Almanya’da Türk İzleri Belgeseli

İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasından Türk – Alman Dostluğu Belgeseli

ALMANYA TÜRKLERİ BELGESELİNİ İZLEDİNİZ Mİ?

Devr-i Alem belgesel program yapımcısı olarak uzun araştırmalar sonucu “Almanya Türkleri” belgesel çalışmasına imza attık. Belgeseli izlemek için https://www.youtube.com/watch?v=2tpVjQyv7bw linkine tıklayabilirsiniz.

Dünya’nın değişik coğrafyasında belgesel çekimlerimizi sürdürüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Almanya’daydım. Almanya’da ciddi oranda Türk nüfusu bulunmakta. Bugüne kadar Almancı olarak adlandırdığımız sadece döviz getiriyorlar diye gördüğümüz Almanya’da yaşayan Türklerle ilgili ilk kez burada kaleme aldığım bir tespiti sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bugün Almanya’da yaşayan Almancı olarak gördüğümüz Türkler artık Almanya’da kalıcı. Onlarla Almanya Türkleri diyebiliriz. Almanya Türkleri deyimi üzerince ciddi şekilde durmak gerekiyor.
Başta Türkiye devletinin ilgili ve yetkili kurulları üniversitelerimiz, akademisyen ve gazetecilerimiz, Almanya Türkleri ile ilgili ciddi bir araştırma yapmalıdır. Bir strateji oluşturmalı, onların o ülkedeki geleceklerini garanti altına alacak siyasi, sosyal ve kültürel çalışmalar yapmalıdır.
Uzaktan bakıldığında çok hoş görünse de bir gazeteci ve belgeselci olarak Almaya Türkleri üzerinde yaptığım araştırmada buralarda yaşayan insanlarımızın hiçte memnun olmadığını müsaade ettim. Çünkü, iki arada bir derede. Geleceklerini garanti göremeyen bu insanlarımız büyük bir kültürel boşluk içerisinde. Türkiye’den Almancılarla evlendirilmek üzere götürülen ithal gelin ve damatlar büyük bir boşluk içerisinde Boşanmalarda çok büyük artış var. Türk kızları ve erkekleri Almanlarla evliliklerinde her geçen gün büyük artış oluyor. Birinci ve ikinci kuşak Türkler, her bakımdan büyük bir boşluk içerisinde.
Türkiye’ye dönemiyorlar çünkü çocukları Almanya’da. Emekli yaşının Almanya’da 65 olması ise Türkler üzerinde çok büyük bir baskı unsuru. İşsizlik maaşı adı altında verilen paralar ise Türk insanını tam bir tembelliğe itmiş. İnsanımız büyük bir boşluk ve ruhi bir çöküntü içerisinde. Bu kötü durumdan en çok çocuklar ve gençler etkileniyor.
Birçok gencimizin Türkçeyi ve geleneklerimizi unutması orada yaşayan insanlarımızı kara kara düşündürüyor.
Türkiye Devleti tüm kurum ve kuruluşları ile önce Almanya Türkleri olmak üzere Avrupa’da yaşayan Avrupa Türkleri ile ilgili ciddi bir çalışma içerisine girmeli. Milli ve manevi kültürel çalışmalar yapılarak Türklere sahip çıkmalıdır. Gençlere yönelik projeler üretmeli, sosyal ve kültürel faaliyetlerle gençleri bilgilendirmeli. Türkiye’de kurulacak gençlik kamplarına gençleri getirmelidir.
Biz bu yazımızda öncelikle Almanya Türkleri konusunu irdelemeye çalıştık. Aslında diğer Avrupa ülkelerinde de durum Almanya’dan farksız. 1960 yılında birkaç yıl çalışıp, para kazanarak dönme umuduyla giden insanlarımız artık burada kalıcı. Daha önce bu konuda kaleme aldığım yazıların bir kısmını bu köşeden sizlerle paylaşıyorum.
AVRUPA TÜRKLERİN’İN GELECEĞİ VE TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİNİN TARİHİ
Türk Alman ilişkilerinin tarihi 800 yıl öncesine dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla başlayan ilişkiler Osmanlı’nın Avrupa’da en güçlü olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda iki ülke arasında sınır komşuluğu düzeyine gelmiştir. Kanuni döneminde birinci Viyana kuşatmasında Osmanlıların bazı Alman prensleriyle karşı karşıya geldiği düşünülüyor. Almanlar ve Osmanlı arasında son savaş ise 1683 yılında ki İkinci Viyana savaşı olarak bilinmektedir. 19. Yüzyılda Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemde ilişkiler askeri ve teknik iş birliğine dönüşmüştür. Zamanla da kültürel ve ticari alanlara da yayılmıştır.
Son Almanya gezimde değerli arkadaşımı kültür adamı Doktor Latif Çelik Bey ile telefonla görüşüp çok önemli bilgi alma fırsatım da oldu. Latif bey kendini Türk Alman ilişkileri tarihine adamış bir isim. Türk-Alman ilişkilerinin gelişimi hakkında önemli bilgiler verdi. Türklerin Almanya ile ilk ilişkilerinin Selçuklu döneminde haçlı seferi sırasında Anadolu’dan esir alınan Türkler başladığını söylüyor. Kanuni döneminde Osmanlı’nın Almanya’ya ilk büyükelçi atadığını açıklayarak, Almanya’da ki Türk izleri ve Türkiye’de ki Alman izleri hakkında belge ve fotoğraflarla kitap ve belgesel TV programı hazırladığını açıkladı.
AVRUPA’DA TÜRK OLMAK
12 – 17 Haziran 2015 tarihlerinde Kuzey Almanya’nın Hannover ve Hamburg eyaletlerine yaptığım gezide Osmanlı tarihi açısından çok önemli bilgilere ulaştım. Osmanlı izleri ile ilgili değerli araştırmacı Sayın Mehmet Atilla beyden hem bilgi aldık hem de bizlere rehberlik yaptı. Almanya’da bugün birçok sivil toplum örgütümüz var. Büyükelçiliklerimiz, başkonsolosluklarımızın yanı sıra sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar, camiler, kültür merkezleri Türklere hizmet veriyor. Bu hizmetler çok önemli. Bugün kültür merkezleri, cami ve derneklerle ilişkisi olan aileler dilini ve dinini korumaya çalışıyor. Çocuklarına milli ve manevi kültürünü öğretmek için aileler yavrularını camilere ve kültür merkezlerine gönderiyorlar.
Ancak her şeye rağmen aileler Almanya’da çocuklarının geleceğinden endişeli. Çocuklarının milli ve manevi kültürünü korumaları ve Türkçe’yi unutmamalarını, dini bilgilere sahip olmaları için fikirler üretiyorlar. Alman devletine ait okullarda 14 yıldan beri okul aile birliği başkanlığı yapan kültür adamı ve gönül insanı Mücahit Batırlık bey ile özel söyleşi yapıyoruz. Mücahit bey “Babalar Grubu” kurduklarını, bu grubun zaman zaman toplanarak çocuklarına nasıl sahip çıkabilmek için fikir alış verişinde bulunup, toplantılar düzenlediklerini, toplantıya akademik seviye de insanlar davet ederek konferanslar düzenlediklerini söyledi. Gerçekten çok güzel bir girişim. Türkiye’den de babaların örnek alacağı bir çalışma, kendisiyle çok güzel bir söyleşi gerçekleştirip, önemli fikirler aldık.
ALMANYA’DA TÜRK ÇOCUKLARININ EĞİTİMİ
Belgesel çekimlerimiz esnasında çok acı olaylara da şahitlik yapıyoruz. Almanya devleti Türkçe eğitimini ders olmaktan çıkarıyor. Entegrasyon adı altında türleri asimile etmek için değişik yöntemlere başvuruyor. Türkçe’nin ders olmaktan çıkartılması, Türkçe’nin unutulmasına sebep olacak. Alman devleti baştan beri Türklerin birlikte yaşadığını, aynı mahallede ve aynı semtte yaşamasını bir türlü içlerine sindiremiyorlar. Entegrasyon kelimesinin arkasına sığınarak Türklerin nasıl asimile etmenin plan ve hesabını yapıyorlar. Türkiye bu nokta da ciddi bir çalışma yapmalı. Dilin unutulması, Türkçe’nin Almanya’da zorunlu ders olarak devam etmesi için mutlaka baskı yapmalı. Acı ama gerçek Türklerin yeni yetişen gençlerinin büyük çoğunluğu Türkçe konuşmuyor. 2015 – Gebze Gazetesi
Sonuç olarak dünyanın 80 ülkesini gezip, kültür ve medeniyet tarihimiz ile ilgili belgesel çeken ve bir çok televizyon kanallarında Devr-i Alem programı ile yaptığımız araştırmaları hiçbir maddi düşünce içerisinde olmadan kamuoyu ile paylaşan sorumlu bir gazeteci ve belgeselci olarak Almanya’da yaptığım son araştırma ve tespitlerimi kamuoyuyla paylaşmak, ilgili ve yetkililere çalışmalarımın bir özetini göndererek görevimizi yapmanın huzur ve mutluluğu içerisindeyim. Almanya Türkleri başta olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türklerin özellikle genç kuşakları milli ve manevi tarih bilinci ile yetiştirilmeli ve ciddi araştırmalar yapılmalıdır.

HANNOVER’DEN HAMBURGA DEVR-İ ALEM

SAMSUNG CSC

Viyana kuşatmasında Almanlara esir düşüp, Hannover’de ölen Hasan ve Mehmet adlı sipahi askerlerinin mezar taşı ile ilgili belgesel çektik

12 – 17 Mayıs 2015 tarihlerinde Devr-i Alem Belgesel program yapımcısı ve Avrasya Gazeteciler Derneği başkanı olarak Almanya’nın Hannover ve Hamburg eyaletlerinde araştırma yapıp belgesel çektik. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Türk – Alman dostluğunun tarihi geçmişini araştırıp, Almanya’da yaşayan Türkler ile konuştuk. Girit ve Viyana’dan esir olarak getirilen Osmanlı akıncılarının mezar taşlarını bulduk. Kur’an-ı Kerim’in ilk kez toplu olarak matbaa hafleri ile Hamburg’da basıldığını tespit ettik. Almanya’nın en büyük ikinci eyaleti olan Hannover’in Başkonsolosu Mehmet Günay bey ile söyleşi yaptık. Birçok TV kanalında yayınlanacak Devr-i Alem belgesel programı ekibi olarak Almanya’nın Hannover ve Hamburg eyaletlerinde tarihe not düşüp, zamana noterlik yaptık.

Almanya Türkleri ve Osmanlı İzleri Belgeseli

Uzun yıllardan beri Türk – Alman dostluğu, Almanya Türkleri konusunda araştırma yapan, çeşitli sivil toplum örgütlerinin daveti ile konferans ve seminer için Almanya’ya giden İsmail Kahraman, Almanya’dan doğan ve Osmanlı’nın en büyük sınır çizgisi olan Tuna nehri ile ilgili araştırma yaparak belgesel çekmiş, TUNADAN BİR TARİH AKAR kitap ve belgeselini hazırlamıştı.

Kahraman şimdi de Almanya’da yaşayan Türkler ile ilgili araştırma yapıp, tarih boyu Türk – Alman dostluğunu araştırıp kitap ve belgesel haline getirmek için çalışma başlattı. Girit ve Viyana kuşatmalarında esir düşen Osmanlı sipahi askerleri ile ilgili belgesel hazırlayarak birçok kanalda yayınlatacak.

Hannover Eyaleti Başkonlosu ile Devr-i Alem

Almanya’nın en büyük ikinci eyaleti olan Aşağı Saksonya  eyaletinin merkezi ve başkenti Hannover güzel ve önemli bir şehir. Hannover ile ilgili daha önce bir iki yazı kaleme aldım. Bugünde Hannover eyaletinde Türkiye Cumhuriyeti  Başkonsolosluğu görevini yürüten Sayın Mehmet Güney bey ile Devr-i Alem belgesel programı olarak yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Söyleşiye başlamadan Sayın Başkonsolosun sorumluluk alanı olan Almanya’nın ikinci en büyük eyaleti Aşağı Saksonya ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Almanya eyaletlerle idare edilen, eyaletlerin önemli yetkisi olan bir yapılanma. Aşağı Saksonya eyaleti de gerek kültür gerek tarih, gerekse sanayi bakımından Almanya’nın belkemiği. Burada çok sayıda Türk yaşıyor. Fuarlar kenti olarak bilinen Hannover (Aşağı Saksonya) eyaleti Alman devleti içinde önemli.

Aşağı Saksonya Eyaleti

Aşağı Saksonya (Almanca: Niedersachsen), kuzeybatı Almanya’da başkenti Hannover olan bir eyâlettir. Diğer önemli kentleri ise, Wolfsburg, Salzgitter, Celle, Goslar, Göttingen, Osnabrück ve Braunschweig’tir. Yüksek Almanca’nın (Almanca: Hochdeutsch) konuşulduğu bölgelerden biridir. Aşağı Saksonya, kuzeyde Kuzey Denizi ve Elbe ırmağıyla sınırlanıyor. Eyaletin içinde sadece Bremen ve Bremen limanı özgür şehir eyaleti olarak Hannover hükümetinden bağımsızdır. Aşağı Saksonya’nın güney doğusunda Almanya’nın en kuzey dağ bölgesi Harz-Dağlarının batı bölgesi bulunuyor. Aşağı Saksonya ‘nın en yüksek dağı yüksekliği 970 metre olan Harz´daki Wurmbergi’dir. Harz-Dağlarının en yüksek dağı, Brocken, Aşağı Saksonya ve Sachsen-Anhalt sınır bölgesinde bulunur.

Hannover Başkonsolosundan önemli açıklamalar

SAMSUNG CSC

Hannover Başkonsolosu Mehmet Günay’a Almanya’dan doğan Tuna nehrinden adını alan Tuna’dan Bir Tarih Akar kitap ve belgesel setimizi hediye ettik

Dünya coğrafyasını gezerken gittiğimiz ülkelerde büyükelçiler ve başkonsoloslarımızı mutlaka ziyaret etmeye çalışıyorum. Hannover’de de T.C. Başkonsolosu Mehmet Günay beyi ziyaret ederek söyleşi yapıyoruz. Başkons9olokluk binamız şehrin merkezinde. Başkonsolosluğun güvenlikten sorumlu müdürü bizleri Devr-i alem programından tanıyarak yakından ilgilendi. Sayın Başkonsolos sıcak ve samimi bir insan. Daha önce Dış İşleri Bakanlığı Enformasyon Daire Başkanlığı yapmış ve ilk konsolosluk yeri. Bölge ile ilgili genel bilgi verdikten sonra eyalette 250 bin Türkün yaşadığını ayrıca bu bölgedeki üniversitelerde çok sayıda Türk öğrencinin eğitim gördüğünü söyledi. Bölgeye ilk kez 1950’li yıllarda Türkiye’den okumak üzere gelen Türk öğrencilerin geldiğine işaret ederek, bugün iş adamı düzeyinde çalışan çok sayıda Türkün olduğunu bildirdi. Aşağı Saksonya eyaletinde 300 civarında Türklere ait sivil toplum örgütünün olduğunu ve eyalette yaşayan Türklerin kültürel değerlerini koruduklarını söyledi.

Türk-Alman dostluğu önemli

Başkonsolos Sayın Mehmet Günay Bey tarih boyu Türk Alman dostluğunun gelişerek büyüdüğüne işaret ederek, Türk Alman dostluğunun gelişmesine önem vermek için kurum ve kuruluşların çalışmalar yapması ve çaba sarf etmesini istedi. Gerçekten Türk-Alman dostluğunun tarihi eskilere dayanmakta. Tarihin birçok döneminde Türk-Alman dostluğunun önemli izlerinin olduğu bir gerçek. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk- Alman dostluğuna önem veren birçok örneğinin olduğu, akademik anlamda bu dostluğun gelişerek büyümesi gerektiğini söyleyen Sayın Başkonsolos, ikinci Viyana seferinde esir düşen iki sipahi akıncı askerinin mezarlarının bile asırlarca korunmasının temelinde bu dostluğun bulunduğunu söylüyor.

MÜSİAD Hannover şube başkanı ile söyleşi

SAMSUNG CSC

Hannover MÜSİAD Başkanı Naci Aydın

Hannover Türk iş adamları için önemli bir bölge. Her gün Türkiye’den yüzlerce sanayici ve iş adamı Hannover’de açılan fuarlara katılmaktalar. Kısa adı MÜSİAD olan Müstakil, Sanayici ve İş adamları Derneği Hannover Şube Başkanı Naci Aydın beyi ziyaret ederek bölgeyle ilgili bilgi alıyoruz. Şubeye kayıtlı iş adamları olarak Türk-Alman dostluğuna önem veren çalışmalar yaptıklarını, Türkiye ile Almanya arasında ekonomik, kültürel ve dostluk köprüleri kurduklarını açıkladı.

Hannover’in tarihi ve turistik yerleri

Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletinin başkentidir. Yaklaşık 500 bin kişilik nüfusu ile oldukça zengin park ve yeşil alanlara sahip olan Hannover Almanya’nın en popüler ve en büyük fuar şehridir. Burada her yıl düzenlenen Cebit Bilişim Fuarı kente binlerce turisti çekmektedir. II. Dünya savaşında çoğu yeri tahrip olan Hannover’in bu yüzden tarihi yerleri az sayıdadır. Hannover sanayi ve ticaret şehri olup dünyaca ünlü firmalar burada yer almaktadır.

Şehirde bulunan Maschee ve Steinhude ve Leine nehri parkları,doğal alanları ve barok tarzı bahçeleri ile kentin doğal harikalarını oluşturmaktadır. Ahşap yapılar arasında bulunan yürüyüş yolları şehri daha rahat dolaşmanızı sağlar. Kaldırımların üzerinde bulunan ve 36 tarihi eseri görmenizi sağlayan The Red Thread ( Kırmızı ince çizgi) kimseye ihtiyaç duymadan tarihi güzellikleri görmenizi sağlamaktadır. Green Hannover de park ve bahçelerle doludur. Barok tarzının en iyi örneklerinden biri olan Büyük Bahçeler insanlar dolup taşmaktadır. Bu bahçe de birbirinden renkli çiçekler ve 70 metreye su püskürtebilen fıskiye yer almaktadır. Şehirdeki kent ormanı da benzersiz görüntüsüyle sizleri etkileyecektir. Ayrıca birçok müzeye de ev sahipliği yapan Hannover’de Sprengel müzesi geniş alanıyla görsel bir şölen sunmaktadır. Burada Naki de Saint Phalle’ye ait birçok çalışma, Picasso’nun modern çalışmaları ve daha pek çok eserler yer almaktadır. Hannover tarih ve kültür bakımından diğer Avrupa şehirleri kadar büyüleyici olmasa da eski kültürün izlerini son derece iyi taşımaktadır. Yurtdışı destinasyonları arasında yer alan Hannover her yıl ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

Sonuç olarak Hannover Başkonsolosu Mehmet Günay ve MÜSİAD Hannover Şube Başkanı Sayın Naci Aydın, Hannover eyaleti ile ilgili güzel bilgiler verdiler. Kendilerine teşekkür ediyorum. Hannover’de kaldığım süre içerisinde başta ilkokul arkadaşım Ahmet Sarıkaya, Gazeteci – Yazar Mehmet Atilla olmak üzere bir çok insanın ilgi, yardım ve desteklerini gördüm. Gerçekten Avrupa’da önemli bir Türk nüfussunun olduğunu görmenin huzur ve mutluluğu içerisinde Türkiye’ye döndüm.

Almanya’da Osmanlı İzleri

SAMSUNG CSC

Almanya’ya öğenci olarak gelip iş adamı olan Celal Mermertaş’tan bilgiler aldık

Almanya da kültür ve tarih gezimiz devem ediyor. Hamburg’dan Hannovere geldik. Hannover fuarları ile ünlü bir kent dünyanın bir çok ülkesinden her yıl buraya gelen sanayici ve iş adamları fuarlara katlıyor. Hannover bizim tarihimizdeki yer çok önemli. İlk kez Türkler buraya 1950 li yıllarda öğrenci olarak gelmişler. 1960’dan sonra çok sayıda Türk çalışmak için gelmiş. Bölge ile ilgili araştırmalar yapıp ilk gelen insanlarla görüşüyoruz. 54 yıldır Hannover de yaşayan ve halen Almanya Karadenizliler derneğinin başkanı olan Mehmet Genç  beyle  Hannover’de yaşayan Türkler üzerine söyleşi yapıyoruz. Sivil toplum örgütleri başkanları işadamları ile görüşmeler yapıp bilgi alıyoruz.

İşçi olarak buraya gelen Türkler daha sonra her biri iş adamı  olmuşlar. Türklerin bir çoğu işsizlik maaşı adı altında Devletden sosyal güvenlik parası alıyor. Hannover’in bazı cadde ve mahallesi tam anlamı ile  Türk mahallesi. Öğrenci olarak Hannovere gelmiş Celal Mermertaş bugün iş adamı  Müstakil Sanayici ve İşadamları derneği bölge başkanı Naci Aydın beyle de söyleşi yapıyoruz. Naci bey Türklerin her geçen gün daha başarılı olduğunu söylüyor. Türkler camilerini ve kültür merkezlerini kurarak mili ve manevi kültürünü korumaya çalışıyor.

 Almanya’da  Osmanlılar

Girit'ten Almanya'ya esir olarak getirilerek adı Ludwg Maximilian yapılan Mehmet

Girit’ten Almanya’ya esir olarak getirilerek adı Ludwg Maximilian yapılan Mehmet

“- WeinbauerJohannesChrist am Bodensee – KartäuserpaterJosephus in Hildesheim -Ludwig Maximilian Mehmet vonKönigstreu -Sadok Selim Soltan – Fatma Kariman, MutterdeskursächsischenFeldmarschallsFriedrichAugustRutowski -NikolausStrauß -Friedrich Karl Wilhelm Benedict  “ Hatta rivayetlere göre Johann Wolfgang von Goethe nin esir Osmanlılardan olduğu söyleniyor   (Kaynak: Tarih Araştırmacısı  Selman Kılınç )

 Hannover’de ölen Osmanlı Sipahiler

Hannoverde ilk ziyaret ettiğimiz yerin başında ikinci Viyana kuşatmasında esir düşen iki Osmanalı Askeri’nin mezarı bulunyor.  Mezarları  arkadaşım  Ahmet Sarıkaya ile araştırırken  Devri alem programlarını  yakından takip eden ve Hannover’de yaşayan Araştırmacı gazeteci Mehmet  Atilla  beyle mezarlıkda  karşılaşıyoruz. Birlikte mezarların bulunduğu  yere gidiyoruz. Hannover  Neustadter StrAndreas askeri Mezarlığına Hıristiyan olmayanın gömülmesi yasak olduğu halde Kıbleye karşı gömülmüş iki Osmanlı mezar taşının yanına geldiğimde oldukça heyacanlanıyorum.  Bu iki mezar taşı Kime aitler, neden oradalar?  Taşlar bize çok şey söylüyor.

SAMSUNG CSC

Girit’ten Almanya’ya esir olarak getirilerek adı Ludwg Maximilian yapılan Mehmet’in Hannover’de mezar taşını bulduk

İsmail-Kahraman-ve-Turgut-Özal

Turgut Özal ile Araştırmacı – Gazeteci İsmail Kahraman birlikte

Bu iki mezar taşı Osmanlı Sipahisi Hasan ve Şemdinlili Derviş Mehmet’e ait. Viyana’yı kuşatmak için gitti, esir düştü ve Almanya’nın Hannover kentinde  öldüler. Ama tüm teşvik ve baskılara rağmen inançlarından ödün vermeyip,  soyumuz  bozulmasın diye  evlenmemişler  Osmanlı asaletine yakışır Müslüman  olarak ölmüş  istekleri üzerine  islami inanaçlara göre buraya  defnedilmişler. Bu mezar taşları  gerçekten insana farklı duygular yaşatıyor. Asırlık ıhlamur ağaçları altında  mezarlığın bir kenarında   nöbet tutar gibi duran iki  Osmanlı akıncı ve sipahi beyinin mezar taşının başında Fatiha okuyup dua ettikten sonra, Mehmet Atilla beyden bilgiler alıyoruz.  Mehmet bey bu konuda çok geniş bilgiye sahip orjinal taşların kırılıp atıldığını yerine  yenilerinin konulduğunu  ve  taşların bulunuş hikayesinin  rahmetli Özal’ın Hannover ziyaretine  dayandığını  açıklıyor. Taşların yanına Hannover başkonsolosluğu tarafındanbTürkçe ve Almanca olarak bir küçük kitabe yazılarak ayrıntılı bilgi verilmiş.

Almanya gezimiz boyunca tarihe not düşüp zamana noterlik etme adına bir  çok bilgi ve not aldık. Bu makalenin devamını www.gebzegazetesi.com adresindeki köşe yazımdan okuyabilirsiniz. Mehmet beyin bu araştırması Türkiyede bazı medya organlarında haber olmuş  o haberden birini sizlerle paylaşıyorum.

Honnver’de  Nöbet Tutan İki  Osmanlı Mezar Taşı

Viyana kuşatmasında Almanlara esir düşen sipahi askerleri ile ilgili arşivi Araştırmacı - Tarihçi Mehmet Atilla bey Devr-i Alem ekibi ile paylaştı

Viyana kuşatmasında Almanlara esir düşen sipahi askerleri ile ilgili arşivi Araştırmacı – Tarihçi Mehmet Atilla bey Devr-i Alem ekibi ile paylaştı

Mehmet Atilla’nın imza attığı araştırmayı Gökhan Aydoğdu haberleştirerek tarihe not düşerler bizde bu araştırma ve  haberi sizlerle burada paylaşıyoruz. Sizlerinde yolu bir gün Hannovere düşerse mutlaka bu iki akıncı beyi ve sibahinin mezarını  ziyaret edip fatihe okuyun. Acı ama gerçek bugün 30  / 40 yıldır  Hannoverde yaşayan  bir çok türk böyle bir  mezardan haberi bile yok. Mehmet Atilla Bey dostumuz Üniversite ve akademisyenleri  göreve  davet ederk  bu mazar taşları  tez konusu olmalı araştırma yapacaklar  biz her türlü yardımda bulunuruz diyor.  Şimdi Araştırma ve haberi sizlerle paylaşıyoruz. “ Osmanlı ordusu Avrupanın kapısı sayılan Avusturya’nın başkenti Viyana’yı Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından 27 Eylül 1529 yılında birinci kez kuşattı. Kış şartlarının ağır basması ve erzak sıkıntısının had safhaya ulaşması sebebi ile kuşatmadan vazgeçip 16 Ekim 1529 tarihinde Budin’e geri dönmek zorunda kaldı. Osmanlı padişahı dördüncü Mehmet zamanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki birlikler ikinci defa Viyana önlerine geldiler. Aradan 154 yıl geçtikten sonra 1683 yılında İkinci defa Viyana’yı kuşattı. Kara Mustafa Paşa bazı olumsuz nedenlerden dolayı kaleyi teslim alamadı ve geri çekilmek zorunda kaldı.

SAMSUNG CSC

Viyana kuşatlasında Almanlara esir düşüp, Hannover’de ölen Hasan ve Mehmet adlı sipahi askerlerinin mezar taşı

Viyana önlerine gelen Haçlı birlikleri içerisinde Hannover prensi Prens Ludwig’de bulunuyordu. Osmanlı ordusundan esir düşenler arasında bulunan Hasan ve Şemdinlili Derviş Mehmet adlı iki akıncıyı beraberinde Hannover’e getirdi. Hayli yakışıklı olan Türk esirler Hannover prensi Düşeş ünvanlı Sophie’nin özel hizmetine verildiler.

Hannoverde yaşayan Braunscweig-Luneburu Düşesi Sophie’nin hizmetinde övgülere şahit olan bu iki akıncı tarihçi Redecker’in ifadesiyle dinlerinde ısrar edip, beş vakit namazlarını aksatmadan kılıp üzerlerindeki akıncı elbiselerini hiç çıkarmak istemediler. Her türlü vaad ve baskılara rağmen Hristiyanlığı kabul etmediler.

Yazara göre Müslüman olarak öldüklerini evlilikleri ile ilgili  hiçbir bilginin bulunmadığını ve buna gerekçe olarak da din ve kültür farklılığının olduğu tahmin edilen Hasan ve Mehmet, Düşeş ünvanlı Sophie’nin hizmetinde 8 yıl bulunduktan sonra 1691 yılında birkaç ay ara ile ölürler. Ölüm sebepleri hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor.

Hannover’in Königsworterplatz meydanında bulunan NeustadterStrAndreas Mezarlığı’nda vasiyetleri üzere Kıble’ye karşı gömülen Hasan ile Mehmet’in Hıristiyan olmayan bir kimsenin Hıristiyan askeri mezarlığında gömülmesi yasak ve dine aykırı olduğu halde prenses Sophie’nin özel izni ile bu mezarlığa gömüldükleri ortaya çıkmıştır.

Tarih kaynaklarından edilinen bilgiye göre ölünceye kadar Osmanlı anane ve gelenekleri ile dinlerinden en küçük bir taviz vermeyen Hasan ile Mehmet’in mezarları zamanla aşınıp yok olmak durumuna geldiysede son zamanlarda yetkililerin duyarlılığı ile tekrar restore edilip küçük bir Türkçe plaket ile 12.01.2000 tarihinde yerine konulmuş.

Geçen yıl bu iki Türk askerinin mezar taşlarında yer alan yazılar maalesef şu anda değiştirilmiş durumda. Araştırmacı Mehmet Atilla’da bunu doğruluyor. Yani bu topraklarda Osmanlı asaletinin iki mezar taşı ile anıtlaşmasına bile tahammül edemeyenler var… ( Kaynak: Haber Gökhan  Aydoğdu . Araştırma : Mehmet Atilla)

 

Belgesel Tadında Hannover’de Devri Alem.

Kamera ve fotoğar makinamızı alarak  Hannover’de kültür turuna çıkıyoruz. Hannover, Almanya’nın Aşağı Saksonya (Niedersachsen) eyâletinin başkentidir. Nüfusu 515.000’in üstündedir. Oldukça geniş yeşil alanlara ve parklara sahip olan kent, aynı zamanda Almanya’nın en büyük fuar kentidir. Dünyaca ünlü Expo fuarı 2000 yılında burada yapılmıştır. Ayrıca her yıl düzenlenen Cebit Bilişim Fuarı ile de kent turist çekmektedir.

Hannover, II. Dünya Savaşı’ndan çok zarar görmüş olan bir kent olduğu için tarihi yerleri az, eski şehri (Altstadt) ise küçüktür. Ünlü filozof ve matematikçi Gottfried Wilhelm Leibniz bu kente hayatının bir dönemini geçirmiş ve burada ölmüştür.

Hannover Tarihçe

SAMSUNG CSC

Hannover Botanik Bahçesi

Ortaçağda Leine nehrinin kıyısında kurulmuş olan kentin adının Yüksek Kıyı anlamına gelen Honovere tabirinden geldiği sanılmaktadır. Önceleri salcı ve balıkçıların yaşadığı küçük bir kent olan Hannover, 13. yüzyılda ticaret yollarının kesiştiği, nispeten büyük bir şehir haline gelmiştir. Kara taşımacılığının zorlu olduğu bir dönemde, nehrin gemilerle kullanılabilir kuzey kısmında yer alması, ticari açıdan büyümesinin etkenlerinden biri olarak sayılır. Bir Hanse ticaret birliği şehri olan Bremerhaven’e Leine nehri ile bağlı olması ve Kuzey Almanya Düzlüğünün güneyinde, Harz dağlığının ise batısında bulunması doğu ile batı arasındaki katır kervanları da dahil olmak üzere önemli bir kavşak noktası durumundaydı. Hannover şehri, Ren, Ruhr ve Saar nehri vadileri ile güney doğusunda bulunan sanayi merkezlerine, doğusu ve kuzeyindeki düzlük bölgelere açılan bir kapı ve Harz dağlığının eteklerinde seyreden, Aşağı Saksonya, Saksonya ve Turingiya arasındaki kara trafiği için önemli bir merkez durumundaydı.

 

İkinci  Dünya Savaşı’nda Hannover

İkinci Dünya Savaşı’nda, Hannover önemli bir kavşak noktasıydı. Bu özelliği ve oldukça gelişmiş silah sanayii 1940 yılından itibaren başlayan müttefiklerin hava saldırılarına fazlasızyla maruz kalmasına neden oldu. Şehrin önemli holdingleri Stöcken semtindeki AFA, Misburg semtindeki Deurag-Nerag, Vahrenwald ve Limmer semtlerindeki Continental, Linden semtindekiHanomag ve NMH ve Ricklingen semtiyle Laatzen’deki Alüminyum İşletmeleri (VLW) idi. Hava saldırıları sadece silah sanayii tesisleri ve demir yollarıyla sınırlı olmayıp, özellikle mesken alanlarını da vurdu. Savaş boyunca 6.700 civarında şehir sakini müttefiklerin bomba yağmurunda can verdi. 150.000 haneden yaklaşık %5’i ayakta kalmayı başarabilmiştir. Savaştan sonra Aegidienkirche harabesi yeniden imar edilmeyerek savaş kurbanları ve zorbalık anıtı olarak harap halde bırakıldı. Savaştan sonra Hannover Almanya’nın Britanya güçleri tarafından istila edilmiş bölgesinde kalıp, 1946 yılında Federal Almanya’da eyaletler kurulduğunda Aşağı Saksonya eyaletinde yer aldı.

 Hannover’in Coğrafî konumu ve yapısı

SAMSUNG CSC

Hannover Devlet Üniversitesi

Hannover Almanya’nın kuzeyinde yer almaktadır. Şehrin güneyinde üniversite şehri olan Göttingen, doğusunda Volkswagen’nın fabrikasının kurulmuş olduğu Wolfsburg bulunmaktadır. Vadi üzerine kurulu olan şehir tamamen dümdüzdür, bu özelliği sayesinde özellikle yazın şehrin bisikletle dolaşılması imkânını sağlamaktadır.Şehrin içinden Leine nehri geçmektedir. Ayrıca şehirde yapay oluşturulmuş bir göl olan Maschsee vardır.Özellikle, Ağustos ayında yapılan Maschsee festivali oldukça ilgi çekicidir. Bunun haricinde, yeni belediye binasının (Neues Rathaus) arkasında da bir gölet bulunmaktadır .Hannover’de yıl boyunca ortalama sıcaklık 8,7 °C civarında görülmektedir.Merkez tren istasyonu olan Hannover Hauptbahnhof, yüksek hızlı trenler (ICE), şehirler arası trenler (IC), bölgesel-eyalet trenleri (Regional Express RE, Metronom), Banliyö trenleri (S-Bahn) ve kent içi hafif raylı sistem – metro hattı ile beslenmektedir. Hannover Havalimanı, Aşağı Saksonya’nın başkenti Hannover’den 11 km uzaklıktadır ve Almanya’nın dokuzuncu büyük havalimanıdır[1]. 1952 yılında, bugünkü özelliklerine göre dizayn edilen havaalanı, mimari açıdan Moskova’nın Sheremetyevo Havalimanına örnek oluşturmuştur. Uluslararası havacılık kodu HAJ’dır.

Hannover genel itibariyle sanayi, hizmet ve ticaret kentidir. Bunların yanı sıra dünyanın en büyük fuarlarına ev sahipliği yapmaktadır. TUI, Bahlsen, Komatsu-Hanomag, Solvay, Sennheiser Electronic, KIND İşitme Cihazları, Rossman, BREE dünya çapında üretim yapan ve tanınan büyük firmalardır. Ayrıca Volkswagen Nutzfahrzeuge (VW Ticari Araçlar), Continental, Johnson Controls, WABCO firmalarını bünyesinde barındırmaktadır. Finans ve Sigorta şirketlerinin yoğun biçimde faaliyet gösterdiği kentte Niedersachsen Eyaleti’nin büyük medya kuruluşları, TV ve Radyo istasyonları da Hannover merkezli yayın yapmaktadırlar. Aynı zamanda bir fuar başkenti olan Hannover 1947 yılından itibaren bu işlevini yerine getirmektedir. Özellikle Expo 2000 fuarı ile bu ünvanını kanıtlamıştır.

Hannoverimpuls Hannover Eyalet Başkent Belediyesi ve Hannover Bölgesinin ortak ekonomi geliştirme kuruluşudur. Kuruluduğu 2003 yıllından bu yana Hannover ve çevresindeki şirketlerin kuruluşunu, yerleşimini ve iş gelişimini teşvik edip desteklemekte. Hannover ve bölgesinin ekonomisinin gelişmesi için yedi branşa ağırlık verilmekdedir: Otomotiv sektörü , enerji sektörü, bilişim ve iletişim teknolojileri, sağlık sektörü, fotonik teknolojiler, yaratıcılık sektörü ve imalat teknolojileri. Bu ana branşlarda; aktif olan şirketlerin, Almanya`ya ve özellikle Hannover çevresinde yerleşimini sağlamak için değişik programlarla destek sağlanır. Üç ayrı ülke merkezi ile uluslararası olan ilişkiler teşvik edilir. Bu ülke merkezleri; özellikle Rusya, Hindistan ve Türkiye ile ilişkileri ve iletişimi sağlar.

Kültürü nasıl?

SAMSUNG CSC

Hannover’de birçok yapay göl bulunuyor

Görülmesi gereken yerlerin başında içinde çeşitli park ve bahçe düzenlemelerinin bulunduğu, su oyunlarının düzenlendiği çeşmeleri bulunan Herrenhäuser Garten’dır. Bu parkın yakınında bir de müze vardır (Herrenhausen Museum im Fürstenhaus). Kentin tarihi yeri olan eski şehirde (Altstadt) tuğla gotiği (Backsteingotik) stilinde yapılmış eski belediye binası (Altes Rathaus), Leibniz’in yaşamış olduğu evi ve Marktkirche bulunmaktadır.

Gezilip görülmesi gereken  başlıca  Müzeler, Wilhelm-Busch Müzesi; Karikatür ve Grafik Müzesi, Historisches Museum; Tarih Müzesi, Sprengel Museum; Resim ve Sanat Müzesi, Kestner Müzesi, Theatermuseum; Tiyato Müzesi, Niedersächsisches Landesmuseum; Aşağı Saksonya Eyâlet Müzesi, Exposeeum,  Herrenhaus Museum im Fürstenhaus

 

İsmail Kahraman’ın Kaleminden Almanya’da Ramazan Kültürü ve Türklerin  Geleceği

SAMSUNG CSC

Hannover’de yaşayan Türkler’den Aydın ailesi İslami çalışmaları sürdürmekte

Her yıl fırsat buldukça Ramazan ayında bir kaç günde olsa dünyanın bir çok bölgesine giderek Ramazan kültürünü oralarda yaşamaya çalışıyorum.Yurt dışında Ramazan kültürü bir başka güzel oluyor. Bu yıl Ramazan ayı hazırlığına Avrupa da şahitlik yaptım. Avrupada Ramazan kültürünü yaşamak ve Ramazan’ı karşılamak için Avrupa Türkleri önemli hazırlık yapıyor. Yaşlısından gencine    Türk vatandaşlarından önemli bir kısmı Ramazan için çok önemli hazırlıklar yaparak Ramazan ayını karşılıyor. Özellikle Hannover ve Hamburg gibi Kuzey bölgesinde Ramazan ayının yaz mevsimine gelmesinden dolayı 18 saat süre ile oruç tutacak müslümanlar. Bir zamanlar Almanya’ya işçi olarak gönderdiğimiz birçok insanımızın 3 kuşak torunları artık birer işadamı ve patron olmuşlar, yanlarında Almanları çalıştırıyorlar.

Almanya’da iş göçünün kısa tarihine bakacak olursak Almanya’ya ilk göç 31 Ekim 1961’de Türk İşgücü antlaşması ile başladı. Almanya 2. Dünya savaşından hızlı kalkınma hamlesi karşısında çığ gibi büyüyen işçi açığını İtalya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerinden karşılamaya başladı.1967’de imzalanan antlaşmayla ilk Türk göçleri başladı. İşçilerin yüzde 60’ı kalifiye elemandı. 2004 yılı itibariyle Türk işçisi sayısı 3,5 milyonu geçmiştir. Bugün başta Almanya olmak üzere Avrupada çok önemli bir Türk nüfus varlığı mevcuttur.  Bu insanlarımıza Avrupa Türk’ü demek gerekiyor.

AVRUPA’DA TÜRK OLMAK

SAMSUNG CSC

Hannover’de yaşayan Aydın ailesi evinin bahçesine minyatür Cami yapıp kendi ibadetlerini gerçekleştiriyorlar

12 – 17 Haziran 2015 tarihlerinde Kuzey Almanya’nın Hannover ve Hamburg eyaletlerine yaptığım gezide Osmanlı tarihi açısından çok önemli bilgilere ulaştım. Osmanlı izleri ile ilgili değerli araştırmacı sayın Mehmet Atilla beyden hem bilgi aldık hemde bizlere rehberlik yaptı. Almanya’da bugün bir çok sivil toplum örgütümüz var. Büyükelçiliklerimiz, başkonsolosluklarımızın yanı sıra sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar, camiler, kültür merkezleri Türklere hizmet veriyor. Bu hizmetler çok önemli. Bugün kültür merkezleri, cami ve derneklerle ilişkisi olan aileler dilini ve dinini korumaya çalışıyor. Çocuklarına milli ve manevi kültürünü öğretmek için aileler yavrularını camilere ve kültür merkezlerine gönderiyorlar.

Ancak her şeye rağmen aileler Almanya’da çocuklarının geleceğinden endişeli. Çocuklarının milli ve manevi kültürünü korumaları ve Türkçe’yi unutmamalarını, dini bilgilere sahip olmaları için fikirler üretiyorlar. Alman devletine ait okullarda 14 yıldan beri okul aile birliği başkanlığı yapan kültür adamı ve gönül insanı Mücahit Batırlık bey ile özel söyleşi yapıyoruz. Mücahit bey “Babalar Grubu” kurduklarını, bu grubun zaman zaman toplanarak çocuklarına nasıl sahip çıkabilmek için fikir alış verişinde bulunup, toplantılar düzenlediklerini, toplantıya akademik seviye de insanlar davet ederek konferanslar düzenlediklerini söyledi. Gerçekten çok güzel bir girişim. Türkiye’den de babaların örnek alacağı bir çalışma, kendisiyle çok güzel bir söyleşi gerçekleştirip, önemli fikirler aldık.

ALMANYA’DA TÜRK ÇOCUKLARININ EĞİTİMİ

Belgesel çekimlerimiz esnasında çok acı olaylara da şahitlik yapıyoruz.Almanya devleti Türkçe eğitimini ders olmaktan çıkarıyor.Entegrasyon adı altında türleri asimile etmek için değişik yöntemlere baş vuruyor.Türkçe’nin ders olmaktan çıkartılması, Türkçe’nin unutulmasına sebep olacak.Alman devleti baştan beri Türklerin birlikte yaşadığını, aynı mahallede ve aynı semtte yaşamasını bir türlü içlerine sindiremiyorlar.Entegrasyon kelimesinin arkasına sığınarak Türklerin nasıl asimile etmenin plan ve hesabını yapıyorlar.Türkiye bu nokta da ciddi bir çalışma yapmalı.Dilin unutulması, Türkçe’nin Almanya’da zorunlu ders olarak devam etmesi için mutlaka baskı yapmalı.Acı ama gerçek Türklerin yeni yetişen gençlerinin büyük çoğunluğu Türkçe konuşmuyor.

ALMANCA DİN DERSİ KİTABI

SAMSUNG CSC

Devr-i Alem program ekibi olarak bizi Almanya’ya davet eden ilkokul arkadaşım Ahlet Sarıkaya’nın misafiri olduk

         Başta Türkler olmak üzere Almanya’da milyonlarca Müslüman yaşıyor.Ancak İslamiyet Almanlar tarafından resmi din olarak tanınmadığı için Müslümanlar bir çok sorun ve sıkıntı yaşıyor.Türklerin işçi olarak gelişinin üzerinden 50.yıldan fazla bir sure geçmesine rağmen Alman okullarında ilk kez din dersi verilecek.Emeği ile gelişip büyüyen Almanlar, Türk işçilerinin en temel insan hakkı olan dini inançlarına bir türlü saygı göstermemiş, nihayet geçtiğimiz yıllarda din dersinin 5.ve 6. sınıfta okullarda okutulması için karar almış ve uygulamaya başlamıştı.Din dersi kitabı ise Almanca olarak basılmış, Almanca basılan din dersi kitabını inceleme fırsatım oldu.Din dersi kitabının en başında “Yahudilerle ilgili bölümler çıkartılmıştır.” ifadesi yer alıyor.İşe sakat olarak başlanmış.Din dersi Kur’an’ı Kerim de ne ise o verilmelidir.Baştan tahrif olarak yapılan bu hareket din dersinin de nasıl verileceğinin de göstergesi.Ama her şeye rağmen önemli bir gelişme.Temennimiz Alman devleti İslam dinini de resmi din olarak da kabul eder.

BOŞANMALARDA BÜYÜK ARTIŞ VAR

                Almanya’da Türkler büyük bir dram daha yaşıyor. Kameramız elimizde Almanya’nın çeşitli bölgelerinde belgesel çekimleri yaparken, ithal damatlar ve ithal gelinlerle de tanışıyoruz.Almanya’da ki Türk işçileri Türkiye’den damatlar ve gelinler almaya devam ediyorlar. Bugün Türkiye’den gelin ve damat olarak giden on binlerce insanımız var.Milli gelin ve milli damat dense de daha çok ithal gelin ve ithal damat olarak anılıyorlar. Kameramızı bu insanlara da yöneltiyoruz.Bir söyleyip bin ah işitiyoruz.İthal gelin ve ithal damatlarda boşanma oranı yüzde yetmişlere dayanmış.Bu aile birleşmesi olarak yapılan evlilikler bugün aile ayrışması haline dönmüş.Boşanmalar yüzünden on binlerce Türk çocuğu büyük sorun ve sıkıntılar yaşıyor. Hiç yüzünden yapılan boşanmalar da en çok mağduriyeti Türkiye’den giden ithal gelinler yaşıyor.İthal gelinler adeta ölüm kalım mücadelesi veriyorlar. Ayrıca dışlandığı için sıkıntılı ve kötü hayat içerisindeler. İthal damatlar ise onların dramı bir başka. Bir çokları çoktan pişman olmuş, keşke çocuklarımız için evliliğimiz devam etse diye de konuşmadan geçemiyorlar. Almanya’da yetişen gençler ise yaşanan bu boşanmaları görünce evlilikten vazgeçiyor. Türk gençlerinin büyük bir çoğunluğu bugün Almanlar gibi yaşayarak evlenmiyorlar. Belgesel çekimlerimizi de bu acı olayı da belgeselleştirerek tarihe not düşmüş oluyoruz.

AVRUPA TÜRKLERİN’İN GELECEĞİ VE TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİNİN TARİHİ

Türk Alman ilişkilerinin tarihi 800 yıl öncesine dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla başlayan ilişkiler Osmanlı’nın Avrupa’da en güçlü olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda iki ülke arasında sınır komşuluğu düzeyine gelmiştir.Kanuni döneminde birinci Viyana kuşatmasında Osmanlıların bazı Alman prensleriyle karşı karşıya geldiği düşünülüyor.Almanlar ve Osmanlı arasında son savaş ise 1683 yılında ki İkinci Viyana savaşı olarak bilinmektedir. 19. Yüzyılda Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır.Bu dönemde ilişkiler askeri ve teknik iş birliğine dönüşmüştür.Zamanla da kültürel ve ticari alanlara da yayılmıştır.

Son Almanya gezimde değerli arkadaşımı kültür adamı Doktor Latif Çelik bey ile telefonla görüşüp çok önemli bilgi alma fırsatım da oldu.Latif bey kendini Türk Alman ilişkileri tarihine adamış bir isim. Türk-Alman ilişkilerinin gelişimi hakkında önemli bilgiler Verdi.Türklerin Almanya ile ilk ilişkilerinin Selçuklu döneminde haçlı seferi sırasında Anadolu’dan esir alınan Türkler başladığını söylüyor.Kanuni döneminde Osmanlı’nın Almanya’ya ilk büyük elçi atadığını açıklayarak, Almanya’da ki Türk izleri ve Türkiye’de ki Alman izleri hakkında belge ve fotoğraflarla kitap ve belgesel tv programı hazırladığını açıkladı.

DEVR-İ ALEM’E ALMANYA’DA YAŞAYAN TÜRKLER’DEN BÜYÜK İLGİ

Almanya’da beni en çok mutlu eden Devr-i Alem programının büyük bir izleyiciye sahip olduğunu görmekti. Yaşlısından gencine, erkeğinden kadınına bir çok insan Devr-i Alem programlarını büyük beğeniyle izlediklerini söylerken minnet ve şükranlarını ifade ediyorlardı.Bir çok insan dünyayı Devr-i Alem programıyla gezdiğini söylediler.Gerçekten yapılan çalışmaların boşa gitmediği ve hiçbir maddi beklenti düşünmeden belgesellerin izleyici tarafından beğenilmesi en büyük manevi katkı olduğunu görmek çok önemli.

Evet, Almanya’da 2015 yılının mübarek Ramazan ayını karşılama imkanımız oldu. Ramazan kültürü Avrupa’da çok güzel. Avrupada Ramazan birlik ve beraberlik demek. Almanya’dan tüm İslam dünyasının mübarek Ramazan ayını tebrik ediyorum ve Ramazan’ın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

RAMAZAN KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ YAZILARIM

Mübarek Ramazan ayının millet, memleket ve tüm İslam coğrafyasına barış ve huzuru getirmesi, hayırlara vesile olmasını dileyerek kutluyorum. Daha önce bu sütunda Ramazan kültürü ile ilgili bir çok yazı kaleme almıştım. Gelin kısaca daha önce bu köşede yayınladığım Ramazan kültürü ile ilgili yazılarımı www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com web sitelerimizden birlikte okuyalım.

Almanya – Hamburg’da Devri Alem

Dünya coğrafyasında kültür ve medenilet tarihimizin izlerini aratırmak için yine yollardayız. 12- 17 Haziran 2015 tarihlerinde belgesel çekmk üzere Almanyadayız. Bu kez Almanya’nın kuzey batı tarafıında Hannover ve Hamburg kentlaindeyiz. Hazıran ayı ortası olmasına olmasına  ragmen  havalar çok soğuk.Hannover kentinden yola çıkıp 150 Km. yol giderek  Almanaya’nını liman kenti  Hambug’a geliyorzu.  Yem yeşil ormanların içinden geçerek geldiğimiz Habrug’da  limanlanı, müzeleri  gezip Türklerle   görüşeceğiz.

Hambug çok önemli Almanya’nın Dünya’ya açılan kapısı. Hamburg kentinde Devr-i Alem diyerek belgesel Çekip tarihe not düşüp zamana noterlik yapacağı, Hamburgda 200 bin Türk yaşıyor  acı ama gerçek bunların  bir kısmı  mezheplerinden dolayı kendilerini müslüman görmedikleri için  müslüman sayısı  çok az.

HAMBURG  DÜNYAYA AÇILAN KAPI

SAMSUNG CSC

Avrupa’nın dünyaya açılan Almanya’nın Hamburg limanında belgesel çektik

Hamburg Hollanda’nın Roterdam limanından sonra  Avrupa’nın ikinci büyük limanı üstelik denize Kıyısı da  yok, bir iç liman üstelik  denize   60 Km. mesafesi var. Kanallarla  dünyanın çok büyük tonajlı gemileri  su kanalı ile Hamburg limanına  geliyor. Limanın tersanesinde büyük tonajlı gemiler yapılıyor. Limanı gezerken 3 tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin denizleri neden kullanmadığına çok üzüldüm. Türkiyeyi yönetenlerin ve Türk işadamları’nın Hambug limanından ve Almanlardan alacağı çok  ders var.

 KUR’AN-I KERİM İLK KEZ HANBURG ‘DA BASILDI

Hiç düşündünüz mü Kutsal kitabımız Kuranı kerim ilk kez Arapça olarak hangi  matbada ve kaç yılında basıldı ?  Gerçi kuranı kerim   Mekkeyi mükerremede nazil oldu, Medineyi münevverde toplandı, Kahire’de güzel sesli hafızlar tarafından okundu, İstanbulda bir birinden muhteşem hat sanatçıları tarafından  yazıldı  ve  Tataristan/ Kazan’da matbalarda    basılıp çoğaltıldı. Ancak ilk kez hangi matbaada toplu olarak basıldı?  Diye düşündünüz mü?  Önemli bir gerçeği  daha  tesbit ettik.Almanya milli kütüphanes’nin kaynaklarında çok önemli bir bilgiyede ulaştık. Kuranı kerim arapça olarak ilk kez bir kısmı 1537 yılında Venedik’de   matbada basılmış. Ancak Kitap halinde toplu olarak 1694 yılın da  Hamburg’daki matbada basıldı. Bu tarih, Alman Arşiv belgelerine gore Almanya’nın İslamiyetle ilk teması olarakda  bilinmekte.

 SAVAŞLARDA ON BİNLERCE SİVİL ÖLDÜ

İkinci dünya savaşı’nda Hamburg İngiliz Kanada ve Amerika Tarafından bombalanmış. Onbinlerce sivil insan ölmüş. Sivllerin sığındı kamplar bile vurulmuş gemiler bombalanmış  Kampalrda ve gemilerde ölenlerin sayısı bilinmiyor.Amerika ve ingilizler geçmişde  Avupya yaptığını şimdi  müslüsan ülklere yapıyorlar. Tarih hep tekrar ediyor. Bu tesbitleri yaptıktan sonar Hamburgdakı gezimize  başlıyoruz. Devri Alem kameraları eşliğinde Hamburgun tarihi, kültürü, ekonomisi, coğrafi konumunu araştırmaya  belgesel tadında  yolculuğu çıkıyoruz.

Hamburgdaki kültür ve turizim gezimize 1975 yılında  türkler tarafından yapılan Haburg  camisinden başlıyoruz. Ceemaatle toplu olarak namaz kılıp gençlerle söyleşi yapıyoruz. Camiler müslümanlar için bir sığınçak toplanma yeri. Camide Kandıralı bir türkün sünnet düğününed katılıyoruz.Bir başka camide kermes yapılıyor. Türkleri toplu halde görmek çok güzel. 1876 yılında kurulan Hambug Kültür Sanat müzüsindeki İslam eserleri bölümünde Türkiye’den getirilmiş çiniler. 1200 mezar taşları. Altın  süslemeli el yazma kuranı kerim  ve daha bir çok  eserin belgesel görüntülerini çekiyoruz.

Hamburg’da  Liman Turu

SAMSUNG CSC

Hamburg şehir merkezinde ki kanallar

Hamburg Almanya’nın ikinci büyük şehri olup kendi başına ayrı bir eyâleti oluşturur. Aynı zaman da Avrupa Birliği’ndeki en büyük 6. Metropoldür. Almanya’nın dünyaya açılan kapısı da denilen kent, Almanya’nın en büyük limanına da sahiptir. Rotterdam’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci limanı olup, dünyada da 9. sıradadır. Hamburg lumanını gezereken insan gerçekten heyecanlanıyor. Ilk ke düzenli olarak 1906 yılında yapılan liman tüm orjinalliği ile karşımızda.  Kişi başı 18  yuru ödeyerek  bir saatlik  gemi turu ile  limanda  Devr-i Alem diyoruz. Gemi gezisinde bir çok yer gösteriliyor kanal yoculuğu ile  Hamburgu geziyoruz.

 Hamburg tarihinden notlar

Hambug şehrini tarihi oldukça eski. Bir şehir. Humburgun kurulduğu ilk  şehir merkezi park haline getirlmiş   beyaz  anıtlar yapılmış. Şehir, adını İmparator Şarman’ın MS 808 yılında yaptırdığı kaleden almaktadır. Alster ve Elbe nehirlerinin arasındakı bataklıktaki kayalık bir bölgede inşa edilen kale Slav akınlarına karşı kurulmuştur. Hammaburg adındaki kalenin ismndeki burg kale anlamına gelmektedir. Hamma kelimesinin anlamı ise “hamme” kelimesinden gelmektedir ve bataklık içindeki ağaçlık tepe, ağaçlık gibi anlamlara gelmektedir. Konumu Alster ile Bille arasında Petrikirche adındaki kilisenin güneyindedir.

 Hamburg’da on binlerce kişi öldü

Nazi Almanyası döneminde Hamburg, 1934 yılından itibaren 1945 yılına kadar bir Gau idi. II. Dünya Savaşı sırasında Hamburg’un liman alanların harap edilerek Müttefik hava akınlarına uğradı. Bu yoğun nüfuslu işçi sınıfının yaşadığı ilçelerde alevler içinde can veren binlerce insanlar gibi bir sonucu olarak dramatik bir demografik değişim yaşadı. II. Dünya Savaşı sırasında 23 Temmuz 1944 tarihinde İngiliz ve Kanada uçakları geceleri, ABD uçakları da gündüzleri Hamburg’u bombaladı. Kasım’da operasyon bittiğinde 9.000 ton patlayıcı atılmış, 30.000 den fazla insan ölmüş ve 280.000 bina yıkılmıştır. RAF tarafından Gomora Operasyonu kod adı ile en az 42.600 sivil öldü. Ölenlerin kesin sayısı bilinmemektedir. 1 milyon sivil baskınlar sonrasında tahliye edildi. 42,900 ölen insandan az olmamakla beraber, savaş sonunda salgın hastalıklar nedeniyle Neuengamme toplama kampı (bataklıklar içinde, şehir dışında 25 km uzaklıkta bir yer) ve tahliye gemilerinin bombardımanı sırasında yok olduğu düşünülmektedir.

Hamburg’un Coğrafi Konumu

SAMSUNG CSC

Hamburg limanından genel görünüm

Hamburg Almanya’nın kuzeyinde yer alır. Kuzey Denizi’ne akan Elbe nehri kıyısındadır. Şehrin tam merkezinde iki büyük iç göl yer alır. Binnen- ve Aussenalster Gölleri. Ayrıca şehrin içinden bir sürü nehir akmaktadır, dolayısıyla bu özelliğinden dolayı şehirde tıpkı Amsterdam veya Venedik gibi çok sayıda irili ufaklı köprüler bulunmaktadır. Avrupa’nın en fazla köprüsüne sahip şehirdir. Amsterdam ve Venedik’in köprülerinin toplamı bile Hamburg’un köprü sayısını geçmemektedir. Dünya genelinde bir kıyaslama daha hiç yapılmadığı için sadece Avrupa genelinde kıyaslamayla kalmıştır. Elbe Nehri genişletilerek dünyanın en büyük limanlarından biri yapılmiştır. Hamburg eyalet’i Schleswig-Holstein ve Niedersachsen eyâletlerinin arasında yer alır. Hamburg’dan Elbe’nin haricinde Alster, Bille, Düpenau, Eilbek, Este, Flottbek, Isebek, Kollau, Osterbek ve Wandse nehirleride geçmektedir. Denize yakın bir konumda bulunmasının etkisinden dolayı iklimi nispeten diğer kuzey kentlerine göre ılımandır. En sıcak ayı olan temmuzda hava sıcaklığı ortalama 25 °C civarındadır.

 Haburg’un Ekonomisi 

Hamburg gerek ticari, gerekse hizmet sektörü açısından kuzey Almanya’nın en büyük sanayi kentidir. Özellikle havacılık sektörü, uçak üretiminde dünyanın en büyük 3.kentidir. Kimya, makina, gemi inşaat ve bankacılık sektörleri oldukça önemli yer tutmaktadır. 2008 yillinda Hamburgun kişi başina düşen yillik gelir ortalama 50.073€ olarak belirlenmiştir. Fakat Hamburgun 2007 sonundaki borcu 21,8 Milyar Avroyu geçmiştir.

 Hambug ‘da  Basın Yayanı ve Medya

SAMSUNG CSC

Hamburg Devlet Kütüphanesi

Alman Die Zeit gazetesi Hamburg’da basılmaktadır. Almanya’nın resmi haber ajansı olan Deutsche Presse Agentur (DPA)’nın merkezi de bu kentte bulunmaktadır. Almanyanin en çok satilan Bild gazetesi ve ona ait Axel Springer Verlag bünyesindeki birçok Gazete Hamburg’da basilmaktadir. Ayrıca kent film sektöründe çok gelişmiştir.Almanya’nın ilk özel Hukuk Yüksekokulu Bucerius Law School burada kurulmuştur. Hamburg Üniversitesi, Hamburg-Harburg Teknik Üniversitesi, Hafen-City Üniversitesi ve Hamburg Fachhochschule adındaki Üniversite bu şehirdedir.

 Haburg’da Kültür ve Turizm

Diğer kuzey Alman kentleri gibi Hamburg’unda mimarisi Backsteingotik tarzından etkilenmiştir. Tamamen düz olan şehri,özellikle güzel havalarda, yürüyerek gezmek son derece keyiflidir. Şehrin içinde bir sürü park bulunmaktadır. Ayrıca küçük turistik gezi tekneleri ile Binnen- ve Aussenalster göllerinde ya da limanda (Hafen) veya kanallarda tekne ile şehri gezebilirsiniz. Alster tekne turları tarihi bir mekân olan Jungfernstieg’den kalkmaktadır. Hamburg’da Amsterdam’daki kırmızı lamba bölgesini (red light district) andıran St.Pauli bölgesinde Reeperbahn Caddesi bulunmaktadır. Bu bölgede çok sayıda gece kulübü ve diskotek bulunmaktadır. Turistik açıdan Belediye Binası’nın (Rathaus) kulesine çıkarak şehrin güzelliğini tepeden de görebilirsiniz. Kentteki başlıca müzeler ve görülecek yerler ise :•Fischmarkt; balık pazarı, HafenCity; limaı, Speicherstadt, Miniatur Wunderland, Planetarium, Hafenmuseum; liman müzesi, Museum der Arbeit; İş müzesi, Das Feuerschiff; eski yangın söndürme gemis, Museum der Arbeit; Hamburg’un sanayi devrimi yılları ile ilgili müze, Hamburger Kunsthalle; sanat müzesi, Erotic Art Museum; erotik sanatlar müzesi, Deutsches Zollmuseum; gümrük müzesi. HSV Museum; HSV Hamburg futbol takımının müzesi, Museum für Hamburgische Museum; Hamburg müzes, Hamburg Tren Terminali

Hamburg’da Spor

Halen Alman 1. Futbol Ligi’nde (Bundesliga) Hamburger SV kentin en büyük takımıdır. Ayrıca FC St. Pauli futbol takımı da vardır. Sevilen bir başka spor dalı ise buz hokeyidir. Hamburg da 2006 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmış olan kentlerden biridir.

Evet, Hambugla ilgili anlatılıp söyleynecek çok şey var. Hambugla ilgili basil başına birde belgesel çekerek  Devr-i Alem farkı ile tarihe not düşüp zamana  noterlik yapacağız. Bu yazımızı hazırlarken Kaynaklarından yararlandığımız Vikipedia  özgür ansiklopediye   teşekkür ediyor   Almanyadaki kültür  gezimize  devam ediyoruz.

Kur’an-ı Kerim ilk kez Hamburg’da matbaada basıldı

SAMSUNG CSC

Hamburg İslam Eserleri Müzesi el yazması Kur’an-ı Kerim

Mübarek Ramazan’ı şerif ayını doya doya yaşıyoruz. Oruç tutmak, teravih namazları kılmak, sahura kalkıp, iftar sofralarında oruç açmak, fakir fukaraya yardım, dinimizin en güzel değerlerinden birisidir. Bir aylık oruç süresi ise vücudumuzun sağlığı açısından ne kadar değerli olduğu doktorlar tarafından açıklanmakta. Ramazan Kültürü her bakımdan muhteşem bir ibadet. Keşke bu güzel ibadeti bütün insanlık doya doya yaşayabilse.

Ramazan ayı boyunca siyasi konulardan uzak, milli manevi ve insanlığı ilgilendiren konulara özel bir yer vermek istiyorum. Dinimizin en değerli temel taşı yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’dir. Kuran-ı Kerim ile ilgili maalesef ciddi araştırmalar yok. Hatta Kuran-ı Kerim’in lafzını okur geçer manasına önem vermez ve öğrenmekte istemeyiz.

Kuran-ı Kerim ile ilgili en güzel tespiti milli şairimiz M. Akif Ersoy şu şiirinde dile getirmiştir; İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de, Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de , Lafzı muhkem yalnız anlaşılan kuranın, Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın, Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin ,Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.

Evet, Kuran-ı Kerim’i okumak anlamak ve anladıklarımızla da amel etmemiz gerekmekte. Kuran-ı Kerim hakkında bir çok araştırma yapılmış, geçtiğimiz hafta Almanya’nın Hannover ve Hamburg kentine yaptığım kültür gezisinde Kuran-ı Kerim’in ilk kez Arapça harflerle matbaa da Avrupa’da basıldığını ve toplu olarak kitap halinde Kuran-ı Kerim’in 1694 yılında Hamburg’da basıldığını öğrendim.

Kuran-ı Kerim ile ilgili, “Kuran-ı Kerim Mekke-i münevverde nazir oldu, Medine-i münevver de toplandı. Kahire’de hafızlar tarafından okundu, İstanbul’da en güzel hat sanatıyla yazılıp, basıldı, Tataristan’ın başkenti Kazan’da tercümesi ile birlikte çoğaltılıp dağıtıldı” şeklinde biliyoruz. Ancak Kuran’ı kerimin ilk kez Arapça harflerle hangi matbaada basıldığını yeni öğrendim.

Bu bilgileri bize Hamburg’da rehberlik yapan, Hamburg’u gezdirip, belgesel çekimlerimize katkıda bulunan Gölcük’ten Hamburg doğumlu değerli arkadaşımız Murat Pırıldar özel olarak araştırıp bizlere, Orijinal baskıyı bulmanın mümkün olduğunu ve Bavyera Devlet Kütüphanesi tarafından taranıp dijitalleştirildiğini öğrendiğini söyledi. Sayın Pırıldar’ın bizlere ulaştırdığı bilgilerden bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum.

İLK KUR’AN-I KERÎM BASMALARI – Mahmut GÜNDÜZ

SAMSUNG CSC

Hamburg İslam Eserleri müzesinde belgesel çektik

Matbaa, ilk olarak, 1446 tarihinde, Main’le Johann es Gutenberg (1399—1468) tarafından, Almanya’da kuruluşundan, iki yüz seksen yıl sonra, Türkiye’de faaliyete geçebilmiştir. Oysa, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yaşıysan Musevî Hristiyan gibi, Müslüman olmayan uyrukların, matbaaları, uzun yıllardır, kendi dilleriyle kitap basıyorlardı. Museviler, ilk matbaayı 1493 yılında İstanbul’da, bundan birkaç yıl sonra da Selanik’te açmışlardır. Ermeniler, 1567, Rumlar ise 1627 de ilk matbaayı kurdular. Osmanlı ülkesinde Müslümanların, kitap basmaları günah ve Tanrı Buyruğuna bir nevi hakaret sayıldığından, bu konuda geç kalınmıştır. Denilebilir ki, Osmanlı Türklerinin, ilim ve diğer alanlarda, Batılılardan geri kalmasının başlıca sebeplerinden biri de, din taassubu ve kişisel çıkarlar yüzünden, matbaanın, yüzyıllar boyu kabul edilmemiş olmasıdır.

2 — Matbaa, Türkiye’de ilk olarak, Padişah III. Ahmet (1673 – 1736) zamanında, Lâle Devri’nin uyanık ve ileri görüşlü Sadrazamı, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın (1660 – 1730) gayretiyle, Yirmi sekiz Çelebi-Zade Said Mehmet Efendi (. —öl. 1761) ve İbrahim Müteferrika (1674 – 1745) tarafından İstanbul’da kurulmuştur. Hazırlıklarına, 1726 da başlanmış, 1727 de bitirilmiştir. Matbaanın faydaları ve gerekliliği hakkında, Padişah III. Ahmet’- in fermanı ile, zamanın Şeyhülislamı, Yenişehirli Abdullah efendiden (. — öl. 1743), 1727 yılı Temmuzunda Fetva alınmıştır. Fetvaya göre; Kur’an-ı Kerim ve diğer dinî eserlerin basılmaları yasaktı. Bu şekilde, kurulan matbaada, 31 Ocak 1729 (H. 1141) tarihinde basılan ilk kitap Van kulu Lügatidir. Bu basım faaliyeti, ağır bir gidişle, yeni harflerin kabul tarihi olan 1928 yılına kadar sürmüştür.

3 — Matbaanın, Doğudaki, İslâm memleketlerinde kuruluşundan çok önce, Avrupa’da, Arap harfleriyle birçok eserler basılmış ve İslâm ülkelerine yayılmıştır. Nitekim Padişah III. Murat (1546-1595), bu durum karşısında, 1587 de yayınladığı bir fermanla, yabancı memleketlerde basılmış Arapça kitapların Osmanlı ülkesinde satılmasını serbest bırakmıştır. Diğer yönden, XVII. yüzyılın başlarında, Hristiyan misyoner ve papazları tarafından, Suriye ve Lübnan’da matbaalar açtırılarak, halkın, (özellikle Müslüman olmayanların) uyandırılmasına çalışıldığı bilinmektedir. Oysa bu memleketler, Osmanlı İmparatorluğu’nun birer parçasıdır.

MISIR’DA KUR’AN-I KERİM BASIMI;

Mısır’da, ilk matbaa, Napoleon Bonaparte’ın (1769-1821) istilâsı sırasında, 1798 yılında açılmıştır. Daha sonraları, Mısır’a vali olan Kavaklı Mehmet Ali Paşa (1769 – 1849) Bulak matbaasını kurdurarak, Türkçe değerli eserler bastırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaleti olan Mısır’da, Türkçeye önem verildiğinden, ilk Resmî Gazete olan «Vekayi-i Mısriye» Türkçe olarak, 1828 de yayınlanmağa başlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin Resmî Gazetesi olan «Takvim-i Vekayi» ise, ilk olarak 1831 de çıkmıştır.

1 — Arap harfleriyle, Türkçe Kur’an-ı Kerim tercüme ve tefsiri (Tibyan Tefsiri) ilk olarak 1841 de (H. 1257) Bulak matbaasında bastırılmıştır. (Kur’an, Tercüme, Tefsir bir arada).

2 — Mısır’da ilk Arapça Kur’an-ı Kerim basımı, 1864 de (H. 1281) Bulak matbaasında yapılmıştır. Bu basımda, Hazreti Osman Mushaf’ı esas tutulmuştur.

3 — Daha sonraki yıllarda, sayfa kenarlarında tefsirler bulunan, Kur’an-ı Kerim’lerin basımları yapılmıştır. Bunların arasında, çeşitli boyutlarda, örneğin; posta pulu büyüklüğünde olanları da vardır.

İSTANBUL’DA KUR’AN-I KERİM BASIMI;

Geç kalınmasına rağmen, İslâm ülkelerinde, en çok basımların İstanul’da yapıldığı anlaşılmaktadır. Evvelce de belirtildiği üzere, el yazması Kur’an-ı Kerimler uzun zaman aldığından çok pahalı ve gittikçe artan büyük ihtiyacı karşı- layamaz olduklarından, matbaada basılmaları zarureti doğmuş ve izin verilmiştir.

1 )1871 de (H. 1288) İstanbul’da, Hafız Osman hattı ile ilk olarak,

2)1874 de (H. 1291) Ahmet Cevdet Paşa’nın gözetiminde basımları yaptırılmıştır.

3) Sonraları, birçok matbaalar tarafından çeşitli Taş ve Harf basımları yapılmıştır.

4) Sayfa kenarlarında tefsirleri de bulunan güzel ve nefis basımlarda bu sıralarda yapılmıştır.

AVRUPA’DA KUR’AN-I KERİM BASIMI:

Allmanya'nın Hamburg şehrinde matbaada basılan ilk Kur'an-ı Kerim

Allmanya’nın Hamburg şehrinde matbaada basılan ilk Kur’an-ı Kerim

1) Avrupa’da, Arap harfleriyle ilk Kur’an-ı Kerim basımının 1530 yılında, Venedik’te Paganini (Paganinus de Brescia öl. 1530) adlı bir İtalyan matbaacı tarafından yapıldığı bilinmektedir. Ancak, bu basımın nüshaları, Papa Clement VII (Giulio de Medicis — 1478, Papalığı 1523 – 1534; tarafından toplattırılarak yaktırılmıştır. Avrupa memleketlerinde, Kur’an-ı Kerim’in Arapça basımları, her şeyden önce, ekonomik, siyasî çıkarlar e özellikle, gözlerine kestirdikleri İslâm ülkelerinde sömürgecilik çabalarını başarıya ulaştırmak için yapılmaktadır.

2) 1694 (H, 1106) tarihinde, Abraham Hinckelmann (XVII. yy.) adında bir Alman matbaacı, Hamburg’ta Arapça Kur’an-ı Kerim basımını yaptırmış, bu basım sonraları, 1834 – 1853 tarihleri arasında beş kere tekrar edilmiştir.

3)1698 yılında, İtalya’da, Arap dili ve kültürü uzmanı Ludovico Marracci (1612 – 1700) tarafından Padova şehrinde Arapça ve La-tince tercümesiyle birlikte iki cilt halinde basımı tamamlanan Kur’- an-ı Kerim’in, ilk cildi 1691 de Roma’da çıkmıştır. Mutaassıp bir Hristiyan ilâhiyatçı olan Ludovico-Marracci, amansız Türk düşmanı ve Avrupa’da Türkler aleyhinde ittifaklar kurduran Papa Innoeent Xl’in (1611, Papalığı: 1676-1689) yakın dostu idi. Kitabının birinci cildinde, İslâm dini ve peygamberi hakkında şiddetli suçlamalar yer almakta ve Kur’an-ı Kerim’e hücumlar yapılmaktadır. Bu eser, Papa tarafından teşvik görmüştür.

a) İlk Arapça Kur’an-ı Kerim basımı, 1543 tarihinde, Paris’te,

Fransa’nın İstanbul Elçisi Muavini Oriyantalist ve gezgin Guillaume Postel (1510 – 1581) tarafından Lâtince tercümesiyle birlikte yaptırılmıştır.

Bu tarihte Osmanlı İmparatorluğu tahtında Kanunî Sultan Süleyman (1494 – 1566) padişah bulunmaktadır.

bsb10872426_00045

Allmanya’nın Hamburg şehrinde matbaada basılan ilk Kur’an-ı Kerim sayfaları

Alman İmparatoru Charles Ouint’e (Karl V, 1500 – 1558) yenilere Pavia’da esir düşen Fransa Kralı Francois (1494 – 1547) annesi vasıtasiyle, Kanunî’den himaye talep etmiş, bu sayede hapisten ve esaretten kurtulmuştur. Türklerle dostluk kurmak çabasındadır. Bu dostluk, zamanla, Türklerin aleyhine gelişmiştir.

b) 1798 yılında Napoleon Bonaparte’m Mısır istilâsı üzerine, Paris’te Kur’an-ı Kerim iki cilt halinde bastırılarak, İslâmlara dağıtılmıştır.

c) Fransızlar, daha sonraları, özellikle, Tunus, Fas, Cezayir ve diğer Müslüman ülkelerde, sömürgeler kurmak ye yerleşmek siyasetiyle, birçok defalar (daha ziyade 1830 dan sonra) Kur’an-ı Kerim basımları yapıp İslâmlara dağıtmışlardır. Yirminci yüzyılda, özellikle, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra (1939-1945), günümüze gelinceye kadar, Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika kıtalarında, yüzü aşkın ülkenin dillerine tercüme edilmiş olan Kur’an-ı Kerim’in sanat değeri olan Arapça nüshalarının da, bu ülkelerde, artık serbestçe ve bol bol basımlarının yapıldığı bilinmektedir.

KAYNAKLAR:

A — TÜRKÇE KAYNAKLAR:

Adıvar, Abdülhak Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul, 1970

Altunsu, Abdülkadir, Osmanlı Şeyhülislâmları, Ankara, 1972

Abdurraman, Münir, Papa’ların Tarih Boyunca Türk – İslâm Düş-

manlığı, İstanbul, 1967

Doğnul, Ömer Rıza, Kur’an Nedir, 2. Baskı, Ankara, 1967

Keskioğlu, Osman, Kur’an Tarihi, İstanbul, 1953

Hamidullah, Muhammed, Kur’an-ı Kerim Tarihi, çev. M’ihmet Sait

Mutlu ve Macit Yaşaroğlu, İstanbul, 1965

Sevük, İsmail Habip, Avrupa Edebiyatı ve Biz, 1 – 2 C, İstanbul, 1940

İslâm Ansiklopedisi, 1 – 12 C. İstanbul, 1950

Meydan – Larousse 1 – 12, İstanbul, 1969 – 73

Şar Selâhaddin, İslâmî Bilgiler Ansiklopedisi, İstanbul, 1964

B — YABANCI KAYNAKLAR:

Brockhaus Enzyclopâdie, Wiesbaden, 1966

Dictionnaire Generale de Biographie et d’histoire, 1-2 , Paris ,1955

Distionnaire des Biographies, 1- 2 Paris, 1958

La Grande Encyclopedic, 23. C, Paris, 1960

Larousse du XXe

 Sieele, 1 – 6, Paris, 1966

Encyclopaedia Britannica, 1 – 24, U.S.A., 1969

Encyclopaedia of Religions and Ethics, c. 10, London, 1950

The British Museum Cataloque of printed books, London, 1946

Webster’s Biographical Dictionary, U.S.A., 1972

Enciclopedia Italiana, 25. C, Roma, 1949

Evet, bizlere ulaşan bilgilerin bir kısmını sizlerle paylaştık. Konuyla ilgili daha detaylı kaynakları Dinayet’in sitesinde ki;http://www2.diyanet.gov.tr/MushafIncelemeVeKiraat/Kuran%20Basklar/%C4%B0lk%20Kur’an-%C4%B1%20Ker%C3%AEm%20Basmalar%C4%B1.pdf linke tıklayabilirsiniz. Ayrıca dijital baskıya ulaşmak için ise http://reader.digitale-sammlungen.de/de/fs1/object/display/bsb10872426_00001.html adresine tıklayarak inceleyebilirsiniz. Dijital baskıyı indirmek için ise https://download.digitale-sammlungen.de/pdf/1434653681bsb10872426.pdf adresini tıklayabilirsiniz.

Paylaşmak istermisiniz ?

About Belgesel Yayıncılık