Başhekim Hikmet Yaşar ile söyleşi

 Devletin temel görevleri vardır. Sağlık, eğitim, emniyet, adalet ve savunma devleti devlet yapan hizmetlerdir. Bana göre devletin en temel görevi sağlık hizmetidir. Hemen belirtelim, sağlık hizmetinin tek çatı altında birleşmesi ile son yıllarda sağlıkta iyileşme görülmekte ancak yetersiz vatandaş olarak daha kaliteli sağlık hizmetine layığız. Bölgemize bu anlamda yapılan en önemli sağlık yatırımı Darıca Farabi Devlet Hastanesi’dir.
Gazetemiz tarafından her hafta düzenlenen söyleşi programına bu hafta Darıca Farabi Devlet Hastanesi Başhekimi Hikmet Yaşar konuk oldu. Türkiye’nin en büyük devlet hastaneleri arasında yer alan ve bölgemiz adına önemli bir proje olan Farabi Devlet Hastanesi ciddi bir sağlık açığını kapatmıştı.
Darıca’nın en güzel yerine konumlandırılmış, manzarası ve yatan hasta odaları ile otelleri aratmayan sağlık kuruluşunun temelleri 1993 yılında atılmış, 2002 yılına kadar sadece %40’lık kısmı yapılabilmişti. 2002 yılından sonra yapımına devam edilerek 2007 yılında Darıca Farabi Devlet Hastanesi olarak hizmete açıldı. Gerçekten bölgemize şuana kadar yapılan en önemli yatırımlardan bir tanesi. Darıca Farabi Devlet Hastanesi Başhekimi Sayın Hikmet Yaşar ile yaptığımız söyleşi notlarını sizlerle paylaşmadan önce, hastanenin temel özellikleri hakkında edindiğimiz bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
114 DÖNÜM ARAZİDE DEVASA HASTANE
Şuanda birçok ilde bu derece hastaneler yapılmak üzere yer bulunamıyor. Bunun için şehirler gelişmeden imar planı yapmak ve geleceği görerek bunu çizmek oldukça önemli. Darıca Farabi Devlet Hastanesi’nin o bölgeye yapılmasında merhum Milletvekili Allaattin Kurt’un büyük çabası olmuştu. Hastanenin temeli ise Tansu Çiler tarafından atılmış fakat açılışını yapmak, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e nasip olmuştu. Darıca Farabi Devlet Hastanesi’nin arsası 114 dönüm. 10 bin m2 bina kurulum alanı, 10 bin 350 m2 otopark alanı, 25 bin m2 yeşil alandır. Hastane 9 kat, 16 bloktan oluşmakta ve toplam 51 bin m2 kapalı kullanım alanına sahip. Hastanede 96 poliklinik odası ve 350 hasta yatağı ile hizmet verilmektedir. Gerek alanları, gerekse içeriği ile ilgili gerçekten ciddi büyüklüğe sahip olan bu hastaneye bu yıllarda oldukça ihtiyaç duyulacağını 22 yıl önce görerek bu alanı hastane olarak değerlendiren Kocaeli’nin merhum Milletvekili Alaattin Kurt’a bir kez daha teşekkür etmek gerek.
BAŞHEKİM HİKMET YAŞAR İLE SAĞLIK SÖYLEŞİSİ
Bir yılı aşkın süredir Darıca Farabi Devlet Hastanesi Başhekimi görevini yürüten Sayın Hikmet Yaşar ile sağlık alanında söyleşi gerçekleştirdik. Çocukluğu Darıca’da geçen, kendisini Darıcalı olarak hisseden bir isim. Kentimizin yetiştirdiği ve yine bölgemizin en büyük hastanelerinden biri olan Darıca Farabi Devlet Hastanesi’ne başhekim olan Hikmet Yaşar önemli mesajlar verdi. Özellikle kentimizde yaşayanlara verdiği mesajda kullandığı sözler dikkatimi çekti. Yaşar; “Çok güzel bir ülkede ve çok güzel bir kentte yaşıyoruz. Ülkemizde birlik ver beraberliği sağlamalıyız. Farklılıklarımızla birbirimizi anlamalı ve sevmeliyiz. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz ve birlik beraberlik içinde olarak bu ülkeye borcumuzu da ödemeliyiz. İşimizi iyi yaparken ülkemize sahip çıkmalıyız. Birbirimize üstünlük sağlamamalıyız. Birbirimizi desteklemeliyiz. Hastanede her türlü insan olacak. Her düşünceden, her memleketten, farklı etnik kimlikte insan olacak. İşini iyi yapan her arkadaşın yanında olduk. Ülkemizin bir lirasını bile çarçur etmemek için çalışıyoruz. Başarılı olmak istiyorsanız kendinizden fedakarlık yapmak zorundasınız. Kamu adına bir şeyler yaparken cesur olmalısınız. Kamunun imkanlarını kullanıp kendi çıkarınız gözetirseniz muvaffak olamıyorsanız. Ama 77 milyon kamunun hakkını gözetince Allah da size yardım ediyor.” Dedi.
ARAŞTIRMA HASTANESİ OLMAYA HAZIR MI?
Bölgemizin ciddi anlamda bir eğitim ve araştırma hastanesine ihtiyacı var. Bu açığı kapatmak isteyen yöneticiler Darıca Farabi Devlet Hastanesi’ni eğitim ve araştırma hastanesine dönüştürmek için çalışmalar yapıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık seçim öncesi yaptığı konuşmalarda bu hastanenin eğitim ve araştırma hastanesi olacağını söylemişti. Hikmet Bey bu yönde sorduğumuz soruya; “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Fikri Işık bize hep destek verdi. Farabi Devlet Hastanesi’nin Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülmesi algısının oturmasında en büyük pay ve en büyük etken kendisidir. Biz hazırız. Yönetim olarak, fiziki olarak ve kadro olarak Dönüşüme hazırız. Eğitim ve Araştırma Hastanesi olduğumuz zaman Ekstradan kadrolar açılacak. Hiç bir eksiğimiz yok. Bunun temelleri aslında Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nün açılmasıyla oluşturuldu. Eğitim ve Araştırma Hastanesi kurmak bundan sonra daha da kolaylaştı. Bütün Araştırma Hastanelerinin ana çatısı bu Enstitü oldu. Eğitim ve Araştırma Hastanesi olunca Tıp Fakültesi formatı kazanıyoruz. Bundan sonra bakanlıklar belli olunca da Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmasını bekliyoruz” şeklinde yanıt verdi.
Sonuç olarak, ismini ünlü felsefeci Farabi’den alan bu hastanenin Eğitim ve Araştırma Hastanesi olması bölgemizdeki büyük bir eksikliği giderecektir. Yazımı Farabi’nin hayatı ile noktalarken, Sayın Yaşar’a görevlerinde başarılar diliyorum.
FARABİ KİMDİR?
Farabi; 873(H.259) senesinde Türkistan’ın Farab şehrinde doğdu. İlk tahsilini Farab’da gördü. Arapça, Farsça, Grekçe ve Latince’yi çok iyi öğrenerek, Aristo ve Eflatun’un eserlerini defalarca okudu. Ebu Bekr Serrac’dan gramer ve mantık okudu. Daha sonra kendini tamamen felsefeye verdi ve Yuhanna bin Haylan’la birlikte çalıştı. Vaktini felsefi düşüncelerini kaleme almakla geçirdi. Kitaplarını Arapça yazdı. Bir musiki üstadıydı. Kanun adındaki çalığı aletini o buldu. Ayrıca rübab denilen çağlıyı da o geliştirip, bu günkü şekle soktu. Bir çok bestesi vardır. Matematikle de uğraştı. Farabai, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium(üçüzlü) ve huatrivium(dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyan üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dahildi. Farabi ise, ilimleri; fizik, matematik ve metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından ancak on üçüncü asırda kabul edildi. Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıki izahını Farabi yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını, deneyler yaparak tespit etti. Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri de buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili eser yazdı. Aristo’dan sonra gelen bir felsefeci olarak kabul edildi. Eskiyi yeni felsefeye ustalıkla aktardı. Montesgieu, Spinoza gibi batılı filozoflar, Farabi’nin eserlerinin tesirinde kaldılar.

TÜBİTAK Başkanı Arif Ergin’in dikkatine

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi 1972 yılından beri Türkiye’nin bilim ve teknolojisinin gelişmesine önemli hizmetler yapıyor. Biz TÜBİTAK’ı 1982 yılından beri gazeteci ve belgeselci olarak yakından takip ediyoruz. TÜBİTAK hep tartışma konusu oldu. Aslında TÜBİTAK, Bilim ve teknoloji ile gündeme gelmeliydi.
TÜBİTAK’ın son 35 yıllık döneminin gazeteci belgeselci olarak canlı şahidiyim. Üstelik de Gebzeli bir gazeteci olarak sosyal sorumluluk çerçevesinde TÜBİTAK ile ilgili TÜBİTAK ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerimi Başbakandan, Bakana kadar birçok kez gündeme getirip, yazı ve televizyon programları ile kamuoyunun bilgisine taşıdım.
TÜBİTAK başkanlığı döneminde babası Sayın Mehmet Ergin’i de tanımış bir gazeteci olarak TÜBİTAK’ın yeni başkanı Arif Ergin beyden bizzat Ankara’ya giderek randevu talebinde bulunmuştum. İletişim başdanışmanı ve Basın Halkla İlişkiler Müdürünü ziyaret ederek talebimizi kendisine ilettik.
TÜBİTAK gerçekten çok önemli bir kurum. Kurumu çok önemsediğim için gazeteci olarak bugün bir yazı kaleme alıp, mektup şeklinde TÜBİTAK Başkanı Sayın Arif Ergin’e göndermek istedim. Sayın Ergin’in TÜBİTAK’ta önemli hizmetler yapacağına inanıyorum. Özellikle TÜBİTAK’ı bilim ve teknoloji üreten bir kurum olarak Türkiye gündemine mal edebileceğini düşünüyorum.
TÜBİTAK’ın en büyük yerleşkesi Gebze bölgesindedir. Ancak bu çok önemli kurum yeteri kadar Gebze ve Kocaeli bölgesiyle entegre olamadı. Aslında çevresiyle, her yönü ile barışık olan kurumlar başarılı olabilir. Geçtiğimiz aylarda Kocaeli Valisi Sayın Hasan Basri Güzeloğlu’nun TÜBİTAK MAM’ı ziyaret ettiğini, haklı olarak; “ TÜBİTAK Kocaeli bölgesinin bir kurumu. Kocaeli’nin hangi sorunları ile ilgili sosyal sorumluluk çerçevesinde çalışma yaptı” şeklinde konuyu sorguladığını öğrendim. Bilmiyorum, yetkililer ne cevap verdi. Ancak TÜBİTAK MAM’ın Gebze bölgesi başta olmak üzere, Kocaeli bölgesine çok büyük bir sosyal sorumluluğu olduğuna inanıyorum.
TÜBİTAK’ın kapıları özellikle ilköğretim ve liseli öğrencilere açılmalı. Öğrenciler bilim, teknoloji ve sanayinin gelişmesini TÜBİTAK’ta organize edilecek bir bilim ve teknoloji müzesinde öğrenmeli. Bilim ve teknolojiyi gençlere sevdirmelidir.
TÜBİTAK gerçek anlamda hizmet yapabilmesi için öncelikle her türlü siyasi ve ideolojik tartışmalardan uzak kalarak, bilim ve teknoloji seferberliği ilan etmelidir. Yerli otomobil üretiminin TÜBİTAK bünyesinde gerçekleştiğini Sayın Bakan’dan öğrenince oldukça mutlu olup, heyecanlandım. Sayın Bakan ile bu konuda uzun bir söyleşi yaptık.
Yerli otomobil Türkiye’nin şerefi olduğu kadar, TÜBİTAK’ın da gururu olacaktır. TÜBİTAK, yerli otomobil konusunda geceyi gündüze katmalı. Dünya’nın otomotiv devleri ile rekabet edecek, 21 yüzyılın otomobilini üretmelidir. Gerekirse bu konuda milli bir seferberlikte ilan edilebilir. Yerli otomobil ile ilgili yazdığım yazıların linklerini ve başlıklarını sizlerle burada paylaşırken, TÜBİTAK Başkanı Sayın Arif Ergin ve babası Mehmet Ergin beyin özgeçmişlerinden bir bölümünü köşeme alıyorum.
YERLİ OTOMOBİLLE İLGİLİ NELER YAZDIK?
26 Ekim 2015 tarihinde kaleme aldığım Yerli otomobil Türkiye’nin şerefidir başlıklı yazımı http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobil-turkiyenin-serefidir-makale,1270.html adresindeki linkten okuyabilirsiniz.
PROF. DR. ARİF ERGİN KİMDİR?
1970 Ankara doğumlu olan Prof. Dr. Arif ERGİN, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Elektrik ve Elektronik Mühendisliği diplomasına, Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği dalındaki Yüksek Lisans ve Doktora derecelerine de University of Illinois at Urbana – Champain (ABD)’de hak kazandı. Akademik hayatına Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (yeni adı ile Gebze Teknik Üniversitesi’nde) devam etti. Mühendislik hayatına ASELSAN’da başlayan Prof. ERGİN, TÜBİTAK Gebze yerleşkesindeki askeri ve sivil projelerde 2001 yılından beri Uzman Araştırmacı ve Başuzman Araştırmacı sıfatları ile çeşitli görevlerde bulunmuştur. Ayrıca TAI, Roketsan, STM, Yonca Onuk ve TÜBİTAK SAGE’deki projelere mühendislik hizmeti vermiştir. Teknoloji geliştirme bölgeleri kanunu çerçevesinde çeşitli teknokent şirketlerinde mesleki ve idari görevler icra etmiştir.
Prof. ERGİN’e takdir edilen ödüller arasında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı (GEBİP) Ödülü (2007), TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü (2008) ve GYTE Yılın Lisans Eğitimcisi Ödülü (2008) yer almaktadır. Prof. Arif ERGİN Şubat 2014’ten itibaren TÜBİTAK BİLGEM Başkanlığı’nı ve TÜBİTAK Marmara Teknokent Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütmekteydi.
PROF. DR. MEHMET ERGİN KİMDİR?
1936 yılında Yozgat’ta dünyaya gelen Mehmet Ergin 1954’de Ankara Gazi Lisesi’nden, 1960’da Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun olmuştur.
1970-1971 yıllarında Hacettepe Üniversitesi Fen ve Mühendislik Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Mehmet Ergin,1974-1980 yılları arasında aynı üniversitenin Kimya Fakültesi’nde fizikokimya doçenti olarak görev yapmıştır. 1974-1981 yılları arasında TÜBİTAK Mühendislik Araştırma Grubu Yürütme Komitesi Sekreterliğini yürüten Ergin, 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde profesörlüğe yükselmiştir. 1985-1987 yılları arasında TÜBİTAK’ta Planlama ve Koordinasyondan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunan Mehmet Ergin, 1988-1990 yılları arasında TÜBİTAK Başkanlığı, 1996-1997 yılları arasında Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanlığı yapmıştır. Mehmet Ergin ayrıca 6 yıl NATO İstikrar İçin Bilim (Science for Stability) Programı Ulusal Koordinatörlüğü ve 5 yıl Fatih Üniversitesi’nde Kimya Bölüm Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.
Bugüne kadar kaleme aldığım yazıları hem sizlerle paylaşıyor hem de TÜBİTAK Başkanı Sayın Arif Ergin beye iletiyorum. Kendisine görevlerinde başarılar diliyorum. TÜBİTAK ile ilgili bundan sonra da araştırmalarımız ve çalışmalarımız devam edecek.
Daha önce TÜBİTAK ile ilgili kaleme aldığımız yazılarla sizleri baş başa bırakıyorum.

***********
Bakan Işık, TÜBİTAK’ı düzeltebilecek mi? 1 Mart 2014 (Gebze Gazetesi)
TÜBİTAK, Marmara Araştırma Enstitüsü kurulduğu günden bu güne 42 yıldır hep tartışma konusu. Bilim üretmesi gereken Türkiye’yi teknoloji merkezi haline getirmesi gereken bu kurum hep tartışma konusu oldu. Bilim teknoloji üretme yerine hep farklı şeylerle anıldı.
TÜBİTAK’ın son 30 yılına gazeteci, belgeselci ve sade bir Gebzeli vatandaş olarak yakından takip edip TÜBİTAK ile ilgili görüş ve düşüncelerimi, araştırmalarımı gazete sütunlarında ve TV kanallarında kamuoyu ile paylaşmaktayım. Bugüne kadar TÜBİTAK ile ilgili bir çok yazı kaleme aldım. TÜBİTAK ile ilgili yazdığım yazıları www.gebzegazetesi.com sitesinde okuyabilirsiniz. Yazıların başlıkların linklerini de sizlerle paylaşıyorum. Mutlaka bu yazıları okuyarak TÜBİTAK ile ilgili neler yazdığımızı inceleyerek yorumları bizlere yazmanızı istiyorum.
TÜBİTAK’TA NELER OLDU NELER?
TÜBİTAK’ta son 30 yıldır birçok olaya şahitlik yaptım. TÜBİTAK ile ilgili anlatılıp söylenecek çok şey var. Ancak birkaç önemli konu var ki bunlar Türkiye açısından çok önemli. Geçmişte TÜBİTAK sahillerinde yapılan kaçakçılık olayı geçmişte soruşturma araştırma konusu olmuş ancak bir neticeye ulaşılmamıştı. Zaman geçse de banak Sayın Işık bu olaya el koymalı 42 yıllık TÜBİTAK’ın geçmişini mercek altına alıp her bakımdan incelemedir. Yine TÜBİTAK sahasında kaybolan bilim adamından hala haber yok. Gerçekten bu bilim adamı kimlerce kaçırıldı ve ne oldu? Daha buna benzer onlarca yüzlerce soru. TÜBİTAK’ın 42 yıllık geçmişi devlet denetleme kurulu veya başbakanlık teftiş kurulu tarafından incelenip araştırılmazsa hiçbir sonuca varılmayacak. Sayın Işık bu konulara el atmalı ve yaptığı araştırmayı kamuoyunda da paylaşmalıdır bu bakımdan Bakan Sayın Işık üzerinde çok büyük bir sorumluluk bulunmakta. Kendisini yakından tanıdığım bakan Sayın Işık TÜBİTAK konusunu en iyi biçimde ele alıp çözeceğine inanıyorum.
NİHAT ERGÜN AÇIKLAMA YAPMALI
Eski Bilim, Sanayi ve Teknoloji bakanı Nihat Ergün Kocaeli siyasetinin önemli isimlerinden. Sürpriz şekilde görevden alınmış devir teslim töreninde üstü kapalı başbakan sayın Erdoğan’a sitem etmişti. Bugün büyük fırtınalar kopartan TÜBİTAK olayı sayın Ergün’ün neden görevden alındığına da göstermekte. TÜBİTAK tartışılırken sayın Ergün’ün susması konuşmaması gerçekten ilginç. Sayın Ergün TÜBİTAK ile kamuoyuna açıklamalar yapmalı ve konuşmalıdır. Kamuoyu Bakan Ergün’den sadece TÜBİTAK değil önemli hizmetler bekliyordu. Bakan Ergün döneminde bilim, teknoloji ve sanayi alanında uluslar arası boyutta fazla bir şey yapılamadı. Bilişim vadisi sözde kaldı. Üniversiteler ve TÜBİTAK arasında iş birliği oluşamadı, Sayın Ergün kamuoyu önüne çıkmalı bakanlığı dönemimde yapılanları ve TÜBİTAK’taki olayları kamuoyu ile paylaşmalıdır bugün TÜBİTAK’ta olanların tüm sorumluğun Sayın Ergün’de olduğuna inanıyorum.
TÜBİTAK GÜNDEMDE
Bugün TÜBİTAK Türkiye kamuoyunun gündeminde gündemde olmaya da devam edecek. Gazetemiz konuyla yakından ilgilenmekte konuyu bizzat Sayın Bakan Fikri Işık’a sorarak kamuoyu gündemine taşımaktadır. Bakan beyin TÜBİTAK ile ilgili yaptığı açıklamalar gazetemizin haberinin sizlerle paylaşıyorum:
IŞIK EL KOYMALI
TÜBİTAK ‘da yaşanan krizle ilgili tartışmalar sürüyor. Türkiye’nin en önemli Bilimsel Araştırma Kurumu olmasına rağmen, bilim yerine hep sorunlarla, kadrolaşmalarla, usulsüzlüklerle anılan TÜBİTAK ‘da son yaşanan kriptolu telefon krizi ülke gündemini sarsmaya devam ediyor. Önceki gün açıklama yapan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kriptolu telefonlarla ilgili 5 kişinin izne ayrılarak kurumla irtibatlarının kesildiğini ve telefonların dinlendiğini açıklayarak çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı.
BİLİM ÜRETMELİ
Telefon dinlemesi sonrası TÜBİTAK’ın Gebze’de bulunan MAM Başkanı’nın da görevden alınması çeşitli yorumlara sebep oldu. 2,5 yıl da 4 başkan eskiten MAM’ın düzenli bir hale getirilmesi isteniyor. Eski başkan İbrahim Dinçer’in bir takım ayak oyunları sonrası istifa etmeye mecbur kalmasının ardından gelen başkanın dinleme skandalına isminin karışması TÜBİTAK ve MAM’ın bir bütün olarak ele alınması gerektiğini gözler önüne serdi. Bu konuda en büyük vazife Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a düşüyor. Işık’ın kurumda ki kadrolaşma hareketlerine son vererek, sorunlara bütünsel yaklaşması ve daha önce de yazdığımız gibi kurumu Bilim üreten bir merkez hale getirmesi gerekiyor.
TÜBİTAK MAM’A BAŞKAN DAYANMIYOR
Kriptolu telefonların dinlenmesi ile gözlerin çevrildiği Gebze’deki TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ne Başkan dayanmıyor. Bakan Işık’ın görevden aldığı Doç. Dr. Bahadır Tunaboylu ile  MAM’da 2,5 yılda 4 başkan değişti.17 Aralık  operasyonundan sonra görevden alınan Bilim  Sanayi ve teknoloji eski Bakanı Nihat  Ergün’ün döneminde  sürekli Başkan değişikliği ile gündemden düşmeyen TÜBİTAK MAM, yeni Bakan Fikri Işık’la da tartışmaların odağında kalmayı sürdürüyor.
BAŞKAN DAYANMIYOR
Türkiye’nin göz bebeği kurumlarının başında gelen Marmara Araştırma Merkezi’ne Başkan dayanmıyor. Türkiye’nin Bilim ve Teknolojisine yön verecek proje ve buluşlarıyla gündeme gelmesi gereken Marmara Araştırma Merkezi’nin Başkan değişiklikleri kuruma zarar veriyor.9 Ağustos 2011 tarihinde istifa eden Önder Yetiş ’ten sonra göreve gelen Başkanlar bir türlü dikiş tutmadı. Yetiş ’in yerine gelen Sanulllan Özbek 6 ay sonra istifa ettikten sonra yerine İbrahim Dinçer Atandı.1,5 yıl bu görevde kalan Dinçer’de 15 Ağustos 20103 tarihinde istifa ederek başkanlıktan ayrıldı. Marmara Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Bahadır Tunaboylu bu kez, kriptolu telefonların dinlendiğinin ortaya çıkmasından sonra Bakan  Işık  tarafından görevden alındı.
Evet, sonuç olarak TÜBİTAK kanayan bir yara. Hem Sayın Ergün hem de Sayın Işık’tan Kocaeli ve Gebze kamuoyu TÜBİTAK ile ilgili ayrıntılı açıklama bekliyor. Ayrıca Sayın Bakan Işık’ın TÜBİTAK’ın 42 yıllık geçmişiyle ilgili araştırma yapmasını istiyor. Bakalım sayın Bakan bunu sağlayacak mı? Seçim bölgesi Kocaeli ve Gebze kamuoyu adına Sayın Işık’tan açıklama bekliyoruz.

*************

Cumhurbaşkanı Erdoğan TÜBİTAK ve Teknik Üniversite 17 Aralık 2014 (Gebze Gazetesi)
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Gebze’ye ilk kez gelip, TÜBİTAK ve Gebze Teknik Üniversitesinde törenlere katıldı. Sayın Erdoğan’ın daha önce Başbakan sıfatı ile ilgili Gebze’ye yaptığı geziler ile ilgili olarak bugüne kadar kalem aldığım yazıları dün sizlerle paylaşmış ve tüm yazıları internet ortamında Dünya kamuoyu ile de paylaşmıştım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TÜBİTAK ve Gebze Teknik Üniversitesinde yapmış olduğunu konuşmalar bölgemiz açısından çok önemliydi. Sayın Erdoğan Kocaeli’nin Üniversiteler şehri, Gebze bölgesinin bilim ve teknoloji merkezi olacağını açıklıyordu. Gebze teknoloji Enstitüsünün sadece isminin değiştirilerek sadece isminin değiştirerek, Teknik üniversite adını alması bana göre yeterli değil. Cumhurbaşkanı bu konuları işaret ederek, üniversitenin adına yarışır bölgedeki sanayi kuruluşları TÜBİTAK ile işbirliği yapmasını önermesi önemliydi.
TÜBİTAK’ın Ak Parti’nin 12 yıllık iktidarı döneminde uygulamalarına baktığımız da TÜBİTAK’ın Başarılı Olamadığı acı bir gerçek. Yıllarca TÜBİTAK, Nükhet Yetiş ve eşi tarafından karı koca idare edildi. Nihat Ergün döneminde tartışmalara açıldı. Şimdi de Sayın Fikri Işık döneminde bu tartışmalar sürüyor. TÜBİTAK bilimsel çalışmalardan çok başkan konularda tartışılıyor.
Temennimiz ve isteğimiz Sayın Cumhurbaşkanının TÜBİTAK ve teknik üniversite ziyareti her iki kurum içinde milat olur. Bu iki bilim ve teknoloji kurumuz gerçek amaçlarına yönelik, önemli çalışmalara imza atarlar. Başarılara ile uluslararası alanda adından söz ettirirler. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, TÜBİTAK ve Gebze Teknik Üniversitesi ile ilgili yaptığı açıklamaların bir bölümünü burada sizlerle paylaşıyorum
CUMHURBAŞKANI ERDOGAN TÜBİTAK’TA NE KONUŞTU
 “Bu yılın ocak ayında Japonya’da yapımı tamamlanan TÜRKSAT 4A uydumuzu teslim almış, 15 Şubat’ta Kazakistan’daki uzay üssünden fırlatılmıştı. Yazılımının tamamını kendimizin ürettiği Göktürk 2’yi de 2012’de Çin’den uzaya göndermiştik. Biraz önce imzalanan protokolle startını verdiğimiz TÜRKSAT 6A uydusu bunlardan çok daha ileri bir proje. İktidarımız döneminde 4 tane önemli projeyi gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. Hem ticari hem askeri görevler üstlenecek olan uydumuzdaki sistemeler yer istasyonu ve yazılımlar milli imkânlarla gerçekleştirilecek.
Proje vereceği hizmetle değil aynı zamanda stratejik mahiyette de bizimi için önemli. Bunlar bir sıçrayışın alametleridir. Türkiye’nin ilerde kendi yaptığı uyduları uzaya gönderebileceği gibi bu tür imkanlara da sahip olacağına ben inanıyorum. Yakın zamanda hayali dahi kurulamayanları da gerçekleştirmeyi mutlaka başaracaktır.
Bugün TÜBİTAK bünyesinde faaliyet gösteren araştırma merkezleri takdire şayan başarılar ortaya koyarak hepimizi umutlandırıyor. Özel sektörümüzde çok önemli bir seviyeye ulaştı. Geçtiğimiz 12 yılda verdiğimiz destek 4,5 milyar lirayı buldu. Burada bir hususun üzerinde durmak isterim. Başbakanlık vazifemizi ifa ederken Türkiye’de bilim teknoloji araştırma geliştirme çalışmalarının artması için çok büyük gayret içinde olduk. TÜBİTAK’ı yeniden yapılandırdık. Teşvik ettik. Güçlü şekilde destekledik
TÜRSAT 6A projesi de bizi uzay sanayiinde yeni bir safhaya çıkaracak. Şimdi Sabiha gökçen havalimanının yanında, bu doğrultuda faaliyet gösterecek ülkemizin en büyük teknoparkını kuruyoruz. İnşallah 2023’te özellikle de savunma sanayiimizi dışa bağımlılıktan kurtaracak bir kırılma noktası olacak.’
GEBZE TEKNİK ÜNİVERSİTESİNDE NE KONUŞTU
Erdoğan, Gebze Teknik Üniversitesi´ne yaptığı ziyaretteki konuşmasına, 41 gün önce kuruluşu gerçekleşen üniversiteye, “41 kere maşallah” diyerek başladı. Üniversitenin millet ve ülke için hayırlı olmasını Allah´tan dileyen Erdoğan, şöyle devam etti: “Başbakanlık vazifesini ifa ettiğim 12 yıllık süreçte yeni 99 üniversitenin kurulmasına öncülük etmiştim. Çok eleştiriler aldım dediler ki ´bir anda bu kadar üniversiteyi kurmak doğru mu’´ dediler ki ´hoca yok üniversite kuruluyor.´ Bütün bunlara karşı o süreç içerisinde ben de hep düşüncelerimi ortaya koydum. Türkiye´nin çok ciddi bir göç durumuyla karşı karşıya olduğunu, özellikle öğrenci göçünün inkar edilemeyecek, engellenemeyecek bir durumda olduğunu,  bunun ortaya koyduğu mali portrenin çok çok büyük olduğunu, öyleyse bizim o garip gureba, fakir fukara doğu, güneydoğu bu bölgedeki yavruların ayağına üniversiteyi götürmemizin gerekliliğine… Dolayısıyla her ilimizde bir üniversitenin olmasının bizim olmazsa olmaz bir görevimiz olduğunu ifade ederek, asıl görev tüm bu üniversitelerdeki hocalarımızın, yeni akademisyenler yetiştirmek suretiyle oralara da bu hizmeti götürmemiz gerektiğini ifade ettim.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gebze Teknik Üniversitesi´nin kendisi için bu noktada ayrı bir yere sahip olduğuna dikkati çekerek, “O da Cumhurbaşkanı olarak kuruluşunu onayladığım ilk üniversite, 12 yıllık süreçte kuruluşuna öncülük ettiğimiz 100. üniversite oldu. Bu bakımdan anlamlı. 2002 yılında Türkiye´de toplam 76 üniversite vardı. Gebze Teknik Üniversitesi ile birlikte 100 yeni üniversite ve sayı 176´ya böylece ulaşmış oldu. Tekrar bu yeni üniversitemizin hayırlı olmasını diliyor, başta öğrenci, hocalarımız olmak üzere tüm üniversite camiasına başarılar temenni ediyorum” diye konuştu”
Gebze Teknik Üniversitesi´nin sıfırdan kurulmuş bir üniversite olmadığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üniversitemizin temelinde, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü gibi oldukça büyük bir tecrübe birikimi vardır. Ben buna böyle inanıyorum. Bugüne kadar yapılan çalışmaların, elde edilen başarıların üniversite vasfıyla çok daha yükseklere taşınacağına yürekten inanıyorum. Bugün İzmit ve Gebze´de gerçekten dolu dolu bir ziyaret inceleme ve açılış programı gerçekleştirdik. Tabii eski alışkanlık ´İzmit´ dedik aslında Kocaeli dememiz lazım Erdoğan, Gebze´deki yerel güç, kuvvetlerin aynı zamanda üniversitenin kendi imkânlarının el ele vermesi gerektiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü burası aynı zamanda bir sanayi şehri. Buranın sanayicileri de üniversitelerini hele hele bir teknik üniversiteyi kendi başına bırakmayacaklardır, onlar da gerekli destekleri vereceklerdir. Bu noktada gerek valimiz, gerek belediye başkanımız tabii hükümet olarak da bakanımız buraya verecekleri destekle bir an önce burada yeni bir kampüs oluşumuna vesile olacaklardır. Büyüklerimizin bir ifadesi var hakikaten mekânın şereflisi kaliteli insanın yetişmesine vesile oluyor. Onun için de burada güzel bir proje, güzel bir mekan… İnşallah Kocaeli Üniversitesi de şu andaki öğrenci sayısıyla büyük bir rakama ulaştı. Zannediyorum 78 bin filan öğrenci var orada da.”
KOCAELİ´NİN ÜNİVERSİTELER ŞEHRİ OLMASI
Kocaeli´nin bir üniversiteler şehri olmasında, geleceğe yönelik başka adımları da atmaya hazırlandığını ifade eden Erdoğan, “Çünkü nüfusu itibarıyla artık büyükşehir ve ciddi de göç alan bir şehir. Öyleyse burada şimdi bu üniversitenin kalitede çok çok şöyle ileri adımlar atmış olması, inanıyorum ki bir cazibe merkezi olmayı da getirecektir. Gebze´nin genel olarak da Kocaeli´nin sanayi merkezi olmanın yanında da tabii artık bir bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirme merkezine dönüştüğünü, çok büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yapılan yatırımlarla hele hele devam eden bilişim vadisi gibi önemli projelerle başlayacak yeni projeler var önümüzde. Kocaeli ve Gebze, Türkiye´nin hatta dünyanın müstesna merkezlerinden birisi haline gelecektir” diye konuştu. “Elbette biz bu alanda maalesef çok geç kalmış bir ülkeyiz” diyen Erdoğan, şöyle devam etti: “On yıllar önce atılması gereken bu adımlar, kurulması gereken bu tesisler ancak şimdi bu dönemde hayata geçebiliyor. Ancak biz umutsuz olmadık, umudumuzu kaybetmedik dedik ki ´biz bunları aşacağız.´ 12 yıl önce ´zararın neresinden dönersek kardır´ dedik. ´Bir yerden başlamalı´ dedik ve dört tane kendimize temel taş tespit ettik. ´Eğitim´ dedik, ´sağlık´ dedik, ´adalet´ dedik, ´emniyet´ dedik. Eğitime verdiğimiz ağırlık, o gün bugündür devam ediyor. Önce yapısal noktada attığımız adımlarla Osmanlı´dan 79 yıllık cumhuriyet dönemi dahil tüm derslik sayısının üçte ikisinden fazlasını ki 265 bin derslik 12 yıl içerisinde yapıldı.” Bilimin üretilmesi, gelişmesi, yerleşmesi için belli şartların bulunması gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, tarihte Bağdat, Endülüs, Konya ve İstanbul gibi kentlerin sahip oldukları özgürlük, refah ve güvenlik ile dönemin alimlerini kendilerine çektiklerini aktardı. İstanbul´un yaklaşık 4 asır boyunca hem siyasi başkent, hem de dünya biliminin başkenti olduğunu dile getiren Erdoğan, “İstanbul´u bir ilim merkezi yapan da özgürlük, güvenlik ve refah ortamıydı. Şu anda batıdaki bilim merkezlerine baktığınızda özellikle ABD´ye baktığınızda bizim tarihimizdeki o iklimi sağlamaya çalıştığı için başarılı olduğunu görürsünüz” ifadelerini kullandı.
Evet, sonuç olarak sayın Cumhurbaşkanının TÜBİTAK ve Gebze Teknik üniversitesin yaptığı açıklamaların bir bölümünü sizlerle paylaştım. Her açıdan önemli konuşma. Cumhurbaşkanının bu konuşmasının Gebze kamuoyu adına takipçisi olacak. Ve her iki kurumla ilgili araştırma yazıları ve belgesel tv programları hazırlayarak iki kurumumuzun da başarı olması için elimden geleni yapmaya çalışacağım. Gerek yazımızın devam ve gerekse daha önce bu köşede TÜBİTAK ile yer alan yazıların tümünü internette www.www.gebzegazetesi.com adresindeki köşemde sizlerle paylaşıyorum.

**********

BİLİM BAKANI ERGÜN VE TÜBİTAK (19 ŞUBAT 2013 GEBZE GAZETESİ)
Dün bu köşede Piri Reis gemisinden TÜBİTAK Deniz Bilimleri Araştırmaları gemisine bir yazı kaleme alarak Türkiye’nin bilim ve teknolojide geldiği noktayı vurgulamıştım. Türkiye son yıllarda bilim ve teknoloji alanında önemli gelişmelere imza atıyor. Üniversitelerin sayısının arttırılması, dünya çapında isim yapmış bilim adamlarımızın Türkiye’ye dönmeleri, ülkemiz için çok önemli. Ülkemizin geleceği adına mutluluk ve gurur verici.
 Dünya, bilim ve teknoloji ile her alanda ilerlerken Türkiye son 3 yıldır bilim ve teknoloji bakanına sahip oldu. Bilim ve teknoloji bakanının Kocaelili bir siyasetçi olmasının önemini dün vurgulamıştım. Sayın Nihat Ergün’ün Bilim ve Teknooloji bakanı olarak Türk siyasi tarihinde yer alması ve kalıcı hizmetler yapması hayırla anılmasını sağlayacaktır.
 TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlanmasına bazı çevreler büyük tepki göstermişti. Ancak sayın Ergün ve çalışma arkadaşları deyim yerindeyse TÜBİTAK’a çağ atlattılar. TÜBİTAK’ı kısır siyasi ve ideolojik çekişmelerden arındırarak dünya çapında ses getiren Göktürk uyduları ve Deniz Bilimleri Araştırma gemisi gibi hizmetlerle adını tarihin şeref  sayfalarına yazdırdılar.
 Bilim Teknoloji ve Sanayi bakanı sayın Ergün, belli büyük illere bilim, teknoloji ve sanayi müzesi kuracaklarını açıklamıştı. Ancak vakit geçirmeden TÜBİTAK bünyesinde bilim, teknloji ve sanayi müzesi kurarak bu hizmeti başlatmalı. Başta Türk-İslam tarihinin bilim adamlarının icatları olmak üzere dünyanın bilim ve teknoloji tarihinin nerden nereye geldiğini görsel bir şekilde sergilemelidir.Bunun için en uygun alan TÜBİTAK saha içerisindeki alan olan Anibal tepe. Sayın bakandan Anibal tepeye bilim, teknoloji ve sanayi müzesini kurmasını bekliyoruz.
 TÜBİTAK, hızla dünya çapında bir kurum oluyor. Dünyanın birçok ülkesinde başarılı bilim adamlarımız TÜBİTAK bünyesinde çalışmaya başladılar. Bunlardan biriside TÜBİAK MAM Başkanı sayın Prof. Dr. İbrahim Dinçer. İbrahim Bey ile ilgili geçtiğimiz yıl kaleme aldığım yazıyı sizlerle paylaşıyorum.
TÜBİTAK MAM’IN GELECEĞİ
 Gebze her bakımdan şanslı bir bölge. Bazılarımız kıymetini bilmesek de Gebze’ye değer verip, önemsenmese de Gebze kendi kendine yeten, insan, sanayi, bilim kuruluşları potansiyeli ile dünya çapında isim yapacak bir bölge. Gebze’nin son 35 yılının canlı şahidiyim. Gebze’nin nereden nereye geldiğini, yakından bilen birisiyim. Gebze’yi geleceğe hazırlamak için hepimize tarihi görev düşüyor. Kısa adı Tübitak olan  Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi. Dünya çapında bir kuruluş. Her ne kadar Gebze ile irtibatı olmasa da bu kurum Gebze’de bulunuyor. Tübitak MAM’a ilk gidişim, 12 Eylül ihtilalinin lideri Kenan Evren’in Tübitak’ı ziyaretinde olmuştu. Ali Baransel, Evren’in basın danışmanıydı. O yıllarda genç bir gazeteci olarak Evren Paşa’ya Tübitak ile ilgili sorular bile sormuştum. Daha sonra bir çok kurum başkanı geldi geçti. Her gelen Tübitak’ı dünya çapında bir kurum yapma vaadinde bulundu. Ama hep boş laflarla oyalanıldı.
Son olarak bizzat Başbakan Erdoğan’ın torpiliyle Nükhet ve Önder Yetiş eşler Tübitak’ı uzun yıllar yönettiler. Ancak her nedense Tübitak istenilen noktaya gelemedi. İşin en acısı da kurum Gebze ve Kocaeli ile bütünleşemedi.
  Tübitak MAM’ın başına genç ve dinamik bir idareci geldi. Prof. Dr. İbrahim Dinçer’ İbrahim beyi 1992 yılında Tübitak’da çalıştığı yıllardan tanıyorum. Göreve geldiğini öğrenince eski bir değerli dostumun bana verdiği fotoğrafta 20 yıl önceki mazi gözümde canlandı. O fotoğrafı da alarak kendisine hayırlı olsun dileğinde bulunmak için önceki gün Tübitak’daydım. İbrahim bey 20 yıl içerisinde dünya çapında akademik çevrelerde adından söz ettirilen bir isim haline geldi. Görüşme randevusunu da mesai saati dışına, 17.30’a vererek, mesai saatinde hayırlı olsun  randevularıyla boşa zaman geçirmeyeceğini de ispat etti. Kendisine kısa ziyaretimizde başarılar diledim. Gebze ile ilgili kitap, belgesel ve dokümanlarımızdan hediye ettim.
 Tübitak Mam’ın yeni başkanı Sayın İbrahim Dinçer, dünya çapında bir akademisyen olmasına rağmen, alçak gönüllü ve heyecanından hiçbir şey kaybetmemiş. Tübitak Mam, İbrahim bey ve çalışma arkadaşlarıyla daha başarılı konuma geleceğine inanıyorum. Sohbetimiz sırasında İbrahim bey bazı geceler 23.00’e kadar çalıştığından da söz etti. Kendisine başarılar dilerken, Tübitak Mam dünya çapında adından söz edilen başarılı bir kurum haline gelir ve geleceğine de inanıyorum.
PİRİ REİS’TEN TÜBİTAK GEMİSİNE
Eskiler denize bahriye derdi. Hatta bitli piyade olmaktansa bahriye askeri olmak gençler arasında moda idi. Bir genç bahriye askeri oldu mu havasından geçilmezdi. Yazın beyaz, kışın siyah bahriye askeri elbisesi gençlerin hayallerini süslerdi.
 Bende Bahriye askeri olarak vatani görevimi yaptım. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı seyir hidrografi ve oşonografi daire başkanlığında genel sekreterlikte dolu dolu vatani görevimizi tamamlarken Türk deniz tarihinin dünü bugünü ve geleceği ile ilgili bir çok bilgiye de sahip olduk.
  Askeri görevimi İstanbul boğasında ki seyirhidrografi dairesinde ve Haliç körfezinde ki deniz hastanesinde tamamladım. Benim en büyük arzum gerek seyir hidrografi ve gerekse deniz hastanesinde mesai saati haricinde kütüphanede bulunan deniz tarihiyle ilgili kitapları boğaza ve Haliç körfezine bakarak okuyarak geçindiğim o günleri hiç unutamıyorum. Birbirinden kıymetli bir çok kitabı boş zamanlarımda okuyup deniz tarihiyle ilgili bilgi sahibi oldum. Piri Reis’in ünlü dünya haritasını büyük bir keyifle seyrederken Türk deniz tarihinin ihtişamlı geçmişini hatırlıyordum. Unesco, 2013 yılını Piri reis yılı ilan etti. Ben geçen hafta Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kaptanpaşa olarak görev yaptığı Cezayir ile ilgili araştırma yapıp belgesel çekerken Türk deniz tarihinin ihtişamlı geçmişi bir kez daha yerinde yaşarken askerlik yaptığım günler gözümün önüne geldim.
  Seyir hidrografi de bahriye askerliği yaparken denizcilikle ilgili bir çok toplantının haber metinlerini, toplantı tutanaklarını, basın bültenlerini hazırladım. Üniversiteler ve Tübitak’da ki toplantıları takip ederek hazırladığımız basın bültenlerini gazete ve TRT’ye bizzat ben götürürdüm.
 Deniz kuvvetlerinin bende çok ayrı bir yeri var. Hem vatani görevimi yaptım hem de Türk deniz tarihinin adeta okulunda Üniversite okudum. Piri Reis’in ünlü dünya haritası Kitab-ı bahriyesi, Mürsiyeli İbrahim’in deniz kitabı, bahriye mektebi tarihi ve deniz Kuvvetleri’nin Osmanlı döneminde ki hizmetleri cumhuriyet döneminde ki başarıları özetle denizcilik tarihimizin adeta aşığı oldum. Denizciliği ve denizi çok sevdim.
 O günlerde denizlerde araştırma yapan Piri Reis adlı bir gemimiz vardı. Onun yaptığı çalışmaların haritalı hazırlanırdı. Ondan sonra denizcilik tarihiyle ilgili fazla bir gelişme olmadı. 17 Ağustos depreminden sonra Marmara Denizinde araştırmayı Fransız gemileri yaptı. Fransız gemilerinin yaptığı araştırmayı o günün TÜBİTAK başkanı açıklarken ben neden TÜBİTAK’ın bir araştırma gemisi yok diye üzüntü yaşamaktaydım.
 TÜBİTAK’IN DEĞİŞİMİ
Evet, nihayet TÜBİTAK’ın deniz araştırmaları gemisi önceki gün Bilim, Teknoloji ve Sanayi bakanı Nihat Ergün tarafından denize indirildi. 1972 yılında kurulan TÜBİTAK, 40 sene sonra denizlerde araştırma yapacak bir gemiye sahip oldu. Üstelik 500 yıl önce Akdeniz’i Türk gölü haline getiren, 450 yıl önce Piri Reis tarafından dünya haritası çizilen 3 tarafı denizlerle çevrili olan bir ülkenin araştırma kurumu 40 sene sonra denizlerde araştırma yapan bir gemiye sahip olması üzerinde günlerce düşünülecek çok acı bir olaydır. Neden bugüne kadar böyle bir gemiye sahip olmadı. Neden Türkiye kadar denize kıyısı olmayan ülkelerden denizcilik bilgisi alınırken bir zamanlar denizlere hakim olan bir medeniyetin mensubu olarak deniz bilimlerinde dibe çakıldık. Bu üzerinde düşünülmeli ve araştırmalar yapılarak ibret olarak gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Sadece denizlerde değil uzayda da yeni çalışmalar yapabildik. Göktürk uydumuzun uzaya fırlatılmasında mutluluklar ve gururlar yaşadık. Göktürk uydusu ile ilgili daha önce bu köşede yer alan yazımın linkini sizlerle paylaşıyorum. Mutlaka bu yazıyı http://www.gebzegazetesi.com.tr linkinden okuyun, hem uzaya hem de denizlere hâkim olan bir Türkiye dünya siyasetine de hâkim olacaktır.
 NİHAT ERGÜN İMZASI
  TÜBİTAK ile ilgili de çok sayıda yazı kaleme aldım. Daha önce TÜBİTAK ile ilgili yazdığım yazıları sizlerle bu köşede paylaşırken TÜBİTAK’ın nereden nereye geldiğinin de bir belgesini birlikte yaşamış oluyoruz. TÜBİTAK’ın deniz araştırmaları gemisi ile ilgili töreni medyadan takip ederken tıpkı Göktürk uydusunun uzaya fırlatılışıyla ilgili yaşadığı mutluluk ve heyecanı bir kez daha yaşamış olduk. Bu çalışmalarda Kocaelili bir Bakan olan Sayın Nihat Ergün’ün imzasının olması da ayrı bir mutluluk ve heyecan duyduğumu ifade etmek isterim. Yıllarca kendi başına buyruk olan deyim yerindeyse devlet içinde devlet olan TÜBİTAK, siyasi iradenin emrine girince Göktürk uyduları ve TÜBİTAK deniz araştırmaları gemisi gibi modern teknoloji ile donatılabiliyor. Keşke TÜBİTAK kurulduğu günlerde bu tür hizmetler yapsaydı. Bugün Türkiye bilim ve teknoloji de dünya sıralamasında yer alırdı. TÜBİTAK deniz araştırmaları gemisiyle ilgili haberi sizlerle internetteki köşemden paylaşmak istiyorum.
 TÜBİTAK GEMİSİ DENİZLE BULUŞTU
 Türkiye´nin ilk araştırma gemisi olan TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi, törenle suya indirildi. İki bakanın katıldığı törende, tersane işçileri de horon teperek eğlendi.
 TÜBİTAK’ın ihtiyaçları doğrultusunda Çeksan Gemi Sanayi tarafından inşa edilen Türkiye’nin ilk araştırma gemisi TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi’nin yapımı tamamlandı. 41.2 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğindeki gemi bugün törenle suya indirildi. Tuzla’daki tersanede düzenlenen törene Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, denizcilik ve TÜBTAK yetkilileri ile tersane görevlileri katıldı.
 Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından tersane işçileri horon oynadı. İş önlükleri ve kasklarıyla horon oynayan işçileri bakanlar gülümseyerek izledi.
 Çeksan Gemi Sanayii Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Bayrak, geminin özellikleri hakkında bilgi aktardı. Başaran, sektörleriyle ilgili sıkıntı yaşadıkları konularda bakanlardan yardım talebinde bulundu.
 Projenin son derece anlamlı olduğunu ifade eden Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, ‘İnşallah bu gemi ve benzer gemilerimizle daha fazla bilgi üreteceğiz. Ürettiğimiz bu bilgiyi de milletimizin kalkınması ve refahı için kullanacağız. Gemi inşa sektörü açısından da iftihar ettiğimiz bir tablo. Türkiye’de gemi inşa sektörü çok önemli mesafeler aldı geçmişte. Küresel krizde ciddi bir etkilenme söz konusu oldu ama inşallah daha iyi günlere yine dönecektir. Aldığımız mesafeyi de bugünkü projemiz ortaya koyuyor.’ dedi.
 Denizcilik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli yıllardır tam olarak değerlendiremediğini kaydeden Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün de ‘Bunu kabul etmemiz lazım. Kabul edersek iş yapması daha kolay olur. Kabul etmezsek sanki her işi mükemmel yapıyormuşuz gibi düşünürüz kendimizi ve iyi işler yapmamızın önüne kendimiz engel koyarız.’ ifadelerini kullandı.
 Artık Türkiye’nin denizlerini ve denizciliğini de yeniden keşfettiğini belirten Ergün, ‘Zamanında Akdeniz’i, Karadeniz’i bir adeta bir göl haline getirmiş olan Türkiye, Piri Reis veya Barbaros gibi denizciler yetiştirmiş olan bir Türkiye gerçekten bu gücünü keşfetmesi lazımdı. Bugün özellikle gemi üretiminde dünyada üst sıralarda yer alıyoruz. İlk milli savaş gemisini yaptık. Şimdi milli denizaltı hedefine odaklanmış durumdayız.’ diye konuştu.
   Türkiye’de deniz araştırmalarının henüz yeterli seviyede olmadığını kabul ettiklerini anlatan Ergün, ‘Bu durumu değiştirmek noktasında da önemli bir kararlılık içindeyiz. Ülkemizde deniz araştırmalarını geliştirmek için en çok ihtiyaç duyduğumuz eksikliklerin başında insan kaynağı ve araştırma gemileri gelmektedir.’ dedi. Ergün, şimdiye kadar dışarıdan temin edilen araştırma gemilerini artık Türkiye’de üretilmeye başlandığını söyledi.
 Konuşmaların ardından kurdele kesildi. Alkışlar eşliğinde TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi siren çalarak suya indi. TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi iç donanımı da tamamlandıktan sonra Mayıs ayında hizmete girecek. Geminin iç kısmı bilimsel oşinografik çalışmalarda kullanılmak üzere gelişmiş ölçüm cihaz sistemleri ile donatılacak. Gemi, boğazlar başta olmak üzere deniz kirliliğinin izlenmesi, boru hatlarını gözlemleme, canlı yaşam alanlarının izlenmesi, tür çeşitliliğinin gözlemlenmesi, kaza ve afetlere destek verilmesi gibi alanlarda hizmet verecek.

*************

TÜBİTAK kanser ilacı üretebilecek mi? (2 Ekim 2015) 
TÜBİTAK TÜSSİDE tesislerinde çok önemli bir toplantıya katıldım. Saat: 11:00’de başlayacağı açıklanmasına rağmen Saat:12.00’de bakanların gelmesiyle toplantı başlamış oldu. Bazı insanlar beklemekten sıkılarak ve gününde Cuma olması nedeniyle toplantıdan ayrıldılar. Her iki bakanın da gelmesiyle toplantı başladı. Toplantının ana teması TÜBİTAK’ın kanser ve grip ilacı üretmesiyle ilgili projenin başlatılmasıydı. Bakanlar geç gelince bizimde çeşitli kurum yetkilileri ile görüşme imkânımız oldu. Kocaeli Üniversitesi Rektörü Saadettin Hülagü, TÜBİTAK MAM Başkanı Prof. Dr. Bahadır Tunaboylu, Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker, Çayırova Belediye Başkanı Şevki Demirci, GTÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı, TÜBİTAK Gıda bölümü başkanı Cesarettin Alaşalvarlı, Darıca Kaymakamı Ömer Karaman ile değişik konular ile görüşme imkânımız oldu. Görüşemediğimiz birçok insanla konuştuk.
Toplantıdan önce TÜBİTAK’ın son 35 yıllık geçmişini yakından bilen bir gazeteci ve belgeselci olarak TÜBİTAK’ı ilk tanıdığım günler gözümün önüne geldi. 35 yıl önce TÜBİTAK’ta görev yapan Mehmet Pala diye bir akademisyen vardı. Bilmiyorum şuanda nerede görev yapıyor. Isırganın kansere iyi geldiği şeklinde açıklamalar yapıyor bizde o açıklamaları o gün temsilcisi olduğumuz TRT – Anadolu Ajansı vasıtası ile kamuoyu ile paylaşıyorduk. O zaman ısırganın kansere iyi geldiği şeklinde açıklamalar yapılıyor, kamuoyu bununla yankılanıyordu. 35 yıl sonra yine bir kanser konusuyla TÜBİTAK gündeme gelmiş oldu. Isırgan ile ilgili nasıl bir araştırma yapıldı bilmiyorum ama TÜBİTAK’ın bu konuda çalışma yapması önemli bir gelişme.
TÜBİTAK’ta düzenlenen tanıtım töreni ile ilgili gazetemizde yer alan haberin ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun burada yaptığı açıklamaları sizinle paylaşıyorum.
TÜBİTAK kanser ilacı üretecek
Dünya ilaç sektöründe her geçen yıl pazar payını artıran biyoteknolojik ilaçlar hakkında çalışma başlatan TÜBİTAK MAM, çalışmalarla ilgili tanıtım toplantısı düzenledi. Gebze’de bulunan TÜBİTAK MAM, tarihi günlerinden birini yaşadı.  Dünya ilaç sektöründe her geçen yıl pazar payını artıran biyoteknolojik ilaçlar hakkında çalışma başlatan TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü, yeni ilaç geliştirmek için fiyatı milyar doları bulan tamamen insan antikoru tabanlı ilaç üreten bir transgenik fare platformunu hayata geçirmek için kolları sıvadı.
“ATTIĞIMIZ ADIMLARIN MEYVESİNİ TOPLUYORUZ”
Programda konuşma yapan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu; “Artık süreci şeytan taşlamaktan abdest alma kısmına geçirmemiz lazım. Birileri başarabiliyorsa, bende başara bilirimin cevabını veya gereğini yapmamız gerekiyor. Türkiye son on yılda bu sürecin alt yapısını yapmak için çalıştı. Ne kadar başarılı oldu? İşte bugün bu başarı adımlarımızın ilk meyvelerini almaya başladık. İnşallah 2018’lerde ve Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılında ulaşmış olacağız. 70 bin yatak kapasiteli hastanelerimiz önümüzdeki yıllarda hizmete girmiş olacak. Milyonlarca tıbbi teknoloji cihazı, tıbbi ürüne üretiyoruz. Peki, biz Türkiye olarak sağlığı dünyayla yarışabilir bir ülke olmakla mı övüneceğiz, yoksa tüketebildiğimizi aynı zamanda ürete bilen bir anlayışın mensuplarıyız. Burada bu iki projenin çok tarihi bir önemi olduğunu göreceğiz.” Dedi.
“YENİ SEKTÖRLERE ADIM ATMALIYIZ”
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun ardından konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık; “Türkiye 2002’den itibaren ciddi bir ivme kazandı. Büyük başarılara, rekorlara imza attı. Ancak mevcut kazanımlarımızı korumak bizim için yeterli değil. Tam aksine yeni ve büyük hedeflerle yolumuza devam etmek zorundayız. Bu nedenle ikinci bir atılım dönemini başlatmak gerekiyor. Ülke olarak kendi yağımız ile kavrulalım mantığı ile hareket edemeyiz. Yüksek gelir hedefleyen bir ülke olarak talep gücünü markalaşmada araştırmalıyız, bulmalıyız. Hem klasik sektörlere yoğunlaşmalı, hem de yeni sektörlere doğru adım atmalıyız. Bu açıdan çok kritik bir açıdan ilaç sektörü önümüze çıkıyor” dedi.
BAKANLAR NEDEN GEÇ GELDİ?
Evet, Gebze’nin ve ülkemizin önemli kurumlarından olan TÜBİTAK’ın yapmış olduğu çalışma ve burada düzenlenen programın ayrıntılarını sizlerle paylaştım. Saat: 11.00’de başlaması beklenen program bir saat sarkmıştı. Bunun nedeni ise bu programa katılacak olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun, Türkiye’nin en önemli projelerinden biri olan Körfez Geçiş Köprüsü’nde 252 metreye çıkarak inceleme yapmalarıydı.
Dünyanın en büyük dördüncü asma köprüsü olan ve Körfez’in adeta inci gerdanlığı haline gelen Körfez Geçiş Köprüsü’nün denizdeki ayağına asansör ile çıkan iki bakan tam 252 metreden çalışmaları inceledi.
Bu konuyla ilgili gazetemizde yer alan haberi sizlerle paylaşarak makaleme son vermek istiyorum.
252 METREDEN KÖRFEZ MANZARASI
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu Körfez Geçiş Köprüsü’nde 252 metreye çıkarak incelemelerde bulundu.
Gebze dün iki önemli bakanı ağırladı. İstanbul-Gebze-İzmir otoyolu Körfez Geçiş Köprüsü’nü incelemek üzere bölgemize gelen iki bakana Kocaeli Valisi H. Basri Güzeloğlu, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şemsettin Ceyhan, Gebze Kaymakamı Mehmet Arslan, Dilovası Kaymakamı Hulisi Şahin ve birçok isim eşlik etti.
252 METREDEN KOCAELİ’Yİ İZLEDİLER!
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu Körfez Geçiş Köprüsü’nde şantiye görevlilerinden çalışmalar hakkında bilgi aldı. Asansör ile köprü ayağının 252 metre yukarısına çıkan iki bakan buradan hem köprüde devam eden çalışmaları, hem de Körfez’in eşsiz manzarasını izledi. Konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık; “Biz burada Türkiye’nin en önemli projesi olarak ve Körfez’in gerdanlığı olarak bakıyoruz. İş güvenliğine uygun bir biçimde çalışmaların devam etmesini, kazasız belasız açılacağı güne yetişmesini bekliyoruz” dedi.
“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDE ÖNEMLİ ROL ÜSTLENECEK”
Körfez Geçiş Köprüsü’nü ilk kez inceleyen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu; “Son on yılda Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin örneğini yaşadık. Bu Kocaeli’ndeki örneği. Türkiye’de farklı örnekleri de var. Körfez Geçiş Köprüsü Türkiye’nin geleceğinde önemli bir rol üstlenecek. Çok ileri teknolojinin kullanıldığı önemli bir proje” diyerek Körfez Geçiş Köprüsü’nü seçim bölgesi olan Bursa’nın da tamamlanmasını beklediğini söyledi.
Kanser çağımızın en kötü hastalığı. Kansere karşı TÜBİTAK’ın böyle bir çalışma yapması gerçekten önemli. Ancak 35 yıl önce gündeme gelmişti. 35 yıl sonrada bir proje ile kanser yeniden gündeme geliyor. Temennimiz bu projenin başarı ile sonuçlanması.

Sonbahar ve çocukluk anılarım

Bütün hayatımız dört mevsim üzerine kurgulanmıştır. Ömrümüz dört mevsim içerisinde gelir, geçer. Sonbahar çok farklıdır. Hüznü, sonsuzluğa giden yolun başlangıcını, mevsimlerde de kışın gelişini hatırlatır.

Sonbaharın son günlerini yaşıyoruz. Acaba sonbaharı doya doya yaşayabiliyor muyuz? Pastırma yaz güneşi içimizi ısıtırken, son baharın hüznü gönlümüzü burkuyor. Hüznü bir kenara bırakarak sonbaharı doya doya yaşayıp, sonbahardan güzel görüntüler çekerek kışa hazırlık yapmalıyız.
Çocukluk yıllarımızdaki sonbahar, yaylalardan köye gelişi, yaprakların sararıp dökülüşünü, kışa hazırlık için telaşeleri hatırlatır. Çocukluk yıllarımdaki sonbahar anıları benim için çok anlamlıdır. Fındık bahçeleri, dağlardaki yaprakların yavaş yavaş sararması, karın yayla dağlarından başlayarak yavaş yavaş köye kadar inmesi… Son güz meyvelerinin, ekinlerin toplanıp, mısır koçanlarının talaştan ayrılması.
Çocukluk yıllarımdaki en çok hatırladığım anılar sonbahar ve kış mevsimindedir. Köylerde kışlık odunların kesilerek taşınması, insan gücü ile yapılmaktaydı. Ormandan sırtımızda taşıdığımız odunları mağaza altına dizmemiz, fırsat buldukça kestane toplamak için ormanlara gitmemiz, sararmış mısır ve otların biçilmesi, otluk haline getirilerek kışa hazırlık yapılması, hayvanların altına serilecek güllüklerin toplanması, hayvanların kışlık yiyecekleri olan yaykın, kestane, özül, pelit ve meşe alaflarının kar ve kıştan korunmak üzere mereklere taşınması hep insan sırtında oluyordu.
Bu kadar sıkıntı ve zahmete rağmen hem çocuklar hem de büyükler mutluydular. Ne stres ne de şikayet vardı. İşleri bitirip, kışın o sert soğuğuna hazırlanmak için yediden yetmişe herkes görevini yapıyor, kışa hazırlanıyordu.
O günler nede hızlı gelip geçti. Bu satırlarla sizlere anlattığım o çocukluk anıları üzerinden tam yarım asır geçmiş. 50 yıl önceki Karadeniz’in bir köyünde yaşadığım çocukluk anılarımı sizlerle paylaştım. Daha sanki dün gibi. Bu anılar ile ilgili daha çok şeyler yazıp, çizebiliriz. Fakat sonbahar hüzünlü olduğu kadar, insana mutluluk verip çocukluk yıllarımızı da hatırlatıyor. Hele sarı yapraklar, ormanların rengarenk sarının tüm tonlarına bürünmesi ve çimler üzerinde açmış sonbahar çiçekleri insana tarifi imkansız haz ve huzur yaşatıyor.
SONBAHAR HÜZNÜ
Anadolu Sonbaharda bir başka olur, Anadolu’nun 4 mevsimi de güzeldir. Sonbahar hüznü hatırlatsa da insanlar farklı duygular yaşar. Birçok ünlü düşünür, yazar ve şair şiir ve yazılarını sonbaharda yazmışlardır.  Meşhur fikir adamı ve düşünürlerimizden Genceli Nizami ünlü Divanı’nı sonbaharda yaprakları sararmış çınar ağaçlarının altında yazmıştır.
Sonbahar farklı bir hüznü bana hatırlatmakta.1960 darbesi ile devrilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Hasan Polatkan ve Maliye Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun ihtilalciler tarafından idam edilmesi 16 ve 17 Eylüle rastlar. 16 ve 17 Eylül tarihleri demokrasi tarihine siyasi cinayet olarak geçen bir tarihtir. Daha önce bu konuda yazdığım makalenin bir kısmını sizlerle paylaşıyorum.
MENDERES NASIL İDAM EDİLMİŞTİ?
Bugünkü bu yazımı kaleme aldığım sırada elinde bir tomar gazete bulunan Erol Baytar adlı hurdacı Selam verip gazeteleri masama koydu. Gazeteler 1961 tarihini gösteriyordu. Menderes ve arkadaşlarının nasıl idam edildiğini resimleri ile boy boy gazete sayfalarına basılmıştı. Son Havadis Gazetesinin 17 Eylül 1961 ve Kudret gazetesinin 18 Eylül1961 günkü sayıları Menderes’le birlikte dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Hasan Polatkan’ın idam sehpasındaki görüntüleri ve Menderes’in idam sehpasına götürülüşü insanı dehşete düşürüyordu. Kudret gazetesinin manşeti Büyük puntolarla Menderes idam edildi. Alt başlık ise “ Hükmün İnfaz edildiği Milli Birlik komitesi İstihbarat irtibat bürosunca açıklandı.” Şeklinde yazılmıştı. Son Havadis Gazetesi’nin manşeti ise Hasat Polatkan ve Zorlu dün sabaha karşı idam edildi.” Manşeti altında her iki bakanın cansız bedenleri darağacında asılmış halde gözüküyordu. Bu gazeteler demokrasinin nasıl katledildiğinin en bariz örneğidir. Bunun dışında başka gazetelerde arşivimize hediye edildi. İbret ve ders alınması için İlim Kültür ve Tarih Araştırma Merkezi kütüphanesinde araştırmacıların bilgisine sunmuş bulunmaktayız. Gerçekten bu gazetelerdeki haberler ve idam sehpası insanın kanını dondurmakta. Bu tarihi gazeteyi bizlere hediye eden hurdacı Erol Baytar bile bu haberleri okuduktan sonra “O günkü yaşananlara isyan ediyorum. Menderes’i iktidara getiren halk neredeydi. Menderes’e neden sahip çıkmadılar, neden eylem yapıp Menderes’in idamını önlemediler.” demekten kendini alamadı.
MENDERES’İN İDAMI ÖNLENEBİLİR MİYDİ?
Ben hep düşünürüm bugün Suriye’de ve Mısırda yaşananlar için Türkiye ayakta. Mısır’da halk seçtikleri devlet başkanına sahip çıkmak için sokakları terketmiyor.3000’den fazla insanın öldüğü söyleniyor. İnsanlar öleceğini bile bile seçtikleri insana sahip çıkıyorlar. Menderes’e sahip çıkılamaz mıydı? Bugün sokakta olan halkın babaları ve dedeleri ve Menderes’e oy veren kitleler neden acaba ayaklanmadı neden? Tavır koymadılar. Menderes idam edilmesin diye kaç kez toplantı yapılabildi. Verdikleri oyların namus ve şerefine sahip çıkmak için kaç kişi can verdi. Zannediyorum hiç kimse kılını bile kıpırdatmadı. Çok sevdikleri Menderes için sokaklara bile inilmeli. Tam tersine Menderes hükümetinden çıkar sağlayanlar darbe olana kadar Menderesçi gözükenler darbeden sonra saf değiştirip Menderes’in aleyhinde şahitlik bile yaptılar. Yazık hem de çok yazık.
Bu kadar yaşanan olaydan sonra Türkiye’de Mısır’daki gibi toplantı yapılsaydı darbeciler Menderes’i asmaya cesaret edemezdi. Bugün 60 ihtilalinde Menderes’in idamından özellikle Mısır halkının darbeye karşı direnişinden Türk insanının alacağı çok ders var. Gazetemiz kütüphanesine hediye edilen Menderes’in idamı ile ilgili gazeteler ile ilgili haber ve yorumlar aslında çok şeyi anlatıyor. Ancak çok söze gerek yok. Türkiye 50 yılda; 2 darbe, 2 muhtıra,  1 post modern darbe yaşadı. İnşallah bundan sonra yaşamaz. Tarih ders ve ibret almak için vardır.(27 AĞUSTOS GEBZE GAZETESİ)
Evet, sonbahar hüzün, duygusallık ve Türk siyasi tarihi açısından karanlık bir mevsimdir. Fakat dört mevsimin tüm güzelliğini Anadolu’da yaşayabilen bizler bunun kıymetini bilmeliyiz.

Muhalefet partileri, muhalefet olabilecek mi?

Siyaset bilimcilerinden en sade insana kadar herkes Türkiye’de iktidar sorunu değil, muhalefet sorunu olduğunu söylemekte. Son 13 yıldır Türkiye’de tek parti iktidarı hâkim. 13 yıldır iktidar olan bir siyasi parti mutlaka yıpranır, mutlaka eleştirilir ve bir noktadan sonra kaybederek muhaliflere yenilerek iktidardan düşer.
7 Haziran seçimleri bunun bir yansımasıydı. Seçimlerde iktidardan memnun olmayan %10’luk grup desteğini geri çekti. Bu kesim ya başka partilere oy verdi ya da sandık başına gitmedi. 7 Haziran seçim sonuçları her yönüyle Türk siyasi tarihinde sürekli tartışılacak, sürekli konuşulacak bir sonuç.
Muhalefet bu durumu değerlendirmedi için Türkiye erken seçim sürecine gitti. Hiç kimsenin tahmin etmediği, 13 yıldır iktidar olan parti bütün zamanların rekorunu kırarak Genel Seçimlerde en yüksek oy alarak tekrar iktidar oldu. Seçim öncesi herkes AK Parti üzerine planlar yaparken, bugün bambaşka konular tartışılıyor. 1 Kasım seçimleri Türkiye’de bir iktidar sorunu değil, muhalefet sorunu olduğunu ortaya koyuyor.
MUHALEFETİN DURUMU
Özellikle CHP ve MHP 1 Kasım seçimlerinden sonra tam bir cadı kazanına döndü. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bir bir Genel Başkan Adayları ortaya çıkmakta. Parti içi muhalefet tam anlamıyla ortaya çıkıp, Genel Başkan ve yöneticilerden hesap sormaya çalışıyor. Deyim yerindeyse muhalefet tam bir birine düşmüş durumda.
CHP, hiçbir zaman iktidar alternatifi olarak her nedense bir türlü ortaya çıkamadı. AK Parti’nin sağladığı açılımların çok az bir kısmını CHP sağlamış olsaydı siyasette ki yansıma çok farklı olurdu. CHP uzun bir süre rejim tartışmaları üzerinden siyaset yaptı. Son seçimlerde ekonomiyi ön plana çıkarttı ama bunda da başarılı olamadı.
CHP, her seçim sonrası ilk yaptığı iş olağanüstü kurultay toplamak, başkan adayları çıkartmak, sert açıklamalar yapmak, tam anlamıyla siyasi mücadele, parti içi muhalefetten daha çok parti içi kavga, suçlama ve adeta yok etme yarışı yapıyor. CHP, iktidara muhalefet yapmak yerine parti içi mücadelenin, kurultayların partisi olarak biliniyor.
MHP’de ise durum özellikle 1 Kasım seçimleri yenilgisinden sonra farklı bir boyuta çıktı. Önceden sessiz sedasız yürütülen mücadele, yüksek ses ile yapılmaya başlandı. MHP’de çok ciddi muhalif bir kadro Genel Başkan Bahçeli’ye karşı adeta meydan okurcasına açık açık adaylıklarını açıklıyor.
MHP’de de bir şeyler oluyor. Aslında Genel Başkan Bahçeli’nin 7 Haziran seçimlerinden sonra her şeye ‘hayır’ demesi, hem parti içerisinde hem de kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı. Her kesim tarafından takdir ile karşılanan Meral Akşener’in listeye konmaması ise MHP’de bardağı taşıran en büyük damla oldu. MHP’de bugün parti içi mücadele artarak devam ediyor.
MUHALEFET ÇOK ÖNEMLİ
İktidarları denetleyen en önemli unsur muhalefettir. Kendileri ile barışık olmayan, kendi içerisinde mücadele ve kavgalı bir konumda olan muhalefet partileri iç kavgalarını bırakarak iktidara karşı muhalefet yapamıyorlar. Muhalefetin tam anlamı ile muhalefet yapamaması iktidar partisinin elini güçlendiriyor. Deyim yerinde ise gücüne güç kattığı için bir anlamda kontrolsüz güç haline geliyor.
Muhalefet mutlaka iç mücadelesini bir kenara bırakıp, Türkiye’de iktidardan çok bir muhalefet sorunu olduğunu anlamalıdır. İktidarın iyi yaptıklarını alkışlayıp, karşı çıktıkları icraatları da açık açık eleştirmelidir. Türkiye’de ciddi ve tutarlı muhalefet partilerinin olduğunu göstermelidir.
Türkiye önümüzdeki 4 yıl içerisinde tek parti yönetimi tarafından idare edilecek. En yakın seçim ise 2019’un Mart Ayı’nda gerçekleşecek. Aslında 2019 seçimler yılı olarak siyasi tarihimize geçecek. Mart ayı içerisinde yerel seçimler, Ağustos Ayı’nda Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Kasım Ayı’nda ise Milletvekili genel seçimi yapılacak. Şimdiden bir seçim kanunu çıkartılarak, bu üç seçimin bir tarihte toparlanması ve üç seçimin tek olarak birleştirilmesi her bakımından menfaatine diye düşünüyorum.
Sonuç olarak Türkiye’de iktidar sorunu yok, muhalefet sorunu var. 13 yıldır tek başına iktidar olan parti, ezici bir çoğunluk ile yeniden iktidar olması sebep ve sonuçları itibariyle siyasi tarihimizde çok konuşulacak. Muhalefet ne zaman gerçek anlamda muhalefet olduğunu anlayarak, parti içi muhalefeti bir kenera bırakıp, muhalefet görevini hatırlayabilecek. Konuyla ilgili olarak yaşanan süreci ve adaylığını açıklayan genel başkan adayları ile ilgili çıkan haberleri sizlerle paylaşıyorum.
MUHALEFET PARTİLERİNDE NELER YAŞANIYOR?
MHP’de Genel Başkanlık için ikinci aday da belli oldu. Selim Kaptanoğlu’ndan sonra, hakkındaki ihraç kararını iptal ettiren Iğdır eski milletvekili Dr. Sinan Oğan, 16 Kasım’da Ankara’da düzenleyeceği bir toplantı ile adaylığını resmen ilan edecek. MHP’de bir grubunda Meral Akşener’in aday olması yönünde baskı yaptığı söyleniyor.
CHP’DE KRİZ
1 Kasım’da beklenilen oyu alamayan CHP’de kazan kaynıyor. Daha önce genel başkanlık için Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkan Muharrem İnce’nin kurultay için tekrar harekete geçtiği öğrenildi. CHPde koltuk krizi CHP’de kurultay senaryoları yeniden gündeme geldi. CHP’nin 17 Temmuz 2012’de yaptığı son olağan kurultayda, genel başkanlık için Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkan Yalova Milletvekili Muharrem İnce tekrar kolları sıvadı. Öte yandan Mustafa Balbay’ın da CHP Genel Başkan Adaylığını açıkladı.

Atatürk, tarih bilinci ve gençlerimiz

Bugün 10 Kasım. Mustafa Kemal Paşa’nın ölümünün 77. Yıl dönümü dolayısı ile anma törenleri yapıldı. Çocukluk yıllarımızda okullarda düzenlenen anma törenlerini hatırlıyorum. Daha sonra anma törenleri farklı şekilde yapılmaya başlandı. Anma törenlerinin amacı tarih ve kültür bilinci vermektir.
Bugün geçmişe baktığımızda Atatürk’ün gençliğe hitabesi, gençlere yaptığı konuşmalar ve gençliğimizin bugün ki durumu gerçekten üzerinde durulması gereken önemli bir husus. Yıllarca gençler üzerinde büyük oyunlar oynandı. Gençlerimizin birbirine düşürülüp, öldürüldüğü günler… Hep gençler üzerinde oyunlar oynandı.
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni gençlere emanet etmişti. Bugün gençlerimize baktığımızda, gençlerin birçoğunun milli ve manevi tarih bilincinden uzak olması, yaşadıkları şehirlerle ilgili yeteri kadar bilgiye sahip olmamaları ve en önemlisi de kendilerine emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti’ni’ siyasi, sosyal, kültürel ve geleceğine yönelik plan ve programlara sahip olmamaları hem üzücü hem de düşündürücüdür.
Birçok toplantıda gençlerimiz ile karşılaşıyoruz. Gençlerimiz büyük bir boşluk içerisinde. Eğitim ve iş bulma düşünceleri ile geleceğine güvenle bakamıyorlar. Her biri birer marka delisi olarak tüketim toplumu haline gelmişler. Umutları bitmiş, mutlu değiller. Gençlerimizi yeniden kazanmak, onlara heyecan vermek gerekiyor.
ÇÖZÜM LİSESİ GENÇLERİ İLE KÜLTÜR SOHBETİ
Dün Gebze’de faaliyet gösteren Çözüm Lisesi Müdür Yardımcısı tarih öğretmeni Osman Karataş başkanlığında Muhammet Harun Çağrıcı, Muhammet Taha Aydın, Tuğçe Şanlı, Beyzanur Ünsal’dan oluşan bir grup öğrenci ile kültür, tarih ve kentlilik bilinci üzerine söyleşi yaptık. Gelecekte hangi mesleği icra edeceklerini öğrendim. Heyecanlı ve çok güzel bir genç grubuydu. Gebzelilik bilinci ve Gebze kültürü üzerine sohbet ettik. Okula çok güzel bir kütüphane kurmuşlar. Gelecek vaat eden gençlerdi. Ancak Gebze ve Kocaeli bölgesini yeteri kadar tanımamalarının suçlusu Kocaeli bölgesini yöneten idarecilerdir. Gençlerimize kentlilik bilinci dersi vermek, yaşadıkları kenti sevdirmek gerekiyor.
10 Kasım Atatürk’ün 77. ölüm yıldönümünde anarken, Atatürk ve Kocaeli ile ilgili daha önceden de bu köşede yer alan araştırma yazılarımızdan bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum.
ATATÜRK’ÜN ORİJİNAL EŞYASI İZMİT’E GELMİŞ
Atatürk Selanik’teki evinin son restorasyonunda ev aslına uygun olmaktan çıkarılmış. Modern hale getirilmiş, evin orijinal eşyaları İzmit’te ki Redif Müzesi’ne taşınmış, evi ziyaret edenler evin orijinalinin değişmesine tepki gösteriyorlar. Neden Atatürk’ün özel eşyalarının evden çıkartıldığını sorguluyorlar. Fakat biz İzmit’e getirildiği için fazla tepki koymuyoruz. Gerçekten orijinal ve güzel bir ev. Resimler ve filmlerle ziyaretçilere bilgi veriliyor. Fotoğraflarla ziyaretçiler bilgilendiriliyor. Atatürk’ün dünyaya geldiği Oda ve çocukluk yıllarının geçirdiği bahçe ve özellikle bahçede oyun oynadığı nar ağacının belgesel görüntülerini çekerek tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.
Kocaeli belgeselinin senaryo metninden bir bölüm… “Kurtuluş Savaşının sona ermesinden sonra Gazi Mustafa Kemal, İzmit’i ziyaret etti. 13 Haziran 1922 günü Kocaeli sancağına gelen başkumandan önce Adapazarı’nı ziyaret etti ve 17 Haziran günü öğleden sonra binlerce kişi tarafından İzmit’e uğurlandı. İzmit istasyonunda kendisini askeri ve mülki erkân ile coşkulu bir topluluk karşıladı. 16 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk;  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile ilgili ilk basın toplantısını İzmit’te düzenleyerek Cumhuriyetin ilanı ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.
Kocaeli’nin tarihinde sıkıntı ve kara günlerde yaşandı. Tarih boyunca düşkünlere kucak açtı, mazlumlara barınak, göç edenlere vatan, sürgüne uğrayanlara sığınak oldu. Tarihe 93 harbi ve Rus bozgunu olarak geçen Balkan ve Kafkas harbinde Rumeli’den sürülen binlerce aile Kocaeli bölgesine yerleştirildi. Karadeniz’de Rus işgali sırasında Rum ve ermeni zulmünden kaçan on binlerce Karadenizli Kocaeli bölgesinde yeniden yurt yuva kurdu. Karadeniz ve Rumeli kökenli kaç aile dede ve ninelerinin göç sırasında yaşadığı katliam ve zulümden haberi var. İşgallerde ve göç yollarında şehit olanları rahmet ve şükranla anıyoruz…
93 harbinde Kocaeli’ne göç edenlerin peşini sıkıntılar bırakmıyordu. Eli silah tutan vatanperver Kocaelililer Balkanlar, Çanakkale, Yemen, Kafkasya ve milli kurtuluş savaşında cephelerde düşmana karşı yiğitçe savaşırken Kocaelili gözü yaşlı analar, bağrı yanık eşler ve öksüz çocuklar; yıllarca şehit haberi ve gazi yolu bekledi. 7 düvele karşı yapılan 1. cihan harbinde Kocaeli binlerce gencini şehit ve esir verdi.
KURTULUŞ SAVAŞINDA KOCAELİ
Kurtuluş Savaşı öncesi 20 Kasım 1918?de İzmit, İngilizler tarafından işgal edildi.27 Ekim 1920?de de şehir, Yunanlıların işgaline uğradı. İşgalci Yunan askerleri Kocaeli bölgesindeki yerli Rum ve Ermeni işbirlikçilerle Türkleri katledip birçok köy ve mahalleyi yakmaya ve yağmalamaya başladı. Yağma ve katliam 27?28 Haziran 1921 gecesi doruk noktasına ulaştı.28 Haziran sabahı sadece İzmit merkezinde 312 kişiyi katlederek şehri ateşe verip yaktılar…
Yunan askerlerinden destek alan yerli Rum ve Ermeni çeteleri yıllarca birlikte yaşadığı savunmasız ve sahipsiz Türklere karşı terör estirmeye devam ediyordu. Gölcük, Karamürsel-Gebze ve Körfez ilçesinde savunmasız binlerce kişiyi katleden Rumlar insanları camilere doldurup diri diri yaktılar. Rum ve Ermeni çetelerinin bu zulmünden kaç gencimizin haberi var? Yaşanan katliam ve zulmü bile araştırmıyoruz. Kaç şehit ve esir verildiğinden haberimiz bile yok… Şehit torunları bu tarihi gerçekleri araştırıp kamuoyuna açıklamalı… Gençlerimiz milli kültür ve tarih bilincine sahip olmalı..
Kocaeli, Mustafa Kemal Atatürk´ün öncülüğünde Anadolu’da başlayan Milli Kurtuluş Savaşı ile 28 Haziran 1921 tarihinde işgalden kurtarıldı. 11 Şubat 1922´de İzmit sancağı iken, Kocaeli Sancağı oldu. Her yıl 28 Haziran’da İzmit’te kurtuluş şenlikleri düzenlenerek şehitlerimiz rahmet ve şükranla anılıyor…
ATATÜRK’ÜN TARİHİ KOCAELİ GEZİLERİ
“Kocaeli’nin batısındaki askeri birlikleri denetlemek maksadıyla, 16 Haziran 1922 günü (Geyve)´ye gelen Mustafa Kemal Paşa, geceyi burada geçirdikten sonra, 17 Haziran 1922 günü bir süreden beri Adapazarı Askerlik Şubesi Başkanı Baha Beyin evinde misafir olan annesi Zübeyde Hanımefendi ile buluşarak hasret giderir. O geceyi annesiyle birlikte geçiren Mustafa Kemal Paşa, müteakiben kendisiyle mülakat yapmak isteyen Fransız Edebi Claude Farrere´i kabul etmek üzere 18 Haziran 1922 trenle İzmit´e hareket eder.
Tarihi günlerinden birini yaşayan İzmitliler Mustafa Kemal Paşayı İzmit İstasyonunda misli görülmemiş bir tezahüratla karşılarlar. Mustafa Kemal Paşanın İzmit´e gelişlerini ve İzmit´ten uğurlanışlarını saati saatine izleyen Kocaeli Gazetesi, 20 Haziran 1922 tarihli nüshasında bu olayı röportaj şeklinde bütün yurda duyurmuş bulunmaktadır.
Milli Mücadele yıllarında Pierre Loti ile birlikte Avrupa Basınında Türkiye´nin Siyasal Haklarını savundu ve Kurtuluş savaşını destekledi.Kurtuluş savaşını müteakiben Atatürk’ten bir mülakat talep eden Claude Farrere 18 Haziran 1922 tarihinde İzmit’te Atatürk’le buluştu.”… (Kocaeli Gazetesi, 20 Haziran 1922)
Sonuç olarak, gençlerimiz büyük bir boşluk içerisinde. Gençlerimizi heyecanlandırmak, onlara umut vermek, milli ve manevi tarih bilinci aşılamak gerekiyor. Bu konuda başta devlet yöneticiler, Milli Eğitim Bakanlığı, Valilerimiz, Belediye Başkanlarımız ve tüm ilgililere büyük görev düşüyor. Gençlerimize karşı görevlerimizi yapmalıyız. Onları geleceğe hazırlayıp ülkemizi emanet etmeliyiz.

Hayırlı olsun

Türkiye Cumhuriyeti parlamenter demokrasi ile idare edilen bir yönetim biçimine sahip. Vatandaş olarak bizleri yönetecekleri oylarımız ile seçim belirliyoruz. Seçim yasalarındaki çarpıklığa hiçbir anlam ifade etmeyen baraj sistemine ve en önemlisi de inandığı partiye ve kişiye oy vermesine rağmen milyonlarca insanın mecliste temsil edilmemesine rağmen, parlamenter demokrasi yine de en iyi yönetim şeklidir.
Seçimlere 16 siyasi parti katıldı. Az veya çok herkes vatandaşın oyunu aldı. Gönül ister ki tüm vatandaşların görüş ve düşüncesi mecliste temsil edilsin. Ama henüz öyle bir yöntem ve yol bulunamadı. İnşallah önümüzdeki dönemlerde böyle bir yöntem de bulunur.
Dün yeniden sandık başındaydık. Türkiye son 5 aydır gerçekten çok önemli olaylar yaşadı. Böyle bir olağanüstü dönemde, olağanüstü seçime gittik. Oyumu kullandıktan sonra bu satırları kaleme almaya başladım. Öncelikle seçimlerin hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
TÜRKİYE SEÇİM YORGUNU
Dün Türkiye için tarihi önemi büyük olan bir seçim için bizlerde sandık başına giderek vatandaşlık görevimizi yerine getirdik. İstediğimiz siyasi partiye oyumuzu kullanarak, bir oyun bile önemli olduğu bu seçimlerde üzerimize düşeni bir vatandaş olarak yaptık. Türkiye son 15 ayda 4 seçim yaşadı. Değim yerinde ise tam anlamı ile seçim yorgunuyuz. Geçen yıl mart ayında yapılan yerel seçimlerden sonra Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gittik. 5 ay önce, 7 Haziran 2015 tarihinde genel seçimler için sandık başına giderek vekillerimizi seçtik. Tam anlamı ile seçim yorgunuyuz.
7 Haziran seçimlerinde hiçbir siyasi parti tek başına iktidar olamadı. Ardından yaşanan tarihi süreçte partiler arasında koalisyon anlaşması da sağlanamayınca Türkiye 1 Kasım seçimleri için harekete geçti. 7 Haziran’dan birkaç gün önce tam 4 yıl seçim yok derken, bir seçim daha kapıya dayandı. İnşallah dün yapılan seçimler millet ve memleketimize hayırlı olur. Birlik ve beraberliğimiz pekişir. Gerçekten kıran kırana birçok ilklerin yaşandığı gerginliklerin tavan yaptığı birçok komplo teorilerinin ürettiği seçim sürecini dün noktalamış olduk.
OYUMU KULLANDIKTAN SONRA YAZMAYA BAŞLADIM
Torunum 3 yaşındaki Asım Eymen ve oğlum Ahmet Emirhan Kahraman ile sandık başına gidip, oyumu kullandıktan sonra bu satırları yazmaya başladım. Henüz kimin kazandığı belli değildi. Tam anlamı ile belirsiz sonuçların ne olacağını merak edilen bir seçim ile ilgili yorum yapmakta oldukça zor. Önemli olan zoru başarmak ve sonuçlar belli olmadan yorum yapabilmek.
Akşam geç saatlerde seçmenin eğilimi, kimin kazandığı, Türkiye gelecekte kim yönetecek belli olacak. Kazananlar ve kaybedenler ortaya çıkacak. Önemli olan seçim sonuçlarını hazmedebilmek, demokrasinin en güzel tarafı sandık başına gitmek, bizi yönetecek insanları kendi oyumuzla tespit edebilmektir.
Kazananların yanında kaybedenlere de tarihi görev düşüyor. Gergin geçen, ağır itham ve suçlamaların yapıldığı tarafların birbirini adeta yok etmeye çalıştığı bir seçim sürecinden sonra birlik ve beraberliği sağlamak biraz zor olsa gerek. Kazananlar mutlaka sadece kendilerine oy verenlerin değil, oy vermeyenlerin de milletvekili, bakan ve başbakanı olduğunu onlara kabul ettirmesi, onların gönüllerini kazanarak Türkiye’yi huzur ve barış ortamı içine getirmeleri gerekiyor.
SEÇİMLERDEN SONRA NE OLACAK?
Seçim sonuçları ne olursa olsun, seçimleri kim kazanırsa kazansın hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu seçimler her bakımdan bir milat. Seçim sonuçları uzun süre tartışılacak. Bu seçimler Türkiye’nin farklı bir kulvara girdiğini de göstermiş olacak.
Seçimler ile ilgili bugüne kadar birçok yazı yazdım. En son 7 Haziran öncesi yazdığım yazıda birçok konuya değenmiş ve değim yerinde ise,  Türkiye’nin kader seçimi olan 7 Haziran seçimlerini, seçim ile ilgili görüşlerimi sizinle paylaşmıştım. İsterseniz cumartesi günü yazdığım köşeyi http://www.gebzegazetesi.com/siyaset/54-milyon-secmen-550-vekil-sececek-h2401.html linkinden okuyabilirsiniz.
7 HAZİRAN’DAN NE SONUÇ ÇIKMIŞTI?
7 Haziran’da yapılan seçimler sebep ve sonuçlarıyla daha uzun yıllar tartışılacaktır. Tarihi bir seçim, kazananın olmadığı bir seçim olarak siyasi tarihte yerini alacak olan 7 Haziran seçimlerinde sandıktan çıkan sonucu sizinle paylaşmak istiyorum.
TÜRKİYE GENELİ SEÇİM SONUÇLARI
%41.43 AK PARTİ (258 Milletvekili)
%25.01 CHP (132 Milletvekili)
%16.28 MHP (80 Milletvekili)
%13.39 HDP (80 Milletvekili)
KOCAELİ GENELİ SEÇİM SONUÇLARI
%46.41 AK PARTİ (6 Milletvekili)
%24.26 CHP  (3 Milletvekili)
%15.21 MHP (1 Milletvekili)
%7.66 HDP  (1 Milletvekili)
7 Haziran seçimlerinin ardından yaşanan gerilim, koalisyon görüşmelerinden olumlu sonuç çıkmaması, artan terör olayları, Ankara’da yüzün üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan bombalı saldırı ve 1 Kasım seçimleri için yaşanan süreç. Tüm sebep ve sonuçlarıyla tarihi bir seçimi birlikte yaşadık. Seçim sonuçlarını yarınki köşe yazımda değerlendireceğim. Bu seçimlerden ister tek başına iktidar, isterse koalisyon çıksın. Türkiye son bir yıl içinde çok önemli olaylar yaşadı. Hepimiz bu olaylardan ders ve ibret almalıyız. İnşallah bu seçimler ülkemize, milletimize barış, huzur, mutluluk getirir. 1 Kasım seçimlerinin ülkemize, milletimize birlik ve beraberlik getirmesini temenni ediyorum.
NE YAZMIŞTIK?
1 Kasım seçimleri ile ilgili kaleme aldığım yazıları başlık ve linkleri ile birlikte sizlerle paylaşıyorum.
Seçimler ve tarihin canlı şahitleri
http://www.gebzegazetesi.com/secimler-ve-tarihin-canli-sahitleri-makale,1275.html
Başbakan’ın Gebze ve Kocaeli vizyonu
http://www.gebzegazetesi.com/basbakanin-gebze-ve-kocaeli-vizyonu-makale,1261.html

Emlak sektörü ve Arapların Türkiye’ye ilgisi

Bir söz vardır, “Dünya’da mekân, ahirette iman”. Emlak çok önemli bir sektördür. Emlak sektörü sadece Türkiye’nin değil, Dünya’daki büyük ülkelerin bile lokomotifi olmuştur. Aslında yatırım sanayiye olmalı. Üretimin olmadığı yerde ne olur ise olsun, her şey biter.
Yatırımın inşaattan daha çok teknoloji ve bilime olması gerekirken, Türkiye gibi henüz tam anlamı ile büyümemiş, gelişmemiş ülkelerde emlak en güvenilir, en sağlam yatırım aracıdır. Bunun için Türkiye’de herkes bir evim olsun, fabrikamın yeri kendimin olsun, arsam olsun dediğinde emlak sektörüne yatırıyorlar.
Sadece Türkler mi? Arap dünyasından da çok sayıda yatırımcı son yıllarda Türkiye’ye geliyor. Türkiye’de, İstanbul, Bursa, Yalova, Sapanca, Kocaeli, Trabzon, Ordu ve Giresun gibi illere çok sayıda Arap turist geliyor. Burada gayrimenkul almaya çalışıyorlar. Arap baharından sonra bu yatırımlar hızlar arttı. Biz gerek emlak sektörünün geleceği ve arapların Türkiye’ye ilgisini Devri Alem programı olarak geçtiğimiz hafta İstanbul’da açılan emlak fuarında inceledik ve araştırdık.
Emlak sektöründe istikrar da önemli bir etken. Son yıllarda ekonomide ki istikrarlı süreç ve yaşanan büyüme yurtdışından yatırımcılarında gözünü Türkiye’ye çevirmesine neden oluyor. Özellikle son dönemde çip üretimi, yerli otomobil, yerli uçak, yerli savunma sanayi üretimi ile teknolojik anlamda dikkat çeken Türkiye, emlak sektöründe de her geçen gün gelişiyor.
Gebze’de kurulan Bilişim Vadisi ile dünya çapında teknolojik bir marka oluşturmayı hedefleyen ülkemiz, Amerikan’da bulunan Silikon Vadisi ile rekabet etmeyi hedefliyor. Bu çalışmayı yıllarca önce yapan Japonya, dünyada teknoloji ülkesi olarak görülüyor. Ekonomisindeki gelirinin büyük bir kısmını ise teknoloji alanında yaptığı ihracat ile gerçekleştiriyor. Almanya ise ürettiği Mercedes marka otomobil ile dünya pazarında yerini almıştı.
Dünya ülkelerinin bu çalışmasını gören Türkiye, 2023 yılında dünya çapınca markalar üretmek için Bilişim Vadisi’ni devreye soktu. Bu projenin başarılı olabilmesi ve dünya pazarında bir Türk ürününün marka olabilmesi şart.
Ülkemizde teknolojinin yanı sıra emlak sektörü de oldukça büyüdü. Emlak sektörüne verilen teşvikler yatırımcıların bu alana yönelmesine neden oldu. Yıllar önce inşaat sektöründe hayalini dahi kuramayacağımız birçok proje, bugün şehirlerde hayata geçirilmiş durumda. Farklı, estetik ve ilginç projeler ile emlak sektörü ülkemizde ciddi bir yatırım alanı haline geldi. Yurt içi yatırımcıların yanı sıra bu alanda ciddi yurtdışı yatırımı da alıyoruz.
CNR EMLAK FUARI’NDA DEVRİ ÂLEM
Geçtiğimiz gün İstanbul’da CNR EXPO Emlak Fuarı’na katıldık. Bir grup emlak uzmanı ile birlikte ülkemizde yabancı ve yerli yatırımcılar tarafından hayata geçirilecek projeleri inceledik. Burada firma yöneticileri, fuar organizasyon yöneticileri ile söyleşiler yaparak bilgi aldık. Sizlerle fuar ile ilgili detaylı bilgiyi paylaşmak istiyorum.
300’E YAKIN PROJE VİTRİNE ÇIKTI
Ulusal ve Uluslararası Gayrimenkul yatırımcıları tarafından büyük ilgi gören CNR Emlak Fuarı,4-8 Kasım 2015 tarihleri arasında CNR EXPO Yeşilköy’de düzenlendi. Geçen yıla oranla iki kat büyüyen fuar, CNR Holding kuruluşu ITF Fuarcılık tarafından gerçekleştirildi. CNR Emlak 2015 – Konut, İşyeri Satın alma, Kiralama ve Finansman Fuarı’nı 6 bini yurt dışından olmak üzere 40 bin yatırımcının ziyaret etti. 300’e yakın projenin vitrine çıktığı organizasyona Orta Doğu, AB Ülkeleri, Körfez Ülkeleri ve Türki Cumhuriyetler’den alıcı grupları geldi. Özellikle Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Ürdün, İran ve Rusya’dan dev yatırımcıların ziyaret ettiği fuara yönelik olarak hedef bölgelerde sonuç odaklı çalışmalar yapılmaktadır.
Evet, gerçekleşen geniş kapsamlı bu fuarda yaptığımız söyleşiler ile edindiğimiz bilgiler arasındaki bir detay benim oldukça dikkatimi çekti. Arap yatırımcılar, İstanbul, Bursa, Yalova, Sapanca ve Trabzon’a büyük ilgi gösteriyor. Bu illerde Arap yatırımcılara ciddi anlamda araziler satılmış ve yabancı yatırımcılar tarafından buraya küçük-büyük birçok proje hazırlanmış.
BÖLGEDE DUBAİLİ SAYISI 2 BİNE ULAŞTI
Özellikle Arap turistlerin ilgi gösterdiği Yalova, Kocaeli ve Sapanca’ya yerleşen Dubaili sayısı iki bine ulaşmış. Bunların arasında Dubaili protokol üyeleri de var. Günde ortalama 20 adet mülk satışı yapılan Arap kökenlilerin, şehir merkezinde kotası dolduğu için, yeni adres olarak Çiftlikköy, Karamürsel, Altınova gösteriliyor. Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Ürdün, İran’lı yatırımcı ve turistlerden bu bölgelere ciddi yatırımlar var. Bu ilginin nedeni olarak bu ülkelerin Türkiye’yi güvenilir bir ülke olarak görmesi gösteriliyor.
Araplar, Türkiye’de emlak sektörüne gösterdiği ilgi kadar mobilya sektörüne de ciddi anlamda ilgi duyuyormuş. Birçok Arap turist burada hayata geçirdikleri yatırımlarda veya kendileri için aldıkları evlerde Türk markalarını tercih ediyorlar. Arap ve diğer Ortadoğu ülkelerinde Türk mobilyasının imajı çok yüksek. Bunda Türk aile yaşantısını sevmelerinin ve bu ülkelerdeki Türk film ve dizilerinin etkisi de yadsınamayacak kadar büyük.
Evet, yurtdışı ve yurtiçi yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı, emlak sektöründe yaşanan ve EXPO Emlak Fuarı’nda yaptığımız gezi ile ilgili bilgileri sizlerle paylaştım. Ülkemizin her metrekaresi çok değerli. Bunun değerini bilmeliyiz.

Gebze bölgesi hizmet bekliyor

1 Kasım seçimlerinin yankıları devam ediyor. AK Parti’nin Türkiye genelinde aldığı oyun analizleri anket firmaları tarafından yapılırken, seçim sonuçları ile ilgili tartışmalar da devam ediyor. 1 Kasım seçimleri Türk siyasi tarihinin en önemli seçimlerinden bir tanesiydi. Sonuçlarıyla birlikte de tarihte önemli bir yer edinecektir.
 
Türkiye genelinde alınan sonuçlar kadar, Gebze bölgesinde de alınan sonuçlar tartışılmaya devam ediliyor. Türkiye ortalamasının üstüne çıkan Gebze bölgesinde AK Parti’nin aldığı başarıyı bu köşeden sizlerle paylaşarak tarihe not düşüp zamana noterlik ediyoruz. Hasan Soba başkanlığındaki AK Parti Gebze İlçe Teşkilatı, Gebze’de aldığı oy oranı ile son 59 yılın oy rekorunu kırdı. Yine Zafer Kılıç başkanlığındaki Çayırova İlçe Teşkilatı, Çayırova’da hiçbir partinin alamadığı bir oy oranını aldı. Darıca’da ise Muzaffer Bıyık başkanlığındaki ilçe teşkilatı, CHP’nin yıllardır birinci parti olarak çıktığı mahallelerde birinciliği alarak Darıca’da AK Parti tarihinde ilk kez tüm mahallelerde birinci oldu. Dilovası’nda ise Osman Akbulut başkanlığındaki ilçe teşkilatı Kocaeli’deki en fazla oy artışını sağlayan ilçe oldu. 1 Kasım’da Dilovası’nda AK Parti, %15 oy artışı sağladı.
 
Evet, bölgemizde AK Parti adına durum böyle gerçekleşti. Bu sonuçların ardından AK Parti Kocaeli Milletvekili seçilen Sayın Cemil Yaman, Gebze İlçe Başkanı Hasan Soba, Çayırova İlçe Başkanı Zafer Kılıç, Darıca İlçe Başkanı Muzaffer Bıyık ve Dilovası İlçe Başkanı Osman Akbulut’u gazetemizde ağırlayarak söyleşi gerçekleştirdik. Yeni milletvekili seçilen Cemil Yaman beyefendi ve ilçe başkanları arasında sıkı bir diyalog var. Aynı şekilde ilçe başkanları da ciddi bir birliktelik oluşturmuşlar. Siyasette birlikte hareket etmek, birlik içerisinde hizmet etmek önemlidir. Ben bu birlikteliğin devam etmesini dilerken, Milletvekili Cemil Yaman ve İlçe Başkanları ile yaptığımız söyleşinin kısa bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum.
 
“İNANDIK VE BAŞARDIK!”
 
AK Parti Kocaeli milletvekili Cemil Yaman, Gebze İlçe Başkanı Hasan Soba, Darıca İlçe Başkanı Muzaffer Bıyık, Çayırova ilçe Başkanı Zafer Kılıç ve Dilovası İlçe Başkanı Osman Akbulut ile 1 Kasım seçimlerini değerlendirdik. Başkanlar başarının sırrını açıkladı: “İnandık, çalıştık ve başardık.”
 
Nasıl bir Milletvekili olacaksınız?
 
CEMİL YAMAN:Benim için Milletvekili olup olmamak çok önemli değil. Bu makamlarda birileri olacak. Ortak akıla önem verdim. 20’li yaşlarda Teşkilat yöneticiliği, 30’lu yaşlarda Belediye Başkanlığı yaptım. 40’lı yaşlarda milletvekili oldum. Gerçekleştirebileceğimiz işleri yapacağız. Halka yapamayacağımız şeylerin umudunu vermeyeceğiz. İnsanların gülümsemeleri bizi mutlu eder. Milletvekili olmamız bazı inanları da çok sevindirip mutlu etti. Hiç tanımadığım insanların sevindiğini gördük. Daha fazla işler yapacağız. AK Parti proje hareketidir. Bu zamana kadar yaptıklarımızın Daha iyisini, daha büyüğünü yapacağız. Bu bölgenin sorun ve sıkıntılarını biliyoruz. Bu sorunların çözümü için çalışacağız. Örnekler verirsek, Dilovası insanı çöpün kaldırılmasını, kömürcülerin ıslah edilmesini istediler. Gebze Bölgesi, hızlı büyüyor. Özellikle Gebze’nin trafik sorunu her geçen gün artıyor. Çayırova nüfusu, Darıca nüfusu artıyor tedbirlerini almak lazım. Buna göre planlamak lazım. Yarına hazırlamak lazım. Bunları tek tek oturup konuşacağız.
 
Dört ilçenin AK Parti’ye verdiği oy, MHP’nin il genelinde aldığı oydan daha fazla, CHP’ye ise çok yakın. Nasıl değerlendirmek gerekir?
 
HASAN SOBA: 4 İlçe AK Parti’ye hep güçlü destek verdi. 1 Kasımda bu artarak devam etti. 128 bin iyi bir oy. Bakanımız 121 bin hedefi vermişti 7 Haziranda. Listeyle alakalı çok eleştiriler olmuştu. Ama biz 4 ilçe olarak inanıyorduk 7 vekil çıkaracağımıza. Buna göre stratejimizi belirledik. Kocaeli teşkilatları olarak iyi çalıştık. Güzel bir seçim atmosferi, yaşandı. tam bir demokrasi adına önemli gelişmelerdi. Yüzde 90 katılım vardı Gebze’de. 5 ay içinde yüzde 88’e varan bir katılım oldu. Hizmet noktasına çok sıkıntılar yoktu hizmetleri zaten alıyordu. Ama daha iyisini alması için mücadele edeceğiz. Ortak kararlar aldığımızda oluyor. AK Parti açısından önemlidir. 1 Kasım sonuçları değil de bizim için kıstas hala 7 Haziran sonuçlarıdır. 1 Kasım sonuçlarıyla hareket edersek zaman su gibi geçiyor. Ülke seçim atmosferine giriyor.  Bu sonuçları unutmadık ve unutmayacağız.
 
BIYIK: 7 HAZİRAN’I UNUTMAYACAĞIZ
Darıca’nın tüm mahallelerinde birinci oldunuz ve diğer partilerin kalelerini de aldınız. Darıca’nın sonuçlarını nasıl yorumlamak gerekir?
 
MUZAFFER BIYIK: Darıca’nın CHP kalesi olarak bilinen Yeni, Yalı ve Zincirlikluyu mahallerinde birincilik önemliydi. 7 Haziran’da bu üç mahallede de birinciydik ama  sadece 7  Piri Reiste HDP birinci olmuştu. İyi bir kampanya süreci olmuştu. Başarısızlık varsa genel Başkan’dan sandık müşahidine kadar etkisi vardır. Biz 7 Haziranda hep birbirimizle istişare yaptık. 7 Haziranı asla unutmayacağız. O günleri unutmamak lazım. Unutmaya da niyetimiz yok o bize çok büyük ders oldu. Bunun için 7 Haziran yazılı stickerlar bile hazırladık. 2 Kasımı da unutmayıp arada ki farkı görmek lazım. sayın vekilimizle iyi hizmet etmeye çalışacağız. 2019 ve 2023 bize çok yakın seçimler. Merkez mahallelerde 3 yerde birinci olduk. Daha önce geçemiyorduk. Bağlarbaşı 3 seçimdir birinci oluyoruz o üç mahallede hiç birinci olamamıştık. Başarı varsa herkesin payı vardır. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Üzerimize düşeni yaptıysak ne mutlu bizlere.
 
AKBULUT: DİLOVASI’NI KAŞIMAYA ÇALIŞTILAR
 
Dilovası oyunu en çok artıran (Yüzde 15) ilçe olarak birinci oldu. Bu başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
OSMAN AKBULUT: Sahada şunu gördük ki bugüne kadar kardeşliğin, dostluğun, arkadaşlığın, samimiyetin ne olduğunu gördük. Hiç bir problem yaşamadan güzel bir kampanya yürüttük. Diğer Partileri de tek tek aradım. Dilovası’nı hep kaşımaya çalıştılar. Dilovası’na o kadar önem veriyorlardı ki HDP Genel başkanını getirdiler. Ama o sıcaklığı bulamadılar. Demirtaş en fazla 1500 kişiye konuştu. 15 bin dediler ama bu mümkün değil. Dilovası’nda bir kaç gün sonra bizde program yaptık onu görselerdi herhâlde 45 bin kişi derlerdi. Dilovası’nda kardeşlik ve dostluk adına güzel bir örnek sergiledik. Dilovası’nın nüfusu 50 bin olmasından dolayı en az 30 bini birbirini tanıyor. Bazen haberlerde olumsuz yazılar yazıyor ama kimse inanmıyor. Halk eğer inansaydı bunlar olmazdı. Bizler her partinin seçmeninden oy aldık. 7 Haziranda AK Partili olup ta oy vermeyenlerden oy aldık. HDP geçsin diyenlerde vardı onlardan oylarımızı geri aldık. HDP barajı aşsa da sorunu çözemediği görüldü. AK Parti’ye tekrar dönüş başladı. Dilovası’nda sorunsuz bir seçim atlattığımız için mutluyuz tabi ki. Diğer ilçe başkanlarımızla da görüştük. Aday adayı iken verdikleri destekten dolayı teşekkür ederiz. Aday olduktan sonra gereğinin yapılacağına inanıyorduk. Dilovası’ndan çıkan aday adayını desteklemeleri önemli. Biz genel merkeze giderken bile hep birlikte olduk. İstişarelerimizi yaptık, neden oyların düştüğünü hep konuştuk. Bizim için bizi temsil edecek oylarımız temsil edecek bir arkadaşımızın olması önemli. Aldığımız sonuçtan memnunum.
 
KILIÇ: ASIL BUNDAN SONRA BAŞLIYORUZ
 
Gebze Gazetesi: Çayırova en yüksek oy alan ilçelerden biri oldu. Çayırova’da ki seçim sonuçları için neler söylemek istersiniz?
 
ZAFER KILIÇ: AK Parti’de göreve başladığımızda 23 yaşındaydık. Gençlik kollarından geldik. AK Parti’nin Ellerinde büyüdük diyelim. AK Partide siyaset yapmayı seviyorum. Bunun en büyük nedeni kefeni koltuğunun altında bir Lideri ve karşısında dış mihraklar var. İlçelerde gerçek bir uyum var. Bu uyum sahaya yansıyor. Gebze’nin ayrı bir önemi var. Siyasi tecrübeleri daha çok Muzaffer ağabeyden alıyoruz. Bizim için ilçelerin Darıca, Dilovası diye önemi yok, biz birlikte güçlüyüz. Bir arada istersek her konuda bölgeye güzel hizmet alanları oluşuyor. 4 ilçe Başkanı biz inandık ve söz verdik. Herkes sahaya çıktı. Çok önemli bir seçim geçirdik. Kuruluşundan bugüne her seçimde başarılı sonuç aldığımız için 7 Haziran’ı kaldıramadım. Hep aklıma 7 Haziran geldi. 7 Haziran bizim için bir dersti. En hayırlısı buydu. 7 Haziran’da herkes ders çıkardı. Güzel atılımlar oldu ardından. Bütün Enerji sahaya yansıdı. Hep beraber çalıştık. Herkes bu işin sorumluluğunda güzel işler yaptı. Kocaeli’de 7.vekili Türkiye’de 317 vekili gönderdik. Bu ülkenin istikrara ihtiyacı var. İnsanlarda rahatlama var, gerginlik gitti. Her yerde istikrar önemli. Asıl bundan sonra işimiz var. 2019 da seçimler var zaman su gibi geçiyor. Görevimiz asıl şimdi başlıyor. Güzel hizmetler getireceğiz inşallah amacımız bu. Çayırova’da çok yüksek oy aldık. Şevki başkanın emeği var. Belediye Başkanlarımızda çok iyi çalışıyor teşekkür ediyor. Bu anlamda o da çok önemli.
 
Evet, Milletvekili Sayın Cemil Yaman, İlçe Başkanlarının da dediği gibi; başarıya ulaşmak için inanmak ve çalışmak gerekiyor. Bunu yaptığınız takdir de başaramayacağınız hiçbir şey yoktur. Bunun siyasetteki örneğini 1 Kasım seçimlerinde yaşadık. Milletvekili Cemil Yaman ve ilçe başkanlarının birlikteliğinin devam ederek, bu sıkı diyalog ile Gebze’ye önemli hizmetlerin yapılabileceğini düşünüyorum. Birlikten, kuvvet doğar derler. Bu birliktelik şuanda Gebze bölgesinde var. Artık hizmet zamanı.

Eskişehir’de belgesel tadında Devr-i Alem

İl il Anadolu’yu gezmeye devam ediyoruz. Bilecik ve Eskişehir’de Devri Alem programının vefalı izleyicileri tarafından davet aldık. Dün bu köşede Osmanlı’nın kuruluş başkenti Bilecik ile ilgili makale kaleme almıştık. Bugünde Yunus Emre’nin, Battal Gazi’nin, Nasrettin Hoca’nın memleketi Eskişehir’den yazıyorum.
Eskişehir her bakımdan çok önemli. İlk kez Eskişehir’e 1984 yılında gitmiştim. Gözüme çok farklı gözükmüş, küçük bir Anadolu kasabasıydı. Ardından gazeteci ve belgeselci olarak birçok kez Eskişehir’e gittim. Türk Dünyası Gazeteciler Şurası’nın Eskişehir’de toplanmasını organize eden komite arasında Avrasya Gazeteciler Birliği Başkanı olarak yer almıştım. 
En son 6 Kasım 2015 tarihinde Eskişehir’deydim. Çok değerli Devri Alem izleyicileri ile buluştuk. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve Türk Dünyası Gazeteciler Platformu Başkanı değerli dostum Yılmaz Karaca ile söyleşi yaptık. Milli ve manevi tarihimizin önemli isimlerini çizgi roman haline getiren sanatçı, kültür adamı, çizer ve yazar Bahattin Atak beyin evinde misafir olduk. 
Bahattin Bey, gerçekten önemli bir kültür adamı. Küçük gezgin adı ile Türkiye’nin birçok il ve ilçesinin çizgilerle fotoromanını çıkartan, tarih ve kültürümüzü çocuklara sevdiren bir isim. Ankara Radyosu’nda halk müziği sanatçılığı da yapmış Bahattin Bey, Türkiye Gazetesi’nde çizdiği kahramanlık hikâyeleri ile gönüllerimizde taht kurdu. Kendisi ile güzel bir söyleşi gerçekleştirip, Devri Alem Belgesel programı olarak çekim yaptık. 
ESKİŞEHİR’E GİTTİNİZ Mİ?
Eskişehir hızlı trenin ana merkezi olması dolayısı ile adeta Türkiye’nin kalbi mesafesinde. Sanayi ve üniversiteler kenti Eskişehir hızla büyüyor. Eskişehir’in marka değerlerini dünyaya tanıtmak için belediye başkanları adeta bir yarış içerisinde. İlk kez Türk Dünyası Gazeteciler Şurası 30’a yakın ülkeden gelen gazeteciler ile Eskişehir’de gerçekleştirilmişti. Bu konuda biz geniş bir araştırma yazısı kaleme almış, www.belgeselyayincilik.com adresinde yayınlamıştık. Bu yazıyı http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/turk-dunyasi-gazeteciler-surasi-eskisehirde adresindeki linkten okuyabilirsiniz.
ESKİŞEHİR’İ GEZİYORUZ
Eskişehir, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık yirmi beşinci şehri. 2014 yılına göre Eskişehir nüfusu 812.320’dir. Ortasından Porsuk Çayı geçen şehir, içerisinde Osmangazi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi’nin bulunması nedeniyle bir öğrenci kenti görünümündedir.
Met helvası, Nuga helvası, Haşhaşlı çörek, Kalabak suyu, Çibörek ve Lületaşı ile meşhurdur. İşlenebilir lületaşı, Türkiye’de yalnız Eskişehir’de çıkarıldığı için Eskişehir taşı olarak bilinir. Türkiye’de Eskişehir ve Sivrihisar dolaylarında yetişen bir çoban köpeği olan akbaş da şehre ait önemli değerlerdendir. Sanat kurumları ve tesisleri ile kültür ve sanatta gelişmiş bir şehirdir. Anadolu Üniversitesi ve büyükşehir belediyesi bünyesinde iki adet senfoni orkestrası bulunmaktadır. Ayrıca her yıl düzenlenen Uluslararası Eskişehir Festivali ile şehirde müzik, tiyatro, resim ve sinema dallarında sergiler ve gösteriler yapılmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Muharip Hava Kuvveti, Hava Füze Savunma Komutanlığı, 1. Hava İkmal ve Bakım Merkez Komutanlığı ve 1. Ana Jet Üs Komutanlığı da Eskişehir’de bulunmaktadır. Ayrıca hem askerî hem de sivil havaalanı (Anadolu Üniversitesi Havaalanı) bulunmaktadır.
Eskişehir 2013 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti ve UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkentliği unvanlarını taşımaktadır.
Eskişehir yaşadığı büyük değişimler ile son yıllarda adını sıkça söz ettiren şehirlerin başında geliyor. Konum olarak İstanbul, Ankara ve Antalya gibi büyük şehirlere yakın mesafede bulunan Eskişehir özellikle son 10 yılda yaşadığı gelişmeler ile herkesin ilgilisini çekmiş, güzel ve modern bir Anadolu şehri. Anadolu şehri diyoruz ama şehir aslına bakılırsa sahip olduğu tüm özellikleri ile Avrupa şehirlerinden farksız.
Porsuk Çayı’nda gezen Venedik gondolları, birbirinden güzel parkları, sivil mimarinin en güzel örneklerinden olan Odunpazarı Evleri. Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından şehri ziyaret eden yerli turist sayısı da büyük bir artış göstermiş durumda.
Eskişehir tarih boyunca Porsuk ve Sakarya Nehirlerinin beslediği verimli ovaların etrafına kurulmuş birçok büyük medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehir. M.Ö 2000-1200 yılları arasında Hititler’e ev sahipliği yapan şehir daha sonra Frig’lerin en önemli yerleşim yeri olmuş. En parlak yıllarını Roma ve Bizans dönemlerinde yaşayan Eskişehir 1176 yılında ise Selçuklu’nun himayesi altına girmiş. Şehrin yakın tarihine bakacak olursak 19.yy ortalarında Kırım, Balkanlar ve Kafkaslar’dan yoğun göç alan Eskişehir’in kültürü de bu göçlerden etkilenmeye başlamış. Şehrin yakın zamandaki en büyük gelişimi ise 1892 yılında Haydarpaşa – Bağdat Demiryolunun şehre ulaşması ile yaşanmış. Daha sonra 1894 yılında kurulan Tülomsaş da şehrin gelişiminde büyük rol oynamış.
Günümüzde ise Eskişehir; üniversiteleri, kültürel etkinlikleri, müzeleri, senfoni orkestraları ve operasıyla tam bir kültür şehri. Özellikle son yıllarda birçok önemli tarihi yapının ve Adalar Bölgesi’nin düzenlenmesi ile Eskişehir ulusal basının da dikkatini çekmiş durumda. Ekonomi, eğitim, sağlık, kent hayatı, güvenlik, kültür sanat gibi kriterlerin dikkate alınarak hazırlanan “En Yaşanabilir Şehirler Listesi’nde” son yıllarda Eskişehir devamlı ilk 3 sırada yer alıyor. 
ESKİŞEHİR’Lİ BATTAL GAZİ
Eskişehir’in Seyitgazi İlçesi’nde yer alan Seyit Battal Gazi Külliyesi, şehrin en önemli gezi noktalarından biridir. İlçe adını buradaki bir savaşta hayatını kaybeden Battal Gazi’den almıştır. Battal Gazi Emevilerin Bizans’a yönelik seferlerine komutanlık etmiş bir kişidir. Bu savaşların en önemlileri ve destansı niteliktekilerine komutanlık eden Gazi, son savaşını bu gün bu ilçe sınırları içinde kalanNakolea Kalesi önünde vermiştir. Ölüm tarihi 740 olarak belirtilmektedir.
Türbenin bulunduğu alan aslında bir külliye olarak inşa edilmiştir. Yapı günümüze ulaşan en önemli Selçuklu eserleri arasında yer almaktadır. İçerisinde Battal Gazi ile birlikte 1. Alaaddin Keykubat’ın annesi Ummuhan Hatun, Battal Gazi ismiyle birlikte tarihe mal olmuş Elenora‘nın mezarı yer almaktadır.
Seyit Battal Gazi Türbesi kendi mezarı da burada bulunan Ummuhan Hatun tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi 1208 olarak belirtilmektedir. İçerisinde türbe, çilehane, cami ve dershane bulunmaktadır. Turbeler içinde dikkat çekici olan Battal Gazi’nin 5 metrelik sandukasıdır.
Türbe içinde en dikkat çekici yapılardan birisi de çilehanedir. Bir metrekare bile olmayan alanlara giren kişiler burada kendi gerçeklikleri ve kendi sorularıyla baş başa kalarak inzivaya çekilirdi. Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar bu çilehane kullanılmıştır. Diğer yandan yapı içinde yer alan medrese (dershane) bölümü de dönemin eğitim anlayışı hakkında ipucu verdiği için değerli bir yapıttır.
ESKİŞEHİR’Lİ YUNUS EMRE
İşlediği konularla Anadolu´da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yunus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yazarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah´la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini, Alevi-Bektaşi inançlarını zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu´daki ilk temsilcilerindendir. Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir´in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Taptuk Emre´nin dervişidir. Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi Vilayetname´den kaynaklanmaktadır. 
NASRETTİN HOCA’NIN DİYARI ESKİŞEHİR
Nasreddin Hoca, Türk edebiyatının ve geleneğinin en önemli mizah ustalarından ve bilgelerinden biridir. 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğan Nasreddin Hoca, iyi bir eğitim almış, imamlık, müftülük, öğretmenlik ve kadılık yapmıştır. 1284 yılında Akşehir’de vefat etmiş ve farklı üsluptaki mizahı ile yüzyıllardır halkın sevgilisi olmuştur. Genellikle eşeğin üzerine ters binmiş şekilde karikatürize edilir. Aynı şekilde inşa edilmiş bir heykeli ve Nasreddin Hoca adına yapılmış Nasreddin Hoca Türbesi, Akşehir’de ziyaretçi akınına uğramaktadır.
Sonuç olarak Eskişehir hemen yanı başımızda. Zaman ayırarak Eskişehir’i bir günde gezebilirsiniz. Devri Alem Belgesel Programı olarak sizleri Eskişehir’e davet ediyorum Eskişehir ile ilgili hazırladığımız belgeseli https://www.youtube.com/watch?v=2C2sVu8a_ko adresindeki linkten izleyebilirsiniz.  Bir başka ilimizde buluşmak üzere Eskişehir’den allahaısmarladık değerli okurlar. 

Bilecik’te Devri Âlem

Türk Dünyası tarihini araştırmak üzere programlarımıza devam ediyoruz. Dünya coğrafyasındaki kültür ve medeniyet tarihimizi araştırırken, Türkiye’yi de ihmal etmiyoruz. Osmanlı’nın kuruluşuna beşiklik eden Bilecik’teyiz. Sonbaharda yollar bir hayli güzel. Güneşin doğuşu ve sararmış ağaçların muhteşem görüntüsü, insana göz ve gönül ziyafeti sunuyor.
EXPO ANTALYA TANITIMI
2016 yılında Antalya’da düzenlenecek Expo 2016 Antalya programının da tanıtımları yol boyunca dikkatimizi çekti. 23 Nisan – 30 Ekim arasında düzenlenecek program kapsamında tüm dünyadan çiçekler ve çocuklar Antalya’ya gelecek. Felsefesi “Gelecek Nesiller için Yeşil Bir Dünya” olan EXPO 2016 Antalya’nın teması ‘Çiçek ve Çocuk’, sloganı ise “Geleceği Yeşertmek”. Tarih, Biyo-çeşitlilik, Sürdürülebilirlik ve Yeşil Şehirler EXPO 2016 Antalya’nın alt temalarını oluşturuyor. Ulusal ve uluslararası kongrelerin, panellerin, toplantıların ve seminerlerin organize edileceği EXPO 2016 Antalya’da kültürel ve sanatsal etkinlikler de ziyaretçilerle buluşacak.
6 ay boyunca açık kalacak olan EXPO’ya bugüne kadar EXPO’lara yapılan en yüksek uluslararası katılım ve yerli-yabancı 8 milyon ziyaret hedefleniyor. EXPO 2016 Antalya, Aksu’da 1121 dekarlık alanda gerçekleşecek. EXPO 2016 Antalya’da tüm dünya için yepyeni bir gelecek yeşerecek. Çiçeklerin güzel kokusu, çocukların cıvıl cıvıl sesi daha yeşil bir dünya umuduyla Antalya’dan yükselecek.  Yol boyunca EXPO 2016 ile ilgili gördüğümüz tanıtım afişlerinden sonra Bilecik’e geldik.
Bilecik’te ilk olarak Osmanlı’nın manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin türbesini ziyaret ederek ülkemiz ve Türk-İslam dünyasına dua ettik.  Pazaryeri eski Belediye Başkanı Hikmet Öztürk ve Bilecik’te yayın yapan Sakarya Gazetesi sahibi Şadi Erdal beyin misafiri olarak geldiğimiz Bilecik’te araştırmalar yaparak, kültür ve medeniyet tarihimizin kilometre taşlarını siz değerli okurlarımızla ile buluşturuyoruz. Bilecik’in Türk-İslam medeniyeti tarihinde önemli bir yeri var.  Daha önce Bilecik ile ilgili birçok makale kaleme aldım. Bugün ki makalemde sizlere Türkiye’nin önemli illerinden biri olan Bilecik’in tarihi hakkında bilgi vermek istiyorum.
OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞUNDA BİLECİK
1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu fatihi ve Anadolu Türk devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah’ın ordularınca Bilecik fethedilmiş; Birinci Haçlı Seferinde ise Bilecik yeniden Bizans tarafından alınmıştır. Selçukluların bir boyu olan Kayıların bir bölümü (400 çadırlık bir oba) Ertuğrul Gazi yönetiminde batıya doğru yer değiştirerek Söğüt ilçesi ve çevresine gelmişlerdir.
Osmanlı vaka-i namelerinde Kayıların Söğüt ve çevresine yerleşme tarihi olarak 1230’lu yıllar gösterilmektedir. 1231 yılında İznik İmparatoru, Selçuklu sınırına tecavüz edince Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat Bizanslılara karşı bir sefer düzenlemiş, Ertuğrul Bey de bu sefere bir akıncı olarak katılmıştır. Selçuklu ve Bizans orduları arasında Sultanönü mevkiinde meydana gelen savaşın sonucunda Bizans ordusu yenilmiş, Karacadağ ve Söğüt dolayları Büyük Selçuklu Devleti’nin eline geçmiştir. I. Aleaddin Keykubat Belekoma (Bilecik) Tekfurunu vergiye bağlamış; savaşta büyük yararlıklar gösteren Ertuğrul Bey’e Söğüt’ü mülk, Domaniç’i de yaylak olarak vermiştir. Ertuğrul Gazi’nin 1281 yılında vefat etmesi ile oğlu Osman Bey’in yönetiminde Söğüt uç beyliğinin kurulması (1284) hem bölge hem de dünya tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur.
 Babasının yerine geçen Osman Bey 1286 yılında İnegöl yakınındaki Hisarcık kalesini Bizanslılardan alır; 1287 yılında da İnegöl Tekfuru’nu Domaniç yakınlarındaki İkizce’de (Erice) yenilgiye uğratır. Osman Bey ve silah arkadaşlarının Bizans Tekfurları ile olan savaşlarını izleyen Selçuklu Sultanı III. Alâeddin Keykubat büyük bir ordu ile Karacahisar önlerine gelmiş, Osman Bey’in kuvvetleriyle birleşerek Bizans’ın elindeki bu kaleyi kuşatmıştır. Kuşatma sürerken Selçuklu Sultanı geri döner. Osman Bey’e bir sancak, tuğ, âlem ve gümüş takımlı bir at göndererek Söğüt ve Eskişehir’i de içine alan bu sancağı Osman Bey’e verir. Karacahisar’daki Rum kilisesini camiye çeviren Osman Bey ilk kez kendi adına hutbe okutmuştur ki (1289)  bu olaylar Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun ilk işaretleri olarak nitelendirilmektedir.
OSMAN BEY 1299’DE FETH ETTİ
O tarihlerde henüz Türklerin elinde olmayan ve bir Bizans kenti olan Bilecik’in Osman Bey tarafından fethi ise 1299 yılında Belekoma kalesinin ve Yarhisar’ın fethedilmesiyle olmuştur. Bilecik, Yıldırım Bayezid dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmış ancak 1402 yılında Ankara meydan savaşında Bayezid’in Timur’a yenilmesi sonucunda 2 ay kadar Timur’un hâkimiyetine geçmiş ve Çelebi Sultan Mehmet tarafından geri alınmıştır. Bu tarihten sonra, Osmanlı yönetimi sırasında Bilecik giderek gelişmiş, ancak, şehrin kurulu bulunduğu alanın iskân için uygun olmaması daha hızlı gelişmesini engellemiştir. Bununla birlikte Bilecik, Bursa ve İznik’ten Eskişehir’e ve Anadolu içlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve dinlenme yeri olarak önemini korumuştur. Bilecik Trakya ve Marmara bölgelerini İç, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleriyle Ön Asya’ya bağlayan İstanbul-Bağdat demiryolu kenarında kurulmuştur. Roma ve Bizanslılar zamanında kent merkezinin küçük bir yer olduğu sanılmaktadır. Türklerin eline geçtikten sonra önem kazanmıştır. Osman Gazi’nin fethettiği ilk önemli kale olması ve Şeyh Edebalı Türbesi’nin burada bulunması, şehre olan ilgiyi artırmıştır.
Evet, Bilecik ülkemizin önemli illerinden bir tanesi. Türkiye’nin her bir köşesi ayrı güzel. Ülkemizin değerini bilmemiz gerekiyor. Bilmeliyiz ki başka bir Türkiye, başka bir Bilecik yok. Sizleri Bilecek’i görmeye, Şeyh Edebali’nin türbesini ziyaret ederek Fatiha okumaya davet ediyorum.