<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Belgesel Yayıncılık</title>
	<atom:link href="http://www.belgeselyayincilik.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.belgeselyayincilik.com</link>
	<description>&#34;Kubbede hoş sada bırakmak için&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 11:37:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Vakıf Medeniyeti ve Kermes Kültürü</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/vakif-medeniyeti-ve-kermes-kulturu</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/vakif-medeniyeti-ve-kermes-kulturu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 11:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2638</guid>
		<description><![CDATA[Vakıf Medeniyeti, Türk-İslam kültürünün en önemli değeridir. Vakıflar insanlığa hizmet eden önemli değerlerdendir. Vakıf Kültürü, sadece İslam medeniyetinde bulunur. İnsanlığa hizmet için ortaya çıkan Vakıf kültürü, İslam inancıyla başlayıp, Osmanlı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Vakıf Medeniyeti, Türk-İslam kültürünün en önemli değeridir. Vakıflar insanlığa hizmet eden önemli değerlerdendir. Vakıf Kültürü, sadece İslam medeniyetinde bulunur. İnsanlığa hizmet için ortaya çıkan Vakıf kültürü, İslam inancıyla başlayıp, Osmanlı devleti döneminde zirveye çıkmıştır.<br />
Osmanlı Medeniyeti’nde ilk vakfı kuran sultan Orhan Gazidir. Osmanlı devletinin ikinci padişahı olan Orhan bey, İznik’te bir medrese kurarak insanlığa ilk önemli vakıf eserini bırakmıştır. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerine bakıldığı zaman bugün Gebze’de 20’ye yakın vakıf medeniyetinin kurulduğu görülür. Gebze’de bu vakıfların kimi ise yaşatılmaya çalışılıyor.<br />
Bugün vakıfların yerini dolduran en önemli temel unsur ise kermeslerdir. Kermesler gerçekten çok önemli bir hizmet gerçekleştiriyorlar. Bir çok sivil toplum ve hayır kuruluşları kermesler düzenleyerek insanlığa önemli hizmetler sunuyorlar. Geçmişin vakıf kültürü bugün kermeslerle yaşatılıyor. Vakıf kültürümüz hep Allah rızası güdülerek yapıldı, kermeslerde yardım amacıyla yine Allah rızası gözetilerek yapılıyor. İmece usulüyle gerçekleştirilen, el birliğiyle kurulan ve hayır amaçlı bu kermesler hizmet etme düşünceyle ortaya çıkıyor. Kermeslerden elde edilen gelir tamamen hıyar hizmetlerine aktarılıyor. Dileyenler bu kermeslere giderek kazancın nereye gittiğini görebilirler. Kermeslere güvenmeyenler için bunlar apaçık ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">ÖĞRENCİLER İÇİN KERMES</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">  Dün sabah Gebze’de yine önemli bir kermes açıldı. Yaklaşık 300 öğrencinin kaldığı ve eğitim aldığı Fatih Talebe Yurdu öğrencilerinin yararına hayır kermesi düzenledi. Bende bu kermesin açılışına konuk oldum. Kermesin Mustafa Paşa Camii yanında açılması ayrı bir anlam katarken, Gebze kaymakamımız ve Belediye Başkanımızın da kermesin açılışında yer alması gerçekten çok güzel oldu. Bu kermesten elde edilecek gelir öğrencilerimizin ihtiyaçlarını karşılayacak. Yurtta eğitim alan, 3 öğün yemek yiyen ve ihtiyacı bulunan öğrencilerimizin eksikleri bu şekilde giderilecek. Sizlerde kendi imkanlarımızla bir şeyler alarak öğrencilerimize yardımcı olabilir, en azından bir öğrencinin ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz. Dün sabah kermesi gezerken gerçekten çok mutlu oldum. Vatandaşlarımızın gösterdiği ilgi ise bu hoşnutluğumu daha da artırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong><span style="color: #333399;">GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLAR</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her başarılı olayın arkasında olduğu gibi kermeslerin de görünmeyen kahramanları var. Kermes olayının en önemli faktörü hanımefendilerdir. Düzenlenen kermeslerde sergilenen ve satışa çıkarılan, yiyeceğinden giyeceğine kadar her ürün birer el emeği ve göz nurudur. Bunları hazırlayanlar ise değerli hanımefendilerdir. Onlar vakitlerinden feda ederek, gece gündüz demeden bu kermeslere hazırlandılar. Çoğu geceyi uykusuz geçirerek en azından bir öğrenciye fayda sağlamak için çalışıp didindiler. Bir çok kadın oturup dizi film izleme derdine düşerken, bu insanlar hizmet ve katkı sağlamak için gecelerine gündüzlerine katıyorlar. Onlar gerçekten gizli kahramanlar ve hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum. El emeği göz nuru eserlerini çocukların yararına sundukları için onlara kocaman bir alkış gerekiyor.<br />
Kermesin ayrı bir önemi ise Çoban Mustafa Paşa Camii’nin hemen yanı başında yapılmış olmasıydı. Gebze’nin 550 yıllık geçmişine canlı tanıklık eden Mustafa Paşa Külliyesi, Osmanlı Medeniyeti’nin Gebze’de ki en önemli eserlerinden birisi. Vezir Mustafa Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan külliye bugün hala dimdik ayakta duruyor. Çoban Mustafa Paşa çok önemli bir Vakıf adamıdır ve külliye Mimar Sinan’ın kalfalık eserlerindendir. Mustafapaşa’nın manevi havasında kermes gerçekten çok anlamlı oldu.<br />
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir ki, Vakıf Medeniyeti kermeslerle varlığını devam ettiriyor. Türk-İslam medeniyetlerini ayakta tutan vakıfların kermesler eliyle bugün hala yaşatılıyor olması gerçekten çok güzel. Yardımlaşmanın ve dayanışmanın ortaya çıktığı bu kermeslere elimizden geldiğince destek olmalıyız. Bu kermeslerin hepsinin amacının yardım etmek olduğunu unutmayalım ve en az bir öğrencimizin ihtiyaçlarının karşılanması için gönlümüzden koptuğu kadar destek olalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/vakif-medeniyeti-ve-kermes-kulturu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençlerle kurtuluş savaşı tarihinde Devr-i Alem</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/genclerle-kurtulus-savasi-tarihinde-devr-i-alem</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/genclerle-kurtulus-savasi-tarihinde-devr-i-alem#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 11:06:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2634</guid>
		<description><![CDATA[Gençler, milletle devletler için çok önemli. Türkiye’nimn en büyük zenginlik kaynağı genç nüfusa sahip olmak. Bugün birçok Avrupa yaşlı nüfustan kurtulmak adına çeşitli önlemler alıyor. Türkiye’de ise nüfus planlaması adı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="haberMetni" style="text-align: justify;">Gençler, milletle devletler için çok önemli. Türkiye’nimn en büyük zenginlik kaynağı genç nüfusa sahip olmak. Bugün birçok Avrupa yaşlı nüfustan kurtulmak adına çeşitli önlemler alıyor. Türkiye’de ise nüfus planlaması adı altında sinsi tehlikenin önüne geçmek için başbakan Erdoğan’ın 3 çocuk tavsiyesi Türkiye’nin bir anlamda geleceğini kurtardı.</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/93A_1.jpg" alt="" width="480" height="320" border="" />Yunanistan büyük bir ekonomik kriz içerisinde. Bana göre Yunanistan’ın ekonomik krize girmesinin temel nedeni yaşlı nüfusa sahip olması. Bir milyona yakın genç nüfusu dünyanın pek çok ülkesi ve Kafkaslardaki Türkçe konuşan Rumları, Yunan devletini Yunanistan’a getirdiği daha önce açıkladım. Yunanistan’da herkes tüketici. Üretim yapacak genç yok.</p>
<p>Gebze İlçe Spor Müdürü Mücahit Sak, gençlere 19 Mayıs gençlik bayramı haftası dolayısıyla bir konuşma yapmamı istedi. Memnuniyetle kabul ettim, gençlere Türk tarihinin önemli kesitleri ve kurtuluş savaşının cepheleri, Atatürk’ün 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkmasıyla başlayan Kurtuluş savaşı harekâtının önemli, evrelerini belgesel görüntüler eşliğinde sundum. Konferanstan sonra gençlerden olumlu tepkiler aldım. Hatta bazı gençler “Biz konuşacağını sanıyorduk ancak bize tarihi sevdirdin.” diyerek iltifat bile ettiler. Gençler gerçekten duyarlı. Müdür Bey çok ilgili. Gençlerin kurtuluş savaşı tarihine ilgi göstermeleri beni memnun etti.</p>
<p>Gençlere yaptığım konuşmayla ilgili konuşmanın ana hattını Spor Müdürümüz ve değerli gazeteci arkadaşımız Refik Sıla Güvenç ayrıntılı şekilde sayfamızda yer verdi. Ben de yazımın devamında daha önce bu sütunda kaleme aldığım 19 Mayıs yazımı sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">19 MAYIS VE GENÇLERİMİZ</span></strong></p>
<p>Cumhuriyetimiz kuruluşuna giden yolun başlangıcı olan günün yıl dönümü. 23 Nisan bayramını çocuklara armağan eden Atatürk,19 Mayısı da gençlere armağan etmiştir.  Gençlerimiz bu tarihi günleri milli tarih bilinci ile anlamalı. Tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmak demektir. Atatürk cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. Ancak ne yazık ki devlet olarak gençlerimize yeterince sahip çıkmadık. Bugün on binlerce gencimiz ne yazık ki işsiz, birçoğu üniversite eğitiminden mahrum kalmış durumda. Gençlerimize ne bir üniversite verebildik Gebze’de ne de onlara iş imkanları sağladık. Birçok gencimiz işsiz, bir çoğu da asgari ücretle geçimini sağlıyor. Bugün gençlerimize sahip çıkma günüdür.<br />
19 Mayıs Türk tarihi için önemli bir gün. Ben bir şehit torunu olarak tarihimize gereken değeri vermeye çalışıyor ve kurtuluş savaşıyla ilgili gerçekleri araştırmaya çalışıyorum.   Bu bağlamda Devri Alem ve belgesel  yayıncılık olarak  Samsun, Merzifon, Amasya,  Erzurum,Sivas ve Ankara’da  çektiğimiz belgesel tv programlarını birçok TV kanalında  yayınlattık.<br />
19 Mayıs 1919 tarih ile Türk Milleti, kendi makûs talihini tersine döndürmeye başlayarak, esaret altında var olunamayacağını ve kutsal vatan topraklarımızın ilelebet işgal edilemeyeceğini tüm dünyaya kabullendirdi. 19 Mayıs 1919 da Samsun’dan yakılan özgürlük ateşi,  23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte kısa sürede dalga dalga tüm yurda yayıldı. Bugünkü mevcudiyetimizi ve özgürlüğümüzü o günlere borçluyuz</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/7DB_2.jpg" alt="" width="400" height="267" border="" /><strong><span style="color: #333399;">GENÇLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM</span></strong><br />
Binlerce şehit vererek, sıkıntı ve yokluklar içinde, büyük özverilerle kurulan Türkiye Cumhuriyetini Atatürk gençlere emanet etti.. Bu değerli emaneti yaşatmak ve sonsuza kadar korumak, gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarmak gençlerin en büyük sorumluluğu.<br />
Yakın bir gelecekte ülke yönetiminde siz gençler de söz sahibi olacaksınız. Gençlerimiz hiç bir zaman başka bir Türkiye’nin olmadığını akıllarından çıkartmamalı.<br />
Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelinemeyecek hiç bir sorun yoktur. Birlik ve bütünlüğümüze yönelik her türlü saldırı ve tehdit karşısında daha fazla kenetlenmeli.  Dış güçler ve yerli işbirlikçilerine huzur ve güvenliğimizi bozmasına fırsat vermemeliyiz. Devlet olarak da gençlerimize sahip çıkmalı, onları eğitmeli, okuma imkana sağlamalı ve istihdam oluşturmalıyız. Bugünün gençleri yarın ülkemizi yönetecek kişilerdir. Bu yüzden sorumluluklarımız var.<br />
<strong><span style="color: #333399;">MİNNET VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ</span></strong><br />
Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerini gezen bir gazeteci ve TV belgeselcisi olarak ,  lise ve üniversite öğrencilerine kurtuluş savaşı’nın geçtiği Polatlı, Haymana,Sakarya ovası,  Afyon,Kütahya ve Eskişehir bölgesi gezdirilerek milli tarih bilinci verilmesini tavsiye ediyorum. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bu vatan için verdiği mücadele tarihin yazıldığı yerlerde gençlerimize öğretilmeli.  Bu vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Gençlerimizin bayramını tebrik ediyorum.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/genclerle-kurtulus-savasi-tarihinde-devr-i-alem/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakan Ergün’e bilişim vadisi sorusu</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/bakan-ergun%e2%80%99e-bilisim-vadisi-sorusu</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/bakan-ergun%e2%80%99e-bilisim-vadisi-sorusu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 11:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2630</guid>
		<description><![CDATA[Kamuoyunda bilişim vadisi olarak bilinen Muallim köy bölgesinde bilimsel proje Türkiye için çok önemli. Bilişim vadisi ile ilgili Bilim Teknoloji Sanayi Bakanı Nihat Ergün yerinde ve isabetli bir karar vererek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kamuoyunda bilişim vadisi olarak bilinen Muallim köy bölgesinde bilimsel proje Türkiye için çok önemli. Bilişim vadisi ile ilgili Bilim Teknoloji Sanayi Bakanı Nihat Ergün yerinde ve isabetli bir karar vererek vadinin Gebze bölgesine kurulmasını sağladı. Öncelikle kendisine buradan teşekkür etmek isterim.<br />
Aslında Gebze’ye Kurulması yerinde bir karar çünkü, Türkiye Bilimsel Araştırma kurumu, Türkiye sanayi sevk idare Enstitüsü, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve Türk standartları Enstitüsü, Gebze bölgesinde bulunuyor. Bilişim vadisi bu projeleri tamamlayan önemli bir proje olacak. Temennimiz bilişim vadisi sözde kalmaz. Uygulanır ve bizde hizmetleri görmüş oluruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">BİLİŞİM VADİSİNDE DEVRİ ALEM</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gazetecilikte fikri takip önemlidir. Gazeteci olarak yazdığım haberleri, çektiğim belgeselleri sonuna kadar takip ediyorum. Bilişim vadisinin kurulacağı bölgede elimde kameramla bir araştırma gezisi yaptım. Vadide hiç bir çalışma yok. Rantçılar 2B yasası ile bölgeden yer kapmaya bile çalışıyor. Bazı yerler buğday bile ekilmiş, tarım alanı gibi gösterilmek isteniyor. Yüksek Teknoloji Enstitüsünün, bazı birimleri adete nazar boncuğu gibi, rektörlük binası inşası ise korku tünelini andırıyor. Bilişim vadisi kurulacak bölge Bakan Ergün’den himmet bekliyor. Öncelikle sayın bakan 2b yasası ile bu bölgede ele geçirilmek istenen yerlere engel olmalı. Haksız bir şekilde rant elde ereceklere fırsat vermemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">BİLGİ TEKNOJİ VE BİLİŞİM ÜSSÜ OLMALI</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gebze bölgesi bütün sorun ve sıkıntılara rağmen şanslı. Türkiye’nin adeta cazibe merkezi bilgi bilişim teknoloji açısından Gebze dünya kenti olma yolunda hızla ilerliyor. TÜBİTAK’ ın bakanlığa bağlanması önemli. Ancak siyaseti rant aracı yapanlara fırsat tanınmamalı. Kendini AK Partili gibi gösteren ve TÜBİTAK üzerinde ekonomik ve siyasi çıkar sağlamak isteyenler olabilir. Örneğin TÜBİTAK ın taşıma servisini almak için özel çaba sarf edenlere dikkat. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü,  mutlak kendini yenilemeli. GYTE varlığın korumalı yeni kurulacak Gebze Üniversitesine basamak olmamalı. Özel kurum olarak kalmalıdır. Ama GYTE’nin rektörü ve yöneticileri ortada yok. Onların gündeminde Gebze zaten yok. Gebze’den kopuk. GYTE’ nin Gebze Üniversitesine dönüştürülmesi ile ilgili birçok açıklama ve demeç ortada dolaşırken, GYTE yöneticilerin açıklama yapmamaları ve GYTE’ye sahip çıkmaları büyük bir ayıp. GYT kendi yenilerek mevcut durumunu korumalı, Gebze Üniversitesi için ayrı bir oluşum gerçekleşmeli. Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakan Sayın Ergün bu konuda özel ilgi ve destek göstermelidir<br />
Bilişim Vadisi ile ilgili dün gazetemizde çıkan haberi özetle sizlerle paylaşıyoruz<br />
&#8230;Başta Gebze ve Kocaeli olmak üzere ülkemiz için büyük önem taşıyan Bilişim Vadisi ile ilgili son zamanlarda hiçbir çalışmanın yapılmaması kafalarda soru işareti bıraktı. Yaklaşık 3 yıl önce Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün tarafından kurulacağı yönünde müjdesi verilen Bilişim Vadisi, tartışmalar arasında, 4 ilin kapışmasına sahne olmuş ve Bakan Nihat Ergün, Bilişim Vadisi’nin Gebze Muallimköy’de kurulacağını ifade etmişti. Bakan Ergün ile Ankara büyükşehir belediye Başkanı mehil Gökçek’i karşı karşıya getiren projede henüz çalışmalar başlamadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">YASA TEKLİFİ TBMM’YE GELMEDİ</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilişim Vadisi’ne örnek olması içini geçtiğimiz yıl bakan Nihat Ergün, ABD’ye gitmiş ve orada bulunan Silikon Vadisi’nde incelemelerde bulunmuştu. Bilişim Vadisi’nin yürütme kurulu da oluşturulmuşta. Fakat aradan geçen süreye rağmen, Bilişim Vadisi’nin kurulmasına yönelik yasa teklifi henüz TBMM’ye gelmedi. Bilişim Vadisi’nin kurulması için gerekli olan yasa teklifinin Meclis’de görüşülerek karara bağlanması gerekiyor. Kanun teklifiyle ilgili henüz hiçbir hazırlığın olmaması ise dikkat çekici. Bakan Ergün, yeni Meclis’in yapacağı ilk işlerden birinin Bilişim Vadisi olduğunu açıklamıştı. Vadi’nin kuruluş aşaması, inşaat çalışmalarının uzun süreceği hesaplanıldığında, Vadi’nin kurulmasının uzun bir zaman alacağını gösteriyor. Kocaeli kamuoyu gerekli çalışmaların yapılarak Bilişim Vadisi’nin kurulmasını bekliyor&#8230;.<br />
Sonuç olarak, Gebze bölgesi TÜBİTAK, TÜSSİDE, GYTE, TSE VE Yeni kurulacak bilişim vadisi ve Gebze Üniversitesi ile bilim teknoloji ve bilişim merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Cuma günü Gebze’ye gelecek olan Sayın Bakan’ın bu konuda kamuoyunu doyurucu açıklamalar yapmasını bekliyoruz. Bakalım Sayın Bakan Gebze gezisinde neler konuşacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/bakan-ergun%e2%80%99e-bilisim-vadisi-sorusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs’ın gelecek vizyonu</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/genel/kibris%e2%80%99in-gelecek-vizyonu</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/genel/kibris%e2%80%99in-gelecek-vizyonu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 16:49:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Barış Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Kıbrıs Gelecek Vizyonu’’ çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Denktaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2572</guid>
		<description><![CDATA[EKO Avrasya Dergisi'nin öncülüğünde 12 Mayıs 2012'de Ankara’da düzenlenen Kuzey Kıbrıs Gelecek Vizyonu Çalıştayı'na konusunda uzman önemli isimler katılıyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">KIBRIS HAREKATI ve 28 ŞUBAT&#8217; IN PERDE ARKASI RÖPORTAJLARI</span></strong></p>
<div style="text-align: justify;">
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/0n3Mpq8miOc?feature=player_embedded" frameborder="0" width="600" height="400"></iframe></p>
<div style="text-align: justify;">
<p>                          <iframe src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xceers_28-s-ubat-yn-perde-arkasi-ro-portaj_tech" frameborder="0" width="600" height="400"></iframe></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #333399;">KUZEY KIBRIS GELECEK VİZYONU ÇALIŞTAYINA BÜYÜK İLGİ&#8230;</span></strong></h3>
<p>Avrasya Ekonomik İlişkiler  Derneği tarafından Ankara’da  ’’Kuzey Kıbrıs Gelecek Vizyonu’’  çalıştayı  K.K.T.C.’nin geleceğine   akademik  düzeyde  tartışılan bir   toplantı düzenledi. Çalıştay büyük ilgi gördü. EkoAvrasya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eren önümüzdeki dönemde daha  farklı  çalıştaylar  düzenleyerek  K.K.T.C.’yi uluslararası gündeme taşıyacaklarını  bildirdi.</p>
<p>’’Kuzey Kıbrıs Gelecek Vizyonu’’  çalıştayı na katılan K.K.T.C. Maliye Bakanı Ersin Tatar, K.K.T.C.&#8217;nin geleceğinin Türkiye ile birlikte geliştiğini belirterek, &#8220;Vizyon doğruysa bu potansiyeli değerlendirmek için geleceğe umutla bakmak lazım&#8221; dedi. Çalıştaya  Keçiören  Belediye Başkanı Mustafa Ak,  Gümüşhane Milletvekili  feramuz Üstün ile çok sayıda akademisyen katıldı.</p>
<p>Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği tarafından düzenlenen  ’’Kuzey Kıbrıs Gelecek Vizyonu’’  çalıştayı  Ankara’da  gerçekleştirildi.<a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/KKTCde-gelecek-vizyonu-afi%C5%9F.-pg.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2572];player=img;"><img class="size-large wp-image-2600 alignleft" style="border-width: 1px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" title="KKTC'de gelecek vizyonu afiş. pg" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/KKTCde-gelecek-vizyonu-afi%C5%9F.-pg-1024x724.jpg" alt="" width="347" height="245" /></a>Çalıştaya, K.K.T.C. Maliye Bakanı Ersin Tatar, Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün, EkoAvrasya Başkanı Hikmet Eren ve Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak katıldı. Bakan Tatar, yaptığı konuşmada, Kıbrıs&#8217;a verilen önemin bir ifadesi olarak bu toplantı düzenlendiğini bildirdi. K.K.T.C.&#8217;nin geleceğinin Türkiye ile birlikte geliştiğine dikkati çeken Tatar, &#8220;Birtakım yapısal bozukluklar, yanlışlıklar idarede birtakım yanlışlıklar vardır, vizyon doğruysa bu potansiyeli değerlendirmek için geleceğe umutla bakmak lazım&#8221; dedi. Türk hükümetinin de büyük desteğiyle su projesi asrın projesi gerçekleştirildiğini belirten Tatar, proje hakkında bilgiler verdi.</p>
<p>&#8220;Kıbrıs&#8217;ta su meselesi bir sıkıntıdır&#8221; diyen Tatar, gerektiğinde Rumlarla da bunun paylaşılabileceğine işaret etti. Tatar, &#8220;E-devlet projesine ilişkin olarak, &#8220;Hedef 3 yıl içinde K.K.T.C.&#8217;nin e-devlet&#8217;e geçmesi&#8221; dedi.</p>
<p>Ekonominin kayıt altına alınmasının önemine vurgu yapan Tatar, geleceği kurtarma adına yapan düzenlemelerde birlik içinde hareket edildiğini anlattı. Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün ise, Kıbrıs fotoğraflarının bulunduğunu sergiyi gezerek, &#8220;Kıbrıs&#8217;ta bu kadar Osmanlı eseri olduğunu bilmiyordum, Kıbrıs&#8217;ta yaşayan insanımız da belki bu kadar eser olduğunu bilmiyordur&#8221; dedi. Kıbrıs&#8217;la ilgili konuların kendi açılarından duygusal konular olduğuna işaret eden Üstün, Kıbrıslılar için de bunun böyle olabileceğini söyledi. Türkiye hükümetinin sürekli iradesini gösterdiğine dikkati çeken Üstün, bu çalıştayların siyasete yön vereceğini ifade etti. Kıbrıs&#8217;ta K.K.T.C.&#8217;nin en önemli açısının Kuzey Kıbrıs Türklerinin güvenlikle yaşayacakları bir ortamdan geçtiğini belirten Üstün, &#8220;Kıbrıs Türklüğünün varlığı, gelecek vizyonun en önemli anahtarıdır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Öte yandan, K.K.T.C.&#8217;den Cumhurbaşkanlığı E. Müsteşarı Ergün Olgun, Yakındoğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Atun, K.K.T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Dr. Şahap Aşıkoğlu, K.K.T.C. Cumhuriyet Meclisi Özel Kalem Müdürü Gökhan Güler çalıştayda birer sunum yaptılar.</p>
<p>Eko Avrasya Derneğinin öncülüğünde 12 Mayıs 2012 de Ankara’da düzenlenen ’’Kuzey Kıbrıs Gelecek  Vizyonu’’ çalıştayına yurt içi ve yurt dışından  çok sayıda  devlet adamı, siyasetçi, akademisyen ve  gazeteci   katıldı. EkoAvrasya Derneğinin  özel çabası ile organize edilen çalıştayda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin gelecek vizyonu tartışıldı. Yapılan  konuşmalar  bir kitap haline getirilerek akademik hayata katkı sağlanacak.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/KKTCde-gelecek-vizyonu-afi%C5%9F.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2572];player=img;"><img class="size-large wp-image-2597 aligncenter" title="KKTC'de gelecek vizyonu afiş" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/KKTCde-gelecek-vizyonu-afi%C5%9F-1024x283.jpg" alt="" width="620" height="171" /></a></p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Çalıştaya Konusunda Uzman Olan Önemli İsimler Katıldı</strong></span></p>
<p>Çalıştayın ilk oturumunun başkanlığını Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Dr. Soyak Tamçelik yaptı. Çalıştayda Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Pro Dr Ata Altun “Kıbrıs Müzakalerinde son durum”,Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamuran Reçber “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne İzolasyon Politikasının Uygulanmasının Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi”, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayati Aktaş“K.K.T.C.’nin Türk ve İslâm Dünyasına Açılımı”, Lefke Avrupa Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Hasgüler “Kuzey Kıbrıs’taki Tecrit ve Kamu Diplomasisi”, K.K.T.C. Cumhurbaşkanı E. Müsteşarı Ergun Olgun “Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Politikaları ve Kıbrıs” konulu konuşma yaparak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gelecek vizyonuna ışık tuttular.</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Çalıştayın II. Oturumunda Kimler Konuştu?</strong></span></p>
<p>Çalıştayın ikinci oturumunun başkanlığını ise Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Soyalp Tamçelik yaptı. İkinci oturumda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran “Kıbrıs Meselesinde Yeni Açılımlar”, Lefke Avrupa Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Cellatoğlu “K.K.T.C.’nin Bilişim Sektöründeki Yeri”, K.K.T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Dr. Şahap Aşıkoğlu “K.K.T.C.’de Turizmin Kalkınmadaki Etkisi”, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Soyalp Tamçelik “Kıbrıs Türk Halkında Madde-Mana Bütünleşmesi ve Sosyal Tipolojisi Üzerinde Bir Model Denemesi (Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapılanmada Paradigma Değişiklikleri)”, Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Levent Erarslan “K.K.T.C. ve Eğitim Vizyonu ‘Eğitim Bir Ülkenin Çıkışı Olabilir Mi’ Sosyo-Ekonomik Bir Analiz”, USAK  &#8211; Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Hasan Selim Özertem “Doğu Akdeniz&#8217;de Enerji Savaşları”, K.K.T.C. Cumhuriyet Meclisi Özel Kalem Müdürü Gökhan Güler “K.K.T.C.’nin Tanıtılmasına Dair Stratejiler” konulu konuşmalar yaparak Kıbrıs vizyonunun geleceğine akademik bakış açısı sundular.</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong> III. Oturumda Kıbrıs Müzakereleri ve Maraş Meselesi Tartışıldı</strong></span></p>
<p>’’Kuzey Kıbrıs  Gelecek  Vizyonu’’ çalıştayının  3. Oturumunun  başkanlığını Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran yaptı. Oturumda Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ulvi Keser “Kıbrıs&#8217;ta Posta Faaliyetlerinde Rum Propagandası 1960-2012”, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Âdem Kara “XVIII. ve XIX. Yüzyılda Kıbrıs’ta Fiyat Hareketleri”, Gazeteci Necdet Sivaslı “K.K.T.C.’nde Tarımın Geleceği ve Önemi (Siyasî ve Ekonomik Boyutu)”, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Gözde Yaşin Kılıç “Kıbrıs Müzakerelerinde Maraş’ın Durumu”, Avrasya Sivil Toplum İşbirliği Derneği Genel Başkan Yardımcısı  Kutluhan Yazıcı “Bağımsızlığın 40. Yılında Kuzey Kıbrıs Vizyonu” konulu konuşmalar yaptı.</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>K.K.T.C.’nin Gelecek Vizyonu Belgeseli…</strong></span></p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgli düzenlenen bu çalıştay Kuzey Kıbrıs’ın gelecek vizyonunu ortaya koymuş oldu. Kıbrıs Devletinin uluslararası olanda tanınmasına büyük katkısı olacak. Bu çalıştayda Kuzey Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili belgesel çekimleri yapan Araştırmacı Gazeteci ve  Devr-i Alem Belgesel Tv program yapımcısı  İsmail Kahraman  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti el ilgili bugüne kadar çok geniş araştırmalar yaptı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurucusu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Barış Harekatının önemli isimlerinden olan Erbakan Hoca ile çektiği belgeselleri www. belgeselyayincilik.com ve www.gebzegazetesi.com sitelerinden izleyebilirsiniz. K.K.T.C. ile ilgili daha İsmail Kahraman tarafından  yapılan  araştırma ve yazıları www.gebzegazetesi.com sitesinde İsmail Kahraman köşemizden  okuyabilirsiniz.</p>
<p>***************************************************************************************************************************************************</p>
<p><strong>(<span style="color: #ff0000;">Güncelleme</span></strong>:<strong>11.05.2012)</strong></p>
</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">Kuzey Kıbrıs’ın gelecek vizyonu</span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong></strong>Kıbrıs gönül yaramız. Türk İslam tarihinin önemli bölgelerinden birisi. Kıbrıs deyince akan sular durur. KKTC ile ilgili yapılan çalışmalar, toplantıların benim için ayrı bir anlamı vardır. Bu toplantıları her fırsatta takip eder, KKTC tarihine gazeteci ve belgeselci olarak ışık tutmaya çalışırım.<br />
EKO Avrasya Dergisi&#8217;nin öncülüğünde 12 Mayıs 2012&#8242;de Ankara’da düzenlenen Kuzey Kıbrıs Gelecek  vizyonu Çalıştayına gazeteci ve belgeselci olarak katılıyorum. Değerli dostum gönül insanı ve kültür adamı Eko-Avrasya dergisinin sahibi Hikmet Eren beyin özel çabası ile organize edilen çalıştayda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin gelecek vizyonu tartışılacak.<br />
Çalıştaya konusunda uzman önemli isimler katılıyor. Kuzey Kıbrıs Ekonomi ve Enerji Sunat Atun, Konya Milletvekili Mustafa Kabakçı, Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün, Keçirön Belediye Başkanı Mustafa Ak, Çalıştayın Protokol konuşmalarını gerçekleştirecekler. Çalıştayın ilk oturumunun başkanlığını Gazi Üniversitesi Öğrenitim Üyesi Doçent Dr. Soyak Tamçelik yapacak. Çalıştayta Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Pro Dr Ata Altun “Kıbrıs Müzakalerinde son durum”, Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamuran Reçber “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne İzolasyon Politikasının Uygulanmasının Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi”, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayati Aktaş“KKTC’nin Türk ve İslâm Dünyasına Açılımı”, Lefke Avrupa Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Hasgüler “Kuzey Kıbrıs’taki Tecrit ve Kamu Diplomasisi”, KKTC Cumhurbaşkanı Eski Müsteşarı Ergun Olgun “Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Politikaları ve Kıbrıs”,konulu konuşma yapacak</div>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">2.Oturum’da kimler konuşucak</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>           Çalıştayın ikinci oturumunun başkanlığını ise Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Soyalp Tamçelik yapacak. İkinci oturumda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran “Kıbrıs Meselesinde Yeni Açılımlar”, Lefke Avrupa Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Cellatoğlu “KKTC’nin Bilişim Sektöründeki Yeri”, KKTC Turizm ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Dr. Şahap Aşıkoğlu “KKTC’de Turizmin Kalkınmadaki Etkisi”, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Soyalp Tamçelik “Kıbrıs Türk Halkında Madde-Mana Bütünleşmesi ve Sosyal Tipolojisi Üzerinde Bir Model Denemesi (Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapılanmada Paradigma Değişiklikleri)”, Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Levent Erarslan “KKTC ve Eğitim Vizyonu ‘Eğitim Bir Ülkenin Çıkışı Olabilir Mi’ Sosyo-Ekonomik Bir Analiz”, USAK  &#8211; Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Hasan Selim Özertem “Doğu Akdeniz&#8217;de Enerji Savaşları”, KKTC Cumhuriyet Meclisi Özel Kalem Müdürü Gökhan Güler “KKTC’nin Tanıtılmasına Dair Stratejiler” konulu konuşma yapacak</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">3. Oturum’da </span><span style="color: #333399;"><strong>kimler konuşucak</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">             Çalıştayın 3. oturumuna başkanlığı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran yapacak. Oturumda Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ulvi Keser “Kıbrıs&#8217;ta Posta Faaliyetlerinde Rum Propagandası 1960-2012”, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Âdem Kara “XVIII. ve XIX. Yüzyılda Kıbrıs’ta Fiyat Hareketleri”, Gazeteci Necdet Sivaslı “KKTC’nde Tarımın Geleceği ve Önemi (Siyasî ve Ekonomik Boyutu)”, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Gözde Yaşin Kılıç “Kıbrıs Müzakerelerinde Maraş’ın Durumu”, T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kutluhan Yazıcı “Bağımsızlığın 40 Yılında Kuzey Kıbrıs Vizyonu” konulu konuşma yapacak.<br />
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgli düzenlenen bu çalıştay Kuzey Kıbrısın gelecek vizyonunu ortaya koyacak. Kıbrıs Devleti&#8217;nin uluslararası alanda tanınmasına büyük katkısı olacaktır. Bu çalıştayda Kuzey Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili belgesel çekme imkanım da olacak. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili bugüne kadar çok geniş araştırmalar yaptım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurucusu Cumhurbaşkanı. Rauf Denktaş, Kıbrıs Barış Harekatı&#8217;nın mimarlarından Erbakan Hoca ile çektiğimiz belgeselleri <span style="color: #333399;"><a href="http://www.%20belgeselyayincilik.com/">www. belgeselyayincilik.com</a></span> ve <a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-admin/www.gebzegazetesi.com">www.gebzegazetesi.com </a>sitelerinden izleyebilirsiniz. Kıbrıs ile ilgili daha önce yaptığım araştırma ve yazıları www.gebzegazetesi.com sitemizde İsmail Kahraman köşemizden tümünü okuyabilirsiniz.</p>
<h3 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Daha önce konuyla ilgili paylaştığımız yazılar</span></strong></span></h3>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/denktas.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2572];player=img;"><img class="size-full wp-image-2575 alignleft" style="margin: 5px;" title="denktas" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/denktas.jpg" alt="" width="304" height="242" /></a><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Rauf Denktaş ve  Kıbrıs Davası&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs deyince farkı duygular yaşarım. 1974 yılındaki Kıbrıs barış harekatını daha dün gibi hatırlıyorum. Barış Harekatı başladığında radyonun etrafına toplanıp Kıbrıs Harekatı&#8217;yla ilgili haberleri hiç kaçırmazdık. Aradan yıllar geçmesine rağmen halen Kıbrıs gündemdeki yerini koruyor. Rauf Denktaş’ın 13 Ocak Cuma akşamı vefat haberini duyduğumda birden geçmişi yeniden yaşadım. Rauf Denktaş gerçekten kendisini Kıbrıs davasına adamış bir insan. Biri Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı sarayında olmak üzere iki kez kendisiyle söyleşi yapıp belgesel çekmiştim. Son olarak Türk Ocağı Gebze şubesinin davetlisi olarak Gebze’ye geldiğinde öğretmen evinde uzun bir söyleşi yaparak Kıbrıs’ın dünü, bugünü ve geleceğiyle ilgili önemli açıklamalar almış ve yaptığımız röportaj bir çok TV kanalında yayınlanmıştı. Ardından Kıbrıs davasının önemli isimlerinden birisi olan merhum Necmettin Erbakan ile de uzun bir söyleşi yapmıştık. Erbakan ile yaptığımız söyleşinin bir bölümü bugün internet sitelerinde yayınlanıyor.<br />
Rauf Denktaş yarın toprağa verilecek.Rauf Denktaş ile ilgili elbette anlatılıp, söylenecek çok şey olacak. Biz de çektiğimiz belgesellerden önümüzdeki günlerde geniş ve farklı bir belgesel ortaya koymaya çalışacağız. 2008 yılında Denktaş Gebze’ye geldiğinde bu köşede yer alan yazıyla sizleri baş başa bırakıyoruz. Gelin birlikte okuyalım.</p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Devr-i Alem Denktaş  ile  KKTC tarihine not düştü</span><br />
Kıbrıs  sadece Türk tarihi için  değil İslam tarihi içinde çok önemli.  Peygamberimizin  fethini istediği Kıbrıs kuşatılmasına  Hala sultan bile katılıp  Kıbrıs’da şehit olmuştur.<br />
Osmanlı 70 bin şehit vererek Kıbrıs’ı fethetmiş. Türkiye Cumhuriyeti tarihi içinde önemli olan Kıbrıs uğruna  binlerce şehit verilmiştir.Kıbrıs’a  ilk kez 1994 yılında Anadolu Basın Birliği Genel başkan yardımcısı  sıfatı ile gitmiştim. Dönemin cumhurbaşkanı  Rauf Denktaş, Başbakan Hakkı Atun ve  o dönemin  milli eğitim bakanı, bugünün Cumhurbaşkanı  sayın  Mehmet Ali Talat ile görüşmüştüm. 1995’den 2009’a  KKTC’de çok şey değişti. Rum tarafı  Avrupa birliğine girdi, KKTC ve Türkiye’de siyasi dengeler değişti, Biz Kıbrıs’a gidip belgesel çekelim derken. KKTC  kurucu cumhur başkanı  Rauf Denktaş ile  Gebze’de  röportaj  yapıp tarihe not düşme imkanı buldum.<br />
Şimdi de  dönemin en önemli canlı şahidi  eski başbakanlardan milli görüş lideri Erbakan hoca ile görüşme imkanı arıyorum. En kısa zamanda  Erbakan hoca ile de  KKTC üzerine görüşeceğim.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;"> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Kıbrıs Türk-İslam Medeniyeti’nin  milli davası&#8230;</span></span></div>
<div style="text-align: justify;">              Değerli gönül dostum Nevzat Coşkun  ile  Türk ocakları Gebze şube başkanı  sayın  Prof.Dr. Yavuz Sezen beyin   destekleri ile, Gebze öğretmen evinde  sayın Denktaş ile uzun  bir  röportaj yapıp  belgesel  çektim.90 yaşına  girmiş  Sayın Denktaş  Kıbrıs tarihi ile ilgili  çok önemli bilgiliye sahip. Çocukluk  yıllarından itibaren  günümüze KKTC  ile  ilgili çok önemli tarihi  bilgiler veren, Denktaş ile yaptığımız görüşmeyi  belgesel haline getirip  ulusal ve bölgesel   bir çok TV  kanalında yayınlatacağız.</div>
<div style="text-align: justify;"><a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/DENKTAŞ.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2572];player=img;"><img class="size-full wp-image-2579 alignleft" style="margin: 5px;" title="DENKTAŞ" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/DENKTAŞ.jpg" alt="" width="304" height="186" /></a><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Denktaş‘ın ağzından KKTC   gerçeği..</span></span><br />
<span style="color: #333399;">  </span></div>
<div style="text-align: justify;">          Hemen  belirteyim bana göre KKTC’de olumlu ve olumsuz  yaşanan  her şeyin  en  önemli sorumlusu  sayın Denktaş’dır.Denktaş söze  KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat’ı eleştirerek başladı. Denktaş, bakın ne diyor.<br />
“Talat tek devlet için anlaşma yapmaya çalışıyor. Bu da Kıbrıs Türk halkının sonu demektir. Kıbrıs’ta iki millet var. Kimse Kıbrıs’ta Türk halkını yok sayamaz.ABD, AB ve İngilizler Türk askerinin Ada’dan çekilmesini istiyor.Bugün Kıbrıs açısından tehlikeli bir çizgideyiz.KKTC’de çözüm için Türkiye masaya oturmalı ve sorun çözülünceye kadar masadan kalkmamalıdır.Türkler Kıbrıs’ta hiçbir zaman azınlık olmamıştır.Bundan sonra da tek devlet üzerine çözüm gidilme yolu aranırsa Rumların oyuncağı oluruz ve Kıbrıs’ın sonu da Girit gibi olur,gençlerde tarih bilinci yok, geçmiş unutuldu’ şeklinde konuştu.Acı ama gerçek Kıbrıs belki çoktan Girit oldu bile. Bir kaç yıl önce Girit’in Hanya, Resmo ve Kandiye kentlerinde  belgesel çekip  bir çok tv kanalında  yayınlatmıştım.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Tarih Bilinci neden yok?</span></div>
<div style="text-align: justify;">Sayın Denktaş ile  yaptığımız görüşmede  kendisine gençlerin neden tarih bilincine sahip olmadığını sorduğumda, Denktaş buna çok üzüldüğünü söyleyerek şu bilgileri verdi.<br />
“Gençlerimiz tarih bilincine sahip  değil. KKTC nasıl kuruldu bunu bilmiyorlar. Verilen şehitleri bilmiyorlar. Rumların yaptığı   katliam  ve zulmü  unutarak  birleşelim diyorlar. Sadece  Kıbrıs’da değil  Türkiye’deki gençler bile   Çanakkale’nin  yerini bilmiyorlar. Gençlere tarih bilinci öğretilmeli “ derken  ben geçmişi düşünüyordum..<br />
Aklıma   bunun  sorumlusu kimdir  diye  sayın Denktaş’a  sormak  geldi ama  nezaketimden soramadım.Bugün gençlerimiz tarih bilincine  sahip değilse bunun  en önemli sorumlusu  Türkiye’de  40 yıl devletin tepesinde olan  Demirel ile KKTC’de  Denktaş’dır. Keşke bu ikili  öz eleştiri yapabilseler.<br />
Gençlerimiz milli  tarih kültüründen uzak yetiştirildi .Türkiye ve KKTC  Bunun gelecekte çok ağır bedelini  ödeyecek.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>(<span style="color: #ff0000;">Ocak 2012 Makale</span>)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Erbakan ile 28 Şubat röportajı</strong></span></div>
<p style="text-align: justify;">           Geçen yıl vefat eden Necmettin Erbakan 28 şubat süreci ve Türk siyasi hayatı ile ilgili Devri Alem kameralarına önemli bilgiler vermişti. Erbakan ile yapılan röportajın tam metni:</p>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">28 ŞUBAT’IN Perde Arkası Röportaj<a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/ERBAKAN.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2572];player=img;"><span style="color: #333399;"><img class="size-full wp-image-2580 alignright" style="margin: 5px;" title="ERBAKAN" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/ERBAKAN.jpg" alt="" width="304" height="161" /></span></a></span></div>
<div style="text-align: justify;">            Türk siyasetinin önemli isimlerinden, bir döneme damgasını vuran eski Başbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof.Dr Necmettin Erbakan&#8217;ın ölümünün üzerinden bir yıl geçti.  Gazetemiz kurucusu ve devri Alem belgesel programı yapımcısı İsmail Kahraman, 28 şubat post modern darbesinin yıl dönümünde röportaj yapmıştı ve 1950’den 28 Şubat’a kadar olan süreci kameralarımıza anlatmıştı. Erbakan Türkiye’de sadece bize yaptığı 28 Şubat ile ilgili söyleşişi yayınlıyoruz.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"> </span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;"> 28 Şubat ABD operasyon<br />
</span></div>
<div style="text-align: justify;">Tarihin canlı tanığı olarak, Sayın Erbakan’dan  28 Şubat süreci, yaşananlar ve olayların perde arkasını  anlatmasını istiyoruz.? Soruma tek tek cevap verirken, Şu gizli belgeyi getirin diye  yardımcılarına talimat verdi. Şeffaf poşet içerisinde  “ ABD  Dişişleri Bakanlığı’nın, ABD’nin Ankara büyük elçiliğine  gönderdiği “ yazıyı   okumamız  için  bana vererek  şunları  söyliyordu ;<br />
<em>           &#8230;&#8221;28 Şubat tam anlamı ile bir ABD operasyonu, biz iktidara gelip  Türkiye&#8217;yi  ABD güdümünden kurtarıp dünya  ülkesi yapma çalışmalarımızdan,  ABD  çok rahatsız oldu.  Ekim 1996 tarihinde  ABD  devlet başkanı adına  ABD Dişişleri  bakanlığı ABD Ankara büyükelçiliğine  “GİZLİ&#8221; başlığı altında gönderdiği  yazıda Erbakan’ın Başbakanlıktan indirilmesi için her türlü eylem ve  çalışmanın yapılması  isteniyor.  Ünlü  28 Şubat  Milli güvenlik kurulunda  görüşülen  bildiri  maddeleri ABD tarafından  dikte edildiğini  daha sonar ele geçirdiğimiz  bu gizli ABD  belgesinden anladık&#8221; </em> dedi.<br />
Bu belgeyi yeni ele geçirdiklerini  söyleyen Erbakan  hiç bir şey gizli kalmıyor. 28 Şubat  1997&#8242;deki ünlü milli güvenlik kurulundaki maddelerin tümü  ABD gizli belgesinde de var. Türkiye&#8217;ye  yazık oldu. Türkiye çok zaman kaybetti.&#8221;  diye konuştu.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">ABD’nin gizli belgesinde neler Var?</span><br />
<strong></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>            1.</strong>Departmanımız, Türk hükümetinin milli eğilimlerinden ve Başbakan Erbakan’ın ideolojisinden ilham alarak dış politikayı Batı’dan ayırıp Arap ve Müslüman dünyasına doğru yeniden yönlendirmesinden dolayı derin endişe içerisindedir. Kanaatimizce Türkiye’nin İran, Irak, Libya, Nijerya ve sudan ile <a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/ERBAKAN2.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2572];player=img;"><img class="size-full wp-image-2582 alignleft" style="margin: 5px;" title="ERBAKAN2" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/ERBAKAN2.jpg" alt="" width="304" height="230" /></a>bağlarının kuvvetlendirmek konusundaki mevcut tutumu, bizim milli menfaatlerimize aykırıdır (düşmancadır).<br />
<strong>2.</strong> Doğru Yol Partisi, Erbakan’ın radikal İslami söylemlerini (taahhütlerini) ılımlaştırmada başarılı olamadığına göre, kendisinin Refah partisi ile koalisyonu verimsiz görünmektedir. Biz inanıyoruz ki, Tansu Çiller’in koalisyondan çekilmesi Erbakan’ı düşürür ve ülkeyi erken genel seçimlere götürür. Sonuç kesin olmamakla birlikte, Refah Partisi büyük bir ihtimalle seçimlerden eskisinden daha güçlü çıkacaktır.<br />
<strong>3.</strong>Türkiye, Birleşik devletlerin anahtar stratejik ortağı kalmak mecburiyetindedir ve onun bu pozisyonunun gerçekleştirip, sürdürmede ki başarınız bizim milli menfaatlerimiz doğrudan etkileyecektir. Türk askeriyesi, bu sonucu elde etmeye doğru daha büyük bir çaba sarf etmesi için harekete geçmeye zorlanmalıdır. Bu konuda ki aksiyon planlarınızı ve yorumlarınızı bekliyoruz.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Milli güvenlik kurulun’da neler yaşandı?</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">Prof.Dr.  Erbakan’a, 9 saatlik  milli güvenlik kurulunda neler yaşandığını  sorduğumda kısa bir sure duraklayıp adeta o günleri yeniden yaşıyor gibiydi.  Kurulda   ilk sözü askerler aldı. Askeri kanat daha önce   ayrı ayrı konuşuyor ve  kuvvet komutanları görüşlerini  ayrı ayrı açıklıyordu. Bu kez farklı davrandılar.<br />
Askerler  Biz  karar aldık,  bu toplantıda  Genel Kurmay adına  tek bir kişi konuşacak ve  bu konuşma  genel kurmayın görüşü olacak denildi.  O zaman  Genel kurmay istihbarat  başkanı olan  Çetin Doğan paşa söz alıp  tam 5 saat konuşma yaparak sözde irtica tehlikesi  ile  ilgili görüşlerini açıkladı.  Kurul bildirisinin acilen imzalanarak Hükümet tarafından  uygulanmasını istediler. 5 saatlik konuşmayı sakin bir havada dikkatle  dinledim.  5 saat  sonra  kapıda duran askeri yaveri yanıma çağırıp  Demirelin önünde duran Anayasa kitapçığını istedim ve kitapçığı elime aldığımda  şunları söyledim.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;"> </span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;"> <strong>Neden Anayasa’nın birinci maddesini okumuyorsunuz?</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">  </span></div>
<div style="text-align: justify;">            Söz sırası bana gelmişti .  Tansu Çiller ve   ekibi  beni yalnız bırakmıştı. Kurulda   adeta tek başıma kalmıştım.  Söze  Neden Anayasanın ikinci madesini okumuyorsunuz. Anayasanın birinci  madesinde  Türkiye’nin  Sosyal  bir Hukuk  devlet olduğunu neden söylemiyorsunuz diye sordum . Askeri  kanadın şikayetine tek tek cevap verdim. Tam 4 saat konuşma yaparak  Askerlerlere cevap verdim.<br />
Başbakan  yardımcısı  Tansu Çiller, Milli  Savunma bakanı Turan Tayan ve İçişleri bakanı  Meral Akşener  hiç konuşma yapmadılar.Yalnız olmama rağmen   2 parti  koalisyon   hükümeti  değil de,  tek başına iktidar gibi   hükümeti savundum. Alınan  kararların Tavsiye kararı olduğunu  bu karanın uygulanıp ugulanmamasına  hükümetin karar  vereceğini açıkladım.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Demirel askerleri destekledi<br />
</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">           Ropörtajın bu bölümünde Sayın Erbakan’a; her fırsatta demokrasiden  söz eden,  6 kez  gidip 7 kez gelmekle öğünen  Cumhurbaşkanı Demirel’in tutumunun ne olduğunu sordum.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Erbakan’ın  cevabı çok ilginçti?</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">Demirel  hiç ses çıkarmadan  askerlerin  yaptığı konuşmayi adeta  tasdik ediyordu.Hükümete ve demokrasiye  hiç sahip çıkmamıştı.<br />
Ben 28 Şubat  postmodern  ABD  darbesi yüzünden istifa etmedim. Bizim  hükümet ortağımız DYP  milletvekillerine  istifa  baskısı  yapıldığı için istifa ettim. Tansu Çiller  bir gün bana gelerek,  partimden 50 milletvekili istifa  edecek hükümet düşecek,  ben bu milletvekillerini  seçimde  tümü ile  tasfiye edeceğim dedi..<br />
Genel seçime gitmek şartı ile  hükümetin istifasını  Demirel&#8217;e bildirme kararı aldık.   290 imza ile  Demirel&#8217;e çıkıp  <em>“Bakın sayın Demirel  siz bulun 226 yı  düşürün hükümeti diyordunuz , Bende 290 milletvekilinin imzasını size getirdim. Ben istifa  ediyorum , seçime gitme şartı ile  Tansu Çillerin başbakan olmasını  destekliyorum&#8221;</em> dedim.<br />
Demokrasi  şampiyonu Demirel 290 milletvekili imzasını hiçe sayarak  Hükümeti  kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi. Ondan sonrada yaşananlar malum.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;"> </span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">KARADAYI PAŞA’DAN TEŞEKKÜR?</span></strong></div>
<div style="text-align: justify;">              Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’a  28 Şubat darbesinin mimarlarından olan  Askeri kanat ile hiç  görüşüp görüşmediğini  sordum. Aldığım  cevap çok ilginiçti .<br />
Bir gün Karadayı paşanın kendisine gelip  <em>“ Sayın Başbakan’ım biz ilk kez sizin döneminizde  askerler olarak  çok iyi  maaş aldık.İlk kez sizin döneminizde </em><br />
<em>maddi olarak rahat ettik. Biz sizlerden şikayetçi değiliz. Sizlere güveniyoruz.”</em> Dedikten sora  cebinden iki ayrı  fotoğraf çıkarıp  şu  açıklamayı yaptı .<br />
Fotograflardan   birinde  Fatih Çarşambada çekilen  çarşaflı  hanımlar yer alıyordu.  Bu  fotoğrafı gösteren Karadayı  <em>“ Sayın Başbakan bizim endişemiz  Türkiyenin bu duruma düşmesinden endişe ediyoruz&#8221; </em> dedikten sonra   diğer fotografıda gösteren  Karadayı  paşa sözlerine  şöyle  devam etti.<br />
<em>“Bakın Sayın Başbakan benim  ailemden  de  başı kapalı  hanımlar var.  Ben  esker olarak babamın adına cami bile yaptıran bir  Genelkurmay başkanıyım. Babasının  adına cami yaptıran paşa  dine karşı  olmaz “</em> dedi.<br />
Karadayı paşaya  cevaben şunları  söyledim..<br />
<em> “Sayın Paşam  siz fotograflarla  bana geleceğinizi söyleseydiniz bende  size Almanya&#8217;nın başkenti Berlin&#8217;den çok sayıda  çarşaflı hanım  fotografı gösterebilirdim.  Sayın paşam örtülülerden  korkmayın, onlardan devlete ve millete zarar gelmez &#8221;</em>  diye cevap verdim.<br />
Sözü  Kıbrıs Barış Harekatı&#8217;na  getirdim. Sayın Erbakan  Kıbrıs harekatında yaşananları daha dün yapılmış gibi hatırlayarak  harekatın nasıl yapıldığını   tek tek anlatmaya başladı.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Kıbrıs barış  harekatı<br />
</span></div>
<div style="text-align: justify;">          Kıbrıs Barış  Harekatı’nın  tarahi   olay olduğunu açıklayan  Erbakan <em>“ Şayet bizim  emrini  verdiğimiz harekat  planı  aynen  uygulansaydı  Kıbrıs olayıı 40 yıldır sürüncemede kalmazdı&#8221;</em> dedi.  Kıbrıs Barış Harekatı’nın  arka planını Devr-i Alem  kamerasına şöyle anlatı..<br />
<em>…&#8221;Başbakan Ecevit  Kıbrıs Harekatı&#8217;na isteksizdi, ancak Kıbrıs&#8217;ta çok acı olaylar  oluyor ve  hergün bir çok Türk Rumlar tarafından öldürülüyordu. Dönemin  Genel Kurmay başkanı  Semih Sancar  sürekli   hükümetle görüşmeler yapıyor, ve askeri  istihbaratan  gelen  bigilere göre  Kıbrısda yaşanan Rum  vahşetine dur demek için bir anönce  müdahale yapılması gerekiyordu”..</em><br />
O yıllarda tüm  dünya bizim böyle bir harekat yapmamıza  karşıydı. Ancak   savaşa  Ecevit’de karaşıydı. Son görüşmeler için  Kıbrıs’ın  garantör ülkelerden  olan İngiltere  ile  birlikte harekat yapalım  diyen Ecevit  bizim karşı çıkmamıza  rağmen   Londra’ya  gitti. Ecevit yanlış bir şey yapmasın diye Oğuzhan Bey&#8217;i de  Ecevit’in yanına verdik. Genelkurmay başkanı  Semih Sancar ve diğer yetkililerle Ecevit ve Türk heyetini   Esenboğa Havalimanı&#8217;ndan uğurladıktan  sonra  Semih Sancar paşa  bana  &#8220;özel bir görüşme yapalım&#8221; dedi ve  Esenboğa havalimanı&#8217;nda  Genel kurmay başkanı Semih Sancar paşa ile aramızda  şu tarihi   konuşma geçti.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;"> </span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Savaş emrini Esenboğa&#8217;da verdim<br />
</span></div>
<div style="text-align: justify;">Genel Kurmay başkanı Semih Sancar ile  Esenboğa Havalimanı&#8217;nda  bir odada  görüşme  yaptık. Sacar Paşa bana: <em>&#8220;Sayın  Erbakan  sizler  şu andan itibaren Başbakan vekilisiniz. Kıbrıs’ta büyük katliamlar yaşanıyor. Sayın Ecevit’in  Londra’dan  dönmesi  uzun  zaman alacaktır.  Başbakan vekili sıfatı ile bizlere hareket emrini verirseniz biz  çıkarma için hazırlık yapabiliriz. Harekat emrini verebilir misiniz&#8221;</em> diye sordu?<br />
Ben de  &#8220;harekat  emrini  verebilirim&#8221; dedim. Tekrar söz alan Sancar Paşa:  &#8221;daha önce de bu tür  harekat emirleri verildi ancak harekat yapılmadan   geri alındı. Bu kez geri alınmamalı. Geri almamak ve kesinlikle çıkarma yapmak üzere verilmeli. Bir kez daha geri alınırsa   askerlerin morali bozulur. Kıbıs tümü ile elimizden  gider&#8230;” dedi.<br />
Daha önce de bir kaç kez  Kıbrıs’a çıkarma emri verilmiş ve sonradan geri alınmıştı. Sancar Paşa bunları hatırlatıyordu. Orada harekat  emrini verdim ve  Türk Silahlı Kuvvetleri  hazırlık yapmaya başladı. Ecevit Londra’da  İngilizlerle  birlikte Kıbrıs’a çıkarma yapalım  diye görüşmeler yaparken, verdiğim emir üzerine  Türk Silahlı Kuvvetleri çoktan çıkarma  hazırlığına başlamıştı.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Kemal Kayacan  ben Kıbrıs’ı alırım<br />
</span></div>
<div style="text-align: justify;">            Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar’a  harekatın teknik durumu ve  başarı oranını  sordum. Toplantıda yer alan   dönemin Deniz kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan  söz alarak: &#8220;Sayın  Erbakan  hiç merak etmeyin  ben Karadenizliyim, denizi ve denizcilik  tarihini çok iyi bilirim. Sadece  Türk Deniz Kuvvetler Kıbrıs’ı alma imkanı  var&#8221; dedi. Her türlü hazırlık yapıldı ve  Kıbrıs herakatı  başarı ile   tamamlanacak diyen  Askerlerin  verdiği  bu bilgileri  aldıktan sonra  çok rahatladım.<br />
Kıbrıs harekatı karadan, karaya. Havadan Karaya. Havadan Denize, Deniz’den Karaya  bir çok  harekat  unsurunu bir arada kapsıyordu. Böyle bir harekat  çok iyi planlanmıştı.  Askerimiz çok başarılı  çalışma yapmıştı.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-style: italic; color: #333399; font-weight: bold;">Ecevit  çok korktu<br />
</span></div>
<div style="text-align: justify;">Sayın  Ecevit büyük umutla gititiği  İngiltere’den eli boş dönüyordu..  İngilizler,  Türkiye ile birlikte  çıkarma  yapmayacaklarını söyleyince  Ecevit  büyük umutla gittiği  Londra’dan hayal kırıklığı içinde Türkiye’ye  döndü. Ecevit’i Türkiye’ye döndükten sonra  hava limanında karşılayıp,  harekat emrini verdiğimizi  söyleyince  Ecevit  şok oldu ve şaşırdı birden  ..&#8221;Dünya ne der? Bu çıkarmayı dünyaya nasıl anlatırız..” diye  endişesini dile getirdi. Ecevit’e cevaben  sayın Başbakan hiç endişe etmeyin  dedim.<br />
Biz çıkarma planı yaptık ve 5 günde   varmak  istediğimiz yere varabileceğimiz  söyledik ve  bilindiği gibi  harekat başladı ve  bizim 5 günde  gerçekleştireceğimiz planı  Askerlerimiz  3 günde gerçekleştirdi.  Askerimizin  hazırlık  yapması ve  harekata dünya ülkelerinin  tepkisini ölçmek  için  geçici olarak ateş kes   kararı aldık.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Larnak alınmalıydı</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong><br />
</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">              Mili görüş lideri  Erbakan  sorularımıza çevap verirken Devr-i  Alem kamerasına  açık açık konuşarak tarihe not düşüyodu.  Sayın Erbakan  adeta o  günleri  yeniden yaşıyor  gibi  heyacanlanıyordu ve  ikinci harekatın  başlamasından sonra  planlanan  hedefe ulaşıldı, öngörülen  yere ulaştık  diyordu.   Zor  durumdaki  Türkler kurtuldu .Ancak bize haber vermeden   Ecevit harekatı  sona erdirdi. Bizim  planımız  Hala sultanın  türbesinin bulunduğu Larnaka’yı almak  vardı. Larnaka’nın alınmaması   ve  Maraş bölgesinin iskana açılmaması büyük bir hata. Ecevit ve ondan sonra gelen hükümetlerin  Kıbrısla ilgili milli  bir politikaları  olmadığı için  sürüncemde  kaldı..1974 yılında  Milli selamat partisi hükümetde olmasaydı  Kıbrıs Barış Harekatı olmazdı diye konuştu.<br />
Erbakan Hoca ile yapılan söyleşiyi aşağıdaki linke tıklayarak izleyebilirsiniz.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Kıbrıs Barış Harekatı emrini Erbakan mı verdi?</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">Kıbrıs Barış Harekatının 38.yıl dönümü törenlerle kutlanırken, bu tarihi olayın yıl dönümüyle ilgili Devri Alem programı olarak çok önemli araştırmalar yapmış, Şubat ayında vefat eden dönemin Başbakan Yardımcısı merhum Necmettin Erbakan hocayla en son konuşan gazeteci ve televizyoncu olmuştum. Konuyu bir de Rauf  Denktaş ile konuşarak her iki konuşmaları belgesel görüntülerle kayıt altına almıştım.<br />
Merhum Erbakan ve Denktaş ile yaptığımız söyleşiler bir çok televizyonda yayınlandı. Çok büyük ses getiren röportajımız ve açıklamalar bugün www.gebzegazetesi.com sitesinde Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili Erbakan&#8217;la söyleşi bölümünde belgesel görüntülerle yayınlanıyor. Sizlerde sitemize girerek izleyebilirsiniz.<br />
Bugün konuyu tekrar gündeme getirerek merhum Erbakan&#8217;la yaptığımız söyleşiden bir bölüm yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türk Siyasi tarihinin son 50 yılında önemli izleri olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere Türk siyasetine bir çok yeni isim kazandıran Erbakan&#8217;la yaptığımız söyleşi tarihe ışık tutması açısından çok önemli.<br />
Merhum Erbakan&#8217;la sadece Kıbrıs Barış Harekatını konuşmamıştık. Milli Görüş&#8217;ün kuruluş tarihi, 12 Mart Muhtırası, CHP ile kurulan hükümet, 1. ve 2. MC hükümetleri, 12 Eylül askeri darbesi, 28 Şubat süreci ve AK Parti&#8217;nin kuruluşu ile ilgili çok önemli açıklamaları Erbakan&#8217;ın ağzından devri alem kameralarına kaydetmiştik.Kıbrıs Barış Harekatı sadece Erbakan&#8217;ın sözü değil, belgesel çekimlerini yaptığımız gün Star Gazetesi&#8217;nde yayınlanan İngiliz arşiv belgelerinde de yer aldığı gibi Barış Harekatı Merhum Erbakan&#8217;ın eseridir. Barış Harekatı emrini bizzat merhum Erbakan tarafından verildiği İngiliz belgelerinde de kaydedilmiştir&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong> 15 Yıl önce Hizmet dergisinnde ne yazmıştım?</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">   15 yıl önce  Haziran 1994 yılında KKTC’ye gittiğimde  bölgede çok geniş araştırma yapıp  belgesel çekmiştim. Sayın Denktaş ile de görüşmüştüm.  Sivil halka yasak  Türk askeri  bölgesi  Maraş bölgesine girerek çekimler yapmıştım.<br />
KKTC  halkı ve gençleri ile  görüşmüştüm. Tarihi mekanların perişan hali, camilerin  durumu beni derinden üzmüştü. Daha o günlerde  bölgede yaşananları tespit ederek  o yıllarda  yayınladığım HİZMET  dergisinin kapağında  tarihe  geçecek şu tesbit de bulunmuştum.</div>
<div style="text-align: justify;">   “KKTC’ye  maddi ve Manevi  Yatırım yapmalıyız” dergimizin iç sayfasında  “ KKTC nereye Gidiyor? Sorusunu sormuş ve  KKTC’ye manevi yatırım  yapmalıyız  “ manşetine yer  vermiştim.<br />
KKTC cumhurbaşkanı Denktaş’ta sonra Başbakan Hakkı Atun ile de görüşüp  adeta feryad edercesine  Dergimizin iç sayfalarında  şu  bilgileri yazarak tarihe not düşmüştüm.<br />
“ KKTC   Cumhurbaşkanı  Denktaş ve Başbakan  Atun’a  büyük görev düşüyor , Yavru Vatan’ı  Ana  vatana   tanıtın” demiştim.<br />
Evet  haber ve yazılarım gazete ve dergimizin arşivinde.15 yıl önce tarihe not düşmenin huzuru içinde  bugün de kameramla  KKTC tarihinin  80 yıllık canlı tanığı  sayın Denktaş ile görüştüm.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #333399; font-weight: bold;">Gebze ile  Lefkoşa- Değirmenliği  kardeş şehir yaptırdım</span></div>
<p>Ben  gazeteci ve  belgeselci olarak  KKTC’ye karşı görevimi yapıp, yazılarımı seri olarak   bir çok gazetede yayınlatarak  kitap haline getirdim. Gebze ile  Lefkoşa   değirmenlik beldesini kardeş şehir olmasına  vesile olup  Gebze ile  Değirmenlik arasında  gönül köprüsü kurulmasını sağladım.<br />
Sayın Denktaş ile  dün bir kez daha görüşüp uzun bir belgesel çekimi yaparak  Kıbrıs tarihi ile  yaştı olan 1924 doğumlu  Denktaş’dan   KKTC’nin  son 80 yıllık geçmişine ışık tutmak istedim.<span style="font-weight: bold;"> </span></p>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Tarih  bilinci ve  KKTC</span></span><br />
Gazetecilik ve belgeselcilik tarihe not düşmektir. Bize  belgesel çekme imkanı  sağladıkları  için değerli gönül dostum Nevzat Coşkun ve  Türk Ocakları şube   başkanı sayın  Prof.Dr. Yavuz Sezen beye teşekkür ediyorum.<br />
Ben ikinci kez  yavru vatan, İslam Medeniyeti’nin kızıl elması Hala sultan’ın metfun olduğu, Osmanlı’nın  70 bin şehit verdiği , Türkiye   Cumhuriyeti’nin binlerce şehit vererek Yavru vatan yaptığı   KKTC’ye gitmeye hazırlanıyorum.<br />
Vakit geçirmeden tüm okurlarımı KKTC’ ye gitmeye davet ediyorum. KKTC Türk-İslam medeniyeti tarihi için çok önemli. KKTC’yi kaybetmek Akdenizi kaybetmek demektir.<br />
Tarih bilincine sahip olmadan KKTC’ye sahip olunmaz. Bana göre<br />
“TARİH BİLİNCİNE SAHİP OLMAK, HER ŞEYE SAHİP OLMAKTIR..”&#8230;. diyor şimdi de  2003 tarihinde  Kuzey Kıbrıs tarihi  üzerine yazdığım  bir yazıyı birlikte okuyoruz.<br />
<br style="font-weight: bold;" /><strong>İsmail Kahraman &#8216;ın kalem ve  kamerasından  KKTC ‘de Devr-i Alem   (Gebze Gazetesi  2003)</strong><br style="font-weight: bold;" /><br style="font-weight: bold;" /><span style="color: #333399;"><strong>        1571&#8242;den 2003 yılına Yavru Vatan Kıbrıs Belgeseli</strong></span><br style="font-weight: bold;" /><br style="font-weight: bold;" /><span style="color: #333399;"><strong>                         KKTC elden gidiyor mu ?..</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;">*Gazetemizin  yıllar önce Kuzey Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa,Gazimagosa,Girne-Güzelyurt ve diğer bölgeleri  gezerek yaptığı araştırma dan sonra  geniş bir inceleme yazısı hazırlayarak bu araştırmayı Hizmet   dergisinde yayımladı. Bu  araştırmada  KKTC gençlerinin milli  kimliklerinden hızla  uzaklaştığını tespit ederek KKTC&#8217;ye Türkiye&#8217;nin   manevi yatırım yapması  gerektiğini  açıklamıştı.KKTC gençleri Kıbrıs’ın nasıl  bugünlere geldiğini  bilmemesi  yüzünden   bugün KKTC&#8217;nin  kendini yok sayarak Avrupa Birliğine katılmasını savunuyor.* Bilindiği gibi Kıbrıs&#8217;da yayınlanan Türkler  1875 yılından  beri  Rumların baskı ve zulmü altında  büyük sıkıntı çekmiş. 1960’lı yıllarda   Rum çeteleri  103  Türk köyünü yakıp yıkıp, onbinlerce  Türkü  katletmiş.  30 Bin Türkü Kıbrıs’dan  başka ülkelere göç etmek zorunda bırakmıştı. 1974 yılında  Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından  Kıbrıs&#8217;a  yapılan  barış harekatında  Kıbrıs’a barış gelmiş. bu harekat da  500 civarında  Türk askeri şehit olmuştu.</div>
<p style="text-align: justify;">*Türkiye  KKTC&#8217;ye  yatırıma önem vermeyerek   parasal destek yaptı.Türk işadamları   her nedense KKTC&#8217;ye gitmek istemedi. Türkiye&#8217;nin en büyük zenginlerinden  olan  dönemin  Koc holding Yönetim kurulu  başkanı  Vehbi Koç&#8217;dan adaya yatırım yapmasını isteyen KKTC yöneticilerine Koc, &#8216; ben  buz üstüne yatırım yapmam &#8216; diyerek yatırım yapmaktan kaçındı.Türk işadamları  adayı kumar merkezi  ve  kara para aklayan bankacılık üssü olarak gördü. Buna karşılık Rum tarafı kendi bölgesine  sürekli yatırım yapmayı sürdürdü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">Gazetemiz yıllar önce Kıbrıs üzerinde oynanan sinsi oyunları açıklamıştı.  </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunun  20. yılı bugün KKTC&#8217;de törenlerle kutlanacak. 14 Aralık&#8217;ta  yapılacak  genel seçimler öncesi  kutlanacak KKTC&#8217;nin kuruluş yıl  dönümünün önemli olduğu, KKTC üzerinde büyük bizans ve Rum  oyunları  oynandığı  bildirildi. Avrupa Birliğinden  parasal   destek gören bazı çıkar gurupları KKTC&#8217;de büyük planlar  tezgahlıyor. Milli duygulardan yoksun  yetişen   Kıbrıslı gençler  Türk askerlerinin adadan   çekilmesi  KKTC&#8217;nin  Rum yönetimi ile Avrupa Birliğine girmesini   savunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">10 yıl önce uyarmıştı</span></strong><br />
Gazetemiz bünyesinde   18 Haziran 1994 yılında  yayınlanan HİZMET Dergisinde  Kıbrıs üzerinde oynanan oyunları   10 yıl önce dikkat çekerek  Kıbrıslı  gençlerin milli duygulardan yoksun  yetiştiğini, Kıbrısa  Milli, Manevi ve Maddi yatırımlar .yapılması gerektiğini açıklamıştı.  KKTC Cumhur Başkanı   Rauf Denktaş’ı da  ziyaret eden  Gazetemiz  sahibi İsmail Kahraman  Gebze ile  Lefkoşa’nın Değirmenlik beldesinin  kardeş şehir  olması ile ilgili  yazıyı  Denktaş’a  vermiş.  daha sonra   Değirmenlik beldesi ile Gebze&#8217;nin kardeş  şehir olması sağlanmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;"> KURULUŞU&#8217;NUN 20  YILINDA  KKTC   </span> </span><br />
Yavru vatan  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 20 yaşında. 1571 yılında  binlerce şehit  kanı ile  Türk yurdu olan  Yavru vatan üzerinde  tarih boyu büyük oyunlar oynandı. 1914&#8242;de  İngilizler  oldu biti ile  Kıbrısı elimizden aldılar. Türk Silahlı Kuvvetleri  1974 yılında  Rum oyununu bozarak   Kıbrıs’a  barış getirdi. 1571 yılından 2004 yılına  kadar KKTC ile ilgili  ciddi bir araştırma yapılması  gerekiyor. Biz  geçmişi  bilmediğimiz için geleceğimizde yön veremiyoruz.<br />
14 Aralık&#8217;da   yapılacak   Genel seçimler  KKTC için hayati önemli. KKTC deyim yerinde ise bu seçimlerde  milli olanlarla olmayanlar arasında ölüm kalım savaşı verilecek.  Bugün KKTC üzerinde büyük bizans ve Rum  oyunları  oynanıyor. Avrupa Birliğinden  parasal   destek gören bazı çıkar gurupları KKTC&#8217;de  büyük planlar  tezgahlıyor. Milli duygulardan yoksun  yetişen   Kıbrıslı gençler  Türk askerlerinin adadan   çekilmesi  KKTC&#8217;nin  Rum yönetimi ile Avrupa Birliğine girmesini   savunurken  Kıbrıs için şehit olan  binlerce insanımızı çoktan unutmuş görünüyor.<br />
Gazetemiz bünyesinde   18 Haziran 1994 yılında  yayınlanan HİZMET Dergisinde  Kıbrıs üzerinde oynanan Rum  oyunlarını   10 yıl önce dikkat çekerek  Kıbrıslı  gençlerin milli duygulardan yoksun  yetiştiğini,Kıbrısa  Milli, Manevi ve Maddi yatırımlar .yapılması gerektiğini açıklamıştık.  KKTC Cumhur Başkanı   Rauf Denktaşı&#8217;da  ziyaret ederek Gebze ile  Lefkoşanın Değirmenlik beldesinin  kardeş şehir  olması ile ilgili   resmi yazıyı  Denktaşa  vermiş.  daha sonra   Değirmenlik beldesi ile Gebze&#8217;nin kardeş  şehir olması  için  ciddi çalışmalar  yaparak dikketleri  KKTC üzerine çekmeye çalışmıştık.<br />
Kuzey Kıbrısı Türk Cumhuryeti&#8217;nin kurulşunun  20. yılı  15 Ksım  Cumartesi günü  KKTC&#8217;de törenlerle kutlandı. 14 Aralık&#8217;da   yapılacak   Genel seçimler öncesi  kutlanacak KKTC&#8217;nin kuruluş yıl  dönümünün önemli olduğu, KKTC üzerinde büyük bizanas ve rum  oyunları  oynandığı  bildirildi. Avrupa Birliğinden  parasal   destek gören bazı çıkar gurupları KKTC&#8217;de  büyük planlar  tezgahlıyor. Milli duygulardan yoksun  yetişen   Kıbrıslı gençler  Türk askerlerinin adadan   çekilmesi  KKTC&#8217;nin  Rum yönetimi ile Avrupa Birliğine girmesini   savunuyor.<br />
Gazetemiz bünyesinde   18 Haziran 1994 yılında  yayınlanan HİZMET Dergisinde  Kıbrıs üzerinde oynanan oyunları   10 yıl önce dikat çekerek  Kıbrıslı  gençlerin milli duygulardan yoksun  yetiştiğini,Kıbrısa  Milli, Manevi ve Maddi yatırımlar .yapılması gerektiğini açıklamıştı.  KKTC Cuhur Başkanı   Rauf Denktaşı&#8217;da  ziyaret eden  Gazetemiz  sahibi İsmail Kahraman  Gebze ile  Lefkoşanın Değirmenlik beldesinin  kardeş şehir  olması ile ilgili  yazıyı  Denktaşa  vermiş.  daha sonra   Değirmenlik beldesi ile Gebze&#8217;nin kardeş  şehir olması sağlanmıştı.<br />
Kıbrıs adası 1571 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. Ada&#8217;ya Anadolu&#8217;nun çeşitli bölgelerinden Türk nüfusu iskan edildi. Osmanlı Devleti&#8217;nin adaletli yönetimi sayesinde Kıbrıs&#8217;taki  Türk ve Rumlar uzun yıllar barış içinde yaşadılar. Ada 12 Temmuz 1878 yılında geçici olarak İngilizlerin eline geçti. İngiltere Kıbrıs&#8217;ı 5 Kasım 1914 tarihinde tek taraflı olarak ilhak etti. Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı&#8217;ndan  mağlup ayrıldığı için Kıbrıs konusunda bir şey  yapamadı. Bundan Yunanistan&#8217;a bağlanmak için çeşitli faaliyetler içine girdiler. Buradaki Rumlar&#8217;ı Yunanlılar da sürekli kışkırtıyordu. Halkı kışkırtmak için Rum Kilisesi ve Papazları öncülük ediyorlardı.<br />
KKTC ile ilgili  1994 yılında  Adaya yaptığım gezi sırasında  Lefkoşa, Mağosa,Girne ve daha bir çok Türk bölgesini bir bir ziyaret ederek  araştırma yapmıştık. KKTC ile ilgili  önümüzdeki günlerde daha geniş  bir araştırma yapacağız. KKTC&#8217;nin kuruluşunun 20 yılında  Kıbrıs için can veren tüm şehitlerimiz ve gazilerimizi  rahmet ve minnetle anıyor  ruhları şad olsun diyorum.   Diş güçler ve yerli işbirlikçi hainlerin   binlerce şehit kanını hiçe sayarak KKTC üzerinde oynadıkları  AB ve Rum bizans oyununu  bozmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong> DÜNDEN BUGÜNE  KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>  </strong></span> Kıbrıs adası 1571 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. Ada&#8217;ya Anadolu&#8217;nun çeşitli bölgelerinden Türk nüfusu iskan edildi. Osmanlı Devleti&#8217;nin adaletli yönetimi sayesinde Kıbrıs&#8217;taki  Türk ve Rumlar uzun yıllar barış içinde yaşadılar. Ada 12 Temmuz 1878 yılında geçici olarak İngilizlerin eline geçti. İngiltere Kıbrıs&#8217;ı 5 Kasım 1914 tarihinde tek taraflı olarak ilhak etti. Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı&#8217;ndan  mağlup ayrıldığı için Kıbrıs konusunda birşey  yapamadı. Bundan Yunanistan&#8217;a bağlanmak için çeşitli faaliyetler içine girdiler. Buradaki Rumlar&#8217;ı Yunanlılar da sürekli kışkırtıyordu. Halkı kışkırtmak için Rum Kilisesi ve Papazları öncülük ediyorlardı.<br />
Rumlar Yunanlıarın da kışkırtmalarıyla 1931 Ekiminde bir isyan çıkardılar. Ancak İngiliz yönetimi bu isyanı bastırarak isyancı Başpiskopos ve metropolitleri adadan sürgüne gönderdi. Rum Kilisesi&#8217;ni de para cezası ile cezalandırdı.<br />
15 Ocak 1950 tarihinde yine bir din adamı olan Başpiskopos Makarios, kilise de , Rumlara bir halk oylaması yaptırdı. Rumlar halk oylamasına dayanarak Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;a bağlanması gerektiğini söylediler. Bunun üzerine Yunanistan 1952 yılında Birleşmiş Milletlere başvurarak Rumlar&#8217;a kendi kendini yönetme hakkının verilmesini istedi. Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi aynı hakkın Türklere de verilmesini talep etti.</p>
<p style="text-align: justify;">  Yunanistan 1954 yılında İngiltere&#8217;den adanın kendilerine bağlanmasını istedi. İngiltere bu isteği kabul etmedi. Rumlar istediklerini gerçekleştiremeyince meseleyi silah yoluyla çözmem için EOKA adlı bir terör örgütüne başvurdu. Bu örgüt Kıbrıs&#8217;ı Yunanistan&#8217;a bağlamak maksadıyla Türkler&#8217;e karşı sindirme faaliyetine girişti. EOKA 1955- 1958 yıları arasında yüzler Türk&#8217;ü katleşmiş 33 köyü de yakıp yıkmıştır. Bir çok Türk de yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştır.<br />
Rumlar&#8217;ın bu saldırılarından sonra Ada&#8217;daki Türkler de teşkilatlanmışlar ve 1 Ağustos 1958&#8242;de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)nı kurmuşlardır.<br />
Kıbrıs Türk&#8217;ü 11 Şubat 1959&#8242;da Zürih ve 19 şubat 1959&#8242;da da Londra Anlaşmalarıyla Bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti için Rumlar&#8217;la eşit statüde haklar elde etmiştir. Bu yapılan anlaşmalar sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. (16 Ağustos  1960)<br />
Bu devlet Kıbrıs  Türk ve Rum halkının eşit statülü,kurucu ortak olarak kurduğu bir cumhuriyet olmuştur.<br />
Ancak Cumhurbaşkanı Makarios Anayasada Rumlar lehine bazı değişiklikler yapmak istemiştir.Makarios&#8217;un amacı adadaki Türkleri bir azınlık statüsü ile Rum yönetimine bağlamaktı.Makarios&#8217;un istemlerinin gerçekleşmemesi üzerine EOKA&#8217;cılar tekrar harekete geçerek adadaki Türkler&#8217;i katletmeye başladılar.Bu katliamda bir çok Türk,Rumlar tarafından öldürüldü.103 Türk köyü de yıkıldı.30 bin Türk yaşadıkları yerleri  terk ederek göçmek zorunda  kaldı.<br />
Türkiye Cumhuriyeti savaş uçaklarının,25 Aralık 1963 günü Lefkoşe  üzerinden ihtar uçuşları yapması sonucu Makarios korkuya kapılarak ateşkes kararı aldı.<br />
Rumlar&#8217;ın katliamları üzerine B.M.27 Mart 1964 Ada&#8217;ya Barış Gücü gönderdi.BarışGücü&#8217;ne rağmen Rum saldırıların durmaması üzerine Türkiye Garanti Andlaşması gereği olarak 20 Temmuz 1974 Kıbrıs&#8217;a askeri müdahalede  bulundu.Türk Silahlı Kuvvetleri kısa sürede adanın kuzey kısmına hakim oldu.<br />
13  Şubat 1975 günü bağımsız &#8220;Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)&#8221; kuruldu. Ancak<br />
bu devletin tanınmaması için Rum ve Yunanlılar B.M başvurmuşlardır. B.M. 13 Mayıs 1938 tarihinde KTFD aleyhinde bir karar alınca Türk tarafı Üniter bir devlet kurmaya karar vermiştir.Yeni devlet yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 15 Kasım 1983 günü bağımsızlığını ilan etmiştir.Rauf Denktaş da Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.<br />
15 Kasım 1983 yılında bağımsızlığını ilan eden KKTC, Türkiye&#8217;nin  60 km güneyinde bulunan Kıbrıs adası üzerinde  kurulmuştur. Yüzölçümü 3.377 km olan ada yüzölçümünün %35 KKTC&#8217;ye aittir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><span style="font-weight: bold;">COGRAFİ BAKIMDAN KKTC</span></span></p>
<div style="text-align: justify;">     Coğrafi bakımdan düzlükleri kapsayan KKTC. Beşparmak dağlarıyla ikiye bölünmekte,güneyinde Magosa&#8217;dan Lefkoşa&#8217;ya kadar uzanan Meserya ovası. Lefkoşa&#8217;dan  Güzelyurt&#8217;a kadar uzanan verimli topraklar uzanmaktadır.<br />
Yazları sıcak ve kurak,kışları ılık ve yağışlı tipik  Akdeniz iklimine sahip olan KKTC&#8217;nin en sıcak ayları temmuz ağustos.En soğuk ayları  aralık, şubat olarak göze çarpmaktadır. Yağış ortalaması ise 70 mm. civarındadır.<br />
1996 kesin olmayan sayım sonuçlarına göre KKTC&#8217;nin  nüfusu 200.587 olup,km&#8217;ye  59 kişi düşmektedir.Nüfus artışı  ise %1.1&#8242;dir.<br />
Başkenti Lefkoşe olan KKTC&#8217;nin  diğer önemli şehirleri Gazimagusa,Girne ve Güzelyurt&#8217;tur.<br />
Yeşil Ada olarak bütün dünyaca tanınan Kıbrıs adasının kuzeyinde yer alan KKTC&#8217;inde tarım ve ormancılık faaliyetlerine özel önem verilmektedir.Ülkenin %57&#8242;si tarım arazisidir. Turunçgiller, arpa, buğday, zeytinyağı, patetes, havuç, meyvecilik ve sebzecilik gelişmiş olup,sebze ve meyve açısından kendi kendine yeterli hale gelmiştir. Ülkenin kıt su kaynakları göz önünde bulundurulduğunda modern sulama sistemleri kurulmuş,kısıtlı su kaynakları en rasyonel şekilde kullanılmaya çalışılmaktadır.<br />
Dağlık alanlarda küçükbaş,çiftliklerde ise büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Arıcılık gelişmeye başlamıştır.1980-95 yılları arasında 184 binin üzerinde  canlı kuzu,737 canlı dana,54 binin üzerınde canlı oğlak,2800 canlı keçi  ve 100 canlı koyun ihracatı gerçekleşmiştir.<br />
KKTC&#8217;nin %18.4&#8242;lük bölümü  ormanlık alandır.Bunun %24&#8242;lük bölümü verimli orman alanını oluşturmaktadır.1989&#8242;dan bu yana KKTC 3000 hektarlık bir alan ağaçlandırılmıştır.<br />
Sanayi fazla gelişmemiş olmakla birlikte gıda,inşaat ve giyim dallarında oldukça gelişmiş sağlanmıştır.KKTC&#8217;nin fiziki yapısı gereği çok küçük,küçük ve orta büyüklükteki işletmeler şeklinde sanayi sektörü kurulmuştur.1995 yılında imalat sanayinde  tesis sayısı 726&#8242;ya çıkmış istihdam edilen kişi sayısı ise 11.382&#8242;ye yükselmiştir.<br />
Lefkoşe, Gazimagusu ve Girne&#8217;de organize sanayi bölgeleri kurulmuş. Gazimagusa&#8217;da kurulan serbest liman ve bölgede şu anda 22 işletme çimento ve deri paketleme, raç bakım ve onarımı,konfeksiyon imalatı ve transit ticaret sahalarında faaliyet göstermektedir.<br />
Sanayi sektörünün önemli girdilerinden birini oluşturan elektrik enerjisi üretimi ülke ihtiyacını karşılayarak seviyeye gelmiştir<br />
Tarihi ve turistlik yerleri,güzel havası ve temiz çevresi ile turizmde her yıl gelişen cennet bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır.<br />
KKTC GSMH 767.0 milyon dolar olup,ihracatı 68.5 milyon dolar,ithalatı 330.0 milyon dolardır.(1996 yılı verileri)<br />
Ekonomide önem arz eden sektörlerin  başında %18.2 ile ticaret ve sanayi  %13.5 tarım gelmektedir.Fert başına düşen GSMH 4.156 dolara ulaşmıştır.<br />
Ciddi işsizlik sorunu olmayan KKTC&#8217;de çalışır nüfus 76.454&#8242;dür.bu nüfus tarım,inşaat,sanayi, ve kamu hizmetlerinde yoğunlaşmıştır.<br />
1963-74 yılları arasında Rum ablukası altında olan Dış ticaret,1974 Barış harekatından sonra aktivite kazanmış,Cumhuriyet ilanından sonrada hız kazanarak büyümüştür.Bugün KKTC 70 ülke ile dış ticaret yapabilmektedir.1995 yılı  itibariyle ihracatın %30&#8242;unu TC&#8217;ye %54.2 Avrupa&#8217;ya,ithalatının %53.2&#8242;si Türkiye&#8217;den,%27.1 ise Avrupa Topluluğu üzerinden yapılmıştır.<br />
Özellikle Türkiye Cumhuriyeti dışındaki Türk Cumhuriyeti ile  ticari ve siyasi faaliyetlerini arttırma yönünde yoğun çabalar harcanmaktadır.<br />
KKTC Anayasası 5 Mayıs 1985 tarihinde yapılan Halk Oylaması  ile  kabul edilmiştir.Çok partili demokratik bir sisteme sahip olan KKTC ,Sosyal adalet ve hukukun üstünlüğüne dayalı,laik ve bağımsız  bir devlettir.<br />
Cumhurbaşkanı, Bşbakan ve Başbakanlar Kurulu,parlamentosu olan KKTC&#8217;nin en büyük sorunu uluslararası tanınmadır.<br />
Coğrafi olarak Kıbrıs Adası Anadolu&#8217;nun  bir parçasıdır.Türkiye açısından  da askeri ve stratejik bir önemi  sahiptir.Türkiye&#8217;nin, Kıbrıs üzerindeki,Rum emellerine seyirci kalması söz konusu olamaz.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/genel/kibris%e2%80%99in-gelecek-vizyonu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tübitak MAM’ın geleceği</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/tubitak-mam%e2%80%99in-gelecegi</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/tubitak-mam%e2%80%99in-gelecegi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 11:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2568</guid>
		<description><![CDATA[Gebze her bakımdan şanslı bir bölge. Bazılarımız kıymetini bilmesek de Gebze’ye değer verip, önemsenmese de Gebze kendi kendine yeten, insan, sanayi, bilim kuruluşları potansiyeli ile dünya çapında isim yapacak bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gebze her bakımdan şanslı bir bölge. Bazılarımız kıymetini bilmesek de Gebze’ye değer verip, önemsenmese de Gebze kendi kendine yeten, insan, sanayi, bilim kuruluşları potansiyeli ile dünya çapında isim yapacak bir bölge. Gebze’nin son 35 yılının canlı şahidiyim. Gebze’nin nereden nereye geldiğini, yakından bilen birisiyim. Gebze’yi geleceğe hazırlamak için hepimize tarihi görev düşüyor. Kısa adı Tübitak olan  Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi. Dünya çapında bir kuruluş. Her ne kadar Gebze ile irtibatı olmasa da bu kurum Gebze’de bulunuyor. Tübitak MAM’a ilk gidişim, 12 Eylül ihtilalinin lideri Kenan Evren’in Tübitak’ı ziyaretinde olmuştu. Ali Baransel, Evren’in basın danışmanıydı. O yıllarda genç bir gazeteci olarak Evren Paşa’ya Tübitak ile ilgili sorular bile sormuştum. Daha sonra bir çok kurum başkanı geldi geçti. Her gelen Tübitak’ı dünya çapında bir kurum yapma vaadinde bulundu. Ama hep boş laflarla oyalanıldı.</p>
<p><img class="alignright" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/83B_1.jpg" alt="" width="380" height="253" border="" /><strong><span style="color: #333399;">20 yıl önce beraber bir yemekte çektiğimiz fotoğrafı </span></strong><br />
<strong><span style="color: #333399;">TÜBİTAK Mam Başkanına hediye ettik</span></strong></p>
<p>Son olarak bizzat Başbakan Erdoğan’ın torpiliyle Nükhet ve Önder Yetiş eşler Tübitak’ı uzun yıllar yönettiler. Ancak her nedense Tübitak istenilen noktaya gelemedi. İşin en acısı da kurum Gebze ve Kocaeli ile bütünleşemedi.<br />
Tübitak MAM’ın başına genç ve dinamik bir idareci geldi. Prof. Dr. İbrahim Dinçer… İbrahim beyi 1992 yılında Tübitak’da çalıştığı yıllardan tanıyorum. Göreve geldiğini öğrenince eski bir değerli dostumun bana verdiği fotoğrafta 20 yıl önceki mazi gözümde canlandı. O fotoğrafı da alarak kendisine hayırlı olsun dileğinde bulunmak için önceki gün Tübitak’daydım. İbrahim bey 20 yıl içerisinde dünya çapında akademik çevrelerde adından söz ettirilen bir isim haline geldi. Görüşme randevusunu da mesai saati dışına, 17.30’a vererek, Mesai saatinde hayırlı olsun  randevularıyla boşa zaman geçirmeyeceğini de ispat etti. Kendisine kısa ziyaretimizde başarılar diledim. Gebze ile ilgili kitap, belgesel ve dokümanlarımızdan hediye ettim.<br />
Tübitak Mam’ın yeni başkanı sayın İbrahim Dinçer, dünya çapında bir akademisyen olmasına rağmen, alçak gönüllü ve heyecanından hiçbir şey kaybetmemiş. Tübitak Mam, İbrahim bey ve çalışma arkadaşlarıyla daha başarılı konuma geleceğine inanıyorum. Sohbetimiz sırasında İbrahim bey bazı geceler 23.00’e kadar çalıştığından da söz etti. Kendisine başarılar dilerken, Tübitak Mam dünya çapında adından söz edilen başarılı bir kurum haline gelir ve geleceğine de inanıyorum.<br />
İbrahim beyin hayat hikayesi gerçekten çok enteresan. 11 kardeşli bir aileye mensup. Babasını 10 yaşında kaybetmiş, atölyelerde çıraklık yapmış, çim sahalarda futbol oynayıp top koşuşturmuş, Anadoludan kopmayan tam bir Anadolu insanı. Kısaca hayatını sizlerle paylaşıyoruz.</p>
<p><img class="alignright" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/446_2.jpg" alt="" width="380" height="258" border="" /><strong><span style="color: #333399;">İBRAHİM DİNÇER KİMDİR?</span></strong><br />
15 Mayıs 1964 Trabzon doğumlu olan Prof. Dr. İbrahim Dinçer, ayakkabı imalatçısı bir babanın oğlu. 11 kardeş olan Dinçer, 10 yaşında babasını kaybetti. Okul hayatında vasat bir öğrenci olan Dinçer, yaz aylarını bobinaj atölyesinde çalışarak geçirdi. Küçüklük ve gençlik yıllarında futbol oynayan Dinçer, Trabzonspor yıldız takımı, İdman Ocağı, Fiskobirlik gibi takımlarda futbol oynadı. Fiskobirlik’in santrforu iken ‘Bombacı’ İbrahim lakabıyla anıldı. 19 yaşında futbolculuğu bırakıp, eğitim hayatına devam etmeye karar verdi. Selçuk Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde başlayan öğrenim hayatı,  İTÜ Makina Bölümünde Doktora ile devam etti. Master ve doktora öğrenimi sırasında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde 6 yıl çalıştı. Daha sonra 1994 yılı başında Kanada’da Victoria Üniversite’sinde öğretim üyesi olarak göreve başladı. 3.5 yıldan fazla burada çalıştıktan sonra, Eylül 1997’de Suudi Arabistan’daki King Fahd Üniversitesi’ne geçti. Temmuz 2003’de Kanada’ya geri dönerek Ontario Üniversitesi’nde kurucu öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.  Dinçer’in bilimsel makale sayısı 400’leri geçmiş, bilimsel aktivite sayısı bir bilim adamının hayatına sığmayacak kadar fazla, kitap sayısı 10’u geçiyor.<br />
İsmi, bugün enerji, hidrojen alanlarında dünyadaki ilk birkaç kişi arasında geçiyor.<br />
Evli ve 2’si erkek olmak üzere 5 çocuk babasıdır</p>
<p>Tübitak ile ilgili bilgileri sizinle paylaşmak için bir dosya hazırladım. Sizlerde www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/tubitak-mam%e2%80%99in-gelecegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hünkar çayırını nasıl tanıtabiliriz?</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/hunkar-cayirini-nasil-tanitabiliriz</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/hunkar-cayirini-nasil-tanitabiliriz#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 11:35:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2565</guid>
		<description><![CDATA[Dün sabah Belediye Başkanı Sayın Adnan Köşker’in Hünkar çayırındaki basın toplantısına katıldım. Hafif sisli bir hava ilk baharın biraz soğuk esintisi tarihi çeşmenin hüznü ve belediye tarafından kurulan temsili Fatih...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dün sabah Belediye Başkanı Sayın Adnan Köşker’in Hünkar çayırındaki basın toplantısına katıldım. Hafif sisli bir hava ilk baharın biraz soğuk esintisi tarihi çeşmenin hüznü ve belediye tarafından kurulan temsili Fatih otağının ihtişamı namazgah, köprü, Fatih anıtı ve Fatih çayırındaki envayi çeşit çiçek tarihi sergi ve çınar ağaçlarının altındaki kahvaltı masasında çayımı yudumlarken tarihin derinliklerine doğru yolculuğa çıktım.</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/57Z_1.jpg" alt="" width="400" height="449" border="" />531 yıl önce çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet Han’ın edebiyata yürüdüğü mekan yıllarca unutulup kaderine terk edildikten sonra son 3 senedir anılan vefa borcumuzu ödemeye çalıştığımız büyük Fatih. Fatih’in vefat ettiği alanı bugünlere nasıl geldiğini son 20 yıldır rantçılar tarafından bölgenin nasıl ele geçirilmek istendiğinin canlı şahidi olarak bu alana nasıl sahip çıkılabilir sorusunu zihnimde cevaplarken diğer taraftan çayımı yudumluyor tarihi çeşmenin ihtişamını seyrediyordum.</p>
<p>Belediye başkanı Sayın Köşker gerçekten önemli bir karar alarak son 3 yıldır Fatih’i anıyor. Önümüzdeki yıl daha geniş çaplı anmak için tıpkı Kosova’daki gibi Fatih’in temsili bir makam türbesini inşa edeceğini gıyab-i cenaze namazı kılınacağını tüm Türkiye çapına bu alan ı duyuracaklarının müjdesini veriyordu.</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>FATİH OTAĞINI ÖNCE GEBZE VE</strong></span><br />
<span style="color: #333399;"><strong>KOCAELİ BÖLGESİNE TANITMALIYIZ</strong></span><br />
Bugün Fatih Otağını Gebze ve Kocaeli bölgesinde görmeyen pek çok insan var. AK Parti İl Başkanı Sayın Mahmut Civelek, Devr-i Alem Belgesel program çekimlerimizde de açıkladığı gibi ilk kez otağı gördüğünü ve otağa sahip çıkmak için elinden geleni yapacağını ve tarih bilinci seferberliği başlatacağını söylüyordu. Sayın başkana gerçekten müteşekkürüz. Bugün Kocaeli’d etkili ve yetkili yerde birçok görev yapan insan, gazeteci, kültür adamı ve siyaset adamının Fatihin otağına gelmediğini biliyorum. Merak ediyorum acaba Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Karaosmanoğlu otağa geldi mi gelmedi mi? Ben gelmediğini biliyorum yanlışım varsa düzeltsinler. Öncelikle Gebze ve Kocaeli bölgesine Fatih’in otağını tanıtmalıyız. Yurt dışından gelen turistlerin buraya dikkatini çekmeliyiz. Hünkar çayırının Fatih’e yaraşır hale getirmeliyiz.</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">FATİH OTAĞINA NELER YAPILABİLİR?</span></strong></p>
<p>Bir tarih ve kültür mirası olan Hünkar Çayırı ve Fatih’in otağının bulunduğu bölge rantçıların, çıkarcıların, vurgun ve talancıların hedef tahtası olmasından kurtarmalıyız. Başta Karadeniz Holding ve Çayırova Cam’ın iştiraki İş Bankası tarafından bölgeye yapılmak istenen limanları engellemeliyiz ve bu bölgede imar tadilatı yapılarak fuar alanı gösterilerek imara açılan bu alanı kültür ve turizm alanı ilan ederek bu bölgeyi halkın gezip görebileceği bir Fatih kültür parkı ve açık hava müzesi haline getirmeliyiz. Gebze İleri teknoloji Enstitüsüne tahsis edilen Çayırova Ziraat ormanlığı vakit geçirilmeden düzenlenip Fatih Hünkar Çayırı mesire alanı haline getirilerek halka açmalıyız. Ziraat okulu sahasında yüzlerce çeşit bitki çiçek, meyve ve ağaç türü tek tek tespit edilerek yeşile ve çevreye önem veren Fatih’in adına yaraşır, Fatih bitki ve ağaç müzesi haline getirmeliyiz.</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/kosker_2.jpg" alt="" width="400" height="510" border="" />28 Şubat sürecinde bir paşanın girişimiyle ordunun da adı kullanılarak 49 yıllığına kiralanan Anadolu Sağlık Merkezi hastanesinin 49 yıllık kira süresi yeniden gözden geçirilip Anadolu Sağlık Merkezi tarafından bölgeye yapılmak istenen otel ve diğer inşaatlarına izin verilmemeli bölgede yapılaşma ve imara açma faaliyetleri durdurulmalı. Ernak, Kent Gıda gibi bölgedeki diğer fabrika ve imara açılan yerlerde imar durumu gözden geçirilip devlet malzeme ofisine oldu bittiyle devredilen yasal olarak Kocaeli Büyükşehir’e devredilmesi gereken köy hizmetlerine ait boş alan hemen ve çok acele Fatih Kültür Parkı ve Müzesi alacak biçimde düzenlenmeli ve Devlet Malzeme Ofisine yasalar çiğnenerek devredilen alan Kocaeli Valiliği Kültür Müdürlüğüne devredilmelidir. Karadeniz Holdinge ait eski fabrikasına ait olan alan Fatih Parkını sahile akdar açıp halkı hizmetine sunulmalıdır. E-5 Yolu üzerine Fatih’in İstanbul’a at üzerine girdiği temsili resmi heykelleştirilip Hünkar Çayırının tanınması sağlanmalı.</p>
<p>Bu konuda yapılacak daha çok çalışmalar olabilir biz bir çırpıda bu bilgileri sizlerle paylaştık. Bu konuda daha önce birçok kez yazı kaleme aldım. Televizyon belgesi çekerek kanallarda yayınladım.<br />
Sultan Orhan’dan Fatih Sultan Mehmet Han’a Hünkar Çayırı ve Çayırova adlı yazımı <a href="http://www.gebzegazetesi.com/">www.gebzegazetesi.com</a>’daki  <a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12624">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12624</a> köşemden okuyabilirsiniz. Ayrıca Sultan Orhan’dan Fatih Sultan Mehmet’e Çayırova adlı tv belgeselimi www.belgeselyayincilik.com’daki Devr-i Alem belgesel bölümünden izleyebilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca bölgedeki belediye başkanlarımız el ve gönül birliği seferberliği Fatih Sultan Mehmet Han başta olmak üzere tarihi kahramanları, bölgemizin kültür ve turizm değerlerini tanımak ve tanıtmak adına ortaklaşa projeler düzenlemeli. Birlik ve beraberlik içinde bölgemizi markalar kenti haline getirmeliyiz. Dün tarihi Hünkar çeşmesinin karşısında kahvaltı yaparken aklımdan bunlar geçiyordu, bunları sizlerle paylaşıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/hunkar-cayirini-nasil-tanitabiliriz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilovası marka şehir olurken</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/dilovasi-marka-sehir-olurken</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/dilovasi-marka-sehir-olurken#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 13:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2540</guid>
		<description><![CDATA[Dilovası belediye başkanı sayın Cemil Yaman’ın üç yıllık hizmetini anlattığı toplantıyı Bulgaristan’da belgesel çekimleri yaptığım için internet üzerinden ve gazete haberlerinden takip ettim. Başkan sayın Yaman’ın üç yıl içerisinde çok...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dilovası belediye başkanı sayın Cemil Yaman’ın üç yıllık hizmetini anlattığı toplantıyı Bulgaristan’da belgesel çekimleri yaptığım için internet üzerinden ve gazete haberlerinden takip ettim. <a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/Cemil-Yaman-1.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2540];player=img;"><img class="size-large wp-image-2551 alignright" style="margin: 5px;" title="Cemil Yaman 1" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/Cemil-Yaman-1-1024x680.jpg" alt="" width="347" height="230" /></a>Başkan sayın Yaman’ın üç yıl içerisinde çok büyük hizmetler yaptığına inanıyorum. Dilovası’nda büyüyen, Dilovası’nın adeta canlı şahidi olan, deyim yerindeyse Dilovası ile birlikte büyüyüp başkan seçilen sayın Yaman, ilçenin  geleceğiyle ilgili önemli çalışmalar yapıyor. Keşke daha önce başkanlık yapanlar Cemil bey kadar, Dilovası’na sahip çıksalardı, bugün Dilovası dünyaca tanınan bir marka kent olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">   Bugün Dilovası’na bu sütunlarımı ayırarak özellikle Belediye başkanı sayın Yaman’ın konuşmalarını köşeme almak istiyorum. Gerçekten önemli hizmetler yapılıyor. Kocaeli valisi Ercan Topaca bey geldiği günden beri Dilovası’na büyük önem veriyor. Büyükşehir Belediyesi’nin de Dilovası ile ilgili projeleri var. Büyükşehir Belediye başkanı sayın Karaosmanoğlu, ilçeler arasında nüfus ve vergi gelirini dikkate alarak adaletli bir hizmet yapabilseydi, Dilovası daha da farklı noktada olurdu. Acı ama gerçek, büyükşehirin birinci önceliği hep İzmit. Büyükşehir İzmit’ten başka hiçbir yere tam anlamıyla önem vermiyor, veremiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">   Bugüne kadar Dilovası ile ilgili bir çok yazı kaleme aldım, haberler yazdım, <a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/cemil-yaman1.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2540];player=img;"><img class="size-large wp-image-2555 alignright" style="margin: 5px;" title="cemil yaman" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/cemil-yaman1-1024x680.jpg" alt="" width="347" height="230" /></a>belgeseller hazırlayarak bir çok TV kanalında yayınlanmasına vesile olduk. Dilovası’nın benim için çok ayrı önem ve anlamı var. Dilovası’nın 35 yıllık geçmişine canlı şahitlik yapıyorum. Ben Dilovası’na ilk geldiğimde 15 yasındaydım. Dilovası’nın benim için her bakımdan anlam ve önemi var. Dilovası’nın dünya çapında marka şehir olması en çok beni sevindirir. Dilovası ile ilgili uzun araştırma ve çalışmalardan sonra Dilovası belediyesi kültür hizmeti olarak Dilovası kitabı ve belgeselinini çok sayıda televizyondan izlenmesini sağladık.  Kitap ve belgeseli www.belgeselyayincilik.com sitesinden hem izleyip hem okuyabilirsiniz. Dilovası ile ilgili ayrıca çok sayıda makale kaleme aldım. Dilovası ile ilgili hazırladığım makaleleri, www.gebzegazetesi.com sitesindeki, şu linklerden okuyabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilovası nasıl ilçe oldu?<br />
<span style="color: #333399;"><strong><a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=10197"><span style="color: #333399;">h<span style="color: #333399;">ttp://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=10197</span></span></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Cemil Yaman ile Dilovası üzerine<br />
<a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=8113"><strong><span style="color: #333399;">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=8113</span></strong><br />
</a><br />
Dilovası&#8217;nın geleceği ne olacak?<br />
<strong><span style="color: #333399;"><a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=7758"><span style="color: #333399;">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=7758</span></a></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dilovası, kitap ve belgeselle Dünya&#8217;ya tanıtıldı<br />
<strong><span style="color: #333399;"><a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12006"><span style="color: #333399;">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12006</span></a></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başkan&#8217;la Dilovası&#8217;nda Devr-i Alem<br />
<strong><span style="color: #333399;"><a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=10548"><span style="color: #333399;">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=10548</span></a></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">BAŞKAN YAMAN’I KUTLUYORUM</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dilovası belediye Başkanı Cemil Yaman’ın Dilovası’na yaptığı hizmetlerle ilgili haberleri Kocaeli ve Gebze basınından okudum. Bulgaristan’ın Filibe kentinde ki Dedeman Oteli’nde ki odamda internet üzerinden okuduğum haberler, beni Dilovası adına mutlu etti. Gerçekten çok önemli hizmetler yapıldı. Başkan sayın Yaman’ın hizmetlerini anlattığı yazıyı www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilirsiniz. Özet olarak sayın başkan şunları söyledi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">BAŞKAN YAMAN NE DEDİ?</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;"><span class="Apple-style-span" style="color: #000000; font-weight: normal;">Dilovası Belediye Başkanı Cemil Yaman, &#8220;Halk Efendi Biz Hizmetkarız&#8221; sloganıyla yola çıktıklarını söyleyerek, 2009 yılının Mart ayında yapılan yerel seçimlerin ardından aradan geçen 3 yıl içinde yapılan projeleri anlatırken, büyük bir gurur ve heyecan yaşadığını belirtti. Son 3 yılda Dilovası&#8217;na büyük yatırımlar yapıldığının altını çizen Başkan Yaman, bu projelerinin bazılarının bittiğini, bazılarını ise devam ettiğini söyledi.</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/dilovası.jpg" rel="shadowbox[sbpost-2540];player=img;"><img class="size-large wp-image-2542 alignleft" style="margin: 5px;" title="dilovası" src="http://www.belgeselyayincilik.com/wp-content/uploads/2012/05/dilovası-1024x680.jpg" alt="" width="347" height="230" /></a>Konuşmasına çalışmaları anlatarak devam eden Yaman konuşmasının son bölümünde yeni sloganı &#8220;3 Yıl oldu, çok şey oldu&#8221; diyerek devam etti. Yaman &#8220;Dilovası&#8217;nın ve Türkiye&#8217;nin 10 yıl öncesini hatırlayın. Neler yaşıyor nelerle uğraşıyorduk. Şimdi ülkemizin ve ilçemizin geldiği nokta ortadadır. Dilovamıza yapılan en büyük yatırım ilçe olmasıdır. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Ayrıca Dilovası son 3 yılda yaklaşık 200 trilyonluk yatırım aldı. Tarihinde böyle bir yatırım almamış olan ilçemiz son 3 yılda adeta çağ atladı. Biz Dilovası&#8217;n daki sıkıntıları bilerek bu cefakar yolculuğa çıktık. Şimdi çocuklarımız ve halkımız daha mutlu, onlar mutlu oldukça bizlerde daha mutlu oluyoruz. Bu hizmetleri AK Parti ailesi ile birlikte yaptık. 3 yıl oldu, Dilovası&#8217;n da çok güzel şeyler oldu. Bana bu uzun soluklu hizmet çalışmamda destek olan İlçe Başkanımız İlhan Yıldırım ve ekibine, İl Başkanı Mahmut Civelek ve ekibine, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İbrahim Karaosmanoğlu ve ekibine, teşkilatlarımıza ve her zaman yanımızda olan AK Parti Kocaeli Milletvekillerimize, hükümetimize teşekkür ediyorum&#8221; dedi. Yaman&#8217;ın konuşmaları sık sık partililerin alkışlarıyla kesildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/dilovasi-marka-sehir-olurken/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afrika&#8217;da Devr-i Alem</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/genel/afrika-turkiye-mucadelesini-belgesellestirdik</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/genel/afrika-turkiye-mucadelesini-belgesellestirdik#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 11:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2531</guid>
		<description><![CDATA[Birçok altın madeni yatağına sahip Afrika neden dünyanın en fakir kıtası?... Kültür ve Medeniyet tarihimizde Afrika...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;">
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000033;"><span style="color: #000000;">Devri Alem Programı ve Belgesel Yayıncılık olarak dünya coğrafyasındaki kültür ve medeniyet tarihimizi araştırmaya devam ediyoruz. “Doğu Afrika’dan Orta Afrika’ya Devri Alem “yazımız büyük ilgi topladı. Sizler bu yazıyı okurken ben Batı Afrika’nın merkez ülkesi Burkina Faso’daydım. Burkina Faso’nun başkenti Vagaduga başta olmak üzere bir çok bölgesini gezdim. 5 günlük Batı Afrika gezimi kısaca sizlere özetlemek istiyorum. Ayrıntılı yazıyı daha sonra sizlerle paylaşacağım.</span></span><span style="color: #000033;"><br />
</span><span style="color: #000033; font-weight: bold;"><br />
<img class="alignleft" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/485_1.jpg" alt="" width="380" height="253" border="" /> </span><span style="color: #000033;"><br />
</span><strong><span style="color: #333399;">KUZEY AFRİKA’DAN BATI AFRİKA’YA</span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><br />
15 Mart 2012&#8242;de saat 16.00’da Fas Havayolları ile Fas’ın Kazablanka şehri üzerinden aktarmalı olarak Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’ya 9 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştık. 40 derecelik sıcak ve imkansızlıklar içerisinden Türkiye’nin Burkina Faso’ya yeni atanan Büyükelçisi Aydın Sefa Akay Bey ile Libya Oteli lobisinde belgesel çekimi yaparak araştırma çalışmalarımıza başladık.büyükelçi tam bir devlet adamı bize çok önemli açıklamalar yaptı. Yaptığı açıklamalar geniş bir şekilde daha sonra paylaşıcağız. Bölgedeki Türk iş adamlarıyla Türk Koleji ve Aziz Mahmut Hüdai Vakfı’nın okullarını ziyaret ettikten sonra Burkina Faso’nun en eski camisinde Cuma namazı kıldık. Toz ve toprak içerisinde, Fransız sömürgesi altında inim inim inleyen Burkina Fasolularla belgesel çekimleri yaptık.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">BAŞKENTTEN JİBO KENTİNE GİDİYORUZ</span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;"><span class="Apple-style-span" style="color: #000000; font-weight: normal;">17 Mart 2012 Cumartesi günü başkentten yola çıkarak 250 km uzakta Mali sınırındaki Burkina Faso’nun en fakir bölgesi Jibo kentine gitmek üzere yola çıktık. Saatler süren tozlu yollardan geçerek fakirliğin kol gezdiği Jibo kentinde suyu akmayan ve elektriği olmayan bir otelde konaklayarak 18 Mart günü şehir merkezinden önce Cansuyu gönüllüleri tarafından bağışlanan adak kurbanlarını keserek fakirlere dağıttık. Fakirlik ve yoksulluğun kol gezdiği bu bölgede bir başka dram da Mali’den kaçan Tuarekli mültecilerin sınırda ölüm kalım mücadelesi verdiği kamplardı. Bu kamplara gitmek üzere özel ekiple yolu olmayan, çöl ortasında çadır kamplara gitmek üzere yola çıktık.</span></span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000033; font-weight: bold;"><span style="color: #000033; font-weight: bold;"><br />
<img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/FA5_3.jpg" alt="" width="400" height="267" border="" /></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">TUAREKLİLER KENDİLERİNİ TÜRK KABUL EDİYOR</span></strong></div>
<div style="text-align: justify;">
<p><span style="color: #000000;">Tuarekliler kendilerini Türk kabul eden Osmanlı döneminde Büyük Sahra’ya yerleşen insanlar olduğu bazı kayıtlarda geçmekte. Simaları ve yaşantıları tıpkı Türkler gibi . Libya’da yaşanan Arap Baharı ve Mali’deki iç savaş yüzünden tamamı Müslüman olan Tuarekler Burkina Faso’ya sığınmışlar. Türkiye adına Cansuyu derneği olarak Jibo’dan satın aldığımız 2 kamyon dolusu malzemeyi 100’lerce insanın kaldığı Tuareklilerin kamplarına götürdük. Bu kamplarda tam bir insanlık dramı yaşanıyordu. Derme çatma çadırlar, çölün ortasında 45 derecelik sıcak altında susuz ve ekmeksiz, ölüme terk edilmiş insanlar üstelik kendilerini de Türk kabul eden Tuareklilere ilk yardımı Türkiye adına Cansuyu yapıyordu. Hıristiyan ülkelerin yardımını kabul etmeyen Tuarekliler bizleri bağrına bastılar. Büyük Sahra Çölü Tuarekli çocukların Türkiye Türkiye sedalarıyla inliyordu. Türk bayrağını Tuarek Başlığı şeklinde Başlarına saran Tuareklilerin Türkiye sevgisi gözlerimi yaşarttı. Yalın ayak baş açık çocuklar çadırlardaki ölüm kalım mücadelesi hayat, Türkiye’nin yaptığı yardıma sevgi seli bizi biraz olsun mutlu ediyordu.burada yaptığımız belgesel çekimleri ve Cansuyu yardım ekibi başkanı eski Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı Beyin konuşması alkışlarla kesiliyordu. Tuareklilerin onurlu davranışı Türkiye’ye teşekkürleri halen gözümün önünde canlanıyor. Tuarek kamplarında yardım dağıtmadan sonra Burkina Faso’nun Başkentine doğru yola çıkıyoruz.<br />
</span><span style="color: #000033; font-weight: bold;"><br />
<img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/CAC_41.jpg" alt="" width="480" height="320" border="" /></span></p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><strong>İsmail Kahraman’ın kaleminden Afrika’da Devri Alem</strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399;">AFRİKA NASIL SÖMÜRÜLDÜ?</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399;"><span class="Apple-style-span" style="color: #000000; font-weight: normal;">Afrika, çok önemli bir coğrafya. 50’den fazla ülkenin bulunduğu yer. Yüzlerce milyon insan yaşıyor. Dünyanın en zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip. Dünyanın en genç nüfusuna sahip kara kıtada yaşayan insanlar, dünyanın en fakir ve en sömürülen insanları. </span></span></strong></p>
<p>Afrika’daki gezimize Batı Afrika’da devam ediyoruz. Batı Afrika, bir çok ülkeden oluşuyor. Büyük sahra çölü altında, fil dişi sahillerinden Burkina Faso’ya, Nijer’den Mali’ye 10’dan fazla ülke var. Burkina Faso Batı Afrika’nın önemli bir merkezi. Burkina Faso’yu anlatırken bir anlamda Batı Afrika’yı da anlatıyoruz.</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/562_1.jpg" alt="" width="400" height="195" border="" /></p>
<p><strong><span style="color: #333399;">BATI AFRİKA’NIN ALTIN MADENLERİNDE BELGESEL ÇEKTİK</span></strong><br />
Burkina Faso’nun Mali hududundaki Jibo kentinden başkent Vagaduga’ya yaparken, Burkina Faso’nun altın madenlerinin bulunduğu sahalarda da araştırma yapıyoruz. Küçük tepecikler çok geniş bir alan ve bir çok köy ile kenti adım adım geziyoruz. Altın madenleri bulunan alanlarda ki köyler, başka bölgelere taşınıyor. Bir çok altın madeni ile ilgili bölgede çalışmalar yapılıyor. Maden sahasına giremediğimiz için uzaktan çekimler yapıyoruz.<br />
Altın madenini çalıştıran firmalar, Yahudi sermayeli Kanada ve Fransız firmaları. Çok ciddi altın madenine sahip bölge, adeta işgale uğramış durumda.</p>
<p><img class="alignright" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/1Z4_3.jpg" alt="" width="400" height="267" border="" /></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #333399;">ALTIN ARAYAN FAKİR KADINLAR</span><br />
Altın arama bölgesinde küçücük kazmalarla, kazı yapan ve tepsilerde toprak eleyip, altın bulmaya çalışan bir grup kadın dikkatimi çekiyor. Bir dağın eteğinde köstebek yuvası gibi delik deşik edilmiş bölgede altın arayan kadınların yanına gidiyorum. Rehberimiz aracılığıyla kendileriyle konuşuyoruz. Çok az da olsa altın bulduklarını, bu altınları kendilerinin sattığını ama aylarca çalışıp hiç altın bulamadıklarını da söylüyorlar. Kadınlara ait 2 yalın ayak başı açık, zenci çzocuğun perişan hali içimi sızlatıyor. Bir başka zenci altın arayan kadın, bir ağacın altında huşu içinde namaz kılması gerçekten görülmeye değer. Altın arayan kadınların perişan haline bakarak Afrika’nın kaynaklarının sömürgeci Hristiyan ve Yahudiler tarafından nasıl talan edildiğini dehşetle düşünüyorum. Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgiye göre her hafta bir uçak dolusu altın Fransa üzerinden Kanada’ya gidiyormuş. Bir haftalık altın Burkina Faso’da harcansa, insanlar hayatının baharında ölmezler. Dünyanın en fakir üçüncü ülkesi olan Burkina Faso’da insan ömrü sadece 42 yıl. Ve çocuklar daha, çocuk yaşta ölüyorlar. Altın madeninden ayrılarak başkente doğru yolumuza devam ediyoruz.</p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #333399;">BURKİNA FASO’DA SU KUYULARI AÇTIK</span></p>
<p>Burkina Faso’ya bizleri davet eden Cansuyu Derneği’nin Burkina Faso’nun yakın köylerinde hayır severlerin bağışı ile açılan 10 su kuyusunun açılış törenlerini tek tek belgeselleştirdim. Afrika’da su her şey. Su kuyusu açılışları bölge halkı için sevinç kaynağı. Bir çok hayır kurumu bu tür hizmetler yapmaya devam ediyor. Su kuyusu açılan köyleri de tek tek belgeselleştirdim. Afrika’da sömürü maksadıyla gitmeyen tek ülke Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti devleti başta Burkina Faso olmak üzere bir çok Afrika devletinde su kuyusu açma çalışmaları yapıyor. Türkiye’den Devlet su İşleri son 1,5 yıl içerisinde 80’e yakın su kuyusunu hizmete açtığını Türkiye’ye dönüşte uçakta tanıştığım İsmail kasap beyden öğreniyorum.</p>
<p><img class="alignright" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/2Z1_41.jpg" alt="" width="400" height="345" border="" /></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #333399;">AFRİKA’DAN TÜRKİYE’YE DÖNERKEN</span></p>
<p>Artık dönüş vakti geldi. Burkina Faso ile ilgili daha geniş yazı ve araştırmalarım devam ediyor. Burkina Faso’da son şehir turumuzu da yaparken, celal Aydın adlı, Türk işadamıyla tanışıyoruz. 15 yıl önce Almanya’dan bu ülkeye gelen aydın aslen Sarıkamışlı. Bizleri Devri Alem programından tanıdı. Birlikte kendisiyle şehir turu atıp, kendisinin çektiği belgesel görüntü kasetlerini de bize hediye etti. Afrika Müziği CD’sini satın aldık, müzisyen ve Afrika dansçılarının görüntülerinin belgesel çekimlerini yaptık. Burkina Faso havalimanından bir çok bürokratik işlemlerden geçtikten sonra Fas Havayolları uçağı ile bir saatlik uçuştan sonra, Nijer’in başkenti Niamey, hava limanına indik. Buradan yolcularını alan uçacağımız 4 saatlik bir uçuştan sonra Fas’ın başkenti Kazablanka’ya geldi. Fas’ın başkenti Kazablanka’dan THY ile ortak uçuş yapan Fas hava yolları ile 4,5 saatlik bir uçuş ile İstanbul’a geldiğimizde Türkiye’nin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha anladım. Keşke Türkiye’nin kıymetini çok iyi bilebilsek.</p>
<p><span class="Apple-style-span" style="color: #330000;"><span style="font-weight: bold;">İsmail Kahraman’ın Kalem ve Kamerasından Doğu Afrika’dan Orta Afrika’ya </span><span style="font-weight: bold;">Devr-i Alem&#8230;</span></span></p>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">KÜLTÜR VE MEDENİYET TARİHİMİZDE AFRİKA BELGESELİ</span></p>
</div>
<p style="text-align: justify;">Devr-i Alem ile Kara kıta Afrika’dayız. 15-27 Aralık 2007 yılında Doğu Afrika’nın merkezi Etiyopya’dan Orta Afrika’nın kalbi Çad, Kamerun ve Nijerya’da kültür ve medeniyet tarihimizi araştırıp belgeselleştirmiştik.<br />
Afrika İslam da hicret edilen ilk coğrafya. Hz. Peygamberin sahabelerini bağrına basmış Kral Necaşi’nin yurdu. Endülüs İslam medeniyetinin maddi manevi beslenme kaynağı&#8230; Osmanlı döneminde huzur ve barış içinde yaşamış bir yer. Batılı emperyalist güçler tarafından sömürülmüş mahzun coğrafya. Büyük âlimleri, hak dostlarıyla zengin yer altı, yer üstü doğal kaynaklarıyla sıcak ve cana yakın insanlarıyla Afrika kıtasındayız.<img class="alignright" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/Afrika_1.jpg" alt="" width="330" height="240" align="right" border="3" /><br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Afrika Yolculuğumuza Habeşistan’dan Başlıyoruz</span></p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın üçüncü büyük kıtası… Yeryüzünün siyah incisi…Kültür ve medeniyet tarihimizde önemli bir yere sahip, İslam elçilerinin gönderildiği ve hicret edilen ilk coğrafyalardan birisi. Hz. Peygamberin sahabelerini bağrına basmış Kral Necaşi’nin yurdu. İslam’ın Avrupa’ya geçişini sağlayan bir atlama taşı, bir geçiş kapısı. Endülüs İslam medeniyetinin maddi manevi beslenme kaynağı. İlk müezzin Hz. Bilal-i Habeşi’nin doğup büyüdüğü topraklar.. Habeş diyarı. Dinler tarihinde müstesna yeri olan geniş bir kıta. Osmanlı döneminde huzur ve barış içinde yaşamış ancak Osmanlı buralardan çekildiğinde ise huzurunu ve istikrarını kaybetmiş, Hastalıkların, iç savaşların, yoksulluğun pençesine düşmüş ve emperyalist güçler tarafından sömürülmüş mahzun coğrafya. Tarihindeki kahraman savaşçılarıyla, büyük alimleri, hak dostlarıyla zengin yer altı, yer üstü doğal kaynaklarıyla sıcak ve cana yakın insanlarıyla Afrika..</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika yeryüzündeki bütün karaların beşte biri büyüklüğünde. Kuzeyden Akdeniz, batıdan Atlas Okyanusu ve doğudan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu ile komşu. Afrika, kuzeydoğusundaki Süveyş Kanalı ile Asya&#8217;dan ayrılıyor. Ayrıca komşu olduğu Babülmendep Boğazı Afrika’yı Arap Yarımadası’na, Kızıl Deniz’i ise Hint Okyanusu’na bağlıyor. Avrupa kıtasından da Cebelitarık Boğazı ile ayrılan Afrika, Asya ve Amerika’dan sonraki üçüncü büyük kıta olmasının yanında, dünyanın en büyük çölü olan Sahra Çölü’ne sahip bir kara parçası olma özelliği taşıyor. Toplam nüfusu yaklaşık 900 milyon olan kıtanın yarısına yakını Müslümanlardan oluşuyor. Müslümanlar kıtanın doğu, batı ve kuzey bölgelerinde yoğunlaşıyor. Kıta topraklarının %50’si yetersiz yağış aldığından dolayı kurak olmakla birlikte dünyadaki kurak toprakların 1/3’i Afrika’da bulunuyor.<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Afrika yolculuğumuz Habeşistan’dan başlıyor</span></p>
<p style="text-align: justify;">İslam peygamberine ilk kucak açan kıtaya yani Habeş diyarına ayak basacak olmanın heyecanı sarıyor içimizi. Ecdadımızın huzur ve güvenlik getirdiği Afrika’yı görecek olmanın ve geçmişimizin manevi izleriyle yüzleşecek olmanın verdiği bu heyecanla yola çıkıyoruz. İstanbul’dan kalkan uçağımız 4 saat sonra Dubai’ye varıyor. Oradan da tekrar kanatlanarak eski adı Habeşistan olan bugünkü Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya doğru yol alıyoruz.Yaklaşık 8 saat süren Dubai aktarmalı yolculuğumuz sonunda, Etiyopya&#8217;nın başkenti Adis Ababa&#8217;da alışık olmadığımız bir havaalanı manzarasıyla karşılaşıyoruz. Havaalanında telaş yok, ne bagaj alma telaşında bir yerden bir yere koşturan yolcu güruhu ne de şehrin limana yansıyan trafiği burada hissedilmiyor. Sakin ama Afrika’nın en bakımlı havaalanlarından biri olduğunu öğreniyoruz Adis Ababa Havaalanı’nın. Camlarından dışarıyı görmeye, ülke ile ilgili ilk izlenimlerimizi edinmeye çalışıyoruz. İçerisi gibi dışarıda da sanki her şey durmuş gibi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Addis Ababa yani Yeni Çiçek&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;">Eski adıyla Habeşistan bugün ki Etiyopya’nın başkenti Adis Ababa, Yerel dil olan Amhari dilinde ‘Yeni Çiçek’ demek. Addis Ababa, deniz yüzeyinden 2500 metre yükseklikteki dağların üzerinde, okaliptus ağaçlarının arasında uzanan bir şehir. Buraya gelir gelmez kısa bir şehir turu yapıyoruz. Bolivya&#8217;nın başkenti La Paz&#8217;dan sonra dünyanın ikinci yüksek başkenti olduğunu öğreniyoruz. Bu yüksek şehirde dilenciler, sakatlar, rahatsız edecek kadar zayıf insanlar, yerel satıcılar, alışkın olmadığımız taksi şoförleri hemen göze çarpıyor. Ancak sıcak, konuksever, güler yüzlü, gülünce de son derece sağlıklı, beyaz dişleri öne çıkan yanık yüzlü Etiyopyalılar başka bir dünyadan bizleri karşılıyor gibiler. Sanki bizi İslam’ın ilk müezzini Bilal-i Habeşi karşılıyor gibi. Ama ne yazık ki Müslümanları ilk olarak kurtuluşa ve namaza çağıran Hz. Bilal’în ana vatanında ezan sesi duyulmuyor. Etiyopya’nın nüfusu 76,5 milyon. Bu nüfusun %60’ını Müslümanlar oluşturduğu halde ülkedeki Müslümanlar adeta azınlık gibi yaşıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada başka bir şey daha dikkatimizi çekiyor. Kullanılan zaman. Takvimleri diğer kıtalardan farklı. Afrika’da kullanılan takvime göre 1 yılda 13 ay var. Her ay tam 30 gün çekiyor. 31 çeken günlerden artan günlerden ise Bagume dedikleri 13. ay ortaya çıkıyor. Bu ayı ise yılda bir kez bayram ve tatil olarak kullanıp hiç çalışmıyorlar. Orta Afrika’da Ekvator’da bulunan Etiyopya’da; yılın 12 ayında da günler eşit. Bir yıl boyunca tüm günler, 12 saat gündüz, 12 saat gece. Haliyle gün ışığından faydalanmak için saatleri ileri-geri almak gibi bir uygulama da yok burada. Örneğin Ramazan’ın ilk günü ile son günü arasındaki iftar saatleri arasındaki fark toplam 10. dk. Neredeyse yılın her günü namaz saatleri, mesai saatleri hiç değişmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya uygarlığın beşiği olarak kabul edilen Etiyopya, dünyanın en eski ülkelerinden biri. İster istemez bir heyecan kaplıyor içimizi. Geniş bir kültür, gelenek ve dil yelpazesi var Etiyopya’da. Papirüs tekneler, kaleler, Afrika’nın en canlı etnik grupları, efsaneler, eşsiz tabiat, egzotik kıyafetler, renkli seremoniler, Hz. Süleyman Emanetleri, Bilal-i Habeşi ve Kral Necaşi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/Afrika_2.JPG" alt="" width="330" height="240" align="left" border="3" />Etiyopya’da yedi yer UNESCO’nun Tarihi Miras Listesi’ne alınmış: Lalibela Kaya Oyma Kiliseleri, Simien Ulusal Parkı, Gonder Kale Sarayı, Avaş Aşağı Vadisi, Tiya Dikili Taşları, Omo Aşağı Vadisi ve Aksum Piramitleri. Ancak Etiyopya’da bizi en çok etkileyen şey, uzun yıllar ülke yönetiminde Hıristiyanlar etkin olduğundan, toplumsal yaşamda Addis Ababa sokaklarında Hıristiyanlık dinine ait sembollerin fazlasıyla kullanılıyor olması. Sanki Hıristiyan topraklarında geziniyor gibiyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Addis Ababa zenginlik ve yoksulluğun iç içe olduğu, binlerce evsizin ve dilencinin barındığı bir kent. Üzerlerinde haç işareti bulunan dükkânlar, İsa posterleri satan seyyar satıcılar, boyunlarında haç taşıyan genç ve çocuklar… Teneke çatılı evlerin yanında, yeni yeni yükselen betonarme binalar ve plazalar mevcut. Kırsal kesimde ise kamışlardan ve çamurdan yapılmış evler ağır basıyor. Şehrin en merkezi yerlerine inşa edilen görkemli kiliselerin bizler de bıraktığı izlenim, ülke Müslümanlarının sosyal, ekonomik ve siyasi olarak içinde bulunduğu zayıf durumu gösteriyor. Bu, bizler için ayrı bir üzüntü. Kiliselerin çan sesleri, özellikle Pazar günü öğlenlere kadar duyuluyor. Şehrin sokaklarına kiliselerden yayılan ilahi sesleri, bizlere Hz. Bilal’in sesini aratıyor. Hani nerededir Bilal’i Habeşi’nin sesi?</p>
<p style="text-align: justify;">Addis’de sayısı 260’ı bulduğu söylenen küçük mescitler genelde mahalle aralarında kalıyor. Dolu dolu Ezan sesi duyamıyoruz bu şehirde.  Soruyoruz kendimize, Efendimiz hayattayken İslam’la ilk olarak şereflenen bu topraklarda Müslümanlar nasıl bu kadar ezilmiş, Geriye itilmiş ve adeta azınlık haline gelmiş?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;"> İslam’ın ilk yayıldığı Kıta, Habeşistan</span></p>
<p style="text-align: justify;">Habeşistan denilince aklımıza iki şey geliyor, biri; eski Habeş Krallığının, Kuran-ı Kerimde geçen fil vakası. Diğeri ise; aynı krallığa gönderilen İslam ın ilk elçileri.<br />
O zamanlar Yemen Habeş krallığına bağlı idi. Sene 570. Yemen Valisi koyu Hıristiyan Ebrehe, San’a da inşa ettiği Kulleys Adlı katedrale Arap hacıları çekemeyince ümidi kırılmış, dini ve ticari merkezi değiştirememenin öfkesi ile Kâbe’ye saldırıya hazırlanıyor. Büyük fillerle Mekke’yi kuşatan Ebrehe, şehrin ileri gelenlerinin develerine de el koyuyor. Deve sahipleri arasında Peygamberimiz Hz. Muhammed’in dedesi olan Abdülmüttalip’in develeri de bulunuyor.<br />
Ebrehe Kâbe’yi kuşattığı zaman, şehrin ileri gelenleri en azından büyük putları Lad’a zarar gelmemesi için Ebrehe ile konuşmaya gidiyorlar. Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip ise, Ebrehe ile sadece develerinin pazarlığını yapınca Ebrehe şaşırıyor, ahali sinirleniyor. Tekliflerini kabul eden Ebrehe, ancak Kâbe’yi yıkmaya kararlı. Abdülmuttalip de o zaman tarihe geçecek cümlesini söylüyor:<br />
“Ben develerimin sahibiyim. Bu sebeple onları istiyorum. Kabe’nin sahibi ise Allah’tır ve şüphesiz onu koruyacak olan da O’dur.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ebrehe, bir gün sonra saldırı emrini verdiğinde, o korkuyla beklenen anda Fil ordusu yerlerinden kımıldamıyor. Hatta bazıları olduğu yere çöküyor. Ancak başka bir yöne sürüldüklerinde ise hızla gidiyorlardı. Bunun üzerine şaşkına dönen Ebrehe, göğü kaplayan Ebabil Kuşlarını gördüğünde ise Allah’ın gazabı gelmiş oluyor. Ağızlarında burka denilen küçük taşlar taşıyan bu kuşlar Allah’ın emriyle taşları ordunun üstüne bırakıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="font-weight: bold;">1-</span> (Habibim) Rabb’in Fil sahiplerine nasıl Muamele ettiğini görmedin mi?</em><br />
<em><span style="font-weight: bold;">2-</span> O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?</em><br />
<em><span style="font-weight: bold;">3-</span> O, bunların üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.</em><br />
<em><span style="font-weight: bold;">4- </span> Ki bunlar onlara pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı.</em><br />
<em><span style="font-weight: bold;">5- </span> Derken Allah onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kuran-ı Kerim de de geçen bu vaka, o tarihten itibaren “Fil Yılı” olarak adlandırıldı. Bu mucizeden sonra ki yıl, yeryüzüne müjde olarak inen Hz. Peygamberin doğumu gerçekleşecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu topraklarda gezinirken, Allah’ın sevgilisi Hz Muhammed’e en büyük yardımı da aynı Krallığın yapmış olduğunu düşününce, Allah’ın takdiri üzerinde takdir olmadığını bu mucizelerle daha da iyi anlıyoruz.<br />
Şimdi bulunduğumuz Etiyopya o zamanki Habeş Krallığı’nın başkentiymiş. Tarih boyunca Habeşistan olarak bilinen Etiyopya, sömürgecilik faaliyetleri döneminde Yunanca bir kelime olan ve “yanık yüz” manasına gelen “Etiyopya” ile değiştirilmiş.80 farklı dilin konuşulduğu şehirde Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi toplulukları yer alıyor. Addis Ababa ise bütün dinlerin ortak yaşandığı kent. Çünkü üç Semavi din de daha Peygamberleri zamanında ulaşmış bu topraklara.<img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/Afrika_3.JPG" alt="" width="330" height="240" align="right" border="3" /><br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Hz. Süleyman Peygamber ve Habeşistan (Etiyopya)</span></p>
<p>Habeş Krallığı’ndan bahsetmişken, eski Habeş krallıklarının başkenti Aksum’u anmamak olmaz. Necaşi’nin sarayının bulunduğu, sahabeleri kabul ettiği şehir bu şehir Meleke’ye bağlı. Şimdi Necaşi’nin türbesinin olduğu Necaşi köyüne 200 km kadar mesafede bulunan şehir, adını Hz. Süleyman ve Sebe melikesi Belkıs&#8217;ın oğlu Kral 1. Menelik’ten almış. 1. Menelik döneminde büyük bir medeniyet merkezi olduğu rivayet ediliyor Aksum’un.<br />
Ancak bu rivayetin Etiyopya Hıristiyanlığında çok özel bir durum var. Hem Etiyopya’yı, hem de Yemen’i Etiyopya’daki başkent Aksum’dan yöneten Seba Melikesi Belkıs ile Hz. Süleyman’ın hikayesi… Kuran-ı Kerim’de geçen hikaye şöyledir:<br />
“ Hz. Süleyman’ın, Hz. Davud´a vâris olduğu açıklanıyor ve Hz. Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan, kuşlardan meydana gelen askerler topladığı ve onların hepsini bir arada sevk ettiği beyan ediliyor.<br />
Hz. Süleyman, kuşları teftiş ediyor. Hüdhüd’ü göremeyince, onun nerede olduğunu soruyor ve hemen gelip mazeretini bildirmezse onu cezalandıracağını veya keseceğini söylüyor. Çok geçmeden Hüdhüd geliyor ve Seba ülkesinden haber getirdiğini söylüyor. Seba halkına bir kadının hükümdarlık ettiğini, onun ve kavminin, güneşe taptıklarını haber veriyor.<br />
Hz. Süleyman, Hüdhüd’ün doğru söyleyip söylemediğini anlamak için ona, Seba halkını imana davet eden bir mektup verip Seba ülkesine gönderiyor. Hüdhüd mektubu götürüp onlara atıyor. Onlar da mektubu alıp okuyorlar ve Hz. Süleyman’dan geldiğini anlıyorlar. Seba Melikesi adamlarını topluyor ve meseleyi görüşüyor. Adamları, emrinde olduklarını söylüyorlar. Melike ise böyle güçlü hükümdarların, ülkeleri harap ettiklerini söyleyerek ona karşı çıkmayı düşünmüyor ve kendisine hediyeler göndererek cevap veriyor. Hz. Süleyman, Melike’den gelen hediyeleri önemsemiyor ve onlardan, iman etmelerini istiyor ve aksi halde üzerlerine kuvvetli ordularla gideceğini söylüyor. Elçilere bu cevabı veren Hz. Süleyman, Melike’nin tahtını, kendisine kimin getireceğim soruyor. Cinlerden bir ifrit onu, Hz. Süleyman’ın, makamından kalkmadan getireceğini söylüyor. Fakat bir başkası, tahtı, göz açıp kapayıncaya kadar getireceğini söylüyor ve dediğini de yapıyor. Sonra tahtın üzerinde bazı değişiklikler yapılıyor ve Melike kalkıp Hz. Süleyman’a geldiğinde ona gösteriliyor. Melike de tıpkı kendi tahtına benzediğini söylüyor ve bu mucizeden önce kendisine ilim verildiğini ve o ilme teslim olduğunu söylüyor.<br />
Melike’ye, Hz. Süleyman’ın sırça köşkü gezdiriliyor. Melike, gördüklerinden sonra, âlemlerin rabbi olan Allah´a iman ettiğini ilan ediyor.” (Neml Suresi) Kur’anda bahsedilen hikaye böyle. Biz Kur’an’a iman ediyoruz.<br />
Ancak Yahudiler ise bozulmuş Tevrat’ta geçen hikayeye inanırlar. Aynı hikayeye Hıristiyanlar da inanıyor ve Etiyopya’yı bu denli misyoner faaliyetleri içerisinde kuşatmalarının sebebini Müslümanlara açık bir şekilde belli ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong> Tevrat’ta anlatılan bozuk hikaye: </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sebe Melikesi Belkıs bir gün Musevi Kralı Hz. Süleyman’ı Kudüs’te ziyaret eder. Değişik mitolojik öğeler katılan bu hikayede, Seba Melikesi’nin dönüş yolculuğunda Hz.Süleyman’dan bir oğlu olur. Bu çocuğu İbn-el Melik olarak adlandırır. Bu çocuk daha sonra Etiyopya’da Süleyman Hanedanı’nı kuracak I. Menelik olarak bilinir.<br />
Menelik 22 yaşında iken babasını görmeye gider ve üç yıl onun yanında kalır. Dönmeye karar verdiğinde dönmesine karşı çıkanlara Hz. Süleyman ‘12 kabileden her biri Menelik’in yanına bin kişi verecek’ der. Bu arada Menelik’le birlikte Etiyopya’ya gidecek hahambaşının oğlu Azariah, Menelik’e Kudüs’teki özgün 10 Emir Sandığı’nı ya da başka kaynaklara göre, Tevrat Sandığı’nı yanlarında götürmelerini önerir. Ve götürürler.<br />
Bu çarpık öykü Etiyopya açısından çok önemli sonuçlar doğuruyor. Aslında Hıristiyanlığın bu topraklarda ezeli din olduğu yaygın gibi görünse de, anlatılan hikayelerde Museviliğin etkisi altında olduğu kesin. Hatta Haile Selasie de dahil günümüze kadar 237 imparatorun da Hz. Süleyman ile Seba Kraliçesi Melike’nin çocuğu I. Menelik soyundan geldiği iddia olunuyor. Ancak bu iddia, günümüzde birçok bilimsel kaynaklar tarafından da yalanlanıyor.Bu özgün sandığın şu anda Aksum’daki Sion Meryem’i Kilisesi’nde olduğu söylenir ki gezginler sandığın içinde bulunduğu binayı dışarıdan görebiliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat bizce daha önemlisi, Etiyopya’daki her kilisenin ‘kutsalın kutsalı’ olan bölümünde bu sandığın bir kopyası yer alıyor ve Etiyopya halkının geleneklerinde Musevi kültürünün kalıtımlarına yer veriliyor. Bu kilise ve bunun gibi kiliselerin hızla çoğalmasının nedeninin altında, Musevilerin kendi kültürlerini Hıristiyanlıkla beslemesinden kaynaklandığını düşünebiliriz doğrusu. Ellerinde maddi imkanları bulunan Avrupalılar kültür sömürgelerini bu hikayelerle besleyip, Halkı son din İslam’ın yakın etkilerinden dahi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Oysa biz inanıyoruz ki, İslam yeryüzündeki bozulmamış tek dindir. Hz. Muhammed de (s.a.v) ilk olarak bu dini Afrika topraklarındaki Habeş Krallığı’na duyurmasında ilahi bir noktaya işaret ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000; font-weight: bold;"><span style="color: #333399;"> Bu noktaya da parmak basıp, tarihin sayfalarına notumuzu düşüyoruz.</span></span></p>
<p>Ve Addis Ababa’da dolaşmaya devam ediyoruz. Bugün ulusal Müze’ye Türkiye’den de turlar var. En eski insan iskeletlerinden biri olan Lucy’nin replikası, ana tanrıça heykelleri ve etnografik öğeleri ile Ulusal Müze, geçmiş tarihte Haile Selassie’nin sarayı olarak da inşa edilmiş, resim sergisi bulunan Etnografya Müzesi gezilmeye değer olduğu düşünülüyor. Geniş bir alana yayılmış ancak tedbirli gezilmesi gereken ünlü Merkato Çarşısı. Aslan Evi olarak bilinen sadece aslanların barındığı ulusal hayvanat bahçesi, tüm şehri yukarıdan görebilen ve dükkânlarında geleneksel hediyelik eşyaların satıldığı Entoto Tepesi Addis Ababa’nın görülemeye değer yerlerinden. Ancak bu turisttik yerlerde İslami Öğelere rastlamak mümkün olmuyor. Çünkü her yerde Hıristiyanlık temaları hakim. İnşa halindeki yeni kiliseler çok fazla. Bu kiliselerin önlerinde de gıda yardımlarının yapılması, Hıristiyan okullarında çocuklara ve ailelerine verilen karşılıksız burslar, Misyonerlerin bu ülkede ne denli etkin olduklarının açık göstergesi. Oysa Necaşi’nin torunları gördüğümüz bu gençler. Hz. Peygamberin elçilerine ilk kucak açan Habeşistan Kralı Necaşi’nin torunları&#8230;<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="color: #333399;"><strong> Adil Kral Necaşi’ye Selam Olsun</strong></span></p>
<p>O yıllar ki Müslümanların gördüğü baskı ve zulüm dayanılmaz bir hâl almıştı. Dışlamalar ve işkenceler birbirini takip ediyordu. Herkes canından, malından, ırz ve namusundan endişe ediyordu. Bu şartlarda, Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v) &#8220;O, ülkesinde kimseye zulmedilmeyen kraldır.&#8221; diyerek övdüğü Necaşi Eshame&#8217;nin ülkesine, Habeşistan&#8217;a hicret izni çıktı. Farklı tarihlerde iki ayrı kafile halinde yola çıkan sahabeler, Kızıldeniz&#8217;i aşarak Afrika topraklarına geçti. Burada, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v) haber verdiği gibi hürmetle karşılandılar, aziz birer misafir gibi ağırlandılar.Bu ilgi ve alaka Mekke müşriklerini ziyadesiyle rahatsız etmişti.Sonradan büyük sahabeler arasında yer alacak olan Amr b. As (r.a.) başkanlığında bir heyeti, bu ülkeye göndermeye karar verdiler.Maksat, Kral Necaşi&#8217;yi Müslümanlar aleyhine kışkırtmak, onların kendilerine teslim edilmesini sağlamaktı.  Ancak Necaşi,<img class="alignright" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/Afrika_4.jpg" alt="" width="330" height="240" align="right" border="3" />heyetin iftiralarını, yalanlarını dinledikten sonra, kendisine sığınan insanları dinlemeden bir karar vermeyeceğini söyledi.Müslümanlardan bir grubun saraya çağrılmasını istedi. Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v) amcasının oğlu, Hz. Ali&#8217;nin de büyük kardeşi olan Cafer b. Ebu Talip (r.a.) başkanlığındaki heyet, Necaşi&#8217;nin huzuruna çıktı. O günün saray adetleri gereği hükümdarın huzuruna çıkanlar secde ederlerdi.Fakat onlar inançlarının gereği olarak bunu yapmadılar. Müşrikler buna çok sevindiler, huzurdan kovulacakları hevesine kapıldılar.Ama Necaşi tepki göstermedi, onları saygıyla dinleyip sorular sordu.Cafer b. Ebu Talip (r.a.) özetle şunları söylemişti: &#8220;Biz, cahil bir kavimdik. İçki içer, kumar oynar, zina eder, insan öldürürdük. Bütün kötülükleri irtikâp eder; fakat tek faziletli iş işlemezdik. Allah (c.c.), içimizden bir peygamber gönderdi. O bize doğru yolu gösterdi. Bizi her türlü kötülükten çekip çıkardı ve her türlü faziletle donattı.&#8221; Hıristiyan olan Necaşi Eshame, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Meryem&#8217;i sordu. Cafer (r.a.), hicretlerinden hemen önce inen Meryem Sûresi’ni okudu. O okudukça Necaşi&#8217;nin gözlerinden yaşlar akıyordu. Sonunda eğilip yerden ince bir çöp aldı ve tarihe geçen şu sözleri söyledi: &#8220;Allah&#8217;a yemin ederim ki, sizin peygamberinize nazil olanlarla, Hz. İsa&#8217;ya inenler arasında şu çöp kadar dahi fark yoktur!..&#8221;<br />
Habeş kralı Necaşi Eshame, neticede Mekke müşriklerinin getirdiği hediyeleri de geri çevirip, ülkesine sığınan Müslümanları himaye edeceğini ilân etti.<br />
Adaletle hükümdar olan bir kral, Allah’ın sevgilisi Hz. Muhammed’in şu mektubuyla Müslüman olmayı seçecekti:<br />
<br style="font-weight: bold; color: #ff0000;" /><span style="font-weight: bold; color: #ff0000;"> <span style="color: #333399;"> “Allah Rasulü Muhammed’ten Habeş Meliki Necaşi’ye!</span></span></p>
<p>Ey Melik Müslüman olmanı dilerim. Ben, senin namına la ilahi, (Melik, Kuddüs, Selam, Müheymin sıfatlarına haiz ) olan Allah’a hamdü sena ederim. Ve şehadet ederim ki Meryem oğlu İsa, Allah ın kulu ve kelimesidir.<br />
Allah o kelimeyi ve o ruhu çok temiz ve Afif olan ve dünya hayatından tamamıyla çekilmiş Meryem’e nefhetti. (ruhundan üfledi)<br />
Bu suretle Meryem İsa’ya hamile kaldı ve Allah İsa’yı yarattı.<br />
Nasıl ki Allah Adem’i de kudret eliyle,(bir mucize olarak) yaratmıştır.<br />
Ey melik! Seni eşi ve benzeri olmayan tek Allah’ a imana ve ona ibadete, bana uymaya ve Allah tarafından, bana gönderilenlere inanmaya davet ediyorum.<br />
Çünkü ben Allah’ ın bunları tebliğe memur elçisiyim.<br />
Şimdi ben size(islam esaslarını) tebliğ ettim ve nasihatte bulundum. Sizde nasihatimi kabul ediniz.<br />
<span style="color: #333399;"> <span style="font-weight: bold;">Selam hidayete tabi olanlara olsun!”</span></span></p>
<p><span style="font-weight: bold;"> <span style="color: #333399;">Hz.Necaşi’nin Türbesi’ni Ziyarete gidiyoruz.</span></span></p>
<p>Hicret&#8217;in 9. yılında, vefatını vahiy yoluyla öğrenen Hz. Peygamber (s.a.v) gıyabında bizzat cenaze namazını kıldırdı.O günden bu yana Necaşi, zulme uğramış Hak dostlarına kucak açan, kol kanat geren adil hükümdar olarak Müslümanların gönlünde taht kurdu. Bu Adil hükümdara, vazifemizi yapmak için, Addis Ababa’dan 840 km uzakta kabri bulunan Necaşi Köyü’ne doğru yola koyulduk.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><strong>Necaşi Köyü’nde Sahabe Mezarları</strong></span></p>
<p>Gördükleri maddi ve manevi işkenceler sebebiyle vatanlarını bırakmak zorunda kalarak Habeşistan&#8217;a (614 ve 615 yılında) hicret eden sahabeler, Afrika&#8217;nın ilk Müslüman topluluğunu oluşturdular. Birinci kafilede 4&#8242;ü kadın 15, ikinci kafilede ise 19&#8242;u kadın 111 sahabenin olduğu naklediliyor. Bu insanlar, köklü bir geçmişe sahip, Habeş krallarının hüküm sürdüğü bölgeye, Etiyopya&#8217;nın kuzeyine, bugünkü Tigray eyaletinin başkenti Mekele yakınlarına yerleştiler. Bugün bu belde Necaşi köyü olarak tanınıyor.  Örnek yaşayışlarıyla, Necaşi&#8217;nin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanın İslam&#8217;ı kabul etmesine vesile oldular. Vefatından sonra Necaşi&#8217;nin cenazesi de bu köye defnedilmiş. Bu sebeple köy, onun adını almış. Köyde Necaşi&#8217;den başka, vatanlarına geri dönmeyip burada kalan 15 sahabenin de kabri bulunuyor.<br />
Necaşi’yi hepimiz “Çağrı” filminden tanıyor gibiyiz. Ama o büyük şahsiyetin kabrinin merkezden uzak küçük bir köyde olduğunu ve yanında sahabelerin de yattığını bilen çok azdır. Hz. Peygamberin ilk gönderdiği elçilerden olan sahabeler… Tirgay Eyaletinin Başkenti Meleke’ye varıyoruz önce. Eritre’nin sınırın da 80 km mesafedeki köy Necaşi Köyü. Köyün kurulduğu dağa tırmanan yol, dar ve keskin virajlarla dolu. Bu yolu aşıyoruz. Yeşillik olarak yol kenarlarında daha çok kaktüsler göze çarpıyor. Girişe az bir mesafe kala bir kilise gözümüze çarpıyor: Meryem Kilisesi. Karşıki tepelerden birinin başında da yine bir kilise var. Köye girdikten 100 metre kadar sonra köyün meydanına varıyoruz. Hayvanların ve çocukların gezindiği meydanın hemen solunda cami yer alıyor. Necaşi türbesi ise caminin gerisinde. Etiyopya Müslümanları için büyük öneme sahip olan caminin, Afrika’nın ilk mescidi olduğu belirtiliyor. Zaman içinde birkaç kez yeniden inşa edilmiş, genişletilmiş. Bu türbe ve camiinin Müslümanlar için sembolik olarak önemi çok büyük. Halk Necaşi’ye ve yanındaki sahabelere karşı öyle saygılı ki, türbenin bahçesine dahi ayakkabılarını çıkararak giriyorlar. Kabirlerin hepsi yeşil bir perdeyle görünmeyecek şekilde kapatılmış. Necasi türbesini ziyarete gelen herkese dağıttıklarını öğrendiğimiz bir metin elimize geçiyor. Metinde yazılanlar bizi oldukça duygulandırıyor. Dua niyetine yazılmış olan metin ziyaretimizi daha da anlamlandırıyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Necaşi’nin Türbesindeyiz</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Selam olsun sana ey faziletli hükümdar, selam olsun sana ey adil hükümdar, selam olsun sana ey Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v) hakkında ‘O, ülkesinde kimseye zulmedilmeyen kraldır.&#8217; dediği şahsiyet. Selam olsun sana ey Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v) ashabını ağırlayan. Selam olsun sana ey Cafer b. Ebu Talib&#8217;e (r.a.) &#8216;Sizler benim topraklarımda emin olarak kalın.&#8217; teminatında bulunan, selam olsun sana ey halkına &#8216;bu insanlara kötü davranan her kim olursa cezalandırılacak&#8217; fermanında bulunan. Selam olsun sana ey Al-i Imran sûresinde bir ayette, Allah-u Teala&#8217;nin Efendimize övdüğü yüce insan, selam olsun sana ey &#8216;eğer o peygamber benim ülkemde bulunmuş olsaydı onun ayaklarını yıkardım, bir an bile hizmetinden geri durmazdım&#8217; diyen kimseye. Selam olsun sana Kuran-ı Azimuşşan&#8217;ı dinlerken gözyaşı döken. Selam olsun sana ey Allah Resulü&#8217;ne armağanda bulunan. Selam olsun sana ey Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v) yerine mehir ödeyerek O&#8217;nu Ummü Habibe binti Ebu Süfyan ile nikahlayan. Selam olsun sana ey Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v)mektubunu fildişi bir kutuda muhafaza eden. Selam olsun sana ey Allah Resulü&#8217;nün (s.av) ve ashabının (r.a.) gıyabında cenaze namazı kıldığı şahs-i muhterem. Cenabı- Allah tüm bunlar için seni cennette Allah Resulü&#8217;ne (s.a.v) yoldaş eylesin ve Cenab-ı Allah bizleri cennetinde Allah Resulü (s.a.v) ile ve seninle buluştursun. Amin.&#8221; Bu duayı da ettiğimiz dualara katıyor. Ve ruhuna Kuran-ı Kerim okuyoruz. Habeşistan toprakları, sadece Necaşi&#8217;nin değil İslam&#8217;ın ilk müezzini Bilal-i Habeşi&#8217;nin de ana vatanı. Peygamberimiz&#8217;in (s.a.v) &#8220;Annemden sonraki annem Ümmü Eymen&#8217;dir.&#8221; buyurduğu hanım da Habeşistanlı. Habeşistan’ın gönlümüzdeki manevi değeri buraları gördükçe, hafızamızı tazeledikçe daha da artıyor. Etiyopya’lı Müslümanlar bizim kardeşlerimiz. Bu kardeşlerimiz bizim atalarımızda sahip çıktığı çok önemli bir sembole sıkı sıkıya tutunmuşlar. Onların ataları da Peygamberimizin ve sahabelerinin dostlarıydı. Sahabelere ziyaretimizi gerçekleştirip, vazifemizi yapıyoruz. Allah ahrete bizi onlara dost eylesin.<br />
<img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/Afrika_5.JPG" alt="" width="330" height="240" align="left" border="3" />Köydeki evlerin durumuna bakılırsa, caminin bakımlı olması bizi hiç olmazsa sevindiriyor. Ancak camide su bulmak bile çok güç. Burayı ziyaret eden Müslümanlar da pek yokmuş, öyle diyor ahali.Oysa Müslümanlar açısından yoğun bir ziyaret yeri olabilecek öneme sahip burası. Fakat imkansızlıklardan dolayı, gelen ziyaretçilerin kalabileceği ve ihtiyaçlarını giderebileceği sosyal mekanlar yok. Ayrıca bölgenin tanıtıma da ihtiyacı var.Tirgay bölgesinde, Necaşi’ye yakın bir konumda bulunan ve Hıristiyanlarca kutsal sayılan bahsettiğimiz Aksum şehrine ise başta batılı ülkelerden olmak üzere her yıl binlerce turist geliyor. Onların ziyaretlerini rahatlıkla gerçekleştirebilecekleri çok sayıda tesis mevcut olduğunu öğreniyoruz. Bu da Müslümanların Kutsal değerlerine, kültürlerine ne kadar ehemmiyet verildiğini tekrar gözler önüne seriyor.<br />
*Etiyopya’da İslam Araştırmaları Merkezi<br />
Etiyopya’nın etnik yapısı karmaşık.Halkın önemli bir kesimi Sami (Habeşçe) veya Kuşi dil konuşur. Sami dil konuşanlar kendilerini ‘Habeşa’ olarak nitelerlerse de diğer etnik gruplar bu nitelemeyi kabul etmiyor.Kişi başına düşen milli gelirin 100 dolar civarında olduğu Etiyopya’da, en iyi konumdaki memur 230 ila 270 dolar arasında maaş alıyor. Bu yoklukta ellerinden geldiğince eğitim almaya çalışan pırıl pırıl, güler yüzlü çocukların varlığı bizleri heyecanlandırıyor. Okuma yazma oranı yüzde 40. Burada eğitimin ne denli önemli olduğunu söylememize gerek yok. Bu açığı İslam Araştırmaları Merkezi (IRCC) kapamaya çalışıyor. İslama karşı ön yargıları kırmak ve Etiyopya’daki İslam tarihini öne çıkarmak başlıca hedeflerinden. Üniversitelerde İslam aleyhine araştırmalar yapılmasını ve bu yanlış araştırmalara dayanarak devletin yasa çıkarmasını engellemek amacıyla yola çıkan bu merkez, eğitim adına atılmış önemli bir kuruluş. Nitelikli insan yetiştirme amacında da olan İslami Araştırmalar Merkezi, Etiyopya gençliği için çok umut verici bir hareket arz ediyor. Bu merkezin camisi bakımlı ve büyük.Umut içerisinde.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Etiyopya (Habeşistan) Osmanlıyı Arıyor</span></p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanların yaşadığı bölgeler öyle yoksul ki, kıyas yapacak tanımlama bulamıyoruz. Kelimeler tükeniyor sanki. Ekmek yapacak unu olmayan kimseleri yoksul sayan bölgeler ver. Bunların hemen hepsi Müslüman nüfuslu. Bizim dünyamızda karşılık bulan tüm değerler sıfırlanıyor bu noktada. Nitekim ülke nüfusunun %46’sı yani neredeyse ülkede yaşayan her iki kişiden biri yetersiz besleniyor. Yetersiz beslenmeye ve tıbbi imkânsızlıklara bağlı olarak kolaylıkla tedavi edilebilecek birçok hastalık da kronik hal alıyor. Ülke insanının belini büken bir diğer önemli vaka ise AIDS. Başkent nüfusunun %15’i, yani her 100 kişiden 15’i AIDS virüsü taşıyor. Bu hastalıklarla baş edecek durumları olmayan bu insanlar için yetersiz kalmak, içinde bulunduğumuz sancıyı büyütüyor. Onlar için elimizden gelenin fazlasını yapmak istiyoruz.<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Afrika’da Osmanlı Medeniyeti..</span>.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Etiyopya ( Habeşistan)’dan ayrılıp Sudan üzerinden Orta Afrika ülkeleri Çad, Kamerun ve Nijerya’ya giderken uçakta ‘Afrika’da Osmanlı medeniyeti’ ile ilgili araştırmalar yaparak bilgisayarıma yazdığım notları sizlerle paylaşmak istiyorum.<br />
Etiyopya’nın başkenti Adi saba Hava Limanı’ndan Etiyopya hava yollarına ait uçakla Çad’ın başkenti Jamaina’ya gidecek olan uçağımız 2 saat gecikmeli kalkıyor. Afrika’nın en büyük devletlerinden birisi olan Sudan Hava Sahasını geçeceğiz. Uçsuz bucaksız Afrika çöllerinden geçiyoruz. Çöl fırtınası yüzünden uçağımızın camları kum taneleri ile doluyor. Ben bir taraftan Afrika çöllerini seyrederken diğer taraftan elimdeki kaynaklardan araştırma yazılarımı 4 saate yakın sürecek uçak yolculuğunda bilgisayarıma kayıt ediyorum. Şimdi gelin 11 bir metre yükseklikte yazdığım Afrika’da Osmanlı Medeniyeti adlı araştırma notlarımı birlikte okuyalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Osmanlı Afrika Coğrafyasına nasıl girdi?</span></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Hint Okyanusu’ndan donanma göndererek bu topraklardaki Müslümanlara yardımda bulunmamış mıydı? Kuzey, Doğu ve Batı Afrika Topraklarını Avrupalılar bu topraklara sömürge için, köle ticareti için gelmeye başladıklarında o zamanlar güçlü bir devlet olan Osmanlı, Afrika’daki birçok bölge gibi buraları da kendi güvencesine almamış mıydı? Gururla yürümemiz gereken bu topraklarda, şimdi içimizde bir buruklukla bulunuyoruz. Ecdadımızın yardım için geldiği topraklarda, o vakitlerdeki salgınlar oluşturulmak isteniyordu… Sömürge ve köleleştirme. Osmanlı Devletinin yardım elini uzattığı bu topraklara, Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde bize gözlerinin içinden gelen bir gülümseme ile bakıyorlar. Osmanlı, Afrika’da sömürge kolonileri kurmadığı hatta sömürgeye karşı kalkan vazifesi gördüğü için Afrika ülkelerinde Osmanlı’ya sempati ile bakılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Afrika’da Osmanlı Adaleti</span></p>
<p style="text-align: justify;">15.yüzyılı hatırlayalım. İspanya’da henüz yurtlarını terk edemeyen milyonlarca Müslüman nüfus vardı. Hıristiyan olmaları ya da ölümü tercih etmeleri dışında bir de bilmedikleri coğrafyalara taşınmaları söz konusuydu. Endülüslü son Müslüman kafilesi Osmanlılar tarafından İspanya’dan alınıp Kuzey Afrika sahillerindeki şehirlere yerleştirilene kadar acı çekmeye devam edeceklerdi.<br />
Aynı dönemde Hindistan’a ulaşmak için yolan çıkan, Portekizli denizci Henry adıyla bildiğimiz Dom Henrique, beş aşamada Afrika içlerine doğru hareket etmişti. Maderia adalarını, Bojador Burnu, Gine Körfezi, Porto Santo, Beyaz Burun, Yeşil Burun, Senegal veoradan da Gambia’ya ulaşmıştı.<br />
1487 yılında Lizbon’dan yola çıkan Portekizli Kaşif Bartolomeu Dias’da Afrika’nın güney batı ucuna ulaşmış ve aşırı fırtına nedeniyle sığındığı bu buruna, fırtınalar burnu adını vermişti. Kaşif Dias, Portekizli Kral II. Joao&#8217;nun emriyle doğuya ve oradaki baharatlara ulaşılabilecek bir suyolu bulabilmek için yola çıkmıştı. O zamanlarda ticaret yollarının sadece bir bölümü denizden geçiyordu ve bu yüzden doğuya giden tüccarlar Ortadoğu ülkelerini boydan boya geçmek zorundaydı. Tarihçilerin yazdığına göre Dias, burnu keşfettiğini haber verince Kral bu keşfin doğuya ulaşan suyolunun yakında açılmasını sağlayacağını düşünmüş, bu nedenle burnun adını Ümit Burnu olarak değiştirmiş.</p>
<p><span style="color: #333399;"><span style="font-weight: bold;">Hindistan Baharat Yolları Osmanlı Denetiminde</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">O zamanlar Baharat yollarının tamamı Osmanlı Devleti’nin kontrolü altındaydı. Baharat Yolu’na ulaşma arzusunda olan Avrupa Devletlerinin kaderi, bu tesadüfen buldukları Fırtınalar burnu ile değişecekti ve tabi Afrikalı ülkelerin kaderi de&#8230; Vasco do Gama’da 1497 yılında Ümit Burnu’nu dolaşarak Mozambik adası önüne geldi. 1497 Mozambik’te kendisine sıcak ilgi gösteren kralın Hindistan yolunu bilen üç kılavuz vermesiyle 15 Ekim 1498 yılında Hindistan’a ulaşarak, deniz yoluyla Hindistan yolunu keşfederek, Hindistan’ın sömürülmesinin yolunu açmıştır. Böylece Afrika’nın çevresini dolaşan ilk Avrupalı kişi olma unvanını kazanıyor. Portekizliler adına Vasco do Gama Afrika’nın Batı sahillerinden güneye doğru inerek 1497 yılında Ümit Burnu’nu dolaşarak Mozambik Adası önüne geliyor. O dönemde buradan Somali’ye kadar uzanan Doğu Afrika sahil şeridinde kırka yakın şehir devleti vardı ve buralarda yaklaşık sekiz asırdır devam eden Müslüman idarecilerin kurdukları hanedanlar hüküm sürüyordu. Bu hanedanların hepsi de Habeş Krallığı’na bağlı idi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">Seyyahların Gözü İle Afrika</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Batılıların Afrika hakkındaki söylenceleri biraz da tarihi bulguların eksikliği nedeniyle çarpık bir durum arz ediyor. Uzun yıllar bir takım egzotik idealleştirmeler, fanteziler ve hayaller ile örülü bu Afrika tasavvuru Batılı zihinlerde “fantastik bir çekim ve ilgi alanı” olmaktan öteye gidememiş. Antik Yunan ve Roma’da ortaya çıkan Afrika ile ilgili öyküler ve anlatılar sebebiyle Avrupalılar görmedikleri bu kıta hakkında kolayca “kötülükler coğrafyası” ya da “Kara Kıta” diyebilmişlerdir. Oysaki 8.yy.da Araplar ve İran’ın Şiraz bölgesinden gelenler, ülkenin iç kısımlarıyla dahi ticaret yapmışlardır. Doğu Afrika sahillerinden güneye doğru yayılan büyük bir kültür ve dini anlayış, bu ticaret alışverişi ile oluşmuştu. Ümit Burnu’nun keşfi kıtanın ümitsizliği olmuş; ‘Kara Kıta’ denilen Afrika, ne yazık ki ‘karartılan kıta olmuştur. Bunu kültür ve medeniyetimizin izlerinden anlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"><span style="font-weight: bold;">İbn-İ Battuta Doğu Afrika’da&#8230;</span></span></p>
<p>Büyük İslam seyyahı olan İbn Battuta 13.yy başlarında Doğu Afrika adalarından biri olan Kilve’ye kadar gitmiş, bu şehirlerin her biri hakkında seyahatnamesinde bizim için çok güzel notlar almış. Battuta bu şehirlerdeki gördüğü gelişmişlik, çok katlı güzel ahşap binaların sokakları süslediği ve insani ilişkilerdeki seviyenin yüksekliği karşısında hayrete düştüğünü seyahatnamesinde bizlere anlatmaktadır. İbn Battuta bu şehirler deki kültürü bizlere şöyle aktarıyor:<br />
&#8220;Somali Zeyla şehrinin- ki burası ilk hicret eden sahabelerin ayak bastıkları şehirdir- gerçekten büyük bir çarşısı var.<br />
Halkn devesi çok. Her gün yüzlercesini kesebiliyorlar. Makdeşav ahalisi tüccarlarıyla anılıyor. Orada şehrin adıyla anılan kumaşlar üretiliyor. Mısır ve diğer ülkelere sevk ediliyor.<br />
Bu şehrin adetine göre, ne zaman bir gemi limana gelse, hemen “sanbük” denilen küçük kayıklar gemiye yanaşır. Her sanbükte birkaç genç bulunur. Onlar kapağı kapalı yemek dolu bir tencere getirip gemideki tacirlerden birine takdim ederek şöyle derler:<br />
“Bu adam benim misafirimdir. Bana gelecek!” gemideki tacir misafirliğe çağıran gencin evine gider, başka bir yere gitmez. Tabi sürekli ticaret yapan ve tanınanlar başka, onlar istedikleri yere giderler.<br />
Bu tacir bu şekilde bir eve konuk olunca, ev sahibi onun yanında bulunan eşyayı satıp başka şeyler satın alır onun için..<br />
Yöre halkndan biri böyle bir tacirden, değerinden aşağı bir şey satın alsa yahut misafirin izni tanıklığı olmaksızın, onun mallarından bir şeyler satsa bu satış geçersiz sayılır onlar nezdinde. Çünkü yöre halkı geçimini bu şekilde sağlıyor.”<br />
Misafir kültürü, alışveriş kültürü bize yansıtılan gibi olmadığını İbn-i Battuta’nın bu seyir notlarını okurken daha da iyi anlıyoruz. Ve İslam’a verdikleri ehemmiyeti.<br />
‘İbn Battuta gemiyle şimdiki Somali’nin Eski Habeşistan bölgelerinden biri olan Zeyla Limanına vardığında, tüccar olmadığı anlaşılınca, onu hemen şeyhin yani sultanın yanına götürmeye kalmışlar.<br />
Battuta itiraz edip, konaklayacağım yerden sonra gideceğim dediyse de, itirazını kabul etmemişler ve şöyle demişler.<br />
“Buranın töresidir; bir derviş, Hz. Ali soyundan gelen bir şerif yahut muhterem bir insan buraya geldiği zaman hükümdarı görmedikçe konaklayacağı yere gidemez!”<br />
Ahali burada sultana şeyh diyor. Biz de kabul ettik.”<br />
İbn-i Battuta şöyle devam ediyor:<br />
“Onların adetlerinde gemi yanaştığı zaman ilk önce gemiye sultanın Sanbük’ü yanaşır. Nereden geldiğini, sahibinin ve kaptanının kim olduğunu, yükünün nelerden ibaret olduğunu, tacirlerinin kimlerden oluştuğunu sorar. Sanbükteki heyet gerekli bilgileri aldıktan sonra durumu sultana, yani şeyhe bildirir. O da layık olanları huzuruna kabul eder.<br />
Buradaki halk neredeyse bizim yediğimizin 3 katı yemek yiyor. Oldukça iri insanlar&#8230;<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Afrika’da 4 Çocuktan İkisi Ölüyor</span></p>
<p style="text-align: justify;">Afirika ile ilgili asırlar önce önemli tesbitler yapan İbni Battuta’yı okuduğumuzda gözlerimizin yaşarmaması imkânsız. Asırlar sonra bizim bildiğimiz Habeşistan yani Afrika Devletleri Birliği’nin başkenti olan Etiyopya’da bile durum çok kötü. Yaşanan kaoslardan dolayı binlerce kişinin öldüğü. Ülkelerinin dağılıp, ayrıldığı yaşayan 5 yaşın altındaki çocukların dörte ikisinin öldüğü, açlığın ve sefaletin kol gezdiği bölge mi?<img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/Afrika_6.JPG" alt="" width="330" height="240" align="right" border="3" /><br />
Şimdiler ise kişi başı gayri safi milli hâsılası, satın alma gücüne göre 740 dolar. Bu sonuçla dünyanın en yoksul insanları Etiyopya’da demek. Ulaşım araçları sınırlı. Petrol sorun. Zayıf vücutlu, ama iskeletleri sağlam Etiyopyalılar yollarda yürüyor, çoğunlukla omuzlara atılan bir bastonla. Bazıları koşuyor. Bu ortalama iki bin yükseklikteki bir plato üzerinde akciğer ustalığı gerektiriyor doğrusu.<br />
İbn- Battuta’nın notlarından okuduğumuz kadarı ile refah ve bolluk içinde yaşanılan bir ticaret merkezlerinden biriymiş bu bölge. Devam ediyor Battuta:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Afrika’da Sultanlık Kültürü</span></p>
<p style="text-align: justify;">“Cuma günleri sultan misafirlerine, giyecek hediye eder. Halkla beraber mescitte namaz kılıp babasının mezarında Kuran okur. Cuma günleri sultanlık merasimleri de yapılır. Cumartesi günleri ise ahali şeyhin ikametgâh gösterdiği yerlere oturur. Kadı, fıkıh bilginleri, şerifler, salihler, dervişler, hacılar. Herkes kendine ait peykeye oturur. Onların ardından vezirler, emirler ve yüksek rütbeli askerler de bölük bölük selam verip çıkarlar. Şeyh yani sultan ekmeğini onlarla paylaşır.<br />
Sonrasında şeyh kendi konağına gider. Kadı, vezirler, sır kâtibi ve ileri gelen dört emir halkın meselelerini dinlemek için orada kalırlar. Doğrudan şeriatla ilgili olan hususlarda kadı hüküm verir. Bunun dışındaki davalara vezirler ve kumandanlar bakar. Eğer sultanla istişareyi gerektirecek önemli bir husus varsa, yazı ile iletilir. Adalet gecikmez, cevap bir kâğıdın arkasına yazılmış olarak derhal verilir. Ora halkının töresi böyle!’<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Avrupalılar Afrika’da İslam Medeniyetini Yıkıyor</span></p>
<p style="text-align: justify;">Adalet, bolluk, hürmet ve İslam’a bağlılık. İslam düzenin kurulduğu ve huzurla yaşandığı beldelermiş buraları. Bu topraklardaki kültür, medeniyet ve izzet sarıp sarmalıyor bizi. Bu yaşanılan acılar tamamen Batı Politikalarının vahşiliği ve adaletsizliği yüzünden oluşmuş. Bunları görünce, bir Müslüman olarak bizlerin daha da medeniyetimize sahip çıkmamız gerektiğini düşünmeden edemiyoruz. O zamanlardaki İslam Medeniyeti zenginliği, şimdiki Batı Medeniyeti yoksulluğu. Kendi oluşturdukları bu zülüm düzeninde buna paralel olarak Etiyopya’daki açlığı bir fırsat olarak değerlendiren Hıristiyan yardım kuruluşları da ülke içinde yardım dağıtımı ile birlikte Hıristiyanlık propagandası yapıyor. Dini etkinliklerini buradaki yoksul halk üzerinden uygulayıp sömürüyorlar. Sahabeye kucak açmış, İslam Dininin İlk coğrafyalarından biri olmuş bu ülke, tesadüfen mi bu hale getirildi soruyoruz?<br />
Hayır tabii ki.Uzun yıllar uygulanmış, politikalar, güçlü İslam Devletlerinin zayıflatılması, Farklı Ticaret kanalları ile zengin olma yoluna giren Batı Medeniyeti, hiçbir şeyi tesadüfen yapmadı. 15. yy. da Ümit Burnu ve Hindistan’ın farklı yollarına, Afrika Kıtasıyla ulaşan Batı Medeniyeti ilk olarak, bölgenin zenginliğinin farkına varan Portekizler tarafından derhal buraya donanma sevk etmeye başladılar. İlk donanma 1505 yılında Güney Afrika sahillerini geçerek Doğu Afrika’da Mozambik’ten başlayıp bugün Tanzanya’nın güneyindeki Kilve Sultanlığı, Kenya sahilindeki Mombasa Sultanlığı, Somali’nin başkenti Makdişu’yu ve diğer şehirlerle onlara bağlı yerleri topa tutup, binlerce kişiyi öldürerek Kızıldeniz’e girdiler. 1517 yılına gelindiğinde Portekiz donanması Memlûk donanmasını da yenerek Cidde önlerine kadar gelmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Osmanlı Afrika’yı Batılılardan Koruyor</span></p>
<p style="text-align: justify;">Batılıların vahşice katliamlar yaptığı Afrika’da işte böyle bir dönemde İslam dünyasının en güçlü iktidarına sahip Osmanlı Devleti, Afrika’nın Kuzey bölgesinde İspanyol işgallerine; Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda ise Portekiz istilasına karşı Müslümanların imdadına yetişti. Önce Mısır’da artık bu saldırılara karşı direnme gücü kalmayan Memlûk idaresine son vermeleri gerekti. 1517 yılında önce Mısır’ı alır almaz Kızıldeniz’deki Portekizlileri Cidde’den uzaklaştırmaları gerekti. Çünkü her an Mekke ve Medine’ye bir saldırı düzenlemeleri söz konusu idi. Osmanlı idaresine geçen Memlûk donanması derhal yeni birliklerle ve gemilerle takviye edilerek Portekizliler üzerine gönderildi. Kızıldeniz’den çıkarılan Portekiz donanması Hint Okyanusu’nda da takip edildi. Ancak Hint Okyanusu’nu esir aldıkları Arap denizcilerden avuçlarının içi gibi öğrenen Portekizliler bölgeyi çok iyi biliyorlardı. Osmanlı Devleti böylesine bir donanma ile 16. yüzyıl boyunca mücadele etmek zorunda kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">Yemen Valisinden Kenya Ve Mombassa’ya Asker </span></strong><br />
Batılı hıristiyan devletlerin sömürü ve işgaline uğrayan Afrika’yı Osmanlılar canları pahasına korumaya devam ediyordu. Bir ara Yemen Valisi Hasan Emir Ali Bey komutasında küçük bir filoyu bugünkü Kenya’nın Mombasa limanına gönderdi ve 1585 yılında burası alındı. Kısa zamanda bir Osmanlı kalesi de inşa edilen limanı kaybeden Portekizliler kral naibi tarafından idare edilen Hindistan’ın Goa Limanı’ndaki donanmasını buraya sevk ederek 1589 yılında Mombasa’yı tekrar Osmanlılar’dan aldılar. Fakat Hint Okyanusu’nun bu bölgesindeki Müslümanların Osmanlılarla o tarihlerde başlayan ilişkileri 20. nci yüzyılın başlarına kadar devam etti. Hatta ilişkilerin iyi olduğu dönemlerde Somali’nin başkenti Makdişu’da, ki o zamanlar Somali Devleti, Etiyopya’ya yani Habeşistan’a bağlı idi, Osmanlı padişahları adına bu topraklarda para bastırıldığı bilinmektedir.<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Kuzey Afrika’da Osmanlı &#8211; İspanyol Mücadelesi</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Afrika’ya iyice yerleşen İspanyol istilası karşısında çaresiz kalan yerli halk Akdeniz’de kendi başlarına hareket eden Türk denizcilerinden yardım istediler. Oruç Reis ve kardeşleri bu çağrılara cevap verdiler. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı ele geçirdiği dönemde onlar da Fas sınırına yakın Batı Cezayir’de İspanyollara karşı büyük bir savaşın içine girdiler.<br />
1510’lu yıllarda bugün Libya Devleti’nin başkenti olan Trablusgarp şehrini alarak Müslüman ahali üzerinde büyük bir kıyım uygulayan İspanyollar’dan kaçabilen Müslümanlar buraya yaklaşık 50 km. mesafedeki Tacura şehrine sığınmışlardı. Aralarından seçtikleri bir heyeti buradan İstanbul’a gönderdiler. Sarayburnu’na çıkan Trablusgarplı Müslümanlarla sarayda bulunan ağalardan Murad Ağa onların konuştukları lehçeyi kolay anladığından emrine verilen bir donanma ile derhal Tacura’ya gönderildi. Onun yerli ahali ile yaptığı dayanışma sonucu Osmanlı donanması 1551 yılında Trablusgarp şehri İspanyollar’dan geri aldı.<br />
Onların bu dönemde başlattıkları mücadele giderek güçlendi ve önce Cezayir’in önemli sahil şehirleri, ardından Tunus ve en son Trablusgarp İspanyol işgalinden kurtarıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">Barbaros Hayreddin Paşa Ve Turgut Reis Afrika’da</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tunus bir ara tekrar İspanyol işgaline uğramışsa da 1574 yılından 1881 yılında Fransa tarafından ‘himaye’ adı altında işgal edilene kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Dönemin güçlü denizcileri Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut reislerin gayretleriyle bütün Kuzey Afrika sahilleri istiladan kurtarıldı. Hem Doğu Afrika’da, hem de Kuzey Afrika’da bir Osmanlı güveni sağlandı ve uzun süre muhafaza edildi. 1820’li yıllarda Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın payitaht merkezi Sinnâr (Sennar) şehri olan Func sultanlığına son verdikten sonra kurduğu Hartum şehrini yeni idari yapının başkenti yapmasıyla bugünkü modern Sudan Devleti’nin temelleri atılmış oldu. Bir müddet sonra Mısır Sudanı adı verilen bu bölgenin sınırlarına Kordofan ve Darfur sultanlıkları da dahil edildi.<br />
*Kavalalı’nın Afrika İmparatorluğu Hayali<br />
Bugün bizim pek fazla ilgimizi çekmese de Afrika’nın Osmanlı’nın gündeminde önemli yeri vardı. Osmanlı’nın Mısır valisi olan ve daha sonra Mısır hidivliği ünvanına sahip Kavalalı M.Ali Paşa’nın büyük Afrika imparatorluğu kurma hayaliyle daha geniş alanları ele geçirme ideali olduğunu da biliyoruz tabi..<br />
Osmanlı Devleti adına XIX. yüzyılda Mısır’ın Doğu Afrika’da tesis ettiği hâkimiyeti bir taraftan Somali sahillerine kadar inerken diğer taraftan da Nil Nehri boyunca güneye doğru seferler düzenlenip bugünkü Uganda’nın kuzeyine kadar genişletildi. Avrupalılar adeta çift kollu saldırı yaptıkları, İslam alemi düzeni bozma yarışına girdikleri için bir taraftan da Osmanlıyı zayıflatma ve parçalama planlarını uygulamaya koymuşlardı. Biliyorlardıki Osmanlı devleti parçalanmazsa, korumasına aldığı Afrika kıtası içinde istediği sömürüyü gerçekleştiremeyecek ve bu kıtadaki devletlerin sınırlarını istedikleri gibi çizemeyeceklerdi.<br />
*Osmanlı Devleti Afrika’da 5 Eyalet Kurdu<br />
Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine Akdeniz de zayıflayan Osmanlı devleti, Afrika topraklarındaki güçlerini çekmek zorunda kaldı.1912 yılında İtalyanlarla Ochy (Öşi) Anlaşması imzalanana kadar geçen tam dört asır boyunca, Osmanlı Devleti Afrika’da geniş bir alanı idaresi altına aldı. Bu bölgede zamanla beş ayrı eyalet kurdu. Bunlar Mısır, Trablusgarp, Tunus, Cezayir ve Habeş eyaletleriydi.<br />
Afrika’nın iç kısımlarıyla münasebetler de 16. yüzyılın ikinci yarısında Trablusgarp eyaletinin güneyindeki Fizan sancağı üzerinden kuruldu. Çad Gölü çevresinde yer alan tarihî sultanlıklardan Darfur, Vaday, Bagirmi, Kânim-Bornu, Kano, Sokoto, Hevsa devletleri ve Batı Afrika’da Songay ve Timbüktü Paşalığı Osmanlılarla yakın münasebetler kurdular. Bu hanedan devletleri ve sultanlıklar İstanbul’a elçilik heyetleri gönderirken Osmanlı Devleti de 20. yüzyılın başına kadar bu bölgelere kendi elçilik heyetlerini yollamaktaydı.<br />
Osmanlıların Afrika’nın Kuzey ve Doğu sahillerine ayak basmaları bu kıtayı Endülüs’e benzetmeyi arzulayan Avrupalıların karşısında büyük bir engeldi. Yerli halk yurtlarını ellerinde tutarken kıtanın bu bölgelerinin sömürgeleştirilmesi en az dört asır geciktirilmiş oldu. Kıtanın batı sahillerine gelince buralar 16. yüzyılın başında birer sömürge olmaya başladılar ve Portekizliler başta olmak üzere Hollandalılar, Fransızlar, İngilizler, İspanyollar, Danimarkalılar ve Almanlar kıyasıya bir mücadeleye girerek değişik iskeleler kurdular. Battuta’nın öve öve bitiremediği sahiller, bu yüzyılın ilk yirmi senesinde Portekiz topları karşısında yanıp kül oluyor, adeta harabeye dönüyordu. İşte bu donanmanın yaptığı tahribat yedi, sekiz yüzyıl boyunca canlandırılan bölgedeki İslam medeniyetini haritadan silecek kadar acımasızdı.<br />
*Afrikalı Köleler Cephelere Sürülüyor<br />
İlk defa 1836 yılında İngiltere tarafından yasaklanana kadar Batı Afrika sahillerinden milyonlarca yerliyi köleleştirerek Amerika kıtasındaki sömürgelerine taşıdılar. Avrupalılar bir taraftan yenidünya dedikleri Latin Amerika yerlilerini yok ediyor ve onların ellerindeki arazileri alıp kendileri yerleşiyordu. Bir yandan da buralara getirdikleri köleleri karın tokluğuna çalıştırıp elde ettikleri gelirleri Avrupa’ya taşıyorlardı. Ancak Osmanlı eyaletlerindeki bu emellerini 20. nci yüzyıla kadar bir türlü gerçekleştiremediler.<br />
Amerika Birleşik Devletleri’nde köleliğin yasaklanmasından sonra bazı azatlı kölelerin gemilerle taşınarak getirildikleri Liberya’da kurdukları devlet ile Etiyopya’nın bir kısmı hariç kıtanın tamamı işgal edilerek sömürgeleştirildi. Afrika kıtasında en büyük payı Fransa ve İngiltere aldı. Almanlar Namibya ve Tanzanya ile yetinmek zorunda kalırken İtalyanlar Libya, Eritre, Somali’nin bir kısmını, kısmen Etiyopya’yı işgal ettiler. Yerleştikleri bu topraklarda yerli ahaliye her türlü eziyeti yaptılar. Özellikle Fransızlar ve İngilizler ekilebilir arazileri halkın elinden alarak buralara Avrupa’dan getirdikleri çiftçileri yerleştirdiler. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı esnasında İngiltere ve Fransa Afrika sömürgelerinden zorla silah altına alıp eğittikleri yüz binlerce askeri Avrupa’daki cephelere ve Osmanlı Devleti topraklarına sevk ettiler.<br />
*Afrika Nasıl Hıristiyanlaştırıldı?<br />
Osmanlı Devleti döneminde Afrika yerlilerinin özellikle dini inanışları olduğu gibi muhafaza ediliyordu. Kimse ne mezhep ne de din değiştirmeye zorlanıyorlardı. Ancak Avrupalılar ise köleliği yasaklamaya başladıkları zaman bu defa da Afrika yerlilerini buraya gönderdikleri binlerce misyoner vasıtasıyla Hıristiyanlaştırmaya zorladılar. 20. yüzyılın başına kadar bütün Afrika’da 10 milyon civarında Hıristiyan varken bugün kendi iddialarına göre 900 milyon nüfuslu kıtada 350 milyon Hıristiyan vardır.<br />
Özellikle 21.inci yüzyıla girdiğimiz şu günlerde ise kıtada Müslümanlar üzerine büyük bir Hıristiyanlaştırma kampanyası yürütülmektedir. Müslümanların yaşadıkları şehirlere, kasabalara, hatta köylere varana kadar kiliseler inşa edilmektedir.<br />
Dinlerini değiştirdikleri Afrikalıların dillerini de yasaklayan Avrupalı sömürgeciler kıta toplumlarını İngilizce, Fransızca, Almanca, Portekizce ve İspanyolca öğrenmeye mecbur kıldılar. Bugün kıta üzerinde resmi dili ana dili olan Etiyopya dışında on kadar ülkede Arapça resmi dildir. Fakat onların bir kısmı İngilizce ve Fransızca ikinci resmi dildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Osmanlı Afrika’ya Hep Verdi&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik bakımdan Osmanlı Devleti’nin Afrika’daki eyaletlerinden istifadesi daima sınırlı kalırken oraları elde tutabilmek için hem kendi öz insan kaynaklarını kullanmış, hem de oralardan alınan vergileri de yerli halka cami, medrese, köprü, liman ve okul gibi binalar inşa ederek hizmet olarak sunmuştur.<br />
Kültür ve medeniyet tarihimizin sayfalarındaki izleri bu topraklarda barış içinde, güçlü ve adaletli bir düzen içinde görüyoruz. Afrika bize yaşam biçimiyle uzak gibi görünse de, din kardeşlerimizin yanında olmak, tüm dünya İslam kardeşliği bilincinde olmak bize ecdadımızdan miras kaldı. Ancak bu kardeşlerimizin vatanlarını tahrip ettikleri gibi, atalarının miraslarını da tahrip etmişler. Ve hala etmeye devam ediyorlar. Başkentte insanların çoğu dileniyor. Zengin topraklara rağmen, üretim teknolojileri çok yetersiz ve ilkel tarım metotları Etiyopya kırsalındaki insanların bile un ve şeker gibi temel ihtiyaç maddeleri konusunda kendi kendine yetmesini engelliyor. Ülkedeki siyasi ve etnik karışıklıklar, zorla çizilen sınırlar, hastalıklar ve ekonomik yetersizlik Etiyopya’yı kuraklıktan kırılan bir ülke haline sokmuş. Fakat umutsuzluğa düşmemiş buradaki kardeşlerimiz. Sıkıntıdalar ama umutsuz değiller. Biz de umutlanıyoruz birçok Müslüman kardeşimizin gözlerinin içine bakarken. Birçoğu bu yokluk, açlık ve yetersizlik içinde bu kültüre ve medeniyete öylesine bağlı ki… Bizden sadece yaşamlarını kolaylaştıracak birkaç iyilik istiyorlar. Bize göre olmazsa yaşayamayacağımız temel ihtiyaçlar. Yüzümüz kızarıyor bunları düşününce. Bu kardeşlerimizin maddi ve manevi yanlarında olduğumuzu hissettirmek bize büyük bir gurur veriyor.<br />
*Elveda Karabahtlı İnsanlar Ülkesi Afrika Coğrafyası<br />
İslam dinine kucak açan Afrika kıtasındaydık. Yeryüzünde en eski medeniyetlerinin sahibi olarak bilinen aslen Habeşistan’ın bulunduğu coğrafya. Muhteşem medeniyetlerin kurulduğu islam muhacirlerine ilk kucak açan böyle bir kültür ve medeniyetin nasıl yeryüzünün en yoksul medeniyetlerinden biri haline getirildiğine üzülerek şahit olduk.<br />
Başkent de dahil olmak üzere kentin hemen her hücresinde açlığı hissettiğimiz bu Orta Afrika ülkesinden yavaş yavaş ayrılma vaktinin geldiğini hatırlıyoruz. Kıtadaki kültür ve medeniyet tarihimizin yayıldığı güzelliklerle anıldığı başka devletlere gitmek üzere yol alma vakti… Elveda Peygamber dostu Necaşi. Elveda İslam’ın ilk çilesini çekmiş ve bu topraklara sığınmış Sahabe-i Kiram. Elveda Afrika coğrafyasının bereket kaynağı Nil Nehri. Elveda kara bahtlı insanların ülkesi.. Elveda kara kıta Afrika&#8230; Elveda derken sizleri Aralık 2007 yılında yazdığımız Habeşistan (Etiyopya) gezi notları ile baş başa bırakalım. Etiyopya’yı birlikte geziyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="color: #333399; font-weight: bold;">HABEŞİSTAN (ETİYOPYA)’DA DEVR-İ ALEM</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;">Tarihler 2007 Aralık ayı. İstanbul’dan Dubai aktarmalı Afrika yolculuğuna çıkıyoruz. İlk hedefimiz Osmanlı’nın Habeş eyaletinde tarihe yolculuk. Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya giden uçağımız Dubai’den kalktıktan sonra, Umman ve Yemen semalarını bir bir arkada bıraktı. Kızıldeniz’i geçip Habeşistan yani Etiyopya hava sahasına girdikten sonra adeta tarihi yeniden yaşıyorum. Kızıldeniz’in Hind Okyanusu girişi, Kızıldeniz sahilleri ve Afrika coğrafyasının bazen çöl ve bazen dağlık bölgelerini seyrederken adeta tarihi yeniden yaşıyor, Habeşistan’ın daha Peygamber Efendimiz döneminde Müslümanlara nasıl kucak açarak yardım ettiğini düşünüyordum.<br />
Habeşistan’da Osmanlı Paşaları<br />
Bugün adı değişip Etiyopya olsada benim gönlümde bu coğrafya Habeşistan coğrafyası. İslama ilk kucak açan Necaşi’nin memleketi. Burası adı ile sanı ile Osmanlı’nın Habeş eyaleti. Habeşistan semalarında uçarken Habeşistan hakkında kitap yazan Kazım Karabekir Paşa’yı hatırlamadan geçmek olur mu? Hele Habeşistan Fatihi Özdemiroğlu Osman Paşa. Bugün mezarı bu bölgede. Ayrıca İtalyanlara karşı Etiyopyalıları örgütleyen ve 1930 yılında İtalyanlara bu coğrafyayı dar getiren Vehip Paşa’yı hatırlıyorum.<br />
<br style="font-weight: bold;" /><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Nil Nehri Bize Hoşgeldin Diyor</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Uçağımız Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya doğru uçarken Nil Nehri’nin doğduğu coğrafyaya gitmenin heyecanını yaşıyorum.Addis Ababa yani geçmiş Habeşistan’ın başkenti. Nil Nehri’nin doğduğu yer, günümüzün siyasi coğrafyasında önemli bir yere sahip. Burası Yeşil Nil’in çağlayarak doğduğu yer. Nil Nehri’nin kültür tarihimizde çok önemli yeri var. Üstat Necip Fazıl’ın “Hani kardeşlerin yeşil Nil, Mavi Tuna/Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna” mısraları hem uçakta hem de Etiyopya’da dilimde tesbih oldu.<br />
Sakarya şiirinde sözü edilen Nil Nehri vadisini uçaktan kısmen görmek te nasip oldu. Uçağımız Aden Körfezi Afrika semalarına girdiğinde kıvrım kıvrım o çölün ortasında, o simsiyah dağların arasında bir vahanın, bir yeşilliğin olduğunu fark ettim. Uçağımız yaklaştıkça buranın bir nehir olduğunu anladım. Heyecanlanarak burası bizim Nil, kültür coğrafyamızın kilometre taşı Nil Nehri diye bağırmak geldi içimden.<br />
Nil Nehri hemen kendini belli etti ve adeta bize hoş geldin dercesine göz kırptı. Bir süre Nil Nehri üzerinde uçtuk.Nil Nehri gerçekten kültür tarihimizde önemli bir yer ifade ediyor. Sınır taşlarından biri Afrika’da Nil, Balkanlarda Tuna, bizim kültür tarihimizin temel taşları, bizim medeniyet tarihimizin birer simgesi.<br />
Nil ve Tuna’yı görmek, yaşamak ve hissetmek gerekiyor. Osmanlı coğrafyası Türk dünyası ve İslam Medeniyeti tarihi ile ilgilenen gazeteciler, seyyahlar ve araştırmacılar kesinlikle Nil Nehri’nin doğduğu Habeşistan coğrafyasını ve Akdeniz’e döküldüğü Mısır coğrafyasını görmeli. Tuna Nehri’nin doğduğu Almanya’nın Dunaoeşingen şehrindeki Tuna Nehri’nin membaından kana kana su içmeli. Tuna Nehri’nin karşısına geçerek Osmanlı Türk tarihini düşünmeli. Tuna ve Nil nehirleri beni hep heyecanlandırır. Beni benden alarak başka diyarlara götürür. Ah Nil, vah Tuna&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Nil Nehri’nin Doğduğu Yere Gitmek İstiyorum</span></p>
<p style="text-align: justify;">Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa havalimanına inerken Nil Nehri vadisinden gözlerimi ayıramıyor, Yeşil Nil’in doğduğu bölgeye mutlaka gitmeliyim diye düşünüyorum. Ancak bu isteğimi gerçekleştiremiyorum. Çünkü yeşil Nil’in doğduğu yer buraya çok uzak. Bizim burada zamanımız az. Bizler burada Sudan üzerinden Çad’a gideceğiz. Zaman yok. Bu isteğimiz bir başka zamana kalıyor.. Ama zararı yok. Nil’in yani kültür tarihimizdeki o güzel Nil&#8217;in doğduğu Etiyopya’dayız. Nil Nehri’ni tek başına Etiyopya kullanamıyor. Nil’de birçok Afrika ülkesinin hakkı varmış.<br />
Habeşistan’ı yakından tanımak için Necaşi hazretlerini tanımak gerekiyorEtiyopya’nın en büyük camisinin bulunduğu Merkez Caminin bulunduğu yerdeyiz. Burası sadece bir cami değil, Müslümanların sığınak noktası. Kuruluş yılları, Peygamber efendimiz dönemine dayanan bu caminin çevresi külliye halinde. Yaz kış yaprağını dökmeyen yeşil ağaçlar içerisinde yeşil kubbesiyle Cami ziyaretçilerine göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Caminin kapısı kapalı olduğu için içeri giremiyoruz. Hıristiyan devlet yöneticileri camilerin sadece vakit namazlarında açılmasına izin veriyormuş. Yöneticilerden özel izin alarak cami çevresinde çekimler yapıyoruz. Kameramıza Arapça açıklama yapan Etiyopyalı Müslümanlar, Necaşi Hazretleri ve İslam’da ilk hicretle ilgili bizlere bilgiler veriyorlar. Cami çevresindeki medresede okuyan talebeler ve müderrislerden Osmanlı’nın Habeş eyaleti ile ilgili bilgiler alıyoruz. Afrika Birliği’nin de başkenti olan Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa Merkez Camii’den ayrılırken içimiz hüzünleniyor. Zengin Afrika’nın fakir müslümanlarını perişan hali hala gözlerimizin önünde ve aklımız Necaşi Hazretlerinde. Şimdi sizleri Peygamber Efendimizin Necaşi hazretlerine gönderdiği mektup ve cevabını sunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Hz. Peygamber&#8217;in (Sav) Necaşi&#8217;ye Gönderdiği Mektup</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #333399;"> <span style="font-weight: bold;">&#8220;Rahman ve Rahîm olan Allah&#8217;ın adıyla!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Allah&#8217;ın Resûlü Muhammed&#8217;den Habeşistan kralı Necaşi Ashâm&#8217;a!<br />
Selâm senin üzerine olsun. Yegâne güç ve kudret sahibi Kuddûs, Mü&#8217;min ve Müheymin olan Allah&#8217;a hamd ediyorum. Şehâdet ederim ki İsa, Allah&#8217;ın ruhu ve kelimesidir. Onu bakire, saf, temiz ve namuslu Meryem&#8217;in rahmine ilkâ etmiştir ve böylece Meryem, İsa&#8217;ya gebe kalmıştır. Âdem&#8217;i de eliyle ve yine nefhasından yaratmıştır. Seni bir ve ortaksız olan Allah&#8217;a inanmaya davet ediyorum. Onun taati üzerinde yardımlaşmaya, O&#8217;na tâbi olmaya, O&#8217;na ve benim getirdiğime iman etmeye davet ediyorum.<br />
Ben Allah&#8217;ın Resulüyüm. Sana amcamın oğlu Cafer ile beraberindeki Müslümanları gönderdim. Onlar sana geldiklerinde kendilerini misafir et. Kibirden sakın. Seni ve askerlerini Allah&#8217;a inanmaya davet ediyorum. Ben vazifemi tebliğ ettim, nasihatte bulundum. Benim nasihatimi kabul ediniz. <span style="color: #000000;">Selâm hidayete tâbi olanların üzerine olsun&#8221;</span><br style="font-weight: bold;" /><br />
<span style="font-weight: bold; color: #333399;">Necaşi&#8217;den Hz. Peygambere (Sav) Cevabî Mektup</span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Rahman ve Rahîm olan Allah&#8217;ın adıyla!</p>
<p style="text-align: justify;">Necaşi Asham b. Ebcer&#8217;den Allah&#8217;ın Resûlü Muhammed&#8217;e. Ey Allah&#8217;ın Peygamber&#8217;i! Allah&#8217;ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur. O Allah ki beni İslâm&#8217;a hidayet etmiştir. Ey Allah&#8217;ın Resûlü! İsa ile ilgili sözlerini içeren mektubun bana erişti. Göklerin ve yerin rabbine and içerim ki İsa senin söylediğin gibidir, fazlası değildir. Biz senin bize gönderdiğini tanıdık. Onları, amcanın oğlunu ve arkadaşlarını misafir ettik<br />
Şehâdet ederim ki sen Allah&#8217;ın resulüsün, doğrusun ve Allah tarafından da tasdik edilmişsindir. Sana ve amcanın oğluna biat ettim ve onun eliyle âlemlerin rabbine teslim oldum.<br />
Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Sana Erîha b. Ashâm b. Ebcer&#8217;i (yani oğlumu) gönderiyorum. Sana gelmemi istersen, gelirim. Şehâdet ederim ki senin söylediklerin haktır<br />
Afrika’nın Tarihini Yerinde Araştırıyoruz<br />
Afrika’yı çok iyi tanıyabilmek için Afrika’nın tarihini çok iyi bilmek gerekiyor. Gerek İslam Medeniyeti, gerekse Kuzey Afrika’da Türk İslam Devleti kuran, Tolonoğulları ve Kuloğulları gibi Türk İslam devletleri ve en önemlisi Mısır’dan Fas’a KuzeyAfrika’da 500 yıl hakimiyet kuran Osmanlı Devleti Afrika tarihinin en önemli dönüm noktalarıdır.<br />
Afrika tarihinden İslam ve Türk medeniyetini çıkardığınızda sömürgeci batılı güçlerin vahşetleri ile karşılaşırsınız. Bizler Afrika’ya gitmeden önce araştırma yapmak istiyoruz ve yeterli kaynak olmadığı için de üzülüyoruz. Afrika’yı anlamak için Afrika tarihini bilmek gerekiyor ve bunu anlamak için de bu toprakları karış karış gezmek gerekiyor. Canımızı tehlikeye atarak kara kıta Afrika’yı tanıtmak için geziyoruz. Bu kez sizleri Etiyopya’nın önemli bölgelerinden Necaşi Hazretlerinin köyünde Afrika’da açılan ilk mescidin yapıldığı yere götüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Afrika’da İlk Mescid Necaşi Hazretlerinin Köyünde Açılmıştı</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">Necaşi Hazretlerinin köyü, ülkenin 11 eyaletinden biri olan Tigray eyaletinin başkenti Mekele&#8217;nin 60 km kuzeyinde, Eritre sınırına 80 km mesafede. Köyün kurulduğu dağa tırmanan yolun, dar ve keskin virajlarla dolu olduğu yeşillik olarak yol kenarlarında daha çok kaktüslerin göze çarptığı bize anlatılanlar arasında. Girişe az bir mesafede Meryem Kilisesi buluyormuş.. Ayrıca Necaşi köyüne hâkim bir tepede kayalıkların üzerinde yapılmış bu kilise olduğu ve buraya arabayla gitmenin imkânı olmadığı bize anlatılanlar arasında.<br />
Köye girdikten 100 metre kadar sonra meydana varıyoruz. Hayvanların ve çocukların gezindiği meydanın hemen solunda cami yer alıyor. Necaşi türbesi ise caminin gerisinde. Etiyopya Müslümanları için büyük öneme sahip olan caminin, Afrika&#8217;nın ilk mescidi olduğu belirtiliyor. Zaman içinde birkaç kez yeniden inşa edilmiş, genişletilmiş.<br />
Necaşi köyünün, Müslümanlarla Hıristiyanların barış içinde bir arada yaşadıkları ilk yer olarak tarihî öneme sahip, sembol bir mekân . &#8220;Burası, İslam Peygamberi Muhammed&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşlarına barış ve güven içinde yaşayabilecekleri yer olarak gösterdiği, vaat edilmiş bir mekan.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Kısaca Etiyopya’yı Tanıyalım</span></p>
<p style="text-align: justify;">Etiyopya’yı televizyon ekranlarından yüreklerimizin derinliklerine hitab eden bu görüntülerle tanır olduk.İskeletleri çıkmış, her tarafından yoksulluk ve dram akan bu görüntüler, adeta zihinlerimize nakşetti. Bu görüntüleri izlerken bir gerçek zihinlerimizi kurcalıyordu.<br />
&#8220;Dünya zenginleştikçe, Etiyopya’nın fakirleşmesi.&#8221;<br />
Tarihi geçmişi çok eskilere dayanıyor Etiyopya’nın.<br />
Bir zamanlar Habeşistan olarak bilinen burada hala tarihin kalıntılarını görmek mümkün.<br />
Üç semavi din de daha peygamberleri döneminde ulaşmış Habeşistan’a&#8230;<br />
Resmi dilleri Amharic, enteresan titrek harflerden oluşmuş bir alfabeleri var. Okuma yazma oranı %63&#8230; 100’den fazla ayrı topluluk içinde tam 82 iki dil konuşuluyor Etiyopya&#8217;da.<br />
İste bu kalabalık nüfusun ortalama %45&#8242;ini Müslümanlar oluşturuyor.<br />
Ve Müslümanların tamamı, bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Şafii mezhebine bağlı. Evet, Müslümanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar&#8230; Ama yönetimde o kadar etkili değiller. Yönetim, Hrıstiyanların elinde.<br />
Etiyopya&#8217;da Hıristiyanlar Nüfusun Yüzde 30&#8242;unu oluşturuyor&#8230;<br />
Ve Hıristiyanların tamamı Ortodoks&#8230;<br />
Yaşadıkları en büyük savaşlardan biri de komşuları Somali ile yapılan Ogaden Savaşı. Şimdilerde Somali ile dostça geçiniyorlarmış.<br />
1991 yılına kadar burada iç savaş vardı. Silahlı gruplar komünist yönetime karsı savaştılar ve Komünist yönetimi devirdiler&#8230;<br />
Bilim adamları tarafından Afar bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda 3 milyon yıllık insan iskeleti kalıntılarına rastlanılması, tarihi çağların başlamasından çok önceleri bile bölgenin, insan toplulukları için bir yaşam sahası olarak kullanıldığını gösterir. Etiyopya’dan bahseden ilk tarihi belgeleri yaklaşık M.Ö.5000 yılına kadar götürebilmek mümkündür. İlk Çağ&#8217;da kuzeydeki Mısır Krallığı’nın yöneticisi olan Firavunların altın, fildişi, tütsü ve köle aramak üzere Kızıldeniz kıyılarını takip ederek bu bölgeye geldikleri sanılmaktadır. Etiyopya topraklarında modern anlamda ilk kurulan devlet M.Ö 8. y.y&#8217;da ortaya çıkan D&#8217;mt Krallığıdır. D’mt Krallığı&#8217;nın M.Ö. 1. y.y.&#8217;da çöküşü ile beraber bölgede, yine aynı yüz yılda Aksum Krallığı ortaya çıktı. Aksum Krallığı zamanla güçlenerek sınırlarını Habeşistan dışında bugünkü, Eritre, Cibuti, Sudan, Somali ve Arabistan yarımadasında yer alan Yemen&#8217;i içine alacak şekilde genişletti.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Zengin Afrika Coğrayfasının Fakir İnsanları</span></p>
<p style="text-align: justify;">Dubai’den Çad’ın başkenti Jamina’ya kadar hem gidişte hem gelişte 16 saat uçak yolculuğu yapıyoruz. Özetle Afrika coğrafyasını bir baştan bir başa havadan seyrediyoruz. Elimden kameramla ilginç gördüğüm bölgeleri kamerama kaydediyorum. Afrika Birliği’nin de başkentini bulunduğu Etiyopya Afrika’nın en şanslı bölgelerinden birisi. Burada tarım, hayvancılık, turizm ve sanayi olmasına rağmen Etiyopya’da bile insanlar ve özellikle Müslümanlar açlıktan ölüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #333399;">Havadan Seyrettiğimiz Etiyopya’yı Şimdi De Karadan Gezeceğiz</span>.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Addis Ababa’dan Osmanlı Şehri Harar’a Gidiyoruz.Addis Ababa&#8217;dan hareket ediyoruz&#8230;<br />
<span style="font-weight: bold;">Hedef:</span> Milyonlarca insanın açlığın pençesinde çırpındığı felaket bölgesi&#8230;<br />
Önümüzde, yaklaşık 700 km uzunluğunda bir yol var&#8230;<br />
Yolculuğumuz oldukça ilginç geçiyor&#8230;Addis Ababa’dan uzaklaştıkça fakirliğin arttığını gözlemliyoruz.Yerli kabile köylerinden geçiyoruz. Zaman zaman köylülerle konuşuyoruz.<br />
Yol üzerinde çeşit Afrika hayvanlarıyla karsılaşıyoruz.<br />
En fazla karsılaştığımız hayvan büyük baş hayvanlar&#8230;<br />
Burada Etiyopya’nın Afrika&#8217;nin en fazla büyük baş hayvan barındıran ülke olduğunu hatırlıyoruz.<br />
Maymun sürüleri ise bize Afrika’da olduğumuzu hatırlatıyor.<br />
Yollar uzadıkça uzuyor ve nihayet gece karanlığında felaket bölgesine en yakın kente varıyoruz. Burası Osmanlı Habeş Eyaleti’nin sancak merkezlerinden birisi Harar&#8230;<br />
Ve Osmanlı’nın Habeş eyaleti sancaklarından Harar’dayız.<br />
Harar<br />
Harar’ı geziyoruz.Harar’ı gezerken bu bölgelerin bir zamanlar Osmanlı’nın Habeş eyaletinin sancak merkezi olduğunu hatırlıyoruz. Osmanlı bu bölgeyi asırlarca sömürgecilerden korumuştu. Bugün Harar’da Osmanlı’nın izlerine rastlıyoruz. Harar’da konuştuğumuz herkes Osmanlı’dan Türklerden söz ediyorlar. Bir zamanlar Osmanlı döneminde huzur ve refah içerisindeki Harar halkı bugün perişan.<br />
Harar’da bir taraftan açlıktan boğuşan insanlar diğer taraftan turistler. Belki de hiç birbirlerini anlayamıyorlar bu insanlar. Turistler bu insanların neden bu kadar aç, muhtaç ve perişan olduklarını düşüne dursunlar, burada insanlar acı bir gerçekle karşı karşıyalar.Açlık, sefalet&#8230;<br />
Etiyopya’nın turistik şehirlerinden birisi Harar. Müslümanlarca kutsal kabul edilen Harar 15. yy.da Osmanlı yönetimine girmiş huzur ve barış dolu yıllar başlamıştı. Harar’ı çevreleyen surlar 16.yy. ortalarında Amir Nur Ibn al-Wazir Mujahi tarafından inşa edilmiş.<br />
Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’nın yaklaşık 500 km. doğusunda bulunan Harar, bugün halen bir kasaba görümünde. Müslümanlarca kutsal kabul edilen Harar’ı kuşatan duvarlar arasında 90’dan fazla cami bulunmakta. Osmanlılar tarafından Harar’a yapılan camilerden birisi kiliseye çevrilmiş. Misyoner örgütler bölgede cirit atıyor. Fakir Müslümanları Hıristiyan yapmaya çalışıyorlar. Harar da aç olmalarına rağmen bu Haçlı saldırılarına direniyor. Harar’da tam bir hilal-haç savaşı yaşanıyor.<br />
Kral Haile Selasie’nin evi bugünlerde bir şifacı tarafından kullanılmakta. Kanserden şeker hastalığına birçok hastalığı iyileştirdiğine inanılıyor bu şifacının.<br />
Hararlılar, misafirperverlikleri ile ünlü. Geleneksel Etiyopya kahvesi ise bunun en güzel örneklerinden.<br />
Etiyopya&#8217;dan ayılmadan Türkiye’nin Addis Ababa büyükelçiliğine gidiyoruz. Büyükelçilikten Etiyopya ile ilgili bilgiler alacağız ama nafile .. Büyükelçilikte, bilgi alacağımız hiç kimsede yok. Büyükelçi güya çok başarılı olduğu için Güney Afrika&#8217;ya tayin edilmiş.<br />
Büyükelçiyi bulamıyoruz ama burada kısa adı TİKA olan Türk İş Birliği ve Kalkınma aşansı yetkilisi ile görüşüyoruz. TİKA bölgede çok güzel hizmetler yapıyor. TİKA&#8217;nın hizmetleri ile ilgili yetkiliden bilgiler alıyoruz.<br />
TİKA su kuyuları açıyor, okullar yapıyor Türk Diyanet Vakfı aracılığıyla kurbanlar keserek fakir Etiyopya halkına dağıtmış İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etiyopya&#8217;yı kuyusu açma makinesi göndermiş, Başbakanlığa bağlı TİKA&#8217;nın çalışmalarından gurur ve sevinç duyuyoruz.<br />
Etiyopya&#8217;da bir tarihi olayla daha bilgiye sahip oluyoruz. Çanakkale komutanlarından ve Milli mücadeleye destek olan askerlerden, Vehip Paşa&#8217;nın bölgede destansı mücadeleleri hakkında bilgiler alıyoruz.Vehip Paşa gerçekten Etiyopya’yı İtalya’dan kurtarmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Vehip Paşa ve Etiyopya?</span></p>
<p style="text-align: justify;">Taşkent&#8217;ten Türkiye&#8217;ye göçmüş bir Türk ailesinin çocuğu olan Kaçı, Yanya belediye başkanlarından Mehmet Emin Efendi&#8217;nin oğlu, Çanakkale Savaşı&#8217;nın kolordu komutanlarından Esad Paşa&#8217;nın küçük kardeşi ve bankacı Kazım Taşkent&#8217;in amcasıdır.<br />
1899-1900&#8242;de 52. Sınıfın birincisi olarak ve kurmay yüzbaşı rütbesiyle harp akademisini bitirdi ve Yemen&#8217;de bulunan IV. Ordu&#8217;da hizmete başladı. Burada İmam Yayla ile yapılan savaşlarda, bölgede barışın sağlanmasında büyük rol oynadı. Daha sonra Diyarbakır Tümeni&#8217;ne kurmay başkan olarak atandı ve Erzincan&#8217;a Müşir Zeki Paşa komutasındaki IV. Ordu karargâhına nakledildi.<br />
Erzurum’da Birinci Dünya Savaşı’nda, Balkan Harbi’nde ve diğer zamanlarda birçok başarılara imza atan Vehip Paşa, Enver, Talat ve Cemal paşaların Almanya&#8217;ya kaçmasına rağmen İstanbul&#8217;da kalan ittihatçılardan çekinen hükümet, vekiller heyeti kararı ile tutuklattığı 63 kişi arasından Vehip Paşa&#8217;yı da Bekir Ağa Bölüğü&#8217;ne hapsettirdi. Tahliye edildikten sonra tekrar arandığını fark eden Vehip Paşa İtalya&#8217;ya kaçarak kendisini kurtarabildi. Daha sonra Almanya, Romanya, Yunanistan ve Mısıra giden Vehip Paşa, İtalya &#8211; Habeşistan harbinde Habeş ordusuna komutanlık yaptı. Sekiz ay süren Habeşistan İtalya Harbi sırasında emrindeki kuvvetlerin azlığına rağmen, İtalyanlar Vehip Paşa’nın cephesini bir karış geri süremediler. Ancak, Kuzey Cephesi düşürülerek imparatorun yurdunu terke mecbur bırakılması üzerine Vehip Paşa da erlerini silah ve cephanelerini beraberlerinde bırakarak memleketlerine yolladı. Bir süre daha İskenderiye&#8217;de kalan Vehip Paşa İstanbul&#8217;a döndü ve yurt topraklarında hayata gözlerini yumarak, Karacaahmet&#8217;te mezarlığına gömüldü.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; color: #333399;">Kazım Karabekir Paşa’nın Etiyopya Anıları</span></p>
<p style="text-align: justify;">Etiyopya ile ilgili Kazım Karabekir Paşa&#8217;da hatıralar yazmış. Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın Etiyopya hatıralarını da Kızı Timsal Hanım bularak verecek ve bunları da paylaşacağız<br />
Evet, Addis Ababa’nın pek çok yerini dolaştık. Gerçekten her bakımdan görülmeye değer bir yer. Burada yemek kültürü önemli Adis Ababa&#8217;nın merkezinde Lübnan restoranına gittik ve Lübnan mutfağının bir Osmanlı mutfağının olduğunu hatırladım. Şiş kebaplar, salatalar ve sebzelerden oluşan çorba, sebzeli pilavlar, bizim adana şişe eşit hazırlanmış şişler ve taze sıkılmış portakal suyundan oluşan öğle ve akşam yemeklerini yedik..<br />
Osmanlının buraya asker gönderdiği kısma bir cami yaptırdığı ancak Osmanlı camilerinden birisinin kilise olduğunu da öğrenmiş bulunmaktayım. Adisababa Etiyopya ilgili söylenecek çok şey var. Bizler şimdi uçakla Addis Ababa hava limanından kalkıp, Sudan üzerinden Çad, Nijarya ve Kamerun’a gidiyoruz. Elveda Etiyopya, elveda Habeşistan elveda Hz. Necaşi’nin ülkesi elveda Osmanlı’nın Habeş eyaleti. Elveda derken sizleri Çad ve Kamerun Gezi notları ile baş başa bırakıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/genel/afrika-turkiye-mucadelesini-belgesellestirdik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih’e vefa ve vefasızlık</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/fatih%e2%80%99e-vefa-ve-vefasizlik</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/fatih%e2%80%99e-vefa-ve-vefasizlik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 10:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2492</guid>
		<description><![CDATA[Vefa ne kadar güzel bir kelime. Tarihe vefa, kültüre, dostlara özetle bizi biz yapan değerlere vefa. Vefayı anlatan çok güzel sözler var. Peygamber efendimiz vefa ile ilgili en güzel sözü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"><span style="font-weight: bold;">V</span>efa ne kadar güzel bir kelime. Tarihe vefa, kültüre, dostlara özetle bizi biz yapan değerlere vefa. Vefayı anlatan çok güzel sözler var. Peygamber efendimiz vefa ile ilgili en güzel sözü söyleyerek şöyle buyurmuş: “EL VEFAÜ MİNEL İMAN” <strong>&#8216;vefa imandan geliyor&#8217;</strong> . Kuran’ı Kerim’den sonra en muteber hadis kitabı olan Sahihi Buhari’de yer alan bu hadisi şerif vefanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmekte.<br />
Yıl dönümleri çok önemli Batılı kapitalist toplumlar insanları sömürmek için yılda bir kez anneler günü, babalar günü, sevgililer günü ve bilmem ne günleri ile tüketim çılgınlığını yaygınlaştırırken, bizlerde bunan alet olmaktayız. Gerçek anlamda değerlendirilmesi gereken yıl  dönümlerini de unuturuz, tıpkı Fatih’in Çayırova’da vefat yıldönümü gibi, Son üç yıldır Gebze Belediyesinin girişimi Fatih’in vefat yıldönümü anılıyor, Hünkar Çayırı Türkiye gündemine geliyor.<br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"><strong><span style="color: #333399;">FATİH’E YAKIŞIR ANMA</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"> Bu yılki anma töreni eskiye oranla güzeldi. Belediye Başkanı sayın Köşker, anma olaylarını çok ciddiye alarak her geçen gün çıtayı yükseltiyor. Hünkar Çayırına otağ kurulması, yolun asfaltlanması, tarihçilerin davet edilmesi ve en önemli Başta AK Parti Kocaeli İl Başkanı sayın Mahmut Civelek’in anma toplantılarına bizzat katılması anma toplantısını Kocaeli ve Türkiye gündemine taşıyor.<br />
Dün Hünkâr Çayırı tarihi bir an yaşadı. Anma toplantısına gelenler Gebze Mehter bölüğünün Fatih ve Fetih marşı ile karşılandı. Toplantıya katılan tarihçiler konuşmalar yaptılar. Gebze ve Çayırova Belediye Başkanın yan yana Hünkar Çayırını gezmesi 2 belediye arasında birlik ve beraberliği sembolize ederken bir anlamda Fatih Sultan Mehmet’in ruhunu da şad etmiş oluyordu.<br />
Anma toplantısına katılan değerli dostum Doçent Doktor Halit Dursun beyle aylardan sonra ilk kez burada karşılaştık, kucaklaşıp hasret giderdik. Devri Alem programlarını yakından izleyen tarihçi yazar Mustafa Armağan Bey ve Prof Dr Mehmet Çelik’le özel söyleşiler yapıp röportaj yaptık. Hünkâr Çayırına kurulan Otağ tam bir tarih seyrine sahne oldu. Yapılan konuşmalarda çok önemli mesajlar verildi. Tarih adeta burada yeniden yaşandı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/444_1.jpg" alt="" width="400" height="146" border="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">AK PARTİ İL BAŞKANINDAN TARİHİ AÇIKLAMA</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bana göre anma toplantısının en önemli bölümü AK Parti İl Başkanı Sayın Mahmut Civelek’in Fatih Otağına verdiği önemdi. Kendisi ile tarihi çeşme önünde yaptığımız söyleşide buraya ilk kez geldim. Keşke daha önce gelseydim. Konuşmacılar adeta tarihi bize yeniden yaşattılar. Fatih’in otağı ve Hünkâr Çayırı Gebze ve Kocaeli için çok önemli bir değer. Fatih’in bize emaneti ve mirası. Bu mirası korumak ve sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Tüm Kocaelililer Fatih’in otağını görmeli, gençlerimizi tarih bilincine sahip olmalı. Kocaeli’de tarih ve kültür bilinci seferberliği başlatmalıyız demesi beni heyecanlandırdı. Belediye Başkanı Sayın Köşker’in şahsında anma toplantısında emeği geçenlere de teşekkür etti.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/7B2_2.jpg" alt="" width="400" height="173" border="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">BELEDİYE BAŞKANI KÖŞKER’DEN AÇIKLAMA</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Devri Alem kameralarına Hünkar Çeşmesi önünde bir açıklama yapan Başkan Adnan Köşker, 3 yıl önce başlattığımı anma toplantılarını gelecek yıl daha da genişleteceğiz, şimdiden 4. yılın hazırlıklarını başlatacağız. Hünkâr Çayırının Türkiye ve Dünya gündemine gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Bu konuda değişik projeler hazırlayıp, Hünkâr Çayırını da fatih’e yakışır hale getireceğiz. Dedi<br />
Anma toplantısının başından sonuna kadar takip ettim. En son alanı terk eden biz olduk. Toplantıya katılanlar heyecanlı, mutlu ama en önemlisi Fatih Sultan Mehmet Han’a vefa borcunu ödemenin huzuru içindeydiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"><br />
<strong><span style="color: #333399;">VEFASIZLARA BİR KAÇ SÖZ</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"> Herkes vefalı olamaz. Vefalı almak herkese nasipte olmaz, vefalı olanlar vefa ile minnetle ve şükranla anılırlar. Fatih’in vefat yıldönümünde Fatih’in her fırsatta mirasını kullananlar Fatih’in adını siyasi, ticari ve sosyal ranta alet edenler Fatih’e en büyük vefasızlığı yapanlardır. Vefalı olmak bir onurdur, şereftir, her şeydir. Vefasızlar için hiç bir şey söylemeye hatta onların adını bile anmaya değmez. Ancak Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’a bir kaç şey söylemek istiyorum. Milli Kültürümüzden uzak birçok şeye değer veren Kültür Bakanı Fatih’e değer vermemesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti adını büyük bir ayıp. Bu ayıp Kültür Bakanlığına yeter ve artar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/68F_5.jpg" alt="" width="400" height="267" border="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">FATİH’E VEFA BORCUNU ÖDEYENLER</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fatih Sultan Mehmet vefat yıldönümünde vefa ile anmamız gereken kişi ve kurumlarda var. İlk kez resmi olarak 3 yıl önce Gebze Belediyesi anmaya başladı. Ancak gayri resmi ilk anma 4 yıl önce Gebze Dernekler Birliği Hünkar Çayırında sade bir törenle Fatih Sultan Mehmet’i anmaya başlamıştı. Hünkâr Çayırında düzenleme yapan ve ilk kez yağlı güreşler düzenleyen Eski Gebze Belediye Başkanlarından Merhum Ahmet Penpegüllü’idi. Hünkâr Çayırının ilk olarak kamuoyuna duyurulmasını ve Tarihi Hünkâr çeşmenin yıkık harabe olduğunu 1950 yıllarda dile getiren Milliyet Gazetesinin önemli yazarlarından merhum Refi Cevdet Uluaydı. Çeşmenin ve köprünün tamiratını gerçekleştirenler ise merhum tarihçilerimizden Prof Dr İbrahim Konyalı ile Türkiye’nin ilk  kadın mimarlarından Cahide Tamer hanımefendiydi. Bugün bu isimler hatırlanmasa da, bir vefa insanı olarak bu isimleri minnet, şükran ve hayırla yâd ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/28F_41.jpg" alt="" width="400" height="268" border="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">FATİH BELGESELİNİ İZLEYİN</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> 30 yıldan beri Hünkâr Çayırı ile ilgili araştırma yaparak tarihi belgeleri haber ve yazıları son 10 yıldır da belgesel televizyon görüntüleri ile Hünkar Çayırını Türkiye gündemine taşımaya çalışan birisi olarak dün TGRT Belgesel TV’den Sultan Orhan’dan Fatih Sultan’a Çayırova belgeselini de yayınlayarak Fatih Sultan Mehmet Han’a vefa borcunu ödeyen bir gazeteci olarak, Hünkar Çayırına emeği geçen buraya hizmeti olan herkesi bir kez daha minnet, şükran ve vefa ile anıyorum. Hünkâr Çayırını emeği geçenler hiç bir zaman utulmayacak, tarih oldukça yaşayacaktır</p>
<p style="text-align: center;">Yazımın devamını okumak ve SULTAN ORHAN’DAN FATİH SULTAN’A ÇAYIROVA<br />
BELGESELİNİ izlemek için <span style="color: #333399;"><a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12592"><span style="color: #333399;">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12592</span></a></span><br />
ve <span style="color: #333399;"><a href="http://www.belgeselyayincilik.com"><span style="color: #333399;">www.belgeselyayincilik.com</span></a></span> u ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="margin-top: 5px; margin-bottom: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/F9E_3.jpg" alt="" width="400" height="267" border="" /></p>
<p style="text-align: center;"><span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;">Tarihçi yazar Mustafa Armağan ile söyleşi yaptık </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/fatih%e2%80%99e-vefa-ve-vefasizlik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sultan Orhan&#8217;dan Fatih Sultan Mehmet&#8217;e Çayırova&#8217;da Devri Alem</title>
		<link>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/sultan-orhandan-fatih-sultan-mehmete-cayirvada-devri-alem</link>
		<comments>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/sultan-orhandan-fatih-sultan-mehmete-cayirvada-devri-alem#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 13:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belgesel Yayıncılık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Çayırova]]></category>
		<category><![CDATA[Çayırova Belgeseli]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih'in öldürülmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.belgeselyayincilik.com/?p=2481</guid>
		<description><![CDATA[Fatih’in 531. Vefat Yıl dönümü Anısına İsmail Kahraman’ın Yönetmenliğinde Hazırlanan Belgesel Bugün TGRT Belgesel Tv’de Yayınlanıyor Çayırova&#8230; Adını çağlar öncesinden aldı.. Orhangazi tarafından feth edilip, Osmanlı toprağına katldı&#8230;Palekanon’dan Hünkar çayırına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<hr size="1" />
<div id="haberMetni" style="text-align: justify;">
<p>Fatih’in 531. Vefat Yıl dönümü Anısına İsmail Kahraman’ın Yönetmenliğinde Hazırlanan Belgesel Bugün TGRT Belgesel Tv’de Yayınlanıyor</p>
<p>Çayırova&#8230; Adını çağlar öncesinden aldı.. Orhangazi tarafından feth edilip, Osmanlı toprağına katldı&#8230;Palekanon’dan Hünkar çayırına Fatih Sultan Mehmet Han’dan bize yadigar kaldı&#8230;. Burası tarih, kültür, sanayi, bilim ve  teknoloji merkezi,  bereketli  ova&#8230;<br />
İzmit Körfezinin kuzey batı kesiminde yer alana Çayırova D-100 ve E-6 otoban yollarının arasında geniş, düzlük ve çayırlık alana kurulan Kocaeli’nin  önemli  bir ilçesi</p>
<p><img class="alignleft" style="margin: 5px;" src="http://www.gebzegazetesi.com/upload/resimler/F53_DSC_0257.jpg" alt="" width="380" height="230" border="" />Milat öncelerine saklanmış bir mücevherin ışıltısını taşıyorum.<br />
Hünkar Çayırın’dan Çayırova ilçesine, İpek yoluna güzergâh olmuş bir toprağım&#8230;<br />
Çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet Han’ın ebediyete uğurlandığı yerim.<br />
Mütevâzi kalmış varlığım Çayırova belgeseli ile gün yüzüne çıkıyor&#8230;<br />
Bir çınar düşünün kökleri tarihin derinliklerine uzanan. Sonra uzun bir yol düşünün nice medeniyetlerin gelip geçtiği ve yolun sonunda bir köprü düşünün doğu ile batı arasında. Köprünün ağzında bir kapı düşünün. Bir yanı imparatorluklar şehri İstanbul, bir yanı taşına, toprağına vurgun olduğumuz güzel vatan Anadolu&#8230;<br />
İşte bu kapıdan attığınız her adım sizleri bir anda binlerce yıl öncesine götürür. Attığınız her adımda, baktığınız her köşede Roma’dan, Bizans’tan, Selçuklu’dan, Osmanlı’dan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden kalan izler sizi karşılar.<br />
Her güneş doğduğunda yeniden keşfe dalarsınız bu vakur toprakları. İpek yollarının birleşme noktasından geçer, göçmenlerin yurt, yuva kurduğu bir yere gelip durursunuz.<br />
Başınızı göğe kaldırıp baktığınzda da binlerce yılın kültürlerinin birikiminin adı olan ÇAYIROVA gözlerinize takılıp kalır..<br />
Çayırova’dan Hünkar Çayırı’nı, Fatihin otağını, Bayramoğlu adalarını, Anadolu’yu İstanbul’a bağlayan şehirlerarası yolları gözlerinizle takip ederseniz, ta uzaklardaki Yalova sahillerini hayal meyal görürsünüz. Çayırova’dan günbatımının seyri ise bir başka göz ve gönül ziyafetidir.Yüce duygular doldurur içinizi;<br />
&#8220;Düştü enginlere bir ince hüzün<br />
Soldu güller gibi sevdalı yüzün<br />
Nerde mehtabı hazin gönlümüzün,&#8221;<br />
diyen divane gönlünüzü garip duygulara kaplar, ciğerleriniz bütün havayı içine alacakmış gibi genişler, gözleriniz bir büyüye yakalanmış gibi Çayırova’nın  ihtişamlı tarihin de gezinip durur.<br />
Devr-i Alem kameralarını, geçmişi 3000 yıl öncesine kadar uzanan  Çayırova’ya çevirmeden önce kısaca Kocaeli ilimizin tarihi geçmişine  kısa bir  yolculuk yapıyoruz&#8230;<br />
Avrupa ve Asya’nın hem kültürel hem de coğrafi olarak birleştiği noktada bir deniz incisi Kocaeli bugün birbirinden güzel 12 ilçesi bulunmaktadır.Türkiye’nin nüfus yönünden en büyük 6. ili olan ve Marmara’nın doğusunda yer alan Kocaeli; İzmit, Derince, Körfez, Gebze, Gölcük, Karamürsel, Kandıra, Başiskele, Kartepe, Çayırova, Darıca ve Dilovası olmak üzere çok değerli ilçelere sahip.Çayırova konumu itibarı ile  köprü vazifesi gören Kocaeli, Türkiye’nin Anadolu’dan İstanbul’a giriş kapısı ve kültürler köprüsüdür&#8230;<br />
Çayırova bölgesi uzun yıllar yağmalara, depremlere, veba hastalıklarına maruz kalsa da her zaman kültür ve medeniyetlerin birleşme noktası olur. 781 yılında Bizanslılar hâkimiyeti ele geçirirler. Fakat bu uzun sürmez ve 1077 yılında Çayırova Türklerin eline geçer. Bu tarihten sonra bölge çok el değiştirse de 1329 yılında önemli bir savaşa tanık olur. Savaşın geçtiği bölge  bazı tarihi kaynaklarda Maltepe  diye  geçsede ,aslında Eskihisar, Gebze, Darıca arasındaki düz mevkiinin  adı olan Palekanon yani Çayırova bölgesidir.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">Evet; Hünkar  Çayırı’ndan  Çayırova’ ya, bu güzel diyarda durup derin derin nefes alırken, Yahya Kemal Beyatlı’nın şu  dizelerine kulak  veriyoruz…<br />
<em>Tâ Budin&#8217;den Irâk&#8217;a, Mısr&#8217;a Kadar,</em><br />
<em>Fethedilmiş uzak diyarlardan,</em><br />
<em>Vatan üstünde hür esen rüzgâr,</em><br />
<em>Ses götürmüş bütün baharlardan.</em><br />
<em>O dehâ öyle toplamış ki bizi,</em><br />
<em>Yedi yüz yıl süren hikâyemizi</em><br />
<em>Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.</em>Beyatlı, 7 asır boyunca cihana hükmetmiş bir beyliğin tohumlarının atıldığı ve filizlenip devletleştiği bu toprakları yıllar önce bu sözlerle dile getirmiş. Devr-i Alem ile tarihe yolculuk yapıyor ve bir zamanlar tekbirlerin ve at seslerinin birbirine karıştığı Osmanlı ile Bizans arasında yaşanan tarihi  Palekanon  savaşına  götürüyoruz sizleri&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">ÇAYIROVA FATİHİ ORHAN GAZİ   VE  “PALEKANON’DAN ÇAYIROVA’YA”</span></strong><br />
Ve tarihler 1329 yılını göstermekte&#8230; Osmanlı ile Bizans arasında Pelekanon Savaşı gerçekleşir. III.Andreanikos kılıç elinde, Bizans’ın tüm ihtişamını sergileyen kıyafetleriyle savaş meydanına gelir. Karşısında ise yeni yeni kuvvetlenen bir beylik; Osmanlı. Orhan Bey ise tüm asaleti ve kararlılığıyla bugünkü Çayırova’da  yani Palekanon’da Bizans’a meydan okumaktadır.Ve kılıçlar çekilir. Haçlı ordusu ile Osmanlı ordusu savaşmaya başlar. Deniz durgun, ağaçlar ürkektir. Rüzgâr ise en sert haliyle eser meydanda.<br />
Yumuşak huyu ve merhameti ile tanınan, Bursa Fatih’i, Orhan Gazi, o gün hiç olmadığı kadar hiddetliydi. Gün  var olma veye yok olma  günüydü. Göğü solgunlaştıran mavi gözleri ve atının üzerinde uzunca boyu ile, dilinde ‘Allah Allah’ nidası, koynunda cevşeni savaş meydanında soluk soluğa savaşır…<br />
Ve Allahın yardımı  Osmanlı’dan yana olur.Zafer Orhan Bey’indir. O zamana kadar küçümsenen bir beylik artık  dikkat çekmeye başlamıştır.Çünkü İstanbul’un fethi  kolaylaşmış, Bizans’ın Anadolu ile bağlantısı tamamen kesilmiştir.Bu Bizans için şaşılacak bir yenilgiydi&#8230; İpek ve baharat yolunun güzergâhında  stratejik önemi olan   Çayırova Osmanlı kontrolündedir&#8230;<br />
Çayırova fatihi  Orhan Gazi, mütevazi bir insandı.Fakirleri sever ve  alimlere  hürmet ederdi. Son derece dindar, adaletli  yönetimi ile tebaasına kendisini sevdirmişti.Bizzat halk içine girer, onlarla dertleşirdi. Hareketlerinde çok hesaplı davranır ve hiç telaş etmezdi. Bu özelliklerini sadece Türkler değil Batılı tarihçiler de tasdik etmiştir. İşte bu şanlı sultan, Çayırova’nın ve Çayırova’nın bağlı olduğu  Kocaeli  yarımadasının hem Osmanlı, hem de İslam yurdu olmasında büyük emek sarfetmiş bir hizmet  eriydi.<br />
Devr-i Alem kameraları ile Osmanlı tarihine yolculuğa çıkıyoruz.Kurduğu askeri ve idari teşkilatlarla Osmanlıyı gerçek anlamda kurup devlet yapan Sultan Orhangazi kimdir? Hangi hizmetleri yaptı? Osmanlı’nın ikinci padişahı, Kocaeli bölgesi  ve  Çayırova  fatihi  Orhangazi  ile ilgili hazırladığımız belgesel görüntülerle sizleri baş başa bırakıyoruz.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">ÇAYIROVA  FATİHİ  ORHANGAZİ  DÖNEMİNDE OSMANLI</span></strong><br />
Sultan Orhan Gazi Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahıdır. 1326 ile 1362 yılları arasında  sultanlık yapmıştır. Osmanlı Beyliği&#8217;nin kurucusu Osman Gazi ve Malhun Hatun&#8217;un oğludur.Babası Osman Gazi&#8217;nin vefatı üzerine 1324&#8242;te bey olmuştur. Sultan Orhan Gazi&#8217;ye dinin kahramanı manasına gelen Şücaeddin lakabı verilmiştir.<br />
Orhan Gazi daha 15 yaşında iken harplere iştirak etmiş ve hayatının büyük bir kısmı harp meydanlarında geçmiştir.Babasından 16.000 km2 olarak teslim aldığı toprakları, 95.000 km2’ye çıkarmıştır.Orhan Gazi bir devlet reisi sıfatı ile harplerde bizzat ordularının başında daima bulunmuştur. Orhan Gazi, Osmanlı  devletin muntazam bir idare sistemine bağlanması lüzumunu görmüş bir  devlet adamıdır. Müslüman Türkler Avrupa’ya ilk defa Orhan Bey zamanında geçmişlerdir. Kocaeli, Düzce, Sakarya, Gebze ve Çayırova bölgesi başta olmak üzere  İstanbul’un Anadolu yakası tamamen Sultan Orhan gazi zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.<br />
Yeni fethedilen Hıristiyan topraklarında yaşayan yerli Hıristiyan halkın Osmanlı hayranlığı, yeni fetihleri de kolaylaştırmıştır.Orhan Gazi&#8217;nin hükümdarlığı döneminde yeni bir strateji ortaya çıkmıştır.Bu strateji Bizans&#8217;a yardım etme adı altında Rumeli&#8217;ye Osmanlı askeri gönderilmesi ile başlayıp; Osmanlıların ve Türklerin Rumeli&#8217;de toprak edinip şehirlere de yerleşmesi sonucunda ta orta Avrupa&#8217;ya ve Viyanaya  uzanacak olan Osmanlı fetihler  sürecinin  başlamasına vesile olmuştur.<br />
Bazı  tarihi kaynaklara göre bu başarının sonucu olarak 1353&#8242;te Çimpe kalesi Süleyman beye  Bizanslılar tarafından bir askerî üs olarak verilmiştir.Süleyman bey buraya ve civarına askerlerinin ailelerini ve göçmen Türkmenleri yerleştirmeye başlamıştır ve bu Çimpe kalesi Osmanlıların Avrupa&#8217;da  ilk  köprübaşı noktası olmuştur.<br />
Sultan Orhan Gazi’nin oğlu İzmit sancak beyi Süleyman Paşa ordusu ile Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçerek, Bursa, Bilecik ve İzmit gibi Anadolu şehirlerinden getirdiği Türkmen göçmenleri deprem sonucu harabe olan Gelibolu başta olmak üzere Rumeli’nin birçok yerine yerleştirmiştir.Deprem sonucu yıkılan  ve  yerli halkı başka yerlere göç eden Gelibolu’da şehirdeki binalar Rumeli’ye yerleşen Türkler tarafından  birkaç ay içinde yaşanacak şekilde onarılarak surları yeniden inşa edilmiş ve Gelibolu nüfusunun hepsi Türk olan bir müslüman  kente dönüştürülmüştür.<br />
Bizans imparatoru resmen Süleyman Paşa&#8217;dan Gelibolu&#8217;ya yerleştirdiği bütün Türklerle birlikte çekilmesini istemiştir.Ancak Süleyman Paşa cevap  olarak buraya Türklerin Allah&#8217;ın inayeti ile geldiklerini; geldiklerinde şehrin terkedilmiş olduğunu; burada oturan hiçbir kimsenin evinden zorla atılmadığını ve bu şehri terketmenin Allah&#8217;ın inayetini ret etme olacağını bildirerek tarihi bir cevap vermiştir.Osmanlı’nın gelişip büyümesinde Gelibolu’nun sağladığı  askeri  üssün  önemi  çok büyüktür.<br />
Osmanlılar Avrupa toprağı olan Trakya&#8217;da Bizans şehirlerini birer birer zapt etmeye başlamışlardır. Çimpe kalesi ve Gelibolu şehrinden fetihlere başlayan Osmanlı,  Bolayır, Keşan ve Tekirdağ’ı 1354&#8242;te fethetmiştir.Bunun yanında fethedilen toprakları korumak amacıyla Rumeli&#8217;de geniş bir iskan politikası uygulanmış ve Anadolu&#8217;dan Trakya&#8217;ya Türk göçmenler getirilip yeni fethedilen yerlere  iskan edilmişlerdir.<br />
Rumeli&#8217;deki Osmanlı topraklarında  beylerbeyliği görevi yapan Sultan Orhan Gazi’nin oğlu  Süleyman Paşa, Çorluda bir sürek avı sırasında atından düşerek feci şekilde ölmesi Sultan Orhan Gaziyi üzerek hastalanmasına sepep olmuştur.İzmit’in ilk sancak beyide olan Sülemyan bey Bolayır’a defnedilmiştir. Süleyman beyin ölümu ile; 1359-1362 arasında Sultan Orhan Gazi, gelecekte  Kosova fatihi  şehit sultan   Murad-ı Hüdavendigar adını alacak oğlu  1. Murat’ı  Rumeli&#8217;deki Osmanlı ordularını komuta etmek üzere beylerbeyi olarak görevlendirmiştir.Sultan Orhan Gazi döneminde Osmanlılar 1361&#8242;de Dimetoka&#8217;yi feth ederek bir süre Osmanlı’ya başkent bile yapmışlar.1362&#8242;de  Sultan Orhan  gazi  öldüğünde Osmanlı orduları Edirne kapılarına dayanmıştı. O yıl bu şehir de Osmanlıların eline geçmiştir.<strong><span style="color: #333399;">İSTANBUL FATİHİ’ NİN ÇAYIROVA’ DA  KADER ANI</span></strong><br />
Devir değişip zaman ilerleyince, 1432’de dünyaya gelmiş olan Fatih Sultan Mehmed Palekanon’un yani bugünkü Çayırova’nın konumunu değerlendirmek amacıyla çevresindekilere, buraya Türk köyleri kurmaları için emir verir. Çünkü bu geçiş noktası bir kültür kanalı da olmalıydı. Sultan Mehmed zekâsını kullanıp buraya en iyi iskânı yapmıştı. Ayrıca burası, tüm kervanların ve Osmanlı ordusunun İstanbul’dan Anadolu’ya geçiş güzergahındaki üçüncü durak ve dinlenme yeri seçilmişti.<br />
Fatih Sultan Mehmet, dünyanın görebileceği nadir hükümdarlardandır. Avrupa’nın en güçlü imparatoru olan Şarlken, ancak tahta çıktıktan sonra okuma yazma öğrendiği göz önüne alınırsa, sultanımızın alimliği daha iyi anlaşılmaktadır. Hem böylece Osmanlının  şehzadelerine nasıl değer verdiği de ortaya çıkıyor.Sultan, 900.000 kilometre kare olan Osmanlı topraklarını 2.214.000 kilometre kareye çıkarmıştır. Üstelik bunu yaparken sömürgeci bir tavırla değil, fethettiği yere İslam aşkıyla hizmet ulaştırma anlayışıyla yapmıştır.Fatih zamanında Anadolu, Balkanlar ve denizler yönünde bir çok fetihler yapılmıştır. Amasra, Sinop, Trabzon, Sırbistan, Mora, Eflak, Bosna Hersek, Boğdan, Arnavutluk, Kırım, Ege ve Yunan adaları fethedilmiştir. Akşemseddin’in talebesi olan şehzade Mehmet, güçlü bir asker olduğu kadar ilim irfan sahibi kültürlü bir devlet adamıydı. Daha küçük yaşlardan itibaren gönlünden İstanbul’u almak için yaptığı planlar geçiyordu. Ve küçük şehzadenin çok kararlı bir duruşu vardı. Şair Abdülhak Hamit Tarhan’ın kaleme aldığı  “Kim demiş ki çocuk küçük bir şeydir… Bir çocuk belki en büyük şeydir.” sözleri, çok küçük yaşlardaki şehzade Mehmed’in “<strong>Ya İstanbul’u alırız, ya İstanbul bizi alır.”</strong> sözlerini ne kadar da haklı çıkarıyor.<br />
Fatih tüm bu seferleri, saraydan değil bizâtihi at sırtında savaş meydanından yönetilir. İstanbul’un fethinde tam 52 gün otağında secdede gözyaşı döker, meydanda askerlerin en önünde bulunur Fatih. Ömrü savaşlar ve zaferlerle geçmiş kutlu bir insan. Öyle ki alemlere rahmet olarak indirilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in şu hadisi şerif-i bunun en somut örneğidir. “İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”  1453 yılı Fatih’in  peygamber övgüsü ile  şereflendiği  yeni  bir çağın  da başlangıcı olur.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #333399;">ADINI FATİHLE DÜNYAYA DUYURAN ÇAYIROVA</span></strong><br />
Yıl 1481’dir. Aylardan Mayıs. Ama 1481 Mayıs’ı hiç hazır olmadığı kadar bu baharda sancılı bir vefate sahne olmaya hazırlanıyordu. Hünkâr Çayırı’da belki de namını Fatih Sultan Mehmet Han’ın vefatını sinesinde barındırmasıyla alıyordu. Fatih Sultan Mehmet, elinde Osmanlı sancağını alır, ‘sefer doğuyadır’ der.  Sultan  hasta ve bitkindir.  İslam güneşini her yere yayma azmi ve kararlılığındadır. Her şeye rağmen otağını Hünkâr Çayırı’na  kurar .. Fakat bugün bile   aydınlatılamayan  bir bilinmezlik  vardır..  Sultan Fatih&#8217;in tam olarak nereye  sefer düzenlendiği  ve ölümü üzerindeki sır perdesi&#8230; Devr-i alem kamerarı ile  zamanı  durdurup bu sır perdesini  Fatihin  ortağını kurduğu Hünkar  Çayırından  aralamaya çalışıyoruz.<br />
Fatih, Venedikli ve Cenevizli tüccarların denizlerdeki ticaret üstünlüğünü  ele  geçirmekte  kararlıdır.  İtalya seferi ve Otrantoyu alması  Venediklileri   korkutur. Papa telaşa düşer . Bu nedenle Fatih&#8217;in genç yaşta Papa’nın öncülük ettiği Haçlılar tarafından zehirlenmiş olması en kuvvetli ihtimaldir. Hatta Fatih’in ölümü üzerine Roma’da büyük kutlamalar yapılır kilise çanları üç gün boyunca çalınmıştır…<br />
Prof. Dr. İlber Ortaylı’da daha önce bazı tarihçilerin dile getirdiği Fatih Sultan Mehmed’in zehirlenmesiyle ilgili iddialar üzerine: “Evet Fatih Sultan Mehmed, yönü belli olmayan bir sefere çıkarken zehirlenerek öldürülmüştür.Tarihî veriler bu seferin İtalya üzerine olduğunu gösteriyor ve İtalyanlar o dönemde zehir konusunda çok uzmanlaşmış bir milletti.Fatih Sultan Mehmed’in hastalığı vardı; ama o hastalıktan ölmedi, zehirlenerek öldü.” diyerek tarihi gerçeği gün yüzüne çıkarmakta.<br />
Tarihçi Ahmet Almaz da, ‘Fatih Sultan Mehmed Nasıl Öldürüldü?’ adlı kitabında padişahın, Venedik ajanı doktoru Yakup Paşa tarafından zehirlendiğini belgelerle ortaya koyarak ilginç tespitlerde bulunuyor:<br />
Fatih&#8217;in hizmetinde bulunan ve çok beğendiği bir kişi olarak tanınan tarihçi Aşıkpaşazade’nin yazmış olduğu şiir bu zehirlenme iddiasını desteklemekte. Ünlü tarihçimiz Aşıkpaşa zadeye kulak verelim bakalım neler diyor&#8230;<em>Tabipler şerbeti kim verdi o hana</em><br />
<em>O han içti şarabı kana kana</em><br />
<em>Ciğerin doğradı şerbet o hanın</em><br />
<em>Hemin-dem zârı etti yana yana</em><br />
<em>Dedi niçin bana kıydı tabipler</em><br />
<em>Boyadılar ciğeri canı kana</em><br />
<em>İsabet etmedi tabip şarabı</em><br />
<em>Tımarları verdi kamu ziyâna</em><br />
<em>Tabipler hana çok taksirlik etti</em><br />
<em>Budur doğru kavil düşme gümâna</em></div>
<div style="text-align: justify;">Fâtih  İstanbul dan sefere çıktığı  25 Nîsan&#8217;da zehirlenmeye başlamış, Sonra da, tedâvî ediliyormuş gibi, zehir verilmeye devam  edilmiş. Tarihi  kaynaklara göre Göz kapakları ağırlaşmakta, alnından damla damla ter kaftanına doğru süzülmekteydi. Suikastı fark eden Müslüman tabipler, Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa&#8217;ya haber verirler ama geç kalınmıştır Peygamber övgüsüne mazhar olan  İstanbul fatihi   Çayırova da şehit  olmuştur.  Fatihi şehit eden Dönme Jakop ise oracıkta Yeniçeriler tarafından  linç edilir.<br />
İstanbul’un Fatih’i, hayatı gibi mütevazı bir ormanda, mütevazı bir otakta fetih yolunda son nefesini vermişti…Uzun selviler ve  tarihi çınarlar  arasındaki kuşlar susmuş, askerler başlarını öne eğmişti. Rüzgâr dahi hüzün makamında esiyordu. Bir ince sızı düşmüştü Hünkâr Çayırı’na… Bu olayın anısına aynı yerde çeşme ve namazgâh 16. yüzyıl hatırası olarak geride bırakılmıştı. Şimdilerde oraya giderseniz eğer, bu  tarahi çeşme’den  akan suyun sesini dinleyebilir, çamların hâlâ Sultan’ı konuştuğunu duyabilir, ihanetin kara bulutlarını hissedebilirsiniz… Tarih bilincinin önemini anlarsınız&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ÖNEMLİ NOT: Sultan Orhan’dan Fatih Sultan Han’a Çayırova adlı belgeseli <a href="http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12592">http://www.gebzegazetesi.com/yazar.asp?yaziID=12592</a> ve www.belgeselyayincilik.com sitelerinden de izleyebilirsiniz.</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.belgeselyayincilik.com/ismail-kahraman/makaleler/sultan-orhandan-fatih-sultan-mehmete-cayirvada-devri-alem/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

