Belgesel Yayıncılık

KKTC’ye Kültür ve Medya çıkarması!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hemen yanı başımızda. Anamur’dan elimizi uzatsak tutacak kadar yakın, Toros dağlarının Akdeniz’e boşa akan suyunu Kıbrıs’a deniz akıtacak kadar yakın ilgimiz var. İlk kez Haziran 1994 yılında KKTC’ye gitmiştim. Aradan 21 yıl geçti. 30 Kasım – 3 Aralık 2015 tarihleri arasında KKTC’ye gidip, dört gün içerisinde birçok etkinliğe katılıp, belgesel çekme imkanım oldu.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 49. Başkanlar Konseyi çerçevesinde gittiğim KKTC’de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, KKTC Turizm Bakanı Dr. Faik Sucuoğlu, 39. Mekanize Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Sadık Piyade, KKTC Din İşleri Başkanı Talip Atalay, Dialog TV, Genç TV ve Ada TV Genel Yayın Koordinatörleri, Medya dernek başkanları ve KKTC’deki birçok ilgili ve yetkili ile görüşüp tanışma imkânım oldu. Bazılarıyla da Devri Alem Belgesel programı çekimleri yapıp, Kıbrıs Televizyonlarının program konuğu olarak görüş ve düşüncelerimi paylaşma fırsatım oldu. Bunlarla ilgili ayrıntılı yazım önümüzdeki günlerde gazetemizin Kültür sayfasında geniş bir şekilde yer alacak.
21 yıl önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC Meclis Başkanı Hakkı Atun, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve ilgililerle o zaman  görüşmeler yapıp geniş bir haber hazırlayarak, yayınlanan ‘Siyasi, iktisadi, kültür, çevre, haber ve yorum’ dergisi olan Hizmet Dergisi’nde geniş yer vermiş ve dergimizin başlığında ‘KKTC’ye maddi ve manevi yatırım yapmalıyız’ cümlesine yer vermiştik. Geniş bir şekilde dergide yer alan haber ve yorumların kupürlerini bu sayfada sizlerle paylaşıyorum.
KKTC’YE GAZETECİLER ÇIKARTMASI
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Türkiye’nin birçok ilinde faaliyet gösteren Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanları adeta kültürel bir çıkarma yaptı. Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti’nin 54. Kuruluş Yıl Dönümü dolayısıyla Girne Amerikan Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen programda KKTC ile ilgili çok önemli toplantı ve faaliyetler yapıldı. Kocaeli bölgesi üç kişi ile KKTC’de temsil edilerek, Kocaeli’nin gücü gösterildi. Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapılan basın açıklamasında özetle şu görüşlere yer verildi.  Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 49. Başkanlar Konseyi toplantısı Kıbrıs Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde Kıbrıs’ta gerçekleşti. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da Kıbrıs ziyareti sırasında Merit Otel’de Başbakan Davutoğlu’na basının sorunları aktarıldı.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 49. Başkanlar Konseyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde gerçekleştirildi. Kuzey Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti ile Girne Amerikan Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleşen başkanlar konseyine TGF yönetim kurulu üyesi ve Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Çetin Gürol ile başkan yardımcısı Ahmet Yavuz da katıldı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Yılmaz Karaca ile birlikte TGF yönetim kurulu üyeleri ve cemiyet başkanları ilk gün KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı ziyaret etti. TGF yönetimi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her zaman yan yana olduklarını ve et ve tırnak gibi olduklarını ifade etti. Karşılıklı bilgi paylaşımı kararı da ziyarette alındı.
Girne Amerikan Üniversitesinin düzenlediği, ‘Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıs Sorunu’ konusunda da bir panel gerçekleştirildi. KKTC eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun da katıldığı panelde moderatörlüğü TGF Genel Sekreteri İbrahim Erdoğan yaparken, KKTC Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat Akar ile Avrasya Yayıncılar Birliği Başkanı İsmail Kahraman panelist olarak önemli bir panel gerçekleştirildi. Panelde konuşma gerçekleştiren Girne Amerikan Üniversitesi Yöneticiler Kurulu Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Asım Vehbi şunları söyledi, “Türkiye Gazeteciler Federasyonu 49. Başkanlar Konseyi toplantısının Lefkoşada ve KKTC’de gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs Sorunu gibi çok anlamlı bir konu üzerine bugün bu organizasyonu gerçekleştiriyoruz” dedi
Vehbi konuşmasının devamında, “ Lefkoşa belki de dünyanın bölünmüş tek başkenti. Görüşmeler 40 yıldır sürüyor ve sayın Eroğlu uzun yıllardır bu görüşmeleri sürdürüyor. Hem ülkemize hem de coğrafyamıza baktığımız zaman nereye gidiyoruz konusunda çok ciddi soru işaretleri var. Bölge coğrafyasına baktığımız zaman savaş olmayan tek bölge Kıbrıs diyebiliriz. Umuyorum ki görüşmeler ve müzakereler sürerken bu atmosfer ve bu ortam bozulmadan devam ederiz” dedi. Ardından Geçitköy barajı ile Kıbrıs’ın ünlü Mavi Köşk’üne gezi gerçekleştirildi. 39. Mekanize Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Sadık Piyade tarafından Mavi Köşk gezdirildi.
Merit Christal Cave Hotelde gerçekleştirilen Kuzey Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti 54. Kuruluş Yıldönümü Resepsiyonu öncesinde Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile de basının sorunları konusunda bir süre görüşme imkanı bulundu. Görüşmede TGF Genel Başkanı Yılmaz Karaca, Genel Sekreter İbrahim Erdoğan, TGF yönetim kurulu üyeleri Veli Altınkaya, Osman Altunışık, İbrahim Ay, Afyon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Emin Güzbey, Avrasya Yayıncılar Birliği Başkanı İsmail Kahraman ve Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Çetin Gürol hazır bulundu. Başbakan Davutoğlu’na bir rapor hazırlayarak basının sorunlarını aktaracağını da belirten Genel Başkan Karaca ve ekipte bulunanlara da Başbakan Davutoğlu teşekkür etti.
Evet, 21 yıl sonra yeniden KKTC’de olmak benim için çok önemliydi. Dünyanın 80 ülkesini gezmemize rağmen, birçok ülkeye 4-5 kez gitmemize rağmen, 21 yıl içerisinde yeniden KKTC’de olmak kültür ve medeniyet tarihimize vefa borcumuzu ödemek benim için anlamlıydı. Bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti ve Girne Amerikan Üniversitesi yetkililerine teşekkür ediyorum.

Kıbrıs Barış Harekatı ve Başbakan Davutoğlu

 Dünya coğrafyasında kültür ve medeniyet tarihimizi araştırıp, tarihe şahitlik eden kişilerle söyleşi yapıp, tarihe not düşüp zamana noterlik yapmaya devam ediyoruz. Kültür coğrafyamız, medeniyet coğrafyamız, bizim coğrafyamız var. Sınırlarımız ötesindeki bölgeler var. Ata yurtlarımız var. Fakat bu coğrafyaların içerisinde Kıbrıs’ın çok ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Geçtiğimiz hafta Pazar günü Devri Âlem programı olarak Kıbrıs’a gitmiştik. Dün itibariyle bu makalemi dönüş yolundan sizlere yazıyorum.  Kıbrıs’tan Türkiye yoluna çıkarken daha önce yaptığımız çalışmalarla bu makale de birlikte olmak istedim. Burası Allah resulünün halasının metfun olduğu yer. İslam medeniyetinin kızıl elması olarak bilinen ve deniz aşırı olarak ilk fethettiği yer Kıbrıs. Osmanlı’nın yıllarca mücadele ettiği ve binlerce şehitle fethettiği yer Kıbrıs. Kıbrıs’ın üzerinde oynanan oyunlar, yaşanan mezalim ve özellikle son dönemde Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kıbrıs üzerindeki Yunanistan hayali, Büyük Kıbrıs Devleti kurmak ve Türkleri buradan tamamen silmek hayali hep sürmüştü. Mücadeleler yapılmış. Kıbrıs deyince içimiz hep bir hoş olur.
1970’li yıllar… Giresun’un Espiye İlçesi’nde eğitim görüyoruz. O zaman televizyonlar yok. Radyoyu dershaneye getirip koyuyor ve Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gelişmeleri heyecanla takip ediyoruz. Kıbrıs Barış Harekâtı yapılıyordu. İlk kez bir savaşa barış adı verilerek harekât yapılıyordu.  Sadece barış harekatı ile sadece Türkler değil, Rumlarda darbecilerin tasallutundan kurtulmaya çalışıyordu. Türkiye Cumhuriyeti garantör ülke olma sıfatıyla Kıbrıs’a Barış Harekatı düzenlemişti. O günleri hiç unutmuyorum. Bazı isimler hep kulaklarda çınlıyor. Biri dönemin Dış İşleri Bakanı ve Kocaeli Milletvekili olan Güneş, diğeri Başbakan Bülent Ecevit, hükümet ortağı partinin lideri merhum Erbakan hoca, Semih Sancar Genel Kurmay Başkanı, Fazıl Küçük’ten sonra burada aktif rol üstlenen Kıbrıs’ın Kurucu Devlet Başkanı Rauf Denktaş. Hep gündemde olmuştu bu isimler. Onları heyecan ile dinleyip, gençlik yıllarımızda Kıbrıs Barış Harekâtı hikâyeleri ile büyümüştük. Dilerseniz Kıbrıs’ın Kurucu Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile yaptığımız söyleşiden bir bölümle sizleri baş başa bırakıyoruz.
TARİH BİLİNCİ NEDEN YOK?
Sayın Denktaş ile yaptığımız görüşmede kendisine gençlerin neden tarih bilincine sahip olmadığını sorduğumda, Denktaş buna çok üzüldüğünü söyleyerek şu bilgileri verdi.
“Gençlerimiz tarih bilincine sahip değil. KKTC nasıl kuruldu bunu bilmiyorlar. Verilen şehitleri bilmiyorlar. Rumların yaptığı katliam ve zulmü unutarak birleşelim diyorlar. Sadece Kıbrıs’ta değil Türkiye’deki gençler bile Çanakkale’nin yerini bilmiyorlar. Gençlere tarih bilinci öğretilmeli “ derken  ben geçmişi düşünüyordum..
Aklıma bunun sorumlusu kimdir diye Sayın Denktaş’a sormak geldi ama nezaketimden soramadım. Bugün gençlerimiz tarih bilincine sahip değilse bunun en önemli sorumlusu Türkiye’de 40 yıl devletin tepesinde olan Demirel ile KKTC’de Denktaş’tır. Keşke bu ikili öz eleştiri yapabilseler. Gençlerimiz milli tarih kültüründen uzak yetiştirildi. Türkiye ve KKTC Bunun gelecekte çok ağır bedelini ödeyecek.
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın tarihi olay olduğunu açıklayan Erbakan  “ Şayet bizim emrini verdiğimiz harekât planı aynen uygulansaydı Kıbrıs olayı 40 yıldır sürüncemede kalmazdı “ dedi.  Kıbrıs Barış Harekâtı’nın arka planını Devri Âlem kamerasına şöyle anlatı; “Başbakan Ecevit Kıbrıs harekâtına isteksizdi, ancak Kıbrıs’ta çok acı olaylar oluyor ve her gün birçok Türk Rumlar tarafından öldürülüyordu. Dönemin Genel Kurmay başkanı Semih Sancar sürekli hükümetle görüşmeler yapıyor, ve askeri istihbarattan gelen bilgilere göre Kıbrıs’ta yaşanan Rum vahşetine dur demek için bir an önce  müdahale yapılması gerekiyordu”
O yıllarda tüm dünya bizim böyle bir harekât yapmamıza karşıydı. Ancak savaşa Ecevit’te karşıydı. Son görüşmeler için Kıbrıs’ın garantör ülkelerden olan İngiltere ile birlikte harekât yapalım diyen Ecevit bizim karşı çıkmamıza rağmen Londra’ya gitti, Ecevit yanlış bir şey yapmasın diye Oğuzhan Beyi de Ecevit’in yanına verdik. Genelkurmay başkanı Semih Sancar ve diğer yetkililerle Ecevit ve Türk heyetini Esenboğa hava limanından uğurladıktan sonra Semih Sancar paşa bana özel bir görüşme yapalım dedi ve Esenboğa hava limanında Genelkurmay başkanı Semih Sancar paşa ile aramızda şu tarihi konuşma geçti.
SAVAŞ EMRİNİ ESENBOGA’DA VERDİM
Genel Kurmay başkanı Semih Sancar ile Esenboğa havalimanında bir odada görüşme yaptık. Sancar paşa bana, Sayın Erbakan sizler şuandan itibaren Başbakan vekilisiniz. Kıbrıs’ta büyük katliamlar yaşanıyor. Sayın Ecevit’in Londra’dan dönmesi uzun zaman alacaktır.   Başbakan vekili sıfatı ile bizlere hareket emrini verirseniz biz çıkarma için hazırlık yapabiliriz, harekât emrini verebilir misiniz diye sordu?
Bende harekât emrini verebilirim dedim. Tekrar söz alan Sancar paşa daha öncede bu tür harekât emirleri verildi ancak harekât yapılmadan geri alındı. Bu kez geri alınmamalı,   Geri almamak ve kesinlikle çıkarma yapmak üzere verilmeli. Bir kez daha geri alınırsa   askerlerin morali bozulur, Kıbrıs tümü ile elimizden  gider ..” dedi.
Daha öncede bir kaç kez Kıbrıs’a çıkarma emri verilmiş ve sonradan geri alınmıştı. Sancar paşa bunları hatırlatıyordu. Orada harekat emrini verdim ve Türk Silahlı Kuvvetleri hazırlık yapmaya başladı. Ecevit Londra’da İngilizlerle birlikte Kıbrıs’a çıkarma yapalım diye görüşmeler yaparken, verdiğim emir üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri çoktan çıkarma hazırlığına başlamıştı.
BAŞBAKAN DAVUTOĞLU İLE GÖRÜŞTÜK
Evet, daha önce hem Rauf Denktaş, hem de merhum Erbakan Hoca ile yaptığımız söyleşiden bir kısmını Kıbrıs’tan Türkiye yoluna çıkarken sizlerle paylaşmak istedim. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun düzenlediği programın son gününde Kıbrıs’ta bulunan Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme yaptık. Türkiye Gazeteciler Federasyonu heyeti ile birlikte Kıbrıs’ta yaptığımız program hakkında Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, Yılmaz Karaca başkanlığında bilgiler verdik. TGF Başkanı Yılmaz Karaca’dan katılım ve teşekkür belgesi aldık.

Kıbrıs’ta kültür çıkarması

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun toplantıları tüm hızıyla devam ediyor. Türkiye’nin birçok ilinden 50’den fazla gazetecinin ve Cemiyet Başkanlarının katılımı ile yapılan TGF Başkanlar Konseyi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne adeta kültür çıkartması yaptı.
Kıbrıs’ta “Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs Sorunu” isimli bir panel düzenlendi. Amerikan Üniversitesi’nin Leşkoşa’daki Kültür Merkezi’nde düzenlenen bilimsel panel büyük ilgi gördü. Programda Avrasya Gazete, Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneği Genel Başkanı ve Devri Âlem Belgesel Program yapımcısı olarak “Kıbrıs’ın tarihi ve Kıbrıs sorununun çözümünde inanç ve turizmin önemi” başlığı altında bir konuşma yaptım.
Panele KKTC Eski Cumhurbaşkanlarından Derviş Eroğlu, Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Rektörü, Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat Akar, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca’da konuşma yaptı. Panel TGF Genel Başkan Vekili ve Anadolu Spor Gazetecileri Derneği Genel Başkanı İbrahim Erdoğan tarafından düzenlendi.
BELGESEL TADINDA DEVRİ ÂLEM
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki belgesel çekimlerimize de devam ediyoruz. KKTC Turizm Bakanı Dr. Faik Sucuoğlu ile söyleşi yaptık. Kıbrıs’ın kalkınması ve geleceğinde inanç ve kültür turizminin önemli olduğunu söyleyen Bakan Sucuoğlu, Türk tur şirketlerini adaya davet etti.
CEMİYET’İN 54. YAŞ GÜNÜ
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi üyeleri geçtiğimiz gün akşam Girne’de bulunan Merit Otel’de Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti’nin 54. Kuruluş yıl dönümü kutlama toplantılarına katıldı. Devri Âlem Belgesel Programı kameraları bu etkinlikleri kayıt altına almayı sürdürüyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde hem TGF’deki görevimiz gereği toplantılarımızı icra ediyor, hem de belgesel çekimlerimize devam ediyoruz.
SÖYLEŞİLER GERÇEKLEŞTİRİYORUZ
Yavru vatan KKTC’de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile söyleşi yaptık. Eski Cumhurbaşkanlarından Derviş Eroğlu ile 21 yıl aradan sonra bir araya gelerek özel bir röportaj gerçekleştirdik. Lefkoşa’daki savaş müzesi, ünlü silah kaçakçısı Paolides’in mavi köşkünde çekimler yaptı. Lefkoşa’nın ikiye bölündüğü ara bölge Ladra Sınır Kapısı’nda tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.
Kıbrıs’ta belgesel çekimlerimize ve toplantılarımıza devam ederken, daha önce bu köşede yer alan Kıbrıs ile ilgili araştırma yazılarımızdan derlediğimiz bir bölüm ile sizleri baş başa bırakıyorum.
DÜNDEN BUGÜNE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
Kıbrıs adası 1571 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. Ada’ya Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden Türk nüfusu iskân edildi. Osmanlı Devleti’nin adaletli yönetimi sayesinde Kıbrıs’taki Türk ve Rumlar uzun yıllar barış içinde yaşadılar. Ada 12 Temmuz 1878 yılında geçici olarak İngilizlerin eline geçti. İngiltere Kıbrıs’ı 5 Kasım 1914 tarihinde tek taraflı olarak ilhak etti. Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrıldığı için Kıbrıs konusunda bir şey yapamadı. Bundan Yunanistan’a bağlanmak için çeşitli faaliyetler içine girdiler. Buradaki Rumları Yunanlılar da sürekli kışkırtıyordu. Halkı kışkırtmak için Rum Kilisesi ve Papazları öncülük ediyorlardı.
Rumlar Yunanlıların da kışkırtmalarıyla 1931 Ekiminde bir isyan çıkardılar. Ancak İngiliz yönetimi bu isyanı bastırarak isyancı Başpiskopos ve metropolitleri adadan sürgüne gönderdi. Rum Kilisesi’ni de para cezası ile cezalandırdı.
15 Ocak 1950 tarihinde yine bir din adamı olan Başpiskopos Makarios, kilise de, Rumlara bir halk oylaması yaptırdı. Rumlar halk oylamasına dayanarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması gerektiğini söylediler. Bunun üzerine Yunanistan 1952 yılında Birleşmiş Milletlere başvurarak Rumlara kendi kendini yönetme hakkının verilmesini istedi. Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi aynı hakkın Türklere de verilmesini talep etti.
Yunanistan 1954 yılında İngiltere’den adanın kendilerine bağlanmasını istedi. İngiltere bu isteği kabul etmedi. Rumlar istediklerini gerçekleştiremeyince meseleyi silah yoluyla çözmem için EOKA adlı bir terör örgütüne başvurdu. Bu örgüt Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak maksadıyla Türklere karşı sindirme faaliyetine girişti. EOKA 1955- 1958 yıları arasında yüzler Türk’ü katletmiş 33 köyü de yakıp yıkmıştır. Birçok Türk de yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştır.
Rumların bu saldırılarından sonra Ada’daki Türkler de teşkilatlanmışlar ve 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)nı kurmuşlardır.
RUMLARLA EŞİT HAKLAR ELDE ETTİ
Kıbrıs Türk’ü 11 Şubat 1959’da Zürih ve 19 Şubat 1959’da da Londra Anlaşmalarıyla Bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti için Rumlarla eşit statüde haklar elde etmiştir. Bu yapılan anlaşmalar sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. (16 Ağustos 1960) Bu devlet Kıbrıs  Türk ve Rum halkının eşit statülü,kurucu ortak olarak kurduğu bir cumhuriyet olmuştur. Ancak Cumhurbaşkanı Makarios Anayasada Rumlar lehine bazı değişiklikler yapmak istemiştir.Makarios’un amacı adadaki Türkleri bir azınlık statüsü ile Rum yönetimine bağlamaktı.Makarios’un istemlerinin gerçekleşmemesi üzerine EOKA’cılar tekrar harekete geçerek adadaki Türkler’i katletmeye başladılar.Bu katliamda bir çok Türk,Rumlar tarafından öldürüldü.103 Türk köyü de yıkıldı.30 bin Türk yaşadıkları yerleri  terk ederek göçmek zorunda  kaldı. Türkiye Cumhuriyeti savaş uçaklarının,25 Aralık 1963 günü Lefkoşa üzerinden ihtar uçuşları yapması sonucu Makarios korkuya kapılarak ateşkes kararı aldı.
Rumların katliamları üzerine B.M.27 Mart 1964 Ada’ya Barış Gücü gönderdi. Barış gücüne rağmen Rum saldırıların durmaması üzerine Türkiye Garanti Antlaşması gereği olarak 20 Temmuz 1974 Kıbrıs’a askeri müdahalede bulundu. Türk Silahlı Kuvvetleri kısa sürede adanın kuzey kısmına hâkim oldu.
TANINMAMASI İÇİN BM’YE BAŞVURMUŞLARDI
13 Şubat 1975 günü bağımsız “Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)” kuruldu. Ancak bu devletin tanınmaması için Rum ve Yunanlılar B.M başvurmuşlardır. B.M. 13 Mayıs 1938 tarihinde KTFD aleyhinde bir karar alınca Türk tarafı üniter bir devlet kurmaya karar vermiştir. Yeni devlet yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 15 Kasım 1983 günü bağımsızlığını ilan etmiştir. Rauf Denktaş da Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. 15 Kasım 1983 yılında bağımsızlığını ilan eden KKTC, Türkiye’nin 60 km güneyinde bulunan Kıbrıs adası üzerinde kurulmuştur. Yüzölçümü 3.377 km olan ada yüzölçümünün %35 KKTC’ye aittir.
Evet, Kıbrıs ile ilgili daha önce bu köşede yer alan araştırma bilgileri bir kez daha güncelleyerek sizlerle paylaştık. Biz Kıbrıs’ta belgesel çekimlerimize ve toplantılarımıza devam ederken, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri de yakından takip ediyoruz.

Türk Basın tarihi ve Kıbrıs’ta Devri Alem

Basın, Yayın ve medya tarihi. Türkiye’de medya tarihi çok eskilere dayanmakta. Osmanlı’da ilk matbaanın Endülüslü Müslümanlar tarafından Endülüs’ten çıkartılan Müslümanlar tarafından İstanbul’da kurulduğunu biliyoruz. Gazeteciliğin tarihi ise 1800’lü yıllarda başlar. Osmanlı’nın birçok noktasında gazete çıkar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de basının çok ayrı bir yeri vardır. İradeyi Milliye Gazetesi daha sonra Ulus adını alacak olan gazete Türk Basın tarihinin kilometre taşıdır. Kuvayı Milliye ve Milli Mücadeleyi destekleyen Anadolu basınıdır. Bugün Anadolu’nun birçok yerinde 90 yıllık gazeteler bulunmaktadır. Ben ise gazetecilik tarihinin son 40 yılının adeta canlı tanığıyım diye düşünüyorum.
İLK KALEMİ TRABZON’DA ELİME ALDIM
İlk kalemi elime 1975 yılında Trabzon’da daha eğitim yıllarında almıştık. Zaman hızla akıp geçti. Bugün 2015. 40 yıl geçti. 40 yıl içerisinde Türk basın tarihinin nereden nereye geldiğini en iyi şekilde bilmeye çalışan bir gazeteciyim. 1975 yılında dönemin o zaman ki Sabah Gazeteci ve Ufuk Dergisi’ne Trabzon’dan yazılar yazıyordum. Sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı’nda Genel Sekreterlik ve Medya biriminde askerlik görevini yaptım. O dönem başta TRT olmak üzere ünlü ve büyük gazetelerin idarehanelerini gidip gelme suretiyle dokümanlar getirip, götürüyorduk. Zira Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı’nda bilimsel toplantılar organize ediliyordu. Bizde orada bir er olarak o dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nin anlı şanlı yazarlarından birisi olan Deniz Som ile birlikte aynı birimde çalışıyorduk. Dönem sıkı yönetim dönemiydi. O dönem medya ile biraz daha yakından tanışmıştık.
Sonra Gebze’ye gelerek 1982 yılında Uyanış Gazetesi’nde bir köşe yazarı olarak gazeteciliğe başlamamız, 1985 yılında Gebze Gazetesi’ni kurmamız, ardından günlük gazete, sarı basın kartı ve sonra da belgeselcilik… Zaman hızla gelip geçti. Bu meslek içerisinde de medya örgütlerine yakın ilgi duymaktaydık. İlk kez merkezi Ankara’da bulunan Anadolu Basın Birliği genel üyeliğine seçilmiştim. Sonra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Basın Konseyi Üyesi ve Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluşuna öncülük etmiş, son olarak da Avrasya Radyo Televizyoncular Birliği Genel Başkanı olarak bu görevlere devam ettim.
KURULUŞUNA İMZA ATTIK
1996 yılında Türkiye’nin birçok bölgesindeki gazeteciler cemiyeti, dernekler ve birliklerin Aksaray’da ki toplantısına, bugün adı Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluş bildirgesine Avrasya Radyo, Gazete ve Televizyon Yayıncıları Derneği olarak imza atmıştık. Avrasya Radyo, Gazete ve Televizyon Yayıncıları Derneği aktif çalışmalarını sürdürüyor. Türk Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi Üyesi sıfatı ile Başkanlar Konseyi toplantısı için Kıbrıs’tayız…
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDE DEVRİ ALEM
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki gezimiz devam ediyor. 21 yıl sonra Ercan Havalimanı’na indikten sonra 1994 yılında merhum Rauf Denktaş’a takdim ettiğimiz Gebze Belediye Başkanı Ahmet Penbegüllü’nü imzasını taşıyan yazı ile gerçekleşen kardeş şehir projesinin bulunduğu Ercan Havalimanı’nı da kapsayan Değirmenlik bölgesinden geçip Lefkoşa üzerinden Girne’ye geldik.
Girne Türk Amerikan Üniversitesi’nin ev sahipliğinde Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun organizasyonu ile 60’dan fazla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ile KKTC’de ilk durağımız Başkent Lefkoşa’daki savaş müzesi oldu. 1960 ve 1970’li yıllarda Kıbrıs’ta gerçekten çok büyük vahşetler yaşandı. Fotoğraf ve belgeler dehşet verici. Adaya Türklerin çıkarma yaptığı Girne sahilleri, çıkarma anıtı, şehitlik, beşparmak dağları, şehitler abidesi gibi duruyor. Türk ve KKTC bayrakları bizlere çok şey söylüyor. Dağdaki büyük boy ışıklı bayrak ve Lefkoşa’daki özgürlük anıtı bize tarihin önemini anlatıyor.
CUMHURBAŞKANI MUSTAFA AKINCI İLE SÖYLEŞİ
KKTC’de ilk resmi ziyaretimizi KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya yaptık. Önemli bir siyasetçi, uzun yıllar Lefkoşa Belediye Başkanlığı’ görevini yaptıktan sonra şimdide Cumhurbaşkanı olarak görev yapıyor. TGF heyetini kabul eden Akıncı çok önemli açıklamalarda bulundu. Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat beyin konuşmasından sonra Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca konuştu. Karaca TGF hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Akıncı, KKTC’nin dünü, bugünü ve geleceğini açıklayan konuşmasından sonra bende belgeselci ve Devri Alem programı olarak söz alarak kendisine “Rum yönetimi ile yapılan görüşmelerin son durumunu bizzat sizden dinlemek istiyoruz” diyerek soru yönettim.
Cumhurbaşkanı Akıncı görüşmelerin altı maddelik temel üzerinde yürüdüğünü çok zor şartlar ve süreçten geçtiğini uzun uzun anlattı. Anlaşmanın mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini her geçen gün anlaşmanın zor olduğunu. Rum kesimi ile anlaşma olduğu takdirde her iki tarafla birlikte Türkiye ile Yunanistan arasında hiç bir sorunun kalmayacağını açıkladı.
RUS DIŞİŞLERİ BAKANI LAVROV İLE GÖRÜŞME TALEBİ
Cumhurbaşkanı Akıncı’ya Rus Dış İşleri Bakanı Lavrun’un kendisi ile görüşme talebini sordum. Kendisi “Lavrov bizimle ara bölgede görüşmek istedi. Kabul etmedim. Bizim yerimiz ve makamımız belli. Biz Kıbrıs halkını temsil ediyoruz. Bizi kimse küçük göremez” şeklindeki sözüyle çok önemli mesaj verdi.
KKTC’de gezimiz ve belgesel çekimlerimiz sürüyor. 21 yıl sonra yeniden KKTC’de olmanın huzuru içinde Türkiye’nin birçok ilinden gelen gazeteci arkadaşlar ile hasret gideriyoruz. Devri Alem programı olarak tarihe not düşüp, zamana noterlik ederken bir yandan da TGF Başkanlar Konseyi görevimizi ifa ediyoruz.

Kervan 1915 yazımız ilgi gördü

 Gazetemizin Cumartesi günkü sayısında yer alan “Kervan 1915 filmi ve Şebinkarahisar’da Ermeni mezalimi!” başlıklı yazı büyük yankı uyandırdı. Konuyla ilgili olarak Giresun Medya Platformu Başkanı Sadi Toygar konunun çok önemli olduğunu dile getirerek, bu konuda daha önce kendisinin yazdığı yazıyı bizlerle paylaştı. İstanbul Milletvekili Hasan Turhan konuyu Başbakan ve Bakanla görüşecek. Gebze Şebinkarahisarlılar Derneği konuya el attı. Konuyla ilgili Pazar günü Tuzla’da toplantı düzenleyen Anadolu Yakası Giresunlular Derneği’nin toplantısına da katılarak, burada bir konuşma yaptım.
İstanbul Anadolu Yakası Giresunlular Derneği Başkanı Sayın Mürsel Parlakkılıç’ın daveti ile katıldığım toplantıda Kervan 1915 filmi ve Şebinkarahisar’daki Ermeni ayaklanması, zulmü ile ilgili konuşma yaptım. Toplantıya katılan İstanbul Milletvekili Hasan Turan ile görüşerek bilgi ve dokümanları kendisine ulaştırdım.
 
MİLLETVEKİLİ HASAN TURAN KONUYU GÜNDEME ALDI
 
İstanbul birinci sıra milletvekili adayı, Giresun Federasyonu Genel Başkanı Hasan Turan konuyla ilgili sorularımızı cevaplandırdı. Turan, “Çok önemli bir konu. Giresun’un adı üzerinde kimse oyun oynayamaz. Konuyla ilgili çok ciddi araştırma yapıp, konuyu bizzat Kültür ve Turizm Bakanı ile görüşüp, Sayın Başbakanımız ile de paylaşmak istiyorum. Olayın ciddi bir şekilde araştırılması gerekiyor. Bu filmin amacının ne olduğunu ciddi bir şekilde araştırarak gündeme taşımak istiyorum” dedi. Konuyu gündeme aldığımız için de teşekkür etti.
 
GEBZE ŞEBİNKARAHİSAR’LILAR DERNEĞİ KONUYA EL ATTI
 
Gebze Şebinkarahisarlılar Derneği Başkanı İlhan Avutman Pazar günü Ahmet Pembegüllü Kültür Merkezi’nde kahvaltılı bir toplantı organize etti. Çok sayıda dernek mensubunun katıldığı toplantı öncesi Başkan İlhan Avutman ile ve dernek yöneticileri ile bir söyleşi yaptık. Devlet bütçesinden kaynak ayrılan ve Giresun’dan Ermeni Göçünü anlatan Kervan 1915 filminde Şebinkarahisar’da yaşanan Ermeni ayaklanması ve 500 civarında Osmanlı askeri, Şebinkarahisarlıların Ermeniler tarafından katledilmesinin de bu filmde mutlaka yer alması gerektiğini açıkladılar. Şebinkarahisarlılar Derneği yöneticileri konunun yakından takipçisi olacağını söylediler.
 
İLK KEZ GÜNDEME GELDİ
 
Türkiye, Ermeni lobileri ve gizli Ermeni destekçilerinin oldubittileri ile uluslararası alanda mahkûm edilmeye çalışılırken, Şebinkarahisar’da 1915 yılında yaşanan Ermeni ayaklanması, 500 civarında Şebinkarahisarlı ve Osmanlı askerinin Ermeniler tarafından katledilmesi ilk kez gündeme geliyor. Bu konuda uzun süredir araştırma yapan İlim, Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi arşiv belgelerinden çok önemli bilgilere ulaştı. Özellikle 1983 yılında Şebinkarahisar Kaymakamlığı tarafından basılan bilgiler ilk kez medya gündemine İKTAV tarafından taşındı. Konuyla ilgili ayrıntılı yazı da Cumartesi günü bu köşe de yer aldı. O makaleyi okumak için http://www.gebzegazetesi.com/kervan-1915-filmi-ve-sebinkarahisarda-ermeni-mezalimi-makale,1307.html adresindeki linke tıklayınız.
 
GİRESUN MEDYA PLARTFORMU’NDAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA
 
Konuyla ilgili araştırma yapan, merkezi İstanbul’da kurulu Giresun Medya Platformu yaptığı araştırmayı İKTAV’a da göndererek bilgi paylaşımında bulundu. Medya Platformu Başkanı Sadi Toygar konuyu Türkiye kamuoyuna mal etmek için çalışma başlattıklarını açıklayarak, gönderdiği bilgi notunu bizlerle paylaştı. Sizlerle Sayın Toygar tarafından bizlere ulaştırılan yazıyı paylaşıyorum.
 
“1915 tehciri’’ filmin senaryosu Osmanlı belgelerinden mi, Ermeni kitaplarından mı?
 
“1915 Tehciri” konu alan filmin Giresun ve Şebinkarahisar ve Türkiye’ye yansımaları konusunda tereddütler. Şebinkarahisar’da çevrilen , sözde Ermeni soykırımını savunacak olan 1915 Kervan isimli filmin setine fotoğraf çektirmeye gidenler filmin konusu hakkında neler biliyorlar acaba….
 
***Gönülsüz yolculuğun gönle dolan hikâyesi-filmin ana konusu
 
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ve İngiliz Milletler Topluluğu Ofisi’nin desteklediği “100 yıl… Gerçek Hikâyeler” başlığıyla yayınlanan kitapta, Ermenistan merkezli Armedia Ajans ve Avrupa Entegrasyonu kuruluşu sayesinde hayata geçirildi.
 
Tahmini olarak bu kitaba dayanılarak yapılan bu filimde de, Türkler sayesinde kurtulan Ermenilerin hikâyeleri “Beni Kurtaran Türk” projesi kapsamında bu filimde bir araya getirildiği gösteriliyor.
 
**Türkiye’nin en büyük bütçeli Filmini kim yapıyor, sponsoru kim?
 
*Senaryo kimin?
 
*Devlet yetkililerinin haberi var mı?
 
*Kervan hangi güzergâhı takip edecek!
 
*Giresun ve Şebinkarahisar siyasetçileri ve STK’ları bu konuda neler düşünüyor.
 
*Filimde hikaye Giresun meydanında başlıyor, fakat başlangıç çekimleri Kocaeli Kerpe’de yapılıyor, daha sonra kalabalık bir oyuncu kadrosu ile Şebinkarahisar kırsalında 1915 Tehcirin  filmi çekiliyor..
 
*Neden çekimler Giresun’da yapılmadı, tepkilerden mi çekinildi?
 
*Giresun ve bölgeyi o tarihlerde savunan Topal Osman Ağa ve kahraman milis kuvvetlerini nasıl gösterecekler.!
 
*Giresun kamuoyu bu konuda ne düşünüyor!
 
*Osmanlı belgelerine dayanılarak yapılan filmin hikayesi doğru bir karar, fakat Ermeni kitaplarına dayanılarak yapılacak bir filmin yankıları Türkiye için hiç iyi olmayacaktır. Bizden söylemesi
 
*FİLMİN ÖYKÜSÜ
 
Haziran 1915, Giresun Meydanda 200 kişilik Ermeni kadın ve çocuktan oluşan kafile, eşyaları ortada, başlarında Osmanlı inzibatı ile bekleşmektedir. Kırk yaşın üzerindeki Hayganuş bir daha belki göremeyeceği denizde elini yüzünü yıkamaktadır. Bu iş yıllarca önce bir deniz kazasında kaybettiği kocasının cesedinin bulunmamasından sonra her gün yaptığı bir ritüeldir. Bu nedenle bir kavanoza su doldurup onu kızı Suzan’a emanet eder.
 
Katırcı Salim göç ettirilecek bu insanları Halep’e götürmek için ihaleye katılacaktır. Ancak fitneci bir katırcı, onun özel hayatını dedikodu konusu yaptığı için Salim ve Ahmet, kafilenin arasına karışan Murat’ı aramaktadır. Ahmet kovalamaca sırasında Suzan’ı görür ve ondan etkilenir. Suzan da Ahmet’ten etkilenir. Salim tehcir edilecek olanları Murat götürmesin diye ihalede elinden geleni yapar. Salim ihaleyi kazanır ve kervan yola çıkar.
 
Savaş, yolları tekinsizleştirmiştir. Yol dağlara doğru yükseldikçe sıkıntı artmakta; çocuklar, hamile kadınlar basıncın azalması yüzünden istifra etmekte ve kulak ağrısı çekmektedir.
 
Yağmur yağmaya başlar. Suzan çamur patikadan kayar sürekli onu takip eden Ahmet, kendini Suzan’ın ardından bırakır. Sarmaş dolaş düşerken bir dal sayesinde kurtulurlar ve atılan urganla yukarı çıkarlar. Suzan kendisine emanet edilen kavanozu düşürmüştür. Suzan’ın annesi Hayganuş, hem kavanozun kırılmasına hem de bu duruma çok sinirlenir. Kızının bir Müslüman gence olan ilgisi karşısında olay çıkarır. Katırcı Salim de emanetin teslim alındığı gibi iadesi şartını bozabilecek bu duygusallığı hoş göremez ve Ahmet’e çok sert davranır. İki taraflı baskıya rağmen, Ahmet ve Suzan duygularına gem vurmazlar. Daha temkinli davranarak ilişkilerini sürdürürler.
 
 
 
Yolculuk boyunca bazen iklim şartlarından bazen yol şartlarından çeşitli zorluklar yaşarlar. Rutubetli bir bölgeden kuru ve sıcak bir bölgeye yapılan yolculuk kadın ve çocukları zor durumda bırakır. İhaleyi kazanamayan Murat, onları yol boyunca adeta takip etmektedir. Bazı yerlerde kafile çetelerle karşılaşır. Salim’in dirayeti sayesinde bu badirelerden kurtulurlar. Ancak kafiledeki hamile kadınlardan biri sorunlu bir doğum gerçekleştirir. Bir yandan eşkıyalar bir yandan hastalıklar kafiledekilerin direncini kırar.
 
Bu zorlu yolculuk herkesi yormuş, sinirleri germiştir, şartlar her an aleyhlerine işlemektedir. Bütün bu güçlükler Salim’i yıldırmamaktadır ama hedefe ulaşmak gittikçe güçleşmektedir. (www.sebinmedya.com – Sadi Toygar)
 
Sonuç olarak, tarihimiz yine Türkiye’nin mali desteği ile bir oldubittiye getirilerek ters yüz edilmek isteniliyor. Çekimleri Kocaeli Kandıra Kefken sahillerinde yapılan Kervan 1915 Giresun’dan Ermeni göçü filmi ile ilgili başta Kocaeli Valimiz Sayın H. Basri Güzeloğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu, Milletvekili ve Bakan Sayın Fikri Işık’tan da bu konuda inceleme ve araştırma yapmalarını istiyoruz. Böyle bir film neden Kocaeli – Kefken’de çekildi? Başka yer yok muydu? Türkiye’nin dış politikasına tamamen ters olan böyle bir filmin arkasındaki asıl amaç nedir? Kamuoyu bilgi bekliyor. 

Kervan 1915 filmi ve Şebinkarahisar’da Ermeni mezalimi!

Kervan 1915 filmi ve Şebinkarahisar’da Ermeni mezalimi!

Kervan 1915 filminin çekimi medyada büyük olay oldu. Birçok medya kuruluşu Kervan 1915 filmi ile ilgili haberler ve yorumlar yaptı. Filmler önemli. Özellikle tarihi filmler çok daha önemli. Kervan 1915 filmi Giresun’dan 1915 yılında Ermenilerin devlet tarafından nasıl Halep’e göç ettirildiğini konu almakta.
Filmle ilgili medya ve basın kuruluşlarında çok ayrıntılı bilgiler bulunuyor. Bizde filmle ilgili medyadan bilgi edindik. Ancak geçtiğimiz günlerde Giresun’dan bir mektup aldım. Giresun Tarih ve Kültür Bilinci grubu adı ile gönderilen mektup önemli bilgiler içermekte. Özetle mektubu sizlerle paylaşıyorum.
GİRESUN MEDYA PLARTFORMU’NUN DEĞERLİ ÜYELERİ
Giresun’un adının geçtiği Kervan 1915 filmi biz Giresunluları derinden üzmekte. Bu film Giresun’a çok büyük bir haksızlık ve hakaret olarak görüyoruz. Çünkü Ermeni tehcirini konu alan filmde Giresunlu Ermenilerin devlet tarafından nasıl Halep’e göç ettirildiği anlatılacakmış.
Giresun’da çok büyük Ermeni ve Rum mezalimi yaşandı. Giresun erkekleri Sarıkamış, Çanakkale, Yemen cephelerinde şehit olurken, Giresun bölgesindeki Rum ve Ermeniler büyük mezalim yaşattılar. Özellikle 1915 yılında Şebinkarahisar’daki Ermeni ayaklanması ve 500’e yakın korumasız Şebinkarahisarlının Ermeniler tarafından vahşice katledilmesi hiç gündeme gelmiyor.
Buradan tüm devlet yetkilileri, Giresunlu Sivil Toplum Örgütü temsilcilerini, Giresunluları göreve davet ediyoruz. Giresun Medya Platformu aracılığı ile Giresun kamuoyuna iletiyor, Kervan 1915 filminde Şebinkarahisar’da yaşanan Ermeni ayaklanmasında vahşice katledilen Şebinkarahisarlılarla ilgili bir bölümün olmasını istiyoruz. Bu konuda imza kampanyası başlatacağız. Aşağıda Kervan 1915 filmi çekim ekibinin Şebinkarahisar’a geldiği ile ilgili haberleri ve 1983 yılında Şebinkarahisar Kaymakamlığı tarafından basılan Şebinkarahisar kitabında 1915 yılında Şebinkarahisar’daki Ermeni ayaklanmasında yaşananları anlatan kitaptaki bölümü aynen sizlerin bilgisine sunuyoruz. (Giresun Tarih ve Kültür Bilinci Plartformu)
1915 ŞEBİNKARAHİSAR’DA ERMENİ MEZALİMİ
1860 tarihi, Ermeniler için Milliyetçilik cereyanlarının kuvvetle yayıldığı dönemin başlangıcıdır. 1860’lardan sonra imparatorluğun zayıflaması ve dış tahriklere paralel olarak Ermeni Cemiyetleri birbiri peşi sıra kurulmaya başlamıştır. 1860 da Hayırsever Cemiyeti, 1870-1880 yılları arasında, Araratlı, okul sevenler, doğulu, Kilikya Milliyetçi Kadınlar Cemiyeti ve Ermenistan’a Doğru Cemiyeti kurulmuştur. 1887 yılında Kafkaslı Ermenilerden Avedis Masar Bey ve karısı Maro tarafından Marksist Hin çak Komitesi, 1890 yılında Taşnaksutyan Komitesi teşekkül ettirilmiştir. Bu komitelerin tahrik ve teşvikleriyle ilk isyan 20 Haziran 1890 yılında Erzurum’ da başlamıştır. Bundan sonra Temmuz 1890 yılında! İstanbul Kumkapı isyanı, 1893 Sason isyanı, 1895 Babıali Gösterisi, 1895 yılında Zeytin isyanı, 1 Haziran 1896 yılında Van isyanı, 1904! kinci Sason İsyanı bir birini izlemiştir.
23 Temmuz 1908 Meşrutiyetin ilanından sonra komite faaliyetlerinde bir sükûnet görülmüştür. Bu sükûnet 1914 I. Dünya Savaşına kadar devam etmiş. Savaşın başlamasıyla komitelerin faaliyetleri hızla artmış tertipli ve sistemli isyanlar birbirini izlemiştir. Yoğun şekilde Ermenilerin bulunduğu Şebinkarahisar’ da bu isyanlardan nasibini almıştır. Şebinkarahisar Ermeni isyanı hazırlıkları 1914 yılında başlamıştır. 10 Şubat 1915 tarihinde Suşehri’nden Erzincan’a Zara gönüllü tabanını götürmekte olan mülazım Nuri Efendi kuzeye bağlı Pürk Köyünde bir hayvanın değiştirilmesi zorunluluğunda kaldığında, köy muhtarı Agop’tan kira ile bir hayvan bulmasını istemiş, muhtar Agop 210 hanelik köyde bir tek hayvan olmadığını olsa bile vermeyeceklerini söylemiştir. Mülazım Nuri Efendi, savaşta olduğumuzu, hayvanların bugün için lazım olduğunu ve esirgenmesinin yurda ve ulusa hainlik olacağını ihtar etmiştir. Bu sözden köpüren Muhtar Agop belindeki tabancasını çekerek subaya ateş etmeye başlamış ve bir yandan da Ey Ermeniler evlerinizdeki silahları hangi gün için saklıyorsunuz haydin bakalım iş başına diye bağırarak köyü silahlı ayaklanmaya ve silahsız askerleri öldürmeye teşvik etmiş­tir. Muhtarın teşvikinden cüret alan Ermeniler derhal saklı silahlarını çıkararak gönüllü takımının üzerine saldırmışlar başta Mülazım Nuri Efendi olmak üzere birçok gönüllüyü şehit etmişler ve birçoğunu da yaralamışlardır. Bu Şebinkarahisar Ermeni isyanının ‘ilk belirtisidir. Durumu haber alan Hükümet gerekli tedbirleri alarak öğünde isyanın 200 etrafa tüfek, yayıl, 400 masına engel olmuş, yapılan aramada sadece Pürk tabanca 10.000 mermi, 150 kama ve 52 kapsüllü bomba ele geçirilmiştir. Aramalar tüm sancağa teşmil ettirilmiş ve neticede 5 kazada 870 tüfek, 1052 tabanca, 756 kesici alet, 1920 bomba ve bir teneke bomba kapsülü ele geçirilmiştir.
NUFÜSUN DÖRTE ÜÇÜ ASKERE ALINMIŞ
Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla Şebinkarahisar Sancağındaki arasında erkek Erme nüfusunun dörtte üçü askere alınmıştı, askere alınanların anilerde vardı, fakat Ermeniler askerlik yapmaya değil silah kaçırmaya gitmişlerdi. İstanbul’da faaliyette bulunan Taşnak Sutyan, Hamçak, Veregazniyal, Ramgavar gibi Ermeni Komitelerinin müştereken almış oldukları kararlara göre;
1 -Ermeniler takım, takım silah ve cephanelerle askerden kaçacaklardır.
2 – Cepheye gitmemiş olan Ermeniler olay çıkarmak, tedhişler yapmak suretiyle Türk askerlerini, ailelerini ve köylerini korumak için cepheden kaçmalarına mecbur edileceklerdir.
3 – Seferberlik, askeri ulaşım tertibatını güçleştirmek için asker, yiyecek ve cephane konvoyları vurulacaktır.
4-Ruslar Hudi’yi geçer geçmez silaha sarılacak ordu iki ateş arasında bulundurulacaktır.
5-İtilaf devletleri hesabına casusluk yapılacaktır.
6 -Türklerin moralini bozmak, askerden kaçmalarını temin için propaganda yapılacaktır.
Alınan bu kararlar yurdun her yanındaki Ermenilere duyurulmuş­tu. Alınan kararlar tahrik ve teşvikler sonucu, cepheye giden Ermenilerden 450 sinin cepheden kaçtığını söylersek diğer kaçan Ermenilerle birlikte bunların silahsız Türkler için ne büyük tehlike teşkil ettiği kolayca anlaşılır.
Cepheden kaçan Ermenilileri teşkilatlandırmak üzere grev yapan, Yaycı alan Papazıko- miteciler Hususoğlu Vahanik, Ermeni Murahhası Vağnak, Sponyon, Ziberili (Akbudak) Kuyas, Karagözoğlu Humayak, mahkeme azası Hosrof ile Koçhisar’ın Göğdin köyünden Murat ismindeki Ermeni­lerdi. Ermeniler kendi aralarında yaptıkları toplantıda Hüsusoğlu Vahanik’i Ermeni Cemiyetleri Başkanlığına, Göğdinli Murat’ı Başkumandan, Karagözoğlu Hamayak ve Yaycı Papazı Sanyon’u ise Alay Komutanı olarak seçmişlerdi.
Teşkilat için gerekli tüfek tabanca ve mermiler Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun Taşnak Sutyan ve Hınçak cemiyetleri marifetiyle elde edilerek içerilere gönderiliyor, bomba, kelepçe ve kesici aletler ise bura komiteleri tarafından hazırlattırılıyordu.
ERMENİ ASKER KAÇAĞI YAKALANMIŞTI
Şebinkarahisar Ermeni komiteleri ile diğer Ermeni komitelerinin teşkilatlandırılmasında bu teşkilatlara maddi ve manevi yardım yapılmasında en büyük rolü Penganlı Paşa Mıgırdıç isminde deri tüccarı bir Ermeni oynamıştır. Deri toplamak bahanesiyle yıllarca yöredeki tüm Er­menilerle sıkı ilişkiler kurmuş bulunan bu komiteci Ermeni dikkati çekmiş ve Hükümet tarafından takibe alınmıştır. Bu takibat neticesinde Şe­binkarahisar’ın Tamzara mahallesindeki un fabrikasında silah namlusu ve benzeri harp araçları yapılan bir imalathane ortaya çıkarılmıştır. İmalathanede komitenin o yıl yaklaşmakta olan bayramda camilerde toplanacak Türk erkeklerinin bir anda yok edilmesi hakkında alınan kararı da ele geçirilmiştir. Kararda köy ve kasabalara ayrılan müfreze miktarları ve silah durumları da tespit edilmiştir. İmalathanenin ele geçirilmesiyle Hükümet işin üzerine sıkı gitmeye başlamış, askerden kaçan Ermenilerin yakalanıp cepheye sevk edilmesi ve silah aramalarına hız verilmiştir. Bu çalışmalar neticesi 1915 yılı Haziran ayında 150 kadar Ermeni asker kaçağı yakalanmış yakalanan asker kaçaklarından bir kısmı sabah erkenden Askerlik Şubesine gönderilmiş geri kalanlarda kilise altındaki yoldan askerlik şubesine götürülürken komite tarafından görevlendirilen Ermeniler muhafız jandarmaları şehit edip Ermenileri kurtarmışlardır. Kurtarılan Ermenilin derhal silahlandırılarak diğer Ermeni kaçakları ile birlikte silahlı bir grup oluşturulmuştur.
Ayaklanmanın birinci günü Jandarma Komutanı Vasıf, Polis Memuru Tevfik, Tahsil Memuru Kızıloğlu Emin Bey dâhil olmak üzere 76 Türk şehit edilmiş. Ermeniler kaleye çekilip kendilerine burayı üs olarak seçmişler ve tüm askeri ağırlıklarını buraya taşımışlardır. Ayaklanmanın ikinci günü Suşehri Ermenileri Ezbider (Akıncılar) Papazı Kirih’in kumandası altında kaleye geçmeye Muaffak oldular. Takviye kuvvetinin gelmesiyle ayaklanma daha da şiddetlendirilmiştir. İkinci günü sokak kavgalarında ve kaleden atılan mermilerle şehit olan Türk sayısı 152’yi bulmuştur.
ÜÇÜNCÜ GÜNE KADAR YARDIM GELEMEDİ
Ayaklanmanın üçüncü gününe kadar Şebinkarahisar’ a hiçbir yerden yardım gelemedi. Ayaklanma mevcut jandarma ve polislerle, cepheye gönderilmek üzere Askerlik Şubesinde toplanmış 120 kadar asker ve pek az sayıdaki Milis kuvvetleri ile bastırılmaya çalışılmıştır.
Ayaklanmanın dördüncü günü Suşehri’nden Erzincan’ a gitmekte olan Binbaşı Ali Bey (Ali Çetinkaya) kumandasındaki askeri birlikte bulunan silah ve cephanenin bir kısmı Şebinkarahisar’a gönderilmiştir. Öğleye doğru Giresunlu kâtip Ahmet Bey kumandasında 35 kişilik bir milis kuvveti, akşama doğruda Sivas Valisi Muammer Bey binci günü sabahı Sivas Talimgâhından ayrılmış bir alayla fırka komutanı Neşet Paşa ve Erzincan’dan Yüzbaşı Vasfi Raşit Bey (Vasfi Raşit Sevük) kumandasında bir bölük Şebinkarahisar’a geldiler. Dördüncü günü akşamına kadar Türklerden şe­hit olanların sayısı 197 kişiyi buldu. Ermenilerin kaybı ise 28 kişidir.
Sivas Valisi Muammer Bey Ermenilere bir heyet göndererek ayaklanmadan vazgeçmelerini, isteklerinin nelerden ibaret olduğunu açıkça bildirmelerini, ayaklanmaya son verildiği takdirde isteklerinin uzlaşma yolu nale halledilebileceğini bildirdi. Valinin bu teklifini Ermenilerden bir kısmı kabul etmek düşüncesini ileri sürmüşler, ancak bunlar Papaz Kiri ve Komiteci Antraniki tarafından derhal kurşuna dizilerek diğerlerine ibret olmak üzere kale burçlarına asılmışlardır. Ermenilere gelen heyete isteklerinin yalnız ve yalnız ermeni istiklali olduğunu ve bununda ancak ermeni silahı ile elde edilebileceğini bildirmişler, uyuşma yolu ile mesele halledilmeyince savaş olanca şiddetiyle tekrar başlamıştır. Onuncu günü asker ve halktan şehit olanların sayısı 362 ve yaralı sayısı ise 117 ye ulaşmıştır. Ermenilerin ölü ve yaralı sayısı ise sadece 97 kişidir.
İSYANDAN VAZGEÇMELERİ İÇİN
İsyanın bir an önce sona erdirilmesi için şehrin dışında küpeli bahçesi mevkiinde Ermenilere ait iki ev boşaltılarak ateşe verilmiş ve kaleye haber gönderilerek isyandan vazgeçmezler ise diğer tüm evlerinin yakılacağı ihtar olunmuştur. Ancak bu durum aksi tesir yapmış, galeyana gelen Ermeniler gerek kaledeki, gerek kasabadaki önlerine çıkan her evi ateşe vermişlerdir. Bir kaç saat içerisinde tüm kasaba ateşler içerisinde kalmıştır. 14’cü gün isyan bütün hızı ile devam ederken Yüzbaşı Vasfi Raşit Beyin bölüğünden ayrılan bir kuvvetle kaleye yapılan çıkış harekâtı maalesef başarısızlıkla sonuçlanmış ve harekete katılan kuvvetin dörtte üçü ermeni bombalan ile yok olmuştur.
Bu haliyle isyanın bastırılması mümkün görülmeyince top kullanıl­masına karar vermiş ve Sivas’tan getirilen toplar Bayramköy sırtlarına yerleştirilip Ermenilere teslim olmaları aksi takdirde kalenin topa tutulacağı ihtar edilmiştir. Ermeniler görüşmeyi kabul etmişler ve isyanın 18.nci günü üç görüşme yapılmış, sonunda ertesi gün isyana son verilmesi kararlaştırılmıştır. Kaledeki ermeni harekatını ve görüşmeleri Vahanik, Kirih, Spanyon ve Humayak idare etmekteydiler. Başkomutan olarak seçilmiş bulunan Göğdinli Murat 400 kişilik silahlı bir kuvvetle isyancıların yardımına koşmuş ancak alınan tedbirlerle Ermeni Murat’ın Şebinkarahisar’a girmesine engel olunmuştur.
Ertesi günü isyana son verilmesi kararlaştırılmış iken, gece saat 24 de isyancılar kaleden çıkarak bir yarma harekâtına başlamışlardır. Türk mahallelerine karşı yürütülen bu saldın püskürtülmüş kale yolu tutuldu­ğundan kaleye dönemeyen Ermeniler bu defa Tamzara mahallesine doğru kaçmaya başlamışlardır. Tamzara halkının gösterdiği insanüstü direnme karşısında buraya giremeyen 2000 kadar silahlı ermeni Tamzara ırmağından Kabaktepe mevkiine geçerek Eskiköy sırtlarından Kıllı baba Ormanlığına sığınmak zorunda kalmışlardır. Binbaşı Asım Bey kumandasındaki takip müfrezesiyle 3-4 gün bu ormanlarda çarpışan Ermeniler daha sonra bu ormanlardan çıkarak Rus sınırına kadar müfreze önünde kaç­mışlar ve Rumlar ihaneti yüzünden büyük çoğunluğu Rusya’ya kaçmaya muaffak olmuşlardır.
Ermenilerin bu nankörce isyanı neticesi 403 Türk şehit olmuş ve 176 Türk yaralanmış, şehir tamamıyla bir harabe haline gelmiştir. İsyanın bastırılmasında Şebinkarahisar mutasarrıf vekili Kayserili Ahmet Beyin ve Ermenilerin Tamzara’ya girmesine engel olmada Tamzaralı Kodbaş Mustafanın büyük yararları olmuştur.
KERVAN 1915, 300 KİŞİLİK EKİPLE ŞEBİNKARAHİSAR´DA
Yönetmenliğini İsmail Güneş´in yaptığı Kervan 1915 adlı filmin çekimleri için 300 kişilik ekip Şebinkarahisar´a geldi. Kervan 1915 Sinema Filminin çekimleri için ilçemize ünlü oyuncuların da aralarında olduğu 300 kişilik büyük bir ekip geldi.
Çekimleri 20 Haziran´da başlayan ve 2016 yılında gösterime girecek olan Kervan 1915 sinema filmi için ilçemize gelen 300 kişilik geniş kadroyla, bugün çekimlere başlayacak.
300 kişilik kadro ile 10 gün boyunca ilçemizde kalacak film ekibi ilçemizdeki otel ve yurtları da kapattı. İlçemiz ekonomisine de büyük katkı sağlayacak olan film ekibi, çekimlerde kullanmak için 30´a yakın at TIR´larla birlikte ilçemize getirildi.
Türkiye´de çekilen en pahalı filmlerden olacağı belirtilen Kervan 1915, ünlü yönetmen ve oyunculardan kurulu. İlçemizde dört ayrı yerde çekimlerinin yapılacağı sinema filminin başrol oyuncuları İpek Tuzcuoğlu, Murat Han, Ayse Akın ve İbrahim Kendirci´den oluşuyor.  Ünlü oyuncuların başrollerini paylaştığı filmde, senaryo gereği 3 bin 105 kilometre yol kat edilecek. Film için ayrıca her bir oyuncuya binden fazla kostüm hazırlandı. Ön hazırlığı yaklaşık iki yıl süren film, Türkiye´nin ilk eş zamanlı ve eş mekânlı filmi olma özelliğini taşıyor.
FİLMİN KONUSU
1915 yılında 200 Ermeni´yi Giresun´dan Halep´e götüren Katırcı Salim´in hikayesini anlatan ‘Kervan 1915′ filminin bir tehcir hikayesini anlattığını belirten ödüllü yönetmen İsmail Güneş, filmin yaşanıp bitmiş bir gerçeğin arka planındaki derin beşeri ilişkilere dair olduğunu dile getirdi. Yüz yıldır tartışılan bu meseleyle ilgili Türkiye´de henüz bir film çekilmediğini söyleyen yönetmen filmin konusunu şu şekilde ifade etti; “Katırcı Salim, Giresun´dan ihale ile 200 kadar Ermeni kadın ve çocuğu Halep´e götürmek üzere teslim alır. 40 gün 40 gece süren bu zorlu yolculukta Salim emanet aldığı insanları hem çeteler ve eşkıyalardan hem de iklim ve yol şartlarının badirelerinden korumak zorundadır. Bir tarafta kadın ve çocuklar. Diğer tarafta 20 kadar çeşitli yörelerden ve yaşlardan erkek… Yol boyu birbiriyle süregelen çatışma, diğer taraftan tabiatı birlikte aşma çabaları…”
FİLMİN AMACI
´The İmam´, ´Sözün Bittiği Yer´ ve ´Ateşin Düştüğü Yer´ gibi filmleriyle tanınan yönetmen İsmail Güneş, hedefinin, ön yargıları yıkmak olduğunu belirtirken, çekimleri 9 hafta sürecek “Kervan 1915”in ön yargısız her insana doğrudan hitap edeceğini,  tavırlı insanların ise filmin kahramanları ile duygudaşlık kurabileceklerini belirtiyor. Filmin Yönetmeni İsmail Güneş Giresun´dan Halep´e kadar 900 kilometre boyunca günde 10 saat yaya olarak yapılan göçürme yolculuğunun tek başına bir zulüm olduğunun altını çizerek, Kervan 1915´le ilgili olarak şöyle dedi: “100 yıldır tartışılan bu mesele hakkında ülkemizde maalesef bir film yapılmadı. Katırcı Salim tarafından başarı ile gerçekleştirilmiş bir zorunu göç hikâyesini anlatarak bu meseleyi hem anlamaya hem de anlatmaya çalışıyorum. Hedef kitlem, ön yargısı olmayan her insan! Önyargısı olmayanların filmi seyrettiklerinde hikâyenin karakterleriyle duygudaşlık kuracaklarına inanıyorum. Filmin kalıplaşmış algılar ve duygularda bir değişim yaratmasını umuyorum.” Soykırım tartışmalarının alevlendiği bir dönemde kritik bir konuya el attığını belirten İsmail Güneş bu konudaki görüşlerini de şöyle dile getiriyor: “Kervan 1915, soykırım vardır veya yoktur diyen bir film olarak tasarlanmadı. 1948 tarihli BM Uluslararası Soykırım Yasası tanımına göre bu trajedinin “soykırım” şeklinde nitelemesi bana doğru gelmiyor. Birinci Dünya Savaşı´nda tüm uluslar birbiriyle savaştı. 16 milyon civarında insan hayatını kaybetti. Bunlardan 3 milyon kadarı Osmanlı Devleti´nin Müslüman tebaası idi. 200 yıl boyunca büyük organizasyonlar planlama ve uygulama kabiliyetini yitirmiş Osmanlı Devleti´nin bu kadar kapsamlı bir “yer değiştirmeyi” becerememesi olarak değerlendiriyorum. Yaşananların hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için büyük bir trajedi olduğunu düşünüyorum.” Tarih, dram ve macera kategorilerinde olacak olan film 120 dakikadan oluşacak ve 2016 yılında gösterime girecek.
Sonuç olarak, bu filmle ilgili daha yayınlanmadan birçok farklı yorumlar yapılıyor. 1983 yılında Şebinkarahisar Kaymakamlığı tarafından basılan Şebinkarahisar kitabında 1915 yılında Şebinkarahisar’daki Ermeni ayaklanmasında yaşananları anlatan kitaptaki bölümün biz kısmını sizlerle bu köşeden paylaştım. Konuyla ilgili olarak sizlerin de yorumlarını bekliyorum.

 

Osmanlı Rus savaşlarından ders alınmalı

Türkiye’nin Rus uçağının düşürmesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihi çok önemli bir kriz ile karşı karşıya kaldı. Başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Türkiye’yi yönetenler Rusya ile yaşanan gerginliği düşürmek için diplomatik ataklar başlatması çok önemli.

Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i tekerrür diye ta’rif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy yıllar önce tarih ve ders alınması ili ilgili böyle söylüyordu. Bizde birçok TV kanalında yayınlanan ve beğeni ile izlenen Devri Âlem programında “Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” diyoruz. Türkiye’nin Rus uçağının düşürmesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihi çok önemli bir kriz ile karşı karşıya kaldı. Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Türkiye’yi yönetenler Rusya ile yaşanan gerginliği düşürmek için diplomatik ataklar başlatması çok önemli. Türkiye Rusya’nın gerginlik politikasına ve provokasyonlarına alet olmaması sevindirici.
Tarih ders ve ibret almak içindir. Tarih bir milletin aynasıdır. Ne kadar çok o aynaya bakarsak o kadar çok geleceğimizi görürüz. Tarih, millet ve devletlerin hafızasıdır. Türk – Rus ilişkilerinin tarihi geçmişi çok önemlidir. Bugün dünyanın süper devletlerinden birisi olan Amerika’dan sonra en güçlü askeri güce sahip Rusya, bir zamanlar Tatar Kırım Hanlığının Moskova kenizliği adı ile Kırım Hanlığına bağlıydı.
1552’de korkunç İvan Tatar Kırım Hanlığını işgal edip, başkent Kazan’ı yakıp yıktıktan sonra Türkistan coğrafyasına saldırır. Türkistan devletlerini bir bir işgal eder ve tüm Türkistan coğrafyasını ele geçirir. Osmanlı ile mücadeleye girer. Çar orduları Osmanlı ve Türk devletleri ile onlarca savaş yapar. Tarihimize Kırım savaşları olarak geçen savaş ibret sahneleri ile doludur. 1553 yılında Kırım’da yaşanan Osmanlı – Rus savaşlarında Sinop limanının bombalanmasının sebeplerini anlamak için www.belgeselyayincilik.com sitemizdeki “Sinop Şehitleri 159 yıldır vefa bekliyor” adlı makaleyi http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/sinop-sehitleri-159-yildir-vefa-bekliyor linkinden okumanızı tavsiye ediyoruz.
Tarihimize 93 Harbi olarak geçen Osmanlı Rus savaşları, Rusların hem Tuna boyları Balkanlardan hem de Kafkaslardan Osmanlı’ya savaş açarak İstanbul Yeşilköy’e gelip anıt dikmeleri gerçekten ibret alınacak olaylarla doludur.
Cihan harbinde Osmanlı’nın Ruslarla savaşa girmesi ve Sarıkamış bozgunu, Kafkasya ve Doğu Karadeniz’in Ruslar tarafından işgali çok iyi araştırılmalı. Sebep ve sonuçlarından ders ve ibret alınmalıdır. Biz Devri Alem belgesel TV programı olarak Çanakkale Şehitleri, Rusya coğrafyası, Tataristan, Sarıkamış harekatı, Doğu Karadeniz’in Kurtuluş Destanı, Harşit Savunması ve Sibirya’da esir kampları belgesellerini çekmek için yıllardan beri mücadele veriyoruz. İlim, Tarih ve Teknoloji Araştırmaları Merkezi (İKTAV) kültür hizmeti olarak hazırladığımız bu belgeseller birçok televizyon kanalında yayınlanarak tarihten ders ve ibret alınmasına vesile olmaktayız. Çanakkale savaşının çıkışı Alman gemilerinin Osmanlı bayrağı çekip, Çanakkale ve İstanbul boğazından geçip Rus limanlarını bombalaması ile başlamıştı. Bazı tarihçiler Alman gemilerine Çanakkale’den geçiş iznini başkomutan Enver paşanın haberi olmadan bir yüzbaşının verdiğini yazmakta. Bugün Türkiye tarafından Rus uçağının düşürülmesi ile başlayan kriz sıcak çatışmalara ve daha büyük gerginliklere sebep olmaz. Türkiye’yi yönetenler bunun için özel gayret sarf ediyor. Bu çok önemli. Rusya ve Putin’i çok iyi tahlil edip anlamak gerekiyor.  Deyim yerindeyse Putin’in sağı solu belli olmaz. Sıcak çatışmadan hem Türkiye hem Rusya zarar görür. Putin Türkiye’nin ne Gürcistan ne de Ukrayna olmadığını çok iyi biliyor. Yeter ki Türkiye devlet ve millet olarak birlik ve beraberlik içinde olsun. Gerçekten tarih ibret sahneleri ile dolu.
OLAY NASIL YAŞANMIŞTI?
Türkiye-Suriye sınırında Türk hava sahasını, 5 dakika içinde 10 kez uyarılmasına rağmen ihlal etmeyi sürdüren SU-24 tipi savaş uçağına angajman kuralları çerçevesinde bölgede devriye görevinde bulunan iki Türk F-16 uçağı müdahalede bulunmuştu. Uluslararası hukuk teamülleri, ülkelere hava sahalarını koruma hakkını tanıyor. Dünya genelinde kabul edilen kurallara göre, ihlalde ısrar eden uçaklara her türlü karşılık verilebiliyor. Türkiye de angajman kurallarını uçakların milliyetini ayırmaksızın uyguluyor. Nitekim dün ihlali gerçekleştiren uçağa müdahale edildiğinde, uçağın milliyeti kimliğini gizlediği için anlaşılamamıştı. Rusya, olaydan sonra uçağı sahiplenmişti.
Biz Devri Alem programı olarak Rusya’ya gidip belgesel görüntüler çektik. Bu çalışmalarımız ile ilgili yazı serisini okumak ve belgesel görüntüleri izlemek için aşağıda ki linklere tıklayabilirsiniz.
Rusya’da Devr-i Alem
http://www.belgeselyayincilik.com/genel/rusya%E2%80%99da-devr-i-alem
Türk – Rus Savaşı mı başladı?
http://www.gebzegazetesi.com/turk-rus-savasi-mi-basladi-makale,1304.html
Karadeniz’in Çanakkale’si Harşit Savunması ve Trabzon’un Kurtuluşu
http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/karadenizin-canakkalesi-harsit-savunmasi-ve-trabzonun-kurtulusu
Sibirya’da Devr-i Alem
http://www.belgeselyayincilik.com/genel/sibiryada-devr-i-alem
Moskova’dan Petersburg’a Rusya Belgeseli
https://www.youtube.com/watch?v=nfgKMe9SlGQ
Tataristan Belgeseli
 https://www.youtube.com/watch?v=d8J8GO9CEaE
Kırım Belgeseli
https://www.youtube.com/watch?v=ufBDdlbvJC0
Sinop’tan Kırım’a Unutulan Şehitler Belgeseli
https://www.youtube.com/watch?v=OGWTbelOxdI

Bakanlar Kurulu hayırlı olsun

Yeni bakanlar kurulu listesini Cumhurbaşkanı onayladı. Sürpriz isimler var. Bakanlık koltuğunu koruyanların yanında, Bakanlık koltuğunu hiç kaybetmeyecekmiş gibi olan bazı isimlerde bakan olamadılar. Önce yeni bakanlar kuruluna hayırlı olsun diyor ve başarılar diliyorum.

Yeni Bakanlar Kurulu ile ilgili birkaç satır yazmak istiyorum. AK Parti kuruldu, kurulalı bakanlık koltuğunu koruyan isimler var. Bilmiyorum bu durum ne kadar doğru. Devlet Valilerini 5 yıldan fazla bir ilde tutmuyor. Genel Kurmay Başkanı bir dönem için geliyor, belli bir yaştan sonra da kesin emekli oluyor.
Devletin çok önemli birimlerinde bu durum geçerli iken, nerede ise 15 yıldır bakanlık koltuğunu koruyan isimler acaba çok mu başarılı, yoksa bulunmaz hint kumaşı mı? Bunu tartışmak gerekiyor. İnsan uzun süre bir yerde olunca veya aynı makamı uzun süre koruyunca bakar körde oluyor. Yanlışları göremiyor. Dolayısı ile başarısız oluyor.
AK Parti siyasete farklı ivme kazandırdı. Ancak Bakanlık Koltuğu noktasında bunu gerçekleştiremedi. Bakanlıklar en fazla iki dönem için olmalı. İki dönemden fazla kalınan bakanlıkların ben başarılı olmadığına inanıyorum.
Yeni Bakanlar Kurulu listesi ile ilgili gerçekten birçok şey söylenebilir. Ancak geçmişte parti liderliği yapmış Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş, Tuğrul Türkeş gibi isimlerin Bakanlar Kurulu listesinde yer alması çok önemli. Gençlerden oluşan bakanlar Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı. Bakanlar Kurulu’nun Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’nın mutabakatı ile yapılması ise Türkiye’nin önünü açacak bir durum.
Yeni Bakanlar Kurulu’nun en şanssız noktası ise Türkiye-Rusya arasındaki uçak düşürme krizi oldu. Gerçekten çok önemli bir kriz. Belki son dönemlerde yaşanan en önemli olaylardan birisi. Unutmayalım ki birinci dünya harbi Bosna’da küçük bir cinayetle başlamış, 20 milyona yakın insan ölmüştü. Rusya’nın başındaki lider Putin sağı, solu belli olmayan, dünyanın gözü önünde Gürcistan ve Ukrayna’ya savaş açan, Kırım’ı ihlak eden, Kafkaslardaki iç çatışmaları Rus yöntem ile çözüp insanları birbirine düşman eden, dünyanın gözünün içine baka baka uçaklarını Suriye’ye getirip, sıcak denizlere inen, açıklamalarını Çar İmparatorluklarının oturduğu saraydan yapan bir isim. İnşallah Türkiye ile Rusya arasında sıcak çatışmalar olmaz. Bu kriz aklıselim ışığında çözülür. Ancak Rus Dış İşleri Bakanı’nın Türkiye’de terör var iması Rusya’nın uçak düşürme olayını terör unsurları ile Türkiye’de terör çıkararak ödetmeye çalışacağını işaret ediyor. Terörden çok çekmiş Rusya’nın böyle bir olaya tenezzül edecek olması unutmayalım ki Ruslara da ağır bedel ödetir. Rüzgar eken, fırtına biçer.
İLK KEZ BAKANLIK KOLTUĞUNA OTURAN İSİMLER KİMLER?
64. Hükümet’te ilk kez bakanlık koltuğuna oturan isimler de dikkat çekti. Sema Ramazanoğlu, Fatma Güldemet Sarı, Berat Albayrak, Süleyman Soylu, Bülent Tüfenkçi, Naci Ağbal, Mustafa Elitaş ilk kez bakan olan isimler oldu. Kabinenin yaş ortalamasıysa 52,5 oldu.
KABİNEDE EN ÇOK BAKAN HANGİ ŞEHİRDEN?
Yeni hükümette 4 İstanbullu bakan yer aldı. İstanbul’dan Yalçın Akdoğan, Tuğrul Türkeş, Süleyman Soylu ve Berat Albayrak bakan oldu. Bunun yanında Bursa Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu Sağlık Bakanı olurken, bir başka Bursa vekili Efkan Ala İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Bakanlar Kurulu’nda önceki hükümetlerin aksine Diyarbakır’dan bir isim Bakanlar Kurulu’nda yer almazken, Güneydoğu’dan Batman doğumlu Mehmet Şimşek, Bingöllü Cevdet Yılmaz bakanlık koltuğuna oturdu.
İŞTE YENİ BAKANLAR KURULU;
Başbakan: Ahmet Davutoğlu
Başbakan Yardımcıları: Numan Kurtulmuş, Mehmet Şimşek, Yalçın Akdoğan, Yıldırım Tuğrul Türkeş, Lütfi Elvan
Adalet Bakanı: Bekir Bozdağ
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı: Sema Ramazanoğlu
AB Bakanı: Volkan Bozkır
İçişleri Bakanı: Efkan Ala
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Süleyman Soylu
Gıda Tarım Hayvancılık Bakanı: Faruk Çelik
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz
Kültür ve Turizm Bakanı: Mahir Ünal
Maliye Bakanı: Naci Ağbal
Milli Eğitim Bakanı: Nabi Avcı
Milli Savunma Bakanı: İsmet Yılmaz
Çevre ve Şehircilik Bakanı: Fatma Güldemet Sarı
Dışişleri Bakanı: Mevlüt Çavuşoğlu
Ekonomi Bakanı: Mustafa Elitaş
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Berat Albayrak
Gençlik ve Spor Bakanı: Akif Çağatay Kılıç
Gümrük ve Ticaret Bakanı: Bülent Tüfekçi
Orman ve Su İşleri Bakanı: Veysel Eroğlu
Sağlık Bakanı: Mehmet Müezzinoğlu
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı: Binali Yıldırım
Evet, sonuç olarak yeni Bakanlar Kurulu önemli isimlerden oluşuyor. Uçak düşürme krizinin gölgesinde açıklanmış olsa da Türkiye’ye önemli hizmetler yapacağına inanıyorum. Yeni Bakanlar Kurulu ülkemize hayırlı olsun.

Türk – Rus Savaşı mı başladı?

Tarihler 24 Kasım 2015. Türkiye, Rusya ilişkileri açısından yeni bir milat, yeni bir dönem. Türk hava sahasına tecavüz eden Rus uçağının düşürülmesi çok önemli bir olay. Defalarca Türkiye tarafından uyarılmasına, Türk-Rus ilişkilerinin bozulmaması konusunda Türkiye’nin gösterdiği çok önemli gayretlere rağmen çar imparatorluğu hayali ile yanıp tutuşan Rus Lideri Putin’in Türkiye’yi anlamaması Türk-Rus ilişkilerine büyük darbe vurdu.

Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi sıradan bir olay değil. Türkiye binlerce Bayırbucak Türküne kayıtsız da kalamazdı. Türkiye bu konuda gerekeni yaparak, Bayırbucak Türkmenlerine sahip çıkmak için kararlılığını gösterdi. Rus uçağının vurulması Türkiye’nin Bayırbucak Türkmenleri’ne sahip çıktığının da bir işareti.
Rus uçağının düşürülmesi ile ilgili birçok yorum yapılabilir. Analiz ortaya konulabilir. Bundan 3 yıl önce 7 Eylül 2013 günü Türkiye’den binlerce kilometre uzakta, Rusya’nın Sibirya bölgesinde biz yazı kaleme almıştım. Yazımın başlığı “Rusya’dan Türkiye nasıl görünüyor’ idi.
Bu yazıda bugün yaşananları 3 yıl önce bu köşede gündeme getirmiştik. Üzerinde hiçbir yorum yapmadan, virgülünü bile değiştirmeden, 3 yıl önce bu köşeden yer alan yazımı sizlerle paylaşıyorum.
Rusya’dan Türkiye nasıl görünüyor (7 Eylül 2013 Gebze Gazetesi)
Bir haftadır Rusya coğrafyasındaydım. Orta Sibirya’nın merkez noktası Krasnoyars’tan Rusya’nın başkenti Moskova’ya tam bir Devr-i Alem yaptım. Bazı geceler hiç uyumadan yolculuk yaptık, bazen tam bir koşuşturma ile zamanla yarıştık. İnsanlarla konuşup bölgeyi yakından tanımak istedim. ABD’nin Suriye’ye müdahalesi Rusya’nın ABD’ye meydan okuması ve Türkiye’nin ABD yanında yer almasını Sibirya bölgesinden değerlendirmeye ve yorumlamaya çalıştım.
Daha önce Sibirya denince aklıma küçük, geri kalmış, soğuk bir bölge gelirdi. Sibirya’yı görünce fikrim değişti. Sibirya’nın adı bile Türkçe. Adı “süpürmekten” gelse de Sibir Türk hanlığının merkezi. Ruslar 1550’ye kadar Tatar hanlığına bağlı küçük bir beylikti. 1552’de Kazan Hanlığını yıktıktan sonra Sibirya ve Kafkaslarda ki Türk ve İslam medeniyeti coğrafyasını tümü ile işgal edip kendine bağladı. Bugün 21 özerk Cumhuriyetin 10 tanesi Müslüman Cumhuriyeti. Orta Asya’daki Türk devletleri her ne kadar bağımsız olsalar da Rusya’nın uydusu gibi.
Kominist sistem çöktükten sonra Putin liderliğindeki Rusya tam atağa kalmış, yayılmacı bir politika güdüyor. Özerk Cumhuriyetlerde tam bir baskı ve asimilasyon politikasını sürdürmekte. Kafkasya’daki özerk Cumhuriyetlerde insanları birbirine düşürüp kardeş kanı dökmekte. Dünya’nın en geniş toprağa sahip ülkelerin başında gelen Rusya tüm coğrafyaya hakim. Sadece kendi coğrafyasında değil, dünya siyasetinde söz sahibi.
Suriye’ye Amerikan müdahalesinin gündemde olduğu bugünlerde Rusya’dan Türkiye’ye bakmak ve Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini yorumlamak çok önemli. Rusya’da bulunduğum süre içerisinde Rusya’nın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha anladım. Yakın bir geçmişe kadar Orta Sibirya’nın eyalet merkezi Krasnoyars silah ve askeri füzelerin imal edildiği yer olması dolayısıyla tüm dünyaya kapalıydı. Bugün burası turizme açılsa da Rusya’nın silah ve füze fabrikaları halen askeri silah imal ediyor. Uçsuz bucaksız Sibirya bozkırlarında her türlü silah ve füze denemesi gizli olarak yapılabiliyor. Tartışmasız Rusya dünyanın en önemli vurucu askeri gücüne sahip olmayı sürdürüyor.
İstanbul boğazında Rus askeri donanması ABD’nin Suriye harekatı dolasıyla Akdeniz’e açıldı. Rus askeri istihbarat gemisindeki akıllı cihazlar ABD gemilerinden Suriye’ye atılacak askeri füzelerin yönünü değiştirerek Türkiye’ye bile yönlendirme imkanına sahip. Akdeniz’de düşürülen askeri uçağımızın halen nasıl düşürüldüğü bilinmiyor. Uçağımız akıllı cihazlarla uzak kumanda ile düşürülmüş olabilir.
Evet, dünya nefeslerini tutmuş Amerika’nın Suriye’ye müdahalesini bekliyor. Rusya savaş gemileri ile Akdeniz’e açıldı. Resmen Amerika’nın yanında yer alan Türkiye donanmasını Akdeniz’e gönderdi. İran baştan beri Suriye’nin yanında yer alıyor. Esad açıkça Türkiye’yi vurmakla tehdit etti. Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile ilişkileri bozuk. Deyim yerindeyse Türkiye ateş çemberi ile kuşatılmış durumda.
Dünya açık açık bir savaş tehdidi ile karşı karşıya. Rusya ile Amerika birbirine meydan okuyor. Suriye bahane. Asıl hedef Türkiye. Yayılmacı emellerinden hiç vazgeçmeyen Rusya dünyanın jandarması ABD’ye meydan okurken asıl hedefinin Türkiye olduğunu herkes biliyor. Suriye’nin ABD tarafından vurulmasından yine en büyük zararı Türkiye görecektir. Türkiye savaş tehdidi ile karşı karşıyadır. Esad’ın Türkiye’ye birkaç füze atması veya Rus istihbarat gemisinin ABD’nin Suriye’ye attığı bir kaç füzenin yönünü Türkiye’ye çevirmesi Türkiye’nin sıcak savaşa girmesine sebep olacak. Türk askerinin Suriye’ye ayak basmasından hemen sonra çözüm mözüm süreci demeden Türkiye’de iç karışıklığın çıkması ülkemiz için tam bir felaket olabilir.
Rusya’dan ve Rus savaş aleti ile cephanelerinin imal edildiği Krasynoyars kentinden Türkiye’ye baktığımda Rusya’nın ne kadar büyük bir güç olduğunu ve Türkiye’nin ne kadar büyük tehdit ve tehlike altında olduğunu daha iyi anlıyorum. Gerçekten önemli günlerden geçiyoruz. 23 Milyon metrekare topraktan 780 bin km kareye düşen Türkiye toprakları, savaş ve bölünme tehdidi ile karşı karşıya. Umarım aklı selim galip gelir. Türkiye birtakım oldu bitti ile sıcak savaşa girmez. Girilen tüm savaşlarda hep toprak kaybettik. Kıbrıs savaşında toprak almış gibi gözüksek te Güneydoğu’daki PKK terörünün arkasında Kıbrıs barış harekâtı yatmaktadır.
Evet, bu konu ile ilgili çok daha farklı şeyler anlatılabilir. Yazımı bir atasözü ile bitirmek istiyorum. Atalarımız ne kadarda güzel söylemişler. “Akıl olmalı başa geleceği bilmeli, göz olmalı dağın arkasını görmeli.” Umarım tüm yetkili ve yöneticiler oldu, bittilerle başımıza geleceği daha önceden görür, dış politikayı ona göre yönlendirirler. (7 Eylül 2013 – Gebze Gazetesi Devri Alem köşesinde yer alan yazı)
Evet, sonuç olarak 2013 yılında Rusya’nın güneyinden, Sibirya’dan, Krasnoyars kentinden bu satırları kaleme almıştım. Türk-Rus ilişkileri ve Suriye’deki yaşananlar konusunda 3 yıl önce yazdığım yorum sanki bugünleri işaret ediyor. Türkiye tarafından Rus uçağının düşürülmesi Türk-Rus ilişkileri konusunda çok önemli olayların yaşanacağının habercisidir. Umarım Rusya, Türkiye’nin ciddiyetini anlar, Türkiye’nin hava sahasına tecavüz etmez. Yaptığı yanlışı fark eder. Türkiye ile Rusya arasında yaşanacak sıcak çatışmadan her iki ülke de büyük zararla çıkacaktır. Daha önce yine bu köşede yer alan Tarih boyu Türk-Rus ilişkileri ile ilgili yazdığım yazının tümünü internetteki sayfamdan okuyabilirsiniz.

Öğretmenlere bir gün yeterli mi?

 Her 24 Kasım’da bir günlüğüne de olsa bize hayatı öğreten, çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenler için tahsis edilen Öğretmenler Günü’nü kutlarız. Siyasiler açıklamalar yapar, öğretmenlere küçük hediyeler gönderir, deyim yerinde ise yasak savma kabilinden, dostlar alışverişte görsün mantığı ile kendi kendimizi kandırırız.
Öğretmenlere bir gün yetmez. Öğretmenlerimiz için 365 gün öğretmenler günü de olsa, yine de öğretmenlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Dünya kurulduğundan beri öğretmenlik mesleği kutsaldır. Öğretmenlik mesleği saygı gösterilen, saygın bir meslektir.
Çocuklarımızı öğretmenlere emanet ederiz. İlkokulundan üniversitesine kadar çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz ile acaba ne kadar ilgileniyoruz? İşi biraz daha özele getirelim. Bizi adam eden, okuyup öğreten, bize hayatı öğreten öğretmenlerimizi ne kadar çok hatırlayıp, minnet ve şükran borcumuzu ifa ediyoruz.
Hayatımızda en büyük öğretmen baba ocağı ve ana kucağıdır. Babalarımız ve analarımız ilk öğretmenlerimizdir. İlkokuldaki öğretmenlerden, camilerde din dersi öğrendiğimiz imamlara kadar minnet, şükran ve vefa borcumuz var. Özellikle baba ocağı ve ana kucağında öğretilenler hayatımızı ömür boyu şekillendirir.
Bugün Öğretmenler Günü. Öğretmenlerin çektiği çile, verdiği mücadele, çocuklarımızın üzerindeki hakları çok önemlidir. Önceden sadece günün anlam ve önemini ifade eden yazılar yazıyordum. Bugün ise bir öğretmen babası olarak bu satırları sizlerle paylaşıyorum.
İngilizce öğretmeni olan kızımın Orta Okulu’daki öğrencilerine eğitim ve öğretim vermesi, öğrencilerin sınavları kazanması, başarılı olmaları için özel ücretsiz kurslarla öğrencilerini yetiştirmeye çalışması, bunu yaparken de evini ve 3 yaşındaki oğlunu bile ihmal etmesi fedakârlıkların en büyüğü. Sadece benim evladım değil, bütün öğretmenler bu fedakârlık içerisindedir. Kendisini eğitime adayan, öğrencileri için kendilerini defa eden öğretmenler için gerçekten bir gün az. Onları her gün anmalı, her gün şükranlarımızı ifade etmeliyiz.
ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE GEÇMİŞİ DÜŞÜNMEK
Her öğretmenler gününde ilkokul yılları gözümün önüne gelir. Okula başladığım ilk günler bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçer. Okula gideceğim ilk gün naylon çanta içerisine koyduğum okul kitaplarım mazağa altından aldığım odunla yaklaşık 45 dakika yürüyerek okula gittiğim o ilk gün duyduğum heyecan ve mutluluk halen içimde bir kor gibi yanar.
İlk öğretmenim, ilk dersim ve ilkokulda ki ilk arkadaşlarım benim için çok anlam ifade eder. O günler artık çok gerilerde kaldı. Ama her öğretmenler gününde o günleri düşünür, doya doya çocukluk yıllarımı yaşarım. Her gün arkadaşlarla okula gidip gelir, kışın o soğuk günlerinde kendi odunumuzu kendimiz getirerek yaktığımız sobalarda ısınırdık. 23 Nisan ve Cumhuriyet Bayramı coşkusu okul piyesinde rol aldığım o günler yaptığımız yaramazlıklar, arkadaşlarımızla oynadığımız oyunlar, ufak tefek kavgalar, tatlı anılar olarak kaldı.
Öğretmenlik mesleği her şeyden önce kutsal bir meslek. Hazreti Ali, “bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” Sözü öğretmenliğin önemini göstermekte. Acaba kaç kişi öğretmenler gününde kendisine ilim irfan öğreten öğretmenlerini arayıp hal hatır ediyor. Kaç kişi, öğretmenlerini ziyaret edip elini öpüyor. Biz, bize çok şey öğreten öğretmenlerimize de vefasızlık yapıyoruz.
Geçmiş öğretmenlerle bugünkü öğretmenler arasında bir karşılaştırma yaparsak bugünkü öğretmenlerin bir çoğunun sınıfta kalacağını söylemek gerek. Geçmişte ki o babacan tavırlı, öğrencilerine sadece ilim öğreten değil, hayatın ta kendisini öğreten öğretmenler. Hayatımızın şekillenmesinde örnek aldığımız öğretmenler. Bize A, B, C’yi öğreten öğretmenler. Nerede o eski öğretmenler?
Evet, Öğretmenler Günü’nü bir kez daha kutluyoruz. Gönül ister ki öğretmenlerimiz, ekonomik ve sosyal sıkıntılar altında ezilmesin. Devletin ilgili ve yetkili kurumları öncelikle öğretmenlerin sorunlarını çözüp, öğretmenlere hak ettiği değeri versin. Biz veliler olarak çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlere, her şeyden daha fazla ilgi ve değer göstermemiz gerekir. Öğretmenler gününü bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha kutluyor, tüm öğretmenlerimize başarılar diliyorum.