Notice: wp_enqueue_script hatalı çağırıldı. Betikler ve stiller wp_enqueue_scripts, admin_enqueue_scripts, ya da login_enqueue_scripts kancalarından önce kayıt edilmemeli ya da sıraya alınmamalıdır. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 3.3.0 sürümünde eklendi.) in /home/belgesel/public_html/wp-includes/functions.php on line 4152
Mayıs 2014 – Belgesel Yayıncılık

Başkan Köşker tarih yazdı

Tarih ve kültüre hizmet etmek önemli bir olaydır. Binlerce yıllık kültür ve medeniyet tarihimizde önemli yeri olan Gebze Bölgesi’nin tarih ve kültür potansiyeli bir çok ilden daha büyük. Ancak, bu potansiyeli bir türlü ortaya çıkaramadık. Bugüne kadar Kaymakam, Belediye Başkanı, Siyasetçiler, Milletvekilleri ve Sivil Toplum Örgütü yetkilileri kendi imkanları ölçüsünde Gebze’nin kültür tarihine hizmet yapabilselerdi Gebze bugün çok farklı noktada olurdu.

   Gebze, Hünkar Çayırı, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Anibal’ı, Eskihisar bölgesi, Osman Hamdi, Ballıkayalar Vadisi ve bölgesinde ki sayısız tarih, kültür ve Turizm değerleri ile Kültür Turizminin önemli bir merkezi olabilirdi. İstanbul’un yanı başında ki Gebze Bölgesi,  İstanbul’a gelen turistlerin ilgisini çekemedi.

BAŞKAN KÖŞKER’İN BÜYÜK HEDEFİ

Dün sabah Gebze Belediye başkanı sayın Adnan köşker, Başkan Yardımcıları ve Engin Güzel ile gazetemizin sabah kahvaltısı programına katıldılar. Kahvaltı sohbetinde özellikle kültür ve turizm üzerine sohbet yaptık. Sayın Köşker hedeflerinin Gebze’nin bir kültür ve Turizm merkezi haline getirerek İstanbul’a gelen turizm potansiyelinin Gebze bölgesine dikkatlerini çekmeyi hedeflediklerini söyledi. Gerçekten, önemli bir girişim. İnşallah sayın Köşker bu projenin gerçekleşmesinde başarıya ulaşır.

    Kahvaltılı toplantının bana göre en anlamlı yönü bir yıl önce yapılan Uluslararası Hünkara Vefa sempozyumuna sunulan bildirilerin kitap haline getirilmesi. Çok önemli bir hizmet. Gebze tarihi Hünkara Vefa sempozyumu ile bir anlamda tarihe kaydedilmiş oldu. Gerek sempozyum ve gerekse bildirilerin yayınlandığı Hünkara Vefa kitabı Gebze’nin tarihine ışık tutmakta, diğer Belediyelere de örnek olmaktadır. Sayın Köşker, sempozyum ve kitapla Gebze tarihine not düştü ve bana göre Gebze’de tarih yazdı.

BAŞKAN KÖŞKER KOCAELİ GEBZE TV CANLI YAYININDA

Gerek Gebze Gazetesi ve gerekse Kocaeligebze.tv bölgemizde medya alanında 30 yıldan beri sürekli kendini yenileyerek başarılı  yayınlar yapmaya, medya aracılığıyla bölgemize hizmet etmeye devam ediyor. TV yayıncılığı bölgemiz için büyük bir ihtiyaçtı. Ancak, bugüne kadar bu ihtiyaç giderilemedi. Biz, 30 yıllık Gazetecilik birikimimiz, belgeselcilik alanında ki tecrübemizle çok özel yazılımlar gerçekleştirerek internet üzerinden Kocaeli ve Gebze bölgesini tüm dünyaya açmaya çalışıyoruz. Dün, Belediye Başkanı sayın Köşker’in katıldığı kahvaltılı toplantıyı başından sonuna canlı yayınladık. İzleyicilerimizden büyük takdirler almaktayız. Ayrıca bu yayının tekrarı www.kocaeligebze.tv den yayınlanmaya devam ediyor. Henüz test aşamasında olan Kocaeli-Gebze TV’nin yayınları yakın bir gelecekte profesyonel mantıkla ve TV yayıncılığı ile kendini Türkiye genelinde kabul ettirecek, Kocaeli ve Gebze’nin dünyaya açılan kapısı, gözü ve kulağı olacaktır.

  BAŞKAN KÖŞKER’DEN TARİHİ AÇIKLAMALAR

Kocaeli Gebze TV’de de tekrarı yayınlanan başkan sayın Köşker’in yaptığı açıklamalar bölgemiz için çok önemli. Bu konuda gazetemizin manşet haberi de Başkan’ın açıklamalarına geniş yer vermekte. Özellikle kültür ve sanat alanında ki açıklamalar, bölgemizin kültür ve tarih turizmine açılacak olması, Eskihisar-Osman Hamdi müzesinin belediyeye devredilmesi, Anibal ile ilgili projeler, Tarihi kale çevresinin düzenlenmesi Gebze’yi, kültür ve turizm alanında marka yapacaktır. Gebze Kent Meydanı’nda Gebze müzesinin de kurulacak olması çok önemli bir hizmet olacak, Gebze, Türkiye genelinde sade bir sanayi bölgesi değil, kültür ve turizm bölgesi olarak da adından söz ettirecektir. Gebze için yapılacak çok hizmetler olduğuna inanıyor sayın Köşker’e bu hizmetlerinden teşekkür ediyor başarılar diliyorum.

Fetih kutlamaları neden Gebze’den başlamalı?

 29 Mayıs İstanbul’un fethi kutlamaları soma faciası nedeniyle gösterişli olmadı. Ama yine de toplantılar yapıldı, İstanbul’un önemi anlatıldı. Fatih’in vefat ettiği yer olan Gebze bölgesi Hünkar Çayırı, İstanbul’un fethi kutlamalarını başlangıç noktası olmalıydı. Bunun için çok büyük toplantılar, organizasyonlar yapıldı. Geçtiğimiz yıl uluslararası Hünkara Vefa sempozyumu düzenlendi. Bu yıl Hünkara Vefa sadece, sade bir tören ve bir panel ile geçti. Aslında, sürekli ve her yıl farklı etkinliklerle Hünkara Vefa ve İstanbul’un fethi kutlamalarının başlangıç noktası Gebze olacak şekilde çalışmalar yapılabilirdi. Bu konuda öncelikle sivil toplum Örgütlerimize, meslek kuruluşlarımıza büyük görevler düşüyor. Ancak bizim Sivil Toplum örgütlerimizi küçük ve basit hesaplarla uğraşıyorlar. Herşeyi devlete ve millete yıkmaya çalışıyorlar. Gebze Ticaret Odası, Kocaeli Sanayi Odası ve bölgemizde ki işadamları dernekleri bu tür kültürel çalışmalara öncülükler etmeliydi ve çalışmalar yapmalıydı. Ama onların öyle bir derdi yok.

GEMLİK’DE İSTANBUL’UN FETHİ KONFERANSI

Dün akşam İstanbul’un fethi dolayısıyla Bursa’nın Gemlik ilçesinde sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen konferansa davetliydim. Konferans 500’e yakın insanın katılımıyla gerçekleşti. Katılanların büyük bir kısmı öğrenciler ve gençlerden oluşuyor. Bu konferansta yaptığım konuşmada fatih sultan Mehmet ve fetih ruhu konusunda Osmanlı coğrafyasında gezdiğim yerlerden örnekler verdim. 1 yıl önce İngiltere’nin başkenti Londra’da ilk kez  düzenlenen İstanbul’un fethi ve Londra’da Türkler konulu konferansın bir kısmını da davetlilerle paylaştım. Gerçekten tarih bilinci, tarih şuuru hızla artıyor. Tarihi çalışmalara büyük ilgi var.

KOCAELİ GEBZE TV VE DEVRİ ALEM TV’DEN CANLI MAKALE

İstanbul’un fethi ve Fatih sultan Mehmet konulu konferanslarımızı sürdürürken belgesel çalışmalarımıza da devam ediyoruz. Fatih sultan Mehmet Han’ın fethettiği Kırım, Tuna  boyları, mora yarım adası, Adriyatik, Bosna, Tuna boyları ve Trabzon Pontus İmparatorluğu ile ilgili fotoğraflar ve belgesel görüntüler eşliğinde Kocaeli Gebze TV ve Devri Alem TV’de canlı makalede önemli bilgi ve belgeleri izleyicilerle paylaştım. Bu makaleyi www.kocaeligebze.tv ve www.devrialem.tv den izleyebilirsiniz.

HÜNKARA VEFASIZLIK

Fatih sultan Mehmet han, Gebze için büyük bir onur. Son yıllarda Gebze Belediye Başkanı Sayın Adnan köşker bu konuda önemli çalışmalar yapıyor. Kendisine buradan teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Tüm kuruluşlarımız Kocaeli Valiliği ve Kocaeli Büyükşehir belediyesi Hünkâr’ın vefat ettiği Hünkar Çayırı’na sahip çıkmalı, buranın Hünkara Vefa Kültür parkı haliyle yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca, uluslararası Hünkara Vefa sempozyumu çerçevesinde basılacağı açıklanan Fatih’in fermanları ve sempozyum bildirileri kitapları bir an önce basılarak kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Kitabın basılacağını açıklayan Prof. Dr. Mehmet Çelik beyden Gebze kamuoyu kitapların bir an önce basılmasını istiyor. Hünkara vefa ile ilgili daha önce bu köşede yazılarımın bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

Kuş Dilinden haberiniz var mı?

Dil bilinci çok önemli, bugün İngilizler dünyaya hükmediyorlarsa dilleri sayesinde. Boşuna dememişler “bir lisan bir insan” diye. Dil kültürü çok mühim, acaba gençlerimiz dilimizin geçmişini biliyorlar mı?  Dil ve tarih bilinci her şeyin önündedir. Bugünümüze sahip olmayanlar kültürlerini koruyamazlar. Dil üzerine o kadar çalışmalar yapılmış ki, ünlü Türk Dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri “Divânu Lügati´t-Türk” bu eserlerin başındadır.  Ali Şîr Nevaî’nin “Muhakemet´ül Lugateyn”kitapları kültür tarihimiz için önemli.

Dilimize önem veren bu iki önemli şahsiyetin mezarlarının bulunduğu ve yaşadıkları coğrafyayı gezerek belgesel çekmeye beni zorlayan en önemli etken bu dil bilginlerimize vefa borcumuzu ödemektir. Kaşgarlı Mahmud bugün Çin zulmü altındaki Doğu Türkistan’ın Kaşgar ‘Okalp’ köyünde çalışmalarına başlamıştır. Biz de o köye gidip mezarı başında dua okuyup vefa borcumuzu ödeyerek belgesel çektik.

Ali Şir Nevali’nin kültürümüze hizmet ettiği Horasan Medeniyeti coğrafyasına başkentlik yapan bugünkü Afganistan’ın Herad şehrine giderek Halç-i Nevari’nin mezarını ziyaret edip dua edip belgesel çekerek bu dil bilginimize de vefa borcumuzu ödedik. Bugün gençlerimizin bir çoğu bundan habersiz yetişmekte. Bu dil bilginlerimizi gençlerimize tanıtmalıyız ve sevdirmeliyiz.

YÖK BAŞKANININ DİKKATİNE

Dil deyince benim aklıma bugün Giresun’un Çanakçı ilçesi Kuşköyünde konuşulan Kuşdili kültürü gerçekten çok önemli bir kültür. Asırlardır insanımız bu dili konuşuyor ama bu dile bugüne dek sahip çıkan olmadı. Devlet kuruluşlarımız ve üniversitelerimizi ilgisiz ve duyarsız kaldılar, bunun için Devr-İ Alem olarak Avrasya- Radyo-TV Yayıncıları öncülüğünde Kuş Dilinin Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesinde Kuş dili ile ilgi bir araştırma enstitüsü  veya kuş dili bölümü açılması için kampanya başlatıyoruz.

Kuş Dili, mutlaka iletişim fakültesinde bir bölüm olarak açılmalı. Bu dilin uluslararası bir dil haline gelmesi için de başlangıç yapılmış olur YÖK Kurumu Başkanı Sayın YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Giresun üniversitesi Rektörü Sayın Aygün Attar’a ve  Tirebolu İletişim Fakültesi Dekanına büyük görev düşüyor. Bu konuda biz sivil toplum örgütlerini desteğe çağırıyoruz.

KUŞ DİLİ DERNEĞİ BAŞKANI İLE SÖYLEŞİ

Kuş Dili konusunda önemli araştırma yapan Gebze Göreliler Dernek Başkan Başkanı İlhami Cındıl ile Kocaeli Gebze TV ve Devr-i Alem TV olarak canlı yayına davet ettik. Kendisi ile söyleşi yaptık, İlhami Bey çok önemli bilgiler verdi. Kuş Dilinin tarihi hakkında açıklamalar yaptı. Programda, bu dilin tarihinden kesitler sundu, bilinmeyenleri anlattı, kuş dili için çekilen belgesellerden ve yazılan makalelerden söz ederek bu dile sahip çıkılmasının altını çizdi. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi http://kocaeligebze.tv/v/19226/smal-kahramanla-devr–alem—canli-makale—-28-mayis-2014#.U4Wtv3J_te8 adresinden izleyebilirsiniz.

27 Mayıs Darbesinin ardından

27 Mayıs çok şey ifade eder Türk Demokrasi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi için. 27 Mayıs, bir darbedir, bir ihtilaldir, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlenmiş bir cinayet ve Türkiye halkının seçtiği başbakanın ve Bakanlarının idam edilmesi demektir. Benim hayatım için ayrı bir anlam ifade eder. Annem oğlum sen Menderes’in devrildiği darbenin olduğu yıl dünyaya geldin derdi. Türk tarihi için de çok önemlidir. Acaba darbe olmasaydı bugün Türkiye ne olurdu sorusu önemli cevap arar. Dünyayı gezen bir belgeselci olarak diyorum ki darbeler olmasaydı, Türkiye bugün çok önemli noktalarda olurdu. Türkiye bugün Avrupa ülkeler gibi gelişmiş noktalarda olurdu. Türkiye uluslararası markalarda çok önemli konuma gelirdi, terörden söz edilmezdi.

  Herşey 1960 ihtilali ile yaşandı. Çok partili demokratik hayatın önü kesildi, her 10 yılda bir ihtilaller yapıldı, idamlar yaşandı. Tarihten ders ve ibret alınmadı. Keşke alınsaydı. Biz darbelerin çocuğuyuz, zira hayat miladımız 1960 darbesiyle başlamıştı. Tıpkı annemin ifade ettiği gibi. Daha sonra 12 Mart muhtırasını görmüştük. Ondan sonra sağ sol olaylarında binlerce gencimizin ölümüne şahitlik yaptık, ardından Evren Paşa’nın 80 darbesi ve binlerce gencin idam edilmesi. Sonra da Türk Kürt çatışması, daha sonra laik anti laik çatışmaları, Alevi Sünni mücadeleci ve o ünlü 28 Şubat süreci. Darbeler hep hayatımızın içerisinde yer aldı.

  28 Şubat’a muhatap olarak devrilen merhum başbakan Erbakan ile vefatından 6 ay önce söyleşi yapmıştık. Erbakan’ın 28 Şubat ile ilgili  neler söylediği çok önemli. Bu röportajı internet sitemizden izleyebilirsiniz.  Biz 60 ihtilali ile ilgili bilgileri derleyip toplayıp gelecek kuşaklara İLKTAV olarak bırakmaya çalıştık. Binlerce bilgi ve belgeyi toparladık. Bu belgeleri biz tarihe not düşme adına Gebze Gazetesi olarak dile getirdik.

DARBELER OLMASAYDI

   Türkiye’de anarşi ve terör darbeler sonrası oluştu.  Her darbe öncesi Türkiye uçurumun kenarına getirilmiş, sağ sol olayları, gerginlikler hep böyle başlamıştı. Ve Türkiye hep geriye gitmişti, ekonomik olarak sömürülmüştü. Son 28 Şubat darbesinde ne derseniz deyin Türkiye ekonomik olarak çökertilmişti. Türkiye dışa bağımlı hale getirilmişti. Darbeler hep kendi evlatlarını yemiş ve o dönem darbenin bildirisini okuyan Alparslan Türkeş yargılanmıştı. İhtilal önce çocuklarını yiyor, ihtilali yapanlar birbirlerine düşüyorlardı, işte Alparslan Türkeş Yeni Delhi’ye Büyükelçi olarak sürülmüştü. Peki Menderes idam edildi, neden bir numaralı isme dokunulmadı? Celal Bayar Cumhurbaşkanıydı. Celal Bayar’ın idam edilmemesinin ardından bir çok sebep var. Celal Bayar ile ilgili bir çok iddialar gündeme geliyordu. O dönem çok ciddi şekilde araştırılmalı. Bugün medya kuruluşları sadece timsah göz yaşları döküyor. O günün bütün gazeteleri ele alıp incelenmeli. Başbakan’ın idamıyla sonuçlanan Darbe iyice araştırılmalı. Devri Alem belgesel TV olarak tarihe not düşme adına o dönemin gazetelerini ortaya koyuyoruz. Geçmişten ders ve ibret alarak geleceğimize ışık tutalım.

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNE HAZIRLANIYOR

  Bugün Türkiye Cumhuriyeti bir Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor. Gerginlik yine had safhada. Siyasi gerginliklerin ağzında hep kavgalar ötekileştirmeler çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep nedameli olarak gergin olarak gelmişti. O dönemle ilgili belgeleri İLKTAV’da akademisyenlerin araştırmacıların bilim Adamlarının dikkatine sunuyoruz. Tarihi yargılamadan yaşanmış tarihimizi hatırlayarak geleceğimize emin Adımlarla bakmak istiyoruz. Bir dönemi yargılamadık biz ama bir dönemde yaşananları biz ekranlara taşıdık. Büyük şair Mehmet Akif tarih ders ve ibret alınmak için vardır diyor. Eğer 60 ihtilalinden ders alınsaydı 1970 muhtırası olmaz ve sağ sol Kavgaları çıkmazdı. Eğer 70 muhtırasından ders alınsaydı 1980 darbesi olmaz ve binlerce gencimiz sağ sol kavgasında ölmez idamlar yaşanmazdı. Eğer 80 darbesinden ders alınsa Türk Kürt kavgası çıkmaz ve on binlerce gencimiz ne solduğu belirsiz bir terör davasına kurban gitmezdi. Eğer 28 Şubat’tan ders aldığımız yok. Bugün gerginlikler ve kavgalar var yine. Türkiye neredeyse 100 yıldır savaşa girmedi ama 50-60 yıl önce savaşa giren Avrupa Ülkeleri bugün Türkiye’nin çok ilerisinde. 1950 yılında Kore savaşında yardıma gittiğimiz güney Kore bugün dünyanın önemli ülkeleri arasında. Bütün olaylar ekonomide düğümleniyor. Türkiye güçlü bir ekonomiye geçebilmesi için güçlü bir siyasi yapıya ihtiyacı var. Ama bugün siyasilerimiz ne yazık ki kavga içerisinde.

  Darbelerle ilgili bugüne kadar yazdığımız tüm yazıları www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com adreslerinden okuyabilirsiniz.

Başbakan’ın Almanya ziyareti

Başbakan Erdoğan potansiyel Cumhurbaşkanı Adayı sıfatı ile Almanya’ya gitti. Almanya’nın önemli kenti Köln’de Türklerle buluştu. Gitmeden önce büyük tartışmalar çıkmıştı. Gerek Türkiye gerek Almanya kamuoyunda “Gitmesin, gelmesin” denildi. Zira bundan kısa bir süre önce Almanya Cumhurbaşkanı Türkiye’ye gelmiş ve Türkiye’nin iç işlerine müdahale edecek şekilde açıklamalar yapmıştı. Başbakan Erdoğan buna sert tepki göstermiş ve hatta Alman Cumhurbaşkanı Türkiye’den ayrılmadan önce net tavrını koşmuştu Başbakan Erdoğan. Deyim yerindeyse kükredi ve “çek, git” denildi. Bu noktada Alman kamuoyu çok kızgındı. “Başbakan gelmesin, Almanya’yı karıştıracak” denildi. Başbakan gitti, Almanya gerilmedi. Başbakan’ı dinlemek için gelenler, Protestoya gelenler, toplantılar, konuşmalar, yapıldı ve bitti. Ancak biz biraz geçmişe yolculuğa çıkalım. Türkiye’nin önemli rakipleri var. Bunların içerisinde bana göre en büyük rakip almanlar. Zira, Almanya’nın içerisinde dolaylı ve direk 3 milyondan fazla Türk yaşıyor. Almanya’da Türkler ciddi manada etkin konumda. Babaları, dedeleri işçi olarak Almanya’ya giden Türkler işadamları oldular.

TARİH BOYU TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİ

Almanya’ya dikkat etmek geriyor. Tarih boyu Türk alman ilişkileri 1. Dünya savaşında doruk noktaya ulaşmış ve Türkiye Almanlarla birlikte savaşa katılmıştır. Çanakkale bizim için hep çok büyük bir zaferdir. Çanakkale de zafer kazanmamamıza rağmen Almanlar mağlup olduğu için yenik sayılmışızdır. Bugün Çanakkale Türkiye’nin gururu. Almanya büyük bir devlettir. İkinci cihan harbinin başlatmasına ve mağlup olmasına rağmen Almanya çok güçlü ve dirayetli sözü dinlenen bir ülke konumundadır. Aslında AB diye birlik yoktur. Almanya imparatorluğu vardır. Sırf Britanya İmparatorluğuna karşı Alman-İngiliz rekabetinin ürünüdür. Almanya aleyhine olacağını bile bile Mark’tan Euro’ya geçmiştir ve AB adı altında Alman İmparatorluğu kurulmuştur. Biz hep Almanlarla dost ittifak içinde olmuşuzdur. Osmanlının son dönemlerinde ki en önemli projelerinden olan Berlin-Bağdat, Şam-Hicaz Demiryolları ve daha bir çok işletmeler Almanlara verilmiştir. Alman işadamları Türkiye’de bir çok tarihi eseri kaçırmışlardır. Bugün Berlin’de ki çok önemli kalıntı ve eserler, müzede sergilenenler Türkiye’den kaçırılmıştır. Hep Almanlarla ilişki içerisinde olmuşuzdur ama hep darbe yiyen Türkiye olmuştur. Örneğin 1. Dünya Savaşı’ndan çıktıktan sonra Osmanlı devleti 3-5 Milyon Kilometrekare toprağını 7809 bin kilometrekare de tutabilmiştir. Ama Almanya ikinci cihan harbine girmiş ve halen etkindir. 1960’larda Türkler buraya işçi olarak gitmiş ve burada belirleyicidir.

VİZE VE AB SORUNU

AB’nin kapısında bizi bekletiyorlar. Yani Almanlar bizi bekletiyor. Alman9 başbakanı maalesef bizi kapıda tutuyor. Ne gel ne git diyor, üstelik bir de vize problemi. Türk işadamları AB’den vize alabilmek için akla karayı seçiyor. Dün Rusya, bizim kanlı bıçaklı düşmanımızdı. Rusya’nın istediğiniz coğrafyasına vizesiz girebiliyorsunuz. Ama yıllardan beri müttefikimiz olan Amerika’ya vizesiz giremiyorsunuz. Bize vize vermek istemiyorlar, Muhatap bile olmak istemiyorlar. İşte tam bu noktada Başbakan Erdoğan ortaya çıktı.

  Ben Türkiye’de ki olaylara yerel düzeyde bakmak istemiyorum çünkü bir ayağım yurt dışında. Özellikle BBC ve İsrail’in ne dediğine kulak vermeye çalışıyorum, Türkiye’nin Avrupa ilişkileri, Almanya ilişkileri, İngiltere ve Rusya ilişkilerini çok iyi incelemek gerekiyor. Bugün Türkiye’de olup biten her şey dünyayla eşdeğerdi. Yıllarca Büyükelçilerimiz, aman bize değmeyen yılan bin yaşasın dediler. Ne dediklerini bile bilmediğimiz, kendi insanları için o ülkede Türkiye’yi temsil eden, binlerce dolar maaş alan büyükelçilikler vatandaşlarına zulmediyorlardı. O Büyükelçiler sadece eğlenceden eğlenceye, kokteylden kokteyle koşuyorlardı. Biz Afrika’ya giderken, 55 Afrika ülkesi içerisinde Türkiye’nin sadece 12 ülkede Büyükelçiliği vardı. Türkiye son 20-25 yıldır gözünü dünyaya dikti, “ben de varım” dedi. “Ben de dünya lideri olmak istiyorum.” Dedi. “Amerika daha keşfedilmeden biz ülkeydik, devlettik, benim binlerce yıllık geçmişim var.” Dedi. Merhum Özal işadamlarını alarak yurt dışına çıkardı. Bugün dünyanın neresine gidersiniz gidin bir Türk işadamıyla, Türk insanıyla karşılaşıyorsunuz. Türkiye deyim yerindeyse çok oldu, Türkiye’nin önü bir şekilde kesilmek isteniyor. Etrafımız ateş çemberi, hemen hemen neredeyse Dost diyebileceğimiz ülke kalmadı.

Türk alman ilişkilerine çok iyi irdelemek gerekiyor. Bugün Almanlar kendilerine gelen bir çok milleti asimile etti. Ama asimile edemedikleri tek bir topluluk var o da Türkler. Türkler orada diline, dinine, kültürüne ciddi manada bağlı. Ve alman derin devleti Türkleri sindirmek için yer altı örgütleri bile kurdu. Türkiye’nin büyümesini istemiyorlar. Türkiye’nin orada 4 Milyondan fazla insanın bulunmasından ciddi endişe duyuyorlar. Evet Başbakan Almanya’ya gitti. Sözün özü şu ki Alman Türk ilişkilerine dikkat etmek gerekiyor. Ve tarih boyu Türk-Alman ilişkilerinde hep Türkiye zararlı çıktı. Türkiye zararlı çıkmasın diyoruz.

Deprem Gerçeği ile yeniden yüzleşmek

Deprem…Yıkıcı, yok edici deprem…Marmara bölgesi yine önemli bir Depremle daha sarsıldı. Gökçeada açıklarındaki deprem ABD verilerine göre 7.2, Türkiye açıklamalarına göre ise 6.5 şiddetindeydi. Ama her halükarda bir Deprem gerçeği daha gözler önüne serildi. Bu Depremi canlı olarak yaşadık. Tıpkı 17 Ağustos 1999 Marmara Depremini yaşadığımız Gebze’de.

   Depremi unutmuştuk… Deprem gerçeğini biraz ıskalamıştık. Bize bir kez daha Deprem gerçeğini hatırlattı. Bütün Medya Kuruluşları deprem gerçeğini yeniden gündeme getirdiler. Depremi unutmamamız gerekiyor. 1999 Depremiyle ilgili fazla bir şey yapılmadı. 1999 depremini gündeme getiren, deprem gerçeğini en iyi anlatan Devri Alem Belgesel programıydı. Devri Alem Belgesel programı tarihe not düşüp zamana noterlik yaptı. Depremi yaşadığımız bu bölgede. Depremin bütün yerlerini, Düzce, Kaynaşlı, merkez üssü olan Gölcük dahil adım adım araştırıp belgeselleştirmiştik. Bu belgeselimiz Kocaeli Gebze TV’de yeniden yayınlanıyor. Sizler de http://kocaeligebze.tv/v/16040/asrin-felaketi-marmara-depremi#.U4BxSdJ_te8 adresinden belgeselimizi izleyebilirsiniz.

DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTMAYALIM

Deprem gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Deprem felaketi sürekli hatırlanmalı, depreme hazırlıklı olunmalı. Özellikle Marmara Bölgesi ve İstanbul depreme hazırlıklı olmalı. Deprem gibi büyük felaketler gibi ders ve ibret alınacak acı olaylar unutulmamalı. Sanki 15 yıl önce sanki deprem felaketini yaşamadık. İnsanlar enkaz altında kalmadı. Gebze’den bile Türkiye bir gün sonra haber alabildi. Devlet kurumlarının tümüyle iflas ettiğini, her şeyin çöktüğünü, on binlerce insanın enkaz altında günlerce kurtarılmayı beklediğini sanki hiç yaşamamışız. Evlerimize giremediğimiz o çok sevdiğimiz binalarımızın ve iş yerlerimizin yanından geçemediğimiz günler. Yakınlarımızı enkazdan çıkarmak için ellerimizle toprağı kazıdığımız o acı günler. Sanki hiç yaşanmadı?

   Deprem gerçeğini unutmamak gerekiyor. Deprem felaketinden ders ve ibret almak için bütün kurum ve kuruluşlar hazırlık yapmalı. Acil eylem planları olmalı. Sanayi ve doğalgaz yangınlarına, kimyasal depoların çevreye yayacağı zehirlere karşı önlemler alınmalı ve planlar yapılmalı.

UNUTULAN GERÇEKLER

Marmara Depreminde unutulan çok önemli gerçekler var. Bugün ölü sayısını bile doğru bilemiyoruz. Resmi verilere göre Marmara Depreminde 17 bin 465 kişi öldü. 24 bin 734 kişi yaralandı, 89 bin 862 bina yıkıldı, 103 bin 651 binada orta hasar, 113 bin 899 binada az hasar meydana geldi. Bu veriler ışığında toplam 30 bin konut kullanılmayacak hale geldi. Bu veriler Türkiye ekonomisinin %5’ine tekabül etmekte. Gebze bölgesinde Bin 237 konut ve 191 iş yeri yıkıldı veya ağır hasarlı hale geldi. Gebze bölgesi depremden ciddi anlamda etkilendi.

DEPREM MÜZESİ YAPILSIN

Marmara Depreminin 9 uncu yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Deprem filmi yaptırma kararı alınmıştı. Bunun için 200 Milyar liraya yakın bir ara harcanmıştı ama tıpkı deprem gibi film ortada yok, belediyenin paraları uçtu.. Deyim yerinde ise, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Deprem filmi, enkazın altında kaldı.

Depremle ilgili yazılarımızı aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz:

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-975-depremi-unutmayalim.html

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4717-deprem-feleketine-gostermelik-anma.html

http://www.gebzegazetesi.com/Koseyazisi-4703-kocaeli%27nin-deprem-ayibi.html

Türk Dünyası Araştırmaları vakfında Devr-i Alem

Kültürümüzde vakfın ayrı bir yeri vardır. Vakıf kültürü vakıf medeniyeti peygamber efendimizden itibaren kurulmuş Türk İslam medeniye coğrafyasında geliştirilmiş çok önemli bir hizmettir. İmkân sahibi Müslümanlar, hizmetlerini vakıflar aracığıyla yaparlar. 10 binlerce vakıf asırlardan beri halen hayatını sürdürmekte ve hizmetlerine devam etmektedir. Bu vakıflardan birisi de Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.

Önceki gün Türk Dünyası araştırmalar vakfının İstanbul’daki merkezini oğlum Emirhan Kahraman ile ziyaret ettim. Vakfın başkanı olan Közhan Yazgan Bey ve vakfın genel Müdürü Saadet Pınar Yıldırım hanımla söyleşiler yapıp vakıf çalışmaları ile ilgili bilgiler aldım. Türk dünyası araştırmaları vakfı Prof. Dr. Turan Yazgan Hoca başkanlığında kurulmuştu. Onun vefatından sonra bu hizmeti Gebzelilerinde damadı olan oğlu Közhan bey yürütüyor. Közhan beyin eşi Gebze’nin tanınmış ailelerinden bir dönem belediye başkanlığı da yapan Mehmet Üstündağ’ın yeğeni.

Vakıf merkezinde hem genel başkan ve hem de genel müdürle yaptığımız söyleşiyi bir canlı makale halene getirerek http://www.kocaeligebze.tv  ve hem de http://www.devrialem.tv’de canlı yayın haline getirdim.

Evet, gerçekten vakıf çok önemli hizmetler yapıyor. Önümüzdeki günlerde vakıf Türk Dünyası çocukları şarkı yarışmasını organize edecek. Birçok ülke üniversitesi olan vakıf çok sayıda öğrenciye de burs veriyor. Gerçekten güzel hizmetler yapan Türk dünyası araştırmaları vakfı ile ilgili canlı makalesini www.kocaeligebzetv’den izlemenizi istiyorum. Ayrınca vakfın resmi internet siteside vakfın kuruluşunda vakıf ile ilgili özel bilgilere yer veriyor. Oradan aldığımız bir bölümü sizlerle paylaşıyorum.

VAKIF İLE İLGİLİ BİLGİLER

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Prof. Dr. Turan Yazgan tarafından kurulmuştur.  Merkezimiz, Büyükşehir Belediye binasının arkasında; Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi olarak bilinen binada bulunmaktadır.Yönetim kurulumuz; Prof. Dr. Şaban Karataş, Közhan Yazgan, Saadet Pınar Yıldırım, Mustafa Birim, Tevfik Yamantürk ve Varol Dereli ‘den oluşmaktadır.

TDAV ANKARAVİ MEHMED EFENDİ MEDRESESİ

Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi olarak bilinen bu bina, Şeyhülislam Ankaralı Mehmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Vakfımız, 3 Kasım 1687‘de vefat eden, merkez binamızın banisi Şeyhülislam Ankaralı Mehmed Efendinin 300. ölüm yıl dönümünde metfun bulunduğu Kovacı Dede Cami’inde aziz ruhuna mevlit okutmuştur. Bu bina, Vakfımızın sağlam temellere oturmasında birinci derecede rol oynamıştır.

Bu sayfada Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nı kısaca tanıtmak ve son yıllardaki faaliyetlerini kamuoyuna duyurmak gayesi güdülmektedir. Şüphesiz bütün faaliyetlerimizi kitaplara sığdırmak mümkün değildir.

Türk Dünyası Terimini İlk Yerleştiren

Türk Dünyasının Müziğini Derleyip Korosuyla İlk Tanıtan

Türk Ülkelerine Toplu Olarak İlk Ulaşan

Türk Liderlerini Türkiye’ye İlk Getirip Tanıtan

Türk Topluluklarının Bayraklarını İlk Neşreden

Türk Ülkelerinde İlk Türkçe Eğitimi Başlatan

Türk Dünyası İle İlgili İlk Gençlik Şöleni Düzenleyen

Türk Dünyası İle İlgili İlk Çocuk Şöleni Düzenleyen

Türk Dünyası Ressamlarına İlk Resim Sergileri Açan

Türk Dünyası Tiyatrosunu Türkiye’de İlk olarak sahneleyen

Türk Ülkelerinde İlk Konferansları Gerçekleştiren

Türkiye’de İlk Türk Halkları Asamblesi Konferansını düzenleyen

Türkiye’de İlk Aksakallılar Konferansını düzenleyen

Türkiye’de İlk Türk Kadın Kurultayını gerçekleştiren

Türkler Arasında İlk Kültür Münasebetlerini Kuran

Türkleri Birbirlerine İlk Tanıtan

Türk Ülkelerinde Dilde Fikirde İşde Birlik İdealini Tekrar İlk Canlandıran

Türk Dünyasının Her Yerine İlk Damgasını Vuran

Türk Dünyasını Her Yönüyle Araştırıp; Müzik Yayınlarıyla, Kitap Yayınlarıyla, Dergi Yayınlarıyla, Takvim Yayınlarıyla Bütün Dünya’ya Kesintisiz İlk Duyuran Vakfımızdır.

Şimdiye kadar hiçbir faaliyetimizi kamuoyuna duyurmak için özel bir gayret sarf etmedik. Vakfımızı tanıtan hiçbir yazılı broşür veya kitap neşretmedik. Bunun maksadı: sadece maliyetinden kaçınmak değil, hizmetlerin yalnız ve yalnız Vakfın gayesi için yapılmakta olması ve hiçbir hizmetimizin veya faaliyetimizin başka hiçbir gayeye vasıta teşkil etmesinin, anlayışımıza ters düşmesidir. Bu sayfa bir mecburiyet karşısında meydana getirilmiştir. Faaliyetlerimize katılan binlerce dostumuzun, kardeşimizin şiddetle talep etmesi ve diğer taraftan milletvekillerimizden bizim faaliyetlerimiz yanında sıkıntılarımızı da bilenlerin bize yardımcı olmak için böyle bir yayına ihtiyaç olduğunu ısrarla belirtmiş olmaları bu yayının gerekçesidir.

Vakfımızın faaliyetlerini yürütürken gerekli olan finansmanı da bu faaliyetler içinde sağladığını, hiçbir şahıs veya kuruluştan yardım talep etmediğini belirtmemiz yerinde olur. Vakıfların bir çeşit dilencilik yaparak faaliyet yapmalarına başından beri karşıyız ve bunu vakıf kavramı ile asla Bağdaştıramıyoruz. Bu prensib dahilinde, devletten de sırf yardım maksadlı bir talebimiz olmamıştır. Bu sebeple Vakfımız daima güçlükler içinde hizmetlerini yürütmüş, devletle ve dostlarıyla gerçek karşılığı olan hizmetler ifa ederek gelir sağlamıştır. Hizmetlerimiz bu sebeple çok çeşitlidir. Yurt içinde ve dışında yürüttüğümüz eğitimden yayınlarımıza, gezilerimizden konserlerimize, seminerlerimizden kurultaylarımıza kadar pek çok sahada hem gelir sağlamakta, hem de hizmet gerçekleştirmekteyiz. Bu kadar çok faaliyetin bir kısmı, yalnız harcama kalemlerini oluştururken, bir kısmı da kendi kendini finanse eden veya başka hizmetleri de finanse eden gelir sağlamaktadırlar. Ancak bunların hiçbirisi Vakfın bünyesinden ayrı değildir, Vakıf bütün faaliyetleriyle bir bütündür. Bu arada birçok faaliyetimizi de ister istemez ihmal etmek zorunda kaldık. Meselâ: Vakfımızın kuruluşundan bu yana getirttiği misafirlerimizin, değil resimlerini bulmak, isimlerini bile saymak mümkün olmadığı için, bu yayında misafirlerimizle ilgili bir bölümü son yıllara dandırmak zorunda kaldık. Biz, faaliyetlerimizi misafirlerimiz sayesinde genişlettik. Onlara daima şükran borçluyuz. Bunlar arasında cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, meclis başkanı ve yardımcıları, yazarlar birliği, ressamlar birliği gibi kuruluşların başkanları ve yardımcıları, rektörler, dekanlar, ilim adamları, her dalda sanatkârlar, çeşitli vakıf ve yardım kuruluşlarının başkanları, temsilcileri bulunmaktadır.

Bu vesile ile, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı olarak, şimdiye kadar faaliyetlerimize ne sıfatla olursa olsun katılan, hizmetlerimizin ifasında ne sıfatla olursa olsun vazife gören, eserlerimizi, dergilerimizi yazan-okuyan, konferanslarımızı veren-dinleyen, seminerlerimizde, kurslarımızda öğreten-öğrenen, yemeklerimizde bulunan, yiyen… her ne sebeple olursa olsun bizimle maddeten veya manen beraber olan herkese, her kuruluşa ve devletimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Bu dünyada hiç kimse, hiçbir kuruluş, hiçbir şart altında, hiçbir şekilde tek başına bir şey yapamaz. Bizimle beraber olanlara sonsuz teşekkürler

Köylerimiz yok olmasın!

Türkiye’de bugün 30 tane Büyükşehir olan il var. Büyükşehir yasasıyla tüm il sınırları Belediye olarak kabul edildi ve asırlık köylerde tarihe karıştı. Gelişmenin bir neticesi olarak köyler ve köy hayatı elbette şehre dönüşecek. Türkiye’nin büyük bir kısmı köylerde yaşıyordu. Köylerde yaşama oranı iyice azaldı ve köy hayatı geriye gitti. Anadoluya çıktığımızda köylere gitmeyi ihmal etmiyoruz. Issız kalmış virane olmuş terk edilmiş köylere gidiyoruz. Bir selam veriyoruz o köylere. Köylerin meydanlarından geçici yolculuğa çıkıyoruz. Mezarlığa gidip Fatiha okuyoruz sonra yolumuza devam ediyoruz.

30 ilde Tüm il hudutlarının Büyükşehire alınması üzerine köylerin isminde köy kelimesinin kalmasını söyledik. Yüzlerce yıllık geçmişleri olsun dedik, Üniversitelere çağrıda bulunduk. Mahalle olan köylerinin geçmişinin incelenmesi ve sonra da rapor haline getirilerek Belediyelere verilmesi gerektiğini önerdik. Amacımız yüzlerce yıllık tarih yok olmasın diye. Çabalar sar edip köy muhtarları dernekler siyasilerle konuştuk. Çalışmaya da devam edeceğiz. Yurt dışında ki köylere de gittik. Avusturya İsviçre gibi daha bir çok ülkede köy hayatı devam ediyor. Avusturya’da neden köy hayatı sürüyor diye sorduk. Dediler ki çiftçilik ve hayvancılık köy hayatı en az silah kadar stratejik önemi var. Herkes şehirlere giderse tarım nasıl devam edir dediler.

ASIRLIK KÖY HAYATI YOK OLUYOR

 Şehirde ki hayatta ne varsa yurt dışında köylerde de o var. Ama ülkemizde iç göçler nedeniyle ne yazık ki Anadolu boşaldı. Marmara da ki köyler bitti tarım yok oldu. Yıllar önce ismet İnönü ye rapor sunulmuş Marmara bölgesinde sanayiye açmayın denilmişti. Geçmişini araştırdığımızda bu bölgenin üzümleri zeytini kirazlarıyla ünlü olduğunu biliyoruz. Küçükbaş hayvancığın İstanbul’da yoğun olduğunu biliyoruz. Gebze’de e ki ürünlerin Paşa sofralarını süslediğini biliyoruz.  Peki ne oldu? 35 yıllık Gebze bölgesinin canlı şahidi olan bir gazeteci olarak köy hayatının nasıl yok olduğuna şahitlik yaptık. Gözümüzün önünde cereyan etti. Sözde OSB’ler, sanayiyi organize etme adına değil, birilerine rant için köylülerin elinde ki yerleri zorla kamulaştırıldı, yok pahasına ellerinden alındı. Ve bugün Türkiye Cumhuriyeti bu haksızlık yüzünden milyonlarca Euro cezaya çarptırıldı.

BAŞKANLARA TARİHİ ÇAĞRI

Tartışılması gereken en önemli husus verimli bağ ve bahçelerin yok edilmesiydi. 2014 yerel seçimlerinin ardından 30 Büyükşehirde yeni bir süreç başlatıldı. Köy yok oldu, köyler tarih oldu.  Köy hayatı artık Belediye hudutları içerisine alındı. Keşke büyükşehir yayasına bir madde konsa da köyler her ne kadar mahalle statüsünde olsa da isimleri yaşatılsa. Vakti geçirmiş değiliz, Kocaeli’de bir çalışma başlatmalıyız. Köylerde ki köy kültürünü nasıl muhafaza ederizin üzerinde durulmalı. Bilimsel toplantılar, paneller, seminerler yapılmalı, raporlar hazırlanmalı. Gelecek kuşaklara köy hayatını nasıl aktarırızın üzerinde durulmalı. Bu konuyu sürekli gündeme tutacağız, görevimizi yapacağız. Biz görevimizi yaparken Başta Büyükşehir belediyle Başkanı Karaosmanoğlu, Vali Ercan Topaca ve 30 büyükşehir Belediye Başkanın köy hayatı için çalışma yapmaya çağırıyoruz.

Köy kültürü yaşatılmalı

Yerel seçimlerle Kocaeli köyleri tarih oldu. Kocaeli genelinde 600 civarında köy var. Yani seçimlere kadar vardı. Artık onlar mahalle oldu. İzmit merkezde ki Kocaeli büyükşehir belediyesi Gebze’nin en ücra köşesinde ki Tepemanayır köyünde Kandıra Dağları’nda ki köylere, Karamürsel’in İznik sınırında ki köylere kadar hizmet götürmekten sorumlu olacak.

   Ama, bu köylere acaba hizmet götürecek mi? Köylerin mahalle olmasıyla ne gibi sorunlar yaşanacak. Köylere bu karar ne getirip ne götürecek. Hiçbir tartışması olmadı. Üniversitelerimiz bu konuya kayıtsız kaldı. Meslek odaları ve siyasetçiler duyarsız. Üzerinde gerçekten durulması gereken nokta.

  Dün sabah bizleri ziyaret eden 700 yıllık geçmişi olan Muallimköy’ün yeni muhtarı Haydar Yılmaz köyü ile ilgili düşüncelerini aktardı. Köyde halen doğalgaz yok ve üstelik Gebze’nin merkezinde. Köyde inşaat sadece 2,5 kat ile sınırlı. Deyim yerindeyse bir çok sorun ve sıkıntı yaşanıyor.

  Muallimköy muhtarı haydar yılmaz ile Kocaeli Gebze’ TV’de uzun bir söyleşi yaptık. Kendisiyle yaptığımız söyleşi www.kocaeligebze.tv adresinde yayınlanıyor. Önemli bilgiler verdi. Gerçekten üzerinde durulması gereken yetkililerin çözmesi gereken sorunlar.

Baştan beri sürekli yazıp gündeme getirdik. Köyler mahalle olsa da köy adları, köy kültürü ve köy tarihi korunmalıdır. Bunun için daha önce bir çok yazı kaleme aldım. Bu köşeden seçimlerden önce yayınlanan yazımı sizlerle paylaşıyorum:

VALİ TOPACA VE BAŞKAN KARAOSMANOĞLU´NUN DİKKATİNE!

Kocaeli gerçekten çok güzel il. Ancak gezip görenler ve Kocaeli´den mutlu olanlar için. Kocaeli bölgesini bugün bir çok anlı şanlı sanayici sadece rantı ile ilgilenmekte, Kocaeli´den para kazanarak, Kocaeli´ye sahip çıkmamaktadır.

Kocaeli’nin nimetlerinden yararlanan bir çok kişi ve kuruluş ise Kocaeli’de yaşamamaktan mutlu olmamakta, her fırsatta Kocaeli ve Gebze bölgesini kötülemektedir.

Bana göre Kocaeli ve Gebze bölgesinde yaşamak Allah’ın bir lütfu. Sorun ve sıkıntılar olsa da Kocaeli Türkiye’nin her bakımdan çok güzel bir ili. Kocaeli bölgesini gezip tanıdıkça Kocaeli’ye sevgim daha artıyor ve değim yerindeyse Kocaeli’ye aşık oluyorum. Sevmek tanımakla başlar. Tanıyıp bildiğinizi sevip, sayabilirsiniz. Keşke herkes Kocaeli’yi tanıyabilse ve Kocaeli’yi doya doya gezebilseler.

KÖYLER MAHALLE OLURKEN

 Kocaeli köyleri 30 Mart seçiminden sonra Mahalleye dönüşecek. Her biri belediyelere bağlı mahalle konumuna gelecek. 800 yıllık geçmişi olan bu güzelim köyler, artık tarih oluyor. Köyler tarih olurken her fırsatta gezip, araştırıp ve belgesel çekmeye devam ediyoruz. Gerçekten her bakımdan tarih ve kültür zengini olan köylerimiz neden sahip çıkıp, onları tanıtmamışız diye de üzülüyorum.

Kocaeli köyleri İstanbul’daki emlak rantçılarını adeta işgaline dönmüş durumunda. Köylüler adeta kandırılarak yerleri ellerinden alınıyor. Bugün Gebze köylerine baktığımızda 800 yıllık geçmişi olan Gebze ve Dilovası köylerinin birçoğu çarpık sanayi yüzünden yok olmak üzere. Köyler mahalle olurken, köy adları korunmalı, tıpkı Bakırköy, Kadıköy gibi köylerimiz Denizliköyü Mahallesi, Tepeköy Mahallesi gibi köy adları korunarak mahalle yapılmalıdır. Bunun için vali Sayın Ercan topaca ve Kocaeli Büyükşehir Belediyi Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’na tarihi görev düşüyor. Köyler mahalle olurken köy adları korunarak mahalle olarak tescil edilmelidir.

KÖYLERDEKİ TARİHİ ESERLER KORUNMALI

Köylerimiz tarih ve kültürümüz açısından adeta tapu senedi. Özellikle bir zamanlar Gebze’nin nahiye merkezi bugün Gebze, Derince, Körfez, Dilovası ve İzmit Sınırları içerisinde kalan Tarihi Taşköprü nahiyesine bağlı Taşköprü köylerinde  yüzlerce yıllık tarihi değere sahip, köprüler, camiler, konaklar, çeşmeler, mezarlıklar ve çınar ağaçları bulunmakta. Bu değerlerimiz her geçen gün yok olup gidiyor. Yaptığımız araştırmada yok olan bu değerlerimizin kamera ve fotoğraf kayıtlarını yaparak ebedileştirmeye çalışıyoruz.

Özellikle Kocaeli Büyükşehir belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’na büyük görev düşüyor. Vakit geçirilmeden hemen şimdi köylerde envanter çalışmaları yapılmalı, tarihi değere sahip kültür varlıkları tespit edilip, kayıt altına alınarak tescil edilmelidir. Sayın başkanın haberi olmadan bazı müteahhitler tarafından yüzlerce yıllık tarihi çeşmeler yıkılıp yerine hiçbir değeri olmayan beton çeşmeler yapılmakta, tarihi çeşme ve pınarlar betonlaşmaktadır.

Bunun en acı örneğini bir zamanlar Taşköprü nahiyesinin merkez köyü olan İpekyolu güzergâhındaki Çınarlı Pınar’ın nasıl yok edildiğini sayın başkanımız bizzat görmelidir. Bin yıldan fazla çınar ağacı altındaki o güzelim pınar betonlaşmaya kurban edilmiş, tarihi pınar taşları kırılarak moloz altına bırakılmış. Üstelik bu çeşmeye Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yazılmıştır. Sayın başkanımızın bizzat yerinde araştırma yapmasını arzu ediyoruz. İzmit Su ve kanalizasyon İdaresi İSU’ya da tarihi görev düşüyor. Lütfen Kocaeli bölgesindeki tarihi çeşme, pınar ve su kaynakları aslına uygun olarak betonlaştırmadan korunmalı ve gelecek kuşaklara kazandırılmalıdır.

Mezarlıklar güzelim köy konakları ve diğer tarihi eserlerde yıkılmak ve yok olmaktan korunup, kurtarılmalı, köylerimizdeki tarihi değerler gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Özellikle  köylerde yüzlerce yıllık geçmişi olan köy mezarlıklarındaki tarihi mezar taşı ve ağaçlar bilinçli bir şekilde korunup gelecek kuşaklara aktarılmadır.

Evet sonuç olarak köylerde yaptığımız çalışmaları biz kayıt altına alıyoruz. Yok olan bir çok değerimizi belgesel görüntülerle gelecek kuşaklara aktarırken görevimizi yapmanın huzur ve mutluluğumuzu yaşıyoruz.

Soma Faciası, Adem Tüysüz ve Karadeniz izlenimleri

Gündem hızla değişiyor. Dünya, Kocaeli ve Gebze gündemini yorumlamaya devam ediyoruz. Zaman hızla geçiyor. Gündem tazeliğini hep koruyor. Her gün yeni gündemler tartışıyoruz. İşte Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Soma faciasından sonra geri plana düştü. Neden Soma, neden 301 kişi neden Türkiye’nin en büyük maden faciası sorusunu soruyoruz. Soma Cumhuriyet başsavcılığının yaptığı tespitlerde yangının çıkış nedeniyle ilgili net bir bilgeye ulaşılmadığından söz ediliyor. Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan yangının trafodan kaynaklandığını ve her türlü önlemin alındığını söylüyor. Uluslararası boyutunu gündeme getirmiştik. Rusya lideri Putin’in bizzat aradığını Obama’nın ise sesiz kaldığından, İngiltere’nin sadece internet sitesinden Türkiye Cumhuriyeti’ne baş sağlığı dilediğini bildirmiştik. Soma felaketini enine boyuna tartışacağız. Önümüzde ki dönemlerde bunu daha çok tartışacağız. Arka planı mutlaka gündeme gelecek.

ADEM TÜYSÜZ HEPİMİZİ ÜZDÜ

Kocaeli gündeminden kısa söz etmek istiyorum. Değerli dost, Gönül insanı, Kırkpınar başpehlivanı, Kocaeli TV yönetim kurulu Fahri başkanı, Tüysüzler Sarraf’ın sahibi Adem Tüysüz bey… Kendine has bir gönül insanı, şen şakrak birisiydi. Vefat haberini üzüntüyle duydum. Gözümden adem bey ile dostluğumuz bir sinema şeridi gibi geçti. Adem bey hiç beklenmedik bir şekilde medya sektörüne girmiş, Kocaeli TV’yi kurarak ve Kocaeli TV’yi uyduya çıkararak Kocaeli tarihinde bir ilke imza atmıştı. Maddi sıkıntılarının olmadığını da konuşuluyordu, üzücü ve elim bir olayla 62 yaşında hayata veda etti. Allah rahmet eylesin, gönül insanıydı, Kocaeli medya alanında öncü bir isimdi.

Gebze bölgesi, çevre, ulaşım, bir çok sorunla boğuşuyor. Gebze hızla büyüyor, büyümenin etkisiyle durum buralara geldi. Her türlü çevre sıkıntısı önümüzde ki günlerde daha çok yaşanacak. Ulaşım ise önemli bir konu. Ulaşım, çevre, sağlık en önemli sorunların başında geliyor. Eğitimle ilgili de tartışılması gereken sorunlar var.

19 MAYIS VE KARADENİZ BÖLGESİ

Bir başka konuyu da dün getirmiş, 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramından söz etmiştik.  Atatürk Samsun’a çıkmadan bir yıl önce Trabzon’un düşman işgalinden kurtulduğunu, işgalden kurtulan Trabzon, Giresun, Rize ve Erzurum mebuslarının katılımıyla Erzurum kongresinin yapıldığını söylemiştik. Bu coğrafyayı çok iyi irdelemek gerekiyor. Tarihi, tarihin yazıldığı yerde araştırmak gerekiyor. Biz bir hafta önce bu dağlardaydık. Yalla dağlarına çıktım bir hafta önce. Harşit Vadisi’ne gittik. Trabzon’da, Giresun’da araştırmalar yapıp, devlet yöneticileriyle görüştük. Karadeniz olayı Kurtuluş Savaş’ının ön sözü. Harşit Vadisi, adeta ikinci Çanakkale. Mareşal Fevzi çakmak ise ikinci Plevne diyor Kop Dağı savunması için. Gerçekten destansı mücadeleler verilmişti. Bu bölgelerle ilgili anlatılacak, söylenecek çok şey var. Bunla ilgili bir söyleşi yapmış ve Devri Alem farkıyla hem bölgesel TV’lerde hem de Kocaeli Gebze TV’de yayınlamıştık. Bu konuyla ilgili araştırmalarımızı sürdüreceğiz.