Kıbrıs Diyalog TV’de Devr-i Alem

Devr-i Âlem programı olarak dünya coğrafyasında kültür ve medeniyet tarihimizi araştırmaya, belgeselleştirmeye ve gelecek kuşaklara aktarmaya devam ediyoruz.  Kültür coğrafyamız, medeniyet coğrafyamız, bizim coğrafyamız var. Sınırlarımız ötesindeki bölgeler var. Ata yurtlarımız var. Fakat bu coğrafyaların içerisinde Kıbrıs’ın çok ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun organizasyonu nedeniyle Kıbrıs’a gitmiş, hem görevimiz nedeniyle toplantılara katılmış hem de araştırmalar yaparak belgeselleştirmiştik. Kıbrıs’ın tarihimizde önemli yeri ve önemi var. Yavru vatan dediğimiz Kıbrıs’ın en büyük televizyonlarından Kıbrıs Dialog TV’nin Canlı yayınında Kıbrıs’ı anlattık. Televizyon tarafından yayınlanan ‘Haber geliyor’ isimli programa konuk olarak katılarak program sunucusu Hakan Yıldırım bey ile 1 saate yakın Devri Âlem yapma imkânım buldu. Söyleşinin tamamını https://www.youtube.com/watch?v=ym1mQenvOx8adresindeki linkten izleyebilirsiniz.  Kıbrıs Dialog Tv’de yaptığımız söyleşiden kısa notları sizlerle bu köşeden paylaşıyorum.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR!

Kıbrıs’a en son 1994 yılında gitmiştim. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun organizasyonu nedeniyle geçtiğimiz hafta yeniden Kıbrıs’a gitme imkânım doğdu. Programın ayrıntıları daha önce bu köşeden kaleme aldığım

KIBRIS OLMAZSA OLMAZIMIZ

Kıbrıs bizim için olmazsa olmaz ve çok değerli. Çok daha farklı bir Kuzey Kıbrıs bulmak isterdim. En azından halklar arasındaki barışın sağlandığı bir Kıbrıs görmek isterdim. Çünkü o günde mücadeleler vardı. Burada sanayi hamlelerinin olmasını isterdim. Dünyanın birçok ülkesini gören birisi olarak bana Kıbrıs nasıl derseniz, Kıbrıs dünyanın en güzel yerlerinden bir tanesidir. Bu kadar güzel bir yerde refah seviyesinin çok yüksek, milli gelirinin çok yüksek olduğu bir Kıbrıs bekliyordum. Fakat bunu bulamadım.

Tarifi imkansız. Türkiye’deki bir insanımızın bunu görmesi gerekiyor. Toros dağlarının suyu, Kuzey Kıbrıs’a akıyor olması, sesi, çağlaması çok heyecan verici. Biraz kendimi o suyun içerisine atmak istedim.

TARİHTEN DERS VE İBRET ALINMALI

Tarihten ders ve ibret alınmalı. Cihan harbinden sonra Avrupa birbirini yemişti. 1940’lı yıllarda savaş yapan ülkeler şimdi hiçbir sorun yaşamıyor. Buradaki savaşın neden bitirilemediğini de bir türlü anlamıyorum. İki kesim tarafından gidip, gelmenin, kaynaşması gerekiyor. Sevgi barış tek taraflı değil, çift taraflı olmalıyız. Biz zeytin dalını hep uzatmalıyız fakat hakkımızı da korumalıyız.

KÜLTÜR VE İNANÇ TURU YAPILMALI

Keşke Anadolu insanının, Türk insanının gönlünde bu adanın ne önemi olduğunu anlatılsa. Ben dünyanın 80’e yakın ülkesine gittim. Bizim Türkiye’deki medyanın çok büyük bir günahı var. Sadece Kıbrıs sorunu gerginlik olduğunda mı gündeme gelmeli? Buranın güzellikleri, inanç turizmi, insanları önemli. Bizim medyamız bu noktada sınıfta kalıyor. Kıbrıs turuna katılıyorum dediğinizde hemen yan gözle bakılıyor. Böyle olmamalı. Herkese saygı göstermek zorundayız. Fakat Kıbrıs bundan ibaret değil. Bu algıyı yıkmak gerekiyor. Buradan bir çağrıda bulunalım. Kıbrıs’ta kültür ve inanç turları organize edilmeli. Zaferler tarihimizde Kıbrıs Barış Harekatı’nın büyük önemi var. Dünya’da barış ismiyle savaş yapılan tek yer. Şehitliğimiz var. Kıbrıs’ta birçok gönül bağımız var. İslam medeniyetinde Peygamber efendimizin müjdesine mazhar olmuş yerdir Kıbrıs. Bugün bin ile bin 500 civarında sahabe mezarının olduğunu biliyoruz. Zaferler, inanç tarihimiz, eserler… Bu nedenle Kıbrıs’a gelmek zaruridir.

ŞEHİTLERİMİZİ UNUTMAMALIYIZ

Vefa çok önemli. Vefa İstanbul’da bir semtin adı olmaması gerekiyor. Vefa unutulmamak, hatırlanmak demek. Bugün kanıyla, canıyla Kuzey Kıbrıs’ı bize vatan yapanlar unutuldu diye düşünüyorum. Onlar unutulmamalı. Tarihten dostluk çıkartalım. O insanlar gitti. Bugün Ercan Binbaşı kimdir, Cengiz Topel kimdir diye sorsak kim bilir? Acaba biz Kuzey Kıbrıs olarak, Türkiye olarak burada okuyan öğrencilere kendi tezimizi anlatabildik mi? Zannetmiyorum.

TÜRKİYE NE KADAR TANIYOR?

Yunus Emre diyor ki, “İlim, ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir.” Kendimizi bilmemiz lazım. Değerlerimizi, insanlarımızı bilmemiz lazım. Biz ufak tefek bazı şeylere takılıyoruz. Bir kişi kötülük yapınca onu herkese mal ediyoruz. Aslında insan çok değerli bir varlık. İnsanı değerli kılan düşünmesi. Gençlere örnek olma açısından Kıbrıs’a bir kültür ve sevgi hamlesi başlatmalıyız. Kıbrıs’ı bilelim. Bugüne kadar çeşitli nedenlerle Kıbrıs’a gelmeyenler, Kıbrıs’a bir gelmeye başlasın bakalım.

BİZ KENDİ İNSANIMIZA DA ANLATAMADIK

Biz kendi insanımıza da kendi haklılığımızı anlatamadık. Bugün bir ateşkes yapıldı ama insanlar ölmüyor. Karşılıklı gidilip, geliniyor. Yaptığım tarihi araştırmalarda Osmanlı Devleti 1471’de buraya geldiğinde özellikle Ortodoks Rumların davetiyle geldiğini gördüm. Neden? Çünkü farklı mezheplere mensup şövalyeler sadece Ortodoks Rumlara değil, Kudüs’e gitmek isteyen Müslümanlara da zalimlik yapıyordu. Ortodoks Rumlar bıktıkları için Osmanlı’yı buraya davet ettiler. Eğer Osmanlı, baskı, soykırım yapsaydı, 400 yıl içerisinde Yunanistan’da ve Kıbrıs’ta kaç Rum kalabilirdi? Bugün Osmanlı Coğrafyası’nda 20’ye yakın devlet var. Burada yaşayan insanlar Osmanlıdan beri öz kimliklerini korumuşlar. Burada yaşayan Rumlar gibi. Biz haklılığımızı kendi insanımıza da anlatamıyoruz. Bir baskıcı bir toplum değil, barışçı bir toplumuz.

ADADA NE EKSİK?

İlk gözüme çarpan trafiğin tersten akışı. Daha bir altyapı. İnsanlar biraz daha güler yüzlü olması lazım. Bıkmışlar gibi. Öğrenciler tamamen soyutlanmış vaziyette. Burada bir sinerjiye, bir heyecan, bir mutluluğa ihtiyaç var. Burada ‘İyi ki Kıbrıslıyım’ dedirtecek şeyler yapmak gerek. Önceden Girne, Lefkoşa arasındaki yol çok güzel olmuş. Yatırımlarda var. Gelen su inşallah barış suyu olsun.
Kıbrıs mükemmel bir yer. Kıbrıs’ta sıcakkanlı bizim insanlarımız var. Tarih, kültür var. Gitmediğiniz yer sizin değildir. Kıbrıs’ı anlamak için tanımak gerekiyor. Bunun için siz değerli okurlarımızı da Kıbrıs’a davet ediyorum.

Ulaşım sorunu çözülebilecek mi?

Medeniyet ve uygarlığın şartı “Yol, su, elektrik ve telefon” hizmetleridir. Gerçekten Türkiye’nin birçok bölgesi yıllarca medeniyetin temel nitelikleri olan yol, su, elektrik ve telefona hasretti. Özellikle bizim kuşak şehirlere yaya gider, suyu uzaktan sırtlarında taşır, elektriği ise ancak şehirlerde görür, telefonla ise askere geldiklerinde tanışırlardı.

Artık o günler uzakta kaldı. Özellikle rahmetli Özal’dan sonra Türkiye’de birçok köye yol, su, elektrik ulaştı. AK Parti lideri Tayyip Erdoğan’ın duble yol projesi ile büyük bir ulaşım hamlesi başlatıldı. Ölüm yolu haline gelen şehirler arası birçok yol duble yollarla rahatladı.
Hava yollarına ve havalimanlarına son yıllarda önem verilmesi insanların uçakla tanışmasına sebep oldu. Yine bizim kuşak çocukluk yıllarında uçağı kuş misali havada görüyordu. Artık bizler kuş olup uçaklarla kıtalar arası seyahat etmeye başladık. Türkiye’nin birçok yerine uçaklarla gidiyoruz.
Telefon gerçekten çok önemli. Hiç unutmuyorum. Askerde telefonun ahizesi ile çektirdiğim fotoğraf halen albümümü süslüyor. Şimdi cep telefonları, akıllı telefonlar, internet ve bilişim teknolojilerinin tüm imkânlarını kullanıyoruz. Önceden gazeteye basacağımız bir fotoğrafı en az üç günde İstanbul’da klişe yaparak, gazeteye basabiliyorduk. Şimdi ise anında canlı yayınlar ile haberler ulaştırıyoruz. Muhteşem bir gelişme…
TRAFİK SORUNU NE ZAMAN ÇÖZÜLECEK?
Ulaşım ve iletişimin tüm imkânlarını kullanırken, Gebze gibi büyük şehirlerde çok büyük trafik sorunu yaşıyoruz. Şehir içerisinde hava biraz yağışlı olduğunda araçla seyahat etmek mümkün değil. İşçilerin en büyük sorunu trafik sorunudur. Trafik her geçen gün daha da kilitleniyor. Yakın bir gelecekte bugünleri de arayacağız. Mevcut yollar, Gebze’nin büyümesine cevap vermeyecek ve tamamen iflas edecek. Bir an önce ulaşım sorununa çözüm aranmalı, 2023’ün ulaşım planları yapılmalıdır.
GEBZE BÖLGESİNDEKİ ULAŞIM YATIRIMLARI
Gebze bölgesinde ciddi anlamda hükümetin altyapı ve ulaşımla ilgili yatırımları var. Bu yatırımlar çok önemli. Başta Körfez Geçiş Köprüsü, otoyollar, hızlı tren, hafif raylı ulaşım, İstanbul metrosu ile bağlantı, İzmit – Gebze arasındaki ulaşım sorununun çözümü, Gebze’yi 3. Havalimanına bağlayacak hızlı tren hattı en önemli projeler. Bu projelerle ilgili ayrıntılı bilgileri sizlerle paylaşıyorum.
TOPÇULAR BİTİYOR, ANİBAL BAŞLIYOR
Belediye Başkanı Köşker yaptığı açıklamada; “ Hızlı bir şekilde çalışmalar devam ediyor. Zaten normal süresi 25 Aralık’tı. 25 Aralık’tan sonra bitecek. İnşallah böyle giderse bitecek. Vatandaşımız bu iki tarafta yaşanan hem Darıca’daki hem de İstasyon Mahallesi’ndeki şehir içi trafiği de rahatlamış olacak. Bu insanlar iki ilçe arasına girmek için şehir içine girmek durumunda kalıyordu. Şimdi şehir içine girmeden iki mahalle dağılmış olacak. Köprülü kavşakla birlikte yan bağlantı yolları da bitmiş olacak” dedi. Bu projenin tamamlanması ile birlikte Gebze’lilerin merakla beklediği Anibal Kavşağı projesinin de başlayacağını söyleyen Köşker; “Osmangazi Köprüsü’nden Beylikbağı’na kadar ciddi bir trafik sorunu vardı. Burasıyla birlikte burası rahatlamış olacak. Buranın ardından Anibal projesi başlayacak. İkisini aynı anda trafik yoğunluğu yaşanır diye müsaade etmedik. Aralık gibi de Anibal başlayacak. Oda bittikten sonra yan yollar tek yön olacak. Dolayısıyla şehir içinde trafik akışı da büyük ölçüde rahatlamış olacak” dedi.
GEBZE’YE METRO GELİYOR
İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde raylı sistemi gören ve kolay ulaşım talep eden vatandaşlar yıllardır Kocaelili siyasilerin söylemleriyle kandırılıyor. Kentli sonunda raylı ulaşıma kavuşacak. Kartal Kadıköy metrosu Gebze’ye kadar uzatılacak.
KÖRFEZ GEÇİŞ KÖPRÜSÜ BİTMEK ÜZERE
Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından Yap-İşlet-Devret modeli ile ihale edilen Gebze-Orhangazi-İzmir (İzmit Körfez Geçişi ve Bağlantı Yolları Dahil ) Otoyolu Projesi, 384 kilometre otoyol ve 49 kilometre bağlantı yolu olmak üzere 433 kilometreyi kapsıyor. Yapım çalışmalarının devam ettiği Gebze-Gemlik kesiminde yüzde 89, Gebze-Orhangazi-Bursa kesiminde ise yüzde 81, Kemalpaşa Ayrımı-İzmir kesiminde yüzde 74 olmak üzere dev projenin tamamında yüzde 50’lik fiziksel gerçekleşme sağlandığı belirtildi. Projenin Nisan ayında tamamlanması bekleniyor.
Sonuç olarak yol yoksa medeniyette yoktur. Yol medeniyet ve her şeydir. Trafikte geçirdiğimiz zaman bir ömür törpüsü. Bölgemizin en büyük sorunu ulaşım ve yol. İnanıyoruz bu dönem ulaşım sorunu çözülür.

Vali Güzeloğlu’ndan güzel projeler

Kocaeli Valisi Sayın Hasan Basri Güzloğlu, Eylül ayında Mersin’den Kocaeli’ye 2014 Eylül ayında Vali olarak atandı. 1 Ekim 2014 tarihinde de Kocaeli’de göreve başladı. Göreve başladığının haftasında kendisini Gebze’deki makamında görüşmüştük. Daha sonra bir çok toplantıda görüşüp çalışlmalarını takip etme ve açıklamalarını takip etme Kocaeli ile ilgili çalışmaları yakından izleme imkanım oldu.

Zaman zaman Sayın Valimize hitaben yazdığımız haber yorum yazılarımızın dikkate alınması ise bizi sevindirdi. Örneğin Akçokoca gazinin Kandıraki Lokmanlı köyündeki Karargah merkezi ve gerçek türbesi ile ilgili yazdığımız yazılarla ilgilenen valimiz kültür müdürü başkanlığında heyet görevlendirip araştırma yaptırdı ve yazılarımızın haklı olduğu ortaya çıktı şu anda sözünü ettiğimiz bölge valimiz Güzeloğlu’nu özel ilgisi sayesinde koruma altına alınarak kültür tarihimize kazandırıldı kendisine bir kez daha teşekkür etmeyi borç biliyoruz.

KOCAELİ YAŞANILIR KENT OLMALI

Her valimizin ayrı özelliği var, Kocaeli’de gazetecilik yaptığım 35 yıl içerisinde bir çok vali tanıdım, halen bazıları ile görüşüyorum bazıları da ebedi aleme göç ettiler. Bu valiler içinde merhum İhsan Dede ile Ercan Topaca’nın ayrı bir yeri var. Her iki valimiz Kocael’nin sorunlarına parmak basan özellikle eğitim çevre konusunda ciddi hizmetler yapan isimler, merhum Dede’nin eğitim noktasında çalışmalarını unutmak zor, gerçekten Kocaeli bölgesinde eğitim seferberliği düzenlemiş eğitime katkı sağlatmış, hatta ‘Kocaeli Atılım Vakf’ kurarak bu vakıf sayesinde Kocaeli’ye Fen Lisesini kurulmasını gerçekleştirdi.

Bir önceki valimiz Ercan Topaca ise Kocael’nin yaşanılır kent olması ve çevre kirliliğinin önlenmesi için ciddi çalışmalar yapan birisiydi. Değişik çeşitlerde anılan Dilovasını çevre kirliliğine karşı savaş açan Sayın Topaca Dilovası’ndaki kirliliğin önüne geçmiş, sanayi kuruluşlarına çok ciddi yatırım yaptırıp Dilovasının havasını korumuştu. Bunların dışında diğer valilerimizinde hakkını teslim etmek şart, Kemal Nevrozoğlu’nun devlet adamı anlayışı, ihtilal dönemi olmasına rağmen Hüseyin Öğütce’nin babacan tavrı, Kemal Önal, Erdal Ata, Adnan Dağrendelilerin beyefendilikleri hiçbir zaman unutulmayacak.

Vali Güzeloğlu’nun güzel projeleri 

Makam ve mevkiler geçici. Baki kalan gök kubbede hoş sedalar. Nice makam sahibi biliyoruz ki. Bırakın hoş sedayı bugün adları bile anılmıyor. Sayın Güzeloğlu göreve başladığında buradan “Güzeloğlu Nasıl Anılacak?’ başlıklı yazı yazdım. Aradan 1 yıl geçti, Sayın Vali programlarını takip ediyorum, çalışmalarını görüyor açıklamalarını okuyorum, daire müdürlerine çalışmalarla ilgili açıklama yapma yetkisi tanıması güzel, basının önüne fazla çıkmayan daha çok yaptığı işlerle anılan birisi sayın vali.

Sayın Valimizle dün bir kez daha görüştük, kendisinden bir yıllık Kocaeli ile ilgili değerlendirme almak istedim röportaj vermek istemedi. Ancak özetle Kocaeli ile ilgili projelerinin olduğunu öğrendim. Kocaeli sadece sanayi kenti olarak değil, bilim teknoloji, kültür, sanat, turizm olarak da anılmalı diyor. Gebze’de çalışan insanlar, İstanbul’a gitmemeli, burada yaşamalı diyor. Kocaeli bölgesi Gebze bölgesi sadece sanayi şehri değil, yaşanılan şehir olmalıdır diyor kedisi.
Sayın vali Kocaeli bölgesinin yaşanılır şehir yapmanın projelerini de açıklıyor, öncelikle Kocael’nin marka değerleri, ön plana çıkarılmalı bilişim vadisinden teknik üniversiteye TÜBİTAK’tan Kocaeli üniversitesine Kocaeli’nin bilgi, bilişim, teknoloji, ve eğitim şehri olduğu kamuoyuna tanıtılıp anlatılacak bilgi bilişim ve teknoloji deyince Kocaeli bölgesi hatırlanacak bu konuda özel çalışmalar yapacağını söyledi.

Kocaeli bölgesi, bir çok uygarlığa merkez olmuş, bir çok kültür ve tarih mirasına sahip Litinya devleti, doğu roma imparatorluğunun izleri bulunmakta Anibal gibi dünyaca meşhur bir komutan bu bölgede bulunuyor, Kocaeli yarımadasına adını veren Akçakoca gazi burada, Osmanlı’da ilk sancak merkezi olan Kocaeli’nin valisi Gazi Süleyman Paşa Kocaeli’de görev yaptı. Osmanlı’da denizcilik merkezi Kocaeli’de. İlk donanım komutanı Karamürsel Alp Kocaelili.  Fatih Sultan Mehmet gibi bir cihan imparatoru Gebze’De hünkar çayırında vefat etti. Dünyaca meşhur ressam ve müzeci Osman Hamdi Gebze’de resimlerini yaparak bölgeyi tanıttı. Bundan başka daha bir çok değer var, bu değerleri mutlaka önce kendimiz sonra ülkeye tanıtacağını ifade etti.

Kocaeli bir turizm kenti, kültür turizminin yanında Marmara denizi, karadeniz, sapanca gölüne kıyısı olan ender doğal güzelliğe sahip illerden biri. Kartepe kayak merkezi, karadenizin tek üzerinde insan yaşayan tek adası burada bulunuyor. Ballıkayalar, beşkayalar, göl ve göletleri ile doğal güzellikler diyarı olan ilimiz bu güzellikleri, en iyi biçimde tanıyıp tanıtmalıyız, bölgemizi yaşanılır şehir haline getirmeliyiz, bölgemizde insanlar, İstanbul yerine burada oturmayı tercih edecek alt yapı oluşturmalıyız bunun için direkt insana hitap eden ve yaşanılır kent  olması için ne gerekiyorsa yapacağız kocaeliyi sanayi ile kültürün turizm ile çevrenin iç içe yaşandığı bir kent olarak dünyaya tanıtacağız” şeklinde konuştu.

Evet gerçekten Kocaeli önemli bir kent olmalı, sadece Gebze bölgesindeki değil, Gebze’nin bazı ünlü isimleri bile istanbulda durmayı tercih ediyor bögemizi cazibe merkezi yapmak için seferberlik başlatmalı Kocaeli yaşanılır kent olmalıdır, bu güzel projeler inşallah hedefe ulaşır. Kocaeli ve gebze bölgesi yaşanılır kent olur.

Çalıştayların önemi ve Espiye çalıştayı

Başarıya giden yol, ortak akıl ve işbirliğinden geçer. Ortak hareket etmeyenler, birlik ve beraberlik içerisinde olmayanlar, en önemlisi de bilgi – birikimine değer vermeyenlerin başarılı olması mümkün değildir. Bunun için kurum ve kuruluşlar sempozyumlar, paneller ve çalıştaylar düzenleyerek ortak akıl üretip, iş birliği yaparak başarıya ulaşmaya çalışırlar.

40 yıllık gazetecilik hayatımda kim düzenler ise düzenlesin panel, konferans, sempozyum ve çalıştayları yakından takip etmekte, bu toplantılarda çok önemli bilgi sahibi olmaktayım. Bugüne kadar gerek yurtiçi gerekse yurtdışında birçok konferans, seminer, panel ve sempozyumlara davetli olarak katılıp görüş ve düşüncelerimi aktarmaya çalıştım.
1. ESPİYE ÇALIŞTAYI
Doğduğum memleket olan Giresun’un Espiye ilçesini hiç ihmal etmemekteyim. Okuyucularım ve Devri Alem program izleyicilerim Kocaeli’ye verdiğim önem kadar, Giresun’a verdiğim önemi de yakından bilirler. Espiye Belediye Başkanımız değerli dostum Mustafa Karadere beyefendi “Espiye çalıştayı düzenliyoruz. Sizlerde katılıp, modaratörlüğünü yapın” dediğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ki belgesel çekimlerini yarıda bırakıp Türkiye’ye dönerek, Pazar günü düzenlenen çalıştaya katıldım.
1. Espiye çalıştayı bir ilkti. Sadece Espiye açısından değil, Giresun’un tüm ilçeleri açısından bir ilk yaşandı. İlk kez Giresun’da bir ilçe çalıştay düzenledi. Temennim tüm ilçelerimiz bu tür çalıştaylar düzenlemeli. Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Yanık ve çalıştayın organizasyonunu gerçekleştiren Espiye Dernekler Federasyonu Başkanı Temel Kahveci, Sayın Başkan Mustafa Karadere’nin başkanlığında bir program dahilinde çalıştay gerçekleşti. Türkiye’nin birçok bölgesinden 230’dan fazla Espiye’nin kanaat önderi, fikir adamı, siyasetçisi, bürokratı, gazetecisi bir araya gelerek çok güzel bir çalıştay gerçekleştirdi. Çalıştayda yüzden fazla üst düzey insan Espiye ile ilgili görüş ve düşüncelerini yazılı olarak komiteye teslim etti. Milletvekilinden, Belediye Başkanına kadar birçok kişi konuşma yaptı. Çalıştayla ilgili haberin önemli noktalarını burada sizlerle paylaşmadan önce çalıştay ne demektir kısaca hatırlamak istiyorum.
ÇALIŞTAY NE DEMEKTİR?
Çalıştay veya workshop, bireylerin ortak bir konu üzerinde çalışmalarını, düşünmelerini ve öğrenmelerini sağlayan uygulamalı bilimsel öğretim tekniği. Çalıştay; daha çok yüksek düzeyli bilişsel süreçlerin kullanıldığı akademik bilgi aktarım uygulamalarında tercih edilen, uzmanlık alanlarına dönük bir uygulamadır. Çalıştay, bilim adamlarının ve uzmanların; bir konuda ön hazırlık yapmak üzere inceleme ve değerlendirme amaçlı toplantılarında kullanılan temel tekniktir. Ayrıca bu çalışma toplantılarına da çalıştay adı verilir.
İSTANBUL’DA ESPİYE ZİRVESİ
**Espiye Kaymakamlığı ve Espiye Belediyesi’nin himayelerinde Espiye Dernekler Federasyonunun organizasyonu, İlim, Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi’nin desteği ile düzenlenen 1. Espiye çalıştayında ilçenin geleceği tüm yönleri ile tartışıldı. İstanbul’da bir ilk olan büyük buluşma katılımcılardan tam not aldı.
ESPİYE’NİN GELECEĞİ TARTIŞILDI
Espiye’nin sorunlarına çözüm yolu arandığı ve geleceğinin tartışıldığı büyük Espiye buluşmasına, AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan, Espiye Belediye Başkanı Mustafa Karadare, Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın, Soğukpınar Belediye Başkanı Özcan Özdemir, AK Parti Bayrampaşa İlçe Başkanı Kemal Oğuz, Espiye Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Yanık, Giresun İl Genel Meclis Üyesi Hayrettin Öztürk, Giresun Federasyonu Başkanı Mehmet Kuğu, Giresun Federasyonu Kurucu Başkanı Halil Kütük’ün yanı sıra Giresun, İstanbul, Bursa, Kocaeli ve yurdun değişik yerlerinden gelen işadamı, bürokrat, akademisyen, serbest meslek mensupları ile siyasetçiler, dernek başkanları ve yöneticilerden oluşan 230 kişi katıldı.
BİRLİK VE BERABERLİK MESAJLARI
Espiye’lerinin birlik ve beraberlik mesajı verdiği üst düzey buluşmanın sunuculuğunu Eğitimci Ali Akıllı yaparken, modaratörlüğü ise İlim, Kültür, Tarih araştırmaları merkezi kurucusu ve Devr-i Âlem Belgesel program yapımcısı İsmail Kahraman yaptı. Kahraman 1. Espiye Çalıştayı açılış konuşmasında, Espiye’nin her yönleri ile ele alındığı çalıştayın ilçenin geleceği açasından büyük önem taşıdığını belirtti. Kahraman konuşmada; “Hem doğduğumuz, hem de doyduğumuz yeri unutmamalıyız. Sılayı rahimi ihmal etmemeliyiz. Ülkemizi ve insanları tanımalıyız. İnsan unsuruna değer vermeliyiz. Köy ve beldelerimizin tarihi geçmişimizi bilerek, evlatlarımıza baba, dede memleketlerini tanıtmalıyız. Espiye tarihi geçmişi, kültürel değerleri, doğal güzelliği ve en önemlisi insan unsuru ile çok önemli bir bölge. Giresun’un ilçeleri arasında ilk kez Espiye böyle bir çalıştay düzenledi.” Diyerek çalıştayın ev sahibi Espiye Belediye Başkanı Mustafa Karadere ve emeği geçenlere teşekkür etti. Espiye Federasyonu Başkanı Temel Kahveci, organizasyon komitesi adına yaptığı açılış konuşmasında, “Çalıştayın önemini belirterek Espiye’nin marka değerlerini, insan potansiyelini, tanımak ve tanıtmak için önemli bir fırsattır” dedi. Yaklaşık 4 saat süren çalıştayda, dernek başkanları adına İstanbul, Espiye ve Gebze Espiyeliler Derneği başkanları Hüseyin Acar duygu ve düşüncelerini belirten birer konuşma yaptılar.
HESAP VERMEYE GELDİM
Organizasyonun ev sahipliğini yapan Espiye Belediye Başkanı Mustafa Karadere çalıştayda çok önemli açıklamalar yaptı.” Espiyelere hesap vermeye geldim.” diyerek konuşmasına başlayan Başkan Karadere, Giresun’un ikinci büyük ilçesi olan Espiye’nin daha gelişmesi ve büyümesi için çalıştıklarını, Espiyeli tüm hemşerilerinin görüş, öneri ve düşüncelerinin kendileri için çok değerli olduğunu söyledi. Espiye’lerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi halinde tüm zorlukların üstesinden geleceğini ifade eden Başkan Karadere,” Güzide ilçemizin geleceğini gelin birlikte şekillendirelim. Gençlerimize ve geleceğimize güzel bir Espiye bırakmak için omuz omuza verilim. Espiye’nin geleceği için bu çalıştayı bir dönüm noktası olarak görüyorum. Bugünkü gördüğüm tablodan büyük bir enerji ve sinerji aldım. Allah’ın izni ile sizlerle beraber Espiye’yi Karadeniz’de parmakla gösterilecek bir ilce yapacağız” diye konuştu.
ESPİYE KABUĞUNU KIRDI
AK Parti İstanbul Milletvekili ve Eski Giresun Federasyonu Başkanı Hasan Turan ise, Giresun’un bir ilçesinin ilk defa İstanbul’da bir çalıştay düzenlemesinin çok önemli olduğunu belirterek, Espiye’nin de kabuğunu kırdığını söyledi. Giresun’luların dernekçilikle çok önemli başarılara imza attığını ifade eden Hasan Turan, Federasyon yedek yönetim kurulu üyesinin Eyüp Belediye Başkanı, Federasyon başkanın da milletvekili olduğunu belirterek, sivil toplum kuruluşunda görev almanın önemine dikkat çekti. (Haberin tüm detaylarını gazetemizin dördüncü sayfasından ve www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilirsiniz)
Sonuç olarak keşke tüm kurum ve kuruluşlar, ilçeler ve illerimiz çalıştaylar düzenleyip, ortak akıl oluşturup, birlik ve beraberlik sergileyebilseler. Ortak aklın ve beraberliğin olmadığı hiçbir iş başarıya ulaşmaz. Birlik ve beraberlik her şeyden önemli. 1. Espiye Çalıştayı’nda bu birlik ve beraberliği gördüm. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. Doğum yerim ve çocukluk yıllarımı geçirdiğim güzel ilçeme azda olsa vefa borcumu vermemin huzuru içerisindeyiz.

Kocaeli Kent Kültür Bilinci oluşturulmalı

Yunus Emre; “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim. Dünya kimseye kalmaz” diyor. Sevmek tanımakla başlar. Sevilmek ise büyük ufuklardan geçer. Kocaeli Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Marmara Denizi’nin ve Marmara Bölgesi’nin doğusunda yer alan, adını Akçakoca Bey’den alan bir şehirdir. Dağları, yaylaları, gölleri, sahilleri ve kent merkeziyle güne merhaba diyebileceğiniz, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla gece gündüz hareketli, sıcak ve huzur doludur. Anadolu’nun tüm kültürel renklerini gökkuşağı gibi bağrında taşıyan, 3.623 kilometre kare yüz ölçümüne ve birbirinden güzel 12 ilçeye sahip coğrafyada 2 milyona yaklaşan nüfusu ile bilim, teknoloji, sanayi, ticaret, tarih, kültür, turizm, spor ve sanatta marka olan bir şehir Kocaeli…
Acaba biz üstüne düşen her görevi yerine getiren, küçük bir il olmasına rağmen Türkiye’nin en zengin bölgesi olan Kocaeli’yi ne kadar tanıyoruz? İlçelerini, köylerini, mahallelerini ne kadar gezdik? Karadeniz’in üzerinde insan yaşayan tek adası Kandıra’nın Kefken bölgesinde bulunan Kefken Adasıdır. Buraya daha önce hiç gittiniz mi? Türkiye’nin en güzel göllerinden biri olan Sapanca Gölü’ne kıyısı var, sanayi bölgeleri ile bir marka değer. Kocaeli’nin bugün en büyük sorunlarından birisi kente aidiyet duygusunun olmaması. Bu konuda herkesin, ama özellikle medya mensuplarına, idarecilere ve yöneticilere büyük görevler düşüyor. Okullarda etik eğitim derslerinde Kocaeli’yi tanımak ve tanımak dersi konulmasını istedik. Kocaeli’ye büyük bir vefa borcumuz var. Kocaeli’de eğitim gören gençlere bunu aşılarsak, Kocaeli ruhu ortaya çıkmış olacaktır.
Kocaeli birçok siyasetçi, yönetici gördü. Keşke her biri kubbede hoş sedalar bırakarak gerçekten vefa borcunu ödeyebilselerdi. Zaman hızla gelip geçiyor. Makam kadıya mülk değil. Hep birlikte Kocaeli’ye hizmet edelim ve buraya olan vefa borcumuzu ödeyelim. Her zaman dediğimiz gibi Kocaeli’de yaşamak Allah’ın bir lütfudur. Bunu her platformda dile getirerek, Kocaeli’nin kültür ve tarihini araştırmaya, tanımaya ve tanıtmaya devam ediyoruz. 

KENTLİLİK BİLİNCİ CANLI MAKALEDE
Kocaeli’nin en çok ihtiyaç duyduğu kent kültür bilinci ile ilgili Kocaeli Gebze Tv’de canlı makale hazırladık. Birçok konuyu ele aldığımız Canlı Makaleyi izlemek için http://kocaeligebze.tv/v/5LGsUuIEjdS adresindeki linke tıklayabilirsiniz.

GEÇMİŞTEN BUGÜNE KOCAELİ

40 yıldır Kocaeli ve dünyada araştırmalar yapan bir belgeselci ve gazeteci olarak geçmişten bugüne Kocaeli’nin tarihini sizlerle bu köşeden paylaşmak istiyorum.
Kocaeli geçmişten günümüze uzanan tarihi kent olarak, 17 Ağustos 1999’da yaşadığı depremin izlerini kısa sürede sarmayı başarmış bir şehirdir. İklimi, verimli toprakları, ormanları, akarsuları, gölleri ve önemli göç yolları üzerinde bulunmasından dolayı; milattan önce ve sonra önemli bir geçiş noktası ve yerleşim merkezidir. İlk yazılı tarihi milattan önce XII. yüzyıla kadar uzanan ve ilk yerleşik kavmi Megaralıların yaşadığı Kocaeli’nde; daha sonra sırasıyla Frigler, Makedonlar, Persler, Bithynialılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar hâkimiyet kurarlar. Kısaca bu tarihi yarımada birçok ulusa ve uygarlığa ev sahipliği yapar. Kocaeli geçmişten günümüze uzanan bu tarihsel süreç de; Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlar gibi farklı coğrafyalardan gelen toplulukların ve farklı kültürlerin birlikte huzur içinde yaşadığı bir ildir.
İlk çağlarda Bithinya adı verilen bu bölgede kurulan kentler sırasıyla; Olbia, Astakos, Nicomedia, İznikmid, İzmid, İzmit ve Kocaeli adlarını alır. Kartacalı Komutan Hannibal, Akçakoca Bey, Karamürsel Bey, Süleyman Paşa, Çoban Mustafa Paşa, Tökeli İmre, Ressam Osman Hamdi Bey, Selim Sırrı Paşa, Kara Fatma, Yahya Kaptan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi önemli şahsiyetler Kocaeli tarihinde iz bırakırlar. 1337 yılında Akçakoca Bey tarafından Osmanlı sınırlarına dâhil olan Kocaeli, 1920’de İngilizler, 1921’de Yunanlılar tarafından işgal edilir. 28 Haziran 1921 tarihinde işgalden kurtarılan kent 1924 yılında vilayet olur.
ULAŞIM ÜSSÜ
Her dönem üstlendiği misyonu geleceğe başarıyla taşıyan, kültürel varlıklarını koruyan Kocaeli kenti; tarihi ipek yolu güzergâhında bulunmaktadır. Şehir, tarihte Kandıra’dan Şile’ye kadar Marmara bölgesinin geniş bir bölümünde kervanların konakladığı, Bağdat, Berlin ve Hicaz demir yollarının kesiştiği ticaret ve kültür havzasında yer almaktadır.
Kocaeli, kültür ve sanata verdiği önemden dolayı Türkiye’de diğer kentlerden farklılık arz eder. Dünyanın önde gelen kültür başkenti kabul edilen İstanbul’a sınır olan Kocaeli, Marmaray, Körfez Geçiş Köprüsü, 3. Boğaz Köprüsü, bağlantı otoyolları, hızlı tren, Cengiz Topel ve Sabiha Gökçen havalimanları, Eskihisar Topçular feribot hattı ve İzmit körfezinde ki limanları ile uluslararası ulaşım-lojistik üstü olma yolunda hızla ilerlemektedir.
Kocaeli, ülkenin en önemli iki merkezi, İstanbul ve Ankara’yı birbirine bağlayan kara ve demiryolu bağlantıları üzerinde yer aldığından kavşak noktasındadır. Ulusal ve uluslararası taşımacılıkta önemli yeri olan ve ili doğu-batı yönünde boydan boya geçen D-100 (E-5) karayolu ile otoban, ilin ana ulaşım ekseni durumundadır.
KÜLTÜR  VE  SANAT’DA KOCAELİ
Birçok uygarlığın ve farklı kültürün kaynaştığı bu coğrafya, ihtişamlı yapıları, sanat eserleri, eşsiz motifleri velezzetlerini tüm canlılığıyla bizlere sunmaktadır.
Kasr-ı Hümayun (Saray Müzesi), Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Atatürk ve Redif Müzesi, Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi, Fevziye Camii, Orhan Camii, 2. Abdülhamit Camii, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Pertev Mehmet Paşa Külliyesi, Eskihisar Kalesi, Sırrı Paşa Konağı, Saatçi Ali Efendi Konağı, Portakal Hafız Mescidi ve Konağı, Demirciler Konağı, Pembe Köşk, Süleyman Paşa Hamamı, Valide Sultan Köprüsü, Mimar Sinan Köprüsü, Kutluca Köprüsü, Canfeda Hatun Çeşmesi, Büyük Su Kemeri, gibi bir birinden nadide ve özgün mimari eserlerden müzeler, camiiler, külliyeler, kervansaraylar, kaleler, konaklar, hamamlar ve köprüler gibi mekânlar ziyaretçilerini beklemektedir. Kocaeli’nin el emeği, göz nuru ürünlerini, Hereke halısında, Kandıra bezinde ve “ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepetimi sandın?” esprisiyle üne kavuşan Karamürsel’in sepetinde görmek mümkündür. Yöreye özgü Cizleme ve Mancar yemeği gibi yemek kültürünün yanı sıra ülkeçapında ün yapmış “İzmit Pişmaniyesi”, “Saray Helvası ve Simidi”, “İhsaniye Elması”, “Maşukiye Armudu”, “Eşme Ayvası”, “Değirmendere Fındığı”, “Yarımca Kirazı”, “Gebze Çavuş Üzümü”, “Derince Çenesuyu”, “Kandıra Yoğurdu” da gerçekten tadılmaya değer mükemmel lezzetlerdir.
TİCARET  VE SANAYİ’DE KOCAELİ
Kocaeli ülkemizin en büyük 87 sanayi kuruluşu ile Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan illerden biridir. Bugün Büyükşehir statüsünde olan Kocaeli, bütçe ve vergi gelirine katkı bakımından Türkiye sıralamasında İstanbul’dan sonra ikinci, kişi başına düşen yıllık milli gelir açısından da birinci sıradadır. Türkiye’nin vergi gelirlerinin % 12,92’si, ülke imalat sanayisinin % 13’ü buradan sağlanmakta olup, Kocaeli’nde bugün 252 ‘si yabancı sermayeli olmak üzere 2.200’ün üzerinde sanayi yatırımı bulunmaktadır. Üniversiteler, bilimsel araştırma kurumları, teknoparklar, teknoloji merkezleri, bilişim vadisi ve binlerce sanayi kuruluşunun faaliyet gösterdiği Kocaeli, sanayisinin yanı sıra tarımıyla, hayvancılığıyla birçok insan geçimini bu kentten sağlar. Ülke imalat sanayinin büyük bir kısmı bu ilde üretilmektedir. Bugün çok sayıda yabancısermayeli olmak üzere sanayi yatırımı bulunmaktadır. Dış ticaret açısından da önemli bir potansiyele sahip olan Kocaeli’nde bulunan firmalar, bölgede bulunan liman ve özel iskelelerden yanında kara yolu ve demiryolu avantajları ile üretimlerini dünyanın her yerine kolaylıkla ulaştırabilmektedirler.
TURİZM KENTİ  KOCAELİ
Doğal güzellikleri, ormanları, plajları, yaylaları, bio çeşitliliği, eko turizmi, “Kartepe Kayak Merkezi” ve tüm Kocaeli’ne yayılan tarihi eserlerinin yanında Karadeniz ve Marmara Denizi’ne olan kıyılarıyla dört mevsim turizm çeşitliliğinin yaşandığı bir cazibe merkezidir. Dünyaca ünlü “Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı”, “İzmit Sekaparkı”, “Gebze Ballıkayalar ve Beşkayalar Tabiat Parkı”, “Yuvacık Barajı”, Yazlık Ilıcası,“Bayramoğlu ve Kefken Adaları”, “Kuzu Yaylası”, “Kadırga Yaylası”, “Gebze Eskihisar ve Derince Harikalar Sahili”, “İzmit Gölkaypark”,trekking parkurları, alternatif sportif faaliyetleri ve nitelikli turizm tesisleri ile Kocaeli sizi en güzel şekilde ağırlamaya hazırdır.
KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN MARKA KENT KOCAELİ
İzmit Saat Kulesi ve Şelalesi’ni, Kasr-ı Hümayun’u (Saray Müze) , Arkeoloji ve Etnografya Müzesini, Sekaparkını, Mevlevi Evi’ni, Kapanca Sokağını, Gebze’de Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi’ni, Çoban Mustafa Paşa Külliyesini, Orhan Camii’ni, Eskihisar Kalesini, Gölcük Yazlık Ilıcası’nı, Kartepe Kayak Merkezini, GÖRMEDEN,İzmit Körfezi sahillerini, Yuvacık Barajı ve çevresindeki doğal güzelliklerini , Beşkayalar Tabiat Pakını, Ballıkayalar Vadisini, Darıca Faruk Yalçın Hayvanlar Alemini, Kocaeli Fuarını, Şehitler Korusunu, Kandıra’nın doğal plajlarını, trakking parkurlarını, İzmit Gölkayparkını, Kartepe Sukayparkı’nı, Alışveriş Merkezlerini GEZMEDEN,Maşukiye alabalığını, Kandıra Yoğurdunu ve Peynirini, Derince’de Çene suyunu, İzmit Simidini, Değirmendere Fındığını, Yarımca Kirazını, TATMADAN,İzmit Pişmaniyesi ve Saray Helvasını, Hereke İpek Halısını, Karamürsel Sepetini ve Kartepe Ayva cezeryesini ALMADAN DÖNMEYİN…Unutmayalım ki; ‘’BU GÜZEL ŞEHRİ SEVMEK TANIMAKLA BAŞLAR
DERİNCE
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan öyküsüyle adından söz ettiren Derince ilçemizdeyiz. Vefakardır Derince, misafirperverdir. Göçmenlere kucak açmıştır. Treni kavuşturur yolun sonunda özlemle bekleyen ve hasret çekenleri. Su gibidir Derince, tertemizdir.  Adını Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmit Körfezi’nde yapılan araştırmalar sonucunda ulaşılan en derin kıyıya verilen Derince Liman’dan alır. Balkanlar, Kafkaslar ve Kırım bölgesinden aldığı göçlerle zaman içinde büyür ve güzelleşir. İstanbul’a 90 km uzaklıkta olan İzmit’in batısında yer alan Derince ilçesi , sahip olduğu nüfus ve ekonomik yapısı itibari ile kısa sürede genişleyerek genişlemesini devam ettirir.
Bugün Türkiye’nin en önemli ilçeleri arasında yer alan Derince sınırlarında Derince Limanı, Petrol  Ofisi, Türkkablo, Koruma Tarım, Uzer Makine, Körfez Kimya, Varilsan, Tavas Yem gibi birçok ünlü marka faaliyet göstermektedir. Derince’nin tanınmasına en önemli katkıların başında lezzetiyle şairlerin mısralarına da konu olan, tarihi ve şifalı Çene Dağı suyu’dur.
KÖRFEZ
Düzlük bir alanda kurulu, tertemiz sahillere sahip Körfez ilçemizdeyiz. Helen, Roma, Bizans dönemlerini yaşayan Körfez ilçesinde ilk yerleşimler M.Ö. 900’lere kadar uzanır. 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu’yu ele geçiren Selçuklular İzmit önlerine kadar ilerler ve İznik’i ele geçirerek başkent yaparlar. M.S. 1328 yılında Anadolu’daki Türklerin başına Osmanoğullarının gelmesiyle Kocaeli ve çevresinde yeni bir dönem başlar. Osmanlı devletinin ilk yıllarında istilalar nedeni ile terk edilmiş bir kent konumunda olan Körfez ilçesinde yer alan Yarımca, Orhan bey zamanında tamamen eline geçirilince kent onarılır, kiliseler camiye çevrilir ve limana işlerlik kazandırılır. Deniz kıyısı bakımından oldukça uzun olan Körfez ilçemizde  bulunan Yarımca ovası sahil liman işletmeciliği bakımından oldukça önemlidir. Körfezin en dar yeri olan Tütünçiftlik de sahil bölümü olduğundan, 1854 yılında dönemin padişahı Abdülmecit tarafından bir deniz feneri yaptırılır. Aynı yıl yine dönemin Sancak beyi Topal Osman Paşa tarafından buralar doğal güzelliklerinden dolayı çiftlik olarak kullanılır ve tescillenir.
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Anadolu’ya akın eden göçmenler bu bölgeye yerleştirilir. Taşköprü dağlarının eteğinde düz bir alanda Yarımca, Tütünçiftlik ve Hereke gibi önemli yerleşim yerlerinden müteşekkil Körfez ilçesi, bereketli bir araziye sahip. İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayiye dayanmaktadır. Özellikle Kiraz ve Üzüm bağlarıyla kaplı olan Yarımca’nın yanı sıra hızlanan göçle birlikte Tütünçiftlik bölgesi sanayi bakımından büyük gelişim gösterir. Endüstriyel alanda gelişmesini devam ettiren Körfez ilçesi Tüpraş, Petkim, İgsaş gibi belli başlı büyük sanayi kuruluşlarının merkezi konumuna gelir. Eski bir yerleşim yeri olan ve İpek halıcılığı alanında dünyada ün yapmış Hereke bölgesi ise halı dokumacılığında ülkemizin önemli bir gelir kaynağıdır. Yıldız Sarayı’nın minyatürü olarak Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm için yapılan köşk de sivil mimari örneği olarak Körfez ilçemizin sınırları içinde yer almaktadır.
İZMİT
Kocaeli’nin merkez ilçesi İzmit’teyiz. Asya ile Avrupa arasında en önemli geçiş güzergahında kurulu olan tarihi İzmit ilçesi geçmişten günümüze sahip olduğu doğal ve stratejik değerleri ile her zaman önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Körfezin doğu ucuna yakın kıyı bir yerleşim yeri olan İzmit; Frigler, Megaralılar, Bithynialılar, Romalılar, Selçuklular ve daha sonra Orhan Gazi zamanında Osmanlı Devleti’nin egemenliğine girer. 1800’lü yılların sonlarına kadar İstanbul’a bağlı olan İzmit daha sonra ayrı bir kent olur. Kurtuluş savaşında işgale uğrayan şehir 28 Haziran 1921 tarihinde düşmandan kurtarılır. Cumhuriyet’in ilanından sonra da İzmit, Kocaeli Vilayeti’nin merkezi olur.
4 mevsim ayrı bir güzelliğe sahip olan ilçe sanayi, kültür, sanat ve eğitimde önemli bir merkez konumunda. İpek yolunun birleşim noktası olan İzmit; müzeler, fuarlar, tiyatrolar ve kitapçıları ile daima hareketli bir şehir. Sultan 2. Abdülhamit adına yaptırılan ve ilçesinin kültürel varlığı olarak şehrin girişinde dimdik ayakta duran asırlık tarihi saat kulesi, kendine özgü tatlısı ile yiyeni bir, yemeyeni bin pişman eden pişmaniye İzmit’in tanınmasında önemli değerlerdir.
 Bir zamanlar içinden tren yolu geçen şehir İzmit, Cumhuriyet tarihimizde üretilen ilk kağıda da SEKA kağıt fabrikasında ev sahipliği yapmıştır. Bugün insanların sahilde yürüyüş yaptığı, çocuklarıyla rahat nefes aldığı bir alana dönüştürülerek Seka Park haline getirilen bölge insana ayrı bir huzur veriyor. İzmit’e gelip sahile kadar inmişken gezilmesi gereken yerlerden biride şu an müze olarak faaliyet gösteren Hızır Reis denizaltısıdır.
KANDIRA
İzmit’e 45 km. uzaklıkta, yeşillikler içerisinde şirin ve gözde doğa harikası bir yer olan Kandıra ilçemizdeyiz. İzmit Körfezi’nin kuzeyinde Karadeniz’in engin sularına yaslanan Kandıra tarihin her döneminde önemini korumuştur. M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan tarihi geçmişi ile Kandıra; Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük devletlerin uğrak yeri olmuştur. Kandıra ilçesinin en önemli tarihi kişiliği 1326 yılında bölgeyi fetheden Akçakoca Bey’dir. Akçakoca Bey bugün Baba Tepe’de bulunan anıt mezarda yatmaktadır.
Kocaeli fatihi adıyla anılan Akçakoca Bey tarafından Osmanlı topraklarına katılan Kandıra bir zamanlar Üsküdar kazasına bağlı nahiye merkeziydi. Sonraları kaza olduktan sonra İzmit Sancağına bağlanır. İngiliz, Yunan ve yerli çetelerin saldırılarına maruz kalan ilçe Milli Mücadele yıllarında da önemli görevler üstlenir.
Gür ormanlarla kaplı Kandıra ilçesinin en yüksek tepesi Baba Dağı’dır. Sarısu, Seyrek ve Kumcağız akarsuları ise gerçekten görülmeye değer yerler. Tertemiz sahillere sahip Kandıra özellikle yaz aylarında masmavi denizi ve yemyeşil çam ormanlarıyla kaplı Kerpe, Kefken, Cebeci ve Bağırganlı’ya birçok insanı çekmektedir. Damak tadına düşkünseniz Kandıra’nın manda sütünden yapılan ve yediğinizde ferahlık tadı veren meşhur yoğurdundan yemelisiniz. Her geçen gün tarım ve hayvancılığın emekle geliştiği Kandıra’da Hindi yetiştiriciliği de önemli bir faaliyet. Ayrıca Türk motiflerinden işlenen yöreye özgü Kandıra bezi ve süsleme taşları birbirinden güzel örnekleriyle görenlere ayrı bir göz zevki sunmaktadır.
DARICA
Köyden ilçe’ye tarım, ziraat, sanayi, spor, kültür ve turizm de Kocaeli’nin marka değeri taşıyan ilçelerinden birisi olan Darıca’dayız. Bir zamanlar doğu ile batı arasında küçük bir Anadolu sahil kasabası olan Darıca, İstanbul’dan Anadolu’ya giden yol güzergahında denizi, tabiatı ve insanı ile Kocaeli’nin şirin bir ilçesi…
Fatih Sultan Mehmed’in komutanlarından Gazi Timurtaşoğlu Umurbey tarafından fethedilen, müdafaa ve müstahkem bir yerleşim yeri olan Darıca, tarih boyu körfez şeridi üzerinde stratejik bir öneme sahip olmuş. Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde ve Osmanlı döneminin ünlü  yazarlarından Ahmet Mithat Efendi’nin notlarında yer alan Darıca, geçmişte bezelye, bakla, bamya, üzüm, kiraz, zeytin ve enginar yetiştirildiği, içinde asude yapıların yer aldığı  ve mütevazı insanların yaşadığı bir yerleşim yeriydi.
Günümüzde de birçok kültürden insana ev sahipliği yapan ilçe, kültür mozaiği yönü ile çok renkli. Yeşil ve mavinin simgesi, sıcaklığın, sevimliliğin, hoşgörünün adresi Darıca insana bam başka huzur veriyor.
Tarihi kalesi, modern tatil merkezine sahip Bayramoğlu yarımadası, 16 km’lik kıyı şeridine sahip tertemiz sahili, uluslararası Faruk Yalçın hayvanat bahçesi ve botanik parkı, Yelkenkayası, tarihi evleri, çeşmeleri ve çınar ağaçları, parkları, sosyal tesisleri, koyları, limanları ve deniz feneri ile Darıca, geçmişin nazlı yadigarı, kültür ve turizmde  geleceğin cazibe merkezi.
İstanbul’a uzaklığı 38 km olan, kara, deniz yollarının yanı sıra hızlı tren ile çok rahat ulaşılabilen Darıca’ya aynı Sabiha Gökçen Havaalanı da çok yakın mesafede yer almakta.
DİLOVASI
Barış, hoş görü ve kardeşliğin, tarih, kültür ve sanayi ile harman olduğu Dilovası ilçemizdeyiz. Marmara Bölgesinin doğusunda İzmit Körfezi’nin kuzeybatısında yer alan, zengin bir tarihî geçmişe sahip Dilovası sanayi ve ticarete dayalı ekonomisi ile Türkiye’nin hızla gelişen ve büyüyen bir ilçesi. Diliskelesi–Hersek burnu arasında bir zamanlar sallarla deniz taşımacılığı yapılan Dilovası,  adını Dil babadan almaktadır. Diliskelesi’nde bulunan tarihi kalıntılar bölgenin tarihi geçmişini yansıtmakta. Anibal, Evliya Çelebi ve Mimar Sinan gibi önemli şahsiyetlerin izlerini taşıyan Dilovası yakın zamanda ilçe olmuştur.
Dilovası ilçemiz sanayi ile tarihin, kültür ile tabiatın birbirini kucakladığı, sımsıcak Anadolu insanın yaşadığı  bir yerleşim yeri. Binlerce yıldır birçok medeniyeti içinde barındırmış ilçe doğu ile batının, Anadolu ile İstanbul’un arasında köprü görevi görmektedir. TEM otoyoluyla İstanbul-Ankara arası yolculuk yapanlar iç kısımlarda kalan, tarihi ve tabii güzelliklerin bulunduğu zamanın nahiye merkezi Tavşancıl uğramadan geçemezler.
ÇAYIROVA
Şirin mi şirin, çiçeği burnunda nadide bir ilçemiz olan Çayırova’dayız. Çayırova Fatih Sultan Mehmet’in otağıdır. 300 bin askeriyle konuk olduğu Hünkar Çayırıdır. Orta çağın sonu yeni çağın başlangıcıdır Çayırova. Otomotivden, kimyaya, gıdadan, çeliğe Türkiye Cumhuriyeti’nin gücüne güç katan Çayırova, her geçen gün büyüyen ekonomisiyle yatırım demek, ekmek demek aynı zamanda. Sağlık, eğitim, spor, kültür ve sanat merkezleri ile İstanbul’un yanı başında büyüyen ve gelişen bir ilçe statüsünde olan Çayırova ilçesi dinamik nüfusu, sanayisi ve üretimdeki potansiyeli ile geleceğin finans, fuar ve kongre merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.
GEBZE
Bilim, teknoloji, sanayi, tarih, kültür ve turizm merkezi Gebze ilçemizdeyiz. Marmara bölgesinin kuzeybatısında yayla görünümünde bir tepe üzerinde kurulu olan Gebze M.Ö. 12. yüzyıla uzanan tarihi geçmişi ile çok eski bir yerleşim yeri olarak bilinmektedir. Gebze üzerinden geçen birçok imparatorluk tarihin her döneminde tarihçilerin ilgisini buraya çekmiştir. Zaman içinde değişe değişe bugünkü ismini alan Gebze, Asya ile Avrupa arasında bir geçiş noktası olmanın yanı sıra birçok insana yurt yuva olmuştur. Frig, Roma , Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde önemini hep koruyan Gebze, kültür ve tarihin aynasıdır. Bu aynaya baktığınızda Kartacalı komutan Anibal, Sultan Orhan Gazi, İlyas Bey, Çoban Mustafa Paşa, Mustafa Kemal Atatürk ve Osman Hamdi Bey gibi birçok simayı görürsünüz tüm ihtişamıyla. Gebze tabii ve doğal güzellikler manzumesidir. Camiileri, külliyeleri, kervansarayları, türbeleri yanında kalesi, yalısı, çeşmesi müzesi, parkları ve tertemiz sahilleri ile tarihin dokusunu yüzyıllardır içinde barındırmaktadır. Gebze’nin yüksek noktası Gaziler tepesidir. Sporseverlerin gözde mekanı olan buradan gün batımını izlemek insana ayrı bir seyir zevki veriyor. Ballıkayalar Tabiat Parkı da sahip olduğu güzellikler ile İstanbul’dan birçok insanımızı nefese almaya çekiyor.
Tarihte üstlendiği kimliği ticaret ve sanayide de başarıyla devam ettirmektedir. Sahip iş kollarının çeşitliği ve üretim gücü ile ekonominin kalbi burada atmaktadır. Yabancı sermayesinin çok olduğu Gebze, kişi başına düşen yıllık gelirle Türkiye’nin en zengin ilçesi unvanının da sahibidir. Her geçen nüfusu artan Gebze ilçesi GOSB Teknopark, TÜBİTAK MAM, GYTE, TSE, TÜSSİDE, TOSB gibi birçok ulusal ve uluslararası firma, kurum ve kuruluşun merkezi konumuna gelmiştir.
GÖLCÜK
Marmara bölgesinin ve İzmit Körfezi’nin en fazla daraldığı kesimde, körfezin güney kıyısında yer alan Gölcük ilçemizdeyiz. Çok eski bir yerleşim yeri olan Gölcük adını tersanenin kurulup, Yavuz Zırhlısı’nın havuzlandığı bölgedeki gölden almaktadır. Birçok uygarlığın ve medeniyetin hüküm sürdüğü Gölcük Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Akça Koca’nın yetiştirdiği yiğitlerden olan Kara Mürsel tarafından fethedilir. 1926 yılından bu yana Tersane ve Donanma Komutanlıklarının ev sahipliği yapan Gölcük Cumhuriyet döneminde başlatılan büyük hamleler sonucunda gelişimini hızla devam ettirir. İlçenin gelişiminde, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan askeri tersanenin önemi büyüktür.
17 Ağustos 1999 depreminde çok zarar gören ilçe merkezi ve Değirmendere bölgesi sahip olduğu Deniz Kuvvetleri ve Donanma Komutanlıkları ile büyük bir potansiyele sahip. Otomobil sektörünün yanında en önemli geçim kaynağı Donanma Komutanlığına ait tersanedir. Bahçe ziraatı ve meyvecilikte yapılan ilçenin etrafı Samanlı Dağları ile çevrili olup, dar bir sahil şeridine sahiptir. Fındığı, elması, fasulyesi Gölcük için yazılmış türkü gibidir. Koşulsuzdur. İstanbul Boğazı’nın nadir semtlerine, ilçelerine benzer ama kendine has bir edası vardır Gölcük’ün. Bahar çiçek kokularını yitirmemiştir burada, sokaklarında hoşgörü dolaşır. Koruma altına alınan tarihi evleri, şelaleleri, mesire yerleriyle davetkar, festivalleriyle hayata dair ne varsa görülmeye değer güzide bir ilçedir Gölcük. Kültür, folklor, sanat ve spor alanındaki faaliyetlerle Gölcük sokakları bahar çiçekleri kokar. Kadırga şenliklerini nasıl anımsamaz insan, halk dansı festivalini nasıl unutur? Gölcük, insanın yalnızlığı anımsamadığı ilçedir.
KARAMÜRSEL
Kocaeli’nde şimdiki durağımız İzmit Körfezi’nin güneyinde yer alan Karamürsel ilçesi. Karamürsel Osmanlı öncesi birçok uygarlığın gelip geçtiği önemli bir yerleşim bölgesi. Osmanlı döneminde de İstanbul’dan Anadolu’ya açılan ünlü İpek Yolu’nun kesiştiği Gebze Dil İskelesi – Karamürsel Hattı ile bu önemini koruyan bölge, Orhan Gazi’nin yakın silah arkadaşlarından Kara lakaplı Mürsel Alp tarafından 1324 yılında fethedilir. Kurtuluş Savaşı yıllarında direnişi örgütleyen ve hürriyet mücadelesine verdiği şehitlerle tanınan Karamürsel milli ve manevi tarihimiz açısından önemli bir yerleşim yeri. Cumhuriyetin ilanı başlayan kalkınma hamlesinden nasibini alan Karamürsel hızla gelişimini ve büyümesini devam ettirmiştir. Sanayi, tarım ve eğitim alanında büyük gelişme gösteren Karamürsel doğal güzellikleri ve mükemmel sahilleri ile turizm alanında gittikçe cazibe noktası bir yer haline gelmektedir. Gür ormanlarla kaplı, yaş meyve ve sebzenin yetiştiği Karamürsel, Ufacık – tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın? esprisiyle ün yapmış sepetiyle de meşhur ilçemizdir. Deniz ulaşımı, Gazanfer Bilgi’nin de aralarında bulunduğu pehlivanlarıyla ünlü geleneksel yağlı güreşleri, halk kütüphanesi, Camiileri, kültür, sanat ve spor organizasyonları ile Karamürsel ziyaret edilmesi gereken bir yer.
Kent hayatının kalabalığından, sanayinin ve trafiğin gürültüsünden uzak verimli topraklar üzerine kurulu Karamürsel’de, birbirini kıskanırcasına göğe yükselen çınarlar çağırır insanı. Başdeğirmen mesire alanı, alabalık, mangal, doğa, deniz, hamak dinlenmek için göz kırpar Karamürsel’de. Makiliklerde yükselen defne ağaçları barışın simgesidir burada. Kıyıda bir lokantaya ailenizle gidin ve balığınızın pişmesini beklerken derin nefes alarak temiz havayla ödüllendirin ciğerlerinizi.
BAŞİSKELE
Doğa zenginliğini koşulsuz sunuyor insanlara burada.  Huzurun yanında mutluluğun kapılarını da aralıyor Başiskele. Bağdat Yolu’nun tarihi kemerinden geçip zamana dokunmak için nedenleriniz çok değil mi sizin de? Her şeyin hızla kirlendiği dünyamızda birlikte yaşamanın ve doğaya saygının olmazsa olmazı bu ilçe. Organik tarımdan sanayiye, insanlarını kucaklamak için kollarını açan bu gencecik ilçe sessiz bir kent yaşamı sunmaktadır sakinlerine. Kanyon yürüyüşü mü yapmak istiyorsunuz, yayla havasını mı özlediniz, trekking sizin için de vazgeçilmez mi, çadırınızı kapıp uzaklaşmak mı istiyorsunuz, olağanüstü bitki örtüsüyle sizi bekliyor Başiskele. Hayatı nereye kadar erteleyebilir insan?
KARTEPE
Doğa, başka bir özen göstermiş Kartepe’ye. İzmit Körfezi ile Sapanca Gölü arasında kalan Kartepe, doğal güzellikten yana pek çok şeyden fazlasıyla nasiplenmiş. İlçenin batısına doğru gittikçe Sapanca Gölü karşılıyor sizi. Eşme ve Maşukiye hafta sonları ailenizle birlikte iyi zaman geçirmek, su sesiyle kahvaltı yapmak için ideal yerleşim birimleri. Orada ağaçların sesi karşılayacak sizi. Doğu tarafında sanayinin oldukça yoğun biçimde gelişme gösterdiği Kartepe’de dünyanın önemli markaları üretimde bulunarak ülke ve ilçe ekonomisine ciddi katkı sağlamaktadır. Ekonomik gelişmede ciddi payı olan Kartepe, adından da anlaşılacağı gibi, kış sporları için uygun bir ilçedir aynı zamanda. Kar beyazı ilçeyi kuşattığında kayakçıları ağırlamak üzere hazırdır Kartepe.
 
KOCAELİYİ SEVMEK TANIMAKLA BAŞLAR
“Tanımak, Sevmek Demektir…” diyerek  Kuzey  Kocaeli bölgesinin marka değerlerini  araştırdık.  Kocaelin’de birçok medeniyetler kurulmuş, birçok millet nesilden nesile aktarılan bir kültürü taşımışlardır günümüze. Kocaeli bir yanda el değmemiş kumsalları ve denizi, bir yanda Samanlı Dağları’ndaki yaylaları, bir yanda Sapanca Gölü, diğer yanda İzmit Körfezi’nin sahilleri, Karamürsel’in sepeti, Derice’nin suyu, Kartepe’nin anıt ağaçları,  Kandıra’nın yoğurdu, Hereke’nin halısı, Körfezin kirazı,  Dilovası’nın sanayisi, Darıca’nın Kuş cenneti, Başiskele’nin tarihi, Gölcüğün donanması,   Gebze’nin üzümüyle; en önemlisi misafirperver sıcak insanıyla  marka şehir… Kocaeliyi,  tanımak, bilmek, hissetmek ve yaşamakla anlaşılır.
 sloganıyla doğusuyla batısıyla, yeşiliyle mavisiyle, eskisiyle yenisiyle marka şehir Kocaelimizi daha yakından tanıdık…
Unutmayalım ki, “tanımak, sevmek demektir”…
KOCAELİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
Asya-Avrupa kara ve demiryolları üzerinde, Marmara Bölgesi’nin doğusunda, ipek yolu kollarının birleştiği kavşak noktasında yer alan Kocaeli,  Tarih, kültür, sanayi ve turizm değerleri ile Türkiye’nin en önemli illeri arasında yer almakta.
M.Ö. 337-357 yıllarında İzmit’in olduğu yerde Nikomedia adıyla kurulan Kocaeli, M.S. 395 yılına kadar Roma İmparatorluğunun egemenliğinde kaldıktan sonra, Bizanslıların hâkimiyetine girmiştir. Bir süre Selçukluların eline geçerek İzmit adını alan Kocaeli Orhan Gazi zamanında Akçakoca tarafından Osmanlı topraklarına katılarak Kocaeli adını almıştır. Hendek’ten Şile’ye İznik’ten Tuzla’ya kadar geniş sınırları olan Kocaeli zaman içinde coğrafya olarak küçülmesine rağmen sanayi ve ekonomik olarak büyüyerek uluslararası sanayi ve ticaret merkezi haline gelmiştir.
Sanayi, ticaret, kültür, sanat ve turizm de marka kent Kocaeli 12 ilçeden oluşmaktadır. Pişmaniyesiyle İzmit, Yazlık ılıcası ve donanma kentiyle Gölcük, Kayak merkezi Kartepe, Kaptan- Deryasıyla Karamürsel, Mavisi yeşiliyle Kandıra, Hereke halı ve ipekli dokumasıyla Körfez, Çenesuyunun kaynağı Derince,  Sivil mimari örneği tarihi yapılarıyla Dilovası, geleceğin kongre, ticaret ve finans merkezi Çayırova, Bayramoğlu Yarımada’sıyla Darıca, turizm cenneti Başiskele ve sanayi, ticaret, teknoloji, kültür ve turizmiyle Gebze.
Kocaeli, Türkiye’nin batıdan doğuya açılan ilk kapısıdır. Tarihi eserleri, doyumsuz tabii güzellikleri, plajları, yaylaları, bilim ve teknoloji merkezleriyle, Kocaeli Üniveristesi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile önemli bir kültür şehrimizdir.
,,,,,,,,,,
ZAFERLER TARİHİMİZ’DE KOCAELİ
Rumeli Fatihi Şehzade Süleyman Paşa, 1337 yılında Kocaeli’nin ilk sancakbeyi olur. Bu dönemden sonra şehir, önemli bir merkez haline gelir ve köprü, çeşme, mektep, medrese, han, hamam, camii ve saraylarla süslenir.
Tarih boyunca savaşlar, yangınlar, depremler görmüş; Düşkünlere kucak, mazlumlara barınak, göçmenlere vatan, sürgüne uğrayanlara sığınak olmuştur. Nitekim 93 Harbi’nde, Balkan ve Kafkas Harbi’nde Rumeli’den sürülen binlerce aile Kocaeli bölgesine yerleştirilmiştir.
Kocaeli, 28 Haziran 1921’de işgalden kurtulmuştu.11 Şubat 1922’de İzmit Sancağı, Kocaeli Sancağı oldu. Şehrimizde her yıl 28 Haziran’da, Kurtuluş şenlikleri düzenlenmektedir.
Milli Savunma Bakanlığı’nın resmi kayıtlarına göre Kocaeli; Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı gibi savaşlarda 1377 şehit verdi. Ancak bu sayıya esir kamplarında tutsak olanlar, kaybolanlar ve hastalıktan ölenler dâhil değil. Bugün Kocaeli’de bulunan dokuz şehitlik, bir şeref nişanesi olarak şehri süslemektedir. Bunlardan, Kocaeli Şehitliği, Terör Şehitleri Anıtı, Gebze Şehitliği, Şehit Yahya Kaptan Anıt Mezarı ve İstiklal Harbi Şehitliği önemli şehitliklerdendir.
Savaşın sona ermesinden sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmit’i ziyaret etti. 13 Haziran 1922 günü Kocaeli Sancağı’na gelen Başkumandan, önce Adapazarı’nda çeşitli ziyaretlerde bulundu.16 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk ilk basın toplantısını İzmit’te düzenleyerek Cumhuriyet’in ilanı ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.
İZMİT’DEN KOCAELİ’YE
20 Nisan 1924 tarihinde Kocaeli il, İzmit ise il merkezi oldu. İzmit Belediyesi 1993 yılının eylül ayında Bekirpaşa ve Saraybahçe alt kademe belediyelerini de içine alarak Büyükşehir Belediyesi statüsüne kavuştu.
Trakya ve İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan topraklar üzerinde bulunan Kocaeli’nde demiryolunun önemi de çok büyük. İzmit-İstanbul arasındaki demiryolu 1873’te ulaşıma açıldı. Bu hat aynı zamanda Bağdat Demiryolu’nun ilk bölümünü oluşturmaktaydı. Bu ilk bölümden sonra 1889’da İzmit-Ankara Demiryolu’nun inşası başladı ve üç yılda tamamlandı. İzmit, Berlin-Bağdat ve İstanbul-Hicaz Demiryolu ulaşımında önemini ise tarih boyunca hep korudu.
Kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşımıyla Türkiye’nin en önemli geçiş noktalarından birisidir Kocaeli. Marmara Bölgesi’nin Çatalca-Kocaeli Bölümü’nde bulunan Kocaeli bölgesi bir zamanlar birkaç yerleşim yeri, binlerle ifade edilen nüfus sahibi iken; şu an İzmit, Derince, Körfez, Gebze, Gölcük, Karamürsel, Kandıra, Başiskele, Kartepe, Çayırova, Darıca ve Dilovası olmak üzere 12 ayrı yerleşim yerine ve milyonlara giden bir nüfusa dönüşmüştür.
TEM otoyoluyla İstanbul-Ankara arası yolculuk yapanlar, ne yazık ki biraz iç kısımlarda kalan, tarihi ve tabii güzelliklerden habersiz geçip gitmektedirler. Bu yol üzerinden yolculuk yapanlar ne Pembe Köşk’ü, ne Kartepe Kayak Merkezi’ni, ne Ballıkayalar Tabiat Parkı’nı, ne de Sekaparkı görebilirler. Tüm bu güzelliklerin olduğunu bilseler, zaten şehre uğramadan kesinlikle geçemezler…
Tarih, kültür ve tabiat güzellikleriyle dikkat çeken Kocaeli’ye, seyyahlar doğu tarafındaki dağlara “Ağaç Denizi” derler. İçinde insan kaybolur. Göklere yükselmiş öyle ağaçlar vardır ki gölgelerinden on bin koyun gölgelenir. Güneş tesir etmez sınırsız dağları vardır.  Sulak alanın fazla, yeşilliklerin hâkim olduğu bir şehirdir. Bereketli toprakları sulayan nehirlerin bir kısmı Karadeniz’e, bir kısmı Marmara’ya dökülüyor. Tabiki, Kocaeli Yarımadası’nda uzanan dağların sırtı İzmit Körfezi ve Marmara’ya daha yakın olduğu için, Karadeniz’e dökülen akarsular daha uzundur. En uzun nehri 71 km uzunluğunda olan ve Gebze’den doğup İstanbul Boğazı’nın girişinde Karadeniz’e dökülen Riva (Çayağzı) Deresi’dir.43 km uzunluğundaki Yulaflı Deresi’nin üzerinde bulunan Darlık Barajı ise İstanbul’un en önemli su kaynaklarından birisidir.
Özellikle Karadeniz kıyılarının doğal plajları, mavi ve yeşilin eşsiz birlikteliği dikkat çeker. İzmit’ten günübirlik gidebilenler için Kerpe, Kefken, Cebeci ve Sarısu doğal güzelliğin henüz bozulmadığı yerlerdendir.
Zengin balık çeşidi, çam ormanlarının tertemiz havası ve doğal plajlarıyla Kerpe, adeta bir tutku beldesidir. Kandıra’ya 20 km uzaklıktaki Kefken ise, kıyı yerleşimleri içinde en gelişmiş olanıdır. Kefken adasında tabiatla iç içe sayısız koylar, tatilcilerin uğrak yerlerindendir. Cebeci ise, özellikle “grup vakti” kendisini görmeye gelen ziyaretçilere eşsiz güzellikler sunmaktadır.
Kocaeli il sınırları içinde yer alan Sapanca Gölleri ise çarpıcı bir güzelliğe sahiptir.  Sapanca Gölü’nün yüzölçümü 47 km2’dir. 7 km’si Kocaeli sınırları içerisinde yer almaktada olup,  göl şehir içinden olduğu kadar şehir dışından da rahat bir nefes almak isteyenlerin uğrak yerlerinden biridir. Diğer önemli gölleri ise şehrin su ihtiyacını sağlayan Kirazdere ve Yuvacık barajlarının ardındaki yapay göllerdir.
Yorgunluğunuzu üzerinizden atmak için Maşukiye’den Kartepe’ye çıkmanız yeterli olacaktır.
Sonuç olarak, bir zamanlar Hendek’ten Şile’ye, İznik’ten Tuzla’ya ulaşan geniş sınırlara sahip olan Kocaeli toprakları zamanla küçülse de uluslararası bir sanayi, kültür, turizm, ve ticaret merkezi olma özelliğini korumaktadır.
Marka şehir Kocaeli’nin ilçeleri daha yakından tanıyalım. Yolculuğumuza önce merkez ilçemiz olan İzmit’ten başlıyoruz…
Kocaeli’nin En Kadim Toprağı: İzmit
İzmit, tarihi en eski şehirlerimizden biri olarak geçmişin tüm kültürlerini kucaklar. Şehirdeki yerleşimin geçmişi, 2.250 yıl öncesine kadar dayanıyor. Doğu ve batı arasında adeta bir köprü vazifesi gören şehir, gün gelmiş Astakos, gün gelmiş Nikomedia adını almış. Zaman akıp gitmiş, İznikumid ve İznikmid adlarını taşımış. Nice depremlerin ve savaşların ardından binlerce yılın kültür ve medeniyetini taşımayı başarmış. Tarihi Nikomedia Uygarlığı’ndan, cihan hâkimi Osmanlı’ya değin bu bölgede nice medeniyetler kurulup, nice kültürler yaşamış…
İzmit’ten TEM Otoyolu, D-100 Karayolu, demiryolu ve denizyolu ulaşımıyla Türkiye’nin her yerine gitmek mümkün. Marmara bölgesinin ikinci büyük şehri Bursa’nın İstanbul’la arasındaki bağlantısı da İzmit üzerinden sağlanıyor. Bununla birlikte Gebze, Eskihisar-Yalova arasında vapur seferleri yapılmaktadır.
2013 nüfus sayımına göre 332.754 nüfusu olan ve uluslararası düzeyde üretim yapan büyük sanayi kuruluşları yanı sıra kültür, turizm, sanat ve ticaret sahalarında Kocaeli’yi ön sıralara taşıyan bir ilçemizdir İzmit. Eşsiz güzellikleri, büyük alışveriş merkezleri, olimpik buz pateni salonu, fuarları, korulukları ve nitelikli turizm tesisleri ile İstanbul’un arka bahçesi konumunda. İlçeye özgü bir tatlı olan pişmaniyesi ile de dünya çapında bir üne sahip. İzmit’in meşhur pişmaniyesinin tadına bakarak yolculuğumuza Derince ile devam ediyoruz…
Çenesuyu’nun Vatanı: Derince
Osmanlı devrinde Çınar Çayırı/Çınarlı Köyü olarak da anılan ilçe hızla gelişen sanayileşmenin etkisiyle yoğun göç almış. 2000 yılında ilçe olan Derince’nin nüfusu 130 bin civarında.
İstanbul ile Anadolu’yu bağlayan yollar üzerinde olması ve Marmara Denizi’nde boğazların trafik ve navlun yükünü hafifletmesi dolayısıyla Derince Limanı; çok etkin dağıtıcı-toplayıcı Ro-Ro seferlerini yürütüyor.
Kocaeli’nin sanayi özelliklerini bünyesinde barındıran Derince, eskimeyen lezzeti olan Çenesuyu ile her yaşta insanda hayranlık uyandıran Harikalar Sahili ve alışveriş merkezleri ile şirin bir ilçemiz.
Derince’nin lezzetli suyu damağımızda, Körfez yollarına düşüyoruz…
Hereke Halılarının Merkezi: Körfez
İzmit’in batı sahilinde ve 20 km kadar uzaklıkta. TEM otoyolu, D-100 karayolu, demiryolu ve denizyolu ulaşımıyla misafirlerine her zaman kapısı açıktır.
Türkiye sanayisinin en önemli atar damarları her ne kadar bu ilçemizde olsa da burası Hereke ipek halıları ile dünyaya ün yapmış bir yöredir. TBMM Milli Saraylar Hereke Halı ipekli Dokuma Fabrikası bu beldemizdedir.
Hereke sahilindeki Kaiser Wilhelm Köşkü, İstanbul’daki Yıldız Sarayı’nın adeta bir maketi gibidir. Alman imparatoru Wilhelm Kaiser’in, 1884 yılında Türkiye’ye yaptığı gezi sırasında dinlenmesi için inşa edilmiş köşk ilk günkü çizgilerini ve güzelliğini koruyor.
Kaiser Wilhelm Köşkü’nün hemen arkasında Osmanlılar döneminde kurulan halı ve kumaş fabrikası bulunuyor. Osmanlılar döneminde kurulan bu fabrika 1843 yılından günümüze kadar geçen bir asır içinde ürettiği ipek ve yünlü halıları ile dünya halıcılık literatürüne girmeyi başarmış. Bugün eskisi gibi olmasa da, Hereke ipek halıları, Türk halıcılığının yüz akı olarak dünya genelinde kabul görüyor.
Körfez sahilinde çay bahçeleri,  oto yarış pisti, 3 km’lik kıyı bandı ve 5000 kişilik amfi tiyatro Körfez’e değer katıyor. Körfez kıyılarından, tabiatı ve sanayisi ile Kocaeli’nin örnek ilçesi Gebze yollarına düşüyoruz…
Tabiat ve Tarihin Kesiştiği Nokta: Gebze
Gebze, yayla görünümünde geniş bir tepe üzerine kurulmuştur. İzmit-İstanbul karayolu üzerindeki ilçe İstanbul’a 49, İzmit’e 51 km uzaklıktadır. D-100 karayolu ve otobanı, sahilindeki limanları, körfez geçiş köprüsü, feribotları, Gebze-Şile yolu, Kurtköy Havalimanı ile Gebze, ekonominin ana merkezlerinden birisi.
Tarih boyunca, ipek Yolu kollarının birleşme noktası olan bölge, bugün sanayi ve ticaret hayatını canlı tutuyor. Büyük sanayi kuruluşlarının yanında, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK-MAM) ve Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE) gibi önemli kurumlarının yer aldığı bir ilçemiz.
 Gebze’de de Kartacalı Komutan Hannibal’ın mezarı, Arkeolog-Ressam Osman Hamdi Bey’in müze evi, Mimar Sinan eseri Çoban Mustafa Paşa Külliyesi gibi önemli tarihi eserler bulunuyor. Ballıkayalar Tabiat Parkı, Gaziler ve Düzmeşe orman içi dinlenme yerleri ilçeye nefes aldıran tabiat harikalarından bazıları. Özellikle Tavşanlı Köyü yakınındaki Ballıkayalar Tabiat Parkı dağcılığa meraklı olanlar, kamp, dağ yürüyüşü ve günü birlik geziciler için ideal.
Gebze üzüm bağları, meyve bahçeleri ve enginar tarlaları ile de ünlüdür. Kuzu dolması ve koyun yoğurdu dillere destan… Gebze’nin meyveleri de, asırlarca Osmanlı saraylarında padişah sofralarını süslemiş.
Gebze yetişmiş insan gücü, organize sanayi bölgeleri, havalimanı, bilimsel ve teknik araştırma kuruluşlarıyla sanayi, ticaret ve bilişimin merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.
Mavi ile Yeşilin Zenginliği: Başiskele
Başiskele, Kocaeli’nin güneydoğusunda, mavisiyle yeşiliyle eski yerleşim birimlerini ve tarihi yapıları bünyesinde barındıran şirin bir ilçemiz. Burası, Yuvacık Barajı’nın çevresiyle oluşturduğu doğal güzellikleri sahiplenmesinin yanında, yaylaları, doğa yürüyüş parkurları, kamp imkânı, restoranları, turizm tesisleri ve zengin florası ile adeta bir turizm cennetidir.6 km’lik kanyon ve 1.600 hektarlık flora ve fauna zenginliğiyle Beşkayalar Tabiat Parkı ilçeye değer katıyor.
Başiskele’nin tabiat parkında ciğerlerimize oksijen doldurarak Kartepe manzarasına doğru yol alıyoruz…
Alternatif Turizmin Markası:  Kartepe
Kocaeli’nin güneydoğusunda, bulunan ilçemiz Kartepe (Keltepe). Ancak, Sapanca Gölü manzarası, temiz havası ve yemyeşil bitki örtüsü ile turizmde cazibe merkezi.
Her türlü kış ve doğa turizmine uygun olanakları bulunan Kartepe’de Kuzu Yaylası ve Maşukiye akla gelen ilk dinlenme yerleri. Tabiatın bin bir çeşit yeşilliği, eşsiz manzarasıyla her mevsim doludur Kuzu Yaylası. Burası, diğer kayak merkezlerinden farklı olarak denize daha yakındır. Kartepe; kayak merkezi, turizm tesisleri, yaylaları, seraları, dağ yürüyüşü alanları, mağaraları, şelaleleri, kanyonu ve alternatif turizm çeşitlerine imkân sunan eşsiz tabiat güzelliklerine sahiptir.
Gelenekten Geleceğe: Gölcük
Kocaeli’nin önemli ilçelerinden biri de İzmit’e 16 km uzaklıkta, İzmit Körfezi’nin güney sahilinde, Samanlı Dağları’nın eteğinde yer alan Gölcük’tür. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Askeri Tersane, ilçenin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Gölcük Donanma Komutanlığı, Türk denizciliğinin ana üssüdür.
Gölcük, tersanesi ve donanması, Kazıklı Kervansarayı, tarihi sivil mimari yapıları, ormanları, alabalık tesisleri, mesire alanları, Yazlık ılıcası, Değirmendere Fındığı, İhsaniye Elması ile Kocaeli’nin kültür ve turizm hazinesi ilçelerinden biridir.
Doğal güzelliği, yeşil dağları ve pırıl pırıl akan dereleri ile gönüllerde taht kuran Gölcük’ün tarihinde çok üzüntülü dönemler de yaşandı. Gölcük açıklarında fırtına sonucu batan Üsküdar Vapuru faciasında, yüzlerce Gölcüklü körfezin karanlık sularına gömülmüştü.
Asrımızın en büyük deprem felaketi de Gölcük’te yaşanmıştı. Merkez üssü Gölcük olan 17 Ağustos 1999 Depremi’nde, Düzce’den İstanbul’a kadar olan bölgede binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş, çok sayıda insan da bedenen veya ruhen zarar görmüştür. Kocaeli bölgesinde birçok yerin haritası değişmiş, on binlerce ev ve işyeri yıkılmıştır. Bu afet, depreme karşı önlem alınmasının gerekliliğini tüm Türkiye’ye hatırlattı.
Gölcük ilçesi deprem yaralarını kısa zamanda sarmayı başardı ve gelişimini sürdürmeyi devam ediyor. Gölcük’te sona eren seyahatimiz, pehlivanlar şehri Karamürsel’de devam ediyor…
Pehlivanlar Şehri: Karamürsel
İzmit Körfezi’nin güney kıyısında, İzmit-Yalova kıyı yolu üzerinde kurulmuş bir ilçedir Karamürsel. Osmanlı Devleti’nin ilk kaptan-ı deryası olan Karamürsel Bey’in anıt mezarı buradadır.
İzmit’e 35 km uzaklıkta bulunan Karamürsel sahildeki çay bahçeleri, yürüyüş alanları, restoranları, mesire alanları ve ‘’ Ufacık Tefecik Gördün de, Karamürsel Sepetimi Sandın? ’’ espirisiyle üne kavuşan yöreye özgü sepetiyle meşhurdur. Kocaeli’nin her ilçesi ayrı bir özelliğiyle ön plandadır. Karamürsel de sera çiçekçiliğinde büyük ilerlemeler kaydetmiştir.
Karamürsel, tarihi geçmişi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, ata sporumuz güreşte haklı bir üne sahiptir. Gazanfer Bilge ve Ahmet Taşçı gibi birçok güreşçimizi yetiştirmiştir.
Tatil Cenneti: Darıca
Darıca, eski bir liman kasabasıdır. D-100 karayolu, demiryolu ve deniz ulaşımı ilçeye canlılık katıyor. Darıca’da, yerleşim alanlarının yoğunluğunun yanında, muhteşem doğa güzellikleriyle insanların dinleneceği mekânlar hiç de az değil. Bölgede özel ve kamu kuruluşlarına ait kamp, otel ve tatil köyleri bulunuyor. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak noktası ve dünyada eşine az rastlanan bir park olan Darıca Faruk Yalçın Hayvanlar Âlemi ve Botanik Bahçesi ilçeye ayrı bir değer katıyor.
Darıca’da kuş cıvıltılarını geride bırakıp, Kocaeli’nde tarih ve kültür gezimize devam ediyoruz…
Doğal Plajları: Kandıra
Bir bahar günü Kandıra’ya yolunuz düşerse, özlenen mavilikleri yeşillikleri görebilirsiniz.  Kandıra, Kocaeli’nin Karadeniz sahilinde yer alan tek ilçesidir. İzmit’e 44 km uzaklıkta bulunan beldemiz, kuzeyde Karadeniz’in engin sularına yaslanırken, iç kesimlerde de kırsal iklimin özelliklerini taşır. Batı sınırında İstanbul’un Şile ilçesine bağlı Ağva kasabası ile komşu olan ilçenin güney sınırlarında birbirinden zengin gelenekleri yaşatmaya devam eden köyler yer alır. İlçe nüfusu 50 bin civarındadır.
Kandıra, tabiat harikası sahilleri, tertemiz kumsalı ve deniziyle yaz aylarında turizm faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir belde. Özellikle Kerpe, Kefken ve Cebeci sahilleri denizi, kumsalı ve çam ormanlarıyla turistlerin vazgeçemediği mekânların başında gelir.
Yöreye özgü Kandıra bezi köy evlerindeki dokuma tezgâhlarında dokunup, eski Türk motifleriyle işlenerek alıcılarının beğenilerine sunuluyor. Hindisi, peyniri ve yoğurdu ile haklı bir üne kavuşan Kandıra, meşhur süsleme taşlarıyla da çok iyi tanınmaktadır. Kandıra; denizi, doğal güzellikleri, otel ve motelleriyle turistik bir cazibe merkezi olmasının yanında Kocaeli için de özel bir öneme sahip. Kocaeli Yarımadası’nın fatihi ve Kocaeli’ne adını veren Akça Koca’nın anıt mezarı, Babadağ Tepesi’nde bulunuyor.
Sanayinin Kalbi: Dilovası
Dilovası, İzmit Körfez şeridi ile İstanbul-Ankara karayolu üzerinde yer alan ve hızla gelişmekte olan bir yerleşim yeri. Üç tepe arasında oluşan bir ovada yer alan Dilovası, ismini bu ovadan alıyor. Otoban ve E-5 karayolunun Dilovası’nın içinden geçmesi, buradaki endüstrinin hızla gelişmesine katkıda bulunmuş.
Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının üretim yaptığı Dilovası’na girerken, sizi Mimar Sinan tarafından yapılan tarihi köprü karşılar.
Dilovası Anadolu’nun İstanbul’a, dolayısıyla Balkanlar ve Avrupa’ya bağlantısı olan liman, havalimanı, demiryolları ve karayolları üzerinde bulunması sebebiyle sanayi kuruluşlarının en yoğun olduğu bölgelerdendir. Dilovası’nın Tavşancıl Beldesi, tarihi kültürü ve sahili ile bir bütünlük içindedir. Sivil mimari yapıları ile de dikkat çeken belde de ayrıca, Milli Mücadele yıllarının meşhur isimlerinden Yahya Kaptan’ın anıt mezarı bulunmaktadır.
Geleceğin Kültür Merkezi: Çayırova
Çayırova, İzmit Körfezi’nin kuzey-batısında, D-100 karayolu ve TEM otoyolu arasında bulunuyor. Sanayileşme ve organize sanayi bölgelerine yakınlığı sebebiyle en fazla göç alan ilçelerimizdendir. Eğitim ve sağlık kurumları, kültür ve sanat etkinlikleriyle günden güne gelişmektedir.
———-
TARİH, KÜLTÜR VE TURİZMDE CAZİBE MERKEZİ KOCAELİ
Kocaeli deki kültür araştırmalarımıza tarihi ve kültürel değerlerini tanıyarak devam edeceğiz. Pertevpaşa Külliyesi’nden, Üçtepeler Tümülüslerine, Kaiser Wilhelm Köşkü’nden Akça Koca Anıt Mezarı’na sürecek tarih ve kültür yolculuğumuza başlayalım…
Günümüzde Kocaeli’nin cazibe merkezi haline gelmesinde elbette sanayi kuruluşlarının etkisini göz ardı edemeyiz. Bir sanayi şehri olması nedeniyle, yurdun her yerinden göç alan şehrimiz asırlarca ayakta kalan tarihi ve kültürel değerleri, tabiat güzellikleri ve gelenek görenekleriyle kimlik kazandıran asıl değerlerdir. Tarihi, ilk çağlara kadar uzanan ve sayısız uygarlıkların yaşandığı Kocaeli, aynı zamanda önemli bir tarihi mirasa sahiptir.
İzmit’teki Pertev Paşa ve Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyeleri Mimar Sinan’ın eserleri olarak dikkat çekiyor. Kasr-ı Hümayun ( Saray Müze)’ un İstanbul dışında yapılan tek saray olması, öne çıkan en önemli özelliğidir.
Pertevpaşa Külliyesi – İzmit
XVI. yy’da; Mimar Sinan tarafından yapılmış olup Pertevpaşa Caddesinde bulunan külliye;  cami, hamam, çeşme, medrese, kervansaray, aşhaneden meydana gelmiş; bugün kervansaray ve hamam ayakta bulunmamaktadır.
Osmanlı ordusunun sefer yolları üzerindeki konak noktasında yapılan külliye daha çok ordunun ihtiyacı için kullanılmıştır.
Cami, yüksek duvarlı avlu içindedir. Batı çevre duvarındaki ana giriş kapısından başka iki kapı daha vardır. Ahşap çatılı son cemaat yerinden kare planlı tek kubbeli ana mekâna geçilir. Kubbe ve duvarlardaki pencereler bol ışık sağlamaktadır. Mermer mihrap ve minber geometrik bezemelidir. Çini bezeme yoktur. Avlunun ortasında piramit çatılı, on iki köşeli şadırvan vardır. Avlunun güneybatısında ise, hayvanlar ve yolcular için iki bölümden oluşan çeşme bulunmaktadır. Sıbyan Okulu ise cami avlusunun kuzey-batısındadır. Avlu duvarı ile arasında dar bir yol bulunmaktadır.
Çoban Mustafa Paşa Külliyesi – Gebze
Gebze çarşısının ortasındaki külliye, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Süleyman’ın vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. XVI. Yy’da Mimar Sinan ve Mimar Acem Ali tarafından bir menzil külliyesi olarak inşa edilmiştir. Cami, han, tabhane, paşa odaları, imaret, medrese, kütüphane, hamam ve türbeden meydana gelen bir yapı topluluğudur.
Orhan Camii – İzmit
İzmit Orhan Mahallesi’ndeki cami, şehrin en yüksek tepesinde, denize hâkim bir tepede bulunmaktadır. 13. yy.’da Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Abdülmecit zamnında onarılan yapı dörtgen planlı taş ve tuğla duvarlı, dıştan ahşap çatılı, içten asma kubbeli olup bezemeleri Abdülmedit dönemi Ampir uslüp özellikleri göstermektedir. İzmit’te en erken tarihli camii olarak günümüze kadar gelmiştir.
İlyas Bey Camii- Gebze
İlyas Bey Camii Akça Koca’nın oğlu İlyas Bey tarafından yaptırılmıştır. Gebze’nin ilk fethedildiği yıllarda (1326) yapılmaya başlandığı tahmin edilmektedir. İlyas Bey Camii, Osmanlılardan kalma en eski cami sayılmaktadır. Ancak cami koruma kurulu kararı ile 2010 yılında yıkılarak çifte minareli yeni cami yapılmıştır.
İmaret Camisi- İzmit
Tepecik Mahallesi’ndedir. Mimar Sinan’ın ilk yapıtlarından olup yalnızca dış çevre duvarları ile minaresi özgündür. 1776 depreminde yıkılan cami, 1872’de tamirat görmüştür.
Fevziye Camii- İzmit
Kemalpaşa Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerindeki cami, 16. yüzyılın ikinci yarısında İzmit’li Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk yapımı Mimar Sinan’a ait olduğu düşünülen yapı, 1884 ve 1999 depremlerinde tümüyle yıkılmış aslına uygun olarak yerine yenisi yapılmıştır.
Çoban Mustafa Paşa Hamamı – Gebze
Çoban Mustafa Paşa tarafından 1523 yılında inşa ettirilen hamam, halk arasında Çarşı Hamamı ve Çifte Hamamlar olarak da adlandırılmaktadır. Hamamın iki kubbesi, yanında ise geniş bir sarnıcı bulunmaktadır. Yapıda muntazam kalker taşları kullanılmıştır. Pencerelerinin kemer ayaklarına kadar üçer sıra tuğla ve bir hatıl geçirilmiş olup, bütün pencerelerinin kemerleri tuğladan örülmüştür.
Gebze’nin bu en büyük hamamında, kadınlar-erkekler tarafı olmak üzere iki bölüm bulunmaktadır. Halen kullanılan hamam zaman zaman onarım görmüştür.
İzmit Süleyman Paşa Hamamı- İzmit
Adını Osmanlı döneminde İzmit sancak beyi Süleyman Gazi’den alan tarihi hamamdır. İzmit Akçakoca Mahallesi’ndedir. 14. yy.’da yapılan yapı İzmit’te günümüze kadar ayakta kalabilen en erken tarihli Osmanlı dönemi yapısıdır.
Menzilhane Hamamı- Gebze
Sultan Orhan Camii’nin hemen yanında bulunan hamamın yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Cami ile hamamın yapı üslubu arasında önemli benzerlikler mevcuttur. Sultan Orhan’ın hamamı cami ile birlikte yaptırmış olabileceği sanılmaktadır. Küçük bir yapı olan hamamın planı dikdörtgen şeklinde (9.40 m/24) bir alanı kaplar. Hamamda erken Osmanlı mimarisinin özellikleri görülmektedir.
Mehmed Bey Hamamı- İzmit
Onaltinci yüzyilin ikinci yarisinda Mehmet Bey (Fevziye ) Camii ile birlikte Mimar Sinan’a İzmikmidli Mehmet bey tarafindan yaptirilmistir. Tarihi Osmanli hamamidir.
Yeni Hamam- İzmit
18. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş hamam; İzmit Hacı Hasan Mahallesinde bulunmaktadır. Camekânı ahşaptır. Kubbe ile örtülü soğukluktan, ortada kubbe, yanlarda tonoz örtülü halvete geçilir. Ortada sekiz köşeli göbek taşı yer alır.
Yalı Hamamı- İzmit
Eski Balıkpazarı’ndadır. Denize yakın olduğu için bu ad verilmiştir. Ahşap camekândan, bir tam, bir yarım kubbeyle örtülü soğukluk bölümüne geçilir. Manastır tonozu ile örtülü haç planlıdır. Havlet üç bölümlüdür.
Canfeda Kethüda Kadın Çeşmesi- İzmit
Canfeda Kethuda Hatun tarafından Orhan Mahallesinde Orhan Gazi Camisi’nin karşısında, yer alan ve kendi ismiyle anılan bir çeşme yaptırmıştır. Kitabesi sülüs yazısıyla bezelenen hicri 1242, miladi 1826 tarihli tarihi mevcuttur.
Saatçi Ali Efendi Konağı- İzmit
1774 yılında İzmit’in denize hâkim eğimli bir yamacı üzerine inşa edilmiş olan konak, planı ahşap kepenkli ve lokmalı, parmaklıklı pencereleri, dış ve iç duvarlarındaki kalem işi süslemeleriyle dönemini en iyi yansıtan sivil mimarlık örneklerimizden biri olarak günümüze kadar gelmiştir.
Sırrı Paşa Konağı- İzmit
19. yüzyıla ait sivil mimarlık örneği olan yapı İzmit mutasarrafı Sırrı Paşa tarafından İzmit Hacı Hasan Mahallesinde yaptırılmıştır. Konağın bahçe duvarı, antik heykel ve mimari parçalar ile süslenmiştir. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından restarasyonu yapılmıştır.
Saat Kulesi – İzmit
Av Köşkü ile Atatürk Heykeli arasında yer alan kentin karakteristik Saat Kulesi’ni, İzmit mutasarrıfı Musa Kazım Bey, Sultan İkinci Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle 1902 yılında yaptırmıştır. Mimar Vedat Bey’in ilk eserlerindendir. Neoklasik üslupta, Hereke ve Tavşancıldan getiriklen traverten taşlardan yapılmıştır. Dört katlı yapının en üst katında saat, en alt katında çeşmeler yer alır. Çatısı, kurşun kaplı sivri külah biçimindedir.
Üçtepeler Tümülüsleri- İzmit
zmit merkezine 3 km. mesafede, eski İstanbul yolu üzerinde bulunan İzmit Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Kral mezarları oldukları sanılan tümülüsler Kabaoğlu Üçtepeler Köyü’nde bulunmaktadır. Tümülüslerden üçü köyün içnde, diğer dört tanesi de köyün dışındadır. ( Ziyarete kapalıdır.)
Gültepe Nekropolü- İzmit
İzmit’in Gültepe Mahallesi ’nde, otoban yanındadır. Antik Çağ Nekropolü ile Bizans dönemine ait kutsal yapı kalıntısı (hipoje), karayollarının yaptığı yol açma çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. Kocaeli Müze Müdürlüğü’nün bölgede yaptığı arkeolojik çalışmalarla elde edilen küp, gözyaşı şişesi, ayna gibi Roma dönemine ait buluntular müzeye kazandırılmıştır.
Kapanca Sokak- İzmit
19.yy. geleneksel Türk Evlerinin bulunduğu Kapanca Sokak ve yakın çevresinde 32 adet koruma altında olan yapı bulunmaktadır. Kapanca Sokakta bulunan 18 evin yapıldıkları dönemde kullanılan malzemelere sadık kalınarak ve İzmit evi özelliği yaşatılarak dış ve çatıları İZEYAP (İzmit Evleri Yaşatma Projesi) faaliyetleriyle onarım görmüştür.
İzmit Surları- İzmit
İzmit Surları bugün bile görülebilir durumdadır. İç surlar ve dış surlar olarak iki bölüme ayrılır. Surlar Roma döneminde yapılmış olup Bizans ve Osmanlı devrinde de kullanılmıştır. Günümüze kadar gelen surlara ait temeller şehrin kuzeyinde bulunmaktadır.
Kaiser Wilhelm Köşkü- Körfez
Hereke Halı Fabrikası sınırları içinde kalan tarihi köşk, 1884 yılında Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm’in Türkiye gezisi dolayısıyla parçaları Yıldız Sarayı’nda yaptırılarak üç gün içinde kurulmuştur. Küçük bir Yıldız Sarayı görünümündedir.
Akça Koca Anıt Mezarı- Kandıra
Kandıra’nın Babadağ yöresindedir. 1234-1328 yıllarında yaşamış olan Kocaeli fatihi Akça Koca, vasiyeti gereği Ertuğrul Gazi gibi otağının bulunduğu tepeye gömülmüştür. Sonradan adına ve anısına saygı nişanesi olmak üzere devletine kattığı bu topraklara “Kocaeli” denmiştir. Kandıra ilçesi Babadağ mevkiindeki anıt mezarı 02.06.1974 tarihinde açılmıştır.
Sultan Baba Türbesi- Gölcük
Gölcük’ün Değirmendere Örcün Köyü’nde servi ağaçlarıyla çevrili tepede yükseltilmiş platform üzerinde yer alır. Türbe köyde Osmanlı dönemine ait tek mekândır.  İçinde Sultan Baba’ya ait ahşap sanduka ile Sultan Üçüncü Selim’den kalma H.1203 (M.1787) yılına ait berat bulunmaktadır.
Hannibal Anıtı- Gebze
Kartacalı komutan Hannibal, milattan önce 247-183 tarihlerinde yaşamış dönemin en önemli şahsiyetlerinden birisidir. General, Roma yenilgisinden sonra Kartaca’yı terk ederek Bithinya Kralı Prussias’ın yanına sığınmış ve Libyssa’da (Gebze’de) intihar ederek hayatına son vermiştir.
Hannibal’ın mezarı olarak bilinen bu yerde anıt yapılması ilk kez 1934 yılında Atatürk tarafından emredilmiştir. Bu istek ancak 1981 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığınca gerçekleştirilmiştir. Anıt şu an Tübitak sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Atatürk Heykeli- İzmit
Av Köşkü ile istasyon arasındaki tepe üstünde bulunmaktadır. Nejat Sirel’in yapıtıdır.  Cumhuriyetimizin Onuncu Yıldönümü törenine yetiştirilmek amacıyla yapılmıştır. 1933’te dikilen anıtta, Atatürk sağ kolunu öne uzatmış olarak asker giysisiyle betimlenmiştir. 2008 yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir.
Yahya Kaptan Anıtı-Dilovası
Yahya Kaptan, Kurtuluş Savaşı sırasında Kocaeli bölgesinde Kuvay-i Milliye hareketlerini örgütledi. 8 Ocak 1920’de yaşadığı yer olan Tavşancıl’da öldürüldü. Atatürk’ün emri ile inşa edilen anıt mezarı Tavşancıl’dadır.
Thököly İmre Anıt Mezarı- İzmit
Türk Dostu Macar Beyi Thököly İmre, 1657 yılında Kesmark’ta doğdu. Sırasıyla, Macar Derebeyliği, Kuruc Başkomutanlığı ve Yukarı Macaristan Krallığı yaptı. 1699 Karlofça Anlaşması’ndan sonra İstanbul’a geldi. 1701’de kendi isteği üzerine İzmit’e yerleşmesine izin verildi ve 13 Eylül 1705’te İzmit’te vefat etti. Ölümünün 300. yıldönümü münasebetiyle13 Eylül 2005 tarihinde İzmit, Sekapark içerisinde anıt mezarı yapılmıştır.
Eskihisar Kalesi- Gebze
Gebze, deniz kıyısında yer alan Eskihisar köyünün kuzeydoğu kesiminde, dik yamaçlı bir tepe üzerindedir. Bizanslılar döneminde Eskihisar’daki limanını korumak amacıyla yapıldığı sanılmaktadır. Osmanlılar tarafından da kullanılan kale 1998 yılında restore edilmiştir.
Kanuni Süleyman Köprüsü – Dilovası
Mimar Sinan Köprüsü olarak da bilinen köprü Gebze’nin doğusunda, Dil Deresi üzerindedir. 65 m uzunluğundaki yapı, üç gözlüdür. Dilovası’nda, Mimar Sinan tarafından yapılan bu taş köprü yaya trafiğine açıktır.
Fatih Sultan Mehmed’in Otağı- Gebze
1481 yılında Fatih Sultan Mehmet Han Üsküdar’a sancak dikip doğuya sefer yapılacağını ilan eder. Rahatsızlığına rağmen Hünkâr Çayırı’nda otağını kurar. İşte tam bu esnada, burada hayata gözlerini yumar. Aynı yerdeki çeşme ve namazgâh sultanın anısına 16. yüzyılda yapılmıştır.
Demirciler Konağı ve Hamamı-  Dilovası
Dilovası ilçesinin Demirciler köyünde bulunan konak, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en başarılı örneğidir. Konağın iç mekânlarında ve dış cephelerinde kalemişi bezemeler kullanılmıştır.
Valide Köprüsü- Karamürsel
Valide Köprüsü, Karamürsel’in en önemli tarihi eseridir. Yalakdere üzerindeki köprünün kimin yaptırdığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Kösem Sultan, Turhan Sultan ve Emetullah Sultan’dan biri
tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
——
TURİZM KENTİ KOCAELİ
Kocaeli’nde, halka yönelik sosyal faaliyetler olarak Halk Eğitim Merkezi ile belediyelerin açtığı çeşitli dallardaki meslek kursların yanı sıra amatör olarak karikatür, fotoğraf, resim, grafik ve seramik çalışmaları sürdürülüyor.
Atatürk’ün Gelişini Anma günleri, kurtuluş günleri ve geleneksel “Pişmaniye Şenliği” dışında üreticiliği desteklemek amacıyla Kocaeli Sanayi Fuarı süresince kiraz, fındık, elma festivalleri düzenleniyor.
Sahip olduğu tarih, kültür ve turizm değerleri ile adeta açık hava müzesi konumunda olan Kocaeli ilinde birçok önemli müze bulunmakta.
Gelin,  kültür tarihimiz açısından çok önemli olan ve yerli-yabancı turistlerin ilgisini çeken kültür ve turizm değerlerimizi gezelim, daha yakından tanıyalım…
Sekapark-İzmit
Sekapark, İzmit şehir merkezinde sahile sıfır bir alanda, Türkiye’nin en büyük endüstriyel dönüşüm projelerinden biri olan eski SEKA Kâğıt Fabrikası arazisindedir. Dünya’nın en büyük şehir parklarından biridir. Toplam 580 dönümlük SEKA arazisi üzerinde bir kısmı tamamlanan parkta iskele, müzesi, kent müzesi, oturma alanları, plaj, denize inen merdivenler, ışık kuleleri, balıkçı restoranları, su oyun alanları, koşmaca (jogging), yürüme bantları, kongre salonları, zemin altında otopark alanı, gösteri ve görsel sanat atölyeleri, sergi salonları, kapalı-açık spor sahaları, çocuklar için su oyun merkezleri gibi birçok tesis yer almakla birlikte, projenin diğer etapları tamamlandıkça hizmete girecektir.
Kadırga Yaylası Şenlikleri- Gölcük
Gölcük ilçesi, Yazlık beldesinde bulunan Kadırga Yaylası’nda, 1988 yılından beri düzenlenen Geleneksel Kadırga Yayla Şenlikleri her yıl temmuz ayının 3. hafta sonu periyodik olarak 3 gün süreyle devam etmektedir. Çeşitli etkinliklerle yapılan şenlikler yurt içi ve yurt dışından gelen misafirlerle daha da görkemli bir şekilde sürdürülmektedir. Bu şenlikler kapsamında Karadeniz yöresine ait çeşitli el sanatları sergilenmekte ve yemek kültürü çeşitli şekillerde misafirlere sunulmaktadır.
Kocaeli Fuarı- İzmit
İzmit’te 1966 yılında kurulan fuar bugün yaklaşık olarak 400.000 m2’lik bir alanda, hem ekonomik açıdan önemli olan fuarcılık faaliyetlerini sürdürüyor. Fuar halkın kültür, sanat, spor ve yürüyüş aktivitelerinin yapıldığı, eğlence mekânlarının bulunduğu büyük bir alan olarak şehir halkının ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
Osman Hamdi Bey Müzesi- Gebze
Müzeci, arkeolog ve ressam Osman Hamdi Bey (1842-1910) tarafından 1884 yılında Gebze Eskihisar’ın batı sahiline köşk; resimhane, kayıkhane ve müştemilat şeklinde inşa ettirilmiştir. Osman Hamdi Bey, 26 yıl boyunca, en ünlü tablolarını yaz aylarını geçirdiği bu köşkte çizmiştir. Müzede Osman Hamdi Bey’e ait eşyalar, kendisine ve ailesine ait resimler ile tablolarının röprodüksiyonları sergilenmektedir.
Kasr-ı Hümâyûn (Saray Müze)- İzmit
Av Köşkü, Küçük Saray adlarıyla da bilinen saray, demiryolunun kuzeyinde, Saat Kulesi’nin yanındadır. Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) yapılan saraydır.
Mimarı, Karabet Amira Balyan’dır. Binanın tavan süslemeleri  Fransız ressam Sason’un eseridir. İki katlı, Barok üslupta yapılmış olan yapının; mermer işçiliği, tavan süslemeleri ve bol sütunlu oluşu Dolmabahçe Sarayı’na çok benzemektedir.
Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk bu binada bir süre kalarak Fransız yazar Claude Ferrare ile burada görüşmüştür. Bir süre Vilayet ve Ziraat Odaları olarak hizmet veren saray binası, 28.06.1967 tarihinde müze olarak hizmete açılmıştır.  İstanbul dışında günümüze kadar gelebilen tek saray yapısı olması açısından önemlidir. Kocaeli Valiliği tarafından restore edilen Müze, 17 Ağustos depremi ile ağır hasar görmüştür. 2004’te restorasyona başlanmış, 16 Ocak 2007 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi- İzmit
İzmit’in Kozluk Mahallesi, İstasyon Caddesi üzerinde bulunan Eski Gar alanı 21 dönüm olup, planı Alman Mimar, Otto Ritter tarafından çizilmiştir. 1873-1910 tarihleri arasında bu alan içindeki yapılar inşa edilmiştir. Eski Gar ve ambar binaları bir bütün halinde değerlendirilmiş; restorasyon çalışmaları tamamlanarak, Eski Gar Binası Kocaeli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu olarak hizmet vermektedir. Bu alanın eski demiryolu güzergâhında bulunması nedeniyle düzenlenen “vagon restoran”, Türkiye’de ilk örneklerindendir.
Arkeoloji ve Etnografya Müzesi olarak hizmet veren alan içinde Tamir Atölyesi, Su Deposu, Lojman Binası yer almaktadır. İki adet Tekel Deposu birleştirilerek (Arkeolojik ve Etnografik eserler için) teşhir salonları oluşturulmuştur. Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde Paleolitik, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergilenmektedir.
TCG Gayret Müzesi – İzmit
10 Mayıs 1946 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılan gemiye, USA Everson adı verilmiştir. 1973 yılında ise USA Everson Gemisi, Türk Donanma Komutanlığı’na geçişi yapılarak, TCG Gayret adını almıştır. 20 yılı aşkın süre içinde birçok önemli görevi başarıyla yerine getiren TCG Gayret, 1995 yılında hizmet dışına ayrılmıştır. Hizmet dışına ayrıldıktan sonra, Müze-Gemi Projesi kapsamında Kocaeli Valiliği, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Donanma Komutanlığı’nın müşterek girişimleri ile modern müzecilik anlayışına göre dekore edilerek, 1997 yılında  TCG Gayret Müzesi olarak İzmit sahilinde yeni görevine başlamıştır.
TCG Hızır Reis Müzesi – İzmit
2. Dünya Savaşı sonrası yüksek duruş ve vuruş gücüne sahip ilk denizaltı gemilerinden biri olarak USS GUDGEON ismiyle 30 yıl süreyle ABD Deniz Kuvvetlerinde görev yaptıktan sonra 30 Eylül 1983 tarihinde California’da Türk Sancağı çekilen TCG Hızır Reis, Türk Deniz Kuvvetleri’ne teslim edilmiştir. 21 yıl görev yapan ve 9 Şubat 2004 tarihinde aktif hizmeti sona eren TCG Hızır Reis, Donanma Komutanlığı tarafından Müze Gemi değişikliği yapılarak 29 Ekim 2004 tarihinden itibaren İzmit sahilinde sergilenmeye başlanmıştır.
Yarhisar Müze Gemisi- Gölcük
1964 yılında Amerika’da Portland-Dragon’da, Türk Deniz Kuvvetleri için inşa edilen Yarhisar’a 1965 yılında Türk sancağı çekildi ve Türk Deniz Kuvvetlerinde kırk yıl “Keşif-Karakol” gemisi olarak görev yapmıştır. 2005 yılında hizmet dışı kalan gemi, Gölcük Belediyesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Donanma Komutanlığı’nın müşterek girişimleri ile Donanma kenti Gölcük’e uygun müze gemi kararı alınarak, 27 Ekim 2006 tarihinde törenle açılışı yapılmıştır. Bu tarihten itibaren Gölcük Belediyesinin işletiminde bulunan Yarhisar Gemisi, Türkiye’nin karaya yerleştirilmiş su üstü savaş gemisi müzelerinden birisidir. Orijinal hali bozulmadan, aşçıhane, yatakhane, salonlar ve cephanelikleriyle, üzerlerine üniforma ve günlük kıyafet giydirilmiş cansız mankenler, dümen evi, köprü üstü, silahları ve bunlara ait cihaz ve teçhizatlar, bahriyemizin geçmişten günümüze gelişimini anlatan resim, fotoğraf ve objeler sergilenmektedir.
İzmit Elektronik Kent Müzesi – İzmit
İzmit Belediyesi, Yunus Emre Kültür Merkezi içerisinde yer alan Elektronik Kent Müzesi, şehrin tarihi, ekonomisi, kültürü ve turizmi, tarihi eserleri ve belediye hizmetlerini, yerli ve yabancı tüm ziyaretçilere elektronik bir ortamda tanıtmaktadır. Müzenin bölümlerinde seslendirme sistemi ile entegre çalışan, on önemli tarihi yapının maketleri bulunmaktadır. Plazmalarda İzmit’in tarihi, sanayi, kültür ve turizm, coğrafi durum bilgileri, belediye çalışmaları başlıklarındaki prodüksiyonlar sürekli yayınlanmaktadır. Cam kapaklı sergileme alanı olarak kullanılan işlerde Kocaeli’nin simgesi haline gelmiş veya tarihini temsil eden objeler sergilenmektedir.
Kuzuyaylası-Kartepe
Kartepe’de çam, kayın, ıhlamur ağaçları ve rengârenk çiçeklerle çevrilmiş yollardan Kuzu Yaylası’na gelindiğinde panoramik manzara ve doğa, çok etkileyici bir atmosfer sizi karşılar. Kartepe’nin yüksekliği 1.602 m’dir. Kartepe kayak merkezi tesisleri 4 mevsim boyunca yerli ve yabacı turiste hizmet verebilecek kayağın yeni cazibe merkezidir. Aralık ayı sonunda kayak sezonunu açan Kartepe, İstanbul’a yaklaşık bir saatlik yakınlıktadır.
Asırlık ağaçlarla bezenmiş bu tabiat harikasında kulağınıza gelen su sesleriyle etrafınızdaki şelale ve dereleri keşfedebilirsiniz. Üç bine yakın bitki çeşidi ile geyik, ayı, çakal ve tavşan gibi hayvanların faunası olan bölge, teniskortu, voleybol sahaları ve FIFA standartlarına göre yapılmış iki çim sahasıyla da spor turizminin merkezlerinden birisi.
Ballıkayalar Vadisi- Gebze
Gebze, Tavşanlı köyündeki “Tabiat Parkı ve Doğal Sit Alanı” ilan edilen Ballıkayalar Vadisi, 1,5 km. uzunluğunda 40-80 metre genişliğinde. Dağcıların iniş ve tırmanış yaptıkları vadi kireç taşlarının erimesi sonucu gelişen jeomorfolojik şekilleri ile oluşan karstik boğazdır. Vadi içinde göl, şelaleler ve Ballıkaya Deresi’ne ulaşan travertenler üzerinde seyir terasları bulunmaktadır. Kamping için çadır kurmaya elverişli düzlüklerin bulunduğu kanyonda doğu ve batıdaki sırtlarında yürüyüş alanları bulunmaktadır.
Yuvacık Barajı & Beşkayalar Tabiat Parkı- Başiskele
Başiskele’nin Yuvacık Barajı iki büyük derenin birleştiği vadide, Yuvacık yakınlarında inşa edilmiştir. Baraj gölünün çevresiyle oluşturduğu güzellikler, görülmeye değer. Körfez ve İzmit manzarası eşliğinde çıkmaya başlayacağınız tepelerden birkaç köy geçtikten sonra Yuvacık’tan yürüyerek 1 saat mesafede Aytepe Köyü’ne ulaşılmaktadır. Hafta sonu turizmine açılan bölgede dağ yürüyüşü yapılmaktadır. Bölge çadır kampı yapmaya da uygundur.
Maşukiye – Kartepe
Kartepe’nin Maşukiye Beldesi; Kartepe eteklerinde temiz havası, yemyeşil bitki örtüsü, yayla turizmi, dağ turizmi, Alabalık Vadisi üzerine kurulu piknik alanları, şelaleleri, restorantları, seyir terasları, mağaraları, dağ yürüyüşü alanları, su sporlarına uygun Sapanca Gölü, seraları, cilt ve mide hastalıklarına iyi gelen şifalı suları ile tabiat harikası beldemizdir.
Şehitler Korusu – İzmit
İzmit’te, Bağçeşme mevkiindedir. Antik çağa ait sur duvarları içinde Körfez manzarası ile piknik yapmaya müsait alanı mevcuttur.
Soğuksu Mesire Alanı- Bahçecik
Başiskele’de, Bahçecik beldesinde bulunan Soğuksu Mesire Alanı yeşil ile mavinin bir arada olduğu bir tabiat harikası. Çam ve yıllara direnmiş asırlık çınarları arasında yaklaşık 1.000 kişilik piknik alanında, temiz hava ve kuş sesleri içinde keyifli bir gün geçirebileceğiniz, Körfez’in terasında manzaranın tadını çıkarabileceğiniz bir mesire alanı.
Başdeğirmen Mesire Alanı- Karamürsel
Başdeğirmen Karamürsel’de, ilçe merkezine 7 km mesafede Karapınar Köyü Vadisi içerisinde yer almaktadır. İstanbul’a 130 km mesafede olup feribot ve karayolu ile ulaşım imkânı vardır. Yeşilin her tonunu taşıyan meşe ağaçlarıyla dolu dağların eteğinde Suluderesi’nin doğal nağmeleri eşliğinde, sessizlik içerisinde doyumsuz manzaralı dağ yürüyüşü sahaları, piknik ve kamp alanları bulunmaktadır.
Eğreltidüzü Mesire Alanı- Kartepe
Kartepe, Suadiye Beldesinde bulunan Eğreltidüzü Mesire Alanı, belediyenin yürütmüş olduğu “Sürdürülebilir Kültür ve Doğa Turizmi Projesi” kapsamında Samanlı Dağları içinde yer alan eşsiz doğa güzelliği, temiz havası ile 1.100 metre rakımlı alanda bulunmaktadır. Suadiye merkezine 11 km, Kocaeli merkezinden uzaklığı ise 28 km’dir. Mesire alanında piknik masaları, çocuk oyun gurupları, salıncaklar, 1.600 metrelik yürüyüş yolları, motorkros pisti, futbol ve voleybol sahaları, seyir terası bulunmaktadır. Bu alanda her yıl temmuz ayında Suadiye Belediyesi’nce geleneksel hale gelen “Kartepe Yayla Şenlikleri” düzenlenmektedir.
Kocaeli Kent Ormanı- İzmit
İlimiz İzmit ilçesi sınırları içinde Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Kampüsü’nün yakınında bulunmaktadır. Kent Ormanları, geleneksel piknik anlayışının dışında, insanların dinlenme ihtiyaçlarını karşılamakta ve tabiatla bütünleşmesini sağlamaktadır.
Bayramoğlu Sahilleri- Darıca
Darıca’ya bağlı, İstanbul ve İzmit’in konut ağırlıklı ikinci tatil merkezidir. Bayramoğlu, temiz denizi, kumsalı ve modern dinlenme tesisleriyle, gerek günü birlik, gerekse uzun süreli, tatillerini geçirmek isteyenler için güzel imkânlar sunmaktadır.
Darıca Faruk Yalçın Hayvanlar Âlemi ve Botanik Bahçesi- Darıca
Sadece Kocaeli’ni değil, Türkiye ’yi dünyaya tanıtan, yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı olan bu yer, insanlara, hayvan ve doğa sevgisini aşılayan bir yer. İstanbul’a 38 km mesafede bulunan Darıca Faruk Yalçın Hayvanlar Âlemi ve Botanik Bahçesi, kuş türleri açısından oldukça zengindir. Hayvanat bahçesinde 200 çeşide yakın 2000 âdete yaklaşan hayvan nüfusu ile en çok türe sahip hayvanat bahçesidir. Ayrıca 250 bitki türünün üzerindeki zenginliği ile de Türkiye’nin sayılı botanik parkları arasındadır.
Pembe Kayalar- Kandıra
Kandıra’ya 20 km uzaklıktaki Kefken, kıyı yerleşimleri içinde en gelişmiş olanıdır. Denizi, kumsalları ve çam ormanları en önemli özellikleridir. Pembe Kayalar mevkii, ilginç jeolojik yapısı nedeniyle görülmesi gereken yerlerdendir. Suyun içinde yumuşak olan kayalar çıkarıldıktan sonra sertleşmektedir. Bu özelliklerinden dolayı Osmanlı devrinde, buradan çıkarılan taşlar dikdörtgenler şeklinde kesilerek deniz yoluyla İstanbul’a getirilmiş, Sultanahmet Camii dâhil birçok caminin yapımında kullanılmıştır. Tarihi özelliği yanında Karadeniz üzerinde insan yaşayan tek ada olan Kefken Adası da görülmektedir.
Sarısu – Kandıra
Sarısu, Kandıra’ya 8 km. uzaklıktaki Babaköy sınırları içinde Sarısu Deresi’nin Karadeniz’le birleştiği yerde kurulmuştur. Ağaçlar arasından süzülerek gelen Sarısu deresinde sazan, tatlısu levreği ve çeşitli tatlısu balıkları üretilmektedir. Sarısu 1 km uzunluğundaki kumsalı ve masmavi denizi ile gerek günübirlik turizm gerekse çadır turizmi ve kampinge uygun bir köy.
Kerpe – Kandıra
Kandıra’ya 10 km uzaklıktaki masmavi denizi, çam ormanları ile şirin bir Karadeniz köyüdür. Antik bir kentin üstüne kurulan Kerpe, 150 metreye kadar sığ denize ve eşsiz kumsallara sahiptir.
Kerpe; tabii kumsalları, zengin balık çeşitleri, tertemiz çam havası, bozulmamış doğal plajları ile adeta bir tutku beldesidir.
Cebeci – Kandıra
Kandıra’ya 27 km uzaklıktaki Cebeci; temiz denizi, kumsal ve çam ormanları ile bir tabiat harikasıdır. Cebeci’de günbatımını seyretmek yörenin çekiciliğini arttıran unsurlardan biridir. Kefken Adası da buradan görülebilmektedir. Cebeci’de “cik cik” denilen kum midyeleri çok ünlüdür. Cebeci plajı ‘’mavi bayrak’’a sahiptir.
Kefken Adası- Kandıra
Türkiye’nin Karadeniz’de ki iki adasından biri olan Kefken Adası, Kefken Adası’nın Amatör Telsiz Yönetmeliği’nde bulunan özel çağrı işaretlerinden ‘YMOKI’ kullanılmasıyla dünya ülkelerine tanıtılmakta. Kefken’in tanıtılması için dünyada ki tüm adaların aktivasyonunu takip eden ve merkezi İngiltere’de bulunan Islands On The Air’dan aracılığıyla dünyada ki amatör telsizcilere çağrı yapıldılmakta. Dünya “Adalar birliği Merkezi Kefken Adası’nı Asya ülkelerinde ki 159. Ada olarak tescil etti.” Eski adı “Apollonia” oolan ve Apollo Tanrısına ait mabet-tapınak bulunan Kefken Adası, 1421 yarda genişliğinde. Bir dönem “Darphane” adını taşıyan Kefken Adası, MÖ. 629 yılında Aziz Sabah’ın, 878 yılında 8. Ecumenical Konseyini tanıtan Leo’nun yaşadığı yer olarak da biliniyor. Kurtuluş savaşında askeri üs ve önemli bir merkez olarakda görev bilinmekte.
                  Kefken adasının muhteşem güzelliğinin yanı sıra acı dolu birçok deniz kazası yaşamış. Baba ve dedeleri fenercilik yapan Işık ailesinden Kefken adasından bilgiler aldık.  60 yıl önce adada inceleme yapan gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in araştırmalarında adada 75 yıl içinde 120 kazanın meydana geldiği bu kazalarda 1100 kişinin öldüğü yazılan  Kefken adası ile ilgili  adı ve tarihi belli olmayan  muhtemelen 1950’li  yıllarda yazıldığı  anlaşılan  Kefken Adasındaki Fenerin  idare binası duvarında çerçeve içinde asılı   gazete küpüründe yer alan  araştırma yazısının giriş bölümünde şu  bilgilere yer verilmiştir.
                  “Bir gecede 900 cana mal olan üker fırtınası -Sinop şilebi faciası Amasralı Halil’in karısı -Gemici Mezarlığı Kefken Adası- yüzlerce gemici, binlerce gemici ailesi o günü bekliyor – Mal canın yongasıdır”  son yetmiş beş yıl içinde yalnız Kefken adasın-da vapur, motor, yelkenli olarak en az 120 tekne batmış, parçalanmış; en az 1100 can kaybolmuştu. Hem yalnız bir fırtınada, yalnız bir gecede 900 cana mal olan kazalarla. Kefken’ü Hasan Işık, bu faciayı, adanın ilk fenercisi Oflu Hasan Çavuşun ağzından  anlatılmış”   (   Kaynak: Gebze gazetesi. 25 Ağustos 2014 )
———
KÜLTÜREL DEĞERLERİ İLE MARKA KENT KOCAELİ
Kocaeli ilinin İstanbul’a yakınlığı ve adeta Anadolu’nun kapısı oluşu, ulaşım kolaylığı ve hızlı sanayileşme göç ve nüfus hareketlenmelerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle son 150 yıl içinde gerçekleşen göç dalgaları sanayileşmeye bağlı olarak halen devam etmektedir.
Kocaeli, sanayi olgusunun yarattığı göçlerle gelen insanların kültürleriyle, Batı Anadolu’daki gelişmiş çağdaş kültürlerin bir sentezini yaşamaktadır.
Farklı toplulukların kendilerine özgü hayat tarzlarını sürdürdükleri Kocaeli’nde sanayileşme, geleneksel yapının çözülüşünü ve bölge halkının karşılıklı etkileşimini sağlamıştır. İstanbul’un bir uzantısı olarak gelişen sanayi, toplumsal hayata yoğun bir hareketlilik getirmiştir. Giyim-kuşamdan, beslenmeye, eğlence kaynaklarına dek günlük yaşamın hemen her detayında bir kültür zenginliğini görmek mümkündür.
Kocaeli’nde yerel dilden söz edilemez. Kitle iletişim araçlarının etkisi, kentin İstanbul’a yakınlığı ve sanayileşme süreci içinde yerel dil özellikleri yitmiştir.
Kocaeli’ye ilk gelip yerleşenler Manav Türkmenleridir. Manavlara bu isimleri göç ederek geldikleri Bilecik ile Üsküdar arasındaki yerde, yaşayanlar tarafından verilmiştir. Manavlar Kandıra, İzmit, Derince, Körfez, Dilovası, Gebze ve Karamürsel’in köylerinde geleneksel hayat tarzlarını kısmen sürdürmektedirler. Manavlar dışındaki en büyük göç dalgası 93 Harbi’nde Balkanlar ve Kafkaslar’dan gelmiştir. Cumhuriyet döneminde de yurt içi ve yurt dışından Kocaeli’ye yoğun bir göç yaşanmıştır. Gelenler, hızlı sanayileşme sürecinin etkisiyle birbirleriyle kaynaşmıştır.
Yusuf Çam ‘’Milli Mücadele’de İzmit Sancağı’’ adlı eserinde Milli Mücadele’nin başlangıç döneminde İzmit Sancağı’nda yaşayanların %70’inin Müslüman, %30 kadarının çoğu Hıristiyan olmak üzere azınlıklardan oluşturduğunu ve bölgenin sosyal yapısını üç büyük sosyal bütünlük halinde görmek gerektiğini öne sürer.
1- Bölgenin yerli halkı (Manavlar, yani Türkmenler) demektedir.
2- Hıristiyan azınlıklar (Ermeniler, Rumlar)
3- 1830 yılından itibaren bölgeye yerleşenler (Balkan ve Kafkasya Muhacirleri)
Kaynaklara göre, Türkiye Türklerinin ataları Selçuklu Devleti’ni kuran Oğuz Türkleridir ve Müslüman olduktan sonra bunlara “Türkmen” adı verilmiştir. Türkmenlerin konar-göçer olarak hayatlarını sürdürenlerine ise “Yörük” denmiştir.
Anamur’da Yörüklere “yaylacı” yerleşik halka “yaycı”, Karadeniz’de bilhassa Giresun’da “Çepni” denmiş. Bu aynı zamanda bir Oğuz boyunun da adıdır ve ekinci anlamında olduğu söylenir. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Türkmen, Yörük, Göçer kelimeleri aynı anlamda kullanılır.
Adapazarı, Bilecik, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Kastamonu, Kocaeli, Eskişehir, Afyon ve Zonguldak’ta yoğun olarak yaşayan Türkmenlere “Yerli” veya “Manav” denilmektedir.
Genel adı Türk olan bu insanlara yöresel adlandırmaları ile yerli, Manav, Pallık (Artvin’in Bazı Bölgelerinde), Dadaş (Erzurum’da), Efe (Ege’de), Kıvırcık (Zonguldak Bartın’da), Tahtacı (Toroslar’da), Çepni (Giresun ve Balıkesir’de) denilmektedir.
Kocaelin’de Manav Türkmen Kültürü
Kocaeli’nin en eski halkı olan Manavların kültürünü anlayabilmek için, Manavlar hakkında etnografik bilgilere ihtiyaç vardır. Örneğin keten el dokumacılığı Manavlarla bütünleşmiştir.
Ekilip dokuma durumuna gelinceye kadar, havuzlama, kurutma, kırma, tarama, yumuşatma, eğirme, ağartma, çözgü hazırlama aşamalarından geçen keten; dokunup çarşaf, yaygı, yorgan yüzü, yastık kılıfı, elbiselik, yolluk, çuval olarak Manavlar’ın ihtiyaçlarını görmektedir.
Geleneksel giyimin parçaları olan uçkur, önlük, yağlık, çevre keten bezinden yapılır.
Şalvar ve sırta giyilen içlik saya mintan, hırka ise zaten ketenden diğer bir adıyla Kandıra bezindendir.
“Manavlar ketenin çöpünü bile ziyan etmez.” Bu bir mübalağa değildir. Ketenin çöpünden yatak, minder yapar; keten tohumunun yağını yemeklik olarak kullanır ve kandilinde yakar.
Manavlar, bölgenin tarım ve hayvancılık özelliklerine de uyum göstermiştir. Tahıl, keten, kenevir, meyve, sebze tarımı, bağcılık, son zamanlarda da fındıkçılıkla uğraşmışlardır. Manavlarda hayvancılığın da önemi büyüktür. Koyun, keçi, hindi, küçükbaş, sığır, dombay (manda) gibi büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapmaktadırlar.
Tarihi Manav Evleri
Manav köylerinde halk mimarisinin ilginç bir örneği ahşap yığma şeklinde olan çandı evler bulunmaktadır. Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı döneminin bu orijinal ahşap örnekleri günümüze tek tük de olsa ulaşmıştır.
Kandıra, Kaynarca dolaylarındaki Çandı camilerinin çoğunda Orhan Gazi döneminde ait bulunduğu ve bu tür camilerin kesinlikle Akça Koca Bey’in fethettiği yerlerde yapılmış bulunduğu görülmektedir.
Çandı evler, geleneksel Türk ailesinin hayat tarzına göre planlanmıştır. Evin tam ortasında ocaklı bir oda bulunmakta, odanın etrafında onu çevreleyen bir koridor yer almaktadır. Evin girişindeki hayat denilen geniş alan bu dolaşmayla birbirine açılmaktadır.
Evler iki katlı olup alt katta ahır bulunmaktadır. Yaşam mahallinin ahırın üzerinde yer almasının amacı hayvanların sıcaklığının üst katın ısınmasında katkı sağlamasıdır. Aynı zamanda hayvanlar da ailenin gözü önündedir.
Çandı yapısının en önemli özelliği 20 cm çapındaki kütüklerin düzgün yontularak birbiri üzerine binen U kesitli boğazlarla kenetlenmesi; birbirine geçirilen uzun kütüklerde çivi kullanılmamasıdır. Bu yapılar kültür özelliği olmasının yanı sıra birer sanat eseridir. Kışın sıcak, yazın serindir. Aynı zamanda depreme de son derece dayanıklıdır.
 İzmit Evleri
                  Osmanlı devrinde İzmit’te yaşama biçimi ve kültürel yapısıyla özgün bir konut mimarisi gelişmişti. Şehir, tabii yapıya bağlı olarak iki ayrı yerleşim alanından oluşmaktaydı. Eğimli yamaçlarda eski mahalleler, kıyı boyunca da doğu-batı doğrultusunda yeni şehir uzanmaktaydı. Yamaçlarda taraça biçimi düzlüklere yapılmış iki-üç katlı, beşik çatılı, kiremit örtülü konutlar, dar ve yokuşlu, arnavutkaldırımı sokaklar boyunca dizilmişti. Büyük bahçeli yapıların alt katları kâgir, üst katları ahşaptı. Evler, çok ve büyük pencereler, çıkmalar, uzun, geniş balkonlarla tabiata açılırdı. Konak tipi büyük yapılarsa harem ve selamlıktan oluşmaktaydı. Eskihisar Köyü’ndeki Osman Hamdi Bey’in köşkü ahşap mimarinin özenli ve güzel örneklerindendir.
Manavlarda Düğün ve Kına Geleneği
Gebze’den İzmit’e Kocaeli’nin kuzeyinde kalan Kandıra ve Taşköprü bölgesindeki köyleri olarak da bilinen köyler yerli Türkmen (Manav) köyleri olarak adlandırılır. Bu köylerde halen eski gelenek ve görenekler yaşatılıyor.
Manav-Türkmen köylerinde düğün hazırlıkları birkaç gün öncesinden başlar. Cuma günü “Gelin Hamamı” ve “Küçük Kına” yapılır.
Gelin, gündüz bir yakınının evinde hamam yapar. Orada genç kızlar aralarında eğlenir.
Daha sonra gelin, evine götürülür ve gelinin evinde akşam eğlence düzenlenir. Buna “Küçük Kına” adı verilir.
Cumartesi öğleyin “Kardeşlik Kınası” adı verilen bir eğlence düzenlenir. Daha önce yapılan bir kınada iki arkadaş birbirlerine para takarak kardeşlik olmuştur. Kardeşlik olduğu arkadaşının evine gelin ve arkadaşları baklava götürür. Orada tekrar bir eğlence düzenlenir. Kardeşlik arkadaşı geline bir küçük altın takar.
Akşama “Büyük Kına” düzenlenir. Büyük kına, ev haricinde “kına tamı” adı verilen yerlerde yapılır. Damat, gelini kına kapısına kadar getirir. Gelin içeriye girer ve kına başlamış olur.
Bir taraftan kına yakma hazırlığı başlar. Erkek tarafından getirilen kınanın mumları yakılır, ışıklar söndürülür, gelin orta yere oturulur. Kınacı kızlar, mani ve türkü söyler. Gelinin arkadaşları, kına tepsisini gelinin başı üzerinde gezdirir. Gelin ağlatılıncaya kadar söylenir, eğer gelin ağlamazsa “gelin gülerek gidiyor”denir.
Işıklar yakılır, mumlar gelin tarafından söndürülür. Gelinin başı kırmızı bir başörtüsü ile örtülür. Sonra gelinin görümcesi kına yakmak üzere gelir. Gelin elini açmaz. Gelin elini çabuk açarsa “gelin govetsiz”, çabuk açmazsa “gelin govetli” şeklinde yorumlanır. Görümcesi, gelinin avucuna küçük altın koyar. Sonra yüzü açılır.
Sonra köyün gür sesli kadınlardan biri çıkıp “adet”i yapar. Annesinden, babasından ve orada bulunanlardan gelinin takısının takıldığını haber verir.(Gelinin anne ve babasından beşi bir yerde, amcasından entarilik…)
Erkek tarafından biri, gelinin başı üzerinde çörek kırar. Bir parçası geline yedirilir, sonra isteyene dağıtılır. Ekmek, bereket demektir. Diğer taraftan gelin kınasından misafirlere dağıtılır.
KANDIRA VE TAŞKÖPRÜ BÖLGESİNDE: MANAV VE YÖRÜK KÜLTÜRÜ
Bir zamanlar Gebze’nin nahiye merkezi olan Taşköprü bölgesi bugün Gebze, Körfez, Derince ve İzmit merkez ilçeleri sınırlarında kalmış önemli bir yerleşim yeri. Manavlar ve yörüklerin yaşadığı yerler olarakta bilinen Taşköprü bölgesi Kocaeli’nin kültür tarihi açısından çok önemli yere sahip. Taşköprü bölgesini yakından tanımak için Türk tarihinde Manav ve yörüklerin Anadolu’ya göçlerini çok iyi bilmek gerekiyor.
Tarihi belgeler incelendiğinde Anadolu’ya ilk toplu göçler 12. Yüzyılda başlar. Bu tarih aynı zamanda Türk topluluklarının bu topraklarla tanıştığı bir dönemdir. Yerleşik hayata ilk geçiş ise 13. yy.’da olur. Belgeselimize konu olan Manavlar ve köy hayatına geçmeden önce bazı kavramlar hakkında öne sürülen görüşleri aktarmak tarih bilinci ve şuuru açısından faydalı olacaktır.
Kaynaklar günümüz Türkiye’sinde yaşayan Türklerin atalarının büyük Selçuklu imparatorluğunu kuran oğuz Türkleri olduğunu ve Müslüman olduktan sonra bunlara “Türkmen” adı verildiğini belirtmekte.
Anamur’da Yaycı, Karadeniz’de Çepni, Adapazarı, Bilecik, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Kastamonu, Kocaeli, Eskişehir, Afyon ve Zonguldak da Manav, Artvin’de Pallık, Erzurum’da Dadaş, Ege’de Efe, Zonguldak Bartın’da Kıvırcık, Toroslar da Tahtacı, Balıkesir’de Çetmi denilmesi Türk milletinin zengin bir tarihi ve kültürel geçmişe sahip olduğunun göstergesi.
Türkmenlerin konargöçer halde hayatlarını sürdürenleri Yörük, Yörüğün yerleşik hayata geçenleri de Manav olarak ifade edilmektedir. Konargöçerliğin özünde hayvancılık ve yeni otlaklıklar aramak olduğunu biliyoruz. İster adı Yörük olsun ister Manav bu insanlar Türkistan coğrafyasında birlik içerisinde yaşayan ve göç eden bir toplumun kültürel özelliklerini barındırmakta. En eski yazılı Göktürk kitabelerinde yer alan sesler Yörük ve Manav Türkmenlerinin sahip olduğu ağız yapılarını ispatlamakta.
Yazılı eski kaynakların cemaatler bölümünde “Manavlar Perakendesi” biçiminde ve Yörükân Taifesi `ne bağlı bir topluluk olarak gösterilen Manavlar, Türkistan`daki Kazak-Kırgız ve Sibirya`daki Yakut Türklerinde kullanılan koruyucu soylu kişi ve boy beyi manasına gelen “manap” ve “manag”dan geldiği tahmin edilmektedir. Manavları genel olarak tanımamak gerekirse; Türkçe dışında dil bilmeyen, genellikle kırsal bölgelerde yaşayan, köylülere verilen ad veya “Yerli Halk”, “Yerleşik Türk/Türkmen Topluluğu” ya da yerini değiştirmeyen yerli Türk olarak ifade edebiliriz.
Uysal, mülayim ve sosyal uyumu ağır basan insanlar olan Manavlar, kendi ifadelerine göre, “yedi kez düşünmeden adım atmayan, yavaş davranan, gereksiz tartışmalara girmeyen” temkinli bir insanlardır. Osmanlı Devleti kurulduktan sonra, her Türkmen boyu çıkardığı ve ürettiği ne varsa, yılda bir kere hiçbir karşılık beklemeden Osmanlı Sarayına gönderirdi. Bolu kabak, Afyon ve Eskişehir bulgur ve tarhana, Adapazarı ve İznik civarında sebze, İzmit Tavşancıldan üzüm saraya gönderilirdi. Bolu, Bursa, Kocaeli, Yalova, Eskişehir, Afyon, Yalova, Zonguldak ve Balıkesir bölgelerinden sadece hububat, meyve ve sebze gitmezdi, saraya koyun, kuzu, keçi, oğlak yağ ve kavurmada gönderilirdi.
İşte; Osmanlının bu sadık tebaası olan manav, bazı yerde de Yörük diye adlandırılan bu insanlara, bulundukları yerlerdeki Rum ve Ermeni azınlıklar “Yahu, siz Osmanlıyı besliyorsunuz. Karşılıksız her şeyi saraya gönderiyorsunuz, siz Osmanlının manavı mısınız?” derlerdi. Bu devlete sadık insanlarda “Evet, biz Osmanlı’nın manavıyız. Osmanlının manavı olmakla da gurur duyarız. Devletimize yardım etmeyi de bir şeref biliriz” derlerdi. Osmanlının sadık tebaası manavlar Türkmen – Yörük kültürünün has insanlarıdır.
MANAVLAR VE TAŞKÖPRÜ TARİHİ
Manavlar, Osmanlı Devletinin kurulduğu bölge sayılan Aşağı Sakarya, Batı Anadolu’da Bursa çevresi, Batı Karadeniz de Kastamonu ve çevresine yaşamaktadırlar. Kocaeli`nde ise ilk yerleşimler 1328 yılında Orhan Gazi`nin komutanlarından Akçakoca Bey’in İzmit civarını fethetmesiyle başlar. 1328 yılında konakladığı Baba Tepe’de vefat etmesinden on bir yıl sonra Orhan Gazi komutasındaki kuvvetler kenti 1339 yılında ele geçirir. İzmit’in alınmasıyla Türk yerleşimine tamamen açılan yöreye manav olarak tabir ettiğimiz Türkmen boyları yerleşmeye başlamış ve buraları yurt edinmişlerdir.
8. yüzyıldan beri birçok farklı uygarlığın yaşadığı ve geçtiği bir yer olan Gebze bölgesi Derince ’den Kartal’a kadar İstanbul’un Üsküdar Vilayetinin Kaza merkeziydi. Kartal ve Pendik Gebze’nin köyleriydi. Taşköprü Gebze’nin önemli nahiye merkeziydi. Gebze, İstanbul’un fethinden hemen sonra 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 150 Akçelik kaza merkezi haline getirilmişti. 1540’lı yıllarda Kartal, Pendik, Tuzla Gebze’ye bağlı köylerdi. Gebze’nin Tavşancıl, Mollafenari, Hereke ve Taşköprü adlı nahiyeleri vardı. Taşköprü bölgesi bugün birçok köyden müteşekkil. Bu köyler yedi yüzyıl önce Türkistan coğrafyasında yaşayan Oğuz Türklerinin boylarından getirilip yerleştirilmişti. 1940’lı yıllarda Gebze’ye bağlı Taşköprü nahiyesinin Ali hocalar, Belen, Cuma, Dere, Duraklı, Himmetli, Karagöllü, Kargalı, Kaşıkçı, Kutluca, Naip, Osmanlı, Kara Yakuplu, Karacaali, Çavuşlu, Şemsettin-Sipahiler adında birçok köyü vardı. Çok zengin ve tarihi geçmişe sahip bu manav köyleri Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yasası ile 30 Mart 2014 yerel seçimleri ile mahalle statüsüne kavuşmuştur.
KANDIRA’DAN ŞİLE’YE TARİHİ MANAV KÖYLERİ
Kandıra’dan Şile’ye Manav köyleri ile ilgili araştırma yaptığımızda önce Taşköprü Manav köylerini incelemek gerekiyor. Adını 2000 yılık geçmişe sahip Taşköprüden alan Manav köylerini gezerek araştırma yapıyoruz. Öncelikle bölgeye adını veren Kutluca köyündeyiz.
Kutluca köyü; bölgedeki mermer ocaklarının da merkezi konumunda. Kutluca tümülüsü ile tarihte önemli yere sahip bu köyde Kurtuluş Savaşında önemli hizmetler yapan telgrafhane binasıda bulunmaktaydı. Telgrafhane binası bugün yıkık ve kaderine terkedilmiş durumda.. Tarihi Taşköprü’den geçerek adını bir Horasan ereni olan Dümbüldek Dede’den alan dümbüldek suyuna gidiyoruz. Dümbüldek suyu şifa kaynağı. Orman içindeki bu alan mesire haline getirilmiş. Ali Hocalar köyü ise manzarası ve Ali Hocalar türbesi ile ziyaret mekânı. Bu köyde bölgenin canlı şahidi köylülerle konuşuyoruz. Taşköprü köylerinin herbirinin ayrı hikâyesi var. Köyleri gezdiğinizde her köy size kendi hikâyesini, kendi tarihi anlatır. Tarihi çınarlar, tarihi mezarlıklar bir medeniyetin tapu senedi gibi.
 Şimdide bölge için ayrı bir öneme sahip Himmetli köyündeyiz. Adını Himmet dede adlı bir Horasan ereninden alan bu köydeki çeşme ve evler insanı derinden etkilemekte. Köyün asırlık çınarı olan yaşlı insanlardan köy yaşantısı hakkında bilgiler alıyoruz. Birçok Taşköprü köyünde köylüler gelenek ve görenekleri yaşatmaya çalışıyorlar. Bölgedeki düğün, sünnet gelenekleri halen canlılığını koruyor. Cenaze adetleri, folklor ve genel kültür yaşatılmaya devam ediyor. Bir manav düğününe konuk olup, kaynana ve kayınpeder ile görüşüyoruz. Gençler dedelerinden gördükleri adetleri sürdürüyorlar. Taşköprü manav köylerindeki gelenekler gerçekten görülmeye değer. Sadece düğünlerde değil, Ramazan kültürleri de yaşatılıyor. Taşköprü köylerinde her yıl İshakçılar köyünde düzenlenen iftar yemeğine binlerce insan katılıyor. Manavlarda aile hayatı çok önemlidir. Kadın erkek birlikte çalışarak aile hayatını idame ettiriyorlar. Hamarat manav kadınlarının marifetli ellerinde manav kültürünün en güzel yemekleri hazırlanarak misafirlere ikram ediliyor. Taşköprü bölgesinde ki birçok köyde yemek kültürü ile ilgili birçok belgesel çekimi yaptık. Mancarlı pideler, kabak çiçeği dolmaları ve diğer yemekler manav kültürünün yemeğe verdiği önemi de göstermekte. Manavlar ve manav kültürü anlatılmakla bitirilmez. Manav köyleri gezilmeli, manav kültürü doya doya yaşanmalı. Kocaeli bölgesindeki hızla devam eden sanayileşmeye rağmen manavların köy hayatını sürdürmeleri manavların köy hayatına verdiği önemi göstermekte. Bugün Kandıra’dan Şile’ye kadar yüzlerce manav köyü tarih ve kültür araştırmacılarının ilgisini çekmeli. Bu köylerdeki gelenekler araştırılmalı, köy hayatı ve köy kültürü yaşatılmalıdır.
Gebze’ye yaklaşık 50 km. uzaklıktaki Taşköprü bugün Körfez ve Derince İlçelerinin idari taksiminde kalmış. Böbrek taşlarının düşürülmesi ve daha birçok hastalığa şifa olan meşhur Dümbüldek Suyu da bu bölgede. Bir zamanların Taşköprü Nahiyesi, adını Roma dönemine ait olduğu bilinen tarihi kemer köprüden almaktadır. Taşköprü, Göksu deresi üstünde Kutluca köyü ile Duranlı köyü arasında, tarihi ipek yolu ile Nikomedya’ya ulaşan yolun üzerinde olan yer almaktadır. Köprünün etrafındaki köylerde yaşayanlar “Taşköprü Divanı” olarak bilinmektedir. İlçe merkezinden uzak olmayan ve şehir hayatına da ayak uyduran Manavlar, hem şehir merkezindeki hemşerileriyle koordineyi hem de sosyal yardımlaşmayı sağlamak adına çeşitli dernekleri kurmuşlar ve bu dernek vasıtasıyla her yıl bir araya gelip geçmişlerini hayır ve dualarla anmaktadırlar.
Daha önce Gebze’nin Elbizi ve Tepemanayır köylerinin bağlı olduğu Duraklı köyü eski tarihlerde durak yeri olması nedeniyle Duraklı ismini almıştır. 1936 tarihine kadar merkezi Sipahiler köyü olan Taşköprü bucağına bağlıyken o tarihte Kargalı köyüyle birlikte Mollafenari bucağına bağlanmış. Bu durum Körfez ilçesine bağlı olduğu 1987 – 1989 yıllarına kadar sürmüştür.
Tarihi çeşmenin olduğu su kuyusu, tarihi çınar ağaçları ve Yavaş deresi çevresindeki tabiat muhteşem. Duraklı köyünde bulunan tarihi mezarlıkta yaptığımız incelemelerde büyük bir Osmanlı mezar taşı ve Çanakkale Gazisinin mezarına rastlıyoruz.
Manav Türkmenleri Kandıra, İzmit, Derince, Körfez, Dilovası, Gebze ve Karamürsel’in köylerinde geleneksel yapılarını kısmen sürdürmektedirler. Kendine has yaşamlarını sürdüren, örf ve adetlerini devam ettiren Manav köylerini gezdiğimizde eski Türk kültürüne ait birçok izle karşılaşıyoruz. Bu bölgelerde yaşayan Manavlar hala tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktalar. Özellikle Derince, Körfez, Dilovası ve Gebze bölgesinde Manav kültürü bütün canlılığını koruyor. Türkistan’dan getirilen kültür yaşatılıyor. Toprağa bağlı tarım ve hayvancılıkla hayatlarını sürdürüyorlar.
MANAVLARDA EL SANATI VE DOKUMACILIK
Tarihi ipek yolu güzergâhında yer alan Marmara bölgesinin geniş bir bölümünde yaşamaktadırlar. Manavları her yönüyle incelediğimizde gerek mimarisi gerek sosyal hayat açısından tam bir Türk kültürünün izlerini görürüz.
Kendi ihtiyaçlarını karşılamayı yaşam tarzı haline getiren düşünce yapısına sahip Manavlar, geçimlerini her anlamda kendi çalışmalarıyla sağladıklarını ifade ediyorlar. Yöre insanı ektiğini ve yetiştirdiğini yiyen ve giyen olarak kendi kendilerine yetebilen Manav Türkmen kültürünü araştırdığımızda keten el dokumacılığının manavlarla bütünleştiğini görürüz. Tarım ve hayvancılığın yanında yardımcı el sanatı olarak dokumacılık manavlarda büyük önem arz etmektedir.
Manavlarda keten ekimi ve ticareti büyük önem taşımakta, günlük yaşamda her türlü giyim parçasını bu bezden elde etmişlerdir. Rençberlikten başka bir şey düşünmeyen ve günlük yaşamlarında çok sakin olmaları Manavların giyimlerine de etki etmiş, sade bir tarz oluşmuştur.
Ekilip dokuma durumuna gelinceye kadar birçok aşamalarından geçen keten; dokunup çarşaf, yaygı, yorgan yüzü, yastık kılıfı, elbiselik, yolluk, çuval olarak Manavların ihtiyaçlarını görmektedir. Geleneksel giyimin parçaları olan uçkur, önlük, yağlık, çevre keten bezinden yapılır. Şalvar ve sırta giyilen içlik saya mintan, hırka ise zaten ketenden diğer bir adıyla Kandıra ve Şile bezindendir. Ketene büyük bir önem veren Manavlar, çöpünü bile kullanarak yaptıkları kumaşları genç kızların çeyizlerinde görmek mümkündür.
Sosyal hayatlarında devlete bağlı olan Manavlar, ekonomik hayatlarında hayvancılığa sıkı sıkıya bağlıdırlar. ‘’Mal canın yongasıdır’’ sözü Manavlarda büyük önem teşkil eder. Öyle ki hayvanları her daim gözlerinin önündedir. Manavlar, bölgenin hem tarım hem de hayvancılık özelliklerine uyum sağlamışlardır. Tahıl, keten, kenevir, meyve, sebze tarımı, bağcılık, son zamanlarda fındıkçılıkla uğraşmışlardır. Manavlarda özellikle Kandıra hayvancığının önemi büyüktür. Koyun, keçi, hindi, küçükbaş, sığır, manda gibi büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yağ, peynir, yoğurt üretmişlerdir ki Kandıranın yoğurdu meşhurdur. Gebze’nin koyun yoğurdu ve kuzu dolmalalarının İstanbul’da çok özel müşterileri bulunmaktaydı.
TAŞKÖPRÜ VE MANAVLAR’DA MİMARİ SANAT
Aile yapısı manavlar için çok kutsal ve önemlidir. Manav köylerinde halk mimarisinin ilginç bir örneği ahşap yığma şeklinde olan çandı evler bulunmaktadır. Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı döneminin bu orijinal ahşap örnekleri günümüzde az da olsa ulaşmıştır.
Çandı evler geleneksel Türk ailesinin yaşam şekline göre planlanmıştır. Evin tam ortasında ocaklı bir oda bulunmaktadır, Odanın etrafında onu çevreleyen bir dolaşma yer almaktadır. Evin girişindeki hayat denilen geniş alan bu dolaşmayla birbirine açılmaktadır. Evler iki katlı olup alt katta ahır bulunmaktadır.  Kışın sıcak, yazın serin olan ve 20 cm çapındaki kütüklerin düzgün yontularak birbiri üzerine bindirilmesiyle inşa edilen çandı yapılarında çivi kullanılmamakta. Aynı zamanda depreme dayanıklı bu yapılar kültür özelliği olmasının yanı sıra birer sanat eseridir.
Manav mutfağı ise karbonhidrat ağırlıklıdır diyebiliriz. Buğday başta olmak üzere tahıl maddeleri ana öğedir. Manav mutfağında gözleme, bazlama ve cizleme gibi hamur işleri ağırlıktadır. Kabaklı böreği, Zerdesi, Mancarlı yani ıspanaklı Pidesi, Paparası ve Malay’ı Manav Türk mutfak kültürünün yaşatıldığı Taşköprü köyleri tarihi, doğası, insanı ve eşsiz lezzetleri ile tanınmaya değer yerler.
Manavlarda halen ataerkil çekirdek aile yapısı devam etmektedir. Gelin ve kaynanaların birlikte ayni evi paylaşmaları önemlidir. Taşköprü köylerini gezdiğimizde bu kültürün tüm özelikleri görülür.
İzmit’in yerli halkını temsil etmesi bakımından Taşköprü ve çevresinde yapılacak olan alan araştırmaları büyük önem taşımaktadır. Yaşlı kimselerin yöreyi terk etmemeleri ve canlı tarih olmaları bakımından incelemeye değer kültür varlıklarımızdır.
Manavların ünlü yemeği mancarlı pideler, kabak dolmaları ve Taşköprü ekmekleri ile yöresel kıyafetler giyen Taşköprü yöresi hanımlarının getirdiği tarihi kıyafetler ve eşyaları Devr-i Âlem kameraları görüntüledi.
KOCAELİN’DE YÖRÜK KÜLTÜRÜ
Gebze ve tarihi Taşköprü bölgesinde asırlardan beri Yörükler de yaşıyor. Türkiye’de yörüklük kültürü hızla yok olmasına rağmen Gebze bölgesindeki yörükler var olma mücadelesi veriyor. Türkiye yaz ve kış dağlarda yaşayan tek yörük ailesi tek Gebze’de bulunuyor. Gebze bölgesi sığırlık merasında kış aylarında çadırda yaşayan yörük ailelerinin olması bölgede yörük kültürünün olduğunu yansıtıyor. Kocaeli Valisi; Ercan TOPACA ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun dikkatlerini çekti. Bölge yetkilileri Gebze sığırlık merasını ziyaret ederek, yörükler tarafından düzenlenen yörük şenliğine ve iftarına katıldılar.
Evet, sonuç olarak Kocaeli ve İstanbul Türkiye’nin en gelişmiş sanayi ve ticaret bölgeleri. Binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip Karadeniz sahillerinde Kandıra’dan Şile’ye kadar olan bölgelerde manav ve yörük kültürü halen devam ediyor. Manav köylerinde ve yörük ovalarında binlerce yıllık kültür ve medeniyetimiz yaşatılıyor. Manavlara ve yörüklere sahip çıkmanın tarihi geçmişimize büyük bir vefa borcu olduğuna inanıyoruz. Manav yörük kültürünün korunması için yetkililer ve kamoyunana büyük görev düşüyor.
Hereke Halıları
Osmanlı saraylarının halı ihtiyacı, Hereke fabrikası kurulmadan önce Uşak, Gördes, İzmir ve Bursa’da saray tarafından verilen resim ve örneklere uygun olarak imal ettirilmekteydi. 1891 yılında Sultan İkinci Abdülhamid’in girişimleriyle, kumaş dokumanın yanı sıra halı üretimine başlayan Hereke fabrikası seçkin ürünleriyle, küçük bir kasabanın ismi, dünyaca tanınan ve bilinen ilk Türk markası olmuştur.
Dokuma fabrikası, Dolmabahçe Sarayı’nın perde ve döşemelik kumaşının yanı sıra, saray halkının elbise ihtiyacını da karşılamış. Dünyanın en büyük halısı olarak bilinen, 560 m2 ebadındaki halı, 1892 yılında Yıldız Sarayı için bu fabrikada dokunmuştu. Hereke Halı Fabrikası, Kâbe-i Muazzama’nın örtüsünü dokuması ve sonraları Beyaz Saray’a da halı dokuması ile ün kazanmıştır.
Hereke Yünlü Dokuma Fabrikası, halıcılığın günümüze kadar gelen bir buçuk asır zarfında ürettiği ipek ve yünlü halıları ile dünya halıcılık literatürüne girmiş durumda. Hereke ipek halılarının en önemli özelliklerinden biri ise, kullanılan ipeğin kozadan çekiminin elle gerçekleştirilmesi.
TBMM Milli Saraylar Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası, Müze-Fabrika statüsünde ipekli dokuma ve halı üretimi açısından geleneksel sanatımızın en önemli temsilcisi durumundadır.
Pişmaniyeyi Yemeyen Pişman
Yolculuklarda Kocaeli’nden geçenleri önce pişmaniye satıcıları karşılar. Kutular içinde ak pamuk halindeki bu tatlı, ilin simgesi haline gelmiştir. Dolayısıyla, İzmit’i dünyaya tanıtan pişmaniyeyi yiyen şişman mı bilinmez ama yemeyen pişman…
Un ve şekerden yapılan tatlının ana vatanının “Eski Acemistan” olduğu biliniyor. Oradaki adı ise “Peşmek”. Kocaeli’nin bilinen ilk pişmaniye ustasının Hayri Usta olduğu söyleniyor. Özgün bir tatlı çeşidi olması, hafifliği, pişmaniyenin il dışında da aranmasını, ilgi görmesini sağlamış.
Daha çok erkekler tarafından yapılan pişmaniye, tereyağı, un ve şekerden imal ediliyor. Kavrulmuş una kaynamış şekeri ilave etmek ilk bakışta kolay gibi gelse de en ufak bir ayrıntıyı atlamak tüm emeklerinizi boşa çıkarabilir.
Büyük bir bakır sininin ortasına dökülerek yağ ile karıştırılan un simit biçimine getiriliyor ve tepsinin etrafındaki ustalarca un, yağ ve ağda birbirine yediriliyor. Bu üç madde iyice karışıncaya kadar çevirme işlemi devam ediyor. Yeterli derecede çevrilen hamur ağır ağır ve tel tel birbirinden ayrılmaya başlıyor. Bu yüzden bu helvaya tel helvası da denir. Çevirme sırasında yapılan küçük bir yanlışlık bütün uğraş ve masraflarınızı heba edebilir. Belki de bu sebeple bu helvaya “pişmaniye” denilmiş…
İzmit’e yolunuz düşerse pişmaniye yemeyerek pişman olanlardan olmayın.
Geleneksel Kandıra Bezi
Yörenin adıyla anılan Kandıra bezi ilk önceleri köy evlerindeki tezgâhlarda dokunarak üretilmekteydi. Karadeniz kıyılarının nemli ikliminde yetiştirilen keten bitkisinden üretilen bu bezlerden dikilen giysiler çağlar boyunca bölgede bulunan diğer yerleşim yerlerinde de kullanılan bir giyim malzemesi olmuştur. İç giyim eşyası olarak da kullanılmış olan bu keten bezinin vücudun nemden etkilenmesini önleme özelliğinden dolayı, bu bölgenin nemli havasına uygun bir giysi olduğu bilinmektedir.
Eski Türk motiflerinin de işlendiği Kandıra bezi (keten bezi) ile çay takımı, peçete, gömlek, gecelik, masa örtüsü, köşe yastığı, ceket, pantolon, döpiyes, yatak çarşafları geleneksel motiflerle işlenerek yapılmaktadır.
Meşhur Karamürsel Sepeti
Karamürsel Sepeti, Kestane veya fındık ağacının çubuğundan örülen, kendisine has özelliği ile gayet pratik ve kullanışlıdır. Yarım koniyi andıran sepet, iyi kesilmiş ve kurutulmuş çıtalarından örüldüğünden iç hacmi, dış görünüşünün aksine geniştir; en önemli özelliklerinden biri de budur.
Bölgede, “Ufacık Tefecik Gördün de Karamürsel Sepeti mi Sandın?” deyimi meşhurdur. Bunun hikâyesini de şöyle anlatırlar: Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdülaziz, bir gezi için Av Köşküne geldiğinde Karamürsel eşrafı hediye olarak sepet içinde kiraz takdim eder. Oldukça değişik ve sade hediyeyi karşında gören Sultan Abdülaziz biraz şaşırarak, biraz da küçümseyerek hediye sepetini şöyle bir süzer, içinde ne olduğunu merak etmekten kendini alamaz. Derhal huzura gümüş bir tepsi getirilir, sepetin içindeki kirazlar tepsiye boşaltılır. Sepetin içindeki kirazlar, tepsiye sığmayıp taşınca, Sultan Abdülaziz hayretle “Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekini tepsiye sığdıramadık!” der.
Kocaeli’nde Yemek Kültürü
Yöredeki kültürel çeşitlilik ve kozmopolit yapı, beslenme biçimlerinde de çeşitlilik göstermektedir. Kocaeli’nde tarımda çağdaş yöntemlerin kullanımı, ülke genelinin üstündedir. Bu, sebze üretiminde yoğunlaşmaktadır. Anadolu’da beslenme temel olarak unlulara dayanırken, Kocaeli’nde sebze-meyve tüketimi öne çıkmaktadır. Karadeniz’den göçlerle, karalâhananın da yaygınlaştığı görülmektedir. Ancak kurutma, turşu ve komposto gibi ev konserveciliği giderek azalmaktadır. Yarımca kirazı, Değirmendere fındığı, Kandıra yoğurdu, hindi dolması, ev peyniri, İzmit pişmaniyesi bu yörelerin adıyla özdeşleşmiştir. Yöremizin yerlileri olan Manavların köylerinde yöresel yemekler de varlığını sürdürmektedir.
Yörede düğünler mutlaka yemekli olur. Düğün yemeklerinde dolma mutlaka bulunur. Mevsimine göre yaprak, lahana ya da biber dolması, tercihe göre çorba ve et yemeklerinden mutlaka ikramlar arasındadır.
Ana malzemesi hamur olan Ovma Çorbası (Umaç Çorbası) evlerde bayram günlerinde mutlaka bulunması gereken bir çorba olduğundan “bayram çorbası” olarak da adlandırılır.
Çeneçarpan Çorbası, Poçuk Çorbası da yörenin meşhur yemeklerindendir.
Kocaeli ekmeği, Kandıra’da henüz fırınların yaygınlaşmadığı ve ekmeklerin satın alınmadığı dönemlerden beri kadınlar tarafından yapılagelmiş olan, her yemeğin yanında bulunan, mayalı bir ekmektir. Temelde köylerde ortaya çıkmış olan bu ekmek fırınları Kandıra’nın köylerinde ve ilçe merkezinde halen sofralardadır.
Karamürsel’e has yemek, bilhassa Ramazan aylarında bolca pişirilip tüketilen Simit Dolmasıdır. Simit Dolması, ekmek fırınlarında simit biçiminde üretilen pidedir.
Ana maddesi buğday olan Keşkek yemeği Kandıra, Araman Kaymaz köylerinde kına gecelerinin en bilinen ve sevilen yemeğidir.
Koca Görmez, Yalancı Mantı, Gebze Mantısı, Kesme, ana maddesi mısır unu olan Kaçamak (Malak), Kandıra Hamursuzu, Ispanak Boranası, patlıcanla hazırlanan Carcur, pospos denilen bitkiden elde edilen Pospos, bayat ekmekle yapılan Acıka, birbirinden lezzetli geleneksel Kocaeli yemekleridir.
Bir başka yöresel lezzet olan Kerpe Lokumu’nun adında her ne kadar lokum olsa da bildiğimiz lokuma benzemez. Bu lokum, genellikle çayın yanında ikram edilen doyurucu bir börek türüdür.
Kocaeli’nin bir başka meşhur tadı da Keten Helva’dır. Keten helva pişmaniyenin atası olsa da pişmaniye gibi beyaz renkli değildir. Açık kahverengi olan keten helva yenirken pişmaniye hissi verir. Keten helvanın görüntüsü keten parçalarına benzediğinden bu isim verilmiştir.
Anadolu’nun en çok bilinen ve sevilen tatlılarından biri olan höşmerim, Kandıra’da “höşmeni” olarak adlandırılır. Eskiden beri özellikle Hıdrellez günlerinde yapılan bir tatlıdır.
Dolu Helvası, kısa sürede pişen ve yapımı hassas olan Nazlı, ana maddesi darı olan sütlü üre, yörede yetişen bir kabak türüyle yapılan Akkabak tatlısı bölgenin farklı ve meşhur tatlılarından bazılarıdır.
Arşiv Belgelerin’de Kocaeli
İzmit şehri hakkında en ayrıntılı bilgiler seyahatnamelerde ve özellikle tahrir, avârız, nüfus defterlerinde bulunmaktadır. Günümüzde 12 ilçesiyle büyük bir şehir halinde olan Kocaeli bölgesinin merkez şehri eski kaynaklarda İzmit Sancağı olarak geçer. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerde Kocaeli Bölgesi’ni araştırıp incelemek istediğimizde Kocaeli’nin en eski yerleşim yerleri olan İzmit Sancağı, Gebze, Kandıra ve Karamürsel kazaları ile ilgili binlerce vesika karşımıza çıkıyor. Milyonlarca belgenin hâlâ tasnif edilmeyi beklediği arşivlerimizde gün yüzüne çıkan bilgiler sadece eski yerleşim yerleri hakkında bilgi vermekle kalmıyor, aynı zamanda yeni kurulan ilçelerimiz için de kaynak teşkil ediyor. Gelin, Kocaeli’ye arşiv belgeleri ve tarihi kaynaklar ışığında daha yakından bakalım.
İzmit adıyla “Osmanlı’nın ilk sancak merkezi”dir Kocaeli. Sanayi, bilim, teknoloji, kültür ve turizmde bir marka olurken çok önemli tarihi süreçler yaşamıştır. Bu topraklara değer katan hadiseler hiç de az değildir… Tarihte isim yapmış Fatih Sultan Mehmed Han, Hannibal ve Konstantin gibi isimler İzmit’te vefat etmişlerdr.1514’te Çaldıran seferine çıkan Yavuz Sultan Selim iki gün İzmit’te kalmış ve Tâcîzâde Cafer Çelebi tarafından kaleme alınan ilk mektup yine buradan Şah İsmail’e gönderilmişti. Kanunî Sultan Süleyman her iki İran seferinde de (I534 ve 1548) İzmit menzilinde konaklamıştır. Cumhuriyet rejimi de 29 Ekim’den 9 ay önce 16 Ocak 1923’te Atatürk tarafından ilk kez İzmit’te açıklanmıştı.
İzmit, Kandıra, Karamürsel ve Gebze’nin tarihi geçmişini bilmeden bugünkü Kocaeliyi anlamak mümkün değildir.
1924’te “Kocaeli” Oldu
Kocaeli, adını bölgenin Osmanlı dönemindeki fatihi Akça Koca Gazi’den almıştır. 20 Nisan 1924’te de, onun adına nispeten yöreye “Koca İli” anlamında Kocaeli adı verilmiştir.
1078 yılında Anadolu Selçukluları tarafından fethedilen Kocaeli, Orhan Gazi zamanında 1326-1330 yılları arasında Akça Koca tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. Bu döneminde, 1326’da, ilk Kaptan-ı Derya Karamürsel Alp tarafından şimdiki Karamürsel’in kıyısında tersane ve donanması kurulmuştu.
Osman Gazi’nin 1300 yılından Bizanslılara karşı başlattığı gaza mücadelelerinde, yanında Akça Koca, Samsa Çavuş, Aykut Alp, Gazi Abdurrahman ve Konur Alp gibi silah arkadaşları bulunuyordu.
Müverrih Âşıkpaşazâde bu kahramanları şöylece tasvir eder: “Bu gaziler düşmanla öylesine tutuşmuşlardı ki gecelerde uyku uyumazlardı ve gündüz de at sırtından inmezlerdi”.
1339’da Rumeli fatihi şehzade Süleyman Paşa, İzmit’in ilk sancak beyi oldu. Çelebi Mehmed (1413-1421) döneminde, 1420’de İzmit Sancağı Anadolu Eyaleti’ne bağlandı. İzmit’in Kocaeli Sancağı olarak Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti’ne bağlanması Sultan Dördüncü Murad dönemine (1623-1640) rastlar. Bu dönemden sonra şehir, büyük gelişim gösterdi ve önemli bir merkez olarak birçok bakımdan mamur hale getirildi. Şehrin her köşesine köprü, mektep, medrese, çeşme, han, hamam, tersaneler, sanayi kuruluşları, cami ve saraylar inşa edildi.
Nikomedia’dan İzmit’e
Yapılan araştırmalar sonucunda, İzmit ve civarında, yaklaşık olarak M.Ö. 3000’den itibaren insanların yaşamakta olduğu ortaya çıkmıştır. Günümüze kadar devamlı iskân edilmiş olan İzmit’e ait ilk bulgular, M.Ö. 12. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Bu tarihlerde Frigler bölgeyi ellerinde tutmuş; ardından Yunanistan’ın Megara şehrinden kendilerine yeni bir yer aramak için çıkan göçmen bir grup, şimdiki Başiskele mevkiinde Astakoz adını verdikleri şehri kurmuşlardır.
Trakia Kral’ı Lysimakhos’un Astakoz’u tahrip ettirmesiyle bugünkü İzmit’in de üzerinde bulunduğu yamaçlara, Nikomedia adında yeni bir şehir kurulmuştur. M.Ö. 262 yılında şehri inşa ettiren Büyük İskender’in, Anadolu’yu zapt etmekle görevli kralı Nikomedes, şehre eşinin ismini vermiştir. Giderek yükselen Bitinya Krallığı’nın merkezi Nikomedia, büyük bir Hellenistik şehir olmuştur.
Bitinya Krallığı imtiyazlı bir eyalet olarak M.Ö. 91-94 yıllarında Roma İmparatorluğu’na bağlanınca İzmit 20 yıl boyunca bu eyaletin merkezi olacak, imparatorluğun ikiye ayrılmasından sonra da Bizans egemenliğine geçecekti.
M.S. 284 yılında imparator Diokletionus, Nikomedia’yı yeniden başkent yapmıştır. Onun zamanında Nikomedia, Roma, Antakya, İskenderiye’den sonra dünyanın dördüncü büyük şehridir.
Nikomedia adı, Araplar ve Selçuklular dönemlerinde Nikumidiya’ya dönüşmüş, Osmanlılar’ın ilk döneminde ise İznikumid, bir süre sonra da İznikmid olmuştur. Türkçe kaynaklarda da adı İznikmid olarak geçen şehrin ismi, zamanla İzmit biçimini almıştır.
Bölgeye daha sonra verilen Kocaeli adı ise, Osman ve Orhan Gazi döneminde yöreye akınlar düzenleyen ve fetihten fetihe koşan Akça Koca Gazi’nin adından kaynaklanmaktadır.
Kocaeli’nde Haçlı İşgali
Kutalmışoğlu Süleyman Şah Nikomedia’yı fethederek (1078) devlet merkezi yaptı. Ancak 1085’te şehir yeniden Bizans’ın hâkimiyetine geçti. Kısa süre sonra Haçlı seferlerinin başlaması ile de Haçlılar İzmit’e yerleştiler (1096). Kısa bir süre Selçuklu hâkimiyetinde kalan İzmit IV. Haçlı Seferi sırasında Latinler tarafından yeniden ele geçirilerek tahrip edildi. Selçuklular, başkenti Konya’ya aktardılar. Şehir birkaç defa Bizans ve Latinler arasında el değiştirdi ve 1228’de Bizans hâkimiyetine geçti.
Osmanlı Beyliği’nin Anadolu’nun kuzey-batısında yayılmaya başlamasıyla Türk akınları Nikomedia’ya kadar uzanmıştı. Osman Gazi döneminde Kocaeli’de fetihler Akça Koca, Konur Alp, Karamürsel gibi komutanlarla ilerliyordu. İzmit ve çevresi Orhan Gazi devrinde 1326-1327 yılları arasında Akça Koca Bey tarafından fethedildi.
Ayan Gölü, Kandıra, Karasu komutanı Akça Koca Bey, Nikomedia’ya kadar bütün obaları fethetse de şehre girememişti. Yeni bir Nikomedia akınına çıkacakken 1326 yılının ocak ayında Akçatepe’deki otağında vefat etmişti. Akça Koca’nın vefatı (1328) üzerine akınlara ara verildi.
1331 yılında İznik’in fethinin ardından, İstanbul yolundaki Nikomedia’ya sıra gelmişti. İznik kuşatmasında Nikomedia kalesi de kuşatılmış ama başarılı olunamamıştı. Orhan Bey’in komutanlarıyla yaptığı Geyve toplantısında Nikomedia’nın fethine karar verildi. Ancak, Nikomedia’nın Bizans imparatoru savaş ya da barış kararını getiren elçiye nezaketle karşılık verdi ve bir anlaşma yapıldı.
Osmanlı kuvvetleri, Bizans imparatoru ile yapılan anlaşmadan 3 yıl sonra İzmit’i yeniden kuşattılar (1337).Bizans, her fırsatta Osmanlı Beyliği’ni ortadan kaldırmak istiyordu. Çeşitli entrikalara başvuran tekfurların karşısında Osmanlılar kendilerini müdafaa mecburiyetinde kalıyorlardı. Bu sebeple fetihler ve kuşatmalar mecburi bir hal alıyordu. İzmit Kalesi muhafızı Paleologos hanedanından Yuannis, şehrin idaresini kardeşi Prenses Marika’ya bırakarak İzmit yakınlarında bulunan Koyunhisar Kalesi’ne kaçtı.
Orhan Gazi ve beraberindekiler İzmit’i kuşatmaya devam ederken Aykut Alp ve Kara Ali Bey emrindeki kuvvetler de Koyunhisarı Kalesi üzerine gittiler. Burayı fethettikten sonra şehri Orhan Gazi’ye teslim etti (1337).
Osmanlılar Bursa ve İznik kalelerinin fethinde olduğu gibi burada da anlaşma şartlarına riayet ettiler ve hiçbir kimsenin canına ve malına dokunmadılar. Prenses Marika, maiyetiyle birlikte gemiye binerek İstanbul’a gitti.
İzmit’in fethi ile Kocaeli yarımadası Osmanlıların eline geçmiş oluyordu. Orhan Gazi, İzmit ve çevresinin idaresini oğlu Süleyman Paşa’ya bırakarak Bursa’ya döndü. Süleyman Paşa Osmanlı’nın ilk sancak beyi olmuştu.
Hereke ve Yalova, Kara Ali Bey tarafından fethedildi. Bu kalelerin iki defa fethedildikleri de kaydedilir. Aynı sene içerisinde Orhangazi kasabası da Türklerin eline geçti. Ertesi sene Gemlik Körfezi’nin kuzey sahilindeki Armutlu ve Anahor fethedilmişti (1339/1340).
Ankara Savaşı’ndan sonra diğer şehirler gibi İzmit de Emir Timur’un saldırısına uğradı ve yağmalandı.1402’de Timur tarafından surların kuşatılması sırasında Timur ve Süleyman Çelebi arasında bir anlaşma yapıldı ve kuşatma kaldırıldı. Süleyman Çelebi Tarakya’da sultanlığını ilan etti ve Pendik, Tuzla, Darıca, Gebze, Eski Hisar, Tavşancıl, Hereke ve İznikmid’i yardımlarından dolayı Bizans’a geri verdi. Bu ikinci Bizans dönemi, 1403 Mayıs’ından itibaren 7 yıl sürecekti. Ancak, bu fazla sürmeyecek, Musa Çelebi Rumeli’ye geçerek İznikmid hariç Bizans’a terk edilen körfez bölgesini tekrar fethedecekti.
1419 yılında Gazi Timurtaşoğlu Umur Bey tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına katılan şehir, tam 90 yıl sonra 14 Eylül 1509 depremiyle yerle bir olmuştu. Depremde İzmit’te 5 cami ve 300 ev bütünüyle ve şehrin deniz kıyısındaki surları yıkıldı. Aralıklarla 45 gün süren deprem sırasında Gebze’deki camilerin tümü yıkılmıştı.
İstanbul’un Fethinde Kocaeli
Seyyahlar tarafından “ağaç denizi” olarak adlandırılan İzmit ve çevresi, güney ve güney doğusundaki ormanlar sebebiyle 16 ve 17.yüzyıllar boyunca ilgi çeken bir yer olmuştur. Osmanlı’nın donanmasında ve özellikle İstanbul’da ortaya çıkan kereste ihtiyacı büyük oranda İzmit’ten karşılanıyordu. İstanbul’un fethi öncesinde Rumelihisarı’nın inşasında çalışacak işçiler İznikmid’den getirilmişti. Kalenin yapımında şehirden getirinlen 1000 duvarcı ustası ve 6.000 işçi görev yapmıştı. Günümüzde Kaynarca’da metfun olan Mimar Muslihiddin tarafından sürdürülen inşaat sırasında, dağlar arasından İstanbul’a şose yol yapılarak bütün işler dört ay gibi kısa bir sürede bitirilmişti. İnşaatta kullanılan kereste de İznikmid’den getirilmiş, donanma için İznikmid ve Bursa’da 30 bin Forsa küreği yaptırılmıştı. Burası, İstanbul’un fethi üzerine başşehri Anadolu’ya bağlayan yolların ilk ve en önemli menzil şehri haline gelecekti.
Tarihçi Kemal Paşazade, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethinde Kocaeli’yi bir köprü olarak kullandığını şöyle yazar: “Edirne’ye bir an önce erişmek mecburiyeti altında olan Fatih Sultan Mehmet hızla Bursa’ya geldiği zaman, Venediklilerin Çanakkale Boğazı’nı kapatmaları sebebiyle Gelibolu’ya geçmesi mümkün değildi. Çünkü o zamanlarda savaşacak kuvvette bir Osmanlı donanması yoktu. Fatih İzmit yolu ile İstanbul Boğazı’na varacaktı.”
Fatih, Anadolu’nun güneyine ulaşmak üzere 1481 yılı başlarında 40.000 kişilik bir ordu ile Üsküdar’dan İznikmid’e doğru yola çıkmıştı. Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı denilen yerde ani bir rahatsızlık geçirdi ve kötü durumunu atlatamayarak 52 yaşında Kocaeli topraklarındaki otağında vefat etti. Fatih’in vefatı ordudan gizlenmiş ve sultanın naaşı gizlice İstanbul’a getirilmişti…
Yavuz Sultan Selim de İran seferinde İznikmid’e uğramıştı. Daha sonra Piri Reis Paşa’yı, İznikmid tersanesini güçlendirmesi ve kuvvetli bir donanma yapması için görevlendirmişti. Hersek Ahmed Paşa’nın da desteğiyle eski tersaneler ihya edildi, Gemlik ve Kefken’de yeni tersaneler açıldı.
46 yıl saltanat süren Kanuni Sultan Süleyman da hükümdarlığı sırasında bir kez İznikmid’e gelmiş (4 Ocak 1536) ve üç gün kalmıştı. Şehir, en parlak devrini Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaşamıştı. Bölge, İstanbul’un erzak ve iaşesini, kereste ve yakacak ihtiyacını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda İstanbul ile doğu illeri arasında köprü konumunda olması yönüyle de önem kazandı. Anadolu’dan gelen kervanlar İzmit’e dağıtılır; ağır yükler, hayvansız yolcular buradan gemilerle İstanbul’a geçerdi. Bu sebeple birçok han, hamam ve kervansaraylar şehre yayılmıştır.
Sultan Dördüncü Murad devrinde de İzmit’te imar faaliyetleri artmıştı. İzmit’te ilk Osmanlı sarayı bu devirde yapıldı. Sultan Abdülmecid tarafından inşasına başlanan ve Abdülaziz Han devrinde tamamlanan İzmit Kasrı, İstanbul dışında kalan ve günümüze ulaşan nadir saraylardandır.
Yine aynı devirde Venedikli Kaptan Hüseyin Paşa Karadeniz’i Sapanca Gölü aracılığıyla İzmit Körfezi’ne bağlama işine bir kez daha girişti (11 Mart 1591). İzmitli 30.000 işçinin görev aldığı çalışmalar üç gün devam etmiş; ancak bazı toprak ağalarının durumdan rahatsız olmaları ve o sıralarda bölgede yayılmaya başlayan veba salgını sebebiyle çalışmalar durduruldu.
Korkulan veba salgını 1592’de İznikmid’e sıçramış, 6 ay bütün geçiş yolları ve dükkânlar kapatılmış, ticaret felce uğramıştı.
16. yüzyılın ikinci yarısında görülen tabii afetlerden ve Anadolu’da yaşanan sosyal çalkantılardan İzmit de etkilenmişti.
Şiddetli geçen 1621 kışında, İzmit Körfezi’nin bitim yeri donmuş ve gemiler sefere çıkamamıştı. Temel gereksinim maddelerinin azalması sebebiyle fiyatlarda büyük artışlar olmuş, bu durum halk ve askerler arasında hoşnutsuzluğa yol açmıştı. Sıkıntıların günden güne artması bir ayaklanmaya sebep oldu. Sultan Dördüncü Mehmed döneminde (1648-1687) ayaklanan Gürcü Abdünnebi, çevresine topladığı güçlerle İzmit üzerinden İstanbul’a yürüdü. Devlet, İzmit’te siperler kazdırarak ve gemilerle İstanbul’dan asker göndererek ayaklanmayı bastırdı.
Başbakanlık Arşivi Maliye’den Müdevver 9550 no’lu deftere göre 1777-1787 arasında Kocaeli Sancağı’na bağlı kazalar şunlardı: Üsküdar, İznik, Yalakabâd (Yalova), Sapanca, İznikmid (İzmit), Geyve, Bazarşuyu, Şarıçayır, Ab-ı Safi, Akyazı, Göreler, (Pazarköy Orhangazi).
Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti’nin sınırlarının genişlemesi nedeniyle, sancakları 17.yüzyılda haslı ve saliyaneli (yıllıklı) olarak ikiye ayrıldı. Kocaeli Sancağı haslı sancaklardandı. Bu yüzyılda Kocaeli Sancağı’nın 25 zeameti, 187 tımarı ve 1 gemisi vardı.
Sultan İkinci Mahmud 1833 ve 1836’da iki defa İzmit’i ziyaret etmişti. Deniz yoluyla gittiği birinci gezisinde tersaneyi ve askerî birlikleri teftiş etti ve henüz inşaat halinde olan feshâneyi dolaştı. Kara yoluyla gittiği ikinci gezisinde ise şehzadeleri Abdülmecid ve Abdülaziz ile birlikte Fevziye Camii’nin açılışını yapmıştı.
1855 yılında İstanbul-İzmit arası yeni gemi seferleri planlandı. Şehir doğu batı ticaretinin kapısı haline geldiği için kervansaray ve han yapımı artmıştı.
19. yüzyıldan itibaren İzmit yeni bir gelişme hamlesi yaşayacaktı. İkinci Abdülhamid Han devrinden itibaren demir yolları artmış, şehir artık belirli bir potansiyele sahip olmuştu. Ulaşım yolu üzerinde olması ve merkeze yakın bulunmasının avantajıyla da ticari faaliyetler gelişmişti.
İzmit Sancağı 19.yüzyılda posta ve telgraf hizmetleri açısından ileri bir düzeydeydi. 1833’te Üsküdar İzmit arasında ilk posta yolu hizmete girmişti. Bu dönemde, sancağın tümünde 7 postane vardı ve bunlardan 3’ü, Türkçe ve Fransızca olarak uluslararası düzeyde hizmet görmekteydi.
Sultan İkinci Abdülhamid döneminde bağımsız sancak olan İzmit’in ilk mutasarrıfı Selim Sırrı Paşa idi. İzmit’te bayındırlık işlerine büyük önem veren Selim Sırrı Paşa, halkı imeceye teşvik ederek pek çok yol yaptırdı, şehri sıtmadan korumak için bataklıkları kuruttu.
19. yüzyılın ortalarında, özellikle Kırım Harbi’nden sonra, Kocaeli’ye çok sayıda göçmen geldi. 1851-1855 arasında Tatarlar, 1855-1864 arasında da Çerkezler kara ve denizyoluyla gelerek Kocaeli’ye yerleştiler. Tatarlar körfezin güney kıyıları ile Köseköy dolaylarına, Çerkezler ise Vezir Çiftliği çevresine yerleştiler.
Tanzimat’tan sonra başlayan imar faaliyetleri İzmit’te de etkili oldu ve Serasker Süleyman Paşa buraya gönderildi.1859’da Anadolu’da açılan ilk rüştiyelerden biri İzmit’te yer alıyordu.
19. yüzyılda Kocaeli yöresi, denizle olan bağlantısını İzmit Limanı ile sağlamaktaydı. Haydarpaşa’dan başlayıp Anadolu’nun içlerine uzanan Anadolu Demiryolu’nun yapımı ise, yörenin ulaşım olanaklarını büyük ölçüde artırmıştı.
1873’te Anadolu Bağdat demiryolunun ilk bölümü olan İzmit-İstanbul (Haydarpaşa) arasındaki demiryolu hattı aynı zamanda Bağdat Demiryolu’nun ilk bölümünü oluşturmaktaydı. Bu ilk bölümden sonra 1889’da İzmit-Ankara Demiryolu’nun inşası başladı ve üç yılda tamamlandı. Daha sonra, 1890’da İzmit Adapazarı tren hattı hizmete girdi. Bu yolla Sultan Abdülaziz özel vagonla İzmit’e geldi. 1895’te Derince Limanı’nın yapılması ile İzmit, Anadolu’dan gelen ticari emtia ve zahire için bir depolama merkezi haline gelmişti.
İzmit, Berlin-Bağdat ve İstanbul-Hicaz Demiryolu ulaşımında önemini ise tarih boyu hep koruyacaktı.
1888 yılında Dâhiliye Nezareti’ne (İç İşleri Bakanlığı) bağlı bağımsız bir sancak haline getirilen İzmit, idari bakımdan bir Merkezliva, dört kaza ve on iki nahiyeye ayrıldı. Toplam 606 köyü vardı.
Sırrı Paşa’nın mutasarrıflığı zamanında şehir daha da canlanmıştı. Her ne kadar 1894 yılında yaşanan deprem şehre büyük zarar verse de padişahın özel iradesiyle tamiratlar yapılarak şehir eski haline getirilecekti.
Dört Asırlık İzmit Körfezi Kanal Projesi
Osmanlı Devleti’nde kullanılan kerestelerin iki kaynağı vardı. Bilhassa donanmanın direk keresteleri Eflak ve Boğdan’dan, tekne ve güverte keresteleri de Kocaeli, Eskişehir ve Bolu taraflarından getirilirdi. Bu kerestelerin nakli zahmetli ve masraflı idi. İstanbul’un yakacak ve inşaat için gerekli kereste ve odun ihtiyacı da Kocaeli taraflarından temin edilmekteydi.
İşte bu gibi sebeplerden dolayı Sakarya Nehri’ni Sapanca Gölü’ne, Sapanca Gölü’nü de İzmit Körfezi’ne bağlayarak Marmara ve Karadeniz’in birleştirilmesi projesi ilk defa Kanunî Sultan Süleyman tarafından ele alınmış ve bunun için Mimar Sinan görevlendirilmişti. Mimar Sinan, Sapanca’dan İzmit Körfezi’ne kadar olan mesafede arazinin ölçüm, istimlâk ve tesviyesini yapmış, fakat savaşlar sebebiyle çalışmalara devam edilememişti.
Kanal için ikinci olarak Sultan Üçüncü Murad Han (1574-1595) zamanında, 1591 yılında yeniden keşifler yapılmıştı. Sultan Üçüncü Murad Han İznikmid (İzmit) sancak beyi ile İznikmid ve Sapancı (Sapanca) kadılarına talimat göndermiş, Sakarya Nehri’nden Sapanca Gölü’ne ve oradan da İzmit Körfezi’ne kadar olan mesafenin ölçülmesi için bir mimar ve mühendisler heyeti görevlendirerek işin süratle hallini emretmişti. Kanal için 30 bin amele bulunması kararlaştırılmış ve hafriyatın yapılması ve takibi işi de Sokulluzade Hasan Paşa’ya verilmişti.
Yine bu projeye dair Kocaeli beyi ile kadısına gönderilen diğer bir hükümde sultanın projeye olan ilgisi şu cümlelerde daha iyi görülebiliyor:
“Kocaeli beyine ve kadısına hüküm ki: Sakarya Nehri’ni Sapanca Gölü’ne ve Sapanca Gölü’nü denize (Marmara’ya) akıtmaya niyet edilip, ihtiyaçlar için tarafımdan mimarlar ve ustalar gönderilmiştir. İzmit’ten bu mimar ve ustalar vardığında zaman kaybetmeyip onlara yeterli miktarda binek ve yük hayvanı verilsin ve her türlü ihtiyaçları karşılansın. Onlarla varıp gerekenleri yapasınız.
Bütün bu işler mühimdir, ihmal etmeyesiniz. Onlarla beraber varıp ölçüp, doğru bir tahmin ile muhtemel hususları bildiresiniz.” (21 Ocak 1591 Pazartesi/H. 25 Rebiülevvel 999)
Bu ikinci kanal açma teşebbüsünde Sultan Üçüncü Murad Han çok gayret etmiş ise de bazı devlet adamlarının birbirleri aleyhindeki entrika ve rekabetleri yüzünden bu proje de maalesef neticelenmeyecekti.
Bu ikinci teşebbüsten altmış beş sene sonra, Sultan Dördüncü Mehmed Han, 1654 senesinde Hindioğlu isimli bir mühendisi bölgeye göndererek yeniden keşif yaptırdı ama keşif raporunun olumsuz olması sebebiyle kanalın açılması üçüncü defa olarak tehir edilmişti.
Sultan Üçüncü Mustafa Han devrinde de iki defa teşebbüste bulunulmuştu. Sultan, bu proje hakkındaki fermanında şunu söylemekteydi: “Halkımın refah ve rahatının sağlanması en büyük arzularımdandır. Bütün insanlara faydalı ve hayırlı olacak olan Sapanca Gölü’nün suyunun İzmit Körfezi’ne akıtılması yeniden murad-ı hümâyûnum olmuştur.”
Bu projelerde Sakarya Nehri hariç olarak sadece Sapanca Gölü’yle İzmit Körfezi’nin birleştirilmesi düşünülmüşse de beşinci defa olarak kanal açılması çalışmaları ertelenmişti.
1813 senesinde Kocaeli ve Hüdavendigâr (Bursa) sancaklarında mutasarrıf olan Vezir Hacı Ahmed Aziz Paşa, kanal işinin iktisadî bakımdan önemini anlatan bir rapor yazarak Sultan İkinci Mahmud Han’a takdim edecekti. Raporunda, Sakarya’nın çıktığı yere veya Beypazarı taraflarına kadar düzenlenip temizlenmesi ile bu nehre civar olan yerlerin her türlü mahsulâtının kolayca Marmara’ya naklinin sağlanmasının mümkün olabileceğini yazmıştı. Sultan tarafından mühendislerden oluşan bir heyet bölgeye gönderildi. İzmit ve Sapanca tarafına gönderilen bu son keşif heyeti, icap eden araştırmalar ve tetkikleri yaptı.
Sultan İkinci Mahmud Han, bu araştırma ve inceleme üzerine, kanal açma işini Aziz Paşa’ya vermiş ve kendisine bir hilat ile bir de iltifatlı ferman göndermişti.
Fermanın gitmesinden hemen sonra hazırlıklara başlansa da yirmi gün sonra Aziz Paşa’nın ani vefatı ve devletin içinde bulunduğu sıkıntılı ve buhranlı günler projenin yine rafa kaldırılmasına sebep olmuştu.
Böylece, Kanunî Sultan Süleyman, Sultan Üçüncü Murad Han, Sultan Dördüncü Mehmed Han, Sultan Üçüncü Mustafa Han ve Sultan İkinci Mahmud Han ve son olarak Sultan Abdülmecid Han tarafından gerçekleştirilmek istenen projeler bir türlü hayata geçirilemeyecekti.
İşgal Yılları ve Milli Mücadele’de Kocaeli
Kocaeli ili, Milli Mücadele yıllarında yoğun siyasal olaylara şahit olan illerden biridir. Bunda, Osmanlı’nın başkenti İstanbul’un yakınında bulunmasının ve Anadolu’ya geçişte bir köprü görevi üstlenmesinin büyük payı vardır. Esas olarak Kocaeli Yarımadası, coğrafi konumu itibarıyla Avrupa’yı Asya’ya bağlayan bir konumdadır.
Kocaeli bölgesi hem karayolu hem de Haydarpaşa Bağdat Demiryolu hattının geçtiği bir bölgedir. Ayrıca o dönemlerde bu bölge üzerinden, İstanbul’dan Anadolu’ya denizyolu ulaşımı da sağlanmaktaydı. Bunun yanında İstanbul ile Anadolu arasındaki haberleşme de bu bölge üzerinden yapılmaktaydı. Şehir, stratejik önemi dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk işgale uğrayan illerden biri olmuştu.
Kocaeli, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi günlerinde, bağımsız İzmit Mutasarrıflığı sınırları içinde idi. Oldukça geniş bir alanı kapsayan mutasarrıflığın, Merkez Kaza ile birlikte 7 kazası vardı. Bunlar, bugün de Kocaeli’ne bağlı olan Karamürsel ve Kandıra; bugün Sakarya iline bağlı olan Adapazarı ve Geyve; daha sonra Bursa’ya bağlanan İznik ve İstanbul’a bağlanan Yalova idi.
Osmanlı donanmasının üslendiği yerlerden biri İzmit Körfezi’ydi. Ayrıca; Karadeniz kıyısında Kefken Adası’nda da bir deniz üssü vardı. Yine, 20.Kolordu’ya bağlı 1.Tümen’in karargâhı da İzmit’teydi.
Mütareke’nin imzalanması ile birlikte, hatta daha da önce, beliren kaçınılmaz yenilgi karşısında, İzmit yöresine de kargaşa hâkim olacaktı.
Mütareke’nin 6. Maddesine göre Osmanlı sularında, güvenlik ve benzeri görevlerin yerine getirilmesinde kullanılacak küçük gemiler dışında, bütün savaş gemilerinin İtilaf Devletleri’ne teslim edilmesi ve gösterilecek Osmanlı limanında ya da limanlarında alıkonması gerekiyordu. İstanbul Limanı’nın işgalinden sonra, İtilaf güçleri bütün Osmanlı savaş gemilerinin dökümünü yaparak, 6.maddenin uygulanmasına giriştiler.
Belirlenen gemilerin tümü, daha kolay denetlenebilmek amacıyla Haliç’e getirildi. Ancak, oldukça büyük bir savaş gemisi olan Yavuz Zırhlısı’nın Haliç’e geçirilmesi olanaksızdı. Bu yüzden onun İzmit Körfezi’nde alıkonması kararlaştırıldı.20 Kasım’da, birkaç gemiden oluşan bir İngiliz filotillası İzmit önlerine geldi ve Yavuz’un alıkonması ile görevlendirildi. Ancak, İngilizler bununla yetinmeyerek, hemen her önemli noktaya olduğu gibi, İzmit’e de asker çıkardılar. 6 Temmuz 1920’de şehri işgal eden İngilizler Anadolu’dan gelebilecek olası tehlikelere karşı da İzmit’in doğusunu tel örgüyle çevirdiler. Bunun yanında bölgede yaşayan Rum ve Ermenilerin silâhlanmalarına ve çete faaliyetlerine de göz yumdular.
Aslında Kocaeli bölgesi Milli Mücadele boyunca hem iç hem de dış cephe özelliği taşıyacaktı. İzmit’i hem İstanbul yönetimi hem de Heyet-i Temsiliye, daha sonra Ankara Hükümeti elde tutmaya çalışacaktı.Bunun yanında, İtilaf Devletleri özellikle İngiltere ve onlar adına ve onların teşvik ve desteğiyle Yunanlılar işgal edip denetimleri altında tutmak isteyeceklerdi. Bu mücadelede Milli Mücadele yönetimi, yani Ankara Hükümeti başarılı olacaktı.
Millî Mücadele hareketinin geliştiği bir dönemde, özellikle Anadolu’nun İstanbul’la irtibatını kestiği sırada Damat Ferit Paşa Hükümeti ve taraftarlarınca, Kocaeli bölgesi Millî Mücadele karşıtı yani Millî Mücadele hareketini ortadan kaldırmaya yönelik hareket ve girişimlerin merkezi yapılmak istendi. Bölgeye yönelik bu tür girişimler, İngilizlerin de desteğini alan sonraki Damat Ferit Paşa Hükümetleri döneminde de devam etti.
Bu çerçevede Kocaeli bölgesinde, Damat Ferit Paşa Hükümeti ve taraftarlarının girişimleri sonucu Ankara’ya karşı Düzce’de başlayan ve geniş bir bölgeye yayılan ayaklanma baş gösterdi. Bu olayın arkasından İzmit’e, Damat Ferit Paşa Hükümetince Millî Mücadele’ye karşı harekâta girişmek üzere Kuvay-ı İnzibatiye sevk edilmişti.
Bu mücadeleler içinde Kocaeli bölgesi bir iç cephe niteliği taşımış, aynı zamanda İstanbul’la bağlantı kurulabilmesi, İstanbul’un kontrol ve baskı altında tutulabilmesi için Millî Kuvvetlerce kontrol altında bulundurulması gereken bölgelerin başında gelmişti. Bütün bunların yanında Kocaeli bölgesi elde tutularak İstanbul üzerinden Anadolu’ya geçişlerle her türlü sevkiyat sağlanabilecekti.
Diğer taraftan Millî Mücadele hareketinin ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin ve eğitimli insanların Anadolu’ya geçişinde Kocaeli bir köprü vazifesi görüyordu. Ayrıca Kocaeli, İstanbul ile telgraf haberleşmesinin sağlandığı önemli bölgelerden biriydi. İşte bu sebeplerle Heyet-i Temsiliye yani Millî Hareket Kocaeli bölgesine sahip olabilirse, demiryollarını kontrol edilebilir, İstanbul yakınında yabancı kuvvetlerin en çok toplandığı, Anadolu trenlerinin karşılaşma yerine hâkim olabilirdi.
İzmit ve çevresinde, Müdafaa-i Hukuk Örgütü’nün kurulmasından önce de, kimi örgütlenmeler vardı. Ancak bunlar, savunma içgüdüsüyle kendiliğinden kurulmuş dağınık küçük örgütlerdi. Daha çok, ayrılıkçı Rum ve Ermenilerin köylerinde ortaya çıkmışlardı. Başlarında Halit Pehlivan, Rıza Bey ve Rıfat Hoca gibi köylü önderler vardı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Şubesi’nin kurulmasıyla birlikte bunların belli bir düzene girmesi ve merkezi örgüt içinde yer almaları sağlanmıştı.
Heyet-i Temsiliye ve Anadolu hareketini destekleyen İstanbul’daki gizli örgütlerce Kocaeli bölgesinde Kuvay-ı Millîye birlikleri oluşturuldu.
Bu çerçevede İzmit Mutasarrıflığı’na bağlı Geyve İlçesi Kuvay-ı Millîye’nin üssü haline getirildi ve Millî Kuvvetler Kuvay-ı İnzibatiye girişmelerini etkisiz hale getirerek İzmit’e kadar olan bölgeyi kontrol altına almayı başardı.
Mondros’la başlayan İngiliz işgalinin ardından, San Remo Konferansı kararlarını Türklere silah zoruyla kabul ettirme planına bağlı olarak, Yunan birlikleri de 22 Haziran 1920’de toplu bir saldırı yaparak şehri işgal etmişlerdi. Böylece Haziran 1921 sonlarına kadar İzmit Adapazarı Sapanca bölgesi Yunan işgali altında kaldı.
İngilizler, İstanbul Boğazı’nın bir parçası olarak gördükleri Kocaeli bölgesine özel bir önem veriyorlardı. Fakat özellikle bölge halkının direnişi, burada istedikleri sonuca ulaşmalarına mani olmuştu. Bölgeye takviye olarak getirdikleri işgalci Yunan tümeni de Batı cephesinde yapılacak büyük Yunan taarruzuna destek vermek için köyleri yakarak, insanlara zulmederek ve ele geçirdikleri eşya ve hayvanları yanlarına alarak geri çekildiler.
Bundan sonra İzmit ve çevresi Millî Kuvvetler’in denetimi altına girdi. Kocaeli bölgesinin Milli Kuvvetler’in denetimine geçmesi sonrasında, İzmit’in işgali üzerine Geyve’ye taşınmış olan Mutasarrıflık tekrar İzmit’e taşındı. Ardından, bölgedeki Millî Kuvvetler, Batı Cephesi muharebelerine katıldılar. Büyük Taarruz’un zafere ulaşmasından sonra verilen emir üzerine Bursa bölgesinde bulunan Kocaeli Grubu İzmit ve dolaylarında toplandı. Ardından, 21 Eylül’de, Kocaeli tarafsız bölgesinde bulunan İngiliz birlikleri bölgeyi boşaltarak İstanbul’a çekilmeye başladılar. Mudanya Mütarekesi imzalandığı sırada Millî Kuvvetler Şile – Gebze – Darıca hattına kadar bölgede tamamen hâkimiyet kurmuştu. Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanıp yürürlüğe girmesiyle de, Kocaeli Yarımadası İstanbul Boğazı bölgesindeki 15-20 km derinliğindeki bölge hariç tamamen Türk Hükümeti’nin kontrolüne girmişti.
Bu şekilde İstanbul Boğazı’nın hemen yanında stratejik öneme sahip İzmit’in Milli Kuvvetler’in kontrolüne girmesi Ankara Hükümeti açısından İstanbul yönetimi ve İtilaf Devletleri’ne karşı önemli bir stratejik üstünlük sağlamıştır.
Bu arada Mustafa Kemal Paşa 18 Haziran 1922’de Claude Farrere ile görüşmek üzere ve 16 Ocak’ta 1923’te basın toplantısı için iki kez bölgeye, dolayısıyla İzmit’e gelecekti.
Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı ve Cumhuriyet’in İlanın’da Kocaeli
Mustafa Kemal Paşa, büyük zaferden sonra 16 Ocak 1923’te İzmit’e tekrar gelmiş, ilk basın toplantısını İzmit’te düzenlemişti. Burada kaldığı süre içinde Kasr-ı Hümayun’da ikamet etmiş, ülkenin geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulunmuştu. Bu sebeple, 16 Ocak günü, Kocaeli Gazeteciler Cemiyetince “Basın Onur Günü” olarak kutlanmaktadır.
Atatürk’ün basın toplantısı sadece Kocaeli için değil, bütün Türkiye için çok önemlidir. Çünkü kurulacak yeni devletin bir Cumhuriyet olacağı 29 Ekim’den 9 ay önce ilk kez bu basın toplantısında açıklanmıştı.
1922 yılı, Türkiye için yoğun olaylarla dolu geçmişti. Silahlı direniş Yunan birliklerinin İzmir’i boşaltmasıyla sona ermiş, Anadolu’nun tüm şehirleri işgalden kurtulmuştu. İstanbul ve Trakya’nın kurtuluşu sorunu ise, antlaşmalarla onaylanma noktasına gelmiş, Lozan Barış Görüşmeleri de yine aynı yıl içinde başlamıştı.
Gazi Mustafa Kemal, Birinci Dönem Büyük Millet Meclisi’nin son yasama yılında, halkın önünde, geçmiş dönemin bir muhasebesini yapmak ve yeni atılacak adımlarla ilgili olarak kamuoyu oluşturmak için yurt içi gezisine çıkmıştı.
Gezinin bir başka önemli yönü de, Mustafa Kemal’i, kurtuluştan sonra ilk kez İstanbul’la karşı karşıya getirecek olmasıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın mücadelesini tam olarak anlayamamış İstanbullu gazeteciler, bu kuşkularını gidermek için olsa gerek, ısrarla Mustafa Kemal’le görüşmek isteyince, o da bu fırsattan yararlanarak isteği kabul etmişti. Ancak, görüşme yeri olarak İstanbul değil, İzmit seçilmişti.
Mustafa Kemal, 16 Ocak’ta, gezisinin ikinci durağı olan İzmit’e geldiğinde, İstanbul’un belli başlı gazetecileri, görüşmenin yapılacağı İzmit Kasrı’nda kendisini bekliyorlardı. Tevhid-i Efkâr gazetesi başyazarı Velit Ebüzziya, Vakit gazetesi başyazarı Ahmet Emin (Yalman), Akşam gazetesi başyazarı Falih Rıfkı (Atay), İleri gazetesi başyazarı Suphi Nuri (İleri), İkdam gazetesi başyazarı Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Tanin gazetesi başyazarı İsmail Müştak (Mayakon) Seyrüsefain İdaresi’nin kendilerine ayırdığı bir gemiyle, o sabah İstanbul’dan gelmişlerdi. Yanlarında, Ankara Hükümeti’nin İstanbul’daki siyasal temsilcisi Dr. Adnan (Adıvar) Bey, Halide Edip (Adıvar) Hanım ve eski temsilci Hamit Bey de vardı.
Mustafa Kemal’in İstanbullu gazetecilerle yaptığı görüşme, toplantıya katılanların üzerinde olumlu izler bırakmış, o güne kadar kesin bir tutum belirleyememiş olan kimi gazeteciler İzmit dönüşünde Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti hakkında olumlu yazılar yazmaya başlamışlardı.
6 saatlik bu ilk basın toplantısı, gelecekteki Cumhuriyet rejiminin, fikrî temelini oluşturması bakımından çok önemlidir.
Kocaeli’de Nüfusu Hareketleri ve Göçler
Kocaeli, Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde, Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti’ne bağlı bir liva (sancak) idi. 1831 tarihli Osmanlı nüfus sayımında da İzmit Livası, Cezâyir-i Bahr-i Sefid Eyaleti’ne bağlıydı.
1846 Devlet Salnamesi, Kocaeli Livası’nın Kastamonu Eyaleti’ne bağlı olduğunu göstermektedir. Bu dönemde Kastamonu Eyaleti’nin Kocaeli, Merkez; Bolu, Viranşehir ve Sinop olmak üzere toplam 5 livası vardı.
1867 Vilayet Nizamnamesi’nde, Kocaeli Sancağı Hüdavendigar Vilayeti’nin 5 sancağı, sırasıyla şunlardı: Merkez Sancağı, Karesi, Kocaeli, Karahisar-ı Sahip ve Kütahya. Kocaeli Sancağı’nın bu dönemde İzmit Merkez Kaza, Adapazarı, Geyve, Akhisar, Taraklı, Kandıra, Kaymas, Şeyhler, Akabad, Beşdivan Ağaçlı olmak üzere toplam 10 kazası bulunmaktaydı. Günümüzde Kocaeli ili sınırları içindeki Karamürsel Kazası, 1867’de Hüdavendigâr Vilayeti’nin merkez sancağına bağlıydı. Aynı dönemde, Kartal ve Gebze ise idari bölünmede İstanbul’a bağlanmıştı.
Kocaeli, 1888’de “Müstakil İzmit Mutasarrıflığı” adıyla bağımsız sancak oldu. Bu dönemde, İstanbul’u Çevreleyen İzmit, Biga ve Çatalca gibi bölgeler idari bölümlemede bağımsız sancak durumuna getirilmişlerdi. İzmit Bağımsız Sancağı’nın kazaları Yalova, Karamürsel, Adapazarı, Kandıra ve Geyve idi.
İzmit’in Osmanlılar tarafından yapıldığı bilinen en eski tahriri (bir nevi nüfus sayımı) 1523 yılına aittir. Şehir, on beşi Müslümanlara, biri gayri Müslimlere ait olmak üzere on altı mahalleden oluşuyordu. Şehirdeki Müslümanların sayısı 437 hane ve 152 mücerred olmak üzere yaklaşık 1800-1900 civarında; gayri Müslimler ise otuz bir hane ve sekiz mücerred, yani yaklaşık 120 kişiydi ve aşağı şehirdeki tersane yakınında bulunan İskele mahallesinde oturuyorlardı. O zamanlarda şehir nüfusunun 2000 civarında olması, İzmit’in küçük bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.
Sultan Dördüncü Murad dönemine ait 1625 tarihli bir tahrirden İzmit’in gelişme gösterdiği anlaşılmaktadır. Buna göre yirmi dördü Müslümanlara, ikisi gayri Müslimlere ait olmak üzere mahalle sayısı yirmi altıya yükselmişti. Hane sayısı 835’e varan İzmit’in nüfusu 4200’e ulaşmıştı.
1697’de yapılan bir avarız tahririnde ise İzmit’te yirmi mahalle ve 720 hane kaydedilmişti. Buna göre nüfus yaklaşık 3600’e ulaşmıştı. Şehrin nüfusu içinde 148’i Hıristiyanlara, yirmisi Yahudilere ait olmak üzere 168 gayri Müslim hanesi, yani 840 dolayında kişi bulunmaktaydı.
Osmanlı Devleti’nde ilk resmî nüfus sayımının yapıldığı 1831’de ise İzmit kazasının nüfusu 11.567 hane, yani yaklaşık 58.000 kişi olduğu tespit edilmişti.
19. yüzyılın sonlarında İzmit mutasarrıflığında 23’ü yüksek, 29’u orta, 538’i ilkokul düzeyinde olan 590 okulda; 9.886’sı erkek, 1.140’ı kız olmak üzere 10.026 öğrenci devam ediyordu.
Kaynaklarda, 1894’te Kocaeli yöresinin toplam nüfusu 128.018 olarak kaydedilmektedir. Bunun 66.675’i Müslüman; 31.317’si Rum Ortodoks, 27.526’sı Ermeni ve 2.500’ü de Yahudi idi. En kalabalık yerleşik Müslüman nüfus, 36.000 kişi ile Kandıra’da bulunuyordu.
1890 başlarında İstanbul Şehremaneti’ne bağlı olan, günümüzde ise Kocaeli sınırları içinde kalan Gebze’nin toplam nüfusu ise 8.600’ü erkek ve 10.650’si kadın olmak üzere 19.250 idi.
Yerli halkın büyük çoğunluğu Orhan Gazi’nin İzmit’i fethinden (1326) sonra buraya yerleştirdiği Türklerden (Manavlar ve Türkmenler) meydana gelmekteydi. Nüfusun diğer bir bölümünü ise 1851’de Kırım’dan göç eden Tatar Türkleri, 1855-1864 yılları arasında Trakya’dan ve 1864-1866 yılları arasında da Asya’dan gelen Çerkezler ve Abazalar oluşturuyordu. Adapazarı, Kandıra ve Geyve yöresinde yaşayan göçebe halk, Selçukluların devamı olarak geleneklerini yaşamaya devam ediyordu. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda ülkeye gelen Bulgaristan ve Batı Rumeli göçmenleri, yani muhacirlerin sayısı 12 bin 171 kişiydi. Yine 1912 Balkan Harbi sonrasında baskı sonucu Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Girit ile diğer adalardan göç eden Müslüman ahalinin önemli bir kısmının Osmanlı Devleti’nin göçmenleri iskân politikası çerçevesinde Kocaeli Mutasarrıflığı’na yerleştirilmeleri bölgenin sosyokültürel yapısını önemli ölçüde etkilemiştir.
Şehir nüfusu aynı zamanda göçlerin de etkisiyle devamlı değişim halindeydi. Şehirde sık sık salgın hastalıklar yaşanmaktaydı. Nitekim 1848 yılında meydana gelen büyük kolera salgınında birçok insan ölmüş, geri kalanların çoğu da salgın hastalıktan korunmak için şehri terk etmişti.
Bu durumların devamlı yaşanması üzerine 1889 yılında şehir civarındaki bataklıkların kurutulmasıyla sıtma sorununa çözüm aranmıştır.
Sanayi Tarihininde Kocaeli
19. yy sonlarında İzmit Sancağı’nın kapladığı toprakların 1/3’ünde ekim yapılmaktaydı. Tüm sancakta 333 çiftlik vardı. İzmit Merkez kaza, Karamürsel ve Kandıra kazalarının her birindeki çiftlik sayıları sırasıyla, 39, 45 ve 47 idi. Her çiftlikte eski tip birer değirmen, İzmit’te de 2 buharlı değirmen vardı. İzmit’teki buharlı değirmenlerin öğüttüğü unun 1/3’ü dışarıya satılmakta; geri kalanı, İzmit ve çevresinde tüketilmekteydi.
Mutasarrıflıkta başlıca tarım ürünleri olarak buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır, çeltik ve darı yetiştirilirken meyve ve sebze ziraati de şehrin önemli geçim kaynağıydı. Tahıl ürünleri arasında mısır ilk sırayı almaktaydı. Ancak, şehrin en önemli geçim kaynağı, bugün de olduğu gibi sanayi idi.
19. yüzyılda İzmit yöresinde en önemli yerel sanayi dalı ipekçilikti. İzmit merkezde ve Karamürsel kazasında elde edilen ham ipek kozası işlenmek üzere Bursa’ya gönderilmekteydi. 19. yüzyılda İzmit yöresi, ipek üretimi ve işlenmesinde, Bursa ve Bilecik’ten sonra, Osmanlı Devleti’nde üçüncü sırayı almaktaydı. 1890 başlarında tüm sancaktaki ipek fabrikası sayısı 30’u bulmuştu. Ayrıca, sancakta küçük imalathane niteliğinde 2.000 kadar dokumahane vardı.
İzmit mutasarrıflığı maden kömürü özellikle linyit yatakları bakımından çok zengindi. Ayrıca gümüşlü kurşun madeni, alçıtaşı ve kireçtaşı da geniş bir alana yayılmıştı.
İzmit hakkında en ayrıntılı bilgi veren seyyahlardan Dernschwam 1555’te şehri gezmiş ve notlarında eski dönemlere ait mermer ve kalıntıların İstanbul’da inşa edilmekte olan Süleymaniye Camii için hazırlanıp gönderildiği bilgisini vermiştir.
Karamürsel’de 1896 yılında büyük bir fes, şayak ve çuha fabrikası bulunmakta ve fabrika için yurt dışından getirilen malzemeler vergiden muaf tutulmaktaydı.
Temmuz 1843’te ilk kâğıt fabrikasının temellerinin atılması, sanayinin şehrin bel kemiğini oluşturmasını göstermesi bakımından önemlidir. Mutasarrıflığın ulaşımı her ne kadar gelişmemiş olsa da o gün için en elverişli yol Sapanca, Geyve ve Taraklı’dan geçen Adapazarı bağlantılı İzmit-Ankara karayoluydu.
Mutasarrıflığın limanları, İzmit ve Karamürsel limanları, yoğun olarak kullanılmaktaydı. Ayrıca, kuzeydoğuda Kandıra kazası sınırları içinde ve Karadeniz kıyısında Karasu iskelesi ve Sakarya Nehrinin ağzında İncirli iskelesi bulunuyordu. Ayrıca, şehirde nehir taşımacılığı da yapılmaktaydı.
Birinci Dünya Savaşı sebebiyle nüfusu ve ticari faaliyetleri azalmış, şehir eski canlılığını yitirmişti. Şehir, İngiliz ve Yunan kuvvetleri tarafından 6 Temmuz 1920’de işgal edilmişti.İstanbul Hükümeti tarafından Kuvayi İnzibatiye’nin üssü olarak kullanılmak istendiyse de bu kuvvetler kısa süre sonra dağılmışlardı.Şehir, Kurtuluş Savaşı sona ermeden 27 Nisan 1921’de geri alınmıştı.
KOCAELİN’DE DEPREM TARİHİ
Kocaeli’nde 1719 Depremi
17 Ağustos depreminin bir benzeri, 1719’da yaşanmıştı. Merkez üssü İzmit olan deprem, 24 Mayıs günü öğle vakti meydana gelmişti. İzmit şehrinin beşte biri yerle bir olurken, Bizanslılardan kalma su kemerlerinin beş tanesi de çökmüştü. Depremde Yalova’nın yarısı, Karamürsel’in tamamı yıkılmıştır. Sapanca ve Düzce’nin de büyük hasara uğradığı âfet, 4.000’i İzmit’te olmak üzere, tamamı 6.000 insanın hayatına mâl olmuştu. Büyüklüğü 7,4 olarak tahmin edilen zelzele Saros, İzmir ve Selanik’te de hissedilmiş; artçı sarsıntılar bir ay kadar sürmüştü.
Kocaelin’de 17 Ağustos 1999 Depremi
Ülkemiz topraklarının %92’si deprem riski taşımakta ve nüfusumuzun da %95’i bu bölgeler üzerinde yaşamaktadır.
17 Ağustos 1999 tarihinde saatler 03.02’yi gösterdiğinde Doğu Marmara’da 7,4 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın birden fazla segmentinin kırılması sonucu deprem 45-50 saniye gibi çok uzun bir süreye yayılmış ve kayıtlara göre iki ana şok gelişmişti.
Deprem en fazla Yalova, Kocaeli, Sakarya, Bolu illerinde hissedilmekle beraber başta İstanbul olmak üzere çok sayıda çevre ilde can kaybı ve hasara yol açmıştı.
Milyonlarca insan, depremden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmiştir. Bu nedenle 17 Ağustos 1999 depremi, sadece Kocaeli’ni değil, Türkiye’nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir.
İDARİ KURUMLARI İLE KOCAELİ
İzmit, Nikomedia olarak uzun yıllar Bithinya’nın başkenti olmuştur. Anadolu Selçukluları devrinde İznik’e, Osmanlı devrinde de bir sancak merkezi olarak önce Anadolu eyaletine, ardından Kaptanpaşa eyaletine bağlanmıştır. 19. yüzyılın başlarına gelindiğinde Kocaeli, Bursa merkezli Hüdavendigar vilayeti sınırlarında yer alıyordu. Bir ara İstanbul’a bağlansa da Tanzimat’tan sonra Dâhiliye Nezareti’ne bağlı bağımsız bir sancak merkezi olmuştur. 20 Nisan 1924’te Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile sancaklar kaldırılınca Kocaeli ili kurularak merkezi İzmit olmuş ve Gebze, Karamürsel, Kandıra, Karasu, Adapazarı, Akyazı, Hendek ve Geyve ilçeleri bu ile bağlanmıştır.
14 Haziran 1954’te Sakarya ili kurulunca Adapazarı, Karasu, Akyazı, Hendek ve Geyve Kocaeli’nden ayrılarak Sakarya ili sınırları içine alındı. 2000 yılında Derince’nin ilçe olmasıyla Kocaeli’nin ilçe sayısı 7’ye ulaşacaktı. Bunlar: İzmit, Gebze, Gölcük, Karamürsel, Kandıra, Körfez ve Derince.
İzmit Belediyesi 1993 yılında büyükşehir statüsüne kavuşur. O yıllarda Kocaeli sınırları içinde 45 belediye vardır. Belediyeler Birliği, Bakanlar Kurulu’nun 12 Ocak 1990 tarihli kararıyla tüzel kişiliğe kavuşur.
Belediyeler Tarihininde Kocaeli
2000’li yıllar Kocaeli için hareketli ve önemli yıllardır. Kocaeli her bakımdan sürekli büyümekte ve gelişmektedir. 06.03.2008 tarihinde TBMM’de kabul edilip 22.03.2008 tarihli Resmi Gazete’nin 26824 Mükerrer sayısında yayınlanan 5747 Sayılı Kanun ile Kocaeli’nin idari yapısı değişir. 45 olan belediye sayısı 12’ye 7 olan ilçe sayısı da 12’ye çıkartılır. Bu kanun, Kocaeli’nin idari tarihi açısından çok önemlidir. Hangi belediyelerin hangi ilçeye bağlandığına kısaca göz atmak gerekiyor.
Bu yasaya göre; Yeniköy, Bahçecik, Yuvacık ve Kullar ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Karşıyaka İlk Kademe Belediyesi’ne katılmıştır. Karşıyaka Belediyesi’nin adı Başiskele olarak değiştirilerek Kocaeli’nin Başiskele ilçesi oldu.
Şekerpınar İlk Kademe Belediyesi’nin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Çayırova İlk Kademe Belediyesi’ne katılmıştır. Çayırova Belediyesi merkez olmak üzere Kocaeli’nde Çayırova ilçesi kuruldu.
Darıca İlk Kademe Belediyesi ve mahalleleri ile Kocaeli’ne bağlı Darıca ilçesi kuruldu.
Tavşancıl İlk Kademe Belediyesi’nin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Dilovası İlk Kademe Belediyesi’ne katılmıştır. Dilovası merkez olmak üzere köyler ile Kocaeli iline bağlı Dilovası ilçesi kuruldu.
Kuruçeşme, Bekirpaşa, Alikahya ve Akmeşe ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Saraybahçe İlk Kademe Belediyesi’ne katılmıştır. Saraybahçe merkez olmak üzere, Saraybahçe Belediyesi’nin adı İzmit olarak değiştirilerek Kocaeli’ne bağlı İzmit ilçesi kuruldu.
Uzunçiftlik, Uzuntarla, Eşme, Acısu, Maşukiye, Büyükderbent, Arslanbey, Sarımeşe ve Suadiye ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Köseköy İlk Kademe Belediyesi’ne katılmıştır. Köseköy Belediyesi merkez olmak üzere, Köseköy Belediyesi’nin adı Kartepe olarak değiştirilirek Kocaeli’ne bağlı Kartepe ilçesi kuruldu.
KARAMÜRSEL: Yalakdere, Kızderbent, Akçat, Dereköy, Ereğli Belediyeleri ile birlikte Karamürsel İlçesi oldu.
GÖLCÜK: Ulaşlı, Halıdere, İhsaniye, Hisareyn, Yazlık, Değirmendere Belediyeleri Gölcük Belediyesi’ne bağlandı ve Gölcük ilçesi kuruldu. Kandıra ve Derince ilçeleri sınırlarını gördü.
KÖRFEZ: Hereke, Kirazlıyalı Belediyeleri kapatılarak Körfez ilçesine bağlandı.
GEBZE: Dört ilçeye bölünüp Dilovası, Çayırova ve Darıca ilçeleri kuruldu.
Dilovası, Darıca, Çayırova ve Gebze ilçelerinin tarihi geçmişini araştırmak için Gebze bölgesinin tarihine bakmak ve Gebze bölgesinde kentleşme sürecini incelemek gerekir.
KOCELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ TARİHİ
İzmit ve civarında tarih öncesi çağlardan yaklaşık olarak M.Ö 3000 yılından itibaren insanların yaşamakta olduğu, yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.
Osmanlı Devleti döneminde 1868’de taşrada da belediye kurulması için talimat verildi.6 Ekim 1868 tarihli Belediye Nizamnamesi ile yerel yönetimlerde batı ölçülerinde yeniden yapılanmaya girilmiş ve günümüz belediye sisteminin temelleri atılmıştır.
1876’da Teşkilatı Esasiye Kanunu,1877’de Dersaadet Belediye Kanunu ve Vilayet Belediye Kanunu kabul edildi. 1912’de belediye şubeleri ve Şehremaneti Meclisi yerine bir “Encümen” kuruldu.
1888 yılına kadar İstanbul’a bağlı kalan İzmit bu tarihten sonra ayrı bir kent olur. İstiklal Harbi öncesi İngiliz ve Yunan kuvvetlerinin işgalinde kalan şehir 28 Haziran 1921’de kurtarılmış, Cumhuriyet’in ilanından sonra Kocaeli Vilayeti’nin merkezi olmuştur.
1871 yılında yapılan ilk belediye seçimlerinde İzmit’te şehir ve kasabada yaşayanlara hizmet vermek üzere bir başkan, bir muavin ve altı üyeden oluşan belediye meclisi oluşturulmuştu.
1930 senesinde çıkarılan 1580 sayılı Kanun ile Cumhuriyet belediyeciliğinin temeli atıldı.
1984’te çıkarılan kanunla metropoliten kentlerin yönetimi için Büyükşehir Belediyeleri kuruldu. İmar planlama konusunda belediyeler tek başına yetkili kılındı ve belediye gelirleri arttırılarak güçlendirildi.
Daha sonra Kocaeli’nin merkez ilçesi olan ve aynı adı taşıyan İzmit, Kocaeli’nin daha sonra bütün sınırlarının merkez kabul edilmesiyle birlikte vilayet merkezi özeliğini hukuken kaybetmiştir.
Büyük sanayi kuruluşlarının ve alışveriş merkezlerinin bulunduğu İzmit, sanayi şehri olarak tanınmasının yanı sıra kültür, sanat ve eğitim merkezi olma yolunda ciddi atılımlar yapan bir şehir haline gelmiştir.
1993 yılında, ülkemizde sekiz büyükşehir belediyesi daha kurulmuştur. Bunlar: Antalya, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Mersin, İzmit, Samsun ve Şanlıurfa’dır. Ancak bu defa farklı bir uygulama yapıldı ve 505 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Büyükşehirlerde, ilçe belediyesi yerine, birinci kademe belediyesi kurularak ilçe kuruluşu 2008 yılına kadar ertelendi. Bu şekilde kurulan Büyükşehir içi ilk kademe belediyelerinin sayısı Antalya, Diyarbakır, Mersin ve İzmit’te 3; Eskişehir, Erzurum ve Samsun’da ise 2 idi.
2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı Yasa’yla Büyükşehir Belediye sınırları için yeni kıstaslar getirildi. Buna göre Büyükşehir olma koşulu, nüfusun en az 750.000 olmasıdır. Aynı yasa, nüfus yoğunluğu çok yüksek olan İstanbul ve Kocaeli illerinin tamamını Büyükşehir sınırları içerisine almaktadır.
İzmit şehri, Kocaeli il merkeziydi. Yeni büyükşehir metropoliten ilçelerinin kuruluşuna dair 5747 sayılı Yasa’da Büyükşehir ismi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak değiştirildi. İzmit adı ise metropoliten belediyelerden birine (Saraybahçe) verildi
 “KOCAELİYİ SEVMEK TANIMAKLA BAŞLAR”
“Tanımak, Sevmek Demektir…” diyerek Kocaeli bölgesini araştırdık.  Kocaelin’de birçok medeniyetler kurulmuş, birçok millet nesilden nesile aktarılan bir kültürü taşımışlardır günümüze. Biz de bu güzel ilimizi daha yakından tanımak, daha iyi tanıtarak çevremizdeki kıymetlere dikkat çekmek maksadıyla bir bir anlattık, köşe bucak gezdik Kocaelimizi…
Kocaeli bir yanda el değmemiş kumsalları ve denizi, bir yanda Samanlı Dağları’ndaki yaylaları, bir yanda Sapanca Gölü, diğer yanda İzmit Körfezi’nin sahilleri, Karamürsel’in sepeti, Derice’nin suyu, Kartepe’nin kyak merkezi, Kandıra’nın yoğurdu, Hereke’nin halısı, Körfezin kirazı,  Dilovası’nın sanayisi, Darıca’nın Faruk Yalçın Hayvanlar Alemi ve Botanik Bahçesi ,Başiskele’nin tarihi, Gölcüğün donanması, Gebze’nin üzümüyle; en önemlisi misafirperver sıcak insanıyla bir örnek şehir… Kocaeli, onu tanımak, bilmek, hissetmek ve yaşamakla anlaşılır.
Bu sebeple, “tanımak, sevmek demektir…” sloganıyla doğusuyla batısıyla, yeşiliyle mavisiyle, eskisiyle yenisiyle marka şehir Kocaelimizi daha yakından tanıdık…
Kocaeli’ne sahip çıkmak, gelecek nesillere daha iyi bir durumda teslim etmek; bize teslim edilen bu güzel mirası layıkıyla korumak geçmişimize bir vefa borcumuzdur.
Unutmayalım ki, “tanımak, sevmek demektir”…
ŞİİRLERLE KOCAELİ
Halk ozanı Âşık Horasanlı Süleyman Taşlıçay’ın torunu,  besteci, şarkı sözü yazarı, eğitimci Merve Eda Sarıer tarafından,  ‘’ Kuzey Kocaeli Belgeseli Etüt ve Saha Araştırması Çalışmaları Yapılması Projesi’’ kapsamında
Kuzey Kocaeli’nin; Tarih, Sanayi,  Kültür ve Turizm’de Marka değerleri ve Marka Kent yönünün ön plana çıkarılması araştırma raporu için özel olarak yazılarak Kocaeli halkına ithaf edilen “Sen Kocaeli“ ve “Yar Kocaeli “ şiirleri: ile  “KUZEY KOCAELİ”  araştırmamızı noktalıyoruz.
Sen Kocaeli
Samanlı dağlarında hülyalı bulut,
Binlerce insana oldun iş ve umut
Varlık, haydi yokluğun ellerini tut
Ekmeğe katıksın sen Kocaeli
Kartepe üstünden bir kar üşüştü
Saat kulesinde aşığın gördüğü düştü
Hayal etme gel gör sende Pembe Köşkü
Yorgun nefeste çay bardağısın sen Kocaeli
Gebze’de bir Kartacalı komutan
Fatihanı okudum Hanniball gün ağarmadan
İpekli bir hüzün bakar Hereke halısından
Bir çiçek motifi bir selamsın Sen Kocaeli
Anadolu’ya uzanan yollar Gebze’den doğan riva
Devri Alem kolları seni de arar.. Yuvacık Barajında
Gemiler gelir durur gariplerin baba ocağında
Sapanca’da ay sahnesi, Pehlivan’ın bel kuşağı sen Kocaeli
Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde bir sabah vakti
Derince’de çenesuyu, Gölcük’ün hayalperest deresi
Kandıra’da Akçakoca ziyareti, Pehlivanlar şehri Karamürseli
Kuzu yaylasında nefes, Darıca’da Kuş Cenneti sen Kocaeli
Mavisi, yeşili, pişmaniyesi, ruhumun ilkbahar esintisi
Sapanca Hersek gölleri, Kefken, Kerpe, Cebeci
Okumaya çalışmaya gelenlerin ana hasreti
Koylar saklı gözlerinde gel denizimsin sen Kocaeli
Dilovası doğu Anadolu aynası
Başiskele şehirlinin dağ havası
Çayırova olacak kültür sanat incisi
Öksüze kardeş misin sen Kocaeli
Seni duymamak, seni anlayıp yazmamak suç
En sevdiğim şiirimin en sevdiğim dizesi hadi uç
Deniz kızın gözlerinde hür bir martısın sen
Kimse tutamaz aç kanadını nesilden nesile uç.
Yar Kocaeli
Akçakoca seni yar mı belledi
Seni helaline almadan da ölmedi
Başında bembeyaz Kartepe gelin çiceği
Sen soylu dağ lalesi yar Kocaeli
Kalbimin attığı, bahtımın yattığı şehir
Tarih atlarının koşup bir solukta nal döktüğü şehir
Yüreği yanık anaların, öksüz çocukların küstüğü şehir
Çanakkale, Yemen, Kafkasya’da sen savaşırken
Endamına mı vuruldu paşalar beyler
Hain düşman seni kaç gün esaret eyler
Gölcük, Gebze, Körfez ve Karamürsel
Kaç şehidin kanıyla sulandı bu kırmızı çiçekler
Köprü, çeşme, cami eşsiz nakışlar gibi
Bir heyecan var içimde yar geldi gibi
Deniz gözlerinde coştu yüreğim bir akşam vakti
Senden uzakta iken özledim seni yar Kocaeli
Sıkıntı, yangın, deprem, kara günler mi gördün
Mazlum, sürgün ve göçmene dost kucağımı oldun
Sana koşarken yollarda kaybolan nice insanlar var ya
Aç toprağını sana hasret ruhlar şad olsun yar Kocaeli
Nice imparatorlar baktı İstanbul’un penceresinden can Anadolu’ya
Sen misin Kocaeli Anadolu’nun o masum güzelliğini gösteren doya doya
Denizlere beyaz martılar gibi kondurduğun donanmalar esiyor
Gelinlik kızlar gibi süslemiş seni Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Paşa

KKTC’ye Kültür ve Medya çıkarması!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hemen yanı başımızda. Anamur’dan elimizi uzatsak tutacak kadar yakın, Toros dağlarının Akdeniz’e boşa akan suyunu Kıbrıs’a deniz akıtacak kadar yakın ilgimiz var. İlk kez Haziran 1994 yılında KKTC’ye gitmiştim. Aradan 21 yıl geçti. 30 Kasım – 3 Aralık 2015 tarihleri arasında KKTC’ye gidip, dört gün içerisinde birçok etkinliğe katılıp, belgesel çekme imkanım oldu.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 49. Başkanlar Konseyi çerçevesinde gittiğim KKTC’de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, KKTC Turizm Bakanı Dr. Faik Sucuoğlu, 39. Mekanize Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Sadık Piyade, KKTC Din İşleri Başkanı Talip Atalay, Dialog TV, Genç TV ve Ada TV Genel Yayın Koordinatörleri, Medya dernek başkanları ve KKTC’deki birçok ilgili ve yetkili ile görüşüp tanışma imkânım oldu. Bazılarıyla da Devri Alem Belgesel programı çekimleri yapıp, Kıbrıs Televizyonlarının program konuğu olarak görüş ve düşüncelerimi paylaşma fırsatım oldu. Bunlarla ilgili ayrıntılı yazım önümüzdeki günlerde gazetemizin Kültür sayfasında geniş bir şekilde yer alacak.
21 yıl önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC Meclis Başkanı Hakkı Atun, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve ilgililerle o zaman  görüşmeler yapıp geniş bir haber hazırlayarak, yayınlanan ‘Siyasi, iktisadi, kültür, çevre, haber ve yorum’ dergisi olan Hizmet Dergisi’nde geniş yer vermiş ve dergimizin başlığında ‘KKTC’ye maddi ve manevi yatırım yapmalıyız’ cümlesine yer vermiştik. Geniş bir şekilde dergide yer alan haber ve yorumların kupürlerini bu sayfada sizlerle paylaşıyorum.
KKTC’YE GAZETECİLER ÇIKARTMASI
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Türkiye’nin birçok ilinde faaliyet gösteren Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanları adeta kültürel bir çıkarma yaptı. Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti’nin 54. Kuruluş Yıl Dönümü dolayısıyla Girne Amerikan Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen programda KKTC ile ilgili çok önemli toplantı ve faaliyetler yapıldı. Kocaeli bölgesi üç kişi ile KKTC’de temsil edilerek, Kocaeli’nin gücü gösterildi. Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapılan basın açıklamasında özetle şu görüşlere yer verildi.  Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 49. Başkanlar Konseyi toplantısı Kıbrıs Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde Kıbrıs’ta gerçekleşti. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da Kıbrıs ziyareti sırasında Merit Otel’de Başbakan Davutoğlu’na basının sorunları aktarıldı.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 49. Başkanlar Konseyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde gerçekleştirildi. Kuzey Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti ile Girne Amerikan Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleşen başkanlar konseyine TGF yönetim kurulu üyesi ve Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Çetin Gürol ile başkan yardımcısı Ahmet Yavuz da katıldı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Yılmaz Karaca ile birlikte TGF yönetim kurulu üyeleri ve cemiyet başkanları ilk gün KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı ziyaret etti. TGF yönetimi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her zaman yan yana olduklarını ve et ve tırnak gibi olduklarını ifade etti. Karşılıklı bilgi paylaşımı kararı da ziyarette alındı.
Girne Amerikan Üniversitesinin düzenlediği, ‘Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıs Sorunu’ konusunda da bir panel gerçekleştirildi. KKTC eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun da katıldığı panelde moderatörlüğü TGF Genel Sekreteri İbrahim Erdoğan yaparken, KKTC Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat Akar ile Avrasya Yayıncılar Birliği Başkanı İsmail Kahraman panelist olarak önemli bir panel gerçekleştirildi. Panelde konuşma gerçekleştiren Girne Amerikan Üniversitesi Yöneticiler Kurulu Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Asım Vehbi şunları söyledi, “Türkiye Gazeteciler Federasyonu 49. Başkanlar Konseyi toplantısının Lefkoşada ve KKTC’de gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs Sorunu gibi çok anlamlı bir konu üzerine bugün bu organizasyonu gerçekleştiriyoruz” dedi
Vehbi konuşmasının devamında, “ Lefkoşa belki de dünyanın bölünmüş tek başkenti. Görüşmeler 40 yıldır sürüyor ve sayın Eroğlu uzun yıllardır bu görüşmeleri sürdürüyor. Hem ülkemize hem de coğrafyamıza baktığımız zaman nereye gidiyoruz konusunda çok ciddi soru işaretleri var. Bölge coğrafyasına baktığımız zaman savaş olmayan tek bölge Kıbrıs diyebiliriz. Umuyorum ki görüşmeler ve müzakereler sürerken bu atmosfer ve bu ortam bozulmadan devam ederiz” dedi. Ardından Geçitköy barajı ile Kıbrıs’ın ünlü Mavi Köşk’üne gezi gerçekleştirildi. 39. Mekanize Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Sadık Piyade tarafından Mavi Köşk gezdirildi.
Merit Christal Cave Hotelde gerçekleştirilen Kuzey Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti 54. Kuruluş Yıldönümü Resepsiyonu öncesinde Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile de basının sorunları konusunda bir süre görüşme imkanı bulundu. Görüşmede TGF Genel Başkanı Yılmaz Karaca, Genel Sekreter İbrahim Erdoğan, TGF yönetim kurulu üyeleri Veli Altınkaya, Osman Altunışık, İbrahim Ay, Afyon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Emin Güzbey, Avrasya Yayıncılar Birliği Başkanı İsmail Kahraman ve Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Çetin Gürol hazır bulundu. Başbakan Davutoğlu’na bir rapor hazırlayarak basının sorunlarını aktaracağını da belirten Genel Başkan Karaca ve ekipte bulunanlara da Başbakan Davutoğlu teşekkür etti.
Evet, 21 yıl sonra yeniden KKTC’de olmak benim için çok önemliydi. Dünyanın 80 ülkesini gezmemize rağmen, birçok ülkeye 4-5 kez gitmemize rağmen, 21 yıl içerisinde yeniden KKTC’de olmak kültür ve medeniyet tarihimize vefa borcumuzu ödemek benim için anlamlıydı. Bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti ve Girne Amerikan Üniversitesi yetkililerine teşekkür ediyorum.

Kıbrıs Barış Harekatı ve Başbakan Davutoğlu

 Dünya coğrafyasında kültür ve medeniyet tarihimizi araştırıp, tarihe şahitlik eden kişilerle söyleşi yapıp, tarihe not düşüp zamana noterlik yapmaya devam ediyoruz. Kültür coğrafyamız, medeniyet coğrafyamız, bizim coğrafyamız var. Sınırlarımız ötesindeki bölgeler var. Ata yurtlarımız var. Fakat bu coğrafyaların içerisinde Kıbrıs’ın çok ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Geçtiğimiz hafta Pazar günü Devri Âlem programı olarak Kıbrıs’a gitmiştik. Dün itibariyle bu makalemi dönüş yolundan sizlere yazıyorum.  Kıbrıs’tan Türkiye yoluna çıkarken daha önce yaptığımız çalışmalarla bu makale de birlikte olmak istedim. Burası Allah resulünün halasının metfun olduğu yer. İslam medeniyetinin kızıl elması olarak bilinen ve deniz aşırı olarak ilk fethettiği yer Kıbrıs. Osmanlı’nın yıllarca mücadele ettiği ve binlerce şehitle fethettiği yer Kıbrıs. Kıbrıs’ın üzerinde oynanan oyunlar, yaşanan mezalim ve özellikle son dönemde Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kıbrıs üzerindeki Yunanistan hayali, Büyük Kıbrıs Devleti kurmak ve Türkleri buradan tamamen silmek hayali hep sürmüştü. Mücadeleler yapılmış. Kıbrıs deyince içimiz hep bir hoş olur.
1970’li yıllar… Giresun’un Espiye İlçesi’nde eğitim görüyoruz. O zaman televizyonlar yok. Radyoyu dershaneye getirip koyuyor ve Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gelişmeleri heyecanla takip ediyoruz. Kıbrıs Barış Harekâtı yapılıyordu. İlk kez bir savaşa barış adı verilerek harekât yapılıyordu.  Sadece barış harekatı ile sadece Türkler değil, Rumlarda darbecilerin tasallutundan kurtulmaya çalışıyordu. Türkiye Cumhuriyeti garantör ülke olma sıfatıyla Kıbrıs’a Barış Harekatı düzenlemişti. O günleri hiç unutmuyorum. Bazı isimler hep kulaklarda çınlıyor. Biri dönemin Dış İşleri Bakanı ve Kocaeli Milletvekili olan Güneş, diğeri Başbakan Bülent Ecevit, hükümet ortağı partinin lideri merhum Erbakan hoca, Semih Sancar Genel Kurmay Başkanı, Fazıl Küçük’ten sonra burada aktif rol üstlenen Kıbrıs’ın Kurucu Devlet Başkanı Rauf Denktaş. Hep gündemde olmuştu bu isimler. Onları heyecan ile dinleyip, gençlik yıllarımızda Kıbrıs Barış Harekâtı hikâyeleri ile büyümüştük. Dilerseniz Kıbrıs’ın Kurucu Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile yaptığımız söyleşiden bir bölümle sizleri baş başa bırakıyoruz.
TARİH BİLİNCİ NEDEN YOK?
Sayın Denktaş ile yaptığımız görüşmede kendisine gençlerin neden tarih bilincine sahip olmadığını sorduğumda, Denktaş buna çok üzüldüğünü söyleyerek şu bilgileri verdi.
“Gençlerimiz tarih bilincine sahip değil. KKTC nasıl kuruldu bunu bilmiyorlar. Verilen şehitleri bilmiyorlar. Rumların yaptığı katliam ve zulmü unutarak birleşelim diyorlar. Sadece Kıbrıs’ta değil Türkiye’deki gençler bile Çanakkale’nin yerini bilmiyorlar. Gençlere tarih bilinci öğretilmeli “ derken  ben geçmişi düşünüyordum..
Aklıma bunun sorumlusu kimdir diye Sayın Denktaş’a sormak geldi ama nezaketimden soramadım. Bugün gençlerimiz tarih bilincine sahip değilse bunun en önemli sorumlusu Türkiye’de 40 yıl devletin tepesinde olan Demirel ile KKTC’de Denktaş’tır. Keşke bu ikili öz eleştiri yapabilseler. Gençlerimiz milli tarih kültüründen uzak yetiştirildi. Türkiye ve KKTC Bunun gelecekte çok ağır bedelini ödeyecek.
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın tarihi olay olduğunu açıklayan Erbakan  “ Şayet bizim emrini verdiğimiz harekât planı aynen uygulansaydı Kıbrıs olayı 40 yıldır sürüncemede kalmazdı “ dedi.  Kıbrıs Barış Harekâtı’nın arka planını Devri Âlem kamerasına şöyle anlatı; “Başbakan Ecevit Kıbrıs harekâtına isteksizdi, ancak Kıbrıs’ta çok acı olaylar oluyor ve her gün birçok Türk Rumlar tarafından öldürülüyordu. Dönemin Genel Kurmay başkanı Semih Sancar sürekli hükümetle görüşmeler yapıyor, ve askeri istihbarattan gelen bilgilere göre Kıbrıs’ta yaşanan Rum vahşetine dur demek için bir an önce  müdahale yapılması gerekiyordu”
O yıllarda tüm dünya bizim böyle bir harekât yapmamıza karşıydı. Ancak savaşa Ecevit’te karşıydı. Son görüşmeler için Kıbrıs’ın garantör ülkelerden olan İngiltere ile birlikte harekât yapalım diyen Ecevit bizim karşı çıkmamıza rağmen Londra’ya gitti, Ecevit yanlış bir şey yapmasın diye Oğuzhan Beyi de Ecevit’in yanına verdik. Genelkurmay başkanı Semih Sancar ve diğer yetkililerle Ecevit ve Türk heyetini Esenboğa hava limanından uğurladıktan sonra Semih Sancar paşa bana özel bir görüşme yapalım dedi ve Esenboğa hava limanında Genelkurmay başkanı Semih Sancar paşa ile aramızda şu tarihi konuşma geçti.
SAVAŞ EMRİNİ ESENBOGA’DA VERDİM
Genel Kurmay başkanı Semih Sancar ile Esenboğa havalimanında bir odada görüşme yaptık. Sancar paşa bana, Sayın Erbakan sizler şuandan itibaren Başbakan vekilisiniz. Kıbrıs’ta büyük katliamlar yaşanıyor. Sayın Ecevit’in Londra’dan dönmesi uzun zaman alacaktır.   Başbakan vekili sıfatı ile bizlere hareket emrini verirseniz biz çıkarma için hazırlık yapabiliriz, harekât emrini verebilir misiniz diye sordu?
Bende harekât emrini verebilirim dedim. Tekrar söz alan Sancar paşa daha öncede bu tür harekât emirleri verildi ancak harekât yapılmadan geri alındı. Bu kez geri alınmamalı,   Geri almamak ve kesinlikle çıkarma yapmak üzere verilmeli. Bir kez daha geri alınırsa   askerlerin morali bozulur, Kıbrıs tümü ile elimizden  gider ..” dedi.
Daha öncede bir kaç kez Kıbrıs’a çıkarma emri verilmiş ve sonradan geri alınmıştı. Sancar paşa bunları hatırlatıyordu. Orada harekat emrini verdim ve Türk Silahlı Kuvvetleri hazırlık yapmaya başladı. Ecevit Londra’da İngilizlerle birlikte Kıbrıs’a çıkarma yapalım diye görüşmeler yaparken, verdiğim emir üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri çoktan çıkarma hazırlığına başlamıştı.
BAŞBAKAN DAVUTOĞLU İLE GÖRÜŞTÜK
Evet, daha önce hem Rauf Denktaş, hem de merhum Erbakan Hoca ile yaptığımız söyleşiden bir kısmını Kıbrıs’tan Türkiye yoluna çıkarken sizlerle paylaşmak istedim. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun düzenlediği programın son gününde Kıbrıs’ta bulunan Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme yaptık. Türkiye Gazeteciler Federasyonu heyeti ile birlikte Kıbrıs’ta yaptığımız program hakkında Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, Yılmaz Karaca başkanlığında bilgiler verdik. TGF Başkanı Yılmaz Karaca’dan katılım ve teşekkür belgesi aldık.

Kıbrıs’ta kültür çıkarması

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun toplantıları tüm hızıyla devam ediyor. Türkiye’nin birçok ilinden 50’den fazla gazetecinin ve Cemiyet Başkanlarının katılımı ile yapılan TGF Başkanlar Konseyi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne adeta kültür çıkartması yaptı.
Kıbrıs’ta “Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs Sorunu” isimli bir panel düzenlendi. Amerikan Üniversitesi’nin Leşkoşa’daki Kültür Merkezi’nde düzenlenen bilimsel panel büyük ilgi gördü. Programda Avrasya Gazete, Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneği Genel Başkanı ve Devri Âlem Belgesel Program yapımcısı olarak “Kıbrıs’ın tarihi ve Kıbrıs sorununun çözümünde inanç ve turizmin önemi” başlığı altında bir konuşma yaptım.
Panele KKTC Eski Cumhurbaşkanlarından Derviş Eroğlu, Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Rektörü, Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat Akar, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca’da konuşma yaptı. Panel TGF Genel Başkan Vekili ve Anadolu Spor Gazetecileri Derneği Genel Başkanı İbrahim Erdoğan tarafından düzenlendi.
BELGESEL TADINDA DEVRİ ÂLEM
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki belgesel çekimlerimize de devam ediyoruz. KKTC Turizm Bakanı Dr. Faik Sucuoğlu ile söyleşi yaptık. Kıbrıs’ın kalkınması ve geleceğinde inanç ve kültür turizminin önemli olduğunu söyleyen Bakan Sucuoğlu, Türk tur şirketlerini adaya davet etti.
CEMİYET’İN 54. YAŞ GÜNÜ
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi üyeleri geçtiğimiz gün akşam Girne’de bulunan Merit Otel’de Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti’nin 54. Kuruluş yıl dönümü kutlama toplantılarına katıldı. Devri Âlem Belgesel Programı kameraları bu etkinlikleri kayıt altına almayı sürdürüyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde hem TGF’deki görevimiz gereği toplantılarımızı icra ediyor, hem de belgesel çekimlerimize devam ediyoruz.
SÖYLEŞİLER GERÇEKLEŞTİRİYORUZ
Yavru vatan KKTC’de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile söyleşi yaptık. Eski Cumhurbaşkanlarından Derviş Eroğlu ile 21 yıl aradan sonra bir araya gelerek özel bir röportaj gerçekleştirdik. Lefkoşa’daki savaş müzesi, ünlü silah kaçakçısı Paolides’in mavi köşkünde çekimler yaptı. Lefkoşa’nın ikiye bölündüğü ara bölge Ladra Sınır Kapısı’nda tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.
Kıbrıs’ta belgesel çekimlerimize ve toplantılarımıza devam ederken, daha önce bu köşede yer alan Kıbrıs ile ilgili araştırma yazılarımızdan derlediğimiz bir bölüm ile sizleri baş başa bırakıyorum.
DÜNDEN BUGÜNE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
Kıbrıs adası 1571 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. Ada’ya Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden Türk nüfusu iskân edildi. Osmanlı Devleti’nin adaletli yönetimi sayesinde Kıbrıs’taki Türk ve Rumlar uzun yıllar barış içinde yaşadılar. Ada 12 Temmuz 1878 yılında geçici olarak İngilizlerin eline geçti. İngiltere Kıbrıs’ı 5 Kasım 1914 tarihinde tek taraflı olarak ilhak etti. Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrıldığı için Kıbrıs konusunda bir şey yapamadı. Bundan Yunanistan’a bağlanmak için çeşitli faaliyetler içine girdiler. Buradaki Rumları Yunanlılar da sürekli kışkırtıyordu. Halkı kışkırtmak için Rum Kilisesi ve Papazları öncülük ediyorlardı.
Rumlar Yunanlıların da kışkırtmalarıyla 1931 Ekiminde bir isyan çıkardılar. Ancak İngiliz yönetimi bu isyanı bastırarak isyancı Başpiskopos ve metropolitleri adadan sürgüne gönderdi. Rum Kilisesi’ni de para cezası ile cezalandırdı.
15 Ocak 1950 tarihinde yine bir din adamı olan Başpiskopos Makarios, kilise de, Rumlara bir halk oylaması yaptırdı. Rumlar halk oylamasına dayanarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması gerektiğini söylediler. Bunun üzerine Yunanistan 1952 yılında Birleşmiş Milletlere başvurarak Rumlara kendi kendini yönetme hakkının verilmesini istedi. Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi aynı hakkın Türklere de verilmesini talep etti.
Yunanistan 1954 yılında İngiltere’den adanın kendilerine bağlanmasını istedi. İngiltere bu isteği kabul etmedi. Rumlar istediklerini gerçekleştiremeyince meseleyi silah yoluyla çözmem için EOKA adlı bir terör örgütüne başvurdu. Bu örgüt Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak maksadıyla Türklere karşı sindirme faaliyetine girişti. EOKA 1955- 1958 yıları arasında yüzler Türk’ü katletmiş 33 köyü de yakıp yıkmıştır. Birçok Türk de yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştır.
Rumların bu saldırılarından sonra Ada’daki Türkler de teşkilatlanmışlar ve 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)nı kurmuşlardır.
RUMLARLA EŞİT HAKLAR ELDE ETTİ
Kıbrıs Türk’ü 11 Şubat 1959’da Zürih ve 19 Şubat 1959’da da Londra Anlaşmalarıyla Bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti için Rumlarla eşit statüde haklar elde etmiştir. Bu yapılan anlaşmalar sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. (16 Ağustos 1960) Bu devlet Kıbrıs  Türk ve Rum halkının eşit statülü,kurucu ortak olarak kurduğu bir cumhuriyet olmuştur. Ancak Cumhurbaşkanı Makarios Anayasada Rumlar lehine bazı değişiklikler yapmak istemiştir.Makarios’un amacı adadaki Türkleri bir azınlık statüsü ile Rum yönetimine bağlamaktı.Makarios’un istemlerinin gerçekleşmemesi üzerine EOKA’cılar tekrar harekete geçerek adadaki Türkler’i katletmeye başladılar.Bu katliamda bir çok Türk,Rumlar tarafından öldürüldü.103 Türk köyü de yıkıldı.30 bin Türk yaşadıkları yerleri  terk ederek göçmek zorunda  kaldı. Türkiye Cumhuriyeti savaş uçaklarının,25 Aralık 1963 günü Lefkoşa üzerinden ihtar uçuşları yapması sonucu Makarios korkuya kapılarak ateşkes kararı aldı.
Rumların katliamları üzerine B.M.27 Mart 1964 Ada’ya Barış Gücü gönderdi. Barış gücüne rağmen Rum saldırıların durmaması üzerine Türkiye Garanti Antlaşması gereği olarak 20 Temmuz 1974 Kıbrıs’a askeri müdahalede bulundu. Türk Silahlı Kuvvetleri kısa sürede adanın kuzey kısmına hâkim oldu.
TANINMAMASI İÇİN BM’YE BAŞVURMUŞLARDI
13 Şubat 1975 günü bağımsız “Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)” kuruldu. Ancak bu devletin tanınmaması için Rum ve Yunanlılar B.M başvurmuşlardır. B.M. 13 Mayıs 1938 tarihinde KTFD aleyhinde bir karar alınca Türk tarafı üniter bir devlet kurmaya karar vermiştir. Yeni devlet yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 15 Kasım 1983 günü bağımsızlığını ilan etmiştir. Rauf Denktaş da Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. 15 Kasım 1983 yılında bağımsızlığını ilan eden KKTC, Türkiye’nin 60 km güneyinde bulunan Kıbrıs adası üzerinde kurulmuştur. Yüzölçümü 3.377 km olan ada yüzölçümünün %35 KKTC’ye aittir.
Evet, Kıbrıs ile ilgili daha önce bu köşede yer alan araştırma bilgileri bir kez daha güncelleyerek sizlerle paylaştık. Biz Kıbrıs’ta belgesel çekimlerimize ve toplantılarımıza devam ederken, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri de yakından takip ediyoruz.

Türk Basın tarihi ve Kıbrıs’ta Devri Alem

Basın, Yayın ve medya tarihi. Türkiye’de medya tarihi çok eskilere dayanmakta. Osmanlı’da ilk matbaanın Endülüslü Müslümanlar tarafından Endülüs’ten çıkartılan Müslümanlar tarafından İstanbul’da kurulduğunu biliyoruz. Gazeteciliğin tarihi ise 1800’lü yıllarda başlar. Osmanlı’nın birçok noktasında gazete çıkar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de basının çok ayrı bir yeri vardır. İradeyi Milliye Gazetesi daha sonra Ulus adını alacak olan gazete Türk Basın tarihinin kilometre taşıdır. Kuvayı Milliye ve Milli Mücadeleyi destekleyen Anadolu basınıdır. Bugün Anadolu’nun birçok yerinde 90 yıllık gazeteler bulunmaktadır. Ben ise gazetecilik tarihinin son 40 yılının adeta canlı tanığıyım diye düşünüyorum.
İLK KALEMİ TRABZON’DA ELİME ALDIM
İlk kalemi elime 1975 yılında Trabzon’da daha eğitim yıllarında almıştık. Zaman hızla akıp geçti. Bugün 2015. 40 yıl geçti. 40 yıl içerisinde Türk basın tarihinin nereden nereye geldiğini en iyi şekilde bilmeye çalışan bir gazeteciyim. 1975 yılında dönemin o zaman ki Sabah Gazeteci ve Ufuk Dergisi’ne Trabzon’dan yazılar yazıyordum. Sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı’nda Genel Sekreterlik ve Medya biriminde askerlik görevini yaptım. O dönem başta TRT olmak üzere ünlü ve büyük gazetelerin idarehanelerini gidip gelme suretiyle dokümanlar getirip, götürüyorduk. Zira Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı’nda bilimsel toplantılar organize ediliyordu. Bizde orada bir er olarak o dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nin anlı şanlı yazarlarından birisi olan Deniz Som ile birlikte aynı birimde çalışıyorduk. Dönem sıkı yönetim dönemiydi. O dönem medya ile biraz daha yakından tanışmıştık.
Sonra Gebze’ye gelerek 1982 yılında Uyanış Gazetesi’nde bir köşe yazarı olarak gazeteciliğe başlamamız, 1985 yılında Gebze Gazetesi’ni kurmamız, ardından günlük gazete, sarı basın kartı ve sonra da belgeselcilik… Zaman hızla gelip geçti. Bu meslek içerisinde de medya örgütlerine yakın ilgi duymaktaydık. İlk kez merkezi Ankara’da bulunan Anadolu Basın Birliği genel üyeliğine seçilmiştim. Sonra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Basın Konseyi Üyesi ve Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluşuna öncülük etmiş, son olarak da Avrasya Radyo Televizyoncular Birliği Genel Başkanı olarak bu görevlere devam ettim.
KURULUŞUNA İMZA ATTIK
1996 yılında Türkiye’nin birçok bölgesindeki gazeteciler cemiyeti, dernekler ve birliklerin Aksaray’da ki toplantısına, bugün adı Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluş bildirgesine Avrasya Radyo, Gazete ve Televizyon Yayıncıları Derneği olarak imza atmıştık. Avrasya Radyo, Gazete ve Televizyon Yayıncıları Derneği aktif çalışmalarını sürdürüyor. Türk Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi Üyesi sıfatı ile Başkanlar Konseyi toplantısı için Kıbrıs’tayız…
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDE DEVRİ ALEM
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki gezimiz devam ediyor. 21 yıl sonra Ercan Havalimanı’na indikten sonra 1994 yılında merhum Rauf Denktaş’a takdim ettiğimiz Gebze Belediye Başkanı Ahmet Penbegüllü’nü imzasını taşıyan yazı ile gerçekleşen kardeş şehir projesinin bulunduğu Ercan Havalimanı’nı da kapsayan Değirmenlik bölgesinden geçip Lefkoşa üzerinden Girne’ye geldik.
Girne Türk Amerikan Üniversitesi’nin ev sahipliğinde Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun organizasyonu ile 60’dan fazla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ile KKTC’de ilk durağımız Başkent Lefkoşa’daki savaş müzesi oldu. 1960 ve 1970’li yıllarda Kıbrıs’ta gerçekten çok büyük vahşetler yaşandı. Fotoğraf ve belgeler dehşet verici. Adaya Türklerin çıkarma yaptığı Girne sahilleri, çıkarma anıtı, şehitlik, beşparmak dağları, şehitler abidesi gibi duruyor. Türk ve KKTC bayrakları bizlere çok şey söylüyor. Dağdaki büyük boy ışıklı bayrak ve Lefkoşa’daki özgürlük anıtı bize tarihin önemini anlatıyor.
CUMHURBAŞKANI MUSTAFA AKINCI İLE SÖYLEŞİ
KKTC’de ilk resmi ziyaretimizi KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya yaptık. Önemli bir siyasetçi, uzun yıllar Lefkoşa Belediye Başkanlığı’ görevini yaptıktan sonra şimdide Cumhurbaşkanı olarak görev yapıyor. TGF heyetini kabul eden Akıncı çok önemli açıklamalarda bulundu. Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat beyin konuşmasından sonra Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca konuştu. Karaca TGF hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Akıncı, KKTC’nin dünü, bugünü ve geleceğini açıklayan konuşmasından sonra bende belgeselci ve Devri Alem programı olarak söz alarak kendisine “Rum yönetimi ile yapılan görüşmelerin son durumunu bizzat sizden dinlemek istiyoruz” diyerek soru yönettim.
Cumhurbaşkanı Akıncı görüşmelerin altı maddelik temel üzerinde yürüdüğünü çok zor şartlar ve süreçten geçtiğini uzun uzun anlattı. Anlaşmanın mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini her geçen gün anlaşmanın zor olduğunu. Rum kesimi ile anlaşma olduğu takdirde her iki tarafla birlikte Türkiye ile Yunanistan arasında hiç bir sorunun kalmayacağını açıkladı.
RUS DIŞİŞLERİ BAKANI LAVROV İLE GÖRÜŞME TALEBİ
Cumhurbaşkanı Akıncı’ya Rus Dış İşleri Bakanı Lavrun’un kendisi ile görüşme talebini sordum. Kendisi “Lavrov bizimle ara bölgede görüşmek istedi. Kabul etmedim. Bizim yerimiz ve makamımız belli. Biz Kıbrıs halkını temsil ediyoruz. Bizi kimse küçük göremez” şeklindeki sözüyle çok önemli mesaj verdi.
KKTC’de gezimiz ve belgesel çekimlerimiz sürüyor. 21 yıl sonra yeniden KKTC’de olmanın huzuru içinde Türkiye’nin birçok ilinden gelen gazeteci arkadaşlar ile hasret gideriyoruz. Devri Alem programı olarak tarihe not düşüp, zamana noterlik ederken bir yandan da TGF Başkanlar Konseyi görevimizi ifa ediyoruz.

Kervan 1915 yazımız ilgi gördü

 Gazetemizin Cumartesi günkü sayısında yer alan “Kervan 1915 filmi ve Şebinkarahisar’da Ermeni mezalimi!” başlıklı yazı büyük yankı uyandırdı. Konuyla ilgili olarak Giresun Medya Platformu Başkanı Sadi Toygar konunun çok önemli olduğunu dile getirerek, bu konuda daha önce kendisinin yazdığı yazıyı bizlerle paylaştı. İstanbul Milletvekili Hasan Turhan konuyu Başbakan ve Bakanla görüşecek. Gebze Şebinkarahisarlılar Derneği konuya el attı. Konuyla ilgili Pazar günü Tuzla’da toplantı düzenleyen Anadolu Yakası Giresunlular Derneği’nin toplantısına da katılarak, burada bir konuşma yaptım.
İstanbul Anadolu Yakası Giresunlular Derneği Başkanı Sayın Mürsel Parlakkılıç’ın daveti ile katıldığım toplantıda Kervan 1915 filmi ve Şebinkarahisar’daki Ermeni ayaklanması, zulmü ile ilgili konuşma yaptım. Toplantıya katılan İstanbul Milletvekili Hasan Turan ile görüşerek bilgi ve dokümanları kendisine ulaştırdım.
 
MİLLETVEKİLİ HASAN TURAN KONUYU GÜNDEME ALDI
 
İstanbul birinci sıra milletvekili adayı, Giresun Federasyonu Genel Başkanı Hasan Turan konuyla ilgili sorularımızı cevaplandırdı. Turan, “Çok önemli bir konu. Giresun’un adı üzerinde kimse oyun oynayamaz. Konuyla ilgili çok ciddi araştırma yapıp, konuyu bizzat Kültür ve Turizm Bakanı ile görüşüp, Sayın Başbakanımız ile de paylaşmak istiyorum. Olayın ciddi bir şekilde araştırılması gerekiyor. Bu filmin amacının ne olduğunu ciddi bir şekilde araştırarak gündeme taşımak istiyorum” dedi. Konuyu gündeme aldığımız için de teşekkür etti.
 
GEBZE ŞEBİNKARAHİSAR’LILAR DERNEĞİ KONUYA EL ATTI
 
Gebze Şebinkarahisarlılar Derneği Başkanı İlhan Avutman Pazar günü Ahmet Pembegüllü Kültür Merkezi’nde kahvaltılı bir toplantı organize etti. Çok sayıda dernek mensubunun katıldığı toplantı öncesi Başkan İlhan Avutman ile ve dernek yöneticileri ile bir söyleşi yaptık. Devlet bütçesinden kaynak ayrılan ve Giresun’dan Ermeni Göçünü anlatan Kervan 1915 filminde Şebinkarahisar’da yaşanan Ermeni ayaklanması ve 500 civarında Osmanlı askeri, Şebinkarahisarlıların Ermeniler tarafından katledilmesinin de bu filmde mutlaka yer alması gerektiğini açıkladılar. Şebinkarahisarlılar Derneği yöneticileri konunun yakından takipçisi olacağını söylediler.
 
İLK KEZ GÜNDEME GELDİ
 
Türkiye, Ermeni lobileri ve gizli Ermeni destekçilerinin oldubittileri ile uluslararası alanda mahkûm edilmeye çalışılırken, Şebinkarahisar’da 1915 yılında yaşanan Ermeni ayaklanması, 500 civarında Şebinkarahisarlı ve Osmanlı askerinin Ermeniler tarafından katledilmesi ilk kez gündeme geliyor. Bu konuda uzun süredir araştırma yapan İlim, Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi arşiv belgelerinden çok önemli bilgilere ulaştı. Özellikle 1983 yılında Şebinkarahisar Kaymakamlığı tarafından basılan bilgiler ilk kez medya gündemine İKTAV tarafından taşındı. Konuyla ilgili ayrıntılı yazı da Cumartesi günü bu köşe de yer aldı. O makaleyi okumak için http://www.gebzegazetesi.com/kervan-1915-filmi-ve-sebinkarahisarda-ermeni-mezalimi-makale,1307.html adresindeki linke tıklayınız.
 
GİRESUN MEDYA PLARTFORMU’NDAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA
 
Konuyla ilgili araştırma yapan, merkezi İstanbul’da kurulu Giresun Medya Platformu yaptığı araştırmayı İKTAV’a da göndererek bilgi paylaşımında bulundu. Medya Platformu Başkanı Sadi Toygar konuyu Türkiye kamuoyuna mal etmek için çalışma başlattıklarını açıklayarak, gönderdiği bilgi notunu bizlerle paylaştı. Sizlerle Sayın Toygar tarafından bizlere ulaştırılan yazıyı paylaşıyorum.
 
“1915 tehciri’’ filmin senaryosu Osmanlı belgelerinden mi, Ermeni kitaplarından mı?
 
“1915 Tehciri” konu alan filmin Giresun ve Şebinkarahisar ve Türkiye’ye yansımaları konusunda tereddütler. Şebinkarahisar’da çevrilen , sözde Ermeni soykırımını savunacak olan 1915 Kervan isimli filmin setine fotoğraf çektirmeye gidenler filmin konusu hakkında neler biliyorlar acaba….
 
***Gönülsüz yolculuğun gönle dolan hikâyesi-filmin ana konusu
 
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ve İngiliz Milletler Topluluğu Ofisi’nin desteklediği “100 yıl… Gerçek Hikâyeler” başlığıyla yayınlanan kitapta, Ermenistan merkezli Armedia Ajans ve Avrupa Entegrasyonu kuruluşu sayesinde hayata geçirildi.
 
Tahmini olarak bu kitaba dayanılarak yapılan bu filimde de, Türkler sayesinde kurtulan Ermenilerin hikâyeleri “Beni Kurtaran Türk” projesi kapsamında bu filimde bir araya getirildiği gösteriliyor.
 
**Türkiye’nin en büyük bütçeli Filmini kim yapıyor, sponsoru kim?
 
*Senaryo kimin?
 
*Devlet yetkililerinin haberi var mı?
 
*Kervan hangi güzergâhı takip edecek!
 
*Giresun ve Şebinkarahisar siyasetçileri ve STK’ları bu konuda neler düşünüyor.
 
*Filimde hikaye Giresun meydanında başlıyor, fakat başlangıç çekimleri Kocaeli Kerpe’de yapılıyor, daha sonra kalabalık bir oyuncu kadrosu ile Şebinkarahisar kırsalında 1915 Tehcirin  filmi çekiliyor..
 
*Neden çekimler Giresun’da yapılmadı, tepkilerden mi çekinildi?
 
*Giresun ve bölgeyi o tarihlerde savunan Topal Osman Ağa ve kahraman milis kuvvetlerini nasıl gösterecekler.!
 
*Giresun kamuoyu bu konuda ne düşünüyor!
 
*Osmanlı belgelerine dayanılarak yapılan filmin hikayesi doğru bir karar, fakat Ermeni kitaplarına dayanılarak yapılacak bir filmin yankıları Türkiye için hiç iyi olmayacaktır. Bizden söylemesi
 
*FİLMİN ÖYKÜSÜ
 
Haziran 1915, Giresun Meydanda 200 kişilik Ermeni kadın ve çocuktan oluşan kafile, eşyaları ortada, başlarında Osmanlı inzibatı ile bekleşmektedir. Kırk yaşın üzerindeki Hayganuş bir daha belki göremeyeceği denizde elini yüzünü yıkamaktadır. Bu iş yıllarca önce bir deniz kazasında kaybettiği kocasının cesedinin bulunmamasından sonra her gün yaptığı bir ritüeldir. Bu nedenle bir kavanoza su doldurup onu kızı Suzan’a emanet eder.
 
Katırcı Salim göç ettirilecek bu insanları Halep’e götürmek için ihaleye katılacaktır. Ancak fitneci bir katırcı, onun özel hayatını dedikodu konusu yaptığı için Salim ve Ahmet, kafilenin arasına karışan Murat’ı aramaktadır. Ahmet kovalamaca sırasında Suzan’ı görür ve ondan etkilenir. Suzan da Ahmet’ten etkilenir. Salim tehcir edilecek olanları Murat götürmesin diye ihalede elinden geleni yapar. Salim ihaleyi kazanır ve kervan yola çıkar.
 
Savaş, yolları tekinsizleştirmiştir. Yol dağlara doğru yükseldikçe sıkıntı artmakta; çocuklar, hamile kadınlar basıncın azalması yüzünden istifra etmekte ve kulak ağrısı çekmektedir.
 
Yağmur yağmaya başlar. Suzan çamur patikadan kayar sürekli onu takip eden Ahmet, kendini Suzan’ın ardından bırakır. Sarmaş dolaş düşerken bir dal sayesinde kurtulurlar ve atılan urganla yukarı çıkarlar. Suzan kendisine emanet edilen kavanozu düşürmüştür. Suzan’ın annesi Hayganuş, hem kavanozun kırılmasına hem de bu duruma çok sinirlenir. Kızının bir Müslüman gence olan ilgisi karşısında olay çıkarır. Katırcı Salim de emanetin teslim alındığı gibi iadesi şartını bozabilecek bu duygusallığı hoş göremez ve Ahmet’e çok sert davranır. İki taraflı baskıya rağmen, Ahmet ve Suzan duygularına gem vurmazlar. Daha temkinli davranarak ilişkilerini sürdürürler.
 
 
 
Yolculuk boyunca bazen iklim şartlarından bazen yol şartlarından çeşitli zorluklar yaşarlar. Rutubetli bir bölgeden kuru ve sıcak bir bölgeye yapılan yolculuk kadın ve çocukları zor durumda bırakır. İhaleyi kazanamayan Murat, onları yol boyunca adeta takip etmektedir. Bazı yerlerde kafile çetelerle karşılaşır. Salim’in dirayeti sayesinde bu badirelerden kurtulurlar. Ancak kafiledeki hamile kadınlardan biri sorunlu bir doğum gerçekleştirir. Bir yandan eşkıyalar bir yandan hastalıklar kafiledekilerin direncini kırar.
 
Bu zorlu yolculuk herkesi yormuş, sinirleri germiştir, şartlar her an aleyhlerine işlemektedir. Bütün bu güçlükler Salim’i yıldırmamaktadır ama hedefe ulaşmak gittikçe güçleşmektedir. (www.sebinmedya.com – Sadi Toygar)
 
Sonuç olarak, tarihimiz yine Türkiye’nin mali desteği ile bir oldubittiye getirilerek ters yüz edilmek isteniliyor. Çekimleri Kocaeli Kandıra Kefken sahillerinde yapılan Kervan 1915 Giresun’dan Ermeni göçü filmi ile ilgili başta Kocaeli Valimiz Sayın H. Basri Güzeloğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu, Milletvekili ve Bakan Sayın Fikri Işık’tan da bu konuda inceleme ve araştırma yapmalarını istiyoruz. Böyle bir film neden Kocaeli – Kefken’de çekildi? Başka yer yok muydu? Türkiye’nin dış politikasına tamamen ters olan böyle bir filmin arkasındaki asıl amaç nedir? Kamuoyu bilgi bekliyor.