Tübitak’da neler oluyor?

 

TÜBİTAK ile ilgili bugüne kadar birçok yazı kaleme aldım. 35 yıllık gazetecilik hayatımda TÜBİTAK ile ilgili haberler hiç gündemden düşmedi. Üzülerek söylemek gerekirse hep TÜBİTAK’ın sansasyonel haberleri gündemi meşgul etti. TÜBİTAK yine gündemde, yine gözaltılar, manşet ve gündemin ilk sırasını işgal eden haberlerle anılıyor.

Yazımın başlığına bakıp da eleştirisel yazı yazacağımı sanmayın. TÜBİTAK’da gerçekten çok güzel şeyler oluyor. Ancak hep TÜBİTAK’ın kötü yönleri gündeme geldi. Keşke TÜBİTAK’ın yaptığı hizmetler, TÜBİTAK’ın ülkemize katkısı,, bilim ve teknolojiye yaptığı hizmet, Türkiye’yi dünyada marka yapan çalışmaları gündeme gelebilseydi.

Gıdadan, mühendisliğe, bilişimden, uzay teknolojilerine, askeri stratejiden, güvenlik sistemlerine kadar birçok alanda hizmet veren binlerce isimsiz kahramanın el emeği göz nuru ve ilmi değerleri ile yaptıkları çalışmalar Türkiye ve Dünya kamuoyuna anlatılabilse.

Nasıl anlatılsın ki? Binlerce kişinin çalıştığı, birçok araştırma enstitüsünün bulunduğu, değil Türkiye, dünya kamuoyu gündeminde yer edecek eser ve icatların gerçekleştiği TÜBİTAK’ın Gebze yerleşkesinde bir iletişim ve medya birim başkanlığı yok. Basın Halkla İlişkiler Bölümü 1995 yılında kapatılmıştı. Tam 20 yıldır TÜBİTAK’ın Gebze’deki kurumlarının yaptığı çalışmaları Dünya’ya tanıtacak sadece Türkçe değil, İngilizce, Rusça, Arapça, Çince, İspanyolca başta olmak üzere birçok dile çevirerek, Dünya medyasına servis edecek bir basın, iletişim ve medya daire başkanlığı olsaydı, TÜBİTAK farklı tanınırdı.

Son 10 yıldan fazla TÜBİTAK Kocaeli’li bakanlar olan Nihat Ergün ve Fikri Işık beylere bağlıydı. Her iki bakanın TÜBİTAK ile ilgili yaptığı çalışmaları TÜBİTAK’ı önce Kocaeli bölgesindeki resmi ve özel kurumlarla barıştırması ardından da yaptığı çalışmaları tüm dünyaya tanıtacak bir mekanizma oluşturabilselerdi Tübitak bugün çok farklı olurdu.

Fikri Bey ve Nihat Bey’in TÜBİTAK ile ilgili yaptığı çalışmaların ne olduğunu her iki bakan kamuoyuna açıklamalıdır. Yıllardan beri gerek Nihat Bey, gerekse Fikri Bey’e TÜBİTAK Anibal tepede ‘TÜRKİYE BİLİM, TEKNOLOJİ VE SANAYİ MÜZESİ’ kurulsun diye dilekçeler verip, haberler yazdım. Zaman zamanda bire bir anlatmaya çalıştım ama hiçbir sonuç alamadım. Keşke Anibal Tepe’ye beton bina yapılmadan camekânlar içerisinde, doğal denge bozulmadan Türkiye’nin bilim, teknoloji ve sanayi tarihini en iyi şekilde sergilenebileceği makine ve görsellerle zenginleştirilmiş bir müze kurulabilse. Yine de geç kalınmış değil. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Sayın Fikri Işık’tan bir kez daha böyle bir müzenin kurularak, yetişen gençlere Bilim, Teknoloji ve Sanayi bilincinin aşılanmasına katkı sağlamasını arzu ediyorum.

Evet, Sonuç olarak TUBİTAK’da çok güzel şeylerde oluyor. O güzel şeyleri yapılan hizmetleri, TÜBİTAK en güzel şekilde kamuoyuyla paylaşmalı. Ne kadar güzel olurdu? TÜBİTAK’da bir şeyler oluyor ama çok güzel şeyler oluyor. TUBİTAK’la ilgili daha önce kaleme aldığım yazılardan bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan TÜBİTAK ve Teknik Üniversite

IŞIK, TÜBİTAK´I DÜZELTEBİLECEK Mİ?  (1 MART 2014, CUMARTESİ) başlıklı yazımı okumak için http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-7812-isik-tubitaki-duzeltebilecek-mi.html linkine tıklayın

BİLİM BAKANI ERGÜN VE TÜBİTAK (19 ŞUBAT 2013) başlıklı makalemi okumak içinhttp://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-2880-bilim-bakani-ergun-ve-tubitak.html linkine tıklayın

………………

IŞIK, TÜBİTAK´I DÜZELTEBİLECEK Mİ?  (1 MART 2014, CUMARTESİ)

TÜBİTAK, Marmara Araştırma Enstitüsü kurulduğu günden bu güne 42 yıldır hep tartışma konusu. Bilim üretmesi gereken Türkiye’yi teknoloji merkezi haline getirmesi gereken bu kurum hep tartışma konusu oldu. Bilim teknoloji üretme yerine hep farklı şeylerle anıldı.

TÜBİTAK’ın son 30 yılına gazeteci, belgeselci ve sade bir Gebzeli vatandaş olarak yakından takip edip TÜBİTAK ile ilgili görüş ve düşüncelerimi, araştırmalarımı gazete sütunlarında ve TV kanallarında kamuoyu ile paylaşmaktayım. Bugüne kadar TÜBİTAK ile ilgili bir çok yazı kaleme aldım. TÜBİTAK ile ilgili yazdığım yazıları www.gebzegazetesi.com sitesinde okuyabilirsiniz. Yazıların başlıkların linklerini de sizlerle paylaşıyorum. Mutlaka bu yazıları okuyarak TÜBİTAK ile ilgili neler yazdığımızı inceleyerek yorumları bizlere yazmanızı istiyorum.

TÜBİTAK’TA NELER OLDU NELER?

TÜBİTAK’ta son 30 yıldır birçok olaya şahitlik yaptım. TÜBİTAK ile ilgili anlatılıp söylenecek çok şey var. Ancak birkaç önemli konu var ki bunlar Türkiye açısından çok önemli. Geçmişte TÜBİTAK sahillerinde yapılan kaçakçılık olayı geçmişte soruşturma araştırma konusu olmuş ancak bir neticeye ulaşılmamıştı. Zaman geçse de banak Sayın Işık bu olaya el koymalı 42 yıllık TÜBİTAK’ın geçmişini mercek altına alıp her bakımdan incelemedir. Yine TÜBİTAK sahasında kaybolan bilim adamından hala haber yok. Gerçekten bu bilim adamı kimlerce kaçırıldı ve ne oldu? Daha buna benzer onlarca yüzlerce soru. TÜBİTAK’ın 42 yıllık geçmişi devlet denetleme kurulu veya başbakanlık teftiş kurulu tarafından incelenip araştırılmazsa hiçbir sonuca varılmayacak. Sayın Işık bu konulara el atmalı ve yaptığı araştırmayı kamuoyunda da paylaşmalıdır bu bakımdan Bakan Sayın Işık üzerinde çok büyük bir sorumluluk bulunmakta. Kendisini yakından tanıdığım bakan Sayın Işık TÜBİTAK konusunu en iyi biçimde ele alıp çözeceğine inanıyorum.

NİHAT ERGÜN AÇIKLAMA YAPMALI

Eski Bilim, Sanayi ve Teknoloji bakanı Nihat Ergün Kocaeli siyasetinin önemli isimlerinden. Sürpriz şekilde görevden alınmış devir teslim töreninde üstü kapalı başbakan sayın Erdoğan’a sitem etmişti. Bugün büyük fırtınalar kopartan TÜBİTAK olayı sayın Ergün’ün neden görevden alındığına da göstermekte. TÜBİTAK tartışılırken sayın Ergün’ün susması konuşmaması gerçekten ilginç. Sayın Ergün TÜBİTAK ile kamuoyuna açıklamalar yapmalı ve konuşmalıdır. Kamuoyu Bakan Ergün’den sadece TÜBİTAK değil önemli hizmetler bekliyordu. Bakan Ergün döneminde bilim, teknoloji ve sanayi alanında uluslar arası boyutta fazla bir şey yapılamadı. Bilişim vadisi sözde kaldı. Üniversiteler ve TÜBİTAK arasında iş birliği oluşamadı, Sayın Ergün kamuoyu önüne çıkmalı bakanlığı dönemimde yapılanları ve TÜBİTAK’takı olayları kamuoyu ile paylaşmalıdır bugün TÜBİTAK’ta olanların tüm sorumluğun Sayın Ergün’de olduğuna inanıyorum.

TÜBİTAK GÜNDEMDE

Bugün TÜBİTAK Türkiye kamuoyunun gündeminde gündemde olmaya da devam edecek. Gazetemiz konuyla yakından ilgilenmekte konuyu bizzat Sayın Bakan Fikri Işık’a sorarak kamuoyu gündemine taşımaktadır. Bakan beyin TÜBİTAK ile ilgili yaptığı açıklamalar gazetemizin haberinin sizlerle paylaşıyorum:

 IŞIK EL KOYMALI

TÜBİTAK ‘da yaşanan krizle ilgili tartışmalar sürüyor. Türkiye’nin en önemli Bilimsel Araştırma Kurumu olmasına rağmen, bilim yerine hep sorunlarla, kadrolaşmalarla, usulsüzlüklerle anılan TÜBİTAK ‘da son yaşanan kriptolu telefon krizi ülke gündemini sarsmaya devam ediyor. Önceki gün açıklama yapan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kriptolu telefonlarla ilgili 5 kişinin izne ayrılarak kurumla irtibatlarının kesildiğini ve telefonların dinlendiğini açıklayarak çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı.

BİLİM ÜRETMELİ

Telefon dinlemesi sonrası TÜBİTAK’ın Gebze’de bulunan MAM Başkanı’nın da görevden alınması çeşitli yorumlara sebep oldu. 2,5 yıl da 4 başkan eskiten MAM’ın düzenli bir hale getirilmesi isteniyor. Eski başkan İbrahim Dinçer’in bir takım ayak oyunları sonrası istifa etmeye mecbur kalmasının ardından gelen başkanın dinleme skandalına isminin karışması TÜBİTAK ve MAM’ın bir bütün olarak ele alınması gerektiğini gözler önüne serdi. Bu konuda en büyük vazife Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a düşüyor. Işık’ın kurumda ki kadrolaşma hareketlerine son vererek, sorunlara bütünsel yaklaşması ve daha önce de yazdığımız gibi kurumu Bilim üreten bir merkez hale getirmesi gerekiyor.

TÜBİTAK MAM’A BAŞKAN DAYANMIYOR

Kriptolu telefonların dinlenmesi ile gözlerin çevrildiği Gebze’deki TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ne Başkan dayanmıyor. Bakan Işık’ın görevden aldığı Doç. Dr. Bahadır Tunaboylu ile  MAM’da 2,5 yılda 4 başkan değişti.17 Aralık  operasyonundan sonra görevden alınan Bilim  Sanayi ve teknoloji eski Bakanı Nihat  Ergün’ün döneminde  sürekli Başkan değişikliği ile gündemden düşmeyen TÜBİTAK MAM, yeni Bakan Fikri Işık’la da tartışmaların odağında kalmayı sürdürüyor.

BAŞKAN DAYANMIYOR

Türkiye’nin göz bebeği kurumlarının başında gelen Marmara Araştırma Merkezi’ne Başkan dayanmıyor. Türkiye’nin Bilim ve Teknolojisine yön verecek proje ve buluşlarıyla gündeme gelmesi gereken Marmara Araştırma Merkezi’nin Başkan değişiklikleri kuruma zarar veriyor.9 Ağustos 2011 tarihinde istifa eden Önder Yetiş ’ten sonra göreve gelen Başkanlar bir türlü dikiş tutmadı. Yetiş ’in yerine gelen Sanulllan Özbek 6 ay sonra istifa ettikten sonra yerine İbrahim Dinçer Atandı.1,5 yıl bu görevde kalan Dinçer’de 15 Ağustos 20103 tarihinde istifa ederek başkanlıktan ayrıldı. Marmara Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Bahadır Tunaboylu bu kez, kriptolu telefonların dinlendiğinin ortaya çıkmasından sonra Bakan  Işık  tarafından görevden alındı.

Evet sonuç olarak TÜBİTAK kanayan bir yara. Hem Sayın Ergün hem de Sayın Işık’tan Kocaeli ve Gebze kamuoyu TÜBİTAK ile ilgili ayrıntılı açıklama bekliyor. Ayrıca Sayın Bakan Işık’ın TÜBİTAK’ın 42 yıllık geçmişiyle ilgili araştırma yapmasını istiyor. Bakalım sayın Bakan bunu sağlayacak mı? Seçim bölgesi Kocaeli ve Gebze kamuoyu adına sayın Işık’tan açıklama bekliyoruz.

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-7812-isik-tubitaki-duzeltebilecek-mi.html

…………

BİLİM BAKANI ERGÜN VE TÜBİTAK (19 ŞUBAT 2013)

Dün bu köşede Piri Reis gemisinden TÜBİTAK Deniz Bilimleri Araştırmaları gemisine bir yazı kaleme alarak Türkiye’nin bilim ve teknolojide geldiği noktayı vurgulamıştım. Türkiye son yıllarda bilim ve teknoloji alanında önemli gelişmelere imza atıyor. Üniversitelerin sayısının arttırılması, dünya çapında isim yapmış bilim adamlarımızın Türkiye’ye dönmeleri, ülkemiz için çok önemli. Ülkemizin geleceği adına mutluluk ve gurur verici.

 Dünya, bilim ve teknoloji ile her alanda ilerlerken Türkiye son 3 yıldır bilim ve teknoloji bakanına sahip oldu. Bilim ve teknoloji bakanının Kocaelili bir siyasetçi olmasının önemini dün vurgulamıştım. Sayın Nihat Ergün’ün Bilim ve Teknooloji bakanı olarak Türk siyasi tarihinde yer alması ve kalıcı hizmetler yapması hayırla anılmasını sağlayacaktır.

 TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlanmasına bazı çevreler büyük tepki göstermişti. Ancak sayın Ergün ve çalışma arkadaşları deyim yerindeyse TÜBİTAK’a çağ atlattılar. TÜBİTAK’ı kısır siyasi ve ideolojik çekişmelerden arındırarak dünya çapında ses getiren Göktürk uyduları ve Deniz Bilimleri Araştırma gemisi gibi hizmetlerle adını tarihin şeref  sayfalarına yazdırdılar.

 Bilim Teknoloji ve Sanayi bakanı sayın Ergün, belli büyük illere bilim, teknoloji ve sanayi müzesi kuracaklarını açıklamıştı. Ancak vakit geçirmeden TÜBİTAK bünyesinde bilim, teknloji ve sanayi müzesi kurarak bu hizmeti başlatmalı. Başta Türk-İslam tarihinin bilim adamlarının icatları olmak üzere dünyanın bilim ve teknoloji tarihinin nerden nereye geldiğini görsel bir şekilde sergilemelidir.Bunun için en uygun alan TÜBİTAK saha içerisindeki alan olan Anibal tepe. Sayın bakandan Anibal tepeye bilim, teknoloji ve sanayi müzesini kurmasını bekliyoruz.

 TÜBİTAK, hızla dünya çapında bir kurum oluyor. Dünyanın birçok ülkesinde başarılı bilim adamlarımız TÜBİTAK bünyesinde çalışmaya başladılar. Bunlardan biriside TÜBİAK Mam Başkanı sayın Prof. Dr. İbrahim Dinçer. İbrahim bey ile ilgili geçtiğimiz yıl kaleme aldığım yazıyı sizlerle paylaşıyorum.

Tübitak MAM’ın geleceği

 Gebze her bakımdan şanslı bir bölge. Bazılarımız kıymetini bilmesek de Gebze’ye değer verip, önemsenmese de Gebze kendi kendine yeten, insan, sanayi, bilim kuruluşları potansiyeli ile dünya çapında isim yapacak bir bölge. Gebze’nin son 35 yılının canlı şahidiyim. Gebze’nin nereden nereye geldiğini, yakından bilen birisiyim. Gebze’yi geleceğe hazırlamak için hepimize tarihi görev düşüyor. Kısa adı Tübitak olan  Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi. Dünya çapında bir kuruluş. Her ne kadar Gebze ile irtibatı olmasa da bu kurum Gebze’de bulunuyor. Tübitak MAM’a ilk gidişim, 12 Eylül ihtilalinin lideri Kenan Evren’in Tübitak’ı ziyaretinde olmuştu. Ali Baransel, Evren’in basın danışmanıydı. O yıllarda genç bir gazeteci olarak Evren Paşa’ya Tübitak ile ilgili sorular bile sormuştum. Daha sonra bir çok kurum başkanı geldi geçti. Her gelen Tübitak’ı dünya çapında bir kurum yapma vaadinde bulundu. Ama hep boş laflarla oyalanıldı.

Son olarak bizzat Başbakan Erdoğan’ın torpiliyle Nükhet ve Önder Yetiş eşler Tübitak’ı uzun yıllar yönettiler. Ancak her nedense Tübitak istenilen noktaya gelemedi. İşin en acısı da kurum Gebze ve Kocaeli ile bütünleşemedi.

  Tübitak MAM’ın başına genç ve dinamik bir idareci geldi. Prof. Dr. İbrahim Dinçer’ İbrahim beyi 1992 yılında Tübitak’da çalıştığı yıllardan tanıyorum. Göreve geldiğini öğrenince eski bir değerli dostumun bana verdiği fotoğrafta 20 yıl önceki mazi gözümde canlandı. O fotoğrafı da alarak kendisine hayırlı olsun dileğinde bulunmak için önceki gün Tübitak’daydım. İbrahim bey 20 yıl içerisinde dünya çapında akademik çevrelerde adından söz ettirilen bir isim haline geldi. Görüşme randevusunu da mesai saati dışına, 17.30’a vererek, mesai saatinde hayırlı olsun  randevularıyla boşa zaman geçirmeyeceğini de ispat etti. Kendisine kısa ziyaretimizde başarılar diledim. Gebze ile ilgili kitap, belgesel ve dokümanlarımızdan hediye ettim.

 Tübitak Mam’ın yeni başkanı sayın İbrahim Dinçer, dünya çapında bir akademisyen olmasına rağmen, alçak gönüllü ve heyecanından hiçbir şey kaybetmemiş. Tübitak Mam, İbrahim bey ve çalışma arkadaşlarıyla daha başarılı konuma geleceğine inanıyorum. Sohbetimiz sırasında İbrahim bey bazı geceler 23.00’e kadar çalıştığından da söz etti. Kendisine başarılar dilerken, Tübitak Mam dünya çapında adından söz edilen başarılı bir kurum haline gelir ve geleceğine de inanıyorum.

 (11 Mayıs 2012)

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-2880-bilim-bakani-ergun-ve-tubitak.html

PİRİ REİS’TEN TÜBİTAK GEMİSİNE

Eskiler denize bahriye derdi. Hatta bitli piyade olmaktansa bahriye askeri olmak gençler arasında moda idi. Bir genç bahriye askeri oldu mu havasından geçilmezdi. Yazın beyaz, kışın siyah bahriye askeri elbisesi gençlerin hayallerini süslerdi.

 Bende Bahriye askeri olarak vatani görevimi yaptım. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı seyir hidrografi ve oşonografi daire başkanlığında genel sekreterlikte dolu dolu vatani görevimizi tamamlarken Türk deniz tarihinin dünü bugünü ve geleceği ile ilgili bir çok bilgiye de sahip olduk.

  Askeri görevimi İstanbul boğasında ki seyirhidrografi dairesinde ve Haliç körfezinde ki deniz hastanesinde tamamladım. Benim en büyük arzum gerek seyir hidrografi ve gerekse deniz hastanesinde mesai saati haricinde kütüphanede bulunan deniz tarihiyle ilgili kitapları boğaza ve Haliç körfezine bakarak okuyarak geçindiğim o günleri hiç unutamıyorum. Birbirinden kıymetli bir çok kitabı boş zamanlarımda okuyup deniz tarihiyle ilgili bilgi sahibi oldum. Piri Reis’in ünlü dünya haritasını büyük bir keyifle seyrederken Türk deniz tarihinin ihtişamlı geçmişini hatırlıyordum. Unesco, 2013 yılını Piri reis yılı ilan etti. Ben geçen hafta Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kaptanpaşa olarak görev yaptığı Cezayir ile ilgili araştırma yapıp belgesel çekerken Türk deniz tarihinin ihtişamlı geçmişi bir kez daha yerinde yaşarken askerlik yaptığım günler gözümün önüne geldim.

  Seyir hidrografi de bahriye askerliği yaparken denizcilikle ilgili bir çok toplantının haber metinlerini, toplantı tutanaklarını, basın bültenlerini hazırladım. Üniversiteler ve Tübitak’da ki toplantıları takip ederek hazırladığımız basın bültenlerini gazete ve TRT’ye bizzat ben götürürdüm.

 Deniz kuvvetlerinin bende çok ayrı bir yeri var. Hem vatani görevimi yaptım hem de Türk deniz tarihinin adeta okulunda Üniversite okudum. Piri Reis’in ünlü dünya haritası Kitab-ı bahriyesi, Mürsiyeli İbrahim’in deniz kitabı, bahriye mektebi tarihi ve deniz Kuvvetleri’nin Osmanlı döneminde ki hizmetleri cumhuriyet döneminde ki başarıları özetle denizcilik tarihimizin adeta aşığı oldum. Denizciliği ve denizi çok sevdim.

 O günlerde denizlerde araştırma yapan Piri Reis adlı bir gemimiz vardı. Onun yaptığı çalışmaların haritalı hazırlanırdı. Ondan sonra denizcilik tarihiyle ilgili fazla bir gelişme olmadı. 17 Ağustos depreminden sonra Marmara Denizinde araştırmayı Fransız gemileri yaptı. Fransız gemilerinin yaptığı araştırmayı o günün TÜBİTAK başkanı açıklarken ben neden Tübitak’ın bir araştırma gemisi yok diye üzüntü yaşamaktaydım.

 TÜBİTAK’IN DEĞİŞİMİ

Evet nihayet Tübitak’ın deniz araştırmaları gemisi önceki gün Bilim, Teknoloji ve Sanayi bakanı Nihat Ergün tarafından denize indirildi. 1972 yılında kurulan TÜBİTAK, 40 sene sonra denizlerde araştırma yapacak bir gemiye sahip oldu. Üstelik 500 yıl önce Akdeniz’i Türk gölü haline getiren, 450 yıl önce Piri Reis tarafından dünya haritası çizilen 3 tarafı denizlerle çevrili olan bir ülkenin araştırma kurumu 40 sene sonra denizlerde araştırma yapan bir gemiye sahip olması üzerinde günlerce düşünülecek çok acı bir olaydır. Neden bugüne kadar böyle bir gemiye sahip olmadı. Neden Türkiye kadar denize kıyısı olmayan ülkelerden denizcilik bilgisi alınırken bir zamanlar denizlere hakim olan bir medeniyetin mensubu olarak deniz bilimlerinde dibe çakıldık. Bu üzerinde düşünülmeli ve araştırmalar yapılarak ibret olarak gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Sadece denizlerde değil uzayda da yeni çalışmalar yapabildik. Göktürk uydumuzun uzaya fırlatılmasında mutluluklar ve gururlar yaşadık. Göktürk uydusu ile ilgili daha önce bu köşede yer alan yazımın linkini sizlerle paylaşıyorum. Mutlaka bu yazıyı http://www.gebzegazetesi.com.tr linkinden okuyun, hem uzaya hem de denizlere hakim olar bir Türkiye dünya siyasetine de hakim olacaktır.

 NİHAT ERGÜN İMZASI

  Tübitak ile ilgili de çok sayıda yazı kaleme aldım. Daha önce Tübitak ile ilgili yazdığım yazıları sizlerle bu köşede paylaşırken Tübitak’ın nereden nereye geldiğinin de bir belgesini birlikte yaşamış oluyoruz. Tübitak’ın deniz araştırmaları gemisi ile ilgili töreni medyadan takip ederken tıpkı Göktürk uydusunun uzaya fırlatılışıyla ilgili yaşadığı mutluluk ve heyecanı bir kez daha yaşamış olduk. Bu çalışmalarda Kocaelili bir Bakan olan sayın Nihat Ergün’ün imzasının olması da ayrı bir mutluluk ve heyecan duyduğumu ifade etmek isterim. Yıllarca kendi başına buyruk olan deyim yerindeyse devlet içinde devlet olan TÜBİTAK, siyasi iradenin emrine girince Göktürk uyduları ve Tübitak deniz araştırmaları gemisi gibi modern teknoloji ile donatılabiliyor. Keşke TÜBİTAK kurulduğu günlerde bu tür hizmetler yapsaydı. Bugün Türkiye bilim ve teknoloji de dünya sıralamasında yer alırdı. Tübitak deniz araştırmaları gemisiyle ilgili haberi sizlerle internetteki köşemden paylaşmak istiyorum.

 TÜBİTAK GEMİSİ DENİZLE BULUŞTU

 Türkiye´nin ilk araştırma gemisi olan TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi, törenle suya indirildi. İki bakanın katıldığı törende, tersane işçileri de horon teperek eğlendi.

 TÜBİTAK’ın ihtiyaçları doğrultusunda Çeksan Gemi Sanayi tarafından inşa edilen Türkiye’nin ilk araştırma gemisi TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi’nin yapımı tamamlandı. 41.2 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğindeki gemi bugün törenle suya indirildi. Tuzla’daki tersanede düzenlenen törene Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, denizcilik ve TÜBTAK yetkilileri ile tersane görevlileri katıldı.

 Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından tersane işçileri horon oynadı. İş önlükleri ve kasklarıyla horon oynayan işçileri bakanlar gülümseyerek izledi.

 Çeksan Gemi Sanayii Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Bayrak, geminin özellikleri hakkında bilgi aktardı. Başaran, sektörleriyle ilgili sıkıntı yaşadıkları konularda bakanlardan yardım talebinde bulundu.

 rojenin son derece anlamlı olduğunu ifade eden Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, ‘İnşallah bu gemi ve benzer gemilerimizle daha fazla bilgi üreteceğiz. Ürettiğimiz bu bilgiyi de milletimizin kalkınması ve refahı için kullanacağız. Gemi inşa sektörü açısından da iftihar ettiğimiz bir tablo. Türkiye’de gemi inşa sektörü çok önemli mesafeler aldı geçmişte. Küresel krizde ciddi bir etkilenme söz konusu oldu ama inşallah daha iyi günlere yine dönecektir. Aldığımız mesafeyi de bugünkü projemiz ortaya koyuyor.’ dedi.

Denizcilik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli yıllardır tam olarak değerlendiremediğini kaydeden Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün de ‘Bunu kabul etmemiz lazım. Kabul edersek iş yapması daha kolay olur. Kabul etmezsek sanki her işi mükemmel yapıyormuşuz gibi düşünürüz kendimizi ve iyi işler yapmamızın önüne kendimiz engel koyarız.’ ifadelerini kullandı.

Artık Türkiye’nin denizlerini ve denizciliğini de yeniden keşfettiğini belirten Ergün, ‘Zamanında Akdeniz’i, Karadeniz’i bir adeta bir göl haline getirmiş olan Türkiye, Piri Reis veya Barbaros gibi denizciler yetiştirmiş olan bir Türkiye gerçekten bu gücünü keşfetmesi lazımdı. Bugün özellikle gemi üretiminde dünyada üst sıralarda yer alıyoruz. İlk milli savaş gemisini yaptık. Şimdi milli denizaltı hedefine odaklanmış durumdayız.’ diye konuştu.

Türkiye’de deniz araştırmalarının henüz yeterli seviyede olmadığını kabul ettiklerini anlatan Ergün, ‘Bu durumu değiştirmek noktasında da önemli bir kararlılık içindeyiz. Ülkemizde deniz araştırmalarını geliştirmek için en çok ihtiyaç duyduğumuz eksikliklerin başında insan kaynağı ve araştırma gemileri gelmektedir.’ dedi. Ergün, şimdiye kadar dışarıdan temin edilen araştırma gemilerini artık Türkiye’de üretilmeye başlandığını söyledi.

Konuşmaların ardından kurdele kesildi. Alkışlar eşliğinde TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi siren çalarak suya indi. TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi iç donanımı da tamamlandıktan sonra Mayıs ayında hizmete girecek. Geminin iç kısmı bilimsel oşinografik çalışmalarda kullanılmak üzere gelişmiş ölçüm cihaz sistemleri ile donatılacak. Gemi, boğazlar başta olmak üzere deniz kirliliğinin izlenmesi, boru hatlarını gözlemleme, canlı yaşam alanlarının izlenmesi, tür çeşitliliğinin gözlemlenmesi, kaza ve afetlere destek verilmesi gibi alanlarda hizmet verecek.

Bulgaristan’dan Türkiye’ye bakmak!

Koşukavak Turizmin davetlisi olarak ulusal ve bölgesel medyaya mensup 40 kişilik grup ile hafta sonu Bulgaristan’daydım. Bulgaristan’ın karadeniz sahilindeki Burgaz, Varna, Balçık, Dobriç, Tuna boyları, Slistre ve Şumnu bölgelerini adım adım gezerek hem belgesel çekip hem de Bulgaristan’da ne olup bittiğini yerinde araştırma fırsatım oldu.
Bulgaristan 7-8 milyon nüfusu olmasına rağmen turizme çok büyük önem veriyor. Arap ülkeleri ve İsrail’den 8 milyona yakın turist alıyor. İsrail’li ve arap ülkelerinden gelen turistlere hizmet veren domuz eti satmayan dini hassasiyetleri önemseyen oteller açılmış. Bizde böyle bir otelin misafiriydik. Konu ile ilgili daha sonra ayrıntılı bilgi vermek istiyorum
Biz, bu gezi sırasında özellikle Bulgaristan’ın sahil kenti Varna’yı yeniden keşfedip belgeselleştirme imkanı bulduk. Tarihimize Varna meydan muhaberesi olarak geçen 1444 yılında haçlı ordusunun mağlup edildiği alanı gezerek gezimize başladık. Ardından Sarı Saltuk namı ile bilinen Osmanlı’dan önce Balkanlara islam medeniyetini götüren Sarı Saltuk’un Balkan topraklarına ilk çıktığı Karadeniz sahillerine gittik.
Bulgaristan’ın Balçık kenti tam bir turizm cenneti. Çiçek bahçeleri, tarihi binalar, korunmuş Romanya kraliçesinin yaptırdığı minareli sahildeki saray ziyaretçi akınına uğruyor. Altın kum anlamına gelen bu sahiller turistleri ağırlıyor. Adeta turizm için vazgeçilmez bölge konumuna gelmiş. Bu bölgeleri gezerek tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.
Bulgaristan’a ilk kez 1999 yılında giderek belgesel çekmiştim. 1999 yılından bugüne 16-17 yıl geçti. Bulgaristan’da bu süre içerisinde fazla bir değişiklik yok. Yollar aynen, sanayi kuruluşları yok denecek kadar az, Bulgaristan bu açığı turizme verdiği önemle kapatıyor. Avrupa Birliği’ne girmesine rağmen Bulgaristan’da büyük bir ekonomi söz konusu.
Bulgaristan’ın adeta tarım merkezi olan Tuna Boyları,’ndaki dobruca ovası ve Silistre bölgesini adım adım gezme fıresatımız oldu. Namık Kemal’in ‘Vatan yahut Slistre’ kitabına ilham kaynağı olan Slistre’ye giderken yollar üzerindeki köyler, sürülüp ekine hazır hale getirilmiş. Avrupa Birliği Bulgaristan’daki tarıma çok büyük destek veriyor. Bölgelerin ekilip biçilmesini teşvik için krediler veriyor.
Silistre gerçekten muhteşem. 17 yıl sonra yeniden Slistredeyiz. Adeta Slistre bir tabloyu andırıyor. Caddeler, yenilenirken yeni binalar yapılıyor. Tuna’nın suyu nazlı nazlı akıyor. Bilindiği gibi Tuna, Silistre’den sonra Bulgaristan topraklarını terk ederek Romanya’ya giriyor. Romanya, hemen Silistre’nin karşısında. Tuna’yı hem seyrediyor, Tuna sahillerinde belgesel çekimleri yaparak tarihe not düşüyoruz.
Silistre Kalesi tarihi olaylara şahitlik yapan bir yer. Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşlarında, Tuna cephesi olarak bilinen Silistre sahili ve kalesi gerçekten görülmeye değer. Kale halen stratejik ve askeri kimliğini koruyor. Slistre Kalesi ile ilgili birçok hatıralar anlatılıyor. Ama en önemlisi Namık Kemal’in Vatan Yahut Slistre isimli kitabı. Kaleyi gezerken bu kitabı adeta yeniden okur gibi olduk. Kale Müze haline getirilmiş, turistlerin ziyaretine açık.
Slistre’den sonra Deli Orman bölgesinin köylerine gidiyoruz. Son devrin büyük din ve tasavvuf adamlarından Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin, bugünrazki Razgrat ili İsperih ilçesi Ferhatlar Köyü’ne gidiyoruz. Çok büyük ormanlık alan olduğu için dolu orman anlamına gelen Deli Orman bölgesinin köylerini  bir bir geziyoruz. Tarlada çalışan bir köylü Devr-i Alem programlarından bizleri tanıyarak yakın ilgi gösterip, misafir etmek istemesi beni oldukça duygulandırdı.
Deli Orman’ın manevi kalbinin attığı yer Ferhatlar Köyü’ndeyiz. Ferhatlar Köyü, İsperih Belediye Başkanı Adil Reşitoğlu beyin ifade ettiği gibi 500 yıllık geçmişi olan, Fatih Sultan Mehmet Han’ın eniştesi İdris Bey tarafından kurulmuş tarihi bir köy. Köyde Süleyman Efendi’nin dünyaya geldiği evi ziyaret edip, ardından köyün Camisini ve mezarlığını da gezerek köylülerle görüştük. Köyde bahar hazırlığı tüm hızıyla devam ediyor. Köylüler cana yakın ve samimi insanlar. Duygu yüklü olarak adeta bir tabloyu andıran Ferhatlar Köyü’ne veda ederek, Şumnu’ya doğru yola çıkıyoruz.
Bu bölgede Osmanlıca adı Karalar olan ve Bulgarların Çerni dediği, Koca Yusuf Pehlivan’ın dünyaya geldiği köyü görmek için araştırma yapıyoruz. Ancak tüm aramalarımıza rağmen köyü bulamıyoruz. Bu köye 1999 yılında giderek belgesel çekmiştik. Rehberimiz köyü bulmakta oldukça zorlandı. Bu köyde Koca Yusuf’un idman yaptığı, 450 kiloluk taş ve Koca Yusuf’un dünyaya geldiği evde bulunuyor. Son dönemde bu köye dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Koca Yusuf’un anıtı da yapılmış.
Evet, Bulgaristan’da yaptığımız birkaç günlük belgesel çekimimizin bu bölümü ile bugün ki yazımızı noktalarken asıl üzerinde durmak istediğimiz Bulgaristan’dan Türkiye’nin nasıl göründüğüdür. Bulgaristan, Avrupa Birliği ülkesi. Çok güzel bir araziye sahip. Ancak Bulgaristan’da nüfus hızla azalıyor. Siyasi istikrarsızlık ve etnik çekişme Bulgaristan’ı yiyip, bitirmiş. Gençler Bulgaristan’ı çoktan terk etmiş. Aş ve iş uğruna Bulgar gençleri Avrupa ülkelerine kaçmışlar. Türk gençleri de Türkiye’ye sığınmış. Bulgaristan’da Avrupa Birliği teşviklerine rağmen tarım yapılamıyor. Hizmet sektöründe yetişmiş adam yok. Sanayi yok denecek kadar az. Türkiye’nin Bulgaristan’ın bugünki durumundan ders ve ibret alması gerekiyor. Türkiye, Bulgaristan’dan çok güçlü ve çok büyük bir ülke olarak gözüküyor. Bulgaristan’da kaldığım süre içerisinde bir kez daha Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu anladım. Türkiye’nin gerçek anlamda kıymetini bilmeliyiz.
Sonuç olarak Bulgaristan’ı Türkiye ile karşılaştırıp, Bulgaristan’da yaptığım belgesel ve gezi notlarını yazarak tarihe not düştük. Yarın Bulgaristan’ın Burgaz bölgesi ve Bulgaristan’da turizm konusuyla ilgili yazımı sizinle paylaşacağım.

Bulgaristan Tuna boylarına Devr-i Alem

Bulgaristan Tuna boylarına Devr-i Alem
Bulgaristan özellikle Varna, Burgaz, Dopluca bölgesi ve Tuna boylarında belgesel çekimlerimiz sürüyor. İlkbaharda buraların çok değişik farkı var. Karadeniz sahilleri Tuna boyları bir başka güzel oluyor. Bizde kameramız elimizde belgesel çekimlerimizi sürdürüyoruz. Aslında bir çok kez bugüne kadar bu bölgelere geldik ama ilk kez baharda buralarında belgeselini çekiyoruz.  Biz buralarda tarihe not düşüp zamana noterlik yaparken sizleri daha önce buralarla ilgili olarak hazırladığım  yazı seri serisi ve araştırmalar ile baş başa bırakıyorum. Ayrıca hazırlamış olduğum canlı makaleyi de http://kocaeligebze.tv/v/40723/smail-kahramanla-canli-makale—balkanlar-ve-tuna-boylarinda-dev linkinden izleyebilirsiniz
BULGARİSTAN TUNA BOYLARINA OSMANLI İZLERİ
Balkanlar! Ah 600 yıl Osmanlı Medeniyetine beşiklik eden, yiğitlere mezar, gazilere siper olan Koca Balkanlar. Balkanlarda Osmanlılar tarafından kurulan 600 yıllık Kültür ve Medeniyeti araştırmak için, zaman tünelinde Balkanlara, yolculuğa çıkmaya kara veriyoruz. Kuruluşunun 700. yılını bile kutlamaktan aciz olduğumuz, Osmanlı’nın kuruluşunun 700. yılın ’da ecdadımıza vefa borcumuzu ödemek için Balkanlarda Osmanlı medeniyetini araştırmaya yönelik belgesel çekeceğiz.
Projemizi anlattığımız birçok kuruluş’dan olumsuz cevap alıp, Medya kuruluşlarının birçoğu ilgi göstermeyince iş başa düştü deyip Bulgaristan Dış işleri Bakanlığından aldığımız özel çekim izni ile belgesel çekmek için yola çıkıyoruz. 19 Haziran 1999‘da başlayıp 3 Temmuz1999 tarihinde sona eren belgesel çekimi sırasında yaşadığımız olaylar ve gördüklerimizi sizlere aktarmak istedik. Osmanlıya bir asra yakın başkentlik yapmış Edirne’den başlayan belgesel çekimimize, Osmanlı’nın yaptığı gibi muhteşem Selimiye Cami’nin önünden başladık…
Edirne Fatihi’nin doğum yeri, Murad-ı Hüdavendigar’ın Balkanlara, seferler düzenlediği mekan. Bir zamanlar 400 camisi ile muhteşem Osmanlı şehri… Hıdır Baba tepesinden Edirne’ye bakarken, Yanık kışla, Selimiye, Üç şerefeli ve Eski camiler Osmanlı’nın adaletle feth ettiği tarihi Edirne şehrinde 400 camiden geriye sadece birkaçı kalmış. Tunca, Arda, Meriç nehirlerinin hayat verdiği Edirne’nin bereketli ovalarını geride bırakarak Balkanlar’daki gezimizin ilk durağı Bulgaristan’a hareket ediyoruz.
Bir zamanlar demir perde ile örülü Osmanlı’nın 485 yıl kaldığı Balkanlardaki ilk durağımız Bulgaristan’dayız. Balkan dağlarının ikiye böldüğü… Filibe, Harmanlı, Kazanlık, Köstendil, Vidin, Plevne, Niğbolu, Şumen, Rusçuk, Silistre, Varna, Burgaz, Aytos, Silven şehirleri… Osmanlı Rus savaşının yapıldığı… tarihe altın harflerle geçen Plevne ve Şıpka savaşları’na sahne olan Bulgaristan’dayız…
Balkanlar’a açılan Kapıkule sınır kapısından girdikten sonra çekimlerimize başlayacağımız Sofya yolundayız. Ecdadın at koşturduğu, kervansaray, köprü, çeşme, han ve hamam yaparak insanlığın hizmetine sunduğu bereketli Bulgaristan ovaları bir bir arkamızda kalıyor.
RUMELİ EYALATİNE BAŞKENTLİK YAPMIŞ SOFYA’DAYIZ
Sofya’nın dev gökdelenleri uzaktan görülüyor. Tarih boyu birçok medeniyete beşiklik eden Sofya tarihin her döneminde önemini korumuş. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemindeki medeniyet eserlerinden bugün fazla bir şey görülmüyor. Son yılların eseri olan birçok gökdelen ve gösterişli binalar şehir merkezini süslüyor. I.Murat tarafından 1378′de Osmanlı topraklarına katılan Sofya, Rumeli beylerbeyinin oturduğu eyalet merkeziydi,1540 yılında bu eyalete 25 sancak bağlıydı. Osmanlı medeniyetine ait 170 vakıf eserinden geriye neler kaldığını arıyoruz. Bir zamanlar 82 cami ve birçok Osmanlı eserleri bulunan Sofya’da bugün bir cami kalmış. Fatih Sultan Mehmet döneminde 1456 yılında yapılan Seyfullah Efendi camisi.
Sofya’daki gezimize Seyfullah Efendi Camisi önünden başlıyoruz. Cami dev gökdelenlerin ve ünlü Aleksandrneski anıtının hemen yanında işlek bir cadde üzerinde. Minaresinden ezan okunan caminin etrafı satıcılar tarafından işgal edilen etrafı hareketli bir yer. Caminin içine giriyoruz. Genç imam bizi karşılıyor ve caminin içi Osmanlı Türk süsleme sanatının en güzel örnekleri ile bezenmiş.
Camiye verilen bir başka isim var. Banyabaşı Camii, bu isimden de anlaşılacağı gibi Osmanlı gittiği her yerde camii, mektep, çeşme , han ve medrese yanında da mutlaka hamamını yapmış. Fatih Camii’nin hemen arkasında bir Türk hamamı, termal kaplıca sularının bulunduğu bu hamam Türk mimari stilinden çıkarılıp Roma mimari sitiline cevrilerek Bizans dönemi mimarisi şekli verilse de, hamam her halinden Osmanlı Türk eseri olduğunu gösteriyor.
Yavaş yavaş hamamın yanına doğru yaklaşıyoruz. Karşılaştığımız bir çok Türk vatandaşı bizlere büyük ilgi göstererek musluklardan akan sıcak suyu göstererek bu suların şifalı olduğunu söylüyor. Biz de sıcak sulardan kana kana içerken, Osmanlı’nın mühürünü vurduğu hamamı uzaktan da olsa seyrediyoruz.
Hamam ve Fatih Camii ‘nin önünden ayrılırken Osmanlı’nın Balkanlara vurduğu mührünün halen tüm ihtişamı ile kendini gösterdiği belki asırlarca göstereceğini düşünerek Sofya’da yolumuza devam ediyoruz. Bulgaristan Cumhurbaşkanlığı binası, Parlamento binası ve hemen yanı başındaki Mahmut Paşa Camii. Bu cami bugün Arkeoloji Müzesi olarak kullanılıyor. Dev gökdelenlerin yanında bu eser ayrı bir mimari zarafet örneği. Etrafında inşaatlar bulunan bu Osmanlı binasının kapısı kapalı olduğu için içeri giremiyoruz.
Cumhurbaşkanlığı binasının hemen karşısında Bulgaristan Kominist Partisi lideri Yorgi Dimitrof’un anıt mezarı ve mozalesinin bulunduğu binanın önündeyiz. Bu bina artık boş. Bulgaristan’da ismi söylendiği zaman herkesin korkup titrediği Yorgi Dimitrof’un cesedi buradan alınmış. Boş mozale binası harabe haline gelmiş. Bulgaristan tarihinde önemli yeri olan Dimitrof’un anıt mezarının bulunduğu yer artık çocuklara oyun yeri olmuş.
Ressamlar binası olarak kullanılan tarihî Türk konağı ise bütün ihtişamı ve farklı mimarî stili ile dimdik ayakta. Cumhurbaşkanlığı köşkü olarak kullanılmak istenen bu bina ressamların karşı çıkması ile resim galerisi ve sergi salonu olarak kalmayı başarmış. Birbirinden ihtişamlı eserler yapan Bulgar ressamlar bu eserleri konakta sergiliyor.
Sofya’da yolumuz bir başka mekanda yemyeşil alan içinde birbirinden ihtişamlı binaların bulunduğu Sofya sokaklarında geçmişin izini ararken Kara camii’nin önüne geliyoruz.1528 yılında Kanunî Sultan Süleyman’ın emri ile Mimar Sinan’ın yaptığı bu eşsiz cami 1903 yılın’da kiliseye çevrilmiş.
Yeşillikler içindeki bu bahçe’nin etrafı belki sarıklı mezar taşları’nın süslediği asırlık mezarlıktı. Ancak buralar artık park. Bu parkların müdavimleri ise sevimli Bulgar çocuklar . Satranç oynayanların yanına yaklaşıp bizde kısa bir süre oyunlarına iştirak ediyoruz.Çocukların şen şakrak gülüşleri arasında burdan ayrılırken, maziyi düşünmeden edemiyoruz.
TÜRKİYE BÜYÜK ELÇİLİĞİNDE…
Sofya’ya gelip’de Türkiye Büyükelçiliğini ziyaret etmeden geçmek olur mu ? Kendisi ile daha önce görüştüğümüz başarılı ve çalışkan Sofya Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu’nun makamında belgesel için 30 dakika süren çekim yapıyoruz. Genç dinamik ve heyecanlı büyükelçi ümit veriyor ve gelecekten söz ediyor.Kısa zamanda çok şeyler konuşuyoruz. Keşke bütün personelide büyükelçi gibi olsa. Keşke Türkiye’yi dışarda temsil eden diğer büyükelçilerimiz Tahsin bey gibi hizmet üretse.
Sofya’da bir başka durağımız Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Merkezi, Genel Başkan yardımcısı Kasım Dal beyle birlikteyiz. HÖH’ün Türk azınlığı en iyi şekilde temsil ettiğini söyleyen Dal, 19 Milletvekili,29 şehir Belediye Başkanı, 240 Muhtarlık seçimlerini HÖH’ün kazandığını sevinçle açıklayıp,hak ve özgürlük mücadelesi verdiklerini söylüyordu.
Balkanlardaki gezimize Blagovgrad şehrinde devam ediyoruz. Sofya’ya 200 Km. mesafedeki bu şehir Rodop dağlarının eteğinde Yunanistan, Makedonya üçgeninde güzel bir şehir. Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulan kolej ve üniversitede onbinlerce Bulgar ve Türk genci eğitim görürken.
Türkiye Cumhuriyeti neden bu ülkelerde bir Türk lisesi açamadı diye iç geçirmekten kendimizi alamıyoruz. Tertemiz suların aktığı Osmanlı döneminde Yukarı Cuma (Korne Cumaya) olarak bilinen bu şehirde restore edilen bir Türk mahallesindeyiz.
Rodop dağının eteğinde kurulan bu mahalle her hali ile geçmişden izler taşıyor. Evlerin arasındaki bir kilise dikkatimizi çekiyor. Kilise ve yanı başındaki çan kulesi… Kilisenin bir camiden çevrildiği hemen anlaşılıyor. Girişteki çeşme’nin kitabesi sökülmüş, restore edilen evler… boş kilisenin girişinde hummalı bir çalışma var.
Çekimlerimizi yapıyoruz. İçeri girdiğimizde her yerin camiden bozulma olduğu kendisini gösteriyor. İşte mihrap, minber kısmı, mahfile çıkış, içerde yaptığımız çekime sinirlenen orta yaşlı bir kişi müdahele ederek çekim yapmamızı engelliyor.
12 Türk’ün kaldığı Yukarı Cuma şehrinin merkezinde tek minareli caminin önüne geliyoruz. Cemaat olmadığı için cami artık kullanılmıyor. Vakıflar tarafından kiraya verilen cami market yapılmış. İçki şişeleri ve domuz etlerinin satıldığı bu dükkânda çekimler yapıyoruz. Minare ve cami mahzun Yukarı Cuma’dan ayrılarak Osmanlı’nın adalet ve hoşgörüsünü tesbit etmek üzere Rodoplar’daki Rıski Manastırı’na gidiyoruz
RODOPLARDA OSMANLI’NIN HOŞGÖRÜ SEMBOLÜ RİSKİ MANASTIRI
Rodop dağları’nın manzarası gerçekten muhteşem. Dağın zirvesine yakın yerde çam ağaçları arasından gürül gürül suların çağlayıp aktığı dağ yamaçında kurulan Rıski Manastırı görülmeye değer güzellikte. Murad-ı Hüdavendigâr’ın özel izni ile yapılan bu manastır ve papaz okulu ihtişamını halen koruyor. Riski Manastırı’nda Osmanlı’nın gerçekten hoşgörüsünü görmek mümkün. Osmanlı’nın özel izni ile yapılan manastıra 12 Padişah tarafından özgürlük fermanları verilmiş. Çekim izni alamadığımız manastırda bu fermanları sadece görmekle yetiniyoruz.
Şimdi de Köstendil şehrindeyiz. Sağnak yağmur altında Osmanlı medeniyetine ait eser arıyoruz. Bir zamanlar 91 mektep, medrese, han, cami ve kütüphanenin bulunduğu Köstendil’de bu eserler yıkılıp yok edilmiş.
Yolumuz üzerindeki tarihî Fatih Camii Unesco tarafından koruma altına alınmasına rağmen yıkılmak üzere, Bulgar devlet yöneticileri tarafından yıllar önce başlatılan tamirat ekonomik sıkıntılardan dolayı yarım kalmış. Minare yıkılmak üzere. Çekim yaparken yanımıza gelen orta yaşlı bir Bulgar bayan caminin perişan halinden çok üzüntü duyduğunu söylüyordu.
Köstendil’de başka Osmanlı eserleri de var. 1571 yılında yapılan Melek Ahmet Paşa Cami, minaresi yıkılmış müze haline getirilmiş. İşte caminin hemen karşısındaki çifte hamam her halinden Osmanlı eseri olduğu görülüyor.1923 yılında tamir gören Alay hamamı halen faaliyetini sürdürüyor.
Yıkılıp hastane yapılan bir caminin sütunları hastane girişlerini süslüyor. Köstendil Makedonya sınır kapısına çok yakın bir merkezde bir çok köprü ve ihtişamlı Osmanlı eserinden geriye sadece bir kaçı kalmış. Şehre hakim bir tepe üstüne çıkarak Köstendil’i sağnak yağış altında hüzünlü bir şekilde seyrediyoruz.
Akşam şehir merkezinde dolaşıp yavaş yavaş kararan havanın hüznü ile Köstendil’e veda ediyoruz.
Varatsa ve Montana şehirlerinde üzücü manzaralar.
Sabah erken kalkarak Balkan dağlarına doğru yola çıkıyoruz. Bugünkü hedefimiz Vidin. Kocabalkanlar’ı aşıp Vidin’e gideceğiz. 230 Km.lik yolumuz var. Sofya’ya el sallayarak veda ediyoruz. Kocabalkanlar’ı tırmanırken, akıncıların at koşturup su içtiği çeşmeler ve Balkan dağları arkamızda kalıyor.
Balkan Dağları’nın eteğinde yine bir Türk şehri Vratsa ;bir çok cami ve Türk eseri’nden hiç bir şey kalmamış. Yıkık ve perişan halde bir hamam buluyoruz. Hamamın karşısındaki cami yıkılmış yerine kereste fabrikası kurulmuş. Bir vakıf eseri olan vefasızlığa uğrayan bu hamamı çekerek, Balkan Dağları’nın selvi boylu çam ağaçlı yamaçlarını seyr ederek yolumuza devam ediyoruz.
Yolumuz üzerindeki Montana şehrine geliyoruz. Bulgar Irkçılık, bencillik ve şövanizmin hakim olduğu bu şehir de ayakta kalmış tek bir cami var. Uzaktan minaresini görüyoruz. Minarenin şerefeleri yıkılmış, Caminin kapı ve pencereleri sökülmüş, uzun süre ahır olarak kullanılmış caminin metruk ve perişan hali içimizi sızlatıyor. Çekim yaptığımız sırada ters bakışlara muhatap oluyoruz. Rehberimiz bizi uyararak burası Bulgar milliyetçilerinin çoğunlukta olduğu yer, hemen uzaklaşalım diyor.
Yavaş yavaş Tuna’ya doğru yaklaşıyoruz. Lom şehri uzaktan görülüyor. Şehre yakın bir yerde yanmış ve minaresinin yarısı yıkılmış bir cami ile karşılaşıyoruz. Köylülerden edindiğimiz bilgiye göre camiyi çocuklar yakmış. Ot ve dikenlerin kapladığı cami çevresi, yıkık minare ve harabe hali ile geçmişin ihtişam ve gururunu haykırıyordu.
İşte Lom şehrindeyiz. Tuna boylarında gördüğümüz ilk şehir,bir tesbih tanesi gibi dizilen Tuna boylarındaki şehirleri teker teker gezeceğiz. Ecdadımızın medeniyet kurduğu Tuna boylarında Osmanlı eseri aramayı sürdüreceğiz. Bir zamanlar 6 cami 1 medresenin bulunduğu Lom’da tüm aramalarımıza rağmen hiç bir esere raslayamıyoruz. İşin garibi hiç bir Türk’le de karşılaşmadık. Üzgün bir şekilde Lom’dan Vidin’e hareket ediyoruz.
PAZVANTOĞLU OSMAN PAŞA’NIN VİDİN ŞEHRİNDEYİZ..
Uzaktan Vidin şehri gözüktü. Pazvantoğlu Osman Paşa’nın Osmanlı’ya kafa tuttuğu, ünlü kalesı ile meşhur Vidin ve köylerinde bir zamanlar 90 civarında cami,mektep ve medrese bulunuyordu. Bunlardan geriye ne kaldığını merak edip araştırmaya koyulduk. Hayret… Kapısı kapalı ve içerisinde yangın çıkarılmış. Pazvantoğlu Osman camisi.
Dışdan görünümü çok iyi olan cami’nin içi perişan halde.Cami kapısındaki kütüphane’nin mimarî stili gerçekten görülmeye değer. Kitabesi sökülmeye çalışılan bu eserin bahçesine rast gele atılmış mezar taşları insanı etkiliyor. Tuna sahilindeki bu caminin hemen ilerisinde Askeri Kışla bulunuyor.
Tuna sahilindeki Pazvantoğlu Osman Kalesi mimari açıdan bir sanat harikası.Kale burçlarından Osmanlı Türk tarihi ile özdeşleşmiş Tuna nehrini seyretmek ayrı bir güzellik. Asırlarca ayakta kalan bu kale geçmişte yaşadığı fırtınalı günlerin izlerini taşıyor.Kale çevresinde çekimlere başlıyoruz.Osmanlı’ya baş kaldırıp bağımsızlık ilân eden Pazvantoğlu Osmanpaşa imkân olsada bu günleri görseydi neler yapardı sorusunu kendi kendime soruyorum.
Vidin’de gezimize devam ediyoruz. Şehir merkezinde bir abide dikkatimizi çekiyor. 200 yıl önce Halil ve İbrahim adlı iki kardeş adına dikilen bu abide’nin üstündeki yazılar da bu iki kardeşin bütün mallarını vakfederek bulundukları bölgeye cami yaptırıp dükkanlarını bağışladıklarını yazıyor.Bu abide bize Osmanlı’nın gittiği yerleri nasıl mamur hale getirdiğini, vakıflar ve hayır işleri ile nasıl hizmet yaptığını da gösteriyor. Vakf edilen bu yer üzerine yapılan cami yıkılmış bahçesi otopark haline getirilmiş.Dükkanlar özel kişilerin eline geçmiş.
Vidin’de kaldırım içinde ve apartman kenarında kalmış bir mezar dikkatimi çekiyor. Bu mezarın bir zamanların ünlü Pazvantoğlu Osmanpaşa’ya ait olduğunu öğreniyoruz. Bölgede hiç bir eser bırakmayan koministler belki Osmanlı’ya kafa tutup bağımsızlık ilân etti diye bu mezara sahip çıkmışlar.Şehir içinde güneş batarken yola çıkıyoruz. Alaca karanlık içinde ecdadın at koşturup kervanlarını suladığı Tuna boylarından geçerek 200 Km.uzaktaki Plevne’ye gelirken bizlere Vidin’de rehberlik yapan öğretmen emeklisi yaşlı Karı-Koca’nın gösterdiği ilgi ve alakayı düşünüyrduk.
GAZİOSMANPAŞA’NIN PLEVNESİNDE TUNA NEHRİ AKMAM DİYOR…
Rüyalarımız gerçek oldu. gece’nin geç vakti olsada…uykusuz ve yorgunluktan bittab düşsekte Düşmanlarının bile takdirini kazanan Gaziosmanpaşa’nın Plevne şehrindeyiz. Yıllarca marş olarak mırıldandığımız … “Tuna Nehri Akmam Diyor… Etrafımı Yıkmam Diyor…/ Şanı Büyük Osmanpaşa…/ Plevne’den Çıkmam Diyor…/” dudaklarımızdan dökülüyor.
Gece geç vakitlerde güçlükle bulduğumuz otele yerleşiyoruz.1. Murad’ın sadrazamı Çandarlı Ali Paşa tarafından 1388 yılında feth edilen Plevne 1878 yılına kadar Osmanlı şehri kalmış. Tarihe altın harflerle geçen, mertlik ve yiğitliği ile düşmanlarının bile saygı ve sevgisini kazanan, Osmanpaşa’nın aylarca aç ve susuz savunduğu Plevne şehrindeyiz.
Plevne’de Osmanlı medeniyetinden eser bulmak için araştırmamıza başlıyoruz. Bir zamanlar köyleri ile birlikte 80 Osmanlı eserinin bulunduğu şehir merkezinde 24 camiden sadece biri kalmış. Cami’nin arkasından geçen caddeye daha önceki Bulgar yönetimi Gaziosmanpaşa caddesi adı vermesine rağmen son yıllarda bu adı değiştirmişler.
Bizi Plevne’de asıl ilgilendiren Plevne savaşları. Rusları dize getiren ve aylarca uğraştıran Gaziosmanpaşa ünlü Plevne savaşlarını nerede yaptı?.. Cami imamı Recep İsmail ile müftülük görevlisi Ayaz Çortan bizlere rehberlik yapıyor. Savaşların en şiddetli yapıldığı tepeye bir bina yapılmış. Panorama adını verdikleri silindir şeklindeki bu binanın içinde Bulgar ve Rus 14 ressam tarafından çizilen tablolarla savaş anlatılmış
Panorama yetkililerinden çekim izni istiyoruz. Plevne müze müdürü bizzat izin veriyor, toplantısı olduğu için kendisi çekimlere katılamadığı için özür dileyerek çok yakın ilgi gösteriyor ve çekimlerimize başlıyoruz. Sanat değeri çok yüksek tablolarda savaş bütün ayrıntıları ile anlatılmş Silindir şeklindeki dev binanın son katına çıktığımız da kendimizi Plevne savaşlarının içinde buluyoruz.
1000 m2 elde dokunmuş halı üstüne Plevne savaşlarının resimli olarak anlatıldığı tablo karşısında insan dehşete kapılıyor. Tepe noktadaki panoda savaşın tüm boyutlarını görüyoruz.Çekim ekibimiz hemen harekete geçerek bu tabloyu baştan sona çekiyor. Rusların bir haftada geçmeyi plânladıkları Plevne’de aylarca kalması harp tarihi yazarlarını şaşırtıyor.
Panorama binasının üstünden onbinlerce Türk askerinin şehit olup, yüzbinlerce Rus askerinin öldüğü savaş yapılan yerleri görüyoruz. İşte Vid ırmağı ve Osmanpaşa’nın yaralanarak kılıcını teslim ettiği köprü. Harabe haline gelmiş bu köprünün üstündeyiz. Şehri yakıp sivil halka zarar verme imkânı olmasına rağmen Osman Paşa’nın bunlara hiç tenezzül etmeyerek yiğitçe savaşması hem Bulgarları ve hem de Rusları hayran etmiş ve Osman Paşa’nın kılıcını alan Rus Çarı 2 saat sonra kılıcını Osman Paşa’ya geri vermiş.
Şehir merkezindeki Osmanpaşa’nın kılıcını geri aldığı ev aslına uygun muhafaza edilmiş. Plevne savaşları Osmanpaşa’nın ne derece büyük asker olduğunu göstermiş. Plevne’nin düşmesi Rusların İstanbul yakınlarına kadar gelmesine sebep olurken, Osmanlıya’da balkan topraklarını kaybettirmiştir. Plevne savaşları üzerine yazılıp ,söylenecek çok şey var.Ancak burada dedelerini kaybeden kaç Türk Plevne’yi ziyaret ederek fatihalar okudu sorusunu sormadan edemiyorum..? Gazi Osmanpaşa ve Plevne şehitlerimizin aziz ruhlarına fatihalar okuyarak yolumuza devam ediyoruz.
NİGBOLU SAVAŞLARI VE YILDIRIM BEYAZIT..
Tuna boylarındaki Niğbolu’dayız. 1396 yılında Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı toprağı olan bu şehir’deki tarihi kale’nin bulunduğu yere çıkıyoruz. Bugün sadece kapısı kalan kale’nin içinde kurulan muhteşem şehir kalıntılarından izlere rastlıyoruz. Macar Kralı’nın önünde toplanan Haçlı orduları’nın kuşattığı bu kaleyi kurtarmak için 24 saat içinde Edirne’den Niğbolu’ya gelen Yıldırım Beyazıt’a Yıldırım ünvanının verildiği Niğbolu kalesi 3 savaş görmüş. Dinamitlerle yıkılan bu kaleden Tuna boylarını çekiyoruz.
Bir zamanlar köyleri ile birlikte 117 eserin bulunduğu Niğbolu merkezindeki 38 cami ve mescidden geriye sadece 3 cami ve 2 çeşme ile Hacı İbrahim Tekkesi kalmış. 70 bin nüfusu olan şehirde bugün 6 bin insanı yaşıyor bunların 4 bini müslüman. Tarladan dönen Türklerle sohbet ederken, yaşlı nineler bizlere Türklerin buraları unuttuğunu söylüyordu. Niğbolu kasabasının perişan hali ve yaşlı Fadime ninenin hüzünlü bakışlarını düşünerek Tuna boylarındaki gezimize devam ediyoruz.
Son dönem adını dünyaya zulümle duyuran Niğbolu ile Ziştovi arasındaki Belene ölüm kampı ile ünlenen şehirdeyiz. Tuna nehri içinde bir ada olan bu kampın bulunduğu yere geliyoruz. Güneş batmak üzere sahildeki balıkçılarla sohbet ediyoruz. Kampın uzaktan görüntülerini tespit ederken, burda da kominist dönemde işkence ile öldürülen Türk ve Bulgarları saygı ile hatırlıyoruz. Bugün Belene kampı yine hapishane ama zulüm eden yok.
Akşam geç vakitlerde Ziştoviye (Siviştov) geliyoruz. Köyleri ile birlikte 39 eserin bulunduğu bu şehirde bugün bir iki cami kalmış.Tuna sahilinde yeşillikler içinde bulunan şehir1791 yılında Osmanlı Avusturya savaşlarına son verilmesi için barış anlaşmasının imzalandığı yer. Tarihte çok parlak günler geçiren Ziştovi bugün unutulmuş kaderi ile baş başa bırakılmış. “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur ” sözünü Ziştovi’de biraz daha iyi anlıyoruz.
RUSÇUK’DAKİ OSMANLI TRENLERİ GEÇMİŞİN MEDENİYET ABİDESİ..
Plevne – Rusçuk arasındaki beyaz anlamına gelen Bayala’ya uğramadan geçmek olur mu? Biz de bu güzel ve şirin kasabaya şöyle bir uğruyoruz. Adeta bem beyaz akan Bayala ırmağı üzerinde Osmanlı’nın son dönemlerinde yapılan tarihî taşköprü bütün ihtişamı ile karşımızda.
Biz köprünün çekimlerini yaparken yanımıza sürülerini otlatmaya götüren bir çoban yaklaşıp selâm veriyor. Kendisi ile kemerli taş köprü üzerinde sohbet ederken, Balık tutan Bulgarlar da yanımıza geliyor. Türk çoban köprüyü bir Türk paşasının yaptığını söylerken, eski günlere göre çok rahat olduklarını, şehir merkezine bir de cami yaptıklarını gururla söylüyordu.
Tuna boylarında yolumuza Rusçuk’da devam ediyoruz.1393 yılında Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı toprağına katılan Rusçuk’da 1773 ile 1877 yıllarında iki kez Ruslarla savaş yapılmış. Rusçuk; Avusturyalıların isteği üzerine 1790′da Osmanlı ile barış anlaşması imzalandığı yer olarak da tarihe geçiyor.
Demir köprü ile, Romanya ile bağlantısı olan Rusçuk Mithat Paşa tarafından Osmanlı’da ilk demir yolunun Varna ile Rusçuk arasına yapılması ile biliniyor. Köyleri ile birlikte 256 Osmanlı kültür eserinin bulunduğu Rusçuk’da bugün ayakta sadece birisi yeni 2 cami kalmış. Çeşmeler, köprüler, han, hamam ve medrese gibi bir çok kültür ve vakıf eseri Ruslar tarafından yıkılarak yok edilmiş.
Rusuçukta gezimize devam ediyoruz.1875 yılında yapılan Mirza Sait Paşa Camisinin yanındaki konak Türkiye Diyanet Vakfı’nın katkıları ile Erkek İmam Hatip Lisesi haline getirilmiş.Türk Diyanet Vakfı’nın destekleri ile kurulan Kız İmam Hatip Lisesi bu Camiye çok yakın bir yerde.Okul Mirza Sait Paşa tarafından yapılmış bir konak’da hizmet veriyor, kapısında İslâm Kalkınma Bankası’nın katkısı ile restore edildiği yazılı. Kız ve erkek öğrencilerle sohbet ediyoruz.
Şehir merkezinde bir başka camiye gidiyoruz. 1993 yılında eski caminin temelleri üzerine yapılan beyaz kurşun kubbeli Hacı Mehmet Bey Cami İmamı bizlere Rusçuk’da yaşayan Türkler hakkında bilgiler veriyor. Tuna sahilindeki Osmanlı Tren garı gerçekten görülmeye değer. Mithat Paşa tarafından satın alınan lokomotif ve vagonlar koruma altına alınmış.
Sultan Abdülaziz’in bindiği Tren vagonu ziyaretçilere kapalı. Bulgar bekçi bizlere kapıyı açarak içeri buyur edip istediğimiz gibi Osmanlı trenlerinin çekimlerini yaptırdı. İstasyon binası geçmişin izlerini taşıyor, istasyondaki tarihî lokomotif ve vagonlar Osmanlı’nın Balkanlar’ı sömürdüğünü söyleyenlerin suratına âdetâ Osmanlı tokadı atar gibi duruyordu.
Rehberimiz, Mithat Paşa tarafından kurulan ziraat ve hayvancılık çiftliklerinin halen faal olduğunu da söylüyor. Şehre hakim tepede kurulu televizyon kulesinden ; Rusçuk şehri,Tuna nehri ve Romanya sahillerinin bir birinden güzel görüntülerini çekerek Rusçuk’a veda ediyoruz.
Şimdiki durağımız Razgrad , Süleymanpaşa tarafından 1393 yılında Osmanlı toprağına katılan bu şehir 1878 yılına kadar Silistre sancağının kazasıydı. 80 Kilometre mesafelik yolumuzu hızla tamamlayarak Razgrad şehrini uzaktan görüyoruz. Şehrin genel manzarasını çekerek şehir merkezine geliyoruz.
Şehrin merkezindeki meydanlıkta bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri makbul ve maktül İbrahim Paşa tarafından1609 yılında yaptırılan bu güzel ve şirin caminin son cemaat mahalli yıkılmış. Her taraf perişan ve içersi kapalı. Cami avlusundaki tarihî hamam’ın dinamit ve tanklarla yıkılıp yerine bir kültür merkezi kurulduğunu öğreniyoruz.Cami’nin hemen yanında 1854 yılında Mithat Paşa tarafından yapılan Saat Kulesindeki saat halen çalışıyor. Değişen tek şey tepesindeki Hilâl’in yerini haç almış.
Razgrad merkezinde cuma günleri açılan 1608 yılında yapılan yeşillikler içindeki Ahmet Bey Camisine geliyoruz. Minaredeki güzellik bizi etkiliyor. 177 Osmanlı Vakıf Eseri’nin bulunduğu Hezrgrad şehir merkezinde geriye sadece 3 eser kalmış .
Deliorman veya Dolu Orman bölgesindeki Kemaller kasabası İsperih olmuş..
Yolumuz çok…. Zamanımız yok. Gezimizi; Tuna boylarından sonra Osmanlı tarihinde çok önemli yeri olan yiğit ve mert askerlerin, güçlü pehlivanların, alim ve fazıl din adamlarının, bilgi ve becerikli devlet adamlarının yetiştiği Deliorman (Dolu orman) bölgesinde sürdürüyoruz.
Bol ve çok ormanı olan bölge anlamına gelen Deliorman birçok şehir ve kasaba’nın bulunduğu Balkandağları ile Tuna nehri arasında kalan geniş bir ova. Deliorman’ın merkez bölgelerinden birisi olan İsperih (Kemaller) kasabasındayız. Belediye Başkanı Adil Raşitoğlu bizleri samimi bir hava içinde karşılayıp İsperih’in adının Han Asparuh’dan geldiğini, kasabanın adının daha önce Kemaller olduğunu söylüyor.
Belediye Başkanı’ndan Deliorman doğumlu ve bu bölgede yetişen ünlülerle ilgili bilgiler alıyoruz.İşte Deliorman’ın yetiştirdiği ünlülerden bazıları; Celal Bayar,İsmet İnönü’nün annesi Cevriye ve eşi Mevhibe Hanım, Ahmet Cevdet Paşa, Muallim Naci, Org. Nurettin Ersin ve Salih Omurtak, Pehlivanlardan Kel Aliço, Filiz Nurullah, Koca Yusuf, Kara Ahmet, Kurtdereli Mehmet.
İslamiyete büyük hizmeti olan ünlü din adamlarından Süleyman Hilmi Tunahan, Ahmet Davutoğlu ve Osman Keskioğlu’nun yanı sıra Türkiye’de işinde ve mesleğinde başarılı olmuş birçok kişinin kökenlerinin Deliorman bölgesinden olduğunu söylüyor ve bu isimleri sıralıyor.
Başkana bu ünlü kişilerin bölgeye gelip gelmediğini soruyoruz. Aldığımız cevap gerçekten üzüntü verici. Kökenleri bu bölgeden olan birçok ünlü kişi imkânları olmasına rağmen bölgeyle ilişkilerini kesmişler. Ancak bir isim varki talebeleri bu bölgeye büyük ilgi gösteriyor. Bu ünlü isim Süleyman Hilmi Tunahan. Başkan Raşitoğlu bizleri İsperih’e10 Km. mesafedeki Süleyman Hilmi Tunahan’ın doğduğu Ferhatlar ( Varatlar) köyüne götürüyor.
Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş bir çok medreseyi başarı ile tamamlamış büyük ilim ve tasavvuf adamı Süleyman Hilmi Tunahan’ın doğduğu ve çocukluk yıllarının geçtiği Ferhatlar köyündeyiz.Osmanlı döneminde ordudan emekli olan askerler tarafından kurulan bu köy buram buram Anadolu kokuyor.
400 yıllık geçmişi olan bu köyün içinde muhteşem bir cami yapılmış. Başkan Raşitoğlu bu güzel caminin Süleyman Efendi’nin talebeleri tarafından yapıldığını, malzeme ve işçileri Türkiye’den gönderilen bu güzel ve eşsiz eserin ortaya çıktığını söyleyerek camiyi yapanlara teşekkür etmeyi de unutmuyordu.
Misafirhanesi olan bu cami gerçekten görülmeye değer. Bulgarsitanla ilişkisi olan herkes ama herkes kendi alanlarında Süleyman Efendi’nin talebelerinin yaptığı kadar bu bölgeyle ilgilenseler. Bulgaristan’da yaşayan Türkler her bakımdan güçlenir ve ekonomik alanda kalkınır.
Sülâlesi Fatih Sultan Mehmet’in eniştesine ayanan, Süleyman Efendi’nin doğduğu eve gidiyoruz. Bizleri Hocaefendi’nin amcazadeleri karşılıyor.
Önce konuşmak istemiyorlar. Evin hiç bir şeyi değiştirilmeden talebeleri tarafından tamir edilmiş. Türkiye’de bir çok müftü, vaiz, imam ve din adamı yetiştiren, tek parti döneminde büyük haksızlığa uğramasına rağmen hakkında açılan tüm davalardan berat eden büyük ilim, din ve tasavvuf adamı süleyman hilmi tunahan’ın babası ve ilk hocası müdderris osman efendi’nin mezarını’da ziyaret ederek İsperih’ten ayrılıyoruz.
BALKANLARIN MANEVİ FATİHLERİDEN DEMİR BABA TÜRBESİNDEYİZ
Balkanların manevi fatihlerinden demirbaba tekesine giderken, belediye başkanı; türkiye’de yaşayan 6 milyon Bulgaristan kökenli Türk’ün Ferhatlar köyünde olduğu gibi baba ve dede memleketlerini unutmayarak bu bölgelerle ilgilenmesini ve en az Süleyman Hilmi Tunahan Efendi’nin talebeleri kadar Bulgaristan’a ilgi duymasını istiyordu.
Demirbaba tekkesini Bulgar kültür bakanlığı restore etmiş. Muhteşem taş işçiliğine sahip tekke görülmeye değer mimari güzellikte ekkenin Gerek suyu ve gerekse havası adeta şifa kaynağı. İsperih’in suyunun bu Tekke’nin bulunduğu yerden gidiyor.

Bulgaristan’da Devr-i Alem!

Devr-i Alem ile sizlere dünyayı gezdirmeye devam ediyoruz. Adım adım Dünya coğrafyasındaki kültür ve medeniyet tarihimizi belgesel görüntüleriyle ekranlara getiriyoruz. Tarihe not düşüp zamana noterlik ediyoruz. Balkanlar ve Tuna boylarına en son 18 yıl önce gelmiştik. Yeniden Bulgaristan’dayız. Varna, Şumnu, Silistre’de çalışmalarımız sürüyor.

Bulgaristan kapı komşumuz. 500 yıla yakın Osmanlı medeniyetinde yer almıştı. Binlerce yıllık Osmanlı mirasına sahip eser, en önemlisi de milyonlarca Müslüman Türk yaşıyor. Bulgaristan’da en son belgesel çekim iznini alarak 199 yılında çekim yapmak için gelmiştik. Aslında ilk kez 1992 yılında Makedonya’dan Üsküp’e geçmiştik. Bulgaristan’daki Osmanlı şehirlerini adım adım geçmiştik. Dolu orman bölgesi, âlimlerin, sporcuların yetiştiği bölge. Tuna boylarındayız. 1999 yılında çektiğimiz belgesel görüntülerle ilk kez Bulgaristan’ı televizyonlarda yayınlamıştı. Bulgaristan sosyalist yönetimle yönetildiği dönemde görüntü çekmeye izin vermiyordu. Sosyalist yönetim yıkılınca ilk çekim iznini Dış İşleri Bakanlığı aracılığıyla Bulgaristan Kültür Bakanlığı’ndan alıp buraları adım adım gezmiştik.
BULGARİSTAN’DA NE DEĞİŞTİ?
Bizler hafta sonunu Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinde, Tuna boylarında, Varna’da olarak belgesel çekip, tarihe not düşeceğiz. Deli Orman bölgesi çok önemli. Alimler, pehlivanlar diyarı. Uzun yıllar önce belgesel çektiğimiz Koca Yusuf’un köyüne götüreceğiz sizleri. Koca Yusuf’un evi yanmış ve yıkılmış. Koca Yusuf’un hayatı başlı başına bir destan. Slistre büyük bir gönül yarası. Birkaç camiinin orada görüntülerini çekmiştik. Bulgaristan’ı iyi araştırmak gerekiyor. Bulgaristan’da değişen bir şey var mı? Tuna boylarında, Osmanlı şehrinde neler olduğunu görüp, nelerin değiştiğini göreceğiz. Büyük hadis alimi Ahmet Davutoğlu orada yetişmişti. Başka din adamları vardı. O isimlerden bir tanesi Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri orada yetişti. Bulgaristan çok önemli bir bölge. Orada ciddi araştırmalar yapılmalı. Sizleri 18 yıl önce hazırladığımız belgesel notlarıyla baş başa bırakıyorum.
TÜRKİSTAN’DAN ANADOLUYA KUTSAL GÖÇ
Türklerin Orta Asya bozkırları, Altay dağları ve Horasan’dan başlayan göçleri  asırlarca devam etmiş. Beylikler ve devletler kurulmuş. Türk göçleri en çok Anadolu’da  karar kılmış. İslamiyeti kendi istekleri ile kabul eden Türkler Karahanlılarla başlayan birçok Devletin kurulmasına imza atmışlar.
Oğuz Türklerinin “Günhan”  kolu, Kayı boyundan olan Osmanlılar, Selçukluların dağılmasından sonra  Söğüt ve Domaniç’de   kurdukları beyliğin  600 yıl devam edeceğini kendileri de bilmiyordu. Söğüt ve Domaniç ovalarında temeli atılan Osmanlı medeniyetinin 700 yılı tüm dünya tarafından ilgi ile  takip edilmekte. Asırlar sonra bile Osmanlı’nın kurduğu idari ve sosyal sistem ve medeniyet  gündeme ki yerini  bütün tazeliği ile korumakta.
3 kıtada  623  yıl  hüküm süren 20 milyon M2’lik toprak üstünde 50 kadar ülkeye sahip olan. 36 Padişah, 219 Sadrazam ve  129 Şeyhül islamın idaresinde  çok uluslu ve çok  dinli  milletleri bir  arada  tutmayı başaran bir biri  ile kaynaştırıp  asırlarca idare eden Osmanlılardan başka  bir başka imparatorluğu tarih kayıt etmemiştir.
Dünya barışını tehdit eden Ortadoğu ve balkanlardaki devlet ve milletler en huzurlu günlerini Osmanlı  döneminde yaşamış.  Filistin ve İsrail Savaşı’nın sona ermesi ve barış  sürecinin başlatılması için Osmanlı’nın uyguladığı yöntemlerden medet umulmakta, Osmanlı’nın bir çok alanda uyguladığı yöntem ve ilkeler  gelişmiş dünya ülkeleri tarafından bugün kabul görmekte. Osmanlı balkanlarda asırlarca barış ve huzur içinde hüküm sürdü. Bu ülkelerin başında 485 yıllık bir süre ile Bulgaristan geliyor. Aradan bir asır geçmesine rağmen, Ortadoğu, Balkanlar, Afrika, Kafkaslar ‘da halan Osmanlı medeniyetinden izler bulunuyor. Osmanlı’nın mühürleri her yerde ben varım diye haykırıyor.
TÜRKLER RUMELİ TOPRAKLARINDA!
Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişi ayrı bir destan. 1357 yılında Süleyman paşa komutasındaki Osmanlı birliğinde Hacı ilbey, Ecebey, Gazi fazıl bey, Evranos bey ve  Akçakoca beyler gibi  80 seçkin  gazi  sallarla  Rumeli’ye geçen Osmanlı Türkleri   geçmiş de 17 kez Rumeli’ye geçtikleri halde    buralarda  kalamayan dedelerinin de ruhlarını şad ediyordu.
Edirne’den sonra Balkan dağlarına eteklerinde Sofya’ya kurulan Rumeli beylerbeyliğinin Osmanlı yönetiminde çok önemli yeri bulunmuyor. Paşa ünvanlı da verilen Rumeli beylerbeyliği asırlarca Sofya’dan idare edilmiş. Bu eyalete bağlı sancaklarda da söz edelim. İşte Sofya’ya bağlı sancaklardan bazıları. Mora, Üsküp, Yanya, Selanik, Elbasan, Pizren, Ohri, Köstendil, Delvina, Avlonya, Dukagin, Alacahisar, Vılçitirin, Semendire ve Yanova, Tuna ve İşkodra eyaletleri de, Rumeli beylerbeyliğinden sonra kurulmuş. Birçok bölgeye medeniyet götürülmüş, Tuna nehrinin Osmanlı Türk tarihinde çok önemli yeri vardı.  Akıncı beyleri kılıç kuşanarak Tuna nehri üzerinden geçtikleri sayılarla Akıncı beylerinin rütbe almasında kaynak teşkil ediyordu. Almanya’nın Tuna Eşinken şehrinden doğan Tuna nehri üzerindeki Osmanlı birçok medeniyet kurmuş. Osmanlı’nın kurduğu medeniyet izleri Tuna nehrinde kendisini göstermekte,  gezip görenleri büyülemekte.
 Rumeli Osmanlı Cihan devletinin yüzlerce yıl hüküm sürüp medeniyet kurduğu bölgeler  Rumeli Beyler beyi tarafından idare edilen  bu  yerlerde bugün bir çok devlet  bulunuyor. Osmanlı’dan sonra bir biri ile selamlaşan bu milletler Dünya barışını tehdit ederken, Osmanlı’nın geçmişteki siyasi ve idari  otoritesini de gösteriyor. Balkanlar ve özellikle Bulgaristan’ın Osmanlı Cihan devletinde çok önemli yeri var. Bulgaristan fetih edildikten sonra Osmanlının, Balkanlar, Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslarda önü açılmış. İstanbul  Bulgaristan fetih edildikten sonra  alınabilmiş. Balkanların Osmanlılar tarafından fethi İslam aleminde de büyük bir nefes aldırmış acımasız Haçlı orduları Balkanların fetih edilmesinden sonra önleri kesilmiş. Osmanlı dışındaki İslam ülkeleri haçlı ordularının saldırısından  Osmanlılar sayesinde kurtulmuş.
Sonuç olarak 18 yıl önce gittiğimiz bu topraklarda belgesel görüntüleri çekip, tarihe not düşeceğiz. Hazırlayacağımız belgesel görüntülerle sizleri buluşturacağız.

AK Parti’de Davutoğlu dönemi!

Milletvekili aday tespitlerinden sonra özellikle AK Parti’de siyasi kulisler çalkalanmakta. Genel Merkez’den il ve ilçe teşkilatlarına kadar hemen hemen bütün illerde hiç kimsenin tahmin etmediği listeler Yüksek Seçim Kurulu’na verildi. AK Parti’de üç döneme katılan milletvekillerinin dışında, 130 civarında milletvekili liste dışı kaldı.

Listenin kazanacak sıralarına girmek için değişik kulisler yapan, yıllardan beri sırtını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dayayarak illerde siyaset belirleyenler, milletvekili ve belediye başkan adaylarını kamuoyuna ve halkın temayülüne rağmen farklı isimler atayan illerdeki AK Parti lobilerinin bu aday tespitinde dedikleri olmadı.
Aday listelerinin seçim kuruluna verilmesinden sonra bir çok ilin aday listesini inceledim. Özellikle bazı anlı şanlı isimler, illerde bugüne kadar adayları tespit eden o ilin ağabeyleri dedikleri olmadı. Listeler açıklandıktan sonra adeta bir çok ile şok yaşadı. Beklentilerin dışında çok farklı listeler Yüksek Seçim Kurulu’na verilmesi AK Parti’de çok önemli bir değişim ve dönüşümün gerçekleştiğini de gösteriyordu.
Kocaeli milletvekili aday listelerine şöyle bir bakalım. Acaba kaç AK Parti üst yönetimi Kocaeli’deki AK Parti listesinin bu şekilde tespit edileceğini tahmin ediyordu. Listeler açıklandıktan sonra birçok kişiyle konuştum. Siyasi fikrine önem verdiklerimin düşüncesini öğrenmeye çalıştım. Tam anlamıyla bir şok yaşandığını gördüm. Kocaeli teşkilatından genel merkeze önerilen listeler adeta hiç dikkate alınmamış, farklı bir liste çok özenli bir çalışma yaparak açıklanan bu listeyi çıkartmış.
AK Parti Kocaeli Milletvekili aday listesini çok iyi okumak ve neler ifade ettiğini çok iyi yorumlamak gerekiyor. Hiç kimse Rize’nin eski meşhur belediye başkanlarından Şevki Yılmaz’ın oğlunun kazanacak yerden üstelikte AK Parti eski il başkanına tahsis edildiği söylenen 5. Sıradan aday gösterileceğini kimse tahmin edemiyordu. Listedeki diğer isimlere değil sadece 5. Sıradaki aday üzerinden siyasi yorum yapıldığında önümüzdeki dönem AK Parti’de nelerin, hangi konuların konuşulacağını tahmin etmek zor değil. Bunun için kâhin olmaya da gerek yok. Şevki Yılmaz beyin son birkaç yıldır verdiği mücadeleyi hatırlamak yeterli.
ERDOĞAN’LA BİRLİKTE!!!
Fakat bir gerçek var ki Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin kurucu lideridir ve hala parti tabanında etkisi vardır. AK Partililer Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok sever. Davutoğlu ve Erdoğan ikilisi birlikte alacağı kararlarla bir yönetim anlayışı belirleyecek.
BÜTÜN GÖZLER SEÇİMLERDE
AK Parti’nin tüm illerdeki milletvekili aday listesi yaptığım araştırmaya göre kamuoyundan kabul görmüş ve AK Parti’nin tabanı tarafından benimsendiğini görüyorum. Bakalım bu liste ile seçim sonuçları ne olacak? Örneğin, Kocaeli’de AK Parti kaç milletvekili çıkartabilecek? Bu konuda benim tahminlerim var. Öncelikle bu tahminlerimi burada yazarak kamuoyunu yönlendirmek istemem.
Önemli bir gerçek var oda AK Parti’de artık farklı bir dönemin başladığıdır. AK Parti’nin kendisini yenileyerek özellikle genç, akademik kariyeri olan, bilim adamlarına ve bilgeliye önem veren bir kadro ile Sayın Davutoğlu’nun yoluna devam edeceğini gösteriyor. Artık AK Parti’de Ahmet Davutoğlu döneminin başladığını görüyoruz. Sayın Davutoğlu, 7 Haziran seçim sonuçlarıyla liderliğini perçinleştirecek.
KAMUOYUNDA NELER KONUŞULUYOR?
Milletvekili aday listelerinden sonra çok değişik yorumlar yapıldı. Yazılı ve sözlü medya çok farklı değerlendirdi. Bana göre en anlamlı değerlendirme Hürriyet Gazetesi’nin bugünki manşetinde yer almakta. Manşette çok önemli değerlendirmeler var. O değerlendirmeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
 ‘MİLLİ GÖRÜŞ’E DÖNÜŞ
Aleviler, liberaller ‘kazanılma’ ihtimali olmadığı için AK Parti listesine etkili temsilciler sokamadı. Gazeteci Markar Esayan’ın Ermeni Cemaati’nden oy beklentisiyle değil, AK Parti’ye yönelik ‘net’ duruşundan dolayı aday yapıldığı ifade ediliyor. Paralel Yapı ile mücadele, listeye ‘Milli Görüş’e dönüş’ olarak yansımış.
RAKİPLER YALNIZ KALACAK
Mevcut milletvekillerinden 3 dönem kuralına takılmayan 105 milletvekili liste dışı kalmış, 137 milletvekili ise yerini korumuş. Parti tabanında, yerini koruyan isimlerin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın rezervi ile kaldığı konuşuluyor.
Davutoğlu, ‘Genel başkan kim olacak’ sorusuna yanıt aranan dönemde kendi ismiyle birlikte anılan Abdullah Gül, Binali Yıldırım, Numan Kurtulmuş, Beşir Atalay, Bülent Arınç gibi isimlerin önemsediği birçok isme listelerde yer vermemiş. Partililer bunu şöyle yorumluyor: “Partinin her daim doğal lideri Tayyip Erdoğan ama tek bir ikinci adam var. AK Parti’nin müstakbel Parlamento grubunda kime sorsanız ‘Önce Reis, sonra Hoca’ yanıtını alırsınız.”
BAŞKANLIK GRUBU
Cumhurbaşkanı’nın damadı ile birlikte ‘birinci halka’ olarak nitelenen danışman ekibi Parlamento’da yer bulacak. Özgül ağırlığı çok yüksek olması muhtemel bu heyetin var gücü ile başkanlık için çalışması bekleniyor. Listenin AK Parti tabanında ‘başkanlık listesi’ olarak nitelenmesi de bundan kaynaklanıyor. AK Parti yeniden iktidar olursa, söz konusu isimlerden bazıları hükümette kritik görevlere getirilebilir.
AK Parti’nin Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu’nun Davutoğlu ile yıldızının barışmadığı yorumları yapılıyordu. Listeler gösterdi ki Soylu, hem Erdoğan’ın hem Davutoğlu’nun güvenini kazanmış. AK Parti’nin geleceğinde Soylu’nun ismi daha çok duyulacak.
SEMBOLLERE EMEKLİLİK
Sadece genel başkanlık yarışında Davutoğlu’nun karşısına isimleri yazılanlar değil, 3 dönem kuralı nedeniyle aday olamayan çok sayıda ‘sembol’ AK Partili’nin de partide izi kalmadı. Referans oldukları isimler listelerde seçilebilecek yerler bulamadı. AK Parti, 7 Haziran’daki seçimlerde çok kötü bir sonuç almadıkça Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ya da AK Parti Genel Merkezi’nde çalışması beklenen 10-15 üç dönemlik dışında kalanların tamamının emekliliğin tadını çıkarması ‘kaçınılmaz son’.
Sonuç olarak Hürriyet’in dünki manşeti bizim yukarıdaki tespitlerimizi doğruluyordu. Türkiye yeni bir sürece girdi. Zor bir seçim bizi bekliyor. Seçimlerin şimdiden hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Türkiye’nin zor seçimi

7 Haziran 2015 genel seçimler için en önemli viraj olan Milletvekili aday listelerini yüksek seçim kuruluna verilmesiyle yeni bir süreç başladı. Partiler, milletvekili adaylarında çok önemli yenilikler yaptılar. Kadın ve gençlere önem verildi. Eskiyen yüzler, şaibeli isimler ve oy getirmeyecek adaylar devre dışı bırakıldı. Türkiye ve tüm partiler için 7 Haziran zor bir seçim olacak.

Öncelikli Türkiye için zor bir sürece girmiş durumdayız. Etrafımızdaki ülkelerde savaş çığlıkları atılıyor. Suudi Arabistan’ın Yemen’e müdahalesiyle 3. Dünya savaşı tehdidi başlamış durumda. Orta Doğu ve Kafkaslar barut fıçısı. Bölgemizde tek huzur adası özelliklede çözüm süreci ile silahların susması Türkiye’yi sıcak çatışmalardan uzaklaştırmasına rağmen, komşulardaki gerginlik 7 Haziran seçimlerini önemli kılıyor.
7 Haziran seçim sonuçları sadece Türkiye’yi değil, komşularımızı da etkileyecek, dış politikamızı yeniden dizayn etmesi açısından önemli. 7 Haziran’dan sonra Türkiye Koalisyonlarla mı yoksa tek başına parti tarafından mı yönetileceği açısından çok önemli.
Liderler açısından seçim çok önemli. AK Parti yeni bir lider ile seçime giriyor. Milletvekili aday tespitinde kim ne derse desin Ahmet Davutoğlu tavrını koyup, dediği yaparak liste tespitine ağırlığını koymuş durumda. Çünkü, 7 Haziran da sadece genel seçimler değil, Ahmet Davutoğlu’nun da liderliğini de oylanmış olacak. Sayın Davutoğlu partinin oyunu artırdığı oranda liderliği kabul görmüş olacak. Yeni yüzler ve genç bir kadro ile genel seçimlere giderek, sadece oyunu artırmak değil liderliğini de perçinlemiş olacak.
CHP ve MHP içinde 7 Haziran seçimleri dönüm noktası. Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli bu seçimlerde partilerinin oyunu artıramazlarsa liderlikleri tartışma konusu olacak. Her ikisin genel başkan olarak kalmaları tehlikeye girecek, parti içi muhalefet ve kamuoyu baskısı her iki lideri yerinden edecektir. 7 Haziran klasik bir seçim değil, CHP ve MHP liderinin hayat memat meselesi olarak siyasi tarihimize geçecektir.
MİLLETVEKİLİ ADAYLARI
Partiler tarafından yüksek seçim kuruluna verilen milletvekili aday listeleri kamuoyu tarafından sürpriz olarak değerlendirildi. En büyük sürpriz de AK Parti’de yaşandı. AK partide baştan beri eskilere önem ve eski isimlerle yola devam ediliyordu. Bu dönem 3 dönem kuralına takılanların yanı sıra birçok milletvekili çizik yedi ve listeye giremedi.
Aday adaylığı sırasında belli yerlere bel bağlayanlar, değişik lobiler ile iş birliği yapanlar Ankara’daki aday tespit kadrosunu değişik yöntemlerle etkilemek isteyenlerin etkileri tümü ile boşa çıktı.  Aday listelerinin açıklanmasından sonra, AK Parti il ve ilçe yönetimleri tam anlamı ile bir şok yaşadı. Sadece Kocaeli’nde değil bir çok il de siyasi depremler oldu. Milletvekili adayı olmalarını kesin gözüyle bakılanlar listelerde yer alamadılar.
KOCAELİ DE DURUM
AK Parti Kocaeli milletvekili listesi tam bir gizlilik içerisinde yapıldı. Kocaeli listesi ile bizzat parti genel başkanı Ahmet Davutoğlu ilgilendi. 73 kişilik aday adayı ince eleklerden elenip birçok kurum ve kuruluşa soruldu. Mevcut milletvekillerinin performansları ölçüldü. En son karar bizzat genel başkan Davutoğlu tarafından verildi ve tam anlamı ile sürpriz bir liste ortaya çıktı.
Kocaeli listesinde ilk kez Kocaeli’nde ki hakim grup söz sahibi olamadı. Aday adaylığı için bazı kapıları aşındırıp bazı kişilerden icazet alanlar elendiler. Kendilerini Kocaeli’nde AK Parti’nin sahibi olarak gören bazı isimler ilk kez bu aday listesinde söz sahibi olamadılar. Hiç kimsenin tahmin etmediği isimler, listeye girip seçim kazanacak sıraya oturdular.
AK Parti’de Ahmet Davutoğlu ile nelerin değişip, nelerin değişeceğini Kocaeli aday listesinde okumak mümkün. Sayın Davutoğlu lider olarak partiye tamamen hakim olmak için start vermiş durumda. AK Parti’de abiler ve büyükler dönemi sona erip, yepyeni bir dönem başladı. Önceden adaylar çalışmasa da yönetim ve parti teşkilatları otursa da kurucu genel başkan sayın Erdoğan’ın çalışması ile milletvekili ve başkanlık kazanıyordu. Artık partinin başında Erdoğan yok, Davutoğlu var. Bu seçim Davutoğlu açısından önemli bakalım liderliğini onaylatabilecek mi?
ZOR SEÇİMİN CANLI MAKALESİ
Bugün www.kocaeligebze.tv de ki canlı makalemde Türkiye zor seçimi ile ilgili önemli açıklamalar yaparak tarihe not düşüp zamana noterlik yaptım. Yaptığım bu açıklamayı http://kocaeligebze.tv/v/40637/smail-kahramanla-canli-makale—turkiyenin-zor-secimi–7-haziran#.VSUM0tysVu4 Linkinden izleyebilirsiniz

Kimler milletvekili olacak?

Türkiye tarihi bir seçime hazırlanıyor. 7 Haziran seçimleri Türk siyasi içinde dönüm noktası olacak. Birçok açıdan 7 Haziran seçimleri önemli. Seçimlerin en önemli dönüm noktası bugün gerçekleşiyor. Partiler milletvekili aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na verecek. Dolayısıyla seçimlerin en önemli noktası olan milletvekili adayları tespit edilmiş olacak.

Başta iktidar partisi AK Parti olmak üzere, partilere yoğun bir aday adayı başvurusu oldu. AK Parti’de aday adayları merkez yoklaması ile yapılacağı için aday tespiti noktasında seçimlerin gerçek patronu olan parti teşkilatlarına sadece yasak savma kabilinden temayül yoklamaları yaptırıldı. Halka adaylar soruldu, anketlerde yapıldı. AK Parti bir ilke daha imza atarak dernek ve sivil toplum örgütleri nezdinde de temayül yoklamaları gerçekleştirdi.
Cumhuriyet Halk Partisi’de birçok ilde hâkim nezaretinde ön seçim yaptı. Ön seçim yapılan illerde siyaset oldukça hareketli geçti. Kıran kırana yarışlar yapıldı. Lider kadroların bile ön seçime girmesi CHP’yi hareketlendirdi. Siyasete heyecan getirdi. Ancak Kocaeli gibi bazı illerde CHP’nin merkez yoklamasıyla aday tespiti yapması tepkilere neden oldu.
Milliyetçi Hareket Partisi’de tümüyle merkez yoklamasıyla adaylar tespit ediliyor. MHP’nin sosyal medyayı kullanarak internet üzerinden adaylarını parti üyelerine sorması sanal dünyanın siyasetteki rolünüzde gösterdi. MHP içerisinde de aday tespiti noktasında kıran kırana bir mücadele gerçekleşti.
HDP’nin seçimlere parti olarak girecek olması 7 Haziran seçimlerini çok önemli kılıyor. Daha önce baraj endişesi ile bağımsız olarak seçimlere giren partinin bu kez parti olarak seçime girecek olması siyasette dengeleri tümüyle değiştireceğe benziyor. Siyasi gözlemciler, HDP’nin barajı aşması halinde siyasetteki bütün planların alt üst olacağı ve uzun bir süreden sonra koalisyon hükümetlerinin yeniden başlayacağı şeklinde yorumlanıyor.
KOCAELİ’DE KİMLER MİLLETVEKİLİ ADAYI OLACAK?
Kocaeli’de kimlerin adayı olacağı bugün belli oluyor. Büyük bir yarış söz konusu. Mevcut milletvekilleri, eski vekiller ve ünlü siyasetçiler partilerde yarış vererek listeye girmeye çalıştılar. Bakalım kimler listeye girecek? Hangi mevcut milletvekili yerini koruyacak? En önemlisi milletvekili aday listesini, Kocaeli seçmeni nasıl karşılayacak? Bunları hep birlikte göreceğiz.
Kocaeli’deki milletvekili aday listesinde yeni yüzlerde gün yüzüne çıkacak. AK Parti’de üç döneme takılanların yerine partinin ağır topları sıralamaya girecek. Sıralamada Gebze bölgesinin nasıl şekilleneceği kimlerin kazanacak sırada olacağı merak konusu. Bu seçimler Kocaeli içinde çok anlam ifade ediyor. Hep birlikte bekleyip bu akşam neticeyi göreceğiz.
Listelerin Yüksek Seçim Kurulu’na verilmesiyle mevcut milletvekilleri arasında da büyük bir hareketlilik yaşanacak gibi. Bakalım Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 7 Haziran’a kadar görev yapacak olan milletvekillerinden kaç tanesi kazanacak yerde olacaklar.
KOCAELİ MİLLETVEKİLLERİ’NİN BAŞARI GRAFİĞİ!
Geçtiğimiz dönem Kocaeli bölgesinden 7 AK Parti, 3 CHP, 1’de MHP’den milletvekili seçilmişti. Bu milletvekillerinin 11 Haziran 2011 tarihinden itibaren mevcut milletvekillerinin meclisteki çalışmalarını ve başarı durumlarını gösteren çalışmasının özet kısmını sizlerle paylaşıyorum. Hangi milletvekilimiz bu dönem neler yaptılar birlikte okuyalım.
İŞTE RAKAMLARLA KOCAELİ MİLLETVEKİLLERİ;
CHP – Haydar AKAR: 19 kanun teklifi verdi. 3 adet sözlü soru önergesi.129 adet yazılı soru önergesi, meclis genel görüşme önergesi yok. Meclis soruşturma önergesi yok. 13 adet meclis araştırma önergesi. Gensoru önergesi yok.
AK PARTİ – Zeki AYGÜN: 1 adet kanun teklifi. Sözlü soru önergesi yok. Yazılı soru önergesi yok. Meclis Genel Görüşme önergesi yok. Meclis Araştırması önergesi yok. 4 adet meclis araştırma önergesinde imzası var. 2 adet meclis soruşturma önergesinin altında imzası var. Gensoru önergesi yok.
AK PARTİ – Muzaffer BAŞTOPÇU: Kanun teklifi yok. Soru önergesi yok. Yazılı soru önergesi yok.Meclis soruşturma önergesi yok. Genel görüşme önergesi yok. Meclis araştırma önergesi yok. Gensoru önergesi yok.
AK PARTİ – Nihat ERGÜN: Kanun teklifi yok. Sözlü soru önergesi yok. Yazılı soru önergesi yok. Genel görüşme önergesi yok. Meclis soruşturma önergesi yok. Meclis araştırma önergesi yok. Gensoru önergesi yok.
AK PARTİ – A. Sibel GÖNÜL: 1 adet kanun teklifi, Sözlü soru önergesi yok, Yazılı soru önergesi yok, Meclis Genel Görüşme Önergesi yok, Soruşturma önergesi yok, 1 adet meclis araştırma önergesi, Gensoru önergesi yok
CHP – Hurşit GÜNEŞ: 5 adet kanun teklifi, Sözlü soru önergesi yok, 33 adet yazılı soru önergesi, Genel görüşme önergesi yok, Meclis soruşturma önergesi yok, 3 adet meclis araştırma önergesi, 1 adet gensoru önergesi,
AK PARTİ – Fikri IŞIK (Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı): Kanun teklifi yok, Sözlü soru önergesi yok, Yazılı soru önergesi yok, Meclis genel görüşme önergesi yok, Meclis soruşturma önergesi yok, Meclis araştırma önergesi yok, Gensoru önergesi yok.
CHP – M. Hilal KAPLAN: 20 adet kanun teklifi, 2 adet sözlü soru önergesi, 57 adet yazılı soru önergesi, Meclis genel görüşme önergesi yok, Meclis soruşturma önergesi yok, 20 adet meclis araştırma önergesi, Gensoru önergesi yok.
AK PARTİ – M. Ali OKUR: 1 adet kanun teklifi, Sözlü soru önergesi yok. Yazılı soru önergesi yok. Genel görüşme önergesi yok. Meclis soruşturma önergesi yok. Meclis araştırma önergesi yok. Gensoru önergesi yok.
AK PARTİ – İlyas ŞEKER: 1 adet kanun teklifi, Sözlü soru önergesi yok. Yazılı soru önergesi yok. Genel görüşme önergesi yok. Meclis soruşturma önergesi yok. Meclis araştırma önergesi yok. Gensoru önergesi yok.
MHP – Lütfü TÜRKKAN: 8 adet kanun teklifi, 4 adet sözlü soru önergesi, 663 adet yazılı soru önergesi, Genel görüşme önergesi yok, Meclis soruşturma önergesi yok, 17 adet meclis araştırma önergesi, Gensoru önergesi yok.
Evet, sonuç olarak 2011 – 2015 yıllarını kapsayan Kocaeli Milletvekilliği görevini yapan vekillerimizin karnelerini sizlerle paylaşarak emeği geçen milletvekillerimize teşekkür ederken, görevini bir hakkın yapmayan vekillerimize de sitemlerimizi iletiyorum. Bugün ilan edilecek listenin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Üniversite öğrencileri ne istiyor?

Gerçekten son yıllarda Türkiye’de üniversite sayılarının artması gençlerimize büyük hizmet oldu. Artık gençlerimiz üniversite mezunu olacak. Ancak Üniversite sayımızı arttırırken, üniversite gençliğimizin ne istediğini maalesef bilemiyoruz. Bugün üniversiteler üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Geçmişte olduğu gibi üniversitelerimiz yine karıştırılmak isteniyor. Aslında üniversite gençliğine sahip çıkmak gerekiyor. Üniversite gençliğinin ne istediğini iyi tahlil etmek gerekiyor ve üniversite gençliğini yaşadıkları şehirle birleştirmek, onlara şehirlerini tanıtmak gerekiyor. En önemlisi üniversite gençliğine milli tarih ve kültür bilinci vermek gerekiyor.  Üniversite gençliği tarih bilincine, kültür bilincine ve kentlilik bilincine sahip olduğunda daha da başarılı olacaklarına inanıyoruz. Bugün yüzbinlerce üniversite gençliği okudukları şehri tanımadan mezun olup gidiyor. Örneğin; Kocaeli Üniversitesi. Kocaeli Üniversitesi’nde 80 bine yakın üniversite öğrencisi var. 80 bine yakın üniversite öğrencisinin 5 yılda bir gelip gittiğini düşünürsek, o öğrencilerin Kocaeli’yi tanımadan bu şehre gelip gittiklerini düşünürsek ne kadar acı bir olay olduğunu daha iyi anlarız. Bu konuya geçtiğimiz günlerde Başbakan Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’da dikkat çekmişti. Gençliğin yaşadıkları şehri, üniversite gençlerinin okudukları şehri tanımasını istemişti.

Cumartesi günü önemli konuklar ağırladık. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Kulübü Başkanı ve yönetim kurulu bizleri ziyaret etti. Avrasya Gazete Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneğimiz geçtiğimiz haftalarda İletişim Fakültesi’nde 1. Yerel Medya Çalıştayı’nda Kocaeli’de Türk basın tarihi adlı bir sergi açmıştı. Bu sergi çok ilgi uyandırmıştı. 100 yıllık gazete arşiv ve basın belgelerini sergilemiştik. Hem dekandan hem de üniversiteden teşekkür almıştık. İletişim Fakültesi İletişim Kulübü öğrencileri de Gebze’yi tanımak için gelmişlerdi. Onları dernekten sonra Gebze Gazetesi ve kocaeligebze.tv stüdyolarında ağırladık. Canlı Yayına konuk olarak aldık. Yönetim Kurulu Başkanı ve kulüp üyeleri çok önemli bilgiler verdi. Onlarla yaptığımız söyleşiyi internet sayfamız www.kocaeligebze.tv adresinde sizlerle paylaşıyoruz.
ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ NE İSTİYOR?
Hafta sonu Kocaeli Üniversitesi İletişim Kulübü Başkanı Bilge Nur Kenet ile yaptığımız söyleşide kendisi öğrencilerin isteklerini anlattı. İletişim Kulübünün çalışmalarından ve projelerinden bahseden Kenet; ‘İletişim Kulübü yönetimi daha yeni oluştu. 2009 yılında kurulmuş bir kulüp fakat aktif değildi’ dedi. Kocaeli Üniversite hakkında söyleyebileceğim en önemli şey, Kocaeli uygulama anlamında çok başarılı bir üniversite. Özellikle iletişim fakültesi başta olmak üzere uygulama atölyeleri var. Haber ajansı, hit atölyemiz, reklamcılık atölyemiz gibi bir çok alanda bu imkanı bize sundukları için iletişim fakültesinin bizim gözümüzde değeri bir kat daha artıyor. Kocaeli Üniversitesi’nin zaten hatırı sayılır bir yeri var. Tıp alanında da kendisini kanıtlamış bir üniversite. Rektörümüz açısından da biz çok şanslıyız. Tahminen 72 bine yakın öğrenci okuyor. Fakülte olarak 12 ya da 13 fakülte var. Erasmusa gelen öğrenciler bulunmakta. Buda fakültelerimizin güzelleşmesini sağlıyor. En son bir araştırma yazısı yazdık. Kendileri burada oldukları için çok mutlular’ dedi.
KOCAELİ’Yİ TANIMADAN MEZUN OLUYORLAR
Kenet söyleşinin devamında; ‘Birçok öğrencimiz Kocaeli’yi tanımadan mezun oluyor. Bunun için çalışmalar yapmaktayız. Kocaeli’yi öğrencilere tanıtmak ve insanlarla tanıştırarak staj imkânı sunmak için çalışmalar yapıyoruz. Umarım güzel işler yaparız. Bizim iletişim kulübü olarak istediğimiz şudur ki, biz Kocaeli Üniversitesi’ne faydalı, Kocaeli’ye faydalı etkinlikler yürütmek istiyoruz. Bizim temel amacımız budur. Biz üniversite öğrencilerine ve Kocaeli’ye faydalı işler yapmak için bir araya gelmiş gönüllü öğrencileriz. Bize destek olmaları bizi mutlu edecektir. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile bir görüşmemiz oldu. Açık alanda kitap okuma alanı yaratacağız. Tiyatro kulübü ve müzik kulübü ile açık alanda bir organizasyon gerçekleştireceğiz. En azından başlangıç olarak birlikte gerçekleştirdiğimiz bir etkinlik olur. Biz öğrenciler olarak her türlü güzel fikre açığız. Biz öğrencilere valimizden her zaman desteğini istiyoruz. Biz kulübümüz olarak öğrencilerin her türlü faaliyetinde yanında yer almasına istiyoruz. Bunun haricinde kendisinden isteyebileceğimiz bir şey yok’ dedi.
ZORUNLU STAJ İSTİYORLAR
Zorunlu staj konusu. Öğrencilerin en çok önem verdiği konu bu. Bu konuda yetkililerden çalışma yapmasını istiyorlar. İletişim Kulübü Başkanı Bilge Nur Kenet söyleşinin sonunda; ‘Bizim zorunlu stajımız yok. Zorunlu staja öğrenciler çok ihtiyaç duyuyor. Bu konuda büyük sıkıntıları var. Çalışmak isteyen ve başarılı o kadar çok öğrenci var ki ve bunun için kendileri de çaba sarf ediyorlar. Öğrencilerin bu yönde talebi var. Bu talebin karşılanmasını istiyorum. En azından bir çalışma olabilirse biz çok mutlu olacağız. İnşallah zorunlu staj gelir’ diyor. Canlı Makale’nin tamamını www.kocaeligebze.tv adresindeki http://kocaeligebze.tv/v/40435/smail-kahramanla-canli-makale—kocaeli-niversitesi-letisim-faku#.VSEDW_msWSo linkinden izleyebilirsiniz.

Sonuç olarak üniversite gençliği yetkili ve yöneticilerden bunları istiyor. Bizde yetkililere ve kamuoyu gündemine getiriyoruz. Üniversite gençliğinin ne istediğini iyi bilelim ve onlara sahip çıkalım.

Ömerli Barajı’nda çevre katliamı!

Geçtiğimiz yıl susuz bir yaz geçirmiştik. Su zengini olan Türkiye’de susuzluk çanları çaldığında suyun ne kadar önemli olduğunu anlamıştık. Suyun hayat olduğunu, en değerli varlık olduğunu bir kez daha anlamıştık. Hep öyle oluyor. Tehlike çanları çalınca aklımız başımıza geliyor. Değerleri kaybedince kıymetini anlıyoruz. Aslında değerlerimize sahip çıkıp kıymetini bilmeliyiz. Tıpkı suyun kıymetini susuz kalınca bildiğimiz gibi.

İstanbul’un Anadolu Yakası’nın ve Gebze Bölgesi’nin yıllarca hayat kaynağı olan Ömerli Barajı’nda önceki gün bir araştırma yapma imkânım oldu. Uçaktan seyrettiğim Ömerli Barajı’nı bir kez de yerinde gezmek ve görmek istedim. Bir vesile ile Ömerli Köyü’ne ve baraj bölgesine giderek ön araştırmalar yaptım. Birçok kişiyle görüştüm. Bölge Çekmeköy İlçesi’ne bağlı bir mahalle olmuş. Bir zamanlar köy hayatı yaşanan yer sessiz ve sakin. Devr-i Alem programı olarak tarihe not düşüp, zamana noterlik yapmak için bu yazıyı kaleme aldım.
ÖMERLİ KÖYÜ KORUMA ALTINA ALINMALI!
Ömerli Köyü, yazılı belgelere göre 600 yıllık geçmişi olmasına rağmen ciddi bir kültür envanteri çıkartılmamış. 300-400 yıllık tarihi mezar taşları çalınıyor ve kırılıyor. Birçok ahşap muhteşem mimariye sahip evler adeta yıkılmaya terk edilmiş. Asırlık çınar ağaçları hoyratça yok ediliyor. Tarihi mezarlıklar adeta yok edilerek, Ömerli’nin manevi tapu senedi siliniyor. Bölgeye hayat kaynağı veren İstanbul’un su merkezi Ömerli Barajı çevresindeki ormanlık bakımsız ve yok olmak üzere.
Ömerli Köyü’nde kısa bir tur atıyorum. Cana yakın insanlar, muhteşem mimarisi olan evler, bütün çarpıklık ve vefasızlığa rağmen köy hayatı, bahçede çalışan teyzeler, ev kapısında çalışan traktörler, büyük ve küçükbaş hayvan sesleri… İnsanı derinden etkiliyor. Ancak köyün mahalle haline dönüşmesi köy hayatını bitirmiş. Üstelik İSKİ’nin arıtma suyunun Ömerli Deresi’ne verilmesiyle, büyük çevre katliamı yapılıyor. Adeta İSKİ, Ömerli Deresi ve Riva Deresi üzerinden Karadeniz’i kirletiyor. Atıkların bu dereye verilmesi yüzünden Ömerli su havzası ve barajda büyük tehlike içerisinde. Bölgeye rast gele yapılan fabrikalar, çarpık sanayi büyük imar kirliliğine neden oluyor. Üstelik bölgenin imara açılması ile çarpıklık daha da artacak gibi.
BAŞBAKAN, ÇEVRE KATLİAMINA DUR DEMELİ
Ömerli Barajı’nda yaptığımız araştırmada daha korkunç bir olayla karşılaşıyoruz. Tüm köylülerin ayaklanmasına rağmen Ömerli Barajı çevresine taş ocağı için ruhsat verilmiş. Barajı yok edecek, su havzasını perişan edecek, büyük çevre katlimana sebep olacak taş ocağına, kimler, nasıl ruhsat verdi? ÇED raporu nasıl alındı? Taş ocağının arkasında kimler var? Kimler buna göz yumdu? Bu konuların araştırılması için bölge halkı, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun soruşturma açmasını istiyorlar. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Ömerli Barajı’na sahip çıkması için özel ilgi ve desteklerini bekliyorlar.
ÖMERLİ KÖYÜ’NÜN TARİHÇESİ
Tarih bir milletin aynası ve temel taşıdır. Devr-i Alem Belgesel programı olarak Türkiye’nin bir çok yeri, dünyanında 80 ülkesinde belgeseller çekip araştırmalar yaparak ulusal ve bölgesel televizuon ve bölgesel medya kuruluşlarında yayınlamaya devam ediyoruz. Dünya’yı gezip dolaşırken yanımızdaki değerleri de ihmal etmiyoruz. Gebzeli bir gazeteci ve bir belgeselci olarak yıllarca Ömerli Barajı’nın suyunu içtim. Ömerli Barajı bizlere hayat kaynağı oldu. Ömerli’de de bir belgesel çekmek istedim. Ömerliyi şöyle bir gezip, dolaştım. Ömerli bütün vefasızlığa rağmen adeta bir tabloyu andırıyor. Birinci ve ikinci dünya harbinde tarihi köprüleriyle çok önemli yere sahip Ömerli’nin tarihi açısından fazla bir bilginin olmaması çok üzücü. Muhtarlık kaynaklarından elde ettiğim bir bilgiyi sizinle paylaşıyorum. 1300’lü yılların ortalarında Söğüt’ten Bursa’ya doğru harekete geçen bir beylikten, devlet olmaya giden yolun henüz başında olan Osmanlıların en değerli askerlerinden olan Akıncılar’a, gelecekteki bir fetih için, hazırlık ve istihbarat toplamaları amacıyla İstanbul’a yakın bir noktaya yerleşmeleri emrediliyor. Devletin başı Orhan Bey’in talimatıyla harekete geçen Akıncılar, önce Gebze’ye oradan da bugün de Ömerli adıyla anılan bölgeye geliyor ve o günlerin deyimiyle burayı yurt tutuyorlar. Coğrafi konumu ve verimli arazileriyle Ömerli, Akıncılar için doğal bir barınak olmaktan öteye bu göçer insanlar için ailelerini bırakabilecekleri kalıcı bir yer oluveriyor. İstanbul’un fethinde büyük önem taşıyan istihbaratı toplayan Ömerli sakinleri yani Akıncılar devletten imparatorluğa giden Osmanlılarda, önemlerini her gün arttırsalar da bu cennet topraklardan da kopmuyorlar.
Bugün Ömerli’de yaşayan halkın %80’i bu kökenlerini ve yaşananları asla unutmuyor. Ayrıca gelenek ve göreneklerine de sıkı sıkıya sarılarak geçmişlerine sahip çıkıyorlar. Osmanlı’nın yıkılışı ve yeni devletin yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından da eski önemini koruyan Ömerli, 1930’lu yıllarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün köylerini ziyaret ettiği bilinmekte.
ÖMERLİ BARAJI’NA SAHİP ÇIKMALIYIZ!
Yıllarca İstanbul ve Gebze bölgesi’ne su veren Ömerli barajına hep duyarsız kalmış, vefasızlık yapmışız. Ömerli’nin suyunu içen nice gazeteciler, siyasetçiler, yetkili ve yöneticiler, tarihçi ve araştırmacılar, Ömerli Barajı ile ilgili hiç bir şey yapmamışlar. Başta TRT olmak üzere bizim medyamızın gözünde Ömerli Barajı’nın, Çıldır Gölü kadar bile değeri yok. Kısaca Ömerli Barajı’nın tarihçesini sizlerle paylaşırken, herkesi Ömerli Barajı’na sahip çıkmaya davet ediyorum. Ömerli Barajı, İstanbul’da, Riva Deresi üzerinde, içme suyu temini amacı ile 1968 – 1973 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır. Toprak gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 2.198.000 m3, akarsu yatağından yüksekliği 52,00 m, normal su kotunda göl hacmi 386,50 hm3, normal su kotunda gölalanı 23,10 km2’dir. Yılda 180 hm3 içme-kullanma suyu sağlamaktadır.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI SORUŞTURMA AÇMALI
Başta Ömerli Barajı olmak üzere İstanbul ve Kocaeli bölgesine su kaynağı ve hayat damarı olan Ömerli Barajı, Darlık Barajı, Yuvacık Barajı, Melen Çayı, Alibey Barajı, Elmalı Barajı, Büyükçekmece ve Sapanca Gölleri gibi su kaynaklarının korunması, bu kaynakların kirletilmemesi ve çevre katliamına kurban gitmemesi için Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın İdris Güllüce’ye de büyük görev düşüyor. İstanbul bölgesini çok iyi bilen Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’nin de başta Ömerli Barajı’nda yaşanan çevre katliamı olmak üzere tüm su kaynakları ve barajlarla ilgili inceleme ve araştırma yapmasını bekliyoruz.
Sonuç olarak Ömerli Barajı ile ilgili yıllarca bu barajın suyunu içen, Araştırmacı – Gazeteci ve Devr-i Alem Belgesel programı yapımcısı olarak bu yazıyla ve önümüzdeki günlerde yapacağım bir belgesel programı ile vefa borcumu ödemeye çalıştım. Başta Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce olmak üzere, tüm ilgili ve yetkilileri Ömerli Barajı’ndaki çevre katliamını durdurmaya ve Ömerli Köyü’ne sahip çıkmaya davet ediyorum.

Başbakan kitap ve kütüphane sesine kulak vermeli

Gebze bölgesi her bakımdan önemli. Bilim Teknoloji ve Sanayi merkezi. Nüfusu hızla artan Türkiye’nin bir çok bölgesinden insanların yerleştiği 300’ü çok uluslu sanayi kuruluşu olmak üzere 2000’e yakın fabrika ve sanayi kuruluşun bulunduğu çevresindeki ilçelerle bir milyona yakın nüfusu barındıran Türkiye’nin en önemli ilçesi. Yıllardan beri kitap ve kütüphane noktasında büyük sıkıntı çekiyor. Merhum deprem şehidi milletvekillerinden Alaettin Kurt döneminde kültür bakanlığına ait kütüphane ve kültür merkezi olarak yapılan ve kaba inşaatı bittikten sonra kültür bakanlığından alınarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Gebze Belediyelerine hizmet olarak tahsis edilen binanın kültür bakanlığından alınmasıyla kütüphane binası bir apartmanın zemin katında rutubetli bir yerde hizmet vermesi Gebze’de tepkilere neden oluyor. Bu konuda gerek Gebze gazetesi ve gerekse Devr-i Alem belgesel programı olarak bir çok yazı kaleme aldık. Şikayetleri dile getirdik ancak bir sonuca ulaşılamadı. Gazetemizi geçtiğim günlerde ziyaret eden Gebzeli bir grup kütüphane üyesi ve kitapseverler Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan kütüphane binası istediklerine dair bir dilekçiyi bizlere verdiler ayrıca dilekçeyi Başbakan’a da yollayacaklarını açıkladılar. Gazetemizde yayınlanmak üzere verilen dilekçenin özet kısmını sizlerle paylaşıyorum.

BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU’NUN DİKKATİNE!
Gebze halkı Başbakan Davutoğlu’ndan kütüphane istiyor. Kütüphaneler Haftası büyük bir coşkuyla kutlanıyor. Dün de Gebze Cumhuriyet Meydanı’nda kitap okunarak kutlandı. Kütüphane haftası dolayısıyla öğrenciler Gebze kütüphanesine akın ettiler. Ancak kütüphane binasındaki manzara ve bir milyon nüfuslu Gebze’nin kütüphane bölgesi Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışmayacak apartman altında hiç de kütüphaneye uygun olmayacak bir yerde olması bizi hem üzdü hem de düşündürdü.
İŞTE GEBZE İLÇE HALK KÜTÜPHANESİNİN İÇLER ACISI MANZARASI
Kitap ve kütüphane bir bölgenin medeniyet ölçüsü. Gebze ilçe halk kütüphanesinde kütüphane haftası dolaysıyla basına açık bir ortamda Güzeltepe Akçakoca İlkokulu öğrencilerinin ziyaretindeki kütüphanenin elverişsiz ve uygun olmayan durumunu gözler önüne seren fotoğrafları kamuoyu ve Sayın Başbakanımızın yüksek bilgilerine sunuyoruz.
Öte yandan kütüphanenin bulunduğu sokakta sokak lambalarının yanmaması, bir trafik ışığının olmaması, herhangi bir otobüs durağının yer almaması, özellikle kış aylarında akşam saatlerinde insanların kütüphaneye gitmelerini zorlaştırırken çocuklar ve hanımla bu konudan bir hayli şikâyetçi.
Gebze Kütüphane binasındaki personeller büyük özveriyle öğrencilere ve Gebzelilere hizmet veriyor. İstanbul’un Kartal ilçesinden Kocaeli’nin İzmit merkezine kadar olan bölgede tek faal olan ve hizmet veren bina Gebze’de ancak ne acıdır ki bu bina yetersiz. Büyük sıkıntı içindeler, kitap konacak yer yok, nem ve küf kokuyor mevcut kitaplar bile çürüme tehlikesi altında. Türkiye’nin en zengin ilçelerinin başında gelen bilim teknoloji ve sanayi merkezi Gebze’ye bu kütüphane binası hiç yakışmıyor.

KÜLTÜR MERKEZİ VE KÜTÜPHANE BİNASI BELEDİYE HİZMET BİNASI YAPILMIŞTI
Merhum deprem şehitlerinden Kocaeli milletvekili Alaettin Kurt döneminde Gebze bölgesinde inşaatı başlayan ve kaba inşaatı tamamlanan kültür bakanlığı kültür merkezi ve kütüphane binası Gebze Belediyesi ve Kocaeli Belediyesi hizmet binası haline getirildi. Bu binada kültür bakanlığı kütüphane yeri olarak hiçbir bölüm tahsis etmedi. Dolayısıyla kütüphane binası olarak yapılan bina bugün Kocaeli ve Gebze Belediyesi hizmet binası olarak kullanılırken her iki belediyemizin bir kütüphane binası yapmamaları Kocaeli ve Gebze kültürü açısından eksiklik.
Kütüphane binası olarak düşünülen vakıflar genel müdürlüğüne ait Gebze kervansaray binası ise yıllardan beri kamulaştırma ve mahkemeler yüzünden bir türlü kütüphane olarak açılamıyor. Bu durum Gebze’deki kitapseverlere ve Gebze kültürüne büyük haksızlık ve ilgisizlik olarak yorumlanıyor. Kütüphane binası olarak düşünülen Gebze kervansarayının kamulaştırılması ve inşası en az on yıl sürecek gibi görünüyor. Bugün bir milyon nüfusa hizmet veren ve binlerce üyesi olan Gebze İlçe Halk Kütüphanesi’nin değil on yıl bir gün bile beklemeye tahammülü yok.
Başbakanlık makamına geldiği günden beri kitap ve kütüphanelere önem veren AK parti genel merkezinde bile binlerce kitabın yer aldığı kütüphane kurdurtan ve son olarak gittiği Denizli’den kütüphane sözü verip yaptırtan Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan Kocaeli Ak Parti kongresine geldiği gün yine buradan Gebze’ye kütüphane binası yapılmasını istemiştik. Bu isteğimizi şimdi biraz daha güçlü olarak hatta bir imza kampanyasına dönüştürerek genel seçime girdiğimiz bir dönemde Sayın Başbakan’dan Gebze’ye bir kütüphane binası isteğimizi tekrarlıyoruz.
Gebze kamuoyu ve kütüphane üyeleri ve on binlerce öğrenci adına Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan olaya el koymasını bir heyet yollayarak Gebze kütüphane binasında inceleme yaptırmasını seçimlere kadar Gebze kütüphane binasını uygun bir yer bularak taşıtıp bilim, teknoloji kamuoyu adına Sayın Başbakan’dan bekliyoruz.
Gebze halkı için gereğinin yapılmasını arz ederiz.