Ana Sayfa

Esir Kamplarında Unutulan Şehitler

  1İsmail Kahraman’ın kaleminden Ana Yurttan, Ata Yurda; Tuva, Hakas ve Sibirya’da  Devr-i Alem..

28 Ağustos 4 Eylül 2013 tarihlerinde  Rusya’nın  Sibirya coğrafyasına gi dip; Yenisey Irmağı, Sayam dağları, Tuva ve Hakas Türk Cumhuriyet lerinin başkentleri Kızıl ve Abakan ile Orta Sibirya Eyaleti’nin Başkenti  Rusya’nın 6. Büyük şehri Krasno- yarsk kentlerinde  Birinci dünya savaşında Sibirya’ya esir götürülen Osmanlı askerlerinin toplu şehitliklerini bulup fatiha okuduk. Devr-i Alem belgesel programı olarak hazırla- dığımız “Ata Yurt’da Esir Kampları” belgeseli ulusal ve bölgesel bir çok tv kanalında  yayınlanacak.

     İSTANBUL’DAN MOSKOVA’YA

    Kültür ve medeniyet tarihimizi araştırmak üzere yine yollardayız bu kez uzaklara gidiyoruz ana yurdumuz Anadolu’dan binlerce kilometre uzaktaki Tanrı, Altay, Tuva, Yenisey sayan dağları Hakas ve Türklerin ana yurdu Ötüken’e doğru yola çıktık. Yol arkadaşlarımızın çoğu Tarihçi değil ,tabip. Prof.Dr. Orhan Gedikli’nin organize ettiği gezide Prof. Sefa Saygılı, Prof.Dr. Sadık Şencan, Beyin Cerrahı Dr. Ali Akben gibi çok değerli dostlarımız var. Moskova üzerinden Sibirya coğrafyasına gideceğiz uçağımız yeşil köy hava limanından havalanırken içimiz kıpır kıpır ediyor. Ata yurdumuzdaki Türklerle görüşmek Altay ve Sayan dağlarından geçip Yenisey ırmağında su içmek ama en önemlisi Sibirya’da unuttuğumuz Türklerle konuşmak anadoludan ana yurttaki Türklere selam götürmenin heyecanı içindeyiz.

Uçağımız 3 saatlik yolculuktan sonra Rusya’nın başkenti Moskova’ya iniyor. Sibirya’nın merkezindeki Hakas Cumhuriyeti’nin başkenti Abakan’a gideceğiz. Uçağımızın kalkışına 10 saatlik bir süre var bu süreyi Moskova’da değerlendirmek istiyoruz hızlı trene binerek Moskova hava limanından Kızıl Meydan’a geçiyoruz. Rusya’nın kalbinin attığı, soğuk savaş döneminde dünyanın gözünün kulağının çevrildiği Kızıl Meydan. Kızıl Meydan’a gidebilmek için birkaç metroya biniyoruz. Moskova demek metro demek yıllarca önce yapılan 3 katlı metrolar adeta Moskova’nın altını bir ağ gibi örmüş. Moskova’nın altı 3 katlı metro sistemiyle yerin onlarca metre altından birbirine bağlanmış. Dünyanın en kalabalık ülkelerinden birisi olan Moskova metroları şehirden daha kalabalık. Metroya binen inen insanlar istasyonun kalabalık hali, gelenler, gidenler. İnsan trafiği Moskova metrosunu canlı bir şehir yapmış. Metro istasyonları resim heykel sanat eserleri ile adeta bir sanat galerisi haline getirilmiş resimler ve heykeller Moskova metrosunun sanat merkezine dönüştürmüş. Moskova metrosunun çeşitli noktalarında ve bir sanat harikası olan resim ve heykellerin belgesel görüntülerini çekiyoruz. Bu metrolar savaşlarda Rusya’ya esir olarak getirilen çoğu Türk Osmanlı coğrafyasından ve diğer ülkelerden tutsak edilen insanlar tarafından yapılmış. Bu metrolarda esirlerin karın tokluğuna çalıştırılması hem savaş suçu hem insanlık suçu. Sadece esirler değil Rusya kendi ülkesindeki kırım  Tatarları ve Ahıska Türkleri gibi Müslüman ve Türk unsurları kendi yurtlarından sürerek bu tür ağır işlerde çalıştırmışlar. Metroda Kızıl Meydan’a giderken bu gerçekleri de düşünmeden edemedik .

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında bir insanlık dramı yaşandı. Onlarca milyon insan  öldü. Yüzbinlerce asker tutsak edilip metro, demir yolu inşaatları kömür madenleri ve fabrikalarda çok ağır işlerde çalıştırıldı. Moskova metrosunda bu acı gerçekleri düşünerek yolculuk yaptım. Moskova metrosu inşaatında acaba kaç esir öldü?  Kaç masum insan hayatın baharında canından oldu.

MOSKOVA METROSU VE  KIZIL MEYDAN’DAYIZ

Moskova-kizil-meydan-tarihi-kiliseMoskova Kızıl Meydan’a geliyoruz. Elimizde kamera ve fotoğraf makinamız belgesel görüntüler çekiyoruz. Kızıl Meydan’da festival düzenleniyor. Işıklar ve hareketli görüntüler… Kendimizi Kızıl Meydan’ın ortasında festival alanında buluyoruz. Kızıl Meydan’a kurulan platformda müzik eşliğinde atlar adeta dans ediyor. At gösterisi,müzik eşliğinde atların geçit resimleri, bayan ve erkek jokeyler ve atların hareketleri Kızıl Meydanı şenlendiriyor. At gösterilerinin çekimlerini yaptıktan sonra Lenin’in mezarının bulunduğu yerin önüne geliyoruz. Ancak etraf demir çitlerle kapatılmış. Uzaktan Lenin’in mezarının belgesel görüntülerini çekiyoruz. Kızıl Meydanın amblemi olan tarihi kilisenin önünde belgesel çekimlerimizi sürdürüyoruz.  Bu kilisenin kültür ve medeniyet tarihimiz açısından çok ayrı yeri var. Çünkü 1552 yılında Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edilerek yıkılır. Tataristan’ın başkenti Kazandaki Kul Şerif Camii de Ruslar  tarafından yıkılır ve Kul Şerif camiinin taşları Moskova’ya getirilerek bu tarihi kilise yapılır. Kilisenin bu tarihi gerçekleri düşünerek belgesel çekimlerimizi Kızıl Meydan’da tamamlıyor ve Sibirya’daki Hakas Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Abakan’a gitmek üzere Moskova havalimanına geliyoruz

   ATA YURTLARIMIZ OLAN SİBİRYA  YOLUNDA…

 Moskova hava limanından Rus hava yollarına ait uçakla orta Sibirya’nın eyalet merkezi Hakas Türk Cumhuriyetinin başkenti Abakan’a gitmek üzere Sibirya yolculuğumuz başlıyor. Uçağımız gece saat 0:2 sıralarında yağmurlu bir hava da Sibirya’ya doğru uçuşa geçiyor. Sibirya coğrafyası Rusya’nın nerdeyse 3’te 2’sini kaplamakta. Batı, Orta ve Uzakdoğu Sibirya Rusya’nın en büyük toprak parçası Rusya’nın bir başından diğer başına 13 saatlik zaman farkı var. Bizim yola çıktığımız Hakas Türk cumhuriyetinin başkenti Abakan ile Moskova arasında 5 saatlik zaman farkı olduğunu söylersek Rusya’nın ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılır.

  Moskova Abakan arası uçakla ortalama 5 saat. Saatler süren Uçak yolculuğu sıkıcı. Ancak ben elimdeki bilgiler ve araştırma notlarını okuyup inceliyorum. Uçağımızın penceresinden gün doğumunu ve Sibirya coğrafyasının manzarasını çekerek Hakas Türk cumhuriyetinin başkenti Abakan’a iniyoruz. Vakit çoktan öğleye yaklaşmış. Abakan havalimanı terk edilmiş. Adeta savaştan çıkmış harabe bir görünümde. Burada sanki zaman durmuş hiçbir modern yok. Hava limanından valizlerimizi alarak şehir merkezine gitmek üzere otobüse binerken hayretimiz bir kat daha artıyor. 11 kişilik ekip için tam 45 kişilik otobüs tahsisi yapılmış. Sibirya’da kaldığımız süre içinde en küçük yere bile bu otobüs ile gidiyoruz. Hakas Cumhuriyeti’nin başkenti Abakan şehir merkezine yaklaştıkça hava limanındaki metruk halden eser yok. Abakan şehri havaalanına göre daha bakımlı daha güzel. Lenin caddesi üzerindeki Abakan otelinde konaklıyoruz. Otelde kısa bir istirahatten sonra Abakan rehberimiz eşliğinde şehir turuna başlıyoruz.

   BENGİTÜRK YAZITLARI’NIN  BAŞKENTİ  HAKAS

Abakan-yenisey-yazitlari Sibirya deyince soğuk akla gelir, ancak etraf sıcak. Eylül başı olmasına rağmen güneş oldukça yakıcı. Park ve  caddelerdeki Bengü Taşı Yazıtları’nın belgesel görüntülerini çekiyoruz. Kültür ve sanata Hakas Türkleri büyük önem veriyor. Hemen belirtelim Hakasların sayısı çok azalmış. Rusya asimilasyon yaparak Hakasları eritmiş. Stalin döneminde Hakaslar şehirlerden köylere sürülmüş. Adı Hakas ama bugün Hakasların nüfusu %15 i geçmiyor.

Bale gösterisi yapan öğrencilerin görüntülerini çekiyoruz. Hakas Parlamento Binası önünde belgesel görüntüleri çekerek Abakan’daki gezimizi sürdürüyoruz. Abakan gerçekten gelişmiş ve güzel bir şehir. Modern binalar geniş cadde ve parklar. İnsanların şehirdeki hareketleri şehrin güvenilir olduğunu gösteriyor. Şehri gezerken birkaç Hakaslı hanımefendi ile konuşuyoruz. Hakaslılar ile az da olsa Türkçe anlaşabiliyoruz. Bizim Türkiye’den İstanbul’dan geldiğimizi öğrenince Hakaslıların gözü bir başka gülüyor. Hakaslılar Türkiye ve İstanbul’a büyük ilgi gösteriyorlar.

Abakan Nehri ile, ünlü Yenisey Nehri Abakan’da birleşiyor, Abakan Nehri köprüsü üzerinde belgesel çekimleri yaparak Abakan ve Yenisey Nehri vadisine hakim bir tepeye çıkıyoruz. Abakan şehri ve Yenisey Irmağı bu tepeden bir başka gözüküyor. Biz belgesel çekimlerimizi yaparken Abakanlı gelin ve damatlar hatıra fotoğrafı çekmek üzere buraya geliyorlar kendileri ile söyleşiler yapmaya belgesel görüntüleri çekmeye çalışıyoruz. Aile bireyleri ve yakınlar hatıra fotoğrafı çekiyorlar damat ve gelin ellerinde şampanya şişeleri yere atarak kırıyorlar. Gelin ve damatlarla bu tepe farklı manzara sunuyor.

 ABAKAN’DA TÜRK TARİHİNİ YAŞIYORUZ

Abakan şehrindeki gezimizi sürdürürken bir kilisenin önüne geliyoruz. Bölge Şaman ve Budist inancına sahip olmasına rağmen Ruslar gerek çarlık gerekse Sovyet döneminde Ortodoks Hristiyanlığı ön plana almışlar. Hakas Türklerini eritmek için Şaman geleneğini yasaklamışlar. Hristiyan olmaları için baskılar yapılmış hatta papazlar öncülüğünde Hakaslar Hristiyan olmaya teşvik edilip Hristiyan olanlardan vergi alınmayarak Hristiyanlık baskısı sürdürülmüş. Bugün İslamiyet üzerinde bölgede büyük baskılar uygulanıyor. Abakan’da Müslümanlar olmasına rağmen bir tek  camiinin olmaması İslamiyet üzerine ne kadar ciddi baskı olduğunu gösteriyor. Hakas’ın başkenti Abakan’da bir çok park var bu parklar içerisinde en dikkat çekeni Rüya Parkı. Rüya parkı adeta bir tabloyu yansıtmakta. Değişik türden ağaç ve çiçekler Hakas geleneklerini yansıtan motifler ve sanat eserleri ile Hakas kültür parkı haline getirilmiş.

  Rüya Parkı’nda belgesel çekimlerimizi tamamladıktan sonra akşam yemeği için otelimize geliyoruz. Yemek tıpkı Anadolu kültürüne göre hazırlanmış. Salata meyve ve özellikle üstü hamurla kapatılmış sebzeli tavuk güveç. Yemek masamız hem göz hem de damak ziyafeti sunuyor. Gerçekten çok güzel bir sofra. Fakat sabah kahvaltısı bölgenin ne kadar geri kaldığını gösteriyor otelde verilen kahvaltı fişlerinin belli bir değeri var elma veya diğer özel şeyler tek tek tartılarak ücreti alınarak veriliyor. İki parça ekstre ekmek ve 1 elma için 1 dolar karşılığı 35 ruble ödeyerek 1 dolara elma yiyoruz. Kahvaltıdan sonra Tuva’nın başkenti Kızıl’a gitmek üzere yağmurlu ve sisli bir havada  yola çıkıyoruz .

TUVA’NIN BAŞKENTİ KIZIL’A GİDİYORUZ

yenisey-irmagiHakas Cumhuriyetinin başkenti Abakan’dan Tuva Cumhuriyetinin başkenti Kızıl arasındaki mesafe yaklaşık 500 km. Hakas Cumhuriyeti’nin başkenti Abakan’dan yola çıktık. Geniş ovalar, buğday tarlaları, tipik Sibirya köylerinden geçiyoruz. Abakan ve Yenisey Irmağı üzerindeki köprülerden geçerek Hakas Cumhuriyetinin tarih ve kültür kenti olan Minusinsk şehrinden geçeceğiz. Burası arkeoloji müzesiyle dünya tarafından tanınıyor.

Abakan Çayı ve Yenisey Irmağı sularının toplandığı havzalarda geçerek Minusinsk şehrine geliyoruz. Gerek Abakan’daki tarih müzesi gerekse Minusinsk Arkiyoloji  müzesinin daha sonra ziyaret edeceğiz. Minusinsk şehri sanayi kuruluşları ile devrimdir. Şehir girişinde büyük bir doğalgaz çevrim santrali bulunuyor.Yol üzerindeki Türkiye haritası ve Türkiye bayrağı burada Türk iş adamlarının olduğunu gösteriyor. Şehirden geçerek bozkırda yolumuza devam ediyoruz. Ovalar ve yeşil tarlalar, buğdaylar eylül ayı olmasına rağmen daha yeni olgunlaşmış. Sibirya’nın köy evleri  benim çok ilgimi çekiyor. Tek katlı, ahşap, dik çatılı tipik evlerden oluşan Sibirya köyleri mavi pencereleri ile yemyeşil ormanlık alan içerisinde muhteşem bir tabloyu yansıtıyor. Otobüsümüzün penceresinden tipik Sibirya köylerinin belgesel görüntülerini çekiyoruz.

 SAYAM DAĞLARINDA MOLA ZAMANI

  Tuva yolu üzeri Sayam dağları eteğinde  ormanlık alan içerisinde kısa bir mola veriyoruz şiş kebap yapılan çay satılan mola yerinde benim ilgimi en çok seyyar satıcılar çekiyor. Rus ve Hakas bayan seyyar satıcılar şifalı otlar, çerez türü fındık, fıstık içi ve kavanozdaki balları mola yerindeki müşterilere satmaya çalışıyorlar. Satılan eşyalar arasında ardıç ağacının dalları ilgimi çekiyor. Bu dallar tütsü olarak evlerde ve iş yerlerinde kullanılıyormuş. Satış yapan Hakas Türkü hanım bize ardıç dallarını yakarak bir gösteri de yapıyor. Mola yerinde ahşaptan yapılan tuvaletlerin kapılarının olmaması bölgenin ne kadar ilkel şartlarda yaşadığını gösteriyor.

Mola yerinden çıktından sonra artık sayan dağlarına doğru tırmanıyoruz. Hakas ve Tuva cumhuriyetleri arasındaki sayan dağları değişik ağaç türleri ve yüksek zirveleriyle muhteşem manzara sunuyor. Virajlardan, kıvrım kıvrım dar yollardan geçerek sayan dağlarının zirvesine çıkıyoruz. Zirveden sayan dağlarının adeta doruklarını oluşturan sipsivri kayalar, dağdaki ağaç türleri özellikle zirvedeki uzun kar tüneli eylül ayının başı olmasına rağmen hala Sayan Dağlarındaki kar kütleleri, dağlardan coşkuyla akan sularıyla muhteşem bir manzaraya sahip.

Zirvede kısa bir fotoğraf ve belgesel çekimi molası veriyoru. Artık sayan dağları zirvesinden inişe geçeceğiz. Tam zirvede şaman geleneğine uygun çok sayıda bez ve çaput ağaçlara bağlanmış. Ayrıca zirveye bir de küçük bir kilise yapılmış kilisenin tam karşısında ise Budist ve Şaman anıtı bulunuyor. Sayan Dağı’nın zirvesinde belgesel görüntüler çekip muhteşem bir krater gölünün manzarasını seyrederek ikinci mola yerimize geliyoruz.

Zirvedeki ahşaptan yapılmış evler kayak merkezi dinlenme tesisleri ve envai çeşit çiçek ve bitkilerle Sayan Dağları Milli Park haline getirilmiş. Dağın zirvesinden çağlayarak akan kaynak suyundan kana kana içerek bölgenin belgesel görüntülerini Devri Alem kameralarına kaydediyoruz.

SAYAM DAĞLARIN’DAN TUVA BOZKIRLARINA

  Tuva’nın başkenti Kızıl’a doğru yolumuz devam ediyor. Sayam dağlarının zirvesinden inişe geçiyoruz. Kıvrılan yollar, yol üzerindeki köylerin Yenisey Irmağı’nın kollarının oluşturduğu dere ve çaylar ama en önemlisi zengin ağaç çeşidinin oluşturduğu Sayam Dağlarındaki  köknar ve çam ağaçları bizlere eşlik ediyor. Bölgede daha önce çıkan yangın tüm ormanı kül etmiş yanan orman yeni yeni kendine geliyor ve yanan yerlerde yeni ormanlar oluşuyor.

Uzun bir yolculuktan sonra bu kez Tuva Türk Cumhuriyeti’nin sınırına geliyoruz. Orta Asya'nın merkezini gösteren Tuva'daki anıt önünde ekibimizle hatıra fotoğrafı çekildikZirvede bir yer bizi Tuva yazısının bulunduğu büyük bir anıt karşılıyor. Kaptanımız burda da fotoğraf ve belgesel çekimi molası veriyor. Tuva Anıtı’nın karşısında Şaman anıtı yer alıyor. Kızıl derililerin çadırlarına benzeyen Şaman anıtında paralar, bez parçaları, değişik yazıların yer aldığı bez levhalar asılmış. Bizim dışımızda insanlar buraya gelip şaman anıtının etrafında dönüyorlar. Anıtın hemen karşısında ise Tuvalı köylüler ormandan topladıkları mantarları satıyorlar. Orta yaşın üzerinde eşleri ile birlikte mantar satan Tuva erkekleri kendilerinin soğuktan korumak için adeta yorganlara bürünmüş gibi çekim yapmak üzere kameramızı  çalıştırdığımızda Tuvalı hanımlar yüzlerini gizliyorlar. Sorularımıza hiç cevap vermeyip sadece yüzlerini gizleyerek gülüyorlar. Kovalardaki mantarlar ise tıpkı Anadolu’daki mantarlara benziyor.Mantar satan Tuvalıların da görüntülerini çekip Tuva’nın başkenti Kızıl’a doğru devam ediyoruz.

Orman ve dağlık alanlar artık geride kaldı. Uçsuz bucaksız Tuva bozkırları bizleri karşılıyor. Bozkırın muhteşem manzarası çıplak Tuva yayla dağları adeta göz ve gönül ziyafeti sunuyor.

TUVA GİRİŞİNDE  RUS POLİSİ KONTROLÜ

Yenisey ırmağı sahilindeki 400 bin nüfuslu Tuva Türk cumhuriyeti Azerbaycan’dan sonra Türkçe anlaşabileceğimiz konuşmaları Türkçe’ye benzeyen Budist ve Şaman Türk topluluğu. Ancak tarih boyu hep bağımsızlık mücadelesi vermişler. Bugün de bağımsızlık mücadelesi vermeye devam ediyorlar. Rusya Tuva Türklerinin bağımsızlık mücadelesinden çok rahatsız. Aracımız Tuva girişinde polisler tarafından durduruldu. Bir polis memuru önce şoförümüzün pasaportunu kontrol etti. Rus şoförümüz bizim Türk turist olduğumuzu söyledi ancak bu kez polis memuru vizelerimize baktı. Türklere vize uygulanmadığını polis memuruna güçlükle anlatabildik. Uzun bir bekleyiş ardından pasaportlarımızdaki numaraları ve Moskova havalimanındaki bize verilen turistlik belgelerindeki numaraları tek tek elden bir deftere yazılıp pasaportlarımız tarafımıza verilerek Tuva cumhuriyeti girişimize izin verildi. Deyim yerindeyse Rusya da vize yok ama bir anlamda Tuva girişinde vize almış olduk.

 Artık sağ ve sol tarafımızda uçsuz bucaksız bozkırlar ve Tuva Türk cumhuriyetinin yayla dağları arasında yolculuğumuza devam ediyoruz. Muhteşem bir bozkır, bozkır ortasındaki küçücük çadırlar ve tipik evler, ot balyaları, hayvan sürüleri bozkırın ortasında güzel manzaralar oluşturuyor.

 TURAN ŞEHRİNDE TURAN TARİHİNİ YAŞAMAK

Tuva Türk Cumhuriyeti’nin en önemli şehirlerinden birisi Turan şehri uzaktan yeşil bir vadi. Tipik Sibirya evleri ile göz ve gönlümüzü okşadı. Adeta bize “hoş geldin” dedi. Burası Turan şehri. 150 yıl önce kurulmuş bir şehir Turan şehrine giriyoruz. Kavak ağaçları, değişik meyve ağaçları, tipik mavi pencereli Sibirya evleri, devlet ve hükümet binaları Tuva Türklerinin Tuva Türkü çocuklarının görüntüleri eşliğinde Turan şehrini geziyoruz. Turan şehrindeki Turan Müzesi’ne geliyoruz. Ancak müzenin kapısı kapalı.

Müzenin yanındaki büfede ise Tuva Türklerinin işlettiği bir dükkana giriyoruz. Dükkanda Türkçe konuşarak satış yapan 2 Tuva bayanın görüntülerini çekiyoruz. Turan şehrinde fırından ekmek satın alacağız ancak fırının kapısı demir korkuluklarla kapalı. Sadece ekmeğin alınabildiği küçücük bir tahta kapalı pencereye vurarak kafamızı uzatıp ekmek satın alıyoruz. Çünkü bölgede millet aç ve fırına saldırmasınlar diye büyük önlem almışlar. Buradan tanesi Türk parası ile 2 lira karşılığında üç ekmek satın alıyoruz. Türkiye’den getirdiğimiz peynirleri de ekmeğin içine koyarak otobüste peynir ekmek ziyafeti sunuyoruz kendimize. Türk peyniri ile sıcacık Tuva’nın Turan şehrindeki fırından satın aldığımız  ekmeği yerken binlerce yıllık Türk tarihi  gözlerimizin  önün’ den bir sınama şeridi gibi geçiyordu.

TUVA’NIN BAŞKENTİ KIZIL’DAYIZ

tuvali-gelin-damatTuva Cumhuriyetinin bozkırlarındaki yolumuza  devam ediyoruz. Başkent Kızıl’a gidiceğiz. Sonbahar bölgeye yeni gelmeye başlamış. Uzun Sibirya soğukları için kış hazırlıkları devam ediyor ve bozkırların ortasından Tuva nın başkenti kızıl bir tabloyu andırırcasına karşımıza çıkıyor ve Yenisey ırmağı kenarındaki kızıla geliyoruz, önce kızıla hakim bir tepeye çıkıyoruz. Şehir ve Yenisey ırmağı buradan muhteşem gözüküyor, belgesel çekimlerine başlıyorum. Bu sırada Tuva Türkü bir çift aileleri ile birlikte tepeye geliyorlar. Tuvalı gelin ve damat objektiflerimize gülümsüyor ve gelin hanım Türkçe “çok seviyorum” cümlesini söylüyor. Ardından bir Tuvalı kız bize “hoş geldiniz. Türkiye’den mi geldiniz” diye Türkçe hitap ediyor. Bir delikanlı ise “Türkiye’yi çok seviyoruz” derken Türkçeyi Türk kolejinde öğrendiklerini söylüyorlar. Bugün Tuva Türk koleji kapalı. Sovyet yönetimi 2002 yılında koleji kapatmış ama kolej önemli hizmetler yapmış olacak ki bugün Tuva’da çok sayıda Türkçe bilen Tuvalı var. Tuvalılarla sohbet ediyor belgesel çekimlerimizi sürdürüyoruz.

Tuva’nın başkenti Kızıl bu zirveden çok muhteşem gözüküyor. Kıvrım kıvrım Tuva’nın başkentini kuşatan Yenisey Irmağı ve Tuva’nın muhteşem manzarası adeta bizi ihtişamlı Türk tarihine götürüyor. Kızıl şehri ve Yenisey Irmağı birbirleri ile o kadar uyumlu ki adeta et tırnak olmuşlar. Yeşillikler içerisinde başkent kızıl uzaktan bize el sallarken biz de bir sevgiliye kavuşmanın heyecanı ile Yenisey Irmağı üzerindeki köprüden hızlıca geçip Kızıl şehrine giriyoruz. Kızıl şehrinin girişinde geniş bir meydan ve çiçekle büyük bir yıldız yapılmış. Rengarenk çiçekler adeta ihtişamlı Türk tarihini yansıtıyor

Kızıl’daki İlk  Durağımız 60 Yiğit müzesi

 Tuva Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Kızıl’da ilk durağımız  60 Bahadır Ulusal Müzesi. Tuva gezimizin ‘highlight’ı. Müzede hem birkaç yıl önce taşınan arjan-2 hazinesini göreceğiz hem de yıllardır bu müzede sergilenen balbalları ve minik yazıtlı taşları inceleyeceğiz .Kızıl müzezsini gezmeden daha önce bu bölgede arştırmalar yapmış  Faruk Pekin beyin   29 Temmuz 2013  tarihli Hürriyet  gazetesi seyahat  ekinde yer alan   yazıyı  sizlerle paylaşmak istiyorum .

TARİHİ DEĞİŞTİREN 20 KİLO ALTIN

Arjan, İskitlere ait kurganların bulunduğu Kağanlar Vadisi’ndeki yerin adı. Sibirya Türklerinin dilinde arjan şifalı su, kaynak suyu anlamına geliyor. Arjan-2 kurganı 80 metre çapında 2 metre yüksekliğindeki bir höyük. İlk kez 1997’de incelenmiş. 2001-2003 yıllarında bir Rus-Alman altın parçadan oluşuyor. Toplamı 20 kilo. M.Ö 7 inci yüzyıla ait olduğu belirtilen parçaların tüm İskit ,kazı heyetince yapılan kazıda “21” inci yüzyılın en büyük arkeolojik keşfine sahne olmuş. Mezardaki kadın ve erkekten her birinin giysisi yaklaşık 5 bin altın parçadan oluşuyor. Toplamı 20 kilo. MÖ 7inci yüzyıla ait olduğu belirtilen parçaların tüm İskit tarihini değiştireceği belirtiliyor. Kurgandaki diğer mezarlarda 14 at kemiği ile hançerler, baltalar, ok uçları, aynalar, boncuklar, kürk ve keçe parçaları ele geçirilmiş.

Kalıntılar müzede yüksek güvenlikli odada sergileniyor. İçeri girerken her türlü eşyanız cep telefonları fotoğraf makineleri dışarıda bırakılıyor altın hakan pantolonu ve kadın saç iğnesi özellikle aklımızı başımızdan alıyor. Bu çok ince maden işçiliği göçebe-savaşçı Türklerin madencilikte neden çok mükemmel olduklarını da gösteriyor. Sersemlemiş halde müzenin kapalı alanından çıkıp açık havada sergilenen balbalları runik harfli yazıtlı taşları ‘tamgalı’ taşları görmek için aşağı iniyoruz. Atalarımızın kültür öğeleri ayrı bir heyecan veriyor. Müzeden sonra Kızıl’daki en ilginç yerlerden Şaman Kliniği’ne gidiyoruz. Esas klinik tek katlı çok odalı ahşap bir bina ile bir avludan oluşuyor. Stalin döneminde “Şamanlar (kam) ciddi baskı görmüş, öldürülmüş. SSCB’nin dağılmasından sonra yeniden ortaya çıkıp, Şaman klinik etrafında bir araya gelmişler. 1931’de Tuva’da yaklaşık 750 şaman varmış. Bugün 50 dolayında.

ŞAMAN KLİNİĞİNDE FAL VE TERAPİ

Klinikte Şamanlar başvuranları hastalıktan kurtarmaya çalışıyor, el falı bakıyor, gelecek okuyor. Şaman törenleri (kamleniye) gerçekleştiriliyor. Bize de Şamanizm’i anlattılar. Özel davulu, tokmağı giysileri, törenleri hakkında bilgi verdiler. O akşam Yenisey kıyısında bağımsız yurtlardan oluşan bir konaklama tesisine gittik. Bize orada önce Alaş grubu mükemmel bir gırtlak şarkıları konseri verdi ardından bir şaman töreni izledik.

Şaman geldi, önce kutsal bir mekanda dua etti. Ardından elindeki ayı pençesiyle tek tek hepimizi kutsadı, iyi ruhlara çağrı yaptı. Ardından ateşin yanında davulu çalarak esrime çabasına girişti. O sırada gökte görünen hilali işaret ederek onu görünmesini törenin başarılı geçeceğine bir işaret olduğunu bildirdi. Tören sonunda onunla birlikte ateşin etrafında döndük son derece etkileyiciydi.

Ertesi sabah günümüzün en büyük Şamanı kabul edilen Manguş Kenin- Lopsan ile görüştük. Bu inanılmaz görüşmenin ardından bir Tuva evini ziyaret için yola çıktık önce ünlü çoban heykelini gördük. Yolun bir yerinde çok sayıda çaputlu ağaç vardı. Kutsal yer olduğu anlaşılıyordu bizi yerel giysili genç kızlar karşıladı. Ağaca bağlamamız için bez verdiler hep birlikte ağaca çaput bağladık.

Ziyaret ettiğimiz büyük yurt içinde bize günlük yiyeceklerinden örnekler sundular. Bir sanatçı gırtlak şarkıları söyledi. Atlarla gösteri yaptılar kementle at yakaladılar Tuva güreşi (güreş) örneği sergilediler. Bir günlük olağan bir Tuva yaşantısını izledik yeşil yaylarındaki büyük hayvan sürüleri son derece ilginçti.

KRUPSKAYA İLE LENİN BURADA EVLENMİŞTİ

Geriye dönmek için Abakan’a giderken iki yere daha uğradık. Krasnoyarsk bölgesindeki Şusenskoye ile  Minusinsk kenti ilki Lenin’in sürgün edildiği yer. Nadej’da Krupskaya ile orada evlenmiş. Toplam üç yl kaldıkları iki ahşap ev korunmuş sonra onların etrafında mükemmel bir açık hava ahşap mimarisi ve etnografya müzesi oluşturulmuş.

70 bin nüfuslu Minusinsk’te ise Türklerin mutlaka görmesi gereken bir müze var. Müzede sergilenen Hakas- Minusinsk havzası kökenli geyik taşı, balbal, runik yazıtlı taşlar, Türk tarihi açısından son derece önemli. Bir taşa şunlar yazılmış “ Karımdan ve oğlumdan ayrıldım. Ülkeme geldim. Aç ayı kabilesinden evimden ayrıldım. Yazık. Erlik adımı bıraktım. Kartım(yaslıyım)”

17’NCİ YÜZYILDA BUDİST OLDULAR, PUTA TAPMIYORLAR

Tuvalar, Türkçe konuşan halklar arasında, sarı Uygurlar gibi bazı ufak gruplar hariç, Budizm’e inanan en önemli Türk kökenli grup. 17’nci yüz yılda Budist olmuşlar. Moğol hükümdarı Altay Han’ın Budizm’in iki büyük kolundan Mahayana (büyük araç Budizmi) içinde sayabileceğimiz Tibet Budizmine ( daha doğru ifadeyle Himalaya budizmi) önem vermesinin ardından Moğolların egemenliği altında bulunan Tuvalarda Budizm’e inanmaya başlamış. Bu inanç Çinlilerin egemenliği döneminde sürmüş. SSCB dönemindeki ‘ateist’ kampanyalarla gerilemiş.1997’den sonra dinsel inançlara özgürlük geldiğinde 14’üncü Dalaylama Tuva’yı ziyaret etmiş. 75 yıl önce Stalin döneminde yıkılan en önemli Budist tapınağı yeniden inşa edilmiş diğerleri gibi Tuvalar resmi olarak Budacı görünüyor. Ancak doğaya, animizme, şamanizme tapkı, tengricilik ( gök tanrı kültü), dağ kültü, su kültü, doğa ruhlarına inanç şu anda Budizm’den daha önde. ‘Lamaizm’ olarak adlandırılan Moğolistan tarzlı bir Budizm anlayışı çok hızlı yaygınlaşmıyor. Altaylarda olduğu gibi Tuva’da her yer taş heykellerle dolu. Ama hiçbir yerde puta tapma geleneği yok.

BAŞ ŞAMAN BİZİ “ AKRABALAR GELMİŞ” DİYE KARŞILADI

Manguş Kennin – Lopsan (88), tüm Tuva Şamanları’nın lideri. 16 çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu anneannesi Kuular Han dizhap çok ünlü bir kadın şaman ‘ uluğkam’ diye bilinirmiş. 1933’te Stalin’in emriyle toplama kampına gönderilmiş. Stalin’in ölüm tarihini önceden bilmiş. Stalin Ölünce de salınmış. Salındıktan hemen sonra ölmüş. Lopsan’ın ailesinde çok sayıda kam ve kayçı var. St. Petersburg’da üniversite bitirmiş akademiysen olmuş, tüm yaşamını Tuva Şamanları’nın incelenmesine hasretmiş. Şamanlar üzerine çok sayıda makale ve kitap yazmış. Artık fiilen Şamanlık yapmıyor. Gözleri de çok iyi görmüyor. Türklerin geldiğini duyunca çok sevindi. “ Akrabalar gelmiş” diyerek özenle özel giysilerini giyerek bizi karşıladı. Hala çok karizmatik. Etrafına çok farklı bir enerji saçıyor. ( Kaynak : Hürriyet gazetesi, Seyahat eki, 29 Temmuz 2013)

ÖTÜKEN OTELDE KONAKLIYORUZ

   Orjinal mimarisi, kızıl kubbesi  bahçesindeki  Türk  çadırları ile  Yenisey ırmağı sahilindeki  Tuva’nın başkenti  Kızıl Müzesindeki gezimizde tıpkı Hürriyet gazetesi ekibi gibi sıkı bir denetim den geçiriliyoruz.  Özel bölüm  harıç müze’nin diğer bölümlerinde  rahatlıkla belgesel  çekimleri yapmamıza izin veriliyor. Gerçekten  Kızıl müzesi  Türk tarihi’nin  Sayam dağları ve  Yenisey ırmağı sahillerindeki mühteşem geçmişini yansıtıyordu. Devr-i Alem belgesel tv program ekibi olarak Kızıl müzesinde ilk belgesel  program çeken  Türk  tv ekibi  ünvanına  sahip oluyoruz. Müzedeki  belgesel çekimlerinden   sonra yenisey ırmağı sahilindeki otelimize geliyoruz. Otelimizin adı ünlü bir isim “Ötüken Oteli”.  Ötüken Oteli’nin penceresinden Yenisey Irmağı ve Kızıl Şehri ile ihtişamlı Tuva dağları bizi heyecanlandırıyor. Türk tarihinin derinliklerine yolculuğa çıkarıyor. Gece şehri gezmek istiyoruz ancak şehrin güvenli olmadığını yabancılara karşı bir takım üzücü olaylar olduğunu söyleyen yetkililer gece dışarı çıkmamızı istemiyorlar ama biz buna rağmen gece bir tur atıp Yenisey Irmağı kenarında yürüyüş yapıyoruz.

BAŞKENT KIZIL’DA TUVA FESTİVALİ

Tuvali-halk-oyunlari-ekibiTarihler 1 Eylül 2013 Tuva’nın başkenti Kızıl’da 2.günümüz. Rehberimiz bizi önce şehir meydanına götürüyor. Şehir meydanı adeta insan seline boğulmuş. Çok geniş bir alan meydanın tam ortasında Budist Anıtı, Lenin heykeli hükümet binası ve Kızıl Kültür Merkezi binası büyük bir platform kurulmuş. Rusya’da eğitim 1 Eylül’de başladığı için hem eğitim festivali hem de tarım festivali bir arada yapılıyor.

Yetkililer konuşma yapıyor, ardından halk oyunları ekibi ve Tuva müziğini seslendiren sanatçılar yüksek sesle şarkılar söylüyorlar. Genç yaşlı ihtiyar herkes meydana toplanmış. Belgesel çekimlerimizi yaparken rehberimiz Tuva Türk cumhuriyetini milli eğitim bakanının törende olduğunu söylüyor biz de röportaj yapma teklifinde bulunuyoruz. Tören alanında Tuva Milli Eğitim Bakanı ile söyleşi yapıyoruz. Ayrıca Tuva halk oyunları ekibi ile de söyleşi yapıyoruz

TARIM ÜRÜNLERİ FESTİVALİ

Kızıl kültür binası önünde Tuvalı köylüler ve tarım işçileri ürettikleri tarım ürünlerini sebze ve meyvelerini sergileyerek festivale renk katıyor. Tarım ürünleri yarışmasının da yapılacağını öğreniyoruz. En iyi sebze ve meyveyi yetiştiren Tuvalı seçilerek her yıl ödüllendiriliyormuş. Tarım müzesinden bizim anadoluda yetiştirdiğimiz kabaktan fasulyeye, domatesten salatalığa, ay çiçeğinden buğday ve pirince her türlü meyve ve sebze sergilenmiş. Reyhan ve ay çiçeğinin devasa görüntüleri Tuva’nın ne kadar verimli bir araziye sahip olduğunu gösteriyor. Domatesler oldukça büyük. Kabakları ancak 2 elle zorlukla kaldırıyoruz.

Tarım ürünlerinin sergilendiği stant ve kültür merkezi binasının önü farklı bir görünüme sebze ve meyve müzesine dönüşmüş durumda. Burada belgesel görüntüler çekip Tuvalılarla söyleşi yapıyoruz. Türkçe konuşanlar, bizi hasretle kucaklayanlar ilgi gösterip yanımıza gelen Tuvalılarla sohbet ediyoruz ayrıca meydanın tam ortasındaki Budist tapınağı adak yeri olarak adlandırılıyor ve herkes bu tapınağa geliyor.

KAHRAMANLAN ANITI BUDİST TAPINAĞI

Tuva’nın başkenti Kızıl’daki gezimizi sürdürüyoruz. Tuvalılar müzik ve halk oyunlarına büyük önem veriyor, gırtlaktan söyleyen Tuvalı ses sanatçıları Tuva müziğini Dünyaya tanıtmışlar. Bir müzisyen söylediği şarkılarla Tuva’yı tüm Amerikan kıtasında tanıtmayı başarmış. Bu müzisyene Tuva yönetimi vefa borcunu ödemek için büyük bir müze ve kültür merkezi yapmışlar. Bu sanatçı birkaç yıl önce ölmüş  ancak adına yapılan müzeyi ve kültür merkezini ziyaret ediyoruz.

2. Cihan Harbi’nde çok sayıda Tuvalı Türk Rusya saflarında savaşa katılmışlar birçoğu geri dönememiş. Rehberimizden 2. Cihan Harbi’nde binden fazla Tuvalı Türkün öldüğünü öğreniyoruz. 2. Cihan Harbi’nde ölen Tuvalı Türkler için kahramanlar anıtı yapılmış. Yenisey Irmağı sahilindeki anıtta ölen Tuvalıların, isimleri mermer kitabelere yazılmış büyük bir abide ve eski bir tank meydanı süslüyor. Anıtta çekimler yaparak Tuva’daki Budist tapınağına gidiyoruz.

Hemen belirtelim Tuvalılar sabah Budist öğleden sonra şaman olarak hayatlarını sürdürüyorlar. Ortodoks Rus yönetimi çarlık dönemde Tuvalılara büyük baskı yaparak onları Hıristiyan yapmak istemişler şaman tapınağını yıkmışlar. Komünist yönetim çöktükten sonra yeniden Şaman geleneklerine izin verilmiş. Dalayama Tuva’yı ziyaret ettikten sonra Tuva’da çok büyük bir Budist tapınağı da yapılmış Yenisey Irmağı sahilindeki Budist tapınağına gidiyoruz. Budist Tapınağı yaşlı ve genç özellikle Tuvalı kadınlar tarafından tamamen doldurulmuş durumda. Budist rahip Tuvalılara uzun bir konuşma yapıyor. Yardımcı rahip ise oturarak bazen salona mistik bir hava vermek için tütsü yakıyor. Budist mabedinin tam ortasında değişik çiçek ve değişik eşyanın yer aldığı iki masa bulunuyor. Tam önde ise büyük buda heykeli resimler ve fotoğraflar. Buda heykelinin bulunduğu yerin hemen altı geniş bir kumbara haline getirilmiş, yapılan yardımlar bağışlar buraya atılıyor. Rehberimizden rahibin insanlara iç huzuru mutluluğun yolunun tapınağa gelmekten geçtiğini hiç kimseye kötülük yapılmaması gerektiği şeklinde nasihat ediyor. Her gün saat 12:00’de 1 saat süre ile burada Buda ayinleri yapılıyor.

 ASYA’NIN MERKEZİ KIZIL

Sadece Sibirya değil orta Asya’nın da merkezinin Kızıl olduğunu öğreniyoruz. Ekip arkadaşlarımız ile birlikte Orta Asya’nın merkezi olan Yenisey Irmağı kenarında dikilen anıtı göreceğiz. Irmağın kenarına büyük bir anıt dikilerek Orta Asya’nın merkezinin burası olduğu ibaresi yazılmış. Hem anıtta hem de Yenisey Irmağı sahilinde belgesel çekimleri yapıyoruz. Yenisey Irmağı kenarında Tuvalı genç kızlarla söyleşi yapıp ırmaktan taşlar alıp dua ederek tekrar ırmağa atan orta yaşlı bir Tuvalı Hanım ile söyleşiler yapıyoruz. Tuva ırmağı kenarında her yıl ilk baharda şenlikler düzenleniyormuş. Aynı şenliklerin Anadolu’da düzenlendiğini biliyoruz. Özellikle çocukluk yıllarının geçtiği Giresun’da Aksu Irmağı’nın deniz ile buluştuğu yerde 21 Mayıs’ta yapılan şenliklere benzer Yenisey Irmağı’nda da şenlikler yapıldığını öğreniyoruz.

Tuva’daki gezimize şimdi de Yenisey Yazıtlarının bulunduğu bölgede sürdürüyoruz Tuvalılar Yenisey Irmağı’na Anasay yani Anataş Irmağı diyorlar. Türk tarihinin en önemli kaynaklarından birisi Yenisey Yazıtları. Ruslar Anasay Irmağını Yenisey olarak değiştirmişler. Binlerce Orhun kitabelerine benzer anıt ve taşlar var. Yenisey Irmağı adını muhtemelen taş anlamına gelen Anasay’dan almakta. Su kaynaklarının çıktığı Budist ve Şaman anıtlarının olduğu Yenisey Irmağı’na hakim tepedeki Yenisey yazıtlarının bulunduğu taşlarının önünde belgesel çekimleri yaparak buz gibi ağaç oluklardan akan sulardan içip Yenisey Irmağını seyrederek Kızıl şehrine dönüyoruz. Yolumuz üzerinde 2002 yılında Rus yönetimi tarafından kapatılan Türk kolejinin görüntülerini çekiyoruz. Kolej bugün öğrencisiz sakin ve sessiz, mahzun ve garip. Rus yönetimi buraya sözle Türk dili endüstrisi kurmuşlar okulun lobisi ve duvarlarında geçmiş yıllara ait fotoğraflar mahzun ve garip olarak ziyaretçileri karşılıyor

TUVA’DA MÜSLÜMANLARA BÜYÜK BASKI

Yaptığımız araştırmaya göre Tuva’da çok az Müslüman yaşıyor. Bu Müslümanlardan bir kaçını buluyoruz ancak çekim yaptırmak ve konuşmak istemiyorlar. Çünkü mescit olarak açtıkları yer kapatılıp kendilerine baskı yapılıyormuş. Kapatılan mescidi buluyoruz. Küçücük bir yer. Anayasasında “Tuva’da her türlü inanç serbest ibaresi” yazan ama Müslümanlara yapılan baskıya üzülüyoruz. Kapatılan mescidin belgesel görüntülerini çekiyoruz.

KIZIL’DA ŞAMAN KLİNİĞİNDEYİZ

saman-klinigiTuva’nın başkenti Kızıl’da beni en çok Şaman kliniği etkiledi. Şamanizmin bir din değil, tedavi ve terapi yöntemi olduğunu öğrendim. Komünist döneminde yasaklanan Şamanizm bugün serbest. Eski bir şaman kliniğine gidiyoruz. Etraf kırık ve dökük. Bizi baş şaman yani başkan karşılıyor. Orta yaşlı bir hanım hem erkek ve hem de kadınlardan şaman lideri olabiliyor.

Şamanizm’in temel felsefesi hakkında baş şamandan bilgi alıyoruz Gök Tanrı’ya inandıklarını söyleyen baş Şaman “bir Gök Tanrı var, yeryüzü var, birde yer altı var. Biz hayatı 3 e bölüyoruz. Herkes iyi niyetli ve iyilik yapmak zorunda. Her şey canlı taşların bile canı var. Herkes birbirine saygı göstermelidir. Saygı ve sevgi esastır.” Diyor. Dosya içerisindeki Şamanizm fotoğraf ve yazılarını bize gösteriyor, harabe halde, yıkık dökük bir yer. Tedavi olmaya gelen bir görme engelli Tuvalıya yardımcı bayan şaman nasihat ediyor. Ardından genç bir bayan tedavi olmak için bahçedeki tören alanına geldi . Şaman kadını kutsayıp tütsüler yaktı. Sesler çıkarıp davul çalıp şov gösterisinde bulundu. Sütü tedavi olmaya gelen genç bayana . Bizim için de bir gösteri organize edildi. bizim sağ salim Türkiye’ye dönmemiz ve Türkiye’nin iyi ve huzurlu olması dileğinde bulunmak için bizzat baş şaman tarafından bir ayin tertiplendi. Bahçede küçük ocağın olduğu üzerine bezler bağlanmış adak dileğinin olduğu yerde davullar çalınıp garip sesler çıkarılarak etrafımızda hem baş şaman hem de yardımcı şaman döndüler.

 Sonra bir takım şeyler söyleyip ellerindeki aletlerle boynumuzu ve sırtımızı sıvazladılar. Sütler içildi, yüzlerimize sütler serpildi. Daha sonra hep birlikte hatıra fotoğraf çekerek şaman kliniğinden ayrıldık.

Güneş batmak üzere günün yorgunluğunu Yenisey Irmağı sahilinde uzun bir yürüyüş yaparak atmaya çalıştık Yenisey Irmağı gece de muhteşem gözüküyor. Ancak sahilde biz yürüyüş yaparken Türkiye’de de görev yapan ve Türkçe bilen bir Amerikalıyla karşılaştırdık. Köpeğini gezdirmek üzere ırmak sahiline gelmiş Türkçe konuştuğumuzu örgenince bizimle ilgilendi. Tuvalı bir hanımla evlenmiş Tuva’ya yerleşmiş kendisi ile söyleşi yapmak istiyoruz. Kameralarımıza Türkçe değil İngilizce konuşuyor yüksek mühendis olan ve akademisyen olan bu Amerikalının Tuva’da ne iş yaptığını, Sibirya stepnelerinde hangi amaçla bulunduğunu doğrusu merak ettik. Yanımıza gelmesi bir tesadüf müydü yoksa Tuva’da takip mi ediliyorduk bilemiyoruz. Bu karmaşık düşüncelerle otelimizin yolunu tuttuk Yenisey Irmağı kenarında Ötüken Oteli’nde konaklayarak yarın ki yolculuk için hazırlık yapmaya başladık.

ABAKAN VE MUNİSİNKS MÜZELERİN’DE BELGESEL ÇEKİYORUZ

Tuva’nın başkenti Kızıl’dan sabah erken saatlerde yola çıkıyoruz. Tarihler 2 Eylül Pazartesi 2013.Hakas-tarih-muzesiGeldiğimiz güzergahtan Hakas Cumhuriyeti’nin başkenti Abakan’a döneceğiz. Bugünkü programımız turan Minusinsk ve Abakan tarih müzelerinde belgesel çektikten sonra Hakas Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Abakan’dan tren yolu ile Rusya federasyonunun orta Sibirya eyaletinin başkenti Krasnoyarsk kentine gideceğiz.

Tuva cumhuriyetinin başkenti Kızıl ve Yenisey Irmağı’na el sallayarak veda ederek yola çıktık. Sabah erken saatlerde Tuva’nın Turan şehrine geldik Turan şehri müzesi açık müzede görevli Rus hanım bizleri karşıladı. Tipik Tuva ahşap evi müze haline getirilmiş. Müzenin içerisinde bir çok eser sergileniyor, tarihi taş yazıtlar, fotoğraflar, dokuma tezgahları, tarım aletleri, kadın ve erkek elbiseleri ve çeşitli eşyanın sergilendiği Turan müzesinde belgesel çekimleri yapıyoruz. Turan müzesindeki görevli bayan bizlerin de tek tek fotoğraflarını çekiyor. Müzenin hatıra defterini karıştırıyoruz. Turan müzesine daha önce birkaç Türk ziyaretçinin geldiğini söylüyor. İmzalarımızı atıp notumuzu yazdıktan sonra Turan şehrine veda edip Sayan Dağları’na doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Sayan Dağları bu kez sisli. Güneş ufuktan yeni doğmuş güneşin Kızıllığı Sayan Dağlarına ve sisli zirvelere farklı bir şekilde yansıyor. Ova ve Sayan Dağları orman ve ormandan aşağı çağlayarak akan dereler ve dereleri seyrederek Hakas Cumhuriyeti’nin sanayi ve kültür kenti Minusinsk şehrine geliyoruz. Minusinsk şehri gerçekten görülmeye değer. Bir çok sanayi kuruluşu yeni ve tarihi binalar tipik Sibirya evleri değişik renkte boyanmış. Binalar geniş caddeler ve Hakaslı insanların el sallamaları altında Minusinsk Arkeoloji Müzesi’ne geliyoruz. Arkeoloji Müzesi adeta Sibirya’nın beyni ve hafıza merkezi.

1800’lü yıllarda bir altın tüccarı tarafından yapılıp bağışlanan Minusinsk arkeoloji müzesinin dış görünümüm yıkık dökük ancak içerdeki eserler kültür ve medeniyet tarihimizin temelini oluşturuyor.  Yenisey vadisinde bulunan Bengü Taşı Yazıtları burada toplanmış. 3-4 metreyi bulan yazıtlar, balbal taşları, değişik eşyalar medeniyetimizin temel taşını oluşturuyor. Müzenin değişik bölümleri var. Çok geniş bir müze sadece Sibirya coğrafyasından değil Türkiye’den bile bu müzede eserler sergileniyor. Orta Sibirya’da yaşayan Tuva Hakas Altay gibi bir çok Türk varlığının gelenek ve görenekleri de burada sergileniyor. Müzeyi doya doya gezip görüntüler çekip belgesel çekimleri yapmamıza izin veriyorlar.

TUVA VE HAKAS’A VEDA EDERKEN

Müzedeki çekimlerimizi tamamlayarak Minusinsk şehrinden ayrılıyoruz. Bu şehir ayrıca 1. Cihan Harbi’nde esir olarak buraya getirilen birçok Türk esir ve buralarda esir kamplarında bırakılarak çalıştırılmış. Bu müzeyi gezdikten sonra Hakas Cumhuriyetinin başkenti Abakan’daki tarih müzesine gidiyoruz.Türk tarihinin en değerli kitabeleri ve yenisey yazıtlarının sergilendiği yer müzenin bahçesinde de çok sayıda Bengü Taşı yer alıyor. Asıl orjinal yazıtlar içer de. Dünyanın en büyük Bengü Taşı Yazıtı 5 metre boyunda Abakan Müzesi’nde sergileniyor. Taştaki resimler bengü taşındaki verilen bilgiler müzede sergilenen eserler Türk tarihinin 4 bin yıllık geçmişine ışık tutuyor. Burada da belgesel çekimleri yapıyoruz. Müze yetkililerinden bilgi alıyoruz. Şamanizm Türk gelenekleri ve Türk tarihine ışık tutan çok değerli bilgi, belge, doküman Abakan Müzesin’de sergileniyor. Müzeyi gezerek belgesel çekimlerimizi tamamladıktan sonra Abakan tren istasyonuna geçiyoruz.

Abakan tren istasyonu geniş bir bölge. Sibirya’ya tren 1. Cihan Harbi yıllarında gelmiş ve bu tren istasyonları ve tren yolu tutsak esirler tarafından yapılmış Abakan’daki tren istasyonunda Abakan’a 1876’da gelen ilk tren lokomotifi düzenlenerek sergilenmiş. Rusça yazılar yer alıyor tarihi tren vagonunda  ve tren istasyonunda fotoğraf ve belgesel çekimleri yapıyoruz.

Tarihi vagon Sibirya coğrafyasında esir kamplarında inim inim inleyerek şehit olan, karın tokluğuna çalıştırılan, mezarları bile bilinmeyen esir kampı belgesel çekimleri yaparken tarihi geçmişi hatırlamadan edemiyorum 120 bin esirimiz Rus coğrafyasına getirilmiş bunlar burada zorla çalıştırılmıştır. Bu tarihi geçmişi düşünürken esir kamplarında şehit olan Mehmetçiklerin ruhuna Fatiha okuyarak ruhlarına şad ediyorum

SİBİRYA TRENİ İLE  KRASNOYARSK’A GİDİYORUZ

Akşamın geç saatleri Abakanla eyalet merkezi Krasnoyask arası 500 km. Bu yolu trenle gideceğiz. abakan-trenistasyonuTrans Sibirya tren turundan tanınan sırf turistik maksatla düzenlenen trenler, bana Sarıkamış, Kafkas ve Osmanlı Rus harplerinde esir düşüp Sibirya işlerine sürülen dedelerimizi hatırlattı. Biz 4 kişilik vagonda yataklı olarak seyahat edeceğiz. Pijamalarımı giyip yatağıma uzandığımda bu trenlerle Sibirya’ya gelen ve 12 yıl esir kalan rahmetli dedem, annemin babası Sarıkamış gazisi Şerefoğlu Mustafa Şagar’ı hatırlamadan edemedim. Dedem gibi 10 binlerce Mehmetçik yük trenlerinde balık istifi buralara gelmişlerdi. Bir çoğu trenlerde açlıktan ve havasızlıktan ölmüştü. Tren hareket edip Sibirya içlerine doğru giderken esir kampları, şehit Mehmetçikler ve Osmanlı Rus savaşında verilen mücadeleler gözümün önden bir sinema şeridi gibi gelip geçti. 220 bin şehidimiz vardı. Bunların çoğu Sibirya coğrafyasında esir düşmüşlerdi ve trenimiz hızlı bir şekilde yoluna devam ediyor ve biz de tren yoluna devam ederken trenin penceresinden etrafa bakıyor sabah erken saatlerde Krasnoyaks eyaletine geliyoruz.

 ORTA SİBİRYA EYALETİNİN MERKEZİ KRASNOYARSK

Krasnoyaks Rusya’nın Moskova’dan sonra 5 inci büyük şehirlerinden birisi. Orta Sibirya’nın eyalet merkezi. Hakas cumhuriyeti Krasnoyasa bağlı. Ancak Tuvalılar bağımsızlık mücadeleleri verdikleri için onlar direk Moskova’ya bağlanmış Rusya işe çok sıkı sarılmış. Dünyanın en geniş coğrafyasına sahip Rusya’da sadece birkaç yerde günlük ve uluslararası uçuş var. Rusya’ya giriş yapacak insanlar ve mal sadece belli şehirlerden giriş yapabiliyor. Ciddi bir gümrük kontrolü ve denetimi var. Bunu Moskova hava limanında pasaport kontrolümüzü yapan bayan polis görevlinin pasaportumuzu nasıl evirip çevirerek dikkatlice incelediğini, pasaportumdaki bütün vizeleri tek tek kontrol edip gümrüklerde yapılan giriş ve çıkışlarımı gözden geçirdiğini, pasaportumdaki bilgileri dikkatlice okuduğunu gördüğümde anladım. Rus devlet yönetimi gümrüklerine ve sınırlarına sıkı kontrol ediyor.

 Krasnoyars-sehriKrasnoyaks kentinde ilk durağımız şehir meydanı ve Yenisey Irmağı sahilinde kurulan meydan ve Yenisey Köprüsü üzerindeki gezimiz Krasnoyask’ın ne kadar büyük bir şehir olduğunu bize gösterdi. Devasa binalar, palazlar, kültür ve iş merkezleri Krasnoyaks şehrinin büyüklüğünü gösteriyor. Güneş yeni doğmaya başladı Yenisey Irmağı üzerindeki asma köprüden güneşin doğuşunun ihtişamlı güzelliğini belgeselini çekiyorum.

KRASNOYAKS CAMİİ

Krasnoyaks kentinde çok sayıda Müslüman yaşıyor. Çok sayıda Türk iş adamı ve örgenci de var. Orta yaşlı bayan rehberimiz çok sayıda Türk’ün Rus kızı ile evlendiğini gülerek söyledi. Ancak “Türk kızları Ruslarla neden evlenmiyor” sorusunu da bize sordu.

krasnoyars-camiiKrasnoyaks kentinde 5 camii bulunuyormuş bu camilerden birisine gidiyoruz. Yeşillikler içerisinde minareleri kırmızı tuğladan yapılan cami adeta göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Camiinin bahçesinde çiçekler ve Sibirya elması camiiye ayrı güzellik veriyor. Camii görevlisi ile konuşup Müslümanlar hakkında bilgi alıyoruz ayrıca Krasnoyaks’daki şehitlik hakkında da bilgi soruyoruz. Cami görevlisi şehitlik ile ilgili bilgi veremiyor. Camiideki çekimlerimizi tamamladıktan sonra Krasnoyaks’taki Müslüman mezarlığını arıyoruz

SİBİRYA’DA SAHİPSİZ TÜRK ŞEHİTLİĞİ’NDE FATİHA OKUDUK

Büyük güçlük ve zorlukla Krasnoyaks’taki tarihi Müslüman mezarlığını buluyoruz. Mezarlık şehrin merkezi noktasına yakın Yenisey Irmağı sahilinde değişik Krasnoyars-musluman-mezarlıgıtürden ağaçların yer aldığı mezarlık, Hıristiyan mezarlığına göre tam perişan sahipsiz ve bakımsız. Mezarlık görevlisi Türk esirlerinin mezarlarıyla ilgili bilgi veremiyor. Bir başka görevliye haber veriyor ve başka görevli gelene kadar biz Krasnoyaks kentine hâkim bir tepeye çıkıyoruz. Burada küçük bir kilise yapılmış şehir buradan muhteşem gözüküyor. Krasnoyaks şehrinin belgesel görüntülerini çekiyoruz.

Rus rehberimiz tepedeki bir topu göstererek her gün buradan öğle saatlerinde top atışı yapıldığını gençlere tarihi unutturmamak için bu atışların yapıldığını söylüyor ve tepeden inip yeniden Müslüman mezarlığına geliyoruz. Mezarlığın sorumlusu Müslüman bir Tatar. Bizi mezarlığın içerisine giriyoruz her taraf otlarla kaplı geleceğimizi öğrendikleri için hemen otlar biçilerek yol açılmış şehit mezarlıkları temizlenmeye çalışılıyor. Geniş bir alan toplu bir şehitlik mezarlığın tam ortasında hiçbir taş ve kaide yok. Rusya devleti ile Türkiye arasında bir şehitlik yapılması için protokol yapılmış ancak mezarlıkta hiçbir yazının olmaması vefasızlığımızın göstergesi.

Osmanlı Rus savaşlarında esir düşerek buralara getirilen esirler vefat ettikten sonra buralara defin edilmiş ama yeterli bilgi yok. Görevli sadece buraya çok sayıda Türkün gömüldüğünü söylüyor sağanak halinde yağmur yağıyor sanki yağmur şehitlere göz yaşı döküyor. Duygusal bir ortam sahipsiz ve mezarsız şehitlerimizin ruhu için Yasin-i şerif ve Fatiha okuyarak dua ediyoruz. Belki ilk kez Sibirya’daki şehit mezarlarında Fatiha okunmuş oluyor. mezarlıktaki çekimlerimizi yaptıkdan sonra Krasnoyaks şehrini gezmeye devam ediyoruz. Şehir oldukça büyük ve değişik otelimiz Yenisey Irmağının tam kenarında şehre hakim. Kaldığımız otelin penceresinden belgesel çekimler yapıyoruz. Krasnoyarsk şehri özellikle Yenisey Irmağı sahilleri muhteşem bir güzelliğe sahip. Nehir üzerindeki restoranda bir Azerbaycanlı Türk ile tanışıyoruz. Bize bilgiler veriyor Krasnoyarsk ‘ın kırmızı şehir anlamına geldiğini ve Türk toprağı olduğunu söylüyor.Bize  çay ikram ediyor. Ücret almıyor. Krasnoyarsk da   çok sayıda Türk yaşadığını  söyliyor.

Krasnoyarsak’ın tarihi  Yenisey  ırmağı köprüsün’den Sibirya coğrafyası ve Yenisey ırmağı ile tarihi şehrin  belgesel görüntüleri  çekiyoruz. Krasnoyarak şehri’ nin   ışıklı ve muhteşem manzara sunana  gece görüntülerinin’ de  belgeselini çekiyoruz.

    Tarihler bugün  4 Eylül 2013  Sibirya’ya veda  vakti. Sabah erken  saatlerde  Karasnoyarsk  hava limanından Rus hava yollarına ait uçakla  Moskova üzerinden  Türkiye ye döneceğiz. Krasnayarsk ile  Moskova arasında  5.5 saatlik uçak  yolculuğu var. Sibirya  semalarında yine belgesel görüntüler çekerek  Moska hava  limanına  geliyoruz. Moskova’dan kalkan uçağımız bizleri Türkiye ye getirirken aklımız ve gönlümüz Tuva ,Hakas, Kızıl ,Abakan,  Krasnoyarsk  ve Sibirya’da    unutulan Türkler  soydaşlarımız ve Esir  kamplarında şehit olan mehmetçiklerde kalıyordu. Türk soydaşlarımızla karşılaşıp kucaklaşma’nın   ve  Esir kampların da şehit olan Mehmetçiklere fatiha okuyarak  vefa borcunu ödemin  gönül huzuru içinde   Türkiye ye dönerken, sizleri  önemli kaynaklardan derlediğimiz Hakas ve Tuva  Türk Cumhuriyetleri ile ilgili araştırma yazıları  ile baş başa bırakıyoruz. Siz değerli okurlarımız dan    SİBİRYA GEZİ NOTLARI    yazımızla ilgili  yorumlarınızı, görüş ve öneri bekliyoruz.

Previous ArticleNext Article

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir