Hayatı



 Araştırmacı-Gazeteci ve Belgesel Yapımcısı-Yönetmeni İsmail KAHRAMAN; 1960 yılında Giresun’un Espiye ilçesi, Soğukpınar beldesi, Dikmen köyünde dünyaya geldi.

       Halkla ilişkiler Bölümü ve Newport Üniversitesi Davranış Bilimleri bölümlerinde okudu.

       1978 yılında Gebze’ye yerleşerek TRT, Anadolu Ajansı, Türk Haberler Ajansı Tercüman ve Hürriyet Haber Ajansı’nın Gebze temsilciliğini yaptı. 1985 yılında “Yeni Gebze” gazetesi kurucusu olarak Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nce Sarı Basın Kartı verildi.

     Yerel Yayın’da Anadolu, Hizmet, Körfez dergilerini yayımladı, Balkanlar, Gebze, Kocaeli, Giresun ve Espiye Belgeseli Kitaplarını hazırladı. Meltem ve Mesaj TV’de Devr-i Alem belgesel Tv programları hazırladı, Kültür Bakanlığı Belgesel yapım Yetki begesi ile; Kurtuluş Savaşı ve İstiklal Marşı, Şehitler Mahşeri Çanakkele, Balkanlarda Osmanlı Medeniyeti, Gebze Tarih ve Kültür, Bulgaristan’da Türk şehirleri, Kocaeli Tanıtım, Bosna, Endülüs Medeniyeti, Trabzon, Giresun, Hicaz, Anadoluda Ermeni Zulmü, Sarıkamış, Türk Dünyası ve Şehzade Şehirleri adlı TV belgesellerini çekerek Yerel ve Bölgesel TV’lerde yayınlandı. Gebze’nin ilk radyosu Hizmet Fm’i kurdu.

      Yurt içi ve yurt dışı gezileri ile ilgili inceleme, araştırma ve gezi notları bazı ulusal ve yerel gazetelerde yayımlandı. TV Belgesel programı olarak bazı televizyonlarda yayınlanan Gezi notları “Belgesel Yayıncılık” tarafından VCD haline getirildi.

Üye olduğu kuruluşlar

  • Anadolu Gazete Sahipleri Basın İlan Kurumu Türkiye Temsilcisi
  • Anadolu Gazete, Radyo ve Televizyon Yayıncıları Birliği (AGRT) Genel Başkanı
  • Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Gebze Ticaret Odası, GESİAD Yüksek İstişare Kurulu üyesi
  • Kocaeli Aydınlar Ocağı İlim İstişare Kurulu Üyesi

Aldığı ödüller

    • Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü GAP’ı araştırma dalında birincilik ve röportaj dalında ikincilik ödülleri
    • Türk Kooperatifçilik Kurumu İnceleme-Araştırma ikincilik ödülü
    • Çeşitli haber, yazı ve araştırmalarından dolayı birçok basın yayın ve meslek kuruluşu tarafından çeşitli derecelerde 25 ödül ve başarı belgesi verildi.

NEDEN VE NASIL BELGESELCİ OLDUM?

        Bir deyim vardır “Olunmaz… Doğulur…”. Bu deyim bir çok meslek için geçerli ama gazetecilik ve belgeselcilik için daha çok geçerlidir. Gerek televizyonlarda ve gerekse gezdiğim yerlerde “niçin ve neden ve nasıl belgeselci olduğumu” soran okuyucu ve izleyicilerle karşılaşıyoruz. Artık bu sorulara cevap verme zamanı geldi.
Neden ve nasıl belgeselci olduğumu bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Belgeselci olmama vesile olan değerli bir dost, deyim yerindeyse “Belgeselci hocam” ile 20 sene sonra Gebze de karşılaştım. Hocama olan şükranlarımı ve vefa borcumu da bu yazı ile ifade etmiş olacağım. Gazeteciliğe nasıl başladığım aslında başlı başına bir yazı konusu.  Onu bir başka yazıda paylaşacağım. Öncelikle belgeselciliğe neden ve nasıl başladığımı bugünkü yazımda paylaşmak istiyorum.

TRT MUHABİRİ OLARAK TELEVİZYONCULUK HAYATINA BAŞLAMIŞTIM

         1982 yılı haziran ayında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı’nda askerlik görevimi tamamlayıp Gebze’ye yerleşmiştim. Gebze’de basın alanında büyük bir boşluk vardı. İhtilal olmuş herkes suskun ve “çok seslilik” yoktu. Küçük bir kitap ve kırtasiye dükkanı açarak 1982 Haziran ayında iş hayatına başladım. İlk işim TRT ve Anadolu Ajansı’nın Gebze temsilciliğine başvurmak oldu. TRT muhabiri olarak uzun yıllar Gebze’de temsilcilik yaptım. Televizyonculuğa ilk aktif olarak böyle başladım.

Not:Televizyon deyince biraz daha geçmişe gitmem gerekiyor.

        1974 yılı idi. Henüz televizyon yaygın değil, siyah beyaz televizyon sahipleri de parmakla gösterilecek kadar azdı. Giresun’un Espiye ilçesinde okuyordum. Yüksek bir yerden Espiye ilçesindeki çatılara bakıldığında Espiye’de sadece 15 – 20 kişinin evinde televizyon olduğunu anlaşılıyordu. Siyah-beyaz televizyon büyük bir lükstü. Herkes o televizyonu alamıyordu.

İLK KEZ NE ZAMAN TELEVİZYON İZLEDİM
Ben ilk olarak televizyonda; o yıllarda dünya boks şampiyonu olan meşhur Müslüman boksör Muhammed Ali’nin yaptığı maçları izlemiştim. Muhammed Ali’nin rakibini yenip şampiyon olması bütün İslam dünyası coğrafyasında heyecan uyandırıyordu. Espiye’de bir beyaz eşya satan dükkanın vitrininden ilk kez Muhammed Ali’nin maçını izlediğim 1970′li yılları daha dün gibi hatırlıyorum.  Ama artık bunlar mazi oldu, geçmiş oldu. Mazi ve geçmiş diyerek de geçmemeliyiz. “Geçmiş yıllara baktığınız oranda geleceği görürsünüz” diyen düşünürün sözüne kulak vermeliyiz. Gerçekten de geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.
TRT muhabiri olmuştum ama televizyonum yoktu. Mustafa Paşa Mahallesi’nde bugün dev binaların yükseldiği Yazı Caddesi’ndeki tek katlı, tek gözlü kiralık bir evcikte bir grup bekar arkadaşla oturuyorduk. Eski zabıta başkomiserlerinden Ali bey’in annesinin eviydi burası. Kendi yemeğimizi kendimiz yapıyorduk. Akşamları da arkadaşlarımızla Gebze’nin sakin ve sessiz sokaklarında geziyorduk. Gebze’den gönderdiğim haberleri ev o tarihlerde meşhur olan Shogun dizisini izlemek için İnönü parkının karşısında deniz ticaretin olduğu yerdeki kahvehaneyi tercih ediyordum. Kahvehanede oturup bir bardak çay içip haberleri izledikten sonra haftada bir yayınlanan o meşhur diziyi izliyorduk. O oyuncu karakterleri ve Japonların geleneklerine bağlılığı beni ciddi şekilde etkiliyordu.

İLK KEZ NE ZAMAN TELEVİZYON SAHİBİ OLDUM
Tarih 1984. Hayatımızın önemli dönüm noktalarından birisi. 15 Eylül 1984′te düğünümüzü yaparak evlilik hayatına başlamıştık. Ancak televizyonumuz yoktu. Güzeller Mahallesi Yumrukaya Caddesi üzerindeki iki katlı bir evin birinci katında yaşıyorduk. Bu ev Gebze Duraklı köyünden olan İbrahim beyin eviydi. O yıllarda Japonların bir başka meşhur dizisi yayınlanıyordu. İpek yolu belgesel dizisi. Yanılmıyorsam her hafta çarşamba günleri yayınlanıyordu. Dizi’nin yayın günlerinde İbrahim bey’in ikinci kattaki evine çıkıp hem misafir oluyor hem de diziyi izliyorduk. İpek yolu dizisi gerçekten önemli bir eserdi. Çok önemli bir dizi olarak bugün bile anılıyor. Kendine has müziği, kervanların Türkistan coğrafyasından geçişi, Urumçi, Semerkand, Buhara Taşkent ve Herat şehirlerindeki çekimler adeta beni büyülüyordu. Kendimi o ipek yolu kervanı içerisinde Türkistan Coğrafyası’nda seyahat ederken hayal ediyordum.
Artık her hafta ev sahibimizi rahatsız etmenin doğru olmadığına inanarak taksitle siyah beyaz bir televizyon almaya karar verdim. O günlerde çarşıda Kuzey mobilya’nın sahibi değerli dostum Bekir Katı’dan siyah beyaz 31 ekran bir televizyon satın aldığımda dünyalar benim olmuştu. Televizyonu eve kurduğumda ve kendi televizyonumda ilk kez İpek Yolu belgeselini izlediğimde duyduğum heyecanı ve mutluluğu hiç bir zaman unutamıyorum. İpek yolu dizisinin kültür belgeselciliğinde bugün bile yeri doldurulamadı. Kendimi o belgeselin bir parçası olarak hissediyor ve belgesel ekibiyle birlikte Türkistan coğrafyasını yakından tanıyordum.

İLK RENKLİ TELEVİZYONA NASIL SAHİP OLDUM
Türkiye hızla gelişiyordu. Artık rahmetli Özal iktidara gelmişti. 12 Eylül askeri darbenin etkisi azalıyor ve Türkiye her sahada kalkınıyordu. Özal’ın o meşhur “Transformasyon” sözleri kulaklarda çınlıyordu. Otoyollardan, telekomdan bahsediliyor, Türk parası koruma kanunu değişiyordu. Artık cebinde 10 dolar bulunanlar tutuklanmıyordu. Deyim yerindeyse Türkiye dünyayı tanıyordu. Video kaset kiralayıcılarından alınan beta ve VHS kasetler ve o kasetleri gösteren video cihazları ile kahvelerde video filmler renkli olarak izleniyordu. Tercüman gazetesinin de Gebze muhabiri idim. Tercüman gazetesi kupon karşılığı renkli televizyon kampanyası başlatmıştı. Türk medyası bunu konuşuyordu. Kuponları topladık. Televizyon almak istediğimizde kuponlar elimizde patlamıştı. Gazete, televizyonları dağıtmıştı ama 10 binlerce insan televizyon yerine hava almıştı. Müthiş bir hayal kırıklığına uğramıştım. Kuponlarımı alarak Tercüman gazetesinin Topkapı merkezde bulunan, şuan bir oto galeri olarak kullanılan binasının yolunu tutmuştum. Yurt haberler müdürü ile görüşerek “ben televizyonumu almak istiyorum” diye tutturmuştum. İnatçı ve ısrarkardım. Müdür ne derse ikna olmuyordum. O mücadele ile televizyonuma sahip oldum. Renkli televizyonumu sırtıma alarak Topkapı’dan kalkan Gebze dolmuşlarına binerek eve gelmiştim. Televizyonumu kurmuştum ve belgesellerimi izlemeye başlamıştım.

“DÜNYA’DA TÜRK VAKIF MEDENİYETLERİ BELGESELİ” KADER ANIM OLMUŞTU”
Tarih 80′li yılların sonlarıydı. TRT’de müthiş bir belgesel var. Ufkumuzu açan, ekranlara bütün izleyicileri bağlayan bir belgesel. Dünya da Türk Vakıf Medeniyeti’nden söz ediyordu. Artık bu belgeselin müdavimi olmuştum. Yapımcılığını Şenol Demiröz’ün, sunuculuğunu Çetin Tekindor’un yapım ve teknik koordinatörlüğünü Mesut Günebakanlı’nın yaptığı belgeseli izlediğimde artık belgeselci olma kararımı çoktan vermiştim. Ben de bu tür belgeseller yaparak kültür ve medeniyet tarihimize hizmet etme kararı almıştım. Ama nasıl? Tam o yıllarda kameraya da sahip oluyordum. Beta  büyük kasetlere çekim yapan bir kameram olmuş artık. TRT için çektiğim görüntülü haberleri kasetlerle Gebze’den otobüslere veriyordum. Kasetler Topkap’ıdan TRT’deki görevliler tarafından alınıyordu. Gebze bölgesinin haberleri renkli olarak yayınlanıyordu.  Halen 80′li yıllarda çektiğim kasetler ve kamera belgesel yayıncılık kültür merkezi ve arşivinde en güzel şekilde muhafaza ediliyor. Bu tarihten itibaren artık kameram yanımdaydı. Her türlü detayı çekerek görüntüleri saklamaya başlamıştım. Dağda, yaylada, şehirde çektiğim görüntü kasetlerinin bir çoğu bugün arşivlerde yer almakta.

BELGESELCİ HOCAMLA TANIŞIYORUM
Bir gün menzilhane meydanındaki bodrum katta bulunan gazetemizin idare merkezine genç, dinamik, 30 yaşlarında bir beyefendi gelmişti. Sohbete başlamıştık. Kendisi Gebze’den evli olduğunu ve TRT’de çalıştığını söylemişti. Heyecanlanmıştım. Sohbet koyulaşınca beni televizyon ekranlarında büyüleyen meşhur Dünya’da Türk Vakıf Medeniyetleri belgesellerinin yapım ve teknik koordinatörü Mesut Günebakanlı olduğunu öğrendim. Heyecanımı gizleyemiyordum. Belgeseli büyük bir mutluluk içinde izlediğimi söylemiştim. Mesut bey “Bu belgesellerin VHS kopyasını hediye ederim” deyince sevincim artmıştı. Mesut beyin o yıllarda hediye ettiği kaset kopyalarını defalarca izlemiştim. Her izlediğimde de kendimi Osmanlı kültür coğrafyasını gezer hissetmiştim. Mesut bey sadece Osmanlı coğrafyası içerisinde bulunan Bulgaristan’ın belgeselini çekemediğini söylemişti. Bulgaristan’daki sosyalist yönetim izin vermemişti. Onun dışındaki Osmanlı coğrafyasındaki kırka yakın ülkeyi gezerek Türk kültür ve vakıf eserlerini belgeselleştirdiklerini söylüyordu. Ben daha o yıllarda kafama koymuştum. Bulgaristan’ı ben belgeselleştirmeliydim.

BULGARİSTAN’DA BELGESEL ÇEKMEK
Tarihler 1998, uzun uğraşlardan sonra Bulgaristan dış işleri bakanlığından belgesel çekim izni alıyor ve Mustafa Ablak arkadaşımla birlikte çekim yapmak üzere sponsor arıyoruz. Ama bulmak ne mümkün? Sadece Artı Ajans’ın sahibi BetaCam kamera ile ışık ve kasetlerimize sponsor oluyor. Kendi aracımıza binerek Bulgaristan’a gidiyoruz. Büyük tehlike ve badireler atlatarak  485 yıl Osmanlı idaresinde kalan Bulgaristan’ın Osmanlı kültür mirasının belgesellerini çekiyoruz. Türkiye’ye döndüğümüzde telefonum çalıyor. Arayan o yıllarda Dış İşleri Bakanlığı Basın Sözcüsü olan büyük elçi Sermet Atacanlı’ydı. Sermet Atacan’lı Bulgaristan’da belgesel çektiğimizi Türkiye’nin Sofya Büyük Elçiliği’nden öğrenmiş. Türkiye Devlet’i adına bizden çektiğimiz belgeselin bir kopyasını istemişti. Çünkü Bulgaristan’daki Türk eserleriyle ilgili devlet arşivi bomboştu.
Bir başka gün telefonum yine çalmıştı. Arayan; bizlerin belgeselci olmasına vesile olan Dünya’da Türk Vakıf Medeniyetleri belgeselinin yapımcısı İstanbul Kültür a.ş ve Trt’nin eski Genel müdürlerinden Şenol Demiröz’dü. Şenol bey’de Vakıflar Genel Müdürlüğü için hazırladığı bir belgeselde Bulgaristan’da çektiğimiz belgesel görüntülerinden yararlanmak istediğini söylüyordu. Beni asıl heyecanlandıran ve duygulandıran ise neredeyse 20 yıldır görüşemediğim benim belgeselci olmamda adeta kader anım olan  Dünyada Türk Vakıf Medeniyeti belgeselinin teknik ve yapım koordinatörü Mesut Günebakanlı ile bir araya gelmemiz oldu.
Geçen hafta telefonum çaldı. Arayan belgeselci hocam ve halen Trt’de eurovision şarkı yarışmaları, üniversiteler arası kış sporları gibi Uluslar arası işlerin koordinatörlüğünü yapan Mesut Günebakanlı idi. Belgesel yayıncılık kültür merkezinde devri alem programı stüdyolarında kendisiyle hasret giderdik. Belgesellerimizden bir kısmını hediye ettim. Bu vesileyle bir talebesi olarak teşekkür ettim. Bu teşekkürü ifa için bu yazıyı kaleme alırken neden ve nasıl belgeselci olduğumu da siz değerli okurlarımla paylaşarak tarihe not düşüp zamana noterlik yaptım.
İşe öyle hızlı başlamışız ki artık dur durak bilmiyoruz. Bugün Dünya’nın 70′e yakın ülkesini ve Türkiye’nin neredeyse tüm illerini elimizde kameramız ve fotoğraf makinemizle adım adım gezerek yüzlerce televizyon programı ve onlarca belgesel hazırladık. Hazırladığımız belgeseller bir çok televizyon kanalında Devr-i Alem adı ile yayınlanmasına imkan sağlayarak kültür ve medeniyet tarihimize vefa borcumuzu ödemeye çalışıyoruz. Amacımız para, pul makam, mevki, şöhret ve “desinler” değil.
Televizyon kanallarından telif ücretleri bile almıyoruz.  Bizim amacımız şu fani dünyada baki kalan gök kubbede hoş sedalar bırakmak. Gök kubbede hoş sedalar bırakarak bizden sonra bu idealler için koşacak gençlere bir nebze de olsa örnek olabilirsek ne mutlu…

About the Author