100. yılında birinci Dünya Savaşı

Dünya, yeni bir savaşın eşiğinde. Savaştan çok çekmiş, büyük şehitler vermiş, topraklarını kaybetmiş bir milletin evladıyız.  Son 100 yılda savaşlardan en çok zarar gören bir devletiz ve halen etrafımızda savaş tehlikesi giderek artıyor.

Birinci Cihan harbi ile ilgili devletin en üst düzey temsilcisi Cumhurbaşkanı ve en alt düzeydeki sade vatandaşa kadar herkes bir şeyler söylüyor. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Marmara Üniversitesindeki konuşması gerçekten önemli. Önceki gün bu konuya geniş ver verdim. Bu yazımızı www.gebzegazetesi.com da ki 1. Dünya Savaşının 100. Yılı neden önemli başlığı adı altında yayınlandı. Bu yazıyı

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-11445-birinci-cihan-harbinin-100-yili-neden-onemli.html Linkinden okuyabilirsiniz

SAVAŞLARDAN DERS VE İBRET ALINACAK MI?

Bu köşede tarih bilinci açısından savaşlar ile ilgili birçok yazı kaleme aldım. Birinci Cihan harbi ile ilgilide yazmamın sebebi de Türkiye’nin Savaşlardan ders alması ve tarih bilinci oluşması. Birinci Dünya Savaşının nasıl çıktığını ve nelere mal olduğunu yaptığım bir araştırma ile sizlerle paylaşıyorum…

Uluslararası ilişkilerde 19. yüzyılın sonlarından itibaren artan gerilim, hiç beklenmedik bir zamanda, 1914 yılının Haziran ayında, Alman birliği uğruna asırlarca Alman coğrafyasında kan dökmüş olan Avusturya’da, bir Sırp silah fabrikasında imal edilmiş bir silahla işlenen cinayetle neredeyse bütün dünya halklarına çarparak kopmuştu. Diplomasinin sona ererek, yerini barut kokusuyla süngü parıltılarına bıraktığı buhran sırasında, Bismarck’ın önceki yüzyılın sonunda ardı ardına gerçekleştirdiği ittifaklar, Avrupa devletlerini birbirlerine karşı ister istemez müttefik ve düşman haline getirmiş, durum böyle olunca Avrupalı devletler bir anda kendilerini yıllardır beklemelerine rağmen aslında hiç hazır olmadıkları, gezegenin ilk dünya savaşının içinde bulmuşlardı.

HANGİ ÜLKELER SAVAŞA KATILDI?

Birçok dünya ülkesinin katılmasıyla 20. yüzyıla kadar yaşanmış en büyük askeri çatışma olan savaş, 28 Temmuz 1914 tarihinde Avrupa’da başlamış, diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle ‘Dünya Savaşı’ ve ‘Büyük Savaş’ olarak adlandırılmıştı. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da İttifak Devletleri diye adlandırılan Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan Krallığı ile İtilaf Devletleri diye adlandırılan Britanya (Birinci) İmparatorluğu, Fransa ve Rusya İmparatorluğu önderliğindeki Sırbistan, Karadağ ve Belçika devletleri arasında gerçekleşmişti. Başlangıçta savaşın tarafları arasında yer almayan İtalya, ABD, Japonya, Yunanistan, Portekiz ve Romanya sonradan İtilaf Devletleri tarafında savaşa dâhil olacaktı. Milliyetçi hareketler, sömürge çatışmaları ve 19. yüzyıl sonlarında hızla gerçekleşen bloklaşmaların sebep olduğu 1. Dünya Savaşı, bir bakıma asırlardır devam eden sömürge politikalarının tıkanması sonrasında mevcut büyük Avrupalı devletlerin istenilen coğrafyayı dolaylı yollarla değil de, ataları olan ulusların asırlar önce de yaptığı gibi, doğrudan kan ve ateşle istila etmesiydi. Savaşa sebep olan devletler 1914 Ağustosunda ilk kanı dökmeye başladıklarında, yaklaşık bir asırdır feodal sistemi geride bırakıp, insane hak ve özgürlüklerini tanıyarak siyasî hayatı buna göre düzenlemeye başlamış olan örgütlü uluslararası toplumun da katili olacaklar, savaş sırasında tarihe gömülmeye çalışılacak olan Osmanlı ve Avusturya-Macaristan devletinin topraklarında istikrarsız ulus devletler kurulacaktı. Avrupa’daki dört büyük devletin siyasi-askerî-ekonomik politikalarının tetiklediği çatışmalardan Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan 25 devletin de etkilenmesiyle yayılan savaş, o zamana kadar görülmemiş ilk dünya savaşı olarak tarihe geçecek, her geçen gün daha geniş bir cepheye yayılan savaş, yaklaşık 4 yıl sürdü. 1918’de savaş resmen sona erdiğinde onlarca milyon insan ölmüş, birçok devlet haritadan silinmiş en ağır faturayı da Osmanlı Devleti ödemişti. 10 cephede 7 devlet ile çarpışan Osmanlı İmparatorluğu topraklarını kaybetmekle kalmamış 3 Milyona yakın şehit vererek tarih sahnesinden çekilmişti.

Biz bu şehitlerle ilgili araştırmalar yapıyor. Galiçya’dan Yemen’de Filistin’den Sarıkamış’a, Sarıkamış’tan Sina’ya şehitliklerimizi adım adım gezerek onlara vefa borcumuzu ödüyoruz. Amacımız bir şehit ve gazi torunu olarak şehitlerimize vefa borcunu ödemek. Bunun için Birinci Cihan harbi Kafkas cephesinin son savunma attı. Harşit Savunmasının komutanlık merkezi Giresun’un Espiye ilçesi Arpacık köyündeki tarihi camide Espiye müftülüğü ile işbirliği yaparak şehitlerimizi anıp onların ruhuna hatimler okuduk, dualar ettik. Konu ile ilgili gazetemizde yer alan haberi internet sayfamızdan sizlerle paylaşıyorum. Yazıyı okumak için www.gebzegazetesi.com adresindeki köşeme tıklayabilirsiniz

Birinci Cihan Harbi Şehitleri’ne Vefa

Birinci  Cihan Harbi’nin 100. yıl dönümü dolasıyla, savaşta şehit düşenler için Giresun’un Espiye İlçesi Arpacık Köyü Cami’nde Kur’an-ı Kerim ve mevlit okutuldu.

Birinci Cihan Harbi’nin Kafkas Cephesi’nin son savunma hattı olan Kop Dağı ve Harşit Cephesi’nde kanının son damlasına kadar savaşarak Ruslara geçit vermeyen şehitler için, Kop Dağı ve Harşit Savunmasının Karargah Merkezi olan Espiye’nin Arpacık Köyü Camii’nde Kur’an-ı Kerim ve Mevlid-i Şerif okutuldu. Espiye İlçe Müftülüğü ’nün düzenlediği programa  Espiye Kaymakamı Osman Bilgin, Espiye Belediye Başkanı Mustafa Karadere, Garnizon Komutanı Yüzbaşı Erden Aktaş,Espiye Müftüsü Kemal Türksoy, AK Parti İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Abdioğlu, Espiye Belediye Meclis Üyeleri Şükrü Kömürcü, Mustafa Çelik ve vatandaşlar katıldı.

  Programda bir konuşma yapan Espiye Müftüsü Kemal Türksoy, Birinci Cihan Harbi’nin en önemli cephelerinden biri olan Kafkas Cephesi’nin son Savunma Hattı olan Kop ve Harşit Vadisi’nde çetin savaşlar olduğunu belirterek, savaşın 100. Yılında Devr-i Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman’ın da önerisi ile bir program düzenlediklerini ve bundan da büyük bir mutluluk duyduklarını söyledi.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ve mevlit okunmasının ardından söz alan Devr-i Alem Program Yapımcısı  ve Araştırmacı Gazeteci İsmail Kahraman ise, Birinci Cihan Harbi’nin Kafkas Cephesi  ile ilgili önemli bilgiler verdi.

  I. Dünya Harbinin, Türk milletinin unutmaması gereken ibret sayfalarla dolu olduğunu vurgulayan Kahraman , Harşit Cephesi’nin karargah Merkezi’nin Espiye’nin Arpacık Köyü olduğunu söyledi. Savaşın 100. Yılında aziz şehitlere gösterilen vefanın önemli olduğunu dikkat çeken Kahraman, Espiye’nin büyük sıkıntılar çektiğini söyledi. Kop Dağı ve Harşit savunmasının karargah Merkezi olan Arpacık köyü ile ilgili tarihi  bilgileri paylaşan İsmail Kahraman şunları söyledi:” Birinci cihan harbinde   Rusların  Tirebolu Harşit’e kadar gelmesi ile  Espiye  büyük sıkıntılar çeker.  Giresun’un  Espiye  ilçesi  birinci cihan harbi ve kurtuluş  savaşında çok önemli yere  sahiptir. Birinci  Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nın   önemli komutanlarından birisi olan Hüseyin Avni  Alparslan  Espiye’nin Kurugeriş köyündendir. Kafkas Cephesi’nin  Son  savunma hattı Harşit Cephesi’nin  karargah ve komutanlık   merkezide Espiye Arpacık köyündedir.. Sahil müfrezesi 37. tümen komutanı Hamdi Paşa idi. Tümen karargâhı Arpacık Köyü’ne konuşlandırarak 16 aya  yakın Harşit cephesini savunarak  Ruslara geçit vermedi. Buralarda tarihi destansı mücadeleler verildi. Bunları gelecek nesillere anlatmak gerek.”

Ankara’da Devr-i Alem

Bir tekerleme vardır; Ankara’nın nesini seversin diye sorduğunuzda İstanbul’a dönüşü denir. Aslında Ankara’nın da çok güzel yerleri var. Ankara’yı ihmal etmemek gerekiyor. Ankara siyasetin kalbinin attığı yer ve Türkiye’nin idare edildiği siyasi lobilerin güç merkezi özetle Türkiye’nin başkentidir.

Geçtiğimiz hafta Giresun tanıtım günleri çerçevesinde düzenlenen kültürel etkinlik ve Mavi Karadeniz TV’nin canlı yayın programına katılmak üzere Ankara’daydım. 2 günde âdete Devr-i Alam yaparak, Giresun tanıtım günleri başta olmak üzere, birçok faaliyeti bir arada gerçekleştirdik.

GEBZELİLERİN HIZLI TREN AYIBI

İlk kez Hızlı Tren ile Ankara’ya gitmeye karar verdim. Gebze’den binebilir miyiz diye araştırdım. Ne mümkün gecenin saat 05.00’inde kalkıp Pendik in yolunu tutup, Pendik’ten hızla trene bindik. Proje başladığı günden itibaren hızlı tren Gebze’de duracaktı. Son anda ne olduysa oldu, hızlı tren Pendik’e kaydı. Konuyu gündeme getirdiğimiz de Gebze’de ki bazı siyasetçiler birilerine yağcılık ve yardakçılık olsun diye bizi eleştirip, işgüzarlık yapıyorsunuz demişti. Treninde Gebze’de duracağını söylemişti. Bugün biz haklı çıktık. Sadece 6 seferin biri duruyor oda saat gündüz 11 treni hiç kimsenin de hayrına olmuyor. O siyasetçilerimize buradan çağrıda bulunuyorum. Gücünüzü kullanın. Şu hızlı treni hiç olmasa sabah akşam Gebze’de durdurun.

Hızlı trenle Ankara’ya gidip geldik. Gebze Eski kaymakamlarından Yıldırım Uçar ile hasret giderip sohbet ettik. İçişleri bakanlığı teftiş kurulu başkanlarından eski Ardahan Valisi ile tarih üzerine söyleşi yaptık. Yıldırım Beyazıt ve Timur arasında Ankara Çubuk ovasında yapılan Çubuk savaşı ile ilgili araştırmalar yapıp Çubuk Belediye Başkanı Dr. Tuncay Acehan’la söyleşi yaptık. Özetle Ankara’da tam anlamı ile bir Devr-i alem yaptık. Ankara da yaptığımız Devri Alem ile ilgili haberin bir kısmını sizlerle paylaşıyorum

HIZLI TREN KEYFİ

Devr-i Alem Program Yapımcısı İsmail kahraman ve kameraman Yahya Kahraman Ankara’ya hızlı trenle yolculuk yaptı. Ankara’ya güvenli, konforlu ve hızlı seyahat etmek isteyenler için iyi bir tercih olan Yüksek Hızlı Trenin Gebze’de sadece bir kez durmasını büyük bir eksiklik olarak gören Devr-i Alem ekibi, Sabah, akşam ve öğle seferlerinde Hızlı Trenin durması gerektiğini ifade etti.

YILDIRIM UÇAR’DAN GEBZE’YE SELAM

Devri Alem Program ekibi Ankara Vali Yardımcısı Yıldırım Uçar’ı makamında ziyaret etti.12 yıl önce Gebze’de Kaymakamlık yapan ve şu anda Ankara’da Kültürden sorumlu Vali Yardımcısı olarak görev yapan Yıldırım Uçar’la bir süre sohbet eden Devr-i Alem program yapımcısı İsmail Kahraman, Yıldırım Uçar’ı eski görev yeri olan Gebze’ye davet etti.

MAVİ KARADENİZ’DE CANLI YAYIN

Ankara’da Giresun Günleri’ne katılan Devr-i Alem Program yapımcısı İsmail Kahraman, Karadeniz’in uydudaki sesi olan Mavi Karadeniz TV’nin canlı yayın programına katıldı. Giresun ve Karadeniz Tarihi ile ilgili izleyicilerle önemli bilgiler paylaşan İsmail Kahraman, Birinci Cihan Harbi’nin 100 yılında Karadeniz’de önemli etkinliklerin yapılması gerektiğine dikkat çekti.

ÇUBUK BELEDİYE BAŞKANI İLE RÖPORTAJ

Devr-i Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman Ankara Çubuk İlçe Belediye Başkanı ile görüştü. Belediye Başkanı Dr. Tuncay Acehan’la bir süre Ankara ve Çubuk tarihi üzerine sohbet eden Kahraman, 600 yıl önce Ankara Savaşlarının yaşandığı Çubuk’un tarihi ile ilgili Başkan Acehan’la röportaj yaptı. Devri Alem programını Çubuk’ta ağırlamaktan büyük mutluluk duyan Çubuk Belediye Başkanı Dr. Tuncay Acahen, tarihe ve kültüre büyük önem verdiklerini belirterek, görev süresi içinde Ankara Savaşlarını gelecek nesillere aktarmak için çalışma ve projeler yaptıklarını her yıl Çubuk’ta etkinlikler düzenleyeceklerini söyledi.

VALİ TEKMEN’LE DEVR-İ ALEM

İçişleri Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı, Ardahan eski Valisi ve Merkez Valisi Mustafa Tekmen Devr-i Alem ekibini ağırladı. İçişleri Bakanlığındaki makamında Devri Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman’la bir süre sohbet eden Merkez Valisi Mustafa Tekmen, Devri Alem kameralarına tarihimiz ve kültürümüzle ilgili önemli açıklamalar yaptı.

Birinci Cihan Harbinin 100. Yılı neden önemli?

1914 birinci dünya harbinin 100. Yıl dönümü. Bundan yüz yıl önce Bosna Hersek’te başlayan savaş, bütün dünyayı kasıp kavurmuş, onlarca milyon insan ölmüş. Başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere birçok devlet tarih sahnesinden silinmiş, yeni birçok devlet kurulmuş, en önemlisi İsrail devletinin kuruluş zemini 1. Dünya Harbinden sonra atılmıştı.

Başta birinci dünya harbi olmak üzere, birçok savaş ile ilgili, savaşların geçtiği yerlerde araştırmalar yapıp, belgesel çekmekte ve bu konuda arşiv kayıtları toplamakta ve kamuoyu oluşturmak için hazırladığımız birçok belgeseli televizyon kuruluşlarında yayınlatmaktayız. Amacımız tarih bilinci oluşturulmasına katkıda bulunmaktır.

Bundan 15 yıl önce, Çanakkale savaşları ile ilk ciddi araştırma ve belgesel çeken bir gazeteci olarak, neden birinci cihan harbi Türkiye kamuoyunda yeteri kadar tartışılmaz diye hep fikri tartışma yapmıştım. 1. Dünya harbini anlamadan geçmiş yüzyılın değerlendirmesi yapılamaz ve hiçbir şey anlaşılamaz. Onun için 1. Dünya harbini çok iyi araştırmak gerekiyor.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞANDAN TARİHİ KONUŞMA

Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın Marmara Üniversitesinin eğitim yılının açılışında yaptığı konuşma gerçekten tarihi nitelikte. Üstelik, Türkiye’nin etrafı ateş çemberi ile çevrilmiş, savaş tam tamlarının yapıldığı bir ortamda devletin en üst temsilcisi tarafından yapılan konuşma çok önemliydi. Bu konuşma her yönüyle yorumlanmalı. Birinci Dünya harbinde ne olup bittiğini anlamalıyız ki elimizdeki son vatan toprağı Türkiye’de elimizden çıkmamış olsun. Erdoğan’ın yaptığı konuşmasının bir özetini sizlerle paylaşarak tarihe not düşmek istiyorum.

ERDOĞAN’IN MARMARA ÜNİVERSİTESİNDEKİ KONUŞMASI

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan birinci Dünya harbi ile ilgili yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

…. “Sizlerde biliyorsunuz ki bu yıl 2014 yılında birinci dünya savaşının başlamasının 100´ncü yılını idrak ediyoruz.  28 Haziran 1914´te Ferdinand Saraybosna´da bir suikast sonucu öldürülmüş ardından da bütün Avrupa´yı ve Osmanlıyı içine alan büyük bir savaş başlamıştı. Bu yılın haziran ayından itibaren, bu savaşın yüzüncü yılına mümkün olduğunca dikkatleri çekmeye çalışıyorum. Özellikle üniversitelerimizin savaşla ilgili çalışma yapmaları, ortaya fazla eser koymaları benim çok arzu ettiğim bir durum.

Birinci dünya savaşını İngilizce. Fransızca kaynaklardan okumak emin olun bizim adımıza özellikle de bilim camiamız adına çok yaralayıcı olur. Bu savaşın merkezinde Osmanlı imparatorluğu vardı. Yani İstanbul vardı. Birinci dünya savaşını en iyi araştırabilecek, aydınlatabilecek olan bizim bilim insanlarımızdır. Bu savaşın en değerli belgeleri İstanbul arşivlerindedir, kütüphanelerdedir. Bu yıl Aralık ayında, birinci dünya savaşı dahilinde Sarıkamış´ın yüzüncü yılı idrak edilecek. 2015 yılı 1915 olaylarının da 100´ncü yıl dönümü olması hasebiyle bizi ayrıca meşgul edecek. 7 Aralık 2015´te unutulmuş bir zaferimizin yüzüncü yıl dönümüne ulaşacağız. 2023 yılına kadar bugünümüzü şekillendiren çok sayıda hadise gündemimize gelecek. Ülke olarak millet olarak, üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu yüzüncü yıl dönümlerini verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca Başbakanımıza, YÖK´e, üniversite rektörlerimize bu yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirme yönünde hatırlatmamı da yapmak istiyorum. Birinci dünya savaşı neden bu kadar önemli? Yüzüncü yıl dönümü üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Birinci dünya savaşı bugünümüzü şekillendiren, bugün bölgedeki tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaştır. 1918´de sona ermiş ama etkileri her yıl artarak bugünlere gelmiştir.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ ACI SONUÇLARI

Şu anda balkanlar, Kafkasya Kuzey Afrika´daki sınırlar birinci dünya savaşının ardından Osmanlı bakiyesi olan topraklar üzerinde oluşmuştur. Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Bosna’dan Yemen´e Gürcistan´dan Libya´ya kadar çok geniş bölge burada İstanbul´dan idare ediliyordu. Savaş sona erdiğinde ise, idare ettiğimiz topraklar bugünkü topraklardan daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi. Ortadoğu´da sınırların belirlenmesi üzerinde bugün dikkatle durması gereken bir konudur. 20´nci yüzyılın başına kadar dünyada Ortadoğu diye bir kavram yoktu. Yakın doğu vardı, uzak doğu vardı, Ortadoğu diye bir kavram kullanılmıyordu. Ortadoğu petrol ve çatışma bölgelerini işaret etmek amacıyla inşa edildi.

SINIRLAR NASIL ÇİZİLDİ

Birinci dünya savaşının galibi olan egemen güçler Kahire’de bir masanın etrafına oturdular, ellerine bir cetvel aldılar sınırlar orada çizildi. Meşhur bir espriyi de hatırlatmak isterim. Ortadoğu’da iki ülkenin sınırları düz zikzaklar çizer. o sınıra bile Churchill´in hıçkırığı adı verilir. Sınırlara baktığınızda keyfi çizildiğini görürsünüz. Örneğin şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır, Türkmenler aynı şekilde. Lübnan´da sayıları az olan Durzi halk bile üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Suriye Irak Ürdün gibi ülke isimleri birinci dünya savaşından sonra konulmuş isimlerdi. Benim bu sözlerimden hiç kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Sınırları tartışmaya açacak değilim. Hiçbir ülkenin sınırlarında iç işlerinde bizim gözümüz yok

GÖNÜLDEKİ SINIRLAR KALKMALI

Ancak burada coğrafi sınırların değil zihinlerdeki sınırların gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu belirtmek isterim. Araplar Kürtler Türkmenler aynı inancın değerlerin kültürün mensupları olduğu halde neden sürekli gerilim halindeler? Bu haritayı çizenler öyle istediler de ondan. Başka bir şey aramaya gerek yok. Bölgenin asli unsurları yüz yıl önce onları çatıştırmak için kurulmuş, edilgen aktörleri olmaya devam edecekler mi?

2023 yılına kadar bugünümüzü şekillendiren çok sayıda hadise gündemimize gelecek. Ülke olarak millet olarak, üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu yüzüncü yıl dönümlerini verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca Başbakanımıza, YÖK´e, üniversite rektörlerimize bu yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirme yönünde hatırlatmamı da yapmak istiyorum. Birinci dünya savaşı neden bu kadar önemli? Yüzüncü yıl dönümü üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Birinci dünya savaşı bugünümüzü şekillendiren, bugün bölgedeki tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaştır. 1918´de sona ermiş ama etkileri her yıl artarak bugünlere gelmiştir.

DAR BİR SINIR İÇİNE HAPSEDİLMEK İSTENDİ

Şu anda balkanlar, Kafkasya kuzey Afrika’daki sınırlar birinci dünya savaşının ardından Osmanlı bakiyesi olan topraklar üzerinde oluşmuştur. Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Bosna’dan Yemen´e Gürcistan´dan Libya´ya kadar çok geniş bölge burada İstanbul´dan idare ediliyordu. Savaş sona erdiğinde ise, idare ettiğimiz topraklar bugünkü topraklardan daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi. Ortadoğu´da sınırların belirlenmesi üzerinde bugün dikkatle durması gereken bir konudur.

BENİM SÖZLERİMDEN KİMSE FARKLI MANALAR ÇIKARMASIN

 Örneğin Şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır, Türkmenler aynı şekilde. Lübnan´da sayıları az olan Durzi halk bile üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Suriye Irak Ürdün gibi ülke isimleri birinci dünya savaşından sonra konulmuş isimlerdi. Benim bu sözlerimden hiç kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Sınırları tartışmaya açacak değilim. Böyle bir derdimiz. Hiçbir ülkenin sınırlarında iç işlerinde bizim gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır…..”

ÜNİVERSİTELERE TARİHE GÖREV

Evet, Tayyip Erdoğan’ın konuşması özetle bu. Bu konuşmayı çok iyi irdelemeli. Birinci Dünya harbi ile ilgili birçok toplantılar düzenlenmeli. Panel ve sempozyumlar organize edilerek birinci dünya harbinin sebep ve sonuçları tartışılmaya açılmalıdır. Bu konuda Sayın Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi öncelikle görev Üniversitelere düşüyor. Ben buradan Başta Kocaeli Üniversitesi ve Gebze İleri teknoloji Üniversitesi olmak üzere tüm üniversiteleri göreve davet ediyorum. Bakalım hangi üniversiteler görevini yapacak.

Gebze sorun ve sıkıntılardan kurtuldu mu?

Dün 12 Ekim Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova’nın Düşman İşgalinden kurtuluş yıl dönümüydü. Gebze’nin düşman işgalinden kurtuluşu ile ilgili çeşitli törenler düzenlendi. Bu törenler sadece Gebze’de yapılacak. Diğer ilçelerimizde yapılmaması ise törenlerin ciddiyetine gölge düşürdü. Törenler bir bütünlük içinde yapılmalıydı ve bugünkü sorunların da çözümüne ışık tutmalıdır.

Gebze’nin düşman işgalinden kurtuluşu kutlanırken aslında Gebze’nin başta Gebze´nin çevre sorunları, kentleşme kültürü, altyapı problemlerinden kurtuluşunu yanı sıra en büyük problem olan deprem felaketinden kurtulması planlanıp konuşulmalı ve deprem konusu ciddi şekilde gündeme gelmeli.

BÖLGEMİZİ DEPREM FELAKETİNDEN KURTARMALIYIZ

 Bölgemiz birinci derecede deprem kuşağı içerisinde 17 Ağustos 1999 depremini çoktan unuttuk. Aslında bu yıl organize edilecek kurtuluş törenleri bugünkü sorunlardan kurtarılması konusu tartışılmalıydı. Muhtemel deprem felaketinden bölgemizin nasıl etkileneceği, buna karşı bölgemizin nasıl kurtarılacağı bilimsel verilerle ortaya konmalıydı. Bu konuda fazla bir şey yapılmaması bölgemiz açısından üzücü.

Birçok sorun içerisinde gelişip büyüme mücadelesi veren özellikle İstanbul ve İzmit bölgesinin arasında? İki arada bir derede? Olan Gebze bölgesi yaşadığı sorun ve sıkıntılardan kurtuldu mu? Sorusuna topyekûn cevap aramalıyız.

Evet, Gebze´nin Düşman İşgalinden kurtuluşunun 92. yıl dönümünü dün kutlandı. Gebze’nin kurtuluşu sadece Gebze’yi değil Darıca, Çayırova ve Dilovası’nı da kapsamalı. 12 Ekim sadece Gebze’nin değil Gebze’nin içerisinden çıkan ilçelerle birlikte Gebze bölgesinin kurtuluş yıl dönümü olmalı. Bunu artık gerçekleştirmeliyiz. Bunu sürekli dile getiriyoruz. Gönül istiyor ki Gebze bölgesi bir bütün halinde kurtuluş coşkusunu yaşasın.

Kurtuluş günleri ve milli bayramlar bir anlamda tarihi geçmişi hatırlatarak milli tarih Bilinci’nin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Gebze´nin kurtuluş etkinliğine halkın desteği sağlanması ile kent kültür bilincinin oluşmasının sağlanacağına da inanıyorum.

GENEL KURMAYDAN GEBZE’NİN KURTULUŞ BELGESİ

Bazı  kaynaklara göre  Gebze´nin Kurtuluş tarihinin 17 Ekim 1922 olduğu yanlışlıkla    belirtilmişti.  1980´den önce Gebze belediye  başkanlığı yapan  sayın  Sedat Tüze   Genel Kurmay Başkanlığına  başvurmuş.  Askerler tarafından  verilen cevapta, Gebze´nin Düşman İşgalinden Kurtuluş  Günü’nün 12 Ekim 1922 tarihi olduğu  kesin olarak  açıklanmıştı.

   Genel kurmayın yaptığı bu açıklamaya dayanılarak Gebze´de kurtuluş  günleri  yeni kutlanmaya başlanmış. İşgal yıllarında Gebze´de gerek Yunan ve Gerekse İngilizler  büyük  barbarlıklar yapmışlar.  Devlet arşivlerindeki çok sayıda tarihi belgede Yunan barbarlığı ortaya çıkartılmakta. Gebze’deki Yunan barbarlığında bir çok şehit verilmişti.

     Devlet adamlarından siyasetçiye işadamlarından sade vatandaşa kadar, erkek kadın, bilgili bilgisiz herkes ağzı açıldığında vatan millet nutukları atarız. Vatan için seve seve şehit olmayı göze alan millet olmaktan gurur duyarız. Analar çocuklarının beşiklerini ya şehit ol ya gazi diye sallar, Bu kadar yüksek duyguya sahip olan Türk insanının en kötü ahlaki geçmişini tez unutarak vefasız olmasıdır.

GEBZE TERÖRE 51 ŞEHİT VERDİ

      1986 yılından beri Gebze teröre 51 şehit verdi. Fakat Korkarım gelecekte,  geçmişte olduğu gibi bu şehitleri de unutuvereceğiz.  En kötü şey unutmak ve unutulmak.  Şehitlerimizi  unutmamamız gerekiyor. Kurtuluş günleri bir anlamda şehitler ve gazilerimize vefa borcumuzu ödediğimiz vefa  günlerdir.

     Gazetemiz geçmişte tarihi bir görev üstlenerek; Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma bakanlığı belgelerin de resmen yer alan Gebze´nin 157 şehit listesinin tamamını yayınladı. Resmi belgelere göre Birinci dünya, Kurtuluş savaşı, Kore ve Kıbrıs savaşlarında Gebze bölgesinden şehit olan 157 Mehmetçiğin künyesi, nerde şehit olduğu, yaşı, hangi Mahalle’de oturduğu, lakabı ve daha birçok ayrıntı yer alıyordu. Listenin yayınlanması büyük ilgi uyandırdı.

ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ.

Şehitlerine sahip çıkmayan millet ve devletler gelecekte şehit olacak insan bulmakta güçlük çekerler. Şehit torunları dedelerinin genç yaşta bu vatan için nasıl şehit olduklarını öğrendikçe bu vatana daha çok sahip çıkacaktır.

     İsimler unutulmuş Gebzeli 157 şehidin isimlerini araştırıp, Gebze kamuoyuna mal eden gazetemiz görevini yaptı. Bundan sonraki görev Başta Belediye ve Kaymakamlık olmak üzere tüm Devlet yetkililerine düşüyor.

Giresun Tanıtım günleri

Ankara’da düzenlenen Giresun tanıtım günleri katıldık. Devri Âlem Belgesel Program yapımcısı olarak açılışa katılıp, belgesel çekimleri gerçekleştirdik.

1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri, Giresun Valiliğinin himayesinde 9-10-11-12 Ekim tarihlerinde Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Tanıtım günleri yarın ise sona erecek

Giresun adına bir prestij organizasyonu olarak nitelendirilen ve bugüne kadar yapılmaması bir eksiklik olan Ankara Günleri’nde Giresun’un kalkınması ve tanıtımına katkı sağlanması acısından çok önemli bir organizasyon oldu. 1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri’nde kurulacak olan kurumsal ve yerel stantlarla Giresun’un kültürü, turizm potansiyeli, yöresel mutfağı, fındığı, halk oyunları gibi tüm özgün değerleri başkentlilere sergilenerek tanıtımında büyük katkı sağladı.

MARMARA’DAN TAM DESTEK

Marmara Giresun İl Dernekleri Platformu,1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri’ne tam destek veriyor. Geçtiğimiz günlerde açıklama yapan Marmara Giresun İl Dernekleri Platformunda yer alan dernekler şöyle:

“Üzeyir Aktaş ( Bursa Giresunlular Kül. Ve Day. Derneği Başkanı), M. Halil Hayta (G.O. P Giresunlular Derneği Başkanı),Numan Kasap (Ümraniye Giresunlular Derneği Başkanı), Abdurrahman Ada (Esenyurt Giresunlular Derneği Başkanı), Fuat Kuş (Beykoz Giresunlular Derneği Başkanı),Yaşar Karadağ (Trakya Giresunlular Derneği Başkanı), Onursal Aydın (Çanakkale Giresunlular Derneği Başkanı), İbrahim Arslan (Yalova Giresunlular Derneği Başkanı), Durmuş Uslu (Gemlik Giresunlular Derneği Başkanı)Aziz İslam (Başakşehir Giresunlular Derneği Başkanı), , Şükrü Yılmaz (Kocaeli Dilovası Giresun Derneği Başkanı), Nazmi Güler (Esenler Giresunlular Derneği Başkanı), Aydın Turan (Kocaeli Çayırova Giresunlular Derneği Başkanı), Mürsel Parlakkılıç (Pendik Giresunlular Derneği Başkanı), Nurettin Emanet (Bursa İnegöl Giresunlular Derneği), Tuğrul Sönmez (Silivri Giresunlular Derneği Başkanı), Erol Bekdemir ( Sultangazi Giresunlular Derneği Başkanı), Hüseyin MEME (Kocaeli Gölcük Giresunlular Derneği Başkanı), , Mutlu Ömer Kahraman (Kocaeli Darıca Giresunlular Dernek Başkanı), Bülent Çömez (Marmaralı Çotanaklar Başkan Yardımcısı), Ahmet Keçeci (Ataşehir Giresunlular Derneği Başkanı), Reşat Dandin (Kartal Giresun Derneği Başkanı) ,”

Giresun tanıtım günleri ile ilgili olarak gazetemizde geniş çaplı haber yayınlandı. Haberin bir bölümünü buradan sizlerle paylaşıyorum

GİRESUN’UN KALBİ ANKARA’DA ATIYOR

Giresun Başkent Ankara’da görücüye çıktı. “1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri Cuma günü yapılman açılışla başladı. Atatürk Kültür Merkezi’nde organize edilen etkinliğe Bakan Canikli ve Şimşek’te katıldı.

 “1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri”nin açılışı Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Vali Hasan Karahan ve çok sayıda davetlinin katılımıyla yapıldı.

Giresun Ankara’ya taşındı. Giresun Valiliği’nin himayesinde Öncü Fuarcılık tarafından organize edilen “1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri”nin resmi açılışı önceki gün yapıldı.

Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve 12 Ekim Pazar gününe kasar sürecek olan Giresun Ankara Günleri’nde her yönüyle ilimiz görücüye çıktı.

BAKAN ŞİMŞEK’E DAVET

Açılışta söz alan Öncü Fuarcılık Genel Koordinatörü Hakan Karaahmet, 15 seneden bugüne Giresun’un Başkent’te tanıtımının yapılamadığını belirterek, “Bugün burada Giresun’u Ankara’ya taşımak istedik. Giresun denizi, yaylaları, fındığı ve bol oksijeniyle Karadeniz’in incisi konumunda. TÜİK tarafından yapılan uzun ömür araştırması da Giresun turizmine önemli katkılar sağlayacaktır. Giresunluların uzun yaşamasının arkasında yatan asıl etken organik beslenmede yatıyor. En uzun yaşayan il olmamızın nedenleri var fındığımız şifa, balık tüketiyoruz, meyve ve sebze ağırlıklı besleniyoruz. Organizasyona iştirak eden Sayın Bakan Mehmet Şimşek ve hanımefendiyi de buradan Giresun’a davet ediyoruz” dedi

Kocaeli’den Balkanlara Kültür yolculuğu

 Tarihi sevmek için coğrafya ile dost olmak gerek.  Kültür ve medeniyet coğrafyamız çok önemli. Milli ve manevi coğrafyayı bilemeyen tarihini de bilemez. Tarih bilinci coğrafyayı sevmekle başlar. Balkanlar ve Rumeli tarihi bilincine sahip olmayanlar için hiçbir şey ifade etmez.  Milli ve manevi coğrafyayı biliyorsanız Rumeli ve Balkanlar kelimesi sizlere çok şey söyler. Hele Rumeli ve Balkanlar coğrafyasını gezdiyseniz… Rumeli ve Balkanlar’da yaşanan olaylara ilginiz varsa heyecanlanırsınız.  Rumeli deyince deyince gönül teliniz titrer, kendinizi bir anda kültür coğrafyamızın içinde buluverirsiniz. Coğrafya ses verir, Şairlerin şiiri ile sizlere uzaklardan seslenir, yanık Rumeli türküleri diyardan diyara götürür bazen Tuna boylarına bazen Vardar ovasına bazen maya dağına çıkarır. Hele, bir şiir var ki mısralarını söylediğimizde hüzünlenir duygulanırsınız yüzlerce yıllık Osmanlı medeniyetini ve dedelerimizi hatırlarsınız. İşte o şiirlerden birisi.

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler

Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar

Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan’dan beri

Üsküp’te, Estergon’da, bir atar damar gibi

Davullar, zurnalar ve serhat türküleri…

Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları’na dek uzar

Kim demiş vatanımız Edirne’den Kars’a kadar.

  Değerli Kültür adamı  Yavuz Bülent Bakilerin dediği gibi vatanımız  “Edirne’den Karsa kadar  değil, Avrupa’dır Asyadadır.  Avrasya ve Rumeli deyince akla önce İstanbul gelir. Çünkü Avrasya’nın merkezi,  kalbi ,gönlü ve bağlantı noktası, İmparatorluklar başkenti İstanbul’dur. 8 bin yıllık tarihi geçmişi ile İstanbul sadece Avrupa ve Asya kıtalarına başkentlik yapmaz Türk İslam medeniyetinin de İstanbul başkentidir. Avrasya coğrafyasıyla Rumeli ve Balkanlar’ı bilmek ve tanımak için İstanbul’u ve Kocaeli’yi tanımak gerekli. Çünkü, bu coğrafyada binlerce insan göçerek İstanbul’u Sakarya’yı vatan kabul etmiş bu bölgelerin gelişmesine katkıda bulunmuşlar buralarda yuva kurup çocuklarını büyütmüşler. Bugün torunları ve çocukları dedelerini hatırlamasa da tarih ve coğrafya gerçekleri haykırıyor biz dedeleri ve babaları Rumeli’den gelenlere Devr-i Alem farkıyla Rumeliye götürüyoruz.

Balkan ülkelerine ve Rumeli’ye kültür yolculuğa çıkmak için İstanbul’u ve Kocaeli’yi doya doya gezip, önce Asya kıtasına doğru yola çıkmak gerekiyor. Avrupalılar bile kültür tarihlerini Asya’da arıyorlar. Biz de Balkanlar ve Avrasya’yı bilmek ve tanımak için Asya’ya doğru gitmemiz gerekiyor. Asya demek Türkistan demek. Türk tarihinin yazılı tapu senedi olan Orhon Kitabeleri, Ötüken Ovaları, Balkaş gölü, Seyhan, Ceyhun ve Yenisey Irmakları, Pamir ,Hindikuş, Altay, Tanrı ve Sayan Dağları demek.

Karabalgas, Karakurum, Semerkand, Buhara, Taşkent, Kaşgar, Urumçi, Merv, Belh ve Nişabur şehirlerini anlamadan, oraları gezmeden, Asya’nın kültür tarihimizdeki yeri ve önemini  anlayamayız. Güneşin Batıdan doğduğu yer anlamına gelen Horasan medeniyeti Coğrafyası ; Iran, Afganistan, Pakistan Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ülkelerini ve bu ülkelerdeki kültür ve medeniyet tarihimizin izlerini anlayıp dinlemeden Avrasya hiç anlaşılmaz. Hele Balkanlar ve Rumeli ise hiç bilinmez. Çünkü gönülden gönüle yol olduğu gibi orta Asya ve Türkistan illerine de yolun Rumeli Balkanlar coğrafyasındaki Adriyatik sahillerinden başladığını biliyoruz. Adriyatikten Çin seddine kültür coğrafyamızın Avrupa’daki kilometre taşları ve muhteşem şehirleri var. Sarayova , Budin, Belgrad, Pirizdan, Piriştina, Tiran, üsgüp, İşkodra, Elbasan, Manastır, Selanik , Pilevne , Varnai Şunli ve daha sayamayacağımız onlarca şehir medeniyetimizi anlatır bizden vefa bekler.

Avrasya sadece iki kıtanın ifade ettiği bir kelime değildir. Avrasya, tarihtir, kültürdür, medeniyettir, bizi biz yapan kültür coğrafyamızın ta kendisidir. İlim, irfan, gönül sultanlarının yetiştiği diyardır. Asya’ya ruh veren Mevlanalar, Şahı Nakşibendiler, Farabiler, İbn-i Sinalar ve daha bir çok ilim fikir gönül sultanının yetiştiği coğrafyadır. Rumeli coğrafyası deyince Sarı Saltıkları, Gazi Erenleri Akyazılı Sultanları , Demir Babaları, Süleyman Hümnü Tunahan Hazretleri daha bir çok gönül sultanı erenler akla gelir onların manevi ikliminde huzur bulunur.

Asya’nın yetiştirdiği gönül sultanları Horasan üzerinden önce Anadolu ve Balkanlar coğrafyasına gelmişler, Anadolu’da kültür ve medeniyetimizi cihana yaymak için merkezler oluşturmuşlardır. Sultan Alparslan ile Anadolu manen fethedildikten sonra Avrasya’nın başkenti İstanbul olmuş, İstanbul’dan balkanlara ve Avrupa Coğrafyasına kültür ve medeniyet yolculuğuna çıkılmış.

Tuna nehri Avrasya’nın Avrupa’nın sınır çizgisi olmuş, Yahya Kemal’in ifadesiyle “Türk’ün gönlünde dağ var ise Balkan, nehir var ise Tuna” der. Balkan dağları ve Tuna kültürümüzün de sınır çizgisidir. Adriyatik sahilleri, Bosna Viyana kapıları Osmanlı medeniyetinin Balkanlardaki Serhat bölgeleriydi. Bugün Balkanlarda medeniyet ve kültür tarihimizin izleri  bütün vefasızlığa rağmen tüm ihtişamı ile dim dik ayaktadır.

Evet Avrasya ve Rumeli deyince tarihin ihtişamlı geçmişini hatırlayıp kültür coğrafyasına  yolculuğa çıktık. Avrasya ülkelerinde kurulan Göktürk devletin den Karahanlılar’a, Gazneliler’den Selçuklulara, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne onlarca devletin muhteşem eser ve hizmetlerini hatırlamış olduk. Avrasya ve Rumeli ile ilgili ne kadar anlatıp söylesek az. Avrasya, Avrupa ve Asya kıtalarını kısaltılmış ve tek kelimede toplanmış bir ad değil. Binlerce yıllık kültür ve medeniyet tarihimizin birleşgesidir.  Avrasya’yı en güzel şekilde anlatan değerli şair dostum, eğitimci yazar Dursun Elmas’ın şiiri ile sizleri Avrasya ve Rumeli coğrafyasına yolculuğa çıkarıyoruz.

Türkistan’a Selam

Dolanıp durmayın başımda benim

İsfahan’a doğru yürün turnalar.

Vuslat yangısında sızlar bedenim

Dağıstan’da sefa sürün turnalar

Bir gece bekleyin Tataristan’da

Menevşe devşirin Çuvaşistan’da

Gardaşım inliyor Çeçenistan’da

Mazlumun ahına erin turnalar

Yesi’de uğrayın Hoca Ahmet’te

Boşa girmedi ki onca zahmete

El açın divanda erin hikmete

Erenler bağına girin turnalar

Altaylar’dan aşın Tuva’ya varın

Sayan Dağları’nda keklik avlayın

Urumçi’ de esareti boylayın

Postları İrtiş’e serin turnalar

Aral kenarında gözyaşı dökün

Hazardaki yakamoza gül ekin

Selenge’de yunun şakıyın sekin

Türkistan’a haber verin turnalar

Balkanlar bizimdir iyi belleyin

Kosova nerede, olmaz demeyin

Batı Trakya’ya selam eyleyin

Atanın tahtına varın turnalar

Kırımda ağlayın Aybike kızlar

Tuna’ya atlayın oradan hızla

Haykırın bağırın çıkan avazla

Hükmünü tarihe vurun turnalar

Kaşık sallan Oş’ta Kırgız aşına

Yenisey’de girin sevda yaşına

Dilekte bulunun Bengü taşına

Hakas güllerini derin turnalar

Aşkabat, Düşanbe aşın ileri

Özbek’i, Kırgız’ı bırakın beri

Ötüken yurduna erdikten geri

Kür Şad’ın seyrine durun turnalar

Çıkın dağ başına Tanrı dağı’nın

Bindirin bahtına kalleş yağının

Orhun ırmağında vuslat çağının

Ahdine düğünler kurun turnalar

Yaralıdır gönlü Azerbaycan’ın

Gülmez yüzü aybalası ceylanın

Hocalı’da baca tütmez Aycanın

Sancır acıları sarın turnalar

Elbette ki benim bunun nedeni

Soysuza bıraktım nazlı Türkmen’i

Paramparça olan körpe bedeni

Kerkük diyarında görün turnalar.

TÜRKOĞLU inliyor yürekte sızı

Girne kalesinde kınalı kuzu

Kimlik mühürüdür alnında yazı

Şükür niyazına durun turnalar

 Evet   Avrasya ve Rumelinin sınır çizgisi ve haritası çok farklı.  Herkes kendine göre bir Avrasya  ve Rumeli haritası çizebilir.   Herkes  tarafından  Avrasya Ülkeleri olarak kabul edilen    Türkiye, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan,Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, İran, Gürcistan, Beyaz Rusya, Moldova, Azerbaycan,

Moğolistan, Ukrayna,  Ermenistan, Afganistan ve Balkan ülkelerini gezerek  tarihe not düşerek zaman noterlik yaptık. Değerli gönül insanı ve kültür adamı   Yavuz Bülent Bakilerin  “Bizim Türkümüz “ adlı  şiiri ile   sizleri  Avrasya Ülkeler ile ilgili hazırladığım  “AVRASYA’DA DEVRİ ALEM”  yazı serimin Rumeli Balkanlar bölümüyle baş başa bırakıyorum. Önce şiiri okuyalım sonra yolculuğa çıkalım.

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna’ya

Bizim türkülerimizdir söylenen

Konuşan dil, bizim dilimizdir

Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir

Kilimlerimizdir…

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız

Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan

Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla

Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.

KOCAELİ’DEN RUMELİ’YE KÜLTÜR YOLCULUĞU

Kocaeli’den Rumeli Kültür yolculuğuna çıkıyoruz. Rumeli’yi Balkan coğrafyasını bilmeden Kocaeli tarihi de bilinmez, aslında Kocaeli tarihi bir anda Balkanlar ve Rumeli tarihidir çünkü Kocaeli bölgesinden Balkanlar ve Rumeli kökenli çok sayıda insanımız var. Bu insanlarımızın Ata ve dedeleri Rumeli ve Balkanlardan Bosna’dan Tuna boylarından geldiler biz Devr-i Alem diyor, Rumeli Balkanalr gezimizin ilk durağı Evladı Fatihan dıyarı Makedonya’dan kültür yolculuğumuza başlıyoruz. Elimizde kameramız ve fotoğraf makinemizle Makedonya’dan başladığımız yolculuğumuza Kosova , Arnavutluk Karadağ, Bosna Hersek Hırvatistan , Yunanistan’da noktalayacağız, şimdi Makedonya’nın başkenti Üsgüp’ten Rumeli toprakları ve Adriyatik sahillerine kültür yolculuğuna başlayalım.

MAKEDONYA’DAYIZ

Kocaeli’den yola çıkıp Balkanları gezmeye Makedonya ve Kosova’da devam edeceğiz. Üsgüp, YAHYA Kemal’in memleketi ve Kosova’nın başkenti, evladı Fatiha diyarı. Varvar Ovası varvar ovası türküsüyle gönüllerde taht kuran, “Maydağ’dan kalkan Kazlar, altopuklu beyaz kızlar” türküsüyle aşıkların dillerine destan olmuş Üsküp’te ilk durağımız mezarı Gebze’de bulunan Çoban Mustafa Paşa’nın yaptırdığı cami.. Sırasıyla Mustafa Paşa Camii, Murat Paşa Camii, saat kulesi, eski hanlar, Davut paşa hamamı ve kaleyi gezeceğiz. Makedonya’nın başkenti Üsküp biraz da Bursa’ya benzediği için Bursa’nın kopyası diyebiliriz. Üsküp’ten yola çıkarak çiçeği burnundaki yeni devlet Kosova’ya gidecek Rumeli fatihi şehit Sultan Muradı Hüdavendigar’ın kulübesinde Fatiha okuduktan sonra Priştina’yı gezip ardından Türklerin yaşadığı Prizdine gideceğiz. Prizden nazlı bir Osmanlı şehri, camileri ve eserleri ile taht kuran bir şehir.

KOSOVA’DAN BOSNA’YA DEVR-İ ALEM

Kosova’dan yola çıkıp Şar Dağları ve Gora Türkmenlerinin yaşadığı Gora bölgesine el sallayarak tarihimizin önemli kilometre taşı Arnavutluk üzerinden Karadağ’a geçeceğiz. Karadağ önemli bir bölge. Yüzlerce şehidin yattığı yer. Ünlü İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif’in memleketi de Arnavutluk. Arnavutluk’un sular kenti İşkodra kalesinden Adriyatik sahilleri ve Nirin Irmağı’na el sallayıp son Osmanlı paşa ve şehitlerinin mezarında Fatiha okuyarak Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya hareket ediyoruz. Karadağ, Osmanlı’nın yıkılışında isyanlarla ünlenmiş başkentteki Fatih cami Osmanlı şehitliği, saat kulesi ve Adriyatik sahilindeki şehirleri geçmişin nazlı yadigarıdır. Buralar bize çok şey söyler ve çok şey anlatır.

KARADAĞ’DAN BOSNA HERSEKE TARİH YOLCULUĞU

Rumeli toprakları ve Adriyatik sahillerinde yollar , dağlar, ovalar ve ırmaklar Osmanlı tarihini anlatır. Osmanlı türkülerini söyler, Adriyatik’ten Çin seddine tarihimizin kilometre çizgisidir. Bazen engin vadilerden bazen de geniş ovalardan geçerken Osmanlı döneminden kalma eserler size göz kırpar ve gülümser. Ve Rumeli’deki gezimizi sürdürürken yolumuz Bosna Hersek’in başkenti Sarayova2ya geliyor. İlk durağımız vefa borcumuzu ödemek olacak.  Savaş döneminde özellikle Bosna’nın lideri olarak tanınan ve Bosna’nın unutulmayacak lideri olan Aliyaİzzebegovic´in kabrini ziyaret ediyoruz.

 Balkanların belki de en ünlü çarşılarından biri olan Başçarşıda soluklanarak Gazi Hüsrev Bey camisi ve

Türbesini ziyaret edip Boşnak kardeşlerimize selamlarımızı söyleyeceğiz. Bizleri 3 ayrı döneme götürecek olan Başçarşı şehir turumuzda Osmanlı’ya, Avusturya-Macaristan´a ve Yugoslavya dönemine ait eserleri görme şansını elde edeceğiz. Basçarşı gerçekten görülmeye değer küçük mimari dükkanlar, bu dükkanlardaki zanaat faaliyetlerinin devam etmesi Osmanlı’nın güzelliğini yansıtıyor. Yeşillikler içerisindeki Sarayova’yı gezerken tarihin acı dönemlerini de hatırlıyoruz, 1990’lı yıllarda medeni dünyanın gözü önünde burada büyük bir soykırım yaşandı 250 bin Boşnak sırf Müslüman oldukları için katledildiler. Halen toplu mezarlar yer alıyor. Sarayova’nın başka acı gerçi daha var, 1914 yılında milyonlarca insanın ölümüne neden olan ve Osmanlı’yı tarih sahnesinden silen 1. Cihan harbinin çıkmasına neden olan olay da Sarayova’daki tarihi taş köprüde yaşanmıştı. 1. Cihan harbinin yüzüncü yılında dünya savaşının fitilini ateşleyen Sırplı bir teröristin Avusturya-Macaristan veliahtını Taşköprü’de öldürme olayını hatırlayacağız.

MOSTAR’DAN OHLİ’YE GİDİYORUZ

Saraybosna’dan yola çıkarak köprüsüyle dillere destan olan Mostar’a gidiyoruz.  mostarMostar köprüsü Bosna savaşının da sembollerinden Hırvatlar sırf Hilal’e benziyor diye Köprü’yü havaya uçurmuşlardı. Rumeli Balkanlar tarihi bir anlamda savaşlar tarihi. Mostar’a giderken yol üstünde ikinci dünya savaşında Nazi Ordusu tarafından yıkılan Tito Köprüsünü görüyoruz. Halen daha yıkık bir halde bulunan köprüyü gördüğümüzde 2. Cihan harbini yıkım vahşet ve korkunç olaylarını hatırlıyoruz. 2. Cihan  harbi tarihin en kanlı savaşlarından birisi. Milyonlarca insan ölmüştü.

Mostar şehrine varışımızla beraber uğrayacağımız ilk durak Savaş Müzesi olacak. Orada tarihi Mostar köprüsünün yıkılış videosunu izledikten sonra UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları listesine alınan Mostar Antik Kenti´ni geziyoruz. Mostar şehrinde Osmanlı hanları, hamamları, camileri gezip savaşların ölenlerin ruhuna Fatiha okuyup Mostar köprüsünden Rumeli ve Balkanlardaki muhteşem Osmanlı medeniyetini hatırlıyoruz. Mostar’dan yolumuz bu kez başka diyara Blagaj Tekkesine gidiyor.

Balkanların manevi kaşiflerinden Horsan erenlerinden Allah dostu ve gönül sultanı tekkesinin bulunduğu yer , Buna nehri kaynağının da merkezi gerek tekke gerekse nehrin kaynağı insana göz ve gönül ziyafeti sunuyor görenleri kendine hayran bırakıyor.  Şimdiki durağımız ise Osmanlı’nın Balkanlar´da ulaşmış olduğu son nokta olan Poçitel Köyüne varıyoruz. Osmanlı Döneminde sinir karakolu olan Poçitel´in en tepe noktalarına çıkıp doyumsuz bir manzarada Poçitel Köyünün ihtişamlı manzarası izliyoruz. Eski Osmanlı evleri, kalesi, gözcü kuleleri gerçekten Osmanlı medeniyetinin güzelliğini yansıtıyor.

Karadağ-Arnavutluk-Makedonya                          

Adriyatik sahillerinde önemli bir merkez olan eski ve yeni Bar adıyla ikiye ayrılan şehirde konaklayıp kültür gezimize devam e4diyoruz. Bar çarşısında kısa bir dinlenmenin ardından Eski Bar’dan ayrılıyoruz, Yeni Bar ziyareti sonrası Arnavutluk’un başkenti Tiran’a hareket ediyoruz. Arnavutluk denince akla hiç şüphesiz Enver hoca geliyor. Yıllarca Arnavutluk’un baskı ile yöneten Enver hoca Arnavutluk’un milli kaynağını savaş ve askeri üstler için harcamış, Arnavutluk genelinde 360 bin siper yaparak  büyük kaynak israfına sebep olmuştu. Tiran’daki Osmanlı eserleri gezerek Makedonya’nın Ohrid’e geliyoruz. Ohrid Arnavutluk ve Makedonya’nın muhteşem gölü ile ünlü. Ayrıca, Şitruka şiir akşamları ile de tanınıyor, Osmanlı dönemine ait eserler ve kendilerini Evladı Fatiha olarak adlandıran Türkler, bizleri bağrına basıyor. Gerçekten Ohrid görülmeye değer. Hele yeşillikler içinde Salkım söğütler altında göl kenarında yürümek insana mutluluk veriyor.

 MANASTIR’DAN SELANİK’E DEVR-İ ALEM

Rumeli tarihi bir anlamda Osmanlı Türk tarihi de demek. Rumeli ile Balkanların çok iyi araştırmadan hele tarihi tarihin yazıldığı yerlerde araştırmadan Osmanlı tarihi anlatılmaz. Bu kez Rumeli’deki gezimizin en önemli durağı Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hayatında önemli yeri olan Makedonya’nın Manastır şehri ile Yunanistan’ın Selanik şehri olacak. Mustafa Kemal Atatürk’ün ailesi ve babası bugün Makedonya hudutları içerisinde Manastır şehrine yakın Kocacık köyünde.

Manastır şehri Atatürk’ün eğitimini gördüğü yer Selanik ise hayatının önemli anlarının geçtiği bölge. Selanik kültür tarihimiz adına son derece önemli, çünkü Selanik Osmanlılar tarafından mücadele ile binlerce şehit verilerek alınmıştı ancak tek kurşun atılmadan Selanik terk edilmişti. Selanik gidince Balkan ve Rumeli toprakları da gitti, Selanik sahilleri tarihi eserleri, kalesi birbirinden ihtişamlı camileriyle önemli yer. Selanik birçok türküye de konu olmuş. Abdülhamit Han burada zorunlu ikamete mecbur edilmiş. Türkiye’de dönme veya sebatayist olarak adlandırılan birçok aile de Selanik’li.

Balkanları gezimizin son durağı Selanik’ten yola çıkıp yüzbinlerce Türk’ün yaşadığı Batı Trakya şehirlerini bir bir geziyoruz. Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç’ta ihtişamlı Osmanlı tarihini düşünüp Türklerle sohbet ederek hasret gideriyoruz.   İpsala Gümrük kapısından Türkiye’ye girerek anavatana gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Lütfü Türkkan ile Devr-i Alem:

Emre Kahraman’ın kamerasıyla İsmail Kahraman’ın kalemiyle MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ile Devr-i Alem:

 MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ile Milletvekili olduğu 4 yılın değerlenmesini Devr-i Alem’e yaptı. Devri Alem Belgesel program yapımcısı ve gazetemiz kurucu İsmail Kahraman ile çok önemli söyleşi yapan Lütfü Türkkan çok önemli konulara temas etti. Kendisine verilen Milletvekili maaşını öğrencilere burs olarak dağıttığını ve 680 tane soru önergesi verdiğini söyledi.

İsmail Kahraman: Sayın Türkkan, seçimlere az kaldı, artık son dönemece girildi diyebiliriz. 10 aydan az bir süre kaldı. Bir değerlendirme yapar mısınız? Neler yaptınız, Ankara’da geçen süre zarfında?

Lütfü Türkkan: Öncelikle bu zamana kadar milletvekilliği yapmanın ve hala yapıyor olmanın bahtiyarlığımı ifade ediyorum, Allah’a da hamd ediyorum, cidden çok önemli bir fırsat. Milletvekilliğine başlarken daima temel amacım millete hizmet etmek oldu, çünkü bu millete hizmet etmek büyük bir şeref. Öncelikle hizmet amacımı güzel bir şekilde bu zamana kadar yerine getirdiğimi düşünüyorum. Kocaeli’nin eski Valisi Sayın Ercan Topaca, Sanayi Odası, önemli Sivil Toplum Kuruluşları gibi kurumlar ve kişilerle beraber oluşan bir heyetle birlikte, ihtiyacı olan 20 kız öğrenciye burs sağladık. Bahsi geçen burslar Kocaeli Valiliğine yatıyor, oradan Sosyal Dayanışma Vakfı vasıtasıyla öğrencilere burs olarak dağıtılıyor. Bu öğrencilerimizi de takip ediyoruz, gerek dersleri gerek yılsonu başarı notları gibi faktörlerle. Başarılı olanlar burs almaya devam ediyor. Bu sözümüzü yerine getirdik.

Onun dışında geçtiğimiz üç yıl Türkiye için sıkıntılı bir süreçti. Türkiye’nin bütün sorunlarını, harici ve dâhili sorunlarını Kocaeli’nden bakış yapılacak şekilde kamuoyuna sunmaya çalışıyoruz. Burada sosyal medya ve ulusal basın kuruluşlarını da kullanarak Kocaeli’nden Türkiye’nin sorunlarına bakışını yansıtmaya çalışıyoruz. Kocaeli’nin yerel sorunlarını da göz ardı etmiyoruz.  Her ay ilçe ilçe, mahalle mahalle dolaşarak tek tek sıkıntıları not ediyoruz ve bunlarla ilgili bakanlığa sorular soruyoruz ve bunları meclise olabildiğince taşımaya çalışıyoruz. Türkiye gündemini değiştirme gibi durumları ele alırsak, biz bunda ciddi bir zafiyet içindeyiz. Çünkü gerek basın, gerek sivil toplum kuruluşları ve daha örnekleri verilebilecek topluluklar, örgütler iktidarın o kadar çok baskısı altında ki. Bu meselelerin gündeme getirilmesinde zorluk çekiyoruz, zorluklar yaşıyoruz. Bunu çok samimi bir örnekle aslında açıklayabilirim. Benim Makedonya’da bir çoban arkadaşım var. En son ziyaret ettiğimde bana, Facebook hesabımda ki gönderileri çok beğendiğini ama beğenemediğini söyledi. Bende ona, tuş falan mı çalışmıyor neden beğenemiyorsun diye sordum. Hayır dedi sorun o değil dedi. Sorun, benim kızım İzmir’de okuyor, benim beğenimi falan görürlerse kızım zarar görebilir diyor. İşte Türkiye’deki medya baskısının ne kadar fazla olduğunun bir göstergesidir bu aslında.

İsmail Kahraman: Peki bu konuda mecliste ne yapıyorsunuz?

Lütfü Türkkan: Haykırıyoruz, gerek mecliste gerek meclis dışı platformlarda haykırıyoruz sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Ama Türkiye 76.780.000 kilometre kare,  ulaşım kanalları da kapalı olunca sesimizi yeterince duyurduğumuz söylenemez.

İsmail Kahraman: Şu ana kadar ne kadar soru önergesi verdiniz, ne kadar gündem dışı konuşma yaptınız, meclis çalışmalarından söz eder misiniz?

Lütfü Türkkan: Şu ana kadar verdiğim soru önergesi sayısı 680. Mecliste şu ana kadar 58 defa konuşma yaptım. 12 defa gündem dışı konuşma yaptım. MHP grubunda grup başkanvekilleri dışında en çok konuşan 3 kişiden biri de benim.

İsmail Kahraman: Sayın Vekilim, bir de öz eleştiri yapın desek, bu gidişattan MHP ne kadar sorumlu? MHP’ de durumlar nasıl?          

Lütfü Türkkan: Bu gidişattan MHP aldığı oy kadar sorumlu. İnsanlar MHP’den çok şey bekliyor ama oy zamanı geldiğinde insanlar MHP’ye o bekledikleri nispette oy vermiyorlar. Şöyle söyleyeyim, sizin sözünüz meclisteki sandalye sayınız kadar geçerli. Seçim zamanı sandalye sayısı pek önemli olmayabiliyor ama meclise girdiğinizde önemini görüyorsunuz.

İsmail Kahraman: Son cumhurbaşkanlığı seçimini yaptık. Kamuoyunda bir isim bekleniyordu, Meral Akşener Hanımefendi. Ama siz gittiniz CHP’nin, kamuoyunda hiç tanımadığınız birinin arkasında takıldınız. Bu noktada neler dersiniz?

Lütfü Türkkan :  Ben öncelikle kesinlikle o takıldınız ifadesini kabul etmiyorum. Hiç tanınmayan biri ifadesine de katılmadığımı ifade etmek istiyorum. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu benim 1996’dan beri tanıdığım önemli bir kültür adamı. Beraber çalışmalara imza attık. Gönül adamıdır. Ama şunu samimiyetimle söylüyorum, eğer Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı olsaydı, şuan dünyanın içinde bulunduğu bu durumda, Ortadoğu’daki bu yangında, Türkiye’nin önemli bir şekilde ön planda olmasında etkili bir rolü olurdu. Şuan Türkiye Cumhuriyeti’nin başında bulunan cumhurbaşkanı, o bölgede hep taraf olmuş, kötüden yana olmuş bir kişi olarak tanınıyor. Dolayısıyla öyle bir etkinliğimiz yok. Ekmeleddin Bey ile güzel bir şans yakalanabilirdi ancak olmadı. Kendi partimiz içinden olması söz konusu olamazdı, Meral Hanımın söz konusu olma olasılığı vardı. Diğer bir hususta nasıl ki kendi içimizden bir kişinin olmaması gerektiği gibi, CHP’nin içinden de kimsenin olmaması gerekirdi çünkü çatı aday kavramı bunu gerektiriyor. Kabul edilebilir bir durum olmazdı siyaseten. Tek başına MHP’nin çıkarmış olması belki de MHP’nin kamuoyunda artık yok olmasına sebep olabilirdi.

İsmail Kahraman: Sayın Vekilim önümüzdeki dönem hakkında neler söylemek istersiniz?

Lütfü Türkkan: Seçimlere şuanda yaklaşık 8 aylık bir zaman var. Milletvekili meselesi Türkiye’yi methetmek açısından önemli bir mesele. Devamı yönünde eğer genel merkezimizden, teşkilatlarımızdan devamı yönünde irade gelirse devam etmeyi düşünüyorum, Allah ne nasip eder bilmiyorum.

İsmail Kahraman: Sayın Vekilim son olarak, ortalık biliyorsunuz ateşler içinde savaşa bile girmek an meselesi. Hem son sözlerinizi hem de mesajlarınız varsa alabilir miyiz ?

Lütfü Türkkan :  Bu geldiğimiz nokta bugünün değil yaklaşık 3-4 senelik bir birikimin meselesi. Yaklaşık 3-4 yıldır izlenen yanlış yolun nihai olayları bunlar.  Türkiye bu konuda ne yapmalı, ateş çemberini korumaktan başka bir şey yapmamalı. Ortadoğu’ya şekil vereceğiz dedik ama şuanda Türkiye’deki ateş topunu nasıl söndüreceğiz o noktaya geldik. Bu belliydi bunu biz hep haykırdık ama maalesef bizi yöneten arkadaşlarımız buna bu cepheden bakmadılar. Şu anda orada İŞİD e karşı bir operasyon düzenlenmekte, Türkiye’de bu operasyonda yer alacak devlet bu yönde bir irade gösteriyor. Ama ben şunu söylemek istiyorum, yani o bölgedeki katliamları elbet durdurmak lazım, bunu kim görürse görsün, rengi, dili, dini, ırkı farklı olmaksızın karşında durması lazım. Bu bence en önemli meseledir.

Tamamen enerji geçiş haklarının sağlama alınması planlayan bir operasyondur bunu herkes bilsin ve Türkiye’nin elinde de 2.000.000 mülteciden başka bir şey kalmaz.

Öte yandan MHP Kocaeli Milletvekili Lüftü Türkkan ile yaptığımız röportajı  http://kocaeligebze.tv/v/29112/mhp-kocael-mlletvekl-ltf-trkkan-5-yillik-mlletvekll-srecn-deerle#.VDZGkWd_uWM linkinden de izleyebilirsiniz

Karadeniz kültür turizmi ile kalkınabilir

Bugün Ankara’da Giresun tanıtım günleri gerçekleşiyor. Bizde Devri Âlem Belgesel Program yapımcısı olarak açılışa katılıp, belgesel çekeceğiz. Karadeniz ve Giresun özellikle tarih kültür ve inanç turizmi ile marka haline gelip, ciddi anlamda kalkınabilir. Bunun için Kültür ve İnanç turizmi değerlerinin ön plana çıkarılması gerekiyor.

Milli ve manevi tarih bilincine sahip olmak için öncelikle Din, dil ve tarih bilincine sahip olmak gerekiyor. Son yıllarda televizyon ve medyada tarihle ilgili programlar büyük ilgi görüyor. Tarih, yeniden ilgi odağı haline geldi. En çok satan kitaplar, en çok izlenen programlar tarihle ilgili.

Giresun’un Yağlıdere ilçesinde türbesi bulunan Karadeniz’in de Mevlana’sı olarak bilinen Yavuz Sultan Selim Han’ın hocası Sarı Abdullah Halife’yi anma toplantısına katılıp belgesel çektim.

   Balkanlarda ki sarı Saltuk hazretlerinin görevi ve yaptığı hizmetler neyse Giresun’un Yağlıdere ilçesinde ki Sarı Abdullah halife hazretleri de aynı göreve yapmışlar. Balkanlar’da ki Sarı Saltuk hazretlerini dünya tanıyıp bilirken Yavuz Sultan selim han gibi büyük bir devlet adamının yetişmesine vesile olan Sarı Abdullah Halife’yi maalesef yeteri kadar tanımıyoruz. Sarı Abdullah Halife tıpkı Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran ve Hacı Bayram Veli hazretleri gibi büyük bir gönül sultanı ve Horasan ereni ama bu zatı kimsenin fazla tanıdığı yok. Bunu Türkiye gündemine getirmek gerek.

   Doğu Karadeniz tarihi araştırılmalı. Özellikle Oğuz Türklerinin Çepni boyuyla ilgili araştırmalar yapılmalı. Osmanlı öncesi burada kurulan hacı Emir beyliği ve Bayramlı Beylikleriyle ilgili ilmi araştırmalar ortaya konmalıdır.

   Sarı Abdullah Halife burada çok önemli bir görevi ifa ederek, Karadeniz’in Türk-İslam medeniyetiyle şekillenmesinde öncülük eden büyük bir Allah dostu. Bu konuda ilk çalışmaları yapan Konya Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Haşim Karpuz yaptığı ilgi araştırmayı yıllar önce Başbakanlık vakıflar Genel müdürlüğü dergisinde yayınlamıştı. Bundan sonra değerli dostum sayın Harun Bostancı bir yüksek lisans tezi hazırlayarak Sarı Abdullah Halife hazretlerini ilmi olarak araştırdı.

   Bizde Abdullah Halife ile ilgili 15 yıldır çalışmalar yapıyoruz. Belgeseller hazırladık. Bu konuda yapılan tüm toplantılara davetli olarak katılıyorum. Abdullah halife önce Karadeniz’e sonra Türkiye’ye ve daha sonra da tüm Türk İslam alemine tanıtılmalı ve anlatılmalı. Başta Abdullah Halife olmak üzere Karadeniz bölgesinde çok sayıda ahilik kültürünü bölgeye getiren Horasan alimi ve Alperenler bulunmakta. Sadece Giresun bölgesinde Alucra’da Çalkan Veli Hazretleri, Piraziz ve daha bir çok ahilik kültürünü yaşatan alim ve evliya tanıtılmayı bekliyor. Bu değerler tanıtıldığında bölgede önemli bir kültür turizmi gerçekleşmiş olacaktır. Karadeniz’de ki ahilik kültürünün tanıtılmasında başta Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Nurettin Canikli olmak üzere tüm ilgili ve yetkililere büyük görev düşüyor. Ankara’daki Giresun tanıtım günlerinde bu değerlerin tanıtılmasına yönelik, çalışmalar yapacağız.

ŞENLİKLER VE TANITIM GÜNLERİ KÜLTÜR FESTİVALİNE DÖNÜŞMELİ

Başta Yayla şenlikleri olmak üzere, tanıtım günleri kültür festivaline dönüştürelim.

Giresun’un tanıtılması ve kalkınmasında yayla şenlikleri, tanıtım günleri ve festivaller büyük önem arz etmektedir.

Giresun ekonomisi hem canlı tutmak hem de kent, kültür bilincinin oluşması için, aşağıdaki çalışma raporunu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Giresun bölgesindeki gerek yayla şenlikleri, tanıtım günleri ve gerekse festivaller Gurbetteki Giresunluların memleketlerine gelmelerine bir vesile teşkil etmektedir.

Bu Şenliklerinin kültür ve turizm festivaline dönüştürerek, eğlence yerine kültürel etkinliklerine önem verilmeli.

Giresun’un tarih, kültür ve turizm değerlerinin tanıtılmasına yönelik toplantı, panel, konferansların düzenlenmeli ve turizm değerlerimizi ön plana çıkarılmasını ilgili ve yetkilerden çalışma yapmalı. Bu çalışmalar için bugün Ankara’da düzenlenen Giresun tanıtım günleri tarihi bir fırsat. Bu fırsat çok iyi değerlendirilmeli. Başta Giresun olmak üzere tüm doğu Karadeniz bölgesinde tarih ve kültür turizminin ön plana çıkarılması için ciddi çalışmalar yapılmalı. Bu konuda panel sempozyumlar organize edilip, sadece yerli değil, yabancı turizmin ilgi ve dikkati buralara çekilmelidir. Bugün Ankara’da düzenlenen Giresun tanıtım günleri ile ilgili haberi www.gebzegazetesi.com adresinde sizlerle paylaşıyorum…

Giresun günleri

1.Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri, bugün Ankara’da  saat 12.00’de düzenlenecek açılışla   başlıyor. Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve 4 gün sürecek olan Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri’ne katılımın yoğun olması bekleniyor.

Giresun bu kez gerçek anlamda kabuğunu kırıyor. Giresun, Ankara’da büyük bir organizasyona imza atmanın heyecanının yaşıyor. 1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri, Giresun Valiliğinin himayesinde 9-10-11-12 Ekim tarihlerinde Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

“1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri” bugün saat 12.00 da yapılacak olan açılış töreniyle start alacak. Açılışa başta Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli ve Vali Hasan Karahan olmak üzere çok sayıda davetli katılacak. Giresun Günlerine Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da programının müsait olması durumunda katılması bekleniyor.

Başkent’te Giresun havası estirecek olan 1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri’ne başta Giresun Valiliği olmak üzere, belediyeler, kurum, kuruluş ile Giresun’dan ve Giresun dışından seçkin firmalar katılıyor.

 Giresun adına bir prestij organizasyonu olarak nitelendirilen ve bugüne kadar yapılmaması bir eksiklik olan Ankara Günleri’nde Giresun’un kalkınması ve tanıtımına katkı sağlanması hedefleniyor. 1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri’nde kurulacak olan kurumsal ve yerel stantlarla Giresun’un kültürü, turizm potansiyeli, yöresel mutfağı, fındığı, halk oyunları gibi tüm özgün değerleri başkentlilere sergilenecek.

  Öte yandan Giresun Günleri’ne başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu olmak üzere bakanların, milletvekillerinin, siyasi parti genel başkanlarının, TOBB ve GESOB gibi önemli meslek kuruluşu genel başkanlarıyla bürokrasi ve iş dünyasın davet edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu’nun programlarının müsait olması durumda 1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri açılış törenine katılması bekleniyor.

CANLI YAYINLANACAK

10D Giresun belgeselinin de beğeniye sunulacağı ,Giresun’u ülkemize ve dünyaya tanıtmak, birlikteliği sağlamak, Başkentte gurbette bulunan vatandaşlarımızla sılayı buluşturmak, özlem gidermesine vesile olmak amacıyla düzenlenen organizasyon Mavi Karadeniz ve Tempo TV’den canlı olarak yayınlanacak.

MARMARA’DAN TAM DESTEK

Marmara Giresun İl Dernekleri Platformu,1. Giresun Kalkınma ve Tanıtım Günleri’ne tam destek veriyor. Geçtiğimiz günlerde açıklama yapan Marmara Giresun İl Dernekleri Platformunda yer alan dernekler şöyle:

“Üzeyir Aktaş ( Bursa Giresunlular Kül. Ve Day. Derneği Başkanı), M. Halil Hayta (G.O. P Giresunlular Derneği Başkanı),Numan Kasap (Ümraniye Giresunlular Derneği Başkanı), Abdurrahman Ada (Esenyurt Giresunlular Derneği Başkanı), Fuat Kuş (Beykoz Giresunlular Derneği Başkanı),Yaşar Karadağ (Trakya Giresunlular Derneği Başkanı), Onursal Aydın (Çanakkale Giresunlular Derneği Başkanı), İbrahim Arslan (Yalova Giresunlular Derneği Başkanı), Durmuş Uslu (Gemlik Giresunlular Derneği Başkanı)Aziz İslam (Başakşehir Giresunlular Derneği Başkanı), Şükrü Yılmaz (Kocaeli Dilovası Giresun Derneği Başkanı), Nazmi Güler (Esenler Giresunlular Derneği Başkanı), Aydın Turan (Kocaeli Çayırova Giresunlular Derneği Başkanı), Mürsel Parlakkılıç (Pendik Giresunlular Derneği Başkanı), Nurettin Emanet (Bursa İnegöl Giresunlular Derneği), Tuğrul Sönmez (Silivri Giresunlular Derneği Başkanı), Erol Bekdemir (Sultangazi Giresunlular Derneği Başkanı), Hüseyin MEME (Kocaeli Gölcük Giresunlular Derneği Başkanı),, Mutlu Ömer Kahraman (Kocaeli Darıca Giresunlular Dernek Başkanı), Bülent Çömez (Marmaralı Çotanaklar Başkan Yardımcısı), Ahmet Keçeci (Ataşehir Giresunlular Derneği Başkanı), Reşat Dandin (Kartal Giresun Derneği Başkanı) ,”

Bayramı nasıl geçirdik?

Kurban bayramını geride bıraktık. 5 günlük tatilin ardından yeniden iş başı yapıyoruz. Kurban bayramını nasıl geçirdik, neler yaptık bir durum değerlendirmesi yapmamız gerekiyor. Yollar yine kan golüydü. Bayramı tatil fırsatı bilerek yine yollara düştük. Aslında bayramı bayram gibi kutlamamız gerikiyordu. Aslında tatil olarak gördüğümüz için 1 günlük 2 günlük tatil çilesini yollarda harcıyor ve trafik keşmekeşliği içinde kendimizi perişan ediyoruz.

Bu bayramı Gebze’de dolu dolu yaşamaya çalıştım. Öncelikle baba ve halamın mezarını ziyaret ederek, Fatihalar okudum. Şehit dedelerimizide unutmamız gerekiyordu. Birinci Cihan Harbinde şehit olan ancak mezarının nerede olduğunu bilmediğim rahmetli dedem İbrahim Kahraman için biz torunları onu unutmayalım diye bir anıt mezar taşı yaptırmıştım. O mezar taşına giderek, şehit dedemin şahsında tüm şehitlerimizin ruhu içinde Fatihalar okudum. Ayrıca burada www.devrilalem.tv vewww.kocaeligebze.tv  aracılığıyla bir konuşmada yaparak, cenazelerin başka yerlere nakledilmemesi konusunda bilgiler vermeye çalıştım. Yaptığım bu konuşmanın tamamınıhttp://kocaeligebze.tv/v/29019/recording-2014-10-06-153823#.VDOxyWd_uWM linkinden dinleyebilirsiniz.

Ayrıca, kurbanımızı kestikten sonra, dost ve akraba ziyaretlerini gerçekleştirip, mesaj yerine uzaktakileri bizzat arayarak, yakındakileri ise ziyaret ederek bayramı bayram gibi yaşamaya çalıştık. 95 yaşındaki anamının dizi dibinde bayramın ilk gününü, eski bayramları konuşarak geçirdim. Gebze Giresun Espiye Soğukpınar Belde derneğimiz tarafından organize edilen bayramlaşma İstanbul’dan katılan yaşı ilerlemiş abilerimiz, ablalarımızla ve okul arkadaşlarımla birlikte bayram coşkusunu Yavuz Selim Mahallesindeki Dernek merkezinde yaşadık. Bu bayramlaşmayı,  www.devrilalem.tv ve www.kocaeligebze.tvden canlı olarakta yayınlayarak bayram çoşkusunu uzaktakilerle de paylaşmak istedik. Bayramlaşmayı sizde izlemek istiyorsanızhttp://kocaeligebze.tv/v/29018/recording-2014-10-06-152341#.VDOySGd_uWM linkine tıklayabilirsiniz

İLİM İRFAN ÖĞRETEN HOCALARIMIZI UNUTMADIK

Bayramda bize ilim irfan öğreten hocalarımız hiç unutulur mu? Bir çok öğretmen ve hocamı telefonla arayarak bayramlarını kutladık. 1974-75 yılında Trabzon’da kendisinden ilim irfan öğrendiğim Hereke’de oturan çok değerli hocam Nihat Tarhan’ı ziyaret edip, hasta yatağında elini öperek, hayır duasını aldım. Hocalarımızı ve öğretmenlerimizi gerçekten unutmamamız gerekiyor. Onları sadece bayramdan bayrama değil, Sürekli hatırlayarak vefa borcumuzu ödememiz gerekiyor.

Evet bu bayramı bayram gibi doya doya yaşamak üzere, Gebze’de kalmayı tercih ettim. Çeşitli kuruluşlarından yurt dışına gitmek için davetler almıştım. Ancak ben bu bayramı özellikle 11 yaşındaki oğlum Ahmet Emirhan Kahraman ve 3 yaşındaki torumun Asım Eymen Kesin ile, bayram coşkusunu doya doya yaşamayı tercih ettim. Evet bayramlar  gerçekten önemli dini ve milli bayramlarımızın kıymetini bilmeliyiz ve bayram coşkusunu yaşamalıyız.

 SAĞLIĞIMIZIN KIYMETİNİ BİLİYOR MUYUZ?

Başta sağlık olmak üzere, bir çok imkana sahibiz. Ancak bu nimetlerin kıymetini maalesef bilemiyoruz. Bayram öncesi devri alem proğramı olarak önemli bir belgesel çekimi yaptık. Bursadan Boncuk Çukur Dernek başkanı Yakup  Çukur ve sanatçılarımızdan Rüştü Karpuz bey ve iki el ve bir ayağı olmayan engelli bir sanatçı ile bizleri tanıştırdı. Turgut Fazlı adlı arkadaşımızın hayatın gerçekten enteresan. Çok önemli mesajlar verdi. Kendisi ile yaptığımız söyleyişiniwww.devrialem.tv. Ve www.kocaeligebzetv. Dekihttp://kocaeligebze.tv/v/28437/engell-sanatinin-muhteem-baarisi#.VDOzI2d_uWM  linklerinden izleyebilirsiniz.  Çernobil felaketinin Karadenizdeki felaketler yaşatmıştı. Çernobil fekaleti sonrası sakat doğduğunu söyleyen bu engelli arkadaşımızın anlattıkları bizi derinden etkilendi. Ayrıca kendisi ile ilgili haberi gazetemizde yayınladık. Haberin özetini sizlerle paylaşırken haberinin tümünü www.gebzegazetesi.comk adresindeki internet sitesinden okuyabilirsiniz

İŞTE AZMİN ZAFERİ

Bursa’da yaşayan  Giresun’lu  bedensel engelli genç Turgut Fazlı,  Köy dernekve sanatçıların desteği ile ortaya çıkan ve örnek alınacak başarı öyküsünü  Devr-i Alem kameralarına anlattı.

Merkezi Bursa’nın Emek Mahallesi’nde bulunan Giresun Güce Boncuk Çukur Köyü Derneği’nin” Kendi Engellimiz sahip çıkalım” projesi azmiyle her şeyi başaran engelli Turgut Fazlı’nın örnek alınacak başarı öyküsünü ortaya çıkardı.

Başkanlığı’nı  Yakup Çukur’un yaptığı Boncuk Çukur Derneği’nin, Bursa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nün desteği ile yürüttüğü” Engellimize Sahip çıkalım” projesi Türkiye’de sayıları yüzbinleri bulan ama tabeladan öteye bir şey yapamayan derneklere örnek bir proje.

Devr-i Alem Program yapımcısı İsmail Kahraman’ı Gebze’de ziyaret eden Bursa Bonçuk Çukur Köyü Derneği Başkanı Yakup Çukur,”

Bir proje kapsamında yolumuz Gebze’ye düştü. Gebze’ye gelmişken, sizleri de ziyaret edelim dedik. Proje kapsamında buradayız. Boncuk Çukur Derneği olarak, temel kültürümüz kapsamında, yani daha Dünya’ya gözümüzü açtığımızda, babamızdan ilk duyduğumuz o ‘’Allah-u Ekber’’ kültüründen sonra, temel kültür noktasında yollara düştük. Kendi kendimize sahip çıkma arzusu, kıskançlık gibi duyguları bir kenara bırakıp, millet olarak özümüze dönme düşüncesiyle başladık bu projeye. Engelli vatandaşlarımızın yaşadığı o engelleri aşmaları konusunda onlara çeşitli önemli konularda yardım etme gibi bir hedefimiz var. Amacımız engellilere sahip çıkmak. ”dedi

Kurban bayramının önemi

Son yıllarda Kurban Bayramını hep yurtdışında karşılıyordum. Kurban bayramı coşkusunu dış ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimizle paylaşıyor, onların mutluluğuna ortak oluyordum. Bu yıl ise Kurban bayramını Gebze’de karşılıyorum.

HAC VE KURBAN BELGESELİ

23.10.2012 tarihinde de bu köşede yer alan “Hac ve Kurban yazısı ile Hicaz belgeseli yazımda Kurban Bayramının varlık nedenlerinden biri olan hac ibadetinin ifa edildiği kutsal topraklarla ilgili yazdığım yazı yer aldı. 12 yıl önce hazırladığımı Hac ve Hicaz Belgeseli senaryo metniydi. Bu yazı ve belgeseli 3 kez gazeteci olarak kutsal topraklara giderek hazırladım. Bu yazımı da http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-1687-Hac-ve-Kurban-Belgeseli-.html linkinden okuyup yorumlayabilirsiniz.

HAC VE HİCAZ BELGESELİNİ İZLEDİNİZ Mİ?

Biri Hac ikisi Umre olmak üzere 3 kez kutsal topraklara gidip gelerek “Hac ve Hicaz Belgeseli” Hicaz’da Peygamber İzleri”, Osmanlı’nın Hicaz Eyaleti” adları ile 3 ayrı belgesel hazırladım. Hazırladığım belgeseller bugün bir çok TV kanalında yayınlanmakta.  Hac ve Hicaz belgeselimiz internette de yayınlanıyor. Bu belgeseliwww.gebzegazetesi.com.tr adresindeki Gebze TV’den de izleye bilirsiniz.

DİNİ VE MİLLİ BAYRAMLARIN ÖNEMİ

 Bayramlar, Bayramlarımız,  Dini ve Milli Bayramlarımız… Coşku, huzur ve mutluğun sembolü bayramlar. Milli ve manevi kültürümüzün temel taşı Bayramlar. Coşku ve sevinci doya doya yaşadığımız bayramlar.

   Bayram deyince çocukluk yıllarımız gözlerimizin önüne gelmekte.   Çocukluk yıllarında yaşadığımız ilk bayramlar,  Silik bir resim gibi hatırladığımız mutlu çocukluk günlerimiz.

Heyecandan uyuyamadığımız bayram geceleri. Sabah erkenden  büyüklerimizle  birlikte  bayram namazına gittiğimiz  o günler.. Artık hepsi mazi oldu. Çok gerilerde kaldı.

BAYRAM MI TATİL Mİ?

. Dini ve Milli Bayramlar başlı başına bir kültürdür. Bayram akraba ve dostların ziyaret edilip hatırlandığı günlerdir. Sıla-i Rahim kültürünün yani baba ve dede memleketlerinin ziyaretlere gidildiği günlerdir.

Her nedense bayram kültürü tatil olarak algılanmakta.    Bayram günlerinin hafta sonları ile birleşmesi ile uzun tatillerde yurtiçi ve yurt dışına gitmek için fırsat bilinip akraba ve dostlardan kaçma olarak algılanmakta.

 Yaz tatilinin yeni sona erdiği bir dönemde, gelin kendimize bir iyilik yapalım.  Özeleştiri yaparak tatili hak edip etmediğimizi sorgulayalım.

BAYRAM KÜLTÜRÜNÜ DOYA DOYA YAŞAYALIM

 Geçmiş bayramlarda yaşanan  üzücü olaylar inşallah bu Kurban bayramında yaşamayız.. Umut ediyoruz, Kimse yollarda kalmaz kaza geçirmez. Bayramlar da tatil değil, aile büyüklerimizi ziyaret etmeliyiz. Atalarımızın Mezarlarını ziyaret edip Fatihalar okumalıyız. Ve en önemlisi güzel bir Ramazan bayramı geçirmek için elimizden geleni yapmalıyız

    Bayramı tatil olarak değil, milli ve manevi kültürümüzün temel taşı olarak kabul edip, Kurban Bayramını doya doya yaşayıp coşkuyla kutlayalım. Bayramlarımız bayram gibi geçsin bu duygularla tüm okurlarımızın ve İslam Aleminin Kurban Bayramını tebrik ediyorum.