Türkiye yönünü neden Japonya’ya çevirdi?

Dünya ülkelerinde adı konulmayan çok büyük bir ekonomik, siyasi ve kültürel savaş devam ediyor. Bu savaşlara ilaveten güçlü ülkeler nufüs alanlarını genişletmek için 3. Dünya ülkelerini dolaylı veya direk işgal etmek için savaşlar çıkartıyorlar.
Adeta 3. Dünya savaşını yaşıyoruz. Rusya’nın Afganistan’a müdahalesi, ardından İran-Irak savaşları, Irak’ın Amerika tarafından işgal edilmesi, son dönemde de Suriye’deki savaş ve Rusya’nın tıpkı Abhazya ve Kırım’ı ihlak ettiği gibi sıcak denizlere inip Suriye’yi işgal etmesi çok önemli.
Türkiye tam bir kıskaç içerisinde. Yıllarca geri kalıp ekonomik, siyasi ve demokratik anlamda gelişememesinin temelinde Amerika tarafından kullanılması ve adeta Amerika’nın koruması altında siyaset gütmesinden kaynaklanıyor. AK Parti’nin ilk dönemlerinde bu durum çok belirgindi. AK Parti ve Erdoğan, Amerika’nın gerçek yüzünü ve İsrail’in Orta Doğu’daki menfaatlerini koruyan bir ülke olduğunu anlayınca tavır koyup bağımsız siyaset üretmeye çalıştı.
Çin ve Rusya ile ekonomik ve stratejik ilişkiler kurmaya çalışan Türkiye, Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinin adeta hışmına uğradı. Avrupa Birliği yıllarca Türkiye’yi birliğin kapısında bekletmesine, AK Parti isyan ederek, “Avrupa Birliği olmadan da yolumuza devam eder, başka ittifaklar ararız” dedi. Avrupa Birliği ile gerginlik tırmandı ve bu noktaya geldi. Bu satırları yazdığım sırada Almanya Başbakanı’nın da Türkiye’ye gelecek olması da önemliydi. Şu unutulmasın ki Türkiye’nin her alanda bölgesel güç olmasına sürekli Almanlar taş koyuyor, İngilizler desteklese de Amerika çok güçlü bir Türkiye istemiyor.
Türkiye son yıllarda bu gerçeği görerek Rusya ve Çin’e yaklaşmasından Amerika çok rahatsız olmuştu. Arap Baharı ile Amerika’nın siyasi eksenine hizmet eden Türkiye, Amerika’nın tam anlamı ile oyununa gelip, Suriye savaşı ve orta doğu batağına çekildi.
Türkiye Suriye olayına çözüm ararken, Rusya’ya yaklaşmıştı. Rusya’da bugün 500 yıldan beri inemediği sıcak denizlere, Akdeniz’e ve Lazkiye’ye indi. Gemilerini demirledi, uçaklarına havalimanı yaptı. Türkiye gerçekten bir ateş çemberi içerisinde. Amerika’nın vefasızlığı, Avrupa Birliği’nin haksızlığı, Rusya’nın da sinsi emelleri Türkiye’yi çok zor duruma düşürdü.
Türkiye bugün bir çıkış arıyor. Yönünü Japonya’ya çevirmiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Japonya’ya gidip, stratejik ortaklık anlaşması yapması çok önemli. Tarih boyu Türk Japon dostluğu sürekli iyi seviyelerde oldu. Türkiye bugün, Amerikan ihanetini, Avrupa Birliği’nin vefasızlığını, Rusya’nın sinsi planlarını çok iyi tespit etmiş durumda. Kurtuluşu Türk-Japon dostluğunun her alanda gelişip büyümesi hem Japonların hem de Türkiye’nin büyük menfaatine olacaktır. Türkiye’nin Japonya ile birlikte hareket edecek olması çok önemli. Türk- Japon dostluğu Gebze bölgesinde kurulacak Türk-Japon Üniversitesi ile önemli bir ivme kazanacaktır. Yazımın devamında Türk-Japon dostluğu ile ilgili yaptığım araştırmalarla sizleri baş başa bırakmak istiyorum.
TÜRK – JAPON İLİŞKİLERİ
Türkler ile Japonlar Altay dilleri ailesi vasıtasıyla ortak kültür ürünlerine sahipken, ilk olarak 13. yüzyılda Moğol İmparatorluğu döneminde münasebetlere başlamış, 1870’lerde Sultan 2. Abdülhamid döneminde de diplomatik bağlantıya geçmiştir.
TÜRK JAPON ÜNİVERSİTESİ TOPLANTISI
Şinzo Abe, Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya ile Türkiye arasında uzun süreli dostluklar kurulmasını sağladığını anlattı. İran ile Irak arasındaki savaşta Tahran’da mahsur kalan Japonları Türkiye’nin her tehlikeyi göze alarak kurtardığını anımsatan Abe, “Türkiye ve Japonya birbirlerine yardım etmektedir” diye konuştu.
MARMARAY’I HATIRLATTI
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile arasındaki dostluğun iki ülkenin liderini aşan derin bir dostluk bulunduğunu vurgulayan Abe, “2013 yılı Ekim ayında Türkiye’nin 150 yıllık rüyası olarak belirlenen Marmaray açılış törenine katılmıştım. Orada aramızda güzel hatıralar mevcuttur” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son ziyaretinin farklı olduğunu belirten Abe, “Bu seferki görüşmemiz ikili görüşmelerin 4’üncüsü olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanı 2 kez Japonya’yı, ben de 2 kez Türkiye’yi ziyaret ettim. Bu, Türkiye ile Japonya arasındaki stratejik ortaklığın geliştiğini gösterir” ifadesini kullandı.
TÜRKİYE’YE DESTEĞİ SÜRDÜRECEĞİZ
Başbakan Abe, Türkiye’nin dönem başkanlığını yürüteceği G-20’de sürdürülebilir bir ekonomiye dair anlaşmaya varılmasından memnun olduğunu vurguladı.
Bölgesel durum olarak dünyada Suriye’den gelen mültecileri en çok alan ülkenin Türkiye olduğunun altını çizen Abe, “O bölgenin barış ve istikrarına yönelik çalışmalarımızı Türkiye ile birlikte sürdüreceğiz” diye konuştu.
Türkiye ile Japonya arasında siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliği bulunduğunu ifade eden Abe, “Bilgi, iletişim ve teknik alandaki dokümanın imzalanmasına sıcak bakıyorum” dedi.
“Marmaray açılış töreninde ben Japonya ile Türkiye’nin çok geniş Asya kıtasını doğudan ve batıdan tutmuş iki kanat olduğunu söylemiştim” diyen Abe, “Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu iki kanadı çırptığını ifade ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.
TÜRK-JAPON BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ GELİYOR
Abe sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin altyapı çalışmalarının hızla devam ettiğini belirterek, İstanbul’un müstesna bir yerinde bin dönüm kadar araziyi bu üniversite için tahsis ettiklerini bildirdi.
Erdoğan, Japonya Başbakanı Şinzo Abe ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, dost ve stratejik ortak Japonya’yı Cumhurbaşkanı olarak ziyaret etmenin mutluluğunu yaşadığını belirtti.
Kendilerine gösterilen misafirperverlik dolayısıyla teşekkürlerini ileten Erdoğan, geçen yıl Türkiye ile Japonya arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 90. yılının kutlandığını anımsattı. Bu vesileyle 2014 yılında, Başbakan olduğu dönemde, o yıl için ilk yurtdışı ziyaretini Japonya’ya gerçekleştirdiğini hatırlatan Erdoğan, bu yıl da Türk-Japon dostluğunda çok önemli yer tutan Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’ya seyahatinin 125. yıl dönümü olduğunu anlattı.
GEBZE İLE ENTEGRE OLACAK!
Kurtköy’de yapılacak Türk-Japon Üniversitesi GTÜ ve Bilişim Vadisi ile beraber çalışacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta Japonya ziyareti sırasında yer tahsisinin yapıldığını duyurduğu Türk-Japon Üniversitesi, Bilişim Vadisi ve Gebze Teknik Üniversitesi ile entegre olacak. Kurtköy’de kurulması planlanan Türk-Japon Üniversitesi’nin ayrıntıları belli oluyor. Geçtiğimiz hafta Japonya’ya giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türk-Japon Üniversitesi ile önemli bir ortaklığa imza atacaklarını açıklamıştı. Üniversite’nin Muallimköy’de yapım çalışmaları süren Bilişim Vadisi ve Gebze Teknik Üniversitesi ile entegre olması planlanıyor. Üniversite’nin nereye kurulacağı sorusunu 7 Haziran seçimleri öncesi Basın toplantısı yapan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a gazetemiz sormuş ve Bakan Işık, Kurtköy’de yapılacağını açıklamıştı.
KOORDİNELİ ÇALIŞACAK
Toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’da Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kurulması için arazi tahsisinin yapıldığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye için önemli olduğunu belirttiği, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin altyapı çalışmalarının hızla devam ettiğini vurgulayarak, İstanbul’un müstesna bir yerinde bin dönüm kadar bir araziyi bu üniversite için tahsis ettiklerini anlattı. Yapılacak Üniversite Gebze ile entegre olacak şekilde Bilişim Vadisi ve GTÜ ile koordineli çalışacak. Bilişim Vadisi ve GTÜ, yeni kurulacak Üniversite’ye alt yapı desteği sağlayacak.

Terörün arkasındaki güç

Tarihi günler yaşıyoruz. Gelecekte Türk siyasi tarihi ile ilgili kültür eseri ortaya koyan insanlar Ankara’da 10 Ekim 2015 tarihinde yaşanan Türkiye’nin en kanlı terör olayını unutmayacak, farklı açılardan bu terör olayının, belgeselleri, filmleri çekilecek, kitap ve romanları yazılacak. Terör olayı ile ilgili çok şey söylenecek. İşte biz gelecekte çok konuşulacak bu terör olayının canlı tanıklarıyız.
Gazeteci ve Belgeselci olarak terör olayından iki gün önce 7 Ekim  2015 tarihinde Ankara’da düzenlenen Irak Türkmeneli Zirvesi’ne katılmıştım. Zirvenin yapıldığı otel terör olayının gerçekleştiği Tandoğan Meydanı’nın hemen yanında Etap Altınel Otel’di. 3 gün boyunca Etap Altınel Otel’de hem zirveyi takip ettim, hem de terör olayının yaşandığı köprünün üstünden ve altından geçtim. Hatta akşam geç vakitlerde Hızlı Tren’le Gebze’ye gelmek için bu yolu kullandım.
Tren’in kalkış saatine kadar da Ankara Garı’ndaki Atatürk’ün evi ve Tren Yolu Müzesi’ni gezip müzede belgesel çekimleri yaptım. Olayın yaşandığı gün içim cız etti ve gerçekten üzüldüm. Günün her saati burası insan seli. Bu terör olayı sadece bir düşünceye değil, bütün insanlarımıza yönelik. Bu terör olayı sadece basit bir terör örgütünün işi değil, arkasında çok büyük devletlerin sinsi ve gizli planların olduğu bir terör olayı.
Bu terör olayının canlı şahidi olan herkes, ama özellikle başta siyasetçi ve devlet adamları, gazeteci ve televizyoncular, film yönetmenleri, yazar ve yayıncılar, belgeselciler mutlaka bu terör olayı ile ilgili araştırmalar yapmalı. Terör olayını kendi açılarından değerlendirip, yorumlayarak, terör olayının arkasındaki neden ve niçinleri, bu olaydan hangi devletlerin çıkar sağladığını net bir şekilde açıklayarak, Türkiye üzerinde oynanan oyunları gelecek kuşaklara aktarmalıdır.
Türkiye bugüne kadar yaşamadığı ulusal ve uluslararası arenada çok büyük olaylarla karşı karşıya. Uluslararası güçler, kendilerini dünyanın jandarması olarak gören ülkeler, yıllarca Türkiye üzerinde oyunlar oynadılar. Binlerce yıllık devlet geleneği olan ülkemizi yok etmek, insanlarımızı birbirine düşürmek için sinsi planlar yaptılar. İşte bu planlardan birisi de, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük terör olayı olan Ankara’daki patlamadır.
Ankara’daki terör olayını 16. Uluslarası Safran Film Festivali Belgesel Töreni’ne katıldığım Karabük’te öğrendim. İlk duyduğumda 20 ölü vardı. Ölü sayıları hızla arttı. Bu satırları yazdığımda 97 ölü, 246 yaralı vardı. Gerçekten Türkiye çok önemli terör olayları ile karşı karşıya. Endişe ve korkum önümüzdeki günlerde daha büyük saldırıların yapılma ihtimali. Çünkü serseri mayın gibi halen birçok canlı bomba aramızda dolaşıyor.
“BARIŞ VE KARDEŞLİK MEYDANI OLMALI”
Türkiye bugünlerden geçecek. Ama bugünleri unutmamamız lazım. Ankara Tandoğan Meydanı’nın adı “BARIŞ VE KARDEŞLİK MEYDANI” olarak değiştirilmeli. Ölen ve yaralananların isimleri bir anıt ile ebedileştirilerek burada yaşanan üzücü olayların video görüntüleri, fotoğraflar, ulusal ve uluslararası medyada çıkan gazete kupürleri toplanıp, “Teröre Lanet Müzesi” kurulmalıdır.
Dünya’da en büyük ve en kapsamlı terör olayı olan ama gerçekten terör olayımı, yoksa Amerika’nın kendi kendisine dünyaya hükmetmek için vurduğu 11 Eylül Uğursuz Eylemi ve İkiz Kulelerin yıkılması olayını tam anlamı ile propaganda malzemesi yapmıştı.Geçtiğimiz yıl Amerika’nın New York kentinde İkiz Kulelerin enkazından büyük bir müze çıkartmış, ikiz kulelerin altını görsel malzemeler, enkazdan çıkan atıklar ve daha birçok doküman ile ölenlerin isim ve resimleri ile dünyanın en büyük terör olayı müzesini kurmuş. Bu müzeyi belgesel görüntüler ile gezdim. Amerika ile ilgili hazırladığım bu görüntünün belgesel kayıtları www.belgeselyayincilik.com adresinde izleyebilirsiniz.
Biz geçmişi hemen unutuyoruz. Bu olayı da muhtemelen unutacağız. Ama unutmayalım. Bu tür olayları unuttukça başka olaylar yaşanacak. Tarih hep tekerrürden ibaret olacaktır. Ankara’daki terör olayı basit bir terör olayı değil, iki teröristin ve ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz birkaç yıllık sözde İslam Devleti olduğunu söyleyen DAİŞ Terör Örgütü’nün işi değil. Bunun arkasında çok büyük güç odakları ve çok önemli devletler, çıkar çevreleri, Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye benzetmek isteyen ülkeler bulunmakta.
Evet, Sonuç olarak Ankara’daki terör olayı ile ilgili çokşeyler yazılabilir. Ama oturup önümüzdeki günlerde dünyada nelerin yaşandığına, Türkiye’nin güçlenmesinden hangi devletlerin çıkarının bozulduğuna kısaca bakalım. Bu terör olayından en fazla kazançlı çıkan hiç şüphesiz kendi insanlarını katleden Suriye rejimi, hiçbir zaman güçlü bir Türkiye istemeyen Siyonist İsrail yönetimi ve Türkiye’yi sürekli kontrol altında tutan, istediği zaman darbeler yapabilen, Türkiye’yi arka bahçesi gibi gören Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri kazançlı çıkmıştır. Birde sözde Türkiye’ye sürekli dostluk teranesinde bulunan, Dünyanın gözünün içine baka baka Kırım’ı ihlak eden, Gürcistan’dan Abhazya’yı koparıp kendine bağlı bir devletçik kuran, en önemlisi de DAİŞ Örgütü’nü bahane ederek ilk kez sıcak denizlere ve Akdeniz’in hemen kıyısına Laskiye’ye üstünü kuran Rusya kazançlı çıkmıştır.
Tarih tekerrürden ibaret. Ders ve ibret alınmasa sürekli tekrar eder. Yazımı terör olaylarından ders ve ibret alınması için son 10 yılda yaşanan terör olayları ile dünyada yaşanan önemli terör olaylarının dökümanları ile ilgili hazırladığım notları birlikte okuyalım diyor ve tarihten bir kez daha ders ve ibret alınmasını istiyorum. Ankara Tandoğan Meydanı’nın adını da “Barış ve Kardeşlik Meydanı” olması için öneride bulunuyorum.
TÜRKİYE’DEKİ TERÖR OLAYLARI
27 Temmuz 2008 Güngören: 18 ölü, 154 yaralı
İstanbul’un Güngören ilçesinin en kalabalık caddesinde ardı ardına iki bombanın patlatılması sonucu 5′i çocuk olmak üzere 18 kişi hayatını kaybetti ve 154 kişi yaralandı.
20 Ağustos 2012 Gaziantep: 10 ölü, 66 yaralı
Ramazan bayramının ikinci günü PKK tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırıda 10 kişi ölmüş, 9′u ağır 66 kişi yaralanmıştı.
22 Mayıs 2007 Ankara Anafartalar Çarşısı: 9 ölü 121 yaralı
Ankara’nın Altındağ ilçesinin Ulus semtinde bulunan Anafartalar Çarşısı önünde, 22 Mayıs 2007 günü 18.30 sıralarında meydana gelen intihar saldırısı sonucu 8′i Türk, 1′i Pakistan vatandaşı olmak üzere 9 kişi öldü, 121 kişi yaralandı.
16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi:7 ölü 41 yaralı
16 Mart Katliamı olarak anılan ve 16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleşen bombalı saldırıda 7 öğrenci yaşamını yitirmiş, 41 öğrenci de yaralanmıştır.
16 Temmuz 2005 Kuşadası:  5 Ölü
Kuşadası saldırıları olarak anılan 3 bombalı saldırının son halkasında 16 Temmuz 2005 günü minibüste bomba patlatılmış,, 3 Türk, 2’si turist 5 kişi ölmüş yaklaşık 20 kişi yaralanmıştı.
20 Temmuz 2015 Suruç saldırısı: 34 ölü 100’den fazla yaralı
Şanlıurfa ilinin Suruç ilçesinde düzenlenen bombalı intihar saldırısında 34 kişi öldü, 100′den fazla kişi yaralandı. Saldırı; Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP)’nin gençlik kolu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 300 kişinin Amara Kültür Merkezi bahçesinde Irak ve Şam İslam Devleti’nin Kobani Kuşatması sonrası, Kobani’nin yeniden inşa çalışmaları konusunda basın açıklaması yaptığı sırada meydana geldi.  Canlı bombanın IŞİD ile ilişkisi olan Şeyh Abdurrahman Alagöz olduğu belirlendi.
20 Kasım 2003 HSBC ve İngiliz Konsolosluğu saldırıları: 30 ölü 450’den fazla yaralı
2003 yılında El-Kaide bağlantılı teröristler İstanbul, Levent’teki HSBC Bankası genel müdürlüğü ve Beyoğlu’ndaki Birleşik Krallık Başkonsolosluğu’na bombalı saldırı düzenledi. Eş zamanlı saldırılarda 30 kişi hayatını kaybetti.
5 Kasım 2003 Sinagog saldırıları: 27 ölü, 300′den fazla kişi yaralı
5 Kasım günü, saat 9.30 civarında Şişli’deki Bet İsrael Sinagogu, birkaç dakika sonra ise Beyoğlu’ndaki Neve Şalom Sinagogu’nun önünde birer araç infilak etti. Saldırılar sonucunda saldırganlar dahil 27 kişi öldü, 300′den fazla kişi yaralandı.
11 Mayıs 2013 Reyhanlı: 52 Ölü 146 yaralı
Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı sonucunda 52 kişi yaşamını yitirmiş, 146 kişi yaralanmıştır. Bombalı araçlarla düzenlenen bu saldırı, o tarihe kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı terör eylemi olarak kayıtlara geçmişti…
10 Ekim 2015: Ankara, Barış Mitingi: 95 Ölü, 246 yaralı
STK’lar ve Sendikalar tarafından düzenlenen ve çeşitli partilerin katılım gösterdiği Barış Miting’inin toplanma alanında bombalı saldırı gerçekleşti.  Saldırıda en az 95 kişinin öldüğü, 48′i ağır 246 kişinin yaralandığı belirtiliyor.
DÜNYA’DA OLAN TERÖR OLAYLARI
İngiltere’deki Yağma ve Terör Olayları (Ağustos-2011)
Londra’da Polisin 4 Ağustos 2011 tarihinde 29 yaşındaki bir sivili öldürmesinden sonra başlayan  protesto gösterileri, başta Londra olmak üzere İngiltere’nin bir kaç şehrinde şiddet gösterileri, yağmalama, kundaklama, soygun ve hırsızlık olaylarına dönüştü. Yaklaşık 1 hafta süren olaylarda 4 sivil hayatını kaybederken, 16’dan fazla sivil ve göstericilerin hedefindeki Londra Emniyetine mensup 111 polis yaralandı.
23 Haziran 1985 Hindistan Havayolları uçağının havada infilak ettirilmesi olayı
Kanada’nın Montreal Havalimanından havalanan, Londra üzerinden Yeni Delhi seferini yapmakta olan Hindistan Havayollarına ait 182 sefer sayılı Boing-747 tipi bir yolcu uçağı, 23 Haziran 1985 tarihinde, İrlanda  hava sahasında uçuş halindeyken Atlas Okyanusunun 9400 metre üzerinde infilak ederek okyanusa düştü.
2009/Noel Günü Saldırısı
Ömer Faruk Abdülmüttalip (ÖFA) isimli Nijeryalı bir El Kaide militanı, 25 Aralık 2009 tarihinde (Noel Günü), Hollanda’dan ABD’nin Detroit şehrine doğru uçan North West havayollarına ait bir yolcu uçağında iç çamaşırlarına yerleştirdiği patlayıcı maddeleri patlatmaya çalışırken diğer yolcuların yardımıyla yakalandı. Dünya’da yaşanan tüm terör olaylarını https://terortakvimi.wordpress.com/ adresinden okuyabilirsiniz.

Hayat bir fetihdir

Fetih, hayatla iç içe. Fetihsiz hayat yok gibi. Ev yapılan toprak fetihdir. Orada sayısız hayatdan eser kalmaz. Yürüyüş bir fetihtir. Basılan yerde nice canlı, hayata veda eder.
     Tarla sürerken, tırpan sallarken, su içerken, lokmaları çiğnerken, mide hazmederken, bağırsaklardan geçiş olurken, bir makama yerleşirken, bir yere tâyin olurken; bitkiler hayatlarını sağlamak, hayvanlar hayatlarını sürdürmek için, hep fetih hareketi içindeler.
     Her doğuş batıştan sonradır. Her hayat, sona eren bir hayatın temelleri üstünde yükselir. Hattâ her saâdet, başkasının üzüntüsü üstünde kurulur. Kızın evlenmesi, ana baba için hüzün değil mi? Bâzan işe alınış, başkasının çıkarılması sonucu olmuyor mu?
     Tiyatro’da her oyun için ayrı bir sahne kurulmaz. Aynı sahnede sayısız oyunlar oynanır. Dünya da bir sahnedir. Elbette birçok oyuncuları ağırlayacak. Bütün mes’ele oyunu tüm kuralları içinde kalarak sıramızı savmak.
     Mahkeme Kadı’ya mülk olmadığı gibi, hiçbir şey bâki değildir. Kimi, bulunduğu yerde           -lâyık olduğu müddetçe-  tabiî süresince kalır; kimi de, hakkını ifa edemediği mevkiden bir vesîle ile uzaklaştırılır.
     Her olayın bir görünen, bir de görünmez yüzü vardır. Görünen yüzü aynanın kara yüzü gibi çirkin olabilir. Görünmez yüzü ise aynanın parlak yüzü gibidir. Aynanın renkli yüzü olmadan renksiz tarafı yâni ayna olmaz.
     Olaylar da böyledir. Nice felâketlerden mutluluk doğduğunu çok görmüşüzdür. Aynı toprak parçası üstünde nice medeniyetler doğup battı. Nice insanlar doğup öldü. Nice yıkıntılar üstünde büyük yapılar dikildi.
     Velhasıl  “Dünya’da her şeyin kendine özgü bir güzelliği vardır. Fakat her göz bunu göremez.” (Çin Atasözü, Bütün Dünya, Haziran 2000, s.46)
     Eğer böyle olmasaydı faaliyet kurur, hareket durur, hayat sönerdi. Kıyamet gelmeden; sessiz bir kıyamet, dünyanın başında kopmuş olurdu.
     Evet, hayat fetihler silsilesinden ibaret. Her nefes alış, nefes verişten sonradır. Veriş olmasa, alış olmayacak. Alış olmayınca hayat dumura uğrayacaktı.
     Yumurta tavuk hikâyesi gibi; hayattan ölüm, ölümden hayat doğuyor. Hayat olmasa ölüm; ölüm olmasa hayat olmayacak. Demek ki her ikisi de gerekli. Artı eksi kutuplar gibi.
     Her bitki neslini çoğaltmak ister. Ve ister ki, yeryüzü sırf kendisiyle kaplansın. Başka bitkilere yer kalmasın. Fakat ilâhî adalet onun bu sınırsız artış ve her yeri kaplamak arzusuna sed çeker. Varlığına ne tamamen son verir ne de bütün dünyayı sarmasına imkân tanır. Mevcudiyetini diğer bitkilerle dengeler.
     Keza her hayvan da çoğalmak ister, öyle ki hep kendisi olsun arzu eder. Başkasına hayat hakkı kalmasın der. İlâhî kader ona da bir hat çizer. O hayvanı ne yokluğa iter, ne de sırf onun varlığına olanak tanır. Ona musallat / cebelleş ettiği diğer hayvanlarla sayılarını dengede tutar.
     Zira dünyada her bitkiye, her hayvana ihtiyaç var. Ne sadece bir çeşit bitki ne de sadece bir cins hayvan; aksine her çeşit bitki, her cins hayvanla bu dünya şenlenir ancak.
     İnsana gelince bu fıtrî fetih arzusu her insan ve her millette de var. Her millet dünyaya hâkim olmayı diler. Bunu da bağlandığı ideolojiyi yaymak, hâkim kılmak için gerçekleştirmek ister.
407
     Her milletteki bu hedefler; milletleri daha doğrusu sâhip oldukları devletleri karşı karşıya getirir. Bütün mes’ele bu hedeflere yürürken; bu yüzden karşı karşıya geldiklerinde veya netice aldıklarında yâni fetih müyesser olup da gerçekleşince, karşı devlet vatandaşlarına nasıl muamele edecekleridir. Evrensel hukuka ne kadar bağlı kalacaklarıdır.
     İnsan mükerrem bir varlıktır. Hakikati arar. Böylesi bireylerden oluşan devlet de büyümek, gelişmek ve ilerlemek ihtiyacındadır. Şüphesiz diğer uluslar da aynı şekilde harekete kendilerini  -imkânları nispetinde-  mecbur hissederler.
     Bu, var oluşlarının en tabiî neticesidir. Fakat artık bu yayılmacılık, asrımızda ekonomik ve mânevî alanlara kaymıştır. Nitekim Batı’nın madde-mânâ plânında yaptığı misyonerlik faaliyetleri, modern fethin akıncı kollarıdır. Tabiatiyle her millet az çok böyle bir çabanın içindedir.
     Gelelim sadede / asıl konuya. Fâtih’in fethine.
     İstanbul bir gelin gibiydi. Gelin ise ortak kabul etmez. Ancak birine yâr, öbürüne bâr / yük olacaktı.
     Fâtih Sultan Mehmed’e yâr oldu.
     Çünkü bundan böyle, cihânın Fâtih gibi cihangîr bir hükümdara; Fâtih’in de dünyayı oradan idare edebileceği, İstanbul gibi  “Dünya Cenneti”  bir şehre ihtiyacı vardı.

Terör belasından ne zaman kurtulacağız?

Dün Ankara’da Türkiye tarihinin en büyük terör saldırısı yaşandı. Ankara’da düzenlenecek barış mitingi için bölgeye gidenlerin toplandığı yerde iki ayrı patlama meydana geldi. Başbakanlık Koordinasyon Merkezi’nden yapılan açıklamada düzenlenen hain terör saldırısı sonucu 95 kişinin hayatını kaybetti, 48 kişinin ağır olmak üzere 246 kişinin de yaralandığı açıklandı.
Olayın haberini Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali’ne katılmak üzere gittiğim Safranbolu’da aldım. Karabük Safranbolu 16. Uluslararası Safran Belgesel Filim Festivali, Ankara’da 95 kişinin öldüğü terör saldırısının hüznü ile sona erdirildi. Festivale dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen belgeselciler ve akademisyenlerin katıldığı oturumda ana yurdumuz Türkistan coğrafyası belgesel sunumuzu yaptık. Safranbolu’ya Belgeselcilik Yüksek Okulu açılması önerim büyük ilgi gördü. Türk dünyasından gelen belgeselcilerle ortak projeler ve işbirliği yapma kararı aldık. Piri Reisten Katip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünya’ya bakışı sergisi ile Dünya’ya kültür yolculuğu yaptık. Safranbolu’nun çeşitli bölgelerinde Devri Alem programı olarak tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık. Bu güzel programın devam ettiği sırada altığımız kötü haber bizleri derinden sarstı. Program da yarıda kesilerek iptal edildi. Ben Safranbolu Belediyesi’ne misafir perverliğinden dolayı teşekkür ederken, Ankara’daki patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
BİR KAÇ GÜN ÖNCE BOMBANIN PATLADIĞI ALANDAYDIK
Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü bizde Ankara’ya gitmiştik. Irak Türkmeneli Kültür Günleri nedeniyle aldığım bir davet üzerine Ankara’ya gitmiş, birçok yönetici ve kurum müdürü ile görüşerek belgesel çekimi yapmıştık. Ankara’ya giderken ve geri dönüşümüzde bombanın patladığı alandan geçmiştik. Bu olayın sadece birkaç gün öncesinde orada olmam nedeniyle haberi alır almaz gözümün önünde o yer geldi. Tarihi Ankara Garı’ndan her gün yüzlerce kişi yolculuk yapıyor. Patlamanın olduğu yer normal zamanlarda da oldukça yoğun kalabalığın olduğu bir yer. Burada düzenlenen mitinge Kocaeli’den 9 otobüs kaldırılmıştı. O otobüste yer alan iki kişi de hayatını kaybetti.
TÜRKİYE’DE TÜM PROGRAMLAR İPTAL EDİLİYOR
Safranbolu’da düzenlenen bu program gibi başta Gebze bölgesinde olmak üzere, birçok siyasi, kültürel, spor aktiviteleri de yaşanan bu olay nedeniyle iptal edildi ya da ertelendi. Yaklaşık 40 yıldır gazetecilik ve belgesel programcılığı yapan bir gazeteci olarak terör ile ilgili bu köşeden daha önce sayısız makale kaleme aldım. Bu makalelerde terörün gerçek yüzünü, Türkiye’ye oynanan oyunları ve ülkemizde yaşanan ateş çemberini düşüncelerim ve yaptığım araştırmalar ölçüsünde sizlerle paylaştım.
NELER YAZDIK?
Daha önce terörle ilgili kaleme aldığım yazıların bir kaçının linklerini sizlerle paylaşmak istiyorum. En son kaleme aldığım Terör sona erecek mi? başlıklı yazıyı; http://www.gebzegazetesi.com/teror-sona-erecek-mi-makale,1170.html adresindeki linkten, Ateş çemberindeki Türkiye başlıklı yazıyı; http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/ates-cemberindeki-turkiye adresindeki linkten okuyabilirsiniz. Diğer makaleleri ise www.belgeselyayincilik.com adresindeki Makale Arşivi bölümünden ulaşabilirsiniz.
HERKES ŞAPKASINI ÖNÜNE KOYUP DÜŞÜNMELİ
Evet, daha önce kaleme aldığımız yazıların linklerini sizlerle paylaştım. 80’li yıllarda sağ-sol tartışmalarıyla başlayan süreç ülkemizde derin izler açılmasına neden olmuştu. Bugün ise bazı güçler ve provokatörler aynı sistem ile bu sefer Türkiye’de bir TÜRK – KÜRT çatışması başlatarak ülkemizi iç savaşın içerisine sokmaya çalışıyor.
Son günlerde ülkemizin hemen hemen her yerinde yaşanan olaylarda görüyoruz ki, ülkemizde Suriye gibi, Irak gibi, Mısır gibi çatışma ortamı yaratılmak isteniyor.
Yetkililer yaşanan terör olayları ile ilgili çalışmalarını yaparken, ben bir kez de bu köşeden sesimizin ulaştığı herkese seslenmek istiyorum. Yakmak, yıkmak çözüm değil. Önemli olan yapıcı olmak. Bu sağduyu ve duyarlılık çerçevesinde sorunlara yaklaşmalı bu konunun çözümü noktasındaki görüşlerimizi yetkili mercilere iletmeliyiz. Lütfen bizleri iç savaşın eşiğine getirmek isteyen güçlere izin vermeyelim. İnanıyorum ki, terör hiçbir zaman amacına ulaşamayacak.
Ülkemiz bu olayın ardından görünüyor ki çok büyük tehdit altındadır. Burada bize düşen çok dikkatli olmak ve olayları iyi analiz etmek. Buradan tüm kurumların yetkili ve etkili yöneticilerine, siyasetçilere ve siyasi partilerin genel başkanlarına seslenmek istiyorum. Bu ülke hepimizin. Ülke giderse hepimiz gideriz. Bu nedenle siyasi kaygılar, düşünceler ve her şey bir kenara bırakılarak terör olaylarıyla ilgili çok büyük yaptırım ve çalışmalar hayata geçirilmeli. Artık kaybedecek vakit yok.

Erdoğan ve Davutoğlu’nun Gebze ilgisi

Kuruluş günlerine geri dönmeye çalışan ve 1 Kasım’da yapılacak olan seçimlerde anlamlı bir mesaj vermeye çalışarak sloganını ‘İlk günkü aşkla’ şeklinde belirleyen AK Parti’nin Kocaeli teşkilatları önümüzdeki hafta Gebze’de düzenlenecek mitinge kenetlenmiş durumda. Kocaeli’de oluşturulan bir komisyon miting için hummalı bir çalışma başlattı. Mitinge olacak katılım, Gebze’de o gün alınacak trafik önlemleri, afişler, sahne, ses sistemi… AK Parti Kocaeli Teşkilatları miting için her şeyin hazırlığını yaparken, yaklaşık 40 yıldır gazetecilik ve belgesel programcılığı yapan birisi olarak AK Parti’nin kuruluşundan bugüne Gebze’de düzenlediği miting ve geniş çaplı yaptığım araştırmaları tarihe not düşmen adına bugün sizlerle paylaşmak istedim.
14 Ağustos 2001 yılında kurularak esen rüzgârla kuruluşundan 1 yıl sonra 3 Kasım 2002 yılında tek başına iktidara gelen AK Parti’nin temelleri Gebze Eskihisar’da bulunan Atabay Otel’de atılmıştı. Şuanda aktif görevde olan ve olmayan birçok önemli isim dönemin genel başkanı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Eskihisar’da uzun bir toplantı yaparak AK Parti’yi kurma kararı almışlardı. Gebze’nin AK Parti’nin kuruluş tarihinde büyük önemi vardır.
Partinin kurulmasının ardından çalışmalara başlayan AK Parti kurmayları ilk mitingi de yine Gebze’de düzenleme kararı almış, dönemin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Gebze Cumhuriyet Meydanı’nda iddialı ve coşkulu bir konuşma yapmıştı. 11 Ekim Cuma günü Saat: 16.00’da Gebze Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Gebze Belediyesi önündeki büyük sahnede Gebzelilere seslenen Sayın Recep Tayyip Erdoğan aynı meydanda daha önce Gebze’ye il sözü veren genel başkanları eleştirerek, “Ben il yapmayacağım. Ama yerinden yönetim sözü veriyorum” demişti.
AK Parti’nin bu sözlerle başlayan Gebze ilgisi, daha sonra dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık Gebze’ye gelmesi ile devam etti. Bazen miting için, bazen toplu açılış için, bazen de bakanları ile birlikte Gebze’ye ziyarete gelen Erdoğan yaklaşık 10 kere Gebze’ye çeşitli nedenlerle gelmiş bulundu.
GEBZE BÖLGESİ DAVUTOĞLU’NDAN İL MÜJDESİ BEKLİYOR
Parti liderleri ve devlet adamlarının bir bölgeye gelmesi çok önemli. Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Gebze mitingini önemsiyorum. Gebze bölgesi sadece Kocaeli’nin bir ilçesi değil, sanayi kuruluşları, organize sanayi bölgeleri, TÜBİTAK, Gebze Teknik Üniversitesi, TÜSSİDE, TSE gibi önemli kurumları içerisinde barındıran Darıca, Çayırova, Dilovası ve Gebze ilçeleri her bakımdan çok önemli. AK Parti’nin bu ilçelere seçilme şansı yüksek yerden sıralama vermemesi büyük bir eksiklik. Bu eksikliğin AK Parti Genel Merkezi farkına varmış olacak ki Sayın Davutoğlu Gebze’ye getiriyorlar. Sayın Davutoğlu’nun Gebze’de yapacağı konuşmalar ve vereceği müjdeler çok önemli.
Sayın Cumhurbaşkanı Gebze’ye il sözü vermedi ama bana göre Gebze’nin dört ilçeye bölünmesi en az il olmak kadar önemliydi. Gebze, geleceğin ili olma alt yapısı dört ilçeye bölünerek oluşmuş oldu. Ben tüm kurum ve kuruluşları buradan tarihi bir göreve davet etmek istiyorum. Resmi ve özel her kurum Gebze bölgesi ile ilgili ciddi bir rapor hazırlayarak Başbakan’a sunmalı ve Başbakan Sayın Davutoğlu’ndan Gebze’nin il olma müjdesini almalıdır. İl olmak için her türlü altyapı ve imkâna sahip bölgemiz ancak il olarak tüm sorunlarını çözebilir. Gebze’nin il olması için ciddi bir seferberlik kampanyası başlatılmasına ihtiyaç var. Başbakan’ın Gebze’ye gelecek olması da bunun miladı ve başlangıcı olabilir. Şimdi sizleri AK Parti’li yıllarda Gebze bölgesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gebze konuşmaları araştırmamla baş başa bırakıyorum.
ERDOĞAN’IN GEBZE VE KOCAELİ’DE YAPTIĞI KONUŞMALARIN ÖZETİ
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gebze mitingi için hazırlıklar sürerken, sizleri tarihi geçmişe bir yolculuğa çıkartmak, bugün ki Cumhurbaşkanı geçmişin AK Parti lideri ve Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Gebze’ye yaptığı 5 gezide konuşma özetlerini tarihleri ile toparlayarak geçmişe ışık tutmak istedim. Sayın Erdoğan’ın Gebze mitingi ve Gebze ziyaretlerinde neler konuşmuştu? Birlikte okuyalım.
ERDOĞAN KOCAELİ KONGRESİ’NDE
Son 3 gündür Başbakan Erdoğan’ın Kocaeli’ye gelişi ile ilgili yazılar yazıyorum. Bugün de Başbakan Erdoğan’ın Gebze ile ilgili verdiği söz ve daha önce bu köşede yayımlanan bazı makalelerden alıntıları sizle paylaşacağım. Başbakan Erdoğan başbakan olduktan sonra Gebze’ye 5 kez geldi. Gebze’ye geldiğinde Gebze’ye yerinde yönetim sözü vermişti.
Bugün Başbakan’ın daha once Gebze ile ilgili yaptığı açıklamalar Gebze gezisi ile ilgili yazdığım yazıların bir bölümünü sizlerle paylaşmadan Başbakan’ın Kocaeli gezisi ile ilgili bilgi vermek istiyorum.
AK Parti, uzun süredir devam eden Kongre hazırlıkları tamamlandı ve bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla İsmet Paşa Stadı’nda gerçekleştirilecek kongreye ve toplu açılış törenine odaklandı.
DÜNDEN BUGÜNE ERDOĞAN’IN GEBZE GEZİLERİ
Başbakan Erdoğan Kocaeli gezisini gazeteci ve belgeselci olarak yakından takip edeceğim. İsterseniz zamanı durduralım bugün de başbakan Erdoğan Gebze’de yaptığı gezilerle ilgili daha once kaleme aldığım yazıların bir bölümünü birlikte okuyalım.
Başbakan; 500 bin Gebzeliye verdiği sözü tutacak mı ?  (10 Eylül 2004)
AK Parti lideri ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Gebze’ye ilgisi devam ediyor. Parti kurma hazırlığına Gebze -Eskihisar Otel Atabay´da başlamış, 3 Kasım Genel seçimlerinden hemen önce 10 Ekim 2002 tarihinde on binlerce Gebzeliye yerinden yönetim sözü vermişti. Sayın Erdoğan Başbakan olduktan 11 ay sonra 12 Eylül 2003 tarihinde Gebze’ye gelerek birçok törene katılarak verdiği hizmet sözünü tekrarladı.
Başbakan Sayın Erdoğan yine bir Eylül ayında, yani bugün 10 Eylül 2004 tarihinde tekrar Gebze’ye geliyor. Bugün uzun bir süre Gebze´de kalacak ve Gebze ile ilgili açıklamalar yapacak. Başbakan Erdoğan´ın bugün vereceği sözleri dikkatle takip ederek zamana  karşı noterlik yaparak  tarihe not  düşeceğim. Ancak Gebze´de bir yıl içinde çok şeyler değişti. Gebze´ye verilen  yerinden  yönetim sözü tutulmadı ve 500 bin  Gebze artık  İzmit’in  mahallesi oldu, Gebze´de   devletin temel görevi olan Sağlık, Eğitim ve  Emniyet  hizmetleri  perişan. AK partiye seçimlerde   %50 oy vererek büyük destek olup hizmet bekleyen Gebze halkının umudu tükenmeye başladı. Hayal kırıklığına uğruyor Gebze halkı, verdiği vergilerin başka illere siyasi yatırım olarak gitmesine isyan ediyor.  Gebze´nin 1000 dersliğe, yüzlerce öğretem ve polise ihtiyacı var. Hastanemiz gecekondudan bozma yerde yapılıyor. Başbakan´a Gebze ile ilgili yanlış bilgiler veriliyor.
Şimdi isterseniz gelin tarihe doğu yolculuğa çıkıp Başbakan Sayın Erdoğan´ın 13 Eylül 2003 günü Gebze  gezisinden sonra  bu köşede yazdığım  yazının   bir  bölümünü birlikte okuyalım.
…” Sayın Erdoğan’nın Gebze´deki törenlerini takip ediyorum. Gebze´nin sembolü Çoban Mustafa Paşa Camii’nde kılınan Cuma namazında, basın cami içine alınmadı, namaz sonrası Erdoğan bir çok Gebzeli ile el sıkışarak Gebze Merkez Hastanesinin açılış törenlerine katıldı, Mehter marşı ile tören alanına gelen Erdoğan Türkiye´nin genel sorunları ile ilgili ayrıntılı bilgiler verirken, Gebze mitinginde verdiği hizmet sözlerini unutmadığını söyledi.
Kroman çelik tarafından yapılacak okulun temel atma töreni için Anadolu lisesinin bulunduğu yere gelen Erdoğan´ı büyük bir kalabalık karşıladı. Gebze Ticaret odasına geçen Erdoğan´ın GTO´da konuşma yapmaması dikkat çekti. Gebze Organize Sanayi bölgesindeki Fabrika yangını Başbakan´ın GOSB programını iptal etmesine neden oldu. TÜBİTAK´a geçen Başbakana bilgiler verildi. Başbakan Erdoğan  Gebze´de büyük ilgi ve sevgi gördü.
Sayın Erdoğan´ın Gebze çıkartmasını takip ederken 11 ay önceki miting ve Türkiye’nin genel durumu hatırıma geldi. Sayın Erdoğan´ı bugünlere getiren en önemli özellik yılmadan ve yorulmadan çalışıp  güç odaklarına taviz vermemesidir. Miting alanında AK Parti ve Sayın Erdoğan´a  karşı  geçmiş de açıkça tavır alanların  bugün AK Parti’li gözükmesi Türk siyaseti açısından büyük talihsizliktir. Bu tür çıkarcılara AK Parti ve Erdoğan’ın pirim vermemesi sevindiricidir. Milletvekili ve AK Parti teşkilatları partiyi çıkarına alet edenleri takip edip önlemelidir. Genel merkezin bu noktada çok ciddi çalışmalar yapması siyasete kalite getirecektir. “ (13 Eylül  2003)

Başbakan Davutoğlu Gebze milletvekili mi?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi kurduktan sonraki ilk mitingi Gebze’de gerçekleşmiş. Gebze mitingine on binlerce kişi katılmıştı. Daha sonra birkaç kez Gebze bölgesine geldi. Son yıllarda Gebze’yi biraz ihmal etse de Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatında GEBZE’nin önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. AK Parti’nin de ilk kuruluş toplantıları Gebze’de yapılmıştı. Bu bakımdan AK Parti’nin tarihinde Gebze farklı. Ancak son milletvekili aday tespitinde Gebze bölgesinin göz ardı edilmesi hem parti içerisinden hem de parti dışarından büyük tepkilere neden olmakta. Bu durum AK Parti’nin üst yönetiminde bile rahatsızlığa sebep olduğu biliniyor.
GEBZE AÇIKLAMA BEKLİYOR
Gerçekten Gebze’nin milletvekili aday tespitinde yok sayılması, üzerinde ciddi olarak durulup düşünülmesi gereken bir husus. Bu konuda Gebze kamuoyu AK Parti yönetiminden makul bir açıklama bekliyor. Özellikle listeleri tanzim edip düzenlediği söylenilen milletvekili Sayın Fikri Işık’ın, Gebze bölgesine neden bir vekil adayının olmadığı konusunda kamuoyunu mutlaka aydınlatmalı, makul ve mantıklı bir açıklama yapılacağını inanıyorum.
BAŞBAKAN DAVUTOĞLU GEBZE’NİN MİLLETVEKİLİ Mİ?
Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Kocaeli mitingini Gebze’de gerçekleştiriyor olması çok önemli. Sayın Davutoğlu Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova için çok önemli müjdeler vereceğine, mitingde de bizzat kendisinin Gebze’nin vekili olduğunu açıklayacağına inanıyorum.
Gebze bölgesi Sayın Davutoğlu’nun yakın ilgi alanı içerisinde özellikle Dış İşleri Bakanlığı sırasında bizzat Hünkar Çayırı’na gelmesi ve burada çok önemli açıklamalar yapması, hatta o açıklama ve konuşmaları yakından bilen ve konuşmanın kayıtları arşivlerimizde bulunan bir gazeteci ve belgeselci olarak, Hünkar Çayırı konuşmasında Sayın Davutoğlu adeta AK Parti’nin müstakbel lideri edasıyla konuşmuştu. O gün yanımda bulunan bazı önemli kurum ve kuruluş temsilcilerine AK Parti’nin gelecekteki lider adayı Sayın Davutoğlu demiştim.
DAVUTOĞLU’NUN GEBZE MİTİNGİ
AK Parti Kocaeli Teşkilatı, Davutoğlu’nun Gebze mitingi için adeta seferberlik ilan ediyor. Çok önemli çalışmalar ve miting için plan ve programlar yapılıyor. Mitingin çok güçlü bir havada geçeceğine inanıyorum. Eski Bakan Nihat Ergün, mevcut bakan Fikri Işık’ın dolaylı olarak kendilerini Gebze bölgesinin milletvekili ilan etmelerinden sonra Sayın Başbakan’ın Gebze bölgesinin vekili olduğunu açıklayacağı mitingde Gebze’nin siyasi tarihi açısından çok önemli.
DAVUTOĞLU HÜNKÂR ÇAYIRI’NDA NE KONUŞMUŞTU?
Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun, Dış İşleri Bakanı sıfatı ile Hünkâr Çayırı’nda yaptığı konuşmadan sonra kendisi ile söyleşi de yapıp o konuşmayı ayrıntılı bir şekilde hem televizyon kanallarına hem de sosyal medya üzerinden Türkiye kamuoyuna duyurmuştuk. Şimdi zamanı bir durduralım ve Hünkar Çayırı’ndaki o açıklamalara gidelim.
DIŞ İŞLERİ BAKANI İLE HÜNKAR ÇAYIRI’NDA TARİHİ RÖPORTAJ (2013 – GEBZE GAZETESİ)
Hünkar Çayırı’nda Fatih’i anma toplantılarında tarihi anlar yaşandı. Biz de devri Alem belgesel programı olarak dış İşleri bakanı Ahmet Davutoğlu ile Hünkar Çayırı’nda tarihi bir röportaj yapma fırsatı bulduk. Dün Hünkar Çayırı tarihi günlerden birini yaşadı. 532 yıl önce Hünkar Çayırı’nda vefat eden Fatih Sultan Mehmet han Gebze Belediyesi’nin organizasyonunda ilk kez uluslararası sempozyum, mevlit, 532 hatim, dualar, bakanların katıldığı devlet töreni ve Cuma namazı ile hayır dualarla anılıp vefa borcu ödendi. Sempozyumda 30’dan fazla bilim adamı katılarak tebliğler sundu. Büzde Fatih’ten Günümüze Gebze konulu tebliğ ve belgesel sunumumuzu yaptık. Gerçekten bir birinden değerli bilim adamları ve akademisyenler Gebze tarihine not düştüler. Çok önemli konuşmalar yapıldı ve bildiriler sunuldu. Sempozyuma katılan bilim adamlarının bir çoğu ile özel röportajlar yaptık.
DIŞİŞLERİ BAKANI’NA DEVR-İ ALEM BELGESEL RAPORU
Dış işleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Hünkar Çayırı’na kurulan tarihi çadırda söyleşi yaptık. Ak Parti Kocaeli İl Başkanı Mahmut Civelek Beyin Bakan Davutoğlu’na Devri Alem programlarından söz ederek görüşme talebimizi iletti. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na yurtdışında 74 ülkede çektiğimiz belgesel programları hakkında bilgi verip, Lübnan’da vatana hasret Türklerle ilgili hazırladığımız geniş çaplı bir dosya takdim ettik. Cebeli Tarık’tan Çin Seddine Zaferlerimiz ve Şehitliklerimizle ilgili belgesellerimizi ve kitabımızı hediye ettik. Önümüzdeki günlerde baskıya girecek 10’a yakın Balkan ülkesindeki Osmanlı Kültür Hizmetimizi anlatan  ”Tuna’dan bir Tarihi Akar” kitabımızın orijinal nüshasını hediye ettik.  Bakan kitabımızı imzalamasını istedi. Kitabın orijinal nüshasını imzalayarak Bakan Davutoğlu’na hediye ettik. Devri Alem Belgesel programlarımızı takdirle karşıladığını söyleyen Bakan Davutoğlu Lübnan’da unutulan Türkler konusu çok önemli bizi de bu konuda alışma yapıyoruz şeklinde konuştu. Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün, Bakan Davutoğlu’na Ak Parti Kocaeli Kurucular Kurulu üyesi olduğumuzu ancak siyaset yapma yerine belgeselcilik ve kültür çalışmaları yapmayı tercih ettiğimizi Bakan Davutoğlu’na söyledi.
BAKAN DAVUTOĞLU’NDA HÜNKAR ÇAYIRINA SAHİP ÇIKMA SÖZÜ
Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu ile  Hünkar Çayırında tarihi bir söyleşi de gerçekleştirdik. Davutoğlu özetle Hünkar Çayırı ile şunları söyledi: “Hünkar Çayırı Fatih’e yakışır hale gelecek.  Devlet olarak buraya sahip çıkacağız. Buranı tarihi değeri manevi kimliği korunacak. Burası tarihimizin çok önemli bir mevki. Devlet olarak bu mevkiyi gelecek kuşaklara korunmuş bir şekilde emanet edeceğiz” dedi.
BAKAN ERGÜN VE DAVUTOĞLU’NUN TARİHİ KONUŞMALARI 
Belediye Başkanı Adnan Köşker , Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Hünkar Çayırı’nda yaptıkları konuşmaların özetini sizlerle paylaşıyorum.
FATİH’İN YOLUNDAYIZ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fatih Sultan Mehmet´in ayak izlerini takip eden siyaset yürüttüklerini ifade ederek şöyle konuştu: “Yürüttüğümüz siyasete hakaret edasıyla Yeni Osmanlıcılık nidasıyla itham cümleleri kullananlar oluyor, hem içeride hem dışarıda. Bre gafiller, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olmaktan, bakanı olmaktan, hadimi olmaktan gurur duyduğumuz bu devlet, konjonktürel şartlarda çıkmış nevzuhur bir devlet değildir. Bu devlet kökü asırlara doğru inen köklü bir siyaset geleneğini, devlet geleneğinin şahikası olan Osmanlı Devleti´nin mirası üzerine kurulmuştur. Ve biz o mirasın sahipçisi olmakla sadece gurur duyarız.
HÜNKAR ÇAYIRI’NDAN DÜNYAYA SESLENDİ
Bu davanın takipçisi olacağız, Hünkar Çayırı´ndan bütün dünya mazlumlarına şunu taahhüt ediyoruz. Nerede olursanız olun. Kudretli ve şefkatli devletimiz yanınızda olacaktır. İster Filistin´de, ister Suriye´de, ister Myanmar´da, ister Somali´de. Nerede bir mazlum varsa onun yanında, onun kalbinde, onun duasında olmaktır bizim siyasetimiz. Çünkü Fatih Sultan Mehmet Han´ın hükmü fermanı budur. Biz bu fermana uyacağız. “dedi. (2013 – Gebze Gazetesi)
Evet, Gebze siyasi tarihinin 40 yıla yakındır gazeteci ve belgeselci olarak canlı şahidiyim. Gebze ilk kez Anavatan Partisi merhum Özal’ı ağırlamıştı. Sonra Necdet Calp, Turgut Sunal, Erdal İnönü, Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan, Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Kemal Kılıçtaroğlu, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli gibi daha birçok lider ve lider adayını Gebze bölgesi bağrına bastı. Gebze şimdi de Davutoğlu’nu bağrına basmaya hazırlanıyor. Umarım Sayın Davutoğlu Gebze’ye hak ettiği değeri verir ve Gebzelilerin hayır duasını alarak buradan ayrılır. Önemli olan kubbe de hoş bir seda bırakmak.

Milli Kütüphane’yi ne kadar tanıyorsunuz?

Her ülkenin basılı ve yazılı materyallerinin toplanmasında bir milletin kültür ve tarih bilinci açısından bu materyalleri geleceğe ulaştırmak adına önemli çalışmalar yapan Milli Kütüphaneyi acaba biz ne kadar tanıyoruz? Bunu iyi değerlendirmek, düşünmek ve Milli Kütüphanemize sahip çıkmamız gerekiyor.
Geçtiğimiz gün geldiğimiz Ankara’da temaslarımıza devam ederken Milli Kütüphane Başkanı Zülfi Toman ile Ankara’daki makamında bir araya geldik. Kendisi ile Milli Kütüphane’nin geçmişini, geleceğini ve projelerini konuştuk. www.kocaeligebze.tv adresinden Canlı Yayın ile ekrana gelen söyleşimiz internetten tıklanma rekorları kırdı.
Bugün bu köşede yorumdan çok Milli Kütüphane Başkanı Zülfi Toman’ın açıklamalarına yer vermek istiyorum. Gelin Sayın Milli Kütüphane Başkanı’nın açıklamaları birlikte okuyalım.
BU ÇALIŞMA BİR ODADA BAŞLADI
Milli Kütüphane’nin geçmişi, geleceği, projeleri ve hayata geçirdiği çalışmalarla ilgili konuşan Toman şunları söyledi; Her ülkenin bir milli kütüphanesi olur. Bu milli hafızayı korumak, geliştirmek ve onu gelecek nesillere aktarmak için kurulan kurumsal bir kurumdur. Bizim Milli Kütüphanemiz 1946 yılında kurulmuş. Süreç içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde küçük bir odada başlayan bu çalışma, daha sonra büyüyerek, koleksiyonunu genişleterek önce Ankara’da Kumrular Sokak’ta, 1982’den beri Bahçelievler’de bu binada hizmet etmekteyiz.
Milli Kütüphane Türkiye’nin şuanda en büyük kütüphanesidir. Uhdesinde yaklaşık 28 bin yazma eserin bulunduğu, bunun dışında bizim sadece kütüphaneler denilince akla kitap ve basılı materyaller geliyor. Milli Kütüphane ’de kitap dışında milli hafızamızı anlatan, güçlendiren materyallerde bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesini söyleyecek olursan, Hacivat Karagöz’ün görselleri, para, pul, sinema afişleri, siyasi partilerin seçim afişleri dahi bizde bulunmakta. Biz bunların hepsini gelecek nesillere aktarmak için çalışıyoruz.
15 AYRI ŞUBE BULUNUYOR
“Milli Kütüphane’nin içerisinde 15 ayrı şube bulunmakta. Kütüphane olarak bu şubelerimiz, yazma eserler, cilt hanesi, kitap restorasyonlarıyla ilgilenen gibi birçok şube var. Yılı içerisinde çıkmış olan yayınların tamamını kütüphaneye kazandırmak ve onları araştırmaların hizmetine açmak gibi bir görevimizde var.
Doğrusu çok o konuda iç açıcı bir şey ifade edemem. Öyle bir sıralamadan ziyade üstlendiğimiz rolü ne düzeye getirdiğimiz önemli. Yıl içerisinde çıkan tüm materyallerin tamamına yakınını biz arşivliyoruz. Bu konuda %97 başarı sağlıyoruz. Tabi bu sadece bizimle olan bir konuda değil, bizim derleme müdürlükleri ve Kütüphane Yayınlar Genel Müdürlüğü’nde bunun bir kolu. Biz Anadolu coğrafyasında basılı olan mahalli gazeteler dâhil olmak üzere her şeyi topluyoruz.”
GEÇMİŞİ DE ARAŞTIRIYORUZ
“Biz biraz daha gerilere de giderek bilinç düzeyinin biraz daha düşük olduğu döneme de giderek koleksiyonumuzu biraz daha genişletme çalışmasına da girdik. Ayrıca yurt dışındaki yayınları da takip ediyoruz. TİKA gibi kurumlarla bizim protokollerimiz var. Birçok ülkedeki Milli Kütüphane’ye ve orada hizmet eden akademisyenlere de yayın gönderiyoruz. Yaklaşık 35 bin yayını yurt dışına gönderdik. Bu kolay bir iş değil.”
AKADEMİSYENLERE ÇAĞRI
“Bizim başlatmış olduğumuz bir projeye destek anlamında bir şeyler söylemek istiyorum. Özellikle akademisyenlerimize çağrıda bulunmak istiyorum. Milli Kütüphane ‘de olmasını istediğiniz fakat burada bulamadığınız eserler var ise lütfen web sayfamızdan bize yazılı olarak iletirlerse dünyanın neresinde olursa olsun onu bulup imkânlar ölçüsünde koleksiyonumuzu zenginleştirebiliriz.”
MİLLİ KÜTÜPHANE’NİN TARİHÇESİ
Evet, Milli Kütüphane’nin bir millet için, bizim milli kütüphanemizin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu anlatan bir söyleşiden Milli Kütüphane Başkanı Zülfi Toman’ın açıklamalarını sizlerle paylaştım. Milli Kütüphane’nin tarihçesini sizlerle paylaşarak bugün ki makaleme son vermek istiyorum. Birlikte Milli Kütüphane’nin tarihçesine ve geçmişine giderek, bu önemli kurumun tarihini birlikte okuyalım.
Millî Kütüphane, Türkiye’de, dünyada var olan benzerleri gözetilerek kurulmuş olan ulusal bir kütüphanedir. Ankara il merkezinde Çankaya ilçe sınırları içerisinde Eskişehir yolu üzerinde Bahçelievler girişinde yer almaktadır.
Kuruluş kökeni 15 Nisan 1946 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Müdürlüğü’ne bağlı olarak bir büronun açılmasına dayanır. Kuruluşuyla birlikte ilk yılı içerinde 8.000 adet basılı içeren bir arşive sahip olunmuştur. Arşivin daha da hızlı büyüyeceği öngörülerek ilk bürosundan çıkarılıp 17 Nisan 1947 tarihinde geçici olarak yeni bir binaya taşınmıştır. Yeni binaya taşınmasıyla birlikte arşiv varlığı hızla 60.000 adete ulaşmıştır. O dönemde oluşan gereksinim nedeniyle arşivin kullanıcılara açılabilmesi amacıyla günümüzde Ankara İlk Halk Kütüphanesi olarak kullanılan ve Kumrular sokakta yer alan binaya taşınmış ve 16 Ağustos 1948 tarihinde resmi olarak kullanıcılara hizmet vermeye başlamıştır.
ADINA ÖZEL KURULUŞ YASASI
Millî Kütüphane, 29 Mart 1950’de TBMM’de kabul edilen adına özel kuruluş yasası ile Milli Eğitim Bakanlığından bağımsız olarak tüzel kişiliğe kavuşturulmuştur. 18 Mayıs 1955 tarihinde ise var olan kuruluş yasasına ek yapılarak Millî Kütüphane kapsamında Bibliyografya Enstitüsünün kuruluşu yasal olarak sağlanmıştır.
KAPASİTE 1169 KİŞİLİK
Günümüzde kullanılan Millî Kütüphane binası için çalışmalara 1965 yılında başlanmıştır. Binanın tasarlanma süreci 1965 ile 1973 yıllarını kapsamış ve yapım çalışmalarına 1973 yılında başlanabilmiştir. Millî Kütüphane binası 1982 yılında bitirilmiş ve 5 Ağustos 1983 günü kullanıcılarına yeni binasında hizmet vermeye başlamıştır.İçerisinde toplam 5 adet okuma salonu ve bir adet Akademisyenler salonu bulunmaktadır.Bunlardan en büyüğü Dr.Müjgan Cunbur okuma salonudur.Toplam kapasitesi 1169 kişiliktir.2015 yılına kadar sadece üniversiteliler ve mezunlarının kullanabildiği okuma salonlarından artık lise son sınıf öğrencileri de yararlanabilmektedir.Başkanlık 88 kişilik Piri Reis salonunu bu öğrencilere ayırmıştır.
Kitap, süreli yayın ve kitap dışı belgelerden oluşturulan 3.087.021 eserlik bir arşivi vardır. Arşiv varlığı içerisinde basma eser sayısı 1.313.560 adettir. Ayrıca eski harfli Türkçe basma kitaplar 56.550 adettir. Kitap dışı; günlük gazete, dergi, bülten ve yıllık türü basılı belgelerden oluşan 1.473.851 ciltlik bir süreli yayın arşivi bulunmaktadır. Millî Kütüphane’nin 27.478 adet el yazması eseri de arşivlerinde bulundurmaktadır. Bunların dışında da; toplam sayısı 215.582 adedi bulan afiş, harita, nota, ses kaydı, resim gibi özel koşullarına uygun olarak arşivlenmiş olarak kapsamında barındırmaktadır. 21/06/1934 tarih ve 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu ile ülkede yayımlanmış her yapıttan bir nüshasının gönderilmesinin zorunluğu olduğu 6 kurumdan biridir. Bina toplam olarak 39.000 m² kullanım alanına sahiptir.
Evet, Milli Kütüphane bir değerdir. Bu değeri biz ne kadar biliyor, ne kadar tanıyoruz? İşte bugün kendimize bunu soralım. Milli Kütüphane gibi ülkemizin tüm değerlerine sahip çıkalım.

Irak Türkmeneli Kültür Günleri’nde tarihe not düştük

Irak, Kerkük, Musul deyince gönlümüz bir hoş olur. Burası hemen yanı başımızdadır. Milyonlarca Türkmen’in yaşadığı bir coğrafyadadır. Yanık Kerkük türküleri ile biz buraları biliriz. İran-Irak savaşı daha sonrada Amerika’nın Körfez savaşları ile hep savaşlar ve yıkımlarla buraları hatırlamışız. Ama burada çok büyük bir Türk kültürü, İslam medeniyeti vardır. İşte bu kültür ve İslam medeniyeti ilk kez Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin desteğiyle Türkmeneli Kültür Günleri’nde gün yüzüne çıkıyor. 30 milyon nüfusu olan Irak’ta 3,5 milyon Türkmen yaşıyor. Irak’taki Türkmen varlığı milattan önce 700’lü yıllara dayanıyor. 2700 yıldan beri Türk kültür varlığının hüküm sürdüğü Türkmeneli ile ilgili çok ciddi bilgiler, dokümanlar ve belgeler elde etmeye çalıştık.
Ankara’da düzenlenen Türkmeneli Kültür Günleri programı tam üç gün sürecek. Açılış programına katıldığımız programda çeşitli kurum yetkilileri ve Türkmenelili misafirlerin yanı sıra Kültür Bakanlığı Bakan Yardımcısı ile görüşme fırsatımız oldu.
PROTOKOL KONUŞMA YAPTI
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Yıldırım AK burada yaptığı konuşmada; “Aslında buraya gelirken, burada böyle bir konuşma yapabileceğimi ve bununla ilgili de ne söylemem gerektiğini aklımdan geçirdim. Sen 12 yaşından beri Türk dünyasının ve dünya Türklüğünün bağımsızlığı için her şeyini ortaya koymuş bir adamsın senin söyleyecek o kadar çok şeyin var ki diyerek kendime duygulandım. Bizler gerçekten Türk olarak yaratılmış olmanın Cenab-ı Allah’a şükrünü yapıyoruz. Bu bir lütuftur ve bu lütfun bir sorumluluğu vardır. Türkmenelili kardeşlerimizin faaliyetlerini takdir ettim. Emeğinize sağlık. Her türlü mesainize Türkiye Cumhuriyeti olarak her şeyi yapacağız. Musul, Kerkük, Erbil gibi yerlerde yaşayan Türkmen kardeşlerimizin sorunları bizim sorunlarımız olmuştur.” dedi.
Kamu Sen Genel Başkanı İsmail Kancı ise yaptığı konuşmada; “Burada başka şeylerde istemek gerek. Bir ara bir Türkmen ailesini ziyarete gittik. Çok perişan haldelerdi. Bir evin bodrum katında 15-20 kişi kalıyordu. Çocuklar bakımsız ve zayıf. Aile reisine bir ihtiyacınız var mı diye sordum. Bu kadar farklı zaruriyet içerisinde olan bu ailenin reisi bana teşekkür ederek bir ihtiyacının olmadığını söyledi. En zor zamanında bile bunu idare edebilen gururlu insanlarız. Bizde Kamu Sen olarak elimiz neye yetiyorsa, Türkmen kardeşlerimiz için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Fakat bu elbette ki yeterli değil” ifadelerini kullandı. Birçok protokol mensubunun katıldığı programa ayrıca Irak, Azerbaycan, Özbekistan, Türkistan ve Doğu Türkistan’dan gazeteci ve kültür adamları katıldı.
BELGESELİMİZ YAYINLANDI
Öte yandan, Devr-i Alem programı olarak Türkmeneli, Türkistan, ve Türk Coğrafyası ile ilgili yaptığımız araştırmalar ile hazırladığımız belgesel görüntüler programa katılan misafirler tarafından izlendi.
TÜRKMENELİ TARİHİ

3 gün sürecek olan programın ilk gününde yapılan konuşmaları sizinle paylaştım. Türkmeneli’nin önemli bir tarihi var. 40 yıldır Kültür ve medeniyet tarihimizin kilometre taşlarını araştıran, belgesel görüntülerle birçok ulusal ve yerel kanalda yayınlayan bir gazeteci olarak bu programa büyük önem veriyorum. Bu programların genişletilerek devam etmesi gerekiyor. Sizleri Türkmeneli’nin tarihi ile baş başa bırakıyorum. Birlikte Türkmeneli tarihi ile ilgili önemli bilgileri okuyalım. 1785 yılından kalma William Guthrie yapımı bir harita “Turcomania” (Türkmeneli) yazısı Irak’taki Türkmen varlığının kanıtı olarak kullanılmıştır. Irak’ın İngiliz işgali döneminde bölge valisi olan W.R. Hay, bölge ile ilgili yazdığı bir kitapta, Türkmenlerin Irak’ta dağınık olarak değil, bölgesel şekilde yerleştiklerini tespit etmiştir ve tespitini şu satırlar ile yazmıştır:
“Belli bir şerit üzerinde bazı şehirler vardır. Bu şehirlerde yerleşik vatandaşlar Türkçe konuşurlar. Bu şerit, çoğunluğu Kürt olan bölgeyle çoğunluğu Arap olan bölgeyi birbirinden ayırır. Kerkük, Türklerin yoğun olduğu merkezdir. I. Dünya Savaşı’ndan önce nüfusu 30.000 idi. Şehrin etrafında da Türkçe konuşulan birçok köy vardır.” Günümüz Türkmeneli’nde Musul, Kerkük ve Tel Aferde, Türkçe resmi dil olmuştur. Bölgede yaşayan Türklerin sayısı çeşitli kaynaklarda 2,5-3,5 milyon arasında bulunmaktadır. Zengin bir tarih ve kültür barındırmaktadır. Irak 2010 genel seçimlerinde Irak meclisine Musul, Kerkük ve Selahaddin illerinden 10 Türkmen milletvekili seçilmiştir.
CANLI YAYIN YAPTIK

Evet, Türkmeneli, Türk-İslam medeniyeti tarihinden önemli bir başkent. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin desteği ile düzenlenen bu önemli programı Kocaeligebze.tv adresinde dünyaya canlı olarak yayınladık. Konuşmacıların yaptığı konuşmaları, ödül töreni ve daha birçok faaliyeti Devr-i Alem kameraları ile tarihe not düşerken an ve an izleyicilerimiz ile paylaştık. Canlı Yayın’da ekrana getirdiğimiz görüntüleriwww.kocaeligebze.tv adresinden izleyebilir, yorumlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz.
Evet, Milli kimliğin gelişmesinde büyük önem taşıyan bu programın ardından Türkmen kardeşlerimiz ile birlikte bir devlet politikası belirlemeliyiz. Programda emeği geçen herkesi tebrik edip, başarılarının devamını dilerken, Türkmenlerle ilgili hepimize büyük görev düştüğünü bir kez daha buradan kaleme alarak tüm etkili ve yetkili isimlere iletmek istiyorum.

Partilerimiz kültüre ne kadar önem veriyor?

1 Kasım seçimleri için geri sayım devam ediyor. 25 gün sonra sandık başına gidecek ve oylarımızı kullanacağız. İnşallah seçimler ülkemize ve insanlarımıza hayırlı ve uğurlu olur, birlik beraberlik getirir, gerginlikler azalır, sevgi ve kardeşlik duyguları gelişir.

Siyasi partilerin seçim bildirgelerini açıkladılar. Tüm partilerin seçim bildirgelerini 40 yıldır araştırmacı gazetecilik, tarih ve kültür belgeselciliği, basın meslek örgütlerinde aktif görev alan uluslararası gazetecilik alanında hizmet vermeye çalışan bir gazeteci olarak seçim bildirgelerini okuyup incelemeye çalıştım.
Hemen belirteyim. Partilerin seçim bildirgeleri daha çok ekonomik ağırlıklıydı. Deyim yerindeyse tüm partiler bol keseden, kaynağı belli olmayan ve hangi kaynaktan finanse edileceği net olarak açıklanmayan vaatler verdiler. Askeri ücretin yükselmesinden, işçi alımlarına deyim yerinde ise bol keseden ekonomik vaatlerde bulundular.
Beni ekonomik vaatlerin ötesinde partilerin bildirgelerindeki Kültür-Sanat ve gençlere yönelik verilen vaatler ilgilendirdi. Sizin gençliğiniz şayet milli ve manevi kültüre sahip değil ise, tarih ve kültür bilinci yoksa en önemlisi geçmişinden habersiz, ülke gerçeklerinden uzak milli kültürle yetişmemiş ise siz o gence ne verirseniz verin, ne kadar para dağıtırsanız dağıtın o daha fazlasını isteyecek ve daha fazlasını harcayacaktır. Öncelikle gençlerimize şükretmelerini, milli ve manevi kültür bilinciyle yetiştirmeyi sağlamalıyız.
Partilerimizin Kültür –Sanat ve gençlere yönelik seçim bildirgelerindeki vaatlerinin kısaca özetledim. Bugün köşeme aldığım AK Parti – CHP  – MHP’nin Kültür, Sanat ve gençlere yönelik vaatleri ve seçim bildirgesindeki maddelerini aşağıda sizlerle paylaşıyorum. Birlikte okuyalım.
AK PARTİ’NİN KÜLTÜR SANAT VAATLERİ
Osmanlıcanın etkin bir şekilde öğretilmesi, tarihle ve kültürle olan bağlantının güçlendirilmesi sağlanacak. Yunus Emre Enstitüsünün yurt dışındaki merkezlerinde yürüttüğü Türk dilinin eğitim ve öğretiminin yanı sıra kültürel ve sanatsal faaliyetleri aktif bir biçimde sürdürülecek ve bilimsel araştırmalara verilen destek artırılacak. Tarihin önemli şahsiyetleri ve olayları ile masal kahramanlarının belgesel, dizi ve çizgi filmlere dönüştürülerek tanıtımının yapılması desteklenecek. Çocukların sevebilecekleri ve sorumlu birer birey olarak yetişmelerini sağlayacak içeriğe sahip bilgisayar oyunlarının ve animasyonların üretilmesi teşvik edilecek. Tiyatro, sinema, opera, bale ve müzik alanlarında yerli üretimi evrensel standartlarda teşvik edilmesi sürdürülecek. Bir yandan bu alanlara canlılık kazandırmak için kurumsal düzenlemeler yapılırken, diğer yandan da destek ve teşviklerle sivil katkıyı artırılacak.
KÜTÜPHANE VE MÜZELER YEREL YÖNETİMLERE DEVREDİLECEK
Kütüphane, kültür merkezi ve müze gibi kültürel tesisler yerel yönetimlere devredilecek. Belediye, STK ve özel girişimcilerin kurduğu tiyatroların artırılmasını desteklenecek. Toplumsal bütünlüğü, kimlik ve aidiyet duygusunu güçlendirmek amacıyla kültürel ve sanatsal değerlerin eğitim kurumlarında ağırlıkla ele alınmasına önem verilecek.
ÜCRETSİZ MÜZE KARTI VERİLECEK
Ücretsiz müze kartı vermek suretiyle, okullarda müfredatın bir parçası olarak öğrencilerin müze ve kütüphanelere daha sık gitmelerini sağlanacak. Geleneksel ve çağdaş sanatçıların envanterinin çıkarılması, eserlerinin bir program dahilinde toplanması ve bu eserlerin sergilendiği müzeler oluşturulacak. Ankara ve İstanbul’da ulusal müze kompleksler kurularak, depolarda kalan bütün değerli eserler sergilenecek.
CHP’NİN KÜLTÜR VE SANAT VAATLERİ
Üniversite harçlarını tamamen kaldırmayı vadeden CHP, 25 yaş altındaki tüm gençler için, ulaşımda, kültür ve sanat etkinliklerinde, çeşitli mağaza ve lokantalarda “Gençlik İndirimi” uygulanmasını hayata geçireceğini bildirdi.
Bildirgede, yeni bir uygulama olarak gençlerin kültür-sanat etkinlikleri ile kitap, gazete, dergi gibi yayınlara eşit erişimi için, maddi durumu elverişli olmayan lise son sınıf öğrencilerine eğitim yılı içerisinde aylık 100 lira kişisel gelişim katkısı (Lise Kart) sağlanacağı belirtildi.
MHP’NİN KÜLTÜR VE SANAT VAATLERİ
Medya`nın toplumsal sorumluluk çerçevesinde yayın yapmasına, Türk dilinin doğru kullanılması ve millî kültür ve ahlaki değerlerin korunmasına katkıda bulunması sağlanacak. Farklı kültürler karşısında, özellikle yeni nesillerin kültür şokuna uğramasına ve kimlik bunalımına düşmesine mani olunacak.
Millî kültür değerlerinin millete tanıtılması ve benimsetilmesini sağlayacak çalışmalar yapılacak. Türk kültürü ve sanatının yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması ve yaygınlaştırılması amacıyla `millî kültür endüstrisi` oluşturulacak.
Millî kültür değerlerimizin yıpratılarak kültürümüzle ilgili temel millî mutabakatları bozan, kayıtsızlık ve düşmanlık örneği uygulamalar önlenecek.
Sanatçı, sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınarak her devrinde ve her yaşında korunacak.
Sanat ve zanaatlarımız korunacak. Unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerler yaşatılacak ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde ulaştırılacak.  Geleneksel Türk sanatları ve folkloru korunacak, geliştirilecek ve tanıtılacak.
Ata yadigârı Türk mimarîsinin, musikisinin, tiyatrosunun, sinemasının, edebiyatının korunması ve geliştirilmesi devlet politikası hâline getirilecek.
Bilimsel araştırma ve incelemelerin ışığında tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması ve Türk tarihine ilişkin çarpıtma ve iftiraların önüne geçilebilmesi amacıyla arşivlerin ilim adamlarınca incelemesi sağlanacak.
Gençler müzelerden ücretsiz yararlanacak. Çocukların kişiliklerinin oluşumu ve kültürel değerlerin özümsenmesi açısından `millî çizgi film endüstrisi` geliştirilecek.
Çocukların bilgisayar oyunları vasıtasıyla yabancı kültürlerin etkisinde kalmasının önlenmesi için millî bilgisayar oyunları yazılım endüstrisi teşvik edilecek.
Sonuç olarak partilerimizin Kültür – Sanat ve gençliğe yönelik vaatlerini sizlere özetledik. Yorum ve kararları sizlere verelim. Seçimlerin tekrar ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Vali Güzeloğlu ve Başkan Karaosmanoğlu’ndan Hünkar Çayırı vefa bekliyor

Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, Kocaeli’nin tarih ve kültür değerlerine önem veren bir isim olarak bilinmekte. Geçtiğimiz aylarda gazeteci ve belgeselci olarak Akçakoca Gazi hazretlerinin Kandıra Lokmanlı Köyü’ndeki karargah merkezi ve gerçek mezarı ile ilgili yaptığımız araştırma ile ilgili haber ve belgesel görüntülerimize büyük önem vermiş, Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’ne talimat vererek bölgede inceleme yaptırıp buranın tarihi değerini gün yüzüne çıkartmıştı. Vali Bey’in bu talimatından sonra devletin ilgili ve yetkili kurumları burası ile ilgili araştırma yaparak bu bölgenin Kocaeli tarihi ve Akçakoca Gazi’nin hayatında çok önemli yeri olduğunu tespit ederek, koruma altına aldı.
Gerçekten bu önemli hizmetinden dolayı Vali Sayın Güzeloğlu’na teşekkür borcumuz var. Kocaeli tarihinde Kandıra Lokmanlı Köyü’nün çok öneli yeri var. Bu konuda yaptığımız araştırma yazıları ve Devri Alem programı olarak çektiğimiz belgesel görüntüler hem internet hem de televizyonda yayınlanmakta. Bu konudaki haber ve makalelerimizi www.belgeselyayincilik.com ve www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilir, çektiğimiz belgesel görüntülerini https://www.youtube.com/watch?v=0ogaQJjY7NM adresinden izleyebilirsiniz.
HÜNKAR ÇAYIRI VEFA BEKLİYOR
Kocaeli’nin bir önemli yeri de Fatih Sultan Mehmet Han’ın 3 Mayıs 1481 yılında vefat ettiği Gebze Hünkâr Çayırı. Geçtiğimiz yıllarda burada Gebze Belediyesi ‘Hünkâra Vefa’ adıyla büyük bir organizasyon gerçekleştirmişti. Dönemin Dış İşleri Bakanı olan Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu, diğer bakanlar, milletvekilleri ve on binlerce kişi Hünkâr Çayırı’nı doldurdu. Bir önceki Valimiz Sayın Ercan Topaca bölgeye çok büyük ilgi göstermesine rağmen maalesef başarılı olunamadı. Bugün Hünkâr çayırı gerçekten büyük perişanlık içerisinde. Rantçıların boy hedefi, devletin ilgi ve vefasına muhtaç durumda. Buraya sahip çıkmak öncelikle devleti Kocaeli’de temsil eden Sayın H. Basri Güzeloğlu, Büyükşehir Belediye Başkanımız ve diğer ilgili ve yetkilere düşüyor.
GEBZE BELEDİYESİ’NE TEŞEKKÜR
Gebze Belediyesi bölgeye kendi imkânları ile sahip çıkmaya çalışıyor. İlk kez başkan Sayın Adnan Köşker döneminde Fatih şanına yanaşır bir şekilde anıldı. Uluslararası Sempozyumlar düzenlendi. Fatih’in fermanları tümüyle araştırılıp bulunarak muhteşem bir kitap haline getirildi. Her yıl anma organizasyonları yapılıyor. Bunlar gerçekten önemli hizmetler. Bu noktada Sayın Köşker ve Hünkâra vefa borcunu ödeyen akademisyenlere teşekkür borcumuz var. Ancak buraya Kocaeli Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi’nin gerçek anlamda sahip çıkması gerekiyor. Burası geceleri adeta açık hava meyhanesi haline döndü. İçkiler içiliyor ve maalesef çok kötü hareketler yapılıyor. Fatih’in ve Hünkârın adeta kemikleri sızlıyor.
Burası ile ilgili Sayın Valimize tarihi bir görev düşüyor. Burayı ciddi bir şekilde projelendirip, tıpkı İstanbul’daki Panaroma 1453 müzesi gibi Fatih Sultan Mehmet Han ve hizmetlerini anlatan Panorama 1481 Fatih müzesi kurularak bölge bir kültür merkezi haline getirilebilir. Böyle bir hizmetin yapılması hem Kocaeli’ye hem de bölgeye her anlamda büyük bir katkı sunacak ve Fatih’in ruhunu şad edecektir.
Hünkâra vefa ve Fatih’in Gebze Belediyesi tarafından anılması ile ilgili yazdığımız haber ve belgesel görüntülerinin video ve yazılarını www.belgeselyayincilik.com ve gebzegazetesi.com’daki http://www.yenigebze.com.tr/Koseyazisi-3704-dis-isleri-bakani-ile-hunkar-cayiri’nda-tarihi-roportaj.html linkten izleyebilirsiniz.
 PANORAMA 1453 MÜZESİNİ GEZDİNİZ Mİ?
Müzeler ve tarihi yerler Kültür bilinci açısından çok önemli. Fırsat buldukça tarihi mekânları ve müzeleri gezmeye devam ediyorum. Önceki gün Türkiye’nin çok önemli tarih dergilerinden birisi olan ve Yeni Şafak Gazetesi bünyesinde yayınlanan Derin Tarih Dergisi’nin yayın kurulu toplantısına davet edildim. Çok değerli tarihçi arkadaşım Sayın Mustafa Armağan’ın daveti ile Yayın Kurulu Toplantısı’ndan sonra dergi idare binasının yanındaki Panorama 1453 Müzesi’ni yeniden gezme fırsatım oldu. İkinci kez bu müzeyi geziyordum. İstanbul’un fethi ile ilgili muhteşem bir müze ve kültür merkezi hazırlanmış. İstanbul’un fethi görüntüler, ses ve efekt eşliğinde ziyaretçilere sunuluyor. Burayı gezip görünce aklıma Fatih’in vefat ettiği Gebze Hünkâr Çayırı geldi. Ve Hünkar Çayırı üzerinde oynanan rant oyunlarını düşündüm. Yukarıdaki yazıyı bu düşüncelerle kaleme alıp bir mektup şeklinde önce Kocaeli Valimiz Sayın Güzeloğlu’na ve Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Karaosmanoğlu’na iletmeye karar verdim. Ardından daha geniş bir rapor haline getirerek, kendisi de Hereke doğumlu olan Kültür Bakanı Müsteşarı Sayın Haluk Dursun, Kültür Bakanı, Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanımıza iletmeyi düşünüyorum.
Fatih’e vefanın yolu 3 Mayıs 1481’de vefat ettiği Gebze Hünkar Çayırı’na vefa ile başlar. Fatih Sultan Mehmet Han’a vefa borcumuzu ödemek için tüm ilgili ve yetkilileri göreve davet ediyor, sizleri Panorama 1453 Müzesi’nde Devri Alem programı olarak çektiğim belgeselin Canlı Yayın görüntüleri ile baş başa bırakarak bu yayını www.kocaeligebze.tv’de ki http://kocaeligebze.tv/v/44763/devr-i-alem-panaroma-1453-muzesinde-canli-yayinda#.VhDuJHrtmko linkten izlemeye davet ediyorum.