Notice: wp_enqueue_script hatalı çağırıldı. Betikler ve stiller wp_enqueue_scripts, admin_enqueue_scripts, ya da login_enqueue_scripts kancalarından önce kayıt edilmemeli ya da sıraya alınmamalıdır. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 3.3.0 sürümünde eklendi.) in /home/belgesel/public_html/wp-includes/functions.php on line 4152
Belgesel Yayıncılık – Sayfa 9 – Belgesel Yayıncılık

Belgesel Yayıncılık

Karadeniz kadınının feryadı!

Doğu Karadeniz iklimi sert, denizi hırçın, dağları engebeli, insanı merttir. Doğu Karadeniz’i anlatmak için bölgeye giderek araştırma yapmak gerekiyor. Topu topu 55 yıllık hayatımın 15 yıllık çocukluk dönemini geçirdiğim Doğu Karadeniz bölgesine her fırsatta gidiyor, tarih ve kültür araştırmaları yaparak belgeseller çekiyorum.

Son Karadeniz gezimde, Balkan gezisinden tanıştığımız Eğitimci- Yazar değerli gönül dostu Hasan Suiçmez beyin bilgilendirmesi ile Doğu Karadeniz’de rus işgali sırasında kadınların çektiği çileyi anlatan Eynesi Ana kitabının yazarı Emine Özgenç hanımefendi ile tanıştık. Kendisi ile belgesel çekerek 464 sayfalık kitabın yazılış hikâyesini dinledim. Oldukça etkilendim. Tamamen gerçek olaylar üzerine kurulmuş muhteşem bir kitap. Bu kitabı Karadeniz gezimde hızla okumaya çalıştım. Bu kitaba herkesin sahip olmasını istiyorum. Kitaba ulaşmak için 0.312 432 17 98 numaralı telefondan Akçağ Yayınlarını aramanız yeterli olacaktır.
Kitabın yazılış hikayesini ve söyleşi ile ilgili Emine hanımdan bir mektup aldım. Oldukça uzun yazılmasına rağmen mektubu duygu seli içerisinde bir nefeste okudum. Bu mektup adeta Eynesi Ana romanının bir özeti, Doğu Karadeniz kadınının bir feryadıydı. Emine Özgenç hanımefendinin kaleme aldığı mektubu köşeme alarak sizlerle paylaşıyorum.
“Saygıdeğer  İsmail Karaman Beyefendi, Sizi, TGRT Belgesel’de yayınlanan Devr-i Alem programını takip etmeye başlamadan öncesinden beri tanıyorum aslında. Bu gıyabi tanıma yazdıklarınız, belgeselleriniz ve çalışmalarınız vasıtasıyla oldu tabiki. 1 Eylül’de yaptığımız söyleşiye kadarki zaman içinde sizi gıyaben tanımama vesile olan çalışmalarınız ve son romanım Eynesi Ana ile ilgili çekim yapmak için zahmet edip Beşikdüzü’ne kadar gelişinizden dolayı hassaten teşekkürlerimi bildiririm. Bu vesileyle hassasiyetleri aynı olan insanların kardeşlik hukukuna sığınarak dertleşmek de isterim.
Sizi buraya kadar getiren hissiyatınız bana neler neler düşündürdü. “Büyük bir hazinenin üstünde oturan dilenci” misali olan bizler, zahmet edip sandığın kapağını kaldırabilsek ne romanlar, oyunlar, filmler, belgeseller çıkacak kimbilir. İşte siz bunu yapıyorsunuz. Hazinenin kapağını açıyorsunuz. Şunu da ehemmiyetle belirtmeliyim ki kapağı kaldıran elin niyeti, vicdanlı ve ehliyet sahibi olup olmadığı da önemlidir.
Karadeniz, tarihi ve kültürüyle ehil ellere vicdanlı incelemelere muhtaçtır. Siz bu konudaki ümidimi çoğalttınız. Tarihçilerin göz ardı ettiği bir mazinin tozlarını üflemeye meylettiniz. Karadeniz’in vicdanlı bakışlara ihtiyacı var. Üzerimizde yüzyıllardır oynanan oyunlara bir başımıza kafa tutuyoruz. Yörenin, gerçeği aksettirecek insaflı tarihçilere ihtiyacı var. Burada çalışmalar yapan akademisyen kardeşlerimiz var. Onlar da seslerini duyurmaya çalışıyor ama daha gür sese ihtiyacımız var. Konunun görsel ve sosyal medyaya taşınması lazımdır. Medya, daha çok gülme güldürme konusu yapılan çapsızlıklara kapısını aralıyor. Sizin gibi bir tasası olan programlar bulmak çok mümkün olmuyor. Gülüşümüzün, latifelerimizin arkasındaki acının, hüznün, derdin de anlaşılmaya ihtiyacı var. Bu konuda hepsi olmasa da medyada yer alabilen tarih ve tarihçilerden de şikayetim var. “Yalan söyleyen tarih utansın” sözüne ekleme yaparak yazdıklarıma devam etmek istiyorum. Söylemeyen tarih de utansın. Hakikati siyasi emellerinin altında ezip ufaltan tarihçiler de utansın.
İsmail Bey, Karadeniz’in ve karadenizlinin yüzyıl önceki insanüstü gayret ve mücadelesini yazmayan, medyaya, sanata taşımayanlara; üstüne üstlük çarpıtan, alaya ve hafife alanlara; nesillerimizi, yöreyi ve yöre halkını komedi unsuru olarak görmekten ileri gidemeyenlere;  yaptıklarının sanat olduğunu sananlara inat dokunduğunuzun tozunu silip ışığını açığa çıkartma gayretinde oluşunuzdan büyük memnuniyet duydum. Aynı mevzunun mevzidaşı olarak diyorum ki tarihe not düşüyor hakikate yol açıyorsunuz. Teşekkür benden takdir Allah’tan olsun.
Eylül’ün birinde Beşikdüzü Çağlar Parkı’ndaki sohbetten sonra sevinç kapladı içimi. Ben sadece bir roman yazmıştım ve sesim duyulmuştu.” İşte sanatın ve edebiyatın gücü bu”dedim içimden. Demek ki bu yolda yalnız kalmayacağım. Hala kadirşinas insanlar var bu ülkede. Benim halimle hemhal olanlar, derdimle dertlenenlerim olabilecek yanımda. Rusların yüzyıl önce bu topraklara, atalarıma yaşattığı acıyı merak edenler çıkacak demek ki.” diye umutlandım.
Merakım, merakınız olmuş ve ayaklarınız sizi, Eynesi Ana’nın mezarına kadar getirmişti. O gece karadenizli ninelerimizin sembolu olan Eynesi Ana mezarında huzur buldu eminim. Onların hikayelerini önemseyen torunları olacaktı bundan sonra da.  Siz mazinin tozlu raflarından çıkardığım hikayelerimin peşine düşüp geldiğinize göre hakikatleri gün ışığına taşıma gayretinde yalnız kalmayacaktım demekki. “Eğer seslenirsem sesimi bir duyan olur” umuduma yol verdiniz. Sağolun.
Artık daha yürekliyim; nerdeyse bütün vasıflarını taşımaya gayret ettiğim memeleketimin, memleketimin kadınlarının sesini duyurma kararımda daha kavi adımlarla ilerleyebileceğimi hissediyorum. Meğerse romanıma nefes veren Eynesi Ana, sizi ve değerli oyun yazarı Sayın Fahri Şirin Bey’i de çağırmış ve üstelik sesi de duyulmuş ki koşup geldiniz.
O günki söyleşimizde Rusların Trabzon ve havalisini işgal edişinin hazin gerçeklerini konuştuk Eynesi Ana vasıtasıyla. “Biz ölülerimizle yaşayan bir milletiz” derken ne güzel ifade etmiş şair. Bir mezarda yattığı için “ölü” denilen Eynesi Ana, bana neler yaptırdı baksanıza.
Şu an onun mezarına bakarak yazıyorum. Bundan dolayı içimden geçenleri sakınmadan aktarmak istiyorum.
“ İsmail Bey’in sadece senin adını taşıyan romanımı konuşmak için gelmediğini de biliyordun değil mi? Yüzyıl sonra torununun, yaşadıklarınızı yazacağını, bildiğin gibi… O gün İsmail Bey’le işgal yıllarını konuştuk doğru. Trabzon ve havalisinin yokluk içindeki azimli mücadelesini, işgale iki yıl direnip Harşit’i geçilmez yapan insanüstü gayretini, Rusları hüsrana uğratışını konuştuk.
Öğrenciliğimde öğretilen tarihin eksik oluşunu anlattım ona. Dertleştik, kavilleştik sizleri anlatmaya.
Eynesi Ana! Tarihler, ülkemin İstiklal Mücadelesini 19 Mayıs 1919’da başlatıyor. Peki o zaman 24 Şubat 1918’in Trabzon’un kurtuluşu oluşu gerçeğini nereye koyacağız. Sizlerin dört yılı aşkın süren mücadele ve sıkıntısını yok mu sayacağız. Trabzon Vilayeti -ki bütün doğu karadeniz’i kapsar-  işgal görmeden kurtuluşunu mu  kutluyor  yani?  İlk kurtuluş töreninin 1948 yılında yapıldığını varsaymayalım mı? Kahraman, şanlı kelimelerinin verildiği iller gibi Türkiye’nin bir ili değil midir Trabzon? Trabzon’un o illerden yıllar önce işgal edilip, kurtuluş mücadelesi verdiğini inkar mı edeceğiz? Birçok çalışma var yöre aydınları tarafından kaleme alınan. Biraz merak edilse hepsi “burdayım” diyecek. Bu gaflet nereye kadar bilmiyorum ama ben uyumayacağım.  Dilimin döndüğünce haykıracağım Ana!”
Evet, mektubun ikinci bölümünü yarın bu köşede sizlerle paylaşacağım. Tarihe not düşüp, zamana noterlik yapan bu mektup Doğu Karadeniz’de yaşanan işgal yıllarını en açık bir şekilde ifade etmekte. Mektubun devamını yarın mutlaka okumanızı arzu ediyorum.

Singapur ve Malezya’da Devr-i Alem

Pasifik ve uzak doğu Asya ülkeleri hep ilgimi çekmiştir. Orta Asya deyince gönül telimiz titrer. Aslında Orta Asya dediğimiz coğrafya bizim ata yurdumuz, kültür coğrafyamız ulu Türkistan’dır. Biz bu coğrafyaya çok uzak kalmış, Avrupa ülkeleri kadar önem vermemişiz.
Uzak Doğu’ya ilk gidişim 1994’lü yıllara rastlar. İlk kez uzun bir seyahate çıkmıştık. Dönemin Aslan Çimento Genel Müdürü olan değerli dostum Cengiz Özdemir beyin davetlisi olarak Uzak doğuya gidiyorduk. Önce uçağımız Dubai’ye indi, ardından da Maldiv adalarına geçtik. Sonra da uzun bir yolculukla Singapur’a indik. Singapur’da birkaç gün kaldıktan sonra Malezya hava sahasından Tayland’a geçtik. Aradan 21 yıl geçti. Yeniden Uzak doğu seyahatine çıkıyoruz. Bu kez bizleri bu seyahate Türkiye’nin kültür turizminde söz sahibi, merkezi Ankara’da bulunan Üçbey Turizm’in davetlisi olarak yine Uzak Doğu Asya ve Pasifik coğrafyasına gidiyoruz.
UZAK DOĞU ASYA’DA DEVRİ ÂLEM
30 yıldır belgesel çekimleri yapan bir gazeteci olarak kültür ve medeniyet tarihimizin kilometre taşlarını araştırmaya devam ediyoruz. Devr-i Alem programı olarak çektiğimiz belgeseller bir çok ulusal ve yerel kanalda ilgiyle izleniyor. Doğu Karadeniz ile ilgili yaptığımız çalışmalar ve kaleme aldığımız makaleler büyük ilgi uyandırdı. Doğu Karadeniz çalışmalarına Kanuni Sultan Süleyman’ın Trabzon’da ki evinin önünde gerçekleştirdiğimiz çekimlerle son verirken, bu hafta 10 günlük bir program ile araştırma ve belgesel çekimi yapmak üzere Singapur ve Malezya’ya gidiyoruz.
Asya kıtasının iki önemli yeri olan Singapur ve Malezya’da Devr-i Alem programı olarak bir çok araştırma ve bilgileri belgeselleştirerek tarihe not düşüp zamana noterlik edeceğiz.
NERELERİ GEZECEĞİZ?
10 günlük programımızın ilk durağı İran’ın başkenti Tahran olacak. Burada Azadi Meydanı ve tarihi Rey şehrindeki Büyük Selçuklu imparatorluğunun kurucusu Tuğrul beyin kabrini ziyaret edeceğiz. Buradaki kısa gezimizin arından Malezya Kualalumpur’a hareket edeceğiz. Kualalumpur’a yaklaşık 25 km mesafesi olan Putrajaya Tüm Malezya Hükümeti’nin ev sahipliğini, misafirperliğini yapan şehirdir. Hükümet Binası, Belediye Meclis Binası ve Dünya çapındaki en önemli mimari yapılardan olan Putra Cami  Putrajaya’nın merkezinde yer almaktadır. Şehir merkezi bütün güzellikleri ile yaşadıktan sonra Putrajaya’yı birde yapacağımız tekne turuyla temaşa edeceğiz. Daha sonra birkaç gün Malezya’nın şehirlerini gezerek Devr-i Alem kameraları farkıyla belgeselleştireceğiz.
SİNGAPUR’DA CAMİİ GEZİSİ
Singapur’un en önemli camileri ile tanıyacağımız araştırmalarımız esnasında; Sultan Cami, Hacı Muhammed Cami, Temenggong Daeng İbrahim Cami, Ömer Cami ve bazı Osmanlı eserlerinin de korunduğu Ba’alwie Camisi göreceğimiz yerler arasında. Ayrıca Abdulhamit hanın son elçisi Ataullah Efendinin kabrini de belki ziyaret eden ilk Türk grubu olacağız.
Kültür ve Medeniyet tarihimizin izlerini araştıracağımız gezimizin son gününde, Malezya doğa kültürünü yakından tanıyabileceğimiz yeşilin her tonunu görebileceğimiz muhteşem doğayı yaşayabileceğimiz (FRIM) Orman Araştırma Enstitüsü’nü ziyaret edeceğiz. Burada doğa yürüyüşü yapıp tropical ve doğal ortamın tadını çıkartıp huzurunu hissedeceğiz. Rengarenk uzun gagalı ve belki çoğunu ilk kez göreceğimiz tropikal kuşların cenneti olan; Kualalumpur Kuş Parkına gideceğiz. Bu kuş parkı; 200 çeşitten fazla kuş ve toplamda 3000’e yakın kuş çeşit ve âdeti ile Dünya’nın en büyük kuş parklarından bir tanesi olma özelliğini elinde bulunduruyor.
Evet, Dünya’nın bir çok bölgesinde tarih ve kültürümüzün izlerini araştıran Devr-i Alem programının, 10 günlük gezide neler yapacağını sizlerle paylaştım. Kültür ve Medeniyet tarihimizde önemli yeri olan Singapur’un tarihi 11. yüzyıla dayanmaktadır. 14. yüzyılda Srivijayan Prens Parameswara’nın egemenliği altındayken adanın önemi arttı. 1613 yılında Acehnese akıncıları tarafından yıkılana dek önemli bir liman kenti haline gelmişti. İngiliz Sir Thomas Stamford Raffles’in 1819 yılında İngiliz limanı kurmasıyla Singapur’un modern tarihi başladı. İngiliz sömürgesi altında Hindistan-Çin ticaret merkezi ve Güney Asya antrepo ticaret merkezi olmasıyla önem kazandı. Beş yıl içerisinde nüfus 10.000’i geçti ve liman yılda 3.000’i aşkın ticari işleme ev sahipliği yapmaya başladı. 1824’te imzalanan anlaşmayla bölge, Britanya ve Hollanda egemenliği arasında paylaşıldı ve ada, daimi olarak Britanya’nın eline geçti. Süveyş Kanalı’nın 1869’da açılmasıyla Singapur bir zenginleşme ve gelişme dönemine daha girdi. Doğu-Batı ticaretinin giderek artan trafiğini kontrol edebilmek ve yeni buharlı gemilere yakıt aktarabilmek için liman genişletilir ve Çin’den işçiler getirtildi.
Turizm açısından Dünya’nın önemli bölgelerinden birisi olan Singapur aynı zamanda en pahalı yerlerden bir tanesi. İnsanlar burada yasalara karşı oldukça saygı gösteriyor. Güvenlikle ilgili oldukça ciddi önlemler alınmış ve asayiş olayları yok denilecek kadar az.
Sigapur’dan sonra Malezya hakkında da bilgiler vererek bugün ki makaleme son vermek istiyorum. 13. yüzyılla kadar 500 yıl süreyle Malezya, Srivicala Hindu ve Buddha’cı krallığının bir parçası olarak Sumatra’dan yönetildi. Malezya daha sonra Cavalılar ve Malakka’nın Malezyalı hükümdarlarının egemenliği altına girdi. 15. yüzyılda Malakka’da İslamiyet yayıldı ve bütün yarımadayı kapladı. Portekizliler 1511’de Malakka’yı ele geçirdiler. Ancak Hollandalılar ile Portekizliler arasında sürekli bir mücadele başladı. 1641’de Portekizliler Malakka’dan çekildi. Hollandalılar 1795 yılına kadar buraya egemen oldular. Penang’da 1786’da ve Singapur’da 1824’de yerleşmeye başlayan İngilizler giderek ticari ve siyasi etkinliklerini artırdılar. Bu arada çeşitli Malezya devletleri üzerinde hak iddia eden Tayland’la mücadeleler yapıldı. Malakka’yı Hollandalılar 1826’da tekrar işgal ettiler. Ancak 1826’da İngilizler Boğazlar Hükümeti’ni kurdu ve 1914’te son Malezya eyaleti olan Johore İngilizlere boyun eğdi.
II. Dünya Savaşı sırasında Malezya, Japonya tarafından işgal edildi. 1948’de Malezya Federasyonu hükümetine karşı gerillalar bir ayaklanma başlattılar. 1956’da yapılan İngiltere-Malezya konferansından sonra 1957’de Malezya’nın İngiliz Milletler Topluluğu içinde kalması şartı ile bağımsızlığı kabul edildi.
Evet, Dünya’nın iki önemli yeri hakkında tarihi bilgiyi sizlerle paylaştık. İlerleyen günlerde yaptığımız araştırmalar ve çalışmalarla ilgili de makaleler hazırlayarak bu köşede sizlerle buluşturacağız.

Trabzon’da Devr-i Âlem!

Doğu Karadeniz’deki belgesel çekimlerimize şehzadeler şehri Trabzon’da, Kanuni Sultan Süleyman’nın dünyaya geldiği evin bahçesinde nokta koyduk.
Bir haftadır Doğu Karadeniz’in en önemli iki ili Giresun ve Trabzon’daydık. Hava yolu sayesinde artık uzaklar yakın oldu. İstediğiniz ile istediğiniz zaman gidebiliyorsunuz. Zamanı çok iyi değerlendirerek, yolda geçecek zamanı gideceğiniz yerlere ayırabiliyorsunuz.
Trabzon kültür tarihimizin önemli bir merkezi. Trabzon’u ilk kez 15 yaşında görmüş, bir yıl burada kalmıştım. Aradan tam 401 yıl geçti. 41 yıldır değişik zamanlarda Trabzon’a gidiyor, burada bir çok gönül dostu arkadaşla sohbet edip, belgeseller çekerek, tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.
HARŞIT SAVUNMASI’NIN 100. YILI
Karadeniz ile ilgili çektiğimiz en önemli belgesel Doğu Karadeniz’in kurtuluşunda Harşıt savunmasının önemi ve Doğu Karadeniz bölgesindeki unutulan şehitliklerimiz. Son Doğu Karadeniz gezimizde bu konuya da dikkat çekerek 2016’da 100. Yılını anacağımız Harşıt Savunması destanını gündeme getirmek üzere bir çok yetkili ve yönetici ile konuştum. Belgesel çekimlerimizin yanında başta valiler olmak üzere, belediye başkanları ve kaymakamlara konuyu aktarıp sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmeye çalıştık. Bölgeyle ilgili çok ciddi çalışma yapan değerli arkadaşım Fahri Şirin bey ile uydudan yayın yapan Kanal 28 televizyonunda canlı yayına katılarak ilk kez bu konuda bir çalışma yapılmasının başlangıcını yaptık. Doğu Karadeniz’in kurtuluşu ile ilgili bugün bir çok kanalda yayınlanan Devr-i Alem Belgesel programımızın sosyal medyadaki Karadeniz’in Kurtuluşu ve Harşit Cephesi Belgeseli’ni https://www.youtube.com/watch?v=8PZKn4TnnI0 adresindeki linkten izleyebilirsiniz.
TRABZON’DA TARİHE NOT DÜŞTÜK
Son Trabzon gezimde, Gazetemizin Yazı İşleri Müdürü değerli kardeşim Evren Kızıltaş’ın açık kalp ameliyatı olan babası Mustafa Kızıltaş’ın Trabzon Ahi Evran Hastanesi’nde ziyaret edip geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Daha sonra Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Kansız, Valilik Basın Müdürü Salih Özkan, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Nevzat Yılmaz ve Eğitimci Yazar Salih Cengiz ile söyleşiler yapıp Kanuni Müzesi’ni gezerek tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık. Yaptığımız söyleşileri Devr-i Alem programında yayınlayacağız.
Trabzon’a gelmeden önce Görele’ye uğrayarak başta Zeki Müren olmak üzere birçok ünlü sanatçıya güfte yazarlığı yapan 90 yaşındaki müzik sözü yazarı Ahmet Kaçar ile görüşüp çok önemli bilgiler aldık. Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde ‘Eynesi Ana’ isimli kitabının yazarı Emine Özgenç hanımla Devr-i Alem programı olarak söyleşi yapıp Rus işgali sırasında özellikle kadın ve çocukların hangi sıkıntıları çektiğini belgeleyerek gelecek kuşaklara aktarmaya çalıştık.
Sekiz günde Giresun ve Trabzon’da Devr-i Âlem kameraları ile tarihe not düşüp, zamana noterlik yaptık. Doğu Karadeniz bir zamanlar İsrailli turistlerin ilgi odağıydı. Tel Aviv’den direk Trabzon’a uçuşlar yapılıyordu. İsrail’li turistler artık yok. Şimdi arap ülkelerinden çok sayıda turist var. İl Kültür ve Turizm Müdürü’nün ifadesi ile geçtiğimiz yıl yüzbinlerce Arap turist Trabzon’a gelmiş.
İsrailli ve Arap turistler arasındaki farkı da araştırmaya çalıştık. İsrailliler farklı düşüncelerle bitki hırsızlığı, endemik bitkilerin tespiti gibi, canlı türlerinin araştırmasıyla ilgili faaliyetler için turist adı altında Doğu Karadeniz’e gelip, para da bırakmadan geri gidiyorlardı. Arap turistler aileleri ile geliyorlar ve ciddi oranda da para bırakıyorlarmış. Bu konuda yapılan araştırma raporlarının özetini sizlerle paylaşıyorum.
KAÇ BİN TURİST GELDİ?
Son yıllarda yerli ve yabancı turistler tarafından ilgi çeken ve yayla turizmi bakımından en zengin bölge olan Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelen Arap turist sayısının her geçen yıl arttığı açıklandı.
Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Arap Turizmi’ adlı rapora göre, 950 yaylaya sahip, 70 tanesi bilininirliği ve turizm faaliyetleri ile bilinen ve Türkiye’de Turizm Merkezi ilan edilen 36 yaylanın 26 tanesine sahip Doğu Karadeniz Bölgesi’ne 2014 yılında 260 bin Arap turistin ziyaret ettiği belirtildi.
Özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt ağırlıklı olduğu Arap turistlerin bölgeye gelen toplam yerli ve yabancı turistlerin yüzde 60’ını oluşturduğu kaydedildi. Belirlenen rakamlara göre Doğu Karadeniz Bölgesi’ne 2010 yılında 30 bin Arap turist gelirken, bu sayının 2011 yılında 65 bine, 2012 yılında 130 bine, 2013 yılında ise 190 bine yükseldiği, son olarak bunun 260 bine ulaştığı vurgulandı.
DOĞU KARADENİZ’DE ARAP TURİZMİNİN ÖZELLİKLERİ
DOKAP’ın hazırladığı rapora göre, bölgeye gelen Arap turistlerin daha çok Trabzon ve Rize’yi tercih ettiği ancak son dönemde yavaş yavaş Giresun, Ordu ve Gümüşhane’nin bazı merkezlerine doğru bir hareket gözlendiği vurgulandı. Hazırlanan raporda, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Arap turizminin özellikleri şöyle sıralandı:
– “Bölgeye gelen turistler çoğunlukla kendi ülkelerinde orta gelir grubuna dâhildir. Üst düzey gelir grubuna dâhil müşterilerin az da olsa bölgeye geldikleri ancak hizmet kalitesinden memnun kalmayarak ziyaretlerini 1-2 gecede tamamlamaktadır.
– Bölgeyi ziyaret eden Arap turistler yoğunlukla aile gruplarıdır. Ziyaretlerini 7-14 gün aralığında gerçekleştirmektedir. Memnuniyet durumuna göre süre uzamaktadır.
– Bölgede Arap turizmi ile uğraşan acenteler artmaktadır. Ancak profesyonel sayılacak anlamda bu işi yapan firmalar Trabzon’da olup sayıları 9-10 kadardır.
– Arap turistlerin beklentileri özellikle güler yüz ve ilgidir. Arap turistlerin bakir turistik yerlere ilgileri fazladır.
– Uzungöl, Ayder ve Zigana en çok ziyaret ettikleri yerlerin başında gelmektedir. Günübirlik Rize, Ordu ve Giresun’a gitmektedirler.
– Arap turistler uçuş hariç bölgede kişi başına 3 bin dolar harcamaktadır. Bu oran 7-10 günlük ortalama kalış için hesaplanmıştır. Harcamalarını temelde ulaşım, yeme-içme, ulaşım ve araç kiralama için yapmaktadırlar. Bunun dışında alışveriş için yoğun harcama yapanlarda bulunmaktadır. Bazen 5 kişilik bir aile 5 bin-7 bin dolarlık alışveriş yapmaktadır. Alışverişlerde giyim, takı, el sanatları ve hediyelik ürünler başta gelir.
– Bölgede Arap yatırımcılarda kendini göstermektedir. Suudi bir yatırımcının iki oteli satın aldığı yeni yatırımlar için girişimde bulunduğu bilinmektedir. Dubai menşeli bir yatırımcının ise beş yıldızlı otel yatırımı için tahsis işlemleri mevcuttur. Ayrıca Uzungöl ve Beşikdüzü gibi merkezlerde teleferik yatırımı için Arap sermayeli şirketler girişimlerde bulunmaktadır.”
Evet, turistlerle ilgili yapılan araştırmanın bir bölümünü sizlerle paylaştım. Türkiye sadece yaz sıcakları değil seçim atmosferi, terör kıskacı, operasyonlar ve daha birçok olayı gündemine alıp tartışırken bizim Doğu Karadeniz ile ilgili yazdıklarımız bugün belki fazla ilgi çekmez. Gelecekte bu bilgilerin yaptığımız araştırmaların ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Giresun Valisi ile Devr-i Alem

Türkiye gerçekten çok güzel bir ülke. Türkiye’nin kıymetini bilemiyoruz. Türkiye âdeta saklı cennet. Türkiye’nin değerlerine sahip çıkamadığımız gibi Türkiye’yi de tanıyamıyoruz. Karadeniz bölgesindeki belgesel çekimlerimize Giresun’da devam ediyoruz. Giresun Valisi Sayın Hasan Karahan ile Giresun tarihi ve kültürü üzerine önemli bir söyleşi yaptık. Giresun’un önemli yazarlarından olan Fahri Şirin bey ile Vali Karahan’a konuk olduk. Giresun Valisi Hasan Karahan Bey ile yaptığımız söyleşiyi aynı zamanda da Devr-i Alem kameralarına kayıt ettik.

NELER KONUŞTUK?

Giresun Valisi Hasan Karahan, il için güzel hizmetler yapan ve Giresun’da eser bırakmaya çalışan bir vali. Kendisi ile yaptığımız söyleşide; “ORGİ Havalimanı’nın açılmasından sonra Giresun, tarih, kültür ve doğa turizminde marka haline geldi. Giresun’un doğal güzelliklerini ortaya çıkarıp turizme açıyoruz. Yaylalarımızı tanıtacağız. Yedi Değirmenler şelalesini turizme açtık. 5 yıldızlı otellerin yapılmasına öncülük ediyoruz. Özel idare firmamızı 5 yıldızlı otel olması için önemli bir firmaya tahsis ettik” dedi.
Giresun’un ulaşımda yakın olduğunu belirten Vali Karahan; “Artık Giresun çok yakın. Trabzon’dan bile yakın. Ayın 10’undan itibaren ORGİ Havalimanı’mdan özel şirketlerde uçuş yapacak. Giresun turizmiyle de tanınırken, sanayicilerde Giresun’a yatırım yapmaya başlayacaklar. Yatırımcıları Giresun’a yatırım yapmaya bekliyoruz. ORGİ Havalimanı’na 5 dakika mesafede Giresun’un ikinci organize sanayi bölgesi olan Bulancak Organize Sanayi bölgesini kurduk. Giresun teşvik yatırımlarında öncelikli ilimiz. Hemşerilerimizi ve yatırımcıları Giresun’a yatırım yapmaya davet ediyoruz.” Diyerek yatırımcıları davet etti.
HARŞIT SAVUNMASININ 100. YILI
Vali Karahan’a 10 yıldır Giresun’un kültür tarihi ile araştırma yaptığımızı, 2016’ın Harşıt savunmasının 100. Yılı olduğunu söyleyerek tarihçilerin ifadesi ile; “Bir Çanakkale geçilmedi, bir Harşıt geçilmedi” Fakat Harşıt ile alakalı yeteri kadar kamuoyunda bilgi yok. Bu konuda neler yapılabilir? diye sorduğumuzda; “Tarih bilinci çok önemli. Giresun’da sadece doğa turizmi yok. Tarih turizmi de var.” Diyerek bu konuda ellerinden geleni yapacaklarını, Giresunlu akademisyenleri, tarihçileri ve Giresun Üniversitesi’ni göreve davet ettiğini ve bu konuda bilimsel bir çalışma yapılırsa her türlü desteği vereceklerini ifade etti.
VALİ’DEN GURBETTEKİ GİRESUNLULARA DAVET!
Gurbette çok sayıda Giresunlu yaşadığını söyleyen Vali Karahan, tüm Giresunluları artık sadece yazları değil, sonbahar ve ilkbaharda da Giresunluları memleketlerine gelmeleri için davet ettiğini söyledi. Bu konuda hazırlanan bir veriden de bahseden Vali; “TUİK verilerine göre Türkiye’de en uzun yaşayan insanların Giresun’da. Giresun’un havası ve suyu çok temiz. Tüm Giresun’luları baba ve dede memleketlerine gelerek burayı şenlendirmeleri için davet ediyorum” dedi.
ÇEVRE KATLİAMINI ŞİKÂYET ETTİK
Bölgede hayata geçirilen yol çalışmaları ve HES Projeleri yüzünden çevrede adeta katliam yaşandığını Vali beye söyleşi de ilettik. Doğu Karadeniz’in Mostar Köprüsü, tarihi Ericek Köprüsü’nün yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ve hayata geçirilen HES projeleriyle birlikte derelerde yaşanan kirlilik nedeniyle alabalıkların öldüğünü Sayın Karahan’a ilettik. Vali Bey, bu konuda gerekli birimlere talimat vererek, konuyla yakından ilgileneceğini ve gereğinin yapılacağını açıkladı.
KANAL 28’DE CANLI YAYIN
Evet, Vali Bey ile yaptığımız söyleşinin satırbaşlarını sizlerle paylaştık. Bu söyleşi aynı zamanda Kanal 28 Televizyonu aracılığı ile canlı yayın ile izleyiciyle buluştu. Ayrıca Kanal 28’de Giresun’un önemli yazarlarından Fahri Şirin Bey ile Harşıt savunmasının yüzüncü yılı dolayısıyla konuk olarak açıklamalar yaptık. Program büyük ilgi gördü.
DAHA ÖNCE NE YAZDIK?
Daha önceki Giresun Valisi, şimdi ki Edirne Valisi Sayın Dursun Ali Şahin bey ile sahilden yaylalara kadar Devr-i Alem yapmış bu konuyla alakalı daha önce makale kaleme almıştık. O makalenin de satır başlarını bu köşeden sizlerle paylaşmak istiyorum.
KARAOVACIK YAYLASI İLK KEZ VALİ GÖRDÜ (Nisan/2013 – Gebze Gazetesi)
Oğuz Boyları’nın en önemli kolu olan Çepni Türkleri’nin yaşadığı bölge olan Karaovacık’ın tarihi çok eski. Bu bölgede birçok şehitlik var. Vali Bey’e ‘Şehitler fidanlarda yaşasın’ kampanyamızı anlattık ve bizlere çalışmamızdan dolayı destek verdi. Şehitlik’te Fatiha okuduk. Karadova’dan yola çıkarak tarihi Karaovacık’a Yaylası’na geldik. Vali Bey Karaovacık’a hayran kaldı korunması talimatını verdi. Yayla ilk kez bir vali gördü. Burada Dursun Ali Şahin ile özel söyleşi gerçekleştirdik, Kurtuluş Savaşı’nın büyük komutanlarından Giresunlu Hüseyin Avni Alparslan’ı anlattık ve Vali bey duygulandı. Otçugöçü geleneğini ilk kez Hüseyin Avni Alpaslan’ın araştırıp, kitaplaştırdığını söyledik. Vali Bey, yayla kültürü ve şehitlerle ilgili araştırma yapılmasını istedi. Şehitliklere dikilecek fidanın bizzat kendisinin vereceği müjdesinde de bulundu.
VALİ’YE YAYLA ÇİÇEĞİ
Yaylalar kültürümüzde çok önemli yer tutuyor. Tüm vefasızlığa rağmen, Karadeniz’de yayla kültürü yaşatılıyor. Türkiye sıcaklardan kavrulurken, yaylalarda sobalar yakılıyor. Vali Bey ile 3 bin metre yüksekte ki karlı Akılbaba Dağı’nın zirvesine çıkmak üzere yemyeşil vadiler şırıl şırıl akan dereler ve envai çeşit çiçekler arasından geçerek, zirveye tırmanıyoruz. Akılbaba’da Temmuz ayının ortasında bile kar bulunuyor. Bu yaylalar gerçekten görülmeye değerdi. Yaylacılık yapan kadın ve çocukların Vali Bey’i yayla çiçekleri ve özellikle yayla sümbülü ile karşılamaları gerçekten görülmeye değerdi.
Akılbaba Zirvesi’nde duygulu anlar yaşandı. Kendisini ‘hoş geldin, çok yaşa Vali Bey’ sloganı ile karşılayan çocuklara Vali Bey’in oyuncak dağıtması ise tarihe geçecek bir andı.Yaylacık yapan kadın ve çocuklar hayatlarında ilk kez bir Vali görüyorlardı.
GELEVERA’DA ŞİİR ZİYAFETİ
Vali Bey’in en anlamlı ziyareti bu yılsonu baraj suları altında kalacak, Gelevera Vadisi’ne yaptığı ziyaretti. Giresun Fındık Borsası Başkanı Mustafa Karadere Bey’in vadide verdiği akşam yemeğinde yine Vali Beyin okuduğu şiirler, geziye damgasını vurdu. Sahilden yaylalara 15 saatlik Devri Alem’in sonuna gelirken, Vali Bey’de hiç bir yorgunluk alameti yoktu. Türkiye’nin en önemli barajlarından birisi Gelevera Vadisi’ne yapılıyor. Vadi, sular altında kalmadan son kez burayı kameralarımıza kaydederken, geziye katılan çok önemli dostlar ve devlet yetkililerinin kültür gezisi ile ilgili görüşlerini de kameramıza kaydediyorduk. (Nisan/2013 – Gebze Gazetesi)
Evet, daha önceki Giresun Valisi Dursun Ali Şahin ile yaptığımız Devr-i Alem hakkında kaleme aldığımız yazının bir bölümünü sizlerle paylaştık. Yazının tamamını http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/giresun-valisi-ile-devr-i-alem adresindeki linkten okuyabilir, ayrıca Giresun ile ilgili daha önce kaleme aldığımız yazıları www.belgeselyayincilik.com adresindeki makale arşivinden inceleyebilirsiniz.

Yavuz Sultan Selim’in Hocası Abdullah Halife

Doğu Karadeniz’in Mevlana’sı olarak bilinen Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar hatunun adına vakıf kurduğu, Kanuni Sultan Süleyman’ın bizzat hakkında vakıf fermanı düzenlediği Doğu Karadeniz’in manevi mimarlarından Abdullah Halife hazretleri ilk kez resmi bir törenle anılacak.

Mezarı ve dergâhı Giresun’un Yağlıdere ilçesinde bulunan Abdullah halife hazretleri ile ilgili Yağlıdere Belediye Başkanlığı, Üçtepeler Belediye Başkanlığı ve Yağlıdere Müftülüğü ortak organizasyon gerçekleştirecek. Giresun Valiliği Ahilik Programı Kutlama Haftası içine alarak ilk kez ahilik kültürü de belediyelerin öncülüğünde gerçekleşmiş olacak. Konuyla ilgili bölgede araştırmalar yapıp belediye başkanları ile görüştük. İlk kez bu büyük zatı köyde değil de şehirde anacaklarını söylediler. Daha önce bu konuda yaptığımız araştırma metnini sizlerle paylaşıyorum.
SULTANLAR HOCASI DOĞU KARADENİZ’İN HACI ABDULLAH HALİFE VE VAKIF MEDENİYETİ
Tarihte geçen bir beylik ismi var ki, bu ismin hem Hacı Abdullah Halife ailesi ile ilgili olması, hem de Osmanlı’dan önce Karadeniz bölgesinin halkı ve dini açısından önemlidir. Bayramoğluları Beyliği ya da Hacı Emiroğluları Beyliği olarak geçen beylik hakkında kesin bir bilgi yoktur. Edindiğimiz bilgiler çevre beyliklerin kayıtlarından alınmıştır. Fakat köken olarak danişmentleler bağlı olduğu net bir biçimde biliniyor.
Peki, Danişmentleler ne zaman ve nerede var olmuştur? 1071 Malazgirt Savaşı’ndan hemen sonra Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat,  Gümüşhane ve yörelerinde hâkimiyet sürdüren bir Türk beyliğidir. Yıkılış tarihi ise 1178’dir.15. ve 16. yüzyıllarda ise Orta Karadeniz bölgesinde Canikler varoluştur. A.Breyer, Canik isminin Kafkasya’dan göç edip 6.yüzyılda Çoruh boylarına yerleşen Çan kavminden değil Chani’den geldiğini söyler. Chaneti Lazistan demek olup Batum ile Trabzon arasındaki coğrafyanın adıdır. Can kelimesi ve t ekinin birleşmesiyle canlar anlamına gelen bu sancak Peçenekler olmalıdır.
Peki, bunlardan hangi sonuçlar çıkar? Burada araştırmacıların iddia ettiği gibi Helenler değil Peçenek Türkleri yaşamaktaydı. Bu önemli bir bulgudur. Zira tarih kitaplarında bize anlatılan hep Karadeniz’in Helenistik yapısı ve Rumlarla dolu oluşudur. Oysa tarihin kendisi bunu inkâr etmektedir.1214’te 1.İzzettin Keykavus ülkenin çeşitli yerlerinden Türkleri getirerek Sinop’a yerleştirir. Diğer bir tarih ise 1301 yıldır. Trabzon Devleti Kralı 2.Aleksios ile Hacı Emiroğluları Beyliği savaşır.
Türkler ile Rumlar bu topraklarda çok uzun mücadeleler verirler. Bulunan toplu mezarlar bunun ispatıdır. Çokça akınlardan ve baskınlardan söz eden tarih notları vardır. Öyleyse burada yaşayanlar yalnızca Rumlar ve Helenler değil aynı zamanda Türklerdir. Hacı Emiroğluları Beyliği’nin Osmanlı’ya tabii olma zamanı 14.yy sonları veya 15.yy başlarıdır. Yıldırım Bayezid burayı alır ama yönetimi Hacı Emiroğluları ailesine bırakır. Çünkü bu beylik zaten Türk ve Müslümandır. Fakat Fetret Devri’nde tekrar bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Hatta Trabzon Devleti’nden vergi almaktadır. 1427 yılında ise kesin olarak Osmanlı himayesine girmişlerdir.
Hacı Abdullah Halife’nin seceresinin Kafkasya’ya dayandığını düşünmekteyiz. Oğuz Türklerinden olduğunu, Ahi çukuru isminin köye verilmesinin Ahilik yaptığını gösterdiğine kanaat getirdik. Ve en açık bilgi ise şudur ki; Karadeniz Bölgesi yalnızca Osmanlı devrinde değil, çok daha evvelinden Türk-İslam bölgesiydi. Tahayyül ediniz ki Rum Devletini haraca bağlayacak kudretteydi…
Evvel zaman içinde başlayan bir tarih gibi gelir insana ecdadı. Ki bazen sahip olduğunuz geçmiş, masalsı bir güzellikte olunca, Çağdaşlarında henüz ‘banyo’ mefhumu yokken, bin bir meselede zirveyi yakalamış Osmanlı söz konusu olunca, Nice topraklarda nice tebessümler oluşur. Ve Osmanlıya güç yetiremeyen imparatorluk torunlarının nefretlik bakışları sinsice var olur. Yöneticilerin manevi hâli, halkına yansırmış. Bu iman dolu sineye sahip Sultanların yansımayla Anadolu bir erenler, mübarek zatlar semti oluvermiş. Edep bir taç imiş nuru Hüdâdan deyip, her beladan emin olmuş Anadolu erenleri. Oysa Avrupa’da ahlaksızlık bir meziyetken. Hep kendimizi küçük görürüz. Ceket ilikleriz Avrupa önünde. Oysa Viyana değil ceketini, surlarını iliklese yine de kâfi gelmezdi bize. Bu şanlı devletin ardında olan dua nasıl inkâr edilebilir? Nice dudaklar kıpırdadıkça, yeniçerilerin bileği kuvvetlendi yüzyıllarca. Adları hatırlanmayan erenler. Mübarek denilip geçilen mümtaz kişiler.
Adı unutulmuş ulu zatın adını hatırlatmak için karşınızdayız bu sefer. Pek çok sefer olduğu gibi, tarih satırlarının arasında tozlanmış bir sayfayı huzurlarınıza çıkarıyoruz; Hacı Abdullah Halife. Ayrıca zata ait vakıf ve vakfiyeler.
İslam hukukundan bir malın, bir servetin sürekli olarak bir amaca yönelik, sırf Allah rızası için zengin kişiler tarafından kurulan ve ihtiyaç içinde bulunan kimselere faydalanmaları için sunulan müesseselerin adıdır vakıf. Yani kişinin kendi mülkünü Allah’ın mülkü olarak tayin etmesi de denilebilir. Günümüz insanları için kolay olmayan fakat geçmişe baktığınızda ‘vakıflar medeniyeti’ sayılacak kadar hizmete sahip olan bir halkla karşılaşıyoruz.
Evet, yaptığımız araştırma metninin bir kısmını sizlerle paylaştık. Metnin tamamını http://www.belgeselyayincilik.com/genel/karadeniz%E2%80%99in-manevi-onderi adresindeki linkten izleyebilirsiniz.

Seçim sahası yeniden kızışıyor!

7 Haziran seçimlerinin ardından tam 85 gün geçti. Zaten kızgın olan siyasi hava yeniden hareketlendi. Türkiye 1 Kasım’da yeniden seçime gidiyor. Uzun süre yapılan görüşmelerde koalisyon çıkmayınca kurulan geçici Bakanlar Kurulu ile Türkiye seçime gidecek.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun seçim öncesi yapacağı geçici bakanlar kurulu listesi oldukça merak ediliyordu. Mevcut Bakanlardan birçoğunun üç dönem kuralı nedeniyle yeniden milletvekili olmayışı, yeni kabinede kimlerin olacağının bir mesajı olacaktı. Bu isimlerde az çok netleşti. Olası bir AK Parti hükümetinde artık nasıl bir kabinenin ortaya çıkacağını hepimiz az çok tahmin edebiliriz.
NELER YAŞANMIŞTI?
Geçici Bakanlar Kurulu’nun belirlenmesinden önce ilginç gelişmeler yaşanmıştı. Başbakan Davutoğlu, CHP’den Erdoğan Toprak, Gülsün Bilgehan Toker, İlhan Kesici, Deniz Baykal ve Tekin Bilgöl’e teklif götürüldü. CHP Lideri Kemal Kılıçtaroğlu’nun açıkladığı ‘kimse bu teklifi kabul etmeyecek’ talimatına bütün milletvekilleri uyarak ‘red’ cevabı verdi.
Fakat MHP ve HDP’de çatlak yaşandı. MHP Lideri Bahçeli, Davutoğlu’ndan milletvekillerine gelen teklifi kimsenin kabul etmeyeceğini defalarca söylemişti. MHP’den Ahmet Kenan Tanrıkulu, Tuğrul Türkeş ve Meral Akşener’e teklif götürüldü. İki milletvekili bu teklifi Genel Başkanlarının politikası nedeniyle reddederken, rahmetli Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş teklife ‘evet’ yanıtı vererek kabinede yerini aldı. MHP’de tepkiler hala dinmiyor.
HDP’de ise Genel Başkan Selahattin Demirtaş teklifi kabul edeceklerini söylemişti. HDP’den Levent Tüzel, A. Haydar Konca ve Müslüm Doğan’a teklif götürüldü. MHP’nin aksine HDP’de de Levent Tüzel parti kararının aksine teklifi reddetti.
KOCAELİ’DEN ÜÇ İSİM VAR
Evet, geçici hükümet bu sancıların arasında kurulurken, Bakanlar Kurulu’na Kocaelili 3 isim girdi. Bunlardan birisi mevcut Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık oldu. Işık yerini korurken HDP Kocaeli Milletvekili A. Haydar Konca’da Avrupa Birliği Bakanı oldu. Eski Kocaeli Milletvekili Vecdi Gönül ise bağımsız kadrosundan kabineye giren isimler arasında yer aldı.
Kocaeli hak ettiği değeri siyasetten hiç alamadı ya da eksik aldı. Türkiye ekonomisine büyük katkı sunan, birçok sanayi bölgesini içinde barındıran ilimiz hep bir bakanlık bazen de hiç bakanlık verilmeyerek TBMM’de temsil edildi. AK Parti her dönem Kocaeli’ye bir bakanlık vererek ilimizde verdiği değeri gösterse de, bu yeterli değil. Ülke ekonomisine büyük katkı sunan ilimizin en az 3 Bakanlık ile temsil edilmesi gerekir. 2 aylık önemli bir süreçte Sayın Vecdi Gönül’ü de sayarsak Kocaeli’ye üç bakanlık verilmiş durumda. Bu süreci iyi değerlendirmek gerekiyor. Oluşabilecek tek başına iktidar durumunda ise Kocaeli en az 3 Bakanlık ile temsil edilmeli.
Evet, siyaset sahnesi yeniden kızışıyor. 1 Kasım’da yapılacak olan seçim nedeniyle siyasi partiler hummalı bir çalışmanın startını verirken, aday adayları da sürece hazırlanmaya başladı. Milletvekili aday adayı olmak isteyen bürokratların istifa süreleri dün itibari ile doluyor. İstifa eden bürokrat sayısı ise yok denilecek kadar az. 7 Haziran’da yapılan genel seçimlerde 700’e yakın bürokrat istifa etmiş ve milletvekili olmak için yarışmıştı. Fakat o süreçte listeye giren bürokrat sayısı bir elin parmaklarını geçmeyince, bürokratlar 1 Kasım’da yapılacak olan seçime ilgisiz kaldı.
LİSTELER DEĞİŞECEK Mİ? 
AK Parti’de üç dönem kuralı kaldırılıyor. Fakat siyasetle ilgilenen herkesin merak ettiği soruların başında şüphesiz ki ‘Listeler değişecek mi?’ sorusu var. Herkes listelerle ilgili hesap yapmaya, bu soruyu sorgulamaya başladı. Yeni seçilen milletvekillerinin nasıl bir birikime sahip olduğunu göremedik. Yeni vekillerin durumu ne olacak? 18 Eylül’de aday listeleri siyasi partiler tarafından Yüksek Seçim Kurulu’na sunulacak. Verilecek olan listelerde çok fazla bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. AK Parti Güneydoğu illerinde bir revizyon yapabilir. Onun dışında bazı illerde yer değişikliğine gidebilir. Yepyeni bir liste ile seçim yapılacağını düşünmüyorum. CHP’de yine ön seçim olmayacak. Zannediyorum, CHP, MHP ve HDP’de de listelerde çok farklı bir değişiklik olmayacaktır.
SEÇİM SONUÇLARI NE OLACAK?
Siyasette bir saatin bile önemi çok büyük. 7 Haziran’dan bu yana bu köşede birçok makale kale alarak, soru sorduk. Anket şirketleri şimdiden sahaya inerek seçimin nabzını tutmaya başladı. Hatta bir anket şirketi Gebze’de çalışma yaparak vatandaşa sorular yöneltiyor. Siyasi partilerde bu süreçte araştırmalarını yaptırıyor. Tabii şimdiden 1 Kasım’da gelecek sonuçları tahmin etmek zor. Fakat bu seçimde de koalisyon hükümeti çıkar ve koalisyon görüşmeleri yine tıkanırsa Türkiye büyük bir ekonomik krizin eşiğine gelecektir. O nedenle yaşanan bu süreçten başta siyasi parti liderleri olmak üzere herkesin ders alması gerekir. Siyasiler, kendi aralarındaki siyasi hesaplaşmadan çok ülkemizin geleceği noktasında düşünceler üretmeli ve bu sorumlulukla hareket etmelidir.
Evet, Türkiye kritik bir dönemden geçiyor. Koalisyon görüşmeleri tıkanınca ekonomideki hareketlilikler, terör olayları ve siyasi istikrarsızlık… Sancılı bir dönemin sonunda erken seçime gideceğiz. Herkesin ciddi bir sorumluluk içerisinde sandık başına giderek kararını sandığa atması ülkemiz adına önemli. Bu vesile ile bir kez daha 1 Kasım’da yapılacak olan seçimlerin ülkemize, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Memlekete vefa borcu!

Yaz tatilini fırsat bilerek doğup büyüdüğüm bölgenin tarihi geçmişi, yöre insanlarının durumu ve sosyal yapısı ile ilgili kitap, dergi, gazete gibi ara sıra raporlar bularak araştırma yazıları kaleme alıyorum.

Birkaç yıl önce çocukluk yıllarımı geçirdiğim tarihi baba evinin tüm eksikliklerini tamamlayarak yıkılmak üzere olan bu tarihi sevimli ev artık küçük bir köy evi haline geldi. Evin bahçesinde Karadeniz’e özgü tüm meyve ağaçları var. Evin arka tarafından Karadeniz’in engin ve haşin sularına bakarken, ön tarafı karlı ve soğuk sulu, yazları üzerinden kar eksik olmayan yayla dağlarına bakıyor.
Memleket özlemdir, memleket vefadır, memleket vatandır. Giresun’un Espiye İlçesi Soğukpınar Beldesi’nde araştırmalar yaparak, çocukluk yıllarımı geçirdiğim bölgeyi daha iyi tanımaya çalışıyorum. Doğduğum, çocukluk yılarımı geçirdiğim, aile kökü ve dedelerimin mezarlarının bulunduğu bu bölgeyi daha iyi tanıdıkça geçmişi bilmenin önemini daha iyi kavradım. Geçmişini unutanların geleceği olmaz. Geçmişine vefalı olmayan gelecekte vefasızlığa uğrar. “Sıla-i rahim” dinimizin bile bir emri. İnsanlar yılda bir kez doğdukları memleketleri ziyaret etmeyi geçmişlerini hayırla yâd etmeyi emir etmiş bu güzel emir bu gün unutulmuş ben biraz olsun bunu yapmaya çalışıyorum. 95 yaşındaki anam Emine Kahraman’dan geçmiş anıları dinliyor ve geçmişi yâd ediyorum.
ÇOCUKLARIMIZA GEÇMİŞİ ÖĞRETMELİYİZ
Bugün ana babanın her ikisi de çalıştığı için aileler çocukları ile yeteri kadar ilgilenemiyor. Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi bu. Hayat şartlarının acımasızlığı anneyi de çalışmaya ittiği için çocuklar anne şefkati göremeden kreş ve anaokullarında, dadı yanlarında veya bir akrabanın yanında büyüyor. Sokaklarda anne sevgisi ve aile şefkatinden uzak yetişiyor. En azından yaz aylarında tatil tercihini memleketlerimizden yana kullanarak çocuklarımıza geçmişi öğretmeliyiz.
SOĞUKPINAR BELDESİ’NİN TARİHİ
Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında alınan Trabzon sancak merkezi yapıldı. Nahiye Merkezi iken, Tirebolu ve ardından Espiye ye bağlı köy olmuş şimdide Soğukpınar Beldesi’nin mahallesi haline gelmiş eski adı ile Bayramoğlu bugünkü adı ile Soğukpınar beldesi, Dikmen Mahallesi’nin 550 yıllık tarihi geçmişi…
Karadeniz’nin incisi, yeşillikler diyarı, tarihi geçmişi, kültür varlıkları ve tabii güzelliği ile dillere destan Giresun’un önemli bir yeri vardır. Giresun’un 16 içesi arasında bir zamanlar Tireboluya bağlı Espiye’nin Dikmen ve Kozköyleri’nin birleşmesi ile kurulan Soğukpınar Beldesi’nin Dikmen Mahallesi’nin tarihi geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı Devleti tarafından tutulan1468 tarihli Tapu Tahrir defterindeki yazılı bilgilere göre 550 yıl önce Bugünkü adı Soğukpınar olana Dikmen köyü, Bayramoğlu adı ile Trabzon sancağına bağı 7 nahiye merkezinden birisiydi.
1468 tarihli Tapu Tahrir defterindeki yazılı bilgiye göre 1461 yılında Osmanlı tarafından feth edilen Trabzon Sancağına bağlı Giresun bölgesinde 7 Nahiye /kaza) merkezi bulunmaktaydı. Bu nahiye merkezleri şunlar; 1.Yağlıdere, 2. Bayramoğlu (Dikmen köy, bugünkü adı Soğukpınar beldesi) 3. Karaburun. 4. Üreğir -Yüreğir. 5. Elki Yomlu 6.Alhanas. 7. Kürtün ilçeleriydi. Bu ilçeler direkt Trabzon sancağına bağlı Nahiye/Kaza merkeziydi. Bu nahiyelere çok sayıda köy bağlıydı. Bunların yanı sıra Trabzon sancağına bağlı Giresun merkez ilçede kurulan Çepni vilayeti de Trabzon sancağına bağlıydı.
Trabzon sancağına bağlı Nahiye/Kaza merkezi olan Bayramoğlu (Dikmen); Tirebolu’ya bağlı köy haline gelmiş. 1958 yılında Espiye’nin ilçe olması ile Espiye bağlı köyü olmuş, 1998 yılında Dikmen köyü ile Kuzköy’ün birleşmesi ile Soğukpınar Beldesi adını alarak   Dikmen mahallesi  haline gelmiştir. Eski adı Bayramoğlu olan Dikmen nahiyesine, 1468 tarihli tapu tahrir defterinde ki yazılı belgelere göre şu köyler bağlıydı.  1. Nahiye merkezi; Döğer, Dikine veya Dikmen 2. Kiçiköy (Güzelyurt) 3.Oğulluca/Avulluca 4.Ağruk 5.Kandavur 6.Kozköyü 7.Tağnalcık 8. Manastır-ı İslam 9. Çepni 10.Kurugeriş 11 İncirlik
Evet, geçmişimize sahip çıkmalıyız. Doğduğumuz toprakları unutmayalım. Gelecek nesillere de bunu öğretmeliyiz. Devr-i Alem olarak Giresun köylerinde araştırmalarımızı sürdürüyoruz.
PEMBEGÜLLÜ’YÜ RAHMETLE ANIYORUM
Gebze’de izi olan bir belediye başkanıydı Ahmet Pembegüllü. Gebze tarihini araştırdığımızda belediyecilik hizmetleri Cumhuriyet öncesine dayanıyor. Fakat hizmetlere baktığımızda Ahmet Pembegüllü’nün hizmetleri hep hayırla yâd ediliyor. Sıkıntılı dönemde Gebze’ye eser kazandıran Ahmet Pembegüllü’nün yaşadığı süreci yakından bilen bir gazeteci olarak söylemek istiyorum ki; o dönemi başlı başına araştırmak gerekir.
28 Şubat dönemiydi. Pembegüllü şahsında Gebze mahkûm edildi. Gebze’ye o dönemde adeta ceza verdiler. Vefasızlığa uğradı Pembegüllü, arkadan hançerlendi ve daha sonra adeta hayata kültü. Sonra da kötü bir hastalığa yakalanarak vefat etti.
Ben Pembegüllü’nün ardından ciddi çalışmalar yapılmasını beklerdim. Onun sayesinde makam ve mevki sahibi olanlar Pembegüllü’yü unuttular. Vefa İstanbul’da bir semt adı olmamalı. Pembegüllü’nün hak ve hukukunu teslim etmemiz gerekir.
Sonuç olarak vefasızlar hiçbir zaman hatırlanmayacaklardır. Pembegüllü Gebze’ye büyük hizmetler yapmıştır. Onun şahsında birçok yazılar kaleme aldım. O dönemde bir belediye başkanının konula kelepçe takıldığına şahitlik ettim. O günleri hiç unutmuyor ve acıyla anıyorum. Pembegüllü’nün nasıl ikiyüzlü dostlar tarafından iftiralara maruz kaldığını biliyorum. Pembegüllü dönemi her şeyiyle araştırılmalı. Ben bu konuda yaptığım çalışmalar ve röportajlarla birlikte gelecekte Ahmet Pembegüllü’nün adına bir belgesel hazırlamayı düşünüyorum. Bu vesile ile Gebze’de değerli hizmetleri olan merhum Ahmet Pembegüllü’yü bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, hepinizden onun ruhu için bir Fatiha bekliyorum.

Zafer bayramı haftası kutlanırken…

Ağustos ayının son günleri zafer haftası olarak kutlanır. Bir çok zaferi Ağustos Ayında kazandık. Zaferlerimizin canlı şahidi gazilerimiz ve şehitlerimizin evlatlarını ihmal ettik. Şehitliklere sahip çıkmadık. Esir kamplarında kalan on binlerce Mehmetçiği arayıp sormadık.
Son yıllarda şehitliklere sahip çıkılmasından bir şehit ve gazi torunu olarak mutluyum. Gazeteci ve Devr-i alem belgeseli olarak yirmi yıldır dünya coğrafyasında araştırma yapıyoruz. Sarıkamış Savaşı’nda esir düşüp Sibirya’da esir kalan anamın babası Şerefoğlu Mustafa dedem hakkında anamdan bilgi Alıp Sibirya’da araştırma yaptım.
Birinci cihan harbinde şehit olan dedem Kandazoğlu İbrahim’le ilgili araştırmam sürüyor. Dedem İbrahim’in şahsında tüm şehitlerimiz adına bir cami yapılmasına vesile olduğumuz için Allah’a şükür ediyorum.
Oğlum ve torunumla Marmara bölgesi fatihi Akçakoca’nın, Kandıra Lokmanlı Köyü’ndeki gerçek mezarının bulunmasına vesile olmanın huzuru içindeyim.
Bu yılda 30 Ağustos zafer bayramı haftası kutlanmaya başlandı. Zafer haftası kutlanırken tarihi bir araştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna giden yolun başlangıcı Mustafa Kemal Atatürk’ün arkadaşları ile birlikte 1919 yılında Samsun’a çıkması ile başlamıştır. Atatürk’ün Samsun’a çıkışı zaferler tarihimiz için çok önemlidir.
Atatürk, Samsun’a çıkmadan 1918 yılının şubat ve mart aylarında Trabzon başta olmak üzere Karadeniz düşmandan kurtulmuş olması Kurtuluş savaşına giden yolun Karadeniz’den başladığının en önemli göstergesidir. Giresun, Trabzon, Rize ve Erzurum’dan toplanan delegelerde Erzurum kongresi yapılmış çok sayıda Giresunlu gönüllü olarak Kurtuluş savaşına katılmışlardı. Biz bu tarihi hakikat uzun araştırmalar ile belgeleyip kitap haline getirdik sizlerle paylaşıyoruz
KARADENİZ DESTANINDAN KURTULUŞ SAVAŞINA
Birinci cihan Harbi’nde Doğu Karadeniz ve Giresun’un Harşit bölgesinde verilen destansı kurtuluş mücadelesi araştırılıp gerçekleri ortaya koymadan milli Kurtuluş Savaşı’nı Afyon, Haymana, Polatlı cepheleri ile 42 ve 47 Giresun Gönüllü Alaylarının verdiği kurtuluş mücadelesi anlaşılmaz.  Doğu Karadeniz düşmandan 1918’de kurtulmuş,  Mustafa Kemal Paşa 1919’da milli kurtuluş savaşını başlatmak üzere Samsun’a çıkmıştı. Giresun uşakları Topal Osman Ağa ve Hüseyin Avni Alparslan komutasında birinci cihan harbinde 16 ay Harşit Vadisi’ni savunarak düşmana geçit vermemiş, ”Bir Çanakkale birde Harşit geçilememiş”
Rusları Tirebolu/  Harşit’te durduran Giresun uşakları kurtuluş savaşında  Hüseyin Avni Alparslan komutasında 42 ve Topal Osman Ağa komutasında 47  gönüllü Giresun alaylarını toplayarak  Kurtuluş savaşına katılmış. Birinci cihan harbi ve kurtuluş savaşında şehit olan binlerce gönüllü Giresun uşağı kefensiz ve nişansız mezarlarda yatmakta.
Giresun ve Karadeniz coğrafyası ile Afyon, Haymana ve Polatlı Dağları’nın ıssız tepeleri isimsiz mezarlarla dolu. Başı dumanlı dağları gezerken karşımıza çıkıyor ansızın. Her iki ucuna acele ile konmuş iki taş. Altında kim yatıyor?  Kimin nesi? Anası babası kimdi? Çocukları var mıydı? Evli mi nişanlı mı? Hangi savaşta şehit olmuşlardı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey biz torunlarının geleceği uğruna bırakmış ecdadımız bedenlerini toprağın kara bağrına. Meçhul asker veya isimsiz garip şehit mezarları demiş geçmiş şehit dedelerimize vefasızlık yapmışız.
Osmanlı Devleti, 1914 – 1918 yılları arasında 7 devlete karşı 10 cephede yapılan savaşlarda 3 milyona yakın şehit 220 bin esir verdi. Şehitlerimiz Çanakkale destanı ile gündeme geldi. Sarıkamış harekâtının sayfaları yeni açılıyor. Yemen elleri yavaş yavaş hatırlanıyor. Filistin, Sina, Hicaz, Irak, Galiçya, Makedonya cepheleri ile kurtuluş savaşı destanının yazıldığı Afyon, Kütahya, Eskişehir ve Sakarya cephesindeki şehitlikler vefakâr şehit torunları tarafından araştırılıp gündeme getirileceği günü bekliyor.
İşte  Ağustos ayında  kazandığımız zaferler tarihimizin kilometre taşları; 1071: Malazgirt zaferi, 1389: Birinci Kosova zaferi, 1473: Otlukbeli zaferi, 1480: Otranto zaferi, 1484: Akkirman kalesinin fethi, 1501: Mora’nın fethi, 1501: Navarin kalesinin fethi, 1514: Çaldıran zaferi, 1516: Antep’in fethi, 1516: Mercidabık zaferi, 1516: Yavuz Sultan Selim Han’ın Halep’i fethi, 1519: Barbaros Hayrettin Paşa’nın Cezayir’i fethi, 1521: Belgrad’ın fethi, 1526: Mohaç zaferi, 1534: Barbaros Hayrettin Paşa’nın Tunus’u fethi, 1534: Kars’ın fethi, 1537: Korfu adasının fethi, 1539: Sırbistan Kastelnovo zaferi, 1543: Barbaros Hayrettin Paşanın Fransa’nın Nis kalesini fethi, 1545: Estergon kalesinin fethi, 1551: Trablusgarp’ın fethi, 1552: Turgut Reis komutasındaki Türk Donanması, Andrea Dorya komutasında ki donanmayı yenerek Ponza zaferini kazandı. 1571: Kıbrıs’ın fethi, 1571: Magosa kuşatması, 1616: Girit’te Hanya kalesinin fethi, 1633: Ermenistan’ın fethi, 1635: Erivan’ın fethi, 1645: Osmanlı ordularının Girit’e çıkışı, 1678: Ukrayna’nın fethi, 1826: Türk ordularının Atina’ya girişi, 1915: Çanakkale Conkbayırı zaferi, 1919: Muş ve Bitlis’in Ruslardan geri alınması, 1922: Büyük taarruz ve Dumlupınar zaferi
Evet, sonuç olarak Zafer Haftasını kutlarken, şehit ve gazilerimiz için bizlere büyük görev düşüyor. Atalarımıza, cephede şehit düşen dedelerimize vefa borcumuzu ödemek için topyekûn bir çalışma yapılmalı. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkese tarihi bir fırsat ve görev bekliyor. Hiçbir şey yapamıyorsak bile zafer haftası vesilesiyle şehitlerimizin ruhuna bir Fatiha okuyalım.

Doğu Karadeniz’de Devr-i Alem

Yaz ayları belgesel çekimleri için en uygun zamandır. Belgeselciler ve sinema filmi çekenler için yaz ayları tarihi bir fırsat sunar. Hem gün ışığından yararlanmak hem de doğanın çok güzel manzaraları eşliğinde çekimler yapılır. İstanbul Boğazı ve Batı Karadeniz bölgesinde ki belgesel çekimlerimden sonra, şimdi de Doğu Karadeniz bölgesindeyim. Doğu Karadeniz Kültür ve zaferler tarihimiz için çok önemlidir. Doğal güzelliklerinin yanında tarihi geçmişi ile keşfedilmeyi, tanıtılmayı ve bilinmeyi bekliyor.
Bende bir Doğu Karadeniz evladı olarak her fırsatta bu bölgeyi tanıtmaya çalışıyorum. Önceki gece Trabzon’a geldim. Trabzon Havalimanında bizleri evladı fatih an diyaröı balkan gezisinde tanıştığımız kültür adamı ve gönül dostu eğitimci-yazar Hasan Suiçmez ve tarihçi-eğitimci Zühtü Akyıldız karşılayarak, Fatih’in fethettiği Yavuz Sultan’ını valilik yaptığı kanuni gibi cihan imparatoru yetiştiren şehzadeler Şehri-i Trabzon’u gezdirdiler. Hasan Suiçmez Bey, Mısır ve Güneydoğu gezi kitapları ile Araklı tarihi Kitabı’nı hediye etti. Trabzon’daki savaş ve muhabirlik yıllarındaki, zulüm ve sıkıntıları anlatan Eynesi Ana Kitabı’nın yazarı Emine Özgenç Hanım Efendi ile telefonla görüşüp kitap hakkında bilgi alarak Doğu Karadeniz belgesel çekimlerine başladık. Kitap Anadolu kadınının yaşadığı sıkıntıları ve zorlu hayat mücadelesini anlatıyor. Gerçekten okuması gereken bir kitap. Bende bu kitabı okurken, bir yandan da Giresun’da annemin yanında onun hatıralarını ve geçmiş günleri yâd ediyoruz.
Doğu Karadeniz’in düşman işgalinden kurtuluşu 1918 yılına rastlar. 1918’de henüz kurtuluş savaşı başlamamış, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Samsun’a çıkmamışlardı. Dolayısıyla Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında Karadeniz’in çok büyük rolü olmuş, Doğu Karadeniz illeri Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Rize ve Artvin’den toplanan mudafa-i hukuk cemiyeti üyeleri ile Erzurum Kongresi toplanarak Kurtuluş Savaşı başlamıştı.
Bu bakımdan Doğu Karadeniz’in düşman işgalinden kurtuluşu çok önemlidir. Aslında Doğu Karadeniz, Trabzon ile şekillenmekte. Doğu Karadeniz’in bugün ki illeri 1918’de Trabzon’a bağlıydı. Bugün Trabzon’un kurtuluşu eğlencelerle gerçekleşiyor. Aslında tarihi sempozyumlar ve bilimsel toplantılarla yapılmalı. Bu konuda biz gazeteci ve Devr-i Alem Belgesel yapımcısı olarak konuyu kamuoyuna mal etmek için bir çok çalışma yapıyor ve yapmaya devam edeceğiz. Bu konuda yaptığımız çalışmaları bir bölümünü burada sizlerle paylaşıyorum. Yazının bütününü www.gebzegazetesi.com adresindeki köşe yazımdan okuyabilirsiniz.
Bundan sonra Trabzon’un kurtuluşu kutlanırken, eğlence yerine bilimsel çalışmalar yapılmalı, sempozyular düzenlenmeli ve Trabzon’un düşman işgalinden kurtuluşu Giresun, Ordu, Bayburt, Gümüşhane, Rize ve Artvin illerinden oluşacak bir komisyon ile gerçekleştirilmeli. Böylece gençlerimiz milli kurtuluş ve tarih bilinci verilmelidir.
DOĞU KARADENİZ’İN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞU
Osmanlı Devleti, 1914 – 1918 yılları arasında 7 devlete karşı 10 cephede yapılan savaşlarda 3 milyona yakın şehit 220 bin esir verdi. Şehitlerimiz Çanakkale destanı ile gündeme geldi. Sarıkamış harekâtının sayfaları yeni açılıyor. Yemen elleri yavaş yavaş hatırlanıyor.  Kafkasya, Filistin, Sina, Hicaz, Irak, Galiçya, Makedonya cepheleri ile Kurtuluş Savaşı destanının yazıldığı Afyon, Kütahya, Eskişehir ve Sakarya cephesindeki şehitlikler vefakâr şehit torunları tarafından araştırılıp gündeme getirileceği günü bekliyor.
Birinci cihan harbinin en önemli cephelerinden binisi Kafkas cephesi ve Doğu Karadeniz bölgesinde verilen ölüm kalım mücadelesidir. Verilen bu mücadelede din adamlarının büyük rolü olmuş din adamları Alay imamları olarak gerek cephelerde ve gerekse cephe gerisinde çok önemli görev alarak vatanın düşman işgalinden kurtarılmasına katkı sunmuşlardır. Kafkasya Cephesi, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya İmparatorluğu, daha sonra Britanya, Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti ve Merkezi Hazar Diktatörlüğü ile karşı karşıya geldikleri cepheye verilen isimdir.
Kafkasya Cephesi, savaş sırasında Doğu Anadolu içlerine kadar genişlemiş, Trabzon, Bitlis, Muş ve Van şehirlerine kadar yayılmıştır. Kara harbi, Karadeniz Bölgesinde bulunan Osmanlı İmparatorluğu deniz gücü ve Rus donanması tarafından desteklenmiştir. Osmanlı Devleti’nin Kafkasya Cephesi’nde gerçekleştirdiği Kop ve Harşit Savunması Osmanlı-Rus Savaşının seyrini değiştirecek kadar önemli bir savunma olmuştur.
Tarihimizde önemli bir yere sahip olan I. Dünya Harbi, Türk milletinin unutmaması gereken ibret sayfaları ile doludur. Çünkü bu harp, Batı dünyası için Türk- İslam medeniyetinin yok edilip Anadolu’dan atılmasını hedef alan bir misyonun; ilim, irfan ve medeniyetinin adı olan Türkistan ve Horasan İslam medeniyetini yıkmak için batılı haçlı ve sömürgecilerin uydurduğu “Şark Meselesinin” tatbik safhalarından biridir. Zaferler tarihimize ikinci Çanakkale destanı ve Plevne savunması olarak geçen Kop Dağı ve Harşit savunması, Rusya’nın hayal kırıklığına uğramasının önemli kilometre taşlarından biri ol- muştur.
Düşmana geçit vermeyen Kop Dağı, Bayburt ve Gümüşhane’den Tirebolu’ya kadar olan 250 km’lik bölgede ölüm kalım mücadelesi verilmiş. Karadeniz bölgesi Birinci Cihan Harbinin bütün sıkıntısını çekmiştir.
Ağustos ayı zaferler ayıdır. Zafer haftası kutlanırken, Kurtuluş Savaşı’nda çok büyük rolü olan Doğu Karadeniz illeri ciddi toplantılar yapmalı, Kurtuluş Savaşı’ndaki verdikleri mücadele, gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı’na katılanlar ve Doğu Karadeniz’in zaferler tarihindeki yeri ve önemi kamuoyuna anlatılmalıdır. Zaferler tarihimizde düşmanlar bir Çanakkale geçilmedi birde Harşit geçilemedi.
Evet, sizleri yaptığımız araştırma yazısı ile başbaşa bırakıyorum.

KOP DAĞIN’DAN HARŞİT SAVUNMASINA DOĞUKARADENİZ
I. Dünya Savaşı’nın, Kafkas Cephesi’nde yer alan son savunma haddi “Kop Dağı ve Harşit Savunması” askerî, siyasî ve sosyal tarihimiz açısından önemli sonuçları da beraberinde getirmiştir. I. Dünya Savaşı’nda İtilaf devletleri Çanakkale’yi aşamazken doğuda da Ruslar Kop dağı ve Harşit’te durdurulur. Rusya’daki Bolşevik ihtilaline yol açan Kop Dağı ve Harşit Savunması Çarlık Rusya’nın yıkılmasına sebep olur.
Mehmetçik, Kop Dağı ve Harşit savunmasında, Estergon, Kanije, Akkâ, Plevne ve Çanakkale’de olduğu gibi, bir kez daha destanlar yazmış, Osmanlı ordusu olağanüstü başarılara imza atarak zaferler tarihimize altın harflerle adını yazdırmıştır.
Savaşın tüm hızıyla devam ettiği cephelerdeki savunma bölgelerinde yer alan köylerimiz bir yandan boşaltılmış, diğer yandan da Rus istilası yüzünden göç kaçınılmaz hâle gelmişti. Ancak halk, yurt edindiği köylerini terk etmek istemiyordu. Köy ve kasabalarını terk etmeyenler, Rus askerlerinin desteği ile Ermeni ve Rumların baskısına maruz kalırken, Anadolu’nun iç kısmına doğru göç edenler büyük bir dram yaşıyordu. Rus işgali ve savaşları yüzünden Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinden bir milyondan fazla insanın Anadolu’nun iç kısmına doğru göç ettiği, Rus askeri arşiv belgelerinde yer almakta. Dede ve ninelerinin Muhacirlik ve seferberlik yıllarında çektiği sıkıntılar torundan toruna anlatılarak devem etmekte. Muhacirlik ve seferberlik yıllarında hastalık ve açlıktan çok sayıda insan ölür. Devr-i Alem belgesel ekibi olarak bugün Karadeniz ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptığımız araştırmalarda muhacir mezarlarında okuduğumuz Fatihalarla ruhlarını şad etmeye çalışıyoruz.
Unutulmamalıdır ki; şehit kanlarıyla yazılan ve bir destanın adı olan Doğukaradeniz ve Kop Dağı Savaşları ve Harşit Savunması Türk tarihinin bütünlüğü içerisinde lâyık olduğu yeri tespit ederek, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve bekası için yeni nesillere  aktarmak zorundayız. Kop Dağı savunmasının vefasızlığa uğrayan komutanlarından Halit Karsı alan bir başka ifade ile Eyüplü Deli Halit Paşa ile 3 savaşta bir komutan Tirebolulu Kılıç ve kalem erbabı şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan’ı, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz.
Birinci Cihan Harbinde Rusların Artvin, Rize ve Trabzonu işkal  edip  Tirebolu Harşit’e kadar gelmesi ile Espiye büyük sıkıntılar çeker. Giresun’un Espiye ilçesi birinci cihan harbi ve kurtuluş savaşında çok önemli yere sahiptir. Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nın önemli komutanlarından birisi olan Hüseyin Avni Alparslan Espiye Kurugeriş köyündendir. Kafkas Cephesi’nin Son savunma hattı Harşit Cephesi’nin karargah ve komutanlık merkezide Espiye Arpacık köyündedir. Sahil müfrezemiz 37. Tümen Komutanı Hamdi Paşa idi. Tümen karargâhı bugünkü Espiye’nin Arpacık Köyü’ne konuşlandırarak 16 aya yakın Harşit cephesini savunarak Ruslara geçit vermez.
HOPA’DAN HARŞİT’E KARADENİZ’İN KURTULUŞ DESTANI
Devr-i Alem kameralarını şimdi de Doğu Karadeniz’de verilen destansı mücadeleye çeviriyoruz. Hopa’dan Harşit Nehri’ne kadar, Doğu Karadeniz bölgesinde ölüm kalım mücadelesi verilmiş ve namert düşmana Harşit savunması ile geçit verilmemiştir. Zaferler tarihimize Harşit savunması ikinci Çanakkale destanı olarak geçmiştir.
Birinci Dünya Harbi’nde açlık, yokluk, salgın hastalığın bir sel gibi çiğneyip geçtiği Doğu Karadeniz’de meydana gelen Sarıkamış bozgunundan sonra Rus ordusu ancak Harşit’te durdurulmuş ve 16 aya yakın Harşit Vadisi’ni savunularak Rus ordusu Harşit’i geçememiştir.
Kafkas cephesinin son siperleri Harşit savunması; bugüne kadar araştırılmamış, şehitlikler yok olmuş, Harşit cephesi şehitlerine bir anıt mezar bile yapılamamıştır. Harşit savunmasının canlı şahidi Kafkas cephesinin son siperleri her geçen gün yok oluyor. Başbakanlık Devlet arşivleri ve Askeri Tarih arşivlerinde Harşit savunması ile ilgili arşiv belgeleri tasnif bile edilememiştir.
Harşit şehitleri için bölgeye bir şehitler anıtı dikilip siperler koruma altına alınmalıdır. Arşiv belgeleri tasnif edilip kamuoyuna açıklanmalı. Harşit şehitlerine vefa borcumuz ödemelidir. Zaferler tarihimizin ikinci Çanakkale destanı olan Harşit savunmasının araştırılması son siperlerin korunması için mülki, askeri ve idari devlet yetkililerine büyük görev düşüyor.
Bir akrebin kıskacı gibi, Rus ordusu bir koluyla güneyden Erzurum – Bayburt üstünden diğer koluyla da Karadeniz sahilinden, kuzeyden harekete geçer. O sırada sahil kuvvetlerine Rus donanması eşlik eder. Osmanlı ve Rus ordusu arasında Karadeniz sahilindeki savaşlar öncelikle Batum, Artvin, Ardahan, Borçka, Hopa yöresinde yoğunlaşır. Artık Doğu Karadeniz’de ve Doğu Anadolu’daki cephelerde her karış toprak savaş alanıydı. Derelerin savaşı, tepelerin, sırtların, dağların savaşıydı bu. Her dere, her vadi, her sırt doğal bir cepheydi. Biri terkediliyor, diğerine geçiliyordu. Osmanlı’nın savaştığı büyük cepheler Karadeniz’de asker kaynağını kurutmuştu. Geride ihtiyarlar, kadınlar, çocuklar çoğunluktaydı. Yokluk ve açlık had safhadaydı. Doğu’dan giren düşman her gün yaklaşıyordu.
Batum’dan başlamak üzere bir muhacir seli batıya doğru akıyordu. Hem doğayla, hem hastalıkla, açlıkla, deniz bombardımanı altında batıya doğru akıyordu yöre insanı.
Yaşananlar muhacirlik miladı idi Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgemizin. Sadece Karadeniz’de iki milyon kişinin muhacir olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum muhacir yani Rus, Ermeni ve Rumlardan can ve namusunu korumak için göç eden kadın, çocuk ve yaşlıları yurt yuva olan diğer şehir ve bölgelerimizin de dengesini bozmuştur.
21 Kasım 1914 yılında Hopa Müfrezesi, 8 bölüklük Rus kuvvetlerine saldırır ve 4 bölüğü esir alır. Rıza Bey de, Artvin’i alır. Bu kuvvetler Çoruh’u geçip Ardanuç’u aldıktan sonra diğer kuvvetlerimiz Batum’a kadar gelip, elektrik santralini tahrip ederler.
 OF ALİMLERİNİN  BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDEKİ ÖNEMİ
Batum kuşatması, Borçka Şehitler Tepesi Savaşları, Arhavi Savaşları, Abı Deresi, Fırtına Deresi Savaşları… Şubat 1914’ten itibaren Ruslar üstünlüğü ele geçirmiş batıya yönelmiştir. Ve Rize düşmüştür. 24 Şubat 1916 yılında Rize’ye kadar olan tüm bölgeler Ruslar tarafından işgal edilir. Of cephesinde ummadığı bir dirençle karşılaşan Ruslar, Baltacı Deresi’nde 10 kilometrelik bir cephede büyük zayiat verir. Of âlimlerinin halkı aydınlatma çabaları çok etkili olur. Avni Paşa’nın yetkilendirdiği Of müftüsü Hüseyin Sabri Efendi’ye her türlü salahiyeti vererek şu emri yayınlamıştı “Bütün alakadar makamatın sureti katiyyeden mazeret göstermemesini beyan eylerim”. Ruslar hiç beklemedikleri bu direnişte büyük zayiat vermiş ve Baltacı Dere’sini ancak 22 gün sonra aşabilmişlerdir. Of ve Çaykara ahalisi de varını yoğunu, canını ortaya koyarak Ruslara karşı amansız mücadele vermekteydi.
15 Nisan 1916 yılında gelindiğinde Of kazası işgal edilir. Sürmene ve Araklı dağları destansı savaşlara sahne olur. Madur Dağında Ruslara karşı verilen ölüm kalım mücadelesi zaferler tarihimize altın harflerle geçer. Sultan Murad, Harmantepe ve Çataltepe’deki şehitlikler bu mücadelenin manevi hatırası ve zaferler tarihimizin canlı şahidi olarak halen dimdik ayakta durmaktadır. Devr-i Alem kameralarımızı Sultan Murad, Harmantepe ve Çataltepe şehitliklerimize çeviriyoruz.
TRABZON NASIL VE NEDEN İŞGAL EDİLDİ ?
Sultan Fatihin bizlere armağanı Trabzon’da işgal edilir. Eli silah tutan Trabzon uşakları Çanakkale, Sarıkamış ve Yemen’de şehit oldukları için Trabzon sahipsizdir. Trabzonlu ihanete uğramış, Ermeni ve Rum azınlığın Rusları Trabzon limanında alkışlarla karşıladığını tarih asla unutmayacaktır.
Sahil birlikleri ve yerli milis güçleri Karadağ’da düşmanı karşılar. Karadağ, Çamlıtepe, Kanlıtepe, Işıklar Köyü ölüm kalım mücadelesine sahne olur. Akçabat, Hıdırnebi, Balıklı sırtları ve Karadağ bölgesindeki siper ve şehitlikler bugün vefasızlığa uğrasa da birer ıslak imza gibi durmakta. Ve şehit torunlarından vefa beklemektedir. Bölgede yaşayan şehit torunları ile yaptığımız belgesel çekimleri ile tarihe not düşüp, zamana noterlik yapıyoruz.
Bir avuç vatan evladı Karadağ’da Ruslara geçit vermez. Tam 92 gün Rus Ordusunun Karadağ’da durdurulması bugün hatırlanmasa da kahramanlık destanı olarak zaferler tarihimizdeki şerefli yerini alır. Bu mücadelede askeri birliklerimizin yanında gönüllü milis güçleri de yer alır.
Ancak Ruslar dört ay süren Bayburt Kop Geçidi, Masad Vadisi, Ahsunk Hanları, Maden hanları savaşlarından sonra Bayburt’un düşmesi moralleri bozarken Ruslara cesaret verir. Düşmanın sahil güçlerimizin arkasına düşme tehlikesi ve Bayburt’un da düşmesi, geri çekilip yeni bir savunma hattı kurmayı gerektirir.
Üçüncü Ordu Komutanı Vehip Paşa; Erzincan, Tirebolu arasına bir çizgi çekip savunma hattını, üçüncü orduyu bu çizgi üzerine konuşlandırır. Bu cephe Harşit Cephesidir.
Harşit; Gümüşhane dağlarından doğan ve Tirebolu’dan Karadeniz’e dökülen ırmağın adıdır. Harşit ırmağının yatağı derin ve sarp bir vadidir. Ormanlar ve arazi Sarıkamış’ta Rusların işine yaramıştır. O dönem Osmanlı ordusu da taarruzdaydı. Harşit Vadisi’nde bu sefer roller değişir ve Ruslar taarruza geçer. Biz savunmadaydık. Sarp arazi bizden yanaydı. Bu sırtları kaplayan engin ormanlar ordumuzun yorganıydı. İki Vadi arasında akan Harşit Irmağı doğal engeldi. En büyük silahımız ise vatanımız koruyor olmaktı. Karadağ’daki birliklerimiz ve çetelerimiz Harşit’in batı yakasında konuşlanıp savunma hazırlıklarını hızlandırır.
“TRABZON’DAN ÇIKTIM UZUN YAZILAR”
Ruslar Karadağ savaşlarından sonra Harşit’e çekilen ordumuzun boşalttığı köylere girmeye devam ettirir. Vakfıkebir, Tonya, Eynesil ve 27 Temmuz 1916 günü Görele’yi işgal edilir. Çavuşlu’da Şeminin gıranından çetelerin yaptığı baskında Rusların taburu telef olur. Bunun üzerine Heri altı ve Dumurlu Deresi altında Ruslar korkunç bir katliam gerçekleştirir. Savunmasız sivil halk ve muhacirleri kurşuna dizerler. “Trabzon’dan çıktım uzun yazılar” türküsü Rusların yaptığı katliamı anlatmaktadır. Düşman artık ilerliyordu ama yoğurdu üflüyordu. Rus ordusu, üç filo 36 gemi denizden, kara gücü ile karadan Harşit’in doğusunda konuşlanır.
Sahil müfrezemiz 37. Tümen Komutanı Hamdi Paşa idi. Tümen karargâhı bugünkü Espiye’nin Arpacık Köyü’ne konuşlandırılır. İn Köyü, Aslancık başı, Güce sırtları, Şaban Kalesi, Garigen, Tepe alan, Olucak, Argaç Tepesi Ağaç başı Kara ovacık yaylaları savunma için hazırlanmıştı. Ordumuz ve gönüllü milis güçleri tarihimize ikinci Çanakkale destanı olarak geçecek Harşit savunmasına hazırlanıyordu. Devr-i Alem kameralarını şimdi bu bölgelere çeviriyoruz.
Harşit vadisindeki Osmanlı ordusunun kazdığı siperler bütün canlılığı ile halen o günkü gibi durmaktadır.
Ağaç başı yaylasında birlik karargâhı vardı. Tepe alan iaşe nakliye ve dağıtım yeri olarak kullanılmaktaydı. Ayrıca hâkim olduğu tepeye taciz atışları için kullanılıyordu. Mehmetçik cephede mücadele verirken kadınlar ve çocuklar sırtlarında askere cephane ve malzeme taşıyordu. Karda ve çamurda on sekiz saat yalınayak yürüyerek vatan savunması için emsali görülmemiş fedakârlıkta bulunuyordu.
Bugün Gümüşhane yaylası olan Harşit vadisindeki Güvende’nin kuzeyinden başlayan yakın savunma mevzileri de bütün canlılığı ile durmaktadır. Ağaçbaşı, Güvendebaşı, Güvende arkası, Kabaktepe, Naldöken, Balıklı gıranı, Gerdanlık tepe, Karaovacık, Yalakoba, Ocakyanı ve diğer yaylalarda de bütün canlılığı ile bu siperler durmaktadır. Devr-i Alem belgesel programı olarak Karaovacık – Pirali Şeyh şehitliğinin etrafını çevirip koruma altına alarak şehitlerimize karşı vefa borcumuzu ödemeye çalıştık. I. Dünya Savaşı’nda Kafkasya ve Doğu cephesindeki son siperlerini kendini bölgenin tarihi araştırmalarına adayan değerli eğitimci – yazar Fahri Şirin ile gezerek zaferler tarihimize not düşüyoruz. Harşit’in batı tepelerinde ormanların zirvelerinde, zirvelerdeki topuk yaylalarında bu siperler abide gibi duruyor. İçine girecek askeri bekliyor sanki. Sarıkamış yenilgimiz ile batıya yönelen Rus ordusunun tepelerde, sırtlarda, vadilerde, derelerde, yaylalarda dişiyle tırnağıyla karşısına dikilen Türk ordusunun son siperleriydi bu siperler. Üçüncü ordumuzun birinci dünya savaşındaki ıslak imzaları halen bütün heybetiyle ile duruyor. İçinde otlar büyümüş, ihtişamı eskimemiş bu siperler vefakâr şehit torunlarını bekliyor.
Acıdır ki; ne üzerinde otlayan koyunlar, ne çobanlar ne de yanlarından geçen yolcular bu siperlerin farkında değil. Üzerinde piknik yapan insanlarımız neyin üstünde oturduğundan haberi yok. Acımız bu. Narkoz almış acımız!
Bu savaş doğu cephesinin sırtına acımasız yükler yüklemiştir. Irak’ta, Kut’ül Emmare’de, Trablus’ta, Çanakkale’de, Kafkasya’da savaşan Osmanlı orduları, üç milyon civarında asker kaybetmiştir. Doğu Karadeniz’de Muhacirlik diye adlandırılan felaket yüzbinlerce ocak söndürmüştür. Ta Batum’dan başlayan ve Rus ordusundan ve Ermeni eşkıyasından kaçarak batıya akan muhacir sayısı iki milyon olarak verilmektedir. Ve bunların yarıdan fazlası geri dönmediği gibi gittikleri bölgeleri de büyük bir yükün altında bırakmışlardır.
DOĞU KARADENİZ’İN KURTULUŞ GÜNLERİ
Rusya’da Ekim devrimi gerçekleşince Rus ordusunda çözülmeler meydana gelir. Yöreyi iyi bilen ve gerilla savaşı veren milislerimiz ile üçüncü ordumuz karşısında bir hayli yıpranır Rus ordusu. Ordumuz aynı zamanda Ruslar tarafından örgütlenen Ermeniler ve Pontus Çeteleriyle savaşır. Ve nihayet Ruslar Erzincan anlaşması gereği Harşit vadisinden çekilmeye başlar.
13 Şubat 1918 tarihinde Tirebolu’dan hareket eden sahil kuvvetlerimiz 13 Şubat 1918’de Görele’ye girer. Önce Vakfıkebir sonra 17 Şubat 1918’de Trabzon ardından da Rize, Artvin, Çayeli, Hopa, Gümüşhane, Bayburt, Erzurum bütün doğu cephesi ciddi mücadeleler verilir. Osmanlı ordusu bunu takiben Ermeni çeteleriyle oluşturulmuş ve silahlandırılmış Ermeni alaylarıyla savaşır. Bu savaşlarda Doğudaki Ermeni mezalimi bertaraf edilir. Rus işgalinden kurtulan ülkemiz Mondros öncesi rahat bir nefes alır.
Ancak; Anadolu’ya sahipsen rahatlık senin işin değildir. Şimdi Harşit Vadisi’nin batı zirvelerinde bir yaz iki kış geçirmiş üçüncü ordumuza bağlı 37. Tümen’in, denizden Erzincan’a kadar uzanan çizgide mevzilenmiş ve savaşmış askerlerimizin, milislerimizin hakkı unutulacak mı? 1916’den 2016’ya Harşit savunmasının yüzüncü yılıdır. Yüzüncü yıl anısına bu canlı siperlerin yeni neslimize tanıtılması elzemdir. Şimdi üzerinde uçurtma şenlikleri yapılıyor. Ancak bastığı yeri tanımayan gençlik; hangi geleceğin teminatı olabilir?
Çevre ve Orman Bakanlığımızca bu siperlerin bulunduğu yerlerin milli park ilan edilmesi ve koruma altına alınması gerekir. Bu bir borçtur! Doğu Karadeniz bölgemizin miladıdır Harşit Savunması. Ondan öncesi vardır. Sonrası vardır. Ama 1916 – 1918 yıllarında olan olayları anlatmalıyız. Unutmamalı ve unutturmamalıyız. Savaşmak için değil, tedbir için! Tekerrür etmesin diye tarih! Birinci Dünya Harbi’nde açlık, yokluk, salgın hastalık, bir sel gibi çiğnemiş geçmiştir Doğu Karadeniz’i. Ama yiğit Karadeniz uşağı Rus ordusunu Harşit’de durdurmuş ve 16 aya yakın Harşit vadisini savunarak Rus Ordusu’nun Harşit’i geçmesine izin vermemiştir. Ancak bölgedeki şehitlikler bugüne kadar araştırılmamış. Şehitlikler yok olmuş, Harşit cephesi şehitlerine bir anıt mezar bile çok görülmüş. Harşit savunmasının canlı şahidi siperler her geçen gün yok oluyor. Devlet yetkilileri tarafından bölgede ciddi araştırmalar yapılmalı. Harşit şehitleri için bölgeye bir şehitler anıtı dikilip siperler koruma altına alınmalıdır.
HARŞİT SAVUNMASI’NDAN ERZİNCAN ANLAŞMASI’NA
Kafkas Savaşı’nda Harşit’i  geçemeyen Rusya’da çarlık yıkılmış ve Bolşevik Devrimi olmuş. Lenin dünyaya barış mesajları verdikten sonra Osmanlı Devleti ile ateşkes antlaşması için 4 Aralık 1917’de Erzincan’da masaya oturur. Görüşmeler uzun sürer. 18 Aralık 1917 tarihinde imzalar atılır.
Antlaşmaya göre savaşan taraf ordularının ateş keserek bulundukları yerde kalmaları, yığınak yapmamaları, Türklerin, doğu cephesinden Irak cephesine asker taşımamaları, Karadeniz’de her iki yanın tecim gemilerinin serbestçe dolaşmaları kabul edilir. Savaş gemilerinin dolaşım sahası da kurulacak iki tarafın üyelerinden oluşan bir komisyon tarafından yönetilecektir.
Erzincan anlaşması ile Ruslarla yapılan Kafkas savaşı bitmişti ancak esir düşen Mehmetçikler için çile, dert ve sıkıntı bitmemişti. Birinci Dünya Harbi’nde verilen şehitler, esir ve gazilerle ilgili Devr-i Alem belgesel programı olarak dünyanın birçok yerinde araştırmalar yaptık. Amacımız Yemen’den Galiçya’ya, Sarıkamış’tan Hicaz Cephesine 1. Dünya Savaş’ına sahne olan cephelerin yer aldığı bölgelere ilgililerin ve şehit torunlarının dikkatini çekmek.
KARADENİZ’DEN SİBİRYA ESİR KAMPLARINA
Yapılan araştırmalarda başta Sibirya bölgesi olmak üzere Rusya coğrafyasında toplam 125 esir kampının olduğu bilinmekte. Rusya’nın batısından Ural dağları ve Asya bölgesinde yer alan 125 ölüm kampının neredeyse yüzde 60’ı Sibirya’nın çeşitli bölgelerinde bulunmaktaydı. Devr-i Alem belgesel TV program ekibi olarak Moskova üzerinden yollara koyulup uçsuz bucaksız Sibirya bölgesinde esir düşen şehit dedelerimizin ölüm kalım mücadelesi verdiği esir kamplarını araştırıp toplu şehit mezarlarını bularak Fatiha okuyoruz. Devr-i Alem kameralarını Sibirya’ya çeviriyor, on binlerce Mehmetçiğimizin tutsak edildiği Sibirya bölgesi, Yenisey Irmağı vadileri, Sayam Dağları, Tuva’nın başkenti Kızıl, Hakas’ın başkenti Abakan, Orta Sibirya coğrafyasının merkezi Krasnoyarsk kentlerinde araştırmalar yapıyoruz. Sizleri on binlerce Mehmetçiğin esir kamplarında öldüğü Sibirya’da çektiğimiz belgesel görüntülerle baş başa bırakıyoruz.
Sibirya’da belgesel çekimlerimizden sonra Türkiye’ye dönüp şehit ve esir torunları ile ilgili de araştırmalar yapıyoruz.
Birinci Cihan Harbi’nde Sibirya  gibi  esir kamplarına düşen ve cephelerde şehit olan yüz binlerce Mehmetçik Harşit savunmasının karargâh merkezi Giresun’un Espiye ilçesi Arpacık köyü yakınlarındaki Soğuk pınar beldesinden Şerefoğlu Gazi Mustafa Şağar gibi şanslı değildi. Onların birçoğu esaretten dönememiş gurbet elde şehit olmuşlar ve cephelerde kalmışlardı.
Sibirya’da on sene esir kaldıktan sonra dönen Mustafa Şağar’ın esaret hayatını bugün 90 yaşındaki kızları Emine ve Kezban hanımdan dinliyoruz. Sarıkamış ve Sibirya deyince Emine hanımın gözleri doluyor, hüzünlenip konuşmakta zorluk çekiyor. Mustafa Şağar gibi on binlerce Mehmetçiğin esir kaldığı birçoğunun geri dönemediği Sibirya’daki araştırmamıza değerli tarihçi yazar merhum Metin Tekin’in kaleme aldığı “Sarıkamış’tan Sibirya’ya” kitabı çok önemli kaynak teşkil ediyor.
Yine Espiye / Soğukpınar beldesi Dikmen köyünden ana karnında şehit yetimi olan Kandazoğlu Mustafa ve Fadime hala, birinci cihan harbinde şehit olan Babaları İbrahim’in hangi cephede şehit olduğunu araştırmak için yaptıkları çalışmalar ve verdikleri mücadele insanı derinden etkiliyor. Tirebolu askerlik şubesi kayıtlarında “Kandazoğlu İbrahim’in “Askere Celp edilip Cepheye Sevk” edildiğini gösteren noter tasdikli yazıdan başka bir belgeye ulaşamadıklarına üzülüyorlar. Şehit torunu Fadime halanın sürekli babam İbrahim’in şehit olduğu yerleri bularak oraların taşına toprağına yüz sürüp öpsem demesi şehit evladının atasına vefasını da yansıtıyor. Genç Sibirya’da 10 yıl esir kalan Sarıkamış Gazisi Mustafa Şagar ve eşi yaşta dul kalan Şehit İbrahim’in eşi Kezban hanım hamile olarak Espiye’den aldıkları askeri cephaneyi sırtlarında 18 saat yaya olarak Kafkas savaşlarının son siperleri Harşit cephesinin Ağaç başı ve Gümüş oluk bölgesine karakışta yalınayak taşıyarak vatan savunmasına katkıda bulunmuş. Kezban hanımın şehit yetimi dört çocuğuna hem ana hem de baba olması Anadolu kadınının sadakat ve vefasını da gösteriyor.
SAVAŞIN CANLI ŞAHİDİ FADİME NİNE ANLATIYOR
Hopa’dan Tirebolu’ya kadar olan savunmasız Karadeniz insanı, Rus işgali, Rum ve Ermeni işbirlikçilerinden büyük zulüm görmüştü. Zulümden kaçan insanlar  akın akın  Batıkaradeniz ve  Anadoluya doğru göç ediyordu. Yapılan zulümlerin canlı şahidi olan 100 yaşındaki  Tirebolulu Fadime nineyi 1997 yılında Samsun’da bulup konuştuk. 100 yaşındaki Fadime nineden; Rus işgali, Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Doğukaradeniz bölgesinde  yaşanan acı olayları dinlerken gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Fadime nine Rusların Harşit Irmağı’na kadar gelmeleri ile acı olayların yaşandığını anlatıyor. Artvin, Rize ve Trabzon bölgesinden insanların akın akın Rus işgalinden kaçtığını, yaşlı ve çocukların yollarda öldüğünü, çocuklarını sırtlarında taşıyan anaların çekilen ıstıraba dayanamayarak aklını oynatıp kendilerini Harşit Irmağı’na atarak intihar ettiğini dinliyoruz.
Rus işgalinde 7 Yaşında olan Fadime nine anne ve babasını savaşta kaybettiğini kardeşi ile birlikte Espiye’ye geldiklerini, Giresun’daki yetimhaneye gelirken 5 yaşındaki kardeşini fındık bahçesinde bırakmak zorunda kaldığını yıllarca kardeş hasreti ve vicdan azabı ile yanıp tutuştuğunu söylüyordu. Fadime nineden duyduklarımız bizleri can evimizden vuruyor. Bugün kaç Karadenizli Birinci Dünya Savaşı ve Rus işgalinde dede ve ninelerinin çektiği sıkıntıyı biliyor? Hangimiz yaşanan zulümleri araştırıp öğreniyoruz? Göç yollarında ölenleri, Rum ve Ermeni zulmüne kurban gidenleri rahmetle anıyoruz.
( Kaynak: Devri Alem belgesel tv programı araştırma ve senaryo ekibi )
DOĞU KARADENİZ İLLERİ KAÇ ŞEHİT VERDİ ?
Başta Karadeniz bölgesindeki il ve ilçelerimiz olmak üzere, Doğu Anadolu Bölgemizdeki birçok il ve ilçe kurtuluş günleri organize ediyor. Giresun’un Görele ilçesi 13 Şubat’ta düşman işgalinden kurtulmuştu. 24 Şubat 1918’de Trabzon düşman işgalinden kurtuldu. Sırasıyla Doğu Karadeniz Bölgesindeki il ve ilçelerimizin düşman işgalinden kurtuluş günleri için anma toplantıları düzenleniyor.
‘’Karadeniz Bölgesindeki Şehitlerimizin isim isim listesi Devr-i Alem Belgesel TV programı Belgesel Yayıncılık Kütüphane ve Araştırma Merkezi’ndeki bilgi ve belgelerde yer alıyor. Karadeniz bölgesindeki illerden Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nda şehit olanların isim isim listesini tespit ederek, şehit torunları ve araştırmacıların bilgisine sunuyoruz. Resmi belgelerdeki bilgilere göre Doğu Karadeniz bölgesindeki illerimizin kaç şehit verdiğini tespit ettik. İşte İllerimizin Birinci Cihan Harbi’nde verdiği şehit sayıları; Artvin:211, Bayburt: 249, Giresun: 1076, Gümüşhane: 329, Ordu: 1233, Rize: 383, Trabzon: 1230
Türk zaferler tarihine altın harflerle geçen. 1916-17 yıllarında “Kop Dağı’ndan Harşit Vadisi’ne kadar olan bölgede yaşanan destansı mücadele henüz araştırılmadı. Bu bölgede yer alan, Trabzon’dan Giresun’a, Bayburt’tan Gümüşhane’ye kadar olan yerler, tarihin şanlı sayfalarında yerini aldı. Kop Dağı ve Karadeniz Dağlarında yok olan siperler, mevziler ve şehitliklerimizi araştırarak belgesel çekmeye devam ediyoruz.
Devri Alem Belgesel tv program ekibi olarak Trabzon’un Akçaabat, Düzköy, Vakfıkebir’in yüksek dağlarında, Kayabaşı, Hıdırnebi, Karadağ, Haçkalı Oba Yaylaları ile Giresun’un Harşit Vadisi ve Gümüşhane’nin Kürtün bölgesini adım adım gezerek araştırma yapıp, belgesel çekimleri yaparak tarihe not düştük.
1. Cihan Harbi’nde destansı mücadele verilen şehitlerimizin, bu bölgedeki mezarları yok olmuş, siperler topraklarla örtülmüş. Vefasızlık ve ilgisizlikten kültür tarihimizde önemli bir yeri olan bu tarihi bölgedeki değerler, yok olmakla karşı karşıya.
MUHACİRLİK YILLARINDA DOĞU KARADENİZ
Karadeniz’in en acı yılları 1915- 1916-1917 yılları arasında yaşanmıştır. MUHACİRLİK YILLARINDA, Artvin, Rize, Trabzon ve Giresun’un Harşit Vadisi’ne kadar olan bölgeyi Ruslar işgal ediyor. 10 binlerce insan Karadeniz’den batıya ve güneye doğru göç ediyorlar. Bu göç esnasında çok acı çekiliyor. İşte bu dönemlere MUHACİRLİK YILLARI deniliyor. Bu yıllarda bölgedeki düşman güçleri kin duygularıyla vahşice davranıp yerli halka her türlü zulmü reva gördüler. Düşman istilasından kaçan halk paramparça olup, dağıldı. Halkın hayatı işkenceye döndü. Halk zorunlu olarak göç etmeye başladı. Zorlu muhacirlik yılları hasret ve acıyı beraberinde getirdi. Yaşlı, kadın ve çocukların canlarını ve ırzlarını kurtarmak için zorunlu muhacirlikten başka yapacakları bir şeyleri de yoktu.
İşte o yılları ikinci ağızdan dinleyip, belgesel çektik. Babalarının, annelerin, dedelerinin kendilerine anlattıklarını bizlere aktaran ve bilgi veren yöre halkından o günleri araştırdık.
O yıllarda bu acı günleri yaşayanlardan birinin oğlu olan Ahmet Canım Bey ile görüşüp bilgi aldık. Ahmet Bey ile uçakta tanıştık. Babasından dinlediği muhacirlik yıllarını anlattı. Rus Çetelerinin elinden nasıl kaçtıklarını, Bolu’ya kadar nasıl göç ettiklerini, yolda çektikleri çileli ve meşakkatli günleri, tarihin tozlu sayfalarında kalan ve gündeme gelmeyen o yılları anlatırken duygulanıyor ve gözleri nemleniyordu…
Muhacirlik yıllarında Ruslar Harşit Vadisi’ni aşamayınca, bütün hırslarını Tirebolu ve Tirebolululardan çıkartmıştı. Ruslar büyük toplarıyla Tirebolu’yu yakıp yıkmıştı. Burada yaşananları dinleyerek büyüyen Tirebolu Avcılar Köyünden Veysel Telli bizlere çok önemli bilgiler verdi. Veysel Telli 90 yaşında. Telli, Muhacirlik yılları ile ilgili babasından dinlediği tüyler ürpertici olayları anlatarak, o günleri bizlerle paylaştı.
Acı dolu o günlerde özellikle Rum ve Ermeni çeteleri, yerli halka baskı ve işkence yaparak canından bezdirmiş. Binlerce kişi, başta sıtma olmak üzere hastalıkla, açlık ve sefaletle mücadele etmek zorunda kalmış, cepheye yakınlığı nedeniyle de zorunlu göçe tabi tutulmuşlar.
Rum ve Ermeni çeteleri kadın, çocuk yaşlı demeden işkence ediyor, hamile kadınlarını karınlarını yararak, bebekleri süngülerine takarak vahşice katlediyorlardı.
Harşit Vadisi Karadeniz’in Çanakkale’si olarak nitelendiriliyor tarihçiler tarafından. Harşit Vadisi ve Harşitliler teslim olmamışlar Ruslara. Cansiperane mücadele etmişler on beş buçuk ay. Ruslara karşı büyük bir direniş göstermişler. Çok büyük sıkıntılar çekmişler ama Harşit’ten öteye koymamışlar Rusları. Bu konularda en kapsamlı araştırmayı değerli dostum, yazar ve araştırmacı İsmail Hacifettahoğlu yapmıştır. Araştırmalardan yararlanarak aşağıdaki yazıyı sizlerle paylaşıyorum.
İLLERİN ŞEHİT SAYILARI
Devr-i Alem Belgesel TV programı ve İlim Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi İKTAV Kütüphane ve araştırma merkezindeki bilgi ve belgelerde yer alan bilgilere göre; Türkiye’nin 81 ilinden Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nda şehit olanların isim isim listesini tespit ederek, şehit torunları ve araştırmacıların bilgisine  sunuyoruz.
İşte illerimizin şehit sayısı; Adana: 1781, Adıyaman: 193, Afyon: 3273, Ağrı: 35, Aksaray: 604, Amasya: 751, Ankara: 4219, Antalya: 2132, Ardahan: 31, Artvin: 211, Aydın: 2638, Balıkesir: 4043, Bartın: 798 , Batman: 8, Bilecik: 1585, Bayburt: 249, Bingöl: 106, Bitlis: 282, Bolu: 3206, Burdur: 1023, Bursa:
6121, Çanakkale: 2210, Çankırı: 1930, Çorum: 3238, Denizli: 3625, Diyarbakır: 497, Edirne: 1822, Elazığ : 718, Erzincan: 702, Erzurum: 910, Eskişehir: 1615, Gaziantep: 1626, Giresun: 1076, Gümüşhane: 329, Hakkari: 21, Hatay: 585, Isparta: 1516, İçel: 2272, İstanbul: 3177, İzmir: 2805, Kahramanmaraş: 784, Karaman: 895, Kars: 41, Kastamonu : 5160,
Kayseri : 2127, Kırıkkale: 505, Kırklareli: 693, Kırşehir: 1074, Kocaeli: 1377, Konya: 4787, Kütahya: 2488, Malatya: 643, Manisa: 2200, Mardin: 182, Muğla: 1363, Muş: 105, Nevşehir: 1069, Niğde: 1072, Ordu: 1233, Rize: 383, Sakarya: 1465, Samsun: 1243, Siirt: 153, Sinop: 2438, Sivas: 1575, Şanlıurfa: 710, Şırnak: 8, Tekirdağ: 980, Tokat: 1224, Trabzon: 1230, Tunceli : 77, Uşak: 1093, Van: 343, Yozgat: 2053, Zonguldak: 2091.(Kaynak: İlim Kültür ve Tarih Araştırmaları merkezi Gebze/ Kocaeli )
DOĞU KARADENİZ’İN KURTULUŞ MÜCADELESİNDE TRABZON LİSESİ MEZUNU   ŞEHİT BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN
Harşit savunmasının karargah merkezi Espiye bölgesinde yetişen Sarıkamış, Kop Dağı ve Harşit savunmasının en önemli komutanlarından birisi de üç savaşta bir komutan şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alpaslan’dır. Hüseyin Avni Alparslan 1877 yılında Espiye’nin Kurugeriş Köyünden Emin Efendi ile Kadın Hanımın oğlu olarak dünyaya gelir.
İlk tahsilini Tirebolu’da tamamlamıştır. 1893’te girdiği Trabzon Lisesi’ni 1898’de bitirerek 1899’da Harbiye’ye giren Hüseyin Avni 1901’de piyade teğmeni olarak mezun olur. Balkan savaşlarına katılarak Rumeli’de Rum ve Bulgar komitecilerine karşı mücadele eder. Birinci Dünya Savaşı’nda Şark cephesinde, cepheden cepheye koşarak  zaferler kazanır. Askeri belgelere göre çok sayıda muharebeye katıldığı anlaşılan Hüseyin Avni Alparslan, Erzurum ilçeleri, Artvin yöresi ve Bayburt’ta mücadeleler vermiş, ünlü Çoruh Müfrezesinde aktif görev almıştır. Doğu cephesinde savaşırken aynı zamanda Türk Yurdu Dergisi’ne, “Alparslan” adı ile yazılar yazmıştır.
Kazımkarabekir ve Deli Halit paşalarla birlikte Doğu cephesinde, başta Sarıkamış harekatı olarak üzere birçok cephede bulunur. Kop dağı ve Harşit savunmalarına birlik komutanı olarak katılır ve Doğu Karadeniz bölgesini düşman işgalinden kurtaran komuta kademesinde aktif olarak görev alır.
Yarbay Hamdi Bey komutasında Teşkilatı Mahsusa Alayı başta, 9 taburlu 3 Alaylı bir kuvvet oluşturulur.
Hüseyin Avni  37. Tümen olan bu birliklerde görev alır. Rusları, Harşit’in öte yakasına geçmesini engelleyerek, Doğu Karadeniz’in düşman işgalinden kurtarılmasında milli mücadeleye zemin hazırlarlar.
Birinci Dünya Harbi’nden sonra Hüseyin Avni Bey, Pazar ve Rize Askerlik Şube Başkanlığı’na atanır. Bu sırada Samsun’dan Trabzon’a kadar Pontus Devleti kurmayı amaçlayan Pontus çeteleri ile mücadele eder. Hüseyin Avni Bey, 1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Şube Başkanlığı’na atanır. Bir süre Giresun Kaymakamlığı görevini de vekâleten yürütür.
Kurtuluş Savaşına destek vermek için 1921 yılında Giresun’da 42. gönüllü Alayların kurulmasını tamamlayarak, 42. Alay Komutanı olarak Sakarya ve Dumlupınar savaşlarına katılır. 1921 yılının 30 Ağustos’unda Yarbay rütbesi ile alayının başında Polatlı, Haymana’da şehit olur.
Trabzon Lisesi Mezunu Tirebolulu Alparslan’ın yazar ve araştırmacı kişiliği Trabzon ili Laz mı, Türk mü kitabını yazdı.
Hüseyin Avni Bey, Osmanlı Devleti’nin çok dinli ve etnik yapılı insan yapısını, Osmanlı’yı yıkıp dağıtmak isteyen malum Emperyalist devletlerin kullandığını kışkırtma ve misyoner faaliyetleriyle sayısız acılara sebep olduğunu yaşayarak görmüştür. Bu doğrultuda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla yerel gazeteler, “Yeşil Giresun” ve Erzurum “Albayrak” da yazılar yazmıştır. Gönüllü Alayları kurmasında halkın “Kurtuluş” bilinci etrafında toplanmasının payı büyüktür.
Türk Milliyetçiliği ve Türk Dili’ne büyük önem veren Hüseyin Avni Alparslan, Türk Kültürü üzerine de önemli araştırmalar yapmıştır. Tirebolulu Alparslan’ın, “Trabzon İli Laz mı, Türk mü?” başlıklı 24 sayfalık kitabında, Doğu Karadeniz Bölgesinin etnik kökeni üzerini ciddi bir araştırma vardır. Hüseyin Avni Bey, Oğuz Türkmenleri, Çepni Türkleri üzerine yaptığı ciddi araştırmalar yanında bu göçer toplulukların bölgeye taşıdığı folklorik yapıyı da mercek altına almıştır. Bugün Doğu Karadeniz’de hala devam eden, yaz aylarında kentten yaylaya gitme törenlerinin, özü ve yapılışını en ince detaylarına kadar araştırmıştır.
Vatanı için savaşmayı, kendi deyimiyle cenk etmeyi kaçınılmaz bir görev olarak kabul eden, savaşa giderken, yüzünde tebessümler beliren, kendisine verilen tüm görevlerin üstesinden geldiği gibi, Türklerin kötü talihini yenmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçmayan Hüseyin Avni Alparslan kısa sayılacak yaşamına kolay erişilemeyecek başarılar sığdırmıştır.
Hüseyin Avni Bey kendi yazdığı “Trabzon ili Laz mı Türk mü?” kitabını imzalayarak Erzurum Valisi Hamid Bey’e göndermiştir. Kitap üzerinde mürekkeple şunlar yazılıdır.
“Erzurum Valisi Hamid Beyefendi Hazretlerine ref’ü takdim kılınır.
17.4.37 (1921)“Giresun Nizamiye Alay Kumandanı Hüseyin Avni Alparslan”
 ————–
ŞEHİTLER KUR’AN HATİMLERİ İLE ANILDI
Birinci Cihan Harbi’nin 100. yıl dönümü dolasıyla, savaşta şehit düşenler için Giresun’un Espiye İlçesi Arpacık Köyü Cami’ndeKur’an-ı Kerim ve mevlit okutuldu.
Birinci Cihan Harbi’nin Kafkas Cephesi’nin son savunma hattı olan Kop Dağı ve Harşit Cephesi’nde kanının son damlasına kadar savaşarak Ruslara geçit vermeyen şehitler için, Kop Dağı ve Harşit Savunmasının Karargah Merkezi olan Espiye’nin Arpacık Köyü Camii’nde Kur’an-ı Kerim ve Mevlid-i Şerif okutuldu. Espiye İlçe Müftülüğü ’nün düzenlediği programa Espiye Kaymakamı Osman Bilgin, Espiye Belediye Başkanı Musta- fa Karadere, Garnizon Komutanı Yüzbaşı Erden Aktaş, Espiye Müftüsü Kemal Türksoy katıldı
Programda bir konuşma yapan Espiye Müftüsü Kemal Türksoy, Birinci Cihan Harbi’nin en önemli cephelerinden biri olan Kafkas Cephesi’nin son Savunma Hattı olan Kop ve Harşit Vadisi’nde çetin savaşlar olduğunu belirterek, sa- vaşın 100. Yılında Devr-i Alem Program Yapımcısı İsmail Kahraman’ın da önerisi ile bir program dü- zenlediklerini ve bundan da büyük bir mutluluk duyduklarını söyledi.
Kur’an-ı Kerim tilaveti ve mevlit okunması- nın ardından söz alan Devr-i Alem Program Ya- pımcısı ve Araştırmacı Gazeteci İsmail Kahraman ise, Birinci Cihan Harbi’nin Kafkas Cephesi ile ilgili önemli bilgiler verdi.
I. Dünya Harbi’nin, Türk milletinin unutmaması gereken ibret sayfalarla dolu olduğunu vurgulayan Kahraman, Harşit Cephesi’nin karargah Merkezi’nin Espiye’nin Arpacık Köyü olduğunu söyledi. Savaşın 100. Yılında aziz şehitlere gös terilen vefanın önemli olduğunu dikkat çeken
Kahraman, Espiye’nin büyük sıkıntılar çektiğini söyledi. Kop Dağı ve Harşit savunmasının karar gah Merkezi olan Arpacık köyü ile ilgili tarihi bilgileri paylaşan İsmail Kahraman şunları söyledi:” Birinci cihan harbinde Rusların Tirebolu Harşit’e kadar gelmesi ile Espiye büyük sıkıntılar çeker. Giresun’un Espiye ilçesi birinci cihan harbi ve kurtuluş savaşında çok önemli yere sahiptir. Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nın önemli komutanlarından birisi olan Hüseyin Avni Alparslan Espiye’nin Kurugeriş köyündendir. Kafkas Cephesi’nin son savunma hattı Harşit Cephesi’nin karargah ve komutanlık merkezide Espiye Arpacık köyündedir.. Sahil müfrezesi 37. tümen komutanı Hamdi Paşa idi.
 Birinci Cihan Harbi’nde 16 aya yakın Ruslara karşı mücadele verilen 37 tümenin Karargah komutanlığının bulunduğu Giresun’un Espiye ilçesine bağlı Arpacık Köyü’nün manevi tarihimizde ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Arpacık Köyünün kurucusu Ocak Dede’nin Peygamber Efendimizin soyundan geldiği rivayet edilen, Şeyh Menteş oğlu Zeynel Abidin adlı bir Horasan erenidir. Ocak Dede’nin tavsiyesi ile bugün bile Arpacık Köyünde acı veren soğan, sarımsak, biber gibi bitki ve sebze ekilmemekte, köy dışından evlilikler yapılmamakta. Türbesi Arpacık’da zi yaret edilen Ocak Dede’nin tavsiyesi ile incir ağacı yakılmaz, tavuk köpek gibi hayvanlar köyde beslenmez. Arpacık’da bugüne kadar hırsızlık, cinayet, trafik kazası ve boşanma gibi olayların olmaması dikkat çekicidir. Arpacık Köyü’nde 600 yıllık tarihi bir çeşme ve cami bulunmakta. Köy odası olarak kullanılan yapı, Osmanlı Rus Savaşı’nda, Binbaşı Hamdi Paşa komutasında Harşit savunmasının komuta ve karargâh merkezi olarak hizmet vermiştir.
………………………………………………………………………………………………………………..
ŞEHİT DEDELERİMİZE VEFA BORCUMUZU ÖDEDİK Mİ?
Bu saha araştırması yazısı ve belgesel Birinci Cihan Harbi’nde başta Trabzon olmak üzere  Doğu Karadeniz ve Giresun’un Harşid bölgesinde ve Kurtuluş Savaşı’nda verilen destansı kurtuluş mücadelesi ve gönüllü şehit olan dedelerimize vefa borcumuzu ödemek için kaleme alındı.
Doğu Karadeniz düşmandan 1918’de kurtulmuş, Mustafa Kemal Paşa 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Samsun’a çıkmış, Giresun ve Trabzon’dan seçilen delegelerle Erzurum Kongresi gerçekleşmişti.  Karadeniz  uşakları  Birinci Cihan Harbi’nde 16 ay Harşit vadisini savunarak düşmana geçit vermemiş, “Bir Çanakkale bir de Harşit geçilememiş” dedirtmişlerdir.
Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nda şehit olan binlerce gönüllü Karadeniz  Uşağı kefensiz ve nişansız mezarlarda yatmakta.
Karadeniz coğrafyası ve Dağları’nın ıssız tepeleri isimsiz mezarlarla dolu. Başı dumanlı dağları gezerken karşımıza çıkıyor ansızın. Her iki ucuna acele ile konmuş iki taş. Altında kim yatıyor, kimin nesi, anası babası kimdir, çocukları var mıydı, evli mi nişanlı mı, hangi savaşta şehit olmuşlardı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey biz torunlarının geleceği uğruna bırakmış ecdadımız bedenlerini toprağın kara bağrına. Meçhul asker veya isimsiz garip şehit mezarları demiş geçmiş şehit dedelerimize vefasızlık yapmışız.
Osmanlı Devleti, 1914 – 1918 yılları arasında 7 devlete karşı 10 cephede yapılan savaşlarda 3 milyona yakın şehit 220 bin esir verdi. Şehitlerimiz Çanakkale destanı ile gündeme geldi. Sarıkamış harekâtının sayfaları yeni açılıyor. Yemen elleri yavaş yavaş hatırlanıyor. Filistin, Sina, Hicaz, Irak, Galiçya, Makedonya cepheleri ile Kurtuluş Savaşı destanının yazıldığı Afyon, Kütahya, Eskişehir ve Sakarya cephesindeki şehitlikler vefakâr şehit torunları tarafından araştırılıp gündeme getirileceği günü bekliyor.
Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak bugüne kadar Kafkaslardan Çanakkale’ye, Yemen’den Galiçya’ya, Sarıkamış’tan Hicaz cephesine 1. Dünya Savaşı’na sahne olan birçok cephede araştırma yapıp belgesel çekerek şehit dedelerimize vefa borcumuzu ödemeye çalıştık. Dünya coğrafyasındaki şehitliklerimiz ve esir kampları ile ilgili araştırmalarımıza Kafkaslar ve Sibirya’da devam ettik. Devr-i Alem belgesel ekibi olarak on binlerce kilometre yol giderek Osmanlı’nın Kafkasya cephesindeki şehitlikleri ve Sibirya’daki esir kamplarında araştırma yapıp belgesel çektik.
Belgeseli 15 yıllık bir çalışmanın ürünü. Bu kitap ve belgesel için “Tarih tarihin yazıldığı yerde araştırılır” diyerek şehit ve gazi torunu olarak dünyanın birçok ülkesinde araştırma yaparak hazırladık’dan sonra  devletin ilgili ve yetkili kurumlarınada bir dilekçe yazarak isteklerimizi bildirdik. O dilekçeden birisini sizlerle paylaşıyoruz.
………………………………………………………………………………………………………………..
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI  MİLLİ PARKLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE
 
                                                                                                                    ANKARA
2014 Sarıkamış harekâtının 100 yılı. Birinci Cihan Harbi’nin Kafkas cephesinin Sarıkamış bozgunundan sonra son savunma hattı Harşit vadisidir. Sarıkamış Cephesi’nin bozulmasından sonra Rus orduları Doğu’dan Erzincan ve Kuzey’den Doğu Karadeniz bölgesini işgal ederek Harşit Vadisi ve Tirebolu’ya kadar gelmişlerdir. Tirebolu’dan Gümüşhane’ye kadar Harşit vadisinde 16 aya yakın bir mücadele olmuş ve çok ciddi çarpışmalar yaşanmış. Harşit savunmasının karargâh merkezi Espiye Arpacık Köyü’dür. Doğu Karadeniz bölgesinin vilayet merkezi olan Trabzon işgal edildiği için vilayet merkezi Ordu’ya taşınmıştır.
Araştırmacı-Gazeteciler olarak 15 yıldır Sarıkamış’tan Harşit vadisine araştırmalar yaparak birçok bilgi ve doküman topladık. Rusya, Azerbaycan ve Sibirya’daki esir kamplarında çekimler yaptık. TV belgeseli için ön hazırlık çalışmalarız  tamamlandı. 14 Şubat’tan itibaren Giresun / Görele’den başlayan mayıs ayına kadar Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’da birçok il ve İlçe’nin düşmandan kurtuluş yıl dönümü kutlanırken, şehitler unutularak tarihi geçmiş gündeme fazla gelmez.
Bölgedeki valilik, üniversite ve belediyelerin destekleri ve aşağıdaki başlıklar altında ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI MİLLİ PARKLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ile işbirliği yapılarak bölgelere birer anıt ve abide yapılmalıdır.
YAPILACAK ANIT VE ABİDELERİN ADLARI
1. Birinci Cihan Harbi’nin Kafkas Cephesi (Kafkaslar Kan Ağlarken)
2. Sarıkamış Nasıl İşgal Edildi? (Sarıkamış Düşerken)
3. Sarıkamış Hareketi Başlıyor (Donarak Öldüler)
4. Sarıkamış’ta Toplu Şehitlikler (Kefenleri Kar Oldu)
5. Sarıkamış Bozgunundan Kop Dağı Savunmasına (İkinci Plevne Destanı)
6. Sarıkamış’ın İsimsiz Kahramanları (Deli Halit Paşa’dan Hüseyin Avni’ye)
7. Doğu Karadeniz Nasıl İşgal Edildi (İşgal, Savaş ve Muhaceret)
8. Sultan Murad’dan Madur Dağı’na (Rize ve Of dereleri Kan akarken)
9. Akçaabat’tan Karadağ’a Ölüm Kalım Mücadelesi (Karadağ Savaşları)
10. Rusların Çavuşlu katliamı ve Muhacirler (Giresunluların Vefası)
11. Sarıkamış Bozgunu Harşit’te Durduruldu (Kafkas Cephesi’nin Son Siperleri)
12. Sarıkamış’tan Sibirya’ya Esirlerin Dramı (Esir Kamplarında Şehit Oldular)
13. Kurtuluşa giden yol 17 Ekim Devrimi (Erzincan’da İmzalan Barış)
14. Doğu Karadeniz’de Kurtuluş Şenlikleri (Unutulan Şehit ve Şehitlikler)
15. Kafkas Cephesi’nin Son Karargâhı (Espiye / Arpacık Köyü)
16. Birinci Cihan Harbinden Milli Mücadeleye (Kurtuluş Savaşında Karadeniz)
Artvin, Rize, Trabzon bölgesindeki işgal yerlerinden kaçan sivil halk (kadın, çocuk ve yaşlılar) öncelikle Giresun ve ilçelerine sığınmış. Giresun halkı savaştan kaçan sivil halk ve muhacirlere kucak açmış. Karadeniz halkı bir taraftan Rusları Harşit’te durdurmaya çalışırken diğer taraftan muhacirlere sahip çıkıp onların açlık ve soğuktan ölmelerini önlemişlerdir.
Harşit vadisi ile ilgili çok ciddi çalışmalar yapılmalı. Kitaplar yazılıp, belgeseller çekilerek bu vadiyi gelecek kuşaklara aktararak kültür ve tarih bilinci oluşturmalıyız. Bu konuda Milli Parklar Genel Müdürlüğü öncülüğünde bölgede araştırmalar yapılmalı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Milli Parklar Bölge Müdürlüğü’nün destek ve katkıları ile “SARIKAMIŞ BOZGUNUN’DAN HARŞİT SAVUNMASINA DOĞU KARADENİZ’İN KURTULUŞ DESTANI” bir panel düzenlemeli, TV belgeseli çekip, kitap hazırlayarak gök kubbede hoş bir seda bırakmalı
BAKANLIK “HARŞİT CEPHESİ ŞEHİTLERİ VE SON SİPERLERE SAHİP ÇIKILMALI.”
1916-1918 yıllarında askerlerimiz birçok cephede olduğu gibi Karadeniz’de destanlar yazmış, namert düşmana geçit verilmemiştir. Birinci Dünya Harbi’nde açlık, yokluk, salgın hastalığın bir sel gibi çiğneyip geçtiği Doğu Karadeniz’de önemli savaşlar yapılmış. Sarıkamış bozgunundan sonra Rus ordusu ancak Harşit’ de durdurulmuş ve 16 aya yakın Harşit vadisini savunarak Rus ordusu Harşit’i geçememiştir.
Harşit cephesindeki şehitlikler bugüne kadar araştırılmamış. Şehitlikler yok olmuş, Harşit cephesi şehitlerine bir anıt mezar bile yapılamamıştır. Harşit savunmasının canlı şahidi siperler her geçen gün yok oluyor. Başbakanlık Devlet arşivleri ve Askeri Tarih arşivlerinde Harşit savunması ile ilgili arşiv belgeleri tasnif bile edilememiştir.
İlgili devlet yetkilileri tarafın- dan bölgede ciddi araştırmalar yapılmalı. Harşit şehitleri için bölgeye bir şehitler anıtı dikilip siperler koruma altına alınmalı Arşiv belgeleri tasnif edilip kamuoyuna açıklanmalı. Harşit şehitlerine vefa borcumuzu ödemek ve Karadeniz’in Çanakkale cephesi mesabesinde olan Harşit savunması siperlerin korunması için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek, Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu, Genel Kurmay Başkanı Sayın Orgeneral Necdet Özel, Veysel Eroğlu olmak üzere, mülki, askeri ve idari devlet yetkililerinin bölgeye ilgisini çekip Harşit vadisinde araştırma ve inceleme yapması için kampanya başlatıldı.
Harşit cephesi şehitlikleri ile siperlerin koruma altına alınması için HARŞİT CEPESİ TARİHİ ARAŞTIRMA GURUBU kuruldu. Gurup Harşit vadisinde araştırma yapıp şehit mezarları ve son siperlerin belgesel çekimlerini yapmaya başladı. “HARŞİT SAVUNMASI TARİHİ ARAŞTIRMA GURUBU”bir bildiri hazırlayarak yaptıkları ön çalışmayı devlet yetkililerine gönderip kamuoyuna açıkladı.
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI ŞEHİTLERE SAHİP ÇIKMALI
Birinci Dünya Harbi’nde açlık, yokluk, salgın hastalık, bir sel gibi çiğnemiş geçmiştir Doğu Karadeniz’i. Ama yiğit Karadeniz uşağı Rus ordusunu Harşit’ te durdurmuş ve 16 aya yakın Harşit vadisini savunarak Rus ordusunun Harşit’i geçmesine fırsat vermemiştir. Ancak bölgedeki şehitlikler bugüne kadar araştırılmamış. Şehitlikler yok olmuş, Harşit cephesi şehitlerine bir anıt me- zar bile çok görülmüş. Harşit savunmasının canlı şahidi siperler her geçen gün yok oluyor. Devlet yetkilileri tarafından bölgede ciddi araştırmalar yapılmalı. Harşit şehitleri için bölgeye bir şehitler anıtı dikilip siperler koruma altına alınmalıdır. Harşit şehitlerine vefa borcumuzu ödemek ve Karadeniz’in Çanakkale’si mesabesinde olan Harşit cephesindeki siperlerin korunması için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı sayın Cemil Çiçek, Başbakan sayın Ah- met Davutoğlu, Genel Kurmay Başkanı sayın Orgeneral Necdet Özel, Orman ve Su İşleri Bakanı Sn. Veysel Eroğlu’nun ilgi, yardım, ve desteğini bekliyor, mülki, askeri ve idari ilgili devlet yetkililerini Harşit Vadisi’nde araştırma ve inceleme yaparak Harşit cephesi şehitlikleri ile siperlerin koruma altına alınması için çalışma yapmalarını istiyor başarı dileklerimizle saygılar sunarız. Temmuz 2014
İLİM KÜLTÜR VE TARİH ARAŞTIRMALARI MERKEZİ VE AVRASYA GAZETECİLER  DERNEĞİ ADINA
İsmail Kahraman
    Genel Başkan
………………………………………………………………………………………………………………..
BİRİNCİ CİHAN HARBİNİN 100 YILINDA
Birinci Dünya Harbi’nin 100. Yıl dönümü. Bundan yüz yıl önce Bosna Hersek’te başlayan savaş, bütün dünyayı kasıp kavurmuş, onlarca milyon insan ölmüş. Başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere birçok devlet tarih sahnesinden silinmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmara Üniversitesi’nin 2014-2015 eğitim ve öğretim yılının açılış töreninde yaptığı konuşma ile tarihe not düştü. Bu konuşma her yönüyle iyi değerlendirilmeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birinci Dünya Harbi’nin 100. yıl dönümü ile ilgili yaptığı konuşmanın özetine yer vermek istiyorum.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN KONUŞMASI
… “2014 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının 100’ncü yılını idrak ediyoruz. 28 Haziran 1914’te Ferdinand Saraybosna’da bir suikast sonucu öldürülmüş, ardından da bütün Avrupa’yı ve Osmanlıyı içine alan büyük bir savaş başlamıştı. Bu yılın haziran ayından itibaren, bu savaşın yüzüncü yılına mümkün olduğunca dikkatleri çekmeye çalışıyorum. Özellikle üniversitelerimizin savaşla ilgili çalışma yapmaları, ortaya fazla eser koymaları benim çok arzu ettiğim bir durum.
Birinci Dünya Savaşı’nı İngilizce, Fransızca kaynaklardan okumak emin olun bizim adımıza özellikle de bilim camiamız adına çok yaralayıcı olur. Bu savaşın merkezinde Osmanlı imparatorluğu vardı. Yani İstanbul vardı. Birinci dünya savaşını en iyi araştırabilecek, aydınlatabilecek olan bizim bilim insanlarımızdır. Bu savaşın en değerli belgeleri İstanbul arşivlerindedir, kütüphanelerdedir. Bu yıl aralık ayında, Birinci Dünya Savaşı dahilinde Sarıkamış’ın yüzüncü yılı idrak edilecek. 2015 yılı 1915 olaylarının da 100’ncü yıl dönümü olması hasebiyle bizi ayrıca meşgul edecek. 2023 yılına kadar bugünümüzü şekillendiren çok sayıda hadise gündemimize gelecek. Ülke olarak millet olarak, üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu yüzüncü yıl dönümlerini verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca Başbakanımıza, YÖK’e, üniversite rektörlerimize bu yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirme yönünde hatırlatmamı da yapmak istiyorum…”
1. DÜNYA SAVAŞI NEDEN ÖNEMLİ?
… “Birinci Dünya Savaşı neden bu kadar önemli? Yüzüncü yıl dönümü üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Birinci Dünya Savaşı bugünümüzü şekillendiren, bugün bölgedeki tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaştır. 1918’de sona ermiş ama etkileri her yıl artarak bugünlere gelmiştir.
Şu anda balkanlar, Kafkasya Kuzey Afrika’daki sınırlar birinci dünya savaşının ardından Osmanlı bakiyesi olan topraklar üzerinde oluşmuştur.
1. Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na  
Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Bosna’dan Yemen’e Gürcistan’dan Libya’ya kadar çok geniş bölge burada İstanbul’dan idare ediliyordu. Savaş sona erdiğinde ise, idare ettiğimiz topraklar bugünkü topraklardan daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi…”
SINIRLAR NASIL ÇİZİLDİ?
… “Ortadoğu’da sınırların belirlenmesi üzerinde bugün dikkatle durması gereken bir konudur. 20’nci yüzyılın başına kadar dünyada Ortadoğu diye bir kavram yoktu. Yakın doğu vardı, uzak doğu vardı, Ortadoğu diye bir kavram kullanılmıyordu. Ortadoğu petrol ve çatışma bölgelerini işaret etmek amacıyla inşa edildi.
Birinci Dünya Savaşı’nın galibi olan egemen güçler Kahire’de bir masanın etrafına oturdular, ellerine bir cetvel aldılar sınırlar orada çizildi. Meşhur bir espriyi de hatırlatmak isterim. Ortadoğu’da iki ülkenin sınırları düz zikzaklar çizer. o sınıra bile Churchill’in hıçkırığı adı verilir. Sınırlara baktığınızda keyfi çizildiğini görürsünüz. Örneğin Şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır, Türkmenler aynı şekilde. Lübnan’da sayıları az olan Dürzi halk bile üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Suriye, Irak, Ürdün gibi ülke isimleri Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra konulmuş isimlerdi.bu sözlerimden hiç kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Sınırları tartışmaya açacak değilim. Hiçbir ülkenin sınırlarında iç işlerinde bizim gözümüz yok.
GÖNÜLDEKİ SINIRLAR KALKMALI
Ancak burada coğrafi sınırların değil zihinlerdeki sınırların gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu belirtmek isterim. Araplar, Kürtler, Türkmenler aynı inancın, değerlerin ve kültürün mensupları olduğu halde, neden sürekli gerilim halindeler? Bu haritayı çizenler öyle istediler de ondan. Başka bir şey aramaya gerek yok. Bölgenin asli unsurları yüz yıl önce onları çatıştırmak için kurulmuş, edilgen aktörleri olmaya devam edecekler mi?”
DİYANET İŞLERİ  BAŞKANLIĞI , YÖK, VALİLİK VE BELEDİYELERE TARİHİ GÖREV
Evet, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması özetle böyle. Bu konuşma dikkate alınarak Birinci Dünya Harbi’nin 100. yıl dönümü ile ilgili birçok toplantılar düzenlenmeli. Panel ve sempozyumlar organize edilerek harbin sebep ve sonuçları tartışmaya açılmalıdır. Bu konuda öncelikle görev Üniversiteler, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilikler ve Belediyeler olmak üzere tüm kamu ve özel kuruluşlara sivil toplum örgütlerine düşmekte. En büyük görev ise   Diyanet İşleri Başkanlığına düşüyor. Diyanet işleri başkanlığı  şehitlerimizin anılması ile ilgili  özel programlar organize etmeli ve  kuran hatimleri ile anmalıdır.(kaynak: www.belgeselyayincilik.com)

İstanbul Boğazı’nda Devr-i Alem

Dünya’nın en güzel şehirlerinden birisi olarak kabul edilen, Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş, şehri İstanbul’u tanıtıp anlatmak için ansiklopediler hazırlamış, romanlar yazılmış, şiirler kaleme alınmıştır. Herkes İstanbul’u kendisine göre tasvir etmiş.
Hemen yanı başımızda İstanbul’un maalesef kıymetini bilmeyiz. İstanbul’u her yönüyle doya doya gezmez, İstanbul’un tarih ve kültürünü maalesef öğrenmeyiz. İstanbul’a ilk ayak bastığım günü hiç unutmuyorum. 1975 yılının Ağustos ayıydı. İstanbul’a ilk kez ayak basıyordum. Boğazı ilk kez geçip, Sirkeci, Eminönü, Sultan Ahmet Meydanı’nı doya doya gezmiştim.
İstanbul’a ilk görüşüm üzerinden tam 40 yıl geçmiş. 40 yıldır her fırsatta İstanbul’u görür, İstanbul’u yaşar, İstanbul’u keşfetmeye çalışırım. İstanbul üzerine belgeseller hazırladım. İstanbul sahabeleri, İstanbul evliyaları, İstanbul’un fethi, İstanbul Cami’leri, İmparatorluklar şehri İstanbul ve Kültürler Başkenti İstanbul adı ile hazırladığım belgeseller birçok televizyon kanalında yayınlanmakta.
İstanbul üzerine bu kadar belgesel çekip, araştırma yapmama rağmen İstanbul’un sadece %20’sini tanıyıp biliyorum. Halen de İstanbul’u keşfetmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz akşam Tek Rumeli Televizyonu’nun çok değerli yönetim kurulu başkanı Atilla Baykal beyin daveti ile televizyon kanalının kuruluşunun 8. Yılı dolayısıyla düzenlenen İstanbul boğaz turuna katıldım.
İstanbul boğazını adeta yeniden keşfetmeye çalıştım. İstanbul boğazını hem gece, hem de gündüz birkaç kez daha turlamıştık. Bu tur farklıydı. Birçok tarihçi, gazeteci, akademisyen, ses sanatçısının eşliğinde İstanbul Boğazı’nı gezerek bu insanlardan bilgi almaya çalıştık.  Gerçekten çok güzel bilgiler verdiler. Adeta İstanbul boğazında yaşanan tarihi yeniden yaşar gibi olduk. Bu güzel anıda Devr-i Alem programı olarak belgeselleştirip tarihe not düştük. İstanbul Boğazı’nın gece ve gündüz manzaralarından çektiğim birçok fotoğrafı sosyal medya hesabımdan paylaştım.
YAHYA KEMAL’İN KALEMİNDEN AZİZ İSTANBUL
İstanbul üzerine birçok şiirler, kitaplar ve romanlar yazılmıştır. Bunlardan en çok dikkatimi çeken ve sevdiğim Yahya Kemal’in Aziz İstanbul şiirini sizinle bu köşeden paylaşmak istiyorum;
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
TARİH KÜLTÜR VE MEDENİYET ŞEHRİ
Bugün ki makaleme son vermeden önce İstanbul ve boğaz ile ilgili birkaç bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlayan su geçidi. Genel olarak kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanır ve İstanbul şehrini Avrupa yakası ve Anadolu yakası olmak üzere ikiye böler. Boğazın her iki yakasına yayılmış yerleşim bölgesine Boğaziçi adı verilir. İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı ile birlikte Türk Boğazları olarak adlandırılır ve Avrupa ile Asya kıtalarını birbirinden ayıran doğal sınırlardan biri olarak kabul edilir. 1 Mayıs 1982 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Liman Tüzüğü uyarınca, İstanbul Boğazı’nın kuzey sınırı Anadolu Feneri’ni Rumeli Feneri’ne birleştiren hat; güney sınırı ise Ahırkapı Feneri’ni Kadıköy İnciburnu Feneri’ne birleştiren hat olarak belirlenmiştir.
Boğazın kıyıları tarih boyunca değişik uygarlıklara yurt olmuş, MÖ 685 yılında Megara’dan gelen Yunanların günümüzde tarihî yarımada olarak adlandırılan bölgede bir şehir devleti kurmasıyla gelişerek büyümüştür. Doğu Roma İmparatorluğu’na ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan ve günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük kenti olan İstanbul’un simgelerinden biridir ve gerek kentin, gerekse ülkenin yurtdışı tanıtımlarında baş ögelerden biri olarak kullanılmaktadır.
Uluslararası deniz taşımacılığının yapılabildiği en dar geçit olma özelliğini taşıyan İstanbul Boğazı üzerinde Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet asma köprüleri bulunur. Yapımına başlanan yeni köprü ise Yavuz Sultan Selimdir. Bu köprüler İstanbul’un iki yakasını bağladığı gibi, Avrupa kıtası ile Asya kıtası arasında birer geçiş noktası yaratır. İstanbul halk taşımacılığının kilit noktalarından biri olan Boğaz’da kıtalararası ulaşım, deniz otobüsleri, yük, araç ve yolcu taşıyan feribotlar, şehir hatları vapurları ve yolcu motorlarıyla da desteklenmektedir. Hâlen yapımı sürmekte olan deniz altı raylı sistem tüp geçidi Marmaray projesiyle iki kıta arasında kesintisiz bir demir yolu hattı oluşacak ve Londra’dan Pekin’e yalnızca demir yolunu kullanarak gitmek mümkün olacaktır.
Evet, tarih, kültür ve medeniyetin başkenti İstanbul. Sizlere bugün İstanbul’u anlattık. Bu yazıyı kaleme almama vesile olan Tek Rumeli Televizyonu’nun 8. Yılı bir kez daha kutluyor, yayın hayatında başarılar diliyorum. Ayrıca Fatih ve Fetih ruhu isimli belgeselimizi https://www.youtube.com/watch?v=htbTrebVWnsadresindeki linkten izleyebilirsiniz.