gürcistan

  1.   BELGESEL TADIN’DA GÜRCİSTAN GEZİ NOTLARI

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Âlem Belgesel TV program yapımcısı olarak katıldım. Gebze, Dilovası, Körfez, Gölcük, Kandıra ve Kartepe Belediye başkanları ve Büyükşehir Belediyesi meclis üyeleri ile Batum, Kuteysi ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i birlikte gezerek belgesel çekimi yaptım. Gürcistan’da Devr-i Âlem belgeseli önümüzdeki günlerde TGRT, TV 5 ve Kocaeli TV başta olmak üzere birçok TV kanalında yayınlanacak. Sizler bu satırları okuduğunuz sırada, ben Türklerin Avrupa ülkelerine işçi olarak gidişinin 50. yılı toplantılarına katılmak üzere Almanya’da olacağım. Gürcistan’da Devr-i Âlem diyerek sizleri Gürcistan’a götürelim.

GÜRCİSTAN’A 3 KEZ GİTTİM

Gürcistan’a yine yol gözüktü.2009 ve 2010’un ekim aylarında Artvin, Ardahan, Posof üzerinden Ahıska’dan Gürcistan’a girmiştik. Bu kez hava yolu ile Gürcistan’a gideceğiz. Devr-i Âlem Belgesel TV program yapımcısı olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Gürcistan davetini aldığımda Ahıska’dan Batum’a, Tiflis’ten Kutaysi’ye Gürcistan bir kez daha gözümün önünde canlandı. THY’nin Gürcistan-Batum seferini yapan uçağına binerek, Gürcistan’a doğru yola çıktık.21-24 Eylül 2011 tarihlerinde yapacağımız Gürcistan gezisi için uçağımız Karadeniz semalarından kartal kanatlı bir kuş gibi Gürcistan’a doğru süzülürken, Zonguldak’tan Sinop’a, Samsun’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a, Rize’den Hopa’ya Karadeniz sahillerini seyrettim.1,5 saatlik uçak yolculuğunda Gürcistan ve Batum’un tarihini düşünüp, Ahıska Türkleri ve Acara Müslümanlarının geçmişini inceleyerek, okuyarak yolculuğuma devam ettim. Batum hava limanına indiğimde kendimi sanki Karadeniz’in herhangi bir ilinde buldum. Yemyeşil vadiler, dumanlı dağlar, sonbaharın meltemini ılık ılık estiği güzelim hava. Batum hava alanında ki gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’da kalacağımız otele yerleştik.18 katlı otelin sekizinci katından Batum şehrini, doğal Batum limanını ve Acara dağlarını seyrederken, 400 yıl Osmanlı medeniyetinde kalan Batum ve Acara Müslümanları hatırıma geldi. Batum tarihi her bakımdan çok önemli. Batum ve Acara bölgesi acıların, sıkıntıların harmoni olduğu ve acı olayların yaşandığı coğrafya.

BATUM’DA GECE MANZARALARI

Üçüncü kez Batum’dayım. Üç yıl içinde çok şeyler değişmiş.350 bin nüfuslu Acara Bölgesi’nin başkenti Batum’da 130 bin kişi yaşıyor. Yüzde elliden fazlası Müslüman. Bir zamanlar nüfusunun yüzde sekseni Müslüman’dı bu bölgenin. Yavuz Sultan Selim ve Kanunu Sultan Süleyman döneminde burası Osmanlı devletine katılmıştı. Sadece Batum’da 15’ten fazla camii vardı. Ruslar buraları yakıp yıkmışlar.15 caminin 14’ünü yok etmişler. Güneş, Karadeniz üzerinden muhteşem görüntüsüyle veda ederken, ben de otelin sekizinci katından Batum’da geçmişin nazlı yadigârı olarak Osmanlı’nın tek mirası Batum orta Cami’nin minaresini ve ihtişamlı Osmanlı kültür mirasını düşünüyordum. Güneşin kızıllıkları altında Batum şehri, Acara dağları ve Karadeniz sahilleri bir ressamın fırçasından çıkan muhteşem tabloyu andırıyordu.
Batum sadece 5 yıl önce sabah ve akşamları yarımşar saat elektriğin verildiği bir yerdi. Kaldığımız otel yeni yapılmış. Dünyanın ünlü markaları Batum’a otel yapma yarışında. Batum’a yakın bir gelecekte 25 civarında 5 yıldızlı otel yapılacakmış. Edindiğimiz bilgiye göre Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, İran ve Türkiye’den yoğun bir turist akını var. Ciddi bir şekilde çalışmalar devam ediyor. Büyük bir kalkınma hamlesi var. Bir turizm kenti olan Batum muhteşem ışık gösterileri, fıskiyeler, havuzlar, sahil düzenlemesi ve bir turizm şehrinde bulunması gereken her şeyin bulunduğu bir şehir. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında ki 85 kişilik grupla Batum şehrinde gece yürüyüşü yapıp adeta ışıktan bir tabloyu andıran değişik renkte ki ışıklarla muhteşem manzarayı seyredip kaldığımız otele gittik. Ertesi gün ise Batum şehrini adım adım gezeceğiz.
BATUM’DA NELER OLUYOR?

 5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 800 bin civarında Müslüman yaşıyor. Müslümanlar geçmişte büyük sıkıntılar yaşamışlar.93 harbinde 250 bin Acaralı Müslüman çeşitli oyunlarla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılmış.50 bin Acaralı yollarda ölmüş. Bugün Türkiye’de 2 milyondan fazla Acara kökenli Türk vatandaşı var. Bunların çoğu da Kocaeli bölgesinde. Ama Türkiye’de yaşayan Acaralılar’ın maalesef Gürcistan’da ki akrabalarıyla fazla bir ilişkisi yok. Batum’da beni en çok duygulandıran Kocaeli kamuoyunun yakından tanıdığı Baş iskele Belediyesi meclis üyesi Faik Çakıroğlu’nun 165 yıl önce ki akrabalarıyla buluşması oldu. Bu buluşmayı belgesel görüntülerle tarihe not düştük. Bugün Acara’da çok büyük oyunlar oynanıyor. Ruslar geçmişte bir oldubittiyle 250 bin Acaralı’yı Batum’dan sürmüşlerdi. Bugün geride kalanların yerlerine ise Rum ve Ermeni sermayeli bankalar el koymaya çalışıyorlar. Gürcistan’da Ermeni ve Yahudi lobisi oldukça etkili. Batum’da ki belgesel çekimlerinden sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geçtik. Tiflis’te İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı dönemiyle ilgili araştırmalar yaptık. Büyükelçilik ve TİKA yetkilileriyle görüşmeler yaptık. Gürcistan’da yaşayan Acaralı ve Azeri Türklerle konuştum.

BATUM BOTANİK PARKTAYIZ

Tarihler 22 Eylül 2011. Batum’da şehir gezimize başlıyoruz. Her yer şantiye gibi. Devasa binalar, yol yapım çalışmaları, sahil düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor. Kaldığımız otelin hemen yanı başında 1920’li yıllardan beri açık olan Türkiye’nin Tiflis Başkonsolosluğuna gidiyorum. Başkonsolos yetkilileri henüz makama gelmemişler. Şoför ve emniyet görevlisi gibi yetkililerle görüşüyorum. Sadece Batum’da yüzden fazla Türk işadamı iş yeri açmış, ticaret yapıyor. Her gün yüzlerce Türk vatandaşı Sarp sınır kapısından Batum’a gelip gidiyor. Türkiye ile Gürcistan arasında petrol ürünleri fiyatı neredeyse yüzde elli civarında ucuz. Her gün yüzlerce Türk tırı Orta Asya, Kafkaslar ve Ermenistan bölgesine mal taşıyorlar. Yetkililerin ifadesine göre yıl da 300 binden fazla Türk tırı Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yapıyormuş. Türkiye’nin garantörlük hakkı bulunan Acara bölgesi ile ilgili devlet ve Türk sivil toplum örgütleri önemli çalışmalar yapıyor. Türkçe kurs veren kurslar açılmış. 20’ye yakın Türk yetkili Batum Başkonsolosluğu’nda görev yapıyor. Bu bilgileri aldıktan sonra botanik parka gidiyoruz. Akü ile çalışan araca binerek botanik parkı gezmeye başlıyoruz. Emvaye çeşit ağaç, çiçek, meyve, bitki türünün yer aldığı botanik park adeta yalancı cennet gibi. Vadiler, asırlık ağaçlar, yöreye özgü bitki çeşitleri gezenlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Park Sovyet Rusya döneminde yapılmış. Batum şehrine çok yakın. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistler burayı geziyorlar. Özellikle Avrupalı yaşlı turistler bastonlarla parkı gezmeleri dikkatimizi çekiyor. Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu belediye başkanlarını kendi kullandığı akülü araba da gezdiriyor. Botanik parkla ilgili geziye katılan belediye başkanları ve başkanların hanımlarından görüş alarak gezimizi tamamlıyoruz.

BATUM BAŞ MÜFTÜ YANDIMCISI İLE GÖRÜŞÜYORUZ.

130 bin insanın yaşadığı çoğu Müslüman Batum’da sadece bir cami var. Şehir merkezin de Osmanlı mimarisiyle yapılan Batum Orta Camii elif misali minaresi ve içerisinde ki muhteşem kalem işi süslemeleriyle abidevi bir eser. Caminin kapısı ise ayrı bir sanat harikası. Acaralı yaşlı Müslümanların adeta birbiriyle buluşma noktası olan cami bir huzur adası. Türkiye’nin birçok yerinden turistler de buraya geliyor. Acaralı Müslümanlarla sohbet edip caminin içerisinde çekimler yapıyoruz. Gürcistan baş müftü yardımcısı ile özel röportaj yapıp Gürcistan Müslümanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler alıyoruz. Samimi ve içten açıklamalar yapan Baş Müftü yardımcısı bölgede Müslümanlığın hızla arttığını söylüyor. Çok samimi ve sıcak ilgi gösteren Gürcistan Baş Müftü yardımcısı Gürcistan devletinin yakın ilgi alaka gösterdiğini ve Müslümanlara baskı yapmadığını, çok rahat ettiklerini açıklıyor. Acaralı Müslümanlarla Orta Cami’de öğlen namazını birlikte eda ediyor ve Avara’ya veda ediyoruz.

KUTAYSİ ŞEHRİNE GİDİYORUZ

Acara’ya Batum’dan veda ederek ayrılıyoruz. Yemyeşil ağaçlar, mısır tarlaları ve fındık bahçeleri arasından geçiyoruz. Yol üzerinde tipik Gürcistan evleri ve insanlar bizlere uzaktan el sallıyorlar. Kabuleti şehrini geçerken bale salonu yapılan Kabuleti caminin mahsun ve garip haline üzülmeden edemiyoruz. Çoraki nehri üzerinde bir zamanlar Tiflis-Batum arasında ki demiryolunun bulunduğu köprüden geçerken milli mücadelenin önemli kahramanlarından Giresunlu Topal Osman hatırımıza geliyor. Topal Osman bir grup gönüllü askeriyle çürük su köprüsü diye anılan Çoraki nehri üzerinde ki demiryolu köprüsünü bombalayarak havaya uçuruyor. Acara’yı, Batum’u ele geçirmek üzere bölgeye gelen Ermenilere fırsat tanımıyordu. Geçmişten günümüze Ermeniler, Acara üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar. Yetkililerden edindiğimiz bilgiye göre değişik yöntemler uygulayan Ermeni lobisi ve Yahudiler Acara’da toprak satın almaya ve mülk edinmeye devam ediyorlar. Bize verilen bilgiler yanlış değilse üç tane İsrailli Yahudi Bakanı’nın Batum’da yazlık villası olduğu söyleniyor. Saatler süren yeşil vadiler, düz ovalardan geçerek bir zamanlar Gürcistan krallığına başkentlik yapan Kutaysi şehrine geliyoruz. Güneş batmak üzere. Kutaysi şehrinde Rus döneminden kalan dev fabrikalar harabe halde. Fabrika enkazları Gürcistan ekonomisinin içinde bulunduğu durumu da gösteriyor. Düz ovada büyük bir şehir Kutaysi. Küçücük dükkânlar, yol üzerinde meyve, sebze ve hediyelik eşya satışı yapan Gürcüler hayata tutunmaya çalışıyorlar. Kolay değil… Son 20 yılda Gürcistan birkaç savaşı birden yaşadı.İç savaş, Abhazya savaşı, Güney Osetya ve son olarak Rusların Poti limanı ve Gori şehrini bombalamaları hatta başkent Tiflis’e birkaç bomba atmasına rağmen Gürcistan var olma mücadelesi veriyor.Asırlık meşe ağaçları içerisinde ki Gürcistan mimarisiyle yapılan tipik bir ahşap restoran da Gürcistan’da Hapaçuri(peynirli ekmek) yemeğini yiyerek, yorgunluk atıp Tiflis’e gitmek üzere tekrar yola çıkıyoruz.
GÜRCİSTAN’IN BAŞKENTİ TİFLİSDEYİZ
Yollar uzadıkça uzuyor.Dar, engebeli, zaman zaman keskin virajlı tehlikeli yollardan geçiyoruz.Batum-Gürcistan arası 400 km. Ancak yıl kötü olduğu için saatlerdir yoldayız.Tehlikeli yollardan geçerek gece geç vakitlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geliyoruz. Ardahan dağlarından doğup, Ermenistan ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i ikiye bölen Kura nehri adeta Tiflis’in can damarı.Kura nehri kenarında ki otelimize yerleşiyoruz.Otelin penceresinden Tiflis’in gece manzarasını seyrediyorum.Tiflis ışıklar şehri.Rusya döneminde istihbarat kulesi olarak yapılmış, 300 metreye yakın yükseklikte ki televizyon kulesi adeta bir ışık topunu andırıyor.Muhteşem manzarasıyla bu kule geçmişin korkulu rüyası değil, bugünün güzel Gürcistan’ını sembolize ediyor.
Sabah erken Gürcistan’da güneş doğumunu otelin 16. katında ki odamdan hem seyrediyor hem de kamera kayıtlarına alarak belgeselleştiriyorum.Kura nehri nazlı nazlı akarken Tiflis’te dikkatimi Ortadoks kiliseleri ve katedraller çekiyor.Balkanlar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesi Tiflis’te.1995 yılında ki Abhazya savaşından sonra dünyada ki Hıristiyan örgütlerin büyük desteği ile yapılmış Kilis’e, sadece Gürcistan’a değil tam anlamıyla Kafkaslara hükmedercesine  yapılmış.Otelin penceresinden Tiflis şehrini Akşam’ın geç vakitlerinde  seyrederken tarihi geçmiş, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokan  Cemal, Enver ve Talat  paşalar hatırıma geliyordu.
CEMAL PAŞAYI TİFLİS’DE KİM ÖLDÜRDÜ ?
Tiflis,  Osmanlı-Türk tarihi için çok önemli.İttihat  ve Terakki’nin 3 önemli isminden biri olan Cemal  Paşa  21 Temmuz  1922’de  saat 22.30’da  Tiflis’deki Rus gizli servisi binasının yakının da Büyük Petro caddesinde bir suikast sonucu öldürülmüştü.Cemal paşa Osmanlı’nın  donanma komutanıydı.Osmanlı’yı savaşa sokan 3 önemli isimden birisiydi.Basın ve yayın organların da  Cemal Paşa’nın   Tiflis’de  öldürülmesi  şu şekilde yer almıştı.
*Cemal Paşa Yukovski Sokağı’nda neden öldürüldü?
…” Tarihler  21 Temmuz 1922. Yer  Tiflis.Saat 22.30 civarında  Cemal Paşa  yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle Tiflis’de kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski sokağının köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.
Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu.İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı.Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı.Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.
O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı.Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı.Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. …”
Yine  dönemin basın yayın organları Cemal paşa suikastı ile ilgili şu bilgileri yazacaktır.“İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu. 28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu…”
Bugün acaba kaç kişi Cemal paşa’nın Tiflis’de, Enver Paşa’nın  Amuderya yakınlarında, Pamir dağlarında ve Talat Paşanın da  Almanya’nın başkenti Berlin’de  Rus  Derin Devleti’nin sinsi ve gizli planları ile Ermenilere öldürtüldüğünü biliyor?Aslında gerçek katiller Rus KGB ajanları.Tiflis’de kaldığım otelin 16. katındaki penceresinden Tiflis caddeleri ve Kura nehrini seyrederken  pencereden  esen  sonbahar rüzgarı beni tarihin derinliklerinden  alıp çıkarıyordu.Ve “tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” sözünü bir kez daha  hatırlıyorum.
TİFLİS’İ TEPEDEN SEYRETMEK
Tiflis’te ilk durağımız Tiflis’e hakim Tiflis kulesinin bulunduğu yer oluyor.Buradan Tiflis’i doya doya seyrettikten sonra Gürcü anası heykelinin bulunduğu Tiflis’te ki Selçuklu kalesini geziyoruz. Selçuklu kalesi yer yer yıkılsa da geçmişin nazlı yadigarı.Gürcü anası Tamara 1200‘lü yıllarda Gürcistan prensesi olarak Gürcistan’ı yönetmiş, tarihi kaynaklardan ise Tamara’nın Kıpçak Türk’ü beyinin kızı olduğunu öğreniyoruz.Kıpçaklar ve Kumanlar asker olarak Gürcistan kralları yanında görev yapmışlar.Tiflis bir çok kez el değiştirmiş. Selçuklu ve İslam eserlerinden iz kalmasa da Tiflis kalesi her haliyle Selçukludan çok şeyler söylüyor.
TİFLİS’TE CUMA NAMAZI
Dünyanın bir çok yerinde Cuma namazı kılıp, bayram kültürünü yaşadım.Beni en çok duygulandıran Cuma namazlarından birisini de Tiflis kalesi eteklerinde ki tarihi Tiflis camiinde yaşadım.Tiflis camii tipik minaresi, kırmızı tuğladan yapılan duvarlarıyla İslam medeniyetinin Tiflis’e vurduğu bir mühür olarak tüm ihtişamıyla karşımızda.Bir zamanlar Sünni ve Şii Müslümanlar bu camide ayrı ayrı namaz kılıyorlardı.Camide iki mihrap ve iki minber vardı. Bugün ortada ki duvar açılmış namazlar Sünni inanca göre kılınıyor.Cuma namazı kılmak için camideyiz.Cuma ezanları bile dışarıdan değil içeride okunuyor.İmamın Azeri Türkçesiyle okuduğu hutbe gönlümüzü coşturuyor.Adeta bir şiir gibi hutbe okuyan İmam Kur’an-ı Kerim’in öneminden ve İslam kardeşliğinden söz ediyor.Cuma namazımızı Acaralı, Azeri, Gürcü ve Türk Müslümanlarla birlikte eda ediyoruz.Caminin çevresinde büyük bir inşaat faaliyeti var.Caminin hemen yanı başında küçük bir odada bir cenaze olduğu söz ediliyor. Kameramı alarak cenazenin bulunduğu yere doğru giriyorum.Yüzü açık, makyajlanmış cenaze siyahlar giymiş birkaç kadın tarafından ziyaret ediliyor.Muhtemelen cenaze namazı kılmak üzere getirilen bir cenaze.Tam çekim yaparken cenazenin yüzü kapatılıyor.Bazıları cenazenin bir Hıristiyan aileye mensup olduğunu söylüyorlar.Ancak Gürcistan’da cenaze kültürü çok enteresan.Gürcüler cenazeleri 7 gün mumyalayarak bekletiyorlar.Ve 7 gün boyunca cenaze sahibi cenazeyi ziyarete gelenlere ziyafet veriyor.Şaraplar içiliyor ve cenaze sahibi çok büyük masraflar etmek zorunda kalıyor.Bu sadece Gürcülere ait bir gelenek değil, Orta Asya ve Kafkasya da bu gelenek hala yaşatılıyor.Müslümanların da bu gelenekleri kısmen yaşattıkları bilinmekte.
Tiflis caminin yanında ki Selçuklu ve İran dönemine ait eserler olan hamam, kültür merkezi, tipik mimarisi ve muhteşem kapılarıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Kale ve Camii Hamam’ın bulunduğu meydandan muhteşem gözüküyor.Çınar ağaçları altında Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in heykeli dikkatimizi çekiyor. Buradan Kura nehri kenarında Gürcü yemeklerinin yendiği restoranta gidiyoruz.Hamur işi yemekler, fasulyeden yapılan soslar, haşlanmış mantarlar, peynir, fasulye ve patatesli pideler ve salatalarıyla Gürcü mutfağı hem gözümüze hem gönlümüze hitap ediyor.Kura nehrinin çağlayarak aktığı yerde kurulu bu restaurantı ve Gürcistan yemek kültürüyle ilgili belgesel görüntüleri çekiyoruz.Kocaeli heyeti afiyetle yemeklerini yerken bir taraftan da Kura nehrini doya doya seyrediyorlar.Yemekten sonra Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesine gidiyoruz.Kilise 1995 yılında yapılmış.Sadece Tiflis’e değil tüm Kafkaslara adeta hükmedercesine yapılan kilisenin içerisinde papazlar ayin yapıyor.Genç ve yaşlı Gürcüler ile dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Hıristiyanlar ayinlerini yaparken, kilise de görevli siyah elbiseli, siyah uzun sakallı ve siyah külahlı papazlar ayin yapan Hıristiyanlarla yakından ilgileniyorlar.Papazlarla belgesel çekimi isteğimiz olumlu karşılanıyor.Orta yaşlı bir papazdan kilise ve Gürcistan’da ki Hıristiyanlarla ilgili bilgiler alarak otelimize dönüyoruz.

About Belgesel Yayıncılık