Eskişehir’den Kazan’a Kültür Başkentleri Belgeseli

 20 ÜLKEDEN 100 GAZETECİ

         Türk Dünyası 2. gazeteciler şurası Kazan’da toplanıyor. İlki geçtiğimiz yıl Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Eskişehir’de düzenlenen şuranın organizasyon komitesinde görev alan Devri Alem belgesel program yapımcısı ve Avrasya Gazete Radyo Televizyon Yayıncılar Derneği Genel Başkanı İsmail Kahraman, Tataristan’ın başkenti Kazan’a gitti. Şuara 30 Mayıs 2015 tarihinde sona erecek. Şuraya Türk ve akraba topluluğu 20 ayrı ülkeden 100 Türk gazeteci katılacak.
KÜLTÜR BAŞKENTLERİ BELGESEL GALASI
              Tataristan Cumhurbaşkanlığının himayesinde ve Tataristan Medya Bakanlığı TAD MED ve merkezi Türkiye’de bulunan Dünya Gazeteciler federasyonun ev sahipliğinde gerçekleşecek ve Türk Dünyası 2. Gazeteciler şûrasında Devri Alem belgesel programı tarafından hazırlanan “ESKİŞEHİR’DEN KAZAN’A TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTLERİ” belgeselinin de galası gerçekleşecek. 120 dakikalık belgeseli DVD’si Avrasya gazeteciler derneğinin kültür hizmeti olarak şuaraya katılan gazetecilere ve Tataristan medya mensuplarına da hediye edilecek.
GAZETECİLER ŞURASI SİNEVİZYONU
           Yapım ve yönetmenliği İsmail Kahraman tarafından gerçekleştirilen Eskişehir’den Kazan’a kültür başkentlerimiz belgeselinin sinevizyon görselleri youtube üzerinden kamuoyu ile paylaşıldı. 7 dakikalık sine vizyonda önemli konular ile Eskişehir’de Kazan’a kültür başkentinin hikayesi anlatılma. Ayrıca Türk Dünyası Belediyeler Birliği genel başkanı olan Kocaeli Büyükşehir belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun Tataristan’ın başkenti kazana yaptığı gazi ile ilgili de bilgiler verilmekte. Bu bilgileri ve sine vizyonu izlemek için www.belgeselyayincilik.com ve   https://www.youtube.com/watch?v=2C2sVu8a_ko  linkinden izleyebilirsiniz.

ESKİŞEHİR’DEN KAZAN’A GAZETECİLER ŞURASI
           İlki 2014 yılı Eskişehir’de düzenlenen Türk Dünyası Gazeteciler Şurası bu yıl ikincisi RF. Tataristan Özerk Cumhuriyetinin Başkenti Kazan’da düzenleniyor. Tataristan Cumhuriyetinin TATAMEDIA Kurumu ile Dünya Gazeteciler Federasyonunun ortaklaşa düzenleyeceği  “Türk Dünyası 2. Gazeteciler Şurası” Türkiye ile Tataristan Cumhuriyetinin ortak bir projesidir. T.C. Başbakanlık (TİKA), TRT, Anadolu Haber Ajansı, Türk Dünyası Belediyeler Birliği ve Türk Hava Yollarının desteğiyle düzenlenen Şura 3 gün boyunca yaklaşık 20 ülkeden 100 gazetecinin katılımı bekleniyor.
              Konu ilgili bir açıklama yapan DGF Genel Sekreteri ve Şuranın Genel Koordinatörü Dr. Şemsettin Küzeci Kerkük gazetesine şunları söyledi: “Bu yıl Tataristan yapacağımız Türk Dünyası 2. Gazeteciler Şurasına 20 ülke katılacaktır. Başta Türkiye ve Tataristan olmak üzere Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Irak, İran, Türkmen Sahra, Kırım ve daha birçok Türk dünyası Coğrafyasından Türk Gazeteciler katılacaktır.
            “Bu yıl ilk defa Türk Dünyası Üstün Basın Nişanı verilecektir. İkinci Şuramızda bu ödülü RF. Tataristan Cumhurbaşkanına onurla takdim edeceğiz. Ayrıca Türk Dünyası Basın Hizmet Ödülleri de ilk defa DGF tarafından verilecektir. Bu ödüller bu yıl;
1.         TRT AVAZ. Türkiye
2.        TATMEDIA. RF. Tataristan Özerk Cumhuriyeti
3.        Anadolu Haber Ajansı(AA). Türkiye
4.        Azerbaycan Matbuat Şurası. Azerbaycan
5.        Yeni Balkan Gazetesi. Makedonya
6.        AVRUPA MEDIA GROUP. Londra
7.        Türk Dünyası Genç İletişimciler Birliği.
8.        Nur Gazetesi. RF. Tataristan kuruluşlara verilecektir”.
TÜRK DÜNYASI MEDYA İLETİŞİM SERGİ
            Tataristan’ın başkenti Kazan’da gerçekleşecek Türk Dünyası 2. Gazeteciler Şurası’nda, “Türk Dünyası Medya ve İletişim Sergisi’ de açılacak. Sergide, şuraya katılacak gazeteciler tarafından getirilen gazete örnekleri ve yayınlar sergilenecek. Zirve dolayısıyla “Tataristan’ın Türk dünyasında jeopolitik yapısı” ve Türk Dünyasında iletişim gelişmeleri konulu panel ve oturumlarda gerçekleşecek.
                Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayesinde Dünya Gazeteciler Federasyonu’nun organizasyonu ile Türk Dünyası 2. Gazeteciler şurası Tataristan’ın başkenti Kazan’da toplanıyor. Şura, Diş işleri Bakanlığı, Kazan Başkonsolosluğu, TİKA, Dış Türkler Akraba Topluluğu, Türk Dünyası Belediyeler Birliği, TRT, Anadolu Ajansı ve THY’’nın destekleri ile gerçekleşiyor. 26-29 Mayıs 2015 tarihlerinde Kazan’da gerçekleşecek “Türk Dünyası 2. Gazeteciler Şurasında, “Türk Dünyası Medya ve İletişim Sergisi” de açılacak. Sergide, şuraya katılacak gazeteciler tarafından getirilen gazete örnekleri ve yayınlar sergilenecek. Zirve dolayısıyla “Tataristan’ın Türk dünyasında jeopolitik yapısı” ve “Türk Dünyasında iletişim gelişmeleri” konulu panel ve oturumlarda gerçekleşecek.
ESKİŞEHİR’DEN KAZAN’A  KÜLTÜR BAŞKENTİ BELGESİ
          Tataristan’a giden Türk medyası, İdil nehri boyundaki Tarihi Bulgar devletinin kurulduğu Bulgar şehri başta olmak üzere Tataristan ve Kazan’ın tarihi ve turistik yerlerini gezecekler. Kazan Federal Üniversitesi’ni de ziyaret edecek heyet,  zirve dolayısıyla  Devri Alem belgesel TV program yapımcısı İsmail kahraman  yapım yönetmenliğinde  hazırlana ve  Avrasya Gazete Radyo Televizyon Yayıncıları Derneğinin katkısı ile   DVD haline getirilen  “Eskişehir’den Kazan’a Türk Dünyası Kültür Başkentleri” belgeselinin sine vizyon ve gala  gösterisi de şuraya katılan gazetecilerin katılımı ile  gerçekleşecek.  Belgeselin DVD si  gazetecilere hediye  edilecek.
DÜNYA GAZETECİLER FEDERASYONU BAŞKANINDAN AÇIKLAMA
             Şura ile ilgili bir açıklama yapan Dünya Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Menderes Demir, “Türk Dünyası gazetecileri ilk kez bir şura ile Eskişehir’de bir araya gelmişti. Bunu gelenek hale getirdik. Federasyonumuzun öncülüğünde Türkiye Gazeteciler Federasyonu Basın Vakfı’nın iş birliği ile uzun çalışmalar sonucu Tataristan’da 2. Gazeteciler şuarasını da gerçekleştiriyoruz. Şura’ya destek veren, ilgi ve alakalarını gösteren gerek Türkiye ve gerekse RF Tataristan devlet yöneticileri başta olmak üzere, resmi ve özel tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz’ dedi.
            Demir, Türk Dünyası gazetecilerinin Eskişehir zirvesinin önemli bir başlangıç olduğunu, bu zirvenin geleneksel hale getirilerek sürdürülmesi kararı alındığını ifade ederek, Dünya Gazeteciler Federasyonu, Türk Dış işleri Bakanlığı ve RF Tataristan yetkilileri resmi görüşmeler yaparak, Dünya Gazeteciler Federasyonu ve TATMEDYA işbirliği yaparak, “Türk Dünyası 2. Gazeteciler Şurası”nın Türk Dünyası 2014 yılı Kültür Başkenti olan Tataristan’ın başkenti Kazan’da gerçekleştirilmesine karar verildiğini söyledi.
TÜRK DÜNYASI’NIN KALBİ KAZAN’DA ATACAK
                Hazırlıkların son açamaya geldiğini, resmi izinler alınarak dünyanın çeşitli ülkelerindeki değişik yerlerden 35, Türkiye’den 15 ve Tataristan’dan da 50 gazetecinin şuraya katılacağını belirten Demir, zirve kapsamında sergi, sempozyum, panel, kültürel çalışmalarının yanı sıra çeşitli etkinliklerin de düzenleneceğini kaydetti.
          RF Tataristan organizasyonunun büyük ilgi göreceği etkinlik kapsamında, Türk Dünyası ile ilgili görüş ve düşüncelerin alınacağını, gazetecilerin Tataristan ve Kazan kentinin tarihi ve kültürel yerlerine de turistik gezi turu düzenleneceğini belirtildi.
KAZAN’DA TARİHİ BULUŞMA
               Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti Başkenti Kazan’da yapılacak olan etkinliğe, 20 ülkeden 100’ün üzerinde gazetecinin katılması beklenirken, 2.’si düzenlenen organizasyonun Tataristan Özerk Cumhuriyeti, TATMEDYA ve Dünya Gazeteciler Federasyonu’nun ortak organizesi ve Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı’nın katılımı ve katkısı ile Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rustam Minnikhanov’un himayelerinde Tataristan Özerk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin katkılarıyla yapılacak  bildirildi. Şura”nın amacının Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin tarihi, turistik yerleri ve kültürünü Türk Dünyası ve dünyaya yaymak olduğu bildirildi.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Türk Dünyası Gazeteciler Şurası Tataristan’da toplanıyor (20.05.2015)

          Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayesinde Dünya Gazeteciler federasyonunun organizasyonu ile Türk dünyası 2. Gazeteciler şurası Tataristan’ın başkenti Kazan’da toplanıyor. Şuraya; Diş işleri Bakanlığı, kazan Başkonsolosluğu, TİKA, Dış Türkler Akraba topluluğu, Türk Dünyası Belediler birliği, TRT, Anadolu Ajansı’nın destekleri ile gerçekleşiyor. 26-29 Mayıs 2015 tarihlerinde Kazan’da gerçekleşecek. Türk Dünyası 2. Gazeteciler şuarasında “Türk Dünyası Medya ve İletişim Sergisi” açılacak. Sergide Şuraya katılacak gazeteciler tarafından getirilen gazete örnekleri ve yayınlar sergilenecek. Zirve dolayısıyla Tataristan’ın Türk dünyasında jeopolitik yapısı ve Türk Dünyasında iletişim gelişmeleri konulu panel ve oturumlarda gerçekleşecek. Zirve dolayısıyla Tataristan’a giden Türk medyası İdil nehri boyundaki Tarihi Bulgar devletinin kurulduğu Bulgar şehri başta olmak üzere Tataristan ve Kazan’ın tarihi ve turistik yerlerini gezecekler. Kazan federal Üniversitesini de ziyaret edecekler. Zirve dolayısıyla Avrasya Gazete Radyo Televizyon Yayıncıları Derneğinin katkısı ile hazırlanan Eskişehir’den Kazan’a Türk Dünyası Kültür Başkentleri belgeselinin sinevizyon gösterisi de şuraya katılan gazetecilerin gösterimine sunulacak. Şura ile ilgili bir açıklama yapan Dünya Gazeteciler Federasyonu genel başkanı Menderes Demir, “Türk dünyası gazetecileri ilk kez bir şura ile Eskişehir’de bir araya gelmişti. Bunu gelenek hale getirdik. Federasyonumuzun öncülüğünde Türkiye Gazeteciler federasyonu Basın Vakfı’nın iş birliği ile uzun çalışmalar sonucu Tataristan’da 2. Gazeteciler şuarasını da gerçekleştiriyoruz. Şura’ya destek veren, ilgi ve alakalarını gösteren gerek Türkiye ve gerekse Tataristan devlet yöneticileri başta olmak üzere, resmi ve özel tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz.’ dedi.

ŞURANIN ORGANİZASYON KOMİTESİNDEYİM
             Türk Dünyası gazeteciler şurasının organizasyon çalışmalarında aktif görev alan gazeteci ve belgeselci olarak uluslararası boyutta çalışmamızı sürdürüyoruz. 2013-2014 Türk Dünyası kültür başkenti olan Eskişehir’de Türk dünyası gazeteciler şurasının toplanması için özel çapa sarp etmiş, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Basın Vakfı’nın öncülüğünde Eskişehir Valiliğinin ev sahipliğinde Mart 2014 tarihinde Türk Dünyası gazetecileri Eskişehir şurası toplanarak değim yerinde tarihe not düşülüp zamana noterlik yapılmıştı.
              Türk Dünyası 1. Gazeteciler Şurasının Eskişehir toplantısında 30 ayrı Türk cumhuriyeti ve akraba topluluğundan 100 e yakın gazeteci Eskişehir’e gelerek öncelikle Türk Dünyasında çıkan gazete ve yayın organlarının sergisi açılmış ardından milli eğitim bakanı Nabi Avcı’nın katılımı ile zirve gerçekleşmişti. Zirvede çok önemli kararlar alınmış, sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşılmıştı.
            İlk kez böyle bir zirve toplanıyordu. Eksiği ile fazlasıyla Türk Dünyası gazetecilerinin Eskişehir zirvesi önemli bir başlangıç olmuş bu zirvenin geleneksel hale getirilerek sürdürülmesi kararı alınmıştı. Bu çerçevede kurucu genel başkan yardımcı oldum. Dünya Gazeteciler federasyonu Türk Dış işleri bakanlığı ve Tataristan ve Dış işleri bakanlığı ile resmi görüşmeler yaparak, Dünya gazeteciler federasyonu ve Tataristan medya birliği işbirliği yaparak, Türk Dünyası ikinci gazeteciler Şurasının Türk Dünyası 2014-2015 Kültür Başkenti olan Tataristan’ın başkenti Kazan’da gerçekleştirilmesine karar verilmişti.
TÜRK DÜNYASI’NIN KALBİ KAZANDA ATACAK
           Hazırlıklarımız son aşamaya geldi. 26-29 Mayıs 2015 tarihlerinde Tataristan’ın başkenti Kazan’da toplanacak Türk Dünyası gazeteciler şurası için tüm hazırlıklar ve resmi izinler alınarak Dünya’nın çeşitli ülkelerindeki değişik yerlerden 30 gazeteci Türkiye’den 20 gazeteci ve Tataristan’dan da 50 gazetecinin katılımı ile Türk Dünyası 2. Gazeteciler şurası gerçekleşecek. Zirve çerçevesinde sergiler, çeşitli etkinlikler, kültürel çalışmaların yanı sıra sempozyum ve paneller organize edilecek. Bilimsel toplantılarda Türk Dünyası medyası ile ilgili görüşler ve düşünceler aktarılacak. Kazan’a giden gazeteciler Tataristan ve Kazan ile ilgili tarihi ve kültürel yerleri de gezme imkânı bulacaklar. Tataristan Cumhurbaşkanlığın himayesinde gerçekleşecek zirvenin büyük ilgi görmesi bekleniyor.
TÜRK DÜNYASI BELEDİYELER BİRLİĞİ İLE KAZAN GEZİSİ
           Türk dünyası kültür etkinlikleri birçok alanda devam ediyor. Bu etkinliklere gazeteci ve belgesel yönetmeni olarak bizde katılarak hazırladığımız Devr-i Alem belgesel programları olarak katkı sunmayı sürdürüyoruz. Geçtiğimiz yıl Türk dünyası Kültür başkenti devir teslim törenleri için Türk Dünyası Belediyeler Birliği başkanı sayın İbrahim Karaosmanoğlu’nun daveti ile Kazan’a gitmiş, Kazan’da ki kültür etkinliklerini yakından takip etmiştik. Kazan, kültür tarihimizin önemli bir merkezi. Türk Dünyası Belediyeler Birliği üyesi. Sayın Karaosmanoğlu’nun başkanlığında belediyeler birliği heyeti çeşitli resmi temaslarda bulunmuş bizde bu çalışmaları belgesel görüntü haline getirerek televizyon kanallarına vermiştik. “Eskişehir’den Kazan’a Türk Dünyası Kültür Başkenti “ belgeselimiz bugün bir çok televizyon kanalında yayınlanmakta. Türk dünyası gazeteciler şurasının Kazan etkinliklerini de belgeselleştirerek, bir çok televizyon kanalından yayınlanmasına ve sosyal medya üzerinden yayınlayarak tarih ve kültürümüze hizmet edeceğiz.
                Tataristan ve Kazan ile bugüne kadar yazdığımız yazıların linklerini sizlerle paylaşıyoruz
http://www.belgeselyayincilik.com/genel/kazandan-idil-nehrine-islam-medeniyeti-belgeseli
http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/baskan-karaosmanoglu-ile-tataristan-turu
http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/tataristan%E2%80%99da-devri-alem
TÜRK DÜNYASI GAZETECİLERİ TATARİSTAN’DA
              Türk Dünyası Gazetecileri 26-29 Mayıs 2015 tarihinde, Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti başkenti Kazan’da yapılacak olan “2. Türk Dünyası Gazeteciler Şurasında bir araya geliyor.
           İlki, Eskişehir Valiliği, Kültür Başkenti Ajansı, Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı ve Dünya Gazeteciler Federasyonu’nun katılımı ve katkısı ile 2014 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir’de yapılmıştı.
           Şuraya, 30 ülkeden 100’ün üzerinde gazetecinin katılması beklenirken, ikincisinin ise, Tataristan Özerk Cumhuriyeti, TATMEDYA ve Dünya Gazeteciler Federasyonu’nun ortak organizesi ve Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı’nın katılımı ve katkısı ile Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rüstem Minnikhano’nun himayelerinde Tataristan Özerk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin katkılarıyla yapılacağı belirtildi.
          Etkinliğin, başta Türk devletleri olmak üzere özere Türk Cumhuriyetleri ile değişik ülkelerde yaşayan Türk toplulukları ve dünyanın farklı bölgelerinde yayın hayatını sürdüren Gazete, Radyo, Televizyon, Dergi, İnternet sitesi gibi çeşitli yayın kuruluşlarının sahip ve çalışanlarının katılacağı bir organizasyon olacağı kaydedildi.
             Üç gün sürecek programda, sergi açılışı, paneller ve çalıştayların yanı sıra  Tataristan’ın tarihi, turistik yerleri ile güzelliklerinin görüleceği geziler düzenlenecek.
         Dünya Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Menderes Demir, “2. Türk Dünyası Gazeteciler Şurası”nın amacının Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin tarihi, turistik yerleri ve kültürünü Türk Dünyası ve dünyaya yaymak olduğunu söyledi.
Demir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
          “Tataristan’da hizmet veren medya mensuplarının Türk Dünyası medya mensupları ile buluşmasını sağlamak, medya mensupları arasındaki bilgi alışverişleri, tanışma, mesleki dayanışmayı temin etmek, problemlerini müşterek konuşarak çözüm yollarını yetkililere iletmektir. Yine meslektaşlarımız ile birlikte Rusya Federasyonu, Tataristan Özerk Cumhuriyeti ve Türk Dünyası’na daha iyi nasıl hizmet edilebiliriz, bu birliktelikten insanlık nasıl faydalanır, bunun yol ve yöntemlerini arayarak hayata nasıl geçirebiliriz.”
GAZETECİLER ESKİŞEHİR’DE BULUŞTU! (22 Mart 2014)
              Eskişehir, 3 gün boyunca Türk Dünyası Gazetecileri’ni ağırladı. 30 Ülkeden 300’den fazla gazeteci Eskişehir’de buluştu. İsmail Kahraman, Avrasya Gazeteciler, Radyocular ve Televizyoncular Derneği Genel başkanı olarak davet edildiği Şûra’da Kocaeli ve Anadolu basınını temsil etti.
             Türk Dünyası Kültür başkenti olan Eskişehir, Türk dünyası Gazeteciler Şûrası’na da ev sahipliği yaptı. 30 ülkeden 300’den fazla gazetecinin yer aldığı Şura’da AGRT Genel başkanı İsmail Kahraman Şura’yı baştan sona takip etti. Şura’da konuşma yapan İsmail Kahraman, Türk dünyası Haber Ajansı’nın kurulması gerektiğini belirtti. Kahraman, Türki Cumhuriyetlerin birbirleriyle iletişiminin sağlaması, doğru haber akışının hız bir şekilde ulaşması için ajansın gerekli olduğunu belirterek böylelikle soydaşların birbirlerinden daha kolay haber almalarının sağlanacağını, ilişkilerin daha canlı tutulacağını belirtti. Kahraman’ın bu önerisi Şura’da büyük destek gördü.
BAKAN AVCI DA KATILDI
             Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği etkinlikleri kapsamında düzenlenen Türk Dünyası Gazeteciler Şurası´na katılan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, internetin habere erişimin merkezine yerleşmeye başladığını söyledi. Anadolu Üniversitesi Öğrenci Merkezi Salonu´nda gerçekleştirilen etkinliğe; Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, Ak Parti Eskişehir Milletvekili Salih Koca, Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, Anadolu Üniversitesi (Aü) Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel, Dünya Gazeteciler Federasyonu Başkanı Menderes Demir, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, yerli ve yabancı basın mensupları ile çok sayıda ilgili katıldı.
BÜYÜK FIRSAT
         Etkinlikte konuşan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, Türk Dünyası Kültür Başkenti kapsamında önemli bir etkinlik daha gerçekleştirildiğini söyledi. Şura boyunca medya ve iletişim ana başlığı altında küreselleşme ve bu süreçte ortaya çıkan iletişim gelişmelerinin konuşulacağını, ayrıca Türk Dünyası Kadın Gazeteciler Zirvesi ile Türk Dünyası Gazeteciler Çalıştayı´nın yapılacağını belirten Bakan Avcı, “Bu sayede, farklı ülkelerdeki basın camialarını temsil eden gazeteci arkadaşlarımızın karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları, birbirlerinin sorunlarını, ufuklarını daha iyi anlamaları, projelerini paylaşmaları için önemli bir fırsat ve imkan doğacak” ifadelerini kullandı. “Modernleşme serüvenimizin lokomotif güçlerinden biri yayınlandıkları dönemin ruhunu taşıyan gazeteler oldu” diyen Avcı, “Dolayısıyla gazetecilik mesleği ve gazetecilerimizle eş güdümlü ilerleyen bir modernleşme süreci yaşadık. Takvim-i Vakayi ve Tercüman-ı Ahval gibi süreli yayınlar, ilerleme ve gelişme serüvenimizin ana durakları oldu. Bildiğiniz gibi gazeteler iletişim aracı olarak önemli bir misyonu temsil ediyorlar ancak gazete zamanla bu gücünü radyo, televizyon ve internet gibi çeşitlenmeye başlayan medya araçlarıyla paylaşmaya başladı” dedi.
YENİ KAPILAR AÇILACAKTIR
             Uzun vadede daha kaliteli haber ve bilgi paylaşımı için yeni kapıların açılacağına inandığını kaydeden Avcı, “Teknolojinin sağladığı imkanlarla, özellikle bilişim teknolojisinde çok farklı uygulamalar doğdu. Cep telefonunun da birey ve toplum hayatına girmesiyle birlikte sosyal medya ön plana çıktı. Nitelikli haber ve bilginin yerini ilk etapta dedikodu, sansasyon ve eğlence almış gibi görünse de gelişen ve yaygınlaşan farklı platformlar aracılığıyla uzun vadede daha nitelikli bir iletişim ağı, kaliteli haber ve bilgi paylaşımı için yeni kapılar açılacaktır. Biz de Milli Eğitim Bakanlığı olarak öğrencilerimizi bu yönde eğitmek, bilgiyle donatmak ve bilinçlendirmek için medya okuryazarlığı dersini programlarımıza koyduk. Fatih Projesi kapsamında kurduğumuz ´EBA Portal´ ile faydalı web içerikleri ve medya hizmeti sunmaya başladık” diye konuştu.
SOSYAL MEDYA HABERCİLİĞİ
                Bilgi ve haberin çok kolay yayıldığı, çok hızlı bir biçimde tüketildiği bir çağda yaşadığımıza dikkat çeken Bakan Avcı, “Böyle bir çağda ilimizde gerçekleştirilen şura, meseleye çok yönlü bakmak açısından büyük önem taşıyor. Hem ülkemizin yerel ve ulusal basın mensuplarının hem de dost ve kardeş ülkelerin basın camiasının katılımıyla gerçekleşen bu organizasyon birbirimize ayna tutmak açısından önemli bir işlev görecek. Konuşmamız ve paylaşmamız gereken birçok mesele var. Birbirimizle paylaşacağımız, birbirimize önereceğimiz veya öğreteceğimiz çok şey olduğuna inanıyorum. Az önce de vurguladığım gibi öyle bir zamandayız ki bilgi ve haber anlık tüketiliyor. Yakın zamanda dergiler aylık/haftalık, gazeteler günlük, radyo/televizyon saatlik bilgi ve haber iletirken, şimdi sosyal medyayla birlikte bilgi ve haber anlık iletiliyor ve tüketiliyor” şeklinde konuştu.
SIKINTILAR VAR
            Avcı, “Lokal haber üretim süreçlerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor” diyerek şöyle devam etti: “Eğitimden kentleşmeye, sağlıktan iletişime kadar her alanda görüş ve önerilerimiz olmalı. Bilgi ve iletişim çağında siz gazeteci kardeşlerimizin iletişimi hayati önem kazanıyor. Bu iletişimin en önemli ortak paydası etik üretmek, içselleştirilmiş basın ilkelerini belirlemek ve küresel bir basın ahlakı oluşturmaktır. Böyle bir iletişimi çok acil ve elzem görüyorum. Bugün haber kaynaklarımızın, gazetelerimizin, yerel, ulusal ve küresel haberlerin büyük bir bölümünü ajanslar karşılıyor. Bu bir mecburiyet çünkü lokal haber üretim süreçlerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Diğer yandan kişisel ve grupsal görüşlerin yönlendirdiği yanlı haber üretimi, haber alma ve doğru bilgilenme hakkını tehdit ediyor. Yorum ve tartışmalarımız da nitelikli ve çok boyutlu bir yapıya kavuşamaması nedeniyle ciddi bir düzey kaybı yaşanıyor. Aynı durum görüntülü ve sesli yayıncılık için de geçerli. Günümüze ait medya biçim ve içeriğine dair standartlar henüz netleşmiş değil. Diğer yandan doğru bilgilendirilme hakkı ve basın özgürlüğü ile kişilerin bireysel hak ve hürriyetleri, kişisel mahremiyet arasında bir denge kurulabilmiş değil. Dünyada habere ulaşmak için televizyon, gazete, radyo ve internet gibi araçların kullanımı üzerine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, internet artık habere erişimin merkezine yerleşmeye başlıyor. Bu noktada şu an gerçekleşen şura tarzındaki etkinlikler ortak aklı oluşturmak anlamında önem kazanıyor.”
KARACA HEDEFLERİNİ AÇIKLADI
                Açılış töreninde ilk sözü alan Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı Başkanı Yılmaz Karaca, “Türk Dünyası 1. Gazeteciler Şurası´nın amacı, başta Türk Cumhuriyetlerindeki gazeteci meslektaşlarımız olmak üzere, Türk Akraba Toplulukları Gazetecileri ve Avrupa ülkelerindeki meslektaşlarımızı bir araya getirmek, onların mesleki ve kültürel paylaşımda bulunmalarını sağlamaktır. Meslektaşlarımızın, öncelikle bulundukları ülkelerin yasalarına uymak kaydıyla daha özgür, daha güçlü ve daha bilinçli gazetecilik yapmalarına öncülük etmeyi, onları değişen ve gelişen medya dünyasıyla buluşturmayı hedeflemekteyiz” dedi.
VALİ ŞURA’NIN ÖNEMİNİ ANLATTI
                Türk Dünyası I. Gazeteciler Şurası’nın tarihî bir öneme sahip olduğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna ise “Zira Kültür Başkentliği kapsamında şehrimizde güzel bir ilk’e daha ev sahipliği yapıyoruz” dedi. Şura ile Türk dünyası basınının vizyonu için ortak akıl geliştirmeyi ve bu kapsamda uluslararası bir iş kültürünün temellerini atmayı amaçladıklarını belirten Vali Tuna,  sözlerine şöyle devam etti:
              “30 ülkeden 100, yurt içinden de 60’ın üzerinde ilden gelen 250 gazeteci olmak üzere toplam 350 basın mensubu arasında iletişim, diyalog ve mesleki birikimlerin paylaşılacağı bu buluşma, şehrimizde gerçekleştirdiğimiz 250’yi aşan uluslararası etkinliklerden sadece biridir. “Türk Dünyası 1. Gazeteciler Şurası”nda yasalara uygun ve daha bilinçli gazetecilik yapılmasına öncülük etmek, gazetecileri değişen ve gelişen medya dünyasıyla buluşturmak  hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Şura kapsamında düzenlenecek çalıştay, panel, zirve ve sergi ile dünyada gelişen gazetecilik ve iletişim teknolojisi başta olmak üzere, medyanın günümüzde geldiği nokta ve gelecekte biçimleneceği durum da değerlendirilecektir.
MİLLİ KÜLTÜR
             Bir milleti millet yapan unsurların başında millî kültür geldiğinin altını çizen Vali Tuna, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Millî kültürü oluşturan unsurlar arasında da gelenekler, inançlar, bayramlar önemli bir yere sahiptir. Bu çerçevede, Nevruz Bayramı, millî benliğin ve millî kimliğin korunmasını sağlayan ortak zenginliğimizdir. Bu bayram, ayrıca Türk Dünyası’nın gönül birliği için büyük bir fırsattır. Bu fırsatı iyi değerlendirmenizi istirham ediyorum siz değerli gazetecilerden. Ecdadımızın devlet geleneğinde önemli yeri olan Nevruz’u bütün dünyaya iyi anlatmanız, hem millî kültürümüz hem de Türk dünyası gönül birliği için hayati öneme sahiptir. Biz Nevruz denilince Türk dünyasının farklı bölgelerinde Milattan Önce 3. yüzyıldan beri farklı isimlerle varlığını sürdüren coşkulu bir bayram görüyoruz. Biz Nevruz denilince Türk dünyasını görüyoruz. Biz Nevruz denilince farklı din ve mezheplerin sevgi ve hoşgörü ile bir araya geldiğini görüyoruz. Nevruz demek dostluk, barış, huzur ve ümit demektir.”
TÜRKSOY ÖDÜLLERİ VERİLDİ
               TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov ise, Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı´nın iş birliğiyle gerçekleştirilen bu özel organizasyonun, Türkiye ve kurumları arasında mevcut olan iletişimi güçlendirileceğini ve mesleki birikimlerin aktarılmasıyla katılan herkesin fayda sağlayacağını anlattı. Konuşmanın ardından etkinliğe katılanlara teşekkür plaketi verildi. Daha sonra TÜRKSOY Basın Ödülleri; Bakan Avcı, Vali Tuna, Milletvekili Koca, TÜRKSOY Genel Sekreteri Kaseinov tarafından ödül sahiplerine verildi.
TÜRK DÜNYASI GAZETECİLERİ ESKİŞEHİR DEKLARASYONU-22 Mart-2014
        19-22 Mart 2014 tarihlerinde Eskişehir’de, Türk Cumhuriyetleri ve Türk Akraba Toplulukları ile Avrupa’dan toplam 350 gazetecinin katılımıyla düzenlenen “1.TÜRK DÜNYASI GAZETECİLER ŞURASI”
ESKİŞEHİR DEKLARASYONU:
1. Türk dünyası medya mensupları arasında iletişim ağı kurularak, karşılıklı bilgi paylaşımı ve işbirliği güçlendirilecektir.
2. Türk dünyası medya mensupları, evrensel insan haklarının savunulması, bölge ve dünya barışına katkı sunulması yönünde çaba sarfedecektir. Medyada nefret ve düşmanlık söylemlerinin önüne geçilerek sevgi, iyi niyet ve barış dilinin teşvik
edilmesi kararlaştırılmıştır.
3. “TÜRK DÜNYASI HABER AJANSI” adı altında bir oluşumun temel ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Bu sebeple bir haber
ajansının kurulması ile ilgili temeller atılmış ve üretilen haberlerin dünyaya ulaştırılmasına karar verilmiştir.
4. TÜRK DÜNYASI GAZETECİLERİ, Türk dünyasına yönelik hizmet eden tüm kurum ve kuruluşlarla müşterek çalışmalarda bulunmayı taahhüt etmektedir.
5. Türk dünyasında, basın özgürlüğünün ihlali durumunda ilgili ülkelere gerekli uyarılarda bulunarak, ortak imzalı basın bildirileri yayınlanacaktır. Aynı şekilde tüm Dünyada basın özgürlüğüyle ilgili ihlallerde duyarlı olunacak ve demokrasinin teminatı olarak halkın haber alma hakkı savunulacaktır.
6. Türk dünyası kadın gazetecileri, yaşanan problemleri değerlendirerek; “Türk Dünyası Kadın Gazeteciler Derneği”nin kurulmasına karar verilmiştir.
7. Türk dünyasında basın ve ifade özgürlüğünün, evrensel hukuk çerçevesine oturtulması kaçınılmaz bir zarurettir. Medyaya yönelik sansür kabul edilemez. Ancak, medya da kişi hak ve hürriyeti ile mahremiyetin korunması ilkesine özen göstermelidir.
8. Anadolu Ajansı’nın; ülke dışındaki Türk medyasına ücretsiz, Türkiye’deki yerel medyaya ise daha uygun ücretle hizmet vermesi beklenmektedir.
9. Suriye’deki iç savaşta yaşanan dram ve özellikle Türkmenlere yönelik insan hakları ihlalleri şiddetle kınanmaktadır. Hakkında haber alınamayan kayıp Gazeteci Beşşar Kaddumi’nin akıbetiyle ilgili Suriye yetkililerinin açıklama yapması beklenmektedir.
10. Kırım’daki son gelişmeler kabul edilemez. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü korunmalı ve sorunların çözümü demokratik yollarla sağlanmalıdır.
11. Doğu Türkistan Türklerine yapılan insan hakları ihlalleri ve dünyanın tutumu vicdanları yaralamaktadır. Uluslararası kurum ve kuruluşlar, Uygurlara uygulanan insanlık dışı muamelenin engellenmesi için gereken adımları atmalıdır. Ayrıca Çin polisi tarafından rejim karşıtı suç işlediği gerekçesiyle gözaltına alınan gazeteci-akademisyen İlham Tohti için dünyada gündem oluşturulmalı ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının gözetiminde yeniden yargılanması sağlanmalıdır.
12. Karabağ’daki işgal kabul edilemez. Uluslararası toplum, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarını terk etmesini sağlamalıdır.
13. Irak Türklerinin yaşadığı özellikle Tuzhurmatu ve Kerkük’teki şiddete son verilmeli, Türkmenlerin güvenlikleri ve tüm hakları Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde korunmalıdır.
14. İran’da yaşayan Türklerin demokratik hak ve özgürlükleri korunmalı. İran’ın Azerbaycan eyaletleri bölgesinde bulunan Urumiye Gölü’nün kuruması, bölgede yaşayan halkın sağlığını tehdit etmektedir. Hem bu sorunun, hem de İran sınırları içerisinde yer alan Türkmensahra bölgesinde yaşanan sıkıntıların giderilmesi yönünde, yeni Cumhurbaşkanı tarafından verilen sözlerin yerine getirilmesini beklemekteyiz. Her iki konuda İran yönetimine yeni bir çağrı yapılmasına karar verilmiştir.
15. Avrupa’da yükselen ırkçılık ve İslamofobya, Türkleri ve diğer Müslüman azınlıkları tehdit etmektedir. Bu sorunun çözümü için birlikte yaşama kültürünü geliştirici adımlar atılmalıdır.
16. Afganistan Türklerinin eğitimi konusunda gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.
17. Bağımsızlığını ilan ederek Türk dünyasına katılma adımı atan ülkelerin uluslararası boyutta tanınmamalarıyla ilgili çağrıda bulunulması kararlaştırılmıştır.
18. Türk dünyası ülkelerinde yaşayanların iletişiminin çok daha sağlıklı ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için Türkiye Türkçesi’nin, ortak iletişim dili olarak Türk Dünyası toplulukları tarafından benimsenmesi değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkçe’nin farklı lehçelerinin karşılıkl tercümesinin, google başta olmak üzere, internet ortamında yapılmasıyla ilgili olarak girişimlerde bulunulması kararlaştırılmıştır.
19. Türk dünyasına hizmet eden medya mensuplarına “Türk Dünyası İsmail Gaspıralı Basın Hizmet Ödülü” ihdas edilerek, gelecek yıldan itibaren verilmesi kararlaştırılmıştır. Dünya Kamuoyuna duyurulur (22 Mart 2014)
TÜRK DÜNYASI GAZETECİLER ŞURASI DÜZENLEME KURULU
Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı
Türkiye Gazeteciler Federasyonu
Dünya Gazeteciler Federasyonu
Türk Dünyası Genç İletişimciler Derneği
Anadolu Spor Gazetecileri Derneği
Avrasya Radyo-TV Yayıncılar Birliği
Türk Dünyası Gazeteciler Şurası Katılımcıları Adına: Türkiye- Azerbaycan-Türkmenistan-Özbekistan-Kazakistan-Kırgızistan-Kktc-Irak Türkleri-Makedonya Türkleri-Suriye Türkleri-Kırım-Abhazya-Çuvaşistan-Gagavuzya-Hollanda-Tataristan-Kosova-Afganistan-Bulgaristan-Doğu Türkistan-İngiltere-Fransa-Belçika-Almanya-İran-Romanya Delegeleri

Hünkara Vefa Sempozyumu ve Çoban Mustafa paşa

Gebze bugün tarihi bir sempozyuma daha ev sahipliği yapacak. Gebze  Belediyesi ev sahipliği ile 2. uluslararası Hünkara Vefa Sempozyumu organize ediliyor. Sempozyumda çok sayıda Bilim Adamı, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethi, Fatih’in vefat ettiği Gebze hünkar Çayırı ve Gebze bölgesiyle ilgili bilimsel bildiriler sunacaklar.
    Bu sempozyuma biz de araştırmacı gazeteci ve Devri Alem belgesel program yapımcısı olarak Fatih sultan Mehmet Han’dan Çoban Mustafa Paşa’ya Gebze’nin kentleşme süreci, Çoban Mustafa Paşa’nın Gebze’nin kentleşme sürecine katkısı, Gebze’de ki Osmanlı vakıfları, Mustafa Paşa’nın kurduğu vakıflar, Fatih Sultan Mehmet, 2.Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış, Gebze Bölgesi başta olmak üzere Osmanlı Coğrafyasının bir çok yerinde kurduğu vakıflarla eser ve hizmet bırakmış, bir çok sefere katılmış, önemli bir devlet adamı olan Mustafa Paşa’yı tanıtmak ve anlatmaya çalışmak benim için çok önemli bir vefa borcu. Bu vefa borcunu az da olsa bu sempozyuma bizleri davet ederek ödemeye çalışmama vesile olan Gebze Belediye Başkanı sayın Köşker’in şahsında sempozyuma emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Keşke Çoban Mustafa paşa ile ilgili başlı başına bir sempozyum organize edilebilse.
ÇOBAN MUSTAFA PAŞA VE GEBZE VAKFI
Çoban Mustafa Paşa ve Gebze’de ki vakıf Hizmeti ve Külliye ile ilgili bugün www.kocaeligebze.tv de canlı bir makale seslendirdik. Bu makalede Çoban Mustafa Paşa’nın kimliği hakkında bilgiler ve Gebze’de ki külliye hakkında ayrıntılı açıklamalar yer almakta. bu canlı makaleyi http://kocaeligebze.tv/v/42932/smail-kahramanla-canli-makale—gebzede-vakif-medeniyeti–oban-m#.VV2ZdPntmkp adresinden izleyebilirsiniz.
2.ULUSLARARASI HÜNKARA VEFA SEMPOZYUMU
Gebze bir kez daha Hünkara Vefa’da buluşacak. 1481 yılında Doğ seferine çıkarken Gebze’de hayatını kaybeden Fatih Sultan Mehmet bir kez daha sempozyumla anılacak.  Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’in ev sahipliğinde Gebze Kültür Merkezi’nde saat 10.00’da başlayacak sempozyuma konuk olacak seçkin tarihçiler ve akademisyenler Fatih Sultan Mehmet Dönemi’ni her yönüyle ele alarak sunumlarda bulunacak. Üç oturumda düzenlenecek 2. Uluslar Arası Hünkara Vefa Tarih Sempozyumunda Prof. Dr. Mustafa Daş Fatih’in Karadan Gemileri Yürütmesine Dair Bazı Tespitler, Prof. Dr. Alfina Sıbgatullına Rus literatüründe Fatih Sultan Mehmet, Prof. Dr. Ebru Altan İstanbul’un fethi sırasında şehirde yaşananlar ve psikolojik durum, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil dini ve edebi yönüyle Fatih dönemi, Prof. Dr. Yaşar Ertaş 16. Yüzyıl Avrupasında Osmanlı algısı, Prof. Dr Fahamettin Başar İstanbul’un fethine giden yolda Gebze’nin önemi konularında sunum gerçekleştirilecek.
Bende sempozyumun öğleden sonraki bölümünde 15.30-17.00 saatleri arasında çok sayıda Profesör ilke birlikte Çoban Mustafa paşa’yı anlatacağım.
   Evet sonuç olarak bu tür bilimsel sempozyumlar, İlmi toplantılar, tarih ve kültüre yönelik bilimsel araştırmalar, kültür hizmetleri en önemli eser ve hizmet olarak değerlendirilmekte. Makamlar gelip geçici, insan ömrü fani. Baki kalan eser ve hizmetlerdir. 500 yıl sonra Çoban Mustafa Paşa’yı hayırla ve rahmetle anmak onun yaptığı hizmetler sayesinde oluyor. Keşke, hepimiz Çoban Mustafa Paşa’nın hayatından ders ve ibret alabilsek, onun gibi Vakıflar kurarak insanlığa hizmetlere edebilsek.

Türk Dünyası Gazeteciler Şurası Tataristan’da toplanıyor

Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayesinde Dünya Gazeteciler federasyonunun organizasyonu ile Türk dünyası 2. Gazeteciler şurası Tataristan’ın başkenti Kazan’da toplanıyor. Şuraya; Diş işleri Bakanlığı, kazan Başkonsolosluğu, TİKA, Dış Türkler Akraba topluluğu, Türk Dünyası Belediler birliği, TRT, Anadolu Ajansı’nın destekleri ile gerçekleşiyor. 26-29 Mayıs 2015 tarihlerinde Kazan’da gerçekleşecek. Türk Dünyası 2. Gazeteciler şuarasında “Türk Dünyası Medya ve İletişim Sergisi” açılacak. Sergide Şuraya katılacak gazeteciler tarafından getirilen gazete örnekleri ve yayınlar sergilenecek. Zirve dolayısıyla Tataristan’ın Türk dünyasında jeopolitik yapısı ve Türk Dünyasında iletişim gelişmeleri konulu panel ve oturumlarda gerçekleşecek. Zirve dolayısıyla Tataristan’a giden Türk medyası İdil nehri boyundaki Tarihi Bulgar devletinin kurulduğu Bulgar şehri başta olmak üzere Tataristan ve Kazan’ın tarihi ve turistik yerlerini gezecekler. Kazan federal Üniversitesini de ziyaret edecekler. Zirve dolayısıyla Avrasya Gazete Radyo Televizyon Yayıncıları Derneğinin katkısı ile hazırlanan Eskişehir’den Kazan’a Türk Dünyası Kültür Başkentleri belgeselinin sinevizyon gösterisi de şuraya katılan gazetecilerin gösterimine sunulacak. Şura ile ilgili bir açıklama yapan Dünya Gazeteciler Federasyonu genel başkanı Menderes Demir, “Türk dünyası gazetecileri ilk kez bir şura ile Eskişehir’de bir araya gelmişti. Bunu gelenek hale getirdik. Federasyonumuzun öncülüğünde Türkiye Gazeteciler federasyonu Basın Vakfı’nın iş birliği ile uzun çalışmalar sonucu Tataristan’da 2. Gazeteciler şuarasını da gerçekleştiriyoruz. Şura’ya destek veren, ilgi ve alakalarını gösteren gerek Türkiye ve gerekse Tataristan devlet yöneticileri başta olmak üzere, resmi ve özel tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz.’ dedi.
ŞURANIN ORGANİZASYON KOMİTESİNDEYİM
Türk Dünyası gazeteciler şurasının organizasyon çalışmalarında aktif görev alan gazeteci ve belgeselci olarak uluslararası boyutta çalışmamızı sürdürüyoruz. 2013-2014 Türk Dünyası kültür başkenti olan Eskişehir’de Türk dünyası gazeteciler şurasının toplanması için özel çapa sarp etmiş, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Basın Vakfı’nın öncülüğünde Eskişehir Valiliğinin ev sahipliğinde Mart 2014 tarihinde Türk Dünyası gazetecileri Eskişehir şurası toplanarak değim yerinde tarihe not düşülüp zamana noterlik yapılmıştı.
Türk Dünyası 1. Gazeteciler Şurasının Eskişehir toplantısında 30 ayrı Türk cumhuriyeti ve akraba topluluğundan 100 e yakın gazeteci Eskişehir’e gelerek öncelikle Türk Dünyasında çıkan gazete ve yayın organlarının sergisi açılmış ardından milli eğitim bakanı Nabi Avcı’nın katılımı ile zirve gerçekleşmişti. Zirvede çok önemli kararlar alınmış, sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşılmıştı.
İlk kez böyle bir zirve toplanıyordu. Eksiği ile fazlasıyla Türk Dünyası gazetecilerinin Eskişehir zirvesi önemli bir başlangıç olmuş bu zirvenin geleneksel hale getirilerek sürdürülmesi kararı alınmıştı. Bu çerçevede kurucu genel başkan yardımcı oldum. Dünya Gazeteciler federasyonu Türk Dış işleri bakanlığı ve Tataristan ve Dış işleri bakanlığı ile resmi görüşmeler yaparak, Dünya gazeteciler federasyonu ve Tataristan medya birliği işbirliği yaparak, Türk Dünyası ikinci gazeteciler Şurasının Türk Dünyası 2014-2015 Kültür Başkenti olan Tataristan’ın başkenti Kazan’da gerçekleştirilmesine karar verilmişti.
TÜRK DÜNYASI’NIN KALBİ KAZANDA ATACAK
Hazırlıklarımız son aşamaya geldi. 26-29 Mayıs 2015 tarihlerinde Tataristan’ın başkenti Kazan’da toplanacak Türk Dünyası gazeteciler şurası için tüm hazırlıklar ve resmi izinler alınarak Dünya’nın çeşitli ülkelerindeki değişik yerlerden 30 gazeteci Türkiye’den 20 gazeteci ve Tataristan’dan da 50 gazetecinin katılımı ile Türk Dünyası 2. Gazeteciler şurası gerçekleşecek. Zirve çerçevesinde sergiler, çeşitli etkinlikler, kültürel çalışmaların yanı sıra sempozyum ve paneller organize edilecek. Bilimsel toplantılarda Türk Dünyası medyası ile ilgili görüşler ve düşünceler aktarılacak. Kazan’a giden gazeteciler Tataristan ve Kazan ile ilgili tarihi ve kültürel yerleri de gezme imkânı bulacaklar. Tataristan Cumhurbaşkanlığın himayesinde gerçekleşecek zirvenin büyük ilgi görmesi bekleniyor.
TÜRK DÜNYASI BELEDİYELER BİRLİĞİ İLE KAZAN GEZİSİ
Türk dünyası kültür etkinlikleri birçok alanda devam ediyor. Bu etkinliklere gazeteci ve belgesel yönetmeni olarak bizde katılarak hazırladığımız Devr-i Alem belgesel programları olarak katkı sunmayı sürdürüyoruz. Geçtiğimiz yıl Türk dünyası Kültür başkenti devir teslim törenleri için Türk Dünyası Belediyeler Birliği başkanı sayın İbrahim Karaosmanoğlu’nun daveti ile Kazan’a gitmiş, Kazan’da ki kültür etkinliklerini yakından takip etmiştik. Kazan, kültür tarihimizin önemli bir merkezi. Türk Dünyası Belediyeler Birliği üyesi. Sayın Karaosmanoğlu’nun başkanlığında belediyeler birliği heyeti çeşitli resmi temaslarda bulunmuş bizde bu çalışmaları belgesel görüntü haline getirerek televizyon kanallarına vermiştik. “Eskişehir’den Kazan’a Türk Dünyası Kültür Başkenti “ belgeselimiz bugün bir çok televizyon kanalında yayınlanmakta. Türk dünyası gazeteciler şurasının Kazan etkinliklerini de belgeselleştirerek, bir çok televizyon kanalından yayınlanmasına ve sosyal medya üzerinden yayınlayarak tarih ve kültürümüze hizmet edeceğiz..
Tataristan ve Kazan ile bugüne kadar yazdığımız yazıların linklerini sizlerle paylaşıyoruz
http://www.belgeselyayincilik.com/genel/kazandan-idil-nehrine-islam-medeniyeti-belgeseli
http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/baskan-karaosmanoglu-ile-tataristan-turu
http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/tataristan%E2%80%99da-devri-alem
TÜRK DÜNYASI GAZETECİLERİ TATARİSTAN’DA
Türk Dünyası Gazetecileri 26-29 Mayıs 2015 tarihinde, Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti başkenti Kazan’da yapılacak olan “2. Türk Dünyası Gazeteciler Şurasında bir araya geliyor.
İlki, Eskişehir Valiliği, Kültür Başkenti Ajansı, Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı ve Dünya Gazeteciler Federasyonu’nun katılımı ve katkısı ile 2014 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir’de yapılmıştı.
Şuraya, 30 ülkeden 100’ün üzerinde gazetecinin katılması beklenirken, ikincisinin ise, Tataristan Özerk Cumhuriyeti, TATMEDYA ve Dünya Gazeteciler Federasyonu’nun ortak organizesi ve Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı’nın katılımı ve katkısı ile Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rüstem Minnikhano’nun himayelerinde Tataristan Özerk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin katkılarıyla yapılacağı belirtildi.
 Etkinliğin, başta Türk devletleri olmak üzere özere Türk Cumhuriyetleri ile değişik ülkelerde yaşayan Türk toplulukları ve dünyanın farklı bölgelerinde yayın hayatını sürdüren Gazete, Radyo, Televizyon, Dergi, İnternet sitesi gibi çeşitli yayın kuruluşlarının sahip ve çalışanlarının katılacağı bir organizasyon olacağı kaydedildi.
Üç gün sürecek programda, sergi açılışı, paneller ve çalıştayların yanı sıra  Tataristan’ın tarihi, turistik yerleri ile güzelliklerinin görüleceği geziler düzenlenecek.
Dünya Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Menderes Demir, “2. Türk Dünyası Gazeteciler Şurası”nın amacının Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin tarihi, turistik yerleri ve kültürünü Türk Dünyası ve dünyaya yaymak olduğunu söyledi.
Demir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tataristan’da hizmet veren medya mensuplarının Türk Dünyası medya mensupları ile buluşmasını sağlamak, medya mensupları arasındaki bilgi alışverişleri, tanışma, mesleki dayanışmayı temin etmek, problemlerini müşterek konuşarak çözüm yollarını yetkililere iletmektir. Yine meslektaşlarımız ile birlikte Rusya Federasyonu, Tataristan Özerk Cumhuriyeti ve Türk Dünyası’na daha iyi nasıl hizmet edilebiliriz, bu birliktelikten insanlık nasıl faydalanır, bunun yol ve yöntemlerini arayarak hayata nasıl geçirebiliriz.”
GAZETECİLER ESKİŞEHİR’DE BULUŞTU! (22 Mart 2014)
Eskişehir, 3 gün boyunca Türk Dünyası Gazetecileri’ni ağırladı. 30 Ülkeden 300’den fazla gazeteci Eskişehir’de buluştu.
İsmail Kahraman, Avrasya Gazeteciler, Radyocular ve Televizyoncular Derneği Genel başkanı olarak davet edildiği Şûra’da Kocaeli ve Anadolu basınını temsil etti.
 Türk Dünyası Kültür başkenti olan Eskişehir, Türk dünyası Gazeteciler Şûrası’na da ev sahipliği yaptı. 30 ülkeden 300’den fazla gazetecinin yer aldığı Şura’da AGRT Genel başkanı İsmail Kahraman Şura’yı baştan sona takip etti. Şura’da konuşma yapan İsmail Kahraman, Türk dünyası Haber Ajansı’nın kurulması gerektiğini belirtti. Kahraman, Türki Cumhuriyetlerin birbirleriyle iletişiminin sağlaması, doğru haber akışının hız bir şekilde ulaşması için ajansın gerekli olduğunu belirterek böylelikle soydaşların birbirlerinden daha kolay haber almalarının sağlanacağını, ilişkilerin daha canlı tutulacağını belirtti. Kahraman’ın bu önerisi Şura’da büyük destek gördü.
 BAKAN AVCI DA KATILDI
Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği etkinlikleri kapsamında düzenlenen Türk Dünyası Gazeteciler Şurası´na katılan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, internetin habere erişimin merkezine yerleşmeye başladığını söyledi. Anadolu Üniversitesi Öğrenci Merkezi Salonu´nda gerçekleştirilen etkinliğe; Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, Ak Parti Eskişehir Milletvekili Salih Koca, Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, Anadolu Üniversitesi (Aü) Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel, Dünya Gazeteciler Federasyonu Başkanı Menderes Demir, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, yerli ve yabancı basın mensupları ile çok sayıda ilgili katıldı.
 BÜYÜK FIRSAT
Etkinlikte konuşan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, Türk Dünyası Kültür Başkenti kapsamında önemli bir etkinlik daha gerçekleştirildiğini söyledi. Şura boyunca medya ve iletişim ana başlığı altında küreselleşme ve bu süreçte ortaya çıkan iletişim gelişmelerinin konuşulacağını, ayrıca Türk Dünyası Kadın Gazeteciler Zirvesi ile Türk Dünyası Gazeteciler Çalıştayı´nın yapılacağını belirten Bakan Avcı, “Bu sayede, farklı ülkelerdeki basın camialarını temsil eden gazeteci arkadaşlarımızın karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları, birbirlerinin sorunlarını, ufuklarını daha iyi anlamaları, projelerini paylaşmaları için önemli bir fırsat ve imkan doğacak” ifadelerini kullandı. “Modernleşme serüvenimizin lokomotif güçlerinden biri yayınlandıkları dönemin ruhunu taşıyan gazeteler oldu” diyen Avcı, “Dolayısıyla gazetecilik mesleği ve gazetecilerimizle eş güdümlü ilerleyen bir modernleşme süreci yaşadık. Takvim-i Vakayi ve Tercüman-ı Ahval gibi süreli yayınlar, ilerleme ve gelişme serüvenimizin ana durakları oldu. Bildiğiniz gibi gazeteler iletişim aracı olarak önemli bir misyonu temsil ediyorlar ancak gazete zamanla bu gücünü radyo, televizyon ve internet gibi çeşitlenmeye başlayan medya araçlarıyla paylaşmaya başladı” dedi.
 YENİ KAPILAR AÇILACAKTIR
Uzun vadede daha kaliteli haber ve bilgi paylaşımı için yeni kapıların açılacağına inandığını kaydeden Avcı, “Teknolojinin sağladığı imkanlarla, özellikle bilişim teknolojisinde çok farklı uygulamalar doğdu. Cep telefonunun da birey ve toplum hayatına girmesiyle birlikte sosyal medya ön plana çıktı. Nitelikli haber ve bilginin yerini ilk etapta dedikodu, sansasyon ve eğlence almış gibi görünse de gelişen ve yaygınlaşan farklı platformlar aracılığıyla uzun vadede daha nitelikli bir iletişim ağı, kaliteli haber ve bilgi paylaşımı için yeni kapılar açılacaktır. Biz de Milli Eğitim Bakanlığı olarak öğrencilerimizi bu yönde eğitmek, bilgiyle donatmak ve bilinçlendirmek için medya okuryazarlığı dersini programlarımıza koyduk. Fatih Projesi kapsamında kurduğumuz ´EBA Portal´ ile faydalı web içerikleri ve medya hizmeti sunmaya başladık” diye konuştu.
 SOSYAL MEDYA HABERCİLİĞİ
Bilgi ve haberin çok kolay yayıldığı, çok hızlı bir biçimde tüketildiği bir çağda yaşadığımıza dikkat çeken Bakan Avcı, “Böyle bir çağda ilimizde gerçekleştirilen şura, meseleye çok yönlü bakmak açısından büyük önem taşıyor. Hem ülkemizin yerel ve ulusal basın mensuplarının hem de dost ve kardeş ülkelerin basın camiasının katılımıyla gerçekleşen bu organizasyon birbirimize ayna tutmak açısından önemli bir işlev görecek. Konuşmamız ve paylaşmamız gereken birçok mesele var. Birbirimizle paylaşacağımız, birbirimize önereceğimiz veya öğreteceğimiz çok şey olduğuna inanıyorum. Az önce de vurguladığım gibi öyle bir zamandayız ki bilgi ve haber anlık tüketiliyor. Yakın zamanda dergiler aylık/haftalık, gazeteler günlük, radyo/televizyon saatlik bilgi ve haber iletirken, şimdi sosyal medyayla birlikte bilgi ve haber anlık iletiliyor ve tüketiliyor” şeklinde konuştu.
 SIKINTILAR VAR
Avcı, “Lokal haber üretim süreçlerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor” diyerek şöyle devam etti: “Eğitimden kentleşmeye, sağlıktan iletişime kadar her alanda görüş ve önerilerimiz olmalı. Bilgi ve iletişim çağında siz gazeteci kardeşlerimizin iletişimi hayati önem kazanıyor. Bu iletişimin en önemli ortak paydası etik üretmek, içselleştirilmiş basın ilkelerini belirlemek ve küresel bir basın ahlakı oluşturmaktır. Böyle bir iletişimi çok acil ve elzem görüyorum. Bugün haber kaynaklarımızın, gazetelerimizin, yerel, ulusal ve küresel haberlerin büyük bir bölümünü ajanslar karşılıyor. Bu bir mecburiyet çünkü lokal haber üretim süreçlerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Diğer yandan kişisel ve grupsal görüşlerin yönlendirdiği yanlı haber üretimi, haber alma ve doğru bilgilenme hakkını tehdit ediyor. Yorum ve tartışmalarımız da nitelikli ve çok boyutlu bir yapıya kavuşamaması nedeniyle ciddi bir düzey kaybı yaşanıyor. Aynı durum görüntülü ve sesli yayıncılık için de geçerli. Günümüze ait medya biçim ve içeriğine dair standartlar henüz netleşmiş değil. Diğer yandan doğru bilgilendirilme hakkı ve basın özgürlüğü ile kişilerin bireysel hak ve hürriyetleri, kişisel mahremiyet arasında bir denge kurulabilmiş değil. Dünyada habere ulaşmak için televizyon, gazete, radyo ve internet gibi araçların kullanımı üzerine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, internet artık habere erişimin merkezine yerleşmeye başlıyor. Bu noktada şu an gerçekleşen şura tarzındaki etkinlikler ortak aklı oluşturmak anlamında önem kazanıyor.”
 KARACA HEDEFLERİNİ AÇIKLADI
Açılış töreninde ilk sözü alan Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı Başkanı Yılmaz Karaca, “Türk Dünyası 1. Gazeteciler Şurası´nın amacı, başta Türk Cumhuriyetlerindeki gazeteci meslektaşlarımız olmak üzere, Türk Akraba Toplulukları Gazetecileri ve Avrupa ülkelerindeki meslektaşlarımızı bir araya getirmek, onların mesleki ve kültürel paylaşımda bulunmalarını sağlamaktır. Meslektaşlarımızın, öncelikle bulundukları ülkelerin yasalarına uymak kaydıyla daha özgür, daha güçlü ve daha bilinçli gazetecilik yapmalarına öncülük etmeyi, onları değişen ve gelişen medya dünyasıyla buluşturmayı hedeflemekteyiz” dedi.
VALİ ŞURA’NIN ÖNEMİNİ ANLATTI
Türk Dünyası I. Gazeteciler Şurası’nın tarihî bir öneme sahip olduğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna ise “Zira Kültür Başkentliği kapsamında şehrimizde güzel bir ilk’e daha ev sahipliği yapıyoruz” dedi. Şura ile Türk dünyası basınının vizyonu için ortak akıl geliştirmeyi ve bu kapsamda uluslararası bir iş kültürünün temellerini atmayı amaçladıklarını belirten Vali Tuna,  sözlerine şöyle devam etti:
“30 ülkeden 100, yurt içinden de 60’ın üzerinde ilden gelen 250 gazeteci olmak üzere toplam 350 basın mensubu arasında iletişim, diyalog ve mesleki birikimlerin paylaşılacağı bu buluşma, şehrimizde gerçekleştirdiğimiz 250’yi aşan uluslararası etkinliklerden sadece biridir. “Türk Dünyası 1. Gazeteciler Şurası”nda yasalara uygun ve daha bilinçli gazetecilik yapılmasına öncülük etmek, gazetecileri değişen ve gelişen medya dünyasıyla buluşturmak  hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Şura kapsamında düzenlenecek çalıştay, panel, zirve ve sergi ile dünyada gelişen gazetecilik ve iletişim teknolojisi başta olmak üzere, medyanın günümüzde geldiği nokta ve gelecekte biçimleneceği durum da değerlendirilecektir.
 MİLLİ KÜLTÜR
Bir milleti millet yapan unsurların başında millî kültür geldiğinin altını çizen Vali Tuna, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Millî kültürü oluşturan unsurlar arasında da gelenekler, inançlar, bayramlar önemli bir yere sahiptir. Bu çerçevede, Nevruz Bayramı, millî benliğin ve millî kimliğin korunmasını sağlayan ortak zenginliğimizdir. Bu bayram, ayrıca Türk Dünyası’nın gönül birliği için büyük bir fırsattır. Bu fırsatı iyi değerlendirmenizi istirham ediyorum siz değerli gazetecilerden. Ecdadımızın devlet geleneğinde önemli yeri olan Nevruz’u bütün dünyaya iyi anlatmanız, hem millî kültürümüz hem de Türk dünyası gönül birliği için hayati öneme sahiptir. Biz Nevruz denilince Türk dünyasının farklı bölgelerinde Milattan Önce 3. yüzyıldan beri farklı isimlerle varlığını sürdüren coşkulu bir bayram görüyoruz. Biz Nevruz denilince Türk dünyasını görüyoruz. Biz Nevruz denilince farklı din ve mezheplerin sevgi ve hoşgörü ile bir araya geldiğini görüyoruz. Nevruz demek dostluk, barış, huzur ve ümit demektir.”
 TÜRKSOY ÖDÜLLERİ VERİLDİ
TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov ise, Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı´nın iş birliğiyle gerçekleştirilen bu özel organizasyonun, Türkiye ve kurumları arasında mevcut olan iletişimi güçlendirileceğini ve mesleki birikimlerin aktarılmasıyla katılan herkesin fayda sağlayacağını anlattı. Konuşmanın ardından etkinliğe katılanlara teşekkür plaketi verildi. Daha sonra TÜRKSOY Basın Ödülleri; Bakan Avcı, Vali Tuna, Milletvekili Koca, TÜRKSOY Genel Sekreteri Kaseinov tarafından ödül sahiplerine verildi.
TÜRK DÜNYASI GAZETECİLERİ ESKİŞEHİR
DEKLARASYONU-22 Mart-2014
      19-22 Mart 2014 tarihlerinde Eskişehir’de, Türk Cumhuriyetleri ve Türk Akraba Toplulukları ile Avrupa’dan toplam 350 gazetecinin katılımıyla düzenlenen “1.TÜRK DÜNYASI GAZETECİLER ŞURASI”
ESKİŞEHİR DEKLARASYONU:
1.     Türk dünyası medya mensupları arasında iletişim ağı kurularak, karşılıklı bilgi paylaşımı ve işbirliği güçlendirilecektir.
2.     Türk dünyası medya mensupları, evrensel insan haklarının savunulması, bölge ve dünya barışına katkı sunulması yönünde çaba sarfedecektir. Medyada nefret ve düşmanlık söylemlerinin önüne geçilerek sevgi, iyi niyet ve barış dilinin teşvik edilmesi kararlaştırılmıştır.
3.     “TÜRK DÜNYASI HABER AJANSI” adı altında bir oluşumun temel ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Bu sebeple bir haber ajansının kurulması ile ilgili temeller atılmış ve üretilen haberlerin dünyaya ulaştırılmasına karar verilmiştir.
4.     TÜRK DÜNYASI GAZETECİLERİ, Türk dünyasına yönelik hizmet eden tüm kurum ve kuruluşlarla müşterek çalışmalarda bulunmayı taahhüt etmektedir.
5.     Türk dünyasında, basın özgürlüğünün ihlali durumunda ilgili ülkelere gerekli uyarılarda bulunarak, ortak imzalı basın bildirileri yayınlanacaktır. Aynı şekilde tüm Dünyada basın özgürlüğüyle ilgili ihlallerde duyarlı olunacak ve demokrasinin teminatı olarak halkın haber alma hakkı  savunulacaktır.
6.     Türk dünyası kadın gazetecileri, yaşanan problemleri değerlendirerek; “Türk Dünyası Kadın Gazeteciler Derneği”nin kurulmasına karar verilmiştir.
7.     Türk dünyasında basın ve ifade özgürlüğünün, evrensel hukuk çerçevesine oturtulması kaçınılmaz bir zarurettir. Medyaya yönelik sansür kabul edilemez. Ancak, medya da kişi hak ve hürriyeti ile mahremiyetin korunması ilkesine özen göstermelidir.
8.     Anadolu Ajansı’nın; ülke dışındaki Türk medyasına ücretsiz, Türkiye’deki yerel medyaya ise daha uygun ücretle hizmet vermesi beklenmektedir.
9.     Suriye’deki iç savaşta yaşanan dram ve özellikle Türkmenlere yönelik insan hakları ihlalleri şiddetle kınanmaktadır. Hakkında haber alınamayan kayıp Gazeteci Beşşar Kaddumi’nin akıbetiyle ilgili Suriye yetkililerinin açıklama yapması beklenmektedir.
10.  Kırım’daki son gelişmeler kabul edilemez. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü korunmalı ve sorunların çözümü demokratik yollarla sağlanmalıdır.
11.  Doğu Türkistan Türklerine yapılan insan hakları ihlalleri ve dünyanın tutumu vicdanları yaralamaktadır. Uluslararası kurum ve kuruluşlar, Uygurlara uygulanan insanlık dışı muamelenin engellenmesi için gereken adımları atmalıdır. Ayrıca Çin polisi tarafından rejim karşıtı suç işlediği gerekçesiyle gözaltına alınan gazeteci-akademisyen İlham Tohti için dünyada gündem oluşturulmalı ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının gözetiminde yeniden yargılanması sağlanmalıdır.
12.  Karabağ’daki işgal kabul edilemez. Uluslararası toplum, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarını terk etmesini sağlamalıdır.
13.  Irak Türklerinin yaşadığı özellikle Tuzhurmatu ve Kerkük’teki şiddete son verilmeli, Türkmenlerin güvenlikleri ve tüm hakları Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde korunmalıdır.
14.  İran’da yaşayan Türklerin demokratik hak ve özgürlükleri korunmalı. İran’ın Azerbaycan eyaletleri bölgesinde bulunan Urumiye Gölü’nün kuruması, bölgede yaşayan halkın sağlığını tehdit etmektedir. Hem bu sorunun, hem de İran sınırları içerisinde yer alan Türkmensahra bölgesinde yaşanan sıkıntıların giderilmesi yönünde, yeni Cumhurbaşkanı tarafından verilen sözlerin yerine getirilmesini beklemekteyiz. Her iki konuda İran yönetimine yeni bir çağrı yapılmasına karar verilmiştir.
15.  Avrupa’da yükselen ırkçılık ve İslamofobya, Türkleri ve diğer Müslüman azınlıkları tehdit etmektedir. Bu sorunun çözümü için birlikte yaşama kültürünü geliştirici adımlar atılmalıdır.
16.  Afganistan Türklerinin eğitimi konusunda gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.
17.  Bağımsızlığını ilan ederek Türk dünyasına katılma adımı atan ülkelerin uluslararası boyutta tanınmamalarıyla ilgili çağrıda bulunulması kararlaştırılmıştır.
18.  Türk dünyası ülkelerinde yaşayanların iletişiminin çok daha sağlıklı ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için Türkiye Türkçesi’nin, ortak iletişim dili olarak Türk Dünyası toplulukları tarafından benimsenmesi değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkçe’nin farklı lehçelerinin karşılıklı tercümesinin, google başta olmak üzere, internet ortamında yapılmasıyla ilgili olarak girişimlerde bulunulması kararlaştırılmıştır.
19.  Türk dünyasına hizmet eden medya mensuplarına “Türk Dünyası İsmail Gaspıralı Basın Hizmet Ödülü” ihdas edilerek, gelecek yıldan itibaren verilmesi kararlaştırılmıştır. Dünya Kamuoyuna duyurulur (22 Mart 2014)
TÜRK DÜNYASI GAZETECİLER ŞURASI DÜZENLEME KURULU
 Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı
Türkiye Gazeteciler Federasyonu
Dünya Gazeteciler Federasyonu
Türk Dünyası Genç İletişimciler Derneği
Anadolu Spor Gazetecileri Derneği
Avrasya Radyo-TV Yayıncılar Birliği
Türk Dünyası Gazeteciler Şurası Katılımcıları Adına: Türkiye- Azerbaycan-Türkmenistan-Özbekistan-Kazakistan-Kırgızistan-Kktc-Irak Türkleri-Makedonya Türkleri-Suriye Türkleri-Kırım-Abhazya-Çuvaşistan-Gagavuzya-Hollanda-Tataristan-Kosova-Afganistan-Bulgaristan-Doğu Türkistan-İngiltere-Fransa-Belçika-Almanya-İran-Romanya Delegeleri

Gebze’de vakıf kültürü ve Çoban Mustafa paşa

Osmanlı’dan Cumhuriyete Gebze’nin kentleşme sürecine baktığımızda Gebze’de kurulan vakıfların bölgeye çok büyük katkısı olduğunu görüyoruz. Osmanlı arşiv belgeleri incelendiğinde Gebze bölgesi adeta bir vakıf şehri.  Bir çok vakfın Gebze’de hayır hizmeti yaptığını Gebze’nin bugünlere gelmesinde önemli rol olduğu ortaya çıkmakta.
Vakıflar Genel müdürlüğünün bilgi ve belgelerine göre, Osmanlı döneminde merkezi Gebze’de olan ve birçok mal varlığı bulunan Osmanlı vakıf sayısının 10 olduğu başta yerlerde kurulduğu halde Gebze’de mal varlığı olan vakıf sayısı ise 9 olduğu görülmekte. Bilgi ve belgesi bulunamayan çok sayıda vakfın Gebze belgesinde mal varlığı olduğu bilinmekte.
Toplam 19 vakfın Gebze’de faaliyet gösterdiği bunlar içerisinde Çoban Mustafa Paşa vakfının çok ayrı yeri olduğu tarihi belgelerde ortaya çıkmaktadır. Bugüne kadar hak ettiği değer verilmese de Çoban Mustafa paşa Osmanlı döneminde 4 padişah ile çalışmış mal ve mülkünü kurduğu vakıflar aracılığıyla insanlığın hizmetine tahsis etmiştir.
Tam anlamı ile bir vakıf adamı olan Çoban Mustafa Paşa’nın Gebze bölgesindeki külliyesi ve vakıf malları 500 yıldan beri insanlığa hizmet vermektedir. Mustafa Paşa’nın sadece Gebze bölgesinde değil, başta İstanbul olmak üzere, Eskişehir il merkezindeki Kurşunlu Camii ve külliyesi, Gebze’deki Mustafa paşa külliyesinin adeta bir kopyası konumundadır.  Edirne bölgesi, o günkü Bulgaristan’ın Sivringirat şehri (Cisri Mustafapaşa- Köprüsü ) Filibe, Silistre gibi Bulgaristan da  bir çok yerde vakıf malının olduğu bilinmekte. Makedonya’nın başkenti Üsküp de de adına yapılan Mustafa paşa Camii ve Makedonya’nın bir ok bölgesinde vakıf mallarının olunduğu tarihi belgeseller ile ortaya çıkmaktadır. Rodos’un fethini gerçekleştiren Mustafa Paşa’nın Rodos’da da çok kıymetli vakıf mallarının olduğu bilinmekte.
Bu kadar önemli bir kişiliğe sahip kurduğu vakıf ve hayır hizmetleri ile 500 yıldan beri insanlığa hizmet eden ve gönüllerde yaşayan Çoban Mustafa Paşa’nın hayatı eserleri ve yaptığı hizmetler ile ilgili yeteri kadar araştırma yapılmaması hayatı hakkında doğru dürüst bir bilginin olmaması, Gebze kültürü adına büyük bir eksiklik. Mustafa paşa ile ilgili ciddi çalışmalar yapılmalı, uluslararası Çoban Mustafa paşa ve vakıf hizmetleri adı ile bir sempozyum organize edilmeli, Mustafa Paşa’nın feth ettiği vakıf hizmetlerinin olduğu tarihi eserler tek tek ortaya çıkartılarak, Çoban Mustafa Paşa’ya vefa borcu ödenmelidir.
Başta Türkiye olmak üzere, Osmanlı coğrafyasının birçok yerinde Mekke’yi mükerreme Medine’yi münevvere ve Kudüs’ü şerif te bile vakıf eserleri olan Çoban Mustafa Paşa’nın kurduğu vakıflar ve vakıf eserleri tek tek tespit edilip ortaya çıkartılmalı. Bugünkü durumları görsel doküman haline getirilerek Mustafa Paşa’nın yaptığı eser ve hizmetler Gebze meydanında sergilenmelidir.
Çoban Mustafa paşa ile ilgili bugüne kadar çok önemli bilimsel araştırma yapan akademisyenlerin araştırmaları mutlaka derlenmelidir. Başta ünlü tarihçilerimizden Merhum İbrahim Hakkı Konyalı, Araştırmalı gazeteci merhum Refi Cavat Ulunay, Prof. Dr Semavi İyice gibi diğer araştırmacı, öğretim üyeleri ve bilim adamlarının yaptığı araştırmalar derlenerek bir araya getirilmelidir.
Mustafa paşa Külliyesinin yıkılıp yok olmasını önlemek için bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Merhum Başbakan Menderes’in talimatı ile Çoban Mustafa Paşa’da tamirat başlatıldı. Türkiye’nin ilk mimarlarından Merhum Cahide Tamer Hanım efendinin 1961 ile 1970 yılları arasında restorasyonu tamirat dönemindeki verileri ve fotoğrafları bir araya getirilmeli. Tamiratın nasıl yapıldığı bilgi ve belgeler ile derlenmelidir.
En önemlisi bizzat Çoban Mustafa paşa tarafından vakfedilen ve bugün bir çok eserin ortada olmadığı Çoban Mustafa paşa Kütüphanesindeki kitaplar ortaya çıkartılmalı. Türk İslam eserleri müzesindeki Çoban Mustafa paşa kütüphanesine ait kitapların birer kopyası çıkartılarak, tüm bilgi belge, kitap ve dokümanlar bugünkü Çoban Mustafa paşa Külliyesindeki Kütüphanede Çoban Mustafa paşa müzesi adı ile ziyaretçilerin bilgisine sunulmalıdır.
Gebze’nin kentleşmesinde çok büyük emeği olan başta Çoban Mustafa paşa vakfı olmak üzere Gebze’de kurulan 19 Osmanlı vakfı ile ilgili Gebze’nin yetiştirdiği Araştırmacı ve eğitimcilerden Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr Gülfettin Çelik tarafından 16-19 yüzyıl Gebze sosya ekonomik bir inceleme başladığı altında kitap haline getirilmiş, kitabın basımına merhum Gebze Belediye Başkanı Ahmet Penpegüllü destek sağlamış, Gebze Gazetesi tesislerinde basılan kitap bugün bir çok kütüphane ve eğitim kurumlarında bulunmakta. Söz konusu kitaptan Gebze bölgesindeki vakıflar ile ilgili Sayın Çelik’in yaptığı araştırmanın bir bölümünü sizlerle www.gebzegazetesi.com adresinde paylaşıyorum
GEBZE KAZASINDA KURULU VAKIFLAR
Yazan  : Prof Dr. Gülfettin Çelik
(Öğretim Görevlisi ve Araştırmacı )
Osmanlı devlet yapısı içinde bazen bir nahiye bazen bir kaza merkezi olarak var olan Gebze kasabası gerek bu hususlardan ileri gelen, gerek önemli bir coğrafi yerde kurulu bulunmasından kaynaklanan sebepleri  ile bazı kurumların mevcut olduğu bir yerleşim birimi olmuştur. Bu kurumlar, o düzeydeki bir yerleşim biriminde varolan idari ve adli  kurumların dışında vakıf, zaviye, imaret ve kervansaraylardır. Asırlar boyunca varlığını  ve işlevini devam ettiren bu kurumların Gebze’nin sosyal ve ekonomik hayatındaki yeri önemlidir.
Osmanlı sosyal ve ekonomik yapısında vakıfların büyük önemi vardır. Zira vakıflar bu tür ülke  sathına  yayılmış kurumlar olarak sosyal hayattaki  önemli belirleyicilikleri yanında, iktisadi bakımdan da sistemin ayrılmaz bir parçası durumundaydılar.
Osmanlı Devleti  mali  sistemi merkez hazinesi tımar sistemi ve vakıflar  üçlüsüne  dayalı idi. İslam  hukukuna göre vakıflar özel mülke  konu olsalar da gördükleri  fonksiyon itibariyle birer  kamu  kurumu  niteliğindedirler. Bu bakımdan vakıflar aynı zamanda sosyal yapının da çok önemli bir belirleyicisi durumundaydılar.
Bunun  önemli bir misali Gebze  kazasında görülebilir. Gebze’nin, henüz fethedilip Osmanlı toprağı olduktan sonra sahip olduğu ilk kurumlardan birisi Sultan Orhan’ın vakfı olan topraklardır. Sultan Orhan’ın kurduğu bu vakfın Gebze’nin bir İslam şehri olmasında etkisi  büyüktür. Yine  benzer bir şekilde Gebze ikinci kez Çelebi Sultan Mehmet tarafından  fethedilince  Darıcı (Darıca) karyesi Sultan Mehmed’in Bursa’da kurduğu vakfına bağlanmıştır.Bu dönemde bizzat devlet erkanı tarafından kurulup geliştirilen vakıf müessesinin misalleri olarak Gebze’de Osmanlı dönemi boyunca  çok sayıda vakıf kurulmuş veya bazı yerleşim yerleri  başka beldelerdeki vakıflara gelir olarak  ayrılmışlardır.
Gebze’de kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Osmanlı döneminde şu  vakıflar kurulmuştur.
GEBZE’DEKİ VAKIF MALLARINDA YAPILAN VURGUN VE TALANLAR VİCDANLARI SIZLATIYAR..
      GEBZE’DEKİ 19 OSMANLI VAKFININ YÜZLERCE TRİLİYONLUK MALLLARI KİMLERDE?
* Vakıflar haftası dolayısı ile gazetemiz Gebze’deki vakıflarla ilgili önemli yazılar kaleme alıp yazmıştı. Gazetemizin haberleri ile ilgili çok önemli tarihi belgeleri bugün kamuoyuna açıklıyoruz. Gebze’de Osmanlı döneminde 19 vakıf kurulmuşu. Bu vakıfların Gebze dışın dada birçok mal varlığı bulunuyor. Asırlarca bir birinden güzel hizmetler üreten ve halka büyük hizmet veren Vakıf mallarındaki vurgun ve talanlara kurban gitmesi vicdanları sızlatıyor.
* Gazetemiz Gebzeli tarihçi ve araştırmacı  Prof. Dr. Gülfettin Çelik’in  Gebze’deki vakıf mallı ile ilgili yaptığı tarihi  belgelere dayanan araştırmayı  vakıflar haftası dolayısı ile  gündeme getirip yetkililerin  ilgisine sunuyoruz. Özellikle siyasiler, Belediye başkanları ve milletvekillerini konuya el koyarak bu  kıymetli vakıf malları kimlerin eline geçtiği  araştırılıp kamuoyuna açıklanmalı. Katrilyonluk mal varlığına sahip olan  Gebze’deki vakıfların malları özel şahısların eline geçtiği için bugün bu vakıfların camii, külliye ve hamamları  parasızlıktan çökmek üzere.
  MERKEZİ GEBZE’DE OLAN  10 OSMANLI VAKFININ  EN  BÜYÜĞÜ..
GAZİ  ÇOBAN MUSTAFA PAŞA İMARETİ VE VAKFİYESİ
1523 yılında Gazi Mustafa Paşa’nın  kurduğu imaret bir cami, 16 hücreli bir medrese 13 hücreli bir hangah, 12 adet sofra  hücresi olan 7 tabhane, 1,kervansaray, 2, ahur, 1 kiler, 1 mutfak, 1 yemek salonu, 1, fırın, 1 odun ambarı, 1 türbe ve 2 oda  kütüphaneden  müteşekkil önemli bir eserdir.İlk kuruluş  döneminde Mustafa Paşa  bu müştemiletan kütüphanesine 46 cilt  tefsir 30 cilt hadis şehleri, 25 cilt usul  ve furu’metin ve şehleri 17 cilt fetva. 47 cilt kelam ve saire olmak üzere 165 kitap vakfetmiştir. Ancak vakfın bütün  mal varlığı bu kadar değildir. Vakıfın gerek buruda  gerek  devletin diğer bölgelerinde kendisine  gelir alanı olan çok sayıda müştemilatı vardır. İlk dönemlerde Gebze’nin önemli kısmı bu vakfın arazidir. Gazi Mustafa Paşa, kurduğu vakfa gelir olsun diye birçok dükkan ve diğer akarı  vakfetmiştir. Bunlar; Gebze’de bulunan 98 adet dükkan, bozhane, başhane  ve bir aşçı dükkanı, Eskihisar köyünde beş fırın filibe’de (Bulgaristanda)  değirmenler, Edirne’de  bir handır. Ayrıca  Domuzluca karyesini de satın alarak vakfa gelir olarak vakfetmiştir.
    ÇOBANMUSTAFPAŞA VAKFININ MAL VARLIKLARI..
  Vakfın mal varlığı gelir ve giderleri  zaman içinde daha da artmış  çeşitli  bölgelerdeki han, hamam, dükkan gibi icareler ile çeşitli  tımar arazilerinin bazı gelirleri vakfa  bağlanmıştır. Ayrıca  Haremeyn-i Şerifeyn evkafına  bağlanan vakıf, bu vakfın gelirlerinden de istifade  etme imkanı bulmuştur.
    Gazi Mustafa Paşa Vakfının gelir ve gider alanları ile vakfa bağlı  olan yerler (zaman içinde değişim  göstermekle beraber) kayıtlardan  çıkarılabildiği ölçüde  tesbit  edilebilir. 1811 yılı muhasebe kayıklarına göre vakfın bu tarihteki gelir  getiren mal varlığı şunlardan ibarettir.
İstanbul’un çeşitli yerlerdeki dükkanlar ve bir han, Rumelihisar’nda mahzen  ve dükkanlar, Edirne’de dükkanlar, Selanik’de  dükkanlar ve bir han,  Eskihisar Köyünde  bir dalyan, Gebze’de dükkanlar( bu dükkanların bir kısmı Han-ı Kebir adı ile anılan handadırlar. Bir tanesi ise  vakfa bitişik olan bir  demirci dükkanıdır) ve bağlar, Karamürsel, Edirne, Rusçuk, Silistre, Selanik ve Gebze’de  hamamlar, Eskihisar’da otlak ve kışlak gelirleri bostan gelirleri, mukataa, civar köylerden sağlanan öşür gelirleri ve kirada bulunan bekar evleridir.
 1827 yılı muhasebe kayıtlarında  bunların yanında farklı olarak vakfın gelir getiren mülkü içine Kapudan Mustafa Paşa Hanı Samatya’da  bostan Burusa (Bursa)’da han ve hamamlar da görülmektedir,
   ÇOBAN  MUSTAFAŞA VAKFININ  GİDERLERİ..
 Vakfın giderleri Gebze’de vakıf bünyesinde mevcut  olan imaret, kervansaray ve camiinin giderleri ile Eskişehir’de var olan  Cami ve imaretinde vaki medresedeki  talebeler ile ehl-i fukaraya, Edirne ve diğer bazı  yerlerdeki giderlere  ayrılan  masraflardır. Bunlar, Eskişehir’de var olan cami ve imareti ile  vakfın bizzat inşa ettiği medresesindeki fakirler ile talebelerin zahire  giderleri, bunların fodulaları masrafları, Gebze’deki  imaretin  cami ve medresesinin görevlerine ödenen maaşlar bunların giyecek masrafları taleselerin giderleri, mutfak giderleri, vakfın geliri  olarak toplanan zahirenin  Asitane-i Saadet’e (İstanbul) nakli  masrafları, camiinin  kandil yağı ve mumu masrafları, tamir ihtiyacı olan vakfın mallarına  ayrılan paralardan oluşturmaktadır.
Bu giderlere ayrılacak para yukarıda belirtilen mukataa ve kira  gelirleri  tımar arazilerinin vakıfça  toplanan gelirleri yanında  Haremeyn-i  şerifeyn evkafından alınan gelirlerden sağlanmaktadır. Ancak Haremeyn-i şerifeyn Evkafına Gazi Mustafa Paşa Vakıfının da bazı ödemeleri olabilmektedir,
 Vakıfın gelir ve giderleri dönemlere göre değişmektedir. Zaman  içinde artan gelir ve giderlerdeki  değişim  aynı oranda olmamıştır. Özellikle Merkezi  Hazine’de meydana gelen yüksek gider artışları üzerine vakıf  gelirlerine de el konulması bini temin edici bir yöntem olarak bazı  mükellefiyetlerin vakıflara  yükletilmesi bu dengesizliğin en önemli nedenidir.
18. yüzyıl sonlarında merkez maliyesinde ortaya çıkan önemli gider artışları  vakıfların gelir  ve giderlerinde ve yükümlülüklerinde bazı  değişimleri beraberinde  getirmiştir. Merkez hazine giderlerinde görülen artışlara karşılık gelirlerde  de aynı  oranda  bir artış olmaması vakıfların gelirlerine el uzatılması  sonucu  ortaya çıkarmıştır. Bunun yolu  olarak  da bazı  kamu giderleri vakıflara  yükseltilmiştir. Mustafa Paşa  Vakfının da yaşadığı  benzer bir durumdur. Vakıflar  gelirlerinde dönem sonlarına  doğru  bir azalma olmasına rağmen giderler sürekli artmaktadır. Özellikle vakıfların gelir alan görevlilere  ödenen yüksek tutarlar giderlerde önemli bir yekün tutmaktadır.
 Vakfın Gebze ve Eskişehir’deki imaretinde, medrese ve camilerinde hizmetli bulunan duagüyan ve huddamın 1698 tarihindeki mevcut adedi 307’dir.
Bunların yıllık maaş giderleri  ise 393.120 akçeye ulaşmaktadır. Giderlerin azaltılabilmesi gayesine  matuf olarak bu tarihte 87 kişinin görevlerinin sona erdirilmesine karar verilmiştir.
   MERKEZİ GEBZE’DE BULUNAN OSMANLI VAKIFLARI..
2.. AKÇAKOCAOĞLU İLYAS BEY VAKFI
Orhan Gazi’nin kumandanlarından Akçakoca’nın oğlu  ve Gebze’ye ilk olarak  atanan kadı olduğu  rivayet edilen İlyas Bey Gebze’de bir zaviye, mescid ve mektep  yaptırarak  bunları vakfetmiştir. Vakfın 18. yüzyılda şeh Kavağı ve Kartal nahiyelerinde mezra  arazisi mülk  toprağındandır.
3 MEHTER SİNAN VAKFI
Gebze’de Mustafa Paşa mahallesindeki Mehter Sinan Mescidi vakfıdır.
4. DARICA’DA DERGAH-I MUALLA YENİÇERİLERİNİN PARA VAKFI
Dergah-ı Muallam Yeniçerilerinin kurduğu bir para vakfıdır. Kredi müessesesi vazifesi görerek, talibine para veren bir vakıftı.
5. SULTAN ORHAN VAKFI
Gebze fethedilince Sultan Orhan Gebze’de kendi  kurduğu vakfın  karyesi  olan şems köyü ile Gebze şehir bölgesini değiştirmiş, burasını şehirliye temlik etmiştir. Bu arada kurulan Sultan Orhan  Vakfına da  çeşitli  gelir kaynakları ayrılmıştır. Danişmend köyü  bunlardan birisidir. Ayrıca  Tonuzluca ve Tuzla karyerleri de bu vakfın karyerlerindendi.
 Muhsabe kayıtlarına göre Gebze’de kurulu Sultan Orhan Vakfı 1700 yılında  mukataa malları ve cizeye  gelirlerinden toplam olarak 166.110 akçe geliri ve 166.410 akçe de gideri vardı. Bu meblağın dökümü  Tablo 3’ten takip edilebilir.
Buna  göre  vakfın çeşitli  yerlerde gelir getiren mukataası vardır. Ayrıca gayr-ı müslimlerden alınan cizeye gelirlerinin bir kısmı da vakfa  gelir olarak  bırakılmıştır. Giderlerin ise büyük bir kısmı camide  görevli bulunan hizmetliler ile iman, vaiz, hatip vs. görevlilere  ayrılmaktadır. Ayrıca camiinin  masrafı olan balmumu, kandil yağı ve vakfa ait olan hububatın satılmak üzere  maledilmesi için kiralanan gemilere  ödenen navlun-ı şegine  giderleri de önemli bir yekünü tutmaktadır. Bunun yanında vakfa yükletilen avaid türünden masraflar ve vakfın çeşitli tamirat giderleri gibi sabit giderler de  vakfın tabii masraflarındandır. Bundan başka bir önceki mütevelli döneminde ortaya çıkan mukataa zararı da sözkonusu yıl giderleri içindedir.
6 KADI FAZLULLAH EFENDİ VAKFI
 İlyas Bey’in damadı olduğu rivayet edilen Kadı Fazullah Efendi’nin kurduğu vakıftır. Çeşitli  yerlerde mal varlığı vardır. Bunlar 16. yüzyılda çeşitli tarlalar, çok sayıda dükkanlar, bir bağ bahçe yeri,  bostanlık, dolap kuyusu ve bir  handırlar. Ayrıca  1742 tarihinde Pendik köyündeki bir han da bu vakfın gelirleri arasında idi. 1831 yılı muhasebe kayıtlarına göre vakfın gelir kalemleri Pendik ve Çengel köyleri mukataaları ve onlara bağlı yerlerden sağlanan iltizam gelirleri  vakfa öşür veren yerlerden sağlanan gelirler (bu tarihte  toplam 58 kile hurubat gelir olarak alınmıştır.) menzilhanede bulunan bir kahvehaneden bulunan bir hane ev kirası ve yine Gebze’deki  Kutbeddin Vakfından iki senede bir mutad olarak alınan gelirlerden ibarettir.
Gelir ve giderler kalemlerinden elde edilen sonuca  göre vakfın gelir ve gider alanları sınırlıdır ve giderler giderleri karşılamaktadır. Giderler zaviyedeki  harcamalara ayrılan zahire giderlerinden ibarettir. Ayrıca zaviyeye yapılan yiyecek  masraflarının bir kısmı öşürleri vakfa gelir olarak ayrılmış bulunan bazı köylerden ayni olarak alınan öşürden karşılanmaktadır. Ancak bunlar yetersiz kaldığından para karşılığı da erzak alınmaktadır.
7. KUTBETTİN ÇELEBİ VE SEYDİ ÇELEBİ BİN KEMALETTİN VAKFI
Kadı Fazlullah’ın  torunlarından bulunan Kutbeddin ve Seydi  Çelebi Gebze’de  bir zaviye  ve kütüphane yaptırarak  buralarını vakfetmişlerdir. Bu kütüphanede birer cilt Bezzazi, Kuduri, Camiu-l Fusuleyn Sibah-ı Cevheri Muğrib, Kadı Han Molla Cami, Vikaye, iki cilt Hidaye kitapları mevcuttur. Ayrıca İznikmid’deki bir hamam ve bu vakıfça icara verilmek sureti ile işletilmekteydi.
8 KUTBEDDİN BİN İSMAİL BİN HOCA FAZULLAH VAKFI
Nehrike köyünde  binası, fırın ve iskelesi olan bir değirmen, parlu köprüsü  yakınında  iki değirmen, Küçügen suyu üzerinde bir değirmeni bulunan bir vakıftı.
9. FENARİZADE VAKFI
Çotak Karyesi’nin gelirlerine malik olan bu vakıf bu karyenin öşr-ü bostan, öşr-ü kovan, rusum-ı raiyyet ve sair rusumları denetlemekteydi. Ayrıca vakıf 1836 yılında  Gebze’ye merbut bulunan Cuma karyesinde (köyünde) toplam 24 tarlanın üçte birer hissesine Haremeyn-i şerifeyn Evkafı ile birlikte sahipti.
10. GEMİCİLER VAKFI
Sultan Orhan Marmara Denizi’nde gemiciliğin  gelişmesi için Gemiciler karyesinin beş çiftliğini bu vakfın geliri  olarak vermiştir. Ancak son dönemde  bunlar harap bir  durumda kaldıklarından daha farklı olarak işletilmektedirler
———–
GEBZE’DE MAL VARLIĞI OLUP GEBZE DIŞINDA KURULAN VAKIFLAR’IN SAYISI 9
 * Merkezi Gebze dışında İstanbul ve Bursa gibi yerlerde olmasına rağmen Gebze’de  mal varlığı bulunan vakıfların   sayısı   9  Bu vakıfların büyük bir kısmı bugün şahısların mülkiyetine geçmiş durumda. Gebze’de vakıf mallarının dökümü acilen çıkarıp envanter hazırlanması gerekiyor.
  Yukarıda belirtilenlerin dışında  Gebze  kazası dışında  kurulu olup burada mal varlığı bulunan vakıflar da vardır. Bu vakıflar da şunlardır.
 1- Sultan Çelebi Mehmed’in Darıca Mukataası Vakfı: Darıca mukataası  merkezi Bursa’da olan vakfın gelirlerindedi.
2- Bostani Ortası Vakfı: Dil iskelesini işletmekteydi
3- Hz. Eba  Eyyüb’l-Ensari Vakfı: Hereke ve Kadıllı Karyeleri bu vatfın gelirlerindendi.
4- Bostancıbaşı Abdullah Vakfı: İstavroz karyesi reayasının vergileri bu vakfın gelirlerindendi.
5- Bursa’da kurulu Yıldırım Bayezid Vakfı: Tuzla Karyesi bu vakfın
6- Valide Sultan Camii Vakfı: Merdubanlı-yı Büzürg (Büyük Merdivenli) karyesi Vakfın gelirlerindendi.
 7- Sultan Selim Han Camii şerifi Vakfı: Gebze’de iki karye bu vakfın gelirleri arasındadır.
8- şehzade Sultan Mehmet Vakfı: Maltepesi (nam-ı diğer Ören) bu Vakfın gelirlerindendir.
9- Sultan Ahmed Camii şerifi ve İmareti Vakfı: Sultan Ahmed’in İstanbul’da inşa ettirdiği cami-i şerif ve imaretine gelir sağlamak gayesi ile kurduğu vakıftır. Bu vakfın çeşitli gelirleri yanında İstanbul ve içlerinde Gebze kazası iskelelerinin de olduğu Marmara Denizi iskelelerinden mal alan, buraya mal getiren mütemekkin ve gayr-ı mütemekkin gayrı-ı müslim tüccarın rüsüm-ı masdariyeleri , kapdanlıkları bac ve kantariye rusumları da gelirlerindendir.
 Osmanlı Vakıf sistemi gerek ekonomi gerek sosyal yapının birçok alanına nüfuz etmiştir. “Sosyal Gruplar ilişkisi ” başlığı altında ele alınacağı gibi vakıf sistemi tımar sistemi içine de girmiş ve önemli miktarda mali kaynakları denetlemiştir. Mevcut vakıf köyleri  ile varolan ilişkiler sadece para yönlü olmamıştır. Vakıf gerek camileri ve imaretleri ve gerek medreseleri ile de sosyal hayatın her yönünde etkili olmuştur.

Gençlik bayramı ve tarih bilinci

19 Mayıs 1919. Türk zaferler tarihinde önemli bir yeri var. Ancak bunun öncesi de var. Neden Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı, neden Karadeniz bölgesinde Kuvayi Milliye hareketi başladı. Biraz bu geçmişe doğru yolculuğa çıkmak gerek. Biz 19 Mayıs nedeniyle tarihe not düşüp zamana noterlik yapmak istiyoruz.
Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmak demektir. Atatürk cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. Ancak ne yazık ki devlet olarak gençlerimize yeterince sahip çıkmadık. Bugün on binlerce gencimiz ne yazık ki işsiz, birçoğu üniversite eğitiminden mahrum kalmış durumda. Gençlerimize ne bir üniversite verebildik Gebze’de ne de onlara iş imkânları sağladık. Birçok gencimiz işsiz, birçoğu da asgari ücretle geçimini sağlıyor. Bugün gençlerimize sahip çıkma günüdür.
GENÇLİK BAYRAMI VE KURTULUŞ SAVAŞI
    Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor bayramı. Gençlere yönelik tarih ve kültür bilinci için televizyon programları, belgeseller hazırlayıp, konferanslar veriyoruz. Gençlere
yönelik tarih bilinci kampanyası başlatmayız. Gençlik bayramı dolayısıyla “Samsun’dan Anadolu’ya kurtuluş savaşı belgeseli filmi hazırladım. Bugün bir çok Tv Kanalında yayınlanan bu belgesel ayrıca www. belgeselyayincilik.com sitesinden izleyebilirsiniz
    19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramını kutladığımız bugünlerde 2014 – 2015 eğitim yılının sonuna da gelmiş bulunuyoruz. Gençlerimizin ciddi tehdit ve tehlikelere maruz kaldığı bir dönemde çocuk velisi olmak gerçekten çok zor. Önemli olan zoru başarmak ve gençlerimizi geleceğe hazırlamak için bilinçli olmaktır.
    Gençleri çok iyi yetiştirmenin yolu çok iyi eğitimden geçiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği yardım miktarları belli. Her yıl Gebze bölgesindeki okullarında birçok sorun yaşanıyor. Malzeme eksik, hizmetli yok, yakacak sıkıntısı yaşanıyor. Okullara ilgi göstermek sadece devletin görevi değildir. Velilerimize de büyük görevler düşüyor. Veli olarak okullara bu yıl kaç kez gittik? Bu yıl çocuklarımızın karne ve diplomasını kendimiz almak için okula gitmeliyiz.
    Gebze bölgesinin eğitim sorunu çözmek için hükümet ve milletvekillerine de büyük görev düşüyor. Her eğitim yılı açılışında velilerden zorunlu bağışı yasaklayan Milli Eğitim Bakanından Gebze bölgesinin derslik ve yüzlerce öğretmen açığını çözmesini istiyoruz. Devletin Anayasa teminatı altında olan eğitimdeki sorunların çözülebilmesi için şimdiden gelecek eğitim yılına hazırlanmalı. Şimdiden yeni bir sayfa açıp Devlet, Vatandaş, Veli ve Sanayici işbirliği ile, “Gebze Eğitimine destek kampanyası başlatmalıyız.
    Evet, veliler ve okul koruma dernekleri çok sevdiği çocuklarının geleceği için ortak çalışma yapmalı. Okul yönetimi her ay velileri toplayıp hesap vermelidir. Tüm okurlarımı bu yıl çocuklarının karnesini bizzat kendilerinin alması için okula davet ediyorum. Geleceğin Türkiye’sini emanet edeceğimiz gençlik için, devletin öncülüğünde veliler, okul yönetimi ve koruma derneklerine tarihi görev düşüyor. Geleceğin gençleri olacak çocuklarımız ülkemizin ve bizim geleceğidir. Atatürk ün gençlere armağan ettiği,19 Mayıs bayramını kutladığımız bu gün geleceğimiz olan gençlere ne kadar sahip çıkıyoruz.
   19 Mayıs Türk tarihi için önemli bir gün. Ben bir şehit torunu olarak tarihimize gereken değeri vermeye çalışıyor ve kurtuluş savaşıyla ilgili gerçekleri araştırmaya çalışıyorum.   Bu bağlamda Devri Alem ve belgesel yayıncılık olarak Samsun, Merzifon, Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’da çektiğimiz belgesel TV programlarını birçok TV kanalında yayınlattık.
19 Mayıs 1919 tarih ile Türk Milleti, kendi makûs talihini tersine döndürmeye başlayarak, esaret altında var olunamayacağını ve kutsal vatan topraklarımızın ilelebet işgal edilemeyeceğini tüm dünyaya kabullendirdi. 19 Mayıs 1919 da Samsun’dan yakılan özgürlük ateşi,  23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte kısa sürede dalga dalga tüm yurda yayıldı. Bugünkü mevcudiyetimizi ve özgürlüğümüzü o günlere borçluyuz.
MİLLİ MÜCADELEDE KARADENİZ’İN ÖNEMİ
 Karadeniz’in kurtuluş savaşında, Türk zaferler tarihinde önemli bir yeri vardır. Karadeniz kurtuluş savaşından önce düşman işgalinden kurtulmuştu. Düşman işgalinden kurtulması nedeniyle en emin bölge Doğu Karadenizdi. Atatürk’ün Samsun’a çıkıp Amasya genelgesinin yayınlamasının ve Erzurum kongresinde toplanmasında Karadeniz mebuslarının büyük önemi vardı. Bu bölgelerden delege toplayarak Erzurum kongresi yapılmış ve milli mücadelenin başlama kararı alınmıştı. Evet, bu açıdan Karadeniz’in Kurtuluş Savaşı’ndan önce 1918 yılında kurtulduğunu bilmek çok önemli.
 Önemli bir dönüm noktası 19 Mayıs. Ama onun öncesi bilmek tarihi hatırlamak gerekiyor. Tarih bir milletin aynasıdır. Ne kadar çok tarihe geçmişe bakarsak o kadar çok geleceği görürüz. Geçmişi olmayanların geleceği olmaz. Evet, her şey 19 Mayısta başlamadı. Ondan öncesi de vardı. Hatta binlerce yıllık tarihi geçmişimiz var. Tarihi geçmişimizle gurur duyuyor ve tarihimiz geleceğimizdir diyoruz.
İKİNCİ ÇANAKKALEMİZ: HARŞİT SAVUNMASI
19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı’nın başladığı tarih ancak ondan 1916 yılında bir Harşit savunması var. Harşit, Türkiye’nin ikinci Çanakkale’sidir. Bir Çanakkale geçilmedi bir de Harşit geçilmedi. Harşit neresidir diye sorsak bugün tarihçilerin de bilgisi yok hatta Karadeniz’e gelenlerin de bilgisi yok. Harşit, Trabzon-Giresun arasında Gümüşhane kop dağı bölgesinden sahile inen büyük bir vadi ve önemli bir Karadeniz’in en uzun ırmaklarından biridir. Tam 16 ay Ruslar buradan geçemediler. 1916 yılında buraya geldiler, 1917 yılının sonlarında Erzincan antlaşmasıyla buradan çekildiler.
HARŞİT MÜCADELESİ SÜRÜYOR
Ölüm kalım mücadelesi verildi burada. Kafkasların son savunma hattı. Sarıkamış bozgunu burada durduruldu. Harşitte bir ölüm kalım mücadelesi verildi. Harşit’ten geçseydi Ruslar İstanbul’u işgal edecekti. Trabzon’un kurtuluşu, Harşit savunması, Karadeniz destanı çok önemliydi. Kurtuluş Savaşı’na Anadolu Karadeniz sayesinde hazır hale getirilmişti. Bugün bir mücadele veriyoruz. Diyoruz ki Türkiye’nin ikinci Çanakkale’si olan Harşit mücadelesi Türkiye gündemine gelsin. Kafkaslarda ki şehitlikler perişan halde şehitler Fatiha bekliyor. Harşit’in karargah merkezi Giresun Espiye ilçesi arpacık köyünde ki karargah binası çoktan çökmüş durumda. Harşit, Karadeniz Erzurum kongresinde büyük önemli rol üstlenmişti. 19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramı nedeniyle tarihe bir yolculuk yapalım istedik. Milli Parklar Genel müdürlüğü ile görüştük. Harşit ve Kafkas şehitlikler bakımlı hale getirilsin, milli park ilan edilsin ve onlara vefa borcumuz ödensin istedik. Bunun mücadelesi devam ediyor devam da edecek,  Harşit korunacak ve biz de Harşit mücadelesini ekranlara getireceğiz.
MİNNET VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ.
Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerini gezen bir gazeteci ve TV belgeselcisi olarak ,  lise ve üniversite öğrencilerine kurtuluş Savaşı’nın geçtiği Polatlı, Haymana, Sakarya ovası,  Afyon, Kütahya ve Eskişehir bölgesi gezdirilerek milli tarih bilinci verilmesini tavsiye ediyorum. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bu vatan için verdiği mücadele tarihin yazıldığı yerlerde gençlerimize öğretilmeli.  Bu vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Gençlerimizin bayramını tebrik ediyorum.

Çoban Mustafa Paşa’nın Gebze’de yok olan kütüphanesi

Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesinin en önemli özelliği kütüphanesinin bulunması. Gebze Meydanına bakan kapının üst katındaki iki odadan oluşan tarihi mekan Çoban Mustafapaşa tarafından kütüphane olarak yapılmış ve kütüphanede el yazması kitaplar paha biçilmez değerde binlerce önemli kitaplar vardı. Kütüphane ile ilgili birçok araştırmacı buraya gelip araştırma yapmışlardı. Kütüphaneyi en son gören araştırmacılardan birisi de 1940’lı yıllarda Gebze’de araştırma yapan merhum gazeteci yazar Refi Cevad Ulunaydı. Ulunay kütüphanenin değerli olduğunu ve içindeki kitapların çok kıymetli olduğunu yazarak şu tespitte bulundu, “ilerde araştırmacı yapacaklar için böyle bir kütüphanenin önemli bir kaynak olabileceği muhakkakdır. Tarihi nitelikte kütüphanenin mutlaka korunması gerekmektedir.” Tespitinde bulundu.
ÜNLÜ TARİHÇİ İBRAHİM HAKKI KONYALI’NIN KÜTÜPHANE İLE İLGİLİ TESPİTLERİ
Ünlü  tarihçilerimizden  İbrahim Hakkı Konyalı Tarih Hazinesi adlı derginin 1951 yılında yayınlanan 12. Sayısında “Gebze ve civarı konulu bir araştırma makalesi kaleme alarak Çoban Mustafa Paşanın kendş adını taşıyan külliyenin kütüphanesinde kırk altı cilt tefsir şehri otuz cilt hadis ve hadis şehri yirmi beş cilt fıkır on yedi cilt fetva kırk yedi cilt kuran olmak üzere 165 cilt kitap vakvettiğini kaynaklara dayanarak açıklamıştı. Ayrıca 165 cilt eseri İstanbul Türk ve İslam Eserleri müzesinde korunduğunu kayda geçirmişti.
MUSTAFAPAŞA’NIN VAKFETTİĞİ KİTAPLAR KAYIP
Mustafapaşa kütüphanesinden İstanbul’a götürülen ve müzede olan kitaplarla ilgili araştırma yapan Gebze’nin araştırmacısı ve gazetecisi uzun yıllar Gebze gazetesi yazı işleri müdürlüğü yapan Nurettin Yüksel kitapların büyük bölümünün kayıp olduğunu tespit ederek konuyu Türkiye gündemine taşımıştı. Aradan geçen yıllara rağmen kitaplar hala yok. Bu konuda tüm ilgilileri göreve davet ediyor kitapların bulunması adına çaba sarf etmelerini ve Türk İslam eserleri müzesinde mevcut olan Mustafa Paşa kütüphanesine ait kitapların Gebze’ye getirilmesini ve kütüphanenin canlandırılmasını arzu ediyoruz.
ANSİKLOPEDİK KOCAELİ BELGESELİNDE ÇOBAN MUSTAFA PAŞA KÜTÜPHANESİ
1990 senesinde Nurettin Yüksel ve İsmail Kahraman tarafından hazırlanan Kocaeli belgeselinin 65 66 67 68 69 70 71 numaralı sayfalarında Gebze Çoban Mustafapaşa Külliyesi ve kütüphaneye geniş yer verilmiş Nurettin Yüksel, Tamer Eryiğit (müstear adı) İsmail Kahramanla yapılan röportaj yer almış ansiklopedik belgesel kitapta yer alan röportaj ve külliye ile ilgili 25 yıl önce yer alan araştırma yazısı ve Nurettin Yüksel’in Tamer Eryiğit adıyla İsmail Kahraman’la yaptığı röportajı aynen sizlerle paylaşıyoruz.
ANSİKLOPEDİK KOCAELİ BELGESELİN’DE GEBZE ÇOBAN MUSTAFA PAŞA  KÜLLİYESİ
Yazanlar:  İsmail Kahraman  ve Nurettin Yüksel
ÇOBAN MUSTAFA PAŞA KUTÜPHANESİ’NİN BAŞINA GELENLER:
Konuyu açıklığa kavuşturmak için, tanınmış Tarihçi-Yazar Tamer Eryiğit’le Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi hakkında yapılan ve (Yeni GEBZE) Gazetesinin (2, 3, 5) 1990 tarihli nüshalarında yeralan, her zaman önemini koruyacağını düşündüğümüz, ilginç bir röportajı aynen sunuyoruz:
• Sayın ERYİĞIT, Çoban Mustafa Pasa Kütüphanesi’nin tarihçesini bize kısaca özetler misiniz?.
— 1523 yılında Mimar SİNAN’ın ünlü kalfalarından (Mimar Kasım Ağa)ya yaptırılan bu kütüphane: (Çoban Mustafa Paşa Külliyesi) nin önemli birimlerinden biridir. Külliyenin avlu kapısının yanıbaşında bulunmaktadır. Kütüphanenin iki odası vardır. Birbiriyle uyum sağlayan tuğlaların sıralandığı, kesme taşlardan inşâ edilmiştir. Bu kütüphane eğer gerektiği şekilde korunmuş olsaydı, yerli ve yabancı araştırmacılar için, emsalsiz kaynak bir kütüphane olacaktı!
Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinin başına gelen talihsizliği nasıl yorumlarsınız?
Gebzemizdeki en şanssız kütüphanelerden birisi de (Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi) dir, denilebilir!.. Bu kütüphane, ilçemiz bazındaki çeşitli kütüphanelere ait hâzin akibetin belkide ilk zincirini oluşturmaktadır. (Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi)ndeki paha biçilmez eserlerin kaybı, ne yazık ki durumu değerlendirmekte ve kanıtlayıcı, kalıcı kararlar almakta yetersiz kalan sorumluların, açık ilgisizliğinin çok acı bir sonucudur! Kültürel konularda sorumluların bağışlanmaz ilgisizliğini görmek, elbette Gebzeliler için ayrı bir talihsizlik örneği teşkil etmektedir. Beceriksiz ellerde kayba uğrayan kitaplar, telâfisi mümkün olmayan kitaplardır. Gebze için büyük bir eksikliktir. Ortada (Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi) nden kaybolmuş veya yağma edilmiş eserler listesi varken, hâlâ ilgililerin suskunluğu, bu vâhim konuyu, anlaşıl maz tutumları ile unutturmak çabalarının gerekçesini anlayabilmek mümkün değildir! Bu acı gerçeğin sebebini: Gebzelilerin (Kültür Varlıkları)m benimsememe gayretinden yoksun olduğuna değil, sorumluların ilgisizligine, ihmâline bağlamak en isabetli bir görüştür, kanaatindeyim!..
• Saym Tamer ERYİĞİT, tarih araştırmacıları: Evvelce (Başbakanlık Arşivi) nde bulunan Kocaeli Livası 733 nolu Tahrir Defteri) ile (722 nolu il yazıcı defteri)nden sön etmektedirler, Bilhassa Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ile ilgili kayıtları ihtiva eden (722 nolu il yazıcı defteri)nin, Başbakanlık Arşivinde bulunamadığı doğru mudur? Durumu bize açıklar mısınız?..
— Milli Arşivlerimizdekj eski vakıflara  ait tarihi belgelerin kültürümüzün birer tapusu olduğu, günümüzde ilim çevrelerince kabul edilen bir gerçektir. Bu gerçeğin ışığında: Değerli tarih araştırmacılarımız tarafından yapılan (Çoban Mustafa Paşa Külliyesi) ile ilgili, pek çok arşiv incelemeleri yayınlanmış ve milli kütüphanemize kazandırılmış bulunulmaktadır.
Bu itibarla, İstanbul Başbakanlık Arşivindeki (733 nolu Kocaeli Livans Tahrir Defteri) ile, yine Başbakanlık Arşivindeki (722 nolu İl Yazıcı Defteri)nde: (Çoban Mustafa Paşa Külliyesi) hakkında verilen özlü kaynak bilgilerin, öteden beri sürdürülen araştırmalara, mesnet teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Çeşitli araştırma eserlerinde: Özellikle ‘722 nolu İl Yazıcı Defteri)nin (274) cü  sayfasında (Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi) nde (iki odalı bir kütüphane) olduğu, bu kütüphaneye kurucusu Çoban Mustafa Paşa) tarafından bizzat (165 cilt) kitap vakfedildiği açık ve seçik olarak belirtilmiştir. Ne hâzin bir tecellidir ki, Gebze hakkında Başbakanlık Arşivi bünyesinde bir kaynak araştırması konusunda görevlendirdiğimiz arkadaşımız Yılmaz UYAR’ın  5 Şubat 1990 tarihli. cevabi mektubunda- Söz konusu kaynak defterin, aranmasına rağmen, Başbakanlık Arşivinde bulunamadığını, maalesef öğrenmiş bulunuyoruz!.
• Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi’nde çok değerli eserlerin bulunduğunu, 1940’lı yıllarda bu kütüphaneyi bizzat gezip-gören merhum yazar Ref’i Cevad ULUNAY’ın bir sohbet sırasında naklettiği söylenir. Hattâ ULUNAY’ ın bu sohbette: İlerde araştırma yapacaklar için, böyle bir kütüphanenin müstesna” bir kaynak olabileceği hususu üzerinde do durduğu, tarihi niteliktek bu kütüphanenin, mutlaka korunması gerektiğini vurguladığı; söylenir. Sayın ERYİĞİT acaba ULUNAY’ın bu hâtırasını nasıl değerlendirirsiniz?
— Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinin karşı karşıya kaldığı olumsuzluklar birbirini takip ettikçe, kütüphanenin trajik durumu ortaya çıkmakta, önceden alınması gereken tedbirler önem kazanmaktadır. Biz elbette, konuyla yakından ilgilenen ve yaşadığı dönemde (Ayaklı Kütüphane) diye vasıflandırılan değerli yazarımız  Refi Cevad ULUNAY’ın dilden dile dolaşan bu aziz hâtırasına saygı duyarız!.. Ve bu unutulmaz hâtırayı her zaman de değerlendiririz!.. Rahmetli ULUNAY, «Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinin mutlaka korunması gereğini» -ifâde ederken, kütüphanenin gelecekteki âkbeti hakkında, belki de bir nevi kehânette bulunmuş gibi geliyor bize! . Üstadın bu tür konuları makalelerine yansıtmayı pek sevdiğim biliyoruz… Ancak, konuy  kaleme alıp almadığı hakkında, kesin bir bilgiye sahip değiliz. Tabii bu da ayrı bir araştırma ve inceleme konusudur!..
• Sayın Tamer ERYİĞİT bilindiği gibi, çeşitli tarihlerde Gebze ve çevresi, tarihin kaydettği depremlerin en büyüklerine maruz kalmıştır. Acaba bu depremlerden (Çoban Mustafa Paşa Külliyesi)nin de etkilendiği, kütüphanedeki değerli eserlerin de herhangi bir kayba uğramış olduğu söylenebilir mi?
—■ Gebze ve çevresinin, Osmanlı Tarihinin kaydettiği depremlerin en büyüklerine maruz kaldığı doğrudur. Bâzi ciddi araştırmacıların eserlerinde, söz konusu depremler yer almıştır. Hele külliyenin yapım tarihinden daha önceye rastlayan bir tarihte, şiddetli bir  deprem sırasında: (Eskihisar. Hereke) Kaleleri, Gebze’deki kubbeli camilerin tamammır. yıkıldığı, yine Gebze’de Çoban Mustafa Paş?, Konağında atları ile birlikte (üçyüz süvari) nin hayatlarım kaybettiği edindiğimiz bilgiler arasındadır.
(23 Mayıs 1766) da ise, merkez üssü İstanbul’da olan çok şiddetli bir deprem Gebze ve dolaylarına büyük zarar vermiştir. Bölge sayılmayacak kadar hasarlara maruz kalmış Bu depremde (Hacı İlyas Camii) tamamen yıkılmış ve camı aynı yıl. içinde (Hacı İlyas Bey) in torunlarından (Şıkk-ı evvel’Defterdar Hasan Paşa) tarafından esaslı “bir onarım görmüştür. Gebze’de yaptığı bir gezi sırasında, merhum Ref’î Cevad ULUNAY’ın, Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesindeki kitapların varlığma bizzat tanık olması zaman içinde meydana gelen büyük depremlerden, kütüphanenin çok fazla etkilenmemiş olduğunu göstermektedir.
• Çoban Mustafa Paşa Medresesi ile Ço ban Mustafa Paşa Kütüphanesi arasında: Dönemin eğitimi yönünden bir bağlantı kurulabilir mi?. Böyle bir bağlantıyı nasıl açıklar sınız?
Bir zamanlar devrin ünlü âlimlerinden (Zembilli Ali Efendi) nin: Üniversite seviyesinde bulunan Çoban Mustafa Paşa Medresesinde dersler verdiği, pek çok araştırmacımız tarafından belirtilmiştir!.. Bu da, burada tahsil görenlerin, hattâ zaman zaman konaklayanların, külliyenin önemli bir bölümünü teşkil eden (kütüphane)den yararlanmış olabileceklerini düşündürmektedir… Yıllar boyunca Gebze ve yöresine ciddi hizmet veren kültürel özelliğe ve ağırlığa hâiz kütüphanenin, çağımızda kitap varlığının yok olması, Gebzede kültür mirasına sahip olamayanların bir yüz karasıdır!..  Gebzedeki  bu muhteşem  kültür  mirasını  bu  hale  getirenler perişan hale gelmesine göz yumanlar  zemin hazırlayanlar  utansınlar.
• Çoban Mustafa Paşa nın kurucusu  olduğu  külliye vakıf ettiği  165 cilt  eser hangi  tür kitaplardan oluşmaktadır? Ayrıntılı  listesini verebilir misiniz?
— Ünlü tarihçimiz merhum (İbrahim Hakkı KONYALI)nın, (Tarih Hazinesi) mecmuasının 1951 senesinde neşredilen 12. nci sayısında yeralan (GEBZE ve CİVARI) konulu bir makale hâlindeki araştırmasında, Çoban Mustafa Paşa’nın kendi adını taşıyan külliyenin kütüphanesine:
46           cilt tefsir ve tefsir şerhi
30 cilt hadis ve hadis şerhleri 25 cilt fıkıh usul ve füruğ (şerhleri ile birlikte)
17 cilt fetva
47           cilt kur’an,
olmak üzere, toplam (165) cilt eser vakfettiği tarihi kaynaklara dayanılarak açıklanmış bu lunmaktadır. Ayrıca, (İsmail Hakkı KONYA¬Lİ) tarafından bu (165) cilt eserin, İstanbul (TÜRK ve İSLAM ESERLERİ MÜZESİ)nde muhafaza edildiği belirtilmiştir. KONYALI’nın verdiği bilgiler ışığında: Müze kayıtlarına göre sözkonusu eserlerin tamamının müzenin zimmetinde olması gerekir. Fakat, yakın yıllarda yapılan bir inceleme sonunda Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinden müzeye intikal ettiği söylenen güzide eserlerin pek çoğunun ortada olmadığı, ancak:
12 parça çeşitli yazma eser 4 adet kur’an,  38 Kur’an cüzü 333 Hadis fıkıh, olmak üzere, (387) adet yazma eserin mevcudiyeti çok şaşırtıcı ve düşündürücüdür. Tamamiyle (Gebze İlçesi)nin malı olan, hattâ tarihi mirası olan ve Çoban Mustafa Paşa Vakfının özel kütüphanesinde muhafazası gerekirken, hangi nedenle, hangi işgüzar kimseler tarafından ,adı geçen müzeye (165) cilt Vakıf eserinin verildiği bilinmemektedir!.. (165) ciltlik eserin asıl sahibi Çoban Mustafa Paşa Külliyesdir!.. Pek çok baha biçilmem eserin ortadan kaybolması konusunda hesap sorulması ve mevcut eserlerin Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesine iadesi gerekir!..
• Sayın Tamer ER YİĞİT, Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinden, İstanbul (Türk ve İslâm Eserleri Müzesi)ne gönderilen (165) cilt eser hakkında: Temsilcimiz Yılmaz UYAR’ı görevlendirerek, müze bünyesinde kapsamlı bir araştırma yaptırdığınızı biliyoruz. Aldığınız sonuçlar acaba olumlu mu, olumsuz mu? Bizi bu konuda aydınlatır mısınız?.
— Evet… Çoban Mustafa Paşa Kütüpha nesinden (Türk ve İslâm Eserleri Müzesi)ne intikal ettiğini tesbit ettiğimiz (165) cilt külliyeye ait eserler hakkında ciddi bir araştırma yapılmasına zarûret hâsıl olduğundan böyle bir çaba ve gayret içine girdik!.. Arkadaşımız yılmaz uyar a  İstanbul’daki  çalışmalarını  sonuçlandırarak, hâlen müze kayıtlarında yer alan   Çoban Mustafa Paşa kütüphanesine  ait  envanter listesini gönderdi. Maalesef aldığımız  sonuç olumsuz.
Türk ve İslâm Eserleri Müzesinde bugün mevcut eserler pek azdır!.. Çoğunluklu eserin büyük bir bölümü ortada yoktur. meselâ: İsmail Hakkı KONYALÎ’nm tesbitlerine  (47) adet elyazması KÜR’AN’dan, sâdece (4)    adedi müzede mevcuttur!..    (165) cilt eserin büyük ölçüdeki bölümü kayıplara  Karışmıştır. Gerçek bir mukayese imkânı .«sağlamak için, Yılmaz  UYARın  Müze yetkililerinden temin ettiği resmi envanter dökümlü kitap    listesini, ilgilenenlerin önüne sermek lâzımdır! Sözkonusu liste aynen şöyle:
Gebze Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinden Türk ve İslâm Eserleri Müzesine gelen yazma eserler: Envanter:
No:       Eserin Adı:
53           Kur’an-ı Kerim, 308 Kur’an-ı Kerim, 309 Kur’an-ı Kerim, 310         Kur’an-ı Kerim, 651- 575 Cüz 1394-1403 Cüz, 1543                Keşşaf Tefsiri, 1544         Keşşaf Tefsiri, 1545         Keşşaf Tefsiri, 1546         Tefsir-i Teysir, 1547        Tefsir-i Razı, 1548                Tefsir-i Razı, 1549 Tefsir-i Razı, 1550        Tefsir-i Razı, 1552Tefsir-i Razı,  1553        Tefsir-i Razı, 1554            Tefsir-i Razı, , 1555      Tefsir-i Razı, 1556            Tefsir-i Razı, 1557            Tefsir-1 Razı 1553  Tefsir-i Razı, 1559       Tefsir-i Razı, 1560            Tefsir-ı Razt, 1562Tefsir-i Razı, 1563        Tefsir-ı Razı , 1569 Keşşaf, 1571-1584 Basit, 1585  Tahkik el tefsir ifi  Kitab el müftah “1  Tefsir-i Razi 91   Mirat al Ta’vil 12   Haşiye-i Keşşaf, 97     el Durer el Masun, 98    Kitab-el Camii, 1599        el Camı Sahih al Buhari, 1600                el Cami Sahih al Buhari,1601-1604  el Mesned al Sahih al Müslim, 1605-1612  Fethan al Bâri min Şerh al Buhari, 1616-1615   Sahih-i Müslim,1616-1662  Sahih el Buhari, 1673  Sahih el Buhari
1684 Hadis
1686  Hadis,  1705-1713   Hadis Şerhi,  1714-1731 Maksut,  1734-1760 Şerhler,  1765-1769   el Mabsut,  1780-1777  El Mabsut , 1780-1783* Fetva ile ilgili 1821-1978  Karışık eserler,
2016   Hilyetül fazl,  2045  Mesnevi (Divan Edebiyatı Müz.),  2067-2068  Şeritinin Makama-tı Hariri Şerh),  2069  Eş’ar al Malumât,  2071  Davud Kayserinin Şerhî,   2075 Muhtasar,2083   Ali Kuşçunun Riyaziyet ve Tabiata ait eseri, 2087                Kanun-u Şahin Şah, 2088zNesayıh-ı Süleyman!,  2090  Kitab-ı Muhtasar-ı Telhis, 2091   Kitab-ı Mutavval 2092-2093   Şerhi Hikmet al Evsak
  * (Türk ve İslâm Eserleri Müzesi) hakın nda bize kısaca bilgi verir misiniz?
— Tabii Sayın YÜKSEL, (Türk ve İslâm Eserler^ Müzesi: Cumhuriyet döneminden önce, 1914 yılında (Evkaf-İslâmiye Müzesi) adı alt nda, Mustafa Hayri ismindeki bir zatın şahsi gayretleriyle, (İstanbul Süleymaniye Kül iyesi )nin bir bölümünde kurulmuştur, (Türk ve İslâm Eserleri Müzesi) adını, 1927 yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmasiyle almıştır. 1983 yılında ise: Çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak İbrahim Paşa Sarayında yeniden düzenlendi.
Anadolu Medeniyetleri çerçevesinde zenginleştirildi. Anadolu ve Anadolu dışı Türk -İslâm sanatından oluşan eserlerden kapsamlı bir kolleksiyon meydana getirildi. Bu müzenin ana bölümleri şunlardır: (Anadolu Eserleri Bölümü Anadolu dışı eserleri bölümü, Cam, Metal ve Seramik Bölümleri, Taş Eserler Bölümü, Halı Bölümü, Ahşap Eserler Bölümü, Elyazması Eserler Bölümü). Ayrıca, müze bünyesinde: Konferans Salonu, çeşitli onarım atölyeleri, laboratuvarlar, fotoğrafhane ve cilt yapım bölümleri bulunmaktadır.
•             Sayın YİĞİT, son sorumuz: Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesinin sözkonusu durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu hususta Gebzelilere bir mesajınız var mı?
— Bu kütüphane (Çoban Mustafa Paşa Külliyesi)nin önemli bir parçasıdır. Yaklaşık (5) asırlık büyük bir mâziye sahiptir. Kütüphanenin öz malı olan (165) ciltlik tarihi ve baha biçilmez elyazması kitabın, büyük  bölümünün bugün yerinde yeller esmektedir! Yapılan araştırmalar sonunda, envanter lis tesinde de görüleceği üzere, bu (165) cilt eserden, ancak küçük bir bölümünün (İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi)nde olduğunu tesbit ettik. Her biri milyonlar değerindeki ciltlerce tarihi elyazması eserin, çok büyük bir bölümünün kimlerin elinde, kimlerin evind’ bulunduğu bilinmemekte ise de, yağmalanmış olduğu bir gerçek olarak karşımızda  durmaktadır. Durum vahimdir!.. Çok yönlüdür, düşündürücüdür!.. Doğrudan doğruya, Türk Kültür Varlığına indirûen acımasızca bir dar bedir!..
•             Verdiğiniz, bilgiler yaptığınız değerlendirmeler İçin, teşekkürler Sayın Eryiğit!..
    ÇOBAN MUSTAFA PAŞA CAMİSİ:…
Cami, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi topluluğunun tam ortasında ve Gebze’ye hakim merkezi bir mevkide bulunmaktadır. (1510) yılında Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, üzeri dört sütunun taşıdığı (24) metre yüksekliğindeki geniş bir kubbe ile örtülüdür. Duvarları taş zemin üzerine kesme taş ve muntazam tuğlalarla örülmüştür. Ayrıca, caminin etrafı (2,5) metre yüksekliğinde oldukça kalın duvarlarla çevrilidir. Her cephesinde bir tane olmak üzere, dört giriş kapısı vardır. Mihrap ve duvarları (Kufi) yazılarla süslenerek, renk düzeni görkemli Türk Çinileri ile sağlanmıştır.
ÇOBAN MUSTAFA PA§A KÜLLİYESİ:
Osmanlı Döneminden günümüze kadar gelebilen, hâlâ ayakta durabilen en büyük tarihi eserlerden biridir. Bu görkemli külli yenin planı Mimar Sinan’a çizdirilmiş, kalfası Hüseyin Ağa’ya da inşa ettirilmiştir. Külliye: Hamam, Kervansaray, Paşa Odaları, Tekke Cam, Medrese, Bimarhane, Kütüphane, Han, Arşiv, Helâ, Su Kuyusu, Şadırvan ve bir Tür-be’den oluşmaktadır. Külliyenin bir girişinde Kanuni Sultan Süleyman’ın bir (TUĞRA) sı göz? çarpmaktadır. (500) seneye yakın geçmişe sahip bu Külliye’ de (50) kubbe bulunmaktadır. Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin bazı birimleri ve özellikleri:
1.            MEDRESE:
Bir zamanlar Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’nin de dersler verdiği söylenen Medrese, Çoban Mustafa Paşa Camisinin sol kesiminde yer almaktadır. Ahşap hatıllı, moloz taşlardan inşa edilmiştir Tuğlalarla örtülü kubbelerle örtülmüş olup, dershaneler kare planlıdır. İç girişi mevcuttur. Bu Medrese, İmparatorluk devrinde, yüksek öğrenim yaptırılan bir okul durumundadır.
2.            İMARETHANE:
İmparatorluk devrinde Gebze’de bulunan tek imarethanedir Çoban Mustafa Paşa Camisinin sağ kesiminde yeralan bu yapı, tamamiyle moloz taşlardan yapılmıştır. Kubbeli ve dikdörtgen planlıdır. Duvarları tuğla hatıllıdır. Türbe avlusundan (2.63) metre yüksekliktedir. Pencereleri ayrı bir görünümdedir.
3.            HANKAH:
Kervansarayın solunda, külliyenin avlu bölümündedir. Kubbeli bir zikir yeri vardır. (12) Derviş Hücresi mevcud olup, bu hücreler (10)u çapraz, (2)si beşik tonozla örtülmüştür. Kareye yakın, dikdörtgen plânlı olan hücrelerin ayrıca, içlerinde birer (Ocak) ile, ikişer gözlü (Raf) lar bulunmaktadır.
4   PASA ODALARI:
Sekiz odadan ibaret olan bu yapı, cümle kapısının yanı başında yer almıştır. Avlunun sağındadır Kare planlı odaların, sadece (6) sın da (Ocak) ve (Raflar) vardır.
5. KERVANSARAY:
Çoban Mustafa Paşa Camisinin karşısında bulunmaktadır. Dikdörtgen plânlı ve kubbeldir. Duvarları tuğla hatıllı, moloz taşlardan örülmüştür. Giriş kısmı kesme taşlardan, basık kemerlidir. (2.40×5.10) ölçüsündedir. Girişten, yan duvarlardan birer ocağın bulunduğu kare plânlı ve kubbeli bir bölüme, bu bölümden de (ahır) adp verilen hayvanların mahsus bir bölüme geçilmektedir.
Kervansaray, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin ayrı bir bölümünü teşkil etmektedir. Eski çarşının büyücek bir bölümünü kapsamaktadır. (1520)lı yıllarda Mimar Sinan’ın planını çizdiği Hüseyin Kalfa’nın inşaasını tamamladığı bu tarihi Kervansaray (1986) yı¬lma kadar. Gebzeli Göçeoğulları’nın fuzuli işgalinde bulunmakta idi. Ancak, mahalli belediyenin büyük gayret ve çabaları ile Göçeoğulları’nın elinden alınmıştır. (1200) metrekarelik bir alanı kaplayan tarihi Kervansaray, toplam (2000) beygir ile (üçbin) insan alabilecek kapasitededir. Kervansarayı eski haline dönüştürmek için çalışmaların sürdürüldüğü belirtilmektedir.
6.            BİMARHANE:
Çoban Mustafa Paşa Camisinin sol kesiminde, üzerleri kubbelerle örtülü (10) odadan  oluşmaktadır.   Burası günümüzdeki hastanedir.
7.            KÜTÜPHANE:
Külliyenin avlu kapısının yanında bulunmaktadır. İki odadan ibaret olup, mun tazam tuğlaların sıralandığı kesme taşlardan yapılmıştır.
8.            ŞADIRVAN:
Külliyenin tam merkezi yerinde bulunan şadırvan, onikigen planlıdır. Oniki köşesinde de musluklar mevcud olan bu şadırvanın üzeri, piramit biçiminde bir çatıyla örtülmüştür. Yakın tarihlerde küçük bir onarım gördüğü söylenmektedir. Hâlâ kullanılmaktadır.
9.            TÜRBE:
Cami’nin arka bölümündeki avlunun ortasında bulunmaktadır. Sekiz planlı olup, giriş kısmı, tamamiyle mermerlerle kaplıdır. Külliyenin banisi Çoban Mustafa Paşa burada gömülüdür.
ÇOBAN MUSTAFA PAŞA VAKFI:
Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin maddi giderlerini karşılamak amacıyla, külliye’nin banisi tarafından kurulan zengin bîr vakıftır. 3u büyük vakıf: Gebze’de (98) dükkân, bir köy, Eskihisar’da (5) fırın, Filibe’de değirmenler, Edirne’de bir han’dan ibarettir.

Gebze Bölgesi’ne hizmet seferberliği

Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova seçimler dolayısıyla Hükümetin ve Büyükşehir belediyesinin ilgi alanında. Son 2 gün Bilim, Teknoloji ve Sanayi bakanı sayın Fikri Işık’ın Dilovası’nda ki temel atma törenine katıldım. Dün sabah da Büyükşehir Belediye başkanı sayın İbrahim Karaosmanoğlu’nun basın toplantısındaki açıklamaları dinledim. Her iki toplantıda yapılan konuşmalar Gebze Bölgesine ciddi devlet yatırımının geleceğine işaret ediyordu. Seçimlerde Gebze bölgesi oldukça kazançlı çıkacak.
BAKAN IŞIK’TAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA
Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı olan Fikri Işık, hem temel atma töreninde ve hem de televizyonlarda Kocaeli bölgesine yapılacak hizmetleri ve Gebze bölgesinin başta Ulaşım sorunu olmak üzere bir çok sorununu çözecek önemli projelerini dinledim. Gebze’ye yapılacak en büyük hizmet olarak Ulaşım alt yapısını rahatlatacak Köprülü kavşaklar ve duble yollar projesi. Gerçekten önemli hizmet. Toplamda 100 Milyon TL değerinde ki bu alt yapı çalışmaları bölgemize biraz olsun rahatlatacak.
FARABİ HASTANESİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ OLACAK
Gebze bölgesinin en büyük sorunlarından birisi bir Eğitim ve Araştırma hastanesinin olmaması idi. Bunu defalarca dile getirdik. Teknik Üniversite bünyesinde bir Tıp fakültesi kurulmasını istedik. Ancak, bu seçim dönemine rastladı. Farabi Hastanesinin eğitim ve araştırma hastanesi olması Gebze için tarihi hizmet değerinde.
    Bakan Sayın Fikri Işık’ın temel artma töreninde yaptığı konuşmalar, bölge ile ilgili açıklamaların gazetemizde yer alan özetini sizlerle paylaşıyorum:
UZAKLAR YAKIN OLDU
Törende konuşma yapan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Ak Parti’nin uzakları yakın ettiğini belirterek, “Bir ülkenin ne kadar geliştiğini yollarından anlayabiliriz. Hükümetimiz kurulduğu günden bugüne Ulaşım Ağına büyük önem verdi. Çocukluğumdan beri İzmit-Gebze yolunu kullanırım. Bu yolun geçmişte nasıl bir çile yolu olduğunu bilmeyen yoktur. O günler geride kaldı. Yollarımızın artık tamamı Otoyol standartlarında duble yol oldu. Bu 6 adet yeni Kavşak düzenlemesi trafik yükünü daha da rahatlatacak.” Dedi.
METRO ULAŞIMI
Bakan Işık’ın Dilovası ve Gebze Bölgesine son müjdesi ise Metro oldu. AK Parti’nin seçim beyannamesinde de yer alan Metro Projesiyle ilgili açıklama yapan Işık, “Dilovası’nı Metroyla Gebze ve İstanbul’a bağlayacağız. Proje çalışmalarını başlattık. Artık insanlarımız bu bölgeden Halkalı’ya kadar Metro ile ulaşabilecek. Metro Projeleri biraz zaman alsa da Ulaşımda en kesintisiz yöntem Metrodur. Bu Projeleri yaparak ülkemizin gücüne güç katmak istiyoruz.” Diye konuştu.
KARAOSMANOĞLU’NDAN BASIN TOPLANTISI
Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova Belediye Başkanlarını da yanına alarak dün sabah basın toplantısı düzenledi. Anlamlı ve önemli bir basın toplantısıydı. Sayın Karaosmanoğlu Gebze bölgesine yaptıkları ve yapacakları hizmetlerle ilgili geniş bir konuşma yaptı. Yapılan bu açıklama uygulamaya konması halinde Gebze’yi 109 yıl rahatlatacak hizmet projeleri. Temennimiz bunlar sözde kalmaz ve uygulamaya girer. Gebze özellikle taş ocaklarından kurtulacak, sosyal ve kültürel anlamda Gebze Bölgesi yaşanabilir bir kent haline gelecek. Sahillerin halka açılacak olması Gebze kışlasının en az yarısının Gebze halkının hizmetine sunulacak olması Gebze’ye çok büyük katkı sunacaktır.
TÜBİTAK NE OLACAK?
TÜBİTAK Gebze Bölgesi’ne her bakımdan büyük bir yük. Gebze bölgesine ciddi anlamda katkı sunmayan, Kocaeli bile gündeminde olmayan bir büyük kuruluşumuz. Geçtiğimiz aylarda Kocaeli valisi sayın Hasan Basri Güzeloğlu, TÜBİTAK’a gelerek TÜBİTAK’ın üst yönetimi ile bir toplantı yapıp TÜBİTAK’ın Gebze ve Kocaeli bölgesine sosyal sorumluluk çerçevesinde bugüne kadar hangi hizmetleri yaptığını sorgulamış. Yerinde ve önemli bir tespit.
   Bizde bundan hareket ederek son yıllarda iki tane Kocaelili Bakanının sorumluluk alanında olan TÜBİTAK’ın Gebze ile bütünleşmesini Anibal Tepenin Bilim, Teknoloji ve Sanayi Müzesi oluşturularak bina yapılmadan, betonlaştırılmadan halka açılmasını sayın Başkan’dan istedik. En önemlisi her gün Gebze Merkezde yüzlerce araca park sorunu yüzünden trafik cezası kesilip araçlar çekilirken TÜBİTAK’a servis taşıyan yüzlerce otobüs Gebze’nin özellikle Tatlıkuyu bölgesini adeta işgal etmiş durumda. Bu araçları TÜBİTAK sahasında bile tutmayarak Gebze bölgesinin trafiğini alt üst eden TÜBİTAK Gebze ve Kocaeli’ne karşı sosyal sorumluluk görevini yerine getirmesi için Bakan sayın Fikri Işık’a büyük görev düşmekte.  Bu konuya basın toplantısında gündeme getirerek sayın Karaosmanoğlu’ndan cevap istedim. Ancak sayın Karaosmanoğlu genel konulara değindi.
BAŞKAN KARAOSMANOĞLU’NUN TOPLANTISINDAN NOTLAR
– Gebze Bölgesini köyleriyle birlikte yaşanabilir bir yer haline getirmek için ısrarla çalışıyoruz. Burası Türkiye’nin üretim yeri. Bununla birlikte Ulaşım da sorunlar meydana gelmekte. Bizde bu sorunları biliyor ve yaşıyoruz. Bunun için raylı sisteme ağırlık vereceğiz.
-Ulaşımla alakalı yapacağımız en önemli hizmet Raylı sistem olacak. Bölgeyi Marmaray’la ve Hızlı tren ile bütünleştireceğiz. Gebze’yi Marmaray  ve Metro ile buluşturacağız. Metro maliyeti yüksek bir hizmet ancak Büyükşehirlerin trafik sorunu için de tek çözümdür. 10 yıl içerisinde Gebze Bölgesine Metro ağını getireceğiz.
Mevcut sıkıntıları rahatlatma adına hareket edeceğiz. İzmit’te Tramway ile raylı sistem çalışmasına başlıyoruz. Bu yıl içinde 7 Km Tramway hattını bitireceğiz. Gebze’nin yolları tramway yapmak için yetersiz. O Yüzden metro getireceğiz.
-Taş ocakları kaldırılacak, Gebze’nin rekreasyon alanı olacak.
-Gebze Kışlasının en yarısı Gebze halkının kullanımına sunulacak.
-Darıca’da ki askeri alan tamamen Darıca Halkının kullanımına sunulacak.
-Bilişim Vadisi’nin hizmete girmesiyle geleceğin Bill Gates’leri buradan yetişecek.
Evet sonuç olarak hem Bilim, Teknoloji sanayi bakanı Fikri, Işık’ın hem de Büyükşehir Belediye Başkanı sayın İbrahim Karaosmanoğlu’nun Gebze ve Kocaeli ile ilgili yaptıkları hizmet açıklamaları çok önemli. Bölgemizde bu şekilde Marka Kent haline gelecek. Ulaşım ve alt yapı sorunlarının çözümlenmesi ilke Kocaeli her anlamda Marka Kent olacaktır.

Gebze Paşa’sını unuttu!

Gebze Bölgesi’nin tarih, kültür ve turizm  değerleri içerisinde çok önemli yere sahip Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin maalesef kıymetini bilemiyoruz. Çoban Mustafa Paşa’ya sahipte çıkamamışız. Çoban Mustafa Paşa’nın yüzlerce yıl önce kurduğu ve içerisinde birbirinden kıymetli çok değerli yazma eserlerinin de olduğu Gebze Çoban Mustafa Paşa Kütüphanesi 1940’lı yıllarda yağmalanmış, vakfettiği arazileri, dükkânlar, han ve hamam ise kişilerin mülkiyetine geçmiş.
    Çoban Mustafa Paşa Gebze’nin kentleşmesinde çok önemli yere sahip. Çoban Mustafa Paşa Külliyesi Gebze şehrinin kurulmasının temel taşı olmuş, 500 yıldan beri Gebze Bölgesi Mustafa Paşa Külliyesi etrafında büyüyerek genişlemiş. Mustafa Paşa Külliyesi, Külliye mimarisi içerisinde her bakımdan önemli özelliklere sahip Mimar Sinan’ın kalfası tarafından yapılmış Muhteşem bir eserdir.
   ÇOBAN MUSTAFA PAŞA KİMDİR?
Yıllarca Çoban Mustafa Paşa’ya vefasızlık yapmış, ona sahip çıkmamışız. Çoban Mustafa Paşa’nın kim olduğu, hangi dönemde devlet hizmetine başladığı, hangi hizmetleri yaptığı hakkında da ciddi bir araştırmamız yok. Akademisyenlerimiz ve tarih araştırmacıları Çoban Mustafa Paşa’nın kimliği ile ilgili çok farklı bilgiler ortaya koymakta bazı bilgiler ilmi belgeden yoksun tutarsız olarak karşımıza çıkmakta.
  Çoban Mustafa Paşa ile ilgili bir çok Bilimsel kaynağın yanında akademik bir tez hazırlayan Gazi Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Mehmet Z. İbrahimgil, Çoban Mustafa Paşa’nın bugünkü Yunanistan’ın Serez bölgesinde ki Anfipoli köyünde doğduğunu. Babasının adının Abdülkerim olduğunu yazmakta. Ancak, Devşirme olarak saraya geldiği için kesin baba adının bilinmediği, bazı kaynaklarda da Boşnak olması dolayısıyla Bosna’dan geldiği yazılmakta. Nereden gelirse gelsin, etnik kimliği e olursa olsun Çoban Mustafa Paşa çok önemli bir devlet adamı, Osmanlı’nın Yükselme döneminde çok büyük hizmet yaptığı bir gerçek. Kesin tarihi belgelere bulunmasa da İstanbul’un fethinden hemen sonra Osmanlı sarayında devlet adamı yetiştiren Enderun mektebine Fatih döneminde girdiği, Fatih döneminde eğitim alarak devlette hizmete başladığı, Fatih’in vefatıyla oğlu 2.Beyazıt Han’ın 1481’de Padişah olmasından sonra Çoban Mustafa Paşa’nın sarayda etkin ve devlet idaresinde çok önemli yerlere geldiği bir gerçek. 1512’de Yavuz Sultan Selim Han tarafından 2.Beyazıt’ın tahttan indirilmesiyle Çoban Mustafa Paşa’nın devlet idaresinde ki etkinliği daha da pekişmiş, Yavuz Sultan Selim’in kızıyla evlenerek çok önemli seferlere çıkıp Osmanlı devletine katkıda bulunmuştu. 8 yılda 80 yıllık hizmet yaptığı tarihçiler tarafından ifade edilen Yavuz Sultan Selim hanın kızıyla evlenen Çoban Mustafa Paşa, Damat Mustafa Paşa unvanını da alarak Yavuz Sultan Selim’in başarısının arkasında ki en önemli yönetici olarak tarihimizde yer almıştır. Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran, 1516 Ridaniye, 1517 Mercidabık seferlerine katılarak Kutsal emanetlerin Mısır’dan İstanbul’a gelmesinde önemli görev üstlenmiş bir devlet adamıdır.
KANUNİ DÖNEMİ
Çoban Mustafa Paşa Hicaz coğrafyasının Osmanlı idaresine girmesinde de önemli görev üstlenmiştir. 1520’de Yavuz’un vefatından sonra Kanuni Sultan Süleyman saltanat makamına çıkar, kanuni döneminde Gebzeli, çoban Mustafa Paşa’nın yine devlet idaresinde etkin ve önemli görevlerde olduğunu görürüz. Özellikle Kutsal Hicaz yolunu kesen Rodos şövalyelerine karşı düzenlenen Rodos seferinin Başkomutanı olan Mustafa Paşa, Rodos adasını fethederek sadece  Müslümanlar için korkulu rüya olmayan, Kudüs’e giren Hristiyan hacılarında yolunu kesen Rodos şövalyelerini ortadan kaldırıp Akdeniz ve Ege’yi güvenilir hale getirmiştir. Kanuni ile Balkan seferlerine çıkan Belgrad seferinde Tuna Orduları Başkomutanı olan Çoban Mustafa Paşa, Mısır’da Valilik Gelibolu Sancak beyliği, Avlonya Valiliği, Rumeli Beylerbeyliği Görevlerinde de bulunur. 1499’da Venedikle Osmanlı arasında yapılan İnebahtı savaşına da katılmıştır. Tıpkı Kanuni gibi Viyana seferine katılan, tuna boyutlarını Osmanlı-Türk gölü haline getiren Meşhur Mohaç Meydan Muharebesinin kazanılmasında da önemli rolü olmuştur. 1529’da Kanuni il birlikte Viyana seferine giderken Nisan ayında vefat eder ve cenazesi Gebze’ye getirilerek Gebze’de ki Türbeye defnedilir.
ÇOBAN MUSTAFA PAŞA’NIN VEFAT YILDÖNÜMÜ UNUTULDU
Çoban Mustafa Paşa’nın vefatının üzerinden tam 486 yıl geçti. Çoban Mustafa Paşa’nın şahsında Gebze’ye katkısı bulunanalar daha önce Gebze’de görev yapan Gebze Müftüsü Şükrü balkan tarafından mevlit ve Kuran hatimleriyle anılmıştı. Şükrü Balkan’dan sonra bu gelenek unutuldu. buradan Gebze Müftümüz sayın Şaban Apaydın ve diğer yetkililere çağrıda bulunmak istiyorum 486 yıl önce Nisan ayında vefat eden Çoban Mustafa Paşa’nın aziz hatırası unutulmamalı, onu minnet, şükran ve rahmetle anmalıyız.
    NEDEN ÇOBAN MUSTAFA PAŞA DENİYOR?
Hayatını devlet hizmetine adayan, mal ve mülkünü bütün gayri menkullerini 500 yıl önce vakfederek 500 yıldan beri rahmet, minnet ve şükranla anılan Çoban Mustafa Paşa’nın Gazi, Damat, Boşnak sıfatlarının  yanında en çok kullanılan ismi Çoban Mustafa Paşa unvanıdır. Çobanlık unvanının nereden geldiği konusunda cididi bir bilgi yok. Yaptığımız sözlü araştırmalarda Çoban Mustafa Paşa’ya Çobanlık unvanının verilişiyle ilgili 30 sene önce Gebze’nin yaşlılarıyla konuşup aldığımız bilgiyi şimdi sizlerle paylaşıyoruz:
ÇOBANLIKTAN BAŞ VEZİRLİĞE
Çoban Mustafa Paşa Çobanlık unvanı kendisine şu şekilde verilmiştir: Çoban Mustafa Paşa’nın Çobanlık yaptığı Gençlik yıllarında dönemin Padişahı Vezirine kızmakta, onu azletmek istemekte. Ancak azledebilmesi için meşru bir sebep aramakta. Kendisine bir gün bana “En adi veya en değersiz kapla en değersiz yemeği yap ve en değersiz kişiyle gönder.” Der. Vezir işe koyulur, paslı bir bakır tencere bulur. Bir tarhana çorbası yapar ve bir Çoban bularak, çobana “bu yemeği Padişaha götür” der. Çoban itiraz eder. “Neden benimle bunu gönderiyorsun?” der. Vezir ısrara dayanamaz ve der ki “Padişah bana en değersiz kapla en değersiz yemeği en değersiz kişiyle gönder” dedi. “İşte paslı bir değersiz tencere, herkesin yediği tarhana çorbası ve en değersiz meslek Çoban olarak sizi seçtim” der. Çoban, Vezire tarihi bir ders verir. “Bakır değerli bir kaptır. Kalaylanınca kendini yeniler. Tarhana çorbası ölümden başka her derde devadır. Çobanlıksa peygamberlik mesleğidir. Sen bu şekilde hareket edersen Padişah senin boynunu vurdurur. Sen gel toprak bir kap bul, köpeklerin yediği un çorbası yap en  adi insan olan eşini çakıştırıp kendisi yiyen, evini bakmayan bir erkek bul, onunla bu çorbayı sultana gönder” der. Vezir bu Çobanın dediklerini yapar. Sultan bu aklın birisi tarafından vezire verildiğini anlamıştır. Bu aklı kimden aldın diye Veziri sıkıştırınca bizim çobanın sırrı çıkar ve vezir bu bilgileri çobandan aldığını söyler. Padişah emreder çoban bulunur saraya çağrılır ve kendisine vezirlik teklif eder. Ancak yine bizim Çoban Padişaha da tarihi bir ders verir. “Aman sultanım beni vezir yaparsanız padişah delirmiş bir çobanı vezir yapmış derler. Sen gel beni önce kapıkulu, Yeniçeri, ardından da Devlet işlerinde görevlendirerek Vezirlik makamına çıkar” der. Padişaha bu akıllı Çobanın dediklerini yapar, onu devlet işlerinde görevlendirir. İşte o Çoban anlı şanlı bizim Gebzeli Çoban Mustafa Paşa’dır. Çobanlık unvanı da bu hikaye de anlatılan hususlardan gelmektedir. Bu kaynağı sözlü tarihimize kaydederdik tarihe not düşüp zaman noterlik yapmak istedik.
 Gebze’nin kentleşmesine büyük katkısı olan, kurduğu Vakıflarla 500 yıldan beri insanlığa hizmet eden Gebze’nin kentleşmesinde büyük katkısı olan Çoban Mustafa Paşa’yı vefatının 486.yıında bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Çoban Mustafa Paşanın şahsında tüm geçmişlerimizin ruhu için sizleri bir Fatiha üç İhlas okumaya davet ediyorum. El Fatiha….

Seçim heyecanı neden yok?

Türkiye genel seçime gidiyor. 7 Haziran 2015 tarihinde Türkiye’nin en önemli seçimi yapılacak. 7 Haziran seçimleri sadece bir genel seçim değil, Türk Siyasetini yakından ilgilendirecek Türkiye’nin başkanlık sistemine geçip geçmeyeceğinin de oylanacağı bir seçim. Bu seçim için tüm siyasetçiler meydanlarda. Sadece siyasetçiler değil, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da, toplu açılış törenleri adı altında meydanlara çıkıp konuşmalar yapıyor.

Seçimlere 23 gün var. Kamuoyuna baktığımız da vatandaşlarda seçim heyecanı yok. Miting alanları heyecanlı değil, liderlerin yaptığı vaatler sıradan gibi. Direk ekonomiyi ilgilendiren açıklamalara ve vaatlere rağmen vatandaşta halen seçim heyecanı yok. Parti liderleri neredeyse vatandaşa ekonomik olarak çalışmadan maaş bile verme vaadinde bulunuyor.

Bu seçimde ilk defa vatandaşın ekonomik gücü ilgi alanına girdi. Önceden laiklik, din, Atatürkçülük ve diğer değerler üzerinden siyaset yapılıyordu. Bu kez bu tür olayların olmamasına rağmen, parti liderlerinin bol keseden vaatten bulunmasına da vatandaş nedense ilgi göstermiyor, seçimlere heyecan duymuyor.

Vatandaşın seçime ilgi duymaması her bakımdan önemli. Bu bir anlamda vatandaşın umudunu yitirdiğinin de işareti olabilir. Seçimlerde vatandaş karşısına çıkan milletvekili adayları seçimlerden sonra ortada gözükmüyor.

İsterse bir anket yapılsın. Şuan Kocaeli bölgesi ve Gebze sokaklarında acaba kaç kişi kendilerini Ankara’da temsil eden milletvekillerinin isimleri tek tek sayabilecek. Bu konuda bir anket yapılsa vatandaş neden seçime ilgi göstermediği daha iyi anlaşılacak. CHP dahil tüm partiler adaylarını Ankara’dan tespit ettiler. AK Parti bile hiç tahmin edilmeyen bir aday listesi ile vatandaş karşısına çıktı. MHP ise birinci sıraya Kocaeli ile ilgisi olmayan bir adayı getirip oturttu.  Elbette adaşlarımızın şahsına bir şey söylemiyoruz. Her biri çok değerli ve kıymetli isimler. Ancak bunun vatandaş nezdinde fazla bir yeri yok. Aday tespiti sırasında bile aday adayları vatandaştan fazla bir şey istemedi. Parti teşkilatları bile adayların tespitinde etkin olmadı. Bu durum adaylara karşı ister istemez vatandaş nezdinde bir mesafe bıraktı. Dolayısıyla vatandaş tespit edemediğim adayın seçimine neden ilgi göstereyim sorununu sormaya başladı.

Bu seçim her bakımdan önemli. Seçimlerde nasıl sonuç alınacağı henüz belli değil, bütün denklemler meclisin dördüncü partisi HDP nin barajı aşıp aşmayacağı üzerine kurulmuş durumda. Seçim anketlerinde çok farklı sonuçlar gündeme geliyor. Bakalım HDP barajı aşacak mı aşmayacak mı? Her şey HDP’nin barajı aşıp aşmamasına bağlı.

Şayet, HDP barajı aşıp meclise girerse yeniden koalisyonlar kapısı açılırsa bu kez yeni bir seçimin gündemde olduğu siyasi gözlemciler tarafından dillendiriliyor. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan seçimlerden birinci çıkan partiye oda muhtemel ak parti hükümeti kurma görevi verecek. Ancak koalisyon görüşmelerinde istenen sonuç alınamayacağı için sayın Erdoğan yetkisini kullanarak meclisi fesh edip Türkiye’yi erken seçime götürmeyi de planladığı siyasi kulislerde şimdiden konuşuluyor. Seçimlerde vatandaşların heyecanı olmasa da Ankara ve siyasiler çok heyecanlı bakalım seçimlerden sonra neler yaşayacağız. Hep birlikte göreceğiz.

HAYATIMIZ SEÇİMLERLE GEÇİYOR

Bugüne kadar çok seçim gördük. Çok seçim yaşadık. Seçmen olarak kimleri seçmedik ki. Vekiller seçtik başkanlar seçtik, muhtarlar seçtik, hayatımızın neredeyse büyük çoğunluğu seçim gündemiyle meşgul oldu. 7 Haziran’da yine sandık başına giderek vekillerimizi seçeceğiz. Şimdiden seçimlerin milletimiz, memleketimiz ve ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

İLK SANDIĞA NE ZAMAN GİTMİŞTİM

İlkler çok önemli. Hepimiz seçmen olarak, ilk sandığa gittiği günleri hiç unutmayız. Heyecanla ve vatandaş olmanın gururu içerisinde sandığa gidip oy kullanma, büyük mutluluk ve keşifdi. Hele küçük yaşlarda evde büyüklerin konuştuğu seçim ve siyaset sohbetlerini dün gibi hatırlıyorum. Ben ilk kez seçmen olarak 12 Eylül darbecilerinin yaptığı anayasa için evet-hayır oylamasına katılmıştım. Anayasanın ne olduğunu bilmeden bir gizli güç bizleri yönlendirerek, anayasaya evet deyin ki bu darbeciler gitsin diye sadece bize değil, bütün ülke insanına empoze ederek, yüzde 92 oranın anayasaya evet oyu çıktı. 7 Haziran seçime giderken, geçmişi düşüneceğim.12 Eylül darbesi anayasası için verdiğim oydan sonra, 83 deki genel seçimler Özal’ın seçilmesi, Anavatanlı yıllar, Demirel, Erbakan, Türkeş gibi eski siyasilere siyasi haklarını iade edilme referandumu, Anavatanın kaybederek, Demirel ve İnönü’nün hükümet kurması, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’ın kazandığı seçimler, Demirel’in Cumhurbaşkanı olması, Ecevit, Bahçeli, ve Mesut Yılmaz’ın hükümet kurmasına zemin hazırlayan seçimler, Erbakan’ın başbakanlığında Çiller ile birlikte kurduğu koalisyon hükümetine zemin hazırlayan seçimler, 28 Şubat süreci darbesinin siyasete müdahalesi, Ecevit’in başbakanlık yolunu açan seçimler, Ecevit’in hastaneden hasta yatağında Türkiye’yi idare etmesi ve Ak Parti’nin siyaset sahnesine çıkması, Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasaklı olması Abdullah Gül’ün kurduğu Ak parti hükümeti ve Erdoğan’ın Başbakan olarak hükümet kurduğu ve daha sonra üst üste seçim kazandığı AK partili yıllar. Son seçimde ise Cumhurbaşkanının halk tarafından direk olarak seçilmesi ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği seçimler. Simdi de 7 Haziran seçimlerine gidiyoruz.

 Geçmiş 35 yıllık siyasi mücadele ve seçimlerle geçen koca bir ömür, Bu siyasi yarışta kimlere oy vermedik ki ne büyük umutlar, ne büyük beklentiler, ne güzel hayallerle sandık başına gidip, vatandaşlık görevini seçmen olarak yapmanın huzur ve mutluluğu içerisinde oylar verip, vekiller, bakanlar, başbakanlar ve cumhurbaşkanları seçmiştik. 7 Haziran’da yine sandık başına gideceğiz. Yine vekilleri seçeceğiz.  Seçim hiç bir parti için çantada keklik değil, Ak parti bugün önde gözüküyor olabilir, ancak bir önceki seçimde aldığı oyun altına inerse siyasi tartışmalar bitmeyecek ve daha da alevlenecektir. Bu seçim liderler seçimi olarak Türk siyasi tarihine geçecek. Siyasi hayatımızda önemli izler bırakacaktır. Bu seçimlerin en güzel tarafı liderlerin ve siyasetçilerin kavgalarına rağmen, seçmende hiç bir gerginliğin yaşanmaması. Seçmenler açısından Türkiye en sakin seçime gidiyor. 7 Haziran seçimlerinin millet, memleket ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum ve tüm siyasetçilerimize başarılar diliyorum.

Evren Paşa’nın ölümü ve Darbeler

Zaman ne de hızlı geçiyor. Bir zamanların kudretli darbe lideri Kenan Evren’in ölümü de tıpkı darbe yaptığı zaman ki gibi olay oldu. Ölümü ile ilgili birçok şeyler yazıldı çizildi. Hakkını helal etmeyenler, cenazesine gitmeyenler, 50 kişinin idam edilmesi, yüzlerce kişinin kaybolması, on binlerce kişinin habise atılıp işkenceye tabi tutulması değim yerinde ise acı sıkıntılı ve izdırap ile geçen darbe yılları Evren Paşa’nın ölümü ile yeniden hatırlandı.
12 Eylül darbesini yakından takip etmiş üstelik o dönemde asker ocağında bulunmuş bir kişi olarak, bugüne kadar darbeler ile ilgili birçok yazı kaleme aldım. Yazdığım o yazılar ile ilgili bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak, Evren Paşa’nın ölümü ve cenazesi ile ilgili tarihe not düşme açısından birkaç satır karamak istiyorum.
İnsanlar yaptıkları ile anılırmış. Evren Paşa’da yaptıkları ile anılacak. Darbe dönemindeki haksızlık ve adaletsizlikleri sürekli gündeme gelecektir. Gerçekten insanlar hayatlarında çok işi şeyler ve hayırlı hizmetler bırakmalılar. Sadece 12 Eylül darbesi değil, bütün darbeler mercek altına alınmalı. Darbelere giden yolun neler olduğu darbeleri yapanlardan çok darbeye sebep olan siyasetçileri de yargılamak gerektiğine inanıyorum.
60 İhtilalinden 28 Şubat sürecine darbeler, ihtilaller e muhtıralar yaşamış bir kuşağın gazetecisi ve belgeselcisi olarak Evren Paşa hakkında bugün konuşulanlar ve konuşanlar biraz da kendileri öz eleştiride bulunmalı. Her dönem değerleri kullananlar güçlünün yanında olup güçsüzlere karşı hükümran olanlar Evren Paşa’nın ölümünden ders ve ibret almalılar.
12 Eylül darbesini eleştiren tüm siyasiler acaba neden 12 Eylül anayasanı değiştiremediler. Bunu çok iyi sorgulamak gerekiyor. Anayasa değişikliği yine gündemde. 12 Eylül den sonra birçok iktidar göreve geldi. Tek başına parti kuranlar Özal’dan Erdoğan’a Demirel’den Ecevit’e birçok güçlü iktidar göreve gelmesine rağmen, 12 Eylül’ün izlerini taşıyan anayasayı değiştiremedi. Acaba neden?. Siyasiler kendini bir çek etmeli ve sorguya çekmelidir.
60 ihtilali ve Menderes’in idamının üzerinden tam 55 yıl geçti. 60 ihtilalinin bile birçok izi yasa ve yönetmeliği halen yürürlükte. 60 ihtilalinin izleri bile silinemedi. Medyamız darbeler ile ilgili ahkâm kesiyor. Darbe olduğunda ilk şakşakçılar maalesef medya mensupları. Medyacılarımızda kendilerini sorgulamalı, nerede hata ettiklerini irdelemelidirler.
Bugün Basın ilan Kurumu diye çok önemli bir medya kurumumuz var. Bu kurum 1961 yılında darbe yönetimi tarafından kanun kuvvetinde kararname ile kuruldu. Halen bu kanun ile Basın ilan Kurumu hizmet vermekte. 4 yılseçilmiş genel kurul üyesi olarak Basın İlan Kurumunda görev yaptım. Kurumun kendisini yenilemesi, 60 darbesinin tortusundan kurtulması gerektiğini savunan bir gazeteciyim. Medyamız Basın ilan Kurumunun günün şartlarına uygun hale getirilebilir konusunu da irdeleyip Basın İlan Kurumunu 60 darbesinin izlerinden kurtarması gerekiyor.
Evet, Evren Paşa hatası ile sevabı ile ebedi aleme gitti. Bizim kültürümüzde ölünün arkasından konuşulmaz diye bir deyim var. Aslında konuşmalıyız. İyisiyle kötüsüyle tarihe mal olmuş ülkemizi ve hayatımızı etkilemiş insanlar ile ilgili hem hayatta iken hem öldükten sonra eleştirilerimizi ve övgülerimizi dile getirmeliyiz ki geçmişten ders ve ibret alalım. Evren Paşa’nın ölümünden acaba kaç kişi ders ve ibret alabildi.
Evren Paşa, 9 Mayıs 2015 Cumartesi öldü. 12 Mayıs 2015 salı günü Ankara’da genel kurmay başkanlığında düzenlenen devlet töreni ile hiç siyasetçinin katılmadığı cenaze töreni ile ebedi aleme uğurlandı. Evren Paşa’nın cenaze haberini http://www.milliyet.com.tr/7-cumhurbaskani-kenan-evren-gundem-2057825/ linkinden okuyabilirsiniz
DARBELER VE İHTİLALLER İLE İLGİLİ NE YAZMIŞTIM
Darbeler ve ihtilaller ile ilgili birçok kaleme aldım. Bu yazılarım halen internet sitelerinde yayınlanmakta. Yazıların tümünü www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com sitelerinden okuyabilirsiniz. Yazılarımın başlıkları ile bir bölümünü ve ayrı ayrı linklerini ise buradan sizlerle paylaşıyorum.
28 ŞUBAT DARBESİ VE ERBAKAN’IN VEFATI! (04/18/2015)
Yıl dönümleri çok önemli. Geçmişi hatırlamak ve geleceğe ibret nazarı ile bakmak gerekir. Yıl dönümleri bunun için önemli bir fırsat. Siyasi tarihimizin son 50 yılında iz ve eser bırakan bir lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Vefatı ve 28 Şubat darbesi aynı güne rastlamakta. Bu gerçekten önemli bir durum.
Devamı için http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/28-subat-darbesi-ve-erbakanin-vefati
27 MAYIS DARBESİNİN ARDINDAN (06/02/2014)
27 Mayıs çok şey ifade eder Türk Demokrasi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi için. 27 Mayıs, bir darbedir, bir ihtilaldir, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlenmiş bir cinayet ve Türkiye halkının seçtiği başbakanın ve Bakanlarının idam edilmesi demektir. Benim hayatım için ayrı bir anlam ifade eder.
Devamı için http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/27-mayis-darbesinin-ardindan
ÖMRÜMÜZ DARBE TARTIŞMALARI İLE GEÇTİ (05/21/2014)
Askeri savcılığın dünkü açıklaması önemliydi. Genel Kurmay’da hazırlandığı iddia edilen “Belge” tartışması ile  en güzel iki haftamız boşuna geçti. Belge ister  gerçek ister sahte olsun, bana göre bu belgenin hiç bir önem ve değeri yok.
Devamı için http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/omrumuz-darbe-tartismalari-ile-gecti
28 ŞUBAT DARBESİ YARGILANACAK MI? 04/29/2014
Türk siyasi tarihine 28 Şubat darbesi olarak geçen post model darbesinin 17. yıldönümü. 28 Şubat Darbesinin yıl dönümü dolasıyla mağdur olan haksızlığa uğrayan zarar gören insanlar örgütlenerek harekete geçtiler. 28 Şubat darbesinde mağdur olan insanların harekete geçmesi darbenin yeniden gündeme gelerek özellikle bürokrat, medya ve sivil toplum örgütü ayaklarının da gün yüzüne çıkarılacağı öğrenildi.
Devamı için http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/28-subat-darbesi-yargilanacak-mi
DARBE DÖNEMİNDE GAZETECİ OLMAK (07/15/2013)
Türkiye’de darbe dönemi Mısır’da ki darbeyle yeniden konuşulup tartışılıyor. İki darbe, bir muhtıra, bir post modern, bir de e-muhtıra dönemi yaşamış bir gazeteci olarak darbe dönemiyle ilgili zaman zaman yazılar kaleme alıyor ve anılarımı sizlerle paylaşıyorum.
Devamı için http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/darbe-doneminde-gazeteci-olmak