Kosova’dan Makedonya’ya Devr-i Alem

“Söyle meşe öpeyim toprağını taşını.

Yok mudur sende muradım üç beş damla kana

Nereye baksam karşımda bir kanlı ova

Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova”

Evet vefa, bizi biz yapan en büyük değer. Kosova vefasız değil biz vefasızız. Belki milli şairimiz de bunu söylüyor. Çünkü Kosova’ya gitmiyoruz, Kosova nerededir bilmiyoruz. Kosova’ya gitmek gerekiyor. Osmanlı’yı Cihan devleti yapan ve Bursa’ya adını veren Murad-ı Hüdavendigar. Bir başka deyişle gazi ve şehit Muradı Hüdavendigar 1389 yılında Kosova Meydan Muhaberesini kazanır ve burada şehit düşer. 600 yıldan fazla bir süre Balkanlar’da nöbet tutmakta ve biz torunlarından vefa beklemekte. Kosova’ya  ilk kez savaşlardan hemen sonra gitmiştim. Priştina, Prizren ve Gora dağlarında belgesel çekmiştim. Daha sonra birkaç Kosova’ya bir kez daha gitmek nasip oldu. İlk kez Koşukavak turizmin daveti ile Kosova’dayız. Kosova’da ilk durağımız Kosova Meydan Savaşının yapıldığı Sultan Murat Han türbesini ziyaret ederek Kosova gezimize başlıyoruz. Gazi Mestan Meydanı ve türbesi ise ovaya hakim bir yerde. Türkiye Sultan Murat Türbesini restore ederek koruma altına almış. Murat Han’ı Sırplı asker için ise görkemli anıt yapmış, 1989 yılında Kosova savaşının 600. Yılında Sırp lider Miloseviç burada on binlerce Sırplı genci toplayarak 600 yıl önceki hesabı görmek üzere Kosovalılara savaş açmıştı. Biz tarihi unutsak da düşmanlarımız tarihini unutmuyor aradan 600 sene geçse de hesap sormaya çalışıyorlar. Kosova Sırp savaşının temelinde 600 yıllık hesap yatıyor. Murat Han’ın türbesinde Fatiha okurken bu gerçekleri düşünüp Prizren’e gitmek üzere yola çıkıyoruz.

KOSOVA’NIN KÜLTÜR BAŞKENTİ PRİZREN

Pirştina, Prizlan yolu üzerinde birçok şehitlik var. Sırplar korkunç bir vahşet yaşattı Kosovalılara. Nato müdahale etmeseydi daha büyük dram yaşanacaktı. Amerikan’ın öncülüğünde Nato uçakları Sırbistan’ın başkenti Belgrad’daki genelkurmay başkanlığı ve milli savunma bakanı binalarını vurduktan sonra Sırplar Kosova’dan çekildi ve bağımsız devlet oldular. Bugün Rusya ve Sırbistan Kosova’yı tanımıyor.

Kosova’nın kültür başkenti Prizren’de ilk durağımız tarihi camiler, meydanlar ve Osmanlı mimarisi ile yapılan çarşı oldu. İlk kez Prizren’de konaklayacağız. Gece manzaraları çok güzel, kalesi ile camileri, tarihi Taş Köprüsü ve çarşısıyla bir tabloyu andırıyor. Kaldığım otelin penceresinden Prizlen’in belgesel görüntülerini çekerek şehir merkezinde tarihi ve turistlik mekânların görüntülerini kaydediyoruz.

KOSOVA’DAN ÜSKÜP’E GİDİYORUZ

Aslında Makedonya ve Üsküp bugün bağımsız devlet olsa da geçmişte Osmanlı’nın Kosova Sancağının bir bölgesi. Bugün sınır kapıları gümrük de olsa Makedonya ile Kosova iç içe. Hele Üsküp Prizlen birbirinin kardeşi. Biz Makedonya’nın başkenti Üsgüp’e giderek belgesel çekimlerimizi sürdüreceğiz. Üsküp’ün benim için ayrı anlamı var. 1992 yılında ilk kez Gebze Belediyesi Kültür ekibiyle yurt dışına çıkıp Makedonya’ya gittik. Tabelalarda biz Üsküp’ü arıyorduk ancak Üsküp yerine Skopi diye yazılar çıkıyordu. Skopi’nin Üsküp olduğunu orada anladık. Sabah erken geldiğimiz Üsküp’te ezanlarla karşılandık. Şaşırmıştım, Üsküp’te Müslüman yaşıyor mu diye kendime sormuştum. Hele Orhi’ye giderken yolumuz üzerindeki Elif misali minareleri ile köy camileri Gostivar ve Kalkanderen şehri bizi bağrına basmış, Ohri’ye geldiğimizde derin bir oh çekerek nefes almıştım. Aradan tam 22 geçmiş. Yine Ohri’deyiz. Ohri, dünyanın en temiz gölüne sahip. Unesco tarafından koruma altına alınmış her türde canlılar yaşıyor. Ohri gölünü kaynağının bulunduğu yere gidiyoruz. Müthiş bir kaynak, sandallarla kaynaklarda tur atıyoruz. Ohri şehrinde merhum Özal başta olmak üzere Demirel, Ecevit, Gül ve Erdoğan gibi devlet adamlarının ziyaret ettiği tekkeye gidiyoruz, tekkeden yetkilerle görüşüyor bilgiler alıyoruz. Ohri sanki 22 yıl önce bıraktığımız gibi duruyor. Sahiller korunmuş Ohri’de ünlü Karabirim ırmağının doğduğu Sutruka şehrinde konaklıyoruz. Uluslararası şiir akşamlarıyla ünlü Sutruka gerçekten görülmeye değer. İşkotra’dan Adliyatik denizine dökülen ünlü Karabirim ırmağı tam kaynağının bulunduğu yerdeki oteldeki penceremden muhteşem manzaraları seyrederek uykuya dalıyor ve sabah muhteşem gün doğumuyla kalkıp Ohri manzarasını sadece kamerama değil kalbime ve gönlüme nakşediyorum.

Kültür tarihimizde Arnavutluk

Arnavutluk, Kültür tarihimiz açısından önemli. Fatih sultan Mehmet Han’ın Adriyatik’i fethetmesiyle İslam medeniyetiyle şereflenen Arnavutlar, Osmanlı’ya hep sadık kalmışlar, bir çok paşa ve devlet adamı yetiştirmişlerdir. Milli Şair Mehmet Akif’in de Arnavut asıllı olduğunu hatırlarsak Arnavutların kültür tarihine katkılarını daha iyi anlarız.

   İlk kez 2003 yılında bugün kültür bakanlığı müsteşarı olan sayın Prof.Dr. Haluk Dursun başkanlığında ki bir ekiple Arnavutluk’a gitmiştim. Daha sonra kara yoluyla Bosna üzerinden yine Ankaralı bir grup işadamının davetlisi olarak Arnavutluk’u gazeteci ve belgeselci olarak gezmiştim. Şimdi, Koşukavak turizmin davetlisi olarak 12 eylül 2014 tarihinde Karadağ üzerinden Arnavutluk’u gezeceğiz.

İŞKODRA’DAN TİRAN’A DEVR-İ ALEM

Önce Arnavutluk’un Kültür başkenti İşkodra’dayız. Hasan rıza Paşa’nın Balkan Savaşı’nda destanlar yazdığı İşkodra Kalesinden Adriyatik sahillerine İşkodra gölünü, Bulagay tekkesinden çıkan Buna nehri, Kosova dağlarından gelen Akdirim ve Makedonya Ohri gölünden doğan Karadirim ırmağının İşkodra kalesi önünde birleşerek nazlı nazlı Adriyatik Denizi’ne döküldüğü muhteşem manzaraları Devr-i Alem kamerasına kaydediyoruz.

   İşkodra kalesi ve Gölü gerçekten görülmeye değer. Kale burçlarının dibinde ki akıncı mezarları bölgede ki Elif misali minareli camiler, tarihi eserler, köprüler, köyler ve diğer kaleler Osmanlı medeniyetinden çok şey söylüyor. Arnavut asıllı olan Hasan Rıza Paşa, İşkodra kalesinde destanlar yazar ve İşkodra kalesini düşmanlara teslim etmez. İşkodra en son Osmanlı’dan çıkan topraktır. Hasan Rıza Paşa’nın mezarını ziyaret edip Fatiha okuyarak İşkodra’dan ayrılırken aklımıza ister istemez yine bir Arnavut asıllı olan Selanik’in komutanı Kara Tahsin Paşa’nın 46 bin askeri olmasına rağmen Selanik’i tek bir kurşun atmadan Yunanlılara teslim etmesi tarihimizin acı olaylarından ve Kahpe Selanik diye adlandırılacak isimlerden olmuş.

  TİRAN’DA ZALİM ENVER HOCA

  Arnavutluk deyince çekilen sıkıntılar hatırlanır. Başkent Tiran’da 1946’da iktidara gelen ve 1985’de ölünceye kadar Arnavutluk’u zulümle ve komünizm ile idare eden Enver Hoca’yı hatırlıyoruz. Millete büyük işkence çektirdiği için hiçbir Arnavut Enver Hoca’yı sevmiyor. Tiran’da ki Enver Hoca’nın evi artık müze. Arnavut devletinin bütün kaynaklarını hiçbir değeri olmayan Korgan adlı siperlere harcayan Enver Hoca Arnavutluk’u demir yumrukla yıllarca idare etmişti.

   Tiran’da bize göz ve gönül ziyafeti sunan Ethem bey camii ve saat kulesini ziyaret ederek Arnavutluk’un Osmanlı geçmişini hatırlıyoruz. Ethem bey camii, adeta renk cümbüşü ve çiçek deryası. İnsan, kendini Cami içinde Çiçek bahçesinde zannediyor. Saat kulesi ise zamanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Arnavutluk şehirlerini teker teker geziyoruz. Elbasan, Draç, Avlonya, Akcehisar ve Berat şehirleri bizlere Arnavutluk’un Osmanlı ve İslam Medeniyeti geçmişini, Türk-Arnavut dostluğunun gelecek kuşaklara aktarılışını anlatıyor. Fatih’e isyan edip Osmanlı’yı uzun süre meşgul eden İskender bey, halen Milli Kahraman olarak seviliyor. İskender beyin mezarı Lech bölgesinde ki kale eteklerinde Kilise mimarisiyle yapılan anıt mezarda bulunuyor. Arnavutluk’u daha önce ki gezi ve belgesel çekimlerimizde detaylı bir şekilde anlattığımız için kısa kesip yolumuza devam ediyoruz.

  Balkanlar’da ki şimdi Durağımız Kosova. Yarın Kosova’da olacağız.

Turizm ülkesi Karadağ’dayız

Karadağ, yeni bağımsızlığını kazansa da Türkiye’de fazla bilinmiyor. Aslında çok sayıda Karadağlı var. Balkan savaşlarında Osmanlı’ya başkaldıran ülkelerin önünde olan bir yer. Osmanlı’dan sonra bir çok savaşlar badireler gördü. Karadağ’ın başkenti Podgoridza’ya Tito büyük önem veriyordu. Podgoridza’nın adı Osmanlı’da Tepedöven şehriydi. Yugoslavya döneminde buranın adı Titograd olarak bilinmekte. Dağların eteğinde, içinden akan ırmakla modern binalar ve geniş caddeleriyle gerçekten görülmesi gereken bir yer. Osmanlı’ya ait saat kulesi ve tarihi Cami, Osmanlı mührünü taşıyor. Başkente yakın Tuzla kenti ise İslami kimliğiyle ön plana çıkan bir yer. Burada ki Fatih camii ve bahçesinde ki yüzlerce şehit mezarı Karadağ’ın manevi simgesi olarak biliniyor. Ayrıca Karadağ’da ki Müslümanların merkezi ve İlahiyat Fakültesinin olduğu yer adeta beyazlar içerisinde dağların eteğinde bir meleği insana hatırlatıyor.

BUDVA’DAN KOTOR’A

Budva, Karadağ’ın önemli turizm merkezi. Aslında Karadağ’ın sahilde ki en önemli merkezi Kotor. Aslında Karadağ sahillerini tümü turizme açık. Çok derin Körfezler, yılın en az 5 ayının deniz mevsimi olduğu dalgasız ve sakin koylar, yeşillikler içerisinde muhteşem tablo gibi insana mutluluk veren yerler. Karadağ, turizmden ciddi anlamda yararlanıyor. Budva ve Kotor bölgesini adım adım geziyoruz. Kaleleri, tarihi binaları, surları ve dini merkezleriyle Orta Çağ’ın Genel durumunu yansıtıyor. Bu bölgelerde belgesel çekerek tarihe not düşüp zaman noterlik yapıyoruz.

  Turizm başkenti Karadağ’ın St. Stefan Adası… Ada küçücük bir bağlantı koridoruyla ana karayla irtibatlı. St. Stefan Adası uzaktan muhteşem bir manzara sunuyor. Adaya girişin ücretle olduğunu Ada’da ki Otelin dünyanın en pahalı oteli olduğunu öğreniyoruz. Karadağlılar, turizmden yararlanmak için her türlü imkanı kullanmışlar.

BAR VE ULÇİN OSMANLI KİMLİĞİNİ YANSITIYOR

Budva ve Kotor, ne kadar Orta Çağ ve Hristiyan kimliğini yansıtıyorsa, Karadağ’ın Bar ve Ulçin şehirleri Osmanlı ve Müslüman kimliğinin temsilcisi. Bar şehrinde Osmanlı dönemi Camileri ve yeni Modern camileriyle İslam medeniyetinin Dalmaçya sahillerinde ki önemli bir temsilcisi. Sağanak yağmur altında Bar şehrinde gidip kısa bir tur atıyoruz. Bar’dan sonra virajlı yollardan Ulçin’e doğru devam ederken yol üzerinde Osmanlı dönemi mezar taşlarının bulunduğu mezarlıklar bize çok şey söyler gibi gözümün içine bakıyorlardı. Fatihalar okuyarak buralardan geçerken Cuma namazı için Ulçin’de mola veriyoruz. Ulçin’de ki Camide Türklerin geldiğini gören Arnavutlar namaz kıldırmak üzere bizleri görevlendirdiler. Sıcak ve samimi Müslümanlar hal ve tavırlarından çok şey anlatıyorlar, bizleri bağırlarına basıyorlardı. Arnavutluk’a gitmek üzere Ulçin’den ayrılıyoruz.

Sarayova’dan Mostar’a Devr-i Alem

Aynı yolu kullanarak üçüncü kez Mostar´a gidiyoruz. Dağlar, vadiler, adeta bir tabloyu andırıyor. Virajlı yollardan geçerek, Mostar Köprüsü´nün altından akan ünlü Neratva Nehri´nin bulunduğu yere geliyoruz.

Neratva Nehri, Mostar ve çevresini suluyor. Nehir vadisi üzerinde muhteşem barajlar oluşturulmuş. Dağların arasında bu barajlar bir tabloyu hatırlatıyor. Yablanitza Şehri´ne geliyoruz. Burası, İkinci Cihan Harbi´nde önemli konuma sahip. Buradaki köprü, stratejik öneme sahip. İkinci Cihan Harbi’nde Almanlar burada mağlup olur, ayrıca bu bölgede Tito tarafından 300.000 kişinin yaşayabileceği bir sığınak yapılmıştır. Bu sığınak, bir çoban tarafından tesadüfen bulunmuştur. Tito, savaşta veya iç karışıklıkta ailesi ve kendisine yakın askerleriyle burada sığınmayı planlıyormuş. Sağımızda baraj, zirvelerde yüksek dağlar, derin vadilerden geçerek Mostar Şehri´ne geliyoruz. Mostar Şehri gerçekten muhteşem. Adeta, vadiden sonra karşınıza bir sinema ve bir belgesel gibi çıkıyor. İlk durağımız, meşhur Mostar Köprüsü.

1566’da Kanuni Sultan Süleyman zamanında mimar Hayrettin tarafından yapılan Mostar Köprüsü Osmanlı´nın en büyük eserlerinden biridir. Neretva Nehri´nden 24 metre yüksekte 30 metre uzunluğunda, 4 metre genişliğinde olan Mostar Köprüsü, dönemine göre gelişmiş bir teknolojiyle inşa edildi. 500.000 yıldır ayakta kalan Mostar Köprüsü´nü Hırvatlar, 1993 yılında hilal şekline benziyor diye toplarla yıkmışlardı. Köprü daha sonra tekrar yapıldı. Bu köprünün, yapılış hikayesini de bir anlamda takip ettik. 2003 yılında buraya geldiğimizde, halatlar üzerinde geçici yapılan bir köprü üzerinden geçmiştik. İnşaatı devam ediyordu. Şimdi ise köprü yapılmış, adeta muhteşem bir ressamın fırçasından çıkan bir tablo gibi duruyor. Köprünün değişik yerlerinden belgesel görüntülerini çekiyoruz. Bu kez köprünün altına kadar inerek, Devr-i Alem programı olarak muhteşem görüntüler kaydediyoruz. Hırvat topları tarafından yıkılan eski köprünün taşları bir yerde toplanmış, adeta Hırvatlara meydan okurcasına ´´Siz bizi yıksanız da, biz yine de buradayız!´´ dercesine bizi bağrına bastı. Mostar’ın değişik yerlerindeki tarihi eserlerin  belgesel görüntülerini çekiyoruz. 2003,2011 tarihlerinde geldiğimiz Mostar´a bu kez  Eylül 2014 tarihinde bir kez daha gelip, tarihe not düşüp noterlik yapıyoruz.

SARISALTUK TÜRBESİ’NE GİDİYORUZ

Balkanların manevi erenlerinden, Sarı Saltuk’un ayrı bir yeri var. Birçok yerde makamları ve türbesi var. Romanya, Babadağ´dan sonra en önemli türbesi Mostar´daki Blagay Tekke´si olarak bilinir. Buna Nehri kaynağında

kurulu bu tekkenin, Osmanlı´dan önce yapıldığı da söyleniyor. Hunlar´ın buralara kadar geldiği ve Blagay Kalesi’nde karargah kurduğunu da öğreniyoruz. Kale, tekke, Buna Nehri adeta birbirini tamamlayan muhteşem eserler. Kaynağın bulunduğu yere iniyor, Tekke´yi ziyaret ediyoruz. Tekke´nin eski haliyle restore edilmiş hali arasında büyük fark var. Bu Tekke´yi Türkiye Cumhuriyeti´nin eski Cumhurbaşkanları Turgut Özal´ın, Abdullah Gül´ün, Süleyman Demirel´in de ziyaret ettiğini öğreniyoruz. Prens Charles´ında burayı ziyaret ettiğini öğreniyoruz.

Blagay Tekke´sinin hemen yanı başından doğan Buna Nehri, uzun bir yol kat ederek Arnavutluk’un kültür başkenti İşkodra´da İşkodra Gölü, Karadirim ve Akdirim ırmaklarıyla birleşerek, Adriyatik Denizi´ne dökülüyor. Neretva Nehri’nin gürül gürül akan suyunun sesi dışında sadece kuş cıvıltılarının duyulduğu kenti

Belgesel çekimlerimizi tamamlayarak buradan ayrılıyoruz.

POÇİTEL’DEYİZ

Poçitel, Osmanlı´nın Adriyatik sahillerindeki askeri bir üssü. Neratva Nehri’nin, en stratejik yerinde bulunan  ve dördüncü yüzyılda yapıldığı düşünülen Poçitel Kalesi,  camisi ve namaz saatini gösteren saat kulesi, camiisi ve tarihi evleriyle ziyaretçilerine göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Evliya Çelebi 1664’te  geldiği Poçitel’i Seyahatnamesi’nde şöyle anlatıyor. “Poçitel Kalesi küçük ama sağlam bir yapı. Kalede surların, kulelerin ve komutan konutunun yanı sıra ambar ve küçük bir cami de yer almakta. Kale dışında 150 hane var. Evler taş tuğla ve kiremitten yapılma. 1562’de yapılmış bir de köy camisi var.”

Daha önce de buraya gelip kalede çekimler yapmıştık. Ancak burada, o zamanlar restorasyon devam ediyordu. Şimdi restorasyon tamamlanmış, çok sayıda ziyaretçi alıyor.

Ziyaretçilerle konuşup, belgesel görüntülerimizi çekerek ziyaretçilerle konuşup buraya Poçitel´den Bosna´ya veda ediyoruz.

HIRVATİSTAN´A MERHABA !

Bosna Hersek´e veda ederek, dağlardan vadilerden geçerek, Hırvatistan´ın Dalmaçya Sahilleri ‘ne iniyoruz. Dalmaçya sahilleri gerçekten muhteşem. Hırvatistan´ın Osmanlı tarihi ile ilişkileri de çok önemli.

Bugün, 4.500.000 nüfusa sahip Hırvatistan´ın başkenti Zagrep. 1470´te Osmanlı burayı fethetmişti. Hırvatistan´a özerklik tanıdığı için, Hırvatlar Osmanlı´yı unutmuyor, bugün bayraklarındaki yıldız, Osmanlı´ya bir saygının ifadesi olarak muhafaza edilmiş.

2013 yılında AB üyesi olan Hırvatistan´ın en önemli turizm beldesi olan yeri Dubrovnik. Dubrovnik kenti, tarihi kalesi ve mimarisiyle Orta Çağın en korunaklı şehri.

Şehri gezmeye, Kale Kapısı´ndan girerek başlıyoruz. Bosna Savaşı´nda Sırplar, bu tarihi şehri de bombalamış. Halen savaşın izlerini görmek mümkün. Tarihi Dubrovnik şehrini adım adım gezerek devam ediyoruz çekimimize. Her yıl 10.000.000 turist alıyor burası.

Dubrovnik, oldukça pahalı bir şehir. Burada, Japonyalı, Çin´li, dünyanın birçok yerinden turist görmek mümkün. Sahil tarafına geçiyoruz. Sahildeki taşların üzerine bile kafeler, çay bahçeleri yapılmış.

Dünyanın ilk eczanesi burada kurulmuş. Hastalığa karşı koruma uygulaması, karantina ilk olarak burada başlatılmış. Dubrovnik´teki belgesel çekimlerimizi tamamlayarak, yeniden Bosna sınırına geçiyoruz. Sadece 26 km´lik denize kıyısı olan Bosna´nın, sahil kenti Neum´a gidiyoruz. Neum adeta Bosna´nın nefes borusu. Neum gerçekten görülmeye değer. Sağanak yağmur altına geldiğimiz bu şehir, sanki Bosna´nın kara talihine de ağlıyor gibiydi. Sabah erkenden hızlı bir şekilde Neum´dan ayrılıp, Hırvatistan üzerinden Karadağ´a gidiyoruz.

KARADAĞ´A MERHABA DİYORUZ

Karadağ, yeni devletlerden birisi. Karadağ, Osmanlı tarihi için de önemli. Osmanlı ile ilişkileri iyi olmasına rağmen, burada isyanlar başlar ve Balkan Savaşı´nın çıkmasına sebep olur. Karadağ, 1570´te Osmanlı tarafından kesin olarak fethedilmiş 1878 yılına kadar Osmanlı toprağı olarak kalmıştır. Karadağlılar Osmanlı Devleti´nin hakimiyetine girişinden itibaren çok sayıda isyan çıkartmışlardır. 77-78 Osmanlı-Rus Savaşı´nda Rusya´nın yanında yer alan Karadağ, Osmanlı ordusunun önemli bir kısmını Balkanlarda meşgul etmiş ve savaşın Rusya lehine dönmesinde büyük bir etken olmuştur. Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos ve hemen ardından Berlin Antlaşması´yla  bağımsızlık ilan etmiştir.

Karadağ halkı, tembellikleriyle ünlü.

Kocaeli Vali Topaca’yı unutmayacak

Kocaeli’de başarılı hizmetler yapan ve Hatay’a tayini çıkan vali Ercan Topaca, 4,5 yılı Devri Âlem’e değerlendirdi

**Son Valiler kararnamesiyle Hatay’a atanan Kocaeli Valisi Ercan Topaca, görev yaptığı 4,5 yılı gazetemize değerlendirdi. Gazetemiz Kurucusu ve Devri Alem Program yapımcısı İsmail Kahraman’ın sorularını yanıtlayan Topaca, önemli açıklamalarda bulundu. Gönül rahatlığıyla Kocaeli’den ayrıldığını belirten Topaca, yerel hizmetlerden eğitime, çevreden sağlığa önemli açıklamalar yaptı.

Kocaeli’den Hatay valisi olarak atanan Ercan Topaca 4,5 yılını gazetemize değerlendirdi. Devri Alem kameralarına önemli açıklamalar yapan Topaca ile yaptığımız söyleşiyi http://kocaeligebze.tv/v/27760/kocael-vals-ercan-topaca-45-yillik-hzmet-srecn-devr–alem-tvye-d#.VBqRb_l_te8 adresinden de izleyebilirsiniz.  Ayrıca Vali Topaca ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:

İsmail Kahraman:  Öncelikle 4,5 yıllık valilik döneminizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ercan Topaca: Gönül rahatlığıyla Hatay’a gidiyorum. 4,5 yıl o kadar hızlı ve yoğun geçti ki nasıl geçtiğini anlayamadım. 4,5 yılda Kocaeli için, Kocaelili hemşehrilerimiz için her zaman en iyisini en güzelini yapmaya çalıştık. Kamu hizmetlerinin her alanında devletimizin sunması gereken hizmetleri en iyi şekilde, adilce ve iyi niyetle sunduk. Yaptığımız her iş halkımızın refahını artırmak, Yaşam düzeyini artırmak için adil bir şekilde yapıldı. Hiçbir karşılık, hiçbir hesap yapılmadan vatandaşımızın lehine bu işleri yapmaya çalıştık.

İ.K: Gebze’ye valilik makamını getirdiniz. Gebze için bir hayaldi ama haftanın bir günü de olsa Valilik makamını Gebze’ye getirdiniz. Gebze’nin manevi Valisi diyebiliriz size. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

E.T: Gebze gerçekten Kocaeli’nin ve Türkiye’nin önemli bir merkezidir. Mutlaka üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir ilçe. Burada Kaymakamlık, Emniyet ve diğer kamu kurumları olmakla birlikte Vali olarak daha geniş bir çerçeveden bakılması gerekir. Biz de bu çerçevede burada bir valilik makam Odası açtık. Haftanın bazı günlerinde çalıştık. Aralıksız her Çarşamba buradayız. Bu bize Gebze ve bölgenin işlerini takip etme fırsatı bulduk. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik. Bu durum Gebze halkına moral oldu. Ben çok faydasını gördüm. Yeni Valimizde bu durumu devam ettirecektir inşallah. Gebze halkı çok iyi niyetli ve Anadolu insanın saflığını yansıtıyor. Gebzelilere Allahaısmarladık diyorum. Gönül rahatlığıyla gidiyorum. Burada Vali olarak borcunu ödemiş yönetici rahatlığıyla gidip, Hatay’da görevime başlayacağım.

İ.K: Yaklaşık 4,5 yıldır görev yaptığınız Kocaeli’yi kısaca tanıtır mısınız?

Ercan Topaca: Kocaeli, Türkiye’nin en güzel köşelerinden ve dünyanın en güzel yerlerinden birisidir. Özellikle Sanayi’de iç içe  ve doğal ortam var. Hemen otoyoldan çıktığınız anda 2 km sonra insan eli değmemiş doğal bir yapıya ağaçlara ormana ulaşmak çok önemlidir. Kocaeli’nde  hepsini aynı anda görmek mümkün. Tarihin ilk çağlarından beri insan var, yaşam var. Onların eserleri, izleri , kalıntıları var. Bu tabi her şehre her bölgeye nasip olan bir şey değil. Kocaeli  tarihi, kültürü, doğal güzellikleri sanayi ticareti ve teknolojiyi hepsini bünyesinde barındıran hepsiyle barışık bir şehir aslında. Bu özelliği Türkiye de çok bilinmiyor.  Sadece sanayi ve fabrika bacalarıyla daha çok ön plana çıkmış ancak bu doğal güzellikler tarihi dokusunu en temel olarak Türkiye’nin gündemine getirmemiz lazım.

EĞİTİMDE ÖNEMLİ HİZMETLER

İ.K: Kocaeli’nin önemli sıkıntısı eğitim. Eğitim noktasında, imzası olan bir valimizsiniz. 4,5 yılı da doldurdunuz.  Eğitimle ile ilgili neler söylersiniz?

E.T: Evet, tabi Kocaeli eğitim konusunda şuan da geldiğimiz nokta itibariyle, aslında fiziki alt yapı sorunlarını halletmiş bir kent. 2010 yılında göreve başladığım dönem itibariyle Kocaeli’ndeki derslik başına düşen öğrenci sayısı 35-36’. Genellikle söyleyeyim. Gebze  bölgesinde  Darıca, Çayırova da ise derslik başına düşen öğrenci sayısı 46-47 civarındaydı. Şuan itibariyle, 2014 yılı itibariyle derslik başına düşen öğrenci sayımız 25-26 civarındadır. Kocaeli genelinde Gebze bölgesinde de Gebze, Darıca Dilovası ve Çayırova’da derslik başına düşen öğrenci sayımız 30’dur.  Çayırova’da 11 okul inşaatımız devam ediyor. Gebze’de 5-6 okulumuz,  aynı şekilde Dilovası ilçemizde   devam eden inşaatlarımız var. Bunların önemli bir kısmı inşallah Eylül ayında hizmete açılacak.

İ.K: 4,5 yılda derslik açığı nereden nereye geldi?

E.T: Şu anda Kocaeli’de derslik başına düşen öğrenci sayısı 25-26. Gebze bölgesinde ise 30’a düştü. Bin tane derslik bu dönem sonuna kadar hizmete girecek. Bunlardan bir kısmı Ekim, bir kısmı Kasım, bir kısmı da Aralık sonunda eğitime açılacak. Bin dersliğin 250-300 civarı da şubat ayında hizmete girecek. Bunları da hesaba kattığımız zaman Kocaeli’de derslik başına düşen öğrenci sayısı tam 25 olacak. Bu çok önemli bir sonuçtur. Herkesin iyi bir ortamda eğitim görmesi, atölyeleriyle, uygulama sınıflarıyla, koridorlarıyla, konferans salonlarıyla eğitim görmesi çok önemli. Şu anda yeni yaptığımız her okulda konferans salonumuz var. Bunlar ülkemizin başarısı için.

HİZMET EKİP İŞİDİR

Bu hizmetler ekip işidir. Sadece eğitimde değil, bildiğiniz gibi 2008’de kurulan yeni ilçeler var. Bunlarda hastane yoktu. Spor salonu yoktu. Örneğin Çayırova’da, Kartepe’de, Dilovası’nda, Başiskele’de  hiçbir sağlık kuruluşu yoktu. Bunların hepsinde artık 24 saat veren sağlık kuruluşları var.  Fatih devlet hastanesini yeniden yapıyoruz. Her ilçemizde spor tesisi var, yapılanlar var, yapılacak olanlar var. Yollar yapıldı. Yıllarca bitmemiş hizmetleri tamamladık. Yapılan işler saymakla bitmez. Bunların hepsini halkımız için yaptık.

İ.K: Yapmak isteyip de yapamadığınız hizmetler var mı?

E.T: Yapacağız deyip parasızlık veya başka bir sebeple yapamadığımız hiçbir iş yok. Ama başlayıpta bitiremediğimiz işlerimiz var. Onlarda bir şekilde yapılacaktır. Devlet de süreklilik esastır. Mesela Gebze’ye yeni bir hükümet konağı yapmak isteyip de planlayıp, hayata geçiremediğimiz bir proje. Orda da bazı zorluklar var. Adliye taşındıktan sonra mevcut binanın elden geçirilerek oraya Gebze’ye daha yakışır bir Hükümet konağı düşündük. Bunun tabi kabulünü sağlamak, insanların istemesini sağlamak önemli. Buna benzer bir çok yatırımın adımlarını zihni planda yaptık, arkadaşlarımız yerine getirecek.

KOCAELİ’DE EĞİTİMİN DURUMU

İ.K: Başarılı öğrenciler neden İstanbul’u tercih ediyor?

E.T:  Bunun sebebi burada marka okulumuzun olmaması ve bu çocuklarımızın kendi seviyelerinde kendi almış oldukları eğitimi devam ettirecek şekilde Anadolu lisesi okul sayısının az olmasıdır. Bu anlamda da son dönemde yapılan 3 tane Fen lisemiz vardı. Yeni 3 tane daha fen lisesi açılıyor. Sosyal bilimler lisesi 1 taneydi 2. si açıldı Gebze bölgemizde. Diğer başarılı okullarımızı, Anadolu Lisesi’nde onlarında başarılarını, puanları yükseltmek suretiyle Kocaeli’nde yetişen bu üstün zekâlı ve başarılı çocuklarımı buradaki Anadolu liselerimizde tutmak suretiyle üniversite sınavlarında o başarısızlığımızı ortadan kaldıracak çalışmalarımız yapıyoruz.

 MESLEK LİSELERİ BAŞARIYI AŞAĞIYA ÇEKİYOR

Tabi ki  burası sanayi şehri. Liselerimizin  içerisinde teknik ve Endüstri Meslek liseleri Türkiye ortalamasının çok üstünde.  Şuan itibariyle %55 seviyesinde. Türkiye ortalaması %45 seviyesindedir. Çocuklarımızın daha çok meslek liselerini tercih etmiş olmaları üniversite sınavlarındaki başarıyı da dolaylı bir şekilde biraz aşağıya çekmektedir. Meslek Liselerinin Türkiye genelindeki puan ortalamaları diğer Anadolu, fen liselerine göre düşük olduğu için bu çocuklarımız meslek seçimine giren çocuklarımız Daha meslek lisesine devam ederken staj döneminde işini ayarlıyor. İşe yerleşiyor, hayata ve çalışmaya başlıyor. Üniversite sınavlarını ,Türkiye’nin diğer illerindeki eğilimin tersine 2. Plana atabiliyor. Önce işe ve çalışmaya başlıyor. Maaş almaya başlıyor. Daha sonraki dönemlerde ise Üniversite sınavlarına girmek suretiyle yüksek öğrenimini tamamlamaya çalışma şeklinde bir eğilim var. Bu tabi liseden mezun olmuş, doğrudan doğruya sınava giren öğrenci sayısı, diğer illere göre oran olarak düşük kalıyor.

KOCAELİ’NİN ÜNİVERSİTE BAŞARISI

İ.K: Göreve başlayalı 4,5 yıl oldu.  Üniversite sınavlarında siz göreve başladığınızda Kocaeli kaçıncı sıradaydı şimdi kaçıncı sırada?

E.T: Üniversite sınav sonuçları konusunda il sıralaması şuan açıklanmıyor. Bakanlık bir karar aldı, açıklamıyor. Ancak şunu söyleyebiliriz. Türkiye genelinde derece yapan ilk 100’e giren ilk 1000’e giren çok sayıda öğrencimiz var. Bu sayı hızla artıyor. Fen lise sayısının artması, Anadolu Lise sayısının artması marka okul dediğimiz gerek devletin okulları, gerek kamunun okulları, gerek özel sektör okullarının sayısının artmasıyla olacak ve biz bunu ölçüyoruz. İl düzeyinde ölçüyoruz. Ama Türkiye genelinde bir mukayese imkânımız, 3 yıldır yok. Ama ben şunu görüyorum. Bir hedef koyarsınız, o hedefe ulaşmak için belli şartları oluşturursunuz. O hedefe de adım adım gidersiniz. Biz burada onu yapıyoruz. Eğitimin fiziki alt yapısını çözdük, Allah’a şükür. Kocaeli’nde derslik anlamında bir sıkıntımız yok, okullarımızın fiziki kalitesi niteliği anlamında bir sıkıntımız yok. Fen liselerinin sayısı bu yıl inşallah 6’ya çıkıyor. Sosyal bilimler lisesi 2’ye olacak. Genel liseler aşağı yukarı hepsi Anadolu liselerine çevrildi. Meslek liselerinde ki başarı artıyor. Bunların hepsi Kocaeli’ndeki üniversite sınavlarına girişteki başarıyı arttıracak faktörlerdir. Temel faktörler bu TEOG sınavı dediğimiz, bu işte eski SBS sınavı dediğimiz sınavdaki başarı da üniversite sınavdaki başarıyı etkileyecek en önemli faktördür.

 SBS’DE 50’LERDEN İLK 10’UN İÇİNE GİRDİK

 Ben 2010 yılında geldiğimde SBS Sınavında, 2009’da da, 2008’de de Kocaeli 50’lerde gidiyordu. En son açıklandığında, Şuan da SBS sınavı da açıklandı, TEOG sınavının da il sıralamaları açıklanıyor. 2012-2013’de 18. Sıralamada olarak ciddi bir ilerleme ilerledik. Bu sene TEOG Sınavında ki aldığımız sonuç, bu tabi gayri resmi bir sonuç. İlk 10’da olduğumuz yönünde çok sevindirici bir haber aldık. Ama bu resmi bir sonuç değil. Bize söylenen başarının ciddi oranda arttığı, tabi şimdi yapmamız gereken başarılı çocuklarımızı Kocaeli’ndeki okullarda, liselerde tutmanın yollarını aramak. Bu çocukların İstanbul ve  değişik illere tercih yapmak suretiyle gitmesini önlemek. Dolayısıyla üniversite sınavlarında ki başarımızı da arttıracağız. Yani eğitimde böyle bir noktadayız. Şuan devam eden 51 tane inşaatımız var. Önemli bir kısmının Eylül ayına açılmasını planlıyoruz. Belki birkaç tane okulumuz ön görülmeyen bazı şartlar olabilir, engeller çıkabilir bunları da eğitim öğretime açacağız. Bir taraftan da tabi önümüzdeki yılı planlama açısından da yeni yatırımlar da yapılacak. Eğitim sorununu Kocaeli’nin gündeminden çıkarma noktasında çok önemli mesafe kaydettik. Bu konudaki çalışmalarımız hiçbir şekilde, herhangi bir rehavete kapılmadan devam edecektir.

KOCAELİ’DE EĞİTİME YÜZDE YÜZ DESTEK

İ.K: Hayırseverlerin yaptığı derslik  sayısı ne kadar?

E.T: Kocaeli olarak, genel  bir rakam söyleyebilirim. Şuan itibariyle Kocaeli’nde özetle kendi dönemimi son 4 yılda yaptığımız okulların yaklaşık olarak 3 te 1’inden fazlasını hayırseverler sayesinde yapıyoruz.  4 yıllık dönem içerisinde yaklaşık 40 adet okulumuzu hayırseverler yaptı. Bu Türkiye  ortalamasının üzerinde.  2002 yılında Kocaeli’nde 6500 derslik vardı. Şuan itibariyle Kocaeli’nde 13 Bin civarında derslik var. Tabi biten okullarımız da var bir taraftan, sayı her gün değişebiliyor.  Hayırseverlerimizin 4 yıl içerisinde 3 bin derslikten, 1700 derslik katkısı oldu. Çok ciddi bir hayırsever katkısı alıyoruz. Bu konuda  Kocaeli şanslı.

İ K: Öğretmen atamasında sıkıntı var mı? Ne kadar öğretmen açık kadrosu var ?

E.T: Öğretmen sıkıntısını aştık. Ücretli öğretmenlerimiz vardı Özellikle Dilovası’nda.  Şuan da ücretli öğretmen sayısı da hızla artıyor. Norm kadroda bir miktar boşluk var. Norm kadroya göre 2500 civarında açığımız görülmekle birlikte bizim o kadar ihtiyacımız yok. Son atamalarla birlikte, aslında hiçbir okulumuzda öğretmen açığımız da yok. Branşta itibariyle veya kısmen ücretli olan öğretmenler ki onları da öğretmenlik  formasyonu  olanlardan alıyoruz. Ücretli dediğimiz şeylerde sokakta bulduğumuz üniversite mezunu kişiler değil.

Tabi şuanda onu kesin bir rakam söylemem mümkün değil. Eğitim – Öğretim başlayınca atamalar bir taraftan devam ediyor. Öğretmenler henüz gelip başlamayanlar, başlayanlar var. Onlara göre binin altında ücretli öğretmen diyebilirim. Şuan fiilen çalışan, kamu okullarında 16 bin civarında öğretmenimiz var. 16 binde bunun bin dediğimiz zaman yüzde 10’un altında bir rakamdır. Bu yıl bu sayı o kadar bile olmayacak. Daha da aşağıya düşecektir. Ki ücretli çalışan arkadaşlarımıza onu özellikle söylüyorum, öğretmenlik formasyonu almış arkadaşlardan seçiyoruz.

 ÇEVRE KİRLİLİĞİ’NE KARŞI MÜCADELE

İ.K: Dilovası’nda ki çevre kirliliği ne durumda?

E.T:  Dilovası en çok gündeme getirilen, siyasi sebeplerle de gündem konusu yapılmaya çalışan husustur bu. Dilovası’nda şuan da bütün bacaları takip ediyoruz. Dilovası’ndaki hava kirliliğinin sebeplerini araştırıyoruz. Bu elimizde birçok veriler var, kanserojen bazı hususlar olduğu filan söyleniyor. Hiçbiri çok sağlıklı bilimsel araştırmaya dayanarak sağlanmış sözler değil. Biraz ahlaki bilimsel araştırmalara bağlı değil.  Biraz da siyasi gerekçelerle, siyasi münazaralar ortaya çıkartılan şeylerdir.

İ.K: Sağlık Bakanlığı bu konuda çalışma yapıyor mu?

E.T:  Dilovası’nda  kanser vakası Türkiye’nin 3 katı filan dendi. O araştırmaların ilk bulguları sonucunda öyle bir sorun yok. Yapılan ölçümlerde abartıldığı gibi böyle bir husus yok. Kaldı ki o dönemde ortaya çıkartıldığı söylenen bilimsel rapor dedikleri şeyinde bilimsel rapor olmadığını, bir üniversitedeki hocanın ve bir öğrencinin doktora tezi şeklinde yapmaya çalıştıkları, hiç sonuçlanmamış, yarım çalışmanın, kamuoyuna kesin bilimsel çalışmaymış gibi aktarılması şeklinde ortaya çıkmıştı.  Sağlık bakanlığı böyle bir çalışmayı başlattı. İnanın ben Vali olarak bu çalışmadan sonra bende rahatladım. Çünkü öyle bir şey olduğu takdirde bende vebal hissedecek ve vebali olan bir yöneticiyim. Gerekli önlemleri almaya çalışıyoruz. Bir açık bırakmamaya çalışıyoruz. Gebze’de zaten bir sorunumuz yok. Dilovası’ndaki hava kalitesinin biraz yüksek olmasının birkaç sebebi var. Tabi Sanayinin orada çok yoğun olması, içerisinde hem otoyol hem D-100 karayolunun geçiyor olması .

İ.K: Peki kirliliğin asıl sebebi nedir?

E.T: Dilovası şöyle bir çanaktır. Araçlar inerken frene basıyor yokuşu tırmanırken gaza basıyor. Araç fazla gayret sarf ediyor. Tübitak’ın yaptığı araştırmada Dilovası’nda hava kirliğinin %50’lik kısmı araç trafiğinden kaynaklandığı belirtilmekte. Şimdi Körfez Geçiş Köprüsü  ve Kuzey Marmara otoyolunun yapılmasından sonra trafikten kaynaklanan, araçlardan kaynaklanan hava kirliliğinin önemli oranda ortadan kalkacağını düşünüyorum ve bunun gündemimizde tutuyoruz ve çalışmalarımızı ona göre yapıyoruz. Bir başka şey tabi böyle bir çanak Dilovası, rüzgar esmediği zaman fabrika bacalarından normal standartlardan çıkan, buhar, gaz yani mevzuatın ön gördüğü limitlerde çıkan gaz bazen asılı kalabiliyor havada. Asılı kaldığı zaman, insanlar şöyle bir gökyüzüne bakınca, hava bazen puslu bazen karanlık bir hava , burada her şey bitti, hava kalitesi öldü, burada nefes almak bile sorun diye gündeme getiriliyor. Bunlar o anda rüzgarın olmamasından kaynaklanan sorun. Burası sanayi bölgesi. Dilovası bölgesinin içinde olan sanayi. Etrafında fabrikalar var. Bunlar bugün ortaya çıkmış sorunlar değil, aşağı yukarı 50 yıllık bir sürecin sonucundadır. Şuan da biz her türlü tedbiri alıyor, 24 saat izliyoruz.

İ.K: Çevreyi kirleten kuruluşlara karşı yapılan yaptırımlarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

E.T: Şunu net olarak söylüyorum, sanayicilerimiz de bunu biliyorlar. Hava  ve çevre kirliliğine karşı sıfır toleransla çalışıyoruz. Kim ne yaparsa Kocaeli’nde karşılığını, cezasını buluyor. En çok çevre cezasının yazıldığı il Kocaeli’dir. Geçen yılın cezası yaklaşık 10 milyon lira civarında.  Bu tabi  çok kirlilik var ceza yazılıyor anlamına gelmesin. Bir aksayan bir şey gördüğümüzde ve onunla ilgili mevzuatta ne yaptırım varsa onu uyguluyoruz. Bu daha önce ki yıllarda çokta üzerine gidilmiyor. İşte sanayicileri küstürmeyelim, şunu küstürmeyelim bunu küstürmeyelim. Biz kararlılığımızı ortaya koyduk, sanayici biliyor ki havayı suyu kirlettiği zaman yaptırımla karşı karşıya kalacaktır. Burada tolerans yoktur, tedbirini de ona göre alıyor. Bacasını, filtresini, arıtmasını çalıştırıyor.

İ.K: Dilderesi temizlenebilecek mi?

E.T: Dil deresi kanayan bir yaradır. İlk geldiğim andan itibaren gündemimize aldık. Tabi işler istediğiniz hızda olmayabiliyor. Dil Deresi Islah projesi başladı. İnşallah önümüzdeki yıl ortasında bitecek. Dil deresinin etrafında da çay bahçelerinde çay içeceğimiz günü iple çekiyorum, bunu da yaşayacağız. Hava ve su kalitesi artacak. Kocaali’de evsel ve endüstriyel atıkların arıtılma oranları %99’lardadır. Türkiye genelinde en yüksek orandır. Kocaeli’ni yakalayan şuan da başka bir il yoktur. Kocaeli kadar sanayinin çok olduğu,yoğun olduğu ve havasının bu kadar güzel olduğu bir il yoktur.

İ.K: Dilovası çevre sorunlarını aşabilecek mi?

E.T: Bizim 5-10 yıl önce yaşadığımız sorunları şuanda yaşayanlar var. Allah’a şükür Kocaeli bu sorunlarını aşmış bir kenttir. Biz Valilik olarak Kimyasal madde taşıyan tankerlerin vana doldurma ve boşaltım sistemlerine kadar takip ediyoruz.  Bir dönem Dilovası’ndan geçtiğiniz zaman çok ağır bir çürük kokusu gibi kokuyla karşılaşırdınız. Sebebini araştırdık. Boşaltılırken bir anlık sızan kimyasal madde bütün Dilovası’nı çok ağır bir koku alıyordu. Bunu araştırdık, bu vana, boşaltma sistemi, tankerlerin vanalarındaki ilkel eski sistemlerle boşaltım yapılıyordu. Bunların tümünü değiştirdik şimdi eskisi gibi o kokular yok. Zaman zaman böyle çok nadir de olsa hatalar, işletmelerle ilgili sorunlar olabiliyor. Bunun da hemen gereğini yapıyoruz. Hep birlikte sanatçılarımızla, Halkımızla, Ankara’yla iş birliğiyle çevre sorunlarımızı hızla halleden bir kentiz. Bunu çok net söyleyebilirim.

TAŞ OCAKLARI İÇİN DÜĞMEYE BASILACAK

İ.K:  Taş Ocakları ve kömür depoları hep şikayet konusu oldu. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

E.T: Gebze ve Dilovası bölgesinde kömür depolarımız var. 1996’da yapımına başlanmış ancak bir türlü taşınmayan kömür depolarına çok kararlı bir duruş ortaya koymak suretiyle oraya taşıdık, tedbirleri aldık. Toz tutma sistemi ve oradan kömür depolama, paketleme eleme sistemlerini belli bir bölgeye taşıdık. İlk başta Dilovası halkında, oradan şehrin üzerine bir toz gelir mi diye endişe vardı. Biz garanti verdik. Böyle bir şey olmayacak. Gerçekten şuan itibariyle D-100’ün yanındaki kömür yığınlarını kaldırdık. Onun oluşturduğu kazalar ortadan kalktı. Şehir bu sıkıntıdan kurtuldu. Türkiye’nin en modern kömür Eleme, paketleme ve depolama tesisleri Kocaeli’ndedir. Kömür depolarının taşınması zor oldu. Taş ocaklarının taşınması daha da zor olacak. Orda da çok ciddi sıkıntılar ve engeller var. Akşamdan sabaha hayata geçirebileceğimiz bir proje değil. Ama onu alt yapısın oluşturuyoruz, hedefimiz belli, hedefe hangi yollarla, hangi araçlarla gideriz. Onun çalışmasını da yaptık. İnşallah yakın bir gelecekte düğmeye basacağız. Taş ocaklarını mümkün oldukça şehirden uzak, insanların hayatlarını mümkün olduğunca az etkileyecek bir bölgeye toplamaya çalışıyoruz. Bunla ilgili bazı mevzuat düzenlemeler gerekiyor. Daha ruhsat süresi 10-15 yıl olanlar var. Şuan mecliste olan torba kanunda maden ocaklarının hakları ile birlikte başka alanlara nakledilmesi ile ilgili kanun teklifi verildi. İnşallah o yasa çıktıktan sonra koyduğumuz hedefe ulaşmada ciddi bir aydınlanma olacak. Emin adımlarla ilerliyoruz ama kesin bir zaman vermek istemiyorum.  Ancak mümkün olan en kısa sürede üstesinden geleceğiz.”

Vali Ercan Topaca ile daha önce yaptığımız söyleşinin görüntülerini Devri Alem İnternet televizyonumuzun http://devrialem.tv/v/23083/kocael-vals-ercan-topaca-le-canli-rportaj#.U8eDUZR_uWM linkinden izleyebilirsiniz.

Soykırım ve hayatın belgeseli

İsmail Kahraman’ın kalemi Emre Kahraman’ın belgesel çekimi ile Balkan turlarında uzman Koşukavak Turizmin sponsorluğunda 8 günde 7 ülke,

 Sarayova’dan Mostar’a Bosna’da Devr-i Alem

Soykırım ve hayatın belgeseli

 Evladı Fatih han diyarı Bosna’dan sizlere sesleniyoruz. Bosna’ya daha önce 3 kez uçakla gitmiştik. İgman Dağları üzerinden Sarayova’ya inmiştik bu kez dünyaca ünlü Drina Nehri’ndeki Tara Kanyonu’ndan  karayolu ile Bosna’ya giriyoruz. Drina Nehri Sava Irmağı ile Tuna’ya karışıyor. Karadağ üzerinden vadiler aşarak Drina Vadisi’ne giriyoruz. Muhteşem bir güzellik göz ve gönül okşuyor. Zaman zaman durup fotoğraflar çekip, belgesel görüntü kayıtları yapıyoruz. Drina Nehri ve Tara vadisi kültür tarihimizin de bir çizgisi. Meşhur yazar İvo Andiriç’in Drina Köprüsü romanında anlattıkları gözlerimizin önünde canlanırken vadinin ve dağların ihtişamlı manzarası eşliğinde Bosna’ya geliyoruz.

ŞAVAŞ TÜNELİNDE TARİHE NOT DÜŞÜYORUZ

Bu kez Bosna’yı savaş yıllarında 4 yaşında yetim kalan babası savaşta ölen Mirza Ömer Hadiç’in rehberliğinde geziyoruz. İlk durağımız Savaşlarda Sarayova’nın can damarı olan savaş tüneli oluyor. 800 metre uzunluğundaki savaş tüneli, Sarayova’nın adeta can damarı olmuş. Çok güzel görsellerle tünel müze haline getirilmiş.  4 ay 4 günde kazılan tünel Bosna savaşlarının kazanılmasında önemli kilometre taşı. Tünelde belgesel çekimlerimizi yapıyor, tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.

BOSNA’DA HER YER ŞEHİTLİK

Bosna Hersek son 100 yılın en büyük insanlık katliamına sahne olan bölgelerden birisi. Dağ taş her yer şehit mezarları ile dolu. Amerikan CHE raporuna göre, bu savaşta 260 bin kişi ölmüş, bunun 160 bini Boşnak Müslümanı. Müslümanların lideri Bilge Kral Aliye İzzet Begoviç bir zamanlar çocuk parkı olan 500 e yakın şehidin mezarının olduğu şehitliğin tam ortasında Aliya’nın mezarı. Aliya ölmeden 1 hafta önce, kendisini ziyaret eden o dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ‘Sırpların arkasında Ruslar var, Hırvatların arkasında Almanlar var, Boşnakların arkasında Türkiye olmalı, Boşnakları sizin şahsında Türkiye’ye emanet ediyorum. Ona iyi sahip çıkın’ dediğini söyledi rehberimiz Mirza bey.

BAŞÇARŞI’DA TARİHİ YAŞAMAK

Sarayova’nın kalbinin attığı yer baş çarşıdır. Fatih tarafından fethedildiği yıldan beri, adeta yaşayan bir tarih. Sanki 500 yıl geçmemiş gibi her şey aslına uygun sanatkârlar işlerine devam ediyor. Esnaf tıpkı eski işlerini yapıyor. Ancak 15. yüzyılda inşa edilen bu çarşı 19. yüzyılda geçirdiği yangın nedeniyle inşa edildiği boyutun yarısı kadar kalmıştır. Çarşının tam ortasında çeşme bir anlamda Sarayova’nın sembolü. Sebil, 1891 yılında yapılmıştır. Fakat zaman içerisinde zarar gördüğü için yeniden yapılmıştır. 1984 Olimpiyatları öncesi yenilenen sebil, 2006 yılında tamamen eski görünümüne kavuşturulmuştur. Başçarşı’nın kalbinin attığı yer ise, Hüsrev Bey Külliyesidir. 1530 yılında inşa edilmiştir. 26 metre yüksekliğindeki kubbesi oldukça görkemlidir. Cami minaresi ise 47 metre yüksekliğindedir. Kubbe ve diğer kısımlarda yer alan işleme, süsleme ve halı gibi detaylar görülmeye değerdir. Külliyesi yaptıran ve Sarayova’yı dünyanın en önemli şehri haline getiren Hüsrev Bey, o dönemin en zengin devlet adamı olmasına rağmen bütün malını mülkünü vakfetmiş, öldüğünde bir çorabı ile kalmamış bir devlet adamı. Ancak kurduğu vakfın medresesinde okuyan bugünkü öğrenciler bile, her gün Hüsrev Paşa’nın ruhu için camide hatim okuyorlar, biz de türbesinde hatim okuyarak. Baş çarşıdaki gezimizi sürdürüyoruz. Hüsrev Bey’in yaptırdığı Handan Aliye İzzet Begoviç’in öncülüğünde Bosna Genç Müslümanlar Birliği kurularak, Bosna’nın kurtuluşuna zemin hazırlanmıştı. Bugün bu handa oturup çaylarını yudumlayan gençlerin ne kadarı bu tarihi geçmişi biliyor.

BİRİNCİ CİHAN HARBİ SARAYOVA’DA BAŞLAMIŞTI

Sarayova’daki gezimizin şimdiki durağa birinci cihan harbinin fitilin ateşlendiği yer. Avusturya Macaristan veliahdının 1914 yılındaki Sarayova ziyaretinde, Sırplı bir öğrencinin veliahttı vurduğu köprünün başına geliyoruz. Sırplı genç, silahı çekip, veliahttı vurduğu yerdeki binanın duvarında bu tarihi olayı anlatan tabela var. Duvarlarda resimler var. Birinci Cihan Harbi burada patlak vermiş, Sırpların yanında Ruslar Avusturya Macaristan’ın yanında Almanlar savaşı başlatmışlar, savaş bütün dünyaya yayılmış, milyonlarca insan ölmüş Osmanlı tarih sahnesinden silinmişti. Medeni geçinen Avrupa bu savaştan ders almamış 2. Cihan Harbi’nde de birbirlerini öldürmüşler, onlarca milyon insan hayatını kaybetmiş.

BOSNA, AÇLIK VE ÖLÜM

Son olarak Bosna savaşlarında Avrupaların aç gözlüğü yüzünden 260 bin insan Bosna’da ölmüştü. Bosna’da halen savaşın izleri tüm tazeliği ile gözükmekte. Evlerin bahçelerinde bile şehit mezarları var. Bize rehberlik yapan Mirza Ömer Bey, yaşadığı acı olayı bize şöyle nakletti: “ Ben savaşta 4 yaşındaydım. Babamın şehit olduğu haberi eve gelince, annemin babanız öldü demesini üzerine açlık ve yokluk yüzünden o gün çocuk ruhu ile ölümün ne olduğu bile bilmeden “Anne Babamı pişirip yiyebilir miyiz” demem açlığın ne kadar korkunç olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.” Derken bir tarafımdan da gözünden de birkaç damla yaş dökülüyordu.

Sarayova’yı adım adım gezerek, tarihe not düşüyoruz. Üçüncü kez Sarayova’ya gelişim. 2003, 2009 ve 2011 yılında Sarayova’yı gezmiştim. Şimdi Eylül 2014 Sarayova’da yine belgesel çekiyor, Saray Bosna şehirlerini gezerken vurulan camilerin yakılan kütüphanenin, insanların hunlarca katlettiği pazarların yerlerini dolaşırken tarihi geçmişi âdete yeniden yaşar gibi oluyoruz

TÜRK BÜYÜKELÇİSİ İLE RÖPORTAJ

Gittiğimiz her ülkede Türk büyükelçilikleri ve konsoloslukları ziyaret etmeyi bir gelenek haline getirdik. Türkiye’nin Bosna Hersek Büyükelçiliğini ziyaret ediyoruz. Daha önce eski tarihi bir binada hizmet veren Türk büyükelçiliği yeni ve modern olarak yapılan kendi binasına taşınmış. Büyükelçi Sayın Cihat Erginay ile görüşüyoruz. Cihat bey, ataları balkan kökenli bir aile, sıcak ve samimi bir insan, bizleri Bosna Hersek ile ilgili önemli bilgiler veriyor. Türkiye ile Bosna arasındaki ilişkiler, Türk yatırımcıların Bosna’daki faaliyetleri ve her geçen gün artan ticaret hacmi ve sürekli artarak büyüyen turizm faaliyetleri ile ilgili bilgiler veriyor sayın büyükelçi. Türkiye’nin birçok ünlü firmasının Bosna Hersek’te yatırım yaptığını öğrenmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Büyükelçi sayın Cihat Erginay, Devri Alem programı aracılığıyla Türkiye’deki yatırımcıları ve Turizme ilgi duyanlara Bosna’ya dahil ediyor.

Sarayova’daki son akşamı nehir kenarındaki 70 yıllık bir restoranda yediğimiz yemekle noktalıyoruz. Bosna civarındaki nehirler ve dereler Tuna Nehrinin en büyük kolu olan Sava ve Drina Irmağı ile birleşip Belgrat’ta Tuna nehri ile birleşiyor. İşte Tuna ile birleşen o nehrin kenarında rehberimiz Mirza Bey belgeselimizin ana sponsoru değerli dostumuz Koşukavak turizmin sahibi Sayın Rıfat Yakupoğlu ve belgesel ekibimizle Bosna yorgunluğumuzu o muhteşem Tuna Nehri ile birleşecek ırmağın kenarında ırmağı seyrederek atıyoruz.

YARIN: Sarayova’dan Mostar’a Devri- Alem

Eski ve yeni Vali

Valiler kararnamesi yayınlandı. 4 yıldır görev yapan Ercan Topaca Hatay valisi olurken, yeni Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu ise Mersin’den ilimize atandı. Vali sayın Topaca’nın Emniyet Genel Müdürü veya İstanbul Valisi olacağı konuşuluyordu. Sürpriz bir şekilde Hatay’a atanması muhtemelen İç İşleri Bakanı Efkan Ala’nın sayın Topaca’ya karşı tavır alması olarak değerlendirebiliriz. Çünkü, sayın Ercan Topaca ile daha önce Valilik yapan Efkan Ala arasında sürtüşme ve sıkıntı olduğu söyleniyordu. Ancak, sayın Topaca’nın Hatay’a atanması Topaca’nın önünün açık olduğu şeklinde yorumlayabiliriz. Suriye’de ki olaylar nedeniyle Hatay bir hayli karışık. Hatay’da ki sıkıntılı ortamı Topaca’nın düzeltebileceği ve burada ki görevinden sonra da Ercan beyin Büyük bir İl veya İçişleri Bakanlığı’nda üst düzey yönetici olabileceği şeklinde yorumlayabiliriz. Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’a da çok yakın bir isim olan Ercan bey, Erdoğan’ın çalışma ekibi içerisinde de yer alabilir.

     Yeni Vali ile ilgili yorumlarımı yazmadan sayın Topaca’nın 4 yıllık Kocaeli Valiliğini kısaca yorumlamak istiyorum. Zor zamanda görev yaptı. Şaibeli ve akçeli hiçbir işte adının anılmaması önemliydi. Kocaeli’de en önemli hizmeti eğitim alanında ki seferberliğiydi. Eğitimde ki 4 yıl önceyle 4 yıl sonra ki başarı oranı karşılaştırıldığında Ercan beyin başarısı ortaya çıkar. Çevreye de büyük önem veriyordu sayın Topaca. Çevre konusunda çok ciddi yatırımlar yapıldı. Çevre ve eğitimde ki başarısı gerçekten her türlü takdirin üstünde.

   Gebze bölgesine pozitif ayrımcılık ve hizmette öncülük yaptı. Gebze tarihine haftada bir gün de olsa Gebze Valisi olarak geçti. Gebze ile ilgili özellikle Hünkar Çayırı ve kervansaray konusunda çok büyük emek sarfetmesine rağmen başarılı olunamadı. Keşke, kervansaray ve Hünkar Çayırı’nda da sayın topaca kubbede hoş bir seda bırakabilseydi. Verilen sözler askıda kaldı. Sayın Topaca ile bir çok kez röportaj ve söyleşi yaptık. İlk geldiğinde recep Yazıcıoğlu gibi vali diye yazmıştım. Gerçekten de hizmetleriyle eser ve iz bıraktı. Yeni görevinde kendisine başarılar dilerken kendisiyle ilgili daha önce yazdığım yazıların bir bölümünü www.gebzegazetesi.com adresindeki linklerden okuyabilirsiniz:

Vali ile Kocaeli´de Devr-i Alem: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-6005-vali-ile-kocaeli´de-devr-i-alem.html

İzmitin değil Kocaelinin valisiyim: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-5961-izmitin-degil-kocaelinin-valisiyim.html

 Gebze valisi Ercan Topaca: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-5946-gebze-valisi-ercan-topaca.html

Gebze´nin Valisi var: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-2793-gebze´nin-valisi-var.html

Vali´den basın tarihine geçecek açıklama: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-2534-vali´den-basin-tarihine-gececek-aciklama.html

Vali Topaca ve Başkan Karaosmanoğlu´nun dikkatine!: http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-7292-vali-topaca-ve-baskan-karaosmanoglu´nun-dikkatine.html

YENİ VALİMİZ GEBZE’DE EVLENMİŞTİ

Zaman ne de hızlı geçiyor. Bir zamanlar Gebze Kaymakamı olan ayrıca da Hacı unvanına sahip Abdülkadir Güzeloğlu’nun Kaymakam olan oğlu Anlı şanlı bir düğün ile Çayırova Şişecam tesislerinde evleniyordu. Genç bir gazeteci olarak elimizde fotoğraf makinamızla od düğünü takip ediyorduk. İbrahim Tatlıses başta olmak üzere bir çok ünlü sanatçı katılmıştı. Şanlıurfa Gebze’ye akın etmişti. Dillere destan bir düğün olmuştu. İşte o düğünde evlenen yeni Kocaeli Valisi saylın hasan Basri Güzeloğlu idi. Bir çok ilde Valilik yaptı. Şimdi de Mersin’den Kocaeli’ye Vali olarak atandı. Yeni Valimize hoş geldin diyor ve başarılar diliyorum. Kendisiyle ilgili gazetemizde yer alan haberi sizinle paylaşıyorum: http://www.gebzegazetesi.com/Haber-10993-yeni-valimiz-gebzede-evlenmisti.html

YENİ VALİLER KARARNAMESİ

Yeni Valiler kararnamesi gerçekten sürpriz isimlerle dolu. Yeni başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ilk atama listesi. Listenin geneline baktığımızda çok şeyler ifade ediyor. Yenin kararnameyle ilgili gazetemizin haberini sizinle paylaşıyorum. http://www.gebzegazetesi.com/Haber-10990-hatay-valisi-oldu-iste-yeni-vali.html

Adriyatik’den Geliyorum..

  Adriyatik’de neresi? Hep “Adriyatik’den Çin seddine “ Türk dünyası coğrafyası denir. .Adriyatik fazla gündeme gelmez bilmeyiz. Aslında Adriyatik sahillerini bilmeden Adriyatik’e gitmeden ve en önemlisi Adriyatik’de yaşanmış muhteşem Osmanlı tarihini araştırmadan Türk-İslam tarihi bilinmez. Osmanlı tarihi ise hiç anlaşılmaz.

   Biz Balkanlar ve Rumeli coğrafyasına  gideriz. Şöyle bir gezip geliriz. Bosnaya gidip, Balkanları gezip’de Adriyatik sahillerindeki  Karadağ, Hırvatistan, Arnavutluk, Bosna ve Yunanistan’ın  Adriyatik denizi  ve  mora sahillerindeki şehirlerini gezmemek büyük eksiklik. Gebze’nin kültür turu yapan marka firmalarından  Koşu Kavak Turizmin  daveti ile   Devri Alem  programı olarak  7-14 Eylül 2014 tarihlerinde Adriyatik sahillerinde tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.

       Kocaeli’nden Adriyatik Sahillerine Kültür Yolculuğu

     Balkanlar ve Rumeli’ye ilk kez 1992 Yılı’nın haziran ayında gitmiştik.  Aradan 22 yıl geçmiş. Bir çok kez balkan ülkeleri ve Rumeli topraklarına gittim. Kocaeli’den Rumeli Kültür yolculuğuna çıkıyoruz. Rumeli’yi Balkan coğrafyasını bilmeden Kocaeli tarihi de bilinmez, aslında Kocaeli tarihi bir anda Balkanlar ve Rumeli tarihidir çünkü Kocaeli bölgesinde Balkanlar ve Rumeli kökenli çok sayıda insanımız var. Tarih ve kültür coğrafyası çok önemli.

       Tarihi sevmek için coğrafya ile dost olmak gerek.  Kültür ve medeniyet coğrafyamız çok önemli. Milli ve manevi coğrafyayı bilemeyen tarihini de bilemez. Tarih bilinci coğrafyayı sevmekle başlar. Balkanlar ve Rumeli tarihi bilincine sahip olmayanlar için hiçbir şey ifade etmez.  Milli ve manevi coğrafyayı biliyorsanız Rumeli ve Balkanlar kelimesi sizlere çok şey söyler. Hele Rumeli ve Balkanlar coğrafyasını gezdiyseniz… Rumeli ve Balkanlar’da yaşanan olaylara ilginiz varsa heyecanlanırsınız.  Rumeli deyince  gönül teliniz titrer, kendinizi bir anda  kültür coğrafyamızın içinde  buluverirsiniz. Coğrafya ses verir, Şairlerin şiiri ile sizlere uzaklardan  seslenir, yanık Rumeli türküleri diyardan diyara götürür bazen Tuna boylarına bazen Vardar ovasına bazen Maya dağına çıkarır. Hele, bir şiir var ki mısralarını söylediğimizde hüzünlenir duygulanırsınız yüzlerce yıllık Osmanlı medeniyetini ve dedelerimizi hatırlarsınız. İşte o şiirlerden birisi.

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler

Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar

Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan´dan beri

Üsküp´te, Estergon´da, bir atar damar gibi

Davullar, zurnalar ve serhat türküleri…

Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Tiyanşan, Kadırgan Dağları´na dek uzar

Kim demiş vatanımız Edirne´den Kars´a kadar.

  Değerli Kültür adamı  Yavuz Bülent Bakilerin dediği gibi vatanımız  “Edirne’den Karsa kadar  değil, Avrupa’dır Asya da dır.  Avrasya ve Rumeli  deyince akla önce İstanbul  ve yanı başındaki Kocaeli  gelir.. Avrasya coğrafyasıyla Rumeli ve Balkanları bilmek ve tanımak için İstanbul’u ve Kocaeli’yi tanımak gerekli. Çünkü bu coğrafyada binlerce insan göçerek İstanbul’u, Kocaeli’yi Sakarya’yı vatan kabul etmiş bu bölgelerin gelişmesine katkıda bulunmuşlar, buralarda yuva kurup çocuklarını büyütmüşler. Bugün torunları ve çocukları dedelerini hatırlamasa da tarih ve coğrafya gerçekleri haykırıyor biz dedeleri ve babaları Rumeli’den gelenlere Devr-i Alem farkıyla Rumeliye götürüyoruz.

Bu insanlarımızın Ata ve dedeleri Rumeli ve Balkanlardan Bosna’dan Tuna boylarından geldiler biz Devr-i Alem diyor, Rumeli Balkanlar gezimizin ilk durağı Evladı Fatihan diyarı Makedonya’dan kültür yolculuğumuza başlayacağız. Elimizde kameramız ve fotoğraf makinemizle Makedonya’dan başladığımız yolculuğumuza Kosova , Arnavutluk Karadağ, Bosna Hersek Hırvatistan , Yunanistan’da noktalayacağız, şimdi Makedonya’nın başkenti Üsküp’ten Rumeli toprakları ve Adriyatik sahillerine kültür yolculuğuna birlikte  çıkalım diyar.  Koşukavak Turizmim sahibi değerli dostum  Rifat Yakupoğluna teşekkür etmeyi bir borç biliyor, Adriyatik sahillerinde çektiğimiz  belgesel görüntülerin senaryo metni ve araştırma yazısını   sizlerle  payla çağımızı duyuruyoruz.

Kocaeli’den Balkanlara Kültür yolculuğu

Tarihi sevmek için coğrafya ile dost olmak gerek.  Kültür ve medeniyet coğrafyamız çok önemli. Milli ve manevi coğrafyayı bilemeyen tarihini de bilemez. Tarih bilinci coğrafyayı sevmekle başlar. Balkanlar ve Rumeli tarihi bilincine sahip olmayanlar için hiçbir şey ifade etmez.  Milli ve manevi coğrafyayı biliyorsanız Rumeli ve Balkanlar kelimesi sizlere çok şey söyler. Hele Rumeli ve Balkanlar coğrafyasını gezdiyseniz… Rumeli ve Balkanlar’da yaşanan olaylara ilginiz varsa heyecanlanırsınız.  Rumeli deyince deyince gönül teliniz titrer, kendinizi bir anda kültür coğrafyamızın içinde buluverirsiniz. Coğrafya ses verir, Şairlerin şiiri ile sizlere uzaklardan seslenir, yanık Rumeli türküleri diyardan diyara götürür bazen Tuna boylarına bazen Vardar ovasına bazen maya dağına çıkarır. Hele, bir şiir var ki mısralarını söylediğimizde hüzünlenir duygulanırsınız yüzlerce yıllık Osmanlı medeniyetini ve dedelerimizi hatırlarsınız. İşte o şiirlerden birisi.

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler

Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar

Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan´dan beri

Üsküp´te, Estergon´da, bir atar damar gibi

Davullar, zurnalar ve serhat türküleri…

Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları´na dek uzar

Kim demiş vatanımız Edirne´den Kars´a kadar.

  Değerli Kültür adamı  Yavuz Bülent Bakilerin dediği gibi vatanımız  “Edirne’den Karsa kadar  değil, Avrupa’dır Asyadadır.  Avrasya ve Rumeli deyince akla önce İstanbul gelir. Çünkü Avrasya’nın merkezi,  kalbi ,gönlü ve bağlantı noktası, İmparatorluklar başkenti İstanbul’dur. 8 bin yıllık tarihi geçmişi ile İstanbul sadece Avrupa ve Asya kıtalarına başkentlik yapmaz Türk İslam medeniyetinin de İstanbul başkentidir. Avrasya coğrafyasıyla Rumeli ve Balkanlar’ı bilmek ve tanımak için İstanbul’u ve Kocaeli’yi tanımak gerekli. Çünkü, bu coğrafyada binlerce insan göçerek İstanbul’u Sakarya’yı vatan kabul etmiş bu bölgelerin gelişmesine katkıda bulunmuşlar buralarda yuva kurup çocuklarını büyütmüşler. Bugün torunları ve çocukları dedelerini hatırlamasa da tarih ve coğrafya gerçekleri haykırıyor biz dedeleri ve babaları Rumeli’den gelenlere Devr-i Alem farkıyla Rumeliye götürüyoruz.

Balkan ülkelerine ve Rumeli’ye kültür yolculuğa çıkmak için İstanbul’u ve Kocaeli’yi doya doya gezip, önce Asya kıtasına doğru yola çıkmak gerekiyor. Avrupalılar bile kültür tarihlerini Asya’da arıyorlar. Biz de Balkanlar ve Avrasya’yı bilmek ve tanımak için Asya’ya doğru gitmemiz gerekiyor. Asya demek Türkistan demek. Türk tarihinin yazılı tapu senedi olan Orhon Kitabeleri, Ötüken Ovaları, Balkaş gölü, Seyhan, Ceyhun ve Yenisey Irmakları, Pamir ,Hindikuş, Altay, Tanrı ve Sayan Dağları demek.

Karabalgas, Karakurum, Semerkand, Buhara, Taşkent, Kaşgar, Urumçi, Merv, Belh ve Nişabur şehirlerini anlamadan, oraları gezmeden, Asya’nın kültür tarihimizdeki yeri ve önemini  anlayamayız. Güneşin Batıdan doğduğu yer anlamına gelen Horasan medeniyeti Coğrafyası ; Iran, Afganistan, Pakistan Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ülkelerini ve bu ülkelerdeki kültür ve medeniyet tarihimizin izlerini anlayıp dinlemeden Avrasya hiç anlaşılmaz. Hele Balkanlar ve Rumeli ise hiç bilinmez. Çünkü gönülden gönüle yol olduğu gibi orta Asya ve Türkistan illerine de yolun Rumeli Balkanlar coğrafyasındaki Adriyatik sahillerinden başladığını biliyoruz. Adriyatikten Çin seddine kültür coğrafyamızın Avrupa’daki kilometre taşları ve muhteşem şehirleri var. Sarayova , Budin, Belgrad, Pirizdan, Piriştina, Tiran, üsgüp, İşkodra, Elbasan, Manastır, Selanik , Pilevne , Varnai Şunli ve daha sayamayacağımız onlarca şehir medeniyetimizi anlatır bizden vefa bekler.

Avrasya sadece iki kıtanın ifade ettiği bir kelime değildir. Avrasya, tarihtir, kültürdür, medeniyettir, bizi biz yapan kültür coğrafyamızın ta kendisidir. İlim, irfan, gönül sultanlarının yetiştiği diyardır. Asya’ya ruh veren Mevlanalar, Şahı Nakşibendiler, Farabiler, İbn-i Sinalar ve daha bir çok ilim fikir gönül sultanının yetiştiği coğrafyadır. Rumeli coğrafyası deyince Sarı Saltıkları, Gazi Erenleri Akyazılı Sultanları , Demir Babaları, Süleyman Hümnü Tunahan Hazretleri daha bir çok gönül sultanı erenler akla gelir onların manevi ikliminde huzur bulunur.

Asya’nın yetiştirdiği gönül sultanları Horasan üzerinden önce Anadolu ve Balkanlar coğrafyasına gelmişler, Anadolu’da kültür ve medeniyetimizi cihana yaymak için merkezler oluşturmuşlardır. Sultan Alparslan ile Anadolu manen fethedildikten sonra Avrasya’nın başkenti İstanbul olmuş, İstanbul’dan balkanlara ve Avrupa Coğrafyasına kültür ve medeniyet yolculuğuna çıkılmış.

Tuna nehri Avrasya’nın Avrupa’nın sınır çizgisi olmuş, Yahya Kemal’in ifadesiyle “Türk’ün gönlünde dağ var ise Balkan, nehir var ise Tuna” der. Balkan dağları ve Tuna kültürümüzün de sınır çizgisidir. Adriyatik sahilleri, Bosna Viyana kapıları Osmanlı medeniyetinin Balkanlardaki Serhat bölgeleriydi. Bugün Balkanlarda medeniyet ve kültür tarihimizin izleri  bütün vefasızlığa rağmen tüm ihtişamı ile dim dik ayaktadır.

Evet Avrasya ve Rumeli deyince tarihin ihtişamlı geçmişini hatırlayıp kültür coğrafyasına  yolculuğa çıktık. Avrasya ülkelerinde kurulan Göktürk devletin den Karahanlılar’a, Gazneliler’den Selçuklulara, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne onlarca devletin muhteşem eser ve hizmetlerini hatırlamış olduk. Avrasya ve Rumeli ile ilgili ne kadar anlatıp söylesek az. Avrasya, Avrupa ve Asya kıtalarını kısaltılmış ve tek kelimede toplanmış bir ad değil. Binlerce yıllık kültür ve medeniyet tarihimizin birleşgesidir.  Avrasya’yı en güzel şekilde anlatan değerli şair dostum, eğitimci yazar Dursun Elmas’ın şiiri ile sizleri Avrasya ve Rumeli coğrafyasına yolculuğa çıkarıyoruz.

Türkistan’a Selam

Dolanıp durmayın başımda benim

İsfahan’a doğru yürün turnalar.

Vuslat yangısında sızlar bedenim

Dağıstan’da sefa sürün turnalar

Bir gece bekleyin Tataristan’da

Menevşe devşirin Çuvaşistan’da

Gardaşım inliyor Çeçenistan’da

Mazlumun ahına erin turnalar

Yesi’de uğrayın Hoca Ahmet’te

Boşa girmedi ki onca zahmete

El açın divanda erin hikmete

Erenler bağına girin turnalar

Altaylar’dan aşın Tuva’ya varın

Sayan Dağları’nda keklik avlayın

Urumçi’ de esareti boylayın

Postları İrtiş’e serin turnalar

Aral kenarında gözyaşı dökün

Hazardaki yakamoza gül ekin

Selenge’de yunun şakıyın sekin

Türkistan’a haber verin turnalar

Balkanlar bizimdir iyi belleyin

Kosova nerede, olmaz demeyin

Batı Trakya’ya selam eyleyin

Atanın tahtına varın turnalar

Kırımda ağlayın Aybike kızlar

Tuna’ya atlayın oradan hızla

Haykırın bağırın çıkan avazla

Hükmünü tarihe vurun turnalar

Kaşık sallan Oş’ta Kırgız aşına

Yenisey’de girin sevda yaşına

Dilekte bulunun Bengü taşına

Hakas güllerini derin turnalar

Aşkabat, Düşanbe aşın ileri

Özbek’i, Kırgız’ı bırakın beri

Ötüken yurduna erdikten geri

Kür Şad’ın seyrine durun turnalar

Çıkın dağ başına Tanrı dağı’nın

Bindirin bahtına kalleş yağının

Orhun ırmağında vuslat çağının

Ahdine düğünler kurun turnalar

Yaralıdır gönlü Azerbaycan’ın

Gülmez yüzü aybalası ceylanın

Hocalı’da baca tütmez Aycanın

Sancır acıları sarın turnalar

Elbette ki benim bunun nedeni

Soysuza bıraktım nazlı Türkmen’i

Paramparça olan körpe bedeni

Kerkük diyarında görün turnalar.

TÜRKOĞLU inliyor yürekte sızı

Girne kalesinde kınalı kuzu

Kimlik mühürüdür alnında yazı

Şükür niyazına durun turnalar

 Evet   Avrasya ve Rumelinin sınır çizgisi ve haritası çok farklı.  Herkes kendine göre bir Avrasya  ve Rumeli haritası çizebilir.   Herkes  tarafından  Avrasya Ülkeleri olarak kabul edilen    Türkiye, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan,Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, İran, Gürcistan, Beyaz Rusya, Moldova, Azerbaycan,

Moğolistan, Ukrayna,  Ermenistan, Afganistan ve Balkan ülkelerini gezerek  tarihe not düşerek zaman noterlik yaptık. Değerli gönül insanı ve kültür adamı   Yavuz Bülent Bakilerin  “Bizim Türkümüz “ adlı  şiiri ile   sizleri  Avrasya Ülkeler ile ilgili hazırladığım  “ AVRASYA’DA DEVRİ ALEM”  yazı serimin Rumeli Balkanlar bölümüyle baş başa bırakıyorum.   Önce şiiri okuyalım sonra yolculuğa çıkalım.

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna´ya

Bizim türkülerimizdir söylenen

Konuşan dil, bizim dilimizdir

Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir

Kilimlerimizdir…

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız

Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan

Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla

Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.

KOCAELİ’DEN RUMELİ’YE KÜLTÜR YOLCULUĞU

Kocaeli’den Rumeli Kültür yolculuğuna çıkıyoruz. Rumeli’yi Balkan coğrafyasını bilmeden Kocaeli tarihi de bilinmez, aslında Kocaeli tarihi bir anda Balkanlar ve Rumeli tarihidir çünkü Kocaeli bölgesinden Balkanlar ve Rumeli kökenli çok sayıda insanımız var. Bu insanlarımızın Ata ve dedeleri Rumeli ve Balkanlardan Bosna’dan Tuna boylarından geldiler biz Devr-i Alem diyor, Rumeli Balkanalr gezimizin ilk durağı Evladı Fatihan dıyarı Makedonya’dan kültür yolculuğumuza başlıyoruz. Elimizde kameramız ve fotoğraf makinemizle Makedonya’dan başladığımız yolculuğumuza Kosova , Arnavutluk Karadağ, Bosna Hersek Hırvatistan , Yunanistan’da noktalayacağız, şimdi Makedonya’nın başkenti Üsgüp’ten Rumeli toprakları ve Adriyatik sahillerine kültür yolculuğuna başlayalım.

MAKEDONYADAYIZ

Kocaeli’den yola çıkıp Balkanları gezmeye Makedonya ve Kosova’da devam edeceğiz. Üsgüp, YAHYA Kemal’in memleketi ve Kosova’nın başkenti, evladı fatiha diyarı. Varvar ovası varvar ovası türküsüyle gönüllerde taht kuran , Maydağ’dan kalkan Kazlar, altopuklu beyaz kızlar türküsüyle aşıkların dillerine destan olmuş Üsgüp’te ilk durağımız mezarı Gebze’de bulunan Çoban Mustafa Paşa’nın yaptırdığı cami ile gezimize başlıyoruz. Sırasıyla Mustafa Paşa Camii, Murat Paşa Camii, saat kulesi, eski hanlar, Davut paşa hamamı ve kaleyi gezeceğiz. Makedonya’nın başkenti Üsgüp biraz da Bursa’ya benzediği için Bursa’nın kopyası diyebiliriz. Üsgüp’ten yola çıkarak çiçeği burnundaki yeni devlet Kosova’ya gidecek Rumeli fatihi şehit Sultan Muradı Hudaverdidarın kulübesinde Fatiha okuduktan sonra Priştinayı gezip ardından Türklerin yaşadığı Prizdine gideceğiz. Prizden nazlı bir Osmanlı şehri, camileri ve eserleri ile taht kuran bir şehir.

KOSOVA’DAN BOSNA’YA DEVR-İ ALEM

Kosova’dan yola çıkıp Şar Dağları ve Gora Türkmenlerinin yaşadığı Gora bölgesine el sallayarak tarihimizin önemli kilometre taşı Arnavutluk üzerinden Karadağ’a geçeceğiz. Karadağ önemli bir bölge. Yüzlerce şehidin yattığı yer. Ünlü İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif’in memleketi de Arnavutluk. Arnavutluk’un sular kenti İşkodra kalesinden Adliyatik sahilleri ve Nirin ırmağına el sallayıp son Osmanlı paşa ve şehitlerinin mezarında Fatiha okuyarak Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya hareket ediyoruz. Karadağ, Osmanlı’nın yıkılışında isyanlarla ünlenmiş başkentteki Fatih cami Osmanlı şehitliği, saat kulesi ve Adriyatik sahilindeki şehirleri geçmişin nazlı yadigarıdır. Buralar bize çok şey söyler ve çok şey anlatır.

KARADAĞ’DAN BOSNA HERSEKE TARİH YOLCULUĞU

Rumeli toprakları ve Adriyatik sahillerinde yollar , dağlar, ovalar ve ırmaklar Osmanlı tarihini anlatır. Osmanlı türkülerini söyler, Adriyatik’ten Çin seddine tarihimizin kilometre çizgisidir. Bazen engin vadilerden bazen de geniş ovalardan geçerken Osmanlı döneminden kalma eserler size göz kırpar ve gülümser. Ve Rumeli’deki gezimizi sürdürürken yolumuz Bosna Hersek’in başkenti Sarayova2ya geliyor. İlk durağımız vefa borcumuzu ödemek olacak.  Savaş döneminde özellikle Bosna’nın lideri olarak tanınan ve Bosna’nın unutulmayacak lideri olan Aliyaİzzebegovic´in kabrini ziyaret ediyoruz.

 Balkanların belki de en ünlü çarşılarından biri olan Başçarşıda soluklanarak Gazi Hüsrev Bey camisi ve

Türbesini ziyaret edip Boşnak kardeşlerimize selamlarımızı söyleyeceğiz. Bizleri 3 ayrı döneme götürecek olan Başçarşı şehir turumuzda Osmanlı’ya, Avusturya-Macaristan´a ve Yugoslavya dönemine ait eserleri görme şansını elde edeceğiz. Basçarşı gerçekten görülmeye değer küçük mimari dükkanlar, bu dükkanlardaki zanaat faaliyetlerinin devam etmesi Osmanlı’nın güzelliğini yansıtıyor. Yeşillikler içerisindeki Sarayovayı gezerken tarihin acı dönemlerini de hatırlıyoruz, 1990’lı yıllarda medeni dünyanın gözü önünde burada büyük bir soykırım yaşandı 250 bin Boşnak sırf Müslüman oldukları için katledildiler. Halen toplu mezarlar yer alıyor. Sarayova’nın başka acı gerçi daha var, 1914 yılında milyonlarca insanın ölümüne neden olan ve Osmanlı’yı tarih sahnesinden silen 1. Cihan harbinin çıkmasına neden olan olay da Sarayovadaki tarihi taş köprü’de yaşanmıştı. 1. Cihan harbinin yüzüncü yılında dünya savaşının fitilini ateşleyen Sırplı bir teröristin Avusturya-Macaristan vaelihattını Taşköprü’de öldürme olayını hatırlayacağız.

MOSTAR’DAN OHİ’YE GİDİYORUZ

Saraybosna’dan yola çıkarak köprüsüyle dillere destan olan Mostar’a gidiyoruz. Mostar köprüsü Bosna savaşının da sembollerinden Hırvatlar sırf Hilal’e benziyor diye Köprü’yü havaya uçurmuşlardı. Rumeli Balkanlar tarihi bir anlamda savaşlar tarihi. Mostar’a giderken  yol üstünde ikinci dünya savaşında Nazi Ordusu tarafından yıkılan Tito Köprüsünü görüyoruz. Halen daha yıkık bir halde bulunan köprüyü gördüğümüzde 2. Cihan harbini yıkım vahşet ve korkunç olaylarını hatırlıyoruz. 2. Cihan  harbi tarihin en kanlı savaşlarından birisi. Milyonlarca insan ölmüştü.

Mostar şehrine varışımızla beraber uğrayacağımız ilk durak Savaş Müzesi olacak. Orada tarihi Mostar köprüsünün yıkılış videosunu izledikten sonra UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları listesine alınan Mostar Antik Kenti´ni geziyoruz. Mostar şehrinde Osmanlı hanları, hamamları, camileri gezip savaşların ölenlerin ruhuna Fatiha okuyup Mostar köprüsünden Rumeli ve Balkanlardaki muhteşem Osmanlı medeniyetini hatırlıyoruz. Mostar’dan yolumuz bu kez başka diyara Blagaj Tekkesine gidiyor.

Balkanların manevi kaşiflerinden Horsan erenlerinden Allah dostu ve gönül sultanı tekkesinin bulunduğu yer , Buna nehri kaynağının da merkezi gerek tekke gerekse nehrin kaynağı insana göz ve gönül ziyafeti sunuyor görenleri kendine hayran bırakıyor.  Şimdiki durağımız ise Osmanlı’nın Balkanlar´da ulaşmış olduğu son nokta olan Poçitel Köyüne varıyoruz. Osmanlı Döneminde sinir karakolu olan Poçitel´in en tepe noktalarına çıkıp doyumsuz bir manzara´da Poçitel Köyünün ihtişamlı manzarası izliyoruz. Eski Osmanlı evleri, kalesi, gözcü kuleleri gerçekten Osmanlı medeniyetinin güzelliğini yansıtıyor.

Karadağ-Arnavutluk-Makedonya

Adliyatik sahillerinde önemli bir merkez olan eski ve yeni Bar adıyla ikiye ayrılan şehirde konaklayıp kültür gezimize devam e4diyoruz. Bar çarşısında kısa bir dinlenmenin ardından Eski Bar’dan ayrılıyoruz, Yeni Bar ziayreti sonrası Arnavutluk’un başkenti Tiran’a hareket ediyoruz. Arnavutluk denince akla hiç şüphesiz Enver hoca geliyor. Yıllarca Arnavutluk’un baskı ile yöneten Enver hoca Arnavutluk’un milli kaynağını savaş ve askeri üstler için harcamış, Arnavutluk genelinde 360 bin siper yaparak  büyük kaynak israfına sebep olmuştu. Tiran’daki Osmanlı eserleri gezerek Makedonya’nın Ohrid’e geliyoruz. Ohrid Arnavutluk ve Makedonya’nın muhteşem gölü ile ünlü. Ayrıca, Şitruka şiir akşamları ile de tanınıyor, Osmanlı dönemine ait eserler ve kendilerini Evladı Fatiha olarak adlandıran Türkler, bizleri bağrına basıyor. Gerçekten Ohrid görülmeye değer. Hele yeşillikler içinde Salkım söğütler altında göl kenarında yürümek insana mutluluk veriyor.

 MANASTIR’DAN SELANİK’E DEVR-İ ALEM

Rumeli tarihi bir anlamda Osmanlı Türk tarihi de demek. Rumeli ile Balkanların çok iyi araştırmadan hele tarihi tarihin yazıldığı yerlerde araştırmadan Osmanlı tarihi anlatılmaz. Bu kez Rumeli’deki gezimizin en önemli durağı Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hayatında önemli yeri olan Makedonya’nın Manastır şehri ile Yunanistan’ın Selanik şehri olacak. Mustafa Kemal Atatürk’ün ailesi ve babası bugün Makedonya hudutları içerisinde Manastır şehrine yakın Kocacık köyünde.

Manastır şehri Atatürk’ün eğitimini gördüğü yer Selanik ise hayatının önemli anlarının geçtiği bölge. Selanik kültür tarihimiz adına son derece önemli, çünkü Selanik Osmanlılar tarafından mücadele ile binlerce şehit verilerek alınmıştı ancak tek kurşun atılmadan Selanik terk edilmişti. Selanik gidince Balkan ve Rumeli toprakları da gitti, Selanik sahilleri tarihi eserleri, kalesi birbirinden ihtişamlı camileriyle önemli yer. Selanik birçok türküye de konu olmuş. Abdülhamit Han burada zorunlu ikamete mecbur edilmiş. Türkiye’de dönme veya sebatayist olarak adlandırılan birçok aile de Selanik’li.

Balkanları gezimizin son durağı Selanik’ten yola çıkıp yüzbinlerce Türk’ün yaşadığı Batı Trakya şehirlerini bir bir geziyoruz. Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç’ta ihtişamlı Osmanlı tarihini düşünüp Türklerle sohbet ederek hasret gideriyoruz.   İpsala Gümrük kapısından Türkiye’ye girerek anavatana gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Çayırova Müftüsü ile Tarihe not düştük

Makam ve mevkiler gelip geçici. Zaman rüzgar gibi gelip geçiyor. Zamanı değerlendirmek, zamanın kıymetini bilerek eser ve hizmet bırakmak çok önemli. Bugün bir çok yönetici ve idareci biliyoruz. Eser ve hizmetleri ile yaşıyorlar. Nicelerini de tarih çöp sebeplerine attı, hatırlamak bile istemiyor. Önemli olan zamanı değerlendirmek baki kalan gök kubbede hoş sedalar bırakmaktır.

Son 10 yıldır Kocaeli bölgesinde bir çok olaya şahitlik yaptık. Kocaeli’nin siyasi sosyal ve kültürel tarihini ilgilendiren olaylar yaşadık. Kocaeli bütün sınırları ile büyükşehir oldu. Kocaeli bölgesindeki 45 belediye kaparak ilçe sayısını 6 dan 12’ye çıkarıldı. 12 belediye haline dönüştü. Son seçimlerde yedi yüzyıllık geçmişi olan köyler mahalleye dönüştü.

Bu olayların her birinin sebep ve sonuçlarını bilimsel makaleler, ilmi araştırmalar ve sempozyumlarla kayıt altına alınması gerekiyordu. Ama ne gezer, hiçbir şey yapılmadı. Bir zamanlar Kocaeli’nin 45 belediyesi olduğunu çoktan unuttuk. İlçe sayısının 6 dan 12 ye çıktığını ise acaba kaç kişi biliyor. Tarihimizin temel taşı olması gereken köylerin mahalle dönüşmesi ile yedi yüzyıllık bir geçmişle arşiv bağları koptu. Artık, ilmi araştırma yapanlar sadece 2014 yılında mahalle olan bir zamanların köyleri ile ilgili fazla bir belge ve bilgiye sahip olamayacaklar

Son 10 yıldır büyük mücadele ediyorum. Kocaeli’nin nasıl büyükşehir olduğun Büyükşehir in Kocaeli ’ye faydası ve zararı, belediyelerin kapanması ilçe sayısının artırılması ve köylerin mahalle olması ile ilgili valilik belediyeler ve üniversitenin araştırma yapmasını savunduk. Ama hiçbir sonuç alamadık. Gerçekten üzücü. Toplumsal hafızamız yok olup gitti. Bu önemli olayların sebep ve sonuçları irdelenemedi. Burada sorumluluk vali sayın Ercan Topaca, Büyükşehir Belediye Başkanı Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve Kocaeli Üniversitesi rektörü Sezer Komsuoğlu hanımda. Tarih bu üç yöneticimizi affetmeyecektir. Ama yine de geç kalınmış değil, şimdiden çalışmalar yapılabilir, tarihe not düşülerek, zamana noterlik yapacak bilgi ve belgeler toparlanarak “ KOCAELİ TARİH VE KÜLTÜR ARŞİVİ” oluşturulabilir…

ÇAYIROVA MÜFTÜSÜ İLE DEVR-İ ALEM

Çayırova müftümüz sayın İbrahim Kadıoğlu, eli kalem tutan okuma kitap yazmaya önem veren bir isim. Evlilik rehberi kitabı, hapishanelerde verdiği konferanslarda ilgili yazdığı kitaplar, Ahiret yolculuğuna uğurlama kitabi önemli eserler. Kendisi ile  www.kocaeligebze.tv ve www.devrielam.tv nin canlı yayınında Çayırova’da ki dini hizmetler ve camilerimizle ilgili bir söyleşi yaptık. Sayın müftümüz çok önemli bilgiler verdi. Çayırova’nın kurucu müftüsü olarak Çayırova’yı 10 cami ve 16 personelle 2009 yılında devraldığını, özellikle hükümetin son yıllarda diyanete verdiği önem sayesinde cami sayısının 40, din görevlisi sayısının ise 90 ı geçtiğini söyledi. Ayrıca Kocaeli’nin en büyük cem evinin Çayırova da olduğunu söyledi. Yaptığımız söyleşiyi http://kocaeligebze.tv/v/26910/ayirova-le-mfts-brahm-kadiolu-le-devr–alem—canli-makale#.VA7nNPl_te8 adresinden izleyebilirsiniz.

 Evet sonuç olarak keşke Kocaeli bölgesindeki tarihe şahitlik yapan tüm yöneticilerimiz, Başta Valimiz Ercan Topaca ve Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu olmak üzere, beldeleri ilçe olan belediye başkanları, Kurucu ilçe kaymakamlarımız, anılarını kaleme alıp, nasıl bir ilçe aldıklarını rapor haline getirebilselerdi. Bu raporlar gelecekte,. Kültür araştırmacılarına önemli bilgi verecek dokümanlar olacak. Bu konuda Vali Sayın Ercan Topaca ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı BİR kültür ve araştırma ekibi kurarak ilçeler ve köylerle ilgili tarih ve kültür envanteri çalışması yapmalıdır.