TÜBİTAK kanser ilacı üretebilecek mi?

TÜBİTAK TÜSSİDE tesislerinde çok önemli bir toplantıya katıldım. Saat: 11:00’de başlayacağı açıklanmasına rağmen Saat:12.00’de bakanların gelmesiyle toplantı başlamış oldu. Bazı insanlar beklemekten sıkılarak ve gününde Cuma olması nedeniyle toplantıdan ayrıldılar. Her iki bakanın da gelmesiyle toplantı başladı. Toplantının ana teması TÜBİTAK’ın kanser ve grip ilacı üretmesiyle ilgili projenin başlatılmasıydı. Bakanlar geç gelince bizimde çeşitli kurum yetkilileri ile görüşme imkânımız oldu. Kocaeli Üniversitesi Rektörü Saadettin Hülagü, TÜBİTAK MAM Başkanı Prof. Dr. Bahadır Tunaboylu, Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker, Çayırova Belediye Başkanı Şevki Demirci, GTÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı, TÜBİTAK Gıda bölümü başkanı Cesarettin Alaşalvarlı, Darıca Kaymakamı Ömer Karaman ile değişik konular ile görüşme imkanımız oldu. Görüşemediğimiz birçok insanla konuştuk.
Toplantıdan önce TÜBİTAK’ın son 35 yıllık geçmişini yakından bilen bir gazeteci ve belgeselci olarak TÜBİTAK’ı ilk tanıdığım günler gözümün önüne geldi. 35 yıl önce TÜBİTAK’ta görev yapan Mehmet Pala diye bir akademisyen vardı. Bilmiyorum şuanda nerede görev yapıyor. Isırganın kansere iyi geldiği şeklinde açıklamalar yapıyor bizde o açıklamaları o gün temsilcisi olduğumuz TRT – Anadolu Ajansı vasıtası ile kamuoyu ile paylaşıyorduk. O zaman ısırganın kansere iyi geldiği şeklinde açıklamalar yapılıyor, kamuoyu bununla yankılanıyordu. 35 yıl sonra yine bir kanser konusuyla TÜBİTAK gündeme gelmiş oldu. Isırgan ile ilgili nasıl bir araştırma yapıldı bilmiyorum ama TÜBİTAK’ın bu konuda çalışma yapması önemli bir gelişme.
TÜBİTAK’ta düzenlenen tanıtım töreni ile ilgili gazetemizde yer alan haberin ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun burada yaptığı açıklamaları sizinle paylaşıyorum.
TÜBİTAK kanser ilacı üretecek
Dünya ilaç sektöründe her geçen yıl pazar payını artıran biyoteknolojik ilaçlar hakkında çalışma başlatan TÜBİTAK MAM, çalışmalarla ilgili tanıtım toplantısı düzenledi. Gebze’de bulunan TÜBİTAK MAM, tarihi günlerinden birini yaşadı.  Dünya ilaç sektöründe her geçen yıl pazar payını artıran biyoteknolojik ilaçlar hakkında çalışma başlatan TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü, yeni ilaç geliştirmek için fiyatı milyar doları bulan tamamen insan antikoru tabanlı ilaç üreten bir transgenik fare platformunu hayata geçirmek için kolları sıvadı.
“ATTIĞIMIZ ADIMLARIN MEYVESİNİ TOPLUYORUZ”
Programda konuşma yapan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu; “Artık süreci şeytan taşlamaktan abdest alma kısmına geçirmemiz lazım. Birileri başarabiliyorsa, bende başara bilirimin cevabını veya gereğini yapmamız gerekiyor. Türkiye son on yılda bu sürecin alt yapısını yapmak için çalıştı. Ne kadar başarılı oldu? İşte bugün bu başarı adımlarımızın ilk meyvelerini almaya başladık. İnşallah 2018’lerde ve Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılında ulaşmış olacağız. 70 bin yatak kapasiteli hastanelerimiz önümüzdeki yıllarda hizmete girmiş olacak. Milyonlarca tıbbi teknoloji cihazı, tıbbi ürüne üretiyoruz. Peki, biz Türkiye olarak sağlığı dünyayla yarışabilir bir ülke olmakla mı övüneceğiz, yoksa tüketebildiğimizi aynı zamanda ürete bilen bir anlayışın mensuplarıyız. Burada bu iki projenin çok tarihi bir önemi olduğunu göreceğiz.” Dedi.
“YENİ SEKTÖRLERE ADIM ATMALIYIZ”
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun ardından konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık; “Türkiye 2002’den itibaren ciddi bir ivme kazandı. Büyük başarılara, rekorlara imza attı. Ancak mevcut kazanımlarımızı korumak bizim için yeterli değil. Tam aksine yeni ve büyük hedeflerle yolumuza devam etmek zorundayız. Bu nedenle ikinci bir atılım dönemini başlatmak gerekiyor. Ülke olarak kendi yağımız ile kavrulalım mantığı ile hareket edemeyiz. Yüksek gelir hedefleyen bir ülke olarak talep gücünü markalaşmada araştırmalıyız, bulmalıyız. Hem klasik sektörlere yoğunlaşmalı, hem de yeni sektörlere doğru adım atmalıyız. Bu açıdan çok kritik bir açıdan ilaç sektörü önümüze çıkıyor” dedi.
BAKANLAR NEDEN GEÇ GELDİ?
Evet, Gebze’nin ve ülkemizin önemli kurumlarından olan TÜBİTAK’ın yapmış olduğu çalışma ve burada düzenlenen programın ayrıntılarını sizlerle paylaştım. Saat: 11.00’de başlaması beklenen program bir saat sarkmıştı. Bunun nedeni ise bu programa katılacak olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun, Türkiye’nin en önemli projelerinden biri olan Körfez Geçiş Köprüsü’nde 252 metreye çıkarak inceleme yapmalarıydı.
Dünyanın en büyük dördüncü asma köprüsü olan ve Körfez’in adeta inci gerdanlığı haline gelen Körfez Geçiş Köprüsü’nün denizdeki ayağına asansör ile çıkan iki bakan tam 252 metreden çalışmaları inceledi.
Bu konuyla ilgili gazetemizde yer alan haberi sizlerle paylaşarak makaleme son vermek istiyorum.
252 METREDEN KÖRFEZ MANZARASI
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu Körfez Geçiş Köprüsü’nde 252 metreye çıkarak incelemelerde bulundu.
Gebze dün iki önemli bakanı ağırladı. İstanbul-Gebze-İzmir otoyolu Körfez Geçiş Köprüsü’nü incelemek üzere bölgemize gelen iki bakana Kocaeli Valisi H. Basri Güzeloğlu, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şemsettin Ceyhan, Gebze Kaymakamı Mehmet Arslan, Dilovası Kaymakamı Hulisi Şahin ve birçok isim eşlik etti.
252 METREDEN KOCAELİ’Yİ İZLEDİLER!
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu Körfez Geçiş Köprüsü’nde şantiye görevlilerinden çalışmalar hakkında bilgi aldı. Asansör ile köprü ayağının 252 metre yukarısına çıkan iki bakan buradan hem köprüde devam eden çalışmaları, hem de Körfez’in eşsiz manzarasını izledi. Konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık; “Biz burada Türkiye’nin en önemli projesi olarak ve Körfez’in gerdanlığı olarak bakıyoruz. İş güvenliğine uygun bir biçimde çalışmaların devam etmesini, kazasız belasız açılacağı güne yetişmesini bekliyoruz” dedi.
“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDE ÖNEMLİ ROL ÜSTLENECEK”
Körfez Geçiş Köprüsü’nü ilk kez inceleyen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müezzinoğlu; “Son on yılda Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin örneğini yaşadık. Bu Kocaeli’deki örneği. Türkiye’de farklı örnekleri de var. Körfez Geçiş Köprüsü Türkiye’nin geleceğinde önemli bir rol üstlenecek. Çok ileri teknolojinin kullanıldığı önemli bir proje” diyerek Körfez Geçiş Köprüsü’nü seçim bölgesi olan Bursa’nın da tamamlanmasını beklediğini söyledi.
Kanser çağımızın en kötü hastalığı. Kansere karşı TÜBİTAK’ın böyle bir çalışma yapması gerçekten önemli. Ancak 35 yıl önce gündeme gelmişti. 35 yıl sonrada bir proje ile kanser yeniden gündeme geliyor. Temennimiz bu projenin başarı ile sonuçlanması.

GTÜ ve GTO’ya Sanayi Müzesi teşekkürü

Gebze bölgesi ve Kocaeli Türk Sanayisi’nin ilk filizlendiği bölge. Osmanlı döneminde ilk kağıt fabrikası Kocaeli’nin Yalova İlçesi’nde kurulmuştu. Tershane ve ağaç sanayi yine Osmanlı döneminde Kocaeli’de kurulmuş, 1800’lü yılların başında modern sanayi tesisleri İzmit’te ve Hereke bölgesinde faaliyete başlamıştı.

Kocaeli bölgesi sanayileşmeye 200 yıl önce başlamıştı. Cumhuriyet döneminde de sanayileşmede Kocaeli öncü rol üstlenmiş, bugün Kocaeli Türk sanayisinin başkenti olarak adlandırılmakta. Organize sanayi bölgeleri ve çok uluslu sanayi kuruluşları ile sanayide Kocaeli bir dünya markası konumunu korumakta. Ancak Kocaeli sanayi tarihi ile ilgili bugüne kadar hiçbir şeyin yapılmaması büyük bir eksiklik.
GTÜ VE GTO’DAN SANAYİ MÜZESİ
Uzun yıllar bu köşede Gebze ve Kocaeli bölgesine Bilim, Sanayi ve Teknoloji Müzesi kurulması için çaba sarf ediyorum. Bölgemiz için bu müzenin ne kadar önemli olduğunu kendi çapımda anlatmaya çalışıyorum. Dün Gebze sanayi tarihi için çok önemli bir adım atıldı. Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün ve Gebze Ticaret Odası Başkanı Nail Çiler üniversitede Gebze Sanayi Tarihi müzesi müjdesini verdiler. Her iki kurumun el ele vererek böyle bir çalışma başlatması Gebze’nin kentleşme ve sanayi tarihi açısından bir milat olduğuna inanıyorum.
CANLI YAYIN YAPTIK
Gebze Ticaret Odası ve Gebze Teknik Üniversitesi’nin iş birliği içerisinde Gebze’ye kurulacak Sanayi Müzesi ile ilgili www.kocaeligebze.tv adresinden canlı yayın yaparak bu müjdeyi kamuoyuna duyurduk. Yayın çok büyük ilgi gördü ve binlerce kişi tarafından tıklanarak izlenme rekoru kırdı. Konuyla ilgili olarak söyleşiyi http://kocaeligebze.tv/v/44746/gebze-teknik-niversitesi-rektoru-prof-dr-haluk-gorgun-ve-gto-bas#.VgzlwXrtmko adresinden izleyebilirsiniz.
Gazetemiz müze haberine çok geniş yer verdi. Manşetten verdiğimiz haber Gebze tarihine not düşmüş oldu. Gazetemizde yer alan haberin ayrıntılı bir şekilde http://www.gebzegazetesi.com/gundem/sanayi-muzesi-kuruluyor-h4486.html adresinden okuyabilirsiniz.
SANAYİ MÜZESİ İLE İLGİLİ NE YAZMIŞTIK?
Bizim yazılarımızı bu köşeden takip eden ve Devr-i Alem Belgesel programlarını izleyen okur ve izleyicilerimiz kültür konularına verdiğimiz önemi çok iyi bilmekte. Bugüne kadar bu köşede Sanayi müzesi ile ilgili birçok yazı kaleme aldık. O yazıların başlıklarını ve özetlerini bu köşeden sizlerle paylaşıyoruz.
BİLİM, TEKNOLOJİ VE SANAYİ MÜZESİ İSTİYORUZ (4 KASIM 2014)
NEDEN MÜZE KURULMALI?
Gazetemizin yıllardan beri mücadele ettiği Gebze’ye müze kurulması konusunu yeniden gündeme getiriyoruz. Daha önce Kocaeli Milletvekili olan Bilim, teknoloji ve sanayi bakanı Nihat Ergün’e de ilettiğimiz Gebze bölgesine sanayi müzesi kurulması konusunu yeniden gündeme getirerek gazetemiz kampanya başlatıyor.
Osmanlı’da ilk sanayileşme hareketi Darıca Aslan Çimento fabrikası ile bölgemizde başlamış, Gebze kazasının nahiyesi olan Hereke’de 1800’lü yılların başında ipekli dokuma ve tekstil sanayi faaliyete geçmişti. Sanayileşme de önemli rol oynayan bölgemizde bugüne kadar sanayi müzesinin olmaması büyük bir eksiklik. Türkiye’nin ilk milli araştırma kurumu olan TÜBİTAK, Marmara Araştırma Kurumu’da 1970’li yıllarda Gebze bölgesinde faaliyete geçmişti. Türkiye’nin 2 Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden birisi olan GYTE’de 90’lı yıllardan itibaren Gebze bölgesinde hizmet veriyor. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı’nın son açıklamasında Gebze’ye Teknik Üniversite kurularak GYTE’nin yeniden yapılanacağı, TÜBİTAK iş birliği içerisinde Gebze Teknik Üniversitesi’nin bölge sanayisiyle de iş birliği yaparak Gebze’nin uluslararası bir teknik Üniversite’ye kavuşacağı açıklanmıştı. Yazının ayrıntısını http://www.gebzegazetesi.com/m/?id=774 adresindeki linkten izleyebilirsiniz.
BİLİM MÜZESİ NEDEN KURULMALI? (4 NİSAN 2014 )
Gazetemiz yayın hayatında 30.yılını kutluyor. Biz her kuruluş yılımızda farklı projelere imza atıyor ve Gebze gündemine taşıyoruz. Her kuruluş etkinliğimizi farklı projelerle değerlendiriyoruz.  Bu senede Bilim, Sanayi ve Teknoloji Müzesi kurulması için kampanya başlattık. Bununla ilgili Avrasya, Gazeteciler ve Televizyoncular Cemiyeti’nin öncülüğünde yapıyoruz. Çünkü AGRT Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başkan Konseyi üyesi ve Türk Dünyası Gazeteciler Federasyonu üyesi olması dolayısıyla Türkiye çapında gündem oluşturma imkanına sahip. Türkiye’nin gerçekten bir bilim, Teknoloji ve Sanayi Müzesi’ne ihtiyacı var. Bununu için de en uygun yer Gebze bölgesi. Bu konuda zaman zaman haberler ve yazılar yazıyoruz. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı’na müze dilekçemizi dün takdim ettik. Bu konuda imza kampanyası başlatarak başta Kocaeli Büyükşehir belediye başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve diğer birçok ilgili ve yetkililer kampanyamıza destekleri anlamında imzalar attılar. Önümüzde ki günlerde bu konuda kamuoyu oluşturacak toplantılar ve paneller yapmayı düşünüyoruz. Amacımız bölgemiz bir müzeye sahip olması. Yazının devamını http://www.yenigebze.com.tr/Koseyazisi-8147-bilim-muzesi-neden-kurulmali.html adresindeki linkten okuyabilirsiniz.

Kocaeli’nin 2023 vizyonu var mı?

1 Kasım seçimleri için geri sayım başladı. Erken seçim için siyasi partiler vaadlerini tek tek açıklıyor. Dün Cumhuriyet Halk Partisi açıklamıştı. Bu hafta AK Parti ve diğer siyasi partilerde vaadlerini açıklayacak. Partilerin halka yönelik çok ciddi vaadleri var.

Parti liderlerinin söylemleri ve il teşkilatlarının çalışmalarına baktığımızda il ve ilçelerin geleceğine yönelik ciddi, kalıcı yatırımları göremiyoruz. Örneğin, Türkiye 2023 vizyonu diye kendisine bir hedef belirledi. Gönül ister ki tüm parti teşkilatlarının il ve ilçelerine yönelik 2023 vizyonu olsun. Ancak şuana kadar bu konuda çalışma yapan hiçbir sivil toplum örgütü ve meslek odası göremedim.
KOCAELİ’NİN 2023 VİZYONU NEDEN YOK?
Kocaeli bölgesi İstanbul’dan sonra en çok vergi veren, en çok istihdam meydana getiren bir ilimiz. Sürekli yatırımlar geliyor. Nüfus en fazla Kocaeli’de artıyor. Deyim yerindeyse Kocaeli’nin taşı toprağı altın. Ancak Kocaeli’nin 2023 vizyonunu ne olduğu ve ne olması gerektiği tartışılmıyor.
Kocaeli bölgesi seçimlerde 11 milletvekili çıkartacak. Türkiye’de en genç nüfusa sahip olan illerin başında Kocaeli geliyor. Sanayi bölgesi olmasına rağmen on binlerce kayıtlı işsiz iş arıyor. Sanayi kuruluşları nitelikli eleman bulamamaktan yakınıyor. Bu konuda başta Kocaeli Sanayi Odası, Organize Sanayi Bölgeleri ciddi bir çalışma yaparak 2023 yılında Kocaeli’nin yatırım ve iş istihdamını rapor haline getirebilir.
Kocaeli bölgesinin en büyük sorunu ulaşım. Trafik her geçen gün yoğunlaşıyor. Körfez Geçiş Köprüsü ve Otoyol bağlantıları Kocaeli bölgesindeki trafiği azaltacak mı, arttıracak mı, bu konuda endişelerim var. Ulaşım Kocaeli için çok önemli bir öncelik. Bu konuda Kocaeli Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi iş birliği yaparak devletin ilgili ve yetkili kurumları ile bilimsel olarak Kocaeli Ulaşım ve Altyapı Master planını çıkartmalı ve bunu kamuoyu önünde tartışmalı. 2023’de Kocaeli’nin ulaşım ve altyapı durumu nasıl olacak ve ne öngörülüyor doğrusu bunu çok merak ediyorum.
MİLLETVEKİLİ ADAYLARINA RAPOR VERİLMELİ
Kocaeli bölgesinde yüzlerce sivil toplum örgütü var. Meslek odaları, SİAD’lar ve Organize Sanayi bölgeleri, en önemlisi de ilçe belediyelerimiz her konuda çalışma yapıyorlar ancak Kocaeli bölgesinin 2023 vizyonu ile ilgili ne tür çalışmalar yaptığını doğrusu çok merak ediyorum.
Her fırsatta kamuoyu önüne çıkan sivil toplum örgütlerimiz, meslek odalarımız, kendi çapında Kocaeli bölgesi ile ilgili çalışmalar yaparak Kocaeli’nin ihtiyaçları, sorunları ve geleceği konusunda birkaç sayfada olsa rapor hazırlayıp başta milletvekili adayları olmak üzere devletin ilgili ve yetkili kurumlarına iletebilirler.
MİMAR VE MÜHENDİSLER ODASINA BÜYÜK GÖREV
Kocaeli bölgesinin merkez ve ilçelerinde Mimar ve Mühendisler odamız faaliyet gösteriyor. Ticaret ve Sanayi odalarında meslek komitesi başkan ve üyelerimiz var. En büyük görev odalara düşmekte. Başta Mimarlar ve Mühendisler Odası, Kocaeli ve Gebze Teknik Üniversitesi’nin şehir planlama, Mimarlık bölümleri ile işbirliği yaparak Kocaeli’nin 2023’deki genel durumunu ortaya çıkarıp, bilimsel bir rapor haline getirmek üzere sempozyum ve toplantılar yapmalı. Çalıştaylar organize edilerek 2016’yı Kocaeli yılı ilan etmeliler.
MİLLETVEKİLİ ADAYLARIMIZDAN BEKLENTİMİZ
Milletvekili adaylarımız siyasi çalışmalar yapıyorlar. 1 Kasım’dan sonra da kazanan vekil adaylarımız başta olmak üzere, milletvekili adaylarımızın Kocaeli bölgesi ile ilgili ciddi çalışmalar yapmasını istiyoruz. Adaylar kazanmasa da yüzbinlerce insanın oyunu almış, seçilmiş insanlar olarak birçok şey yapabilirler.
KOCAELİ VE GEBZE İLE İLGİLİ NELER YAZDIK?
Körfez köprüsü ve Gebze vizyonu (2013 – Gebze Gazetesi) Gebze hızla gelişen sanayisi, nüfus potansiyeli ve en önemlisi deniz, kara, hava, demir, metro ve hızlı tren hattını birleştiği yer olması dolayısıyla dünya ulaşım üssü oluyor.  Önümüzdeki dönemde Gebze, sanayi, bilim, teknoloji ve ticari potansiyelinin yanı sıra yolların kavşak noktası olması dolayısıyla uluslararası ulaşım merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.
Gebze İzmit Körfezindeki limanları, Körfez Köprüsü, 3. boğaz köprüsü ve bağlantı oto yolları, Marmaray ve hızlı tren hattının önümüzdeki dönem tamamlanmasıyla Gebze’nin nüfusu ikiye katlanacak ekonomik potansiyel daha da artacak. Gebze Bölgesinin geleceği şimdiden planlamak için ciddi çalışma yapılması şart.
İstanbul’la İzmit arasında sıkışıp kalan Gebze ciddi bir planlamayla dünya çapında adından söz ettirecek bir bölge haline gelebilir. Bu konuda yaptığımız kısa bir araştırmayı bugün bu köşede sizlerle paylaşıyoruz.
GEBZE ULAŞIM ÜSSÜ OLURKEN…
Ulaşım üssü olma yolunda hızla ilerleyen Gebze Bölgesi yeni yüzüyle cazibe merkezi olacak. Son yıllarda başlatılan yol yapım çalışmalarından Gebze bölgesi de nasibini aldı. Marmara bölgesine yapılan Marmaray projesi, Körfez köprüsü, 3 Boğaz köprüsü bağlantı otoyolları, Hızlı Tren Hattı’nın son durağının Gebze bölgesinde olması, Cengiz Topel Hava Limanının uçuşlara açılması ve mevcut Eskihisar –Topçular Feribot hattı, Sabiha Gökçen Uluslararası hava Limanına 15 Km olması Gebze bölgesini uluslararası ulaşım üssü haline getirdi. Şimdi sıra ile Gebze bölgesini dünya ulaşım üssü ve kavşak noktası haline getiren projeler hakkında özet bilgiler verelim.
MARMARAY
Dünyadaki en önemli projelerden biri olan Marmaray Projesi, Avrupa yakasında bulunan Halkalı ile Asya arasında bulunan Gebze bölgesini kesintisiz, modern ve yüksek kapasiteli bir banliyö demiryolu sistemiyle bağlamak amacıyla İstanbul´daki banliyö demiryolu sisteminin iyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi inşasına dayanmaktadır.
Proje, şu anda dünyadaki en büyük ulaşım altyapı projelerinden birisidir. İyileştirilmiş ve yeni demiryolu sisteminin tamamı, yaklaşık 76 km uzunluğunda olacaktır. Ana yapılar ve sistemler, batırma tüp tünel, delme tüneller, aç-kapa tüneller, hemzemin yapılar, 3 yeni yeraltı istasyonu, 36 yerüstü istasyonu (yenileme ve iyileştirme), işletim kontrol merkezi, sahalar, atölyeler, bakım tesisleri, yerüstüne inşa edilecek olan yeni bir üçüncü hat dâhil olmak üzere, mevcut hatların iyileştirilmesi, tamamen yeni elektrikli ve mekanik sistemler ve temin edilecek olan modern demiryolu araçlarını kapsayacak olan 4 bölümden oluşacaktır. Her bir bölüm için ayrı bir sözleşme yapılmaktadır; Marmaray projesinin hizmete girmesi ile Gebze-Halkalı arasında 2-10 dakikada bir sefer yapılacak ve bir yönde saatte 75.000 yolcu taşıma kapasitesi sağlanacak. Halkalı´dan Gebze´ye bir yolculuk, Sirkeci´den Haydarpaşa´ya feribotla geçiş dahil olmak üzere, tipik koşullar altında 185 dakika sürmektedir. İyileştirilmiş banliyö demiryolu sistemi hizmete açıldığında, bu yolculuk 105 dakika sürecektir. Bir başka ifadeyle yolcular, bu yolculuktan 80 dakika zaman kazanacaklar.
Evet, Gebze’nin ulaşımı ile ilgili hayata geçirilen ve geçirilecek olan projelerle daha önce kaleme aldığım makaleyi sizlerle paylaştım. Arzu ediyorum ki, önümüzdeki yıl için bölgemizdeki tüm sivil toplum kuruluşları, tüm kurumlar bir araya gelerek kendi alanlarında ciddi bir 2023 vizyon raporu hazırlarlar. Bu bölgemiz adına çok önemli ve hepimizin geleceğini etkileyecek bir unsur olacaktır.

Milletvekili Türkkan ile tarihe not düşmek

Siyaset en zor işlerin başında geliyor. Siyaset ve siyasetçi sürekli eleştirilir. Siyaset ve siyasetçinin dostu olmaz. Makam ve mevki sahibi olan siyasetçilerin göstermelik dostları çok olur. Makam ve mevkileri gittikten sonrada herkes düşman kesilir.

MHP Kocaeli Milletvekili Adayı Lütfü Türkkan geçtiğimiz gün gazetemizi ziyaret etti. Kendisi ile uzun bir söyleşi yaptık. Sayın Türkkan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ında dediği gibi kendisinin Gebze Milletvekili adayı olduğunu söyledi. Gebze ve Kocaeli’ye yapacağı hizmetlerle ilgili de önemli açıklamalar yaptı.
Gazetemizi ziyaret eden Lütfü Türkkan ve MHP heyetine Türk siyasetinin hanımefendisi olarak bilinen, Kocaeli’nin yetiştirdiği Sayın Meral Akşener’e neden haksızlık yapıldığını sordum. Ardından da MHP’nin birinci sıra milletvekili adayının Kocaeli ile hangi bağlantısı olduğunu öğrenmek istedim. Gerçekten bu iki konu MHP’nin üzerinde durması gereken bir konu. Bizde gazeteci olarak bunu sorgulayarak tarihe not düşmüş oldu.
MİLLETVEKİLİ ADAYI TÜRKKAN İLE CANLI YAYIN
Bir dönem milletvekilliği yapan ve bu dönemde ikinci sıraya itilmesine rağmen 350 oy fark ile milletvekilliğini HDP’ye kaptıran Türkkan, önemli bir siyasetçi. Sanayici kimliği, geçmişte yaptığı önemli görevler, en önemlisi de Türk ve Dünya siyasetini iyi okuyan biri olarak kendisi ile Türkiye ve Dünya’da yaşanan siyasi, sosyal ve toplumsal olaylarla ilgili Kocaeligebze.tv’nin canlı yayınında söyleşi yaptık. Sayın Türkkan, Türkiye ve dünya siyaseti ile ilgili önemli bilgiler verdi. Deyim yerindeyse Sayın Türkkan ile tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.  Eski Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ile yaptığımız söyleşi Kocaeli Gebze Tv’de canlı olarak dünyaya yayınlandı. Söyleşinin detaylı bölümünü sitemizin http://kocaeligebze.tv/v/44737/mhp-kocaeli-milletvekili-adayi-lutfu-turkkandan-kocaeli-gebze-tv#.VgpRTnrtmko adresindeki linkinden izleyebilirsiniz.
TÜRKKAN SARIKAMIŞ GAZİSİNİN KIZININ ELİNİ ÖPTÜ
Yaşlılarımız tarihin canlı şahitleridir. Millet olarak yaşlılarımıza önem veririz ama onların anlattıklarını, tarihe yaptıkları canlı şahitlikleri kayıt etmeyiz. Nice tarihi kişiliklerimiz bir bir hayata veda ettiler. Kültür Bakanlığı ve Devlet Kurumu TRT, kültür hizmeti yapıyoruz diye yıllarca milli ve manevi kültürümüzü alay konusu yapan Türkiye’nin genel kültür değerlerine aykırı filmlere, sözde sanat eserlerine trilyonlar harcadı. Milli ve ulusal kültür değerlerimizin abide şahsiyetleri Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Sarıkamış gazileri hiç gündeme gelmedi. Keşke Kültür Bakanlığı ve TRT 40- 50 yıl önce onlar vefat etmeden onların hayatlarını konu alan belgeseller ve kitaplar yazabilseydi.
Lütfü Türkkan gazetemizden ayrılacağı esnada yaz aylarını memlekette geçiren anam Emine Kahraman, Giresun’dan gelmişti. Sarıkamış savaşlarında esir düşüp, Sibirya’da 10 sene esir kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen rahmetli dedem Şerefoğlu Mustafa Şagar’ın ilk evladıydı. Anamın elini öpen Sayın Tükkan, hayır duasını alması beni duygulandırdı. Gerçekten yaşlılarımıza önem verip onlara sahip çıkılmalı, onların kıymetini bilmeliyiz. Sayın Türkkan’ın anam ile yaptığı görüşmeyi kendi sosyal medya hesabında paylaşması da bizim için ayrı bir anlam ifade ediyor.
LÜTFÜ TÜRKKAN NELER KONUŞTU?
MHP Kocaeli Milletvekili Adayı Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamalara gazetemiz geniş yer verdi. Tükkan’ın yaptığı açıklamaların bir bölümünü bu köşeden sizlerle paylaşıyorum. 1 Kasım seçimleriyle ilgili değerlendirme yapan Türkkan, HDP’nin vekil çıkaramayacağını AK Parti’nin ise 5’te kalacağını söyledi. MHP Kocaeli Milletvekili Adayları Lütfü Türkkan, Arif Gülen ve Derya Aksoy Çavdar, Gebze İlçe Başkanı Ferit Taşdemir ve ekibiyle birlikte gazetemizi ziyaret etti. Türkkan, 1 Kasım seçimleriyle ilgili gazetemize değerlendirmeler yaptı. İktidarın terör Örgütü PKK ile mücadelesinde yanlarında olduklarını ifade eden Türkkan, “Oslo’da ve İmralı’da yapılan sözleşmeler o günün şartlarında iktidara zaman kazandırsa da bugün Hükümete fatura ödetiyor. AKP bu faturanın bu kadar yakın zamanda önüne geleceğini hesap etmiyordu. Türkiye şu an da bununla karşılaştı. Biz İktidar Partisinin PKK ile mücadelesinde sonuna kadar yanındayız. Bu devletin bekası meselesidir. Geçmişte ki hatalarını söyleriz ama bu nokrada ki mücadelelerini de yalnız bırakmayız” dedi.
HDP VEKİL ÇIKARAMAYACAK
MHP’nin Milletvekili listesini değerlendirip 1 Kasım seçimleriyle ilgili tahminde bulunan Türkkan, “Gebzeliler bize sahip çıktığı andan itibaren bizde sorun olmaz. Ben kendimi Gebzelilere emanet ediyorum. Gebzeli adaylarına sahip çıkmış olacaklar ve HDP milletvekili çıkaramayacak. Benim tahminim HDP bu seçimde Kocaeli’den Vekil çıkaramayacak ama ülke barajını geçer, MHP de bu seçimlerde oylarını artıracaklar. AK Parti’de Kocaeli’de 1 Vekil kaybedecek. Bu sefer Türkiye’de koalisyon çok kolay kurulacak. Bütün Partiler koalisyona girmek için can atacaktır. En çok taviz veren Koalisyon ortağı olacaktır. Vekil seçilirsem bundan sonra da Maaşımı burs olarak dağıtmaya devam edeceğim.
LÜTFÜ TÜRKKAN KİMDİR?
Lütfü Türkkan, 5 Şubat 1959’da İstanbul’da doğdu. Babasının adı Cevat, annesinin adı Halise’dir. Sanayici; İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksek Okulu (Önlisans), Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü (Önlisans) ve Makedonya Kiril Metodij Üniversitesi Türkoloji Bölümünü bitirdi. Doce Golcev Üniversitesi Türkoloji Bölümünde yüksek lisans öğrenimi devam etmektedir. Türkkan Gıda Mad. San. Tic. AŞ (TÜGMAD)’nin Yönetim Kurulu Başkanıdır. Kocaeli Sanayi Odası Meclis Üyeliği ile Dilovası Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Üyeliğinde bulundu. Futbol Federasyonu Dış İlişkiler Komite Üyeliği, Bursaspor As Başkanlığı, Vardar Spor ve Karagümrükspor Başkanlığı yaptı. Rumeli Türkleri Kültür Dayanışma Derneği ve Rumeli Eğitim Vakfında Başkanlık görevinde bulundu. Beykent ve Boğaziçi Üniversiteleri tarafından düzenlenen Balkan konferanslarına tebliğler sundu. 24. Dönemde Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi oldu. İyi düzeyde İngilizce ve Rusça, orta düzeyde Makedonca ve Bulgarca bilen Türkkan, evli ve 4 çocuk babasıdır.
Evet, sonuç olarak Sayın Türkkan ile dünya, Türkiye ve Kocaeli bölgesini konuştuk. Deyim yerindeyse tarihe not düşüp, zamana noterlik yaptık. Sayın Türkkan’a başarılar diliyorum.

İlkokul hatıralarım ve eğitim sistemi

Yeni eğitim yılı dün başladı. Her eğitim yılının açılışında heyecanlanır, geçmişe gider, çocukluk yıllarım, ilkokul hatıralarım gözümün önüne gelir. İlkokul yıllarındaki yaşadığımız o heyecan adeta bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçer.
Dün yeni bir eğitim yılı açılışına daha şahitlik ettik. 18 milyon öğrenci dün ders başı yaptı. Gençlere ve çocuklara sahip olmak en büyük zenginliktir. 18 milyon ilköğretim ve lise öğrencisinin ders başı yapması Türkiye’nin en büyük zenginliği. Türkiye bu zenginliğin kıymetini bilmeli, çocuklarımız ve gençlerimize çok iyi sahip çıkmalıyız.
OĞLUM VE TORUNUMU OKULA GÖTÜRÜRKEN
Dün ilk ders zili çalmıştı. Oğlum Ahmet Emirhan Kahraman’ın elinden tutarak onu okuluna götürdüm. 6. Sınıf öğrencisiydi. Onun elinden tutup okuluna götürürken, ilkokul hatıralarım gözümün önünden geçti. Oğluma önce kahvaltı masasında okul hatıralarımı anlattım. İlk okula nasıl başladığımı söyledim. 1968-69 eğitim öğretim yılında 8 yaşında bugün Giresun’un Espiye İlçesi Soğukpınar Beldesi’nin Dikmen Mahallesi’ndeki okulda ilkokula başlamıştım. Ancak ailenin maddi durumundan dolayı, ablam eğitim tamamlamış ve ben onun önlüğü, yakalığını giyerek okula gitmiştim. Zayıf ve uzun bir çocuk, sınıfın ortasında diğer çocuklara nazaran hemen göze çarpıyordu.
Öğretmen neden okula bir yıl geç geldiğimi sorunca, arkadaşlarım ‘hocam bu okuma yazmasını biliyor’ demişlerdi. O an öğretmenler kurulu toplanıp, beni sınava tabi tutarak okuyup yazdığım anlaşılınca, öğleden sonra ikinci sınıftan devam etmeme karar verilmişti. Ailemin maddi imkansızlığımdan dolayı bir yıl okula geç gitmem beni üzmüş, her akşam ablamın yolunu okul yolundaki ceviz ağacının altında bekleyerek okul kütüphanesinden kitap getirmesini beklemiştim. O birer okuma kitabı getirmiş, o evde ders çalışırken de ben okuma yazma öğrenmiştim. Okula gitmeden önce kendi kendime birinci sınıfı okumuş ve okur-yazar olmuştum.
Okul maratonumuz böyle başlamıştı. İkinci, üçüncü ve dördüncü sınıfları o gün Dikmen Köyü’nde, beşinci sınıfı ise köyümüzün karşısındaki nispeten mahallemize biraz daha yakın olan Gosköyünde bitirmiştim. Her gün okula giderken, naylon gübre torbasından dikilen çantaya okul kitaplarımızı yerleştirip, içerisine de bir parça mısır ekmeği de koyarak, okulda yakacağımız odunu da evimizden okula götürmek suretiyle, yağmurda, karda, çamurda her gün 45 dakika yaya yürüyerek dört yıl boyunca okula gidip gelmiş, öğle yemeklerimiz bir parça mısır ekmeği olmuştu.
Bu şartlarda ilkokulu bitirmiş, ilkokulu tamamlayarak yatılı eğitim için Espiye’ye gelmiştik. İlkokul yıllarımız başlı başına hatıralarla dolu. O yıllar ülkenin sıkıntılı ve karışık yıllarıydı. 68 kuşağının eylemleri, siyasi istikrarsızlık ve 71 muhtırası, anarşist hadiseleri sanki dün gibi hatırlıyorum.
Oğlumun elinden tutup okula giderken, hem bu hatıralar gözümün önüne geldi. Hem de oğluma ne kadar çok şanslı olduğunu anlatmaya çalıştım. Gerçekten bugün ki çocuklar çok şanslı.
Türkiye’nin her yerinde eğitim ve öğretim sürekli gelişti. Taşımalı eğitim, okullarda öğle yemekleri, kitapların parasız olması, köy okulları ile şehir okulları arasındaki farkın kalkması, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini gösteriyor.
Bizim çocukluk yıllarımızda ortaokulu okumak büyük bir hayaldi. Şehirde evi olanlar yada kalacak bir yurt bulanlar ancak ortaokul okuyabiliyordu. Köyde hayatını zor geçindiren ailelerin şehirde çocuk okutmaları gerçekten imkansızdı. Bu yüzden birçok genç ilkokuldan sonra eğitimine devam edemiyordu. Üniversitede okumak ise tamamen hayaldi.
Anadolu insanı, evladını ortaokulda ve lisede okutma imkanı bulamazken, o dönemin beyaz Türkleri halka rağmen halkçılık yapanlar, fakirlik edebiyatı yaparak ülkeye düzen vermek isteyenlerin çocukları Amerika’da, İngiltere’de ve Almanya’da okuyorlardı. Türkiye’deki normal üniversitelerin ötesinde çocuklarını seçkin kolejlerde okutanlar, halkın vergisi ile en iyi üniversitede okuyup devleti yöneten yöneticiler yıllarca Anadolu insanı köylünün çocuğunun lisede ve üniversitede okumalarına imkân tanımamışlardı. Bu Türkiye’nin ve insanımızın büyük bir kaybıydı.
EĞİTİM SEFERBERLİĞİ İLAN ETMELİYİZ
1968 yılının üzerinden neredeyse yarım asır geçti. 48 sene sonra geriye doğru baktığımda hep eğitim ile ilgili kavgalar, mücadeleler ve sıkıntılar yaşandı ve yaşanıyor. Aslında eğitim üzerinden ne siyasi, ne sosyal ve nede ekonomik rant sağlanmamalı. Eğitim hiç paralı olmamalı. Eğitimde fırsat eşitliği tam anlamı ile sağlanmalı. Sosyal devletlerde dershaneler, özel ders, paralı kolejler ve özel üniversiteler en önemlisi üniversite öğrencisinden harç adı altında para istemeler komple kaldırılmalı. Eğitim ve öğretim için tam anlamı ile seferberlik ile edilmeli. Eğitim ve öğretim gönül işi ve hayır hizmeti olmalı.
Eğitim ve öğretim için insanlarımız karşılıksız, eğitim kurumları yapmalı. Fakir öğrencilere burslar verilmeli. Genç neslimizi en iyi şekilde okutup, devlete ve millete hayırlı bir insan olarak yetiştirmeliyiz.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI NE KADAR MİLLİ?
Milli Eğitim sistemimiz sürekli tartışma konusu olmuştur. Türkiye’de iki bakanlığın adı değişmedi. Birisi Milli Eğitim Bakanlığı diğeri ise Milli Savunma Bakanlığı. Acı ama gerçek Milli Eğitim Bakanlığı’mızın ne kadar milli olduğunun ciddi anlamda tartışmamız gerekiyor. Her gelen hükümet Cumhuriyet tarihi boyunca Milli Eğitimi yazboz tahtasına dönderdi. Hep tartışma konusu oldu.
AK Parti dönemine kısaca bir göz atalım. Türkiye 12 yıldır AK Parti tarafından yönetiliyor. Aynı parti ve aynı düşünce. Ancak kaç kez Milli Eğitim Bakanı değişti. Bakanlar içerisinde en çok Milli Eğitim Bakanlarının değiştiğini göreceğiz. AK Parti iktidarı dönemi boyunca, Maliye ve Ekonomi Bakanları ile Milli Savunma Bakanları en az değişen bakanlar arasında yer alırken, en fazla değişikliğe uğrayan, en çok yasa ve yönetmelik çıkartılan bakanlık Milli Eğitim Bakanlığı olmuştur.
AK Parti döneminde Milli Eğitim Bakanlığı yapan isimleri sizlere hatırlatıyorum. AK Parti’nin Milli Eğitim Bakanları; Erken Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukcu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı. 12 yılda toplam beş bakanlık. Neredeyse iki yılda bir bakan değişikliği yapılmış. Bu gerçekten kabul edilemeyecek, üzerinde durmamız gereken bir durum. Milli Eğitim Bakanlığı bu kadar tartışmaya açık olmamalıydı. Bırakalım hükümetler değişikliğini, tıpkı Milli Savunma Bakanlığı gibi Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde durulmalıydı. Fakat yapılamadı ve halen tartışmalar devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı’nın gerçekten milli olması için tam anlamı ile bir seferberlik başlatmalıyız.
Evet, eğitim ve öğretim ile ilgili yazılarıma devam edeceğim. Dün 12 yaşındaki oğlum Ahmet Emirhan Kahraman’ı okula götürürken, çocukluk yıllarımı hatırlayıp, ilkokul hatıralarımı sizlerle paylaşmaya çalıştım. Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili görüş ve düşüncelerimi yazarak tarihe not düşmek istedim. Cumhuriyet tarihi boyunca 76. Bakan olarak Nabi Avcı Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor. Bugüne kadar Milli Eğitim Bakanlığı yapan kişilerin listesini sizlerle paylaşırken, yeni eğitim ve öğretim yılının ülkemize, gençlerimize hayırlı ve yararlı olmasını diliyorum. 18 milyon gencimizin okullara başlaması ile mutlu ve gurur duymamız gerektiğine inanıyorum.

Öte yandan bu konuda yazdığımız yazılara www.belgeselyayincilik.com adresinden okuyabilirsiniz.

İŞTE BAKANLARIN LİSTESİ;

1Rıza Nur
2Hamdullah Suphi Tanrıöver
3 Mehmet Vehbi Bolak
4İsmail Safa Özler
5Hüseyin Vasıf Çınar
6Şükrü Saraçoğlu
7 Hamdullah Suphi Tanrıöver
8Mustafa Necati Uğural
9İsmet İnönü (vekil)
10İsmet İnönü
11 Hüseyin Vasıf Çınar
12Recep Peker (vekil)
13Cemal Hüsnü Taray
14Refik Saydam (vekil)
15Esat Sagay
16Reşit Galip
17Refik Saydam (vekil)
18Yusuf Hikmet Bayur
19Zeynel Abidin Özmen
20Saffet Arıkan
21Hasan Âli Yücel
22Reşat Şemsettin Sirer
23Hasan Tahsin Banguoğlu
24Hüseyin Avni Başman
25 Nuri Özsan (vekil)
26Ahmet Tevfik İleri
27Rıfkı Salim Burçak
28Hüseyin Celal Yardımcı
29Ahmet Özel
30Ahmet Tevfik İleri
31Hüseyin Celal Yardımcı
32Ahmet Tevfik İleri (vekil)
33Mehmet Atıf Benderlioğlu
34Fehmi Yavuz
35Fehmi Yavuz (vekil)
36Bedrettin Tuncel
37 Turhan Feyzioğlu
38Ahmet Tahtakılıç (vekil)
39Ahmet Tahtakılıç
40Ahmet Tahtakılıç (vekil)
41 Mehmet Hilmi İncesulu
42Şevket Raşit Hatipoğlu
43İbrahim Öktem
44Nevzat Cihat Bilgehan
45Orhan Dengiz
46Mehmet İlhami Ertem
47Orhan Oğuz
48Şinasi Orel
49İsmail Hakkı Arar
50Sabahattin Özbek
51Orhan Dengiz
52Mustafa Üstündağ
53Safa Reisoğlu
54Ali Naili Erdem
55Mustafa Üstündağ
56Nahit Menteşe
57Mustafa Necdet Uğur
58Orhan Cemal Fersoy
59Hasan Sağlam
60Vehbi Dinçerler
61Metin Emiroğlu
62Hasan Celal Güzel
63Avni Akyol
64 Köksal Toptan
65Nahit Menteşe
66Nevzat Ayaz
67Turhan Tayan
68Mehmet Sağlam
69Hikmet Uluğbay
70Metin Bostancıoğlu
71Necdet Tekin
72Erkan Mumcu
73Hüseyin Çelik
74Nimet Çubukçu
75Ömer Dinçer
76 Nabi Avcı

Bayram nasıl geçti?

 Her şeyi Kurban Bayramı’na bağlamış ve bütün işleri bayramdan sonraya havale etmiştik. Acısıyla, tatlısıyla bir kurban bayramını daha geride bıraktık.Kendi kendimize Kurban Bayramını nasıl geçirdik diye sorsak, zannediyorum bayram ruhundan uzak, araç üstünde koşuşturma ile adeta bir rüzgarın önündeki yaprak gibi savrularak geçirdik diyebiliriz. ,

Bayram dolayısıyla milyonlarca insan yollardaydı. Meydana gelen trafik kazalarından dolayı bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. En çok trafik kazası bayram tatillerinde meydana geliyor. Maalesef trafik kurallarına uymuyor, trafikte kendi hakkımıza riayet etmeden, diğer insanların can ve mal güvenliğini tehlikeye sokuyoruz. Bu bayramı trafik kazaları ile insanların kurban olduğu bayram olarak anacağız.
HACDAKİ FACİANIN SORUMLUSU KİM?
Bu yılda Kurban Bayramı’nı hacdaki yüzlerce insanın öldüğü kaza ile anmış olacağız. Önce vinç kazası, ardından da izdiham. Sonuç olarak bine yakın insanımız hacda kaza sonucu vefat etti. Bugüne kadar hacdaki bu tür kazalardan dolayı binlerce insanımız ölmüştü. Hiçbirinden ders ve ibret alınmadı. Son olarak meydana gelen kazada yüzlerce kişi öldü. Sorumlusu ortada yok. Bu olayın bir numaralı suçlusu Sudi Devlet yönetimi ve tüm İslam coğrafyasıdır. Doğru dürüst dinimizin temel şartlarından birisi olan hac farizasını bile yerine getiremiyoruz.
Hele vinç kazası ise tam anlamı ile sorgulanacak, sebep ve sonuçları çok iyi araştırılması gereken bir olay. Yaptığım araştırmaya göre bir türlü Kabe’nin etrafında inşaat bitmiyor. Daha doğrusu bitirilmek mi istenilmiyor? Bu inşaatı yapan firmanın Genel Merkezi’nin İngiltere’de olması gerçekten düşündürücü. Bu inşaat firması ile ilgili ciddi araştırma yapılıp, firmanın sahipleri kimler, asıl amaçları nedir diye islam ülkelerinin sorgulaması gerekir. Tüm islam ülkeleri, hac organizasyonunda söz sahibi olmaları, bu işi sadece Sudi yönetimine bırakmamaları gerekir.
GEBZE’DE BAYRAM NASIL GEÇTİ?
Ben şahsen Kurban Bayramı’nda şayet yurtdışı bir davet yok ise Gebze’de kalmayı tercih ediyorum. Zira bazı Sivil Toplum Örgütleri yurtdışı kurban kesim faaliyetlerine davet ediyorlar. Bu yıl Malezya’dan yeni döndüğüm için gitmek istemedim. Gebze’de kalarak Kurban coşkusunu Gebze’de yaşamayı arzu ettim.
Kurbanımızı ailecek kestikten sonra, babamın ve halamın mezarının bulunduğu Gebze Mezarlığı’nda aile kabristanlığını ziyaret edip, aile kabristanlığındaki birinci cihan harbi şehidi dedem merhum Kandazoğlu İbrahim için sembolik olarak yaptığımız anıt mezarda tüm geçmiş ve şehitlerimiz için oğlumla Fatiha okuyup, dua ettim. Ardından Gebze Şehit ve Gaziler Derneği Başkanı Mahmut Kaya ile birlikte Gebze Şehitliği’ni ziyaret ettik.
Gebze Şehitliği’ndeki şehit mezarlarını ziyaret ederek burada oğlum Ahmet Emirhan Kahraman’la Fatiha okuyup, dua ettik. Gebze Şehit ve Gazi Derneği Başkanı Sayın Mahmut Kaya tek oğlunu terör ile mücadelede şehit vermişti. Onun oğlunun çok ayrı bir hikâyesi var. Nişanlısı 7 sene evlenmeyerek şehidin mezar taşına nişan yüzüğünü bağlamış. Şehide vefa borcu ve saygısını göstermiş.
Şehitliğe Gebze Belediyesi tarafından yapılan büyük anıt gerçekten çok güzel olmuş. Keşke bu anıtı şehit mezarlarının yanına yapmak yerine Gebze Merkez’de şehitler parkı adıyla yapılacak bir parkta yapılıp, buna sadece terörle mücadele sonucu şehit olanların ismi değil, Genel Kurmay Başkanlığı kayıtlarında Gebze bölgesinde şehit olan 157 şehidin isimleri de yazılsaydı çok güzel olurdu.
GEBZE MEYDANI’NDA BAYRAMLAŞMA
Gebze Meydanı’ndaki bayramlaşma eskiye oranla fazla kalabalık olmasa da samimi ve güzel geçti. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Vali Yardımcısı ve Kaymakam vekili, Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker, daire müdürleri ve vatandaşlar katıldı. Bayramlaşma töreninde uzun zamandır görüşemediğimiz dostlarla el sıkışıp, hasret giderdik. Bayramlaşma törenine Gebze eski Belediye Başkanı İbrahim Pehlivan’ın katılması dikkat çekti.
FİKRİ IŞIK GEBZE MİLLETVEKİLİ Mİ?
Gebze Meydanı’ndaki bayramlaşmanın en anlamlı konuşmasını Belediye Başkanı Adnan Köşker’den sonra Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Fikri Işık yaptı. Sayın Işık’ın konuşmasının can alıcı noktası, 1988 yılına kadar Gebze’ye bağlı Herekeli olduğunu vurgulamasıydı. Sayın Işık, bir anlamda kendisinin Gebze bölgesi milletvekili adayı olduğunu da açıklamış oldu. Daha öncede eski Bakan Nihat Ergün’de kendisinin Gebze bölgesi milletvekili olduğunu söylemişti. Zira 1936 yılına kadar Gebze’ye bağlı Taşköprü nahiyesinin Karayakuplu köyü nüfusuna kayıtlı olduğunu açıklamasına bu köşede daha önce geniş yer vermiştik.
Gerek Sayın Işık, gerekse Sayın Ergün bu kadar tarihi geçmişi zorlamadan Gebze bölgesinin hakkı olan milletvekili aday sıralamasında Gebze bölgesine hak ettiği yeri verebilselerdi. Ama bunu yapamadılar. Tıpkı geçmişte Nihat beyin yapmadığı gibi. Son olarak Gebze bölgesine sıralamada hak ettiği yeri Sayın Işık’da vermedi diye düşünüyorum. Keşke seçilebilecek noktada Gebze bölgesine milletvekili sıralamasında AK Parti diğer partiler gibi yer verebilseydi.
Bayramda siyaset yazmamayı düşünüyordum ama dolaylı olarak yine siyasete girmiş olduk. Bu bayramın en güzel olayı Rusya’da muhteşem bir caminin açılışıydı. Cami açılışı bir anlamda sadece Rusya tarihine değil, İslam medeniyeti tarihi içinde bir milad oldu. Sizleri camii açılışı ile ilgili yazdığım notlar ve basında yer alan haberlerle baş başa bırakarak, bayram yazımı noktalamak istiyorum.
Rusya coğrafyası İslam tarihi açısından çok önemli bir ana tanıklık etti. Moskova’da cami açılışına Rus liderin katılması bir milat diye düşünüyorum. 150 milyon nüfusa sahip Rusya’da her ne kadar resmi veriler 20 milyon Müslüman var deseler de, Rusya’da 50 milyona yakın Müslüman yaşıyor Her yıl 10 Haziran’da Tataristan İdil Boylarına İslam’ın gelişi kutlanır. Geçtiğimiz yıl 1000 yüzüncü yılını kutladılar. Rusya’ya İslamiyet, Hristiyanlıktan 60 sene önce gelmişti. Tarihi Bulgar kentindeki törenlere bizde katılarak belgesel çekmiştik.
RUSYA’DA TARİHİ CAMİİ AÇILIŞI
Moskova’da Türkiye’nin de katkılarıyla inşa edilen şehrin en büyük camisi Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Abbas’ın katıldığı törenle ibadete açıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte restore edilen 111 yıllık Moskova Merkez Camii’nin açılışı yapıldı.
 ‘MESCİD-İ AKSA’NIN KUTSİYETİ İHLAL EDİLİYOR’
Erdoğan caminin Rusya Müslümanlarına hayırlı olması mesajı verdi. Erdoğan’ın açıklamaları özetle şöyle:  Biz bu güzel manzara karşısında memnuniyetimizi dile getirirken, maalesef dünyanın bazı yerlerinde tam tersi görüntüler yaşanıyor. İsrail’in Filistin’de izlediği ayrımcı politikalar, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın basılmasıyla tehlikeli bir noktaya getirildi. Tolstoy’un şu sözüyle tüm dünyaya sesleniyorum: Hayatta en önemli uğraş iyiliktir. Tolstoy başka bir hikâyesinde art niyetle yakılan ateşin o evle birlikte tüm köyü yakabileceğini söylüyor. Bölgemizdeki gelişmelere de bu açıdan bakmalıyız. Ortadoğu’da yanan ateşi, iyilikle, adaletle, vicdanla söndürmeye çalışmalıyız. İşte biz bunun için sınırlarımıza gelen 2 milyon mağduru hiç tereddüt etmeden kabul ettik. İşte bu yüzden bu insanlara, elimizden gelen yardımı yapıyoruz.
RUS LİDER PUTİN GİZLİ MÜSLÜMAN MI?
Putin’den sonra Rusya’da İslamiyet’e çok büyük önem verilmeye başlandı. Gazeteci ve Devri Alem belgesel program yapımcısı olarak başta Moskova olmak üzere Rusya’nın Senpetersburk, Soçi ve Rusya’nın özerk cumhuriyetleri Tataristan, Çeçenistan, Çuvaçistan, Başkurdistan, Mari, Tuva, Hakas ve Güney Sibirya bölgesinde belgesel çekerken bir çok camide, Müslüman ile söyleşi yaptık. Son Tataristan gezimde Rus lider Putin’in ikinci eşinin Tataristan’ın başkenti Kazan’da Müslüman bir ailenin kızı olduğunu öğrendim. Putin’e atfen söylenen şu söz çok önemli; “Rusların geçmişi biraz araştırılırsa altında Tatarlar çıkar.” Diyen Putin acaba gizli Müslüman mı yoksa her şeyin aslına geri döndüğü gibi Putin’de aslına gerimi dönüyor?

İnsanlar kurban edilmesin

Kurban bayramı arifesindeyiz. Kurbanla ilgili hazırlıklar devam ediyor. İslam dünyasında kurban bayramının ayrı bir önemi var. Her bakımdan önemli ibadet olan kurban kesimi ile ilgili hazırlıklar tamamlanmak üzere. Hali yerinde olan Müslümanların yılda bir kez kurban kesmesi farza yakın vacip bir ibadet. Birçok Müslüman sadece kendisi için değil çocukları ve ahrete intikal eden büyüklerinin ruhu adına da kurban kesmeleri  kurban ibadetine verilen önemi göstermekte. Kurban çok önemli bir ibadet. İnsanların kurban edilmesini yüce İslam dini yasaklamıştı. Ancak Dünya’nın bir çok bölgesinde halen değişik adlar hakkında insanlar kurban ediliyor.
İLAHİ DİNLERDE KURBAN İBADETİ
Neden kurban kesilir? Kurbanın tarihçesi nedir? Hz Adem’den peygamber efendimize ilahi dinlerdeki kurban ibadeti, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin atası olan büyük peygamberlerden İbrahim Aleyhi selamın oğlu İsmail peygamberi Allah’a kurban etme olayı ile ilgili birçok şey söylenilmekte. Sadece kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de değil tahrif edilmiş, Tevrat ve İncil’de de kurbandan ve kurbanın tarihçesinden söz edilmektedir. Kurban ibadeti, Hz Adem’den peygamber efendimize ilahi bir emir ve kutsal bir ibadet olarak insanlık tarihinde yerini almıştır. Hz. Ademin oğulları  Habil ile Kabil olayı kurbanın başlangıcı kabul edilir.
İNSANLARIN KURBAN EDİLMESİ
İlahi dinler içinde hiçbir şekilde insanların kurban edilmesi söz konusu olmamış, İbrahim Aleyhi selam, oğlu İsmail’i yüce Allah’a kurban sözü vermesi dolayısıyla kurban olarak keserken Cebrail Aleyhi selamın gökten koç olarak kurban getirmesi ve İsmail peygamberin yüce Allah tarafından bağışlanıp onun yerine koç kurban edilmesi olayı, ilahiyatçılar, ilim adamları ve tarihçiler tarafından çok iyi araştırılması gereken önemli bir olaydır. Hangi dinde olursa olsun yüce yaradan insanın kurban edilmesini, yasaklamıştır. İslamiyet’in ne büyük bir rahmet din olduğunu, İslam öncesi Arap dünyasında kız çocuklarının çeşitli nedenlerle diri diri toprağa gömmesini yasaklamasından anlaşılmakta.
3.000 yıldan beri Hz İbrahim aleyhi selam döneminde  yasaklanan insanın kurban edilmesi ilahi dinlerde  de yasaklanırken, yakın bir geçmişe kadar bugün medeni ve çağdaş geçinen birçok toplumda insanların kurban edildiğini görüyoruz. Bu konuda araştırmalar yapan Prof. Dr. Mehmet Çelik’in daha önce yapmış olduğu açıklamalarına hep birlikte göz atalım.
Mehmet Çelik araştırmacı bir öğretim üyesi. Ankara üniversitesi İlahiyat fakültesi  felsefe bölümünden Türk dili ve edebiyatını bitirdikten sonra; Atatürk, 19 Mayıs ve Fırat Üniversitesi görev yapmış ve  halen Celal Bayar üniversitesinde öğretim görevi yapmaktadır. Sayın Çelik’in insanların kurban edilmesi ile ilgili verdiği bilgilerin özetini bu köşede sizlerle paylaşıyorum.
BEBEKLER NEDEN KURBAN EDİLİYORDU ?
İnsanlık tarihine baktığımızda birçok milletin insan kurban ettiği görülmekte. Çin, Hindistan, İran tarihi, Anadolu’daki uygarlıklar, Ortadoğu, Kuzey Afrika’da Cezayir ve Avrupa ülkeleri, özellikle Roma döneminde insanların kurban edildiği görülmekte. Üstelik bu kurbanların çoğu saf ve günahsız oldukları için çocuklar ve bakire kızlardan oluşmakta. Bu kurbanlar özellikle 21 Mart gününde, güneşin bolluk ve bereket vermesi adına güneş tanrısına adanmakta.  Kurban kesemi   sahillerde  icra edilmekte. Roma kentinde Romalılardan kalma, kolezyumun açılışında 2100 yıl önce ,1000 kölenin kurban edildiği belgelerle ortaya çıkmakta. Roma Hz İsa’dan sonra insan kurban etmeyi yasaklamakta.
1921 senesinde yapılan araştırmada Cezayir’de ve Tunus’un Kartaca kentinde 1 ile 3 yaş arasında on binlerce çocuğun kurban olarak kesildiği kazılarda ortaya çıkmıştır. Kartaca’daki kurban edilen bebeklerin mezarlarını  bizzat görmüş ve burada belgesel çekmiş biri olarak manzara karşısında dehşete kapılmıştım. Bundan kısa bir süre önce Doğu Türkistan’ın 2300 yıl önceki tarihi Tufan şehrinde o dönemler Budizm ile içli dışlı olan Tufan şehrinde 200 bebeğin kurban edilerek kral sarayının üstüne  gömülen mezarlarından anlaşılmakta. Çocuk yaştaki bu bebeklerin Budistler tarafından krallara ithaf edildiği acı gerçeklerin Devr-i Alem programı olarak yerinde  belgeselini de çektik.
TÜRKLER İNSAN KURBAN ETTİ Mİ ?
Prof. Dr. Mehmet Çelik Bey’e Türklerin, insan kurban edip etmediğini sordum. Sayın Çelik’in de açıkladığı gibi Gök Türklerden, Oğuzlara, tarih boyu Türklerin insan kurban etmediğini , Türkler kazandıkları  büyük zaferlerden sonra çok sayıda at, boğa ve büyük baş hayvan kurban ettiğini açıkladı. Bugün medeni geçinen Avrupa, Fatih Sultan Mehmet Han, 1453’te İstanbul’u fethedip İstanbul’u dünya kültür başkenti yaparken, Avrupa ve Amerikalılar insan kurban etmeyi sürdürüyordu. Alman imparatoru meşhur Şarken İtalya’yı alma anısına 7000 köleyi kurban olarak kesmesi belgelerle ispat edilmekte. Amerika’da ise aynı dönemde 20.000 insanın kurban edildiği görülmekte.
Bugün bu tarihi gerçekler insanlık tarihi araştırmacıları tarafından araştırılıp kamuoyuna açıklanmalı. Kimlerin barbar olduğu ortaya çıkarılmalı. İlahi dinler, Hz İbrahim’den itibaren 3000 yıldır insan kurban etmeyi yasaklarken Avrupa’nın daha yakın bir geçmişe kadar insan kurban etmesi, düşündürücüdür. Bugün İslamiyet’e saldıranlar karanlık geçmişlerine bakmalılar. Hayvan severlilik adına sadece dini bir ibadet olmayan her bakımdan sosyal bir hizmet anlamına gelen birçok fakir fukaranın sofralarında et gördüğü kurban ibadetine karşı çıkan sözde aydın ve çağdaş geçinenler geçmiş tarihe baktıklarında kimlerin, geçmişinin bozuk olduğunu daha iyi anlayacaklar. Kurbanı bahane ederek İslamiyet’e saldırdıkları için utanacaklardır.
YAHUDİLİK, HIRİSTİYANLIK VE MÜSLÜMANLIK’TA GÜNAH ÇIKARMA
Prof Dr. Mehmet Çelik Bey’in üzerinde ısrarla durduğu günah çıkarma bir başka ifadeyle Yüce Allah’ın insanların günahını affetmesiyle ilgili Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’teki yanlış düşüncelerle ilgili açıklaması çok önemliydi. Türkçeye de atasözü olarak giren ‘Günah keçisi’ Yahudilikten gelen yanlış bir inançtır. Yahudilere göre yapılan tüm günahlar satın alınan bir kurbanlık keçinin Havra’da bir kulağından Haham başının tutması diğer kulağından günah sahibi Yahudi’nin tutarak bütün günahlarını hahama itiraf ettikten sonra keçinin Havra bahçesindeki ‘Mezbah’ denen yerde kurban edildikten sonra yakılmasıyla tüm günahların affedileceğine inanılmakta. Günah keçisi deyimi de buradan kalmakta.
Hıristiyanlar ise Hz İsa’nın tüm Hıristiyanların günahına kefalet olarak kurban edildiğine inanmaktalar. Hz İsa, günahlara kefaleten kurban edildiği için af yetkisini papazlara verdiği papazlar tarafından Hıristiyanlara anlatılmakta. Günahkâr Hıristiyanların kiliselerin özel yerlerinde kiliseye belli bir bağış yaptıktan sonra papazlara günahını itiraf ederek günahlardan kurtulacağına inandırılmakta. Bu durum görüldüğü gibi gerek Yahudilik ve Hıristiyanlar arasında benzerlik taşıyor.
Müslüman’da ise durum farklı. Müslümanlar, ne kadar günah işlerle işlesin, Hacca gidip geldikleri zaman bütün günahlarının affedileceği din görevlileri ve ilahiyatçılar tarafından Müslümanlara, anlatılmakta. Ancak, bu durum Kuran’ı Kerim’in ayetleri ışığında incelendiğinde yanlış olduğunu ifade eden Çelik, Kuran ayetlerinde en küçük günahın mutlaka karşılığının olduğunu özellikle kul hakkının affedilmeyeceğini çarpıcı bir misalle şu şekilde ifade etti.
“Bir vali, bir belediye başkanı ve siyasetçi haksız olarak görevden aldığı bir memurun hayatının bozulması ailesinin yıkılmasından sorumlu olduğu aile düzeninin yıkılmasıyla etkilenen herkesin kul hakkına girdiğini bu kul hakkı dolayısıyla ilgili  devlet adamının sorumlu olacağını ve affedilmeyeceğini “ söyleyen  sayın Mehmet Çelik’in bu tespitleri  önemli ve doğru tespitler. Kul hakkı hiçbir zaman affedilmemekte. Ticaretinde ve diğer işlerinde yanlış yapanlar ne kadar Hacca giderlerse gitsinler hiçbir suretle affa uğramayacakları Müslümanlarca bilinmeli ve kul hakkına dikkat edilmelidir.
Daha önce yapılan araştırmalardan bir kısmını sizlerle burada paylaştım. Bu konuda sizlerden de bizlere yorum yazmanınızı ve bu noktada kamuoyunu aydınlatmaya yönelik çalışmalarımıza destek olmanızı bekliyor Sayın Prof. Dr. Mehmet Çelik Beye verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum.
İNSANLARIN KURBAN EDİLMESİ BUGÜN DE DEVAM EDİYOR
Kurban Bayramı Arifesindeyiz. Yarın mübarek Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. Bayram coşkuları yaşanacak. Evlerine et girmeyen insanlar Kurban Bayramı sayesinde et yiyecekler. Ama islam coğrafyasının bir çok yerinde bayram coşkusu kutlanamayacak. Savaşlar, sürgünler, soykırım ve mezalimlerle Müslümanlar kan ağlıyor. Bugün medeni geçinen güçlü devletlerin ekonomik ve siyasi çıkarları yüzünden insanların kurban edilmesi halen sürüyor. Suriye kan ağlıyor. Güneydoğumuzda terör belası insanlarımızı kurban ediyor. Dünyanın bir çok yerinde silah tüccarları para hırsı yüzünden  kan döküyor insan öldürüyor.  Sözde çağdaş geçinen ülkeler başta Müslümanlar olmak üzere çeşitli nedenlerle tıpkı geçmiş de olduğu gibi yine insan kurban ediyor. Tüm  İslam  Aleminin insanların kurban edilmediği bir dünyada yaşamaması ümidiyle Kurban Bayramını tebrik ediyor, daha önce Kurban Bayramı ile ilgili kaleme aldığım yazıları http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makale-arsivi/makaleler/kurban-bayraminin-onemi adresindeki linkten okuyabilirsiniz.

Gazeteciler Federasyonu ve hatıralarım

Artık hatıralarımızı yazmaya başladık. Anılar önemli belgelerdir. Trabzon’da kalemi 1975 yılında elime almış ve gazetecilik maratonunda koşmaya başlamıştık. Aradan tam 40 yıl geçmiş. O zaman henüz 15 yaşındaydım. Her şeyi tozpembe görüyordum. Mesleği profesyonel olarak 35 yıldır sürdürüyorum. Dernek ve cemiyetlere üyeliğim 35 yıldır devam etmekte. Gebze Gazetesi’ni 1985 yılında yayınlamaya başladıktan sonra, Genel Merkezi Ankara’da olan Anadolu Basın Birliği’ne üyelik kaydımı yaptırmıştım. 1986 yılında Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluşunu yapan ekip içerisinde yer almış ardından Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne üye olmuş, Türk Basın Birliği’nin Kocaeli Şubesi’nde uzun yıllar aktif görev yapmıştım. Basın Konseyi dâhil birçok basın meslek örgütünde aktif görev aldıktan sonra 4 yıl Anadolu Gazete sahiplerini temsilen Basın İlan Kurulu’ndan Genel Kurul üyeliği yaptım. Gerçekten basın meslek örgütlerindeki faaliyetlerim, oralarda görev almak bana manevi derecede çok büyük katkısı oldu. Maddi olarak zaman kaybım, maddi harcamalarım olmasına rağmen edindiğim tecrübeler ve dostluklarımız halen baki. Baki kalmaya da devam ediyor.

TÜRKİYE GAZETECİLER FEDERASYONU’NUN KURULUŞU
Benim için önemli dönüm noktalarından bir tanesi de 1996 yılında Aksaray’da bizimde aralarında bulunduğumuz birçok cemiyet ve dernek tarafından basın meslek örgütünün üst kuruluşu olan Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşunda görev almamızdı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu 1996 yılında Aksaray’da kurulmuştu. Bizde bu kuruluşta o zaman Anadolu Yayıncılar Birliği Genel Başkanı olarak kurucular kurulu arasında yer almıştık.
Daha sonra bizim buradaki başarılı faaliyetlerimizden rahatsız olan bazı isimler bizi bu kurumun kuruculuğundan düşürmüşlerdi. Biz hiç işin üzerinde durmadık ve çalışmalarıma devam ettik. Aradan yıllar geçti ve 4 yıl önce Alanya’da toplanan Türkiye Gazeteciler Fedarasyonu Başkanları konseyine davet edilip, bu kez AGRT Genel Başkanı olarak toplantıya katılarak yeniden görev aldık. Bundan sonraki ilk genel kurulu Ankara’da gerçekleşti ve hiç talepte bulunmamamıza rağmen onur kurulunda bize de yer verildi. Yaşları 50’yi aşmış duayen gazeteciler birlikte onur kuruluna seçildik. Güzel bir genel kurul gerçekleşti. Bana göre Genel Kurulun en anlamlı faaliyeti kurucu başkanlara vefa ödülü verilmesiydi. TGF’nin kuruluşunun ardından 19 yıl geçti ve başlatılan çok güzel çalışmalar bugün devam ediyor. TGF’nin bugün Ankara’da çok güzel bir yeri var. Genel Kurul’da bizde bir konuşma yaptık. Konuşmamızda Basın Yayın Genel Müdürlüğü, RTÜK ve Basın İlan Kurumu yasalarının yeniden gözden geçirilmesini istedik. Konuşmamız büyük ilgi topladı. Basın yasası yeniden gözden geçirilmedi.
TGF’nin Genel Kurulu’nda oluşan yeni yönetim kurulu listesini ve yeni yönetimde yer alan Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Çetin Gürol’un açıklamalarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yönetim Kurulu (Asil)
Yılmaz Karaca, Mehmet Ali Dim, İbrahim Erdoğan, Misket Dikmen, Cafer Esendemir, Veli Altınkaya, Recep Aydın, Mehmet Veysi İpek, İbrahim Ay, Çetin Gürol, Mikail Pelit, Osman Altınışık, Sezai Matur, Celil Acar, Derya Akbıyık.
Onur Kurulu (Asil)
Ahmet Ünal, Ahmet Abdullahoğlu, Gökhan Erkmen, İdris Yavuz, İsmail Kahraman, Cumhur Kılıççıoğlu, Hüsnü Arslan.
Denetleme Kurulu (Asil)
Kemal Özdilek, Mustafa Doğan, Bayram Ekici, Erol Tayhan, Arif Arslan, Faik Bakoğlu, Hikmet Kurada.
Yüksek İstişare Kurulu (Asil)
Lütfü Karakaş, Halit Yılmaz, Mehmet Emin Güzbey, Naci Akyazı, Birkan Demirci, Metin Kösedağ, Selahattin Şener, Osman Çetinkaya, Şahin Özer, Avni Gelendost, Sait Yanık, Ercihan Çakmak, Mehmet Yirun, Halil İbrahim Hüner, Halil Eğriboyun, Gökhan Kökçak, İsmail Temiz, Mehmet Işık, Cemal Kaplan.
KOCAELİ’DEN 3 İSİM VAR
Yılmaz Karaca’nın genel başkanlığında 15 kişiden oluşan Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun yeni yönetim kurulu üç yıllığına göreve seçildi. Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Çetin Gürol yeni seçilen yönetim kuruluna seçildi. Diğer taraftan Yüksek İstişare Kuruluna ise Halit Yılmaz ve Cemal Kaplan, Onur Kuruluna ise İsmail Kahraman girerek büyük bir başarı elde ettiler. Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Çetin Gürol yaptığı açıklama da, ” Türkiye Gazeteciler Federasyonu yönetim kurulunda yer almaktan büyük mutluluk yaşıyorum. Benimle birlikte Yüksek İstişare Kurulunda yer alan Halit Yılmaz ile Cemal Kaplan ve Onur Kurulunda yer alan İsmail Kahraman’da ayrı bir onur yaşattılar. Cemiyetimizi en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğiz” dedi.
Sonuç olarak bugün gazetecilik hatıralarımı da kaleme alarak sizlerle paylaştım. Kavgadan hiç bir şey elde edilmiyor. Önemli olan fikirlerin konuşması. Bugün savunduğumuz birçok fikir gerçekleşiyor. 35 yıllık gazetecilik hayatımda keşke dediğim şey çok az olmuştur. Bundan sonra da gazetecilik hatırlarımı yazmaya devam edeceğiz.
BAĞSAĞLIĞI
Dünya gerçekten fani. Önemli olan kubbe de hoş seda bırakmak. TGF Genel Kurulu’nda çalışmalarımızı sürdürürken soyadı adaşımız olan Kocaeli TV’nin yayın yönetmelerinden Aybey Kahramanlı’nın vefat haberini aldık. Kahramanlı, güzel programlar yapıyordu. Kocaeli basın tarihinde hep hayırla anılacak. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Vefat haberini aldığımız bir diğer isimde DSP’den Kocaeli Milletvekilliği yapan Ahmet Arkan. Kendisiyle gazeteci, siyasetçi ve sanayici üçgeninde birçok söyleşimiz görüşmemiz oldu. Yolumuz birçok kez kesişti. Keşke Sayın Arkan Kocaeli bölgesine büyük hizmetler yapabilseydi. Ama fazla bir hizmetinin olduğuna şahitlik yapamıyorum. Yine de kendisi Kocaeli’de bir siyasetçi olarak anılacak. Arkan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.

Türkiye’nin tarihi seçimi

1 Kasım 2015 genel seçimler için en önemli viraj olan Milletvekili aday listelerinin Yüksek Seçim Kurulu’na verilmesiyle yeni bir süreç başlamış oldu. Siyasi partiler milletvekili adaylarında çok önemli yenilikler yaptı. Türk siyasi tarihinde önemli yere sahip kişiler liste dışı bırakıldı. Türkiye ve siyasi partiler için 1 Kasım tarihi bir seçim olacak.

Öncelikle ülke için zor bir sürece girdik. 7 Haziran seçimlerinin ardından başlayan koalisyon görüşmeleri, Suruç’ta yaşanan olaylarla yeniden başlayan terör eylemleri ve Ortadoğu’da yaşananlar bu sürecin ne kadar çetin geçeceğinin bir göstergesi. Etrafımızdaki ülkelerde savaş çığlıkları atılıyor. Orta Doğu ve Kafkaslar barut fıçısı. Türkiye’deki terör olayları ve komşulardaki gerginlik 1 Kasım seçimlerini önemli kılıyor.1 Kasım seçim sonuçları sadece Türkiye’yi değil, komşularımızı da etkileyecek, dış politikamızı yeniden dizayn etmesi açısından önemli. 1 Kasım’dan sonra Türkiye’nin tek başına iktidarla mı yoksa yeniden bir koalisyon sonucuyla karşı karşıya mı kalacağı bölgemiz açısından çok önemli.
MİLLETVEKİLİ ADAY LİSTELERİ
Siyasi partiler geçtiğimiz gün açıkladıkları listelerde önemli değişiklikler yaşandı. 7 Haziran’da oluşan parlamentonun yüzde 13’ü yenilenmiş oldu. Siyasi partilerin dün Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği listelere, 7 Haziran’da seçilen 550 milletvekilinden 69’u giremedi. En fazla fire AK Parti’de yaşandı.
AK Parti’de üç dönem kuralının askıya alınması ve 7 Haziran’daki seçim sonuçlarında yanlış aday tercihlerinin etkili olduğuna yönelik yapılan değerlendirmeler listenin şekillenmesinde etkili oldu. 7 Haziran’da 258 milletvekili çıkartan AK Parti’de 53 vekil liste dışı kaldı.
Üç dönemlik isimlerin listelerde kazanacak yerlere girmesi nedeniyle, listelerde yer bulan bazı milletvekillerinin de 1 Kasım’da seçilmesi zor görünüyor. Geçen dönem adaylarını ağırlıklı olarak ön seçimle belirleyen ve 131 milletvekili bulunan CHP’de 4 vekil listeye giremedi. Milletvekili sayısı 80 olan HDP’de 4, Tuğrul Türkeş’in istifasıyla milletvekili sayısı 79’a düşen MHP’de ise 8 vekil liste dışında kaldı.
Merhum Alpaslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş AK Parti’nin Ankara listesinden aday gösterilirken, Kocaeli’nin öz evladı diyebileceğimiz Türk siyasetinin önemli ismi Meral Akşener’in liste dışı kalması herkesi şaşırttı. 7 Haziran seçimlerinin ardından MHP Lideri Devlet Bahçeli tarafından Meral Akşener için yapılan açıklama bugün ki listeye de yansımış oldu.
AK Parti’de ise Sağlık alanında yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ekonomide yaptığı çalışmalarla taktir toplayan Ali Babacan, 3 dönem kuralına takıldığı için 7 Haziran’da listeye giremeyen Binali Yıldırım ve Veysel Eroğlu gibi isimlerin yeniden aday gösterilmesi, AK Parti listelerinde de büyük değişiklik yaşanmasına neden oldu.
KOCAELİ’DE DURUM
AK Parti Kocaeli milletvekili listesi tam bir gizlilik içerisinde yapıldı. Kocaeli listesi ile bizzat parti genel başkanı Ahmet Davutoğlu ilgilendi. 49 kişilik aday adayı ince eleklerden elenip birçok kurum ve kuruluşa soruldu. En son karar bizzat genel başkan Davutoğlu tarafından verildi ve tam anlamı ile sürpriz bir liste ortaya çıktı. 7 Haziran seçimlerinde 6. Sıradan milletvekili seçilen Sayın Cemalettin Kaflı’nın liste dışı kalması ve eski Dilovası Belediye Başkanı Cemil Yaman’ın 7. Sıradan listeye girmesi Gebze bölgesinde büyük yankı uyandırdı.
CHP’nin seçilebilir ilk üç sırası değişmedi. 7 Haziran seçimlerinde milletvekili seçilen Sayın Tahsin Tarhan 3. Sıradan Gebze’yi temsilen parlamentoya yeniden girmeye hazırlanırken, MHP’nin listesinin 2,3 ve 4. Sırasında da Gebzeli isimler yer alması dikkat çekti.
MHP, 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi 300 oy ile milletvekilliğini kaybeden Lütfü Türkan’a ikinci sırada yer verirken, 3. Sıraya yine Gebzeli Ahmet Yeşil, 4. Sıraya da 2014 seçimlerinde MHP Darıca Belediye Başkan Adayı olan işadamı Arif Gülen’i aday göstererek, siyasi partiler için oy deposu olan Gebze’ye ilk dört sıra içerisinde üç aday vermiş oldu. Öte yandan Saadet Partisi’nin birinci sırayı eski Gebze İlçe Başkanı Nurettin Çelik’e vermesi de listelerde dikkat çeken bir diğer durum oldu.
Evet, Türkiye zor bir seçime hazırlanıyor. Türkiye genelinde olduğu gibi Kocaeli listelerinde de değişiklikler yaşandı. 1 Kasım’da yapılacak olan seçimlerde Kocaeli’den parlamentoya göndererek mebus seçeceğimiz milletvekillerine büyük görevler düşüyor. Seçimlerin şimdiden ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyor. Huzurlu bir seçim süreci yaşamayı temenni ediyorum.

Siyasi hatıralarım

Hatıra yazma geleneği maalesef giderek azalmakta. Aslında hatıralar ve anıların edebiyat tarihimizde önemli yeri var. Giderek bu gelenek yok olmakta. Keşke herkes hatıralarını kaleme alsa. Örneğin eski Bakan Nihat Ergün’ün yazdığı hatıralar çok büyük olay olmuştu. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Basın Müşaviri Ahmet Sever’in hatırları ise bugün halen tartışılıyor.
Bende artık yavaş yavaş hatıralarımızı yazma vaktinin geldiğine inanıyorum.  Gazetecilik mesleğimde 40 yılı geride bıraktık. Bunun 35 yıllık süresi profesyonel olmak üzere, son 20 yıldır da uluslararası belgesel yapımı yaparak birçok ulusal ve bölgesel televizyon kanalında yayınlamaktayım. Gazetecilik ile ilgili birçok hatıram var ancak siyasete de ufak tefek bulaşmam yüzünden siyasi hatıralarımda var. Bugün sizlere siyasi hatıralarımdan bir demet sunmak istiyorum.
SİYASETE NE ZAMAN İLGİ DUYMUŞTUM?
Zannediyorum 1965 yıllarıydı. Henüz 5 yaşındaydım.  Merhum babam ve annemin peşine takılarak oy vermeye gitmiş, annemin peştamalından tutunarak oyunu kırat amblemli Adalet Partisi’ne verdiğini dün gibi hatırlıyorum. Sonra siyasetteki gelişmeler, 71 muhtırası, CHP-MSP koalisyonu döneminde yaşananlar halen hafızamda bir silik hatıra gibi duruyor.
1977 seçimlerinde İstanbul’da kaldığımız eğitim kurumlarından bizleri toplayarak henüz 17 yaşında Taksim’de Demirel’in mitingine gittiğimizi, Demirel’in kendisine özgü konuşma stilini dinledikten sonra Kuran-ı Kerim ve Bayrağı’nı öperek aldığı halen gözümün önünde. O gün neden bizi mitinge götürmüşlerdi, neden Adalet Partisi’ne destek olunmuştu. Bunu halen anlamış değilim. Demirel’in son dönemdeki uygulamaları ise bu milletin nasıl kandırıldığını üzüntü ile bir kez daha anlamış olduk.
ANAP’TAN MECLİS ÜYELİĞİ ADAYLIĞI
1980 ihtilalinin ardından askeri görevimi yerine getirip Gebze’de gazetecilik hayatına başlamıştım. Yine siyasete ilgi duyuyor, Anavatan Partisi İlçe Başkanı merhum Niyazi Koca’dan gelen kurucu üyelik teklifini kabul ederek, siyasete girmiştim. 1984 yılında ANAP’tan Kocaeli İl Genel Meclis Üyeliği’ne aday olmuştum. O dönem seçilme yaşı 25 olduğu için benim adaylığım kabul edilmemişti. Aktif siyasetteki ilk moral bozukluğunu böyle yaşamıştım.
Hem gazetecilik hem siyaset gerçekten ip üzerinde cambaz misali yürümek gibi oldukça zor. Biz gazetecilikle siyaseti birbirine katmamaya özen gösterirken, kendi partimiz ANAP’ın merhum İlçe Başkanı Enis Öztürk ile yazdığımız haber ve yazılar yüzünden gergin dönemler yaşamış, birbirimizi kırmıştık. Daha sonraki dönemlerde de bunları değişik zamanlarda yaşadığımdan siyaset ile gazeteciliğin bir arada gitmeyeceğini çok iyi anlamıştım. Ama iş işten geçmişti.
MERHUM KURT İLE NEDEN KAVGA ETTİK?
Bugün bile Gebze’ye yaptığı hizmetler ile anılan, İzmit lobisine rağmen Gebze’nin hakkını Ankara’da çok iyi arayan, deprem şehidi merhum Alaettin Kurt ile çok iyi dostluğumuz vardı. Bu dostluk Alaettin Kurt’un iktidar partisi milletvekili olduğu dönemde aramız yazdığımız haberler nedeniyle bozulmuştu. Kurt’un eleştiriye tahammülü yoktu. CHP’nin o dönem merhum ilçe başkanı Sedat Tüzen’in kamu kuruluşlarına alınan elemanlar ile ilgili yaptığı açıklamayı gazetemizde yazdık diye Kurt’un bazı yakınları gazetemize saldırmış ve mahkemelik olmuştuk. Uzun süre Merhum Kurt ile konuşmamış, dargın kalmıştık.
REFAH PARTİSİ’NDEN MİLLETVEKİLİ ADAYLIĞI
Siyaset gerçekten bir veba hastalığı gibi. Bulaştımı bir daha ondan uzaklaşmak çok zor. Geçtiğimiz günlerde Kocaeli siyasetinde anlı, şanlı bir isim üstelikte bakanlık yapmış bir dost ile sohbet ederken, siyasete yeniden döner misiniz soruma ‘Elbette dönerim. Benim bu memlekete yapacağım hizmetler var’ diyerek siyasete girme sinyallerini çok iyi anlıyorum. Siyaset kanımıza girmiş 1995 yılında Refah Partisi’nden milletvekili aday adayı olmuş, bu kez gözümüzü Ankara’ya dikmiştik. Ne büyük bir mücadele. Hele Mart ayının karlı kışlı bir gününde Ankara’ya giderek, Refah Partisi Genel Merkezi’nde mülakat katılmamız, o gün yaşadıklarım, aday adayları arasındaki kulisler ve daha neler neler… Bizim aday adayı olmamızı isteyen, bizim için çalışacağını açıklayanlar ortalıkta yoktu. Herkes torpilli adamlarını bulmuş, ben yalnız kalmıştım. Tabi listeler açıklandı. Listenin hiçbir yerinde yoktum.
1999 YILINDA FAZİLET PARTİSİ’NDEN ADAY OLDUM
Siyaset vefasız bir meslek. Siyasette hiçbir yere güvenmek ve birine bel bağlamak olmaz. Tam kazandım derken kaybetmeyi de göze alacaksın. Ne kazandım diye sevinecek nede kaybettim diye üzüleceksin. Henüz 39 yaşında dinamik bir gazeteci olarak bu kez Fazilet Partisi’nden milletvekili aday adayı oluyorum. Türkiye bu kez  1999 seçimlerine hazırlanıyor. Siyaset karmakarışık. 28 Şubat darbesi yapılmış, partiler kapatılmış, siyasetçilere yasak gelmiş, siyasetin karmaşık olduğu bir dönemde biz yeniden Fazilet Partisi’nden aday adayıyız. Bu kez işi şansa bırakmıyorum. Geçmiş tecrübelerime dayanarak sıkı bir çalışma ve kulis faaliyetlerine başlıyorum.
Kocaeli’den 10 milletvekili çıkacak. Anketlerde Fazilet Partisi’nin ancak 3 milletvekili çıkartacağı tahmin ediliyor. Büyük mücadeleler sonucu Fazilet Partisi’nin 3. Sırasına yerleşerek kendinden emin bir şekilde sanki milletvekili seçilmiş havasına da girerek, listelerin Yüksek Seçim Kurulu’na verileceği saatini bekliyorum. Ne olduysa son dakika da oluyor ve benim çok iyi milli görüşçü olmadığım ileri sürülerek o dönemdeki derin milli görüşçüler tarafından son dakika da listenin 5. Sırasına kaydırılıyorum. Benim yerime listenin 5. Sırasında yer alan ve çok iyi milli görüşçü olduğu gerekçisi ile Mehmet Batuk’u getiriyorlar. Son dakikaya kendimi üçüncü sırada zannediyordum. Liste açıklanınca 5. Sıraya indiğimi görünce feryat ediyorum ama sesimi kimse duymuyor. Üstelik siyaseten çok yakın işbirliğimiz olan o dönem Fazilet Partisi’nin ilçe başkanı bile bize sahip çıkmıyor. Müthiş bir vefasızlık ve büyük bir hayal kırıklığı. Yapılan bu haksızlığa isyan ederek, listenin 5. Sırasından istifa edip Fazilet Partisi’ndeki siyasetime nokta koyuyordum. O dönem seçimlerde Kocaeli’den 3 DSP, 3 FAZİLET, 2 MHP, 1 DYP, 1 ANAP partisinden milletvekili çıkmıştı. Ben bir müddet kendime fahri milletvekili sıfatı takarak gazetede yazılar bile yazmıştım.
AK PARTİ’DE NASIL KURUCU ÜYE OLDUM?
Siyasete bulaşmayanlara bir tavsiyem var. Aman buluşmayın, bir bulaşırsanız ömür boyunca kurtulamazsınız. Siyasette yeni bir dönem başlamıştı. Tayyip Erdoğan rüzgârı esiyordu. Toplantı üzerine toplantılar yapılıyor, illerde teşkilatlar oluşuyordu. Tarihler 2001. AK Parti kurulmuş, Kocaeli’de teşkilat oluşturuyor. Bir zamanların Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe beni telefon ile arayarak AK Parti Kocaeli kurucular kurulu üyesi olmamı teklif ediyordu. Siyasetten iyice yılmıştım. Siyasete bir daha dönmemeyi düşünüyordum. Ancak alışkanlık. Osman Pepe’den bir gün düşünmek için süre istedim. İkinci gün teklifi kabul ettim. AK Parti’nin 50 kişilik Kocaeli kurucular kurulu üyesinden biri olarak yeniden aktif siyasetin içine girdik. Gebze teşkilatının oluşmasında çok büyük emek sarf ettik. Toplantılar, çalışmalar, yoğun faaliyetler. Yine seçim dönemi gelmişti. 3 Kasım 2002 milletvekilliği seçimlerinde aday adayı olmak için hazırlanırken, yine vefasızlıklar, müthiş siyasi kavgalar aday adayı olmamaya tövbe ederek siyasete nokta koydum.
Daha sonra birçok dost tarafından her milletvekilliği seçimi öncesi bir daha dene diye teklifler geldi ama hiç birine itibar etmedim. Çünkü siyasetin çok büyük bir kazığını yemiştim. Birçok dost tarafından vefasızlığa uğramıştık. Son anda ters giden bir şey olmuştu. Siyaset yapma yerine uluslararası belgeselcilik yapmaya karar verdim. Bugün aktif siyaset yapan dost ve arkadaşım iyi ki belgeselcilik yapıyorsun. Aktif siyaset yapsaydın, milletvekili olsaydın kimseyi memnun edemezdin. Hakkında kötü sözler söylerler aleyhinde konuşurlardı. Ancak belgesellerinle şimdi dua alıyorsun. İyi ki belgeselcilik yapıyorsun diye bana moral veriyorlar. Bende bundan pişman değilim. İyi ki belgesel yapıyorum.
Evet, dün siyasette önemli bir gündü. Milletvekili aday listeleri Yüksek Seçim Kurulu’na verilmişti. CHP ve MHP’nin aday listeleri belliydi. AK Parti henüz açıklama yapmamıştı. Bu yazıyı böyle bir ortamda kaleme alıp, siyasi hatıralarım sayfasına kaydetmek istedim. Tarihe not düşüp zamana noterlik yaptığımı düşünüyorum. Baki kalan kubbede hoş seda bırakmak.