Belgesel Yayıncılık

Eski Sağlık Bakanı Dinç ile Devr-i Alem

Bakanlık çok önemli bir makam. Eskilerin nazır dediği günümüzde Bakan olmak için büyük çabalar sarf edilir. Kocaeli, Türk sanayinin atardamarı, geçmişte siyasete yön vermiş, Başbakanlar ve Bakanlar çıkarmış bir ilimiz. Türk siyasetine Güneş Motel hükümeti olarak giren Ecevit’in ünlü hükümetinin temeli Bayramoğlu’nda atıldı.

Kısaca Kocaeli’den bakanlık yapanları hatırlamaya çalıştığımızda, Başbakanlık Nihat Erim, Turan Güneş Dış işleri Bakanlığı yaptı, uzun yıllar Milli Savunma Bakanlığı yapan Vecdi Gönül, Türkiye’nin ilk Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ardından da bugün ki Bakan Fikri Işık… Bunların dışında bir çok bakan yetiştiren Kocaeli’de Tansu Çiler hükümetinin Sağlık Bakanı Kazım Dinç’in ayrı bir yeri vardır. Kazım Dinç ile siyaset üzerine, Kocaeli üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirerek tarihe not düşüp zamanı noterlik yaptık.
30 yıldır araştırmalar yaparak belgeselleştiren bir gazeteci olarak birçok belgesele imza attık. Kocaeli’den kopmadan çekimlerini yaptığımız belgesellerimiz birçok ulusal ve yerel kanalda yayınlanıyor. Kandıra, Kocaeli tarihinin önemli kilometre taşlarından bir tanesi. Önemli siyasetçiler yetiştiren Kandıra’nın Karadeniz sahillerine olan kıyısı ve yemyeşil köyleri ile tam bir saklı cennet.
Karadeniz Sahilleri ile ilgili yaptığımız araştırmalar devam ediyor. Bu araştırmaları sürdürürken, geçtiğimiz günlerde Kocaeli ve Türkiye siyasetinin önemli ismi Kandıralı eski Bakan Kazım Dinç ile Kandıra Bağırganlı Köyü’nde ki yazlığında buluştuk. Bizleri oldukça güzel ağırlayan eski Bakan ile birçok konuda söyleşi yaparak belgeselleştirdik. Türkiye siyasetinin bir dönemine damga vuran rahmetli Süleyman Demirel, Tansu Çiler hakkında düşüncelerini aldık. 13 yıl tek başına iktidar görevini üstlenen AK Parti ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili düşüncelerini sorduğumuz Kazım Dinç, siyasete davet edilirse dönebileceğini söylüyor.
Eski Sağlık Bakanı Sayın Kazım Dinç ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşırken, Sayın Dinç’e bizlere göstermiş olduğu misafirperverlik ve ilgi için bu köşeden teşekkür etmek istiyorum.
Karadeniz sahillerini nasıl buluyorsunuz?
Karadeniz Sahili, bu bölgenin incisidir. Bu bölgede natürel bir doğa, yeşillik ve temiz bir denizi burada bulabilirsiniz. Tertemiz bir havası, doğasıyla Kocaeli ve İstanbulluları Kandıra bekliyor.
Sayın Demirel ile siyaset yaptınız? Demirel hakkında neler söylersiniz?
Süleyman Demirel Türk siyasi tarihinin yetiştirdiği en büyük adamlardan bir tanesidir. Süleyman Demirel deyince Anadolu akla gelmeli, ülkenin kalkınması, demokrasi, hafıza ve o hafızanın içerisinde de bu ülke için çalışan bir beyin demektir. Süleyman Demirel ile o kadar çok anımız var iki, bir tanesini bile söylemek istiyorum. Demirel’in seçim kampanyasında ‘İşsizsen düş peşime’ diye bir sloganımız vardı. O sloganı tekrarlayarak milletvekili olduk. Günde 40 bin kişi iş için geliyordu. Arkadaşlarımız ile birlikte Sayın Demirel’in makamına giderek durumu ilettik. Bize seçim mahallin de bunlar söylenir çocuklar. Eğer ben bunları söylemeseydim, şuan siz bunu bana söyleyemezdiniz şeklinde cevap verdi.
Türkiye’nin bir dönemine damga vuran siyasetçi Tansu Çiler ile birlikte de görev yaptınız? Tansu hanım hakkında neler söylersiniz?
Tansu Hanım Türkiye için şans olan bir başbakanımızdı. Türkiye’nin modern yüzünü temsil ediyordu. Siyaset sahnesinde olması icap ediyordu. Siyasetin içerisinde olmaması bir kayıptır. Tansu hanımı, Süleyman Demirel siyasete kazandırdı. Ciddi projeleri vardı. Ekonomiyi çok iyi bilmesi itibariyle de Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu.
13 yıldır iktidarda olan AK Parti? Nasıl buluyorsunuz?
Türkiye için çok önemli hizmetler getirmiş bir siyasi partidir. Enerjide, sağlıkta ve daha birçok alanda. Türkiye’nin kalkınması için ciddi işler yaparak 14 yıla yakın bir süre iktidarda kalmayı başarabilmiş bir siyasi partidir. Türk halkının da bu siyasi partiden memnun olduğunu düşünüyorum. Bu verilen oylarla da görünüyor.
Evet, birçok konuda görüşünü aldığımız eski Bakan Kazım Dinç’e tabi ki şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı da sorduk. Siyasetin sürekli gündeminde olan ‘Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı’ gibi tartışmalara bir nokta koyarak 1982 Anayasasını hatırlattı. Dinç yaptığı açıklamada; “ Halkın arasından çıkmış ve halk ile özdeşleşmiş biri olan, karizmatik ve siyaseti iyi bilen bir Cumhurbaşkanı. Görev ve yetkileri, kendisine 1982 yılında kendisine verilen hakları kullanıyor. O yüzden hiç kimse eleştirmesin. Eğer eleştiriyorlarsa da 1982 Anayasasına baksınlar” diyerek bir nevi tartışmalara da son noktayı koymuş oldu.
Eşi Nihal Dinç ile ilgili “Onun desteğini her zaman hissederim. Her zaman bana destek olmuştur.” Diyen eski Bakan Dinç; “Devr-i Alem programını ilgiyle izliyorum. Tebrik ediyorum. Siyaset günlük yaşamda da olan bir kavram. Ülkeye hizmet etmek isteyen kişiler siyasetten vazgeçmesinler. Ben zaman zaman üniversitelerde eğitim programlarına katılıyorum. Gençlere siyasete girmelerini, orada efor sarf etmeleri gerektiğini söylüyorum. Benim içinde siyaset önemli bir şey. Hadi gel siyaset yap deseler, hayır demem. Bende varım derim.” Diyerek adeta bir mesaj veriyor.  Devr-i Alem kameraları olarak ‘Erken seçim var. Adaylık düşünür müsünüz?’ sorusuna ise; “Eğer bir teklif gelir ise seve seve bu işe varım derim. Yaptığım işleri biliyorlar. Halkın beni sevdiğini düşünüyorum. Benim böyle bir düşüncem yok ama böyle bir teklif gelirse düşünürüz.” Diyerek tekliflere açık olduğunun mesajını veriyor.
Evet, Türkiye ve Kocaeli siyasetinin önemli dönemlerinde milletvekilliği ve Sağlık Bakanlığı gibi görevlerde bulunmuş Sayın Kazım Dinç ile yaptığımız sohbetten kameralarımıza yansıyan açıklamaları sizlerle bu köşeden paylaştım. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyor ve Karadeniz sahillerindeki araştırmalarımıza devam ediyoruz.

Eski Sağlık Bakanı Dinç ile Devr-i Alem

Bakanlık çok önemli bir makam. Eskilerin nazır dediği günümüzde Bakan olmak için büyük çabalar sarf edilir. Kocaeli, Türk sanayinin atardamarı, geçmişte siyasete yön vermiş, Başbakanlar ve Bakanlar çıkarmış bir ilimiz. Türk siyasetine Güneş Motel hükümeti olarak giren Ecevit’in ünlü hükümetinin temeli Bayramoğlu’nda atıldı.

Kısaca Kocaeli’den bakanlık yapanları hatırlamaya çalıştığımızda, Başbakanlık Nihat Erim, Turan Güneş Dış işleri Bakanlığı yaptı, uzun yıllar Milli Savunma Bakanlığı yapan Vecdi Gönül, Türkiye’nin ilk Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ardından da bugün ki Bakan Fikri Işık… Bunların dışında bir çok bakan yetiştiren Kocaeli’de Tansu Çiler hükümetinin Sağlık Bakanı Kazım Dinç’in ayrı bir yeri vardır. Kazım Dinç ile siyaset üzerine, Kocaeli üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirerek tarihe not düşüp zamanı noterlik yaptık.
30 yıldır araştırmalar yaparak belgeselleştiren bir gazeteci olarak birçok belgesele imza attık. Kocaeli’den kopmadan çekimlerini yaptığımız belgesellerimiz birçok ulusal ve yerel kanalda yayınlanıyor. Kandıra, Kocaeli tarihinin önemli kilometre taşlarından bir tanesi. Önemli siyasetçiler yetiştiren Kandıra’nın Karadeniz sahillerine olan kıyısı ve yemyeşil köyleri ile tam bir saklı cennet.
Karadeniz Sahilleri ile ilgili yaptığımız araştırmalar devam ediyor. Bu araştırmaları sürdürürken, geçtiğimiz günlerde Kocaeli ve Türkiye siyasetinin önemli ismi Kandıralı eski Bakan Kazım Dinç ile Kandıra Bağırganlı Köyü’nde ki yazlığında buluştuk. Bizleri oldukça güzel ağırlayan eski Bakan ile birçok konuda söyleşi yaparak belgeselleştirdik. Türkiye siyasetinin bir dönemine damga vuran rahmetli Süleyman Demirel, Tansu Çiler hakkında düşüncelerini aldık. 13 yıl tek başına iktidar görevini üstlenen AK Parti ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili düşüncelerini sorduğumuz Kazım Dinç, siyasete davet edilirse dönebileceğini söylüyor.
Eski Sağlık Bakanı Sayın Kazım Dinç ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşırken, Sayın Dinç’e bizlere göstermiş olduğu misafirperverlik ve ilgi için bu köşeden teşekkür etmek istiyorum.
Karadeniz sahillerini nasıl buluyorsunuz?
Karadeniz Sahili, bu bölgenin incisidir. Bu bölgede natürel bir doğa, yeşillik ve temiz bir denizi burada bulabilirsiniz. Tertemiz bir havası, doğasıyla Kocaeli ve İstanbulluları Kandıra bekliyor.
Sayın Demirel ile siyaset yaptınız? Demirel hakkında neler söylersiniz?
Süleyman Demirel Türk siyasi tarihinin yetiştirdiği en büyük adamlardan bir tanesidir. Süleyman Demirel deyince Anadolu akla gelmeli, ülkenin kalkınması, demokrasi, hafıza ve o hafızanın içerisinde de bu ülke için çalışan bir beyin demektir. Süleyman Demirel ile o kadar çok anımız var iki, bir tanesini bile söylemek istiyorum. Demirel’in seçim kampanyasında ‘İşsizsen düş peşime’ diye bir sloganımız vardı. O sloganı tekrarlayarak milletvekili olduk. Günde 40 bin kişi iş için geliyordu. Arkadaşlarımız ile birlikte Sayın Demirel’in makamına giderek durumu ilettik. Bize seçim mahallin de bunlar söylenir çocuklar. Eğer ben bunları söylemeseydim, şuan siz bunu bana söyleyemezdiniz şeklinde cevap verdi.
Türkiye’nin bir dönemine damga vuran siyasetçi Tansu Çiler ile birlikte de görev yaptınız? Tansu hanım hakkında neler söylersiniz?
Tansu Hanım Türkiye için şans olan bir başbakanımızdı. Türkiye’nin modern yüzünü temsil ediyordu. Siyaset sahnesinde olması icap ediyordu. Siyasetin içerisinde olmaması bir kayıptır. Tansu hanımı, Süleyman Demirel siyasete kazandırdı. Ciddi projeleri vardı. Ekonomiyi çok iyi bilmesi itibariyle de Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu.
13 yıldır iktidarda olan AK Parti? Nasıl buluyorsunuz?
Türkiye için çok önemli hizmetler getirmiş bir siyasi partidir. Enerjide, sağlıkta ve daha birçok alanda. Türkiye’nin kalkınması için ciddi işler yaparak 14 yıla yakın bir süre iktidarda kalmayı başarabilmiş bir siyasi partidir. Türk halkının da bu siyasi partiden memnun olduğunu düşünüyorum. Bu verilen oylarla da görünüyor.
Evet, birçok konuda görüşünü aldığımız eski Bakan Kazım Dinç’e tabi ki şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı da sorduk. Siyasetin sürekli gündeminde olan ‘Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı’ gibi tartışmalara bir nokta koyarak 1982 Anayasasını hatırlattı. Dinç yaptığı açıklamada; “ Halkın arasından çıkmış ve halk ile özdeşleşmiş biri olan, karizmatik ve siyaseti iyi bilen bir Cumhurbaşkanı. Görev ve yetkileri, kendisine 1982 yılında kendisine verilen hakları kullanıyor. O yüzden hiç kimse eleştirmesin. Eğer eleştiriyorlarsa da 1982 Anayasasına baksınlar” diyerek bir nevi tartışmalara da son noktayı koymuş oldu.
Eşi Nihal Dinç ile ilgili “Onun desteğini her zaman hissederim. Her zaman bana destek olmuştur.” Diyen eski Bakan Dinç; “Devr-i Alem programını ilgiyle izliyorum. Tebrik ediyorum. Siyaset günlük yaşamda da olan bir kavram. Ülkeye hizmet etmek isteyen kişiler siyasetten vazgeçmesinler. Ben zaman zaman üniversitelerde eğitim programlarına katılıyorum. Gençlere siyasete girmelerini, orada efor sarf etmeleri gerektiğini söylüyorum. Benim içinde siyaset önemli bir şey. Hadi gel siyaset yap deseler, hayır demem. Bende varım derim.” Diyerek adeta bir mesaj veriyor.  Devr-i Alem kameraları olarak ‘Erken seçim var. Adaylık düşünür müsünüz?’ sorusuna ise; “Eğer bir teklif gelir ise seve seve bu işe varım derim. Yaptığım işleri biliyorlar. Halkın beni sevdiğini düşünüyorum. Benim böyle bir düşüncem yok ama böyle bir teklif gelirse düşünürüz.” Diyerek tekliflere açık olduğunun mesajını veriyor.
Evet, Türkiye ve Kocaeli siyasetinin önemli dönemlerinde milletvekilliği ve Sağlık Bakanlığı gibi görevlerde bulunmuş Sayın Kazım Dinç ile yaptığımız sohbetten kameralarımıza yansıyan açıklamaları sizlerle bu köşeden paylaştım. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyor ve Karadeniz sahillerindeki araştırmalarımıza devam ediyoruz.

İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı

İnsan hayatı önemlidir. İnsan üzerine bir çok deyim var. “Her şey insan için”, “İnsanlık ölmesin”… En güzel hitabı da yüce yaradan kitabında insanlara ‘Ey insanlar’ diye muhatap alarak yapmıştır. İnansın inanmasın, hangi din ve ırktan olursa olsun yüce Allah, rahman sıfatı ile dünyada insanlara nimet vermekte, insanların huzur ve rahatını tesis için birçok yaratı insanlığın hizmetine yüce yaradan amade etmiştir. Ancak biz insanlar birbirimizin hakkına riayet etmediğimiz gibi kendi hayatımızı da tehlikeye atıyoruz. Dünya devletlerinde gelişmişlik ölçüsü insana verilen değer ve önemle anlaşılmakta.

İnsan hayatının önemsiz olduğu yerlerde gelişmiş ülkeden söz edilemez. Geçtiğimiz günlerde haber bültenlerinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün boğulmalarla ilgili haberlerini izledim. Trafik kazalarında ola olaylar, terörle mücadelede verilen şehitler, kendi hayatına kıyıp intihar edenler, birde başka ülkelere giderken denizlerde boğulanlar. Gerçekten ülkemiz adeta insanlık adına bir ölüm tarlası gibi. Buna dur demek için öncelikle her insan kendi hayatına önem vermeli. Sonrada devlet ve millet olarak ‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’ düsturunu örnek almalıyız.
Türkiye’de yaşanan boğulma olayları ile ilgili bugün gazetemizin manşetinde yer alan haberi sizlerle paylaşmak istiyorum.
TÜRKİYE’DE BOĞULMA TERÖRÜ
Marmara ve Karadeniz’e sahili bulunan Kocaeli’de boğulma vakaları her geçen gün artıyor. Vatandaşlar bir hiç uğruna sahillerde boğulma tehlikesi geçirirken, bazı vatandaşlarımız ise denizde can veriyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Türkiye genelindeki boğulma vakalarını açıkladı. Yapılan açıklamada “Ülke genelinde Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında, akarsu, gölet, baraj, su kanalı ve denizlerde 218 kişi boğularak hayatını kaybetti. Mayıs-Haziran ve Temmuz aylarında en çok boğulma olayı İstanbul (27), Mersin (21) ve Adana’da (18) yaşandı. En çok boğulma olayının yaşandığı ilk 5 il arasında Antalya (17) ve Hatay da (16) bulunuyor. Kocaeli’de ise denize giren 3 kişi boğuldu.” Denildi. Fakat Kocaeli’nin özellikle Kefken ve Cebeci sahillerinde görev yapan yetkililer yaz sezonunda 700 kişiyi boğulmaktan kurtardıklarını dile getiriyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verileri ile Kocaeli sahillerinde yapılan araştırma örtüşmüyor.
CHP’Lİ VEKİL GÜNDEME GETİRMİŞTİ
Konuyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan açıklama yaparak konuyu gündeme taşımıştı.  Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan, Karadeniz sahillerinde son dönemde artan boğulma olaylarının kaynağını araştırmak için İlçe Başkanı Recep Şenol ile birlikte Kandıra Sahillerinde incelemelerde bulundu.
DİKKATSİZLİK Mİ, ÖNLEM ALINMAMASI MI?
Boğulma olaylarının sık yaşandığı bölgede titizlikle incelemelerde bulunan Tarhan, “Son dönemde artan ölümlü boğulma olaylarının takipçisi olacağız. Bölge plajlarında önlemler yeterli mi, bunları araştıracağız. Ardı arkası kesilmeyen boğulma haberlerinin kaynağının dikkatsizlik mi yoksa önlem alınmaması mı? Yerinde görmek ve incelemek için Kandıra İlçemizde Kumcağız ve Kefken plajlarına geldik” diyerek sözlerine başladı.
KEFKEN JANDARMASI KONUYA İLGİLİ
Kocaeli’nin turizm merkezi olan Kefken ve Cebeci sahillerinde jandarma broşür dağıtarak vatandaşları uyarıyor. Yaz mevsimi nedeniyle Kandıra’nın Kefken ve Cebeci sahillerine gelen vatandaşların mağdur olmaması için Kefken Jandarması büyük çaba sarf ediyor. Kandıra’da gündelik yaşamın sorunsuz geçmesi için çalışan Jandarma ekipleri son iki yılda 12 kişinin boğularak hayatını kaybetmesi nedeniyle boğulma olaylarına karşı da vatandaşları uyarıyor.  Hazırlanan broşürler vatandaşlara dağıtılarak bilgilendirme yapılıyor.
VATANDAŞ UYARIYA KULAK ASMIYOR
Ancak tatil maksadıyla bölgeye gelen vatandaşlar jandarmanın uyarılarına kulak asmayarak rip akıntısının olduğu bölgelerde ve denizin dalgalı olduğu havalarda denize girmeye devam ederken, Jandarma bu olayların önüne geçmek için büyük çaba sarf ediyor. Ayrıca her türlü hırsızlık, kapkaç gibi olaylara karşı tatil maksadıyla bölgeye gelen tatilcilerin bu gibi durumlarla karşı karşıya gelmemeleri için dikkat etmesi gereken hususlar hakkında jandarma devriyeleri tarafından bilgilendirme yapılıyor.
RİP AKINTISI CAN ALIYOR
Vatandaşlarımız boğulma tehlikesini en çok da RİP akıntısı nedeniyle yaşıyor. Bilinçsizce akıntının olduğu bölgede denize giren vatandaşlar, akıntıya kapılarak boğuluyor. Bununla ilgili olarak bir çok ulusal ve yerel kanalda kamu spotları yayınlanırken, Kefken Jandarması’nında üzerinde en çok durduğu konu bu.
RİP AKINTISI NEDİR?
Rip akıntısı, kıyıya ulaşan dalgaların geri dönüşleri sırasında oluşan güçlü ve tehlikeli akıntı. Kıyıya ulaşan dalgalara tepki olarak oluşur. Pek çok sahilde rip dalgası kıyıya dik olarak meydana gelir. Rip akıntısı ancak yüksekten bakıldığında dikkatli gözle anlaşılır. Bu bölgede suyun rengi etrafındaki suyun rengine oranla daha koyudur. Bu bölgede derinlik artar. Akıntının üst kısmı, denizin yüzeyine göre kırışıktır.
Genellikle okyanus kıyılarındaki sahil bölgelerinde, belirli dip yapısı ve dalga koşullarında oluşan tehlikeli bir akıntıdır. İngilizcede “rip” akıntısı olarak bilinen bu güçlü akıntıların yönü kıyıdan açığa doğrudur. Sabit, aniden oluşan ve gizli olmak üzere değişik türleri bulunan rip akıntılarında sahile gelen dalga geri dönerken çok hızlı bir şekilde hareket eder. (Detaylı araştırma haberimizi www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilirsiniz)
Evet, gazetemizin manşetinde yer alan haberi sizlerle paylaştım. Sonuç olarak insan hayatı değerlidir ve insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı. Bu konuda gerekli bilimsel araştırmalar yapılarak, boğulma olaylarının önüne geçilmesi için topyekûn bir çalışma ve seferberlik başlatmalıyız.

Terörü destekleyen ülkeler

Türkiye’nin en önemli sorunu terör. Geçtiğimiz dönemlerde silah bıraktığını açıklayan fakat 7 Haziran seçimlerin ardından Suruç’ta yaşanan olayları bahane ederek ülkemize tekrar silah doğrultma cesaretini gösteren PKK terör örgütü yine gündemimizi meşgul eden konuların en başında yer alıyor. Gencecik fidanlarımız şehit oluyor.

15 Ağustos 1985 yılında Siirt’in Eruh İlçesi’nde ilk saldırısını yapan PKK terör örgütü o günden bu yana bir türlü bitirilemedi. Dönemin Başbakanı şimdi ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, terörün sona ermesi için ‘Analar ağlamasın’ sloganıyla çözüm sürecini başlattı. Çözüm süreci ile birlikte ülkemizde bir huzur ortamı oluşmuştu. PKK terör örgütü silah bıraktığını açıklamış, Türkiye’yi terk ettiğini bildirmişti. 7 Haziran seçimleri öncesi en başta ki gündem maddesi ise HDP’nin barajı aşıp, aşamayacağı konusuydu. HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, barış söylemleri ile oy toplamaya çalışmış, 7 Haziran seçimlerinde de partisinin barajı geçmesini başarmıştı.
Seçimlerin hemen ardından Suruç’ta bir olay yaşandı. Bu terör olayında yine birçok vatandaşımızı kaybettik. Bunu fırsat bilen PKK terör örgütü tekrar eylemlerine başladı. Türkiye’nin her tarafında eylem yapan PKK terör örgütü onlarca gencimizi şehit etti. HDP’li birkaç milletvekili ise söylemleri ile bu terör örgütüne destek verdi. Türkiye erken seçime giderken gündemimiz yine bir anda terör oldu.
Sadece PKK değil, terörün her türlüsünü kınamak gerekir. Fakat maalesef bazı Avrupa ülkeleri yıllarca ülkemizde yaşanan teröre gizli destek verdi. 2001 yılında istikrarlı bir hizmet hareketini başlatan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türkiye’de birçok büyük proje hayata geçildi. Dünyanın en büyük köprüleri arasında gösterilen Körfez Geçiş Köprüsü’nün inşaatı devam ediyor. Kanal İstanbul Projesi, 3. Havalimanı, 3. Köprü inşaatı… Türkiye her geçen gün güçlenen ve Ortadoğu’da büyük bir güç haline gelmeye çalışan bir ülke.
Türkiye ne zaman ayağa kalksa, Avrupa’da bazı ülkeler bunu engellemeye çalıştı. 80’li yıllarda yaşanan sağ-sol çatışmasıyla binlerce gencimiz ölmüştü.
12 Eylül Darbesi, 28 Şubat… Hepsi Türkiye’nin gelişmeye çalıştığı yıllarda önüne bir barikat gibi çıktı.
Ülke olarak yine aynı tabloyu yaşıyoruz. Çözüm sürecinin başladığı tarihte silah bıraktığını açıklayan PKK Terör Örgütü, bugün yine silahını alarak ülkemize silah doğrultuyor.
ÇÖZÜM SÜRECİ NASIL BAŞLAMIŞTI?
Çözüm süreci ya da barış süreci, Türkiye’de uzun yıllardan beri devam eden Kürt sorununu çözmeye yönelik Ak Parti hükümeti tarafından başlatılan ve halen devam eden sürecin adıdır. 1984 yılında başlayan ve 30 yıldan fazla süren çatışmalar neticesinde 40.000 ile 100.000 arasında can kaybı ve ekonomik zarar meydana geldi. 1999 ile 2004 yılları arasında tek taraflı ateşkes olsa da, daha sonrasında çatışmalar şiddetlenerek arttı.
Sürecin koordinatörlerinden Beşir Atalay, çözüm sürecinin Recep Tayyip Erdoğan’ın 2005’deki Diyarbakır konuşmasıyla işareti verilen paradigma değişikliğinin ve 2009’da başlatılan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve demokratik açılımın devamı niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Süreç 16 Temmuz 2014’te Resmi Gazete’de Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun adıyla yayınlanarak kanunlaşmıştır.
Evet, Çözüm süreci ile ilgili bilgileri sizinle paylaştım. 7 Haziran seçimlerinin ardından yeniden başlayan PKK terörü ile Türkiye yine maşgul ediliyor. Yıllarca terörle mücadele için milyon dolarlarca para harcadık. Ekonomimize ve Türkiye’yi ayağa kaldıracak büyük projelerin hayata geçirilmesinde büyük zararlar oluştu. Bölgede büyük bir güç olan Türkiye’nin önüne tekrar barikat kurmak, önünü kesmek için harekete geçildi. Terörden nemalanan ve özellikle PKK Terör Örgütü’ne destek veren ülkeleri iyi gözlemlememiz gerekir.
Dönemin Başbakanı, şimdi ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte yaptığı bir açıklama tarihe geçecek nitelikte. O açıklamayı sizinle paylaşmak istiyorum.
TERÖRÜ ÇÖZMEMİZİ İSTEMİYORLAR
Batı ülkeleri Türkiye’deki terör sorunun çözülmesini istemiyor. Almanya, Fransa gibi ülkeler PKK’ya destek veriyor.  Terör sorununu çözmemizi birinci derecede Batı istemiyor. Açıkça söylüyorum. Almanya, Fransa istemiyor. Ülkelerinde teröristbaşlarına cirit attırıyorlar. Parasal kaynak oralarda. İskandinav ülkeleri bu işe yataklık yapıyor. Onların yüzlerine bunu söylediğim için burada da açıkça söylüyorum. Hem terör örgütü diyeceksiniz hem de ülkelerinizde barındıracaksınız. Milyonlarca Euro buradan teröre finansman olacak.
Evet, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan geçmiş yıllarda teröre destek veren ülkeleri böyle açıklamıştı. Bu ülkeler arasında İsrail’in de olduğu biliniyor. Çünkü Ortadoğu’da güçlü olan bir Türkiye’yi herkesten çok İsrail istemiyor. Bu anlamda da farklı platformlarda İsrail’in terörü desteklendiği söyleniyor.
SEÇİM SÜRECİNE DİKKAT
7 Haziran’ın ardından başlayan süreç ile birlikte terör tekrar gündemimize girdi ama bir taraftan da ülkemiz yeni bir seçime hazırlanıyor. Bu süreçte çok dikkat etmemiz gerekiyor. Seçim sürecinde yeni ve daha büyük olayların yaşanabileceği öngörülüyor. Umarım Türkiye sağ sağlim bir seçime gider ve seçimden huzur, barış ve kardeşlik çıkar.
7 Haziran seçimlerinin ardından siyasi parti liderlerinin de tutumu terörü olumsuz etkiledi. Bir uzlaşı sağlanamaması, koalisyon kurulamaması, liderlerin sert tutumları bu sürecin kötüye gitmesine neden oldu. Terör noktasında Türkiye’de ki siyasiler de vebal altındadır. Yeni yapılacak seçimlerle ilgili geçireceğimiz süreçte barışçıl ve uzlaşı ortamında bir süreç geçirmeliyiz.
Evet, Türkiye güçlü bir ülke. Bir çok ülkenin ilgi odağı olan Ortadoğu’nun merkezinde ki ülkemiz Dünya ekonomisi için de değerli bir noktada bulunuyor. Bunun için terör örgütüne uluslararası güçler ciddi destek veriyor. Bunları ülke olarak iyi analiz etmemiz gerekiyor.

 

Şehit acısı

Ülkemizdeki terör olayları devam ederken, gencecik yavrularımızı şehit veriyoruz. Geçtiğimiz günlerde haince kurulan bir tuzak sonrası şehit olan askerlerimiz. 8 gencecik fidan. Bir tanesi Kocaeli’nin Derince İlçesi’nde yaşıyordu. Türkiye’nin her yerinde acı ve gözyaşı var. Ateş elbette ki düştüğü yeri yakıyor. Fakat her şehit haberi duyduğumda yüreğim burkulur, içim acır. Bende bir şehit torunuyum. Benim Dedem, Babamın babası Kandazoğlu İbrahim, Babam daha ana karnındayken birinci cihan harbine gidip 28 yaşında şehit olmuştu. Babam yetim olarak dünyaya gelmiş, rahmetli halamdan ve Babamdan Dedem İbrahim’in nasıl savaşa gittiğini ve bir daha nasıl dönmediğini defalarca dinleyerek büyümüştüm.

Annemin babası Şerefoğlu Mustafa ise Sarıkamış Savaşına katılıp, burada esir düştükten sonra 12 sene Sibirya’da esir kalıp, Türkiye’ye döner, Annem, dedem savaştan döndükten sonra ilk dünyaya gelen evladıdır. Ben dünyaya gelmeden bir yıl önce 1959 yılında Dedem Şerefoğlu Mustafa’da vefat etti. İki dedemi de görmedim. Hiç ‘dede’ diyemedim.
DERİNCELİ ŞEHİDİMİZE VEFA BORCU
Geçtiğimiz gün Siirt’in Şirvan ile Pervari ilçeleri arasındaki yolun emniyetini sağlamakla görevlendirilen askerler, devriye görevine çıktı. Askerlerin bulunduğu zırhlı araç, dün 14.10 sıralarında tuzağa düşürüldü. Teröristler, önceden yol kenarına yerleştirdikleri el yapımı bombayı askerlerin geçişi sırasında patlattılar. Yol kenarına savrulan zırhlı araçta bulunan Uzman Çavuş Hakan Aktürk, Uzman Erbaş Ferdi Gerekli, Uzman Erbaş Barış Akan, erler Ömer Erüstün, Bahadır Aydın, Recep Bekçi, M. Ali Barkın ve Emre Kaan Arlı şehit oldu.
Şehitlerimizden Emre Kaan Arlı aslen Samsunlu. Kocaeli’nin Derince İlçesi’nde yaşıyordu. Arlı’nın şehit haberi Kocaeli’yi yasa boğdu. Cenazesi geçtiğimiz gün Kocaeli’ye getirildi. Bende şehidimize olan vefa borcumuzu ödemek ve son görevimizi yerine getirmek, cenazeye katılmak üzere bulunduğum Karadeniz Sahillerinden yola çıktım. Derince’ye vardığımda trafik oldukça sıkışıktı. On binlerce insan şehidimize vefa borcunu ödemek ve son görevini yerine getirmek üzere Derince’ye gelmişti. Derince’de ki trafik yoğunluğu nedeniyle cenaze törenine katılamasam da araçtan şehidimize dua ettim.
ON BİNLERCE KİŞİ UĞURLADI
Siirt’in Pervari ilçesinde, terör örgütü PKK’nin kurduğu hain pusuda şehit olan 23 yaşındaki Derinceli Emre Kaan Arlı, on binlerce vatandaşın eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı. Siirt’te terör örgütü PKK tarafından pusuya düşürülerek bombalanan aracın içerisinde şehit olan sekiz askerden biri de Derince’nin Yenikent Mahallesi’nde ikamet eden 23 yaşındaki Jandarma Er Emre Kaan Arlı’ydı. Arlı ailesinin ocağına düşen ateş tüm Kocaeli’yi derinden etkiledi. Acı haberin aileye ulaşmasıyla birlikte Derince’de adeta yas ilan edildi. Bütün ev ve iş yerleri ve araçlar Türk Bayrakları ile süslenirken herkesin içinde ise hüzün vardı.
Arlı’nın şehit haberini alan acılı ailesi cenazeyi almak üzere Siirt’e gitti. Siirt 3.Tugay Komutanlığı’nda düzenlenen askeri törenin ardından şehit Emre Kaan Arlı’nın cenazesi askeri uçakla Kocaeli Cengiz Topel Askeri Havalimanı’na indirildi. Burada cenaze aracına alınan Arlı’nın cenazesi askeri konvoy eşliğinde Derince Yenikent Mahallesi’nde bulunan evinin önüne getirildi. Şehidin na’şının evinin önüne gelmesiyle birlikte vatandaşlar gözyaşlarına boğularak teröre lanet sloganları attı.
30 yıldır araştırmalar yaparak belgeselleştiren bir gazeteci olarak, bir şehit torunu olarak şehitlerimiz ile ilgili yüzlerce makale, onlarca belgesel hazırladım. Bir şehit torunu olarak bu konuyu gündeme getirmeyi üzerime düşen bir borç, bir vefa olarak görüyorum. Bu nedenle; Çanakkale’den, Yemen’e, Sarıkamış’tan, Güneydoğu’da şehit verdiğimiz atalarımız ve kardeşlerimiz ile ilgili birçok makale kaleme aldım. Cephelerde şehit düşen atalarımızın, teröre kurban verdiğimiz Kocaelili yavrularımızın isimlerini araştırarak yetkili birimlere ilettik. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun özel ilgisiyle Gebze Beylik Dağı’nda şehitlerimiz için fidan dikildi. Beylik Dağı, Şehit Dağı oldu. Gebze ve Köyleri’nin şehit listesi ile ilgili kaleme aldığım yazıyı http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/yil2011/ekim/gebze-ve-koylerinin-sehit-listesi adresindeki linkten sizinle paylaşırken, daha önce şehitlerimizle ilgili kaleme aldığım yazıları www.belgeselyayincilik.com adresinden okuyabilirsiniz.  Ayrıca şehitlerimize vefa borcumuzu ödemek için hazırladığımız belgeselleri www.kocaeligebze.tv ve www.belgeselyayincilik.com adresinden izleyebilirsiniz.
Evet, Türkiye güçlü bir ülke. Terörle hiç sonuca ulaşılmaz. Türkiye’ye silah doğrultan terör örgütleri, özellikle terör örgütü PKK’nın tamamen yok olması için ciddi adımlar atılmalı. Türkiye artık piyonlarla değil, PKK’yı destekleyen ülkelerle ilgili de bir çalışma başlatmalı. Hepimiz bu ülkeleri iyi biliyoruz. Artık uyanık olmalıyız. Terörün bitirilmesi noktasında herkese büyük görevler düştüğünü bir kez daha söylerken, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Kefken Adası’nda Başkan Karaosmanoğlu ile Devr-i Alem

Kocaeli sadece sanayi kenti değil. Tarih, Kültür ve Turizm kenti. Kocaeli’nin tarih, kültür ve doğa turizminde önemli marka değerleri var. Ama maalesef ne biz bunu kendimiz tanıyoruz nede başkalarına tanıtabiliyoruz. Geçtiğimiz ay Koşukavak Turizmin davetlisi olarak gittiğim Balkan Ülkeleri ve Adriyatik sahilinde Dünya’nın turizmden en çok gelir sağlayan ülkesinin Karadağ olduğunu öğrendim. Karadağ’ın Adriyatik sahilinde Sensetefan Adası dünyanın en pahalı oteline sahip. Gecelik konaklama ücretinin 8 bin Euro olduğunu öğrendim. Türkiye’nin birbirinden güzel çok önemli yerleri var. Kocaeli’nin bile çok önemli marka değerleri var.

Kartepe, Sapanca sahilleri, İzmit Körfezi koyu, Karadeniz sahilleri birbirinden güzel bölgeler. Karadeniz’de üzerinde insan yaşayan tek ada Kocaeli’nin Kefken Adası. Maalesef bu adamız bile turizme kapalı. İnsanlar buraya gidemiyor. Elbette bu ada inşaata ve betonlaşmaya açılmasın. Ancak günübirlik turlar ile ada gezilebilsin, Kocaeli halkının ve turizminin hizmetine açılsın.

BAŞKANLARLARLA KEFKEN ADASI TURU

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanımız ile daha önce yaptığımız görüşmede adayı gezerek belgesel çekme önerime sıcak bakan Başkan, bizleri dün adayı gezmeye davet etti. Beraberimizde Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker, Körfez Belediye Başkanı İsmail Baran, Derince Belediye Başkanı Ali Haydar Bulut ve Kandıra Belediye Başkanı Ünal Köken’de vardı. Başkan Sayın Karaosmanoğlu ikinci kez Kefken adasına gittiğini söylerken diğer başkanlar ilk kez adaya gidiyorlardı. Adaya Başkanlar ile birlikte çıkıp, Devr-i Alem kameraları eşliğinde belgesel çekti. Bizleri adada Sahil Güvenlik Merkezi Kıyı Emniyet ekipleri karşıladı ve bize bilgiler verdiler. Adanın tarihi deniz feneri kulesine çıkıp, hem de adayı kuş bakışı görme imkânımız oldu. Adayı patika yollardan gezerken tarihi kale kalıntıları, su kuyuları, başta defne ağacı olmak üzere adada ki muhteşem bitki örtüsü bizleri büyüledi.

Gerçekten bu ada Kocaeli için saklı bir cennet. Adanın Kocaeli halkının ziyarete açılacağı müjdesini, doğanın bozulmadan korunacağını ve Büyükşehir Belediyesi olarak özel projeler yapacağını dile getirdi. Diğer belediye başkanlarından da önemli açıklamalar aldık. Adada bir iki saat içerisinde adeta Devr-i Alem yaparak tarihe not düşüp, zamana noterlik yaptık. Adanın Kocaeli halkının ziyaretine açılması ile tarih ve kültür turizmi bölgede canlanacak, Kocaeli’nin turizm değerine bir önemli marka katılmış olacak.

ADA HAKKINDA TARİHİ ARAŞTIRMA

Geçtiğimiz yıl Kefken Adası’nda araştırma yaparak, belgesel çekmiştik. Adanın kültür ve tarihimizdeki yeri ile ilgili bir araştırma yapmıştık. Daha önce yaptığımız araştırmaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kefken Adası, Kocaeli ili sınırları içinde Cebeci sahilinin tam karşısında 10 dakika mesafede bulunan Karadeniz adasıdır. Cenevizliler`den kalma kale surları mevcut olup, 40 civarında su kuyusu bulunmaktadır. Bu kuyuların Cenevizliler tarafından yağmur sularını biriktirmek için sarnıç amacıyla yapılmış olduğu tahmin edilmektedir.
Anason ve ada sakinleri tarafından yabani kavun olarak isimlendirilen 25 cm yüksekliğinde bir bitki türü kendi kendine yetişmektedir. Defne ve incir ağacı ise karşılaşabileceğiniz türlerdendir.

İpsiz Recep Emice’nin Kurtuluş savaşında karargah olarak kullandığı ada kurtuluş savaşına katkı sunmuştur. Adada bulunan balıkçılık kooperatifi yaklaşık 75 tekneye sahip olup, balıkçılık hayli gelişmiştir. Aynı zamanda ada ve çevresi sualtı avcılarının gözdesidir. Adada Somon Balığı çiftliklerinin kurulması ile sualtı avcılığına rağbet azalmaktadır.

Deniz Feneri 30 Kasım 1879 tarihinde inşa edilmiştir. Fener ışığı yaklaşık 13-17 mil uzaklıktan görülebilmekte ve Karadeniz’in doğu sahillerine gidip gelen gemilere yön vermektedir. Kefken Adası, aynı zamanda Giresun Adası (Aretias) ile birlikte Karadeniz Bölgesi’nde iskâna elverişli iki adadan biridir.

Kefken Adası ile ilgili tarihi bilgileri sizlerle paylaştık. Yazıma son verirken daha önce Kefken Adası ile ilgili kaleme aldığım yazının linkini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi daha önce bu köşede yazdığım Kefken Adası’nda Devr-i Alem isimli yazımı sizlerle paylaşıyorum.

Kandıra Kefken Adası’nda Devr-i Alem

Gitmediniz yer sizin değildir.. Kültür ve medeniyet tarihimiz masa başında değil tarihin yazıldığı yerler de araştırılır. Devriâlem belgesel tv programı olarak ekrana getirilerek tarihe not düşülüp zamana noterlik yapılır.

KANDIRA / KEFKEN ADASIN’DAN  HABERİNİZ VAR MI?

Kefken adasında tarihi yaşamak. Karadeniz’in 2 adasından birisi Kefken adasına gidiyoruz Kefken adası adeta gemiciler mezarlığı. Muhteşem güzelliğinin yanı sıra acı dolu birçok olay yaşamış. Cebeciden bindiğimiz motor bizi Kefken adasına çıkarıyor.  baba ve dedeleri fenercilik yapan aileyle konuşuyoruz Asya kıtasında 159. adası olarak da tescillenen Kefken adası bir çok acı olay yaşamış. 60 yıl önce adada inceleme yapan gazeteci  ve fotoğraf sanatçısı Ara gülerin araştırmalarında adada 75 yıl  içinde 120 kazanın ve 1100 kişinin burada öldüğü  tespit edilmiş. Yaklaşık 60 yıl önce yayınlanan paylaşılmış o gazetelerde çıkan yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

KEFKEN ADASIN’DA 1100 KİŞİ ÖLDÜ

Bir gecede 900 cana mal olan ülker fırtınası — Sinop şilebi faciası  Amasralı Halil´in karısı — Gemici mezarlığı Kefken adası — Yüzlerce gemici, binlerce gemici ailesi o günü bekliyor — Mal canın yongasıdır.

KEFKEN ADASIN’DAN TARİHİ HABER

Karadeniz bu kış da iki geminin başım yedi. Bunlar, ocak ayı başında Kara-burun civarında karaya oturan Doğu şilebi ile, Kefken adasının doğusundaki delikli kaya mevkiinde karaya oturan Uman şilebi idi. Bu vesile ile Karadeniz ve Kefken adası bir defa daha gazetelerin birinci sahife-erini, radyoların haber bültenlerini işgal etti. Bu gemilerde akrabası, dostu, eşi, yakını olanların evlerin-de günlerce yine bir matem havası esti. Çünkü Karadeniz´in kasaba ve köylerinde içinden bir erkek evlât çıkmayan ev yok, içeri bir gelin girmeyen ev çoktu. Çünkü son yetmiş beş yıl içinde yalnız Kefken adasın-da vapur, motor, yelkenli olarak en az 120 tekne batmış, parçalanmış; en az 1100 can kaybolmuştu. Hem yalnız bir fırtınada, yalnız bir gecede 900 cana mal olan kazalarla. Kefken’in Hasan Işık, bu faciayı, adanın ilk fenercisi Oflu Hasan Çavuşun ağzından şöyle anlatıyor:

ÜLKER FIRTINASI

1889 yılı mayıs ayının sonları idi. Bütün şiddeti ile bir Ülker fırtınası başlamıştı. Ada altında kırk kadar yelkenli ile hükümete ait ahşap bir vapur demirliydi. Yelkenlilerde altı yüze yakın kimse, vapurda da üç yüzden fazla yolcu ve mürettebat vardı. Gece çok şiddetlenen fırtına karayelden denizleri dağ, taş haline getirmiş, liman içindeki teknelerin barınması imkânsız bir hal almıştı. Karanlık gecenin içinden feryatlar geliyordu. Gemici fenerini yakarak iki arkadaşımla adanın liman tarafındaki defneler altına gittik. Zincirlerini koparan yelkenliler birbirlerine çarparak ya oldukları yerde batıyor, ya da karşı kıyıya sürükleniyordu. Elimizden hiçbir şey gelmediği için gözlerimiz yaşararak bu faciayı seyrediyorduk. Bir aralık feryatlar fazlalaştı. Büyük bir yelkenli zincirlerini kopararak vapura yaslanmış, onun da zincirlerini koparmasına sebep olmuştu. Vapur her ne kadar  makinelerini çalıştırıyor idiyse de fayda etmeyerek o da kıyıya sürüklendi. Birkaç saat içinde kırk gemiden bir tane kalmamıştı. Fırtına üç gün sonra hafifledi. Karşı kıyıya gidebildik. Kıyı boyu cesetlerle doluydu. Gemi enkazından geçilmiyordu. Suların karaya attığı bir kadınla kundaktaki çocuğundan başka kimse kurtulmamıştı. Bu dokuz yüze yakın cesedin ancak üçte biri karaya vurmuş, öbürküler sularla Sakarya ağzına, Akçakoca ve Ereğli kıyılarına sürüklenmişti.

Bütün  bu  facialara sahne olan Kefken adası, İstanbul Boğazına 64 mil mesafede bir adacık. Kandıranın yirmi kilometre kuzeyindeki Kefken köyü ile adından başka bir ilgisi yok. Kefken adası, liman reisliğinin de bulunduğu bu on hanelik köyden altı kilometre doğuda, Pazarbaşı denen bir burunun karşısında. Adada, Cenevizliler zamanından kalma duvar yıkıkları, kırktan fazla kuyu, şirin bir defne ormancığı ile otuz, kırk kök kadar karaağaç ve muşmula, ilk defa 1879 yılında konan bir fener, fener bekçisine ait güzel bir bina, barınak inşaatına alt birkaç baraka ve depo, bir de fener bekçisinin kahve ocağı var.

Adanın İlk fener bekçisi Oflu Hasan Çavuş. 1907 den 1942 ye kadar da  Hüseyin  Işık.  Fenerin şimdiki bekçisi, Hüseyin Işık´ın ikiz oğullarından Osman Işık. Bir müddet fener bekçiliği de yapmış olan kirle yaşındaki öbür oğlu Hasan Işık ise hurdacılık, dalgıçlık ve balıkçılık yapıyor. En büyük zevki de yazmak ve okumak. Babasının Oflu Hasan Çavuştan dinlediklerini, babasının ve kazazedelerin anlattıklarını, kendi gördüklerini yirmi beş yazı makinesi sahifesi tutan notlar halinde toplamış. Yazanın ilkokul tahsiline rağmen derli-toplu bir İfade ve büyük bir iyi niyetle tutulan bu notlarda birçok deniz facialarının tarihleri, gemilerin adlan, kazaların oluş sebepleri muntazam bir şekilde sıralanmış. .Bunlardan, Hasan Işık´ın fener bekçiliği yaptığı günlere rastlayan bir tanesi de şu:

SÎNOP ŞİLEB FACİASI

1948 yılı Kasım ayının 27/28 gecesi idi. Şiddetli bir poyraz fırtınası vardı. Hava, kapıdan çıkılmayacak  kadar  kötüydü. Fırtına gece daha da şiddetlendi. Saat 23,30 da adanın batı döküntüleri üstünden iki kısa vapur düdüğü duyduk. Pencereden baktık. Döküntülerin olduğu yönde ışıklar vardı. Birkaç dakika içinde ışıklar söndü. Vapur batmış olmalıydı. Bizce yapılacak hiçbir şey olmadığından içimiz sızlayarak sabahı bekledik. Sabah olunca, ada kıyılarına vuran can simitlerinden, batan geminin Sinop şilebi olduğunu anladık. Fakat hava dininceye kadar başka bir bilgi edinemedik. Sonradan öğrendiğimize göre, içinde yirmi dört kişi bulunan vapurdan yalnız iki tayfa, Rizeli Sabit ile, Ordulu Fikri dalgalarla liman içine sürüklenmişler, oradaki teknelere alınarak kurtulmuşlardı. Kaza, gemi süvarisi Arnavut Ali Kaptanın fırtına yüzünden ada altına sığınmak istemesi, fakat döküntülere bindirmesi yüzünden olmuştu.
Aradan iki ay geçmişti. Bir gün Cebeci köyüne bir kadın geldi: Ben Sinop şilebinde boğulan Amasralı Halil’in karışıyım» dedi. Kocamı adaya gömdüklerini duydum. Biz yirmi iki senedir evliydik.

Beş çocuğumuz var. Bana bir gün acı bir söz ettiğini duymadım. Birbirimizi severdik. Onun için Hali’lin Kemiklerini alıp Amasra’ya, köyüme götüreceğim. Gemi acentesi boğulanların ailelerine beşer yüz lira verdi. Bu parayı ne kendim yerim, ne de çocuklarıma yediririm. Onu Halil için harcayacağım. Mezarını yaptıracağım.» Kadın adada Halil’in mezarını açarak kocasının cesedini çıkardı. Kemikleri, yanında getirdiği iki bavula koyarak çıktı gitti.» Kefken adası ve karşı kıyılar artık yeri bile kaybolmuş böyle yüzlerce «Halil» in mezarı ile dolu. Adanın güney batısındaki Cebeci köyünde 1926 ile 1937 arasında bir tahlisiye istasyonu varmış. Bu on bir yıl içinde Kefken adasında dokuz büyük deniz kazası olduğu halde, tahlisiye istasyonu yüzünden bir gemicinin burnu bile kanamamış. İnşallah bu kıyılara yine bir tahlisiye istasyonu kurulur, adaya telsiz ve sis düdüğü konur,  doğu  ve  batı rüzgârlarına karşı limanı koruyacak olan mendirekler tamamlanır ve tahlisiyenin kurulacağı yer iyi bir yolla Kefken köyü ve Kandıra’ya bağlanırsa gemici mezarlığı Kefken adası  bu kötü şöhretinden kurtulacak. Çoğu Karadeniz’de sefer yapan 4500 e yakın küçük tonajdaki teknenin yüzlerce gemicisi ve gözlerini Karadeniz’e dikmiş bu insanların yolunu gözleyen binlerce insan o günü bekliyor.

Karadeniz’in limanları artık Nisan, Mayıs ve Haziran değil. Trabzon’dan başlamak üzere, Samsun, Giresun, Amasra, Zonguldak, Ereğli, yazın da Ketken ile bunların sayısı yediyi bulacak. Bu yedi Uman binlerce can kadar, canın yongası olan binlerce malı da sinesinde barındıracak. Para ve malın ne nispette canın yongası olduğunu ise yine Hasan Işık´tan dinleyelim:

1952 yılı eylülünün yirmi yedisinde bir kestane karası fırtınası, ada altında çok büyük hasara sebebiyet vermişti. Birçok motorla beraber Şileli Parlak Ahmetle, Sakaryalı Panzehirin Kerimin motorları da karaya gitti. Bu teknelerin mürettebatı daha önce Ağvalı  Sağıroğlu İbrahim Kaptanın motoruna çıkmışlardı. Fakat  İbrahim Kaptanın motoru da karaya düştü. Motordaki on sekiz kişi   köylülerin  büyük fedakârlıkları ile kurtarıldı. Bu on sekiz kişiden biri olan Ağvalı Kadiroğlu kendini motordan denize atmış, atarken bir yüz liracığını da unutmamıştı. Kurtarıldığı zaman hemen ağzından bu yüz lirayı çıkardı…´»

ARA GÜLERİN FOTOĞRAFLARI İLE KEFKEN ADASI

CEBECIKOYU — Kefkenadası´nın güney batısındaki, alabildiğince karaya girmiş kumluğu ile bu koy, zamanla kumların örttüğü gemici mezarları İle doludur. Burada tabiat bile denizden Ürkmüş gibidir. Fırtınaların yıktığı bu ağaç kökü, suların sürüklememeli için parmaklarını kuma sokmağa çalışan bir ele benzemiyor mu?

FENERCİ BABA — Adanın iki fenercisi 79 yaşındaki Hüseyin Işık, torunu ve bekçi köpeği ile fener evine çıkıyor. Arkada, 1953 yılında baslıyan barınak inşaatının, Kefkenadası´nı batıdaki Komifadası´na baglayon kum görülüyor.

K A AT İL KAYALAR — Ada altına girmek istiyen yahut fırtına ile adaya sürüklenen tekneler adanın doğu ve batı ağızları ile kuzeyindeki bu döküntülere bindirerek parçalanmakta ve batmaktadır» Doğu ve batı döküntüleri şimdi mendirekle örtülüyor.

KEFKENADASI — Ereğli  ile İstanbul arasında yegane barınak olan Kefkenadası´nın    Pazarbaşı´ndan görünüşü. 1000 tona kadar olan tekneler ada ile kara arasında, ada altı denen bu kıs» masığınır. Kefkenadası ila Pazarbaşı Burnu´nun arası 950 metredir. En yakın köy do Pazarbaşı´nın 2,5 km, güney batısındaki Cebeci köyü´dür, Adaya, Pazarbaşı Burnunun doğusuna rosbyan koydan ya balıkçı piyadeleri, yahut da fener   bekçisinin   kayığı   ile gidilir…
Kaynak: Bu  yazılar  14 Ağustos  2014  günü  İsmail  Kahraman tarafından Kefken Adasındaki  Kıyı emniyet  binasında çerçeve içinde  duvara asılmış  60 yıllık gazete küpüründen  alınmıştır)

Kefken  Adası Asya’nın 159. Adası oldu

Türkiye’nin Karadeniz’de ki 2 adasından biri olan Kefken Adası, dünyanın çok sayıda ki ülkesine telsiz irtibatı ile tanıtılıyor. Telsiz ve Radyo Amatörleri Derneği Kocaeli Şube Başkanı Mustafa Yaman yaptığı açıklamada, Kefken Adası’nın Amatör Telsiz Yönetmeliği’nde bulunan özel çağrı işaretlerinden ‘YMOKI’ kullanılmasıyla dünya ülkelerine tanıtıldığını söyledi. Kefken’in tanıtılması için dünyada ki tüm adaların aktivasyonunu takip eden ve merkezi İngiltere’de bulunan  Islands On The Air’dan aracılığıyla dünyada ki amatör telsizcilere çağrı yapıldığını bildiren Yaman,  bu tanıtımı gerçekleştirmekle birlikte Dünya Adalar birliği Merkezi ‘nin de dikkatini çektiklerini belirterek,  Dünya “Adalar birliği Merkezi  Kefken Adası’nı Asya ülkelerinde ki 159. Ada olarak tescil etti.” Dedi Eski adı “Apollonia” oolan ve Apollo Tanrısına ait mabet-tapınak bulunan Kefken Adası, 1421 yarda genişliğinde. Bir dönem “Darphane” adını taşıyan Kefken Adası, MÖ. 629  yılında Aziz Sabah’ın, 878 yılında 8. Ecumenical Konseyini tanıtan Leo’nun yaşadığı yer olarak da biliniyor. “28 Kasım Yortusu” olarak adlandırılan dini cenaze töreninin yerine getirildiği adanın tarihçesinde sürgüne gönderildiği sırada Copronymus tarafından şehit edilmiş tek kişi olan John’dan söz ediliyor.

Evet, bu ve buna benzer değerlerimizin farkına varmamız ve bu değerlerimizi markalaştırmamız gerekir. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun özel çabaları ile bu ada bir marka olacaktır. Sayın Karaosmanoğlu’na gösterdiği yakın ilgi ve yapacağı çalışmalar için 30 yıldır belgesel çekimleri yapan bir gazeteci olarak teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin siyasi tarihinden ders almak

Tarih çok önemli. Tarih sadece geçmiş değil, gelecektir. Bazı düşünürler; “Tarih bir milletin bir devletin aynasıdır. O aynaya ne kadar çok bakarsak geleceğimizi o kadar çok görürüz” derler. Dünya’nın 80’e yakın ülkesinde tarih ve kültür belgeseli çeken bir gazeteci olarak tarihin ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Bir büyük gönül sultanı ve Allah dostunun ifadesi ile “Ben talebelerime tarih ilmini okumalarını tavsiye ederim. Tarih ilmini okumak ve öğrenmek farz hecesinde vaciptir. Zira Kuran-ı Kerim’in 3/2’si tarihten bahsetmekte ve tarih anlatmaktadır” diye buyurmakta. Gerçekten Kuran-ı Kerim tarih ilmini önem vermekte, Yüce Yaradan “Siz gezmez misiniz? Gezin, eski milletlerin, eski devletlerin nasıl yıkılıp helak olduğundan ders ve ibret alın” diye buyurmakta.
TÜRKİYE’NİN SİYASİ TARİHİ
Türkiye’nin 90 yıllık siyasi tarihi ders ve ibret alınacak birçok hadise ile dolu. 7 Haziran seçimleri sonrası yaşanan siyasi krizler ve olaylar ne kadar ders ve ibret almamız gerektiğini göstermekte. Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğu, Kurtuluş Savaşı’nın nasıl yapıldığı, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İstiklal Mahkemeleri’nin nasıl insanları idam ettiğini, siyasi suikastlar, vefasızlıklar, yaşanan darbeler, Başbakan ve Bakanların idamları, hiç yüzünden gençlerin birbirlerini öldürmeleri, Dış güçlerin oyunu ile PKK terörüne kurban verdiğimiz on binlerce insanımız ve daha neler neler… Sanki bunlar hiç yaşanmadı gibi ders ve ibret almıyoruz. Siyasi gerginlikler sürekli gündemde, bir kısım siyasetçilerin ikbali uğruna kaybedilen canlar, yıkılan ekonomi, Türkiye’nin bozulan düzeni, gerçekten insan oturup kara kara düşünerek; Ne oluyoruz? Diye birbirimize sormamız ve yaşananları aklıselim bir şekilde yorumlamamamız gerekiyor.
SİYASETÇİLERİ TARİH AFFETMEYECEK
7 Haziran’dan sonra hükümet kurma çalışmalarını bir gazeteci ve belgesel yapımcısı olarak ibretle takip ettim. Gelinen noktada neden ve niçin hükümetin kurulmadığını sorguluyorum. Hükümetin kurulmaması yüzünden siyasi istikrarın bozulması, teröre verilen kurban ve ekonominin bozulması, Türkiye’nin fakirleşmesinin hesabını kimin vereceğini sorguluyorum. Bunların tümünün sorumlusu seçimlerden az veya çok oy alarak çıkan AK Parti Lideri Ahmet Davutoğlu, CHP Lideri Kemal Kılıçtaroğlu, MHP Lideri Devlet Bahçeli, HDP Lideri Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tutuyorum.
Bu dört liderin sen ben yüzünden hükümeti kurmamaları, Türkiye’yi yeniden bir seçim sürecine sokmalarının tarih önünde büyük sorumluluk olduğunu hatırlatıyorum. Hükümetin kurulmaması yüzünden yaşanan tüm sorumlulukların vebal ve faturasının bu dört liderde olduğunu bu sütunlarda tarihe not düşüyorum. Gerçekten mevcut liderlerimiz çok büyük bir sorumluluk altında. Tarih önünde vicdanları ile bir gün baş başa kaldıklarında vicdan azabı çekeceklerine inanıyorum. Bu dört lider gerçekten samimi, gerçekten devlet ve millet sorumluluğu taşıyor olabilselerdi bana göre hükümet çoktan kurulur ve Türkiye bu siyasi kaostan da yara almadan geçerdi.
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE TARİHİ KİTABI
Yaz ayları belgesel çekim ayıdır. Hem belgesel çekimlerimizi yapıyor hem de oğlum Ahmet Emirhan Kahraman ile kronolojik Türkiye tarihini okuyoruz.  Tolga Uslubaş’ın kaleme aldığı Kronolojik Türkiye Tarihi kitabını özellikle oğlum Ahmet Emirhan Kahraman elinden bırakmıyor. Kitapta okuduğu bilgileri bana da sorarak Cumhuriyetin Kuruluşu’ndan, tek parti döneminde yaşananlar, Menderes’in idam edilişi, Demirel, İnönü, Ecevit, Türkeş, Erbakan, Çiller ve Yılmaz dönemlerinde ki siyasi gelişmeleri, 28 Şubat sürecini adeta sorgulayıcı bir tarzda okuyarak neler olup bittiğini öğrenmek için benden de bilgiler alıyor.
Gerçekten Türkiye’nin siyasi tarihi ders ve ibret alınacak birçok olaylarla dolu. Herkese bu kitabı okumalarını tavsiye ederim. Özellikle bugün siyaset yapanlar ve siyasetle ilgilenenler mutlaka bu kitabı okumalılar. Türkiye’nin kronolojik tarihi ile ilgili kısa bilgiyi http://tarihenotdus.com/turk-ve-osmanli-tarihi/turkiyenin-kronolojik-tarihi/ adresli linkten okuyabilirsiniz. Kitabın takdim bölümünde şunlar yazıyor. Bugün ki yazımı kitabın takdim bölümünde yer alan şu sözlerle bitirmek istiyorum; “Geçmişten günümüze Türkiye kitabı 3 kıta üzerinde 623 yıl, 50 kadar ülkeye sahip olan yüce bir imparatorluğun bitişi ile küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin kronolojik paranoyasıdır. Kronolojik Türkiye Tarihi Ansiklopedisi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu zamandan bugüne yaşanan siyasi olayları, sanatsal, felsefi, bilimsel, sosyal, dini gelişmeleri gün gün bünyesinde barındırıyor. Yapılan devrimler, TBMM alınan kararlar, çıkarılan yasalar, gündem belirleyen olaylar ve yapılan açıklamalar kronolojik bir sırada okurlarına sunuluyor.”
Evet, ders ve ibret alınacak bir kitap. Herkese bu kitabı okumalarını tavsiye ediyor. Karadeniz sahillerinden tüm okurlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Şimdi ne olacak?

7 Haziran’da gerçekleştirdiğimiz seçimlerin ardından 82 gün geçti. Siyasette baş döndürücü gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Seçim sonuçları Türkiye’de bir koalisyon hükümeti kurulmasını işaret etti. Fakat Cumhurbaşkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın hükümeti kurma görevini Başbakan Ahmet Davutoğlu’na vermesinin ardından başlayan koalisyon görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı.

İlk olarak siyasi kulislerde AK Parti – MHP koalisyonu öne çıksa da MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin koalisyon görüşmelerine ilk günden kapıyı kapatması bu görüşmeyi iptal etti. Daha sonra AK Parti – CHP arasında sıkı bir koalisyon görüşmesi süreci başladı.
Fakat iki heyet arasında uzun süren toplantılar sonrasında bile olumlu bir sonuç çıkmadı. Türkiye’nin ve Dünya’nın gözü kulağı Ankara’nın kasvetli siyasi havasında. Buradan çıkacak bir sonuç bizi ilgilendirdiği kadar Dünya’yı da ilgilendiriyor.
İsterseniz gelin birlikte koalisyon görüşmeleri sürecinde neler yaşandığını hep birlikte okuyalım;
SÜREÇTE NELER YAŞANDI?
7 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın birinci parti olarak seçimden çıkan Başbakan Ahmet Davutoğlu’na hükümeti kurma yetkisini vermesi ile süreç başladı. HDP sürecin en başında bir koalisyon içerisinde olmayacağını açıklasa da, AK Parti ve MHP’de HDP’nin içerisinde yer aldığı bir koalisyon içerisinde olmayacağını söylemişti. AK Parti bu süreç içerisinde ilk olarak Cumhuriyet Halk Partisi ile görüşme yaptı. AK Parti ile CHP arasındaki hükümet kurma süreci görüşmeleri 41 saat sürdü. Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun son görüşmesinde koalisyon kararı çıkmadı. Bunda AK Parti’nin iki yıllık seçim hükümeti, CHP’nin ise 4 yıl süreli reform hükümeti önerisinde ısrar etmeleri etkili oldu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hükümet kurma süreci kapsamındaki son görüşmesi geçtiğimiz hafta gerçekleşti.
AK Parti – CHP koalisyonundan sonuç çıkmayınca, Başbakan Davutoğlu geçtiğimiz gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşme yaptı. Başbakan Ahmet Davutoğlu koalisyon hükümeti görüşmeleri kapsamında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile 2 buçuk saat süre bir görüşmeden sonra basın açıklaması yaparak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Davutoğlu, “Maalesef, çok arzu etmemize rağmen gerek CHP’yle gerekse MHP’yle koalisyon zemini olmadı. Elimden gelen bütün çabayı gösterdim. Sayın Bahçeli ve Kılıçdaroğlu da şahittir. 23 Ağustos’tan sonra ülkenin erken seçime gitmesi çerçevesinde neler yaşanır takdir edemem.” İfadelerini kullandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, koalisyon için sundukları 4 şartın AK Parti tarafından kabul edilmediğini açıkladı.
BUNDAN SONRA NE OLACAK?
Evet, koalisyon görüşmeleri sürecinde yaşanan bunlardı. Her ne kadar Sayın Davutoğlu “Bundan sonra yapılacak bir şey varsa da yaparım” dese de koalisyon için bir ışık görünmüyor. Türkiye’nin Kasım Ayı’nda bir erken seçime gitmesi bekleniyor. Tabi siyasette 1 saatin bile büyük önemi var. Türkiye gerçekleşen bu görüşmelerin ardından kafalarda da birçok soru kaldı. CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu’nun da dediği gibi siyasette 24 saat bile çok önemli. Türkiye erken seçime hazırlanırken, herkes birbirine bundan sonra ne olacak sorusunu sorarak yanıt bulmaya çalışıyor. 7 Haziran seçimlerinden koalisyon hükümeti çıkmıştı fakat koalisyon kurulamadı. Bu yapılacak olan erken seçimde oyları nasıl etkiler? HDP yine barajı aşar mı? Erken seçimde sonuç değişir mi? Yapılacak olan erken seçimde sonuç değişmez ise ne olacak? Türkiye tekrar tekrar seçime mi gidecek?
Mevcut meclisten erken seçim kararı çıkar mı? Yeni milletvekilleri bu karara destek verir mi? Yapılacak olan bir erken seçimde milletvekilliği listeleri değişir mi? Türkiye bu soruların cevabını arıyor.
30 yıldır gazetecilik yapan birisi olarak Türk siyasetinde bir çok olay gördük. Bunlardan bir tanesi Güneş Motel Hükümeti. 1977 yılında kurulan bu hükümet; Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Bülent Ecevit’in zayıf haldeki II. Milliyetçi Cephe hükümetini yıkarak, Adalet Partisi’nden (AP) istifa etmiş milletvekillerinin desteğiyle hükümet kurmasıyla sonuçlanmıştı. Adını toplantıların yapıldığı İstanbul, Florya’daki Güneş Motel’den almıştı. Ecevit ile 12 eski AP’li (Tuncay Mataracı, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Hilmi İşgüzar, Orhan Alp, Fethi Acar, Oğuz Atalay, Cemalettin İnkaya, Ali Rıza Septioğlu, Enver Akova, Ahmet Karaaslan ve Güneş Öngüt) arasındaki görüşmelerin ilkini Darıca Bayramoğlu’nda bulunan bir otelde gerçekleştirmişti. Görüşmelerin devamı dönemin CHP’li İstanbul Belediye Başkanı Aytekin Kotil’in organizasyonunda belediyeye ait Florya’daki Güneş Motel’de yapıldı ve hükümet ismini de bu otelden almıştı. Bunun gibi birçok koalisyon süreci yaşadık. Şimdi Türkiye tarihi bir süreci daha geçiriyor. Bundan sonra siyasette neler yaşanacak hep birlikte bekleyip göreceğiz. Türk siyaseti gerçekten önemli gelişmelere gebe.
 Evet, süreç içerisinde Başkent Ankara’da yaşananları sizinle paylaştık. Daha önce koalisyon görüşmeleri ve süreç ile ilgili kaleme aldığım yazıları http://www.gebzegazetesi.com/ankaranin-siyasi-havasi-makale,1187.html adresindeki linkten okuyabilirsiniz. Yapılacak olan seçimin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Bakan Işık ve Vali Güzeloğlu’na deprem çağrısı

Kötü ve acı hatırılar hep akılda kalır. Unutmak bazen güzel olsa da, unutmamak ve yaşanan acılardan ders çıkartmak gerekir. Birçok acı olaylar yaşadık ve yaşamaya devam ediyor. 17 Ağustos 1999 tarihinde gece Saat: 03.02’de yaşadığımız depremin ardından tam 16 yıl geçti.

Sesimi duyan var mı? Çığlıkları dün gibi kulaklarımda çınlıyor. 40 yıldır gazetecilik yapan, 30 yıldır Devr-i Alem programı ile Kültür ve Medeniyet tarihimizin izlerini araştırarak belgeselleştiren bir gazeteci olarak, depremi yaşamış bir gazeteci olarak bu acılardan ders çıkartılmaması beni üzüyor.
Depremin ardından 16 yıl geçti. Yasak savma kabilinden birçok şey yapıldı. Fakat yapılan her şey bir maalesef bir fotoğraf karesi olarak kaldı. Bugün şu soruları çok iyi sormamız ve irdelememiz lazım. Büyük Marmara Depremini yaşadığımız 17 Ağustos 1999 tarihinden bu yana geçen 16 yılda ne yaptık? Bir daha bu büyüklükte bir felakete hazır mıyız? Yaşadığımız bu depremden ders aldık mı?  Bu soruları iyi irdelememiz gerekiyor.
DEPREM MÜZESİ YAPILMALI
17 Ağustos depremini yaşayan, bu konuda ciddi araştırmalar yaparak Devr-i Alem programı olarak belgeselleştiren bir gazeteci olarak kentimizde deprem bilincinin oluşmaması üzüntü verici. Evet, depremle ilgili ciddi bir fotoğraf arşivimiz bile yok. Bu konuda bir çalışma yapılmalı ve deprem bilincini kentimizde oluşturmak için bir deprem müzesi ve sergisi oluşturulmalı.
VALİ GÜZELOĞLU DEPREM ÇALIŞMASI YAPMALI
Kentimize görevlendirildiği günden bu yana başarılı çalışmalara imza atan ve ilimizin tüm sorunlarına ilgiyle yaklaşarak çözümü konusunda ciddi girişimlerde bulunan Kocaeli Valisi Sayın Hasan Basri Güzeloğlu’na tarihi görev düşüyor. Sayın Vali, bu konuya ilgiyle yaklaşarak yetkili ve etkili kurumlarla toplantı gerçekleştirmeli ve 16 yıl önce yaşadığımız deprem konusunda çalışmalar yapmalı. İlimizde bir deprem bilincinin oluşması için bir deprem müzesi oluşturulmalı.
ÜNİVERSİTE VE TÜBİTAK’A TARİHİ GÖREV
Türkiye’nin birçok önemli kuruluşu Kocaeli’de ve Gebze’de bulunuyor. Türkiye’nin sayılı üniversiteleri arasında yer alan Kocaeli Üniversitesi, yeni kurulmasına rağmen başarılı bir çalışma süreci geçiren Gebze Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK.
17 Ağustos’ta yaşadığımız Marmara Depremi ile ilgili üniversitelerimiz ve TÜBİTAK iş birliği yaparak ciddi bir araştırma sürecine girmeli ve bilimsel olarak bir tablo ortaya koymalı. Bu konuda Üniversite Rektörlerimize ve TÜBİTAK Başkanımıza büyük görev düşüyor. Kocaeli’nin deprem tarihine ışık tutacak ve gelecekte yaşayabileceğimiz deprem ve afetlerle ilgili bilimsel araştırma yaparak Kocaeli kamuoyu ile paylaşılmalı.
DEPREM ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ KURULMALI
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde Kocaeli’de ya da Gebze’de bir toplantı yapılarak deprem konusu ciddi anlamda ele alınmalı. Deprem Müzesi’nin yanında TÜBİTAK bünyesinde bir Deprem Araştırma Enstitüsü kurulmalı.
NE YAZMIŞTIK?
Kocaeli’de yaşadığımız depremlerle ilgili daha önce kaleme aldığım makalenin bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. 17 Ağustos’un yıl dönümünde kaleme aldığım ‘Deprem felaketinden ders aldık mı?’ başlıklı yazıyı http://www.gebzegazetesi.com/depremden-ders-alindi-mi-makale,1189.html adresindeki linkten okuyabilir, depremle ilgili hazırladığımız belgeseli http://kocaeligebze.tv/v/16040/asrin-felaketi-marmara-depremi#.VdGbXbLtmkq adresindeki linkten izleyebilirsiniz.
BUGÜN DEPREM OLSA
Tarihi belgeler ve Osmanlı arşivlerine baktığımızda çok sayıda bölgemizde deprem yaşandığını görüyoruz. 1500’lü yılların başında yaşanan deprem küçük kıyamet olarak adlandırılmış, birçok bölge haritadan silinmişti. Eskihisar önlerinde tarihi bir şehrin sular altında kaldığı, tarihçiler tarafından açıklanmakta.
1719 yılının 24 Mayıs’ında yaşanan depremde Marmara bölgesinde binlerce kişi ölmüş, birçok bölge haritadan silinmişti. Daha birçok küçüklü büyüklü depremler yaşanmış, 13 yıl önce 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan deprem ise tam bir felaket olmuş, resmi olmayan rakamlara göre. On binlerce kişi hayatını kaybetmişti.
Bugün deprem olsa daha büyük felaketler yaşanacaktır. Daha büyük felaketler yaşamamak için ciddi anlamda önlemler alınmalı. Ancak 13 yıldır hasarlı binalar bile yıkılamamış, geçtiğimiz günlerde Kocaeli Valiliği tarafından yapılan açıklama da binlerce hasarlı bina yıkılmayı bekliyor. Hasarlı binaları bile yıkmaktan aciz olan deprem yönetimi, Yaşanacak büyük deprem felaketlerine nasıl hazır olabilir. (2012 – Gebze Gazetesi)
Evet, Kocaeli’nde deprem bilincini oluşturmak ve yaşadığımız büyük acıdan ders almak için Kocaeli Valisi Sayın Hasan Basri Güzeloğlu başta olmak üzere, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve tüm etkili ve yetkili kurumlara büyük görev düşüyor. Bu konuda örnek bir çalışma yapılabileceğine yürekten inanıyor, depremde kaybettiklerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Depremden ders alındı mı?

Unutmak, bazen güzel ama acı da olsa unutmamak ve hatırlamak gerekir. Unutmak da Cenab-ı Allahın bir nimeti. Birçok acı olaylar yaşıyoruz, yakınlarımızı kaybediyoruz, bu acı ile yaşayamayacağımızı sanıyoruz. Zaman geçtikçe bu acı olaylar unutulup gidiyor.

Deprem gibi büyük felaketler gibi ders ve ibret alınacak acı olaylar unutulmamalı. Bugün 17 Ağustos. 1999 yılında on binlerce kişinin hayatına mal olan depremin yıl dönümü. Ancak 16 yıl önce sanki deprem felaketini yaşamadık. İnsanlar enkaz altında kalmadı. Gebze’den bile Türkiye bir gün sonra haber alabildi. Devlet kurumlarının tümüyle iflas ettiğini, her şeyin çöktüğünü, on binlerce insanın enkaz altında günlerce kurtarılmayı beklediğini sanki hiç yaşamamışız. Evlerimize giremediğimiz o çok sevdiğimiz binalarımızın ve iş yerlerimizin yanından geçemediğimiz günler. Yakınlarımızı enkazdan çıkarmak için ellerimizle toprağı kazıdığımız o acı günler. Sanki hiç yaşanmadı.
Deprem gerçeğini unutmamak gerekiyor. Deprem felaketinden ders ve ibret almak için bütün kurum ve kuruluşlar hazırlık yapmalı. Acil eylem planları olmalı. Sanayi ve doğalgaz yangınlarına, kimyasal depoların çevreye yayacağı zehirlere karşı önlemler alınmalı ve planlar yapılmalı.
BUGÜN DEPREM OLSA
Tarihi belgeler ve Osmanlı arşivlerine baktığımızda çok sayıda bölgemizde deprem yaşandığını görüyoruz. 1500’lü yılların başında yaşanan deprem küçük kıyamet olarak adlandırılmış, birçok bölge haritadan silinmişti. Eskihisar önlerinde tarihi bir şehrin sular altında kaldığı, tarihçiler tarafından açıklanmakta.
1719 yılının 24 Mayıs’ında yaşanan depremde Marmara bölgesinde binlerce kişi ölmüş, birçok bölge haritadan silinmişti. Daha birçok küçüklü büyüklü depremler yaşanmış, 16 yıl önce 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan deprem ise tam bir felaket olmuş, resmi olmayan rakamlara göre. On binlerce kişi hayatını kaybetmişti.
Bugün deprem olsa daha büyük felaketler yaşanacaktır. Daha büyük felaketler yaşamamak için ciddi anlamda önlemler alınmalı. Evet, tam 16 yıl oldu. Geçtiğimiz günlerde Yalova’ya yakın bir kesimde, Marmara Denizi’nde gerçekleşen deprem Kocaeli’de de hissedildi. Yine bir Ağustos ayında. Daha yeni yaşadığımız bu depremde bize gösteriyor ki yaşadığımız acılardan ders almalıyız.
DEPREM RANTÇILARI AÇIKLANMALI
Deprem’den büyük rant vuranlarda çıktı. İnsanlarımız enkaz altında inim inim inlerken, rantçılar depremden nasıl rant vurabiliriz diye düşünüp, bunun peşine düştüler. Bu konuda hiçbir ciddi çalışma ve araştırma yapılmadı. Keşke depremde vurulan rantlar, temin edilen haksız kazançlar açıklanabilseydi.
Biz deprem felaketiyle ilgili tarihe not düşmeye devam edeceğiz, deprem felaketini gündemde tutmak için hazırladığımız TV programları halen birçok TV kanalında yayınlanmaya devam ediyor. Asrın felaketi Marmara Depremi adıyla hazırladığımız belgeseli http://kocaeligebze.tv/v/16040/asrin-felaketi-marmara-depremi#.VdBQ1bLtmkp adresinden izleyebilir, konuyla ilgili daha önce kaleme aldığımız yazılara ise http://www.yenigebze.com.tr/Haber-10597-deprem-felaketinden-ders-alindi-mi.html adresinden ve www.belgeselyayincilik.com adresindeki İsmail Kahraman Makale Arşivi’nden ulaşabilirsiniz.
Evet, yaşadığımız acının bugün 16. Yıl dönümü. Biz bu acılardan ders alamadan yenilerini yaşıyoruz. Deprem felaketinin 16. Yılında Kocaeli bölgesinde önemli ve kalıcı etkinlikler yapılabilirdi. Kurumlar bir Marmara Depremi Müzesi oluşturabilirdi. Depremle ilgili Kocaeli Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK bünyesinde bir Deprem Araştırmaları Enstitüsü kurularak, yaşadığımız depremler araştırılmalı ve bilimsel çalışma da yapılmalı.
Sonuç olarak yaşadığımız acılardan ders çıkarmalıyız. Bu konuda tüm etkili ve yetkili kurumlara büyük ve tarihi görev düşüyor. Türkiye gelişen ve büyüyen bir ülke. Ama yaşayacağımız yeni depremlere maalesef hazır değiliz. Bu konuda yetkililere bir kez daha çağrıda bulunuyor, depremde hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyorum.