Notice: wp_enqueue_script hatalı çağırıldı. Betikler ve stiller wp_enqueue_scripts, admin_enqueue_scripts, ya da login_enqueue_scripts kancalarından önce kayıt edilmemeli ya da sıraya alınmamalıdır. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 3.3.0 sürümünde eklendi.) in /home/belgesel/public_html/wp-includes/functions.php on line 4152
2009 – Belgesel Yayıncılık

Belediye Başkanı Köşker’in Başarısı

  Belediyeler önemli makamlar. İnsanın doğumundan, evlenmesine ve   ölümüne kadar  ilgilenip , bir çok hizmet veren   resmi  devlet  kurumu.  5 Yılda bir kendimizin   seçtiği Belediye  başkanları çok iyi  çalışmalı. Nerede olursam  olayım, belediye hizmetleri ve Gebzeyi  yakından takip etmekteyim.Deyim yerinde ise bir ayağım Gebze’de. Gebze  gündemini takip etmek Gebzye karşı bir vefa borcu.

    Belgesel  tv programı  çekmek  üzere çıktığım 15 günlük  Anadolu  gezimin ardından önceki gün Gebze’ye döner dönmez   bu gün  ilk iş Başkan Köşkerin basın toplantısını  yorumlayacağım. Anadolu’da yaptığım 15 günlük  gezi boyunca bölge ile ilgili çok önemli araştırmalar yapıp, tarihe önemli not düştük. Bu gezimle ilgili yaptığım araştırmaları zaman zaman bu köşede  sizlerle paylaşacağım.

  * BAŞKAN  İLE  SOHBET

  Gebze’ye döner dönmez ayağımın tozu ile dün sabah  Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’in düzenlediği basın toplantısına katıldım.

  Sabah erken  geldiğim  Eskihisar’da   başkan ile  saihilde yürüyüş yaptık, balıkçılarla  birlikte çay içip, Eskihisar  bölgesindeki yatırmlarla ilgili konuştuk. Sayın Köşker, basın toplantısında çok önemli mesajlar verdi. Köşker’in açıklamaları ile ilgili gazetemizde arkadaşlarımız ginuş bur  haber yaptı.  Evet, son 15 günümü Anadolu’nun  değişik illerinde geçirsem de Gebze’den hiç kopmadım. Her gittiğim ilde yaptığım araştırmalar ve gözlemlerode bu bölgeleri Gebze ile kıyaslamadan geçemedim. Acı ama gerçek , Anadolu’nun bir çok il ve ilçesi Gebze’ye göre çok gelişmiş. Bölgede yapılan yatırımlardan bölge halkıda oldukça memnun. Gebze’nini vergileri siyaseten güçlü olan   illere gittiğini yerinde tesbit ettim.

 *GEBZE İLE KIYASLADIM

   Kütahya, Bursa, Kastamonu, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane illerinde 15 günlük gezim boyunca çok önemli araştırmalar yaptım. Bu bölgelerdeki gezim sonrası, Gebzeliler adına bir kez daha üzüldüm. 4 ilçeye bölünmeden önce 500 bin’in üzerinde bir nufusu içerisinde barındıran Gebze bölgesi,  Anadolu’da  10-15 bin nufuslu bir ilçeden dahi geride. Bir çok yerde Üniversiteler bile varken, Türk sanayinin kalbi konumunda bulunan Gebze’yi bir üniversite bile çok görülmüş.

   Başkan sayın Köşker olumlu ve  güzel düşünüp, güzel şeyler söylen bir insan. Sinerji veriyor. Ancak  acı gerçekleri söylemeden geçmek olmaz. Gebze hak ettiği hizmeti alması için top yekün  bir çalışma başlatmalı.

  * GEBZEYİ  MARKA ŞEHİR YAPMAK..

     Gebze olarak ödedeğimiz vergilere ve aldığımız  devlet yatırımlarına baktığımızda durumun ne kadar vahim olduğu ortada

Ülke ekonomisine ve bütçeye büyük katkı sağlamamasına rağmen Gebze’nin hakkını alamaması çok kötü. Gebze varlık içinde   yokluk çekiyor. Gebze çok şanslı bir bölge.  Gebze’nin  bir çok değeri var, Sayın Köşker  bu değerleri bir bir ortaya çıkartmak  peşinde. Başta belediye başkanları Milletvekilleri  olmak üzerine  herkes,Gebze’nin marka şehir olması için üzerine  düşen görevi   yerine getirilmeli. Boş  sözler  ve yaldızlı lafları bir kenara bırakıp devletden hakkımız olan hizmetleri almalızyız Evet, Gebze bölgesi  Anadoluya göre çok geride olsada . İlçemizi marka şehir yapmak bizlerin elinde, Yeterki sayın   başkan Köşker’in  söylediği gibi  herkes üzürine  düşan görevi  yapıp,  Gebzeye  sahip çıksın

    Sonuç olarak  Sayın Başkan Köşker’in, kültürel   hiç bir  yararı olmayan Festivalleri  durdurup , israfa karşı aldığı  olumlu  tavır başta olmak üzere, güzel görüp, güzel düşüme önerisi. Her şeye olumlu bakma önersi ve  sorunları, sorun  olmadan diyalogla çözme  fikrini  yürekten   destekliyorum.

  Sayın  Adnan Köşker’in başarısı Gebze’nin başarısı  olacaktır. Gebze bir gün “ Sanayi, Bilim, teknoloji, kültür ve Turizm’de Marka Şehir olacaktır…

Başkan Karaosmanoğlu’ndan Açıklama Bekliyoruz…

Gazetemiz günlerdir yazıyor.  Dilovası’nda 200 dönüm arazi üzerine kurulması planlanan Mermerciler Fuarı’nın önce 1/ 5000’lik planlara işlenip daha sonra da sessiz sedasız Büyükşehir meclisinden geçtiği ortaya çıktı.  Bazı Ak Parti   milletvekilleri ile Başkan Yaman’ın da büyükşehir belediyesi’nin bu kararına karşı çıktığı  söyleniyor. Herkesi rahatsız eden bu projeye Karaosmanoğlu’nun nasıl onay verdiği merak ediliyor. Çevresi Organize sanayi bölgeleri ile kuşatılan Dilovası, sanayiden kaynaklanan çevre ve hava kirliliğinin bedelini ödemeye devam ederken Dilovası’na büyük bir külfet getirecek Uluslararası Mermerciler ve fuarı ve borsası ilçede şok etkisi yarattı.

*Mermerciler OSB’de kaç mermerci var ?

    Köseler,  Demirciler  bölgesinde “ Mermerciler OSB adı ile kurulan  Organize sanayi bölgesi bugün mermerciler yerine  çok  başka  bir alanda hizmet veriyor. Gebze  bölgesi OSB  adı altında  adeta  haraç mezat satıldı ve büyük   rantlar elde edildi. Özde değil, sözde kurulan  bazı OSB’ciler  Gebze arazilerinden  haksız  rant elde ettiler. Artık Gebze bölgesi  sözde OSB adı altında  haraç mezat satılmasın.  Gebze üzerinden  haksız ranat elde edilmesin Büyükşehir Belediye başkanı  sayın Karaosmanoğlu’ndan  bu konuda  açıklama  bekliyoruz.

   Gazetemizin konuyla ilgili  yayınları devam edecek. milletvekilleri aracılığı ile Türiye Büyük millet Meclisi başkanlığı ve  Başbakan’a  soru önergesi  verdirecektir.   Gebze bölgesi artık sanayi yükünü  çekemiyor. Gebze ye gerçekten yazık oluyor. Merak edip soruyorum.. Acaba  mermerciler  adı ile kurulan  Köseler köyündeki  OSB’de  kaç mermerci var? Başkan  sayın Karaosmanoğlu lütfen araştırıp açıklama yapmalı.

* OSB‘ler  TBMM gündemine getirilmeli..

   Gebze bölgesi tam bir OSB cenneti. Önüne gelen  OSB kurdu. Yıllar önce dönemin Kocaeli milletvekili sayın Şevket Kazan aracılığı ile  TBMM’ye  GOSB ile ilgili soru önergesi verdirmiştik. Bilgileri TBMM  arşivinde var.

   İMES,İMİS,DOSB ve Kimyacılar OSB’ye ile etrafı çevrili olan Dilovası’nda DOSB hariç, diğer OSB’lerin doluluk oranı çok düşük iken, Dilovası’nın yükünü kat kat artıracak ve yıllardır çözüm bekleyen sorunların çözümünü bir kat daha zorlaştıracak mermerciler borsası kurulacak  araziyi Büyükşehir’in 1/ 5 binlik planda yerini ayırması ve geçtiğimiz haziran meclisinde de sessiz sedasız meclisten geçirmesi  gerçekten  çok manidar. Her fırsatta Dilovası’na önem verdiğini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı  sayın  İbrahim Karamosmanoğlu Dilovası halkının tepki verdiği bu karara nasıl onay verdiğini  kamuoyuna  açıklamalı.

   Yeni OSB kurmak bir yana, tıpkı kömürcüler OSB gibi, İmes ve  Kimyacılar OSB’de  kaldırılmalı. OSB konusu  ciddi şekilde  araştırılıp  bir Meclis  araştırması  önergesi ile  Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmeli.

Sigara Savaşını Yeşilaycılar Kazandı.

Sigara  yasağı geçte olsa  nihayet başladı.Gençlere sigarayı özendirmek için   Türk filmlerinde sigara içme sahneleri, sigara içmeyenlere  karşı alaycı  bir şekilde “ Sende mi Yeşilaycısın” sözleri. Sigara içmeyi erkeklik  göstergesi  sayılması daha neler neler…

    Sigara  herkesin hayatına  girmiştir. Tıpkı benim hayatıma daha 7 yaşında girdiği gibi. Ben sigaraya 7 yaşımda “ Trabzon-Akçabat “ tütünü içerek  başladım.  Yatılı  okula  girdiğim  13 yaşında kaldığım yurtta kimse sigara içmediği için  sigarayı  bıraktım.  16 yaşında yani  1976 yılından  itibaren kendi çapımda  sigaraya karşı savaş açtım. Sigara aleyhine  çıkan  yazı, makale ve haber küpürlerini  derleyip kalın bir  kitap haline getirdim bile. Sigara nihayet yasaklandı. Bir zamanlar  devlet tekelinde satılan sigara, askerde bile mehmetçiğe  dağıtılan  mehmetçik  sigaraları artık  tarih oldu. Türkiye geç de olsa  sigara yasağını başlattı. Keşke bu yasak daha önce başlatılsaydı. Sigara yüzünden bir çok ocaklar söndü ve  yuvalar yıkıldı.

     Sigara savaşını alay edilen “Biz Yeşilaycılar”  kazandı. Sigara yasağının  başarılı olacağına inanıyorum.  Yasak hayırlı ve  uğurlu olsun.

Dilovası Gerçeği ve Polisan’ın Yemeği

Polisan Yönetim Kurulu Başkanı  Necmettin Bitlis’in Dilovası’ndaki çiftliğinde verdiği  geleneksel  yaz yemeğine  katıldım.  Yemekte çok sayıda davetli ve önemli kişiler vardı.

   İstanbul’dan ve Ankara’dan gelen eski bakanlar, milletvekilleri Bitlis’in yemeğine ilgi gösterdiler: Eski içişleri bakanı Abdülkadir Aksu, Eski bakanlarda Güldal Akşit,  Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu, Dilovası Belediye Başkanı Cemil Yaman, Vali Sözer ve çok sayıda işadamının katıldığı yemekte tam anlamıyla rezil olduk.  Foseptik gibi açıktan akan Dilderesi’nin pis kokusu yemeğe katılan davetlileri rahatsız etti. Nefes almakta bile zorlandığımız bir yemek oldu.  Polisan’ın çiftliğine giderken, Anadolu’daki köyleri anladıran küçük küçük evler gözümüze çarparken, hemen bu evlerin aşağı tarafı ise fabriklarla dolu. Yukarısında ise Polisan’ın müthiş çiftliği bulunuyor

Evet Dilovası gerçekten çok farklı  tam anlamı ile 3 yüzlü bir bölge..

    Dil Deresine bir çözüm bulunmalı. Başkan Karaosmanoğlu burayı ıslah edip yaşanılabilir hale getireceğini ve çevre kirliliğini en aza indireceğini bir sene önceki ayni yemekte  söylemişti. Oysaki her geçen gün buranın daha da kötü hale geldiğini görüyoruz. Büyükşehir Belediyesi burası için geçen bir yıl boyunca hiç .bir çalışma yapmadı. Deyim yerinde ise Dilderesi pislik akıyor.

Yetkililer artık Dil deresinin çevre sorunlarıyla ilgilenmeli. Rezil olduğumuz bu davet herkes ders çıkarmalı. Belediye başkalığı makamı önemli bir yerdir ve o makamlarda oturan başkanları görevlerini hakkıyla yerini getirmelidirler. Başta Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu olmak üzere Kocaeli Valiliğini göreve davet ediyoruz.Şimdi gelin bir yıl önce bu köşede yer alan  yazıyı birlikte okuyalim.

   Bakın bir yıl  önce  “ Polisan yemeği ile ilgili ne  yazmıştık?…..

 Dilovası Zirvesi’nin Ardından  ( 7 Ağustos 2008

 Polisan Holding yönetim kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in katkılarıyla güzel  bir zirveye ev sahipliğini yaptı. Kocaeli protokolü  tam kadro  Polisan’ın  Dilderesi’ndeki  çiftliğinde  toplanıp  hasret giderdi.

Son dönemlerde adından hep kötü olaylardan söz edilen Dilovası, önceki akşamki  zirvede tarihi bir gün yaşandı. Çiftlik  adeta  yalancı cennet gibi. Zirveye Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül yanı sıra Kocaeli bölgesinden iş ve siyasete yön veren birçok kişi katıldı.

 * BİTLİS ÖRNEK OLMALI

Böylesine güzel bir ortamda il ve ilçe  protokollerini Diliskelesi’ndeki çiftlikte buluşturma başaran, Polisan A.Ş yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in Gebze  bölgesindeki tüm sanayi kuruluşlarına örnek olacak bir çalışmaya imza atması bizleri sevindirdi. Bitlis’in Dilovası’nda yaptırdığı bu çiftliği, bölgede eğitim öğretim yapan okullara da açmalı. Dilovası artık çevre kirliği ve Ergenekon iddialarının yerine böylesine etkinliklerle anılmalı

Önceki akşam katıldığım bu zirvede Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Küçük’le görüşme imkânı buldum.

  *ŞEHİTLİKLER AĞAÇLANDIRILMALI

Milli Savunma Bakanı  Sayın  Vecdi Gönül’’den, Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki şehitliklerin ağaçlandırılması için bakanlığın kampanya başlatılmasını istedim. Kampanya üzerinde çalışmalar yapacaklarını  söyleyen Gönül  “ Şehitlerimiz  Fidanlarda  Yaşasın” kampanyasına   sıcak baktı.

 Bakan Gönül  Gebze  gezisi ile ilgili  şu bilgileri de verdi. TÜBİTAK’da  Savunma Sanayi Müsteşarlığı fonundan verdiğimiz projeleri takip etmek üzere geldim. Yetkililer projelerle ilgili geniş bilgi verdiler. Gördüm ki, hepsi programlanmış bir şekilde ve başarıyla gidiyor. Bundan fevkalade memnun oldum. Bunlar savunmayla ilgili hayati derecede önemli projeler. Türkiye’nin teknolojik olarak geldiği noktayı müşahede etmekten ayrıca memnun oldum.” diye konuştu.

 Sayın Gönül artık İzmir milletvekili. Bizim Sayın Gönül’den  Gebze   adına bir isteğimiz  var. TÜBİTAK Sahasındaki Atatürk’ün vasiyeti   olan Anibal’ın  bulunduğu bölgeyi   Gebze halkının  hizmetine  açması için  çalışma yapmalı.

DİLDERESİ NEDEN   ÇAMUR AKIYOR?

  Dilovası zirvesine katılanları,  adeta çamur akan  Dilderesi’ni durumu  çok  üzdü. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’na  çamur  akan Dilderesi’ni göstererek neden bu kadar kirli olduğunu sordum. Karaosmanoğlu sorumuz üzerine Büyükşehir Belediye Başkan vekili Sayın  İlyas Şeker’i yanına  çağırıp, konu üzerinde  araştırmalar yapmasını istedi Dilderesi’ni kirletenlere gerekli cezai yaptırımın uygulanacağını söyledi

GEBZE  KOCAELİ’NİN BİRİNCİ İLÇESİ.

Zirvede görüştüğüm İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Küçük ise, Gebze’deki öğrenci sayısı İzmit merkez ilçeye göre,  çok daha fazla olduğu için Gebze  birinci,  merkez ilçe İzmit’in ikinci sırada, üçüncü sırada ise Darıca olduğunu söyledi.

 İl Milli Eğitim Müdürünün Gebze bölgesine büyük yatırımların yapıldığını da sözlerine ekledi. Mehmet Küçük’ün bu sözleri bizlere Gebze eğitimi için sevindirdi. Umut ediyoruz ki Eğitim ve Öğretim konusunda Mehmet Küçük, gerekli desteği Gebze’ye vererek nice ÖSS ve OKS şampiyonların ve geleceğin önde gelen kişilerin Gebze’den çıkmasına ön ayak olur.

  * Polisan’ın  çiftliğini  sizde görüp örnek alın.

    Evet,  Gebze,   Darıca ve  Çayırova   ilçelerimizdeki sanayicilerimizde   tıpkı  Sayın  Necmettin Bey gibi bir zirve toplayıp yeni ilçe olmanın  keyfini çıkartıp  ilçe protokolünü bir biri ile kaynaştırabilir.Dilovası  zirvesi gerçekten  her bakımdan güzel ve örnek alınacak bir zirveydi. Herkesi Polisan’ın Dilderesi’ndeki adeta yalancı cennet olan Çiftliğini görüp örnek almaya davet ediyorum.     (7 Ağustos 2009)

      Evet aradan bir yıl geçti ve Dil deresi  çevreyi kirletmeye  devam  edilyor. Büyükşehir Belediye başkanı  Dilderesi ile ilgili  hiç bir şey yapmamış ki  dere dahada kötü akıyor. Dilderesi ile ilgili gazetemiz  üzerine düşen görevi yerine getirecek  ve  Devletin  Ankaradaki  ilgili birimlerine  şikayet yazısı gönderecektir. Sadece Dilderesi değil Eskihisar ve Çayırova dereleride  çevreyi  kirletip  zehir akmaya   devam ediyor.

Vefatının 109. Yılında Gazi Osman Paşa

İsmail Kahraman’ın Kamerasından   Plevne  Kahramanı  Gazi Osman Paşa  ve Plevne Savaşları Belgeseli

“Tuna Nehri Akmam Diyor” marşı ile kültür tarihimizde önemli yeri olan Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa belgeseli Devr-i Alem’ programında bir çok tv  kanalında yayınlandı.

4 Nisan 1900 tarihinde vefat eden Gazi Osman Paşa’nın vefat yıl dönümü ile ilgili  İsmail Kahraman; Belgesel çekimleri  için  Bulgaristan’ın Tuna boyları, Plevne, Vidin ve Niğbolu’da  Tv çekimleri yaptı.1. 2. ve 3. Plevne savaşları ile  Plevne  kahramanı  G.O.Paşa’nın hayatının anlatıldığı  Belgesel’in  senaryo metnini yayınlıyoruz.

  Türk Zaferler Tarihi.

  Türk Tarihi,savaş tarihi.Çöküşle birlikte fetih savaşları değil.Direnme,müdafaa savaşları başlar.Kanişe,Silistir, Budin, Kars, Edirne, İşkodra, Yanya, Çanakkale “Geçilmez”, “terk edilmez”denilip Türk halkının göğsünü siper edip yüzbinlerce evladının şehit düştüğü direniş noktaları. Çözülüş döneminde en çok savaşı Ruslar’la yaptık. 1711 den başlayarak 230 sene aralıksız savaştık.

    * Ruslarla 230 yıl savaşdık

   Ruslar,Türkler Avrupa’ya ayak bastığında tarihte yoktu.Önce Altın Ordu Devleti sonra Kırım hanlıklarıyla 7-8 asır başlarını kaldıramadılar. Ama sonra, Finlandiya’dan Kazakistan steplerine kadar milyonlarca askeri, Türklerin üstüne tam 230 yıl sürdü. Osmanlının çöküşü müdafasız kalışı Kırımın kaybedilmesiyele başlar.Osmanlı Avrupa’da hangi savaşa girse Kırım hanlıkları en önde yola çıkar. Anadolu’dan gelen akıncılarla birleşip savaşırdı.Kırım’ın elden çıkışıyla Türk tarihinde hezimetler dönemi başlar.Yani,yenildik ama ezilmedik, “şerefli mağlubiyetler” dönemi. 1711 senesinde Prut savaşında Baltacı’nın  perişan ettiği Rusların üstüne gitmeyişi,Türkler’in içinde hep bir hayıflanma olarak kaldı

Eli kalem tutun Türk yazarları,Sarıkamış’ı Çanakkale’yi,Medine müdafasını, Kanije’yi, Silistire’yi,Plevne’yi dönüp dönüp Enver Behnan Şapolyo gibi yazmak zorunda,ekmeğini suyunu içtiğimiz bu topraklara büyük borcumuz vardır.

    *  Ruslar 93 Harbi’nde İstanbul’a geldiler.

 Halk arasında 93 harbi denilen 1877 Türk-Rus savaşı sonunda Türkler, Avrupa kıtasındaki tüm toprak parçalarını tek etmek zorunda kaldı. Camileri, tarihi eserleri, köprüleri yetiştirdiği büyük devlet adamlarıyla Türkler bu topraklarda “ aziz” bir gölge bıraktı. Avrupa denilen bul dev şeytanı lanetli sahiplerine terk ettiler. Avrupa’nın hakimi Türkler, yedi-sekiz yüzyıllık imparatorluğun sonunda yanlarında ne hazineler, ne ganimetler, ne şan,ne şöhret.. Dönüşte yanlarında sadece gururlarını getirdiler!!!

93 harbi sonucunda Ruslar İstanbul Yeşilköy’e kadar geldiler.Antlaşmayı burada yaptık.Antlaşmayı yaparken Türklere ziyafet verdiler.Saraydan ziyafet için gelen tabaklar,kaşıklar hepsi altındı.Ağlayarak antlaşmayı imzalayan Saffet Paşa,galiplerin bakır tabaklarda mağluplerin ise altın tabaklarda yediğini görünce ziyafet vermekten vaz geçti.

     * 145 Gün Süren Plevne Müdafası..

 1876 yılında Abdulhamit’in iktidara geldiği tarih. 1.meşrütiyet’in ilanı.Millet vekilleri kürsüden,savaşa zengin,torpilli çocukların gönderilmediği halkın bu kadar açımasız çelişkilere dayanamayacağını söylüyordu. Savaş tüm  Balkanlardaydı,Plevne’de odaklandı ve Plevne müdafası tam 145 gün sürdü. Avrupa’daki son 145 gün.

Plevne müdafasının büyük anlamı şudur.Büyük direniş olmasaydı,Ruslar,taze ve yıpranmamış kuvvetlerle İç Anadolu’yu ve İstanbul’u çok rahat alacaklardı. Üstelik Ruslar Anadolu’da Ermeniler’i, Kürtleri’i ve Balkanlarda zaten Sırplar, Bulgarlar, Rumenleri’i çoktan ayaklandırmışidi ordular halinde üstümüze sürmüşlerdi.

Rusların’ın Plevne’den sonra rahatca İstanbul’a girmesi Avrupa’yı endileşelendirdi.İngilizler,Ruslar’ın Osmanlı’yı tekbaşına yenmesine müsaade etmeyip gemilşerini Çanakkaleden İstanbul önlerine sürdü.Hatta Yeşilköy’de  yapılan antlaşmayı Avrupa devletleri beğenmeyip Berlin’de yeni bir antlaşma yapıldı.Avrupa devletlerinin müdahalesi yani büyük lokmalarını Ruslara tek başına vermeyişleri İstanbulu kurtarmış oldu

     * 4 Nisan 1900 tarihinde vefat eden Gazi Osman Paşa ve Türk  Tarihi

  Gazi Osman Paşa ismi,Türk tarihinde,Fatih-Kanuni devirlerinden sonra Türkler’in en çok beğendiği isimdir.Yani,son ikiyüz – üçyüz yıl içinde Türk tarihinde sevilen Atatürk ve sonra Gazi Osman Paşa’dır. Balkan, Çanakkala ,Sarıkamış ve  Kurtuluş savaşını yapan kuşak   ,Gazi Osman Paşa’nın hikayelerini kahramanlık şiirleriyle büyüdü.Gazi Osman Paşa,hem cihan harbi hemde kurtuluş savaşı veren nesillerin büyük efsanesi olarak yaşadı.

 Berlin Antlaşması sonrası esir Osman Paşa, Rusya’dan gemiyle kız kulesi önünde sahile çıkar.İstanbul yerinden oynar. İstanbul halkı ona geniş kollarını açar. Gazi  Osman Paşa, karanlık günlerde Türklerin  kudretli kahraman duygularını okşamış yüce bir komutandı. Türkler Osman Paşa sevgisiyle sanki kaybedilen topraklarını unutmuş, Gazi Osman Paşa’nın ismi, şöhreti, kaybedilen topraklardan daha değerli, daha kutsal hale gelmiştir. Ünü, şöhreti, Abdülhamit’i geçer. Bu yüzden Abdülhamit başıma bir şey gelir diye Osman Paşa’yı sarayından yanından hiç ayırmadan ona çok büyük nişanlar verip durmaksızın saygı gösterir.

 4 Nisan 1900 günü öldüğünde yer yerinden oynar. İstanbul ve Anadolu iki gözü iki çeşme hüngür hüngür ve günlerce ağlar. O gün bugün ve yüzlerce yıl daha ilçelerimiz, ilkokullarımız, caddelerimiz, mahallelerimizin adı Gazi Osman Paşa olarak kalacak.

  * Rusların   hedefi   Türkiye

  Ruslar Slavdır. Slavlar, Rus, Polonez, Sırp, Çek, Hırvatlar, hepsi aynı soydur.Bosna savaşı bu yüzden bir nevi Plevne’nin intikamı, devamı gibi gerçekleşti. Slavlar’ın tarihi büyüklüğü Büyük Petro’yla şekillenir. Büyük Petro’nun Rus halkına yazdığı büyük vasiyeti Rusların tarihi stratejisidir. Üç devletle sürekli savaş yapılmasını ister. Biri Baltık Denizi’ne inmek için İsveçliler, diğeri Karadeniz’i ve Boğazları tuttuğu için Türkler, sonra Basra ve Hind Denizi için İranlılar.Ve aynı vasiyette, Türkleri Avrupadan Kovun der. Osmanlının elindeki ortadoksların hamiliğini üstlenir ve ortadoksların Ruslarla  Moskovaya bağlanmasını ister. Bütün Türk illerini zaptediniz diye emir verir vasiyetinde. Rusların tarihi sıtratejisi de bu büyük petronun vasiyetiyle oluşur,  bu vasiyet bu güne kadar harfiyen çalışır!!!

  * Rusların 500 bin  kişilik ordusuna 185 bin kişi ile karşı  kondu

  Rusların 93 harbinde sadece kendilerinden topladığı ordu üçyüzbin kişi, buna Bulgarlar ve Romenleri eklediğinizde dörtyüz – beşyüzbin kişilik bir ordu ve istedikleri kadar ihtiyat kuvvetini hemen cepheye sürecek büyük bir güçleri vardı. Bu rakamlar savaşın safhalarında sürekli büyüyerek değişir. Türklerin tüm balkanlara sürdüğü orduların toplamı 185 bin kişiden ibaretti. Osman paşa kumandasındaki kuvvetin toplamı 60 bin kişi.Sofyada 25 bin kişilik ihtiyat kuvveti mevcuttu. Toplar silahlar cephanenin dökümünü vermek zaman alır, kuvvetlerin oranı dörtte bir, yada beşte bir ve plevne savaşları başladığında bu oran yedide , sekizde bire kadar düştü.

Tuna boyları bir nevi Osmanlının doğal sınırıydı. Ruslar tuna boylarını ordularıyla aştığında, İstanbulda kimse süsünden, Sefasından Bir şey kaybetmek istemiyordu. Üstelik hristiyan unsurlar askere gitmiyor, vergi vermiyor, yardım etmiyorlardı Tanzimattan bu güne Avrupa Siyaseti Türkiyedeki  azınlıkları  koruyan, kollayan yasları Türkleri borçlandırarak çıkartırıyor, azınlıkların  yanına şımarıklıktan varılmıyordu. Fakir Türklere nefretle bakılıyor. Beyoğlu yüksek apartmanlarla büyürken, İstanbul tarafı ahşap binalar içinde gittikçe sefilleşiyor.

  *Gazi Osman Paşa’nın Hayat Hikayesi..

  Osma Paşa subaylık günlerini hasta Osmanlının kötürümleşmiş bölgelerinde geçirir. Osman paşa 1832 de Tokatta doğdu. Babası İstanbula gelip cihangire yerleşti Harp okulunu piyade sınıfını 1852 de bitir. 1853 de Rus savaşına teymen olarak katılır. Silistre müdeafasını yapan Musa paşa şanlı bir svaş veriyordu. Musa paşa şehitliği Osman paşayı çok derinden etkiler. 1854 de İngilizler – Fransızlar Osmanlıyla birleşip kırım harbine girer. Osman paşa bu savaşlarda önce üst teğmen sonra yüzbaşı olur. Sonra Bursa’ya tayin… Kol ağası Osman bey 1865 yılında bir isyan üzerine Suriyeye gönderildi. Girit isyanı başlayınca suruyeden Girite …Giritte kendileine Romalı diyen dağlı eşkiyaların üstüne gidip perişan etti… 1868 Yılında Yemende isyan çıktı. Alay komutanlığına Osman Paşa tayin oldu.Yemende sıcaklardan hastalanıp İstanbula döndü.

 *Osmanlıyı yıkan  dış borçlar ve  dış politika

 İstanbul karışıktı, yeni Osmanlılar cemiyet kurmuştu. Osman paşa Merkez komutanlığına getirildi.Namık Kemaller Ziya Paşalar hürriyet şiirleri yazıyor. Osman paşa bunlara karşı çıkacak adam değil. O siyaset değil. Askerlik yapmak istiyordu.Sadrazam Mahmut nedim paşa “Rus siyaseti” güldürüyor. Halk sadrazama Nedimof adını vermişti. Osmanlının Avrupaya borçları 200 milyon İngiltere ve Fransa borslarında Osmanlı tahvili alıp satmak karlı iş. Nedim paşa Rusların teşvikiyle faiz borçlarını yarıya indirdi. Avrupa borsaları sarsıldı. Türkler, Rus entrikalarıyla bizim paramızı yiyor deyip Türkiyenin Avrupa siyaseti bozuldu. İşte bu borçlar, faizler sonucu, Türkiyeye baskı oluşturup ekalliyetler lehine bir yığın yasa çıkarttırıyorlar.

  * Avrupalılar ve  Rusların  Azınlıklar  Oynu.

   Ruslar sırbıstanı Balkanları ayaklandırdı. Avrupalılar içimizdeki azınlıkları ayaklandırıyor. Bu günlerde Osman paşa Bosnaya tayin oldu. Bulgar asilerin balkan mezalimi tüm dünyada ibretle izleniyor, Gelmiş geçmiş dünya tarihinin en acımasız katliyamlarıyla Türkleri yok ediyorlardı. Camileri kadın, çocuk Türkleri doldurup yakıyorlar, Camilerin içinden günlerce dere gibi insan yağı akıyordu. Osman paşa Sırplarla savaştı, birkaç kasaba zaptetti. 1876 Yılında maraşel oldu. 1876 yılında 1. meşrutiyet ilan olunurken Osman paşa hudutlarda kılıç sallıyordu ve 93 harbi başladı.

    Osman paşanın heybetli bir görünüşü vardı. Sabırlı bir adamdı. Arapça ve birazda fıransızca bilir.  Askerlik hayatında bir çok nişan aldığı halde. Plavnede aldığı nişanlardan Başkasını gövsüne takmadı.!! Bu yuvarlak kürenin tüm milletleri tam 145 gün Osman paşanın plevnedeki direnişini soluğunu tutarak izledi.

  * Osmanlı; Silistre, Şumnu,Tuna ve  Kafkas Orduları ile Ruslara karşı çıkıyor

  Rusların kırım harbinin acısını çıkartmaya yeminliydi. Rusların seferberliğe başladığı haberi gelince Türkler Tunada savaşacak üç kolordu hazırladı. Hemen anadoludan doksan tabur asker Tuna boyuna gönderildi. Ordularımıza, Silistre, Şumnu ve Tuna ordusu adı verildi. Bir de Kars da Kafkasyada savaşmak üzere Kafkas ordusu hazırlandı. Ordularımızın komutanı Abdülkerim Paşa 71 yaşındaydı ve çok geçmeden yerine müşir Mehmet Ali paşa tayin edildi.Bu savaş Türklerin Avrupada kalıp kalmama savaşı. Romenler 50 bin kişilik Orduyla Ruslara katıldı. 400 Yıllık tarih içinde Romenlerle hiçbir kötülüğümüz dokunmamıştı.

    *93 Harbini  çıkartanlar  Suçu  Abdülhamide  atıyor.

   Rus orduları 14 Nisan 1977 günü dinyester nehrini aşıp Romanya girdi. Ruslar 22 Haziran 1877 tarihinde Tunayı aştı. 1 hafta sonra İstanbula ineceklerini sanıyorlardı.

Ruslar Tunayı aştığında Türk ordusunda Tüm balkanlarda toplam 210 bin kişi, 8 bin hayvan 318 top bulunuyordu. Bu rakamlar  savaşın safhalarında sürekli değişti. Türk orduların zaafı  Savaşın İstanbuldaki Harp  Şurası tarafından   yönetilmesiydi. Komutanlar telgırafhane başında birliklerin günlük emirlerini dahi  İstanbul’dan  alıyordu. 93 Harbinin açılmasına  karşı çıkan   çevreler ve  o günün savaş taraftarı   komuta kademesi   savaş mağlubiyetini   sinsice  Abdulhamite  yükleme planı gerçek tarihçiler  tarafından ortaya çıkarılmakta.   Ruslar Tunadan inerken, aynı anda Kafkasyadan Kars ve Erzuruma ‘da hucum etti.

Plevne, balkan dağlarıyla Tuna nehri arasında bereketli bir arazinin arasında kurulu bir kasaba. Şehir vid suyuna 5 km mesafede. Kayalı dere ve Graviçe derelerinin çatallaştığı yerde. Şehir açık bir şehir müdaafası mümkün değil. Ahalisinin bir kısmı Bulgar, nüfusu 17 bin.

Osman Paşa emrinde 33 bin askerle Vidin’i aldı. Osman paşanın elindeki kuvvetler savaş sürecinde 40-60 bin arası değişti.Ruslar Tunadan akıp balkanları şehir şehir zaptederken Osman paşa karşı bir haraketle plavneye harekt etti… Balkanlardaki ordularımız telgırafhane başında  İstanbuldaki Savaş şurası tarafından verilecek emir beklerken Ruslar zaman kaznıyor. Ordularımızn bir birini desteklemesi güçleşiyordu.

    * 1. Pelevne Savaşı

   Plevne savaşının ilk bölümü 1 Temmuzdan 7 Temmuza kadar sürer. Ordumuz hiç dinlenmeden 7 Temmuza kadar yürüyüş içinde, yorgunlukta ölen askerleri gömmeye fırsat bulmadan, ayakları şişmiş askerlerimiz sade peksimet yiyerek ilerler. Atlar yorgunluktan ölür Osman paşa orduya “Ey gaziler marşını” çaldırır…

“Altın toprak üstüm yaprak

Yine gönlüm hoş idi

Kal selamet kömür gözlüm

Sağa sen  sola ben”

   Türk ordusu vidinden plevneye 180 km yolu altı günde aldı. Plevne savaşının ikinci bölümü 7 temmuzdan 9 temmuza kadar ordular sadece altı saat dinlenerek hiç istirahat etmeden, önce keşif kolu gönderip ardından Rusların üzerine çullandı. Ruslar neye uğradıklarını şaşırıp Kaçışmaya başladı. 6 Gün yürüyüşten sonra 6 saat dinlenilip tam 18 saat aralıksız savaşıldı.Askerlerin çoğu topal topal savaştı. Temmuzun sekizinde Ruslar toparlanıp karşı harekata geçti. Osman paşa yeniden hucum emrini verdi. Askerleimiziz bir birleriyle helalleşip tekrar süngü takıp göğüs göğse saldırıya girdi. Bu ikinci hafta 36 saat sürdü. Bu mağlubiyet Ruslar tunayı geçtikten sonra aldıkalrı ilk yenilgiydi. Osman paşanın zafer haberi İstanbulşa ulaştı. Halk camilere koşup duaya başladı. Osman paşa ne uyuyor, Ne dinleniyor, bu adam ne zaman uyuyor, Osman paşa beş vakit namaz kılarken dinleniyor diyorlar…

 * 2. Plevne Savaşı.

   Savaşın ikinci bölümü Plevne’nin 35 km önünde Lofça’da oldu. Ruslar Lofça’ya kazaklardan oluşmuş bir ordu gönderdi. Ruslar yenilgiyi görünce Rus steplerinden  asker üstüne asker cephane üstüne cephane taşımaya başladı. Osman paşa harp tarihine geçen kendi icadı siperler kazıdırmaya başladı. İçi tam bir oda gibiydi. Siperler sıçan delikleri ile bir birine bağlanıyor, sperlerin uzunluğu 400 metreyi aşıyor. Savaş bittikten çok sonra Avrupalı komutanlar bu sperleri teknik olarak inceleyip savaş tarihine kat ettiler. Bu siperler yapılışı, boyları, kazılışı, her yönüyle Osman Paşa icadıydı. Edison elektriği icat etmişse, Türkler de kahramanlığı icat etmişti. Yan duvarları taşla örülü. Tava döşemeleri sandık kırıklarından.Yatılacak yerler ot ve pösteki oldu.

*  Anadolu Erleri Plevne’de  Destan Yazıyor.

 Lofça’da Ruslar büyük bir hizmete uğradı. Moralleri tamamen bozuldu. Ruslar hücum üstüne hücum yapıyor her defasında püskürtülüyor, yetmiyor, Osman paşa karşı hücuma geçiyor.Türk orduları Plevne’de tek bir cephede, tek bir safhasında dahi yenilmedi.Süngü savaşlarının hepsi kazanıldı. Öyle ki süngü savaşıda inanılmaz cesaretle önde yürüyen bir Türk bölüğüne “kasap taburu” adı verildi. (Anadolu çocuklarını inanılmaz kol kuvveti soğan yiyişlerinden mi, bilinmez, dört ay açlık yorgunluk, hastalıktan sonra dahi ayağa kalkıp aynı süngü harbiyle defalarca hücuma geçtiler.) Ruslar durmaksızın topçu ateşi yapıyor. Günde dört yüzün üstünde top atışı yaptıktan sonra, yeterince tabyaları uçurduk deyip yine hücuma geçiyorlar. Yine süngüyle geri püskürtüyorlardı.Bir yabancı gazeteci, spikerlerin içindeki kaygan çamurda yere dşen askerleri kaldırmak bile mesele, üç kişi yardım ediyordu, der. Aç yorgun, bataklık, çamur içinde, yürünmesi imkansız arazi  içinde Türk süngülerinin savaşı ruslar’ı kabusa soktu. Çünkü Ruslar hem asker, hem top, hem silah olarak fersahlarca büyüktü, sadece, hücum edemiyorlardı.

 *3. Plevne Savaşı

 Üçüncü Plevne savaşı 26 Ağustos’tan 31 Ağustos’a kadar sürer. Hücumla Plevne yi ele geçiremeyeceklmerini anlayan Ruslar, hezimeti, mağlubiyeti kabullenir, birlikleri dağılır.

Bozulan birliklerini toparlamakta güçlük çeker. Ve bütün Rus kurmayları Plevne yi fazlasıyla ciddiye alır. Plevne’ye 3. Defa saldırmanın savaş tekniği olarak çılgınlık olacağı fikrinde birleşirler. Rus çarı Aleksandır II ve tüm büyük komutanlar  cepheye gelir. Savaş süresince cephede kalırlar. Çoğu hastalanır, Çar da hastalanıp çadırından çıkamaz!..

  * Rusların  Savaş Gücü..

 Türk komutanlarının hepsi yararlanır, bir çoğu şehit olur, Ruslar 150 bin kişilik  takviye kuvvet daha alır. Romen bütün güçlerini seferber  eder. Ruslar Türk çephelerini mahvetmek üzere topların her biri 14 öküzle çekilen, tekmil katar 1800 öküzlü, 600 arabadan mürekkep, kervan boyu 6 km tutan korkunç bir kuvvet daha getirir.

 Bu topların sayıları, yazımızın boyunuaşar, inanılmaz kuvvetler. Plevne’de  savaşan osman paşa’nın toplam gücü 30 bin… 17 bin kişilik kasabanın 10 bini hasta, yaralı..

 Bol malzeme, bol para, bol top, bol asker, yığarak intikamlarını daha acı çıkartmak için Ruslar yeniden Plevne önlerine gelir. Osman Paşa’nın Ali Çavuş namında bir topçusu vardı.Tam isabetçi . Bu savaşta top mermilerini idareli kullanmak isteyen ordumuz için bir nimetti, tek atışlarla yaptığı büyük isabetler tarihe geçti.

  *  Adını Anadolu  illerinden  alan Türk Taburları Rusları  Hezimete uğratıyor

  Türk askerleri, siperlerden çıkmayacakları, kaçmayacaklarına  dair topluca yemin edip, topluca cemaatle  namazı kıldılar. Bursalılar taburu, Çorumlular taburu, Fethiyeliler taburu, Aydın efeler taburu, Milas Taburu, Bağlar başı taburu, adını sayamayacağımız Anadolu kasabalarının evlatları, kırka bir, seksene bir, bir güç karşısında, değil Plevne’yi müdafa etmek, gelen güçlerin peşinden saldırıya geçip, Rusları, kazakları darmadağınık ettiler.

Hiç dinlenmeden dokuz saat süngü sallayan taburlarımız, hiç dinlenmeden 3-4 gün Savaşan Birliklerimiz, ve savaş olmasada  durmaksızı siperlerimize aralıksız düşen toplar.Piyadelerimiz, cephane tükenene kadar. Askerlerimiz artık kolları, bacakları kopup parçalanıp kımıldayamaz hale gelinceye kadar hücum ediyor!!.

Ruslar Plevne önlerinde üçüncü defa mağlup oldu. Yapacakları  tek şey vardı, daha da büyük ordu, daha da büyük toplar hazırlanıp yeniden intikam saldırısına hazırlanmak.

Hezimetler Rusların kafasını karıştırdı.. Kurmaylar Plevne’yi bırakıp, yanından Edirneye inelim dediler.Ruslar Plevne’yi hücumla, saldırıyla topla, askerle ele geçiremeyecekleri, onbinlerce ölü vererek, en değerli komutanlharını esir ederek, kabullenmek zorunda kaldı.

  *  3. Savaş’da mağlup olan  Ruslar Plevneyi Kuşatarak Türkleri açlıktan öldürmek istiyor.

  Ve artık Ruslar  Türk  askerleri ile   cephede  savaşmaktan vazgeçer.. 1 eylül 12 ekim arası, plevne muhasarası başlar. Yani , artık Ruslar, Türkler’le savaşmanın delilik olduğunu anlayıp plevne nin ikmal yollarını kesip, dünyayla irtibatını yok ederek ve muhasara altında Türkler’i açlıktan ölmesini beklemeye başlar.

 Havalar soğumaya başladı. Osman Paşa’nın İstanbul’dan erzak, cephane isteği yerine getirilemedi. Savaş boyunca tek bir ikmal alabildi . Ruslar plevne nin etrafını demirden bir çemberle çevirip durmaksızın top atışlarına başladı.

 Bir kasabanın adı olan Plevne kelimesinin sözlük anlamı artık tarihe, şöyle geçer, tüm Rus tarihinin en güçlü orduları, Osmanlı’yı yenemez. Türkler yenilmedi. Savaşın hiçbir safhasında yenilmedi.

   *25 Bin kişilik Türk Ordusu karşısında, Yüzellibin kişilik Rus ordusu.

  Plevne önlerinde yarısı yaralı, hasta kolu bacağı kopmuş, yirmi bin kişilik bir orduyu zor bulan Türkler’in  karşılarındaki Rus güçlerinin rakamları:

Ruslar ; 115 piyade taburu, 39 süvari bölüğü, 484 top , 30 adet muhasara topu

Romanya ; 116 piyade topu, 117 bölük süvari,  529 sahra topu. 4 istikam taburu. Bütün kuvvetlerin ayrıntılı rakamları, yazımızı aşar.

 Osman paşa teslim ol diyen elçileri geri gönderir. Osman paşa, muhasaradan birkaç gün sonra plevne de ki iki bin kişilik sivil hakkı şehirden çıkartmak ister.Ruslar ateşle karşılar. İnsanlar geri döndü. Ve 11 eylül 1877 tarihinde bir ikmal kuvveti erzakıyla plevne ye, osman paşaya ulaşır. Plevne ye arkadan 9 bin asker, 500 araba gelip plevne ordusunu kısmen güçlenir.

Ancak, hayvanlar için arpa saman yoktu. Osman paşa, bir  çapulcu taburu kurdurup civar köylerden ot, saman, toplaması için 300 öküz arabası yola çıkartır. Bir taraftan Ruslar ateş açıyor, arkadan ot toplanıyor, soğuk müthişti. Çapulcu taburumuzdan kırk asker, ikiyüz sığır  ve manda yoda donarak öldü. Ertesi gün Ruslar çapulcu taburumuza hücum etti. Fethiye alayı püskürtüp kaçırttı…

    *Osmanpaşa ve  Mehmetçikler  Açlığa terek ediliyor.

 Plevne savaşının son safhası , günleri. 12 Ekim 19 Kasım arası.. Plevne’yle İstanbul’un dünyanın hiçbir irtibatı kalmadı. Plevne’de neler oluyor bilen yok,  haber alınamıyor. Dünyadan hiçbir yardım uzanmıyor. Hatta, bir balon uçurulup Plevne’den haber alınmak istendi.

 Askerlerimiz tam anlamıyla 300 bin kişilik Rus orduları ortasında kalakaldı. Cesetleri yiyen köpekler bile küme küme açlıktan ölmeye başladı. Buğday tamamiyle bitti. En kötüsü tütün kalmadı. Askerlerimiz asma kabuklarını  kıyıp içmeye çalıştı. Hatta yaralılar için, sıhhi tıbbi malzeme bitti. Cenevre andlaşması gereği hastanelere Hilaliahmer bayrağı çekilmesi, hiç olmazsa hastalara ateş açılmasın diye, aksine, o Hilaliahmer bayrakları Rus  top atışlarının nişangahi bile  oldu..

  * Plevnede İnsanlık Dramı Yaşanıyor.

 Ve türk askerlerinin moralini tamamen çökertmek için,  Karsı’ı Ruslar’ın aldığı haberleri ni büyük direklere yazıp astılar. Hayvanlar açlıktan ölmeye başladı. Bu günlerde dahi Türk siperlerinde Karagöz ortuoyunu eylenceleri oynanıyordu.Aç kurtlar kasabaya sokuldu.Zaman zaman kargalar vurulup etleri yeniyordu.Üniformalar tamamen çürüyüp,parçalanıp yere düştü.Yabancı yazarlar hatıralarında Türk askerlerirnin üni formalarından kadın basma elbise yamalarını dahi yazarlar.Üniforma yerine derilerden kagıtlardan,çuvallardan elbise yapılırdı.Boş çuvalların içleri yaprak doldurulup vucutlarına sarılır.Çorap yerine ayaklarına paçarva,bez bağlanır.Sabun bitti.Kil çaburlarıyla yıkanırlar.Kibrit tamamen tükendi.Çephane barutuyla ateş yakılır.17 bin kişi barındıran Plevne kasabasında, 8 bin hasta, yaralı ölmekte olan hayvanların acı iniltileri. Ve lapa lapa yağan kar, tüm kasabayı ve etrafı kapatır. Bütün sırtlar bembeyaz olur. Askerlerimiz dizanteri ve koleradan ölmeye başlar.

     * Gazi Osma Paşa’nın  Zor Kararı

Osman Paşanın  önü kış. Değil askerler,açlıktan ölen çocuklar…..Osman Paşa düşünüyor.Kararını verdi, bir  “Huruç hareketi”, bir yarma hareketi. Kararını verdi,Plevne’den çıkmak.Bu şu anlamı geliyor,500 yıllık hükümdarlık yaptığı Avrupa topraklarını terk etmek.Oraçıkta teslim olabilirdi.Hakimler fakir görünmek istemez!..Geri dönmekte olan bir komutan için gurur artık en zalim ıstıraptır!…

Ordu,kış ortasında açlıktan tamamen ölecek.Yaralılardan yürüyebilecek olanları vardı.Bunların içinde kolsuz,bacaksız,ağrır yaralar, Rusların medeni insafına bırakıldı.Ruslar bunları dahi öldürdü.

  Vid nehri üzerinde yeni köprüler yaptırdı. Ve kasabanın Türkleri Osman Paşanın eteklerine yapışıp bizi de götür diye yalvardı.Osman Paşa,Savaş hareketi için bunun yanlış olduğunu biliyordu,siviller,çocuklar paniğe kapılıp kaçışıp savaş nizamını bozabilirdi,Öylede oldu…..

  *  Plevnede  Yaşanan Dramın, filim,belgesel ve kitabı  nezaman  yazılacak?

 Ve Osman Paşa Plevne’den çıkışta ordu mızıkasına “Plevne’den veda marşı” nı çaldırdı.Yaralı ve ölmekte olan öksüzlerin sağır edici horultularını bastırdı.Büyük kafile kötüye yöneldi.Paçavralı sarılı onbinlerce asker.Hiç değilse cesaretlerini düşmana çiğnetmemek için.Cehennemden kaçıyorlar.Öküz arabalarının inleyen gıcırtısı.Aç hayvanların homurtusu.Ağır karanlıklar içinde.Sağlam tek bacağı karın çamurun içine bata çıka.Pırlınızı pırtınızı,çocuğumuzu annemizi,yaralılarımızı önümüze katıp,yol boyu ölüler bırakarak.Avrupa kıtasından dönüyoruz.Bu sahne savaş tarihimizin en trajik dekorudur,Ne sineması,ne tiyatrosu,ne hikayesi vardır.Dokuz yaşında çocuklar,yaralı,başı sargılı askerlerimize koltuk değneği olmuş.Buzdan ve demirden top arabaları üstünde geri çekiliyoruz.Göz alabildiğince geniş olan ufuk kadar büyük mezarlığın içine doğru.Cesetleri çiğneye,atlaya.Kan gölünü ortasında.Yüzlerinde donmuş ve kalmış kar.Yorgunluktan çamur çukurlarına düşüp birdaha kalkamadığı için ölen öküzler.

    * Vid Irmağındakı  Acı manzaralar

   Bu Vid ırmağı  ….Bu küçük ırmağın suları donmuş.Üstü bir camekan gibi parlıyor.Donmuş yüzeyinde bin yıllık bir tarihin sarıklı hatırtaları.Bin yıldır bu halk belki az düşündü,Ama çok savaştı.Mağlubiyet esirlik bilmedi. Bin yıldır zafer naralarıyla geri döndüğün yoldan şimdi kasafet ve dehşet içinde Osmanlı ordularının komutanları,İhtiyar kartallar.Ne sersemlik bili,ne sürünme tanır.Tabuttan fırlamış tahta parçaları gibi.Onbinlerce iskelet gibi.Sayısız zaferelerden dönmüş ve  yalnız zarafetle süslenmeyi bilmiş ihtiyar komutanlar.Son yıl bir mahpus geçirerek kaburgaları açlıktan fırlamış cılız atlarına…tuna boylarına son kez Allah Allah çınlatmak istiyor.Bütün kafilenin gözleri ufukta.Yetişecek bir kuvveti çağıran,sessiz derin gözleri.Göz yaşı dökmediler.Hıçkırıkları buz sarkıtı gibi gırtlaklarını tıkadı.Hırıltıları işte burada donup kaldı.Ölüm,bu donmuş hıçkırığı yalayan hırıltının adıydı.Rus orduları arkadan dört nala,bu büyük kanlı ziyafete koşuyor!,,,

* Ruslar Türk Kafilesini Yakalıyor.

  Rus orduları Türk kafilesini Vid  ırmağı  köprüsü başında yakaladı .Yarısı yaralı,hasta bu kafile içinda dahi,Aydın zeybekleri,karşı bir hucumla Rusları dağıttı.Ve siperlerin içine kadar kanlı bir boğuşma.Türkler süngüleri düşünce,yumrukları,tırnakları,elleriyle boğuşmaya başladı..ayırıca aç kalmış,hastalıklar,ölümden dönmüş askerlerimiz yine de bilek gücüyle Rusların kazakların kolarını büküp ellerinden alıyor!…

*Plevnede 3 Savaş  kazanan  Askerimiz  destanlar yazarak  teslim oluyor.

 Ve bire bir yaka paça boğuşma sürerken,arkadan Rus orduları yağmur gibi döküldü.Kafilenin tam ortasındaki cephane arabalarımızın üstünde toplar patladı,havaya uçtu.Ordumuz içindeki siviller panikle ağlayarak kaçışmaya başladı.Bu bir mahşer yeriydi.Kafilemiz dört taraftan kıstırıldı.Türk ordusunun üstüne yoğun ateş açıldı.Artık ricat,bir bozguna dönüştü.

Plevne’de hiç yenilmeyen,üç ayrı savaşı kazanan Türk ordusu,Bu dördüncüsünde yüz üstü yere düştü.Bu son ricatta altı bin askerimiz savaşarak öldü.Yaralı ihtiyar subaylarımız Rusların eline geçti.Başta Osman Paşa yürüyemeyecekleri kadar yaralı.Kurmay Albaylarımızın çoğu şehit oldu.Osman Paşa bu halde dahi,bir umut,havayi fişekleri atarak belki,kimbilir gelmekte olan ikmal kuvvetlerine işaret veriyordu…İstanbul sefasında,Anadolu evlatları serhat boylarında imdat bekliyor,Boşuna…

* Plevnede 40 bin Askerimiz  Esir oluyor

 Osman Paşa silah bırakılsın emrini verdi.Balkanlarda toplam 40 bine yakın askerimiz silahı bırakıp esir oldu.Osman Paşa bir değirmende yaralı yatıyor.Büyük Rus generalleri Osman Paşayı yakından tanımak istiyor.Hiç birine selam vermedi.Kendisiyle tokalaşmak isteyenlerin yüzüne bakmadı.Abdulhamit’in kendisine nişan diye hediye ettiği  kılıcını düşmanına uzattı. “takdiri ilahi” dedi.

 Dünya basının merak ettiği Osman Paşanın etrafında Rus generalleri fır dönüyor,konuşmak istiyor,oralı olmadı.

  *133 yıl önce Yaşanan Plevne Savaşı  Bugünde  devam ediyor.

Bu gün mezarı fatih semtinde Fatih sultan’ın türbesinin tam karşısında.Cihan harbinin her cephesinde,istiklal savaşında,Afyon’da,Sakarya’da ve Türk orduları,Türk gençlerini hala durmak sızın “Şanı büyük Osman Paşa” marşını çalar.Irak’ın,Afganistan’ın bizden farkı buydu.Onların nesillerini kahramanlıkla yetiştirecek Osman Paşalar,yoktu..Plevne’nin üstünden  133 yıl geçti.Plevne savaşı Bosna ve Çeçenistan da aynen devam etti.Plevne mudafası  ve boğuşması sindirilemedi.Türk halkının zihninde bitmedi.Avrupa Ve Rus siyaseti o gün bu gün hiç değişmedi.Her gün kuşatma altındayız,her gün sığınaklardayız,her sabah yatağımızdan Osman Paşa marşı ile kalkıyoruz…

   Bizler yoksul çocuklarız,ne evimiz,ne dayımız oldu,ilk okul birinci sınıftan beri o kudretli kahramanların marşlarını bir ipek gömlek gibi kemiklerimize giydirdik.

 Yüzyıl var ki yüzümüz her gün biraz daha fakirleşti…Osman Paşa 145 gün  direndi,bizle hala direniyoruz.

Psikologdan Krizden Kurtuluş Tavsiyesi

 Bölgemizde çok önemli  toplantı, konferans ve paneller oluyor. Gebze  İstanbul’un yanı başında. İstanbul  sadece Türkiye’nin  değil dünyanın kültür merkezlerinin başında geliyor. İstanbul’un  ve bölgemizin değerini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bölgemizdeki uluslararası ve  ulusal toplantıları fırsat  buldukça  yakından takip etmeye çalışıyorum.

Müstakil  Sanayici ve İşadamları  derneği MÜSİAD Kocaeli Şubesi geleneksel  konferansları sürdürüyor. Çok önemli mesajların verildiği konferansda ünlü psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı dinleme fırsatı bulduk.

Ekonomik krizin dünyayı kasıp kavurduğu  bir ortamda sayın Tarhan’ın  ekonomik kriz, insan ve devletin önemi, aile bağları ve    çok önemli konulara değenmesi çok  faydalı oldu.Yapılan konuşmanın özetini  köşeme alıp yayınlayarak kayıt altına almak istiyorum..

 Sayın Prof.Dr Nevzat Tarhan bir çok tv kanalında katıldığı  programları  izlenme   rekorları kırıyor. Özellikle kriz  ortamında insanların  psikolojilerin bozulduğu bir  dönemde sayın Tarhan ‘ın konuşmasını keşke herkes dinleyebilseydi.

* İşadamlarına Kriz’den kurtuluş tavsiyesi

MÜSİAD’ın  İzmit  Sosyal Tesislerinde düzenlenen konferansda  sayın  Tarhan’ın yaptığı “Ekonomik krizlerin işadamı ve aile yapısı üzerinde etkileri” konusunu anlattı.  Prof. Dr. Nevzat Tarhan, krizlerin de bir hastalık gibi algılanması gerektiğini ve yakalanmamak için önceden tedbirler alınması gerektiğini, haddini ve hesabını bilmeyen insanların kaybetmeye mahkûm olduğunu söyleyerek  şu bilgileri verdi :

“Krizlerden en çok etkilenenler buna hazırlıklı olmayan insanlar ve şirketlerdir. İşadamı hem şirket yöneticisi olarak hem de aile reisi olarak “Yerinde kullan, israf etme, tasarruf et” yöntemini işinde ve evinde uygulaması gerekir. Bu tedbirleri uygulayanların krizlerden en az etkilendiğini hatta hiç etkilenmediğini görüyoruz. Ancak bu alışkanlıklar insanlara daha çocuk yaşlarda kazandırılmalıdır.

 * Çocuklara Tasarruf alışkanlığı aşılanmalı

Para yönetimi ve tasarruf etme alışkanlığını çocuklara daha 10’lu yaşlarda verilmelidir. Ancak bunun dozu çok iyi ayarlanmalıdır. Ağır bir tasarruf alışkanlığı çocuğu tam tersi olarak bencil ve vicdansız bir insan olarak yetişmesine neden olabilir. Osmanlı Ahilik teşkilatı, kasaplardaki merhamet duyguların kaybolmaması için yılda bir bahçıvanlık yapmaya mecbur tutarmış”

  *  Hatalardan Ders almalıyız…

Birçok kez karşılaştığımız hatalardan dersler çıkarmamız gerektiğini ve artık krizlere karşı hazırlıklı olunması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan; “Hata üstüne hata yapan, sürekli aynı hataları tekrarlayanlara biliyorsunuz Anadolu’da “Hödük” derler. Birkaç kez yaşadığımız krizlerden artık ders alıp hazırlıklı olmamız gerekiyor. Artık akıllı şirket yöneticileri rutin yönetimleri içinde fark edemedikleri hataları tespit etmek ve onlardan kurtulmak için kendilerini denetleyecek, sorunları tespit edecek özel denetleme şirketlerine başvuruyor” dedi.

  * Aile bağları  kuvvetli olmalı

İşadamlarını etkileyen krizlerin doğal olarak aileyi ve aile bireylerini de etkilediğine değinin Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte evliliğin bir paylaşım müessesesi olduğunu karşılıklı olarak unutulmaması gerektiğini ifade ederek; “Aile’nin temelini sarsan iki şey vardır. Bunlardan ilki bencillik, diğeri lükse düşkünlüktür. Aile bireyleri aynı çatı altında hayatın her halini paylaşmaları gerektiğini unutmamalıdır. Evliliğe karar veren taraflar oksijenle hidrojen gibidirler. Bu iki madde havada serbest olarak bulunur ve özgürdürler. Ama belli şartlar altında ve belli oranlarda bir araya geldiklerinde yaşamın en büyük nimeti suyu oluştururlar. Evlilikte böyledir. Evliliği kabul eden insanların ben hem evleneyim hem de özgür olayım deme lüksü yoktur. Evlilik bir sorumluluktur ve bir disiplin içinde yürütülmelidir. Evliliğin temelinde yaşamın her türlü halini; acıyı da, yokluğu da mutluluğu da paylaşmak vardır” dedi,

 * Aklımızı kullamalıyız

Aklı kullanmak ve unutkanlık üzerine sorulan bir soruyu cevaplayan Prof. Dr, Tarhan, İnsan beyninin “ya kullan, ya yok et” tekniği ile çalıştığını belirterek. Beynimize sürekli antrenman yaptırmamız gerektiğini, bunun için de gerek iş arkadaşlarımızla, gerekse aile bireylerimizle çeşitli konularda tartışma ve yorum yapılmasını. Bunu alışkanlık haline getirdiğinizde beyninizin daha sağlıklı çalışacağını ifade etti.

Mevlana Diyari Konya’dan Bir Hoca..

 İnsanlar  Eser ve Hizmetleri  ile Yaşarmış..

   İnsan oğlu  doğar,büyür ve ölür. Hayat çok kısa  geriye doğru baktığımız’da  her şey  rüzgar gibi gelip geçtiğini görürüz. İnsanı  dünyada yaşatan   eser ve hizmetleridir. Dün gece  Prof.Dr. Ahmet Ayhan’ın  “Türkiye’nin  teknolojiyle  Sınav’ı”  adlı yazdığı ve  Gebzeninde  son 13 yılını özetleyen   kitabı hızlı bir şekilde okudum .  Anı şeklinde yazılan ve Gebze için  tarihi bir belge olan   kitap bir çok gereçekleri gün yüzüne çıkartıyor. Yeryüzü yayınlarından çıkan kitap Gebze Yüksek Teknoloji enstitüsü  içinde  bir   belgesel türünde.  Geçtiğimiz yıl Konya’da  hayata vede eden merhum  Prof.Dr.Ahmet Ayhan  yazdığı bu kitapla Gebze tarihinde yerini aldı.Merhum  ayhan  yazdığı kitap ve  Gebze Yüsek Teknoloji  Enstitüsünde yaptığı  hizmetllerle  Gebze’de yaşayacak. Keşke tüm yetkili ve yöneticiler   bulundukları bölge ve yaptığı hizmetlerle ilgili kitap ve  anılarını  yazabilseler.Gebze’den bir çok yetkili ve yönetici gelip geçti ama çoktan unutuldular.

Mevlana’ya  vefasızlığı Türkiye Gündemine getirdik

    Bugün 17 Aralık  Afganistanlı   Mevlana’nın 731. Vuslat  yıl  dönümü  anma programı var.Bir çok  açıklama  yapılacak. .Anma  töreni için  büyük  masraflar yapıldı. Her şey  birdahaki   17 Aralık’a kadar  unutulacak.

    Gazeteci, Belgeselci olarak  Devri Alem programı  adına Mevlana’nın anıldığı 731. yıl dönümü anma programları çerçevesinde, Afganistan’ın Belh kentinde ki dünyaya geldiği ev ve ilk eğitime başladığı medresenin  yıkılmaya terk edilmesini gündeme getiridm.

   Tarihi Belh şehrinde ki ev v medreseyi Türkiye devleti adına TİKA’nın tamir etmesine Afgan devlet yönetiminin karşı çıktığı iddia ediliyor. Ev ve medresenin yıkılmaya terk edilmesine tepki gösteren tarihi Belh şehrinde ki Türkmenler buranının en kısa sürede tamir edilerek ziyarete açılmasını istiyor.

Her yıl milyarlarca lira para harcanarak Konya’da göstermelik törenler düzenleyen Türkiye devletinin Mevlana’ya vefasızlık yapması Türkiye kamuoyunun da tepkisini çekmesi bekleniyor. Ev ve medresenin belgesel ve fotoğraf görüntüleri ilk kez gazetemiz ve  belgesel yayıncılığın internet sitesinde ki www.gebzegazetesi.com sitesinde yazılı ve görüntülü olarak yayınlanıyor.

  Mevlana’nın yıkılmaya terk edilen evi ve okuduğu medrese ile ilgili  araştırma ve belgesel çekimlerim devam ediyor. Konuyu Afganistan’ın Türkiye Büyükelçisi Mesut Halili ile görüştüm.  Büyükelçi önemli bilgiler verdi. Yanımızda Afganistan’ın Mezar-ı Şerif valisi ve  Belh  kültür müdürlüğünü telefon ile arayarak Mevlana’nın evinin tamir edilebilmesi için tüm bürokratik işlemlerin yerine getirilip, Türkiye’nin Afganistan büyükelçiliği ile görüşülerek evin tamir edilmesini istedi.

   Türk kültür tarihimize Horasan medeniyeti olarak geçen Afganistan bölgesinde ki başkent Kabil, Herat, Belh, Mezar-ı şerif, Maveraünnehir, Celalabad ve Hayber Geçidi bölgesine giden bir çok tehlike ve badireden geçerek belgesel çekimi  yaptım.

    Horasan’dan Afganistan’a Mevlana diyarı adıyla hazırladığım  belgeseli bir çok televizyon programına göndererek servis yaptım. Mevlana’nın Afganistan’ın Belh şehrinde bulunan ve kaderine terk edimleş evinin Türk basınında ilk defa yayınlanan  görüntülerini www.gebzegazetesi.com adresinden sizde izleyebilir, görüntü ve fotoğraflarını kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

  Evet sonuç olarak  Kocaeli ve Gebze gündemi ile  kendimizi sınırlamayalım.  Çok kıymeli  zamanı  kavga ve gerginlikle  değil  eser  ve hizmetlerle  geçirelim.Ömür kısa , zaman rüzgar gibi gelip geçiyor.

     İnsan oğlu yaptığı  eser ve hizmetlerle  yaşar.

Aslan Çimento Bölgesi Turizm alanı olmalı

Türk Çimento Endüstrisinin ilk fabrikası. 1911’de Darıca’da yerel girişimciler tarafından kuruldu. 20 bin ton yıllık kapasite ile üretim yapan bu Fabrika Laferge Aslan Çimento’dan bahsediyorum.

  Oyak Çimento Grubu, Lafarge Aslan Çimento’nun yüzde 97.3’ünü ve iştirakleri olan Lafarge Ereğli Çimento’nun yüzde 50’si ve Lafarge Beton’un yüzde 24.24’ünü satın aldı.

    Oyak Çimento Grubu, bu şirketler için toplam 130.6 milyon Euro ödeyecek. Satışın tamamlanmasından sonra tüm şirketlerin kontrolü Oyak’a geçecek. Evet Laferge Aslan Çimento’nun el değiştirmesi çok önemli. Bölgemizin ilk fabrikası.

Gazetemiz’in Fadime  Hala Kütüphanesinde Türkiye’nin ilk çimento fabrikası olan Laferge Aslan Çimentonun öyküsünü anlatan bir kitap da bulunuyor.

    Bu kitapta geçmişten günümüze Laferge ile ilgili çok önemli açıklamalar bulunuyor.Bir asırlık geçmisi ile, böylesine önemli bir geçmişe sahip olan Laferge Aslan çimentonun el değiştirmesinin büyük bir sebebi vartık

Evet, Laferge Aslan çimento el değiştirmesiyle birlikte artık Darıca’da bulunan fabrikasını konum olarak daha iyi bir noktaya taşımalı. Bulunduğu alan Turizme açılmalı. Bu konuda kime görev düşüyorsa yapmalı. Bu bölgenin turizm cenneti olması için çalışma yapılmalı.

  Aslan çimento binası   Türkiye sanayi müzesi olmalı, Darıca sahillerine  7 yıldızlı  turistlik  oteller ve  kültür  merkezleri kurulmalı.   Oyak firması bu bölgeden   daha çok para  kazanır.

Ayar ve Çiler’in dikkatine..

Kavga değil, hizmet zamanı

 Gebze’nin 30 yıllık geçmişinin canlı tanığıyım. Gazeteci olarak Gebze’de olup biteni yakından bilmekteyim. Geçmişe baktığımız’da Gebze bölgesi sen ben kavgası ile çok şeyler kaybetti. Bu tür kavga ve çekişmeler yüzünden hizmet fırsatları  kaçtı. AK Parti Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar’ın Gebze Trabzonlular Derneğinde yaptığı konuşma tartışma konusu oldu.  Geçmişde siyasetçi ve  meslek odası başkanları  arasındaki kavgaları hatırlattı. Sayın Ayar yaptığı konuşmada Üniversite ile ilgili üstü kapalı Gebze Ticaret Odası Başkanı Nail Çiler’e, MOBESE ile ilgili GESİDER’e gönderme yapması değişik yorumlara neden oldu. Tartışma ve kavgaların bir kenara bırakılması gerekiyor. Gebze bölgesi kavga ve gürültüden çok zaman kaybetti, yıllar boşa geçti . Siyasiler başta olmak üzere  Gebze’deki tüm kurum ve kuruluşlar ortak çalışmalar yapmalı.  Hizmet  projeleri  paylaşılmalı  destek olunmalı. Sen ben kavgası ile geçen her gün bölgemize ciddi zararlar verir. Artık kavgayı bırakıp, Gebze nasıl bir marka şehir olur onun projesi üzerinde çalışmalar yapmalıyız Gebze’de herkesin yapacağı çok hizmet var.Yeterki iyi niyet olsun.

Kültür ve Turizm’de Marka Olmak

Dünyada ve  Türkiyede bir çok kenet ve  şehir var. Bir çok  şehir  kültür ve turizm zenginlikleri  ile tanınıyor. Bu şehirler içinde Gebze ve Kocaeli  acaba neden  yok.

    Gebz ve Kocaeli  Kültür ve turizmde  neden marka şehir olmasın. Geçmişde çok ciddi  çalışmalar yapılabilseydi bölgemiz ,bilim teknoloji ve sanayide  bölgemiz  çoktan marka şehir olabilir.  Gebze’nin marka şehir olması yolunda  önemli adımlar atılması  gelecek adına  sevindirci . Geçtiğimiz günlerde yapılan, Marka Şehir Gebze konulu panel sonrası, oluşturulan komisyonlar, Gebze’nin sadece sanayi kenti olmadığını, Gebze’nin zengin kültüre sahip olduğunu yansıtmakta.  Gebze’nin çağdaş, modern ve marka şehir haline getirilmesi için Gebze’nin kültürel zenginliklerini tanımak ve tanıtmak için  güzel  çalıyma yapılıyor.  Tarihi  kültürel eserlerinin halka açık olarak daha iyi tanıtılması amacıyla  ciddi  adımlar atılıyor.   Bu konuda her kurumun yapacağı çok büyük  hizmetler  olabalir. Yapılacak her türlü hizmete  gazete olarak destek olmak  Gebzeye vefa borcu olarak görüyoruz.

    Marka şehir  olma  seferberliği.

Çalışmalarda   Gebze’nin sadece sanayi kenti olmadığını, kültürel zenginliğe sahip bir kent olduğunu yansıtmayı hedefliyor. Gebze’nin marka şehir olma yolunda yapılması planlanan etkinliklerin programları oluşturulacak  kurumlar komisyonları tarafından belirlenecek.

   Kocaeli Valiliği, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Gebze Kaymakamlığı, Gebze Belediyesi, GTO ve diğer kurum ve kuruluşlarda oluşturulacak komisyonlar bu ay içerisinde  çalışma başlatacak.

  Önümüzdeki dönem’de planlanan Etkinlikler çerçevesinde  Gebze’nin tarihi kültürel eserleri önce Gebze  halkına  yakından tanıtılacak. Gebze’nin doğa harikası Ballıkayalar’da geniş katılımlı  toplantı düzenlenecek. Yıkılıp  yok olsada  Demirciler Köyünde bulunan tarihi konak ziyaret edilecek. Mustafa Paşa Camii Külliyesinde şenlikler yapılacak, Eskihisar kalesi tanıtılacak, Anibal Anıt mezarın halka açılması için girişimler yapılacak.Yapılması planlanan bu etkinliklerin  tamamı değil, bir  kısmının yaplması bile çok büyük bir  başarıs. Gebze artık kabına sığmıyor. Gebze  gerçek anlamda  Bilim, sanayi, ticaret,kültür  ve turizim’de   marka şehir olma  yolunda  hızla ilerliyor.

Anibal  Anıtı kültür  turizmine açılmalı

Gebze’nin marka şehir olması yolunda gazetemize açıklamalarda bulunan GTO Başkanı Nail Çiler, oda olarak üzerlerine düşen görevi en iyi şekilde yapma gayreti içerisinde olacağız. Bu ay sonunda yapılacak etkilikler için komisyonumuzu kurduk. Yapılacak programlarda tek amaç Gebze’nin sadece sanayi kenti olmadığını, kültür zengini olduğunu göstermektir. Anibal gibi tarihi kültürel mekanları halka açılmasını sağlamaktır. Gebze kültürünü halkımıza en iyi şekilde tanımaktır diyordu.

     GTO Başkanı sayın Nail  Çiler’in beni en çok etkileyen  yönü göreve gelir gelmez  Gebze Üniversitesi , Anibal anıtı’nın turizme açılması gibi  projeler  başlatması.  Evet  Gebze’de  birlik ve beraberlik   olduğu sürece çok  büyük  hizmetler  başarılacaktır. Gebze’de sineri ve  morale ihtiyaç var. Sen -ben  kavgası  ile vakit geçirmeden biz  bilinci ile hareket edilecek ve  He şey  Marka Şehir Gebze için denmelidir..   Bilim, teknoloji,sanayi, ticaret,kültür ve tirizmde  Gebze marka şehir olacaktır.

Milletvekili Eyüp Ayar’a Teşekkür

Sağlık hizmeti  devletin temel görevidir.Sosyal  devletin en önemli hizmeti  sağlıktır. Sağlık  olmadan hiç bir şey  olmaz. Sağlığın  önemini anlamak için bazen  hastanelerin  acil servislerini ziyaret etmek gerekiyor.

    Hastane ve sağlık hizmetleri  ile ilgili önceki gün yazdığım yazı  büyük ilgi gördü.beni en çok  duygulandıran   mesaj Yeni  Yüzyıl hastanesi’nin yönetim kurulu başkanı  değerli dost Dr.  Lütfü beyden sabah ertken gelen  teşekkür telefonu oldu.

     Sağlık adına yapılan tüm hizmetler çok önemli. Milletvekili  Eyüp Ayar’ın  bölgemizdeki Farabi ve Fatih hastaneleri için  yaptığı çalışma  her türlü takdirin  üstünde. Hastanelerimize  yeni uzman dktorlar geliyor. Gebze kamuoyu adına  Milletvekili sayın Ayar’a teşekkür ediyorum.

  Milletvekili Eyüp Ayar,  2009 4. Dönem açıktan atama kurasına da Darıca Farabi Devlet Hastanesi için 4 uzman, Gebze Fatih Devlet Hastanesi için de 3 uzman doktor atandığını açıklaması  bölgemiz için çok önemli..

   Sayın  Ayar’dan başka müjdelerde var birlikte okuyalım: “Bölgenin acil ihtiyacı olan yanık ünitesinde son aşamaya geldik. Bildiğiniz gibi bu üniteyi Kroman Çelik-Yücel Boru yaptırıyor.. Yanık ünitesinin yapımı sürerken bir yandan da orada görev yapacak personellerimizin eğitimleri, kursları da devam ediyor. Ocak ya da en geç şubat başlarında yanık ünitesini hizmete  girecek.

  Büyük çapta Kalp Damar ameliyatlarının Darıca Farabi Devlet Hastanesinde yapılabilmesi için bir süredir yoğun çalışma içerisinde olduklarını vurgulayan Ayar, bunun için  öncelikle bir Kalp Damar Doçentini  hastaneye kazandırdıklarını söyledi.

   Fatih Devlet Hastanesine ek bina yapmak için kolları sıvadıklarını söyleyen Ayar, şu an devam eden fizibilite ve zemin etüd çalışmalarının uygun olması halinde  yaklaşık 40.000 m2 kapalı alanı olan, yoğun bakımıyla, aciliyle tam teşekküllü bir hastane yapmayı hedeflediklerini açıklıyor. Binanın yapımı için Toki dahil bir çok alternatif üzerinde çalıştıklarını söyliyor. Evet sonuç olarak  sağlık hizmeti adına Gebze bölgesine yapılan hizmetler  her türlü takdirin üstünde.Sayın Ayar’ın şahsında emeği geçenlere  şükran borcumuz var.

Cevdet  Amcayı ebediyyete uğurladık

  Tarihler 1979. Gebze Belediyesi’nin  genç bir başkanı var. Beyaz elbisesi  ile gönül  dostu bir insan. kendisini ziyaret  ediyoruz. Bizlere çay ikram ediyor. Bu başkan bizim yakından tanıdığımız  Çerkeşli köyünden  Hacı Cevdet Amcamızın  oğlu  Sedat  Tüze bey.

   Sedat  Bey ve  Hacı Cevdet Amca ile  dostluğumuz zaman içinde daha pekişti.Cevdet amca ile  söyleşiler yaptık. Belgeseller çektik. Bizlere  Gebze ve Dilovası ile ilgili çok önemli bilgiler verdi. Belgesel kayıtları  arşivimizde. Ahmet Cevdet Tüze, Dilovası Merkez Camii’nde dün Cuma namazına müteakip kılınan cenaze namazından sonra Çerkeşli Köyü’ndeki aile kabristanlığında toprağa verildi.Cenaze törenine  bizde katılarak  Cevoet amcaya son görevimizi yaptık.  Nur içinde yat Cevdet amca. Hizmetlerini unutmayacğız. Mekanın cennet olsun. kabrin nur ile dolsun.. Amin….

   Bursa’dayım…

 Belgesel çekmek, Konferans vermek ve Giresun Vefa gecesine katılmak üzere   bugün  Bursa’ya gidiyorum. 2 Gün kalacağım Bursa’da  bu akşam  Horasan  medeniyeti  ve Afganistan konulu konferans  vereceğim.  “Bursa’dan Kosova’ya Murad-ı Hüdavendiğer”  belgesel çekimleri yapacağım. Pazar günü   Bursa Giresun’luların  vefa gecesine  katılacağım.