Tunus’da Arap baharı

Yasal Uyarı: Yazı, fotoğraf ve görüntüler Araştırmacı-Gazeteci ve Belgesel Yönetmeni İsmail Kahraman’a aittir.Tüm hakları Belgesel Yayıncılık’a ait olup, kopyalanması ve kullanılması yasaktır…

PDF DOSYASINI İNDİREREK OKUYABİLİRSİNİZ

 

Yasemin Devrimi öncesi ve sonrası ile Tunus

En kapsamlı Tunus araştırması

          Yasemin devrimi ile Arap Baharı’nın başladığı Tunus’la ilgili en kapsamlı araştırma yazısı ve belgesel çekimini gazetemiz kurucusu ve devri alem Belgesel TV program yapımcısı İsmail Kahraman hazırladı.Kahraman, 3 kez Tunus’a 2 kez de mısır’a gidip belgesel çekimleri yaparak araştırmalar yaptı. Kahraman’ın yaptığı araştırmalar ve belgesel çekimleri bir çok tv’de yayınlanmaya devam ediyor.

Arap Baharı Yasemin Devrimi’yle Tunus’da başladı

          Yasemin Devrimi ile Arap Baharı’nı başlatan Tunus’da 23 ekim 2011 seçimleri öncesi Tunus Devleti’nin daveti ile Tunus’a giden Kahraman’ın Tunus Devlet Televizyonu el Vatan tv’de yaptığı konuşma gazetemiz ve Belgesel Yayıncılık’daki Belgesel TV’de yayınlanıyor. Arap Baharı’yla ilgili TGRT Televizyonu’nda Kahraman’ın katıldığı canlı yayın programı da www.gebzegazetesi.com ve www.belgeselyayincilik.com  internet sitemizde yayınlanmaya devam ediyor.

 Tunus Büyükelçiliği’nden yemek daveti

         Yasemin Devrimi ve Arap Baharı’yla ilgili ilk kez Türk medyasına bilgi verecek olan Tunus’un Türkiye Büyükelçiliği’nin bugün düzenlediği basın toplantısına İsmail KAHRAMAN da davet edildi.

Yedi Kıta Dergisi’nde geniş araştırma

        Türkiye’nin konusunda önemli olan ve özellikle Türk-islam coğrafyasıyla ilgili önemli araştırmaların yer aldığı Türkiye’nin 70 binle en yüksek tiraja sahip tarih ve kültür dergisi Yedi Kıta’da İsmail Kahraman’ın araştırarak hazırladığı Tunus yazısına geniş yer verildi. Kahraman’ın Yedi Kıta Dergisi’nde ki Tunus yazısını www.yedikita.com.tr adlı internet sitesinin arşiv bölümünde Temmuz 2010 sayısından okuyabilirsiniz.

 Tunus araştırmaları internet sitesinde

         İsmail Kahraman’ın 2002, 2010 ve 2011 tarihlerinde bizzat Tunus’a giderek yaptığı araştırmalar ve Tunus gezi notları yazısı Gebze Gazetesi internet sitesinde tümüyle yayınlanıyor.Ayrıca İsmail Kahraman tarafından hazırlanıp sunulan iki bölümlük Tunus Belgeseli’nin bir çok TV kanalında yayını sürerken,  şu an montaj ve kurgusu devam eden Arap Baharı ve Tunus’un geleceği belgeseli önümüzde ki günlerde yayınlanacak.

          Tunus islam tarihi içinde  büyük anlam ifade ediyor. Afrika’ya islamiyetin ilk defa  m.s. 670 ve 675  yıllarında Ukbe bin Nafi tarafından yayıldığı  Kayrevan şehridir. Osmanlı donanma komutanı Sinan Paşa tarafından 1574 yılında Tunus , İspanyol işgalinden kurtarılıp  Osmanlı Tük toprağı haline getirilmişti. Tunus 1881 yılına kadar 300 yıl Osmanlı yönetiminde kalmış. Tunus  halkı bugün Osmanlı’ya karşı büyük saygı  gösteriyor. Gazetemiz 10 mayıs 2002 tarihinde eman turla 14 mayıs tarihine kadar süren Tunus gezisinde, başkent Tunus,  Hammamet, Sose, Kayrevan ve Manastır şehirlerini  Yeni Gebze  okurları için gezip bu yazı serisini kaleme aldı.

Kartaca medeniyetinin doğduğu Tunus yolundayız

         Turistlik ve yurt dışı gezileri kültürel anlamı olmalı. Gebze ile adı  bir anılan  kartacalı komutanın doğduğu  yer Tunus bizi fazla ilgilendirmese de dünyayı yakından ilgilendiriyor. Dünyada bir çok  bölge ve yerin adı anibal olarak biliniyor. Bir çok Avrupalı   millet  erkek çocuklarına Hanibal veya Anibal adını veriyor. Anibal bundan tam 3000 yıl önce  Tunus’da kurulan  Kartaca Medeniyeti’nin  baş komutanı olarak  dünyanın o devirde süper Devleti  Roma’ya karşı zaferler kazanmış bir isim. Anibal’ın doğduğu Kartaca’yı görmek ve Gebze ile Kartaca arasında bir kültür köprüsü kurabilmek için kültür turları yapan  Eman Tur’un  4 gün süren Tunus  gezisine katılıyorum.Tunus  İslam tarihi ve  Osmanlı Türk tarihi içinde çok önemli  bir yer. Yazımızın devamında bu konuya geniş olarak değineceğiz.

10 Mayıs Cuma-İstanbul’dan  Tunus’un turistik kenti Hammamet’e gitmek için

         Atatürk havalimanı dış hatlar terminalinde eman tur ekibi ile buluştuk. Türk Hava Yolları tk 1131 sayılı uçağı ile Tunusa gitmek için 09:45’de Tunus’a  hareket ettik.2700 kilometre  mesafedeki  Tunus’un başkenti kartaca hava limanına gitmek için  uçağımız  havalandı. 450 kişilik uçak  türk ve Tunuslular tarafından tamamen dolduruldu.

             Uçağımız İstanbul semalarından sonra Marmara Denizi ve Tekirdağ üstünden Gelibolu’yu arkada bırakarak Yunanistan semalarına  girdik. Türkiye için  büyük anlamı olan ve bir çok Türk’ün Yunan zulmü altında inlediği Batı Trakya  semalarından bBatı Trakya’yı  kuş bakışı seyrederek yolumaza devam ediyoruz.

            Uçağımızın elektronik  panosunda nerde olduğumuz adım adım gösteriliyor. Sahile çok yakın bir mesafede  yolumuza devam ediyoruz. Kavalalı mehmet Ali Paşa ile  adını dünyaya duyuran  Yunanistan’ın Kavala Şehri  bütün güzelliği ile karşımızda. Kavala’dan sonra genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Aatatürk’ün doğduğu evin bulunduğu ünlü Selanik şehri  görülüyor. Selanik Ege Deniz’i sahilinde çok güzel bir görünüm oluşturuyor. 450 yıl Osmanlı yönetiminde kalan Yunanistan’ın dağlık bölgesi ve sahillerinin güzelliği insanı duygulandırıyordu.Yunanistan 1870 lerde  kalamariarad bayşlıyan  rum isyanı ile Osmanlı’dan çıkmış ve ardından Anadolu’yu işgale kadar gelmişlerdi. Osmanlı tarihinde Mora Yarımadası olarak bildiğimiz  Yunanistan semalarından  geçerek Adriyatik Denizi semalarına giriyoruz.Yunanistan bugün bile Türkiye için büyük bir düşman, düşmanlık asırlardır sürüyor. Düşmanlığın yerini  keşke bugün gerçek dostluk alsa.

 Adriyatik Denizi ve Malta’dan  geçerken

      Adriyatik Denizi  Türk siyasi hayatına girmiş bir deyim. Merhum Özal’dan itibaren  Adriyatik’ten  Çin  Seddi’ne kadar Türk bölgesi diye anılan Adriyatik Denizi üzerinde  Bosna-Hersek, Kosova ve  Makedonya’daki kanlı olayları hatırlayıp bu bölgede yaşanan insanlık dramını hatırlıyoruz. Sicilya Yarımadası uzaktan gözüküyor. Uçağımız italya hava sahasına giriyor. İtalya’nın Otlanto şehri Osmanlı donanmalarının çıkarma yaparak  Sicilya bölgesinin büyük bir kısmını Türk toprağı yaptığı alan.Çağ açıp çağ kapayan ünlü Türk komutanı Fatih Sultan Mehmet’i çok  uğraştırmıştı. italya’nın Venedik Yahudileri Fatih’i 13 kez zehirlemek istedikleri halde bu emellerine ancak 14. kez  başardılar. Fatih Gebze’de  Venedik Yahudileri tarafından  şehit edildiğinde  Osmanlı donanması   italya’nın  Sicilya  Bölgesinde büyük bir bölgeyi çoktan almıştı. Fatih’in vefat haberini duyan Osmanlı akıncılarının morali bozulmuş, ayrıca  italya’daki kiliseler 3 gün şenlik yapmıştı. Tarihi  olaylar gözümüzün önünden geçerken uçağımız   hızla  Tunus’a doğru yol alıyordu, Sicilya’nın güneyinden  geçerek bir ada Devleti olan ve  tarihi Osmanlı Türkleri ile birlikte yazılan Malta  Havaalanı’na girdik.

          Geçtiğimiz yıllarda Malta’ya yolumuz düşmüş ve Malta’nın Venetto ve Gonzo adalarını gezerken Maltalı rehberimiz  gururla Malta şovalyeleri’nin Osmanlı ile yaptığı savaşı anlatmıştı. Osmanlı donanmaları yolunu kesen ve bir korsan ülkesi olan Malta zamanın durduğu ve 500 yıl önceki orta çağın yaşandığı bir yer. Malta  vize olmadığı için Türk turistler tarafından büyük ilgi görmekte. Malta  şovelyeleri ile Osmanlı donanması arasında korkunç savaşlar yapılmış. Kaptanı derya Turgut Reis bu savaşlarda şehit olmuş. Gonzo adasını alan Osmanlı Venetto şehrini almak istediğinde donanma dağılmıştı. Malta birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir çok Türk aydını ve ittihat ve Terakkici devlet adamı ve askerlerin ingilizler tarafından siyasi sürgüne gönderildiği yer. Bir çok Türk  Malta’da sürgüne tabi tutulmuş. Malta  tarih boyu Türklerle kaderi çizilmiş bir ada. Uçağımız Malta semalarını geride bırakarak  Tunus’a doğru  yol  alıyordu.

 Tunus’un başkenti  Tunus’dayız

            Akdeniz’in mavi suları  arkamızda,  uzaktan Tunus toprakları gözüktü. Uçağımız iniş için alçalmaya başladığında  Tunus’un  bir çok Akdeniz  ülkesi  gibi yeşil ve ağaçlarla dolu olduğu görülüyor. Karşımızda  tipik bir akdeniz bölgesi. Uçsuz bucaksız zeytin ağaçları, narenciye ve buğday tarlaları Tunus’un  verimli bir Afrika ülkesi olduğunu gösteriyor. Tunus’un  başkenti Tunus’nun Kartaca Havalimanı’na inişe geçen uçağımızın penceresinden Tunus şehrini seyrediyorum. Büyük bir iç göl ve gölün tam  ortasından açılmayan  ip gibi bir yol ve  modern bir şehir ve planlı bir yerleşim alanı dikkatimi çekiyor.

             Evet artık Tunus topraklarındayız. Türkiye’den 3 saate yakın bir yolculukla  geldigimiz Tunus’da  yaz ayları  yeni başlamış. Pasaport işlemleri sırasında  bir çok soruya muhatap oluyoruz. Kendimizi  hava limanından dışarı atıp bizleri 90 kilometre mesafedeki Hammamet şehrine götürecek  otobüsümüze biniyoruz.

          Otobüsümüz hareket ediyor.İlk durağımız ünlü Kartaca Medeniyeti’nin kurulduğu Kartaca Harabeleri’nin bulunduğu bölgeye geliyoruz.Kartaca Harabeleri  3 bin yıllık bir medeniyeti yaşatıyor. Bu harabeler ve Kartaca kenti Gebze’yi yakından ilgilendiriyor. 2200 yıl önce  Roma İmparatoru’nu dize  getiren ve 2. Pön savaşlarında Romalılara yenilen  Anibal’ın  doğduğu yer. Kartaca Harabeleri tüm  ihtişamı ile gözümüzün önünde.  Şehir kalıntıları ve surları insanı 3000 yıl önceki zamana götürüyor. Şehir kalıntıları üzerine  Fransızlar tarafından yapılan katedral bir tarihi yok etmeye yönelik.  Müze’de ki  lahit,  sutun ve heykeller  ve en önemlisi 2200 yıllık bir insan iskeleti ve iskeletin durumu karşısında etkileniyoruz. Müze ve Kartaca harabelerinin olduğu bölgeyi gezerek Roma hamamlarının bulunduğu bölge ve Kartaca medeniyetlerinin kurulduğu Kartaca bölgesine iniyoruz.Kartaca şehir merkezi Tunus için de önemli. Tunus cumhurbaşkanlığı köşkü Kartaca’da bulunuyor. Kartaca 3 bin yıldan beri  belli medeniyetlere başkentlik  yapmış.Roma hamamlarının bulunduğu Akdeniz sahilindeki  hamam kalıntıları ve bölgenin genel durumu  geçmiş medeniyetin ihtişamını gösteriyor. Su yolları ve hamam kalıntıları ile insan tarihi yeniden yaşıyor gibi oluyor.

           Kartaca  medeniyetinin kurulduğu  Kartaca’yı geziyoruz.

        Kartaca’da beni en çok etkileyen husus, Kartacalıların çocuklarını inandığı tanrılarına nasıl kurban etikleri.. Her yıl belli sayıda çocuğu kurban eden Kartacalılar çocukları için de mezarlık yapmış batıl inanç uğruna…  Kurban giden Kartaca çocukları mezarlığını ziyaret ediyoruz. Dünyada hiç bir şeyin kalıcı olmadığını baki kalan kubbede hoş sedanın olduğunu gösteriyor. Osmanlı  donanmasının Tunus’u işgal eden ispanyol askerini  bu bölgeden çıkarmak için  ilk  Tunus’a çıktığı yerde yapılan Osmanlı kalesi bütün ihtişamı ile karşımızda buradan geçerek Kartaca’dan  ayrılacağız.

           Kartaca’dan  90 kilometre uzakta  Tunus’un ikinci önemli turistlik ve tarih  şehri Hammamet’e doğru yola çıkıyoruz. Yeşil zeytin bahçeleri ve büyük dağlar  yeşil çam ormanlarından geçerek Hammamet şehrine geliyoruz. Hamamet’te ilk uğradığımız yer eski kalenin bulunduğu Hamamet çarşısı. Kale içinde  500 yıl önceki dükkanlar ve sokaklar halen muhafaza edilmişti. Kale’nin içine giriyoruz. Kalenin ortaçağ yıllarını yaşıyor. Kaledeki  bir kitabe dikkatimi çekiyor. Adı Türk cafe olan bu yere çıkıyoruz. Sadece adı Türk, bir süre kale burcundan Akdeniz’in mavi sularını ve Hammamet şehrini, gün batımını seyrederek tarihi geçmişe ve Tunus’un bugün içinde bulunduğu duruma göz gezdiriyorum. Evet adını sıcak suların çıktığı ve Türk’ün hamam kültüründen  alan Hammamet görülmeye değer güzellikte, özellikle Akdenizin mavi  suları  ve  incecik kumları bizleri denize davet ediyor.

                     Başkent Tunusun tarihi yerlerini geziyoruz

          Tunus’un Hammamet ve  Suse şehirleri turistlik bölge. Avrupalı tur firmaları Tunus bankaları ile  buralara yüzlerce  5 yıldızlı otel yapmışlar. Hammamet’te  kaldığımız  rıu mahari  oteli Almanların, yüzlerce odası var.9.5 milyonluk  Tunus’a yılda 4 milyon turist gelirken, 65 milyonluk Türkiye’ye  yılda sadece 10 milyon turist geliyor. Tunus  hem Avrupalı ve hem de Arap turistlere  hizmet veriyor.4 mevsimi bir arada yaşayan tarih ve kültür zengini Türkiyeye niçin  daha fazla turist  gelmiyor? Bizim yatırımcılarımız yabancı ortak bulma yerine  Türkiye hazinesine göz dikmişler. Hazine  desteği ile  yapılan  oteller bunun için  boş.

          Bugün 11 mayıs 2002 salı , Tunus’un başkenti Tunus’u gezeceğiz.90 kilometrelik bir yoldan sonra Akdeniz sahilindeki  başkente geliyoruz.Kuzey Afrika’nın merkezi olan Tunus modern binaları ile  bir Avrupa  şehri. 70 yıl Fransa  sömürgesinde kalan Tunus bugün bile Fransanın bir eyaleti gibi. Üniversitelerde halen  Fransızca eğitim yapılıyor. Bir çok insan  bir biri ile  Fransızca  konuşuyor. Tunus’da  Fransızlar  Tunus kültürünü  yok edip asimile  etmişler.

           Geçtiğimiz yıllarda akdeniz oyunlarına ev sahipliği yapan Tunus’a yeni binalar yapılmış. Alt yapı yeniden düzenlenmiş.Şehir merkezindeki Habip Burgiba  Caddesi  ve ünlü  felsefeci  İbni Haldunun heykeli  insanı etkiliyor. Eski Tunus  çarşı ve caddeleri bizleri bir anda 700 yıl  geriye götürüyor. Caddelerden geçerken  Türk olduğumuzu öğrenen Tunuslular Galatasaray  cim bom bom diyor…

          Tunus’un merkezindeki  Zeytuniye Camisi  710 yılında Abbasiler döneminde  Hasan bin Numan tarafından  ilim merkezi haine getirilmiş. Tipik Minaresi ve   kilasik mimari tarzı ile görenleri büyülüyor.Cami öğleden sonra akşama kadar ibadete açık. Bir çok imam adeta polis gibi caminin  içinde  hem namaz kılanları ve hemde camiyi ziyaret edenleri izliyor. 70 sene Fransız sömürgesinde kalmasına rağmen camiler müslüman olmayan turistlere  kapalı. Cami’nin  içersi adeta  bir  okul gibi.. kuran okuyanlar… Sesli zikir yapanlar ve  huzur içinde namaz kılanlar.İnsanı mana alemlerine götürüyor.

       Tunus’da cuma namazı kılmak ayrı bir olay. Cuma namazı  insanların namaza daha çok katılması için değişik saatlerde kılınıyor. Aynı  şehir de bile ayrı saatlerde cuma namazı kılınıyor.Tunuslu hanımlar cuma namazına geliyor.Tunus’daki  son durağımız  bundan  800 yıl önce  Anadolu’dan Afrikaya  Türk-İslam medeniyetini götüren Endülüs müslümanlarına yardım eden  bir alp erenden adını alan Seyit Ebu Said Bölgesi. Akdenizin mavi sularına bakan bir  tepe üzerine kurulan bu mahallede  kendimizi Endülüs’de  hissediyoruz.Türbeyi ziyaret ederek mahallenin dar sokaklarında geziyoruz.

11 Mayıs Cumartesi-Tunus

         Kahvaltımızın ardından tam gün turumuz için başkent Tunus şehrine hareket. M.ö 614 yılında Romalıların Kartaca’ya alternatif bir liman şehri olarak inşa ettikleri bu şehirde Fransa bulvarı, Bab el Bahir ve şehre hakim bir tepede yer alan ve Endülüs mimari tarzını yansıtan turistik Sidi abu Said bölgesinin gezilmesi. Kayrevan’daki Ukbe bin Nafii Camii’nden sonra ülkenin ikinci büyük ve en önemli camii olan ve Hasan bin Numan tarafından bir ilim merkezi olarak miladi 698 yılında inşa edilen Zeytuniyye Camii ziyareti. Şehrin otantik özelliğini yansıtan medina çarşıları gezisinin ardından Hammamet’e dönüş. Akşam yemeği otelimizde.

12 mayıs pazar Kavrevan/Sousse/manastır

        Kahvaltının ardından tam gün turumuz için hareket. Kuzey Afrika’da islamiyet ile ilk tanışan bölgelerden olan Kayrevan’a geliş. M.s. 670-675 tarihleri arasında Afrika Fatihi Ukbe bin Nafii tarafından askeri üs olarak inşa edilen bu şehirde Ukbe bin Nafii Camii, Ağlebiler döneminde yapılan su havuzları , ve sahabi Ebu Zamaa el Belevi kabri ziyaret edilecek mekanlar arasında. Daha sonra ülkenin ünlü tatil beldesi Sousse’ye geliş ve buradaki yatt limanında balık ziyafeti, ardından manastır şehrinin gezilmesi ve hammamet’e dönüş. Akşam yemeği otelimizde.

13 Mayıs Pazartesi/İstanbul

         Kahvaltı sonrası havalimanına transfer. Tk 1132 sefer sayılı uçak ile saat 11.40’da istanbul’a uçuş. Yerel saat ile 16.25’de istanbul’a hoş geldiniz.

Tarihte Tunus

         Milattan önceki dönemlerde Tunus, Kartaca İmparatorluğu’nun bir parçası olarak tarih sahnesinde yer almıştır.İmparatorluğun önemli şehri Kartaca M.Ö. 814 yılında Kuzey Afrika’da bir dizi yerleşim  noktaları tesis edin Fenikeliler tarafından kurulmuştur. Kartaca şehri Fenike yerleşim sahaları içinde en çok önem kazanan bölge olmuştur. Uzun yıllar stratejik önemi dolayısı ile Roma bu şehri ele geçirmek için fırsat kollamış, m.ö. 149-146 yılları arasında cereyan eden ve Punik savaşları diye isimlendirilen savaşların üçüncüsünde ünlü komutan Anibal’in komutasındaki Kartaca kanlı çatışmalar sonucunda düşmüş ve Roma imparatorluğunun bir vilayeti olmuştur. Romalılar bölgede zeytincilik ve tahıl geliştirmişler ve önemli imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

           M.S. 5. yüzyılda bölgede 100 yıl kadar Vandal hakimiyeti sürmüştür. Romalılar’ın burayı 6. yüzyıl başlarında tekrar ele geçirmelerinin ardından bölge m.s. 698 yılında Ukba bin Nafii tarafından fethedilerek islam medeniyeti ile tanışmıştır.

             İslam fethi sonrası dönemde Tunus’da Ağlabi, Fatimi hanedanları yönetimde bulunmuşlardır. Bu dönemde inşa edilen Kayrevan şehri islamiyet’in Kuzey Afrika ile orta, Güney Afrika ve Endülüs’e yayılmasında en önemli merkez olmuştur. Bu şehirde inşa edilen Kayrevan Camii de sonraki dönemlerde genişletilerek önemli bir ilim merkezi haline gelmiş, çok ünlü bilim adamları yetiştirmiştir. Ayrıca burasının mübarek bir statü kazanmasının sebebi sahabilerden Ebu Zemaa el Belevi’nin türbesinin bu şehirde bulunmasıdır. Yine Tunus şehrinde inşa edilen zeytuniyelerden biri haline gelmiştir.

             12. yüzyılda 2. Roğer komutasında Sicilyalı Normanlar ve 16. yüzyılın ilk yarısında ise İspanyollar Tunus’u işgal etmişlerdir.

         1574 yılında ise Tunus Osmanlı idaresine girmiş, bölgeye istikrar ve refah gelmiştir.Osmanlı imparatorluğu bölgeyi ağırlıklı olarak yerel halktan seçtiği yöneticiler ile idare etmiştir. Bu yöneticilerden Hüseyin bin Ali’nin tesis ettiği Hüseyini hanedanının idaresi altında geçen 1705-1740 arası dönen Tunus’un parlak dönemlerinden birisi olmuştur.

           Bölgede Osmanlı hakimiyetinin zayıflaması ile 1880’lerden başlayarak Fansızlar önce kıyılarda kolonizasyon hareketi başlatarak yerleşmeye başlamışlar ve giderek Tunus’u bardo anlaşması ile Fransa’nın bir vilayeti haline getirmişlerdir. Bu statü 1956’ya kadar devam etmiş ve 1954 yılında kuvvetlenmeye başlayan milliyetçi hareket karşısında Fransa Tunus’a içişlerinde özerklik tanımış ancak dış işleri ve savunma Fransa’nın kontrollünde kalmıştır. İlk milli hükümet 1954 yılında kurulmuş ve yönetimin başına Osmanlı dönemine atfen bey getirilmiş ve anayasal monarşi dönemi başlamıştır.

          1956’da yapılan seçimlerde Habib Burgiba ilk meclis başkanı seçilmiş ve tam bağımsızlık hareketleri hız kazanmıştır. 1957’de (bey) yönetimden uzaklaştırılmış, cumhuriyet ilan edilerek Habib Burgiba ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu dönemde ülkede Fransa aleytarlığı artmaya başlamış, Fransız vatandaşları ülkeyi terketmiş ve Cezayir sınırı boyunca Tunus -Fransız kuvvetleri arasında çatışmalar başgötermiştir. 1961 yılına kadar süren gerginlik ortamı Birleşmiş Milletler’in araya girmesi ile son bulmuş ve Fransız kuvvetleri 1963 yılında Tunus’dan tamamiyle çekilmiştir.

Tunus’u  kısaca tanıyalım

Devletin adı: Tunus cumhuriyeti

Başşehri: Tunis

Nüfusu: 9.726.000

Yüz ölçümü: 164.150 km2

Resmi dili: Arapça

Resmi dini: İslam

Para birimi: Tunus dinarı

             Tunus; Kuzey Afrika’da, 33-38 derece boylam ve 6-9 derece enlem daireleri arasında bulunan bir Devlet. Batıda cezayir, göneydoğuda libya, doğuda ve kuzeyde akdeniz ile çevirilirdir.

            Tunus, akdeniz bölgesinin orta kesiminde, karşısında bulunduğu italya yarımadası ve sicilya adası ile birlikte, doğu ve batı akdenizi birleştiren ve ayıran bir boğaz meydana getirir.Sardunya Adasında 200 km sicilya adasından 140 km uzaklıkta bulunan Tunus, avrupa ve afrika kıtaları arasında bağlantıyı kolaylaştırır.

Tarihi

             Tunus gerek akdeniz ve kuzey afrika hakimiyeti ve gerekse avrupa’nın afrika ile olan münasebetleri bakımından büyük bir stratejik öneme sahiptir. Tunus’un coğrafi konumu göçebe berberilerden sonra, daha çok deniz yoluyla gelen çeşitle etnik toplulukların ülkeye yerleşmesinde en büyük fatör olmuştur.

          M.ö bin yılından itibaren fenikeliler, Tunus’da ticaret merkezleri kurmaya başladılar. M.ö. Beşinci yüzyıl sonlarında fenikeliler Tunus’a gelip yerleştiler ve burada kartaraca cumhuriyetini kurdular. Tunus daha sonra batıdan gelen vandallar’ın, altıncı yüzyılda da bizanslıların haimiyeti altına geçti.

          Müslümanların Tunus’a (afrikiyye) gelişi (647-1228): müslüman arapların 647 yılında başlayan yayılmaları Ukba bin Nafi’nin 670’de Kayruvan (kairouane) şehrini kurmasıyla neticelendi. Tunus (afrikiyye) Hz. Muaviye zamanında Hicri 45 yılında (m.667) alındı. Bizanslılar bazı önemli şehirleri ellerinde tuttular. Berberi ayaklanmaları neticesinde müslümanlar geçici olarak Afrikiyye’den uzaklaşdılarsa da Hasan bin el-Numan zamanında Berberiler, Afrikeyye’yi müslüman Araplara bıraktılar (698). Bundan sonra kayruvanmüslüman afrikiyye’nin başşehri olarak kaldı. Bütün afrikiyye müslüman oldu ve islamiyet her tarafa buradan yayılmaya başladı. İkinci  Abbasi Halifesi Ca’fer Mensur zamanında, Abbasi hakimiyeti yaygınlaştı.

            Emevi ve Abbasi halifelerine bağımlı olan Afrikiyye’yi önce Aglebiler, sonra Kayruvan’da bir şii halifeliği kuran (910) Fatimiler yönetti.Kayrevan ve Mahdiya şehirleri Fatimilerin merkezi oldu.Fatimiler 972’de başşehri Kahire’ye taşıdıkları zaman Afrikiyle Berberi Sülalesi Zirilerin iktidarı altına girdi.Ziriler zamanında Tunus sicilya’daki normanların istilasına uğradı. Zirilerin son hükümdarı Hasan Bin Ali, Fas’daki Muvahhidin Devletinden yardım istedi.Muvahhidin Devleti’nin kurucusu Abdülmümin, Normanları Tunus’tan kovarak (1159-1160) Afrikiyye’yi Tunus’da oturan bir vali tarafından yönetilen bir eyalet haline getirdi. Bundan sonra, Afrikiyye, Tunus altına aldı.

                Onaltıncı yüzyılda İspanya ve Osmanlı Devleti’nin, Akdeniz hakimiyeti için yaptıkları savaşlar sonunda Hafriler yıkıldı. 1534 yılında Barbaros Hayreddin Paşa, Tunus’u ele geçirdi. Ancak Hafri Hanedanı’ndan Haron, İspanya Kralı beşinci Şarlkent’den yardım istedi ve beşinci Şarlkent Başşehri Tunus’u işgal etti. Ve Barbaros Hayreddin Paşa Cezayir’e çekilmek zonunda kaldı. İspanya kralı Hafri Haran’ı tekrar kendisine vergi vermek şartıyla Tunus’un başına getirdi. Başşehir Tunus 1574 yılına kadar tekrar Hafri Hadenanlığı’nın elinde kaldı. Bu arada Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut Reis 1556’da Gafsa’yı, 1558’de Kayruvanı ele geçirdiler. Tunus’un doğu ve güney sahilleri Türklerin eline geçti. Cerbe Adası deniz üssü olarak kullanıldı. Barboros Hayreddin Paşa, İspanya’daki Endülüslü müslümanlardan 100.000 kadarını kurtararak Kuzey Afrika’ya getirdi. Nihayet 1574’de Uluç Ali Reis ile Sinan Paşa, Tunus şehrini (halkul-vad kalesini), ele geçirmek suretiyle bütün Tunus, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaleti haline geldi.

             Osmanlı Devleti zamanında Tunus önceleri Yeniçerilerin desteklediği bir dayı vasıtasıyla, daha sonra da bir bey vasıtasıyla, yönetilmeye başladı.

            İlk beylik sülalesi birinci murad bey tarafından kurulan muradi sülalisidir (1612-1631). 1710’dansonra beyler, irsi yoldan tahta çıktılar. Bu arada fransa, ingiltere, ispanya ve italya Tunus’da ekonomik faaliyetlerde bulunmaya başladılar.  Fransa1830’da cezayir’i işgal ettikten sonra, Tunus ile daha fazla ilgilenmeye başladı.

              Bu sıralarda Osmanlı imparatorluğu kendi başındaki birçok meseleler yüzünden Tunus’a daha fazla yardım edemedi. 1876-1877 Osmanlı-rus savaşı’da bunu önledi.

              Tunus’da fransa, ingiltere ve italya’nın gözü ve çıkarları vardır. 1878’de kıbrıs’ı elde eden ingiltere, fransa’nın Tunus’daki özel imtiyazlarını tanıdı. Fransa, bazı Tunuslu aşiretlerin (krumirlerin) cezayir topraklarına yaptıklarıakınları ve bazı toprak taleplerini bahane ederek 1881 yılında Tunus’a asker çıkardı. 12 mayıs 1881’de yapılan bardo antlaşmasıyla; Tunus beyi, dış hükümdarlığı, siyasi ve ordu işlerini bir fransız genel valisine bırakıyordu. Tunus’un muher ve güney kesiminde başlayan ayaklanmalar güçlükle bastırıldı. Vali paul cambon, yeni bey ali bin hüseyin’e (1882-1902) marsa sözleşmesini kabul ettirince (1883), fransız himayesi resmen kurulmuş oldu.

            Bütün bu olanları Osmanlı imparakorluğu protesto ederek kabul etmediğini bildirdi.Resmi padişah fermanlarından Tunus Osmanlı eyaleti olarak zikr edilmeye devam etti.Fransız idaresi 78 yıl sürdü.

           1930’larda habib burgiba önderliğinde Tunuslular bağımsızlık mücadelesine başladılar. İkinci dünya harbi esnasında Tunus bir savaş alanı oldu. Harpten sonra burgiba yeni destur partisini kurarak bağımsızlık mücadelesine devam etti. Nihayet 1956 yılında Tunus bağımsızlığını kazandı. Bağımsızlığnı kazandıktan sonra Tunus cumhuriyeti’ni ilan eden burgima, ilk Tunus cumhurbaşkanı oldu. Birçok reformlar yaparak laik eğilimli bir rejim kurdu.

         Burgiba, 1965’de israil’e karşı yumuşak ve ılımlı davranılması gerektiğini savundu. Fakat bu düşünceleri şiddetle tenkid edildi. 1979’da mısır’ın arap birliğinden çıkarılmasından sonra, Tunus eski bakanlarından chadli kılibi’nin de genel sekreter olmasıyla, Tunus, arap birliğinin karargahı oldu.

       Ocak 1980’de libya’da eğitim görmüş komandoların gafsa şehrini ele geçrmeleri, Tunus’un fransa ve a.b.d.’den destek istemesine sebep oldu. Olayların yatışmasından sonra başbakanlığa getirilen eski milli eğitim bakanı muhammed m zali, siyasi hayatı kısmen olsun liberalleştirdi. Siyasi mahkumların çoğu serbest bırakıldı ve siyasi partiler kanuni olarak tanınmaya başlandı.

            Bağımsızlıktan beri tek başına iktidarda olan sosyalist destur partisinden başka, kominist partisi dahil üç siyasi partiye daha izin verildi.

         Ölnciye kadar Devlet başakın olan burgiba, ilerlemiş yaşına ve güçsüzlüğüne rağmenülkenin tek lideri durumundadır. 1982 yılında Lübnan’dan çıkarılan filistin kurtuluş teşkilatı mensupları ve lideri yaser arafat karargahını Tunus’a taşıdı. Böylece Tunus filistin kurtuluş teşkilatının karargehı oldu.

Fizik yapı

            Tunus, fiziki yapısı itibariyle üç bölgeye ayrılır. Kuzey bölgesi atlas dağlarının akdeniz kıyısı boyuncauzanımı olan iki dağ şeridinin bulunduğu bölgedir. Bunların arasında mecarda vadisi bulunmaktadır. Bölge nadiren 1000 m.’yi aşan yüksekliklere sahip olmasına rağmen dağlık olarak nitelendirilebilir. Sahil bölgesi, ülkenin Tunus şehri güneyindeki kıyı bölgesini içine alan sousse-sfax ve kayruvan şehirlerinin bulunduğu bölgedir. Bu bölge kuzey bölgeden dorsal dağı ile ayrılır. Bölge yumşak tepeleri, geniş ovaları ve plajları ile meşhurdur.

          Güney bölgesi 34’ncü enlem dairesinden güneye geçince gabes körfezinin çerçevelendiği geniş cafara ve nefta ovalarından ve büyük sahraya ulaşan düzlük arazilerden meydana gelir. Buraya step ve çöl bölgesi de denilmektedir. Rakım 200 m.’nin altındadır.

          Yaklaşık 1145 km.uzunluğundaki Tunus kıyılarıumumiyetle düzdür.Gabes körfezinde gelgit olayı oldukça önemlidir.Deniz yükselmesi iki metreyi bulur.Akdeniz’de en yüksek gelgit olayı burada olur.Ülkenin önemli nehirleri mecorde ve miliare’dir.

         Tunus’da bariz bir şekilde akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve bölgeye göre az veya çok yağışlıdır. Yağmurlar sonbahar ortasında başlar ve ilkbaharın ortasına kadar devam eder. Güneye inildikçe yağmurlar azalır ve iklem düzensizleşir.Kışın sıcaklık o derecenin altına düşmez. Yazın sıcaklık 40 derece’ye kadar çıkar. Kuzeyde yıllık yağış ortalaması 610 mm. civarındadır. Tunis ve bizerte çevresinde ise 500 mm. dolaylarındadır.

Tabi kaynaklar:

         Tunus’un % 43’ü bozkır ve çöl, % 6’sı ormanlarlakaplıdır. Çok yağmur alan yerlerde ormanlar yer alır. Vadiler çok münbit olup, her çeşit mahsul yetişir. Kuzeyde 900 bin hektarlık meşe ve çam ormanları bulunur. Güneyde sıcağa dayanıklı cinsten bitkiler yer alır. Tunus’ta yabani hayvanlar olarak ençok yaban domuzu ve dağ keçisi bulunur. Tunus’un önemli yeraltı zenginlikleri fosfat, demir, petrol, kurşun ve çinkodur.

Nüfus ve sosyal hayat:

           Tunus nüfusu, ülkenin yerlileri olan berbalilerle arabların karışımından ortaya çıkmıştır. Ayrıca safkan barbarilerle, arabların da sayıca önemlidir. Ülkede çok eskiden ispanya’dan göç eden yahudi azınlığı mevcuttur. Bağımsızlıktan sonra giderek azalan fransızlar 60 bin civarındadır. Tunus’ta türk asıllı aileler mevcut alıp, türk soylu olmak burada iftihar vesilesidir.

        Tunus halkı ırkçı değildir. Halkın %98 i müslüman olup, geri kalanını hiristiyan ve yahudiler teşkil eder. Müslüman halkın hemen hemen hepsi sünnidir. Çoğunluğu maliki mezhebindendir. Tunusta arabca konuşulur. Fransız işgali çok sürdüğü için fransızca bilenlerin sayısı çok fazladır. Gazete ve dergilerin yarısı radyo ve tv’nin birer kanalları fransızca yayın yapar.

           Nüfusun yaklaşık % 70 i kuzeyde yaşar. Nüfus dağılışı çok düzensizdir ve tarım kaynaklarına bağlıdır. Nüfus yoğunluğunun km kare başına 70 kişiden çok olduğu mecerda ovaları ve Tunus bölgesi ve kıyılar en kalabalık kesimlerdir. Buna mukabil 2 kilometre kareye 10 kişiden az düşen bozkırlarda özellikle yarı göçebeler yaşar. Tunus’un en önemli baş şehri tunis olup nüfusu 1.5 milyona yaklaşmıştır. Diğer önemli şehirler sfax, sousse, kayruvan ve bizerte’dir.

        Eğitimde fransız sistemine bağlı kalınmıştır. İlkokullardan itibaren öğretimin arabça yapılması sağlanmışsa da üniversitede öğretim fransızca olarak yürütülmektedir. Tunus ünüversitesine bağlı 9 fakülte, 3 enstitü ve 4 yüksek okulda yüksek tahsil yapılmaktadır. Tunus halkının % 62 si okuma-yazma bilmektedir..

Siyasi hayat

         Tunus 17 vilayete ayrılmıştır. Kanuni sistemi islam kanunları ve fransız medeni kanunu esas alınarak türk ve abd örneği bir anayasa ile yürütülür. Seçimler her beş yılda bir yapılmata olup, oy verme yaşı 21 dir. Temsilciler meclisi (millet meclisi) 136 üyeden meydana gelmiştir. Tunus birleşmiş milletlere arab birliğine ve afrika birliği teşkilatına üyedir.

Ekonomi

           Tunus ekonomisi genel olarak tarıma  dayanmakta olup, toplam nüfusun % 50 ila 60 ı bu sektörde çalışmaktadır. Buğday, arpa, zeytin, naranciye, meyve, sebze ve hurma başlıca tarım ürünleridir. Koyun, keçi, sığır, ve kümes hayvanları yetiştirilen başlıca hayvanlardır.

      Turizm, madencilik, yiyecek, konserve, tekstil, hafif sanayi malları ve suni gübre ana sanayi kollarıdır. Ülkede tarım ürünlerine dayalı sanayi kollarının geliştirilmesine çalışılmaktadır. Yerli hammadelerden fosfatın bütün işlenme safhalarının Tunus’da gerçekleştirilmesi için büyük çaba harcanmaktadır. Tunus madenlerini işleyecek kadar yeterli sayıda tesise sahip değildir. Gerek istihdam ve gerekse ihracat imkanlarının artması için imalat sanayine büyük önem verilmektedir.

          Tunus’un ithal ettiği belli başlı mallar, sanayi malları, tarım aletleri, tüketim, yiyecek, giyecek ve enerji malzemeleridir. Fosfat, petrol, zeytinyağı, naranciye, demir cevheri, balık ve tekstil ana ihraç mallarıdır.

           Tunus en çok fransa, italya, batı almanya ve abd ile ticaret yapar. Kuveyt, suudi arabistan, abd, kanada ve federal almanya yardım aldığı başlıca ülkeler arasındadır.

           Tunus’ta karayollarının uzunluğu 17220 km. demiryolları ise 2189 km. dir. Ülkede dört ana liman olan tunis, bezerte, sousse ve sfax’a ilave olarak çok sayıda ikinci derecede liman vardır.Tunis yakınındaki el-auina havaalanı büyük, milletlerarası bir havalanıdır. İç havayolları Tunus’un belli başlı şehir merkezlerini birbirine bağlar.

            Tunuslu mahrez bin halef, Tunus’ta yetişen büyük alimlerden. 953 (h.342) senesinde avyana kasabasında doğdu. 1022 (h.423)’de şehid edildi. Hz. Ebu bekir’in soyundandır. İlmini Tunus ve çevresinde bulunan şehirlerde zamanının alimlerinden öğrendi. Tahsilini tamamlayıp, ilimde ilimde yetişdikten sonra kendi evinde talebelere ders vermeye başladı. Ömrünü kur’an-ı kerim, fıkıh ve diğer ilimlerle ilgili hususları insanlara anlatmakla geçirmiştir. Bir medrese haline getirdiği evinde fakirleri, garipleri ve kimsesizleri koruyup, yardımcı olmuştur. Dertlerine ortak olup, müşküllerini gidermiştir. Onun vasıtası ile maliki mezhebi o bölgede yayılmıştır.

           Mahrez bin halef, Tunus’ta çevrisinde ehl-i sünneti tikadının öğretilmesinde ve yayılmasında çok hizmet edip, rehberlik yapmıştır. Bu hususta muhaliflere karşı ilmi ile mücadele verdiği gibi onların kuvvete ve zorbalığa baş vurmaları karşısında bizzat çarpışarak hizmet etmiş ve böyle bir mücadele neticesinde muhalifler tarafından şehid edilmiştir. Ömrünün son otuz senesi mısır’da fatimi Devleti ile Tunus’ta sonhaciyye ve kartaca bölgesinde Devlet kurmuş rafizilerle mücadele etmekle geçmiştir.

           Alim ve evliya bir zat olan mahrez bin halef şiirleri de tanınımış olup, Tunus’ta “müeddib mahrez ismi meşhur olmuştur. Yazdığı çok sayıda şiirlerinden artaça kaside 245 mısradır. Bu şiirinde kadere nasihatler , tarih kartaca harabelerinden ibret ve tasavvuf konuları işlenmiştir.

        Hayatı hakkında “menakub-ül mueddub mahrez” adlı bir kitah yazılmıştır. Bugün Tunus’ta zaviyesi, kabru , seyyidi (sildi) mahrez ismiyle meşhur olup, Tunusluların çok ziyaret ettikleri yerlerden biridir.

       Ders vermek insanlara maddi manevi yardımlarda bulunmak hususunda büyük bir gayreti ve azmi vardı. Bu işlerle meşguliyeti sibebiyle çok yorulduğunu görenler, pek fazla yorulduğunu söylediklerinde şöyle buyurmuştur: “dini anlatmak, ilimöğretmek, insanlara nasihat ve yardım etmek bana çok hoş geliyor. Ben bir avcıyım belki elime ilerde faydalı olacak biri düşer.

Tunus’da  Osmanlı-Türk eserleri

         Tunus 1574 yılında Osmanlı  yönetimi ile  tanıştı. 40 yıl ispanya işkal altında olan Tunus için zamanın  Osmanlı padişahına Tunus’un ileri gelenleri haber  göndererek  Tunus’un ispanya zulmü altında inlediğini ve kendilerini bu işkalden kurtarılmasını istemeleri üzerine Osmanlı padişahı   kaptanın derya sinan paşayı görevlendirdi. Sinan paşa Tunus’a giderek ispanyollardan Tunusu  kurtardı.

         1887 yılına kadar Osmanlı yönetiminde de kalan Tunus’a  300 yıl içinde Osmanlı bir çok  kültür ve medeniyet eseri yaptırır.Tunus 300 yıl içinde  tarihin en güzel ve en huzurlu günlerini yaşar. Kartaca ,roma savaşları ile  adını dünyaya duyururan ,Tunus’a  Osmanlı   yaptığı hizmetleri  bugün bile takdirle anılıyor. Tunus’da gezerken bizlerin türk olduğunu öğrenen Tunusluların gözlerinin içinin güldüğünü ve mutlu olduklarını görüyoruz.

          70 yıl fransız işkalinde  kalan Tunus’da bir çok Osmanlı Türk eseri fransızlar tarafından yakılmış ve Türk mimari sitili değiştirilmiş.Bugün Tunus’da Osmanlı eseri yok denecek kadar az. Şehir merkezinde bugün hastane olarak  kullanılan tarihi Osmanlı hükümet merkezinin bulunduğu yere geliyoruz. Kitabesinde arapça şifa merkezi yazılan  tarihi binanın Osmanlı yönetimi sırasında hükümet merkezi olduğunu öğreniyoruz.  tarihi bina aslına uygun olarak restore edilmiş ve  bakımlı hale getirilmiş.

            300 yıl Osmanlı-türk yönetiminde  kalan Tunus’a türk kültür eseri fazla görülmemesinden büyük üzüntü duyuyoruz. 70 yıl fransız yönetiminde kalan Tunus’da bugün her alanda  fransız kültür ve medeniyeti hakim . Bağımsızlığı üzerinde 50  yıl geçmesine  rağmen  bugün  Tunus’da her alanda fransız kültürü hakim. Üniversitelerde eğitim dili fransızca, Tunuslular bile birbiri ile  fransızca konuşuyor, fransızca bilmek  önemli bir ayrıcalık. Tunus halkı ana dili arapça’nın yanında fransızca ve ingilizce bilmek zorunda.

           Kültür ve geleneklerin  milet ve Devletlerin  geleceğini yakından ilgilendirdiğini   daha iyi görüyorum. 300 yıllık bir dönem içinde eğitim ve kültüre fazla ilgi göstermeyen Osmanlı kültürünün,  70 yıllık fransız işkali altında kaldığını üzülerek görüyoruz.Millet Ve Devletleri Devlet yapan en önemli unsurun dil, din,gelenek ve kültürler olduğunu  Tunus’da bir kez daha  gödüm. Kültür ve geleneklerimiz sahip çıkmak zorundayız.

Türkiye’nin Tunus büyükelçiliğini ziyaret ediyoruz

           Tunus’a gelipde  Türk toprağı olmayan Tunus’un Türkiye büyük elçiliğini ziyaret etmeden  olur mu? Bizde Türkiye’nin Tunus büyük elçiliğini telefonla  arıyoruz.  Günlerden  pazar olduğu için büyükelçilik kapalı.  Büyükelçiliğe Tunus’un  güzel bir bölgesi ve yeni hava limanı yolu üzerindeki  bir mekan. Halen kiralık bir binada faaliyet gösteren Tunus büyük eçliğimiz yeni bir bina yaptığını  öğreniyoruz.

         2 katlı sade bir binada faaliyet gösteren Tunus büyükelçiliğimizde  koruma görevlisi olan türk yetkililerle  görüşüyoruz.  Bizleri sıcak ve samimi bir havada karşılayan  bu yetki  büyük elçilik müsteşarı  mehmet bilir beyi  arayarak   bizleri telefonla görüşmesini sağlıyor. Mehmet beye anibal’ın gebze’deki anıt mezarı hakkında bilgi vererek gebze ile Tunus’un kartaca  kenti arasında  kültürel işbirliği yapılmasını istiyoruz.

           Kartaca’da her yıl iki kez şenlikler düzenlendiğini söyleyen  müsteşar bilir, Türkiye’nin bir çok sanatçının bu şenliklere katıldığını açıkladı. Kartaca ile gebze arasında anibal’ın 2200 yıl önce  başlatığı tarihi işbirliğinin kültür  ve gönül köprüsü haline getirilmesi  hem gebze ve hemde Tunus açısından çok anlamlı olacaktır.

          Türkiye’nin Tunus büyükelçisi  yakından tanıdığımız bir ismi  eski cumhurbaşkanlarından  fahri korutürk’ün oğlu salah korutürk. büyükelçi  bir heyet için Tunus dışında olduğunu öğreniyoruz. Gebze ile ilgili hazırladığımız kültür hizmetlerinden bir paket yaparak büyük elçiliğe verilmek üzere  büyükelçilik yetkilisine  teslim ediyoruz.

          Gebze ile  kartaca arasında  gönül köprüsü ve  kültürel işbirliği  gebze’nin Tunus’da tanınmasını sağlayacaktır. Kartaca’da  komutanlık yapan anibal’ın bölgemizdeki mezarı olması türlü  tarihi içinde önemli. Biz gazete olarak böyle bir tarihi misyonu ifa etmek için Türkiye’nin Tunus büyük eçliğine uğrayarak  gönül ve kültür köprüsünü başlatmış olduk.

Tunus’lu türk dostu  ahmet celuli

          Tunus’un başkenti  Tunusu gezerken   bizi bir süpriz bekliyordu. Tunus’da okuyan bir türk öğrenci bize  türk dostu  ahmet  habip celuli’den söz ediyordu. Dr.Sefa Saygılı,  gazeteci mehmet  eygi  ile birlikte   türk dostu ahmet habip  celuli’nin evine gidiyoruz.  Evinin içi tam bir müze. ev  türk uslü ile döşenmiş. bizleri  çok sıcak ve samimi olarak karşılayan celuli’nin  evinin her yeri  müze gibi Türkiye ile ilgili resimler ve kitaplar  göze çarpıyor.

        Ahmet celulu  içten bir türk dostu olduğunu ve Osmanlı’nın  Tunus’u işkal için değil, ispanyalı’lardan kurtarmak için geldiğini altını çizerek konuşmaya başlıyor. Dedelerinin  Osmanlı döneminde Tunus’da  görev yaptığını ve türk olduğunu söyleyen celuli Türkiye’nin önemden söz ediyordu.Türk Tarihine çok yakın ilgi  duyan  celuli 10 kez Türkiye’ye geldiğini ve Türkiye’de  tarihi ve  türk eserlerini gezdiğini açıkladı. İstanbul fatihi  sultan fatih ve  israfile dur diyen sultan  vahdettine   çok  özel ilgi duyduğunu açıklayan celuli istanbul’a her gelişinde fatih’in türbesine gidip  türbeye gül yağı sürdüğünü açıklaması dikkatimi çekiyor.

          Tercüman aracılığı ile celuli’ye sorular soruyorum. Celuli Türkiyeye ilgisinin  tarihden kaynaklandığını ve Tunus halkını, türkler tarafından  ispanyolların  zulmünden kurtardığını söylerken gözlerinde vefa duygusu okunuyordu.   Türkler ,Tunus’da  300 yıl  sömürmeden  ve asimile  yapmadan  hizmet yapmak için  Tunusu  adaletle idare etti  sözleri  bizleride duygulandırdı.  Tunuslular türklere vefa borcunu ödemesi gerekir diyordu.

          Türkiye’nin Tunus büyük elçiliğinde düzenlenen  tören ve bayramlara özel davetli olarak katıldığını açıklayan celuli  Türkiye’nin büyük bir Devlet olduğunu ve  türklerin dünyada   ezilen tüm  insanlarla ilgilenmesini istiyordu. 2 saat  kaldığımız ahmet celuli  bizlere yakın ilgi gösteriyor. Türk dostu celulinin  bu hareketi  vefalı insanların  halen  kaldığını gösteriyordu.

Kartaca ile gebze kardeş şehir  olacak mı?

          Tunus’a gitmemizin en önemli nedenlerinden birisi gebze’de anıt mezerı olan anibal’ın doğum yeri  Kartaca’nın Tunus’da bulunması.Başkent Tunus’da bir bölgenin adı olan ve  cumhur başkanı zeynel abdin bin ali’nin  sarayının bulunduğu  kartaca belediyesi ile gebze arasında  bir kardeşlik köprüsü kurulması için gazeteci olarak çalışma başlattık ve  Türkiye’nin Tunus büyük elçiliği düzeyinde  çalışmalarımız sürüyor.Tunus’da Bir çok yer ve   tesise  anibal adı  verilmiş. Bugün  bir çok Tunus’lu  bizim kartaca’nın yerinin nerde olduğunu  bilemediğimiz gibi onlarda  anibal’ın   öldüğü gebze’den haberleri  yok. Kardeş şehir olayı turizm ve tanıtım açısından çok önemli.başarırsak mutlu olacağız.

           Tunus’da gezimiz başkent Tunus’a 100 kilometre uzaktaki karrevan şehrinde sürüyor.Tunus’un iç kısmında  kısmen çöl bir alanda kurulan karrevan şehri  islamiyetin afrikaya yayıldığ bir bölge. M.s. 670 yılında  ukbe bin nafi tarafından  islamiyet kuzey afrikaya bu bölgeden yayılmış. Şehir içindeki ukbe bin nafi camisi  1300 yıldır  önemini sürdürüyor.Şehrin tam ortasında bulunan bu cami görülmeye değer. Cami bir çok turistin ilgisini çekiyor. Karrevan şehri’nin  bir başka özelliği  abbasiler döneminde  şehrin su ihtiyacını karşılamak için yapılan su havuzları  yine 1300 yıldır ayakta  duran bu havuzlar  islamiyetin  insanlığa verdiği önemin bir göstergesi. Şehir içindeki  peygamberimizin  eshabindan  ebu zamaa el belevi’nin türbüsini’de ziyaret ederek karrevan şehrinin tarihi  çarşısında geziyoruz. Kale içindeki çarşı’da zaman durmuş  biranda  yüzlerce yıl geriye gidiyorsunuz.Halı Ve kilim işçiliği burda  meşhur

           Tunus’da  gezimiz sürüyor.  Şimdiki  durağımız  karrevan şehrine  60 kilometre uzaklıktaki   turizm merkezi suse şehrine gideceğiz.Yol Üzerindiki  zama zaman çöl zaman zaman’da  zeytin ağaçları ile karşılaştığımız yolumuzdan hızla ilerleyerek suse şehrine geliyoruz.İlk Durağımız anibal’ın adına kurulan marinadayız.Bizleri Marina girişinde anibal  hotel karşılıyor. Tabi gebze’deki anibal otel değil.Beş yıldızlı anibal  otel gerçekten kartaca medeniyeti ve anibal’ın  adına yakışmış.Marina Yabancı turistlerle dolu. Şehir içinde  geziyoruz.Suse Habip burgibadan sonra Tunus yönetimini ele geçiren zeynel abidin bin ali’nin  memleketi, şehrin  her yerinde  abdin bin ali’nin resmin görmek mümkün. Şehir  oldukça güzel ve bakımlı. Şehir içindeki tarihi  cami ve kale görülmeye  değer. şehir içinde gezerken zaman tünelinde tarihi geçmişe yolculuğa çıkıyoruz.

Habip burgiba  ölmeden  önce 2 milyar dolara  anıt mezar yaptırmış

           Tunus’daki gezimizin son durağı  Tunus’un akdeniz sahilindeki  manastır şehri. Manastır  modern Tunus’un kurucusu ve Tunusu fransız sömürgesinden kurtaran habip burgiba’nın doğduğu yer. Habip burgiba  manastır şehrinin  tüm alt yapsını tamamlatmış. Modern binalar yapmış  havalimanı kurmuş.Tunus’daki Son durağımız olan manastır’a  güneş batarken geliyoruz.

              Manastır şehrinin en önemli özelliği habip burgiba’nın  ölmeden önce 2 milyar amerikan doları harcayarak kendisi için yaptığı  anıt mezarı  görmek. Mezarın altın kubbesi uzaktan görülüyor. Akşam güneşi  altın kubeye  güzel bir görünüm veriyor.  Anıt mezar kapalı olduğu için özel izin alarak içeri giriyoruz.  Yüzlerce dönüm alan üzerine  yapılan bu anıt mezarın içinde  habip burgibanın mozalesi ve yakınlarına ait mezarlar var. Mezar   burgiba’nın özel eşyalarının  bulunduğu müze haline getirilmiş. Habip burgibanın sandukasının başındaki  koltuk ve masada  her gün habip burgiba için kur’an okunuyormuş.

             2 milyar dolar harcanarak yapılan  anıt mezar tarihi mezarlık sökülerek açılan alan üzerine yapılmış. 2 büyük minare ve geniş bir altın kubbenin yer aldığı anıt mezarın giriş kapısında  şu cümleler yer alıyor.  …..” Burada yeni Tunus’un kurucusu, en büyük mücahit ve kadınlara  hürriyetini veren habip burgiba  yatıyor …” yazı som altından yazılmış.Anıt mezar için 2 milyar dolar harcanan Tunus’da bir çok insan fakirlik sınırı altında. Özellikle iç kesimlerde  halk  aç ve yaşam mücadelesi veriyor. Anıt mezardaki ihtişam ve fakir Tunus halkı  tam bir çarpıklığı gösteriyor.

             Manastır şehrinden ayrılarak  hammamet’e doğru yola çıkıyoruz. Sabah erken Tunus’dan  istanbul’a yolculuk başlayacak  normalde  Türkiye saati ile 2 saatlik zaman  farkı olan Tunus’dan ayrılırken  önemli bir tarihi misyonuda ifa etmek istiyorum. 2200 yıl önce  kartaca’da doğan ve kartaca’da  kurduğu muhteşem medeniyetle  romalılara karşı büyük savaşlar yapan ünlü  komutan anibal’ın gebze’deki  anıt mezarı için  toprak alacağız.  Kartaca hava limanından  bir poşete  koyduğum  toprağı  gebze’de anıt mezara getriyoruz.

              10 mayıs’da başylayıp 14 mayıs’da sona eren Tunus gezimizin sonuna geliyoruz. Kartaca ile gebze arasında  gönül ve kültür  köprüsü kurabilirsek  ne mutlu. 300 yıl Osmanlı türk yönetiminde kalan Tunus  1300 yıl önce  kuzey afrika’ya islamiyetin yayıldığı bir  akdenz bölgesi Tunus her  bakımdan  görülmeye değer bir  Devlet. Tunus’dan ayrılıp türkye’ye doğu  yola çıkıyoruz. 3 saate yakın süren uçak yolculuğumuzdan sonra   ipsala’dan Türkiye semalarına girdiğimizde yeniden heyecanlanıyoruz.  Uçağımız  yeşil köy’e indiğinde vatan hasretimiz sona eriyor. İnsan Türkiye’nin kıymetini dışarda daha iyi anlıyor. Tıpkı altın kafese konan bülbülün çalı çırpıdan yaptığı yuvasını  aradığı gibi.

Resim: Tunus”un fransa’dan bağımsızlığını kazandıran habip burgiba  ölmeden kendisi ve ailesi için 2 milyar dolar harcayarak manastr’da  altın kubbeli bir anıt mezar yapmış. Anıt mezara özel izinle girip araştırma yapıyorum.

Resi:  yene Tunus’un  kurucusu habip  burgiba 1968 yılında  Türkiyeye  geldiğin’de, gebze’ye de gelip anibal’ın anıt mezarını  ziyaret ettiği biliniyor.

Resim:  gebze ile kartaca arasında kültür köprüsü kurmak isteyen gazetemiz  tarihi bir görevide yerine getiriyor. Tunus’un kartaca havalimanında  anibal’ın gebzedeki anıt mezarına  koymak  üzere  toprak alıyoruz.

Resim:  gazetemiz 2200 yıllık bir  vatan hasretini sona erdiriyor. Tunus’un kartaca kentinden getirdiğimiz  toprağı anibal’ın  gebzedeki  anıt mezarına koyuyorum.

11 mayıs Cumartesi – Tunus

Kahvaltımızın ardından tam gün turumuz için başkent Tunus şehrine hareket. M.ö 614 yılında romalıların kartaca’ya alternatif bir liman şehri olarak inşa ettikleri bu şehirde fransa bulvarı, bab el bahir ve şehre hakim bir tepede yer alan ve endülüs mimari tarzını yansıtan turestik sidi abu said bölgesinin gezilmesi. Kayrevan’daki ukbe bin nafii camiinden sonra ülkenin ikinci büyük ve en önemli camii olan ve hasan bin numan tarafından bir ilim merkezi olarak miladi 698 yılında inşa edilen zeytuniyye camii ziyarite. Şehrin otantik özelliğini yansıtan medina çarşıları gezisinin ardından hammamet’e dönüş. Akşam yemeği otilimizde.

12 mayıs pazar Kavrevan/Sousse/Manastır

Kahvaltının ardından tam gün turumuz için hareket. Kuzey afrika’da islamiyet ile ilk tanışan bölgelerden olan kayrevan’a geliş. M.s. 670-675 tarihleri arasında afrika fatihi ukbe bin nafii tarafından askeri üs olarak inşa edilen bu şehirde ukbe bin nafii camii, ağlebiler döneminde yapılan su havuzları , ve sahabi ebu zamaa el belevi kabri ziyaret edilecek mekanlar arasında. Daha sonra ülkenin ünlü tatil beldesi sousse’ye geliş ve buradaki yatt limanından balık ziyafeti, ardından manastır şehrinin gezilmesi ve hammamet’e dönüş. Akşam yemeği otelimizde.

13 mayıs pazartesi / İstanbul

Kahvaltı sonrası havalimanına transfer. Tk 1132 sefer sayılı uçak ile saat 11.40’da istanbul’a uçuş. Yerel saat ile 16.25’de istanbul’a hoş geldiniz.

Tarihte Tunus

Milattan önceki dönemlerde Tunus, kartaca imparatorluğunun bir parçası olarak tarih sahnesinde yer almıştır. İmparatorluğun önemli şehri kartaca m.ö. 814 yılında kuzey afrika’da bir dizi yerleşim  noktaları tesis edin fenikeliler tarafından kurulmuştur. Kartaca şehri fenike yerleşim sahaları içinde en çok önem kazanan bölge olmuştur. Uzun yıllar stratejik önemi dolayısı ile roma bu şehri ele geçirmek için fırsat kollamış, m.ö. 149-146 yılları arasında cereyan eden ve punik savaşları diye isimlendirilen savaşların üçüncüsünde ünlü komutan anibal’in komutasındaki kartaca kanlı çatışmalar sonucunda düşmüş ve roma imparatorluğunun bir vilayeti olmuştur. Romalılar bölgede zeytincilik ve tahıl geliştirmişler ve önemli imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

M.s. 5. yüzyılda bölgede 100 yıl kadar vandal hakimiyeti sürmüştür. Romalılar’ın burayı 6. yüzyıl başlarında tekrar ele geçirmelerinin ardından bölge m.s. 698 yılında ukba bin nafii tarafından fethedilerek islam medeni ile tanışmıştır.

İslam fethi ysonrası dönemd Tunus’da ağlabi, fatimi, hanedanları yönetimde bulunmuşlardır. bu dönemde inşa edilen kayrevan şehri islamiyet’in kuzey afrika ile orta, güney afrike ve endülüs’e yayılmasında en önemli merkez olmuştur. Bu şehirde inşa edilen kayrevan camii de sonraki dönemlerde genişletilerek önemli bir ilim merkezi haline gelmiş, çok ünlü bilim adamları yetiştirmiştir. Ayrıca burasının mübarek bir stütü kazanmasının sebebi sahabilerden ebu zemaa el belevi’nin türbesinin bu şehirde bulunmasıdır. Yine Tunus şehrinde inşa edilen zeytuniyelerden biri haline gelmiştir.

12. yüzyılda 2. Roğer komutasında sicilyalı normanlar ve 16. yüzyılın ilk yarısında ise ispanyollar Tunus’u işgal etmişlerdir.

1574 yılında ise Tunus Osmanlı idaresine girmiş, bölgeye istikrar ve frefeh gelmiştir. Osmanlı imparatorluğu bölgeyi ağırlıklı olarak yerel halktan seçtiği yöneticiler ile idare etmiştir. Bu yöneticilerden hüseyin bin ali’nin tesis ettiği hüseyini hanedanının idaresi altında geçen 1705-1740 arası dönen Tunus’un parlak dönemlerinden birisu olmuştur.

Bölgede Osmanlı hakimiyetinin zayıflaması ile 1880’lerden başlayarak fransızlarönce kıyılarda kolonizasyon hareketi başlatarak yerleşmeye başlamışlar ve giderek Tunus’u bardo anlaşması ile fransa’nın bir vilayeti haline getirmişlerdir. Bu statü 1956’ya kadar devam etmiş ve 1954 yılında kuvvetlenmeye başlayan milliyetçi hareket karşısında fransa Tunus’a içişlerinde özellek tanış ancak dış işleri ve savunma fransa’nın kontrollünde kalmıştır. İlk milli hükümet 1954 yılında kurulmuş ve yönetimin başına Osmanlı dönemine atfen bey getirilmiş ve anayasal monarşi dönemi başlamıştır.

1956’da yapılan seçimlerde habib burgiba ilk meclis başkanı seçilmiş ve tam bağımsızlık hareketleri hız kazanmıştır. 1957’de (bey) yönetimden uzaklaştırılmış, cumhireyit ilan edilerek habib burgiba ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu dönemde ülkede fransa aleytarlığı artmaya başlamış, fransız vatandaşları ülkeyi terketmiş ve cezayir sınırı boyunca Tunus -fransız kuvvetleri çatışmalar başgötermiştir. 1961 yılına kadar süren gerginlik ortamı birleşmiş milletler’in araya girmesi ile son bulmuş ve fransız kuvvetleri 1963 yılında Tunus’dan tamamiyle çekilmiştir.

Nisan 2010 tarihinde Tunus turizim bakanlığı’nın daveti ile gittiğimiz Tunus hakkında  genel bilgiler.

Genel bilgiler

Yüzölçümü: 162.155 km2

Nüfus: 9.911.000

Fakirlik oranı: %4,2

Okuma yazma oranı: %80o d (10 yaş üstü)

Enflasyon oranı: %1,9

Para birimi: Tunus dinarı

1 Dinar: 1000 milim paralan 1,2,5,10,20,50,100 milim,V2 dinar ile 1 dinar’dan oluşmaktadır.Parite: 1 usd = 1,2 Tunus dinarı 1 euro = 1,6 Tunus dinarı 1 ytl = 1 Tunus dinarı döviz bankalarda ve otellerde bozdurulabilir. Tunus dinarı konvertibl değildir.Kredi kartı kullanımı çek, euro-çek ve kredi kartları geçerlidir. (Visa, mastercard, eurocard amex, diner’s club) ATM makineleri kentlerde yaygındır.Bankalar: pazartesiden cumaya kadar 08:30-11:30 ve 15:00-16:30 saatleri arasında, yaz ve ramazan aylarında sadece 07:30-14:30 arası açıktır.

Dil: ana dili arapçadır, fransızca da anadil kadar yaygındır. İngilizce ve almanca da sıkça kullanılan dillerdir.

Dünya saati: Gmt +1

Sıcaklık: Yaz aylarında ortalama 29,3 kış aylarında ise 11,4’dür.

Telefon: Ülke kodu 216’dır, şehir kodu dahil 8 rakamlıdır.

Ulusal bayramları: 20 mart bağımsızlık bayramı.

Tatil günleri: 1 ocak: yeni yıl, 20 mart: bağımsızlık günü,21 mart: Gençlik günü, 9 nisan: şehitler günü, 1 mayıs: işçi bayramı, 25 temmuz: cumhuriyet bayramı, 13 ağustos: kadınlar günü, 7 kasım: değişim günü kutlaması, kurban ve şeker bayramı: 2 gün

Vize: Tunus’a vize yoktur.

Şehir içi ulaşım: Tunus’ da taksiler san ve taksimetrelerdir. Her taksi numaralıdır (takside herhangi bir şey unuttuğunuzda bu numarayı hatırlamakta fayda vardır). Gece tarifesi %50 zamlıdır ve saat 19:00’da başlar. Taksi duraklarında pazarlık ile günlük veya belli bir güzergah için araç kiralamak mümkündür. Taksi dışında metro bağlantılı otobüsler de bulunmaktadır.

Ulusal ulaşım: otobüs ulusal ulaşımda üçüncü sırada yer almaktadır, tüm Tunus içinde klimalı otobüsler geniş bir şehirlerarası ağa sahiptir. Tunus’ da hafif metro, modern raylı bir sistemdir. Raylı sistem, Tunus şehir merkezinden batıda denden, kuzeyde artana ve güneyde ben arous’ a kadar uzanır. Ayrıca kartaca’ nın sahil bölgelerini ve la goulette’i marsa’ya ve sidi bou said’e bağlayan elektrikli bir tren vardır.Tunus ulusal tren kurumu tarafından işletilen trenler, ucuz ve etkin bir ağla 2000  km’ yi kat etmektedir.

Tunus’ da mükemmel planlanmış otoyollar ve paralı otobanlar bulunmaktadır. Ulusal karayollarında 50 km/saat olan hız limiti, otobanlarda 110 km/saattir. Kiralık araçlar, kiralık oto şirketlerinden ve otel resepsiyonlarından kiralanabilir.

Tunus’un bazı kentlere uçuş süresi:

Tunus – İstanbul: 2 saat 20 dakika Tunus – roma: 1 saat Tunus – madrid: 2 saat 15 dakika Tunus – paris: 2 saat 10 dakika Tunus – frankfurt: 2 saat 30 dakika Tunus – londra: 2 saat 50 dakika Tunus’ dan fransa’nın marsilya ve italya’nın genova kentlerine feribot seferleri vardır. Bu deniz yolculukları yaklaşık 23 saati bulur.

Alışveriş: kairouan’ ın ünlü halılarından, nabeul’ün seramik ve çömleklerinden, sidi bou said’in işlemeli mücevherlerinden, geleneksel kıyafetlere kadar Tunus çarşıları bir el sanatları cennetidir. Milli zanaat ve sanatlar ofisi, “r” harfi damgalı ürünleri kalite ve orijinallik açısından tavsiye ediyor.

Spesiyaliteleri: Tunus’un zeytinyağı, hurması, bademli tatlıları, şarapları ve özellikle hamur işleri tadılması gereken lezzetleridir.

İçecek: Tunus, müslüman bir ülke olmasına rağmen diğer dinlere ve adetlere toleranslı bir ülkedir. Bu sebeple alkol satışı da ülke çapında serbesttir. Tunus şarabı ve birası denemeye değerdir, ayrıca iki çeşit otantik likörü vardır. Damıtılmış incirden üretilen “boukha” ve hurmadan yapılan “thibarine”. Halkın tükettiği “lagmi” palmiye ağacının özsuyundan elde edilir ve bulunması güçtür. Ülke genelinde kahve tüketimi çoktur, buna arap kahvesi denir. Naneli yeşil çay ise en çok tercih edilen içecektir.

Yiyecek: Gerçek Tunus mutfağı geniş bir yelpaze sunmasa da kaçırılmayacak tatlara sahiptir. Kuzey afrika’nın vazgeçilmez yemeği olan kuskus Tunus’ da da balık veya kuzu eti ve sebze ile sunulur. Bir diğer lezzet ise yumurta ve balıktan kiremitte yapılan “brik”tir (genelde ton balığı veya karides kullanılır). Tunus mükemmel bir deniz mahsulleri, mevsimine göre meyve ve sebze cennetidir.

Bahşiş: Tunus’da bahşiş vermek bir adettir. Bahşiş oranı aldığınız servise bağlı olarak % 5-10 oranındadır.

Halkı: Tunus halkının kökü arap ırkına dayanmakla beraber ülkenin güneyindeki çölden gelen berberi halkı ile karışmıştır.

Tipik bir Tunus ailesi, birbirine bağlı ataerkil bir yapıdadır. Halkın %63,4’ü kentlerde yaşar.

Din: Tunus müslüman bir ülkedir. Her müslüman ülkede olduğu gibi, cuma kutsal bir gündür, ayrıca da islami takvime göre yılın ilk günü olan muharrem ayının ilk günü (hz.Muhamed’in Doğum günü kabul edilir) ve ramazan’dan sonraki 2 gün bayram tatilidir. Kairouan’daki büyük cami ile başkent Tunus’daki zitouna camileri dışındaki camiler gayri müslimlere kapalıdır.

Çöl yaşamı: Çöl, özellikle vahaların ve sahra’nın içlerine kadar uzanan geniş, sığ ve kuru tuz birikintileriyle büyüleyici bir alandır. Çöl gezisi planlama ve tedbir gerekir. Ülkede bu işi profesyonelce yapan ve 4×4 ciplerle çölde safari turu düzenleyen birçok şirket mevcuttur.

Tunus’un tarihçesi

Tunus’da yaşam tarih öncesi zamanlara dayanır.İnsan yaşamına dair ilk izler ise paleolitik zamanlardan kalmadır.

•  Tunus’un ilk yerlileri berberiler ve fenikelilerdir.

• M.ö 814: elyssa olarak da bilinen kraliçe didon tarafından yönetilen kartaca’nın kurulması, hızla gelişen ve şüphesiz bir güce sahip olan bu yeni sitenin gidişatının roma’yı rahatsız etmesi ve bunların harekete geçmesi.

•  M.Ö 264-146: hanibal’in fillerle yaptığı fantastik yolculukla ünlenen kartaca’nın romalılara

   (mö 218-202) karşı yapılan üç savaş sonucunda yenilmesi.

•  M.Ö 146-ms 439: özellikle tarım ve kentleşmede hızla gelişerek refah düzeyini oldukça yükselten ilk roma kolonisi “afrika”nın kurulması.

•  439: bir ispanya kabilesi olan vandallar ile kartacalılar’ın savaşı.

•  533: kartaca’nın bizanslılar’ın eline geçmesi.

•  647-698: 670’de oqba ibn nafaa tarafından kairouan’ın kurulması ve 698’de kartaca’nın araplar tarafından alınmasıyla ülkede müslüman-arap çağının başlaması.

•  800-909: islamiyetin yayılmasıyla, kairouan’ın maghreb’in politik ve entellektüel merkezi haline gelmesi.

•  909-1159: fatimi ve ziride hanedanlıklarının kurulması. 921’de mahdia’nın kurularak ülkenin başkenti olması.

•  1159-1230: hıristiyan maghreb ile müslüman endülüs’ün birleşmesi.

•  1236: bağımsızlığını ilan eden Tunus’ta 1574’e kadar sürecek olan hafsid’lerin kurulması.

•  1574: Tunus’un Osmanlı imparatorluğu’na bağlanması.

•  1705: camileriyle ünlü hüseyin oğulları hanedanlığının kurulması.

•  1881-1956: Fransız koruması (12 mayıs 1881’de sömürgeciliğe karşı başlatılan direnç yaklaşık 75 yıl sürmüştür).

•  1956: 20 mart’ta Tunus’un bağımsızlığını kazanması.

•  1957: 25 temmuz’da Tunus cumhuriyeti’nin kurulmasıyla habib bourguiba’nın ilk başkan olması.

•  1959: 1 haziran’da Tunus cumhuriyeti’nin ilk anayasasının yayınlanması.

•  1963: 15 ekim’de fransızların ellerinde kalan son noktaların boşaltılması.

•  1987: 7 kasım’da, anayasa gereği, zine el abidien ben ali’nin ikinci başkan seçilmesiyle, birçok politik suçlunun aftan yararlanarak hapisten çıkması ve bunun sonucunda arap ülkeleri, avrupa ve avrupa birliği ile dostane ilişkiler kurulması.

Genel bakış

KartacaTunus, 3000 yıllık tarihiyle medeniyetlerin kesiştiği akdeniz’e açılan bir cennet ülkedir.

Tunus, zengin tarihinin yanı sıra, renkli coğrafyaya da sahiptir. Güneyde sahra’nın sapsarı kumlarından başlayan ülke, kuzeye doğru yeşillenir. Denize yaklaştıkça renkler değişir ve afrika ruhu yerini tipik bir akdenizliye bırakır. Kilometrelerce uzanan zeytin ağaçlan, hurma ağaçları, üzüm bağları, palmiyeler ve yasemin çiçeklerinin vazgeçilmez kokusu; toprak ve bitki örtüsünün zenginliği ile birlikte çölün yalnızlığı, turizmin kazandırdığı cıvıl cıvıl sahillerde unutulur. Önemli bir turizm merkezi olan Tunus’da bulunan birçok uluslararası 5 yıldızlı otel ve tatil köylerine dünyanın her köşesinden her yıl sayısız turist akın eder.

Tunus kentlerinde Osmanlı izlerinin ve arap özelliklerinin yanı sıra günümüzün çağdaş ve modern yaşamı görülebilir.Tunus, 1300 km’yi bulan ince kum plajları, golf meraklıları için golf sahaları, sahilin çeşitli bölgelerine dağılmış olan dalış merkezleri, casinoları ile tam bir turizm cennetidir.Tarihi ve kültürel açıdan çeşitli dönemlere ait arkeolojik kalıntılar bulunur (kartaca, dougga, sbeitla, thuborbo, majus, zaghouan, kerkouan, bulla regıa vb), islamiyet’in afrika kıtasına giriş kapısı olan kairouan’daki ilk cami okba, roma dönemine ait el jem amfiteatr, dünyanın en büyük mozaik koleksiyonuna sahip bardo müzesi ve kartaca harabeleri Tunus’un görülmeye değer kültürel zenginlikleridir. Tunus, hemen hemen her köşesinde satılan otantik ürünleriyle bir alışveriş cennetidir. İşlemeli uzun elbiseleri, dantel gibi örülmüş kuş kafesleri,Rengarenk kumaş ve eşarpları, seramikleri, halı ve kilimleri ile egzotik bir dünyayı yansıtır.

Başkent Tunus’a 60 km mesafede bulunan hammamet, ince kum plajları ile Tunus’un en önemli tatil merkezlerinden biridir. Tamamen turizmle içice yaşayan bir sahil kenti olan hammamet, denizin kıyısında yükselen kalesi, hemen altında kapalı çarşısı ve plajlarıyla içiçedir. Hammamet kalesi, içindeki yöresel el yapımı hatıra eşyaların satıldığı tipik mağazaları ve balık restoranları ile ünlüdür. Kent merkezinin güneyindeki yasmine hammamet turistik bölgesi ve içindeki marinası, medina mediterranea’si (Tunus ve akdeniz tarihinin değişik dönemlerini anlatan eski şehir), modern thalassoterapi merkezleri, casino-lar ve lüks otel zincirleri ile bölge tam bir turizm cennetidir. Başkent Tunus’a yaklaşık 140 km mesafede bulunan sousse, ülkenin üçüncü büyük şehri ve belki de Tunus sahillerinin en sevimli, en güzel şehirlerinden biridir. Sahil boyunca dizilmiş lüks otelleri, thalassoterapi merkezleri, golf sahaları, küçük limanı, çarşısı, restoran ve kafeleriyle minyatür bir kent gibidir.

Şehir merkezindeki ribat, medina, souk abbesiler döneminde inşa edilmiş büyük cami, şehrin tarihi yerleri arasındadır. Şehre 15 km uzaklıkta turizm merkezi ve marinası port el kantaoui bulunmaktadır.Tunus’un güneyindeki djerba adası, plajları, sıra sıra otelleri, dünya mutfaklarının sunulduğu tipik restoranları, bembeyaz duvarlı, mavi pencere ve kapılı evleriyle ve bütün yıl boyunca devam eden güzel iklimi ile ülkenin önemli turistik merkezlerinden biridir. Djerba adası, Uluslararası havaalanı sayesinde dünyanın çeşitli kentlerine direkt uçak seferleri ile bağlanır. Tunus’un güneyine doğru ilerledikçe yerel halkla birlikte özgün kültürlerine de yakınlaşmaya başlanır. Kebili, douz, tozeur yolundaki sahra turu 4×4 jiplerle sağlanan yolculuk tam bir off-road keyfine dönüşür. Turun sonunda tipik berberi köylerine ulaşılır. Star vvars filminin çekildiği hadada kasrı, bomboş taş evleriyle ziyaretçilerin hayal dünyasını zorlar.

Başkent  Tunus

Ülkenin kalbi başkent Tunus, bugün ticaretin, bankacılığın ve yönetimin merkezi durumundadır. Şehrin tarihi kökleri romalılara kadar uzanmaktadır. Tunus şehri, kontrastların ve zıtlıkların birleştiği, eski ile modernin, doğu ile batının buluştuğu bir şehir. Fransızlar zamanından kalma geniş cadde ve modern binaların yanı sıra müslüman yerleşim şehri eski şehir olan medina tam bir müzedir.

Burada, dünyanın en olağanüstü roma mozaik koleksiyonunun bulunduğu bardo müzesi ve 9. yüzyılda inşa edilmiş büyük ez-zitouna camii  görülmeye değer yerlerdir.Ayrıca medina’nın her tarafı yerli halkın ve turistlerin oturduğu küçük şirin kahveler, el yapımı çeşit çeşit parfümler, rengarenk kıyafetlerin, hamur işi tatlıların satıldığı dükkanlarla doludur.Eski şehrin yanı sıra Tunus şehri ve limanı, modern binaları, büyük otelleriyle de büyük bir metropol olma yolundadır.

Kartaca

Kartacalılar tarafından kurulan bu yerleşim yeri, roma imparatorluğu’nun da en önemli şehirlerindendir. Bugün efsanevi roma dönemlerinden kalma, kartacalıların geniş kalıntılarıyla zenginleşmiş antik ile modernin buluştuğu bir şehirdir. Kalıntılar Unesco tarafından dünya da bulunan deniz bilimleri müzesi, tüm şehre hakim olan Byrsa Kartaca müzesi görülmeye değer yerlerdir. Kartaca sahilleri kuzeyde goulette limanından güneyde gammarth’a kadar uzanan 15 km’lik bir sahildir. Çam ağaçları ve mimozalar içinde doğal bir mimarisi olan bölgede insana huzur veren bir atmosfer içinde tedavi merkezleri ön plana çıkmaktadır. Birçok aktivitenin olduğu kartaca sahilleri, turistik oteller, tatil köyleri, kongre otelleri, balıkçı limanı ile görülmeye değer bir bölgedir. Özellikle roma amfiteatrında ve acropolium’da düzenlenen çeşitli festivallerle, dans, müzik, tiyatro ve sinema gibi eğlencelerin yanı sıra casino, ticaret merkezleri, sanat galerileriyle kartaca eğlenmeye gelen turistler kadar işadamlarının ve kongre katılımcılarının da ilgisini çekmektedir.

Sidi Bou Said

Kartaca sahillerinde yer alan bu küçük tarihi kasaba bugünkü güzelliğini, sessiz sakin yaşayan halkına borçludur. Mimoza ve yasemin kokulan içindeki bu kasabada nane çayınızı geleneksel cafe des nattes’da veya günbatımında sahil kahvesi cafe sidi chebaan’da alabilirsiniz. Bir müzik şehri olan sidi bou said’deki tüm evlerde bir müzik aleti koleksiyonu bulmak mümkündür. Sidi bou said 13.yüzyılda buraya evini inşa etmiştir ve bugün her ağustos ayında şehrin camisinde kharja adı verilen müzikli ve danslı, hac niteliğinde olan bir ayin düzenlenir.1912-1922 yılları arasında inşa edilen baron d’erlanger’in evi bugün dar nejma ezzahra adı altında bir arap ve akdeniz müziği merkezi olmuştur.

Cap bon burnu

Akdeniz’e uzanan cap bon burnu geniş bahçeleriyle ünlüdür; başta portakal olmak üzere, limon ve yasemin ağaçlarıyla kaplıdır. Bu bahçelerin arasında unutulmaması gereken, ünü sınırları aşmış kırmızı acı biber salçası da (harissa) çok meşhurdur. Tunus mutfağının vazgeçilmez baharatları da bu bölgeden çıkar. Bu bölgede yer alan taş oymacılığı, dar chaabane’da, çömlekçilik ve çinicilik ise nabeul’de çağlar öncesine dayanan birer sanattır. Bu bölgede yer alan kerkouan’da yapılan kazılarda, evler, mükemmel hamamlar ve kanalizasyonlar ortaya çıkmıştır. Burada kartacalılar romalılar gibi

Kraliyet ailesinin kumaşlarını boyarlarmış.Korbus ise antik çağlardan beri insanların 7 ayrı kuyudan kaynayan doğal termal sulardan yaralanmak için geldikleri bir yerdir. Kelibia ise vı. yüzyılda bizanslılar tarafından inşa edilmiş kalesiyle balıkçı limanı, ızgara balıkları ve muscat şarabıyla meşhurdur.El haouaria kasabası ise cap bon yanmadası’nın en ilginç kasabasıdır, kayalık bir sahili olan bu yerde atmaca yetiştirilmektedir. Burada yetiştirilen atmacalar tavşan, keklik gibi hayvanları avlamak için kullanılır. Her yıl burada atmaca festivali düzenlenir.

Nabeul

Antik adı neapolis olan nabeu sanatlarıyla meşhurdur, hasır örmeciliği ve nakışçılığın yanı s çömlekçiliğin de başkenti olare adlandınlabilinir. Geniş kumsalları olan bu  şehir modern turistik tesisleriyle bir tatil beldesidir.Nabeul’e bahar aylarında gelmeli ki, portakal çiçekleri parfümünü koklayabilirsiniz.

Hammamet

Hammamet adı hamamdan gelmektedir. Tunus’a 65 km uzaklıkta, bir körfez içinde bulunan bu şehir asırlardır güzel bahçeleri, beyaz evleri, kale ve medinasıyla sanki bir sanatçının elinden çıkmışçasına insanları cezbetmiştir. Bugün geniş kumsalları ve modern lüks otelleriyle Tunus’un başı çeken turizm merkezlerindendir. Şehir her yıl festivaller düzenlenen bir uluslararası kültür merkezine sahiptir. Denize doğru açılan roma antik tiyatrosu’nda her yıl dünyaca ünlü sanatçılar gösteri yapmaktadır.

Yasmine – Hammamet

Kelibia ve el kantaouni limanları arasında bulunan bu şehir güneyde hammamet’e bağlanır.Marinası, geniş yeşil alanı, eğlence parkıyla yasmine-hammamet Tunus’un modern turizmini yansıtır. Bahçelerle çevrili plajları her türlü ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlenmiş ve dünya plajları ile yarışacak türdendir.70 metrelik tekneler alabilen marinası yılın 12 ayı misafirleri ağırlamaktadır. 10 hektarlık medinası tüm maghreb’in özelliklerini yansıtır. Hamamlarıyla, medreselerıyle ve yapı tarzıyla tam bir arap-müslüman mimari tarzını yansıtır. Sanat ve eğlencenin merkezi olan carthageland eğlence parkı da burada bulunmaktadır.

Carthageland

12 hektarlık bi alana yayılan carthageland adı verilen bu eğlence parkı akdeniz medinası yasmine-hammamet yakınında bulunmaktadır. Değişik eğlenceler sunan ve afrika kıtasının ilk eğlence parkı olan carthageland’ın kendi benzerlerinden farkı, oyunların konusunun Tunus tarihinden seçilmesidir.Heyecan ve macerayı sevenlerin buluştuğu bu eğlence merkezinde sihirbazlıklardan tutun değişik tarihi karakterlere bürüneceğiniz birçok gösteriler. Kartacalı hannon’un ve akdeniz fatihi barbaros kardeşler’in gemilerinin yanı sıra, 17 çeşit tarihi atmosfer içindeki oyunlarla heyecan yaşayın.

“İchkeul” çölü

Bizerte ve sejnan kentleri arasında bulunan ichkeul 11 yılında unesco tarafından doğal park ilan edilip korunmaya alınmıştır. Yüksek tepelerle çevrili ve korıl olan bu alan göçmen kuşların avrupa ve afrika arasın göç yolu üzerindedir. Burada flamingo, ördek, leylek ı birçok göçmen kuşa rastlamak mümkün.

Biz£rt£

Tunus şehrine 65 km uzaklıktaki bu en kuzey sahil şehri devasa asma köprüsüyle gemilerin ülkenin bu önemli limanına girişini sağlar.

Romalılar’ın hyppo diarrhytüs olarak adlandırdığı bu şehir, stratejik bir konuma sahiptir. Eşsiz doğal bir barınak olan_ bizerte. Romalılar, bizanslılar. Araplartürkler ispanyollar ve fransızlar zamanında da ekonomik ve askeri bakımdan stratejik bir rol oynamıştır. Her zaman canlılığını koruyan bu şehirin medinası çok iyi muhafaza edilmiş. Medina, camileri, çarşıları, kahve ve restoranlarıyla, eski limanın balıkçı tekneleri ve balıkçıları ile benzersiz bir atmosfer yaratmaktadır. Balık pazarı mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.

Şehrin iki kısmı bulunmaktadır, şehrin modern kısmı fransızlar tarafından inşa edilmiş ve genelde ticaretin yoğun olduğu kısımdır. Arap atmosferinde olan eski şehir ise daha çok el sanatların yapıldığı, sanatkarların yoğun olduğu bir labirenttir. Bizerte’nin küçük kalesi bugün müze olarak kullanılmaktadır. Bizerte ilginç mimarisi, güneyindeki “ıchkeul” gölü, kuzeyinde plajları ve şehri çevreleyen palmiye ağaçları ile tam bir doğa harikasıdır.

Tabarka-ain Draham

Tabarka sırtını khoumirie tepelerine dayamış, mercanları ve meşe ağaçlarıyla meşhur küçük bir balıkçı limanıdır.Zengin bir tarihe sahip olan tabarka’nın ilk çağlarında, frigyalılara, romalılara ait kalıntalara rastlanmaktadır. Tabarka koyunu korumak maksadıyla cenevizliler tarafından yapılmış bir kale vardır. Uzun kumsalları ve her yıl düzenlenen caz festivaliyle turistlerin gözdesidir.Ain-draham, dinlenmek isteyenler için de ideal bir mekandır. Babouche boğazı’na giderken hammam bourguiba termal istasyonu, antik çağlardan beri astım hastalarına şifa dağıtmaktadır.Ain-draham’ın yukarılarına doğru çıkıldığında kırmızı çatılı evler dikkati çekmekte, buraya insanlar yazın sıcağında serinlemek için, sonbaharda ise yaban domuzu ve bıldırcın avı için gelmektedir.Bulla regia, chemtou, dougga, birer roma şehri olana kadar uzun süre berberiler’in yaşadığı, günümüzün ise kültür hazineleridir.

Bulla regia

Tunus’un önemli yerleşim birimlerinden biri olan bulla regia, romalı zenginlerin yaz sıcaklarından korunmak için yer altına kurdukları şehirle ünlüdür.Bölgenin zenginliği bereketli topraklarından gelmektedir, buğday tarlaları ve zeytin bahçeleri bulunmaktadır. Şehrin zenginliği hamamları, tiyatrosu ve tapınaklarının bulunmasından anlaşılmaktadır.Şehirdeki müze önemli rölyefler sergilemektedir.

Dougga

Dougga eski bir roma yerleşim merkezidir. Hamamları, tapınakları ve tiyatrosu oları dougga zengin üzüm bağlarına sahiptir. Şehrin önemli yapıları, capitoline tapınağı, tiyatrosu ve 12 kişilik cyclop hamamı’dır.

Kairovan

Kairouan şehri 670 yılında muhammed’in sahabelerinden ” u kbj3j3irıjmafi!lla^ dünyanın müslümanmerkezkezlerinden dördüncüsüdür. Kuzey afrika’nın ilk kutsal şehri sayılmaktadır. Surlarla çevrili medinasında birçok cami, sahabe ve evliyaların türbeleri ve de her yıl hz. Muhammed’in doğumunun kutlandığı okba camii bulunmaktadır.Kairouan’ın yakınlarındaki rakkada’da islam eserlerinin ve birçok değerli el yazması kuranlar’ın bulunduğu islam sanatları müzesi bulunmaktadır, kairouan aynı zamanda Tunus halıcılığının da merkezi sayılır. Şehir hediyelik eşya satıcıları, çeşit çeşit dükkanları ve satıcıların çığlıklarıyla oldukça canlı bir görünüm arz eder. Buna rağmen eski şehrin dar sokaklarına girdikçe arap istilasından kalma, beyaz boyalı, ağaç oyma kapılarıyla eski evlerin sessizliği göreceksiniz.

Kairouan camii kimileri için Tunus’u ziyaretlerinin tek amacıdır, 688 yılında inşasına başlanan cami, kuzey afrika’nın en büyük müslüman ibadet yeriydi. güeniş bir avluyu içine alan surlarla çevrilidir, 365 sütun üzerinde duran cami içinde roma ve bizans başlıkları da bulunur.Ağaç oyma kapılarına bakıldığında hepsinin birbirine benzediğini zannederiz, ama hepsi ayrı ayrı motiflerle süslenmiştir. Avlusunda ilginç güneş saati ve yer altı su depolarına açılan girişleri görebilirsiniz.

Sousse

Fenikelilerin antik hadrumete kentidir. Başkent Tunus’a yaklaşık 140 km mesafede bulunan sousse, ülkenin üçüncü büyük şehri ve belki de Tunus sahillerinin en sevimli, en güzel      şehirlerinden biridir. Sahil boyunca dizilmiş lüks otelleri, talasoterapi merkezleri, golf sahaları, küçük limanı, çarşısı, restoran ve kafeleriyle minyatür bir kent gibidir.Surlarla çevrili şehir merkezinde bulunan v1l. yüzyılda aimoravides’ler tarafından yapılmış ribat, ıx.yüzyılda yapılmış kafesi, medina, souk abbesiler döneminde ıx. yüzyılda abou el abbes tarafından inşa edilşmiş büyük camii şehrin tarihi yerleri arasındadır.Kale İçinde bulunan müzede el jem şehrinden gelen ülkenin en güzel ve en önemli mozaik eserleri bulunmaktadır.

El kantaoui

Sousse’a yürüme mesafesinde, turizm merkezi ve marinası port el kantaoui bulunmaktadır.

Sidi bou said’in mimarisini almış olan şehir Tunus’un en önemli yat limanının etrafına kurulmuştur. Çeşitli çiçek kokuları içerisinde sahil boyunca yürüş yapabilir, dünya mutfaklarının bulunduğu restoranlarda kendinize ziyafet çekebilirsiniz.El kantaoui’de istediğiniz her türlü aktivitenin en iyisini bulabilirsiniz. Tenis kortları, dalış merkezleri, binicilik, yelken, su kayağı kulüpleri, deniz kenarında yer alan golf kulübü bulunan şehrin yakınında yer alan berberi köyü takrouna’da soluklanabilir veya küçük balıkçı limanı hergla’dan enfida ovası’nda güneşin batışını seyredip balıklı kuskusunuzu tadabilirsiniz.

Monastir

Bayramlık giysileri içindeki bir çocuğu andıran monastir, sanki kendis beğendirebilmekten çekinir hali vardır. Şehrin medina surları, camisi vııı. yüzyıldan kalma Ribat’ı yenilenmiş, tabii bir uluslararası film seti olan manastırın duvarları sağlamlaştırılmıştır. Manastırın içinde bulunan islam sanatları müzesi, el yazmaları, seramik ve para koleksiyonları içermektedir.Deniz burada da kendini göstermiş. Şehrin ince kumlu plajlarını keşfetmek için bir kaç adım atmanız yeterlidir.Marina cap-monastir, konforlu döşenmiş bungalovları ve pansiyonları ile çevrilmiştir Tunus’un bağımsızlık lideri olan habib bourguiba burada doğmuş ve önünde çocukluk heykelinin bulunduğu mozolesi denize doğru açılır. Mozole ve yanında bulunan camii Tunus’un geleneksel mimari tarzı kullanılarak yapılmıştır.

Skanes

Monastir’a 24 km olan bu şehrin havalimanı birçok turisti ağırlamaktadır. Bugün skanes ve dkhila sahilleri boyunca modern lüks oteller ve tatil köyleri yer almaktadır. Burada çok çeşitli sporları yaparak tatilinizi geçirebilirsiniz. Kano, deniz bisikleti, rüzgar sörfü, su kayağı, su sporlarından bazıları. Bunların yanı sıra skanes’te yeşillikler, kum tepecikleri ve palmiyeler arasına yayılmış iki golf sahası da bulabilirsiniz.

Mahdia

X. yüzyılda başkent olan mahdia, o devrin izlerini taşımanın ötesinde kendini muhafaza etmiş bir şehirdir. Mütevazi balıkçı limanı şairlere ilham kaynağı olmuştur.Surların arkasındakı medinada  büyük camii ve fatimide hanedanlığı’nın sarayı bulunmaktadır.Şehrin Alt kısmındaki skifa el kahla’da her cuma kurulan pazarda şehrin ve civar köylerin sabırlı nakışçılarının ince boncuk ve altın ipliklerle işledikleri kalın kadifeler alıcılarını bekler.Taş binaların içlerindeki ağaç oymacılığı ve boyaları bir medeniyeti yansıtmaktadır.

El jem

Romalıların varlığını gerçekten görmek istiyorsanız güneye doğru gitmelisiniz, uzaktan karşınızda el jem’in üzerinde yükselen kuzey afrika’nın en büyük amfiteatrını göreceksiniz.Romalılar zamanında kurulan bu şehirin, tarım zenginliğinden dolayı çok büyük ekonomik önemi vardı. Daha sonra bu şehir ıı. yüzyılda bir amfiteatr ile ödüllendirilmiştir.Bugün bu amfiteatrda birçok uluslararası üne sahip senfoni orkestraları ve sanatçıları ağırlanmaktadır.Djerba adası  cerbe deniz savaşları…Djerba, sanki tarih hakkında herşeyi bilmemizi sağlar. Bu küçükada, ulysse’yi, mö 586 yılında kudüs’ten kaçan yahudileri ağırlamış, romalıların işgali gibi tarihin tüm kronolojisini yaşamıştır.

Ada, ince beyaz kumlu plajları, masmavi denizi ve lezzetli balıkları ile sanki bir kartpostal içindeymişiz izlenimini veriyor. Tüm bunlar adanın hurmalarını yedikten sonra daha da perçinleşiyor.Her sene mayıs ayında dünyanın her bir köşesinden binlerce yahudi buradaTörenler düzenlemektedir.Djerba’nın oteller bölgesinde bulunan havalimanına indiğinizde yemyeşil bir  adada olduğunuzu zannetseniz de, ada yarı kuraktır. Buradaki lüks otellerde değişik sporlar yapabilir, thalassotherapi  merkezlerinden yaralanabilir, alışveriş zevkinizi de takılarla veya meşhur seramiği ile tatmin edebilirsiniz.

El Ghrıba Sinagogu

El ghriba sinagogu çoğu musevi dünyası için, özellikle ba’omer festivali boyunca hac merkezi hali gelir. Efsaneye göre, mö 600’de cennetten kutsal bi taş düşmüş ve o noktaya bir tapınak kurulmasını söyleyen esrarengiz bir kız ortaya çıkmıştır. Son yıllaıj-da büyük çaplı göçler sonucunda topluluğun sayısınp 1000 civarına kadar düşmesine rağmen, burası dünyada musevilerin ibadet ettikleri en eski yerlerden birisi olarak kalmıştır. Ghriba sinagogu mö 584’te: kudüs’ten kaçan küçük sığınmacılar grubu için bir barınak olmuştur. O zamanlardan bugüne bu sinagog, kardeşliğin ve erdemin bir örneği olarak kalmıştır. Sinagog, mö 6’da kudüs’ten kurtarılan ve ceylan derisi üzerine yazılmış olduğu söylenen, bilineıyen eski tevrat’lardan birisini barındırmaktadı

Zarzis

Djerba’ya benzeyan zarzis, evlerinin mimarisi, balıkçı limanı ve ince kumlu plajlarıyla Tunus’un en doğudaki sayfiyesidir.Denize doğru uzanan bu yarımada şöhretini zeytin ve meyve ağaçlarına borçludur. Sebkhet el maleh yakınlarında neolitik çağa ait şehir kalıntıları bulunmuştur.Bir takım düzenlemelerle şehir turistik bir merkez haline dönüştürülmüş olmasına rağmen zarzis bir tarım ve balıkçı şehri olma özelliğini kaybetmemiştir. Yüksek standartlı tatil köyleri ve otelleriyle özellikle çocuklu ailelerin aradığı bir tatil beldesi olmuştur.

Matmata

Güneye doğru çöie giderken gabes şehrinden sonra kayalara oyulmuş bir kasaba göreceksiniz. Öncelikle matmata bir kabile adıdır, aynı zamanda burası yeraltı evleriyle, bir bal peteğini andıran kurak yüzeyiyle alçak dağlarda görebileceğiniz en meşhur yerdir.İlginç evlerini göreceğiniz bu bölge aynen ay yüzeyini hatırlatmakta, bunun içindir ki dünyanın en büyük yapımlarından olan “Star Wars” filmi bu doğal sette çekilmiştir.

Bugün berberi nüfusun yaşadığı bu kasabada sıcak bir misafirperverlikle ağırlanır ve yörenin sanatı ve kayalara oyulmuş hapishanelerini de görebilirsiniz. Evlerin içindeki mobilyalar ağaçtan yapılmış olup üstleri beyaz kille kaplanıp sabırla ince bir dantel gibi çalışılmıştır.Korunmak amacıyla kervan yollarından ve ana arterlerden uzağa kurulmuş olan bu şehirde yer yer göreceğiniz büyük çukurlar buğday ve hububat ambarlarıdır.Bugün bu yeraltı evlerinde konaklayabileceğiniz konforlu yerler mevcuttur. Bu kasabada yer yer kayalık yüzey üstünde vahalar görmek de mümkündür.

Tamezret

Matmata’ya 10 km uzaklıkta yer alan tamezret’in yamacında bulunan berberi kalesine giderken ay yüzeyini andıran bir manzarayla karşılaşırsınız. Yöreye has küçük taşlardan yapılma evlerin çoğu terk edilmişse de, bugün turizm sayesinde canlılık kazanmış ve görülmeye değer bir berberi müzesine sahiptir.

Chenini

Tepenin yamacına gizlenmiş olan eski köy chenini’de yeni yapılardan oluşan bir bölgede bulunmaktadır. Köyün eski ve yeni bölümünü beyaz bir cami ayırmaktadır. Eski kısım evleri kayalara oyulmuş olup odaları dekoratif alçılarla süslüdür, bu yeraltı şehrinde yine yer altında kurulmuş olan yedi uyuyanlar camii bulunuyor.

Kasırlar

Bundan 300 yıl önce dairesel bir düzenle çamur ve taşlardan yapılmış ambarların yer aldığı bir bölgedir. Tatouine’in güneyinde bulunan bu bölgede göçebe ve yarı göçebeler yaşamaktadır.

Tozeur – Nefta

Tunus’un guney-doğusunun çöl manzaraları inanılmaz ve şaşırtıcıdır. Kuzeyda gafsa, güneyde douz, batıda nefta’da, doğuda gabes kıyılarına uzanan jerid adı verilen bölgede chott el jerid adında sığ bir tuz gölü bulunmaktadır. Buradaki tozeur şehri sahra’nın başladığı bir vahadır. Beyaz badanalı evleri şehre ayrı bir güzellik katar. Bugün şehirde inşa edilmiş birçok otel ile turizm gelişmektedir.Nefta, palmiyeleri ve “deglet ennour” (ışık parmağı) adın verdikleri dünyanın en kaliteli hurmaları ayrıca beyaz kubbeli camileri ile bu bölgenin önemli ikinci şehridir.

Vahalar dağı

Tameghza, chebika ve selja geçitlerinin bulunduğu bu bölge tam bir çöl manzarasına sahiptir. Yer yer bulunan vahalar bölgeye ayrı bir güzellik katmaktadır.Bu sığ tuz gölü nefta yakınlarından cezayir sınırındaki gabes’e kadar uzanır. Yazın buharlaşan suyla ortaya çıkan tuz tepecikleri işlenmek üzere atölyelere götürülür.

Douz

Douz şehrine dünyanın en büyük çölüne açılan kapı da denebilir. Her aralık ayında burada düzenlenen fantasia festivali, atların süsleri ve insanların giydikleri yünden yapılmış “burnous”larıyla tam bir şenliğe dönüşür.

Talasoterapi – Spa

Vücut sağlığı için asırlardır hamamlarda uygulanan masajlar, kartacalılar ve daha sonra romalılar devrinde akdeniz kıyılarında bulunan termal banyolarda yapılan tedaviler bugün daha modern uygulamalara esin kaynağı olmuştur.

Bugün Tunus’un yüksek standartlı konaklama tesislerinde bulabileceğiniz talasoterapi merkezlerinde en ileri teknikleri bulmanız mümkündür. Dinlenme salonu, çamur veya deniz yosunu banyoları, müzikli veya aramalı terapiler, doğal bitkilerin kullanıldığı merkezlerde romatizmalarınıza veya sırt ağrılarına, ayrıca herhangi bir sağlık sorununuza çare getirmektedir.Tüm yıl boyunca yaptırabileceğiniz bu terapide isteğinize bağlı olarak sağlık merkezi size anti-stres, anti-tütün, varis, zayıflama, anti-romatizma, genç annelere bakım, güzellik bakımı uygulamaktadır.

Scuba

Mercan meraklıları ve balık aşıkları, Tunus’a dalmaya gelin. Kayda değer su altı zenginliği, sizlere haziran’dan ekim’e kadar akdeniz’in en güzel dalışlarını yapmanızı sağlar.Suların temizliği ve berrak su altı fauna gelişmede büyük rol oynamaktadır. Tunus’un kuzey ve güney-doğu havzaları farklılık gösterse bile her iki yerde de mukayese edilmez bir kalite vardır. Sahiller sürekli Devlet kontrolünde ve korumasındadır.Tabarka ile cap bon arası sahil kayalık olduğundan mercan bakımından zengindir ve çok özel bir manzarası vardır. Tabarka’da 4 dalış kulübü hizmet vermektedir, açıklarında bulunan kayalık galite adası’nda bir fok balığı sürüsü barınmaktadır.

Uluslararası müşterilere hizmet vermek üzere ülkede yer alan 14 dalış kulübü mevcuttur, monitörleri dünya dalış federasyonu (cmas) tarafından belgelidir. Dalışlarında sizlere eşlik edebilecekleri gibi ikinci dünya savaşı kalıntılarının bulunduğu el kantaoui veya djerba’daki kulüplerde yeni başlayanlara eğitim de verilmektedir.

Yatçılık

Tunus, bugün en büyük turistik merkezlerde tam donanımlı ve bakım ünitesi bulunan 4 yat limanına, ayrıca donanımlı 4 yat limanı ve bunlara ek olarak 30 kadar yat bağlanabilecek koy ve balıkçı limanına sahip.

• Port yasmine Hammamet: 740 yatlık ve 9000 m2’lik tersanesi

• Port el kantaoui: 340 yatlık

• Marina Cap Monastir: 400 yatlık ve tam donanımlı

• Tabarka: 100 yatlık, balıkçı limanı ile içice.

• Bizerte: 100 yatlık

• sidi bou said: 300 yatlık

Su sporları

Tercihiniz olan su sporlarını yapmak, çocuklarınızla suyun verdiği zevki paylaşmak, bunları belli bir disiplin altında sürat ve yükseklik zevklerinizi tatmin etmek, bunların hepsi birçok tatil köyünde, otelde ve su sporları merkezlerinde yapmak mümkün.Rüzgar sörfü ve katamaran’ı birçok tatil köyünde (genelde buralarda ücretsizdir), otellerde ve özel su sporları merkezlerinde bulabilirsiniz. Bazı yerler sizlere değişik yelkenliler, kano, yelken dersleri sunabiliyorlar. Aşağı yukarı tüm büyük sayfiye merkezlerinde su kayağı ve jetski bulma imkanınız vardır. Tüm bu sporlarda uzman değilseniz size de banana-boat veya plajları yukarıdan seyredebileceğiniz parasailing yapmak kalıyor.

Binicilik

Tunus’da atçılık 2 kültürün birleştiği noktadır; bir yanda arap biniciler eşsiz cins atlara sahip, diğer yanda uysal küçük atlarıyla berberiler.Sidi thabet’e düzenlenen muhteşem fantastik gösterileri ile Tunus’un at aşıklarına sunacağı çok şeyi var.Kaliteli yerli atlar ve geniş vahşi alanların varlığı binicilik için aranan özellikler.Birçok otel kendi bünyelerinde at manejleri bulundurmaktadır. Genelde manejlerde turlanıyor ve kısa gezintiler yapılıyor. Bazı binicilik kulüpleri profesyoneller için programlar yapmaktadır.

Casino

Hammamet, sousse, djerba ve gammarth’daki casinolarda rulet, black-jack ve slot makineleri heyecanlı ve hareketli akşamlar için sizleri bekliyor.Ülkenin 3 merkezinde bulunan sihirli bir atmosfer içinde rahatlamanız için oyun masalarının yanı sıra, restoranlar ve amerikan tarzı showlar sunuluyor.

Nisan 2010 tarihninde Tunusu birlikte gezdiğimiz

Gazeteci Samet Doğan’ın  Tunus gezi notları….

*Tunus kültür bakanlığı’nın daveti ile  nisan 2010 tarihinde bir gurup gazeteci ile birikte Tunus’kültür gezisine katılmıştık.Tunus’da  Yasemin devrimimi başlamamış ve zeynel abdin bin-li  tüm baskısı ile  Tunusu yönetiyordu.Biz Devr- i aleme belgesel  tv program ekibi olarak Tunus’un  bir çok şehirlerinde  polis kontrolünde belgesel  çekimleri yaparken , Tunus  gezisine katılan gazeteci arkadaşımız samet doğan yasemin deverimi öncesi Tunus’da  önemli tesbitlerde bulunmuştu. Şimdi samet doğanın  Tunus gezi notlarının bir bölümüne burada yer veriyoruz.

Yaseminler ülkesi Tunus (14 nisan 2010)

Akdeniz’in yasemini: Tunus kuzey afrika’da, akdeniz’e kıyısı olan bir arap islam ülkesi. Tunus’un kurucusu habib burgiba dır. Batısında cezayir, doğusunda libya ve akdeniz, kuzeyinde de akdeniz yer alır. Ülkenin güney kısmını büyük sahra çölü kaplar. Nüfusu 9 milyon 911 bindir. Tunus, bölgede, ev sahipliği yaptığı medeniyet zenginliği, sokaklarındaki yasemin çiçekleri ve doğal güzelliğiyle ön plana çıkmaktadır.

Türk’ün Türk’ten başka dostu “çok”muş

Tunus havalimanına indiğimizde şaşkınlığımı gizleyemediğimi söylemeliyim; içinde bulunduğumuz bu yapı son derece modern bir havalimanıydı. Herhangi bir arap veya afrika ülkesinde olması gerekenden daha ciddi ve büyüktü. Sonradan edindiğim bilgiye göre Tunus havalimanının yapımı, lider zeynel abidin bin ali’nin emriyle türk müteahhitlere verilmiş. (burada türklere hatırlatılması gereken Tunus’a vizenin kaldırılmış olmasıdır.)

Tasca (türk-arap bilim kültür sanat derneği) ile Tunus turizm bakanlığı’nın gazeteciler için organize ettiği Tunus gezisi, bilinenin dışında gerçekleşti. Tunus’un resmi davetlisi olmamıza rağmen, hiçbir diplomatik temasta bulunmadan halkın içine daldık. Zaten tüm beklentimiz de buydu: Tunus halkını dinleyerek, duygularını türk halkına aktarabilmek…

Tunus’a, Tunus kültür bakanlığı’nın davetlisi olarak tasca yönetim kurulu başkanı muhammet adil beyin önderliğinde altı gazeteci arkadaşla gittik. Kapıda bizi Tunus kültür bakanlığı müsteşarı muhammet beşşar bey karşıladı. Samimi ve içtenliğiyle bizi kucaklayan beşşar bey “ülkenize hoş geldiniz” diyerek bizleri selamladı. Yasal işlemleri yaptığımız sırada da görevli memurların türklere ne kadar içten ve müsamahakâr davrandığı gözümüzden kaçmadı.

Tunus havalimanından ayrıldıktan sonra kısa zamanda dost olduğumuz muhammet beşşar, birçok yabancı turist ve gazetecileri ülkesine davet ettiğini ancak türklerin gelişi kadar hiç birine bu denli heyecanlanmadığını ifade etti.

Tunus’un başkenti “Tunus”

Başkentin tam ortasında bulunan habib burgiba caddesi üzerindeki afrika oteline yerleştik. Sabahın erken saatlerinde ellerimizde fotoğraf makineleri ve kameralarla bu büyük caddeyi baştan sona gezdik. Bizi bu kadar heyecanlandıran şey; bir dönem aynı tarihi paylaştığımız insanlarla yeniden bir araya gelmekti. Otelimizin karşısındaki kaldırıma çıkar çıkmaz, bir ihtiyar Tunuslu amcanın yolunu keserek konuşmaya başladık: Türkiye’den geldiğimizi, Türkiye hakkında ne düşündüğünü sorduk. Bize sarılıp yüksek sesle “ey arapların onurunu kurtaran insanlar; tayyip erdoğan’a, abdullah gül’e ve davutoğlu’na selam olsun.” diye haykırmaya başladı. Tarih ateşimizin yeniden alevlendiğini bir kez daha anlamış olarak, amcayı dinlemeye devam ettik. Kendisinin Türkiye’deki tüm gelişmeleri takip ettiğini, türk insanını kuzey afrika’da sıklıkla göremediğinden duyduğu üzüntüyü dile getirip, filistin konusundaki tutumundan dolayı türk halkını kutladığını söyledi. Ayrıca bizlere elindeki alışveriş poşetinin içinden, aldığı türk erzaklarını gösterdi. Türkiye’den gelen mallardan alışveriş yapmaya dikkat ettiğini yüzündeki heyecanlı ifadeyle belirtti. Her iki ülkenin dost olduğunu vurgulayan Tunus insanı, bizlere ‘türk’ün türk’ten başka dostu yoktur’ ibaresinin bir dayatmadan başka anlam taşımadığını bir kez daha idrak ettiriyor. Biz de bu ibareyi ‘türkün türk’ten başka dostu ‘çok’tur’ şeklinde değiştirip kardeşlerimizle kucaklaşmaya devam ediyoruz.

Bu sadece karşılaştığımız ‘kardeşlik’ albümünün ilk fotoğrafıydı. Yazımızın ilerleyen bölümlerinde, Tunus insanının düşüncelerine yer yer tanıklık edeceğiz.

Tunus insanı bize oldukça sıcak davrandı. Son dönemde arap ülkelerinde ünlenen türk dizilerinden öğrenmiş oldukları şehir isimlerini, istanbul’un mahallelerini ve oyuncuların isimlerini birer birer saydılar. Türkiye’nin kapılarını dışarı açmasının dünyadaki yansımasının bir nüvesi olarak ifade edebileceğimiz bu durum karşısında heyecanlanmamak elde değil.

Avrupa etkisi midir bilemiyorum ama Tunus oldukça modern bir şehir. Sokakları caddeleri hatta kırsal kesimleri bile oldukça düzenli, temiz ve farklı bir mimariyle dizayn edilmiş. Anlayacağınız yaşam tarzı, yolları ve kültür bakımından çok gelişmiş bir ülke. Üç bin yıllık tarihe sahip olan Tunus, birçok medeniyeti içinde barındırmış. Bu yönüyle dünyanın pek çok yerinden gelen turistlerin kendi medeniyetinden bir şey bulabileceği bir tarihe sahip. Hem tarihine sahip çıkması hem de şehirlerdeki yeni yapılanmanın tarihi kalıntıları yok etmesinin önüne geçilmesi takdir edilesi bir durum.

Birçok arap ülkesinde olduğu gibi Tunus’ta da ulaşım çok ucuz. Adım başı bir ticari taksiye rastlayabilir ya da özel araç kiralayabilirsiniz. Biz her ikisini de tercih etmeyip caddelerde yaya gezinmeyi, temiz havayı içimize çekerek insanların gözlerine bakmayı tercih ettik. Bir turizm ülkesi olan Tunus’ta sıklıkla avrupalı turistlere rastlıyoruz. Hem ucuz olması bakımından hem de sahil ülkesi olması dünyanın pek çok yerinden turisti buraya çekiyor.

Osmanlı’yı Tunus’ta da gördük

Cadde boyu dükkânlar alış veriş yapan insanlarla dolup taşıyor. Birçok yönüyle Türkiye’yle bağdaştırabileceğiniz bu şirin ülkenin insanlarıyla pazarlık yapmak en keyifli iş. Çünkü her ülkede olduğu gibi bazı gözü açık satıcılar yabancı olduğunuzu anlayınca fiyatı yüksek tutmaya çalışıyor. Çalışıyor çalışmasına ama Türkiye’den geldiğimizi kestiremeyen esnafların düştüğü bu küçük yanılgıyı kaderin bir parçası olarak yorumladığı, yüzlerindeki şaşkın ifadeden anlaşılıyor. Elbette biz de geleneği bozmayarak hiçbir esnafı terletmeden çıkmıyoruz…

Başkentte gördüğümüz Osmanlı yapısını andıran tarihi evlerin ilginç mimarisi bizi şaşırttı. Hatta Osmanlı valisinin (bey) sarayı dahi Osmanlı mimarisini andırıyor olsa da farklı bir şekilde inşa edilmiş. Bunu Tunus tarihini iyi bilen Tunus kültür müsteşarı muhammet beşşar beyden dinliyoruz. Osmanlı Tunus’ta inşa ettiği yapıları, sadece Osmanlı mimarisi üzerinden yapmamış; o dönemde ülkede mevcut olan mimariyle harmanlayıp yeni bir mimari ortaya çıkarmış. Beşşar bey, bu durumun, Osmanlı Devletinin sömürgeci bir Devlet olmadığının en büyük kanıtı olduğunu vurguluyor.

Burgiba caddesi üzerinde gezinmeye devam ederken Türkiye şehirlerinde sıklıkla rastladığımız bir saat kulesinin önünde durduk. Çevresini saran kaldırım üzerinde oturan insanlarla konuşmaya devam ettik. Bu saat kulesinin aynısının Tunus’taki tüm şehirlerde yapıldığını ve zeynel abidin bin ali bu saatleri yaptırdığında, bizim anadolu esnafının duvarlarında ‘vakit nakittir’ yazısına denk gelen bir konuşma yaparak “artık her yerde saatler gözünüzün önünde olacak, bizim için vakit çok önemli” dediğini öğrenmiş olduk.

Tunus’un en önemli özelliğinden birisi eğitime verilen önem olsa gerek. -sokaklarda sıklıkla öğrenci guruplarına rastlıyoruz- Tunus’ta 10 yaş üzeri okuma yazma oranı % 80’in üzerinde. Türkiye’de olduğu gibi çocukların okula kaydolması ise mecburi; kayıt yaptırmayan ailelere hapis cezası verilmesiyle birlikte, çocukların ailelerinden alınarak Devlet tarafından yatılı okullarda eğitime devam etmeleri sağlanıyor. Eğitime verilen önemi daha iyi ifade edecek bir uygulama da eski Devlet başkanı habib burgiba tarafından Tunus’un tüm mahallelerine kütüphane yaptırılmış olması.

Tunus caddelerini gezerken, şehrin orta yerine yapılmış koca bir heykel dikkatimizi çekiyor. 27 mayıs 1332 tarihinde Tunus’ta doğan, asıl adı abdurrahman olan 14. yüzyılın büyük arap tarihçisi, doğu ve batı’daki ilk tarih filozofu, hatta sosyolojinin habercisi olarak tanınan ibn haldun’un heykeli. Fransız sömürgesi döneminde yapılan kilisenin karşısına yerleştirilmiş heybetli heykeliyle âdete batı’ya meydan okuyor.

Tunus’un bitpazarı

Yaseminlerle süslü Tunus’u çarşı pazar gezmeye devam ediyoruz. Burada yoğun tarihi bilgilerle, mahalle isimleriyle sizleri yormayacağım; yazımızın başında da söylediğimiz gibi halkın içine girip, kendi tutum ve davranışlarıyla yüzlerindeki kederli izlerde yazılı olan gizli bilgilere ulaşmaya çalışacağız.

Başkent’in ortasında bir pazar yeri, sırasıyla dizilmiş tezgâhlarla, bize yabancı olmayan halkın en alt tabakasından üst tabakalara kadar her kesimden insanın uğradığı pazar yeri: ekmekten yoğurta, elbiseden ayakkabıya her şeyi burada bulabilirsiniz. Önünden geçtiğimiz her esnaf nasıl olduğunu anlayamadığımız bir şekilde bizim türk olduğumuzu fark ediyor ve hemen çay içmeye davet ediyor. Bazılarında konaklıyor sorular yöneltiyoruz, bazıları ise bizleri, Tunus’u türklere iyi tanıtın, zira bizim için Türkiye’nin tarihte de şimdi de önemli bir yeri vardır diye sıkıştırıyor. Berberi olduklarını anladığım pazarcı gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra, onları Türkiye’ye davet ediyor ve pazardan ayrılıyoruz…

Kalabalıklar arasında gezi ve ziyaretlerimize devam ederken, artık havanın karadığını ve yorgunluktan bitap düştüğümüzü geç de olsa anlayabildik. Heyecanımız, yeni yüzlere olan özlemimiz aklımızı başımızdan almıştı. Şimdi dinlenmek için afrika otelinin yolunu tutuyoruz.

Romayı dize getiren Kartacalı Hannibal, İslam’ı Afrika’ya yayan Ukbe Bin Nafi (17 nisan 2010)

Tunus gezi dizisinin ikinci bölümünde, Tunus’ta oldukça fazla yer etmiş Osmanlı geleneğinden ve kadim zamanların en sevilen yönetimi olduğuna inanan Tunusluların bakış açısından söz açacağız. Fransız mandasının sömürü ve baskıcı tutumunu anlatmaya çalışacak, aynı zamanda islam’ın afrika’ya yayılmasına vesile olan kayrevan şehrinden ve kartaca medeniyetinin ünlü komutan hannibal’dan bahsedeceğiz.

Öncelikle, başkentten ayrılmadan bardo müzesini ziyaret etmek adeta bir gelenek haline gelmiş. Osmanlı beyinin sarayı restore edilerek, ülkedeki tüm eserler insanların ilgisine sunulmak üzere müze haline getirilmiş. Fransız istilası döneminde tarihi belgelerin ve tarihi eserlerin çalınıp batı’ya taşınmasından korkan Tunuslu entelektüeller, bardo müzesini kurarak ülkedeki tüm tarihi eserleri buraya taşımışlar. Müze deyip geçmeyin; Tunus’un 3 bin yıllık tarihi yatıyor burada. Kartaca tanrılarından kraliçelere kadar asırlar öncesinin eserleri sergileniyor. Ayrıca Osmanlı beyi’nin sarayının bir bölümü halen parlamento binası olarak kullanılmakta.

“Osmanlı tarihi bizim tarihimizdir”

Tunus Devletinin Osmanlı dönemini kendi tarihi olarak kabul ettiğini, hem tarih kitaplarına kaydettiği, hem de okul kitaplarında öğrencilerine okuttuğunu biliyor muydunuz? Bu durumu şu şekilde öğrendik: gençlerle yaptığımız muhabbetlerde söz Osmanlı dönemine gelince, Tunus’un Osmanlı valilerine “beyimiz’ o dönemde şunları şunları yapmıştı” diye konuşmaları dikkatimizi çekti. Tunus kültür bakanlığı müsteşarı muhammet beşşar bey duruma açıklık getiriyor: “ biz tarihimize sahip çıkan bir milletiz. Osmanlı dönemi, tarihimizin en verimli dönemidir. O dönemde Tunus’ta hiçbir karışıklık çıkmamış, Osmanlı valileri halk tarafından çok sevilmiş ve benimsenmiştir. Hatta size şu örneği verince durumu daha iyi anlayacaksınız: fransızların ülkeye geldiği ve yönetimi ele geçirdiği zamanlarda, halk fransız mahkemelerini reddetmiş, herhangi bir problemde bey’in evinin yolunu tutup, onun adaletine sığınmışlardır.”

Burgiba atatürk’ten etkilenmiş

1881 yılında sömürge altına alınan Tunus’un 1956 yılında bağımsızlığını kazanmasını sağlayan habib burgiba, Osmanlı beyi’nin inşa ettirdiği sadikiye üniversitesinde okumuş. Fransızları kovduktan sonra Türkiye’ye yönünü dönen burgiba, o dönemde Türkiye’de yürürlüğe konulan cumhuriyet sistemini ülkesine getirip laikliği ön planda tutmuştur. Ayrıca atatürk’e beslediği hayranlığından dolayı 2. Atatürk yakıştırması bile yapılmıştır. Bu yönüyle Osmanlı bağlılığının olduğunu söyleyen Tunuslular, burgiba’nın bu tutumunu “eğer o dönemin Türkiye’sinde Osmanlı sistemi devam etseydi, burgiba Osmanlı sistemini ülkemize getirecekti.” diyorlar. Bugün, bütün resmi dairelerde, Osmanlı valilerinin fotoğrafları ve yaşlıların evlerinin duvarlarında sultan abdulhamit han’ın fotoğrafını görmek mümkün.

Ünlü komutan hannibal’ın kartacası

“Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil”

Şehir şehir gezdiğimiz Tunus’un 3 bin yıllık tarihinin en büyük belirtisi olan kartaca medeniyetinin kalıntılarını görmeye giderken yollarda sıklıkla üzüm bağlarına rastladık. Fransızların Tunus’un en verimli topraklarına şarap yapımında kullanmak için sıklıkla üzüm bağları oluşturduğunu böylelikle öğrenmiş olduk. Kartaca’ya ulaştığımızda da büyük bir fransız yapımı kilise karşımıza çıktı. Kimsenin ziyaret etmediği, neredeyse kapısına kilit vurulacak olan bu devasa yapı Tunus’ta sömürgeciliğin bir simgesi olarak anlıyor. Fransızların sömürgeci olarak gittikleri ülkelerde ilk önce kilise ve okul yaptırdıklarını, böylelikle dini ve dili değiştirdiklerini öğrenmiş olduk.

Tarihi 3 bin yıl öncesine dayanan hannibal’in kartacası Tunus’un en kuzey’inde kurulmuştur. Afrika’nın da tepesine kurulmuş, palermoya gagasını gösteren bir şahin gibi denizi gözetliyor. Roma istilasından sonra yerle bir edilen karaca’ya roma askerlerinin konaklama yerleriyle hamamları inşa edilmiş.

Kartaca medeniyetinin kurucusu olan hannibal, tüm dünya tarihçileri tarafından tarihin en büyük ikinci komutanı ve stratejisti olarak kabul edilir. Roma imparatorluğuna tarihindeki ilk yenilgiyi tattıran hannibal, savaş alanına birçok yeni taktik getirmiştir. Atların etrafına çukur kazarak onları etkisiz hale getiren o’dur. Filler üzerinde dağları aşarak romalılar’ı dize getiren kartacalı komutan hannibal’in askeri dehası ve insani sırları, sinema filmi tadında görsel etkilerle ve mükemmel oyunculuklarla 2000 yıl sonra televizyon ekranında canlandırıldı. Sıklıkla kullanılan “ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil” sözünün de hannibal’a ait olduğu söylenir.

Roma’nın en büyük kabusu

Roma’nın en büyük düşmanı olarak 2. Pön savaşı’ndaki başarılarıyla tanınan general, filleri içeren ordusuyla iber yarımadası, pireneler ve alpler’den kuzey italya’ya girmiş ve romalıları birkaç önemli savaşta yenerek, roma’nın askeri gücünü tamamen ortadan kaldırmıştır. Ancak daha sonraları spartaküs’ün düştüğü yanlışa benzer olarak, roma’yı ele geçirmemiştir.

Kartacalıların yönetici sınıfı daha iyi diplomat ve roma senatosu daha az inatçı olsaydı, hannibal’ın askeri başarılarının ardından roma tamamen ortadan kaldırılabilecekti. Ancak, kendini toparlayan romalılar kartaca’ya saldırdı. İtalya’da bulunan hannibal kartaca’ya dönerek romalılarla son kez savaştı ve yenildi. Kartaca ordusu romalılar tarafından ezildi ve kent baştan sona yıkıldı.

Gönüllü sürgüne giden hannibal, önce selevkos imparatorluğu olmak üzere ermenistan’a ve bitinya’ya giderek buradaki saraylarda askeri danışmanlık yaptı. Daha sonra bitinyalı yetkililer tarafından romalılara teslim edileceğini anlayınca, yüzüğündeki zehri içerek intihar etmiştir. Mezarının yeri tam olarak bilinmemekle birlikte gebze civarlarında olduğu tahmin edilmekte. Atatürk, hannibal’ın savaş dehasından oldukça etkilenmiş ve savaş tarihçisi theodore ayrault dodge ise ona stratejinin babası unvanını vermiştir. Ayrıca atatürk’ün girişimleriyle gebze’de bir anıt mezar inşa edilmiş.

İslam medeniyetinin Afrika’daki kapısı kayrevan

Yönümüzü kayrevan’a çevirdik. Sabırsızlıkla, islam medeniyetinin kapılarını afrika’ya açan bu kutsal şehri görmeyi istedik. Kayrevan’a girince üzerinizde manevi bir havanın baskınlığını hissedebiliyorsunuz. Çünkü hz. Peygamberin sahabeleri, âlimler ve islami ilimlerin verildiği medreseler bu şehirde toplanmış.

İslam tarihinin en önemli şehirlerinden biri olan kayrevan bizi resmen büyüledi. Başkent Tunus’a 100 kilometre uzaktaki kayrevan şehri, çöl bir alanda müslümanlar tarafından kurulmuş ve m.s. 670 yılında afrika fatihi ukbe bin nafi tarafından islamiyet kuzey afrika’ya bu bölgeden yayılmış. Burayı fethettikten sonra boş durmayan ukbe bin nafi hazretleri, afrika’ya açılıyor ve cezayir sınırları içerisinde vefat ediyor. Ama kurduğu ülke bugün de islam medeniyetini temsil ettiği gibi şehir içindeki ukbe bin nafi camisi  1300 yıldır hizmet veriyor. Kayrevan şehrinin orta yerine inşa edilen nafi camisi, kimileri için Tunus’u ziyaret etmelerinin tek sebebi.

Ukbe bin nafi camisi, geniş bir avluyu içine alan surlarla çevrili. Onlarca sütun üzerinde duran cami içinde roma ve bizans başlıkları da bulunuyor. Camii ortasına müslüman bilim adamlarının müezzinler için ince ince işlediği güneş saati, islam medeniyetinde ilmin son derece gelişmiş olduğunun bir göstergesi. Aynı zamanda, su ihtiyacının giderilmesi için caminin ortasına yapılan su arıtma sistemi ise turistlerin ilgisini çeken bir yapıt.

Şehir içindeki hz. Muhammed’in  ashabından ebu zaman el belevi’nin türbesi de müslümanlar tarafından en çok ziyaret edilen bir yer. Ebu zaman el belevi, peygamber efendimizin ilk sahabelerinden. Peygamber efendimizin dostlarından olan ebu zaman el belevi kayrevan taraflarına ukbe bin nafi’den önce geldiği ve keşif yaptığı söylenir. Bununla birlikte kayrevan şehrinin tarihi çarşısını gezmek bir ayrıcalık. Kale içindeki çarşıda zaman durmuş gibi, bir anda  yüzlerce yıl geriye gidiyorsunuz. Halı ve kilim işçiliği ise bu bölgede oldukça ünlenmiş. Turistler bu kilimleri almak için kayrevan’a kadar geliyor.

Çöl turizmi ve  Atlas dağlarında yaşayan yerli Berberiler  (18 nisan 2010 -Tunus)

Tunus gezimiz sadece başkentle sınırlı kalmadı; medeniyetlerin doğup büyüdüğü bölgelere, atlas dağları eteklerinde yaşayan yerli berberilerin sıcak evlerine, bedevilerin çadırlarına misafir olduk. Akdeniz’in harika sahillerinden, kuzey afrika çöllerindeki safari bölgelerine kadar gittik.

Tozer, cezayir sınırına 30 km uzaklıkta bir çöl bölgesi. Tunus’un bu şirin ili tamamen turistik bir şehir; atlas dağları eteklerinde yaşayan yerli berberi – arap karışımı bir halk yaşıyor. Çöl turizminin çok ciddi anlamda geliştiği bu bölgeyi turistler, 36 yıldır adeta işgal etmişler. Ayrıca Tunus’un güneydoğu’sundaki bu çöl manzaraları inanılmaz ve şaşırtıcı bir doğallıkta…

Çöl turizmi

Çöl safarisi denilince akla birleşik arap emirlikleri gelir. Ama Tunuslular bu konuda çok daha eskiler. Cipler ve dört tekerli dağ motorlarıyla uçsuz bucaksız kuzey afrika çöllerinde sıkı bir maceraya çıkıyorsunuz. Sıcaktan kavrulmaya başladığınızda çölde vaha aramaya başlıyor, Tunus’un ünlü palmiye ağaçları altında gölgelenmeye şiddetli bir istek duyuyorsunuz; kızıl kumlar üzerine kurulu çadırlarda yaşayan bedevilere selam verip develeri izliyorsunuz. Ayrıca şehir içindeki doğal vahalar, turistler için lokanta veya otele dönüştürülmüş. Kısa süreli de olsa tamamen doğal ortamlarda kalan yabancılar, buradan oldukça memnun ayrılıyor.

Tozer’de muhteşem bir otelde konakladık. Bu kez çöllere açılıp, fas’tan başlayıp cezayir ve Tunus’a kadar sıralanan atlas dağları’na ulaşmak için sabırsızlanıyoruz. Tozer, oldukça otantik bir şehir. Turistlerin ilgisini çekmek için her şey çöl ortamına benzetilmiş. Sokaklarında atlarla gezen insanlar ve şehre giren deve kervanları, içinde bulunduğumuz duruma farklı bir hava katıyor.

Serap ve vaha arasında yolculuk

3 cip kiralayıp geleneksel kıyafetleriyle bizi yolcu eden otel görevlilerini geride bırakarak fazla vakit kaybetmeden yola koyulduk. Çöllerde yol bulmanın güç olduğunu hissettiğinizde, biraz uzaklara bakınca göz yanılgısıyla uçsuz bucaksız denize benzettiğiniz kızıl kumlarda susuz kalan insanların gördüğü serabı görerek, çölün vahşi tabiatına bir kez daha hayretle bakıyorsunuz. Neyse ki; şoförümüz yerli bir berberi; doğal tabiatı bizi ulaştırmamız gereken yere güvenle götürüyor.

Çölün orta yerinde aralıklarla başıboş develere rastlıyoruz. Annesinin bacakları arasına sığınmış yavru deve ilgi odağı haline geliyor. Fotoğraflarımızı çektikten sonra çöl rüzgârının yığın haline getirdiği dik kum tepeciklerinden ciplerle inip, arabayla ilginç hareketler yapan şoförümüz bize bol adrenalinli bir gösteri sergiliyor. Yer yer su ve vahalara rastladığımız çölde turistlerin dört tekerli motosikletlerle gezi turları düzenlediklerini görüyoruz.

Kuzey afrika’nın yerli halkı: berberiler

Atlas dağları’na yaklaştığımızda vahaların arttığı, dallarında hurma sarkan ağaçların ve bazen insan boyuna yaklaşan çimenlerin sardığı vahaları geziyoruz. Yerliler uçsuz bucaksız sıradağlarının eteklerinde, vahalara yakın yerlerde yaşıyorlar. Turistlerin sıklıkla uğradığı bu uzak bölgede boşaltılmış köyler berberilerin göç etmiş olduğunun habercisi; turistlerin sıklıkla gelmesi onların huzurunu kaçırmış olmalı. Berberiler, bedeviler gibi çöllerde konaklayarak yaşamaya başlamışlar. Kendi geleneklerinin zedelenmesi veya doğallığın bozulmasından korkan berberiler gerçekte de çekingen davranıyorlar.

Şibike köyüne ulaştığımızda berberilerle sohbet etme fırsatını yakaladık. Bu köyde bedevi-berberi kardeşliğini ve iç içe girmiş bu iki ırkın uzun yıllar boyunca bir arada yaşadığı ve bir birlerinden kız alıp verdikleri söyleniyor. Bu köy ve civarı yine turistler için hazırlanmış. Vaha içine düzensiz serpiştirilmiş şirin evlerle yapılı olan köyün büyük özelliği, çölün ortasında olmasına rağmen atlas dağları’ndan gelen kaynak suyunun kayalıklar arasında şelale oluşturması.

‘berberi ve bedeviler kardeştir’

Köylülerle sohbete devam ederken berberi genç ali zamuri ile bedevi genç bilhayr ferdi’nin küçük işyerine misafir oluyoruz. Sohbetimizin yönünü sıklıkla bedevi- berberi yaşantısına getiriyorum. Ali zamuri kendisini berberilerin tuvarikiler soyundan olduğunu söylüyor. Tuvarikiler, ünlü komutan tarık bin ziyad’ın soyundan geliyor. Çoğunluğu zenci ve savaşçı bir kabile. Hatta ali, ziyad’ın ispanya’yı ‘tuvarikiler’le aldığını söylüyor…

        Neredeyse berberi dilini unuttuğunu ifade eden ali zamuri, arkadaşı bilhayr ferdiye takılırcasına “bu arap bedevileri bizi asimile etti” diye konuşuyor. Araplarla hiçbir problemlerinin olmadığını ne kadar kültür erozyonuna uğrasalar da Devletin bunun önüne geçmek için çaba gösterdiğini de ekliyor.

           Berberi kabileleri 12 yüzyıldaki bedevi göçlerine değin oldukça özerk yapılarını korumuşlar.Bu tarihte bölgeye giren bedevi Araplar, berberi köylüleriyle karışık bir yapıda yaşamaya başladılar.

              Öteki kuzey afrika toplulukları gibi, berberi toplumsal örgütlenmesinin de odağını islam ve kabile geleneği oluşturur islam, berberilerin aile sınırlarını da aşarak, yaşamın dünsel ve yarınsal bütün alanlarını düzenler. Bununla beraber özellikle kırsal kesimde hala yaşayan özgün berberi inanç ve gelenekleri de vardır; bunlar bir biçimde islam ile uyumlu hale gelmişler.

          Berberi köylerini gezdikten ve berberilerle sohbet ettikten sonra tozer’e geri dönüyoruz. Otantik yapılı otelimizde dinlenip sabah erkenden yeni yerler keşfetmek üzere yola çıkacağız.

           Başka önemli mekânlara giderken aracımızdan upuzun çöllerin tuz gölüne dönüşünü seyrediyoruz. Tuz gölünün çevresine kurulmuş tuz fabrikaları, turistlerin yol kenarlarına durup bu şahane görüntüyü seyredişini izliyoruz.

                Dünyanın en büyük çölüne açılan kapı

               Douz şehrine dünyanın en büyük çölüne açılan kapı da denilebilir. Her aralık ayında burada düzenlenen fantasia festivali, deve kervanları, atların süsleri ve insanların giydikleri yünden yapılmış “burnos”larıyla tam bir şenliğe dönüşüyor.

            Burada gazeteci arkadaşlarımızla bir deve kervanı oluşturuyor, uçsuz bucaksız çöle doğru gezintiye çıkıyoruz. İlk kez deveye binenler için ufak-tefek sıkıntılar çıksa da, keyifli olduğundan emin olabilirsiniz. Şehirden biraz uzaklaşınca bedevilerin asil arap atlarıyla kumları savuruşunu görebiliyor, çöl rüzgârının kavurucu sıcaklığını ensenizde hissedebiliyorsunuz.

          Burayı her gün yüzlerce turist ziyaret ediyor. Geleneksel elbiseleri giyip çöllere açılıyor. Biz de çöl gezimiz tamamlayıp palmiye yapraklarından yapılmış çay bahçesinde acı kahvemizi yudumluyoruz. Bu arada karşı masada oturan gençler kameraman ismet’in elindeki kamerayı görünce bize yaklaşıp Türkiye’den gelip gelmediğimizi öğrenmek istiyorlar. Hemen koyu bir muhabbete başladığımız arap gençleri Türkiye’ye olan hayranlıklarını saya saya bitiremiyorlar. Bilinçli her arap gencinin Türkiye’nin ‘filistin davası’ndaki yerini kanıksayıp yanında olması gerektiğini vurguluyorlar.

Çöl ortasında tatil köyü

            Verdiğimiz bir kararla cipleri tekrardan çöllere sürüyoruz. Neredeyse yolu bile bulunmayan çölde 10–15 km yol aldıktan sonra çadırlardan yapılmış mahari safran touz oteline ulaşıyoruz. Bu otel belki dünyada eşine rastlanması güç bir doğallıkta. Bu otel, bütün iletişim araçlarından uzak, vahşi tabiatla ve gecenin derin karanlığında yıldızlarla sakin bir tatil geçirmek için müthiş bir fırsat sunuyor.

            Otel sahibi bizi muhabbetle karşılıyor, soruyoruz, cevaplıyor; buraya genel olarak yoğun iş hayatında daralan batılı iş adamları geliyormuş. Kendiyle baş başa kalan insan hem ruhunu dinlendiriyor hem de serin havuzda tatilini yapıyor. Geleneksel arap yemeklerinin sunuldu otel de ünlü ‘kuskus’ yemeği başköşeyi alıyor. Bedevilere has birik böreği gibi birçok farklı yemek türü sergileniyor. Burada tatilini yapan turistler sadece çadırlarda kalıyorlar. Zehirli akreplerin ve yılanların yerli halk tarafından otel için özel olarak toplanıldığını söyleyen otel sahibi, bu güne kadar hiçbir vaka yaşanmadığını da sözlerine ekliyor.

Kısa bir konaklamanın ardından yolumuza devam ediyoruz. Tekrar libya sınırındaki çöl denizine dalıyor farklı şeyler görmek ümidiyle etrafı heyecanlı gözlerle süzüyoruz.

Yıldız savaşları film setinden, gladyatör filminin çekildiği arenaya… (19 nisan 2010)

             Yazı dizimizin önceki bölümünde bahsettiğimiz Tunus’un tarihi yapısı ve doğal güzelliği, yabancı sinemacıların dikkatinden kaçmamış. Ünlü gladyatör filmi, yıldız savaşları ve isa filmi gibi dev yapıtlar Tunus’ta çekilmiş. Televizyon kanalları, gazeteler ve radyolarıyla medya alanında çok gelişmiş olduğunu söyleyemeyeceğimiz Tunus’un bu yönünü de ele alacağız.

          Ülkeyi gezdiğimiz sırada dinlediğimiz müzikler hakkında kısa bir bilgi edindik. Ahmet şerif Tunus’ta en çok dinlenen ve halk tarafından kabul görmüş sanat akademisyeni bir müzisyen. Hadi jivini ise eski bir arap müzisyeni, daha çok sanatla ilgilenen ihtiyarların takip ettiği bir isim. Seyda name isimli sanatçı Tunus’un feyruz’u olarak anılıyor; ölümünün ardından şarkıları hala bıkılmadan dinlenen bir sanatçı. Ve birçok berberice ve arapça şarkı söyleyen guruplar da mevcut.

Tunus’un ünlü şairi ebu el-gasım el-şabbi

‘halk hayatı tamamıyla arzu ederse eğer.

Kader ondan yana olur.

Ve böylelikle gecenin koyu karanlığı yok olacak.

Ve ezici zincirler kırılacak’

             Müzikten bahsederken ümmü gülsüm’ün şarkılarını oluşturan şiirleri kaleme almış Tunus’un ünlü şairi ebu el-gasım el-şabbi’yi anmadan geçmek olmaz. Şabbi, şiir sanatında pek çok şaire yol gösteren bir üsluba ve mücadeleci bir ruh haline sahiptir. Münzevi olarak yaşayan şabbi genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Ayrıca Tunus milli marşını da yazan odur.

İlk matbaayı bir Türk getirdi

          Osmanlı döneminde yaşayan ve tüm Tunusluların sevgisini kazanan türk entelektüel ali başhamba’yı anarak, bugün mevcut basın-yayın organlarının kurucusu olan bu büyük insanın Tunus basının bulunduğu sokağa isminin verildiğini belirtmemiz icap eder. Tunus’a ilk matbaayı getiren başhamba, Türkiye’de vefat etmiş ama Osmanlı Devletini kendi tarihinden sayan Tunus Devletinin girişimleriyle kemikleri Tunus’a gönderilmiş.

              Tunus’ta 1’i özel olmak üzere 4 uydu kanalı var. Tüm arap dünyasının takip ettiği hannibal kanalı da Tunus Devletinin. Devletin televizyon kanallarını elinde bulundurması, özgür medya anlayışına ters bir durum. Gazetelerde bu biraz daha özele yayılmış durumda. Ortadoğu’daki birçok arap Devletinin gazete ve dergileri tekelinde bulundurması basın alanında zayıflığın bir işareti fakat Tunus gazetelerine baktığımızda en azından dünya meselelerine daha geniş ve özgün yorumlar getirildiğini net bir şekilde görebiliyoruz.  Fransızca ve arapça yayım yapan yaklaşık 10 tane gazete bulunuyor. Bunlardan en ünlüsü ise eş-şuruk gazetesidir.

Gladyatör ve yıldız savaşları Tunus’ta çekildi

              Bu genel bilgilerin ardından film setlerine ve sahnelendiği mekânlara yaptığımız yolculuğa geçelim dilerseniz. 2000 yılında vizyona giren, ridley scott’un yönettiği drama, aksiyon ve tarihi bir yapıt olan gladyatör filmi; ms 180 yılında roma imparatoru marcus, ölümüne yakın bir zamanda, yerine general maximus’un geçeceğini oğluna söylemesinin ardından, oğul commodus çılgına dönerek babasını öldürür, generali de tutuklatır.

          General maximus ellerinden kurtulur ve bir gladyatör olarak savaşmaya başlar.Maximus zamanla bir kahraman haline gelir ve halkla birlikte kaybettikleri haklarını, özgürlüklerini kazanmak konusunda lider olur.Kısaca konusunu ifade ettiğimiz filmin en önemli aksiyon sahneleri bir roma arenasında çekilir.İşte dünyada iki tane olan bu arenalardan biri neredeyse yıkılmış durumdayken, Tunus’ta bulunan arena hâlâ tarihe meydan okurcasına ziyaretçilerini ağırlıyor.Ülkemizde de geniş izleyici kitlesine ulaşan bu tarihi filmin çekimi el-cem şehrindeki antik roma arenasında çekilmiş.

                Filmde bilgisayar düzenlemesinden geçirilen antik arena, o dönemlerde de vahşi aslanlarla gladyatörlerin ve birbirinden yetenekli savaşçıların dövüştürülerek izlenildiği, insana bazen ürperti veren bazen de heyecan katan bir yapıt.

               Bugün hâlâ araştırmalara devam edilerek arenanın yeni bölümlerinin ortaya çıkarılmasına çalışılıyor. Oldukça büyük bir mimariye sahip olan bu yapı, filmde de gösterildiği gibi alt bölmelerinde savaşçı ve vahşi aslanların tutulduğu zindanları olan ve yukarda ölen savaşçıların cesetlerini yırtıcı hayvanlara atmak için büyük gözenekleri bulunan, içinde gezinen insana ürperti veren büyülü bir atmosfere sahip.

Bir zamanların efsanesi Star Wars’ın film seti

            Aynı zamanda amerikalı ünlü yönetmen george Lucas’ın “yıldız savaşları” filminin birçok sahnesinin çekildiği yer de Tunus’da “Yıldız Savaşları” (Star Wars) filminin birçok sahnesi Tunus’un matmata kentinde çekilmiş. Bu bölgeye ciplerle çölleri aşarak gidiyoruz. Bir uzay filmi için en verişli bölge olarak burayı seçmiş olmaları tabii bizi şaşırtmıyor. Çünkü bu bölge aynen ay yüzeyini hatırlatmakta.

           Star wars, george lucas’ın 1970’lerin başında yarattığı bilim kurgu efsanesidir.Altı filmden oluşan bu serinin ilk zinciri olan “Star Wars” adlı film ilk defa 1977’de gösterime girmiştir. Filmin başarısının ardından ikinci film çekilmiş ve üçüncü filmin çekileceği de kararlaştırılmıştır.

             Bu bölgeye turistler sadece dünyanın en büyük yapıtlarından olan star wars filminin setini görmeye geliyorlar.İlk döneminde adeta ziyaretçi akımına uğrayan matmata’nın o  eşsiz yer altı evleri turistler tarafından keşfedilmiş.

              Film setlerini gezmeye devam ederken, Susa şehrine yakın olan manastır bölgesindeki ünlü isa filminin çekildiği ribat kalesine ulaşıyoruz.Şehri savunmak için çepeçevre kuşatmış olan kalenin iç içe giren bölmelerinde filmin birçok bölümünün çekimi yapılmış.Halen de bir italyan film şirketinin isa’nın annesi maria filminin çekimleri de devam ediyor.

Türk yapımcıları da bekliyor…

            Aynı zamanda birçok ünlenmeyen film ve dizilerin çekimlerine ev sahipliği yapan Tunus, türk yapımcılarını ve senaristlerini bekliyor.Tunus kültür bakanlığı müsteşarı Muhammet Beşşar bey, ülkesinin tanıtımında büyük rol oynayan sinema alanında türklerin etkin olması taraftarı olduklarını söylüyor.

            Arap dünyasında olduğu gibi türk dizilerinin Tunus’ta da büyük yangı uyandırdığını ve bu durumda bir Tunus-türk filminin çekilmesi iki ülkede de ilgi odağı haline gelebileceğini ifade eden beşar, böyle girişimde bulunmak isteyen Türk yapımcılarına olması gerekenden daha fazla ilgi göstereceklerini dile getiriyor.

Tunus’a gidiyorum

06 ekim 2011

              Deyim yerindeyse leyleği havada gördük. Son 20 gün içinde üç ayrı ülkede toplam 16 gün geçiriyoruz.

        Kocaeli büyükşehir belediyesi ile 21 eylül’de gürcistan’a giderek belgesel çekmiştim, gürcistan ile ilgili araştırma yazımız gazetemiz ve belgesel yayıncılığın web sitesinde yayınlanmakta, belgesel de önümüzde ki günlerde televizyonlarda yayınlanacaktır.

          29 eylül-2 ekim tarihlerinde ise işçi göçünün 50.yılı dolayısıyla almanya’da ki türk sivil toplum örgütlerini essen’de organize ettiği kültür festivaline davetli olarak katıldım. Almanya’da adeta türk rüzgarı esti. Konferanslar, seminerler, halk oyunları gösterileri birbirini izledi. Burada ki yaptığımız belgesel çekimler ve araştırma yazımız önümüzde ki günlerde yayınlanacak.

            Sizler bu satırları okuduğunuz sırada biz Arap Baharı rüzgarının ilk kez estiği Tunus’da olacağız. Tunus kültür ve turizm bakanlığı’nın daveti ile 4 akim salı günü Tunus hava yollarına ait uçakla Tunus’a gittim. Burada Tunus’un Arap Baharından sonra neler yaşadığını, yerinde görüp belgeselleştireceğiz.

Üçüncü kez Tunus’dayım

            2001 yılında Tunus’a gidip, Tunus’un tarihi ve kültürel yerlerini gezmiş, belgesel çekimlerini yapmıştım. 2010 yılında Tunus turizm bakanlığı’nın daveti ile Tunus’a gitmiştim. Tunus’da çektiğimiz belgesel program bir çok tv kanalında yayınlanmış, Tunus gezi notları yazımız ise hem gazetemizde ve hem de 70 bin tirajlı Yedi Kıta dergisinde 10 sayfa olarak yayınlanmıştı.

               Yaptığımız bu çalışmalar Tunus turizm bakanlığı’nın dikkatini çekmiş olacak ki Arap Baharından sonra Türkiye’den bazı basın ve yayın kuruluşları Tunus’a davet ediliyor. Biz de bu davetliler arasında yer alarak Tunus’da olacak, Arap Baharı’ndan sonra Tunus’un nasıl şekillendiğini yerinde göreceğiz. Tunus gezisine trt ve kanal d gibi bazı televizyon kuruluşları da davetli. Tunus’un başkenti ve önemli şehirlerinde belgesel çekimi ve araştırma yapacağız.

              Tunus, Arap Baharı devrimlerinin başladığı yer. Bir zamanlar Tunus, Osmanlı döneminde ifrikiyye eyaletiydi. Tunus’a hakim olan tüm afrika’ya hakim olabilir. Tunus geçmişte büyük sıkıntılar yaşamıştı. Haçlı güçlerine kafa kaldıran, önemli mücadeleler veren bir bölgeydi.

                Tunus’da fransızların desteği ile iş başına gelen habib bulgiva ve zeynel abidin bin ali döneminde iki kez Tunus’u gezip, araştırma yapıp belgesel çekmiş bir gazeteci olarak Tunus halkının çektiği çileleri yerinde görmüştüm.

              Evet Tunus halkı zulüme dur dedi, Arap Baharı rüzgarını Tunus’dan estirdi. Libya lideri kaddafi, mısır lideri sözde mübarek devrilip gitti. Suriye’de esad rejimi can çekişiyor. Yemen ölüm kalım mücadelesi veriyor. Arap dünyası deyim yerindeyse yeni bir değişim yaşıyor ve bizler de bu değişimi bizzat görmek için bugün Tunus’dayız.

Tunus’tan Gebze’ye

13 ekim 2011

              Arap Baharının başladığı ülke olan Tunus kültür bakanlığı’nın daveti ile devrimden sonra Tunus’a giden ilk türk gazeteciler grubu arasında yer aldım. 4-11 ekim 2011 tarihleri arasında gittiğim Tunus’tan çok önemli çalışmalar yaparak döndüm. Türkiye’nin Tunus büyükelçiliği ticaret müşaviri ile özel söyleşi yaptık. Tunus’un en büyük Devlet tv kanalı olan el vatan tv’nin özel canlı yayınına katılarak Türkiye-Tunus ilişkileri ve Tunus ile ilgili görüşlerimizi kamuoyuna yansıttık. Tunus’un en büyük tirajlı işrak gazetesinin yazı işleri müdürü ile Tunus’da 23 ekim’de yapılacak seçimlerle ilgili görüşmeler yaptım. Tunus kültür ve turizm bakanlığı’nın üst düzey yöneticileri ile kültür ve inanç turizmi ile ilgili görüşlerimizi aktardım.

                 8 günlük Tunus kültür gezisi dolu dolu geçti. Önümüzde ki günlerde ayrıntısına geniş bir şekilde yer verecek, 2002, 2010 ve son olarak 2011’in ekim ayında gittiğim Tunus’da ki gelişmeyi belgesel tadında yazı serisi olarak okurlarımla paylaşacağım. Tunus’da ki bu gezimde başkent Tunus’dan yola çıktık, uçakla Tunus’un libya ve cezayir hududunda ki tozor kentine geçtik. Tozor tarihte tıpkı ipek yolu gibi ünlü olan büyük sahra yolunu önemli bir kavşak noktası islam medeniyetinin önemli eserler var. Buralarda çekimler yaptık. Ramazanlarda soframızdan eksik olmayan hurmanın hikayesini belgeselleştirdik. Büyük sahra çölünde kültür gezisine çıktık, toprak evli matmata kentinde çekimler yaptık, safaks kentinin görüntülerini çekerek tarih ve kültür kenti sose ve hamamlardan adını alan hamamet kentinin belgesellerini çekerek ünlü komutan anibal’ın kartacası’nı ve büyük bir allah dostundan adını alan sid ebu said kentlerini belgeselleştirdik.

           Tunus’da en önemlisi 23 ekim’de yapılacak seçim öncesi Tunus’un nabzını tutarak, Tunusluların görüşlerini aldık. Tunus’da kaldığım afrika otel’in lobisinde genç gensiad derneği’nin başkanı, değerli dostum lokman demir’in oğlu serhat demir, genç gesiad genel sekreteri vedat dönmez, gebze’nin genç işadamlarından lokman çiçek ile marifed genel sekreteri ile görüşmeler yapıp söyleşi yaptım. Dünyaya geldiğini bildiğim o küçücük çocukların bugün genç bir işadamı olarak dış ülkelerde görmek beni hem heyecanlandırdı, hem de mutlu etti.

              Uzun bir yolculuktan sonra önceki gece Tunus’tan gebze’ye döndüm. Dün de ayağımın tozu ile gesiad’ın sabah kahvaltısına katılarak gesiad yönetim kurulu başkanı halit uçar ile gto vakfı üniversitesi ile ilgili önemli bilgiler aldım. Gto, gebze üniversitesi’ni gerçekleştirebilirse gto yönetimini gebze her zaman minnet ve şükranla anacaktır. El ve gönül birliği ile gto’yu herkesin desteklemesi gerekiyor.

             Dün ayrıca gebze’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 89.yıl dönümü idi. Gebze’nin kurtuluş törenlerini ilk gerçekleştiren eski belediye başkanı mehmet emin akındı. Çok önemli bir başlangıç yapmıştı sayın akın. Gebze belediye başkanı adnan köşker ise gebze’nin kurtuluş törenlerini  kocaeli’nde 1911’de jandarma bölge komutanlığı yapan kurtuluş savaşı’nın sakarya meydan muharebelerinde binbaşı rütbesi ile şehit oylan hüseyin avni alparslan’ın ismine yaraşır bir park düzenleyerek dün açılışı yapılan parkın törenlerine katıldım.

            Tunus’tan gebze’ye kısa zaman dilimi içerisinde bir devri alem yaptım. Gebze’nin kurtuluşunu bir kez daha kutluyor, kurtuluş günü törenlerine emeği geçenleri minnet, şükran ve saygıyla anıyor, şehitlerimize rahmet diliyorum.

Tunus’da neler oluyor?

14 ekim 2011,

Arap Baharı’ndan sonra Tunus’ta ilk belgeseli devri alem çekti

Tunus’da neler oluyor

              Tunus turizm bakanlığı’nın daveti ile 4-11 ekim tarihleri arasında gittiğimiz Tunus’ta araştırma yapıp belgesel çeken ve Tunus Devlet televizyonunun canlı yayınına katılan ilk türk gazetecileri arasında biz de vardık.  Arap Baharının başlangıç noktası olan işsiz bir gencin kendini yakmasıyla Arap Baharı rüzgarını başlatan Tunus 23 ekim’de seçime gidiyor. Daha önce 2002 ve 2010 tarihlerinde iki kez gittiğimi Tunus’a üçüncü kez 23 ekim seçimi öncesi bir grup türk gazeteci ile  Tunus’a davet edildik. Tunus turizm bakanlığı’nın gezisine katılarak hem belgesel çektim hem de araştırmalar yaptım.

             Tunus 10 milyon nüfusu, yıllık 8 milyon ziyaret ettiği kuzey afrika’nın en önemli ülkesi. Tarih boyu türk Tunus ilişkileri gelişerek devam etmiş. Bugün Türkiye Tunus arasında ki ticaret hacmi 1 milyar dolar seviyesinde. Her yıl 20 bine yakın türk Tunus’a giderken 60 bin Tunuslu Türkiye’ye geliyor. En çok turist gönderen ülke ise fransa. Her yıl fransa’dan 1.5 milyon turist Tunus’a geliyor. Tunus’un bütün zenginliklerini fransız işadamları sömürüyor.

Tunus’da türk-fransız mücadelesi

           Tunus’da ki 8 günlük gezimizde başkent Tunus, kartaca, sid ebu said, sose, hamamet, safaks, gabes, matmata, doz, tuzur ve nafta şehirlerini kamera elimde adım adım gezerek çekimler yaptım. Bir çok Tunuslunun yasemin devrimi ve seçimlerle ilgili görüşlerini sordum. Türkiye Tunus’da çok büyük ilgi görüyor. Türk dizilerinin yanı sıra Osmanlı’nın Tunus’da ki hizmetleri takdirle karşılanıyor. Tunuslular halen Osmanlı valilerine beylerimiz diye hitap ediyor. Tunus başbakanlık binasının Osmanlı valilik merkezi binası olarak hizmet verdiği binada bulunması Tunus Devleti’nin Osmanlı-türk sevgisini gösteriyor. Kendileriyle görüştüğümüz Tunuslular türk-sanayici ve işadamlarını Tunus’a davet ediyorlar. Tunus’da dikkatimi çeken en önemli husus fransa’nın itibar kaybı. Sarkozy, sadece Tunuslular değil fransızlar turistlerin bile tepkisini çekiyor, görüştüğüm onlarca fransız turist sarkozy’nin gidici olduğunu söylüyorlar. Acı ama gerçek uzun yıllar fransız sömürgesinde kalan Tunus’da halen fransız kültürü ve ekolü hakim. Fakat Tunus’da ki en büyük mücadele Türkiye-fransa mücadelesi. Görüştüğümüz işadamları Türkiye’nin Tunus’a daha büyük ilgi göstermesi ve fransız hakimiyetinden Tunus’u kurtarmasını istiyordu.

116 parti seçimlerde yarışacak

             Tunus’da medya hareketli. 23 ekim’de yapılacak seçimlerde 116 parti, 1500 aday yarışacak.Partiler ve adaylar arasında büyük mücadele yaşanıyor.Emperyalist güçler ve misyoner sivil toplum örgütleri Tunus’da ki bazı medya kuruluşları ve partilere gizli olarak destek veriyorlar. Özel bir tv kanalının islam dini aleyhinde ki programı gençlerden büyük tepki almış. Gençler tv binasını basmışlar. Tunus gençleri arasında dini ve milli duyarlılık her alanda görülüyor. Yakın bir geçmişe kadar başörtülü sokakta gezmenin yasak olduğu Tunus’da gençlerin ve öğrencilerin başörtülü okula gitmeleri Tunus’da ki değişim ve dönüşümü gösteriyor.

Tunus Devlet televizyonunda konuştum

             Tunus’un en önemli Devlet kanalı el vatan tv’nin canlı yayınına katılıp Türkiye-Tunus ilişkileri ve Tunusla ilgili görüşlerimizi aktardım. Tunus Devlet televizyonunda daha önce değil canlı yayın özel röportaj bile yapmak için cumhurbaşkanlığı yetkililerinden izin alınması gerektiğini söyleyen program yapımcısı şimdi kendi inisiyatifimizi kullanıp devrimden sonra ilk kez televizyonlara türk gazetecileri çıkardık. Biz de televizyonda türk –Tunus dostluğunu kardeş ve dost Tunus halkının Türkiye için önemine işaret edip Türkiye’nin işadamlarıyla kültür adamlarıyla Tunus’u keşfetmelerine, Tunusluların da Türkiye’yi yakından tanımalarına işaret ettik. Tunus’un en önemli gazetesi eş şurup gazetesinin yazı işleri müdürüyle de bir söyleşi yaptık. Tunus Devlet televizyonu binası bir zamanlar arap birliği merkezi olarak kullanılmış. Çok geniş bir alana yayın yapıyor.

Türk işadamları yatırım fırsatını kaçırmamalı

            Tunus, türk işadamları için büyük bir fırsat. 50’den fazla afrika ülkesinin giriş kapısı olan Tunus’da türk işadamları için tarihi fırsat sunuyor. Türkiye’nin Tunus büyükelçiliği yetkililerinden edindiğimiz bilgiye göre türk işadamları Tunus fırsatını kaçırmamalı. İnşaat, turizm, hizmet sektörü, gıda ve her alanda bölgede büyük yatırımlar yapılabilir. Şirket kurmak ve iş yapmak çok kolay. Bugün çin dahil, bir çok ülkenin işadamları bölgeye akın ederken türk işadamları halen beklemede. Türkiye, Tunus fırsatını kaçırmamalı. Artık bugün mafya diye bir olay yok. Daha önce Devlet destekli mafya tamamen çökertilmiş. Yeni yönetim eski Devlet destekli mafyanın tüm mal varlıklarına el koymuş. Yüzden fazla eski yönetici yurt dışına kaçmış. Geçmişte Devleti sömüren bir çok kişi hapislere tıkılmış. Tunus, çok önemli fırsatlar sunuyor. Her şey 23 ekim’de yapılacak seçimlere odaklanmış. Seçim öncesi Tunus’un nabzını tutarak belgesel çektik. Önümüzde ki günlerde Tunus belgeseli bir çok tv kanalında yayınlanacak.

Paylaşmak istermisiniz ?

About Belgesel Yayıncılık