Gürcistan Gezi Notları

İSMAİL KAHRAMAN’IN KALEM VE KAMERASIN’DAN BATUM’DAN TİFLİS’E GÜRCİSTAN’DA DEVR-İ ALEM


  1.      BELGESEL TADIN’DA GÜRCİSTAN GEZİ NOTLARI

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Âlem Belgesel TV program yapımcısı olarak katıldım. Gebze, Dilovası, Körfez, Gölcük, Kandıra ve Kartepe Belediye başkanları ve Büyükşehir Belediyesi meclis üyeleri ile Batum, Kuteysi ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i birlikte gezerek belgesel çekimi yaptım. Gürcistan’da Devr-i Âlem belgeseli önümüzdeki günlerde TGRT, TV 5 ve Kocaeli TV başta olmak üzere birçok TV kanalında yayınlanacak. Sizler bu satırları okuduğunuz sırada, ben Türklerin Avrupa ülkelerine işçi olarak gidişinin 50. yılı toplantılarına katılmak üzere Almanya’da olacağım. Gürcistan’da Devr-i Âlem diyerek sizleri Gürcistan’a götürelim.

GÜRCİSTAN’A 3 KEZ GİTTİM

Gürcistan’a yine yol gözüktü.2009 ve 2010’un ekim aylarında Artvin, Ardahan, Posof üzerinden Ahıska’dan Gürcistan’a girmiştik. Bu kez hava yolu ile Gürcistan’a gideceğiz. Devr-i Âlem Belgesel TV program yapımcısı olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Gürcistan davetini aldığımda Ahıska’dan Batum’a, Tiflis’ten Kutaysi’ye Gürcistan bir kez daha gözümün önünde canlandı. THY’nin Gürcistan-Batum seferini yapan uçağına binerek, Gürcistan’a doğru yola çıktık.21-24 Eylül 2011 tarihlerinde yapacağımız Gürcistan gezisi için uçağımız Karadeniz semalarından kartal kanatlı bir kuş gibi Gürcistan’a doğru süzülürken, Zonguldak’tan Sinop’a, Samsun’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a, Rize’den Hopa’ya Karadeniz sahillerini seyrettim.1,5 saatlik uçak yolculuğunda Gürcistan ve Batum’un tarihini düşünüp, Ahıska Türkleri ve Acara Müslümanlarının geçmişini inceleyerek, okuyarak yolculuğuma devam ettim. Batum hava limanına indiğimde kendimi sanki Karadeniz’in herhangi bir ilinde buldum. Yemyeşil vadiler, dumanlı dağlar, sonbaharın meltemini ılık ılık estiği güzelim hava. Batum hava alanında ki gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’da kalacağımız otele yerleştik.18 katlı otelin sekizinci katından Batum şehrini, doğal Batum limanını ve Acara dağlarını seyrederken, 400 yıl Osmanlı medeniyetinde kalan Batum ve Acara Müslümanları hatırıma geldi. Batum tarihi her bakımdan çok önemli. Batum ve Acara bölgesi acıların, sıkıntıların harmoni olduğu ve acı olayların yaşandığı coğrafya.

BATUM’DA GECE MANZARALARI

Üçüncü kez Batum’dayım. Üç yıl içinde çok şeyler değişmiş.350 bin nüfuslu Acara Bölgesi’nin başkenti Batum’da 130 bin kişi yaşıyor. Yüzde elliden fazlası Müslüman. Bir zamanlar nüfusunun yüzde sekseni Müslüman’dı bu bölgenin. Yavuz Sultan Selim ve Kanunu Sultan Süleyman döneminde burası Osmanlı devletine katılmıştı. Sadece Batum’da 15’ten fazla camii vardı. Ruslar buraları yakıp yıkmışlar.15 caminin 14’ünü yok etmişler. Güneş, Karadeniz üzerinden muhteşem görüntüsüyle veda ederken, ben de otelin sekizinci katından Batum’da geçmişin nazlı yadigârı olarak Osmanlı’nın tek mirası Batum orta Cami’nin minaresini ve ihtişamlı Osmanlı kültür mirasını düşünüyordum. Güneşin kızıllıkları altında Batum şehri, Acara dağları ve Karadeniz sahilleri bir ressamın fırçasından çıkan muhteşem tabloyu andırıyordu.
Batum sadece 5 yıl önce sabah ve akşamları yarımşar saat elektriğin verildiği bir yerdi. Kaldığımız otel yeni yapılmış. Dünyanın ünlü markaları Batum’a otel yapma yarışında. Batum’a yakın bir gelecekte 25 civarında 5 yıldızlı otel yapılacakmış. Edindiğimiz bilgiye göre Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, İran ve Türkiye’den yoğun bir turist akını var. Ciddi bir şekilde çalışmalar devam ediyor. Büyük bir kalkınma hamlesi var. Bir turizm kenti olan Batum muhteşem ışık gösterileri, fıskiyeler, havuzlar, sahil düzenlemesi ve bir turizm şehrinde bulunması gereken her şeyin bulunduğu bir şehir. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu başkanlığında ki 85 kişilik grupla Batum şehrinde gece yürüyüşü yapıp adeta ışıktan bir tabloyu andıran değişik renkte ki ışıklarla muhteşem manzarayı seyredip kaldığımız otele gittik. Ertesi gün ise Batum şehrini adım adım gezeceğiz.
BATUM’DA NELER OLUYOR?

 5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 800 bin civarında Müslüman yaşıyor. Müslümanlar geçmişte büyük sıkıntılar yaşamışlar.93 harbinde 250 bin Acaralı Müslüman çeşitli oyunlarla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılmış.50 bin Acaralı yollarda ölmüş. Bugün Türkiye’de 2 milyondan fazla Acara kökenli Türk vatandaşı var. Bunların çoğu da Kocaeli bölgesinde. Ama Türkiye’de yaşayan Acaralılar’ın maalesef Gürcistan’da ki akrabalarıyla fazla bir ilişkisi yok. Batum’da beni en çok duygulandıran Kocaeli kamuoyunun yakından tanıdığı Baş iskele Belediyesi meclis üyesi Faik Çakıroğlu’nun 165 yıl önce ki akrabalarıyla buluşması oldu. Bu buluşmayı belgesel görüntülerle tarihe not düştük. Bugün Acara’da çok büyük oyunlar oynanıyor. Ruslar geçmişte bir oldubittiyle 250 bin Acaralı’yı Batum’dan sürmüşlerdi. Bugün geride kalanların yerlerine ise Rum ve Ermeni sermayeli bankalar el koymaya çalışıyorlar. Gürcistan’da Ermeni ve Yahudi lobisi oldukça etkili. Batum’da ki belgesel çekimlerinden sonra Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geçtik. Tiflis’te İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı dönemiyle ilgili araştırmalar yaptık. Büyükelçilik ve TİKA yetkilileriyle görüşmeler yaptık. Gürcistan’da yaşayan Acaralı ve Azeri Türklerle konuştum.

BATUM BOTANİK PARKTAYIZ

Tarihler 22 Eylül 2011. Batum’da şehir gezimize başlıyoruz. Her yer şantiye gibi. Devasa binalar, yol yapım çalışmaları, sahil düzenlemeleri tüm hızıyla devam ediyor. Kaldığımız otelin hemen yanı başında 1920’li yıllardan beri açık olan Türkiye’nin Tiflis Başkonsolosluğuna gidiyorum. Başkonsolos yetkilileri henüz makama gelmemişler. Şoför ve emniyet görevlisi gibi yetkililerle görüşüyorum. Sadece Batum’da yüzden fazla Türk işadamı iş yeri açmış, ticaret yapıyor. Her gün yüzlerce Türk vatandaşı Sarp sınır kapısından Batum’a gelip gidiyor. Türkiye ile Gürcistan arasında petrol ürünleri fiyatı neredeyse yüzde elli civarında ucuz. Her gün yüzlerce Türk tırı Orta Asya, Kafkaslar ve Ermenistan bölgesine mal taşıyorlar. Yetkililerin ifadesine göre yıl da 300 binden fazla Türk tırı Sarp sınır kapısından Gürcistan’a giriş yapıyormuş. Türkiye’nin garantörlük hakkı bulunan Acara bölgesi ile ilgili devlet ve Türk sivil toplum örgütleri önemli çalışmalar yapıyor. Türkçe kurs veren kurslar açılmış. 20’ye yakın Türk yetkili Batum Başkonsolosluğu’nda görev yapıyor. Bu bilgileri aldıktan sonra botanik parka gidiyoruz. Akü ile çalışan araca binerek botanik parkı gezmeye başlıyoruz. Emvaye çeşit ağaç, çiçek, meyve, bitki türünün yer aldığı botanik park adeta yalancı cennet gibi. Vadiler, asırlık ağaçlar, yöreye özgü bitki çeşitleri gezenlere göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Park Sovyet Rusya döneminde yapılmış. Batum şehrine çok yakın. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistler burayı geziyorlar. Özellikle Avrupalı yaşlı turistler bastonlarla parkı gezmeleri dikkatimizi çekiyor. Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu belediye başkanlarını kendi kullandığı akülü araba da gezdiriyor. Botanik parkla ilgili geziye katılan belediye başkanları ve başkanların hanımlarından görüş alarak gezimizi tamamlıyoruz.

BATUM BAŞ MÜFTÜ YANDIMCISI İLE GÖRÜŞÜYORUZ.

130 bin insanın yaşadığı çoğu Müslüman Batum’da sadece bir cami var. Şehir merkezin de Osmanlı mimarisiyle yapılan Batum Orta Camii elif misali minaresi ve içerisinde ki muhteşem kalem işi süslemeleriyle abidevi bir eser. Caminin kapısı ise ayrı bir sanat harikası. Acaralı yaşlı Müslümanların adeta birbiriyle buluşma noktası olan cami bir huzur adası. Türkiye’nin birçok yerinden turistler de buraya geliyor. Acaralı Müslümanlarla sohbet edip caminin içerisinde çekimler yapıyoruz. Gürcistan baş müftü yardımcısı ile özel röportaj yapıp Gürcistan Müslümanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler alıyoruz. Samimi ve içten açıklamalar yapan Baş Müftü yardımcısı bölgede Müslümanlığın hızla arttığını söylüyor. Çok samimi ve sıcak ilgi gösteren Gürcistan Baş Müftü yardımcısı Gürcistan devletinin yakın ilgi alaka gösterdiğini ve Müslümanlara baskı yapmadığını, çok rahat ettiklerini açıklıyor. Acaralı Müslümanlarla Orta Cami’de öğlen namazını birlikte eda ediyor ve Avara’ya veda ediyoruz.

KUTAYSİ ŞEHRİNE GİDİYORUZ

Acara’ya Batum’dan veda ederek ayrılıyoruz. Yemyeşil ağaçlar, mısır tarlaları ve fındık bahçeleri arasından geçiyoruz. Yol üzerinde tipik Gürcistan evleri ve insanlar bizlere uzaktan el sallıyorlar. Kabuleti şehrini geçerken bale salonu yapılan Kabuleti caminin mahsun ve garip haline üzülmeden edemiyoruz. Çoraki nehri üzerinde bir zamanlar Tiflis-Batum arasında ki demiryolunun bulunduğu köprüden geçerken milli mücadelenin önemli kahramanlarından Giresunlu Topal Osman hatırımıza geliyor. Topal Osman bir grup gönüllü askeriyle çürük su köprüsü diye anılan Çoraki nehri üzerinde ki demiryolu köprüsünü bombalayarak havaya uçuruyor. Acara’yı, Batum’u ele geçirmek üzere bölgeye gelen Ermenilere fırsat tanımıyordu. Geçmişten günümüze Ermeniler, Acara üzerinde önemli çalışmalar yapıyorlar. Yetkililerden edindiğimiz bilgiye göre değişik yöntemler uygulayan Ermeni lobisi ve Yahudiler Acara’da toprak satın almaya ve mülk edinmeye devam ediyorlar. Bize verilen bilgiler yanlış değilse üç tane İsrailli Yahudi Bakanı’nın Batum’da yazlık villası olduğu söyleniyor. Saatler süren yeşil vadiler, düz ovalardan geçerek bir zamanlar Gürcistan krallığına başkentlik yapan Kutaysi şehrine geliyoruz. Güneş batmak üzere. Kutaysi şehrinde Rus döneminden kalan dev fabrikalar harabe halde. Fabrika enkazları Gürcistan ekonomisinin içinde bulunduğu durumu da gösteriyor. Düz ovada büyük bir şehir Kutaysi. Küçücük dükkânlar, yol üzerinde meyve, sebze ve hediyelik eşya satışı yapan Gürcüler hayata tutunmaya çalışıyorlar. Kolay değil… Son 20 yılda Gürcistan birkaç savaşı birden yaşadı.İç savaş, Abhazya savaşı, Güney Osetya ve son olarak Rusların Poti limanı ve Gori şehrini bombalamaları hatta başkent Tiflis’e birkaç bomba atmasına rağmen Gürcistan var olma mücadelesi veriyor.Asırlık meşe ağaçları içerisinde ki Gürcistan mimarisiyle yapılan tipik bir ahşap restoran da Gürcistan’da Hapaçuri(peynirli ekmek) yemeğini yiyerek, yorgunluk atıp Tiflis’e gitmek üzere tekrar yola çıkıyoruz.
GÜRCİSTAN’IN BAŞKENTİ TİFLİSDEYİZ
Yollar uzadıkça uzuyor.Dar, engebeli, zaman zaman keskin virajlı tehlikeli yollardan geçiyoruz.Batum-Gürcistan arası 400 km. Ancak yıl kötü olduğu için saatlerdir yoldayız.Tehlikeli yollardan geçerek gece geç vakitlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e geliyoruz. Ardahan dağlarından doğup, Ermenistan ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’i ikiye bölen Kura nehri adeta Tiflis’in can damarı.Kura nehri kenarında ki otelimize yerleşiyoruz.Otelin penceresinden Tiflis’in gece manzarasını seyrediyorum.Tiflis ışıklar şehri.Rusya döneminde istihbarat kulesi olarak yapılmış, 300 metreye yakın yükseklikte ki televizyon kulesi adeta bir ışık topunu andırıyor.Muhteşem manzarasıyla bu kule geçmişin korkulu rüyası değil, bugünün güzel Gürcistan’ını sembolize ediyor.
Sabah erken Gürcistan’da güneş doğumunu otelin 16. katında ki odamdan hem seyrediyor hem de kamera kayıtlarına alarak belgeselleştiriyorum.Kura nehri nazlı nazlı akarken Tiflis’te dikkatimi Ortadoks kiliseleri ve katedraller çekiyor.Balkanlar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesi Tiflis’te.1995 yılında ki Abhazya savaşından sonra dünyada ki Hıristiyan örgütlerin büyük desteği ile yapılmış Kilis’e, sadece Gürcistan’a değil tam anlamıyla Kafkaslara hükmedercesine  yapılmış.Otelin penceresinden Tiflis şehrini Akşam’ın geç vakitlerinde  seyrederken tarihi geçmiş, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokan  Cemal, Enver ve Talat  paşalar hatırıma geliyordu.
CEMAL PAŞAYI TİFLİS’DE KİM ÖLDÜRDÜ ?
Tiflis,  Osmanlı-Türk tarihi için çok önemli.İttihat  ve Terakki’nin 3 önemli isminden biri olan Cemal  Paşa  21 Temmuz  1922’de  saat 22.30’da  Tiflis’deki Rus gizli servisi binasının yakının da Büyük Petro caddesinde bir suikast sonucu öldürülmüştü.Cemal paşa Osmanlı’nın  donanma komutanıydı.Osmanlı’yı savaşa sokan 3 önemli isimden birisiydi.Basın ve yayın organların da  Cemal Paşa’nın   Tiflis’de  öldürülmesi  şu şekilde yer almıştı.
*Cemal Paşa Yukovski Sokağı’nda neden öldürüldü?
…” Tarihler  21 Temmuz 1922. Yer  Tiflis.Saat 22.30 civarında  Cemal Paşa  yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle Tiflis’de kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski sokağının köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.
Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu.İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı.Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı.Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.
O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı.Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı.Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. …”
Yine  dönemin basın yayın organları Cemal paşa suikastı ile ilgili şu bilgileri yazacaktır.“İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu. 28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu…”
Bugün acaba kaç kişi Cemal paşa’nın Tiflis’de, Enver Paşa’nın  Amuderya yakınlarında, Pamir dağlarında ve Talat Paşanın da  Almanya’nın başkenti Berlin’de  Rus  Derin Devleti’nin sinsi ve gizli planları ile Ermenilere öldürtüldüğünü biliyor?Aslında gerçek katiller Rus KGB ajanları.Tiflis’de kaldığım otelin 16. katındaki penceresinden Tiflis caddeleri ve Kura nehrini seyrederken  pencereden  esen  sonbahar rüzgarı beni tarihin derinliklerinden  alıp çıkarıyordu.Ve “tarih bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır” sözünü bir kez daha  hatırlıyorum.
TİFLİS’İ TEPEDEN SEYRETMEK
Tiflis’te ilk durağımız Tiflis’e hakim Tiflis kulesinin bulunduğu yer oluyor.Buradan Tiflis’i doya doya seyrettikten sonra Gürcü anası heykelinin bulunduğu Tiflis’te ki Selçuklu kalesini geziyoruz. Selçuklu kalesi yer yer yıkılsa da geçmişin nazlı yadigarı.Gürcü anası Tamara 1200‘lü yıllarda Gürcistan prensesi olarak Gürcistan’ı yönetmiş, tarihi kaynaklardan ise Tamara’nın Kıpçak Türk’ü beyinin kızı olduğunu öğreniyoruz.Kıpçaklar ve Kumanlar asker olarak Gürcistan kralları yanında görev yapmışlar.Tiflis bir çok kez el değiştirmiş. Selçuklu ve İslam eserlerinden iz kalmasa da Tiflis kalesi her haliyle Selçukludan çok şeyler söylüyor.
TİFLİS’TE CUMA NAMAZI
Dünyanın bir çok yerinde Cuma namazı kılıp, bayram kültürünü yaşadım.Beni en çok duygulandıran Cuma namazlarından birisini de Tiflis kalesi eteklerinde ki tarihi Tiflis camiinde yaşadım.Tiflis camii tipik minaresi, kırmızı tuğladan yapılan duvarlarıyla İslam medeniyetinin Tiflis’e vurduğu bir mühür olarak tüm ihtişamıyla karşımızda.Bir zamanlar Sünni ve Şii Müslümanlar bu camide ayrı ayrı namaz kılıyorlardı.Camide iki mihrap ve iki minber vardı. Bugün ortada ki duvar açılmış namazlar Sünni inanca göre kılınıyor.Cuma namazı kılmak için camideyiz.Cuma ezanları bile dışarıdan değil içeride okunuyor.İmamın Azeri Türkçesiyle okuduğu hutbe gönlümüzü coşturuyor.Adeta bir şiir gibi hutbe okuyan İmam Kur’an-ı Kerim’in öneminden ve İslam kardeşliğinden söz ediyor.Cuma namazımızı Acaralı, Azeri, Gürcü ve Türk Müslümanlarla birlikte eda ediyoruz.Caminin çevresinde büyük bir inşaat faaliyeti var.Caminin hemen yanı başında küçük bir odada bir cenaze olduğu söz ediliyor. Kameramı alarak cenazenin bulunduğu yere doğru giriyorum.Yüzü açık, makyajlanmış cenaze siyahlar giymiş birkaç kadın tarafından ziyaret ediliyor.Muhtemelen cenaze namazı kılmak üzere getirilen bir cenaze.Tam çekim yaparken cenazenin yüzü kapatılıyor.Bazıları cenazenin bir Hıristiyan aileye mensup olduğunu söylüyorlar.Ancak Gürcistan’da cenaze kültürü çok enteresan.Gürcüler cenazeleri 7 gün mumyalayarak bekletiyorlar.Ve 7 gün boyunca cenaze sahibi cenazeyi ziyarete gelenlere ziyafet veriyor.Şaraplar içiliyor ve cenaze sahibi çok büyük masraflar etmek zorunda kalıyor.Bu sadece Gürcülere ait bir gelenek değil, Orta Asya ve Kafkasya da bu gelenek hala yaşatılıyor.Müslümanların da bu gelenekleri kısmen yaşattıkları bilinmekte.
Tiflis caminin yanında ki Selçuklu ve İran dönemine ait eserler olan hamam, kültür merkezi, tipik mimarisi ve muhteşem kapılarıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyor.Kale ve Camii Hamam’ın bulunduğu meydandan muhteşem gözüküyor.Çınar ağaçları altında Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in heykeli dikkatimizi çekiyor. Buradan Kura nehri kenarında Gürcü yemeklerinin yendiği restoranta gidiyoruz.Hamur işi yemekler, fasulyeden yapılan soslar, haşlanmış mantarlar, peynir, fasulye ve patatesli pideler ve salatalarıyla Gürcü mutfağı hem gözümüze hem gönlümüze hitap ediyor.Kura nehrinin çağlayarak aktığı yerde kurulu bu restaurantı ve Gürcistan yemek kültürüyle ilgili belgesel görüntüleri çekiyoruz.Kocaeli heyeti afiyetle yemeklerini yerken bir taraftan da Kura nehrini doya doya seyrediyorlar.Yemekten sonra Kafkaslar ve Orta Asya’nın en büyük kilisesine gidiyoruz.Kilise 1995 yılında yapılmış.Sadece Tiflis’e değil tüm Kafkaslara adeta hükmedercesine yapılan kilisenin içerisinde papazlar ayin yapıyor.Genç ve yaşlı Gürcüler ile dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Hıristiyanlar ayinlerini yaparken, kilise de görevli siyah elbiseli, siyah uzun sakallı ve siyah külahlı papazlar ayin yapan Hıristiyanlarla yakından ilgileniyorlar.Papazlarla belgesel çekimi isteğimiz olumlu karşılanıyor.Orta yaşlı bir papazdan kilise ve Gürcistan’da ki Hıristiyanlarla ilgili bilgiler alarak otelimize dönüyoruz.
TİKA GÜRCİSTAN KOORDİNATÖRLÜĞÜNDEYİZ
Gürcistan’da şimdi ki durağımız Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı TİKA’nın Gürcistan direktörlüğü oluyor.Koordinatör Resul Durmaz bey bizleri karşılıyor.Kendisiyle daha önce Gürcistan’a geldiğimde belgeseller çekmiştim.Bizlerle yakından ilgilenip sohbet ediyor.Acaralı Müslüman olan film yapımcısı ve senarist Zurap bey ile tanışıyoruz.Zurap bey Acara bölgesinde Rusların yaptığı mezalimle ilgili çok önemli bilgiler vererek, 93 harbinde Acara’dan sürülen 250 bin Acaralı Müslüman’ın dramını film yapmak istediğini, bu konuda Türkiye devleti ve TRT’den destek istediğini açıklıyor.Zurap bey ile özel bir söyleşi yaparak, yaptığı açıklamaları belgesel olarak kaydediyoruz.Zurap beyin ifadesine göre 1878 ile 1911 yılları arasında Rusların sinsi plan ve tezgahı ile 250 bin Acara’lı Müslüman’ın bölgeden çıkartılıp Türkiye’ye göç ettirildiğini, 50 bin Müslüman’ın ise yollarda öldüğünü bilgi ve belgeleriyle açıklıyor. Ruslar, Acara’da bir köyde 400 Müslüman genç, çocuk ve yaşlıyı bir camide toplayarak yaktığını gösteren arşiv belgeleri olduğunu, bu zulmün asıl amacının bölgeden Müslümanları çıkartarak Ermenileri bölgeye yerleştirmek olduğunu açıklıyor.Zurap bey elinde ki 1911 yılına ait çok önemli bilgi ve belgeler olduğunun altını çiziyor. Gerçekten çok önemli bir konu.Araştırılması ve üzerinde durulması gereken önemli bilgiler.
GÜRCİSTAN TÜRK KOLEJİNDEYİZ
Gürcistan’da son akşamımız.Kocaeli heyeti Gürcistan Türk kolejinin davetlisi.Gürcistan da 11 Türk koleji ve bir de Uluslararası Karadeniz Üniversitesi bulunuyor.Binlerce Gürcü ve Azeri bu eğitim kurumlarında eğitim görüyor.Gürcistan Türk kolejinde bizleri okul yönetimi karışılıyor.Yemeğin şeref konuğu olan Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili’nin annesi Güli Kaşvili ile yemekten sonra çaylarımızı içerken okul müdürü bizlere bilgiler veriyor.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu ve geziye katılan belediye başkanları açıklama yapıyor.Uluslararası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcısı da olan devlet başkanın annesi Güli Kaşvili Türkçe olarak Gürcistan-Türkiye dostluğuna değiniyor.Güli Kaşvali ile de Devr-i Alem programı olarak özel bir röportaj yapma imkanımız oluyor.Güli Kaşvili’den Türkiye hakkında, Gürcü-Türk dostluğu ve Türk kadınıyla ilgili düşüncelerini öğreniyoruz.
GÜRCİSTAN’A VEDA EDERKEN
Tarihler 24 Eylül 2011.Tiflis’te kaldığımız otelin 16. katında sabah saat 4 sıralarında İngilizce, Gürcüce ve Rusça yapılan korkunç alarm sistemiyle uyanıyoruz.5 dakika süren alarmda oteli terk etmemiz isteniyor.Büyük bir telaşla yatağımdan fırlıyorum ancak 16. kat…Biraz bekliyorum…Bir İngiliz turist ile koridorda karşılaşıyoruz, yanlış alarm olduğunu söylüyor ve no problem diyor. Tekrar odama çekilerek uyumaya çalışıyorum ama uyumak ne mümkün.
Sabah erken Kura nehrine hakim otelin terasından afiyetle kahvaltımızı yaparak gece yaşadığımız stres ve korkuyu bir kenara atıp güzel duygularla Gürcistan’a veda etmek istiyoruz.Tiflis’in ilk kurulduğu Miskhata şehrine gidiyoruz.Miskhata şehrinde ki tarihi kilisenin yeniden imar edilmesi ve tepelerde ki kiliseler bölgenin tam bir Hıristiyan kültürü hakimiyeti altında olduğunu gösteriyor. Tipik gürcü mimarisiyle yapılmış evin önünde kokulu Karadeniz üzümü asmasından ev sahibinin izniyle doya doya kokulu üzüm yiyoruz.Üzüm ziyafetine Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve beraberindekiler de katılıyor.Afiyetle üzüm yedikten sonra Miskhata şehrinden hava limanına gitmek üzere yola çıkıyoruz.THY uçağı ile İstanbul’a gelmek üzere Gürcistan’a veda edip, bulutlu ve fırtınalı Kafkas dağlarını uçağımız türbülansa girip çıkarak geçiyor.Türk hava sahasına girdiğimizde içimiz ferahlıyor. Bulutsuz ve sakin bir hava da 2 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul Yeşilköy havalimanına geliyoruz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Gürcistan kültür gezisi ile ilgili basında yer alan haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.
…………………………………………………………………………………………………..
Kocaeli Büyükşehir  Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu Başkanlığında ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’da dostluk köprüsü kurdu.
Kocaeli’den Gürcistan’a kültür çıkarması
Gürcistan’a giderek gönülleri fetheden Kocaeli heyeti önemli görüşmeler yaparak, iki ülke arasında ki tarihi ilişkilere vurgu yaptı ve dostluk köprüleri kurarak yurda geri döndü.
21-24 Eylül 2011 tarihlerinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile ilçe belediye başkanları Gebze’den Adnan Köşker, Dilovası’ndan Cemil Yaman, Kartepe’den Şükrü Karabacak, Körfez’den Yunus Pehlivan, Kandıra’dan Cengiz Kan, Gölcük’ten Mehmet Ellibeş ile büyükşehir meclis üyeleri ve gazeteciler Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum ile Tiflis’te kültür ve tarih gezisi yaptı.Heyet, Batum Belediye Başkanı, Başkonsolosu, TİKA Gürcistan Koordinatörlüğü ile Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin annesi ile görüşmeler yaparak Kocaeli hakkında bilgiler verdi.
KOCAELİ’DEN GÜRCİSTAN’A DEVRİ ALEM
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Gürcistan kültür gezisine Devr-i Alem Belgesel TV programı olarak katılan Gebze Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Koordinatörü İsmail Kahraman, Gürcistan ve Acara’da çok önemli araştırmalar yapıp belgesel program çekti.Belediye Başkanları ve meclis üyeleriyle söyleşiler yapan Kahraman Gürcistan’lı yetkililerle de görüşmeler yaparak “Kocaeli’den Gürcistan’a Devri Alem” adıyla belgesel program hazırladı.Montaj ve kurgu çalışmalarına başlanan Gürcistan belgeseli önümüzde ki haftalarda TGRT Belgesel TV, TV 5, Kocaeli TV başta olmak üzere bir çok ulusal ve bölgesel TV kanalında yayınlanacak.
KBB’DEN  KOMŞU  ZİYARETİ
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin komşusu ülkelere düzenlediği ziyaretler Gürcistan ile devam etti.Bulgaristan, Yunanistan ve Suriye’nin ardından Büyükşehir heyetinin durağı, tarihi ve kültürel bağlarımızın çok eskilere dayandığı Gürcistan oldu.4 günlük ziyaret boyunca Gürcistan’da sıcak ve samimi bir ilgiyle karşılanan Büyükşehir heyeti, resmi temaslarda da bulundu.
Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyelerinden oluşan heyet, Gürcistan’da Batum, Kutaysi, Tiflis ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan Miskheta şehirlerini ziyaret etti.
BATUM BELEDİYESİ’NE  DOSTLUK ZİYARETİ
Başkan Karaosmanoğlu, belediye başkanları ve meclis üyeleri ilk olarak Gürcistan’ın Özerk Acara Cumhuriyeti Batum Belediye Başkanı Robert Chkhaidze’ye konuk oldu.Başkan Karaosmanoğlu ile Kocaeli heyetini samimi bir havada karşılayan Chkhaidze, kendilerini Batum’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.Gürcistan ve Batum’da son yıllarda yaşanan hızlı değişimi aktaran Chkhaidze, Batum’da sundukları belediyecilik hizmetleriyle ilgili de bilgi verdi. Batum Belediye Başkanı Chkzaidze’ye kendilerini ağırlamalarından dolayı teşekkür eden Başkan Karaosmanoğlu da, geçmişe dayanan tarihi ve kültürel bağların yanı sıra Gürcistan’dan Kocaeli’ne yerleşen çok sayıda kişinin de bulunduğunu hatırlattı.
TÜRKİYE’NİN BATUM BAŞKONSOLOSU
Kocaeli heyeti, temasları çerçevesinde Türkiye’nin Batum Başkonsolosu Ercan Özten’i de ziyaret etti.Kocaeli heyetini Batum da görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkonsolos Özten, Türkiye ile Gürcistan arasındaki ekonomik, sosyal, siyasi ve turistik ilişkilerle ilgili heyete bilgi verdi.1922 yılında kurulan Batum Başkonsolosluğu’nun Türkiye’nin en eski temsilciliklerinden biri olduğunu hatırlatan Özten, Batum da yaşanan hızlı gelişme ve Türkiye ile gelişen ilişkilere de değindi.
TİFLİS’TE TÜRK OKULUNU ZİYARET
Gürcistan’ın kültürel ve tarihi mekânlarını inceleyen büyükşehir meclisi üyeleri, Tiflis şehrinde yer alan bir Türk okulu olan Çağlar Eğitim Kurumları’nı da ziyaret etti.Kocaeli heyetini burada Çağlar Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Adem Önal’ın yanı sıra Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania da karşıladı.Uluslararası Karadeniz Üniversitesi’nin rektör yardımcılığı görevini de üstlenen, Türk dostu olmasının yanı sıra Gürcistan’daki eğitim faaliyetlerini de yakından destekleyen Prof. Dr. Alasania, Başkan Karaosmanoğlu ve Kocaeli heyetine yakın ilgi gösterdi.
SAAKAŞVİLİ’NİN TÜRK DOSTU ANNESİ
Ziyarette bir konuşma yapan Alasania, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin karşılıklı girişimlerinin Türkiye-Gürcistan arasındaki iyi ilişkiler ve dostluğun gelişmesine sunduğu katkıya değindi.Saakaşvili’nin annesi Prof. Dr. Giuli Alasania, Kocaeli heyetinin Gürcistan’a düzenlediği ziyaretin bu dostluğa katkı sunacağına inandığını söyledi ve teşekkürlerini iletti.
DOSTLUK VE KARDEŞLİĞE KATKI
‘’Hanımefendiyi saygıyla selamlıyorum’’ diyerek sözlerine başlayan Başkan Karaosmanoğlu, ‘’Yurt dışındaki Türk okullarının dostluk, kardeşlik ve iletişimin artırılması noktasında büyük katkıları bulunuyor.Ayrıca bölgeye huzur, kardeşlik ve kalkınma getirecek adımların atılması bizi mutlu ediyor’’ ifadesini kullandı.Başkan Karaosmanoğlu ile belediye başkanları, buluşmada yaptıkları konuşmalarda Kocaeli’nde Gürcistan’dan gelen çok sayıda kişinin yaşadığını ve onların halen bu ülkede akrabalarının bulunduğunu hatırlattı.
Evet şimdi gelin yine Gürcistan’da belgesel tadında bir geziye  daha  çıkarak, Bu kez 2009 ve 2010 yıllarında  kendi imkanları ile  2 kez  Gürcistan’a  giden İsmail Kahraman tarafından hazırlanan ve bir çok tv kanalında  yayınlanan  Gürcistan’da  Devr-i Alem Belgeseli’ nin senaryo metnini birlikte  okuyalım.
AHISKA’DAN  BATUM’A  DEVR-İ ALEM… (Ekim 2009)
GÜRCİSTAN’DA İSLAM  MEDENİYETİ  BELGESELİ
Hazırlayan  ve Sunan: İsmail Kahraman
Tarihler Ekim 2009.Güneşli bir  son bahar…Yapraklar sararmış. Yayla obaları boşalmış…Köyler büyük şehirlere göç etmiş.Biz Karadeniz’in karşı yakasındaki Ahıska’da, Batum’da Gürcistan’da ve  Kırım’daki  göç hikayelerini  araştırmak  için  yoldayız..
Gebze’ den başladığımız Anadolu yolculuğumuz da sırasıyla Şehzadeler şehri Amasya, Malazgirt Savaşı’ ndan sonra çevresinde ki kalelerin bir bir alınmasıyla Türk’ ün cesaret ve gücünü temsil edercesine adı Türk’ ün tokatı ile özdeşleşen Tokat, bir gümüş şehri olan Gümüşhane, dünya da 600 yıl hüküm süren, sınırları 20 milyon metre kareye kadar genişleyen Cihan İmparatoru Osmanlı Devleti’ nin kurulmasında dönüm noktasını teşkil eden ve 10 Ağustos Cuma 1230 tarihli Yassıçemen zaferinin gerçekleştiği can ilimiz Erzincan, zengin yurt anlamına gelen ve tarihi Kop Savunması’ nın gerçekleştiği Bayburt, Selçuklular tarafından Malazgirt Zaferi’nden önce fethedilen ve Kartal yuvasına benzer muhteşem kalesiyle Artvin vilayetimize uğrayarak tarihi ve manevi iklim duraklarında nefes alıp, medeniyetimizin muhteşem tarihine bir kez daha şahitlik ederek tarih ve geçmiş şuurunu hafızalarda yeniliyoruz.
Yolculuğumuz sırasında buram buram tarih kokan Anadolu coğrafyasının rengarenk motiflerini otomobilimizin camından çekmeden geçemiyoruz.Yollarda hummalı çalışmalar, ekin tarlalarında çalışkan Anadolu kadınları, tüm zorluklara rağmen yaşama ümidini yitirmediği feri sönmemiş göz bebeklerinden anlaşılan masum ve mazlum Anadolu çocuklarını görüntülüyoruz. Doğal ve bereketli coğrafyanın bağ ve bahçeleri arasında bazen mola vererek ve bazende seyir halinde bizden bir parça olan et ile tırnağın ayrılamayacağı gibi bizim onlardan onlarından bizden kopmadığını dünyaya haykırmak için acının, hüznün ve dramın kol gezdiği Türk yurdu Ahıska’ ya doğru ilerliyoruz.
Ardahan’a varmadan önce sınır ilimiz Artvin’ in Şavşat ilçesinde yeşilin tüm tonlarının mevcut olduğu doğal ormanlarından ve ahşap Karadeniz evlerinden geçerek, birdenbire değişen iklimi ve doğal görüntüsü ile sisler içerisinde ki büyükbaş sürülerinin yayıldığı geniş düzlükleriyle Ardahan şehir merkezine varıyoruz.Ardahan, dağ eteklerin de ‘’ ÖNCE VATAN ‘’ – ‘’ MEHMETÇİK ÖLMEZ ‘’ sözleri objektifimize takılıyor ve Türkçe yazan şehir tabelaları ve okunan Ezan – ı Muhammedi Türkgözü sınır kapısından sonra görmek ve duymak neredeyse artık imkansızlaşıyor.Bu düşüncelerin de vermiş olduğu duygu yoğunluğuyla Kura nehrinden geçerek Türkgözü sınır kapısına doğru ilerliyoruz.Dağ eteklerinde ki karlardan da anlaşıldığı üzere yöre halkının kışa hazırlık için hayvanlarının yiyecek ihtiyacını karşılamak amacıyla yapmış oldukları saman istiflerini de görüntüleyerek 2540 rakımda Ilgar dağı eteğinde ‘’BAYRAK İNMESİN, EZANLAR SUSMASIN’’ diye vatan uğruna şehit düşen Mehmetçiklerimiz için yapılan şehitler çeşmesinde buz gibi kaynak sudan içip, aziz Mehmetçiklerimize de vefa borcumuzu ödeyerek Fatiha okumayı da unutmuyoruz.Ama hedefte gönül telimizi titreten Ahıska olduğu için yolumuza devam ediyoruz ve sonunda Gürcistan’ a bizi bağlayan Türkgözü sınır kapısına varıyoruz.
TÜRKİYE İLE GÜRCİSTAN’I KAVUŞTURAN TÜRKGÖZÜ SINIR KAPISI
Yurdumuzun doğudaki serhat şehri Ardahan’ın Posof ilçesinde bulunan Türkgözü sınır kapı Türkiye ile Gürcistan’ı kavuşturma görevi ifa ediyor.Sınır Kapısı Sabah 8.00 ile akşam 18.00 saatleri arasında açık.Sınır kapısını daha çok Ermeniler, Gürcistan üzerinden Ermenistan’a geçiş yapmak için kullanıyorlar.Sınır kapısında bir grup Ermeni’yle karşılaşıyoruz.Türkçe bilen bir Ermeni’den Türkgözü sınır kapısı ile alakalı malumat alıyoruz.Söylediğine göre Erivan-Türkgözü arası yaklaşık üç yüz km imiş.Ve yine söylediğine göre Türk vatandaşları da günübirlik Ermenistan’a girip çıkma imkanına sahiplermiş.Türkgözü Sınır kapısından 481 km mesafe kat ederek, içimizde sel olup taşan, merak ile Gürcü diyarına giriş yapıyoruz.Yeni bir toprağı ve farklı doğan bir güneşi görüp tanıyacak olmanın verdiği bedii heyecan yanı başımızda.Bu hislerimizin refakatinde varıyoruz Gürcistan’a ve öykümüzün ilk ilmeğini atıyoruz.
Gürcüce Sakartvelo anlamına gelen Gürcistan, Karadeniz’in doğu kıyısında, Güney Kafkasya’da yer alan bir ülke.Tam adı Gürcistan Cumhuriyeti.Eski Sovyet Cumhuriyetlerinden biri olan Gürcistan’ın kuzeyinde Rusya, güneyinde Azerbaycan, Ermenistan ve Güneybatısında Türkiye yer alıyor.Ülkenin batı sınırını ise çırpınan asi Karadeniz suları çiziyor.Bugünkü Gürcistan, Taş Devrinden bu yana yerleşim yeri olarak kullanılıyor.Klasik dönemde ülkenin doğusunda kurulan İberia Krallığı ve batısında kurulan Kolheti Krallığı, Gürcülerin kültürel gelişiminin ve devlet kurma geleneğinin başlangıcını oluşturur.Yazılı kaynaklara göre Proto-Gürcüleri İ.Ö 12. yüzyılda tarih sahnesine çıkarlar.Arkeolojik buluntular ilk Gürcü siyasal yapılanmasının İ.Ö 7. yüzyıla kadar gerilere gittiğini gösterir. İ.Ö 4. yüzyılda ilk birleşik Gürcistan krallığı kurulur.Yüzyıllar boyunca İran, Moğol, Rusya ve Osmanlı Devleti’nin çekişmesine sahne olan Gürcistan, 1801’den itibaren Rusya tarafından ilhak edilir. 1918-1921 tarihleri arasında Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti adı altında bağımsız bir devlet kurulur.1921’de ülkeye Kızıl Ordu girince Gürcistan, Sovyet cumhuriyetlerinden biri olur.1991 yılında Sovyetlerin çökmesiyle birlikte Gürcistan 1991 yılında yeniden bağımsızlığını kazanır.
HÜZNÜN KOL GEZDİĞİ BİR SUSKUN KENT:AHISKA
Gürcistan’da ilk durağımız ülkenin Güneybatı bölümünde yer alan Ahıska.Türkgözü sınır kapısından girdikten sonra içimizi tarif etmekte zorlandığımız, hüznün kol gezdiği Ata topraklarında bir ürperti kaplamaya başlamıştı.Sıcak havaya rağmen Rusların sömürgesiyle de talan ve harap olan bu topraklarda sanki bir ölüm sessizliği kol geziyordu.Aslında bu vahim tablo, dünya konjoktüründe ülkenin kültür mirası ve iktisadi alanda ne kadar geri kaldığının da göstergesi.Ortodoks Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Gürcistan’ ın Ahıska bölgesinin girişinde de çarmıha gerilmiş şekilde duran Hz. İsa motifli haç işareti dikkatimizi çekiyor.Sessiz olan Ahıska da ne bir Türkçe isim ne de bir ezan sesine rastlamak imkansız.Çünkü bu sessizliğin en büyük göstergesi hemen sınıra yakında bir mevkide yer alan Vale köyünde 1950’li yıllarda kapatılmış, tahrip edilmiş ve perişan bir halde bakımsız olarak kendi kaderine terk edilen camii bizi ilk baştan derinden etkiliyor ve üzüyor.
Ahıska’ya ilk kez 12. yüzyıldaki tarih kayıtlarında rastlanır.12-13. yüzyıllarda Samtshe’nin yöneticileri Şalva ve İvane’nin Ahıska’lı olduğu belirtilir.13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Samtshe Jakeli ailesi tarafından yönetilir.Kent, 1578′de Türk ordusu tarafından kazanılan Çıldır Meydan Savaşı sonucunda Osmanlıların eline geçer ve 1628′de Çıldır Eyaleti’nin (Ahıska Paşalığı) yönetim merkezi olur.1828′de 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus birlikleri komutanı General Paskeviç, kenti ele geçirir.1829 tarihli Edirne Antlaşması’yla Ahıska, Rusya’ya bırakılır.Bu savaştan sonra bölgeden Müslüman ve Katolik nüfusun önemli bölümü Osmanlı topraklarına göç eder.Buradan gelen Katolik Gürcüler, 1861′de İstanbul’un Bomonti semtinde Katolik Gürcü Kilisesi’ni kurarlar.II. Dünya Savaşı’nda bölgenin Müslüman nüfusu tümüyle bölgeden göç ettirilir.Ahıska Türklerinin göçünden sonra, Sovyet yönetimi bölgeye Ermeni nüfusu yerleştirir ve Ermeniler bölgenin hakim nüfusu haline gelirler.
Ahıska, Çarlık yönetimi sırasında önce Kutaisi, sonra Tiflis valilikleri içinde yer alır.Kentin eski yerleşmesinde surlar, kale ve cami ile Azize Marine kilisesi vardır.Kentin yakınlarında ise Sapara Manastırı bulunur.Kentin nüfusu yaklaşık 18.500′dür.Türkiye’de özellikle Artvin ve Ardahan illerinde önemli addedilebilecek Kıpçak (Ahıska) Türkü nüfusu bulunur.Ahıska ‘nın Türk tarihindeki en önmli yeri, 1500′lü yıllarda Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı toprağına alınmış Çıldır eyaletinin Başkenti yapılmış olması.1820’li yıllarda ise Rus Çarlığı Ahıska’yı işgal eder.Bundan sonra burada büyük sıkıntılar ve sorunlar yaşanır.1944′de 100 bine yakın Ahıska Türk’ü vatanlarından sürüp soykırıma tabi tutulan Ahıska’da büyük bir beşeriyet dramı yaşandı ve Ahıskalılar “ vatan vatan diye” Ahıska’ya dönme mücadelesi vermeye başladılar.
Yaya olarak girizgah yaptığımız Ahıska, kuraklığın hiç işinin düşmediği verimli zümrüt yeşili bir ova.Ardahan’a inat doğunun Çukurova’sı gibi arz-ı endam ediyor adeta Ahıska.Seralar, meyve bahçeleri, üzüm bağları ve sulak alanlar göz ve gönül ziyafeti sunuyor.”Yeni Kale” anlamına gelen Ahıska, bu adı bölgedeki Osmanlı hakimiyeti sırasında almış.Ahıska’nın en büyük önemli özelliklerinden biri bu coğrafyada tezahür eden Türk mevcudiyeti. Ahıska topraklarında kadim zamanlarda önemli ölçüde Türk nüfusu bulunuyormuş ancak bu nüfus, 1944 yılında totaliter Stalin tarafından iki saat içinde tren vagonlarına doldurularak, gidecekleri yere kadar aşağı dahi inmemek koşulu ile kapalı tren vagonlarında Orta Asya’ya sürülerek Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a yerleştirilmesiyle zayıflamış.Bu sürgün Stalin’in Karadeniz kıyılarını Türklerden temizleme operasyonunun bir parçası olduğu Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra açıklanan arşivlerde ortaya çıkarılmış.Bu hazin sürgünde binlerce Türk’ün yolda yaşamını yitirdiğini öğrendiğimizde içimiz burkuluyor.Yalnız hunharca gerçekleştirilen bu kıyıma rağmen bugün bu topraklarda bir çok insan Türkçe konuşuyor.
Ancak burada binaların harabe halinde olması bölgenin terk edilmişliğini en büyük göstergesi.Ahıska Türkleri, buradan sürüldükten sonra buraya Ermeniler ve Gürcüler yerleştiği için bölgenin nüfus dengesi değişmiş.Ermeni ve Gürcüler Ahıskalıların buraya dönmesini istemiyorlar.Ahıska’da yaşayan 40-50 hane gibi bir yerleşime sahip olan Ahıska Türkleri korkularından ne fotoğraf çektirtiyor ne de açıklama yapıyorlar.Bizim Ahıska’da belgesel çekimimizden de son derecede rahatsızlar.Ahıska’da bizi en çok etkileyenler Ahıskale , Ahıskale’deki Osmanlı Türk eserlerinin perişan halleri, Ahıska’ya dönen Sabiha Ninenin “vatan vatan” diye inlemesi ve Ahıska’da yaşayan Türklerin korku ve endişeleri oluyor.
Çekim yapmaya başlamamızın üzerinden bir saat bile geçmeden bizler hemen Gürcistan’ın Başkenti Tiflis’teki istihbarat merkezine ihbar ediliyoruz.Gürcistan istihbaratı ile adeta köşe kapmaca oynayarak belgesel çekimlerimizi tamamlayıp başkent Tiflis’e gitmeye karar veriyoruz.
AHISKA
1578 yılından 1828 Rus işgaline kadar Anadolu’dan bölgeye yerleştirilen ve Anadolu Türklüğü’nün ayrılmaz bir parçası olan Ahıska Türkleri’nin asıl vatanı bugünkü Gürcistan Cumhuriyeti’nin toprakları içinde kalan ve Türkiye ile komşu olan Ahıska, Ahılkelek, Aspinza, Adıgen ve Bogdanovka vilayetleridir.Buraya yerleşen Türkler’e Ahıska Türkleri denmesinin sebebi ise bu vilayetleri içine alan bölgenin coğrafi isminin Ahıska olmasından ileri gelmektedir.
Son 70 yılda 3 defa sürgüne uğrayan ve 1944 yılında kanlı diktatör Stalin’in hışmına uğrayan ve sürgüne tabi tutulan bir Türk grubu da Ahıska Türkleridir. Ahıska Türkleri bu kanlı sürgünde SSCB’nin birçok bölgelerine dağıtılmışlar ve binlerce şehit vermişlerdir.Ahıska Türkleri bugün 13 Cumhuriyetin 264 değişik bölgelerinde yaşamaktadırlar.Rusya Federasyonunu 28 yerleşim biriminde 70 bin, Kazakistan’da 145 bin, Azerbaycan’da 106 bin, Kırgızistan’da 57 bin, Özbekistan’da 30 bin, Ukrayna’da 18 bin, Türkiye’de 200 bin, çeşitli ülkelerde 3000 olmak üzere 629 bin Ahıska Türkü yaşamaktadır.Bunların sosyal, kültürel ve eğitimle ilgili pek çok problemleri mevcuttur.
Bulundukları ülkelerde oluşturdukları kültür merkezlerinde Ahıskalılar kimliklerini koruma mücadelesi vermektedirler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da Ahıska Türklerinin kurduğu çok sayıda Türk Kültür Merkezinde bu çaba gösterilmektedir. Özbekistan’da bulunan Ahıskalılara ait kültür merkezi, Özbekistan Medeniyet Vakfı bünyesinde 1992 yılı başında “Türk Medeniyet Merkezi” adı ile kurulmuştur.Merkezin başında Dr. Ömer Salman bulunmaktadır. Kazakistan Ahıska Kültür Merkezi 1991 yılında Dr. Tevfik Kurdayev Haşimoğlu tarafından Almatı’da kurulmuştur. Merkezde Türkçe, din bilgisi gibi dersler verilmektedir.Ayrıca merkez, Türkiye’den Kazakistan’a giden Türk vatandaşlarına da kapılarını açmaktadırlar.Kırgızistan’da bulunan Ahıska Türkleri tarafından 1991 yılında kurulan Türk Medeniyet Merkezi’nin başında eski milletvekili İzzet Maksudov bulunmaktadır.Bu üç merkezin stratejik açıdan önemleri çok büyüktür. Türk, Kazak, Kırgız, Özbek kardeşlikleri arasında nifak tohumları ekmek isteyenlere karşı bu merkez mühim görevler üstlenebilecek yapılanmalar haline getirilebilir.
Ahıska Türklerinin neden sürgüne tabi tutuldukları tam 47 yıl gizli tutuldu. Gerekçe olarak bu 47 yıl boyunca ileri sürülen ise yalnızca tahmin edilen, varsayılan gerekçelerdi…
1991 yılında sürgünle ilgili belgelerin önemli ölçüde yayınlanmasıyla konu açıklık kazandı. SSCB’nin Halk İçişleri Komiseri Gürcü asıllı Lavrentiy Beriya, savaş sebebiyle bütün yetkileri elinde toplayan Devlet Savunma Komitesi Başkanı Gürcü İ. V. Stalin’e gönderdiği teklif niteliğindeki mektubunda (24 Temmuz 1944) “Gürcistan SSC’nin Türkiye sınırlı bölgelerinde oturan Türk nüfusun önemli bir kısmı yıllardır Türkiye tarafındaki akrabalarıyla temas etmek suretiyle muhaceret eğilimi içerisinde olup, kaçakçılık yapmakta, Türk istihbarat organları için casus angaje etme kaynağı oluşturmakta ve eşkıyaya insan gücü temin etmektedir” diyerek, bu sebeple 16700 hanenin (86 bin kişilik nüfus, bazı kaynaklarda bu rakam 91 bin olarak ifade ediliyor, ayrıca 40 bin kişi de askerde) Ahıska bölgesinde Orta Asya’ya sürülmesini ve bunların yerine de Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen kazalarından 7000 Gürcü hanenin iskan edilmesini teklif ediyordu.
Bu teklifini bir hafta sonrasında Stalin tarafından imzalanan yukarıda zikredilen tarih sayılı Devlet Savunma Komitesi Kararıyla da “sürgün” başlıyordu. İşin ilginç tarafı Beriya’nın hazırladığı gerekçeli teklif ile Stalin’in imzaladığı gerekçeli kararın aynı ifadelerden oluşmasıydı. Şüphesiz ki bütün bunlardan daha ilginç olanı gerek teklifte, gerek kararda yer alan iddiaların gerçek dışılığı ve ciddiyetten uzaklığıdır.
Türk toplulukları içerisinde kendi yönetimi olmayan tek Türk topluluğu olan Ahıska Türkleri kendi okulları ve yayın organları yoktur.Yeni yeni kültür merkezleri, dernek veya cemiyet kurmaya başlamışlardır. Geniş bir alana sürüldükleri halde Türklüklerinden hiçbir şey kaybetmemişler, bugüne kadar Türk adını şan ve şerefle yaşatmışlardır.
Dede Korkut Kitabı’nda “Ak-Sıka” (Ak Kale), 481 yılına ait kayıtlarda “Akesga” adlarıyla anılan eski Oğuzlar beldesi Ahıska, Gürcüce “Yeni Kale” anlamına gelen Ahal-Thise’nin Türkçe ve Farsça şekli olarak da yorumlanmaktadır.İslam’ın ilk fetihleri esnasında Hz. Osman’ın hilafetine rastlayan dönemde Şam valisi Muaviye’nin kumandanlarından Habib b. Mesleme tarafından ele geçirilen Ahıska, 1267-68 yıllarında da Moğolların hakimiyeti altına girmiş, daha sonraki yıllarda bölgenin yarı bağımsız valileri “Atabeğ”ler tarafından yönetilmiştir.
Ahıska, Atabeğleri Lala Mustafa Paşa’nın, Çıldır Savaşı (1578) sonunda Osmanlı idaresine girdiler. Son atabek Minüçihr Osmanlı’ya bağlılığını bildirerek Müslüman oldu ve Mustafa Paşa adını aldı. Bu tarihten sonra Ahıska yeni kurulan Çıldır eyaletinin merkezi haline getirildi ve tahriri yapıldı. Ancak, Çıldır’ın savaşlarda harap olması üzerine Ahıska eyalet oldu, bir ara Safevilerin de eline geçen şehir, 1635 yılında tekrar Osmanlı hakimiyetine girdi. 1828 yılında Rusların idaresine girinceye dek tam 250 yıl Osmanlının serhat şehri olarak kalan Ahıska Türkiye sınırlarından kopunca bu bölgede yaşayan Serhat Türklerinin kötü talihi de işlemeye başladı.
1853-1856 Osmanlı-Rus savaşı esnasında bir kısım Ahıskalı Osmanlı ordusuna yardımcı oldukları gerekçesiyle üzerlerinde yoğunlaşan baskılardan kaçarak Erzurum’a sığındılar.Yine bu savaş sonrasında Kars’ın Osmanlı sınırlarından koparılmasıyla Ahıska Türkiye sınırından bir hayli uzakta kaldı.Bu dönemde Kuzey Doğu Anadolu’dan Ahıska bölgesine doğru bir Ermeni göçü yaşandı.
TİFLİS’TE DOSTELİ…
Gün geceye doğru devinirken, biz Muhteşem Süleyman’ın Osmanlı topraklarına kattığı ve yüzyıllarca Osmanlı yönetiminde kalan bu ülkede Türk- İslam Medeniyetine ait eserleri, araştırmak üzere başkent Tiflis’teyiz.
Biz vardığımızda geceyi soluyan Başkent Tiflis tarihi boyunca iktidar mücadelelerinin yaşandığı bir kent olmuş.Arkeolojik araştırmalar Tiflis’in İ.Ö. 4. bin yılında yerleşme alanı olduğunu gösterir.Ama yazılı kaynaklara göre Tiflis’e ilk yerleşme İ.S 4. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşir ve Kral Varaz-Bakur döneminde bir kale inşa edilir.Aynı yüzyılın sonunda İranlılar kaleyi ele geçirirler. 5. yüzyılın ortalarında Kartli kralı kaleyi geri alır. Tiflis’i gerçekten imar eden Kral Vahtang Gorgasal’dir. Ne var ki kral, başkenti Mtsheta’dan Tiflis’e taşıyamadan ölür.
Vahteng Gorgasal’ın halefi Kral Ucarmeli I. Daçi (6. yüzyılın başları), başkenti Mtsheta’dan Tiflis’e taşır.. Ancak o tarihlerde Tiflis, Birleşik Gürcü devletinin değil yalnızca Doğu Gürcistan’ın, Kartli veya İberia denen krallığın başkentidir.Batı Gürcistan’ı kapsayan Kolheti, ayrı bir devlettir.I. Daçi döneminde kentin kale inşası tamamlanır ve kentin yeni sınırları ortaya çıkar.6. yüzyılda, Avrupa’ya bağlanan ticaret ve taşımacılık yolu üzerinde, giderek gelişir ve stratejik bir önem kazanmaya başlar.Tiflis, yalnızca Kartli’nin stratejik öneme sahip başkenti değil, aynı zamanda bütün Kafkasya’nın da önemli kentidir.Kafkasya’da, Avrupa ve Asya arasında merkezi bir konuma sahiptir.Bu yüzden kent, Bizans, İran, Arap ve Selçuklular arasındaki güç mücadelesinin de aracı haline gelir.Tiflis’in kültürel gelişimi de bu duruma bağlı olarak şekillenir. Kent, 6. yüzyılın ikinci yarısı ile 10. yüzyılın sonlarına değin değişik güçler arasında el değiştirir.570-580 yıllarında Tiflis İranlıların elindedir ve kenti yaklaşık on yıl İranlılar yönetir.627 yılında Bizans-Hazar ordusu kenti ele geçirir.736-738’de II. Mervan komutasındaki Araplar kente girerler. Araplar burada bir emirlik kurarlar.764’te Hazarlar kente girdiyse de Araplar kontrolü yeniden ele geçirirler.853 yılında Arap komutan Buğa Türk, bir halifelik kurmak için kenti istila eder. Arap egemenliği 1050 yılına değin sürer.1068’de bu kez Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan kenti fetheder.Gürcistan’ın altın çağını yaşadığı 12-13. yüzyılda Tiflis büyük gelişme gösterir ve kentin nüfusu 80.000’e ulaşır.Kent, kültür ve edebiyat merkezi haline gelir. Kraliçe Tamar döneminde ünlü şair Şota Rustaveli Tiflis’te çalışmalarını sürdürür ve büyük bir olasılıkla Kaplan Postlu Şövalye adlı ünlü destanını burada yazar.Bu dönem, Gürcİstan’ın Rönesansı veya Altın Çağı olarak anılır.Tiflis’in “Altın Çağı” bir yüz yıl bile sürmez.1236 yılında, Moğol istilasından sonra Gürcistan Moğol egemenliğine girer.Tiflis, hem politik hem de kültürel açıdan sonraki yüzyılda güçlü bir Moğol etkisi altında kalır.1320’lerde Moğollar ülkeden çıkarılır ve Tiflis Gürcü devletinin yeniden başkenti olur. Ne var ki kent, 1366’da yeni bir yıkımla karşı karşıya gelir.14. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına değin Tiflis, değişik güçlerin istilasına uğrar. Timurlenk, Cihan Şah, Uzun Hasan, Ağa Muhammed Han kenti yağmalarlar.19. yüzyılın başlarında Avrupa tarzı yapılar inşa edilmeye başlar. Yeni yollar ve raylı ulaşım yolları yapılır.Tiflis, Rusya’nın yönetimi altındaki diğer Transkafkasya kentleri Batum, Poti, Bakü ve Erivan ile birlikte bölgenin en önemli kenti sayılır.1850’lerde Tiflis, yeniden ticaret ve kültür merkezi haline gelir.
1917 Devrimi’nden sonra Tiflis, önce Transkafkasya Federasyonu’nun, ardından da bağımsız Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti olur.1918’de çok kısa bir süre, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın oluşturduğu Transkafkasya Federasyonu’nun başkenti olan kent, 1918-1921 arasında bağımsız Gürcistan’ın başkenti olarak kaldı.25 Şubat 1921’de Kızıl Ordu kenti iişgal etti ve ardından kent, Transkafkasya Sovyet Federe Sovyet Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edildi.1936’da Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti oldu ve bu dönem 1991 yılına kadar sürdü.1956, 1978 ve 1989 yıllarında Moskova yönetimine karşı Tiflis’te geniş çaplı gösteriler düzenlendi.1956 ve 1989 gösterileri Moskova yönetimince kanlı biçimde bastırıldı.
Bu denli hızlı bir tarihsel değişim yaşayan kentte Devr-İ Alem ekibi olarak gözümüze ilk çarpan Ortodoks kiliseleri ve tabi ki devasa boyutları.Tipik Gürcü mimarisiyle yapılan kiliseler Gürcistan’ın genel kimliğini yansıtıyor.Kura nehrinin ikiye böldüğü Tiflis’i kaleden seyrediyoruz.Kalenin etrafındaki eski Gürcü mimarisiyle yapılan evler onarım görüyor.Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in ana caddelerinde son model otomobiller, süper lüks cipler, plazalar, işyerleri ve şehirdeki hareketlilik Gürcistan’ın hızla geliştiğinin nişanesi.Çok sayıda Türk işadamının Gürcistan’da yatırım yapıp iş kurduklarını öğreniyoruz. Bir çok gökdelen ve plaza inşaatının Türk işadamları tarafından yapıldığı söyleniyor.Her yerinde inşaat alanı bulunan kent bir şantiyeyi andırıyor. Gürcistan bu gelişmeyi Saakaşvili döneminde yakalamış. Saakaşvili cumhurbaşkanı olduktan sonra Gürcistan’da ki rüşvet ve hırsızlığın esamesinin okunmadığını kulağımıza gelen bilgiler arasında. Gürcistan sınır girişlerinde rüşvet alan ve verene 7 yıl hapis cezası vardır uyarısı Gürcüce, Türkçe, İngilizce ve Azeri dilleriyle yazılarak asılmış. Saakaşvili her bakımdan ülkeye tam hakim olmuş. Ahıska’nın donuk havasına karşın Tiflis’te canlılık egemen.Kalenin, Kaleden tüm Tiflis’e hakim tepeye yapılan ana Tanrıça heykelindeki kılıç ve kase “Tiflis’e dostça gelenlere şarap ikram ederiz, düşmanca gelenlere kılıçla karşı çıkarız” gibi ironik bir anlam ifade ediyor.Kale İranlılardan korunmak için inşa edilmiş. Kalenin eteğinde ki Ermeni kilisesinde çekim yapıyoruz.Ermeni yetkililer Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bize ilgi gösteriyorlar.Türkiye hakkında sorular soruyorlar. Yaşlı bir Ermeni kadınla Türkçe konuşuyoruz. Ermeni kilisesinde ki diğer yetkililerden bazıları bizlere kuşkucu bazıları kızgın bazıları da sempatik davranıyorlar.
TİFLİS’İN YIKILAN VE EZAN OKUNMAYAN CAMİLERİ
Tiflis kalesi eteğindeki kırmızı kiremitlerden yapılmış tarihi Tiflis camiini kokusunu kaleden içimize çekerek seyrediyoruz. Kaledeki seyir terasında 120 yıl önceki Tiflis’in eski resimlerine bakıyoruz.Bu resimlerde Ermeni kilisesinin hemen solunda Kura nehrinin kenarında minaresi net olarak görünen bir cami fotoğrafı dikkatimizi çekiyor.Ancak bu caminin olduğu yerde şimdi başka yapılar var, cami çoktan yerle yeksan olmuş.
Tiflis camisine giriyoruz. Minareden ezan okumak yasak.Cami içinde sadece Cuma günleri ezan okunuyor.Cami vakit namazlarında da ibadete açık.Caminin iç mimarisi çok ilgi uyandırıcı.Yakın zamana kadar caminin içinde ki bir bölüm de Sünniler, diğer bölüm de ise Şiiler namazlarını kılıyormuş.Şimdi namaz kılma birleşmiş ancak caminin içinde iki ayrı mihrap hemen göze çarpıyor.Cami Cuma ve bayram namazlarında tıklım tıklım doluyormuş.Caminin hemen alt kısmında sıcak kaplıca sularının çıktığı hamamlar İran mimarisiyle yapılan nazenin bir çiçeği anımsatan çinili binalar oldukça çarpıcı.
Adı Gürcüce ‘sıcak su’ manasına gelen ve Tbilis diye telafuz edilen Tiflis’i gezip görmek gerekiyor.Bir günde Tiflis’i baştan başa geziyoruz.Türk işadamlarının iş yerlerini ziyaret ediyor, öğle yemeğimizi Gürcüce sofra anlamına gelen Sobra adında bir Türk lokantasında yiyoruz.
Türkiye’nin Gürcistan büyükelçisi Ergenekon soruşturmasında adı geçtiği için görevden alınmış yerine yeni büyük elçi atanmış.Yeni Büyükelçi göreve henüz başlamadığı için kendisiyle görüşemiyoruz. Tiflis’in en merkezi yerindeki büyükelçilik binası önünde ay yıldızlı bayrağımız nazlı nazlı dalgalanıyor.Diğer ülkelerde olduğu gibi Gürcistan’da iş yapan Türkler büyükelçilikten şikayetçi. Büyükelçilik yetkilileri  Türk vatandaşlarına ilgisiz ve duyarsız.Bizlerin verdiği vergilerle maaşlarını alan adeta krallar gibi büyükelçiliklerde saltanat süren büyükelçiler ve konsoloslar hakkıyla Türkiye’yi temsil etmiyorlar.
KABULETİ KENTİNDE BALE SALONU YAPILAN CAMİİNİN HAZİN ÇEHRESİ
Tiflis’te geçirdiğimiz bir günün ardından akşam üzeri Acarya Özerk Bölgesi ve merkezi Batum’a doğru yol alıyoruz.
Gece geç vakitlerde Acara’nın başkenti Batum’a yaklaşırken önce Kabuleti şehrine uğruyoruz.Kabuleti şehrinde bale salonu ve folklor merkezi haline getirilen tarihi Osmanlı Kabuleti Camiinin minaresi yıkılmış, ruhu çalınmış,mahzun ve yalnız.Silik bir nida çalınıyor kulaklarımıza ondan bize doğru.Etrafta ajan ve polis kaynadığı için aracımızın camından kameramız ile çekim yapıyor, fotoğraf karelerimiz ile tarihe not düşüyoruz.
Ertesi gün gündüz gözüyle, Kabuleti Camiini görmek için tekrar geliyoruz.Zor şartlar altında aracımızdan inmeden neden sahipsiz bıraktınız dercesine duran tarihi Osmanlı camisini görüntülemeye çalışıyoruz.Ortodoks Hıristiyan kültürü altında büyük bir baskı gören Müslüman-Türk Acaralılar her şeye rağmen inançlarını ve kültürlerini yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyorlar.
ACARA’NIN BAŞKENTİ BATUM
Kabuleti ile Batum arası 35 km. Biz ilerlerken şehirler ve köyler bir bir geride kalıyor.Yüce dağların koynundan akan geniş yollar Batum’a götürüyor bizi..
Yol üzerinde ki geniş ovalarda tarım yapılıyor.Meyve bahçelerinde çeşit çeşit,renk renk meyvelar.Batum’u tasvir etmekte kelimeler kifayetsiz kalıyor.Köylüler yollar üzerinde tıpkı Anadolu’daki köylüler gibi tezgâhlarını açmışlar Batum’da.
Batum’un eski Yunan kolonisi olarak Batis adıyla kurulduğunu sanılır.Bir zamanların Osmanlı sancak merkezi olan ve birçok ilim, fikir adamı yetiştiren Batum’ un gece manzarası muhteşem. Gökdelenler ve plazalar Batum’ un ekonomik gücünün göstermeye yetiyor.Türkiye sınırları içerisinde doğan Çoruh ırmağı Batum yakınlarında denize dökülmekte. Sınır anlaşmasını imzalayan Türk heyeti Çoloki ile Çoruh’u ayırt edecek kadar akılları başında olmadığı için Türkiye güzelim Batum ovasını Ruslara bırakmak zorunda kalmıştır.
Bize eşlik eden rehberimiz, Batum’ a 5 yıl önce sabah yarım saat ve akşam yarım saat elektrik verildiğini vurgulamadan geçemiyor.
BATUM ORTA CAMİİ
Batum, 1877-1878 Rus işgaline girince Ruslar bölgede büyük bir mezalim yapmışlar. Batum’daki muhteşem Osmanlı eseri olan Ulu Camii ve Valide Sultan Camiini yıkmışlar. Batum’ un merkezinde bugün Orta Camii veya Cuma Camii ile anılan tek camii kalmış. Batum da ilk uğradığımız yer elif misali minaresi ile Batum Orta Camii oluyor. Camii ecdat yadigârı. Sade ve sakin. Camiinin bahçesinde Türkçe bilen Acaralı Müslümanlar bizleri görünce, gözlerinden anlaşılan samimiyet ile önce selamımızı alarak bize kucak açıyorlar. Biz Acarlılarla görüşürken camii görevlisi olduğunu söyleyen Gürcü devlet ajanı devreye giriyor. Gözümüzün ucuyla takip ettiğimiz ajan gerekli yerlere ihbar veriyor. Biz, aldırış etmeden camimin içinde okunan öğle namazının çekimini yapıyoruz. Kürsüden mihraba, minareden tavana kadar muhteşem ahşap ve kalem işi olan camii süslemelerini çekiyoruz. Ahşap ve kalem işi boyama süslemeler birbiri ile ahenk içinde camii cemaatine göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Ezandan sonra az sayıdaki genç – yaşlı bir grup ile camii de saf tutup öğle namazımızı eda ediyoruz. Namazın bitiminden sonra kendimizi dışarı atarak camiinin dış görünümü gizlice çekiyoruz. Gürcü ajan bizi uzaktan takip ediyor. Ajanı oldu bittiye getirerek bizi gezdiren taksiye kendimize atarak Acara da Müslüman ve Türk Osmanlı eserlerini ile Acara ve Batum’u çekmeye devam ediyoruz.
ACARA GÜMÜŞİ RENKLİ IŞIL IŞIL BİR PINAR GİBİ
Kafkas dağları eteklerindeki yemyeşil ormanlardan ve heybetli duruşları ile büyüleyen dağlardan geçerek Acara’ ya yaklaşıyoruz. Yolar oldukça hareketli ve bizi Acara yakınlarında önce Gürcistan’ın liman kenti Poti karşılıyor.Rus-Gürcü savaşında bombalanan Poti yeniden dirilmiş.Kentte yaldızlı bir fırça değmiş gibi.5 yıl önce günde bir kaç saat elektrik verilen Gürcistan ve Acara artık daha canlı daha aydınlık.Acara’nın giriş kapısı olan Çoloki nehri bizi karşılıyor. Sonrası Acara.
Şirin liman kenti Poti’den sonra efsunlu Dolunay ışığı altında fındık, narenciye ve meyve bahçelerini seyrederek yol almaya devam ederken sedef nakşedilmiş değerli bir kutuyu andıran Acara’da buluyoruz kendimizi hiç farkına varmaksızın.
Gürcistan’ın güneybatı kesiminde yer alan özerk bir cumhuriyet Acara.Türkiye’nin hemen kuzeydoğusunda Artvin ve Ardahan illeri sınırında yer alır.Artvin’in Hopa ilçesinde bulunan Sarp Sınır Kapısı Batum’a açılır.Bir süre Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde kalmış olan Acara Özerk Cumhuriyeti, 1921′de Acara Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla kurulmuş, Sovyetler Birliği’nin dağılıp Gürcistan’ın bağımsız olmasından sonra bugünkü adını almış. Gürcistan’ın merkezi yönetimine tabi olan Acara Özerk Cumhuriyeti, Türkiye ile tarihi, dini ve kültürel yakınlığa sahip.1921 Kars Antlaşması metninde “Garantör” terimi geçmemekle birlikte 6. maddesine dayandırılarak, özerkliğinin Türkiye’nin garantörlüğünden bahsedilmekte.
ACARA NASIL KAYBEDİLDİ?
Türk dış politikasında yenilgiler pek çoktur. Birinci Cihan Harbinde geri aldığımız Acara ve Batum’u tekrar Ruslara verdiğimiz muğlaklık gösterir. Tarih boyu hep ihanetlere uğramış ve hançerlenmişiz. Söylenti ve dedikodular şayet hakikat ise Türkiye- Gürcistan sınır anlaşması imzalanırken Türk heyetine Çoloki ırmağı Çoruh ırmağı olarak imzalattırıldığı için Batum gibi Acara’yı da Ruslara vermişiz.Yazık çok yazık.
ACARA’NIN DİĞER YÜZÜ; DRAMIN ADI:MÜSLÜMANLAR AĞLIYOR
Acara’daki Müslüman halk, Türkiye’nin garantörlüğünde ancak bu sadece sözde kalmış çünkü Gürcistan Devleti Müslümanların seçme hakkını bile gasp etmiş.Seçilmiş müftü bugün görev yapamıyor.Gürcistan devleti iki tane üst üste uluslararası prosedürü çiğneyerek atama yapmış. Türkiye’nin duruma sessiz kalması üzücü ve düşündürücü.Türkiye’nin daha yeni Gürcistan’a din işleri ataşesi atanması konusunda da ne kadar cılız bir tutum sergilediği aşikar. Tezat olan bir konu ise; Din İşleri ataşesinin normalde Batum Başkonsolosluğunda görev yapması gerekirken, Gürcistan’ın baskısı ile Tiflis’deki büyük elçilikte görev yapması zorunlu kılınmış. Acara’daki Müslümanları tam bir dram yaşıyorlar.
CAMİİ’ YE YOK KİLİSE’ YE VAR.
Acara’daki gezimizi Ortodoks kilisesinde sürdürüyoruz Pazar ayini için Acara merkezde bulunan büyük kilise; genç, yaşlı, kadın,erkek, çocuk,yetişkin çok sayıda Ortodoks Hıristiyan Gürcü Acaralılar tarafından doldurulmuş.Sabahın erken saati olmasına rağmen kilise tıklım tıklım.Mum yakanlar, kucağında çocukları ile anneler, haç çıkaranlar gibi dini birçok ritüeli yerine getiren insanlarla karşılaşmak olası.Etrafını saran çocuklarla birlikte kameralarımıza yansıyan papazı çektiğimizde tepki vererek çekim yapılmasını istemiyor papaz.Kilisenin önünde bekleyen Acaralı Hıristiyan gençlere verdiğimiz selamı aleykümü selam diyerek almalarına şahit oluyoruz.Kilisenin içindeki ve dışındaki kalabalık aklımıza geldiğinde Acara merkezde bulunan ezanların okutulmadığı ve az sayıdaki cemaati olan elif minareli Orta Camii aklımıza geliyor ve hüznün sardığı yüreğimiz dağlanıyor sanki.
ACARA DA MÜFTÜLÜK KRİZİ
Yakın zamana kadar Acara’ da müftlük seçim ile yapılıyordu. Geçtiğimiz yıllarda yapılan müftülük seçimine Mehmet, Kemal, Bekir ve Tariya adında 4 aday katılmış. 400′e yakın din görevlisinin katılımıyla devlet görevlilerin nezaretinde yapılan seçimleri, Mehmet Bolukvazde 375 kişinin kullandığı oyla kazamış.Kazanmış kazanmasına ama sadece 2 ay görev yapabilmiş.Ortodoks Hıristiyanlığının ana merkezi olan Gürcistan hükümeti, Mehmet Bolukvazde’yi alaşağı etmiş.
TÜRKİYE, ACARA MÜSLÜMANLARINA SAHİP ÇIKMALI
Yaptığımız araştırma ve edindiğimiz bilgilere göre 320 köyü olan Acara köylerinin %75′i Müslüman, şehir merkezlerinde ise Müslüman nüfus, Hıristiyanlık propagandası yüzünden %50′lere inmiş.Acara’nın genelinde bulunan camilerin yarısını oluşturan 158 cami olduğunu öğreniyoruz.Camileri bale salonu yapılan Kabuleti Müslümanları köylerde namaz kılıyorlar.
Bizim Tiflis Büyük Elçiliğimiz, Batum Konsolosluğumuz ve Türkiye Dış İşleri Bakanlığı bu işlere sadece seyirci kalmakta, uluslararası haklardan doğan garantörlük hakkını kullanmamakta ve buradaki Müslüman Türklere sahip çıkmamakta.Hal böyle olunca Türk kamuoyu da bölgeye ilgisiz kalmakta.Devr-i Alem ekibi olarak temennimiz Devletin Acaralı Türk-Müslümanlara sahip çıkması.
Devr-i Alem.  (27 Ekim 2010  Gebze Gazetesi)
Gürcistan  Büyük Elçisi Neden Başarısız?
Bana göre Gazeteci,  millet  ve kamuoyu  adına  denetim görevi  yapmaktır.50  yıllık ömrümün  30 yılını  gazetecilik yaparak geçirdim. Yazdıklarım ve belgesellerimle gök kubbe’de hoş seda bırakmak istiyorum.Çok zor olsa da pişman değilim iyi ki gazetecilik yapıyorum.
Dünkü yazımı da Dışişleri  bakanlığı ve  büyük elçiler başarılı mı? sorusuna cevap arayarak, konuyu  Türkiye’nin en yakın komşusu olan Türkiye’nin Gürcistan büyük elçisine getirmiştik.Bugünde Gürcistan büyük elçisi’nin neden başarısız olduğu  sorusuna cevap arayacağız.
İsterseniz gelin  Büyük elçilerin görevi nedir? sorusuna cevap arayalım.Büyük elçilern görev ve yetkileri yasa ve anayasa ile  belirleniştir.Kısaca  özetleyecek olursak,Büyük elçiler bulundukları ülkede Türkiye Cumhuriyetini temsil ederler. Türkiye devleti ve  Türk vatandaşının hak ve menfaatini koruyarak bir anlamda  bulundukları ülkelerde Türkiye lobisi oluştururlar.
Bu  kriterlere baktığımızda bir yıl ara ile iki kez Gürcistan’a giden ve kendi imkanları ile Ahıska, Ahılkelek, Tiflis ve Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti  Batum’da  araştırma yapan bir Gazeteci ve Belgesel TV program yapımcısı olarak  belirteyim, Türkiye’nin Gürcistan büyük elçisi   başarısız.
Tarihe not düşüp zamana noterlik yapma adına neden başarısız olduğunu bir  kaç satırla  yazmak istiyorum.
Gürcistan’da neler oluyor?
Önce Gürcistan’da neler olduğunu, tespit edelim. Gürcistan hemen yanı başımızda Türkiye’nin çok yakınında 4 milyon nüfusa sahip, nüfusunun bir milyonuna yakını Müslüman olan bir ülke. Ancak her hangi bir ülke değil. Dünyada İsrail, Yunanistan’dan sonra en dinci 3. ülke. Yunanlıların mezhebi olan Ortodoks Hıristiyanlığa mensup olmasına rağmen, İsrail devleti menfaatine Yahudi Lobisi’nin en etkin olduğu ülke. Kiliseler devlet yönetimi üzerinde çok etkili. Dağ taş kilise dolu. Gürcistan halkı ve devleti yöneten kadroda, Türkiye devleti ve Türk vatandaşına karşı büyük bir düşmanlık var. Gürcü medyası Türkiye’den olumu çok az şey yazıp çizmekte, Gürcistan kamuoyunda Türkiye yok.
Gürcü-Rus savaşından sonra, savaşta Gürcülere en çok yardım eden ülke anketinde Türkiye ilk on ülke arasında bile yok. Birinci sıradaki ülke’nin İsrail olarak çıkması düşündürdü. Bilindiği gibi Türkiye, Gürcülere yardım için giden ABD gemilerini boğazlardan geçirdiği için Rusya ile arası açılmıştı. İsrailli bakan ve devlet yöneticilerinin Gürcistan’da villa ve yazlıklarının olması tesadüf değil. Özetle Gürcistan hem Hıristiyan ve hem de Yahudi dünyasını çok iyi kullanmakta. En karlı ve en büyük para kazandıran ihaleler Yahudi firmalarına verilmekte.
Gürcistan’da yaşayan Türkler neden şikâyetçi?
Türkiye ve Türk vatandaşı Gürcistan’da büyük sorun ve sıkıntı içinde sınır kapısından Gürcistan’a giden Türk vatandaşı bu ülkeye girdikten sonra üzerinde büyük bir baskı hissetmekte. Türk vatandaşı burada sahipsiz. Binlerce Türk vatandaşı, İşadamı ve öğrencilerimizin bulunduğu Gürcistan’da Türk vatandaşları büyük elçilikten gerekli yardım ve desteği görememekte. Dışişleri bakanı Sayın Ahmet Dauvutoğlu başta Gürcistan olmak üzere büyük elçiliklerle ilgili o ülkelerdeki Türk vatandaşları ile anketler yaparak büyük elçilerin daha iyi çalışmalarını sağlayabilir.
Ahıska Türleri’ne neden sahip çıkılmıyor?
Türkiye-Gürcistan arasındaki en büyük sorun Ahıska Türkleri, Sovyet Rusya döneminde bir gecede yerinden yurdudan sürülen 100 bin Ahıska türkü’nün tekrar Gürcistan’a dönesi için 15 yıl önce Gürcistan devleti tarafından verilen sözler bir türlü tutulmuyor.  15 yıl içinde Ahıska’ ya sadece 38 Türkün dönmesine izin verildi. Tük iye’nin Tiflis büyük elçiliği bu konuda lobi çalışmaları neden yapmıyor? Ahıska Türklerin neden sahip çıkmıyor? Türkiye’nin Tiflis büyük elçisi acaba kaç kez Ahıska bölgesine gitti ve Ahıska’da olup bitenleri Türkiye’ye raporu etti.
Ahıska Türkleri’nini lideri neden tutuklu?
Ahıska Trükleri’nin lideri Ahıska’dan kendi parası ile ev satın aldığı içini Gürcistan derin devleti ve kiliselerin baskısı ile şuanda tutuklanıp ceza evinine atıldığından Tiflis Büyük elçisinin haberi var mı? Bu konuda acaba ne yapıyor bay büyük elçi. Neden Türkiye’nin Ahıska Türkleri ile ilgili uluslararası sözleşmelerden doğan hakkını aramıyor?
Türk işadamları dolandırılıyor?
Bugün Gürcistan’da çok sayıda Türk işadamı ve her gün bu ülkeye girip çıkarak nakliye yapan yüzlerce Türk Tırları var. En basit işlemler için   Türk işadamları ve vatandaşlarına büyük  eziyet çektiriliyor.İşadamları engelleniyor,Tiflis-Batum   oto yolunu yapan  İsrailli  Yahudi firması bir çok Türk işadamı ve işçisini dolandırmış. Türk işadamlarının kamyon ve iş mekanlarına   el konarak  bir çok  Türk vatandaşı aylardan beri Gürcistan’da perişan büyük elçi   Türk  işadamları ile neden  ilgilenmiyor?
Müslümanların malına kiliseler el koymak istiyor
Dünyanın en dinci devletlerinden birisi olan Gürcistan nüfusunun 4/1 Müslüman. Türkiye uluslararası sözleşmelerle Acara Müslümanları için garantör ülke. Garantör olmasın rağmen Türkiye büyük elçiliğinin ilgisizliği yüzünden Müslümanlar büyük sorun yaşıyor. Türkiye yıllar sonra geçtiğimiz yıl Dinişleri ateşesi atadı. Kiliseler Müslümanların malına el koyuyor, Hıristiyan misyonerler Müslüman köylerde Hıristiyan faaliyetler yapıyor. Türkiye Gürcistan’da ki Müslümanların hak ve menfaatini korumuyor. Bir zamanlar Acara bölgesinde yaşayanların tamamına yakını Müslüman Acara halkından oluşurken bugün bu durum %50’e indi. Türkiye biraz daha ilgisiz kalırsa garantörlük hakkında kaybedecek ve Müslümanlar tümü ile azınlık durmana düşecekler.
Evet, Gürcistan’la ilgili bizim bir iki günde tespit ettiğimiz sorun ve sıkıntılar işte böyle. Burada yazdığımız tespitleri bay büyük elçi bizleri lütuf edip görüşme nezaketini göstermedi kendisine soracaktık. Ama o Tiflis büyük elçiliğinde adeta sıkıyönetim uyguluyor. Kamera ve fotoğraf makinelerine hemen girişte el koyuyor. Sade vatandaşlar bir yana demokrasiler de dördüncü kuvvet olan Türkiye Devleti’ni akredite ettiği sarı basın kartı gazetecilere bile görüşmeyerek Tiflis’de günü gün ediyor.
Türkiye olmazsa mevcut toprak bütünlüğünü bile tamamen kaybedecek Gürcistan’da Türkiye ve Türk lobisi yok. Türk vatandaşı 3. sınıf insan muamelesi görüyor. Türkiye büyük elçiliği Türk vatandaşlarına ilgisiz. Türkiye devletini yönetenler, başta Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül başta olmak üzere Başbakan ve Dışişleri Bakanı Gürcistan’la ilgili çok geniş bir araştırma ve soruşturma başlatmalı. Türkiye’nin hak ve menfaatini koruyacak ve Türkiye lobisi oluşturacak bir büyük elçiyi Tiflis’e atayarak işe başlamalı. Türkiye’nin Tiflis büyük elçisinin başarısızlığı yüzünden Gürcistan’ın külfetini Türkiye çekiyor nimetinin İsrail yiyor.

Paylaşmak istermisiniz ?

About Belgesel Yayıncılık