Yusufeli Belgeseli

“Yusufeli Belgeseli AYKAN GRUP’un Kültür Hizmetidir”

Yusufeli Davetiye

AYKAN GRUP YUSUFELİ BELGESELİNİ SUNAR

“Su ile Yaşayacak Bir Medeniyetin Belgeseli”

Şehirler vardır gözden ırak olsa da hep gönlümüzde yaşarlar. Kafkasların giriş kapısı.. Karadeniz’in son noktası.. Doğu Anadolu’nun sınır çizgisi Artvin İli gibi… Artvin dile gelir ve uzaklardan bizle seslenir… Dalları filizlerle bezeli yaşlı bir çınarım… Her gün yeniden doğuyorum… Geçmişim tüm kültürleri kucaklar Adım ne olursa olsun binlerce yıllık kültür ve medeniyetin birikimiyim. Ben Karadeniz bölgesinin tarih, kültür, turizm ve doağal güzellikler yurdu Artvin’im… Karlı Kaçkar dağlarından, engin Çoruh vadisine uzanan Serhat şehriyim…Gürcistan’ın sınır kapısıyım. Ben su ile hayat bulan ve suyu enerjiye çevirerek hayat veren Artvin’im.Artvin

Artvin, Doğu Karadeniz ile Kafkasların orta noktası… Kaçkar Dağları’nın eteklerinde tarih, kültür ve turizmde marka şehir… Kuzeydoğusunda Gürcistan, güneydoğusunda Kars, Güneyinde Erzurum, batısında Rize, kuzeybatısında Karadeniz bulunan Artvin’de kültür ve medeniyet tarihimize Devr-i Alem’le yolculuk yapacağız.

Ardanuç, Arhavi, Borçka, Hopa, Murgul, Şavşat, Yusufeli gibi her biri ayrı özelliğe sahip ilçeleriyle Çoruh vadisinin dik yamacı üzerinde boylu boyunca uzanan Artvin’in adı, Gürcü lehçesinden geldiği sanılmakta. Ama kurulduğu tarih için net bir bilgi yok. Artvin; Bizans, Gürcü, Ermeni, Saltuk, Moğol, Karakoyunlu, Timur, Akkoyunlu, Safevi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini yaşadı. 17. yy da sancak merkezi oldu. 93 harbinde bir süre Rus işgalinde kaldı. Tarihimize kara yıllar olarak geçen 40 yıllık ayrılıktan sonra yeniden Osmanlı yönetimine girdi. Mondros anlaşmasıyla İngilizlerin eline geçtikten sonra Türkiye topraklarına katılan Artvin önce Liva olarak il, sonra Rize’ye bağlı ilçe, 1956 yılında ise Artvin İli olarak tarihe adını yazdırdı. Milli Savunma Bakanlığı’nın resmi kayıtlarına göre Artvin; Balkan Savaşı, Birinci Cihan Harbi, Sarıkamış, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Kore, Kıbrıs Barış harekatı ve benzeri mücadelelerde 211 şehit vermiş.

Türkiye’nin Kafkasya sınırında olan Artvin doğal güzellikleri ve sıcak insanlarıyla bilinir. Türkiyenin en güzel yaylaları Artvin çevresinde yer alır. Yöre halkı yaz başlangıcında hayvancılık için yaylaya göç hazırlığına başlar. Geleneksel bir töre olan göç, adeta bir şenlik havasında gerçekleşir. Bilbilan, Yaylalar, Meşeli, Meydancık, Çamlık ve Yarlık ünlü yaylaları. Artvin’den Çoruh ise bir başka akar. Erzurum’dan çıkıp Artvin sınırına girdi mi bir köpürür bir çağlar kol kol olur sonunda gider Karadeniz’e dökülür. Çoruh aşağıda aka dursun ince ince köpükleriyle, bizde “Gitmediğin, gidemediğin yer senin değildir” anlaşıyla Devr-i Alem kameralarını doğu sınırımızın güzel şehri Artvin İl’inin, suyu sert, insanı mert olan Yusufeli ilçesine çevirelim…

BEN YUSUFELİ’YİM

Ben, Karadeniz’in yemyeşil süsü,
Tarih ve tabiat kaynıyor içim.
Ben, Kaçkarların rengârenk çiçeği,
Medeniyet olup aydınlatacağım.

Ben Çoruh, Barhal, Oltu ve Tortum…
Ben, dağlarda kar, tarlalarda bereket
Adım Yusuf İzzeddin Efendi’den yadigâr
İçimden kültür ve medeniyet tarihi akar.

Yusufeli

Bin yılları, beş bin yılları devire devire bu güne gelmiş bir medeniyetler beşiği. Adım başı tarih. Adım başı geçmişten izler taşıyor. Adım başı doğal güzellik yurdu burası. Adım başı kültür ve tarih. Her an yeniden keşfedilmeye hazır. Duyulmamış sözleri, tam olarak yazılamamış tarihi, hakkı ile anlaşılamamış hak aşığı gönül sultanları… Dinlenememiş halk ozanları, hikâyeleri, destanları ve masallarıyla bitmez tükenmez bir bölge Yusufeli… Boy boy tepeler, göz alabildiğine yeşil bağ ve bahçeler… Yusufeli, Türkiye’nin en önemli kültür ve turizm bölgelerinden birisi…

Artvin il merkezinin güneybatısında, Çoruh Nehri ve Barhal Çayı’nın birleştiği bir vadide kurulu Yusufeli. Adını, Osmanlı padişahı KaçkarlarAbdülaziz’in oğlu veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’den alan bu yerleşim yerinin güzelliklerini bir çırpıda anlatmak elbette imkânsız. Ama bir yanda nazlı nazlı akan Çoruh, bir yanda başı dumanlı Kaçkarlar dile geliyor ve şanlı geçmişimizi adeta bize haykırıyor. Bu vakur topraklarda Devr-i Alem belgesel ekibi olarak kültürümüzün ve medeniyetimizi araştırıp belgeselleştiriyoruz.

Çok engebeli ve dağlık alana sahip Yusufeli, Küçük Kafkaslar dağ silsilesinin batı ucunda, dünyanın en önemli 25 yerinden biri olan Kaçkar Dağları’nın güneybatı bölümünde yer almaktadır.Yusufeli gerçekten muhteşem bir coğrafyaya ev sahipliği yapıyor. Korunmuş, yaşlı, doğal ormanları, içinde barındırdığı zengin endemik bitkileri ve yaban hayatı ile tam bir doğa harikası.Sahip olduğu bioçeşitliliği ile Kafkasya ekolojik bölgesinin batı ucunu oluşturan Çoruh Vadisi aynı zamanda, Uluslararası Koruma Örgütünün seçtiği dünyanın 25 önemli sıcak noktasında bulunmaktadır. Çoruh Vadisi’nde yer alan Yusufeli, zeytinlikler, sandal makisi, Halep çamları, Nar ağaçları gibi zengin biyolojik örtüyle kaplı.

Yusufeli, dağları, nehirleri, çayları, gölleri ile bereketli bir bölge. Devr-i Alem kameralarını 3937 metre yüksekliğiyle ilçenin kuzeybatısında Yusufeli Belediye Başkanı Eyüp Aytekinyer alan Kaçkarlara çeviriyoruz. Kuzeydoğu Anadolu Dağlarının en yüksek dağı olan Kaçkarlar yaz mevsiminde bezeli rengârenk çiçekleriyle trekkingciler için doyumsuz manzaralar sunuyor. Milli park ilan edilen Kaçkarlar, aynı zamanda dağcılık sporuyla da ülkemizin en önemli ve en tanınmış dağlarındandır.

Kültür ve medeniyet tarihimizde müstesna yere sahip Yusufeli’nde geçmişten günümüze ayakta kalan tarihi yapıları, eski köy evlerini, yaylaları, yayla şenliklerini, Karakucak ve boğa güreşlerini, Kaçkar ve Arcuvan gölünü, ziyaret tepesini, adrenalini bol raftingi, mükemmel yemyeşil ormanlarla kaplı el değmemiş Çoruh vadisini ve en önemlisi tertemiz insanlarını yakından görmeden, yaşamadan ve tanımadan geçmek vefasızlık olur. Şimdi Devr-i Alem diyerek yola revan oluyoruz. Gezimizin şimdiki durağı Yusufeli ilçe merkezi. Yusufeli ilçesi Barhal ile Çoruh Nehri’nin birleştiği vadide denizden 560 metre yükseklikte kurulmuş. Etrafı Kaçkar Dağı ve Altıparmak Dağları ile çevrili olan Yusufeli ve köylerinde çok sayıda, otel, motel ve pansiyonlar bulunuyor. İlçe merkezinde ilk olarak kaymakamlığı ziyaret ediyoruz. Yusufeli Kaymakamı Cumhur Duran, makamında bizi karşılıyor. Çok sıcak ve samimi olan Cumhur Duran Bey Devr-i Alem’e çok önemli bilgiler veriyor.

Şehir merkezimizdeki gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yusufeli doğal ve tarihi güzelliklerinin yanında güzel insanlarıyla da tanınmış şirin bir ilçemiz. Yusufelin de esnaflar akşamları dükanlarının önünü toplamaz, eşyalarını, malzemelerini öylece dışarda bırakırlar. İşte Yusufeli insanının güzelliği burada saklı, kimse başkasının malına yan gözle bakmaz. Yusufeli halkının büyük bir çoğunluğu gurbetçilikle, çok az kısmıda tarımla uğraşmaktadır. Halıcılık, kilimcilik, balıkçılık, tavukçuluk gibi küçük aile işletmelerin yanısıra ilçede bal, süt, meyve ve pirinç üretimi önemli geçim kayanğını oluşturmaktadır. Çam, Ladin, Köknar, Karaağaç, Meşe ve Yabanı Kavak türlerinin bulunduğu geniş ormanlarla kaplı Yusufeli, köy ve yayla şenliklerinin en yaygın olduğu ilçedir. Mayıs ayında başlayıp temmuz ayına kadar süren köy ve yayla şenlikleri, Karakucak ve boğa güreşleri, çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikleri ile yoğun ilgi görmektedir.

Şimdi Devr-i Alem ekibi olarak, hayata gözlerini Yusufeli’nde açan ve buranın ekmeğiyle, suyuyla büyüyen Yusufeli Kaymakamı Cumhur Duran ve Yusufeli Belediye Başkanı Eyüp Aytekin’le Çoruh nehri üzerinde, konakladığımız otelin terasında Yusufeli’ ye özgü hazırlanmış yöresel yemekleri eşliğinde röportaj yapıyoruz. Kaymakam ve belediye Başkanı’ndan Yusufeli bölgesi ile ilgili önemli bilgiler alıyoruz…

ÇORUH NEHRİN’DEN BİR TARİH AKAR…

Yusufeli, insanlığın suyla yoğrulup ab-ı hayat bulduğu, medeniyetimizin izlerini binlerce yıl öncesinden günümüze oluk oluk akıttığı, tam anlamıyla keşfedilmeyi bekleyen münbit topraklar. Yusufeli anlatılmaz yaşanır. Yaşam burada bir başka akar. Tıpkı Çoruh, Barhal, Oltu, Tortum nehir ve çaylarının çağlayarak aktığı gibi… Ama Çoruh nehri bir başka akar. Yusufeli HaritasıÇoruh sadece bir nehir değil, Çoruh aynı zamanda bir tarihtir. Çoruh yaşamdır. Çoruh bizim türkümüzü, bizim destanımızı söyler. Erzurum’un Mescit dağından doğan, Bayburt ve İspir vadilerine bereket dağıtarak yoluna devem eden Çoruh nehri kültür ve medeniyetimizin muhteşem tarihinede şahitlik yapar. Çoruh, Yusufeli ilçesini ortadan ikiye ayırır. 376 km. uzunluğu ile Artvin’in en büyük akarsuyu, dünyanın da en hızlı akan ve derin nehridir Çoruh. Yusufeli ilçesinde ki bütün çay ve derelerin hayat kaynağı olan Çoruh, kendi kaynağını da Mescid Dağı’ndan alır.

Batum’da Karadeniz’e dökülen Çoruh Nehri’nin 100 kilometrelik kısmı Yusufeli sınırları içerisinde seyreder ve Mayıs ayında zirve yapar. Çoruh Nehri, aynı zamanda rafting ve kano gibi su sporları için en uygun ve en zorlu parkurlarıyla birçok turisti bu bölgeye çekmektedir.

Kameralarımızı son yıllarda Çoruh nehri üzerinde hidroelektrik barajlarının yapılmaya başlaması ile Yusufeli barajı suları altında kalacak olan bölgelere çeviriyoruz. Yusufeli barajının yapılacağı Çoruh havzasında yer alan yerleşim yerlerinden geçiyoruz. Buralar oldukça dağlık ve ormanlık. Çoruh vadisinde akan suyun bir tarafında Yusufeli barajı için hummalı çalışmalar hızla devam ederken suyun diğer tarafında ise ata ve dedelerinden kalma toprak evlerde yaşayan insanlar hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Gelecekte sular altında kalacak bu evlerde yaşayan ailelere misafir oluyoruz. Suyun karşı tarafına asma köprüden geçerek, burada yaşayan kalabalık bir aileye mikrofonlarımızı uzatıyoruz. Şırıl şırıl akan suyun kenarında, yeşillikler içinde misafir olduğumuz bu evlerde gördüğümüz manzara Karadeniz kültürünün hala ne kadar canlı olduğunu gösteriyor. Herşey doğal ve sağlıklı. Kameralarımız bir yanda sımsıcak odun ateşi üstünde kazanlarda kaynayan pekmezleri, bir yanda da yerlere serili örtülerde kurumaya bırakılmış güzelim dutları görüntülüyor. Yusufeli 2Evlerin önünde oturmuş yaşlı ninelerin, kurutmak için soydukları elmalarda gerçekten görülmeye değer. Misafirperver Yusufeli insanının sıcaklığını burada doya doya yaşıyoruz. Buraya kadar gelmişken tadına doyum olmayan Karadeniz çayını içmeden dönmek elbette olmaz. Hem çaylarımızı içiyoruz hemde sıcak ve samimimi bu insancıklarla sohbet ediyoruz. Yakın bir zamanda sular altında kalacak Yusufeli’nin bu güzelliklerini Devr-i Alem farkıyla ekrana taşırken sizleride en kısa zamanda buralara davet ediyoruz. Buradan ayrılmak zor. Ama Yusufeli’nde daha göreceğimiz birçok tarihi ve tabii güzellikler bizleri bekliyor. Yola revan olmadan önce bize ikram edilen kurumuş dut ve taptaze elmaları alıp, hatıra fotoğrafı çekilmeyide ihmal etmiyoruz.

Yusufeli’ni dört mevsim gezip görürseniz muhteşem güzellikler yaşarsınız. Baharla birlikte çiçekler açar ve Çoruh vadisi göz alabildiğine yeşerir. Vadiden daha yükseklere çıkarsanız eğer beyaz örtülü dik yamaçlar sizlere bambaşka manzaralar sunar. Adeta bir rüyaya kapılırsınız. Ne bu yamaçlardan süzüle süzüle akarak Çoruh’a karışan suyun tadına, ne de Çoruh Vadisi’nde yetişen çeşit çeşit meyvelerin lezzetine doyum olmaz. Çoruh vadisinin insanoğluna sunduğu güzellikleri anlatmaya elbette kelimeler yetmez. Biz bu güzellikleri arkamızda bırakmadan önce, Devr-i Alem diyor, kültür ve medeniyet tarihimizde Yusufeli’nin geçmişine doğru yol alıyoruz.

YUSUFELİ’NİN SAKLI TARİHİ

Yusufeli bölgesi, Çoruh Nehri havzasında yer alan batıda Bayburt, İspir, doğuda Oltu ve kuzeyde Artvin bölgeleri kültür çevresinde yer almaktadır. Nehir havzaları insanoğlunun ilk önce yerleşik hayata geçtiği, tarım toplumunu oluşturduğu yerlerdir. Çoruh havzası tarih öncesi devirlerde yaşanmış kültürlerin izlerini hala taşımaktadır. Bu bölgenin tarihi, elde edilen kalıntılar incelendiğinde 7500 yıl öncesine yani Kalkolitik Çağ’ın Bakır devrine kadar uzanmaktadır.1955 yılında yol yapımı sırasında Yusufeli’nin Nizgavan (Demirköy) köyünde çıkarılan bakır balta, buranın Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu bizlere göstermektedir.

Orta ve aşağı Çoruh havzasında yer alan Yusufeli bölgesi bundan 3000 yıl önce sırasıya Hititliler, Urartular, Asurlular, Kimmerler, İskitler gibi güçlerin egemenliğine girerler. Milattan önce 7. Yüzyıldan, İslamiyet’in doğup yayılmaya başladığı Milattan sonra 7. Yüzyıla kadar Kafkasya’nın değişik bölgeleri Persliler, Yunanlılar, Romalılar ve İranlılar gibi büyük devletlerin mücadelesine sahne olur.

YUSUFELİN’DE TÜRK – İSLAM MEDENİYETİ…

7. yüzyılda İslâm fetihleri ile tanışan bölge Hz. Ömer döneminde Müslümanların idaresine geçer. Zamanla bu bölgeler Emeviler, Bizanslılar ve Abbasiler arasında el değiştirir. Yusufeli’ne ilk Türk mührünün vurulması ise Anadolu’nun kapılarını Türklere açan ve Anadolu’nun fatihi Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Sultan Alparslan zamanında olur. Sultan Alparslan, 1064 Şubat’ında Selçuklu Başkenti Rey’den ordusu ile hareket ederek Kafkasya ve Anadolu seferine çıkar. Kısa sürede Nahçivan ve Iğdır bölgelerini alan Sultan Alparslan, Tiflis’ten Çoruh vadisine kadar olan bölgelerdeki şehir ve kaleleri ele geçirir. Böylece Yusufeli’nin de içinde bulunduğu Çoruh vadisinin Türkler tarafından ilk defa fethi gerçekleşir ve bölge Büyük Selçuklu Devleti hâkimiyetine girer.

Haçlı seferi ve Bizans saldırıları ile zayıflayan Selçuklulara karşı Kafkasya’da Gürcülerle komşu olarak yaşayan Kıpçaklar, Gürcü Krallıklarıyla işbirliği yapar. 1090 yılından itibaren Kıpçak Türkleri, Gürcistan topraklarına ve Çoruh boylarına yerleştirilir. Yusufeli bölgesine de gelip yerleşen Kıpçak Türkleri, Dörtkilise, Aşbişen, Göcek, Sarıgöl, Karadağ, Balsuyu gibi birçok yere ilk defa Türk ismini vermiştir. Yusufeli’nin bu ilk Türk yerleşimcileri Osmanlı fetihlerinden sonra Müslüman olurlar.Yusufeli - Merkez

Doğu Karadeniz bölgesine Türk göçleri Kıpçaklarla başlar. Kıpçakların kim olduğu, nereden geldiğini bilmek tarih bilinci açısından çok önemli. Kıpçaklar, tarih sahnesine IX. ve XI. asırlarda Divan-ı Lügati’t-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut’un da eserinde “Ertiş” yani “Yemek” kırlarında yarış anlamında diye nitelendirdiği İrtiş ırmağı boylarında ortaya çıkar. Türkistan’da göçerler arasında bazı kişilere yaptıkları işten ötürü Kıpçaklar denirdi. Başka bir deyişle Kıpçak demek bozkır ve çölde yaşayan insan anlamına gelmektedir. Kıpçaklar VIII.-IX. asırda Oğuzlarla yan yana Urallar, Siriderya, Kafkasya, Kırım, Hazar’ın kuzeyi, Kazakistan boyları, Suriye, Mısır ve Türkistan’ın değişik bölgelerinde yaşamış bir Türk boyudur. Kıpçaklar, önceleri “Mafazat Al-guz” yani (Oğuz bozkırı) diye bilinen topraklarda, artık XIII. asırda Deşt-i Kıpçak adıyla anılmaya başlanmıştır. Çin’den Don nehrine, Ural’dan Karadeniz’e kadar olan alana yayılan Kıpçaklar, bu devirden sonra 1200’lü yıllarda Moğol İmparatorluğu’nun saldırısına uğrar. Moğol saldırılarıyla yenilgiye uğrayan Kıpçakların bir kısmı bugünkü Rusya, Ukrayna ve Kazakistan toprakları üzerinde kurulan Altın Orda devletinin egemenlik sahasında kalırlar. Geriye kalan kısım ise Deşt-i Kıpçak topraklarından değişik bölgelere yayıldılar. Gürcülerle anlaşan Kıpçaklar karma ordular kurarak bir kısım boyları Doğu Karadeniz’i yurt edinirler. Bu durum aynı zamanda Osmanlı fethinden önceki ilk Türkleşme hareketlerindendir.

Yusufeli ve Çoruh vadisinin Osmanlı yönetimine girmesi Kanuni Sultan Süleyman dönemine rastlar.7 Ekim 1549 tarihinde bölgenin müstahkem kalelerinden Yusufeli Çevreli Köyü olan Pertekrek kalesi ile ona bağlı olan Kiskim ve Yokuşlu köyü kaleleri Osmanlı akıncıları tarafından fetih edilerek Osmanlı yönetimine girer.

19. Yüzyıla kadar Çıldır Eyaletine bağlı bir sancak merkezi olarak varlığını sürdüren Pertekrek’in yanı sıra 1682 – 1702 tarihli Osmanlı idari taksimat defterine göre, Kiskim’de, Yusufeli bölgesinde ikinci bir sancak merkezi olarak oluşturulur. Kayıtlarda zamanla Pertekrek’in lağvedildiği anlaşılmaktadır. Tanzimat devrinde yapılan idari düzenleme ile Çıldır sancak haline getirilir ve Erzurum eyaletine bağlanır. Kiskim de Çıldır sancağına bağlı bir kaza haline getirilir. Yusufeli bölgesini gezdiğimiz’ de Osmanlı dönemi ile ilgili tarih ve kültür eserleri sizleri karşılar ve Osmanlı medeniyetinin ihtişamını gösterir.

YUSUFELİ’NE VEFA YOLCULUĞU…

“Orada bir köy var Uzak’ ta …
O Köy Bizim Köyümüzdür…”
“Gitmesek te gelmesek te…
O köy bizim köyümüzdür.”

Anadolu da birçok köy ve kasaba var. Boşalmış terk edilmiş ve unutulmuş. Gitmesekte gelmesek te o köyler bizim köylerimiz… Köy ve kasabalarımız bizden vefa bekliyor… Tıpkı Yusufeli’nin ilk kaza merkezi Kiskim yani Alanbaşı köyü gibi… Devr-i Alem kameralarını bugün Alanbaşı diye geçen bir zamanlar Yusufeli’nin ilk merkezi olan Kiskim köyüne çeviriyoruz. Kiskim Alanbaşı köyü aynı zamanda kısa süre önce hayata gözlerini kapayanMustafa ve Murat Aykan Gebzeli değerli işadamı ve gönül insanı merhum Mustafa Aykan’ın da dünyaya geldiği yer. Alanbaşı’na yıllar önce Devr-i Alem belgesel ekibi olarak Mustafa Aykan ve oğlu Murat Aykan’la birlikte gelmiştik. Aslında bu ziyaret baba Aykan’ın son ziyaretiydi. Ata topraklarına son ayak basışıydı. Dünya gözüyle doğup büyüdüğü yerleri görmek, vefanın sadece İstanbul’da bir semtin adı olmadığını göstermek istercesine memlekti Yusufeli’ne, Kiskim Alanbaşı’na son kez veda edişiydi. Yusufeli bölgesi ve Kiskim’de belgesel çekimlerini yaparken bu belgeselin hazırlanmasına vesile olan Mustafa Aykan Bey gibi vefa insanlarını rahmetle anıyor ve Şair Adnan Büyüksoy’un vefa şiiri ile sizleri Yusufeli’nin unutulmuş ve terk edilmiş köy ve kasabalarına götürüyoruz.

VEFA…

Aranan meziyettir insanda vefa
Vefasızlık çektirir insana cefa
At’ta, it’te bulunsa olurdu sefa
Neredesin ey vefa görünmüyorsun.
Görünmek şöyle dursun, bilinmiyorsun.

Mutlaka bulunurdun aşkta, sevgide
İsmin anılırdı sena, övgüde.
Vefasızlık yeterdi şahsı yergide
Sırra kadem bastın görünmüyorsun.
Unutturuldun bize, bilinmiyorsun.

Adın Fatih’te bir semt, orada mısın?
Bardaktaki boza’da, şıra’da mısın?
Göçtün mü yoksa hala burada mısın?

Evet, tüm vefasızlıklara rağmen vefalı olanlarda var. Köyünü, kasabasını ve geçmişini unutmayan Merhum Mustafa Aykan gibi. Merhum Aykan hayata veda etmeden kısa bir süre önce Devr-i Alem belgesel ekibi ile birlikte Yusufeli’nin ilk kaza merkezi olan, doğduğu Kiskim’i ziyaret etti. Dinimizde ve kültürümüzde çok önemli bir yeri olan Sılah-i Rahim görevini ifa etmek üzere Murat Aykan ile birlikte tekrar baba ocağı Yusufeli’ne giderek Kiskim Alanbaşı’nda gezimizi sürdürürüyoruz. Merhum Mustafa Aykan’ı hayır, rahmet ve dua ile anıyor, tıpkı vefa insanı Murat Aykan gibi tüm izleyicilerimizi dede ve baba memleketlerine çocuklarıyla birlikte Sılah-i Rahim’de bulunmaya davet ediyoruz.Alanbaşı - Kiskim

Yusufeli’ nin ilk merkezi olan Alanbaşı’ nın güneybatısında Selçuklular tarafından inşa edildiği tahmin edilen kale, kalenin batısında saray ve çatısı kireçli taştan yapılmış bir kümbet bulunmakta. Bu tarihi eserler, köye yerleşimin oldukça eskilere dayandığını göstermekle. Osmanlılar zamanında Kiskim Sancak Beyleri tarafından yönetilen Kiskim Alanbaşı adını bu sancak beylerinden almıştır. Tarihi eskilere uzanan köy gerçekten görülmeye değer zengin bir kültür var.. 1864 yılında çıkarılan Osmanlı vilayetler kanunu ile Kiskim kazası fiilen 1868 tarihinde Erzurum vilayeti merkez sancağa bağlanır. Daha sonra 1871 yılında Kiskim nahiyeye dönüştürülerek Erzurum merkez sancağa bağlı İspir kazasına bağlanır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı olan 93 Harbi ile sınırdaki değişir ve Kiskim nahiyesi 19 Nisan 1885 tarihinde tekrar kaza haline getirilir ve Erzurum Vilayetine bağlanır. Yeni yerlerin bağlanması ile Kiskim kazası merkezi de Öğdem nahiyesine taşınır. 1889-1890 tarihli Devlet Salnâmesi’ne göre Kiskim kazasının 9 nahiyesi ve 61 köyü vardır. Bu nahiyeler Ersis (Kılıçkaya), Pertekrek (Çevreli), Oşnak (Köprügören), Hoduçur (İspir’in Sarıkonak köyü), Barhal (Altıparmak), Udav (Bostancı), Arcivan (Balalan), Zor (Esenyaka), Milo/Melo (Sarıbudak) köyleriydi. Öğdem’ in Kiskim kaza merkezliği ancak yedi yıl devam eder ve Kaza merkezi 8 Şubat 1892 tarihin de çıkarılan irâde-i seniyye ile Ersis nahiyesine nakledilir.Yusufeli 7

Kameralarımızı şimdide Öğdem’e çeviriyoruz. Kaçkarların zirvelerinde kurulu olan, bir zamanların önemli yerleşim merkezine doğru yola çıkıyoruz. Öğdem’e giden yol boyunca doğanın sunduğu sayısız güzellikler her adımda bizlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Her taraf yemyeşil bitkiler ve rengârenk çiçeklerle bezeli yamaçlarla örtülü. Ve o yamaçlarda zamana meydan okurcasına asılı duran kaleler, kiliseler ve tipik Doğu Karadeniz evleri dimdik ayakta. Çoruh vadisindeki bu güzelliklerini Devri alem kameraları ili tarihe not düşüp zamana noterlik yapıyoruz.

Öğdemin tarihi 1036 yılında Büyük Selçuklu Devleti’nin Anadolu’ya yaptıkları ilk seferle beraber buralara gelip yerleşen Türk boylarına kadar uzamakta. Türk-İslam kültürüyle öğünmüş ve gurur duymuş anlamlarını taşıyan Öğdem öğülecek yer manasına gelir. Bu bakımdan Müslüman Türk köyü olan Öğdemli, asildir asla kibirli değildir ve her zaman tarihine sahip çıkar. Öğdem, 1578 yılında fethedilerek, Osmanlılara bağlanır ve varlığını günümüze kadar devam ettirir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanan Öğdem, Yusufeli İlçe’sine 23 km. uzaklıktadır.

Öğdem Köyü´nü dolaştığımızda kendimizi çok eskilerde, tarih kokan bir atmosferin içinde buluyoruz. Geçmişten bugüne kadar Öğdem Köyü’ndeYusufeli - Öğdem sadece eski tarihi evler ve Camii ayakta kalabilmiş. Bir zamanların önemli yerleşim merkezi olan bu köyün ilgisiz ve bakımsız durumu kameralarımıza yansıyor. Yapım tarihi kesinlik kazanmayan ve şu anda harap bir durumda olan Öğdem kalesi ise içimiz sızlatıyor. Yüksek bir noktada yer alan, Selçuklulardan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan tarihi kimliği ile öz mü öz bu Türk köyünden ayrılmadan önce Devr-i Alem olarak yetkililere sesleniyoruz ve buralara hak ettiği o eski değeri vermelerini istiyoruz.

Artvin 1878’de Rusya’ya terk edildikten sonra Kiskim serhat kazası olmuştur. Yaklaşık 40 bin nüfusa sahip kazada çok sayıda dini ve ticari kurum bulunmaktaydı. 1900 yılında Kiskim’de Rüşdiye mektebi açılır ve açılan bu yeni iptidai mektebine, Padişah II. Abdülhamid’in ismine izafeten Hamidiye Mekteb-i İbtidai ismi verilir. O yıllar Kiskim, farklı kültür ve dillere sahip insan potansiyeline sahip bir kaza merkeziydi. Bu nedenle çok sayıda Camii, medrese, kilise, manastır, han, değirmen, köprü ve mektepler faaliyet göstermekteydi.Zamanla Erzurum vilayeti Kiskim kazasının ismi, Kiskim kaza meclisinin 6 Mayıs 1914 tarihli kararı ve 28 Mayıs 1914 tarihli padişah fermanıyla veliaht-i saltanat Yusuf İzzeddin Efendinin ismine izafeten Yusufeli olarak değiştirilir.

Geçmişten günümüze Yusufeli’nde, tarihi kilise ve kaleler bulunmakta. Barhal Kilisesi, Tekkale veya Dört Kilisesi, İşhan Kilisesi ve birçok kale turistler tarafından her yıl ziyaret edilmekte.Ve Yusufeli’nde ki gezimize, medeniyetimize 2000 yıllık geçmişi ile beşiklik etmiş bir yerde devam ediyoruz. Burası Tatarların ataları olan İdil Bulgar Türklerinin gelip yerleştiği ve yurt edindiği Barhal. Adını Bugünkü Tataristan sınırları içindeki İdil boyların daki Bulgar Türklerinden alan Barhal kültür tarihimizde çok önemli yere sahip.

BARHAL ALTIPARMAK KÖYÜ VE BARHAL KİLİSESİ

Yusufeli’nde ki gezimizin şimdiki rotası Yusfeli’ni kuzeybatısındaki Altıparmak Köyü. Altıparmak köyü aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Barhal - Ayı HamamıKadir Topbaş’ında dünyaya geldiği yer. Derin vadiler ve sarp kayalar arasından yol alarak ilerlediğimiz köyün içinden sol tarafa ayrılan yola sapıyoruz. Barhal’a giden yol güzergâhında bir yanda yeşillik bir yanda şırıl şırıl akan Barhal çayı bizlere eşlik ediyor. Buralar gerçekten görülmeye değer yerler. Bizde öyle yapıyoruz. Nefeslenmek ve tertemiz sulardan içemek için aracımızdan iniyoruz. Köye giderken Barhal Çayı’nın sağ tarafında ağaçlar ve yapraklar arasına gizlenmiş bir şelalede duruyoruz. Bizi Yusufeli’nde gezidren rehberimiz bu şelalin küçük havuzlarında ayaıların yıkandığını ve bu nedenle şelalenin Ayı Hamamı olarak isimlendirildiğini ifade ediyor.

Barhal Çayı’nın sağ yamacında bulunan Barhal Kilisesi. 2000 yıl önce Artvin ve çevresi Eski Oğuzlar olarak bilinen Arsaklı Devleti yönetimine geçtiğinden, Barhal Çayı vadisine Bulgar Türkleri yerleşir. Bulgar Türklerinin bir kısmı da Çoruh boyuna geçerek Yusufeli ilçesine bağlı bugünkü Sarıgöl bölgesine yerleşirler ve buradan geçen çaya Barhal ismini verirler. İşte nazlı nazlı akan Barhal çayı, Dağıstan’dan göç edip buraları yurt yuva edinen Bulgar Türklerinin 2000 yıldan bu yana adını taşıyan milli hatırası.

Ve nihayet Barhal kilisesindeyiz. Aslında bir zamanlar manastır kompleksinin parçası olan bu kilise artık Camii olarak kullanılmakta… El yazması bir kitapta, manastırın 10. yüzyılda 2. Bağrat döneminde, Vaftizci Yahya adına yaptırıldığı yazmaktadır.. Kilisenin planı üç nefli bazilikaldır. Duvarlarla birlikte Yusufeli - Barhalölçüldüğünde ise uzunluğu oldukça fazla olan Kilise’nin dış yüzeylerinde oldukça ilgi çekici şekiller ve kabartmalar bulunmakta.

1. Dünya Savaşı Yıllarında Yusufeli

Yusufeli ve çevresi 1. Cihan harbinde çetin çatışmalara ve mücadelelere tanıklık eder. Tarihler 1 Ağustos 1914′… Birinci Dünya Savaşı Avrupa’da patlak vermiştir. Almanya ile ittifak antlaşması imzalayan Osmanlı savaş hazırlığı içindedir. Bu dönemde Rusya sınırında yer alan ve serhat kazası olan Yusufeli bölgesi hem Osmanlı hem de Rusya açısından önemli bir mevkii durumuna gelir. Dağlık bir coğrafyaya sahip olan Yusufeli bölgesinde sınırın korunması mümkün olmaz ve orduların arkadan yıpranması için iç kesimlerde çete faaliyetleri başlar. Böylelikle Yusufeli, kaçak geçişler için kolay bir üss haline gelir. Rusya, Osmanlı devleti içerisinde bozgunculuk çıkarmak için 1890’lardan itibaren bir yandan Kafkasya’da kurmuş olduğu Ermeni çetelerini sınırdan içeri geçirmekte, bir yandanda Erzurum, Van, Sivas, Yusufeli, Sarıkamış ve Doğubeyazıt gibi kilit noktalarda içerdeki Ermeni çete ve Gürcü milisleri örgütler.

Durumun fakında olan Osmanlı devleti, askeri seferberlik ilan eder. Bu arada Harbiye Nazırı Enver Paşaya bağlı olarak İttihat ve Terakki partisi merkezinde düşman orduları arkasında faaliyette bulunacak Teşkilat-i Mahsusa kurulur.

Teşkilat-i Mahsusa, Kuzey Kafkasya’da özellikle Artvin bölgesine çok önem vererek önde gelen lider ve elemanlarını bu bölgede görevlendirir. Yerel halk savaşın başlangıcında teşkilata büyük destek vererek Artvin’in Ruslardan temizlenmesine katkı sağlar. Fakat Ruslar savaş yıllarında rahat durmayarak Ermenilerden ve Rumlardan silahlı çeteler oluşturarak Yusufeli bölgesinde ayaklanmalara başlar. Aralık 1914 tarihinde Dr. Bahattin Şakir Bey’in Türk kuvvetlerini Yusufeli ve çevre köylerden teşkilandırmasıyla doğu sınırımızda karargâh kurulur. Bir buçuk yıl kadar devam Yusufeli esareti neticesinde kaza merkezi ve köylerden kitle halinde göçler yaşanır. Göç eden Yusufeli halkının bir kısmı yollarda Ermeni çeteleri tarafından katledilir. Kurtulmayı başaranlar ise Anadolu’nun çeşitli yerlerine göç ederek buralara yerleşir. Göçemeyen bazı kadın ve çocuklarda dağlara kaçarak mağaralarda yaşarlar.Daha sonra Rusya’da Bolşevik İhtilâli olur ve Rus orduları dağılmaya başlar. Osmanlı ordusu, 12 Mart 1918 tarihinde Erzincan, Erzurum ve işgal altındaki diğer doğu bölgelerini kurtarmak üzere harekâta başlar. Yusufeli halkının milis teşkilatı kurarmasıyla da Yusufeli düşman işgalinden kurtulur.

Cumhuriyet yıllarında Yusufeli

Yusufeli düşman işgalinden sonra Erzurum vilayetine bağlı bir kaza olarak idaresi yeniden kurulur. Ruslar Yusufeli kazasını terk ederken hükümet konağını tahrip etmiş ve yakmışlardır. Daha sonra Kaza yeniden teşkil edildiğinde yeni hükümet konağı inşa edilir.16 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti ile Sovyetler Birliği hükümeti arasında Moskova Antlaşması imzalanır ve Türkiye’nin doğu sınırı belirlenmiş olur. Bu antlaşma ile Kars Ardahan ve Artvin Türkiye’de kalırken Batum Sovyetler Birliğine bırakılır.

7 Temmuz 1921 tarihinde Artvin sancağı kurulur. Eski Yusufeli24 Nisan 1924 tarihinde Teşkilat-i Esasiye Kanununun idari bölümünde yapılan değişiklikle sancaklar vilayete çevrilmiş ve Artvin Sancağı da vilayet olur. Yusufeli kazası 26 Haziran 1926 tarihinde çıkarılan kanunla Erzurum’dan alınarak Artvin vilayetine bağlanır. 29 Haziran 1926 tarihinde çıkarılan kanunla da kaza merkezi Ersis’ten Öğdem’e nakledilir.18 Şubat 1950 tarihinde alınan kanunla Yusufeli ilçe merkezi Öğdem’den bugünkü merkezi olan Ahalt’a nakledilir. Yusufeli ilçesinin Erkinis (Demirkent), Ersis (Kılıçkaya), Öğdem, Sarıgöl (Taşkıran) nahiyeleri ve 56 köyü vardır.

Tarihimizin önemli kilometre taşı olan Yusufeli kaza merkezi Osmanlı ve Cumhuriyet devirlerinde yedi defa yer değiştirmiştir. İlk Osmanlı fethi ile Peterek kaza yapılmış, daha sonra Kiskim’e oradan Öğdem’e ve Ersis’e taşınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devrinde Ersis’ten tekrar Öğdem’e ve oradan da şimdiki yeri olan Ahalt’a nakledilmiştir. Tarihin her devresinde Yusufeli bölgesi halkı, daima sakin, mütevazi ve suç işlemekten kaçınan insanlar olmuştur. Bundan dolayıdır ki Osmanlı devrinde bazı dönemler Yusufeli kazasında mahkeme kurulmamıştır. O günlerden bugüne Yusufeli halkının dürüstlüğü ve doğruluğundan hiçbir şey değişmemiştir. Bugünde Yusufeli ilçesinde hapishane yoktur.

Yusufeli’nde Devr-i Alem yaparken Sarıgöl köyünün girişinde yol üzerinde arena benzeri bir alanla karşılaşıyoruz..Yusufeli - Karakucak güreşleri Yusufeli’nde boğa güreşi bir gelenek. Boğa güreşleri özellikle Nisan – Mayıs aylarında bir şölen havası içinde yapılmakta. Boğa güreşlerinin yapılma nedeni ise turistik bir gösteriden öteye, bir zorunluluk. Boğalar kışın ahırlarda beslendiklerinden ve dışarı bırakılmadıklarından ilkbaharın yaylalara otlatılmaya götürüldüğünde birbirleriyle kavga ederlermiş. Yusufeli dağlık bir araziye sahip olduğundan bu kavgalarda güçsüz olan boğalar bazen kayalardan aşağı düşerek ölürlermiş. Bu sorunu çözümü için ahali boğaları yaylalara salmadan önce güreştirerek çözüm bulmaya çalışmışlar. Böylece yapılan boğa güreşleri sayesinde güçlü olan boğa diğerleri tarafından tanınmakta ve dağlara çıktıklarında boğalar artık kavga emtez hale gelmişler.

Kameralarımızı şimdide her yıl geleneksel olarak düzenlenen Karakucak güreşleri alanına çeviriyoruz. Tarihi Karakucak güreşleri gerçekten görülmeye değer görkemli anlara sahne oluyor. Türk’lerin öz ve milli güreşlerinden olan Karakucak güreşi araştırmacılara göre 10 asırdan bu yana hiç bir değişiklik yapılmadan özüne uygun olarak yapıla gelmiştir. Çim zeminlerde, toprak alanlarda, harman yerlerinde çıplak ayakla, diz kapağı altına kadar gelen Pırpıt denen bir giyisi ile yapılan Karakucak güreşi, Türkistan coğrafyasının birçok bölgesinde bilinen ve yapılan ata sporumuz. Oğuzlarda ve Eski Türklerden yadigâr Karakucak güreşi, serbest güreşe benzemekle beraber günümüzde daha çok yağlı güreşin olmadığı bölgelerimizde düğünler, bayramlar, festivaller ve kültürel şenliklerde davul zurna eşliğinde yapılmakta. Güreş Federasyonu hakem komitesi tarafından yönetilen Karakucak güreşleri 1925′lerden günümüze kadar Türk Güreşine gerçek manada büyük şampiyonlar kazandırmıştır. Yusufeli, kültür ve tarihi değerleri ile ülkemizin gezilmesi ve görülmesi gereken önemli yerlerinden.

Devr-i Alem ekibi olarak asırlarca köklü bir medeniyete beşiklik yapmış Yusufeli’nde, belgeselimizin son durağındayız ama Yusufeli’nde herşey yeni başlıyor. Çünkü buraya hayat veren sular artık başıboş akmayacak. Güzel ülkemizin güzel insanları boş kalmayacak. Herkes yeni bir Yusufeli medeniyeti için, Çoruh üzerinde enerji dolu, hayat dolu bir barajın inşaası için kolları sıvayacak, kürek sallayacak…

Devr-i Alem belgesel ekibi olarak sular altında kalsada enerji olup Tüm Türkiye’yi aydınlatacak Yusufeli’nde tarihe not düşüp, zamana noterlik yapıyoruz. Adı Yusufeli barajında yaşayacak ve ürettiği enerji ile tüm Türkiye’ye güç ve bereket katacak, sular altından göğe yükselecek yepyeni bir medeniyetin izini sürüyoruz. Sular altında kalsada, gönül telimizi titretip içimiz burksada, 270 metre yüksekliğiyle çift eğrilikli beton kemer barajlar sınıfında dünyanın en yüksek 3′üncü, Türkiye’nin de 1. barajına sahip olacak Yusufeli yeniden şahlanışın adıdır. Boy verip, dallanıp budaklanacak yeni bir Yusufeli, Çoruh vadisinde enerji ve turizmle yeniden hayat bulacak, gelecek yıllarda sahip olduğu potansiyelle çağ atlayacak. Yeni bir Yusufeli kurulacak ve hayat yeniden Yusufeli’nde yepyeni bir heyecanla başlayacak. Tıpkı birçok kez yeri ve adı değişen Yusufeli gibi. Belgeselimize veda ederken sözü yine Yusufeli’ne bırakalım. Bakalım bize Yusufeli ne diyor?

Yusufeli Barajı

Ben, Doğu Karadeniz’in süsü,
Tarih ve tabiat kaynıyor içim.
Ben, Kaçkarların rengârenk çiçeği,
Enerji olup aydınlatacağım.

Ben Çoruh, Barhal, Oltu ve Tortum…
Ben, dünya çapında enerji üretecek barajım
Adım Yusuf İzzeddin Efendi’den yadigâr
İçimden kültür ve medeniyet tarihi akar.

AYKAN GRUP YUSUFELİ BELGESELİNİ SUNDU

Paylaşmak istermisiniz ?

About Belgesel Yayıncılık