Karaman – Ayrancı Belgeseli

KARAMAN – AYRANCI BELGESELİ SENARYO METNİ

 

KARAMAN AYRANCI VE KÖYLERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

SUNAR

 “Gelin tanış olalım işi kolay kılalım, Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz”

 

Karamanlı Yunus Emre’nin dizeleri ile Karaman’da Devr-i Alem diyoruz.

Karaman tarihtir, kültürdür ve medeniyettir. Karaman Mevlana’dır, Yunus’tur, Şeyh Edibali’dir, Piri Reis’tir. Karaman Türk Dili’nin Anadolu’da destanlaştığı yerdir. Karamanoğlu Mehmet beyin 1277 yılındaki fermanı din, dil ve tarih bilincimizin hafızası ve tapu senedidir. Karamanoğulları Anadolu’yu vatan yapan Selçuklunun devamıdır. Rumeli, balkanlar ve tuna boylarında, Osmanlıyı cihan devleti yapan Şenlendirme Ocakları’nın mimarıdır Karamanoğulları. Bugün başta Osmanlı coğrafyası olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Karaman’da göç eden insanlar yaşamaktadır.

Anadolu’da Mevlana, Yunus Emre ve insanı yaşat ki devlet yaşasın diyen Şeyh Edibali gibi ruh mimarlarının yetiştiği manevi ruh ocağıdır Karaman. Bu topraklarda çizdiği haritalarla bugün bile adından söz ettiren Piri Reisler, Akdeniz’i Türk gölü haline getiren Kemal Reisler yaşadı. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı komutanlarından Kazım Karabekir’in memleketi Karaman, Türk-İslam tarihinin Türkistan’dan Anadolu’ya destanlaşan ön sözüdür. Vefalı ve çalışkan insanlarıyla Karaman, Anadolu kültürünün temel taşı Yörükler diyarıdır.

            Devr-i Alem kameraları eşliğinde Karaman Ayrancı ve Köyleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Rafet Akdaş ve Mustafa Özkurt ile Karaman’a kültür yolculuğuna çıkmadan önce Karamanoğullarının atası olan Oğuzhan’ın kim olduğunu araştırıyoruz.

          Anadolu’da Türk- İslam Medeniyetinin kurulmasında, Selçuklu devleti başta olmak üzere birçok Türk beyliğinin rolü ve önemi vardır. Osmanlı, Karamanoğulları ve Anadolu’daki beyliklerin ataları Oğuzhan’dır. Tarihi kaynaklarda, Karamanoğulları beyliği bugünkü Kırgızistan ve Doğu Türkistan sınırında yer alan Issık gölden önce Maveraünnehir, Belh ve Türkmenistan bölgelerinde yaşadıkları görülmektedir. Karamanoğulları Cengizhan’ın zulmünden kaçarak Anadolu’ya yerleşirler.

                Türk kültür ve medeniyet tarihini araştırdığımızda dünyada Karamanoğullarına ait birçok iz karşımıza çıkmaktadır.

          Şehrin adı yakın zamanlara kadar Laren’de olarak bilinirdi. Karaman ismi de Karamanoğulları beyliğinin kurucusu Karaman Bey’den gelmektedir. Selçuklular devrinde Ermenek bölgesine uç beyi olarak yerleştirilen Nure Sofioğlu, Selçuklu devleti zayıflayınca yarı bağımsız bir beylik kurar. Ardından beyliğin başına, Karaman Bey geçer. Ölümünden sonra oğulları Larende şehrini kendilerine merkez yapar. Karamanoğlu Mehmet Bey 1277 yılında Konya’yı alarak “bu günden sonra divanda, dergahta, barigahta, mecliste, meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacak” diye bir fermanla Türkçe’yi resmi dil ilan eder.

              Bu fermanı ile bize din, dil ve tarih bilincin önemini hatırlatan örnek devlet adamı Karamanoğlu Mehmet Bey’i minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz. Karaman’da her yıl Türkçe’nin resmi dil oluşunun yıldönümü kutlanmaktadır.

                Kameralarımız şimdide Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistan’ın tarihi Kaşgar şehrinde. Burası, yazdığı “Divanı Lügatittürk” eseriyle Türk dilinin korunmasına büyük hizmet eden ünlü Türk dil bilgini Kaşgarlı Mahmut’un doğduğu yer. Atalar Yurdu Türkistan’da Kaşgarlı Mahmut’un türbesinde Fatiha okuyoruz. Devr-i Alem ekibi olarak bir başka dil bilginimizin bulunduğu Horasan medeniyetinin ilk başkenti Herat’dayız.

                    Horasan Medeniyetine Herat, Tus, Merv ve Mevlana’nn dünyaya geldiği Belh şehirleri başkentlik yapmıştı.

                Çağatay Türkçesini “Muhakemetül Lügatey” kitabı ile ilim ve irfan dili haline getiren, Karamanlı Yunus Emre’ye ilham kaynağı olan Ali Şir Nevai’nin mezarını ziyaret ediyoruz. Sultan Hüseyin Baykara ve Molla cami’nin türbesinin yakınında bulunan mezarda Fatiha okumayı ihmal etmiyoruz.

                Güneşin batıdan doğduğu yer anlamına gelen bu mümbit topraklar, Anadolu’yu manen fetheden Horasan erenlerinin yetiştiği coğrafya.

“Tarih ders ve ibret almak için vardır.

                              Ders ve ibret alınsaydı hiç tekrar eder miydi” diyor şair.

         Büyük Hun imparatorluğundan Türkiye Cumhuriyeti’ne binlerce yıllık geçmişi olan Türk tarihi ders ve ibret alınacak sayfalarla  doludur.Tarih boyu Türkler 116 devlet ve 16 imparatorluk kurdular.Selçuklulardan sonra Karamanoğulları tam bağımsız bir devlet kurarak 250 yıl hüküm sürdü. Moğol istilasını Konya’da durduran Karamanlılar bu kez büyüyüp gelişmekte olan Osmanlılarla çatıştılar. Bu çatışma yıllar yılı sürdü. Sonunda Fatih Sultan Mehmet Karamanoğlu beyliğini ortadan kaldırarak topraklarını Karaman eyaleti adıyla ülkesine kattı. Oğlu Şehzade Cem’i de bu eyalete vali tayin etti.

                Devr-i Alem olarak Karaman’da ilk durağımız Karaman Valiliği. Belgesel çekimlerimize Karaman Valisi Murat Koca’yı ziyaret ederek başlıyoruz.

                Medeniyet ve uygarlığı, eskiler şehirlerin güzelleştirilmesi ve insanların bilgilendirilmesi şeklinde “Tamiri bilad ve Terfi ibad” olarak tarif etmiştir Mimari, musiki ve kültürü ile Karamanoğlu devleti muhteşem bir geçmişe sahiptir.

Karamanoğullarının Göç Hikayesi

Kökleri Türkistan’da, Orta Asya’da, Horasan’da, dalları Anadolu’da, Meyvesi  Balkanlar, Afrika, Kafkasya ve Avrupa’da büyük imparatorluklar kurmuş medeniyetin mirasçıları olarak  göçlerle dünyanın dört bir tarafına dağılıp savrulmuşuz.

Kaybedilen savaşlar. İhanetlerle gölgelenen koca bir tarih, kıyımlar ve zulümlerle geçen asırlar. Sürgün, soykırım ve mezalime sessiz kalan koca dünya. Sadece  birinci dünya harbinde katledilen milyonlar. Amcası Türkiye’de, dayıları Balkanlar’da, dedeleri Kafkaslarda kalanlar. Kırım’da doğup, Tuna boylarında evlenip, Anadolu da  ölenler…

Kameralarımızı şimdide Evlad-ı Fatihan diyarı Balkanlara çeviriyoruz.

Karaman’dan Balkanlara Göç’ün Hikayesi

                      Osmanlının  şenlendirme adı  ile Balkanlara  götürdüğü Karamanoğullarının çileli yürüyüşleri hep sürmüştür. Yeniden Anadolu’ya göçenler ve göçmeyip zulme direnenlerin hüzünlü göç hikayeleri Bal ile Kan’dan adını alan Balkanlarda süregelmiştir.

                   Yahya Kemal “Türkün gönlünde dağ varsa Balkan, Nehir varsa Tuna” der.      Türkler Balkanlara ve Orta Avrupa’ya Osmanlılardan asırlarca önce gelmiş buraları yurt tutmuşlardır. 9. asır da gelen Uzlar, Peçenekler, Ongunlar, Bulgarlar, Kumanlar, Gagavuzlar ve Vardarlar bu coğrafyalarda yüzyıllar boyunca hüküm sürmüştür. Bu gruplar doğal olarak zaman içinde Selçukluya ve Osmanlıya katılmışlardır.

                 Müslüman Türklerin Balkanlar ile ilişkisi Anadolu Selçuklu döneminde Sarı Saltuk Türkmen boyları ile başlar. Sultan Orhan Gazi döneminde Osmanlılar 1361’de Dimetoka’yı fethederek hakimiyet kurarlar. Sultan I. Murat haçlı kuvvetlerine karşı 1364’te Sırp Sındığı, 1371’de Çirmen zaferlerini kazanır. Osmanlıları Avrupa’dan atmak için büyük haçlı ordusu ile 1389’da  yapılan Kosova meydan muharebesini  de  kazanır  ve 1. Murat  bu savaşta şehit düşer.

                     Osmanlılar, haçlı ordularına karşı fethedilen yerleri ellerinde tutabilmek için Balkanlarda sistemli bir yerleşim politikası izler. Balkan  coğrafyasında Muradı Hüdavendigar zamanında fethedilen bölgelere şenlendirme adı altında özellikle  Karamanoğulları’ndan getirilen Türkmen, Yörük, Alperen, derviş ve ahiler yerleştirilir

                    Balkanlara en büyük ve en kapsamlı Türk yerleşimi Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılır. Karamanoğullarını 1466 yılında Osmanlı topraklarına katan  Fatih, Türkmenlerin İstanbul ve Rumeli’ye iskan edilmeleri emrini verir. Böylece hükümdarlığı zamanında fetihleri tamamlanan Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Eflak, Boğdan ve İstanbul başta olmak üzere tüm Balkanlara, Karamanoğullarını yerleştirir. Balkanlara yerleşen bu Türkmen ve Yörükler bundan sonra Osmanlı ordusunun vurucu gücü ve imparatorluğun Balkanlardaki güvencesi olurlar. Balkanlar’a göç eden ve büyük çoğunluğu kırsal kesime yerleştirilen Türkler kendi kimliklerini ve kültürlerini Türkiye’ye göç edene kadar yaşatmayı başarırlar. Türkiye’ye göçen Balkan kökenli halkımızın çoğunluğu Karamanoğlu ve Aydınoğlu Türkmenleri olan insanlarımızdır. Bunlar öz be öz Evlad-ı Fatihan, yani Balkanları, Tuna boylarını ve tüm Rumeli coğrafyasını fetheden Karamanoğlu fatihlerin torunlarıdır.

            Karaman, Karamanoğulları’na ait mimari şaheserlerle süslü. Her köşede bir camii, bir medrese, bir türbe, bir imaret var. Mimari tarihimizde “Karaman devri sanatı” adıyla bir çığır açılmışve bu çığır Osmanlı mimarisine temel oluşturmuş. Bu eserler arasında “Maderi Mevlana Türbesi” adıyla bilinen Mevlana’nın annesi, karısı ve kardeşinin gömülü bulunduğu bir türbe ve bitişiğinde bir cami var. Bu cami Aktekke camiidir.Tek kubbeli yüksek minareli yapısıyla Karamanoğlu devrinin önemli örneklerindendir.Mevlana’nın annesi ve eşinin mezarlarının bulunduğu türbeyi ziyaret ederken kameralarımızı yeniden Horasan medeniyeti coğrafyasına çeviriyoruz. Kubbetül İslam olarak bilinen Horasan medeniyetine başkentlik yapmış Pamir dağları eteklerinde, Amuderya Nehri’nin kenarında bugünkü Afganistan’ın Mezarı Şerif şehri yakınlarında ki Belh şehrine gidiyoruz. Bu şehir Mevlana’nın dünyaya geldiği evi sinesinde barındırmaktadır.

                Moğol istilasından kaçan Mevlana, Belh’ten hicret ederek Karaman Devleti’ne sığınmıştı. Mevlana’yı cihan şümul yapan manevi iklim de Karaman coğrafyasında gerçekleşmekteydi.Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Karaman, manevi tarihimizin müstesna izlerini canlı tutmayı başarmış bir şehirdir. Türkiye’de bir eşi daha bulunmayan Taşkale Camii bulardan biri.  Kameralarımızı Karaman’a yakın mesafede yer alan turistik Taşkale bölgesine çeviriyoruz.

Kayalara oyularak inşaa edilen ve taş basamaklı merdivenlerle çıkılan Camii Karaman’ın Taşkale kasabasında yer almakta.

                Birçok odadan oluşan, yaşam ve mezar alanları mevcut olan Taşkale’de ki Manazan mağaralarında 1980 yılında bir çoban tarafından bulunan ceset Karaman müze müdürlüğüne teslim edilir. Müze müdürlüğünce yapılan yaş tahlili sonucunda cesedin 15 – 16 yaşındaki bir kız çocuğuna ve bundan yaklaşık 800 yıl öncesine ait olduğu anlaşılmıştır.  Müze müdürü Devr-i Alem kameralarına  önemli açıklamalarda bulunuyor.

              Karaman’da Dikbasan Camii, Araboğlu Camii, Hacı Beyler Camii ve Karabaş Veli külliyesi tarihi değer taşıyan camiler arasında. Bir de Yunus Emre Camii var ki buradan, Karamanlıların Yunus gibi büyük bir gönül insanına sahip çıktığını anlaşılmakta. Yunus Emre’nin bir de Türbesi var. Halk Yunus’un burada yattığına inanıyor.

          Karaman’da kilise iken Camiye dönüştürülen ve günümüzde Camii olarak kullanılan yapılar var. Bunlardan İbrala Kilise Camii, Bizans dönemine ait bir yapı. Dereköy Kilise Camii de 10. yüzyılda yapılmış önemli tarihi yapılardan biri. Bu ve bunun gibi bir çok Camii Karaman şehrini süslüyor.

           Karaman kalesi kentin Hisar mahallesi üzerine kurulu. Bu kale Selçuklu ve Karamanoğulları döneminde önemli bir konuma sahipti. Ermenek ilçesindeki Ermenek kalesi, Mennan kalesi ve Ayrancı ilçesindeki Divle kalesi zamana meydan okurcasına ayakta duruyor.

               Karaman’ın Ermenek ilçesine 18 kilometre uzaklıktaki Balgusan köyünde Karaman Bey Türbesi bulunuyor. Bu türbede Karamanoğulları beyliğinin kurucusu Karaman Beyin ve yakınlarının mezarları bulunuyor.

                Ermenek deyince içimiz sızlar ve Türkiye’yi yasa boğan maden faciasında şehit olanları hatırlarız. Karaman Bey’in mezarında tüm şehit ve gazilerimiz için Fatiha okuyup dua ederek türbeden ayrılıyoruz.

Hatuniye medresesi bir başka adıyla Nefise Sultan medresesi 1. Murat’ın kızı ve Karamanoğlu Alaaddin Bey’in eşi Nefise Sultan adına yaptırılmış. Bunun yanında medreseler kent merkezine yayılmış. Emir Musa medresesi ile İbrahim Bey imaret medresesi de bir zamanlar şehirdeki sosyal- kültürel ve ilmi faaliyetlere sahne olmuş.

              Camiler, medreseler, türbelerin yanında manastırlar da şehre ayrı bir atmosfer kazandırıyor. Mesela İnöğlesi manastırı Hıristiyanlığın ilk dönemine ait. Ayhatun Kaya manastırı ve Aybaham Kaya manastırı da önemli manastırlardır

            Karaman gerçekten tarihi yapılarla süslenmiş ender illerimizden biri. Hanları, bedestenleri hamamları, camileriyle tarihe şahitlik etmiş önemli şehirlerimizden.

        Karaman müzesi zengin eserleriyle gelenlere muhteşem bir tarih ziyafeti sunuyor. Müzede Neolitik dönemden tutun da Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine kadar birçok eser sergileniyor. Ören yerleri de Karaman’a ayrı bir hava katıyor.Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Karaman’da Pınarbaşı Ören yeri, Can Hasan Höyüğü, Ambar Höyüğü, Değle ve Derbe gibi antik kentler ziyaretçilerini tarihin derinliklerine götürüyor.

İkiz İn Hitit kaya kabartması da buraya gelenlerin dikkatini çekmekte. Kaya mezarları Roma imparatorluğundan izler taşımakta.

Karaman gaziler ve şehitler yurdudur.Milli Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın bilgi ve belgelerinden yararlanarak yaptığımız araştırmada Karaman’ın Birinci Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nda çok sayıda şehit verdiğini görüyoruz. Karaman Garnizon şehitliğinde, iç güvenlik harekatın da şehit düşen askerlerimizin mezarları bulunuyor.Karaman şehitliğinde tüm şehitlerimizin ruhu için Fatiha okuyoruz.

Dağlar, ovalar, yaylalar ve nehirler bizim türkümüzü söyler bizim tarihimizi anlatır. Karaman ovasının ortasında yükselen Karadağ heybetiyle gelip geçenleri selamlar. Karadağ’ın en yüksek doruğu 2288 metre ile Mihaliç konisi. Karaman’ın yaylaları genellikle Ayrancı, Sarıveliler, Başyayla ve Ermenek ilçelerinde yoğunlaşmış.Özellikle Toros dağları çevresindeki köylerde yaz aylarında hayvanları otlatmak için yaylaya çıkmak yöre halkının geleneklerinden.Yaylalar Karamanlı Yörükler için özgürlüktür, bağımsızlıktır kısacası hayatın ta kendisidir. Gelin şimdide Yörükler kim olduğuna ve hayatlarına göz atalım. Devr-i Alem kameraları Yörük obalarında.

                Yörüklerin ve Türkmenlerle ilgili araştırmamızda sonra Karaman’ın değerli ve başarılı belediye Başkanı Ertuğrul Çalışkan’ın makamını ziyaret ediyoruz. Devr- i Alem kameralarına sıcak ve samimi açıklamalarda bulunan başkan Çalışkan’ı dinliyoruz.

Karaman mutfağında sebzeler ve tarımsal ürünler ağırlıkta. Bulgur pilavı şehirde baş yemek olarak neredeyse her öğün yeniliyor. Özel günlerde etli pilav ve etli yemekler yapılıyor. Yöreye özgü yemekler arasında Arap Aşı’nın ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bici yemeği, Gılan böreği, Guymak, Bulgurca gibi yemekler yer alıyor. Bu güzel yemeklerin tadına baktıktan sonra şehir merkezinden ayrılarak Karaman’ın birbirinden güzel ilçelerini görmek için yola revan oluyoruz. Kültür ve medeniyet tarihimizin izlerini taşıyan Karaman gibi şehirler çok şeyler anlatır bize. Kimisi bir medeniyetin başkenti kimisi de bir başkent kadar önemli ve o medeniyetle özdeş. Karaman Karamanoğullarıyla özdeş adeta.Tarih, kültür ve medeniyet değerleriyle Ayrancı, Başyayla, Ermenek, Kazım Karabekir ve Sarıveliler ilçelerinde tarihe not düşüp zamana noterlik yapacağız.

Karaman İlçelerin’de Devri Alem…

 

Kazımkarabekir:  Adını Birinci Dünya Harbi ve Kurtuluş savaşının  önemli komutanlarından  Kazım Karabekir paşa’ dan almakta. Karabekir paşa nın ailesi bu bölgedendir. 1989 yılında Karaman’ın il olmasıyla ilçe statüsü kazanmış, halkının büyük kesimi tarım ve hayvancılıkla uğraşan,çevrede ‘Gasaba’ ismiyle bilinen şirin bir ilçedir. İlçenin evleri aynı ilçede çıkarılan özel bir taş ile yapılır. Kazımkarabekir halk arasında Hacıbaba dağı denilen Toroslar’ın devamının eteklerinde bulunmaktadır.

                 Kazımkarabekir ilçesi tarihimizin önemli simalarından birine ev sahipliği yapmış bir yer. Kazımkarabekir ilçesinde zamanı donduruyor ve Devr-i Alem kameraları eşliğinde tarihi yolculuğa çıkıyoruz. 1. Dünya Harbi, Çanakkale, Kafkasya ve Kurtuluş Savaşı cephelerinin önemli komutanlarından Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir ile 2003 yılında İstanbul’da Kazım Karabekir Vakfında yaptığımız röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Başyayla   ilçesi : Karaman’ın bir ilçesi olan Başyayla, Torosların zirvesine yakın bir yerde kurulmuştur. 1990 yılına kadar Ermenek’e bağlıyken, 1990 yılında kendisi de Karaman’ın bir ilçesi olmuştur.

Bu ilçenin halkını Avşar Türkmenleri oluşturmaktadır. B. Karapınar, Üzümlü, Bozyaka ve Kışla Başyayla’nın köyleridir. Karamanoğlu Mehmet Bey zamanında arıcılık yapma görevi verilen Türkmenlerin bu bölgeye yerleştirilmesiyle daha önceki döneme göre daha etkin bir rol almıştır. Sadece Anadolu Selçuklu Devleti zamanlarından tarihi eserler mevcuttur. Şu anki geçim kaynaklarından halk arasında Salihli Napolyon bilinen Kirazı’dır.Tarımla birlikte arıcılık sektörü de devam eden ilçe yayla turizmi için elverişli bir bölgedir.

Ermenek  İlçesi : Tarihi çok eski çağalara kadar uzanan, kimi zaman yükseklerde yaşayan yiğit insanların ülkesi olarak da anılan ilçe, Karamanoğulları Beyliği ‘ne başkentlik de yapmıştır.Nüfusunu Avşar Türkmenlerinin oluşturduğu önemli bir yerleşim iken, bu beyliğin yıkılması ve ardından gelen Osmanlı dönemiyle birlikte, bir kasaba haline dönüşmüştür.Osmanlı döneminden sonra Cumhuriyet döneminde Karaman’ın il olmasıyla ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Dünyanın önemli mağaralarından biri olan Maraspoli‘yi de içinde bulunduran ilçe, denizden oldukça yüksekte Göksu nehri kıyısında yerleşmiştir.

Sarıveliler  İlçesi:   Sarıveliler ilçesi Akdeniz Bölgesinin kuzeyinde Orta Torosların Güney yamaçlarında Göksu Havzasını kapsayan, Taşeli Platosunda yer almakta.Bulunan tarihi kalıntılar ile Göktepe ve Uğurlu Körüstanlarındaki kabartmalar ve kaya mezarlarının incelenmesinden MÖ 2000’li yıllarda yerleşim yeri olarak kurulduğu tahmin edilmektedir. Karamanoğlu Beyliği zamanında Ermenek’e bağlı bir yerleşim yeri olan ilçeye Avşar Türkmenleri yerleştirilmiştir.Selçuklu Sultanlarından Alaaddin Keykubat’ın Alanya’nın fethi sırasında Erenler Dağında ve Civandere köyümüzdeki At Meydanı mevkiinde konakladıkları rivayet olunmaktadır.

Osmanlı Devleti zamanında Ermenek’e bağlı bir yerleşim yeri olarak kalan ilçe, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 1967 yılına kadar köy statüsünde olup, 1967 yılında Turcalar ve K. Karapınar köyleri ile Sarıveliler köyünün birleşmesi ile kasaba olmuş, 27 Mayıs 1990 tarihinde ise İlçe olmuştur. 30 Ağustos 1991 tarihinde İlçe Kaymakamının göreve başlaması ile İlçe statüsüne kavuşmuştur.

                Şimdi ki durağımız adını maneviyat tarihimizin önderlerinden Ayran Dede’den alan Ayrancı ilçesi.Kameralarımızı bu bölgeye çeviriyoruz.

TARİH VE KÜLTÜR KENTİ AYRANCI’DA DEVR-İ ALEM

Ben, Toros Dağları’nın süsü,

Anadolu kültürü ile kaynıyor içim

Ben, İç Anadolu’nun yeşil örtüsü,

Duman duman olup savrulacağım

 

Ben Anadolu tarihinin ön sözü

Ben din, dil ve tarih bilincinin merkezi

Adını manevi önderi Ayran Dede’den alan

Karamanoğlu Devleti’ne beşiklik eden Ayrancıyım.

 

Dalları filizlerle bezeli yaşlı bir çınarım.

Her gün yeniden doğuyorum.

Geçmişim tüm kültürleri kucaklar.

Adım ne olursa olsun binlerce yılın kültürlerinin birikimiyim.

                Ben tarih kültür ve medeniyet merkezi erenler ve evliyalar diyarı Karaman’ın Ayrancı ilçesiyim. Tarihi, kültürü, turizmi, sanatı, sanayisi ve insanıyla Türkiye’nin göz bebeği Karaman’ın şirin bir ilçesiyim.

             Tarih bir milletin aynasıdır. Tarih aynasına ne kadar çok bakarsak o kadar çok geleceğimizi görürüz. Tarih ve kültür bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır diyerek Ayrancının tarihi geçmişini ekranlara getiriyoruz. Tarihi belgelere göre Ayrancı İlçesi’nin nahiye merkezi bugünkü Divle köyüdür. Ayrancı’nın eski adı da Osmaniye’dir. 1903 yılında Rus zulmünden göç etmek zorunda kalan Kırım Türklerinden 210 hane Divle nahiyesinin Osmaniye köyüne yerleştirilmiş ve zamanla Divle nahiyesinin nüfusunun azalması sonucunda nahiyelik 1913 yılında Osmaniye’ye geçmiştir. 1923 yılında ismi “Ayran Dede” efsanesinden dolayı Ayrancı olarak değişmiştir.Nahiyelikten birkaç yıl sonra Belediye kurulmuş ancak nüfus azalınca Belediyeliğe son verilmiştir.1968 yılında yakın köyler mahalle olarak Ayrancıya bağlanarak tekrar belediye kurulmuştur. Ayrancı Konya ilinin Ereğli İlçesine bağlı Kasaba iken 1987 yılında kanunla ilçe yapılmış ve Ağustos 1988’de fiilen ilçe olmuştur.

 

                Ayrancı’nın bugünkü Kaymakamı Fatih Kaşıkçı’yı ziyaret ediyor, kendisinden Ayrancı İlçesi hakkında bilgi alıyoruz.

            1989 yılında Karaman’ın il olması ile Ayrancı ilçesi Karaman ‘a bağlanmıştır. İlçenin Merkez Belediyesi ve 22 köyü bulunmaktadır.Ayrancı İlçesi’nden yetişen bir çok yetkili ve yönetici memleketini unutmayarak Ayrancıya vefa borcunu ödemeye devam ediyor. Ayrancıda araştırmamıza ve  belgesel çekimimize  devam ediyoruz. Şimdiki durağımızda Ayrancı Emniyet  müdürlüğü ve  müftülüğü.    Emniyet müdürü  ve  müftüden  Ayrancı ile ilgili bilgiler alıyoruz.

             Gelin şimdi yine tarihe yolculuğa çıkalım. Ata ve dedeleri Kırım’dan gelen Ayrancılıları tarihe yolculuğa çıkarıp Kırım yarım adasına götürelim. Kırım neresi,  Tatarlar neden Ayrancı’ ya gelmek zorunda kaldı? Nasıl geldiler? Devr-i Alem kameraları eşliğinde Kırımdayız.

                Tarihler 1774. Kırım artık Tatar Türklerinin elinden çıkıp Moskofun eline düşmüştü. Bu yıllardan sonra Kırım’dan toplu göçler başlar. 1853-1856 Kırım savaşları ile bu göç daha da hızlanır. Yollarda yüz binlerce çocuk, yaşlı, kadın ölür ve öldürülür. Kırım Tatarları için bitmeyen göçler başlar. 1900’lü yılların başında  Anadolu’nun bir çok yerinde olduğu gibi Karaman ve Ayrancıya da  Tatar göçü gelmeye başlar.

                Tatarlar, Deşti Kıpçak diyarı güzel vatan Kırımı asla unutmaz unutamazlar. Tatarların gönlünde Bahçesaray, Gözleve, Yalta, Sivastopol, Sudak’ın ayrı bir yeri ve önemi vardır. Anadolu ya göç eden Tatarlar bir gün geri döneriz umuduyla evlerinden  yanlarına alıp söndürmedikleri ateşlerinden birer kor alıp gittikleri yerlere götürürler. Bunun adına Tatarca Od Bastırmak denir. Aslında bu ateş aynı zamanda Tatarların  sönmeyen vatan aşkı bağımsızlık ateşi, odu olmuştu.

                Göçler esnasında Türkiye´ye gelen Tatarlar Konya, Karaman, Ayrancı, Kocaeli, Gebze, Eskişehir, Balıkesir ve Polatlı gibi bölgelere yerleştiler. Gittikleri yerlere yurt yuva kurup bağlık, bahçelik ve mamur hale getirdiler.

                İşte Kırım’dan Karaman Ayrancıya yaşanmış hüzünlü göç hikayesi. Aradan geçen uzun yıllara rağmen Tatar ateşi ne Tatarların gönlün de ne de ocaklarında sönmedi ve gönüllerindeki vatan hasreti hiç  dinmedi. Kırım sevgisi ve aşkı hep od olup  yandı.

                Kırım Tatarları, Kafkaslar’dan Anadolu’nun bağrına Karaman – Ayrancıya   taşıdıkları odlarını, gün gelecek Kırım yarımadasındaki bağımsızlık anahtarını çevirerek taçlandıracaklar.

                Ayrancı insanı sıcak, samimi ve misafirperver. Toros dağları eteğinde bir tabloyu andıran Ayrancı’nın eğitimci ve kültür adamı olan belediye başkanı Yüksel Karcıyı’da ziyaret ederek kendisinden bilgi alıyoruz. Türkistan’dan Anadolu’ya getirdiğimiz,  adını Hızır ve İlyas (a.s.)’dan alan Hıdırellez kültürümüzü dünyaya tanıtmak için her yıl büyük organizasyonlar yapan belediye başkanı Devr-i Alem kameralarına konuşuyor

Bir ordu geçti şu köprüden

Susamışlar hepsi derinden

İçtiler Hilmi Dedenin ayranını

Dediler Ayran dedesin sen

                Ayrancı’nın adı Horasan ereni Ayran Dede’den gelmektedir. Anadolu coğrafyasını gezdiğimizde her köyün ve her beldenin ayrı bir hikayesi olduğunu biliriz. Ayrancı İlçesi’nin de adının güzel bir hikayesi var elbette. Asırlarca ağızdan ağıza şu hikaye anlatılmıştır.Yavuz Sultan Selim Han Çaldıran Seferine giderken ordusuyla ilçeden geçer.Geçerken bu günkü Kuru Dere üzerinde kurlu olan Ayran Dede Köprüsünün olduğu yere gelirler.Köprüden geçeceklerinde Hilmi Dede ismindeki zat vezirlerden birisine ordunun içerisinde casus olduğu söyler. Köprüden geçmemelerini söyler.Bunun üzerine vezir huzura çıkar. Devletli Padişahım Hilmi Dede köprüden geçirmez ne yapalım der.Padişah der ki; “Geçme namert köprüsünden seller alırsa alsın beni der.” ve atını dizginleyerek dereyi geçer. Fakat geçiş esnasında bir kaç askerin boğulup öldüğünü görür, anlaşılır ki bu ölen askerler ordudaki casuslardır.Bu arada ordunun yorgun ve susuz olduğu gözlenir.Hilmi Dedeye içilebilecek su olup olmadığı sorulur.O da bu günkü Karaman yolu üzerindeki soku taşına bir tas ayran yayarak ordunun bundan içmesini ister.Vezir sinirlenerek bir taş ayran kime yetecek dede der.Hilmi Dede besmele çekerek ayranı taşa doldurur.Koca ordu içer ama yine de ayran bitmez. Sultan Selim Han oraya gelerek Hilmi Dede bundan böyle senin adın Ayran Dede der.Ayran Dede de padişaha bir altın ibrik hediye eder ve üzerinde şöyle yazar. “Bu günün aşını yarına bırakırsan aş olur akşam ki işini sabaha bırakırsan iş olur” bu sözün manasını anlayan Yavuz Sultan Selim büyük seferler kazanır.

                Ayran Dede’nin şahsında tüm erenler, âlimler ve ecdadımıza vefa borcumuzu ödemek üzere Ayran Dede’nin türbesinin bulunduğu yeri ziyaret edip Fatiha okuyoruz.

Şair ne güzel söylemiş.

“ Orada bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür…

Gitmesekte gelmesekte o köy bizim köyümüzdür.”

                Ama biz vefakar Karaman Ayrancılar olarak o köylere gitmeliyiz. O köyler bizim ata ve dede diyarımız.O köylerde ecdadımızın mezarları var.O köyler bizim her şeyimiz.Biz köylere gitmeye devem edeceğiz. Köylerimizi unutmayacağız

“Gidenlerin ardından kalanlara selametle.Selam sana ey güzel Ayrancı köyleri”

 

                O halde gelin birlikte gezelim o tarih kokan Karaman şehrinin Ayrancı köylerini. Bozkırın yaylayla kesiştiği, Yörük kültürünün Türkmen kültürüyle harman olduğu yerleri birlikte seyredelim. Torosların avucundaymış gibi görünen, belki de Torosların yüreğinde bir yer olmuş Ayrancı köylerinin destanlaşan öykülerine Devr-i Alem aracılığıyla ortak olalım.

                Karaman Ayrancı ve Köyleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Rafet Akdaş, Mustafa Özkurt ve Belediye Başkanı Yüksel Büyükkarcı ile Ayrancı köylerini gezmeye başlıyoruz.

Her ülkenin vardır bir özelliği,

Tarih, muhiti ve güzelliği.

Olsa da kaderin bir benzerliği,

İşte bunlardan biri AYRANCI

Ne asırlar geldi geçti ama seni unutmadık Ayrancı.

‘’Ayrancı köprüsünün vardım başına

Sürdüm yüzlerimi toprak taşına

Doyamadım ki bahar ile kışına

Unutmak kolay mı seni köyüm’’

Kameralarımız Ayrancı köylerine çeviriyoruz.Ayrancı’nın nüfus açısından en büyük köyü Toros Dağları zirvesindeki Berendi, en küçüğü ise Buğdaylı Köyü’dür. Köylerin adları ve yerleri bizlere çok şey söyler ve hatırlatır. İşte Ayrancı köyleri; Ağızbogaz, Ambar, Akpınar, Berendi, Bögecik, Buğdaylı, Büyükkoraş, Çat, Dokuzyol, Hüyükburun, Kale, Karaağaç, Kavaklı, Kavuklar, Kayaönü, Kıraman, Küçükkora, Melikli, Pınarkaya, Saray, Üçharman, Yarıkkuyu. Bu köyler nice değerli ve vefakar insanlar yetiştirdi.Köylerini unutmayan vefakar işadamları ve yöneticilere sahip Ayrancı köyleri.Karaman Ayrancı ve Köyleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Rafet Akdaş ve Başkan Yardımcısı Mustafa Özkurt  ile  köyleri geziyor, köylülerle görüşüp kendilerinden gençlerimize köy hayatını tanıtmalarını ve ata dede toprakları olan köylerini unutmamalarını istiyoruz.

Ağızboğaz Köyü:Nüfusu 378 kişiden oluşan Ağızboğaz köyü Cumhuriyet Türkiye’sinde devletten ilk hizmet alan köyümüzdür.Köylülerin geçim kaynakları tarım ve hayvancılığa dayanır.

Akpınar Köyü:Eskiden adı Yassıören olan Akpınar köyü adını köylünün içme suyunu temin ettiği Akpınar’dan almaktadır.Kendi olanaklarıyla peynir, yağ, çökelek yapmaktadırlar.

  

Ambar köyü:

Bir kazma aldım elime

Yürüdüm ambar köyüne

Bu ne büyük lahittir

Çıkarttım yüz üstüne

                Ambar köyü tarihin en büyük hazinelerine ve kalıntılarına ev sahipliği yapmıştır.Bu hazinelerden en önemlilerinden biride Sidemara lahdidir.Bugün İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenen Sidemara lahdi 3 metre yüksekliğinde ve 32 ton ağırlığındadır.Sidemara lahdi 1898 yılında köyde temel kazan bir köylü tarafından bulunmuş.Aynı yıllarda Osman Hamdi Bey tarafından incelenmek için Konya’ya gönderilmiştir.1909 yılına kadar Konya da kalan lahid aynı yıl trenle İstanbul Arkeoloji Müzesine ulaştırılmıştır.Dünyanın en ağır lahdi olarak bilinen Sidemara Lahdinin kapağında ölmüş olan erkek ile karısı, bir yatak üzerine yan yana uzanmış bir şekilde görülmektedir. Kenar kısımlarında hayvan figürleri, ön ana yüzünde ise Artemis giysili kız vardır.Arka yüzünde ise bir av sahnesi görülmektedir. Bu lahitten geçmiş hükümdarların soyundan bir zatın yeteneği ile yapılmış bir mezarı olduğu anlaşılmıştır. Lahtin etrafı ile üzeri toprak ile kapatılarak korunmaktadır.

Devr-i Alem ekibi olarak ambar köyünü ziyaret ediyoruz.Köy insanının ne kadar sıcak kanlı misafirperver olduğunu yerinde görüyoruz.Bunlardan biride köy halkından biri olan Şair Osman amca.Kendisiyle tanışma fırsatımız oluyor. Bizi kırmayan Osman amca birbirinden güzel Ayrancı şiirlerinden okuyor.

Sağda Koraş solda Berendi

Ayrancı hak ettiği Divleden indi

Evvel nahiyeydi kahroldu şimdi

Umudun ışılağa kaldı Ayrancı

 

Çoğu Divleli azı da Tatar

Ayrancıda bir dede var yatar

Yaptığı bir tas ayran bir tabura yeter

Umudun ışılağa kaldı Ayrancı

Berendi Köyü:  Berendi köyü Toros dağlarının eteklerinde zirveye yakın alanı itibari ile de ilçenin en büyük köyüdür. Adını Avrupa’da devlet kurmuş olan Peçenekler bünyesinde varlığını sürdürmüş bir Türk boyundan almıştır.Geçim kaynaklarını tarım ve küçükbaş hayvancılık ile yapmaktadırlar.Coğrafi yapısının etkisiyle halkı girişken bir yapıya sahiptir.Bölgenin en büyük ve en modern mandıraları berendi kökenli olan; Akbeller, Arpacılar, Torunlar ve Aygınlar tarafından işletilmektedir.

Böğecik Köyü: Büyecik ağanın çiftliği 19. Yüzyılda Divle kazasındaki halimzadelerin eline geçer ve halimzadeler adına işletilir. Köyün böğücek adına almasıda nedendir bilirmisiniz? Köyün toprakları yüzyıllarca Medine vakfı olarak hizmet veriyormuş.Osmanlı zamanında ise bu vakfı Büyecik Ağa adında birisi işletiyormuş. Tarihlere göre köy ismini bu ağadan almakta

Buğdaylı Köyü: Buğdaylı Köyü, Osmanlı zamanında Divle kale muhafızlarının tımar toprağı iken zamanla Divlelilerin toprağı haline gelmiş.Buğdayın çok üretilmesi nedeniyle yıllardan beri bu köye buğdaylı köyü denilmiştir.

Büyükkoraş Köyü:Koraş köyleri adını Kureyş kabilesi, Koraş oymağı veya  Koraş obalarından gelip  yerleşenlerden dolayı almıştır. Toros dağlarında göçebe hayatı yaşayan Türk obaları buralara yerleşmiş Büyük Koraş ve Küçük Koraş olarak isim verilmiştir. Buradaki halk diğer köylerimizde olduğu gibi tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamaktadır. Tarihi camii ve kemerli taş  köprü görülmeye değer. Köy vadi içinde muhteşem manzarası ile bir tabloyu andırır. Yaz ve kış köyde hayat vardır. Kışın koyun kuzu sesleri ve  derenin çağlayarak akması  insana göz ve gönül ziyafeti sunar.

Çat Köyü:Çat köyü adını Güzeller tarafından gelen Ulu dere ile Akpınar’dan gelen derenin birleştiği yerden almıştır. Bu gün ki Çat Köyünün kurulduğu yer yani Güzeller köylülerden bir bölümünün yaylası olarak işlev görüyor.

Dokuzyol:Orzalanın 19. Yüzyılın sonları ile 20. Yüzyılın başlarında müstakil köye dönüştüğü söylenmektedir. Köyün günümüzdeki adı köye çevreden gelen ve çevreye giden dokuz adet yolun olması nedeniyle 1964 yılında değiştirilmiştir.

Höyükburun Köyü:Köy Divle nahiyesinin bir çiftliği iken, 19. Yüzyılın sonlarına doğru Divleye gelip giden ailelerin yerleşmesiyle oluşmuştur. Köyün kurulduğu yeri kuzeyindeki tepe Höyük’e benzediği için ismine Höyükburun denilmiştir.

Kale Köyü:Kale köyü üzerinde kale kalıntılarının bulunduğu tepede kurulmuştur.Bu yüzden adına kale köy denilmektedir. Köyün Sidemara antik kentine yakınlığı nedeniyle bu kalenin Romalılar zamanında Sidemara Kralının oğlu tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir.

Karaağaç Köyü:Köy içinde ve arazilerde bol miktarda Karaağacın bulunmasından dolayı köyün adı Karaağaç köyü olarak konulmuştur.

Kavaközü Köyü:Küçük kaynaklarla sulanan köyün yanındaki vadi içinde kavak ve söğüt ağaçları mevcuttur. Ayrancı barajını besleyen Hışılayık kanalının bir bölümü de bu köyün toprakları içinden dolanarak geçer. Halı dokumacılığında önemli geçim kaynaklarındandır.

Kavuklar Köyü:Anadolu Selçuklu devleti zamanında yapılan mücadeleleri kaybeden şahısların mezarları bu köye defnedilmiştir. Bugün varlığını sürdüren Kavuklar Köyü kavuklu mezarların bulunmasıyla ismini almıştır.

Kıraman Köyü:Kıraman köyünün tarihi gelişimini incelediğimizde köy kuran obalarının Soluk Türklerine dayandığı görülmektedir. Köye yerleşenlerin tamamı Soluk Türklerinden olmasa bile Bulgar dağlarının çevresinde yaşamlarını sürdürmüş Yörük ve Türkmenler olduğu kesindir. İlk çağlarda taştan oyma kalelere yerleşmişlerdir. Kocadere suyunu bir kolunun doğduğu yerdeki Sipsehir kalesi, köyün güneyinde Kıraman Köyü Kalesinde yaşam izleri bulunmaktadır. Aslında köyün gerçek adının Karaman Köyü olduğu bilimsel, mantıksal ve sosyal bir gerçektir.Günümüzde uydurma olarak söylenen “kır aman” düşmanı yok et anlamına geldiği söylenmektedir.

Küçük Koraş Köyü:Bulgar dağlarında yaşamış ve bir bölümü de bu köylerde yerleşerek şimdiki Koraş köylerinin temelini atmış olan Koraş Oymağı’ndan gelmiş olması en doğru tespittir. Köyün küçük olarak adlandırılması da bulunan köylerden en az nüfusa sahip olmasından geliyor.

Melikli Köyü:Köyün tarihi Koraş köyleri paralelindedir.Köyün adı Karamanoğlu meliklerinden birisinin bu köy topraklarında ya da çevresinde kalmış olabilecekleri bundan dolayı Melikli adını aldığı söylenebilir.Diğer kaynaklara baktığımızda ise Divle’de bulunmuş Melik Bey adında bir yöneticinin bulunduğu ve Melik beyin çiftliğinin bu yörede bulunması nedeniyle Melikli adını aldığını bilmekteyiz.

Pınar Kaya Köyü:Köy Roma döneminden kalma antik bir yerleşim alanında kurulmuştur.Miladi 2. ve 3. Yüzyıllarda Romalıların Anadolu’daki önemli bir merkezi olmuştur.Kalesiyle, surlarıyla, kemerli yapılarıyla Roma dönemini yansıtmaktadır.Pınar Köyünün bu adı almasındaki nedene gelince, köyün doğusunda bulunan kayalardan doğan ve köy içme suyunun da temin edildiği pınardan almaktadır.

Saray Köyü:Bu köyümüz de saray ve Höyük burun köylerini yer altından birleştiren tünelde yer yer ikamet etme mekânlarının olduğu bilinmektedir. Bu mekanlar ve Divle deresi tarafındaki mağaralardan dolayı köye Saray köyü denilmektedir.Bu mağaralar 60-70 yıl önce konut olarak kullanılmıştır.

Üçharman (Divle) Köyü:Ayrancı ilçesinin ana unsurunu oluşturan en önemli köylerden birisidir. Ayrancı ilçesinin tarihi merkezi Divle köyüdür.Tatarların bölgeye gelmesinden sonra nahiye merkezi  Divle’dan ovaya taşınmıştır.

                Küçük Kapadokya olarak bilinen Divle ve Divle vadisi Hititlerden beri yaşamını sürdürdüğü yerleşme yeri ve ideal yaşam alanı olmuştur. Hristiyanlığın gizlice yayılabileceği ideal bir alan olarak düşünülen hatta bazı kaynaklarda Hristiyanlık dininin Anadolu da ilk yayıldığı yer olan Derbe antik kentinin Divle olabileceği belirtilmektedir.Divle köyü tarihi bir geçmişe sahip olsa da fazla gelişememiştir. Jeolojik dönemlerde tektonik olaylar sonucu oluşan Divle obruğu doğal bir buzhanedir. Bu obruğun ilginç özelliklerinden biride Divle peynirinin bu obrukta yapılmasıdır.Mağarada olgunlaşmaya  bırakılan tulumlar asırlardır aynı yöntemlerle yapılmaktadır. Peynir klasik mayalama ve süzme işleminden sonra baskıda bir süre bekletilir ve peynir ufalanarak tuzlanır. Daha sonra temiz bir tuluma konur.Divle obruğuna getirilerek olgunlaşmaya bırakılır.Günümüzde Divle peyniri hala bulunabilmektedir.Ayrancı Belediyesi Divle obruğunun ve peynirinin tanıtımı için festivaller düzenlemektedir. Festivalin sürekli olacağını İlçe kaymakamı belirtmektedir.

          Yarıkuyu Köyü: Köyün güney tarafında bir kaya yarığı olup buradan zaman zaman su çıkarılmaktaydı. Köyün içme suyunu bu kayadan temin etme sebebiyle ismini Yarıkuyu köyü almıştır.

                Köyler bizi bekliyor. Köyler sadece bir köy değil bizi geleceğe bağlayan  en  önemli geçmiş. Köyler anlatılmaz yaşanır.Köylere sadece yaz aylarında değil kış aylarında da gidelim.Köyleri , geçmişimizi asla unutmayalım…

 

Ancak gidilip gelinmeyen köyler bizim olamaz.Bizim köyümüz diyorsak köylerimize elimizden geldiği kadar yararlı olmaya çalışalım.Orda bir köy olduğunu unutmayalım.Ayrancı ilçe merkezi ve tüm köyleri; başta Çanakkale savaşları olmak üzere binlerce şehit vermiştir.Bizlere bağımsız ve özgür bir vatan bırakmak için canlarını hiçe saymışlardır.Bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

KARAMAN AYRANCI VE KÖYLERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

SUNDU