Pippa Baca Gebze’de tecavüz edilerek öldürülmüştü.

Evet sonuç olarak Gebze’nin adı  falili meçhuller, çeteler, cinayetler ve  kötü olaylarla anılmamalı.

Verdiği vergiler, sanayi üretimi  ve  ekonomiye  katkısı ile  Türkiyeyi bakan Gebze’nin adı, çeteler ve faili meçhul cinayetle  anılmaya  hiç  yakışmıyor.