Eskihisar’a neden sahip çıkılmalı?

Eskihisar ile ilgili bugün farklı bir yazı kaleme almak istiyorum. İnsanlar sahip olduğu nimetin kıymetini bilemezler. Tıpkı balıklar suda suyun kıymetini bilmedikleri gibi. Dünyanın 70’den fazla ülkesi Türkiye’nin 76 ilini gezip gazetecilik yapıp, belgesel çeken birisi olarak Gebze’de yaşamaktan, Gebzeli olmaktan hep mutluluk duymuşumdur.

  Bana göre Gebze’de yaşamak yüce Allah’ın büyük bir lütfu. Gebze, adeta büyük bir misafirhane gibi herkese bağrını açmakta. Bir çok sözüm ona Gebzeli, Gebze’de yaşamak yerine İstanbul’u tercih ederek Gebzecilik yaparken, ben bir süre çocuklarımın eğitimi için İstanbul’da oturmama rağmen Gebze’ye geri dönmem benim için en güzel kararlardan biri oldu.

  Dünyanın bir çok yerini gezdiğimde Gebze kadar artısı olmayan bir çok bölgenin Uluslarası üne sahip olduğuna şahit oldum. Son olarak Anadolu turunda Ordu Valisi ile söyleşi yaparken, Vali’nin makam odası girişinde 3 metre boyundaki Osman hami’nin meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi resmi beni bir Gebzeli olarak gururlandırdı. Ordu Valisi Özel kalem müdürüne bu resmin nerede çizildiğini ve Osman Hamdi’nin evinin nerede olduğunu sordum, cevap veremedi. Gebze’de deyince, “Gebze bu kadar kültür bakımından önemli mi” diye bana cevap verdi.

   Evet Gebze bu kadar önemli. Eskihisar, Türkiye’nin Uluslarası Açık Hava Kültür ve turizm köyü olabilir. Fransa’nın film festivalleriyle Ünlü Cannes ne ise Eskihisar Türkiye’nin belgesel sinema festivallerinin yapıldığı bölgesi olabilir. Zira, Osman Hamdi gerek müzeciliği, gerek arkeolog olması ve bizzat çizdiği resimlerle dünyanın en önemli belgeselcilerinden birisidir.

  Eskihisar ile ilgili iki taşıma firmasının açıklamalarını gazetelerimiz boy boy yazıyor. Bende bu köşede dün bu açıklamalara yer verdim. Ücretle yayınlaması istenen açıklamayı ücretsiz olarak yayınladık. Amacımız herkese söz hakkı tanımak. Feribot taşımacılığı yapan firma sahipleri konuşurken, Kocaeli’yi idare eden Vali, Büyükşehir belediye Başkanı, Kaymakam ve Belediye Başkanı’nın konuşmaması, açıklama yapmaması, beni Eskihisar adına üzüyor ve kahrediyor.

  Eskihisar sadece Gebze ve Kocaeli için değil, Türkiye için önemli. Geçtiğimiz yıl, “Esikihisar Belgesel Sinema Filmi yarışması” düzenlemek için harekete geçtim. Bu fikrimi Kültür Bakanlığı’na da yazmak istiyorum. Kültür Bakanlığı’na tıpkı Safranbolu, Bursa Altın Koza Belgesel sinema yarışmaları düzenleyip, desteklediği gibi Eskihisar belgesel sinema akşamları neden düzenlenmesin. Bu konu da Kocaeli milletvekillerini de göreve çağırıyorum.

    Gebze’nin bir çok değeri ranta kurban giderken, Esikihisar’da ranta kurban gitmek üzere. Eskihisar’a topyekun sahip çıkmalıyız. Başka Eskihisar yok. Türkiye’nin başka Osman Hamdisi ve İstanbul’un yanı başında tarihi ve turistik köyü yok. Darıca Bayramoğlu sahillerinden Eskihisar Muallimköy sahillerine kadar bölge açılmalı, liman ve deniz taşımacılıkları buradan kaldırılarak Marinalar, yat limanları, sahilde insanların rahatlıkla gezebileceği sosyal ve kültürel mekanlar oluşmalı, Eskihisar başta olmak üzere değerlerimizi dünyaya tanıtmalıyız.

  Birkaç kez değişik zamanlarda dile getirdim: ressam Osman Hamdi’nin Eskihisar’da çizdiği resimler büyük boy tablolar haline getirilerek, E-5, Feribot yolu, Otoyolun değişik kesimlerine asılarak Osman Hamdi’nin Resimlerini çizdiği Gebze’ye hoş geldiniz diye yazılar yazmalıyız.

   Eskihisar’da Uluslarası Resim, Müzecilik ve Arkeoloji kongreleri düzenleyerek Eskihisar’ı Uluslarası alanda bir açık hava kültür merkezi haline getirmeliyiz. Eskihisar sahillerinden motorlarla Körfez Kültür turları organize edilmeli. Eskihisar’ın kültür ve turizm kimliği ön plana çıkartılmalıdır.

   Eskihisar’a sözde değil, özde sahip çıkmalı, vatandaşa sit bölgesi adı altında çivi çaktırmayan devlet, değişik yöntemlerle Eskihisar’ı ranta kurban ediyor. Koruma kurulları, Kültür Bakanlığı devletin ilgili ve yetkilileri Eskihisar’ı bir pilot bölge ilan ederek Dünya Kültürler başkenti İstanbul’un yanı başında Eskihisar’ı açık hava müzesi haline getirmelidir.

  Eskihisar’a neden sahip çıkmamız gerektiğiyle ilgili daha çok yazılar yazıp fikirler üretebiliriz. Ancak bu bir devlet politikası olmalı, kültür ve turizmin ülkeler için ne kadar önem ifade ettiği bilinmeli. Eskihisar’a sahip çıkmak için Gebze ve Kocaeli seferberlik ilan etmelidir.

   Biz hayalimizde ki Eskihisar’ı bu yazımızda sizlerle paylaştık. Ancak gerçekler çok acı. İki özel firma Esikihisar’da meydan savaşı yaparken, İktidar ve muhalefetiyle milletvekillerinden ses çıkmıyor. Kocaeli Valisi sayın Ercan Topaca sus pus. Her fırsatta açıklamalar yapan Büyükşehir belediyesi rantçılarla mücadele etme yerine, gizli kapaklı Eskihisar’da imar planı çalışmaları yapıyor.

   Özetle Eskihisar Gebze bölgesi ve Kocaeli’nin namus, şeref ve onuru olarak görüyorum. Başka Eskihisar’ın olmadığını bir kez daha hatırlatarak sizleri Eskihisar ile ilgili daha önce yazdığımı yazıların linkinden yazılarımı okumaya davet ediyor, www.gebzegazetesi.com adresinde ki Gebze Gazetesi TV’den Eskihisar belgeselini izlediğinizde bizim neden bu kadar feryat edip yazı yazdığımızı daha iyi anlayacaksınız. Milletvekillerimiz,  Vali ve Büyükşehir Belediye Başkanından Eskihisar ile ilgili açıklama bekliyorum.

Eskihisar’a sahip çıkmalıyız

Eskihisar ile ilgili dert, şikayet, sorunlar bir türlü bitmiyor. Son günlerde 2 firma arasında ki rekabet Eskihisar üzerinde oynanan oyunları bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Firmaların birbirlerini suçlamaları, Arap ve İskoç ortaklı iki özel firmanın birbirlerini suçlayan açıklamalarından sonra Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Gebze Belediyesi’nin ilgili firmalardan birinin sözleşmesini iptal ettiğini açıklamasından sonra ortalık yine karıştı. Negmar firması kendini savunan açıklamalarla olaya yeni bir boyut getirdi. Özetle iki firma arasında ki kıyasıya mücadele ve rekabet giderek büyüyecek türden. Dün de olaya taraf olan Negmar firmasının ortağı Gök Denizcilik’in açıklamaları Eskihisar’ı yeniden gündeme getirdi.

Otuz yıllık gazetecilik hayatımda Eskihisar ile ilgili sayısız yazılar kaleme aldım. Belgeseller ve Tv programları çektim. Son taşımacılık olayıyla ilgili bir çok makaleye imza attım. Bu konu da ki fikrim Eskihisar, Körfez köprüsünün yapılmasından sonra tümüyle Deniz taşımacılığına kapanmalı. Eskihisar önlerinde park eden tehlikeli yük dolu gemiler ve tankerler buradan başka yere kaydırılmalı, Eskihisar binlerce yıllık tarihi geçmişi, Osman Hamdi Bey gibi Ressam ve müzecisiyle, Eskihisar kalesiyle, Anibalıyla, muhteşem manzarasıyla açık hava müzesi, kültür merkezi ve tarih hazinesi olarak saklanmalıdır. Eskihisar ile ilgili yazdığımı yazıların bir kısmının linkini sizlerle burada paylaşıyorum. Lütfen onları bir kez daha okuyun, Eskihisar’ı yakından tanımıyorsanız Eskihisar ile ilgili hazırladığım belgeseli www.gebzegazetesi.com’da ki Gebze Gazetesi TV ve www.belgeselyayincilik.com’dan izleyerek Eskihisar’a sahip çıkma adına fikirler üretin, ortak çalışmalar yapalım, Eskihisar’ı değil Türkiye, Unesco tarafından korunan kültür ve tarih merkezi haline getirelim.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN ESKİHİSAR AYIBI

İki deniz taşımacılık firmasının Eskihisar kavgasını Uluslarası boyuta taşırken ve kamuoyu bununla meşgul olurken, Kocaeli büyükşehir belediyesi sessiz sedasız Eskihisar’ınh İmar planıyla ilgili Eskihisar’dan uzakta, İzmit’te gözden ırak, küçük bir odada çalışma yapıyor. Değerli dostum Kocaeli Büyükşehir belediye Başkanı sayın Karaosmanoğlu’nun bu çalışmalardan haberinin olduğuna inanmıyorum. Sayın başkana buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Eskihisar ile ilgili lütfen Eskihisar’da çalışmaları yapalım. Ve Eskihisar da ki imar planları, Eskihisar halkının bilgisi dahilinde olmalıdır.

GAZETEMİZİN BUGÜNKÜ ESKİHİSAR MANŞETİ

Gazetemiz Eskihisar ile ilgili Objektif haberciliğini sürdürmekte. Bugün manşetimizde Eskihisar ile ilgili şu haberi dile getirdik: İdo ve Negmar rekabeti ise karşılıklı açıklamalarla giderek büyüyor. Olan ortada kalan Eskihisar’a oluyor. Negmar firmasının Eskihisar – Topçular arasında Ro-ro taşımacılığı yapacağını açıklamasının ardından başlayan tartışma savaşa dönüştü. İDO ve Negmar arasında kılıçlar çekilirken iki firma ardı ardına açıklamalar yaptı. Tartışmalar hakkında konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, Negmar firmasının Eskihisar´da taşımacılık yapamayacağını söyleyerek firmaya ret kararı vermişti.

İDO’YA DA TEPKİ VAR

Öte yandan feribot taşımacılığının bir diğer muhatabı İDO’da uygulamalarıyla tepki topluyor. özelleşen İDO fahiş fiyata taşımacılık yaparken, araçlar 45 dakikada 50 TL ücretle topçular arasında geçiş yapıyor. 860 Milyon dolarla ihale alan İskoç Ortaklı İDO’nun da ismini değiştirmesi isteniyor ve tekelcilikten oluşan yüksek fiyata taşımacılığının son bulması isteniyor.

GÖK DENİZCİLİKTEN AÇIKLAMA

Gebze Belediyesinin Gök Denizcilik ile yapılan ek protokolü iptal ettiğini açıklaması üzerine  Gök denizcilik tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Gebze Belediyesi ile ek protokolle yapılan kira sürecinin devam ettiğini ve her iki taraf limanları için işletme belgesine sahip olduklarını ifade eden Gök denizcilik, belediyenin ek protokolü tek taraflı olarak kaldırmasının mümkün olmadığına dikkat çekti.

ESKİHİSAR YAZILARIMIZ

Eskihisar ile ilgili yazılarımızın bazılarını aşağıda ki linklerden okuyabilirsiniz:

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-1389-Eskihisar´a-sahip-cikalim.html

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=12345

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11867

http://www.gebzegazetesi.com/GebzeHaber/yazar.asp?yaziID=11785

Cumhuriyet Bayramı kavgası

Ne kadar acı… Halkın bayramı olan cumhuriyeti bile kavga konusu yaptık. Ankara’da ki yürüyüş siyasi demeçlerin bayram üzerinden yapılması. Üstelik, Cumhurun yani Halkın bayramı üzerinden yapılması ancak böyle olur.Halkın bayramı anlamına gelen cumhuriyet bayramı üzerinden yapılan siyasi kavgalar, demeçler, açıklamalar, bayrama gölge düşürdü. Birilerinin bayram üzerinden siyaset yapması gerçekten üzücü. Cumhuriyeti kim kurdu? Cumhur kimdir? Cumhuriyet kurulurken, cephelerde şehit olanlar, gazi olup esir kamplarına düşenler, malını mülkünü kaybedenler, deyim yerindeyse bedel ödeyenler kimlerdi?  Bunlar maalesef araştırılamadı. Cumhuriyet’in ilanına giden yolda nice isimsiz kahramanlar ve bedel ödeyenler unutuldu gitti. Bunu bizzat Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği bölgelerde araştırma yapmış bir gazeteci olarak söylüyorum.

DALGIÇ RIZA VE İSİMSİZ KAHRAMANLAR
  Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarından öncülüğünden cephelerde savaş yapılırken Din adamlarından esnafa, gazeteciden düşünüre kadınıyla, erkeğiyle büyük bir mücadele verildi. Bu mücadeleyi verenlerin her biri araştırılıp tarihe altın harflerle isimleri yazılmalıdır. İşte onlardan birisi Gebzeli mahya ustası Dalgıç Rıza Efendi. Hiç kimse adını sanını bilmiyor. Dün onu kamuoyu gündemine getirerek vefa borcumuzu ödemek istedik. Daha bunlar gibi nice isimsiz kahramanlar ve şehitler  bizden vefa bekliyor.
 
ANKARA’DA YAŞANAN OLAYLAR

Bugün birileri Cumhuriyete sahip çıkarken, sanki  başka birilerinin Cumhuriyete karşı gibi gösterilmesi mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Dün Ankara’da yaşanan bu olayların ne Cumhuriyete ne bayrama yakışmadığı bir gerçektir. Bana göre Ankara’da ki olayların bir numaralı sorumlusu Ankara Valisi Alaattin yüksel ile olayı siyasi boyuta taşıyan partililerdir. Ankara valisi Bayramı yasaklamamalıydı, CHP’de bu işi siyasete alet etmemeliydi. Sözü uzatmak istemiyorum. Bu konuda yazılıp söylenecek çok şey var. Türkiye Cumhuriyeti’nin sevmek, vatana sahip çıkmak, sözde değil özde olur. Türkiye’de herkes işini çok iyi yapmalı. Herkes ama herkes ulusal tarih bilincine sahip olmalıdır. Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır diyor, sizleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden Kurtuluş Savaşı ile ilgili hazırladığım belgeseli www.gebzegazetesi.com ‘da ki Gebze Gazetesi TV’den izlemeye davet ediyoruz.

Bayramlar ve gençlerimiz

Kurban ve Cumhuriyet Bayramı birlikte kutlanıyor. Bir Bayram haftasını daha geride bıraktık. Bayramları bayram tadında değil, tatil fırsatıyla kutluyoruz. Kurban Bayramı’nın ne anlam ifade ettiği, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda nelerin olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşa giden yolda verilen bedeller, şehitler ve gerçeklerin ne olduğunu tam anlamıyla tartışmıyoruz.

  Kurban Bayramı ile ilgili Bayram arifesinde bu köşede yer alan yazımı www.gebzegazetesi.com adresinde ki yazımız adeta okuma rekoru kırdı. Dünyanın bir çok ülkesinden 4 gün içerisinde  7 bine yakın insan internet sitemize girerek yazımızı okudu. Bu yazıda Kurban Bayramı ve Milli Bayramların önemine işaret edip Kurban kesmenin Milli ve Manevi tarihimizde ki yerini gündeme getirmiştim. Gerçekten insanımız tarih bilinci konusunda çok duyarlı. Bu yazımı okumayanları yazımı http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-1693-Kurban-bayraminin-onemi.html  linkinden okumaya davet ediyorum.

 CUMHURİYET BAYRAMI VE TARİH BİLİNCİ

     Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Gençlerimiz bu tarihi günleri milli tarih bilinci ile anlamalı. Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmak demektir. Özellikle gençlerimiz tarih bilincine sahip olmalı. Ancak ne yazık ki devlet olarak gençlerimize yeterince sahip çıkmadık. Bugün on binlerce gencimiz ne yazık ki işsiz, bir çoğu üniversite eğitiminden mahrum kalmış durumda. Gençlerimize ne bir üniversite verebildik Gebze’de ne de onlara iş imkanları sağladık. Bir çok gencimiz işsiz, bir çoğu da asgari ücretle geçimini sağlıyor. –

  29 Ekim Türk tarihi için önemli bir gün. Ben bir şehit torunu olarak tarihimize gereken değeri vermeye çalışıyor ve kurtuluş savaşıyla ilgili gerçekleri araştırmaya çalışıyorum.   Bu bağlamda Devri Alem ve belgesel  yayıncılık olarak  Samsun, Merzifon, Amasya,  Erzurum, Sivas ve Ankara’da  çektiğimiz belgesel TV programlarını birçok TV kanalında  halen yayınlanmaya devam ediyor.

CUMHURİYET VE DEMOKRASİ

Binlerce şehit vererek, sıkıntı ve yokluklar içinde, büyük özverilerle kurulan Cumhuriyet, demokrasi ve halkın kendi kendini idare etme ve kendisini idare edecek yöneticileri seçme demektir. Acı ama gerçek. Halk kendisini yönetecek siyasetçileri ve idarecileri seçemiyor. Sebep, liderler sultası. Her şey Ankara’dan olup bitiyor, liderlerin, milletvekili, Belediye Başkanı ve Meclis Üyesi adayı gösterdikleri seçilebiliyorlar. Parti teşkilatları  ve delege sistemi maalesef göstermelik.  Hangi parti olursa olsun merkez yoklaması diye Cumhuriyetin ve Demokrasinin temellerine aykırı uyduruk kararlarla seçilecek insanları atayarak millete dayatma yapıyorlar. Bu bayram üzerinde durulması gereken en önemli husus bu. Son yıllarda Parti teşkilat seçimlerinde bile tam anlamıyla demokrasi gerçekleşmiyor, tek liste dayatmalarıyla parti teşkilatları kongre yapmaya zorlanıyor. Bu durum halkın siyasetçiye ve demokrasiye güvenini zayıflatmaktadır.

 Yakın bir gelecekte ülke yönetiminde gençler söz sahibi olacak. Gençlerimiz hiç bir zaman başka bir Türkiye’nin olmadığını akıllarından çıkartmamalı.

Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelinemeyecek hiç bir sorun yoktur. Birlik ve bütünlüğümüze yönelik her türlü saldırı ve tehdit karşısında daha fazla kenetlenmeli.  Dış güçler ve yerli işbirlikçilerine huzur ve güvenliğimizi bozmasına fırsat vermemeliyiz. Devlet olarak da gençlerimize sahip çıkmalı, onları eğitmeli, okuma imkana sağlamalı ve istihdam oluşturmalıyız. Bugünün gençleri yarın ülkemizi yönetecek kişilerdir. Bu yüzden sorumluluklarımız var.

ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

Birinci Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerini gezen bir gazeteci ve TV belgeselcisi olarak ,  lise ve üniversite öğrencilerine kurtuluş Savaşı’nın geçtiği Polatlı, Haymana,Sakarya ovası,  Afyon, Kütahya ve Eskişehir bölgesi gezdirilerek milli tarih bilinci verilmesini tavsiye ediyorum. Bu vatan için dedelerimizin verdiği mücadele tarihin yazıldığı yerlerde gençlerimize öğretilmeli.  Bu vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

 MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI GEBZELİ DALGIÇ RIZA

29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutlarken; Gebze’nin Milli kahramanlarını da unutmamız gerekir. Bunlar içerisinde Yahya Kaptan ve Mahya Ustası dalgıç Rıza önemli yer tutar. Star Gazetesi’nde Gebzeli Mahya Ustası Dalgıç rıza’nın Yeni Camii’ye astığı mahyalarla İngiliz İşgal kuvvetlerine karşı verdiği mücadele çok güzel bir şekilde anlatıldı. Yazını özetini burada sizlerle paylaşıyorum.

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA MAHYACILAR

Milli Mücadele yıllarında mahyacılar boş durmuyor, her fırsatta minarelere kondurdukları mahyalar ile halka moral veriyordu. Yeni Camii’nin mahyacıları Hafız kardeşler, Fatih Camii’nde Kebapçı İsmail, Ayasofya’da Cumaovalı Halil, bu zor günlerde hazırladıkları mahyalarla ün kazanmışlardı.  Özellikle Gebzeli Dalgıç Rıza’nın Yeni Camii için hazırladığı Ya Vatan Ya Ölüm yazılı mahyayı gören İstanbullular, gözyaşları içinde kurtuluş için ümitleniyordu. Durumdan rahatsız olan işgal kuvvetleri, mahyaları yasaklamıştı. Ama Gebzeli Rıza, astığı Feda Olsun Canımız mahyasıyla düşmana ‘Ölmek var dönmek yok’ diyordu.

Bu topraklar, adını burada sayamadığımız bunun gibi daha birçok vatan kahramanını çıkarmış, bundan sonra da çıkaracaktır. Vatan toprakları şehit kanları ile sulanmıştır ifadesi sadece şairlerin mısralarında kullandığı hamasi duygularla yazılmış bir cümle değildir. Bu bir hakikattir. Ömrümüz boyunca bu hakikat bizim peşimizden gelecek, ne olursa olsun bu milletin geçmişte yaşadığı acılar unutulmayacaktır.” Ama biz Gebzeliler olarak Dalgıç Rıza’yı unuttuk ve vefasızlık yaptık. Gebze Belediye Başkanı Sayın Adnan Köşker’e buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Bu vatan kahramanı Gebzeli Dalgıç Rıza’nın adını bir parkta yaşatmalı. Star Gazetesi’ndeki yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://haber.stargazete.com/pazar/milli-cetelerin-kahramanligi-dillere-destandi/haber-699889

Kurban bayramının önemi

      Son 5 yıldır Kurban Bayramını hep yurtdışında karşılıyordum. Kurban bayramı coşkusunu dış ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimizle paylaşıyor, onların mutluluğuna ortak oluyordum. Bu yıl 5 yıl aradan sonra Kurban bayramını Gebze’de karşılıyorum. Bayram coşkusunu Gebze’de yaşayacağım. Kurbanla ilgili son 3 gündür çeşitli yazılar kaleme alıyorum.

İnsanlar neden kurban ediliyordu?

          Pazartesi günü bu köşede yer alan “İnsanlar Neden Kurban Ediliyordu?” yazımda dinler tarihi ve İslam medeniyetinde Kurbanını önemi,ilahi dinlerin insanı kurban edilmesini nasıl yasakladığını ayrıntılı bir şekilde kaleme almıştım,. Prof. Dr. Mehmet Çelik Beyin konferansından yararlanarak kaleme aldığım bu yazı büyük bir ilgi gördü. Söz konusu yazıyı  http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-1673-insanlar-Neden-Kurban-Ediliyordu?.html bir kez daha okuyup yorumlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz.


Hac ve Kurban belgeseli

          23.10.2012 tarihinde de bu köşede yer alan “Hac ve Kurban yazısı ile Hicaz belgeseli yazımda Kurban Bayramının varlık nedenlerinden biri olan hac ibadetinin ifa edildiği kutsal topraklarla ilgili yazdığım yazı yer aldı. 10 yıl önce hazırladığımı Hac ve Hicaz Belgeseli senaryo metniydi. Bu yazı ve belgeseli 3 kez gazeteci olarak kutsal topraklara giderek hazırladım. Bu yazımı da http://gebzegazetesi.com.tr/Koseyazisi-1687-Hac-ve-Kurban-Belgeseli-.html linkinden okuyup yorumlayabilirsiniz.

Hac ve  Hicaz belgeselini izlediniz mi?

        Biri Hac ikisi Umre olmak üzere 3 kez kutsal topraklara gidip gelerek “Hac ve Hicaz Belgeseli” Hicaz’da Peygamber İzleri”, Osmanlı’nın Hicaz Eyaleti” adları ile 3 ayrı belgesel hazırladım. Hazırladığım belgeseller bugün bir çok TV kanalında yayınlanmakta.  Hac ve Hicaz belgeselimiz internette de yayınlanıyor. Bu belgeseli www.gebzegazetesi.com.tr adresindeki Gebze TV’den de izleye bilirsiniz.

Dini ve milli nayramların önemi

        Bayramlar, Bayramlarımız,  Dini ve Milli  Bayramlarımız… Coşku, huzur ve mutluğun  sembolu bayramlar. Milli ve manevi kültürümüzün   temel taşı  Bayramlar.  Coşku  ve sevinci  doya doya yaşadığımız bayramlar. Bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kurban Bayramından sonraya rastlaması Dini ve Milli Bayramı bir arada kutlamanın heyecanını bir kez daha yaşatacak.

   Bayram deyince  çocukluk  yılllarımız gözlerimizin önüne gelmekte.   Çocukluk yıllarında  yaşadığımız  ilk bayramlar,  Silik bir  resim gibi hatırladığımız mutlu  çocukluk günlerimiz.

    Heyecandan uyuyamadığımız bayram geceleri. Sabah erkenden  büyüklerimizle  birlikte  bayram namazına gittiğimiz  o günler.. Artık hepsi mazi oldu. Çok  gerilerde kaldı.

 Bayram mı tatil mi?

       Hükümetin Cumhuriyet  bayramını da dikkate alarak bayram tatilini 6 güne çıkarması insanlara yine tatil planı yaptırıyor. Dini ve Milli Bayramlar başlı başına bir kültürdür. Bayram akraba ve  dostların ziyaret edilip hatırlandığı  günlerdir. Sıla-i Rahim kültürünün yani baba ve  dede memleketlerinin ziyaretlere gidildiği  günlerdir.

        Her nedense   bayram  kültürü  tatil olarak alğılanmakta.    Bayram günlerinin hafta  sonları ile birleşmesi ile  uzun tatillerde  yurtiçi  ve  yurt dışına  gitmek için fısat bilinip akraba ve dostlardan kaçma olarak algılanmakta.

        Yaz tatilinin yeni  sona erdiği bir dönemde,gelin kendimize bir iyilik yapalım.  Özeleştiri  yaparak tatili  hak edip  etmediğimizi sorgulayalım.

Bayram kültürünü doya doya yaşayalım

 Geçmiş bayramlarda yaşanan  üzücü olaylar inşallah bu Kurban bayramında yaşamayız.. Umut ediyoruz ,Kimse yollarda kalmaz kaza geçirmez. Bayramlar da tatil değil, aile büyüklerimizi ziyaret etmeliyiz. Atalarımızın Mezarlarını ziyaret edip fatihalar okumalıyz.Ve en önemlisi güzel bir Ramazan bayramı geçirmek için elimizden geleni yapmalıyız

    Bayramı tatil olarak  değil , milli ve manevi   kültürümüzün  temel taşı olarak kabul edip, Kurban  Bayramını  doya doya yaşayıp Cumhuriyetimizin kuruluşunun 89.yılını coşkuyla kutlayalım. Bayramlarımız bayram gibi geçsin bu duygularla tüm okurlarımızın ve İslam Aleminin Kurban Bayramını tebrik ediyorum.

İnsanlar Neden Kurban Ediliyordu?

Kurban bayramı arifesindeyiz. Kurbanla ilgili hazırlıklar devam ediyor. İslam dünyasında kurban bayramının ayrı bir  önemi var. Her bakımdan önemli ibadet olan kurban kesimi ile ilgili hazırlıklar tamamlanmak üzere. Hali yerinde olan Müslümanların yılda bir kez kurban kesmesi farza yakın vacip bir ibadet. Birçok Müslüman sadece kendisi için değil çocukları ve ahrete intikal eden büyüklerinin ruhu adına da  kurban kesmeleri  kurban ibadetine verilen önemi göstermekte.
İLAHİ DİNLERDE KURBAN İBADETİ
Neden kurban kesilir? Kurbanın tarihçesi nedir? Hz Adem’den peygamber efendimize ilahi dinlerdeki kurban ibadeti, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin atası olan büyük peygamberlerden İbrahim Aleyhisselamın oğlu İsmail peygamberi Allah’a kurban etme olayı ile ilgili birçok şey söylenilmekte. Sadece kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de değil tahrif edilmiş, Tevrat ve İncil’de de kurbandan ve kurbanın tarihçesinden söz edilmektedir. Kurban ibadeti, Hz Adem’den peygamber efendimize ilahi bir emir ve kutsal bir ibadet olarak insanlık tarihinde yerini almıştır. Hz. Ademin oğulları  Habil ile Kabil olayı kurban’ ın başlangıcı kabul edilir.

İNSANLARIN KURBAN EDİLMESİ

İlahi dinler içinde hiçbir  şekilde  insanların kurban edilmesi söz konusu olmamış, İbrahim Aleyhisselam, oğlu İsmail’i yüce Allah’a kurban sözü vermesi dolayısıyla kurban olarak keserken Cebrail Aleyhisselamın gökten koç olarak kurban getirmesi ve İsmail peygamberin yüce Allah tarafından bağışlanıp onun yerine koç kurban edilmesi olayı, ilahiyatçılar, ilim adamları ve tarihçiler tarafından çok iyi araştırılması gereken önemli bir olaydır. Hangi dinde olursa olsun yüce yaradan insanın kurban edilmesini, yasaklamıştır. İslamiyet’in ne büyük bir  rahmet din olduğunu, İslam öncesi Arap dünyasında kız çocuklarının çeşitli nedenlerle diri diri toprağa gömmesini yasaklamasından anlaşılmakta.

3.000 yıldan beri Hz İbrahim aleyhisselam döneminde  yasaklanan insanın kurban edilmesi ilahi dinlerde  de yasaklanırken, yakın bir geçmişe kadar bugün medeni ve çağdaş geçinen birçok toplumda insanların kurban edildiğini görüyoruz. Bu konuda Gebze Belediyesi tarafından organize edilen kültürel etkinlikler kapsamında Gebze’ye konuk olan prof, Dr. Mehmet Çelik’in konferansında açıklamalar yapıldı.

Mehmet Çelik araştırmacı bir öğretim üyesi. Ankara üniversitesi İlahiyat fakültesi  felsefe bölümünden Türk dili ve edebiyatını bitirdikten sonra; Atatürk, 19 Mayıs ve Fırat Üniversitesi görev yapmış ve  halen Celal Bayar üniversitesinde öğretim görevi yapmaktadır. Gebze’de yaptığı konuşmada insanların kurban edilmesi ile ilgili verdiği bilgilerin özetini bu köşede sizlerle paylaşıyorum.

BEBEKLER NEDEN KURBAN EDİLİYORDU ?
İnsanlık tarihine baktığımızda birçok milletin insan kurban ettiği görülmekte. Çin, Hindistan, İran tarihi, Anadolu’daki uygarlıklar, Ortadoğu, Kuzey Afrika’da Cezayir ve Avrupa ülkeleri, özellikle Roma döneminde insanların kurban edildiği görülmekte. Üstelik bu kurbanların çoğu saf ve günahsız oldukları için çocuklar ve bakire kızlardan oluşmakta. Bu kurbanlar özellikle 21 Mart gününde, güneşin bolluk ve bereket vermesi adına güneş tanrısına adanmakta.  Kurban kesemi   sahillerde  icra edilmekte. Roma kentinde Romalılardan kalma, kolezyumun açılışında 2100 yıl önce ,1000 kölenin kurban edildiği belgelerle ortaya çıkmakta. Roma Hz İsa’dan sonra insan kurban etmeyi yasaklamakta.
1921 senesinde yapılan araştırmada Cezayir’de ve Tunus’un Kartaca kentinde 1 ile 3 yaş arasında on binlerce çocuğun kurban olarak kesildiği kazılarda ortaya çıkmıştır. Kartaca’ daki kurban edilen bebeklerin mezarlarını  bizzat görmüş ve burada belgesel çekmiş biri olarak manzara karşısında dehşete kapılmıştım. Bundan kısa bir süre önce Doğu Türkistan’ın 2300 yıl önceki tarihi Tufan şehrinde o dönemler Budizm ile içli dışlı olan Tufan şehrinde 200 bebeğin kurban edilerek kral sarayının üstüne  gömülen mezarlarından anlaşılmakta. Çocuk yaştaki bu bebeklerin Budistler tarafından krallara ithaf edildiği acı gerçeklerin Devr-i Alem programı olarak yerinde  belgeselini de çektik.

 

TÜRKLER İNSAN KURBAN ETTİ Mİ ?
Prof. D.r Mehmet Çelik Bey’e Türklerin, insan kurban edip etmediğini sordum. Sayın Çelik, konferansta da açıkladığı gibi Gök Türklerden, Oğuzlara, tarih boyu Türklerin insan kurban etmediğini , Türkler kazandıkları  büyük zaferlerden sonra çok sayıda at, boğa ve büyük baş hayvan kurban ettiğini açıkladı. Bugün medeni geçinen Avrupa, Fatih Sultan Mehmet Han, 1453’te İstanbul’u fethedip İstanbul’u dünya kültür başkenti yaparken, Avrupa ve Amerikalılar insan kurban etmeyi sürdürüyordu. Alman imparatoru meşhur Şarken İtalya’yı alma anısına 7000 köleyi kurban olarak kesmesi belgelerle ispat edilmekte. Amerika’da ise aynı dönemde 20.000 insanın kurban edildiği görülmekte.
Bugün bu tarihi gerçekler insanlık tarihi araştırmacıları tarafından araştırılıp kamuoyuna açıklanmalı. Kimlerin barbar olduğu ortaya çıkarılmalı. İlahi dinler, Hz İbrahim’den itibaren 3000 yıldır insan kurban etmeyi yasaklarken Avrupa’nın daha yakın bir geçmişe kadar insan kurban etmesi, düşündürücüdür. Bugün İslamiyet’e saldıranlar karanlık geçmişlerine bakmalılar. Hayvan severlilik adına sadece dini bir ibadet olmayan her bakımdan sosyal bir hizmet anlamına gelen birçok fakir fukaranın sofralarında et gördüğü kurban ibadetine karşı çıkan sözde aydın ve çağdaş geçinenler geçmiş tarihe baktıklarında kimlerin, geçmişinin bozuk olduğunu daha iyi anlayacaklar. Kurbanı bahane ederek İslamiyet’e saldırdıkları için utanacaklardır.

YAHUDİLİK, HIRİSTİYANLIK VE MÜSLÜMANLIK’TA GÜNAH ÇIKARMA

Prof Dr. Mehmet Çelik Bey’in üzerinde ısrarla durduğu günah çıkarma bir başka ifadeyle Yüce Allahın insanların günahını affetmesiyle ilgili Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’teki yanlış düşüncelerle ilgili açıklamaları çok önemliydi. Türkçeye de atasözü olarak giren ‘Günah keçisi’ Yahudilikten gelen yanlış bir inançtır. Yahudilere göre yapılan tüm günahlar satın alınan bir kurbanlık keçinin Havra’da bir kulağından Haham başının tutması diğer kulağından günah sahibi Yahudi’nin tutarak bütün günahlarını hahama itiraf ettikten sonra keçinin Havra bahçesindeki ‘Mezbah’ denen yerde kurban edildikten sonra yakılmasıyla tüm günahların affedileceğine inanılmakta. Günah keçisi deyimi de buradan kalmakta.

Hıristiyanlar ise Hz İsa’nın tüm Hıristiyanların günahına kefalet olarak kurban edildiğine inanmaktalar. Hz İsa, günahlara kefaleten kurban edildiği için af yetkisini papazlara verdiği papazlar tarafından Hıristiyanlara anlatılmakta. Günahkâr Hıristiyanların kiliselerin özel yerlerinde kiliseye belli bir bağış yaptıktan sonra papazlara günahını itiraf ederek günahlardan kurtulacağına inandırılmakta. Bu durum görüldüğü gibi gerek Yahudilik ve Hıristiyanlar arasında benzerlik taşıyor.

Müslüman’da ise durum farklı. Müslümanlar, ne kadar günah işlerle işlesin, Hacca gidip geldikleri zaman bütün günahlarının affedileceği din görevlileri ve ilahiyatçılar tarafından Müslümanlara, anlatılmakta. Ancak, bu durum Kuran’ı Kerim’in ayetleri ışığında incelendiğinde yanlış olduğunu ifade eden Çelik, Kuran ayetlerinde en küçük günahın mutlaka karşılığının olduğunu özellikle kul hakkının affedilmeyeceğini çarpıcı bir misalle şu şekilde ifade etti.

“Bir vali, bir belediye başkanı ve siyasetçi haksız olarak görevden aldığı bir memurun hayatının bozulması ailesinin yıkılmasından sorumlu olduğu aile düzeninin yıkılmasıyla etkilenen herkesin kul hakkına girdiğini bu kul hakkı dolayısıyla ilgili  devlet adamı’ nın sorumlu olacağını ve affedilmeyeceğini “ söyleyen  sayın Mehmet Çelik’in bu tespitleri  önemli doğru tespitler. Kul hakkı hiçbir zaman affedilmemekte. Ticaretinde ve diğer işlerinde yanlış yapanlar ne kadar Hacca giderlerse gitsinler hiçbir suretle affa uğramayacakları Müslümanlarca bilinmeli ve kul hakkına dikkat edilmelidir.

SAYIN ÇELİK’TEN DEVR-İ ALEM PROGRAMINA ÖVGÜ
 Belgesel çekimleri için  yurt dışında  olsam da, Gebze’deki kültürel faaliyetleri yakından takip ediyorum,  Kültür  faaliyetleri Gebze’nin kentleşme sürecine çok büyük katkısı olacak. Gebze Belediye başkanı Sayın Köşker’e kültürel  hizmetlerin den  dolayı teşekkür ediyorum. Konferansta, Sayın Çelik’e dünyadaki insanlık tarihi içerisinde Kuran-ı Kerim’de adları geçmeyen 224 bin peygamber ile ilgili soru yönelttim. Sayın Çelik bu sorumuza cevap verirken şahsımızın yaptığı Devr-i Alem programlarını takip ettiğini ve programların çok önemli hizmet yaptığını söyledi. Amerika’da 1940’ta yapılan dinle ve medeniyetle ilişkisi olmayan dünyanın değişik ülkelerindeki 140 kabile üzerinde yapılan araştırmada dini inancın önemli olduğu ispat edilmiş, İslamiyet’le de ilişkisi olmayan bu araştırmacıların şu tespitler çok önemlidir.
“140 kabile mutlaka bir şeylere inanıyor. Ancak inandıkları şeyler İslamiyet’te Allah’ın yaratıcı olan sıfatları ortaya çıkmakta. Bu durum evrim teorisini tümüyle çökertmekte. Tarih boyunca insanların bir dine inandığını 224 bin peygamberin tüm insanları aydınlattığını zamanla bu dinlerin insanlar tarafından  bozulup tahrif  edildiği   bilinmekte.

Evet, sonuç olarak çok önemli bilgilere sahip olduğumuz önemli bir konferanstan, bazı notları sizlerle kurban bayramı arifesinde burada paylaştım. Bu konuda sizlerden de bizlere yorum yazmanınızı ve bu noktada kamuoyunu aydınlatmaya yönelik çalışmalarımıza destek olmanızı bekliyor Sayın Prof. Dr. Mehmet Çelik Beye verdiği bilgilerden dolayı  teşekkür ediyorum.

İNSANLARIN KURBAN EDİLMESİ BUGÜN DE DEVAM EDİYOR
Kurban Bayramı Arifesindeyiz. İlahi dinler insanların kurban edilmesini yasakladı. Ancak bugün medeni geçinen güçlü devletlerin ekonomik ve siyasi çıkarları yüzünden insanların kurban edilmesi halen sürüyor. Suriye kan ağlıyor. Güneydoğumuzda terör belası insanlarımızı kurban ediyor. Dünyanın bir çok yerinde  silah tüccarları  para hırsı yüzünden  kan döküyor insan öldürüyor.  Sözde çağdaş geçinen ülkeler başta Müslümanlar olmak üzere çeşitli nedenlerle tıpkı geçmiş de olduğu gibi yine  insan kurban ediyor. Tüm  İslam   Aleminin insanların kurban edilmediği bir dünyada yaşamaması ümidiyle Kurban Bayramını tebrik ediyorum.

Vizyon, Misyon ve Vefa

Yaldızlı, köşeli, şatafatlı cümleler vardır. Her fırsatta söyleriz, üzerinde bile düşünmez ne anlam ifade ettiğini bile araştırmayız. Bugün sizlere vizyon(varlık sebebi), misyon(gelecek hayali) ve vefa(Unutmamak) gibi çok anlam ifade eden bu üç kelime üzerinde uzmanlar görüşüyle yazı yazmak istiyorum.

Gebze Ticaret Odası’nın düzenlediği “sizin Dükkan toruna kalır mı?” semineri tek kelime muhteşemdi. Ahmet Şerif İzgören’in verdiği 2 saatlik seminer nefesler tutularak dinlendi. Osman Hamdi bey kültür merkezinin alt ve üst locası tümüyle doluydu. Seminerde deyim yerindeyse ezberlerimiz bozuldu, bir çok gerçeği yeniden hatırladık, geçmişten geleceğe ufuk turu atarak bir kez daha ayaklarımız üzerinde durduk.

Son yıllarda kalite belgesi almak moda. Kamu vöe Özel kuruluşların duvarları vizyon ve misyon satırlarıyla dolu. Vizyon ve Misyonun ne olduğunu yetkili ve yöneticiler bile bilmiyor. Modaya uyarak duvarlara yazdığımız misyon ve vizyonu varlık sebebimiz, gelecek hayalimiz, bizi biz yapan değerler olduğunu, yabancı hayranlığına kapılmadan sayın İzgören, yerli ve Milli kaynaklarla bize hatırlattı.

Seminer sadece ekonomik değil, Türkiye ve Dünya ölçeğini de gündeme alan çok önemli bilgiler içeriyordu. Seminerde benim üzerinde durduğum bilgi ve bilgiye sahip olmanın, başarı için değişimi yakalamanın şar olduğunu, iletişim, fikir ve değişimin insanlar, ülkeler ve en önemlisi yöneticiler için ne kadar önemli olduğunu öğrenmem oldu.

    SAYIN İZGÖREN NEDEN SEMİNERCİ OLDU?

Seminer arasında salona soru sormak isteyen var mı? Diye soran sayın İzgören’e el kaldırarak  sadece ben şu soruyu yönelttim: “Bunca yapılacak iş arasında neden seminerci oldunuz? Başka iş mi yoktu” sorumuza, ırmağa düşüp kütüğe sarılarak kurtulan insanların hikayesini esprili bir şekilde anlattıktan sonra bilgi ve bilgi teknolojileriyle uğraşmanın ne kadar önemli olduğunu, başarı için bilginin şart olduğunu söyledi. Kurum kültürü, gelecek hayali, bilgi ve iletişimin büyük değerler olduğunu söyledikten sonra tarihe geçecek şu cümleleri söyledi. “İyilik yap, karşılık bekleme, bilgi paylaş, karşılık bekleme” yerinde ve önemli sözler. Siz bilgiyi paylaştıkça gerçekten hem bilginiz hem de maddi ve manevi kazancınız artıyor. Bunun en canlı örneğini dünyanın 70’den fazla ülkesinde maddi ve manevi büyük fedakarlıklarla çektiğim belgeselleri hiçbir telif ücreti talep etmeden TV’lere karşılıksız kültür hizmeti olarak dağıttığımız için dünyanın dört bir tarafından davetler gelmekte, bizi tanıyan ve tanımayan bir çok insanın hayır duasını almaktayız.

Konferansın en acı noktası ise stratejinin ne kadar önemli olduğunu 1970 yılında ABD silahlı kuvvetler dergisinin İsrailli bir stratejisyenle yaptığı söyleşi de büyük İsrail devletinin önünde ki en büyük engelin Irak olduğunu, Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt bölgesi olarak üçe ayrıldıktan sonra Büyük İsrail Devleti’nin kurulabileceğini söyleyen İsrail Stratejiysen 30 yıl sonra Irak’ı parçalayarak bu emellerine ulaştığını, sayın İzgören’den dinlemiş olduk. Bir başka acı gerçekse bir Japon’un yılda 24 kitap, bir Fransız’ın yılda 14, 6 Türk’ün ise yılda sadece 1 kitap okuduğunu, bilgi ve bilişim çağında bilginin ne büyük değer olduğunu bir kez daha öğrenmiş olduk. Bilgi ve bilişim çağının gereğini yerine getirenlerin şirketleri ve firmaları torunlarına kalacak, ülkeleri ise başarılı ve lider bir ülke olacaktır. Vizyon ve misyon duvarlarda değil, insanların beyninde ve kalbinde yaşamalıdır. GTO’nun seminerinden çok şey öğrendim., sayın nail çiler başkanlığında ki GTO yönetimine teşekkür etmek istiyorum.

VEFALI MÜFTÜ ÖRNEK OLMALI

Vefa önemli. Bugüne kadar bir çok vefa toplantısına gittik. Bu toplantılarda Gebze’yi Gebze yapan ve Gebze’yi bize kazandıranlar hiçbir zaman hatırlanamadı. Gebze’nin ilk kez değerleri örnek bir devlet adamı olan Vefalı Gebze Müftüsü Şükrü Balkan tarafından düzenlenen mevlit ve kuran hatmi programıyla Mustafa Paşa Camii’nde anıldı. Mustafa Paşa Camii tıklım tıklım dün doldu. Kaymakam Salih Karabulut, Belediye Başkanı Adnan Köşker, GTO Başkanı Nail Çiler ve bir çok resmi ve özel kuruluş temsilcisi camiye akın etti. Okunan binlerce hatimle Gebze’ye bugüne kadar emeği geçen devlet adamları, din adamları, milli ve manevi şahsiyetler dualarla, hatimlerle anıldı. Fatih Sultan Mehmet Han’dan Çoban Mustafa Paşa’ya, İlyas Bey’den Yahya Kaptan’a kadar Gebze’ye hizmeti geçen şahsiyetler unutulmadı. Gebze’nin yetiştirdiği ve geçmişte elim bir trafik kazasına kurban giden Türkiye’nin önemli hafız ve mevlithanlarından Hafız Yusuf Gebzeli’de unutulmadı. Gebze Müftüsü Şükrü Balkan mevlit ve ilahilerden sonra binlerce Gebzeliye Mustafa Paşa Camii’nden vefanın önemini ve bu tür vefa toplantılarının neden önemli olduğunu açıkladı. Önümüzde ki günlerde konferanslarla bu vefa toplantılarına devam edileceğini söyledi. Cuma namazından sonra ise Gebze Müftüsü Şükrü Balkan, belediye Başkanı Adnan Köşker ve kaymakam Salih Karabulut ile Mustafa Paşa Külliyesinde vefa üzerine belgesel çekimleri yaparak röportaj gerçekleştirdik. Gebze’de bu vefa toplantısıyla bir ilk gerçekleşmiş oldu. Gebze Müftüsü sayın Şükrü Balkan’ın bu vefa hareketinin diğer kurum ve kuruluşlara özellikle tüm il ve ilçe müftülerine örnek olmasını diliyor, Gebze kamuoylu adına kendisine şükranlarımı sunuyorum. Vefa İstanbul’da bir semtin adı değilmiş.

 

Deprem paneli ve deprem gerçeği

Gebze Mütahitler Derneğinin organizasyonu ile gerçekleşecek olan deprem panelinde Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Mimarlar ve Mühendisler Odası temsilcilerinin katılacağı panelde deprem ile ilgili hazırladığımız Devri Alem belgeselimizde gösterilecek. GİMEDER Başkanı Zeki Gedikoğlu panel ile ilgili önemli çalışmalar yapıyor

17 Ağustos 1999 Marmara depremi üzerinden yıllar geçti. Marmara depremini bütün acılarıyla yaşamış bir toplumuz.  Depremde yakınlarını kaybedenler, yaralananlar, az ve ya çok zara görenlerimiz var. Depremle ilgili bugüne kadar birçok şey yazıldı, çizildi ama somut hiçbir şey yok. Değim yerindeyse hep “Havanda su dövdük”

Deprem üzerinde araştırma ve çalışma yapılması gereken, depremle ilgili bölgemizde bir veri bankası, müze ve anıtların olması gereken bir olgu. Ancak ortada ciddi bir şey yok. Depremle ilgili dokümanlar, arşivlerimiz bile çoktan silindi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Deprem Filmi yaptıracağını açıklamış ve büyük masraflar yaparak çalışmalar yapmıştı. Bu noktada da bir şey yapılmadı. Deprem filmi de adeta deprem hasarı altında kalarak unutuldu gitti. Keşke deprem filmi çekilebilseydi.

DEPREM PANELİ

Gebze Müteahhitler Derneği ile Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Üniversitesi, Gebze Mimar ve Mühendisler Odasının katılımıyla düzenlenen deprem paneli çok önemli. Bu tür panel ve konferanslar sürekli düzenlenip, deprem gerçeği de gündemde tutulsa. Bu önemli panele bizde arşivlerimizi açarak deprem belgeseliyle katkıda bulunuyoruz. Deprem panelinde yapılacak konuşmalar, depremle ilgili önlem alınmasını vesile olacaktır. Panelle ilgili gazetemizin dünkü sayısında özetle sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum.

DEPREME NE KADAR HAZIRIZ?

Gebze İnşaatçılar ve Müteahhitler ve Emlakçılar Derneği (GiMEDER)’den deprem paneli. 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminde büyük acıların yaşandığı Gebze’de uzun yıllar sonra deprem konulu panel düzenlenecek. GİMADER tarafından gerçekleştirilecek olan panele konusunda uzman panelistler katılacak. Panel Gebze Kent Kültür Merkezinde 18.30’da başlayacak. Bu konu hakkında gazetemize bilgi veren GİMADER Başkanı Zeki Gedikoğlu, halkımızın yeterince depreme duyarlı olmadığını söyleyerek “yarın deprem olsa ne yapacağımızı bilmiyoruz” dedi.

GİMEDER başkanı Zeki Gedikoğlu, programı 17 Ağustos da yapmayı planladıkları ancak zaman darlığı nedeniyle 17 Ekime ertelediklerini belirtti. Amacın 17 ağustos 1999 depreminden önce ve sonra yaşanan olaylarla ile bölgemiz insanına bilgi vermek olduğunu belirten Gedikoğlu, “ 1994’den bu yana bu tür etkinliklerde bulunduklarını, 1997 itibariyle dernek olarak faaliyetlerimize devam ediyoruz. Yaptığımız faaliyetlerimizde geçmişte söylediklerimizin ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Mesleğimle ilgili olarak da bu konularla ilgileniyorum. Panelimizde bölgemiz halkını bilinçlendirmek için düzenlendik. Yapılan çalışmalar yeterli değil. Eksiklikler var halkımız bu konulara duyarlı değil. Deprem herkesi ilgilendiren bir konu. Deprem kuşağında yaşayan Türk vatandaşların Japonya modeli bir deprem bilinci geliştirilmeli ve deprem yaşamaya alışmalıdır. Bu bilinç sağlanırsa can ve mal kayıpları Japonya örneğindeki gibi az olacaktır.” Dedi.

MARMARA DEPREMİNDE UNUTULAN GERÇEKLER

Marmara Depreminde unutulan çok önemli gerçekler var. Bugün ölü sayısını bile doğru bilemiyoruz. Resmi verilere göre Marmara Depreminde 17 bin 465 kişi öldü. 24 bin 734 kişi yaralandı, 89 bin 862 bina yıkıldı, 103 bin 651 binada orta hasar, 113 bin 899 binada az hasar meydana geldi. Bu veriler ışığında toplam 30 bin konut kullanılmayacak hale geldi. Bu veriler Türkiye ekonomisinin %5’ine tekabül etmekte.

Gebze bölgesinde ise 3’Gebze ve 37’de Darıca Depremden insanımızı kaybettik. Bin 237 konut ve 191 iş yeri yıkıldı veya ağır hasarlı hale geldi. Gebze bölgesi depremden ciddi anlamda etkilendi. Aradan yıllar geçse de depremde yaşadıklarımız halen hafızalarımızda tüm acılığı ile duruyor. Depremden ders ve ibret almak için zaman zaman toplantılar, paneller düzenlenmeli, çalışmalar yapılmalı.

Depremle ilgili bugüne kadar yazı, araştırma kaleme alıp, belgeseller çektim.bugüne kadar yazdığım yazıların bir bölümünü www.gebzegazetesi.com adresinde paylaşmak istiyorum.

Kocaeli bölgesinde tarih boyunca yaşanan deprem afetleri

 M.S. 2.YY: Büyük şiddette bir deprem yaşanmıştır, İzmit Körfezi´ n deki bütün kasaba ve köyler büyük zarar görmüştür.

M.S. 286: Gebze ve çevresinde depremden zarar gören yerler onarılmıştır.

M.S. 358: İzmit´ i temelinden sarsan, yaklaşık bir ay süren ve otuz bin kişinin ölümüne sebep olan büyük şiddette bir deprem yaşanmıştır. Gebze ve çevresi de bu depremden, etkilenmiştir Deprem sonrası, bölgede 50 gün süren bir de yangın felaketi yaşanmıştır. Bu felaketler, o dönemin ünlü şair ve yazarlarına konu olmuştur.

M.S. 362: Çok büyük şiddette bir deprem, Gebze ve yöresinde çok büyük zararlar oluşturmuştur. Deprem sırasında çıkan yangınlarla da bölgedeki köyler haritadan silinmiştir. Bu deprem, İzmit´te de ayakta kalabilen binaları yerle bir etmiştir.

5. YY: Gebze ve yöresi imparator Feodosyüz tarafından onartılıp, imar ettirilmiştir.

14 Eylül 1509: Başta İstanbul olmak üzere, İzmit ve çevresi tarihin en büyük deprem felaketini yaşamıştır. Deprem 4 gün aralıklarla sürmüştür. Gebze, Eskihisar, Hereke´ de bulunan camiler ve kalelerin tamamı yıkılmıştır. Tarihçiler, deprem sonrasında, İstanbul´un onarım gördüğünü İzmit ve Gebze´ de hiçbir onarımın yapılmadığını belirtmektedirler.

16 . Yüzyıl: Merkezi İzmit´te olan şiddetli bir deprem Gebze ve çevresini büyük ölçüde etkilemiştir.

22 Mayıs 1766: Merkezi İstanbul´ da olan şiddetli bir deprem, Gebze ve çevresine büyük bir zarar vermiştir. Bölgede çok hasar olmuştur. Bu deprem de Hacı İlyas Bey Camii tamamı ile yıkılmıştır. Aynı yıl içinde İlyas Bey´ in torunları camiyi onartmıştır.

17.YY: Gebze ve çevresini çok etkileyen, merkezi İzmit´te olan bir deprem yaşanmıştır.

1876 Yılında: Gebze ve yöresinde hasara sebep olmayan bir deprem olmuştur.

1894 Yılında: Gebze ve çevresinde büyük bir deprem olmuştur.

1953 Yılında: Gebze ve çevresinde etkili bir deprem yaşanmıştır.

1963 Yılında: Gebze ve çevresinde çok etkili ve hasarlı bir deprem olmuştur.

17 Ağustos 1999: Merkez üssü İzmit Gölcük´te bulunan ve saat 3:02´ de tüm Marmara Bölgesi´nde büyük hasar ve can kaybına sebep olan yakın tarihimizin en büyük depremi, Gebze ve çevresinde de etkili olmuştur, insan kaybımız bu bölgede 17 bini aşmıştır. Sanayi kuruluşlarının zararı 5 milyon dolara ulaşmıştır. Gebze, depremin meydana geldiği bölgeye göre bu felaketi hafif atlatmıştır. Gebze´ de 3, Darıca´ da 37 kişi ölmüştür. Bu tarihten sonra Adapazarı, Bolu, Kaynaşlı´da yaşanan depremler Gebze ve çevresini çok etkilemiş, binalardan hasarı artırmıştır.

 

Devr-i Alem. (15 Ağustos 2009)

  Sanayi Bakanı Ergün ve   Deprem  Gerçeği….

Yıllar gelip geçti. Daha dün gibi hatırladığım 17 Ağustos 1999 depremin üzerinden 10 yıl geçti. Depremi Gebze’de yaşayan biri olarak o günlerde yaşanan sıkıntıları yerinde görüp yazma fırsatı bulmuştum

Bugün 15 Ağustos. İki gün sonra büyük depremin yıldönümünü geliyor. Gazeteci ve belgesel TV programcısı olarak, günlerdir Deprem ile ilgili çok önemli araştırmalar yaptım. Depremi, depremin yaşandığı bölgelerde araştırma yapıp belgesel çekimi yaptım

Bugün baktığımızda 17 Ağustos’dan ders çıkarılmamış, Gittiğim birçok bölgede hiç bir hazırlık yok. Deprem unutulmuş gibi

Bugün Gebze bölgesinde 13 OSB bulunuyor. Her birinden binlerce tonluk yakıt tankları mevcut. Özellikle Dilovası sahillerinde bir çok yakıt tankları patlamaya hızır bir bomba gibi duruyor. OSB’lerin depreme duyarsız kalışı çok düşündürücü. Konu ile ilgili gazetemizde geniş çaplı haber yaptık. Haber üzerine 13 OSB’den sadece GEPOSB duyarlı davranarak, deprem ile ilgili yaptığı çalışmaları gazetemize gönderdi. GEPOSB’un gönderdiği açıklamaya bugün gazetemizde arkadaşlarımız geniş yer verdi.

GEPOSB, bünyesinde bulundurduğu Arıtma tesisi ile geçtiğimiz aylarda çevre ödülüne layık görülmüştü. Bugün baktığımızda GEPOSB her konuda önlem alıyor. Ya diğer OSB’ler. Diğerleri ne yapması gereken arıtma tesisini yapıyor, Nede deprem ile ilgili ne gibi çalışmalar yapmışlar açıklama yapmaktan kaçıyor. Bu durum çok üzücü.

Yıllar 1999 gösterirken, bugünün sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, depremi Derince Belediye Başkanı olarak yaşamıştı. Sayın Bakan, Depremi yaşayan bir belediye başkanı olarak bölgesinde ne gibi sıkıntılar yaşandığının çok iyi farkında olduğunu düşünüyorum. Bugün Sayın Nihat Ergün’e çok büyük bir görev düşüyor. Sanayinin kalbi konumundaki Gebze bölgesinde çok ciddi bir OSB araştırma yapması gerekiyor. OSB’leri her konuda denetleme yapmalı. 17 Ağustos yaklaşırken, sayın bakandan ricamız bölgemizde bulunan OSB’lerin depreme ne gibi hazırlığı olduğunu takip etsin ve kamuoyu ile paylaşsın

Evet yıllar gelip geçti. Deprem sadece 17 Ağustos yaklaşırken gündeme geliyor. Artık Deprem’i depremin yıl dönümü yaklaşırken değil her zaman hatırlamayız

Bizden uyarması. Sanayi kenti Kocaeli bölgesindeki sanayi kuruluşları depreme hazır değil. OSB’lerde bile yeterli deprem önlemi yok.

Başta Sanayi Bakanı Nihat Ergün olmak üzere, Büyükşehir Belediyesi ve Kocaeli Valiliğine büyük görev düşüyor.  Deprem’le ilgili önlemler alınsın. Depremi unutmayalım ve unutturmayalım

 Büyükşehir Belediyesinin deprem filmi ne oldu?

  Başkan Karaosmanoğlu’nun iyi niyeti Kötüye mi kullanılıyor? (26 Haziran 2009)

 Dost acı söyler ama gerçekleri söyler. Geçmiş de bir çok kişi dalkavukluk yaparken  Çevre ve Orman eski  bakanı sayın  Osman Pepeyi  eleştirmiştim. Bugün Akparti teşkilatı ve Gebze’ye haksızlık yapan değerli siyaset arkadaşım Sanayi bakanı Nihat Ergün ü eleştirdim. Şimdi’de KBB başkanı Sayın Karaosmanoğlu’nu gerçek bir dostu olarak eleştiriyorum.

Kocaeli büyükşehir Belediye başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’nu Yuvacık belediye başkanı ve Gebze Belediye başkan yardımcılığından tanıyorum. Çok iyi niyetli ve çalışkan bir siyasetçi ve devlet adamı.

 KBB’deki yanlış ve haksızlıklar..

Sayın Karaosmanoğlu ile Ak partinin kuruluş yıllarında kurucu il yönetim kurulu üyesi olarak birlikte siyaset yaptık.

Sayın Karaosmanoğlu iyi niyetli.  Sayın Başkan’ın iyi niyetini kötüye kullanan bazı çevreler var. Belediye’de bir çok haksızlık, usulsüzlük, israf ve yanlışlar yapılıyor.

KBB’nin kültürel ve sosyal faaliyetlerinde Gebze bölgesi tümü ile devre dışı. Kitap fuarı, Eğlenceler, sosyal faaliyetler, İzmit fuarı ve  Ramazan etkinlikleri  gibi  Kocaeli ye kent kültür bilinci kazandıracak çalışmalarda  sadece Gebze  değil  Kocaeli’nin tüm ilçeleri dışlanıyor.   Başkana Karaosmanoğlu her hafta Gebze ye geliyor. Gaziler dağında  yürüyüş yapmaya  zaman ayıran  sayın başkan’ın  gerçek dostu ve eski  bir  siyaset  arkadaşı olarak  küçük bir tavsiyem var. Tebdili kıyafet yaparak belediye birimlerini denetlemesi.

    Geçekten KBB bünyesinde birçok yanlış ve eksiklik ve haksızlık yapılıyor. Başkan beyin iyi niyeti kötüye kullanılıyor.

 KBB’nin Deprem Filmi’nden ne haber ?

    Büyük umutlarla geçtiğimiz yıl çekimlerine başlanılan ve 17 Ağustos Kocaeli Depremi’ni konu edinen ” Her Şey Bittiği Yerden” filmi, için Kocaeli büyükşehir belediyesi yüzlerce milyar liralık bütçe ayırdı ve  bu paranın bir kısmı da   filim çekilmeden  ilgili firmaya  avans olarak ödendi.

  Filmin çekimi çok önemliydi. Onbinlerce kişini hayatını kaybettiği 17 Ağustos Kocaeli Depremi arkasında binlerce acılı ev ve yürek bıraktı. Gün geçtikçe ortaya çıkan bu acı hikâye tablolarının bazıları ise toprağın altında kalmaya devam ediyor.

Depremzedeler üzerinden rant vurgunu mu?

   Acı ama gerçek hem depremden sonra ve hem de tıpkı deprem filmi çekimlerinde olduğu  gibi bir çok kurum ve kuruluş haksız olarak  deprem zedeler üzerinden  trilyonlarca  lira rant  vurgunu yaptı.

   Depremi bizzat yaşamış. Deprem bölgelerini tek tek gezerek belgesel çekmiş bir belgeselci olarak o günlerde birçok acı olay şahid oldum

    Sayın Başkan Karaosmanoğlu iyi niyetli olarak  depremden ders alınsın diye  Bu binlerce acı öyküden biri  olan Gölcüklü  deprem zede  Sami Dündar´ın  yaşadıklarını filim gerçekleştirecekti..

Deprem Filmi önemli bir projeydi.

    17 Ağustos depreminde 27 saat göçük altında kalan, öldü diye ceset torbasına konan Sami Dündar, büyük bir azim örneği göstererek, başından geçenleri anlatmak, kendisiyle aynı durumu yaşayan binlerce insanın duygularına tercüman olabilmek için, çalışma yapmıştı.

     Başlangıçta istediği filmi çekmek için aradığı senaristi bulamayan Dündar, tam umudunu kaybetmek üzereyken Okan Bayülgen ile tanıştı ve Bayülgen´in “Önce kitap yaz, sonra senaryolaştırması kolay olur” tavsiyesine uyarak ” Her Şeyin Bittiği Yerden” adlı kitabı yazdı. Bundan 5 yıl sonra ise Dündar´ın hayali gerçek oldu. Dündar filmi yönetmesi için yönetmen Ezel Akay ile anlaştı. Film için geri kalan tek eksik ise filmin nerede çekileceğiydi. Bu noktada imdada Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yetişmişti.

 Deprem Filmi için KBB na kadar para harcadı?

      Belediye,  Deprem film için yaklaşık 600 dönümlük İzmit Seka arazisinin film ekibine tahsis etti. Bu arazi içine Büyükşehir Belediyesi büyük paralar harcayarak 42 bina maketi, onlarca eski araç ve inşaat malzemeleri taşındı. Filmin çekimlerine, 17 Ağustos 2008´de depremin 9. yıldönümünde başlandı. Filmin çekimini üstelene firma belediye’den büyük miktarda avans bile aldı.

    Ama ne olduysa bundan sonra oldu. Film yapımcılığını üstelene firma ekonomik krizi bahane ederek ortadan kayboldu. Film rafa kalktı. Film çekimleri durdurulmuş olmasına rağmen, film için oluşturulan yapay enkaz hala ortada.

  Film  için yapılan harcamalar kimden geri alınacak?

   Film çekimlerinin durdurulmasının ardından 8 ay geçmesine rağmen hala ortadan kaldırılmayan enkaz, Seka arazisinde sadece görüntü kirliliği oluşturmuyor, Başkan sayın Karaosmanoğlu’nun iyi Niyeti’nin kumlanıldığını ve belediye’nin büyük çapta parasının deprem filmi çekme bahanesi ile birileri tarafından iç edilip haksız olarak alındığını da gösteriyordu.

     Evet Biz gazete olarak bilgi edinme yasası çerçevesinde belediye’nin bu filimden ne kadar zarara uğratıldığını, yapılan harcamaların geriye alınıp alınmayacağını sorgulayacağız.  Deprem filmi gibi KBB’ de büyük çapta israf ve yanlışlar yapılıyor.Sayın İbrahim Karaosmonoğlu’nun iyi niyeti  kötüye kullanılıyor.

Marmara  Depremi’nde Kaç kişi  Öldü?.. (12 Şubat 2010)

 Elazığ Depreminden sonar  ölü sayısı ile ilgili   çelişkili  açıklamalar   Kocaeli depremini yeniden gündeme getirdi..Elazığ’da  41 deprem şehidini saymaktan aciz olan, ölü sayısını önce  57, sonar 51 ve daha sonar  41 olarak açıklanması  devlet ciddiyetine büyük  gölge düşürdü.

    Elazığ’da bir kaç köyde meydana gelen ve 41 kişinin ölümüne neden  olan  deprem  felaketinde  ölü sayısını saymaktan aciz olan  devlet, Kocaeli  bölgesindeki deprem şehitleri sayısını gündeme getirdi.

    Tarihimize  Gölcük ve Marmara depremi olarak geçen  bölgemizde  acaba kaş kişi öldü?..  Devlet ölü sayısını 18 bin  civarında  açıklamıştı,   tarihi  arşiv belgelerine göre    bölgemizde   ölü Sayısı’nın çok daha  fazla olduğu  göstermekte.

  Bu konuda gazetemiz arşivinde  yer Alan   arşiv bilgilerini   tarihe  not düşme adına   siz okurlarımla  paylaşıyorum..

 1999 yılında kurulan TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Sözcüsü Zeki Çelik, korkunç gerçeği açıklamıştı.  Zeki Çelik’in yaptığı açıklama gazetemiz arşivin’de bulunmakta.  açıklamaya göre  Marmara depreminde 85 bin kişi  ölüp veya kayıp olduğu açıklanmıştı..  İşte o açıklama..

 Marmara Depreminde  85 bin kişi  öldü..

 Bölgemizi yerle bir eden Asrın en büyük felaketi ile ilgili acı gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. TBMM Meclis Araştırma Komisyonu Sözcüsü Zeki Çelik, depremden sonra 85 bin kayıp kişi için müracaatın bulunduğunu belirterek,”bu insanlar öldü mü, kaldı mı belli değil”dedi. Kızılay´ın toplanan yardımları gizlediği yönünde işaretler var diyen Çelik,957 milyar nakit 900 milyar çek-senet yardımı toplandığını açıklayan Kızılay´a sadece 1 ilden 1 trilyonluk yardım yapıldığını vurguladı. Depremde binlerce konutun yıkıldığı, 50 kişi´nin öldüğü, 500 kişi´nin yaralandığı Gebze´ye Kızılay hiç ilgi göstermedi.

    TBMM Deprem Araştırma Komisyonu sözcüsü Zeki Çelik, Marmara Bölgesi´nde 17 Ağustos´ta meydana gelen depremden sonra 85 bin kişinin kayıp için başvuruda bulunduğunu bildirdi. Fazilet Partisi Ankara Milletvekili Zeki Çelik, komisyon olarak,15-16 Eylül  1999 tarihleri arasında deprem bölgesinde yaptıkları incelemeleri değerlendirdi. Çelik,deprem sonrasında bölgede yaşanan belirsizlik ve karmaşanın depremden bir ay sonra da devam ettiğini gördüklerini belirterek,depremin asıl zararının resmi rakamlardan çok  daha fazla olduğunu söyledi.Bölgede depremden sonra 85 bin kişinin kayıp için başvuruda bulunduğunu belirten Çelik,devletin kayıplara ilişkin hiç bir faaliyetinin bulunmadığını öne sürdü.Çelik,”Aldığımız duyumlara göre,depremden sonra kayıp için 85 bin kişi  kayıt yaptırmış.Ve bu kayıp kişilerden çok azı bulunabilmiş.Bölgedeki bir çok vatandaş,yakınlarının yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyor.Bu kayıplar  ileride büyük sorunlara neden olacak.Asıl,kayıplara yönelik çalışmalar yapılmalı” dedi.(Ekim 1999 Gebze Gazetesi)

    Elazığ’da 7 Mart 2010 tarihinde meydan gelen 41  deprem şehidi  sayısını  karıştırılması devlete güveni sarstı. Elazığ gerçeği 1999  yılında  TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Sözcüsü  Zeki Çelik’in açıkladığı  85 bin  gerçeğini  doğruluyor.

Araştırmacılara  tarihi görev  düşüyor, Marmara depreminde  acaba  kaç kişi öldü ?…

 Deprem felaketini nasıl yaşadık  (Devr-i Alem Gebze Gazetesi)

 Yıllar nasıl da hızlıca gelip geçti. Daha dün gibi hatırlıyoruz. Gecenin yarısı Marmara bölgesinin altı üstüne gelmiş, on binlerce insan enkaz altında kalmış, bir o kadarı da sakat, yetim ve öksüz kalmıştı.

   17 Ağustos depreminden söz ediyorum. 17 ağustos deprem felaketi üzerinden 12 yıl geçti. Deprem felaketiyle ilgili belgeseller hazırlayıp araştırma yazıları yazdık. Hazırladığımız TV programları bir çok TV kanalında yayınlandı.

   Bugün 17 ağustos depreminin 12.yıl dönümü. Her yıl gelen haline getirdim. 12 yıl önce deprem felaketini yaşadığım o gecenin sabahı bu köşede kaleme aldığım yazıyı siz değerli okurlarımla 12 yıldan beri paylaşmaya devam ediyorum. Amacım deprem felaketinden ders ve ibret almak.

  Bir başka ülkede yaşansaydı bu deprem felaketi üzerine filmler çekilir, geniş çaplı belgeseller hazırlanır, kitaplar ve romanlar yazılırdı. Biz hiçbir şey yapmadık. Üstelik deprem felaketini kullanan bazı çıkarcılar felaket üzerinden çıkar sağladılar. Aslında deprem felaketini kimler kullandı, bunlar kimden rant elde etti bunlarla ilgili belgesel programı çekmek gerekiyor. Şimdi gelin o deprem gecesini bir kez daha yaşayalım:

 DEPREM FELAKETİNİN ÜZERİNDEN 12 YIL GEÇTİ

Bundan tam 12 sene önceydi. Gece yarısı saat 03.02’de depremi Gebze’de yaşadım. Birden binanın altından büyük sesler gelmeye başladı. Acı sonu beklemeye hazırlanırken, birden kendimizi binanın terasına attık ve hemen ardından yalın ayakla binanın dışına kendimizi attık.  Ayaklarımıza batan onca kırık cam parçalarına rağmen. Biranda mahalle halkı gecenin o yarısında dışarıda toplandı. Merkez üssü Gölcük olan depremde yangınlar çıkıyor, insanlar feryat ediyordu.

2 GÜN BAĞLANTI KESİLDİ

Bölgemiz için çok büyük felaket olan depremde 10 binin üzerinde insan ve birçok sevdiklerimizi kaybettik. Deprem sonrası Gebze’den, Dünya’nın 2 gün sonra haberi oldu. Çünkü iletişim hatları kesilmiş, kimse birbirleri ile bağlantı kuramıyordu.

DEPREM MÜZESİ YAPILSIN

Depremin 9 uncu yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Deprem filmi yaptırma kararı alınmıştı. Bunun için 200 Milyar liraya yakın bir ara harcanmıştı ama tıpkı deprem gibi film ortada yok, belediyenin paraları uçtu.. Deyim yerinde ise, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Deprem filmi, enkazın altında kaldı.

   Daha öncede yazdığımız gibi, belediye deprem filmine harcadığı para ile deprem filmi yerine Büyükşehir Belediyesi Deprem müzesi yaptıramaz mıydı?. Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerin arşivlerinde hiç bir şey yok. Adapazarı Belediyesinin deprem müzesini gördüm. Hayran kaldım. Bizim belediye Başkanlarını Adapazarı deprem müzesini görmeye davet ediyorum

Gazetemiz bünyesinde binlerce fotoğraf ve film arşivimiz var bunların birer kopyasını, hiç bir ücret almadan Kocaeli’de kurulacak deprem müzesine verebiliriz.

DEPREM BELGESELİMİZ YAYINLANIYOR

İki yıl önce depremin 10. yılında Devr-i Alem Düzce’den Yalova’ya deprem bölgesini adım adım gezerek, Depremle ilgili belgesel hazırladık. Hiç bir kimseden destek istemeden tamamen kendi imkanlarımızla çektiğimiz ve belgesel yayıncılık Gebze stüdyolarında kurguladığımız  deprem belgeseline hiç bir telif ücreti istemeden, bir çok TV kanalında yayınlanmasını sağladık. Amacımız Deprem gerçeğini unutmamak ve unutturmamak.

   Bir çok kurum ve kuruluş depremi rant vasıtası yapıp, deprem üzerinden siyasi, sosyal ve ekonomik çıkar vurma peşinde göstermelik, panel, toplantılar, tişört basımları, yürüyüşler hatta konserler bile veriliyor.

   Gerçekten çok yazık. Deprem şehitlerini bir kez daha rahmetle anıyor. Tüm depremzedelere geçmiş olsun ve baş sağlığı diliyorum

Her yıl bu yazıyı tekrarlıyorum. Bu yılda aynen tekrarladım. Bu konuda sizlerden yorum bekliyorum.

 Deprem felaketinin 12.yıl dönümünde geriye doğru bakmalıyız, deprem felaketinden ders ve ibret almalıyız. Bölgemiz Türk sanayinin atar damarı. Deprem kuşağı üzerinde sanayi kuruluşları yükseliyor, OSB’ler kuruluyor, kimya ve akaryakıt depoları kuruluyor…

    Körfez’in karşı tarafı sanayiye, liman tesislerine ve depolama alanlarına açıldı. Yüzlerce kimyasal tank ve depo yapılması için çalışmalar devam ediyor. Deprem felaketinden bir daha ders ve ibret alalım yeni yeni felaketler yaşamayalım.

Kocaeli’den Gürcistan’a Dostluk köprüsü

Türkiye’nin sanayi atardamarı olan Kocaeli ile komşumuz Gürcistan arasında dostluk köprüsü artarak devam ediyor. Kocaeli bölgesinden bir çok sanayici ve işadamı Gürcistan’da yatırım yaparken Gürcistan’dan da Kocaeli bölgesinden çok sayıda insan çalışarak geçimini temin ediyor.

   Kocaeli ile Gürcistan arasından dostluk köprüsü büyükşehir belediyesi tarafından geçtiğimiz yıl Gürcistan’a yapılan kültür gezisinde büyük ivme kazanmıştı. Büyükşehir belediye  Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında çok sayıda üst düzey yönetici Gürcistan’a giderek tarihi ve turistik yerleri gezip yetkililerle görüşmüştü.

KOCAELİ HEYETİ’NİN GÜRCİSTAN TURU

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti.Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu.4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.

KOCAELİ’DEN GÜRCİSTAN’A DEVRİ ALEM

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Gürcistan kültür gezisinde Gürcistan ve Acara’da çok önemli araştırmalar yapıp belgesel program çektik.Belediye Başkanları ve meclis üyeleriyle söyleşiler yapıp, Gürcistan’lı yetkililerle de görüşmeler yaparak “Kocaeli’den Gürcistan’a Devri Alem” adıyla belgesel program hazırladık. Gürcistan belgeseli TGRT Belgesel TV, TV 5, Kocaeli TV başta olmak üzere bir çok ulusal ve bölgesel TV kanalında yayınlandı.

  Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu gezisinden sonra Türk ve Gürcü dostluğu daha da gelişmiş, başta GOSB olmak üzere Kocaeli bölgesinde ki sanayiciler Gürcistan’da incelmeme ve araştırma gezilerine katılmışlardı.

   Kocaeli büyükşehir belediyesinin Gürcistan gezisine gazeteci ve belgeselci olarak katılmış, geziyi başlı başına devri Alem belgeseli haline getirerek bir çok TV kanalında yayınlanmasına imkan sağlamıştım. Gürcistan’da Devri Alem adlı programımız büyük ilgi görmüştü.

GÜRCİSTAN TÜRK DOSTLUĞU’NA KATKI

Gazetemizin dünkü sayısında bu köşede yer aldığı gibi Devri Alem programı olarak Gürcistan Türk dostluğuna katkıda bulunacak programlar hazırlayıp TV kanallarında yayınlatmaktayız. Bu çerçevede Gürcistan-Acara Kültür Bakanlığı yetkilileri ve Türkiye’nin Batum Başkonsolosu ile yaptığımız özel söyleşi ve röportajlar gazetemiz bünyesinde yayınlanan www.gebzegazetesi.com sitesinde ki Gebze Gazetesi TV’de geniş şekilde yayınlanmakta.

Gürcistan-Türk dostluğu sadece iki ülke değil, bölge içinde önemli. Gürcistan’ın Rusya ile ilişkilerini düzeltmesinden Türkiye’de ekonomik ve siyasi olarak kazanım elde edecektir. Bugün sadece nüfus kağıdıyla seyahat etme imkanımız olan Gürcistan, Türkiye içinde çok anlam ifade etmekte, Batum hava sahası Türkiye’nin iç hat uçuşlarına da açık bulunmakta. Bu yazımız ve TV programlarımızla Türk-Gürcistan dostluğuna katkıda bulunabiliyorsak ne mutlu bize. 

Türk Gürcü dostluğu gelişiyor

İsmail Kahraman’ın Kalemi Sercan Atalay’ın objektifi ve Murat Aykan’ın organizasyonunda Gebze’den Gürcistan’a Devri Alem

Dünya haritasına baktığımızda Türkiye çok önemli konuma sahip. Üç tarafı denizlerle çevrili, Asya ve Avrupa kıtalarının geçiş noktası, Orta Asya, Kafkaslar, Rusya, Balkanlar, Akdeniz ve Ortadoğu’nun tam merkezinde, dünyanın hızla gelişen büyüyen çok önemli bir ülkesi.

Türkiye’nin büyüklüğünü ve geliştiğini yurt dışına çıktığınızda anlıyorsunuz. Dünyanın 70’den fazla ülkesini gezmiş, Türkiye’nin il ve ilçelerinde belgesel çekerek Türkiye’yi çok yakından tanımış birisi omlara, Türkiye’de yaşayanların çok şanslı olduğunu ifade etmek isterim. Türkiye’nin doğalgazı ve petrolü yok ama her şeyden daha değerli genç, çalışkan ve hizmet üreten gençleri var. Türkiye’yi de güçlü yapan bu insan kaynağı. Türkiye’nin kıymetini bilmek için yurt dışına çıkıp yurt dışından Türkiye’ye bakmak gerekiyor.

Geçen hafta değerli dostum işadamı Murat Aykan Beyin organizasyonu ile Artvin’den Gürcistan’a geçtik. Daha öncede Murat Bey ile Gürcistan’ın Ahıska, Tiflis ve Batum bölgesini gezmiştik. 2009’dan 2012’ya Gürcistan’da çok şeyin değiştiğine şahitlik yaptık. Gezimizin Gürcistan’daki seçimlerden hemen sonra gelmesi Gürcistan’daki demokratik değişiminde ne kadar hızlı gerçekleştiğini bizi gösterdi.

Belgesel Yayıncılık ve Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak Türkiye – Gürcistan dostluk ilişkilerini yakından görmek için geçtiğimiz hafta Gürcistan’a gittik. Gürcistan’a gitmeden önce Tiflis Büyükelçiliği ve Türkiye’nin Batum Başkonsolosluğu’na Batum ve Acara Özerk Cumhuriyeti’nin tarihi, kültürü ve turizmi hakkında çekimler yapacağımızı anlatan bir yazı gönderdik ve kısa sürede Batum Başkonsolosluğu yetkililerinin bizi karşılayacağına dair olumlu bir dönüş aldık.

Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden hazırlıklarımızı tamamlayarak geçtiğimiz haftalarda seçim yaşayan Gürcistan’a gitmek üzere yola koyulduk. Daha önce Ekim 2009’da gittiğimiz Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti’ne bu kez Gebzeli işadamı Murat Aykan ile birlikte gittik. Artvin – Hopa karayolu üzerinden Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yaptık.3 yılda Gürcistan’ın çok değiştiğini daha Sarp sınır kapısından adım atarken anladık. İlk kez geldiğimizde Sarp sınır kapısından geçmek için pasaport gerekliydi. Ama artık Ulusal kimlik kartı ve giriş ücreti olarak 1 TL vermek yeterli.

Gürcistan sınırına adım attığımızda ilk işimiz Batum Başkonsolosluğu’na gitmek oldu. Sarp sınır kapısında Mercedes marka arabasıyla şoförlük yapan ve Türkçe adı Muhammed asıl adı Malhas Horava olan Sarplı şoför bizi Acara Özerk Cumhuriyeti’nin merkezine götürdü. Yolculuk sırasında Horava bize çok ilginç bilgiler verdi. 19 yaşındaki oğlunun Dilovası Demirciler köyünde çalıştığını ve Gebze bölgesindeki yaklaşık 10 köyde Gürcü vatandaşının çalıştığını belirtti. Kendisinin de daha önce Türkiye’ye çalışmak üzere geldiğini ancak yakın zamanda yürürlüğe giren çalışma yasası gereğince gelemediğini ifade etti.

1 MİLYON TÜRK ZİYARET EDİYOR

Bugün 500 bin nüfuslu Acara’da % 65 Müslüman yaşamakta. Acara’ya günlük 4 – 5 bin yazın ise 10 bin Türk vatandaşı giriş çıkış yapıyor. Yıl boyunca toplam ziyaret sayısı ise 1 Milyon Türk’e ulaşıyor. İnşaat ve gıda sektörü nedeniyle daimi yaşayan Türk vatandaşımız ise 2 bin civarında. Türkiye’de ise iş yasası gereği Gürcü vatandaşlar 3 ve 6 ay olarak süreli bulunmakta. Gürcü vatandaşların Türkiye’de devamlı yaşaması ve çalışması için çalışma izni gerekli. Böylece kayıt dışı çalışmanın önüne geçilmiş olunmakta.

Yağışlı mevsimde Çoruh havzasında yol alarak sonunda Batum Başkonsolosluğu’na varıyoruz. Burada sıcak bir ilgi karşılanıyoruz. Batum Başkonsolos yardımcısı ile sohbet edip çayımızı içtikten sonra bize eşlik eden yetkili arkadaş ile Acara Özerk Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’na hareket ediyoruz. Gemi mühendisi olan yetkili arkadaş aslen Artvinli olup, 1991 yılından beri Batum’da kalıyormuş. Kısa bir yolculuktan sonra Acara Özerk Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’na varıyoruz. Burada bizi Gürcistan Acara Eğitimden sorumlu Bakan Yardımcısı Aida ABUSERİDZE ve kültürden sorumlu daire başkanı karşılıyor. Konsolosluktaki yetkili arkadaşın bize tercümanlık yapmasıyla bakan yardımcısı ve daire başkanı ile söyleşi yaptık.

KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DESTEK SÖZÜ

Bakan Yardımcısı Aida ABUSERİDZE, Türkiye’den birçok yapımcı ve yönetmenin dizi, film, belgesel ve TV programı için Acara bölgesine geldiğini, kendilerinin de geniş bir kadro ile yardımcı olduğunu belirterek, bu çalışmaların Gürcistan televizyonlarında yayınlandığı söyledi. ABUSERİDZE; “ Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğunu, tarihi, kültürel ve sosyal anlamda her türlü desteği verdiklerini ve vereceklerini Devr-i Alem kameralarına söyledi. ABUSERİDZE’nin kızının ise Ankara Gazi üniversitesinde okuduğunu ve kendisinin de Batum Başkonsolosluğunda Türkçe dil eğitimi almaya devam edeceğini öğrendik.

Kültürden dairesinden sorumlu başkan ise Türkiye’ye daha önce gittiğini, gittiği illerde misafirperver Türk halkının yakın ilgi gösterdiğini ve çok şaşırdığını dile getirerek, bugüne kadar birçok ortak çalışmamızın olduğunu ve bunların devam edeceğini ifade etti.

Bizde Devr-i Alem ekibi olarak Türk – Gürcü dostluğunun devam etmesini temini ederek, Belgesel Yayıncılık tarafından hazırlanan bilim, sanayi, tarih, kültür ve turizm de marka şehir Kocaeli kitap ve belgeselini hediye ettik.

İKİ ÜLKE ARASINDA İLİŞKİLER GELİŞTİ

Batum Başkonsolosluğu’na tekrar yetkili arkadaşla geri dönerek Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Engin Arıkan ile Türkiye – Gürcistan münasebetleri üzerine röportaj yaptık. Engin Arıkan; “ Batum Türkiye’nin yanında çok hızlı gelişen bir kent. Yaklaşık 20 yıl önce aramızda duvarlar vardı ve Sovyetler birliğinin içindeydik. Aynı şekilde Gürcistan’da öyleydi. O zamandan bu yana Gürcistan kendi içinde birçok değişim ve dönüşüm yaşadı. Ve son dönemde Türkiye – Gürcistan ilişkileri çok iyi. 10 Aralık 2011 yasa tasarısıyla vizeyi bir yana bırakın Ulusal kimlik kartınızla Gürcistan’a giriş çıkış yapılabiliyor. İki ülke arasında iş ve turizm açısından büyük hareketlilik var. Vatandaşlarımız otobüs veya tur şirketleri ile öğretmen olsun memur olsun hafta sonu Batum’a turistik gezme amaçlı olarak geliyorlar. Türkiye’nin diğer civar yerlerinde böyle bir şey yok. Türkiye’nin kara sınır kapısında bu kadar hızla büyüyen başka bir yerleşim yeri yok. Bu gelişim ve büyümede işadamlarının ilgisi ve yatırım fırsatları etkili oldu. Geçen hafta Gürcistan’da seçim oldu ve çok demokratik bir ortam gerçekleşti. Bu seçimi Türkiye Dış İşleri Bakanlığımızca onaylayan bir açıklama geldi. Gürcistan bu seçimi çok olgun bir şekilde gerçekleştirdi. Türkiye ve Gürcistan arasındaki iş, insani, kültürel ve tarihi ilişkiler çok ilerledi ve bu bizim çok önemli. Batum turistik bir şehir ve turizm şehri olma yolunda vizyonunu ortaya koydu. Her hafta sonu bir TV kanalı çekim yapmaya geliyor ve film çekiyorlar. Bizde Türkiye – Gürcistan ilişkilerinin gelişerek büyümesi yönünde görevliyiz. Batum gittikçe bir cazibe merkezi haline geliyor” dedi.

Bizde Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak Başkonsolos Arıkan’a Devr-i Alem belgesel ve kitap çalışmalarından hediye ettik. Batum Başkonsolosluğu’ndan ayrılırken şehir merkezi ve Çoruh nehri üzerindeki köprüden bir dizi çekim yaparak tarihe not düşüp, zamana noterlik yaptık. Batum Acara Özerk Cumhuriyeti ziyaretimizi ile ilgili fotoğraf ve görüntüler www.gebzegazetesi.com.tr, Gebze Gazetesi TV, www.belgeselyayincilik.com ve Belgesel TV’de.

TÜRKİYE’NİN SARP SINIR KAPISINA DİKKAT

Türkiye’nin Sarp Sınır Kapısından Gürcistan’a girerken çok yoğun bir kuyruk ve trafik yaşandığını gördüm. Çıkışta da aynı yoğunluk vardı. Gürcistan tarafında ise yoğunluk ve trafik yaşanmadan çok rahat giriş çıkış yaptık. Gümrüklerden sorumlu Sayın Bakan Hayati Yazıcı Bey’den Sarp Sınır kapısı ile ilgilenmesini istiyorum. Memur eksikliği giderilmeli. İnsanlar kuyruklarda çile çekmemeli. Sarp Sınır kapısındaki yoğunluk ve trafik gerçekten Türkiye’ye yakışmıyordu. Gişelerde görevli memurlar cansiperane çalışsa da kuyruklar artarak devam ediyor. Bu sorun mutlaka çözülmeli.

Evet, sonuç olarak Gürcistan’da bir seçim yapıldı. Demokrasinin çok güzel bir örneği olarak yönetim değişti. Daha önceki Sakaaşvili yönetimi Amerika ve Batı ile işbirliği içindeydi. Rusya’ya karşı oldukça mesafeliydi. Yeni gelen yönetim hem batı, hem Amerika ama en önemlisi komşusu Rusya ile de işbirliği için adımlar atacağı söyleniyor. Rusya’nın Gürcistan ile işbirliği yapması Türkiye’nin de menfaatine. Yakın bir gelecekte Gürcistan Rusya sınır kapısı açılacak. Bu yol üzerinden Karadeniz´e çok sayıda Rus turist de gelmiş olacak. Gürcistan’ın yeni yönetimine başarılar diliyorum.

İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasından Batum’dan Tiflis’e Gürcistan’da Devr-i Alem

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak katıldım.Gebze, Dilovası, Körfez, Gölcük, Kandıra ve Kartepe belediye başkanları ve büyükşehir nelediyesi meclis üyeleri ile Batum, Kuteysi ve Gürcistan’nın başkenti Tiflis’i birlikte gezerek belgesel çekimi yaptım.Gürcistan’da Devr-i Alem belgeseli önümüzdeki günlerde  TGRT, TV 5 ve Kocaeli TV başta olmak üzre birçok TV kanalında yayınlanacak.Sizler bu satırları okuduğunuz sırada, ben Türklerin  Avrupa ülkelerine işçi olarak gidişinin 50. yılı toplantılarına katılmak üzere Almanya’da olacağım.Gürcistan’da Devr-i Alem diyerek sizleri Gürcistan’a götürelim.

GÜRCİSTAN’A 3 KEZ  GİTTİM

Gürcistan’a yine yol gözüktü.2009 ve 2010’un ekim aylarında Artvin, Ardahan, Posof üzerinden Ahıska’dan Gürcistan’a girmiştik. Bu kez hava yolu ile Gürcistan’a gideceğiz.Devr-i Alem Belgesel TV program yapımcısı olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Gürcistan davetini aldığımda Ahıska’dan Batum’a, Tiflis’ten Kutaisi’ye Gürcistan bir kez daha gözümün önünde canlandı.THY’nin Gürcistan-Batum seferini yapan uçağına binerek, Gürcistan’a doğru yola çıktık.21-24 Eylül 2011 tarihlerinde yapacağımız Gürcistan gezisi için uçağımız Karadeniz semalarından kartal kanatlı bir kuş gibi Gürcistan’a doğru süzülürken, Zonguldak’tan Sinop’a, Samsun’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a, Rize’den Hopa’ya Karadeniz sahillerini seyrettim.1,5 saatlik uçak yolculuğunda Gürcistan ve Batum’un tarihini düşünüp, Ahıska Türkleri ve Acara Müslümanlarının geçmişini inceleyerek, okuyarak yolculuğuma devam ettim.Batum hava limanına indiğimde kendimi sanki Karadeniz’in herhangi bir ilinde buldum.Yemyeşil vadiler, dumanlı dağlar, sonbaharın meltemini ılık ılık estiği güzelim hava.Batum hava alanında ki gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’da kalacağımız otele yerleştik.18 katlı otelin sekizinci katından Batum şehrini, doğal Batum limanını ve Acara dağlarını seyrederken, 400 yıl Osmanlı medeniyetinde kalan Batum ve Acara Müslümanları hatırıma geldi.Batum tarihi her bakımdan çok önemli.Batum ve Acara bölgesi acıların, sıkıntıların harmoni olduğu ve acı olayların yaşandığı coğrafya.

BATUM’DA GECE MANZARALARI

Üçüncü kez Batum’dayım.Üç yıl içinde çok şeyler değişmiş.350 bin nüfuslu Acara Bölgesi’nin başkenti Batum’da 130 bin kişi yaşıyor. Yüzde elliden fazlası Müslüman.Bir zamanlar nüfusunun yüzde sekseni Müslüman’dı bu bölgenin.Yavuz Sultan Selim ve Kanunu Sultan Süleyman döneminde burası Osmanlı devletine katılmıştı. Sadece Batum’da 15’ten fazla camii vardı.Ruslar buraları yakıp yıkmışlar.15 caminin 14’ünü yok etmişler.Güneş, Karadeniz üzerinden muhteşem görüntüsüyle veda ederken, ben de otelin sekizinci katından Batum’da geçmişin nazlı yadigarı olarak Osmanlı’nın tek mirası Batum orta Cami’nin minaresini ve ihtişamlı Osmanlı kültür mirasını düşünüyordum.Güneşin kızıllıkları altında Batum şehri, Acara dağları ve Karadeniz sahilleri bir ressamın fırçasından çıkan muhteşem  tabloyu andırıyordu.

Batum sadece 5 yıl önce sabah ve akşamları yarımşar saat elektriğin verildiği  bir yerdi.Kaldığımız otel yeni yapılmış.Dünyanın ünlü markaları Batum’a otel yapma yarışında.Batum’a yakın bir gelecekte 25 civarında 5 yıldızlı otel yapılacakmış.Edindiğimiz bilgiye göre Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, İran ve Türkiye’den yoğun bir turist akını var.Ciddi bir şekilde çalışmalar devam ediyor.Büyük bir kalkınma hamlesi var. Bir turizm kenti olan Batum muhteşem ışık gösterileri, fıskiyeler, havuzlar, sahil düzenlemesi ve bir turizm şehrinde bulunması gereken her şeyin bulunduğu bir şehir.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında ki 85 kişilik grupla Batum şehrinde gece yürüyüşü yapıp adeta ışıktan bir tabloyu andıran değişik renkte ki ışıklarla muhteşem manzarayı seyredip kaldığımız otele gittik.Ertesi gün ise Batum şehrini adım adım gezeceğiz.

BATUM’DA NELER OLUYOR? 

5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 800 bin civarında Müslüman yaşıyor.Müslümanlar geçmişte büyük sıkıntılar yaşamışlar.93 harbinde 250 bin Acaralı Müslüman çeşitli oyunlarla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırkakılmış.50 bin Acaralı yollarda ölmüş.Bugün  Türkiye’de 2 milyondan fazla Acara kökenli Türk vatandaşı var. Bunların çoğu da Kocaeli bölgesinde.Ama Türkiye’de yaşayan Acaralılar’ın maalesef Gürcistan’da ki akrabalarıyla fazla bir ilişkisi yok.Batum’da beni en çok duygulandıran Kocaeli kamuoyunun yakından tanıdığı Başiskele Belediyesi meclis üyesi Faik Çakıroğlu’nun 165 yıl önce ki akrabalarıyla buluşması oldu.Bu buluşmayı belgesel görüntülerle tarihe not düştük.Bugün Acara’da çok büyük oyunlar oynanıyor.Ruslar geçmişte bir oldu bittiyle 250 bin Acaralıyı Batum’dan sürmüşlerdi.Bugün geride kalanların yerlerine ise Rum ve Ermeni sermayeli bankalar el koymaya çalışıyorlar. Gürcistan’da Ermeni ve Yahudi lobisi oldukça etkili.Batum’da ki belgesel çekimlerinden sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geçtik. Tiflis’te İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı dönemiyle ilgili araştırmalar yaptık.Büyükelçilik ve TİKA yetkilileriyle görüşmeler yaptık.Gürcistan’da yaşayan Acaralı ve Azeri Türklerle konuştum.

BATUM BOTANİK PARKTAYIZ

Tarihler 22 Eylül 2011. Batum’da şehir gezimize başlıyoruz.Her yer şantiye gibi.Devasa binalar, yol yapım çalışmaları, sahil düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor.Kaldığımız otelin hemen yanı başında 1920’li yıllardan beri açık olan Türkiye’nin Tiflis Baş konsolosluğuna gidiyorum.Başkonsolos yetkilileri henüz makama gelmemişler.Şoför ve emniyet görevlisi gibi yetkililerle görüşüyorum. Sadece Batum’da yüzden fazla Türk işadamı iş yeri açmış, ticaret yapıyor.Her gün yüzlerce Türk vatandaşı Sarp sınır kapısından Batum’a gelip gidiyor.Türkiye ile Gürcistan arasında petrol ürünleri fiyatı neredeyse yüzde elli civarında ucuz.Her gün yüzlerce Türk tırı Orta Asya, Kafkaslar ve Ermenistan bölgesine mal taşıyorlar. Yetkililerin ifadesine göre yıl da 300 binden fazla Türk tırı Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yapıyormuş.Türkiye’nin garantörlük hakkı bulunan Acara bölgesi ile ilgili devlet ve Türk sivil toplum örgütleri önemli çalışmalar yapıyor.Türkçe kurs veren kurslar açılmış. 20’ye yakın Türk yetkili Batum Başkonsolosluğu’nda görev yapıyor. Bu bilgileri aldıktan sonra botanik parka gidiyoruz.Akü ile çalışan araca binerek botanik parkı gezmeye başlıyoruz.Emvaye çeşit ağaç, çiçek, meyve, bitki türünün yer aldığı botanik park adeta yalancı cennet gibi.Vadiler, asırlık ağaçlar, yöreye özgü bitki çeşitleri gezenlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Park Sovyet Rusya döneminde yapılmış.Batum şehrine çok yakın.Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistler burayı geziyorlar.Özellikle Avrupalı yaşlı turistler bastonlarla parkı gezmeleri dikkatimizi çekiyor.Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu belediye başkanlarını kendi kullandığı akülü araba da gezdiriyor.Botanik parkla ilgili geziye katılan belediye başkanları ve başkanların hanımlarından görüş alarak gezimizi tamamlıyoruz.

BATUM  BAŞ MÜFTÜ YANDIMCISI İLE GÖRÜŞÜYORUZ.

130 bin insanın yaşadığı çoğu Müslüman Batum’da sadece bir cami var.Şehir merkezin de Osmanlı mimarisiyle yapılan Batum Orta Camii elif misali minaresi ve içerisinde ki muhteşem kalem işi süslemeleriyle abidevi bir eser.Caminin kapısı ise ayrı bir sanat harikası.Acaralı yaşlı Müslümanların adeta birbiriyle buluşma noktası olan cami bir huzur adası.Türkiye’nin bir çok yerinden turistler de buraya geliyor.Acaralı Müslümanlarla sohbet edip caminin içerisinde çekimler yapıyoruz.Gürcistan baş müftü yardımcısı ile özel röportaj yapıp Gürcistan Müslümanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler alıyoruz. Samimi ve içten açıklamalar yapan Baş Müftü yardımcısı bölgede Müslümanlığın hızla arttığını söylüyor.Çok samimi ve sıcak ilgi gösteren Gürcistan Baş Müftü yardımcısı Gürcistan devletinin yakın ilgi alaka gösterdiğini ve Müslümanlara baskı yapmadığını, çok rahat ettiklerini açıklıyor.Acaralı Müslümanlarla Orta Cami’de öğlen namazını birlikte eda ediyor ve Acara’ya veda ediyoruz.

KUTAYSİ ŞEHRİNE GİDİYORUZ

Acara’ya Batum’dan veda ederek ayrılıyoruz.Yemyeşil ağaçlar, mısır tarlaları ve fındık bahçeleri arasından geçiyoruz.Yol üzerinde tipik Gürcistan evleri ve insanlar bizlere uzaktan el sallıyorlar. Kabuleti şehrini geçerken bale salonu yapılan Kabuleti caminin mahsun ve garip haline üzülmeden edemiyoruz.Çoraki nehri üzerinde bir zamanlar Tiflis-Batum arasında ki demiryolunun bulunduğu köprüden geçerken milli mücadelenin önemli kahramanlarından Giresunlu Topal Osman hatırımıza geliyor.Topal Osman bir grup gönüllü askeriyle çürük su köprüsü diye anılan Çoraki nehri üzerinde ki demiryolu köprüsünü bombalayarak havaya uçuruyor.Acara’yı, Batum’u ele geçirmek üzere bölgeye gelen Ermeniler’e fırsat tanımıyordu.Geçmişten günümüze Ermeniler, Acara üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar.Yetkililerden edindiğimiz bilgiye göre değişik yöntemler uygulayan Ermeni lobisi ve Yahudiler Acara’da toprak satın almaya ve mülk edinmeye devam ediyorlar.Bize verilen bilgiler yanlış değilse üç tane İsrailli Yahudi Bakanı’nın Batum’da yazlık villası olduğu söyleniyor.Saatler süren yeşil vadiler, düz ovalardan geçerek bir zamanlar Gürcistan krallığına başkentlik yapan Kutaysi şehrine geliyoruz.Güneş batmak üzere.Kutaysi şehrinde Rus döneminden kalan dev fabrikalar harabe halde.Fabrika enkazları Gürcistan ekonomisinin içinde bulunduğu durumu da gösteriyor.Düz ovada büyük bir şehir Kutaysi.Küçücük dükkanlar, yol üzerinde meyve, sebze ve hediyelik eşya satışı yapan Gürcüler hayata tutunmaya çalışıyorlar.Kolay değil… Son 20 yılda Gürcistan birkaç savaşı birden yaşadı.İç savaş, Abhazya savaşı, Güney Osetya ve son olarak Rusların Poti limanı ve Gori şehrini bombalamaları hatta başkent Tiflis’e birkaç bomba atmasına rağmen Gürcistan var olma mücadelesi veriyor.Asırlık meşe ağaçları içerisinde ki Gürcistan mimarisiyle yapılan tipik bir ahşap restoran da Gürcistan’da Hapaçuri(peynirli ekmek) yemeğini yiyerek, yorgunluk atıp Tiflis’e gitmek üzere tekrar yola çıkıyoruz.

 GÜRCİSTAN’IN BAŞKENTİ TİFLİS’DEYİZ

Yollar uzadıkça uzuyor.Dar, engebeli, zaman zaman keskin virajlı tehlikeli yollardan geçiyoruz.Batum-Gürcistan arası 400 km. Ancak yıl kötü olduğu için saatlerdir yoldayız.Tehlikeli yollardan geçerek gece geç vakitlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geliyoruz. Ardahan dağlarından doğup, Ermenistan ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i ikiye bölen Kura nehri adeta Tiflis’in can damarı.Kura nehri kenarında ki otelimize yerleşiyoruz.Otelin penceresinden Tiflis’in gece manzarasını seyrediyorum.Tiflis ışıklar şehri.Rusya döneminde istihbarat kulesi olarak yapılmış, 300 metreye yakın yükseklikte ki televizyon kulesi adeta bir ışık topunu andırıyor.Muhteşem manzarasıyla bu kule geçmişin korkulu rüyası değil, bugünün güzel Gürcistan’ını sembolize ediyor.

Sabah erken Gürcistan’da güneş doğumunu otelin 16. katında ki odamdan hem seyrediyor hem de kamera kayıtlarına alarak belgeselleştiriyorum.Kura nehri nazlı nazlı akarken Tiflis’te dikkatimi Ortadoks kiliseleri ve katedraller çekiyor.Balkanlar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesi Tiflis’te.1995 yılında ki Abhazya savaşından sonra dünyada ki hristiyan örgütlerin büyük desteği ile yapılmış Kilis’e, sadece Gürcistan’a değil tam anlamıyla Kafkaslar’a hükmedercesine  yapılmış.Otelin penceresinden Tiflis şehrini Akşam’ın geç vakitlerinde  seyrederken tarihi geçmiş, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokan  Cemal, Enver ve Talat  paşalar hatırıma geliyordu.

CEMAL PAŞAYI TİFLİS’DE KİM ÖLDÜRDÜ ?

Tiflis,  Osmanlı-Türk tarihi için çok önemli.İttihat  ve Terakki’nin 3 önemli isminden biri olan Cemal  Paşa  21 Temmuz  1922’de  saat 22.30’da  Tiflis’deki Rus gizli servisi binasının yakının da Büyük Petro caddesin’de bir suikast sonucu öldürülmüştü.Cemal paşa Osmanlı’nın  donanma komutanıydı.Osmanlı’yı savaşa sokan 3 önemli isimden birisiydi.Basın ve yayın organların da  Cemal Paşa’nın   Tiflis’de  öldürülmesi  şu şekilde yer almıştı.

    *Cemal Paşa Yukovski Sokağı’nda neden öldürüldü?

…” Tarihler  21 Temmuz 1922. Yer  Tiflis.Saat 22.30 civarında  Cemal Paşa  yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle Tiflis’de kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski sokağı’nın köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.

Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu.İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı.Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı.Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.

O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı.Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı.Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. …”

Yine  dönemin basın yayın organları Cemal paşa suikastı ile ilgili şu bilgileri yazacaktır.“İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu. 28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu…”

Bugün acaba kaç kişi Cemal paşa’nın Tiflis’de, Enver Paşa’nın  Amuderya yakınlarında, Pamir dağlarında ve Talat Paşanın da  Almanya’nın başkenti Berlin’de  Rus  derin devleti’ nin sinsi ve gizli planları ile Ermenilere öldürtüldüğünü biliyor?Aslın’da gerçek katiller Rus KGB ajanları.Tiflis’de kaldığım otelin 16. katındaki penceresinden Tiflis caddeleri ve Kura nehrini seyrederken  pencereden  esen  sonbahar rüzgarı beni tarihin derinliklerinden  alıp çıkarıyordu.Ve “tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” sözünü bir kez daha  hatırılıyorum.

TİFLİS’İ TEPEDEN SEYRETMEK

Tiflis’te ilk durağımız Tiflis’e hakim Tiflis kulesinin bulunduğu yer oluyor.Buradan Tiflis’i doya doya seyrettikten sonra Gürcü anası heykelinin bulunduğu Tiflis’te ki Selçuklu kalesini geziyoruz.Selçuklu kalesi yer yer yıkılsa da geçmişin nazlı yadigarı.Gürcü anası Tamara 1200‘lü yıllarda Gürcistan prensesi olarak Gürcistan’ı yönetmiş, tarihi kaynaklardan ise Tamara’nın Kıpçak Türk’ü beyinin kızı olduğunu öğreniyoruz.Kıpçaklar ve Kumanlar asker olarak Gürcistan kralları yanında görev yapmışlar.Tiflis bir çok kez el değiştirmiş. Selçuklu ve İslam eserlerinden iz kalmasa da Tiflis kalesi her haliyle Selçukludan çok şeyler söylüyor.

TİFLİS’TE CUMA NAMAZI

Dünyanın bir çok yerinde Cuma namazı kılıp, bayram kültürünü yaşadım.Beni en çok duygulandıran Cuma namazlarından birisini de Tiflis kalesi eteklerinde ki tarihi Tiflis camiinde yaşadım.Tiflis camii tipik minaresi, kırmızı tuğladan yapılan duvarlarıyla İslam medeniyetinin Tiflis’e vurduğu bir mühür olarak tüm ihtişamıyla karşımızda.Bir zamanlar Sünni ve Şii Müslümanlar bu camide ayrı ayrı namaz kılıyorlardı.Camide iki mihrap ve iki minber vardı. Bugün ortada ki duvar açılmış namazlar Sünni inanca göre kılınıyor.Cuma namazı kılmak için camideyiz.Cuma ezanları bile dışarıdan değil içeride okunuyor.İmamın Azeri Türkçesiyle okuduğu hutbe gönlümüzü coşturuyor.Adeta bir şiir gibi hutbe okuyan İmam Kur’an-ı Kerim’in öneminden ve İslam kardeşliğinden söz ediyor.Cuma namazımızı Acaralı, Azeri, Gürcü ve Türk Müslümanlarla birlikte eda ediyoruz.Caminin çevresinde büyük bir inşaat faaliyeti var.Caminin hemen yanı başında küçük bir odada bir cenaze olduğu söz ediliyor. Kameramı alarak cenazenin bulunduğu yere doğru giriyorum.Yüzü açık, makyajlanmış cenaze siyahlar giymiş birkaç kadın tarafından ziyaret ediliyor.Muhtemelen cenaze namazı kılmak üzere getirilen bir cenaze.Tam çekim yaparken cenazenin yüzü kapatılıyor.Bazıları cenazenin bir Hıristiyan aileye mensup olduğunu söylüyorlar.Ancak Gürcistan’da cenaze kültürü çok enteresan.Gürcüler cenazeleri 7 gün mumyalayarak bekletiyorlar.Ve 7 gün boyunca cenaze sahibi cenazeyi ziyarete gelenlere ziyafet veriyor.Şaraplar içiliyor ve cenaze sahibi çok büyük masraflar etmek zorunda kalıyor.Bu sadece Gürcülere ait bir gelenek değil, Orta Asya ve Kafkasya da bu gelenek hala yaşatılıyor.Müslümanların da bu gelenekleri kısmen yaşattıkları bilinmekte.

Tiflis caminin yanında ki Selçuklu ve İran dönemine ait eserler olan hamam, kültür merkezi, tipik mimarisi ve muhteşem kapılarıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Kale ve Camii Hamam’ın bulunduğu meydandan muhteşem gözüküyor.Çınar ağaçları altında Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in heykeli dikkatimizi çekiyor. Buradan Kura nehri kenarında Gürcü yemeklerinin yendiği restoranta gidiyoruz.Hamur işi yemekler, fasulyeden yapılan soslar, haşlanmış mantarlar, peynir, fasulye ve patatesli pideler ve salatalarıyla Gürcü mutfağı hem gözümüze hem gönlümüze hitap ediyor.Kura nehrinin çağlayarak aktığı yerde kurulu bu restaurantı ve Gürcistan yemek kültürüyle ilgili belgesel görüntüleri çekiyoruz.Kocaeli heyeti afiyetle yemeklerini yerken bir taraftan da Kura nehrini doya doya seyrediyorlar.Yemekten sonra Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesine gidiyoruz.Kilise 1995 yılında yapılmış.Sadece Tiflis’e değil tüm Kafkaslara adeta hükmedercesine yapılan kilisenin içerisinde papazlar ayin yapıyor.Genç ve yaşlı Gürcüler ile dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Hıristiyanlar ayinlerini yaparken, kilise de görevli siyah elbiseli, siyah uzun sakallı ve siyah külahlı papazlar ayin yapan Hıristiyanlarla yakından ilgileniyorlar.Papazlarla belgesel çekimi isteğimiz olumlu karşılanıyor.Orta yaşlı bir papazdan kilise ve Gürcistan’da ki Hıristiyanlarla ilgili bilgiler alarak otelimize dönüyoruz.

 TİKA GÜRCİSTAN KOORDİNATÖRLÜĞÜNDEYİZ

Gürcistan’da şimdi ki durağımız Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı TİKA’nın Gürcistan direktörlüğü oluyor.Koordinatör Resul Durmaz bey bizleri karşılıyor.Kendisiyle daha önce Gürcistan’a geldiğimde belgeseller çekmiştim.Bizlerle yakından ilgilenip sohbet ediyor.Acaralı Müslüman olan film yapımcısı ve senarist Zurap bey ile tanışıyoruz.Zurap bey Acara bölgesinde Rusların yaptığı mezalimle ilgili çok önemli bilgiler vererek, 93 harbinde Acara’dan sürülen 250 bin Acaralı Müslüman’ın dramını film yapmak istediğini, bu konuda Türkiye devleti ve TRT’den destek istediğini açıklıyor.Zurap bey ile özel bir söyleşi yaparak, yaptığı açıklamaları belgesel olarak kaydediyoruz.Zurap beyin ifadesine göre 1878 ile 1911 yılları arasında Rusların sinsi plan ve tezgahı ile 250 bin Acara’lı Müslüman’ın bölgeden çıkartılıp Türkiye’ye göç ettirildiğini, 50 bin Müslüman’ın ise yollarda öldüğünü bilgi ve belgeleriyle açıklıyor. Ruslar, Acara’da bir köyde 400 Müslüman genç, çocuk ve yaşlıyı bir camide toplayarak yaktığını gösteren arşiv belgeleri olduğunu, bu zulmün asıl amacının bölgeden Müslümanları çıkartarak Ermenileri bölgeye yerleştirmek olduğunu açıklıyor.Zurap bey elinde ki 1911 yılına ait çok önemli bilgi ve belgeler olduğunun altını çiziyor. Gerçekten çok önemli bir konu.Araştırılması ve üzerinde durulması gereken önemli bilgiler.

 GÜRCİSTAN TÜRK KOLEJİNDEYİZ

Gürcistan’da son akşamımız.Kocaeli heyeti Gürcistan Türk kolejinin davetlisi.Gürcistan da 11 Türk koleji ve bir de Uluslarası Karadeniz Üniversitesi bulunuyor.Binlerce Gürcü ve Azeri bu eğitim kurumlarında eğitim görüyor.Gürcistan Türk kolejinde bizleri okul yönetimi karışılıyor.Yemeğin şeref konuğu olan Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili’nin annesi Gülikaşvili ile yemekten sonra çaylarımızı içerken okul müdürü bizlere bilgiler veriyor.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu ve geziye katılan belediye başkanları açıklama yapıyor.Uluslarası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcısı da olan devlet başkanın annesi Güli kaşvili Türkçe olarak Gürcistan-Türkiye dostluğuna değiniyor.Güli kaşvali ile de Devr-i Alem programı olarak özel bir röportaj yapma imkanımız oluyor.Gülikaşvili’den Türkiye hakkında, Gürcü-Türk dostluğu ve Türk kadınıyla ilgili düşüncelerini öğreniyoruz.

 GÜRCİSTAN’A VEDA EDERKEN

Tarihler 24 Eylül 2011.Tiflis’te kaldığımız otelin 16. katında sabah saat 4 sıralarında İngilizce, Gürcüce ve Rusça yapılan korkunç alarm sistemiyle uyanıyoruz.5 dakika süren alarmda oteli terk etmemiz isteniyor.Büyük bir telaşla yatağımdan fırlıyorum ancak 16. kat…Biraz bekliyorum…Bir İngiliz turist ile koridorda karşılaşıyoruz, yanlış alarm olduğunu söylüyor ve no problem diyor. Tekrar odama çekilerek uyumaya çalışıyorum ama uyumak ne mümkün.

Sabah erken Kura nehrine hakim otelin terasından afiyetle kahvaltımızı yaparak gece yaşadığımız stres ve korkuyu bir kenara atıp güzel duygularla Gürcistan’a veda etmek istiyoruz.Tiflis’in ilk kurulduğu Miskhata şehrine gidiyoruz.Miskhata şehrinde ki tarihi kilisenin yeniden imar edilmesi ve tepelerde ki kiliseler bölgenin tam bir Hristiyan kültürü hakimiyeti altında olduğunu gösteriyor. Tipik gürcü mimarisiyle yapılmış evin önünde kokulu Karadeniz üzümü asmasından ev sahibinin izniyle doya doya kokulu üzüm yiyoruz.Üzüm ziyafetine Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve beraberindekiler de katılıyor.Afiyetle üzüm yedikten sonra Miskhata şehrinden hava limanına gitmek üzere yola çıkıyoruz.THY uçağı ile İstanbul’a gelmek üzere Gürcistan’a veda edip, bulutlu ve fırtınalı Kafkas dağlarını uçağımız türbülansa girip çıkarak geçiyor.Türk hava sahasına girdiğimizde içimiz ferahlıyor. Bulutsuz ve sakin bir hava da 2 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul Yeşilköy havalimanına geliyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Gürcistan kültür gezisi ile ilgili basında yer alan haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kocaeli Büyükşehir  Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu Başkanlığında ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’da dostluk köprüsü kurdu.

   *Kocaeli’den Gürcistan’a kültür çıkarması

Gürcistan’a giderek gönülleri fetheden Kocaeli heyeti önemli görüşmeler yaparak, iki ülke arasında ki tarihi ilişkilere vurgu yaptı ve dostluk köprüleri kurarak yurda geri döndü.

21-24 Eylül 2011 tarihlerinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile ilçe belediye başkanları Gebze’den Adnan Köşker, Dilovası’ndan Cemil Yaman, Kartepe’den Şükrü Karabacak, Körfez’den Yunus Pehlivan, Kandıra’dan Cengiz Kan, Gölcük’ten Mehmet Ellibeş ile büyükşehir meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum ile Tiflis’te kültür ve tarih gezisi yaptı.Heyet, Batum Belediye Başkanı, Başkonsolosu, TİKA Gürcistan Koordinatörlüğü ile Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin annesi ile görüşmeler yaparak Kocaeli hakkında bilgiler verdi.

KOCAELİ’DEN GÜRCİSTAN’A DEVRİ ALEM

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak katılan Gebze Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Koordinatörü İsmail Kahraman, Gürcistan ve Acara’da çok önemli araştırmalar yapıp belgesel program çekti.Belediye Başkanları ve meclis üyeleriyle söyleşiler yapan Kahraman Gürcistan’lı yetkililerle de görüşmeler yaparak “Kocaeli’den Gürcistan’a Devri Alem” adıyla belgesel program hazırladı.Montaj ve kurgu çalışmalarına başlanan Gürcistan belgeseli önümüzde ki haftalarda TGRT Belgesel TV, TV 5, Kocaeli TV başta olmak üzere bir çok ulusal ve bölgesel TV kanalında yayınlanacak.

 KBB’DEN  KOMŞU  ZİYARETİ

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti.Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu.4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.

 BATUM BELEDİYESİ’NE  DOSTLUK ZİYARETİ

Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyeleri ilk olarak Gürcistan’ın Özerk Acara Cumhuriyeti Batum Belediye Başkanı Robert Chkhaidze’ye konuk oldu.Başkan Karaosmanoğlu ile Kocaeli heyetini samimi bir havada karşılayan Chkhaidze, kendilerini Batum’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.Gürcistan ve Batum’da son yıllarda yaşanan hızlı değişimi aktaran Chkhaidze, Batum’da sundukları belediyecilik hizmetleriyle ilgili de bilgi verdi. Batum Belediye Başkanı Chkzaidze’ye kendilerini ağırlamalarından dolayı teşekkür eden Başkan Karaosmanoğlu da, geçmişe dayanan tarihi ve kültürel bağların yanı sıra Gürcistan’dan Kocaeli’ne yerleşen çok sayıda kişinin de bulunduğunu hatırlattı.

TÜRKİYE’NİN BATUM BAŞKONSOLOSU

Kocaeli heyeti, temasları çerçevesinde Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Ercan Özten’i de ziyaret etti.Kocaeli heyetini Batum da görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkonsolos Özten, Türkiye ile Gürcistan arasındaki ekonomik, sosyal, siyasi ve turistik ilişkilerle ilgili heyete bilgi verdi.1922 yılında kurulan Batum Başkonsolosluğu’nun Türkiye’nin en eski temsilciliklerinden biri olduğunu hatırlatan Özten, Batum da yaşanan hızlı gelişme ve Türkiye ile gelişen ilişkilere de değindi.

 TİFLİS’TE TÜRK OKULUNU ZİYARET

       Gürcistan’ın kültürel ve tarihi mekânlarını inceleyen büyükşehir meclisi üyeleri, Tiflis şehrinde yer alan bir Türk okulu olan Çağlar Eğitim Kurumları’nı da ziyaret etti.Kocaeli heyetini burada Çağlar Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Adem Önal’ın yanı sıra Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania da karşıladı.Uluslararası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcılığı görevini de üstlenen, Türk dostu olmasının yanı sıra Gürcistan’daki eğitim faaliyetlerini de yakından destekleyen Prof. Dr. Alasania, Başkan Karaosmanoğlu ve Kocaeli heyetine yakın ilgi gösterdi.

 SAAKAŞVİLİ’NİN TÜRK DOSTU ANNESİ

Ziyarette bir konuşma yapan Alasania, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin karşılıklı girişimlerinin Türkiye-Gürcistan arasındaki iyi ilişkiler ve dostluğun gelişmesine sunduğu katkıya değindi.Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania, Kocaeli heyetinin Gürcistan’a düzenlediği ziyaretin bu dostluğa katkı sunacağına inandığını söyledi ve teşekkürlerini iletti.

 DOSTLUK VE KARDEŞLİĞE KATKI

‘’Hanımefendiyi saygıyla selamlıyorum’’ diyerek sözlerine başlayan Başkan Karaosmanoğlu, ‘’Yurt dışındaki Türk okullarının dostluk, kardeşlik ve iletişimin artırılması noktasında büyük katkıları bulunuyor.Ayrıca bölgeye huzur, kardeşlik ve kalkınma getirecek adımların atılması bizi mutlu ediyor’’ ifadesini kullandı.Başkan Karaosmanoğlu ile belediye başkanları, buluşmada yaptıkları konuşmalarda Kocaeli’nde Gürcistan’dan gelen çok sayıda kişinin yaşadığını ve onların halen bu ülkede akrabalarının bulunduğunu hatırlattı.