Ana Sayfa

Tataristan’da Devri Alem

İSMAİL  KAHRAMAN’IN KALEM V E KAMERASINDAN TATARİSTAN’DA DEVR-İ ALEM..

KAZAN’DAN İDİL NEHRİ’NE  İSLAM MEDENİYETİ BELGESELİ…

8-13 Haziran 2012 tarihleri arasında gerçekleştirdiğim 5 günlük Rusya gezimde tam bir Devri Alem yaparak Kazan’dan Moskova’ya,  tarihi Bulgar şehrinden  St. Petersburg’a  giderek belgesel çekimleri yaptım  ve Rusya’nın kültür tarihimizdeki yerini araştırdım.

 Tatarların ataları olan İdil Bulgar Türkleri’nin islamiyeti  toplu olarak  kabulünün 1123. yılı, İdil- Bulgar Türk Devleti olarak islamiyeti kabulünün ise 1090. yılının kutlandığı tarihi Bulgar şehrine giden  tek Türk gazeteci ve belgesel ekibi Devr-i Alem  oldu.

TATARİSTAN’IN BAŞKENTİ KAZAN

Türk Hava Yolları uçağı ile 3 saat 15 dakikalık uçuştan sonra Tataristan’ın başkenti Kazan’a indim. Tarihi Kazan şehrinin kurulduğu bölgede Kazan tarih müzesi, Tataristan Cumhurbaşkanlığı binası, Kul Şerif Cami, Sümbike Hanım Kulesi, İdil Irmağı, tarihi tatar mahallesindeki camiler, medreseler, caddeler ve yolların  belgesel çekimlerini yaptık. Kültür tarihimizde önemli yeri olan İdil Irmağı’nda saatlerce seyahat ettik. Rusların Volga dediği İdil Irmağı’nda binlerce yıllık Türk tarihini yaşadık.

TATARİSTAN’IN BAŞKENTİ KAZAN’DA DEVRİ ALEM

Tataristan, Kazan, İdil ve tarihi Bulgar Türk medeniyeti ile ilgili araştırma ve belgesel çekimlerimizin sonuna yaklaşıyoruz. Bugün Tataristan ile ilgili başkent Kazan’dan sizlere sesleniyoruz.

Tatarlar deyince hep Kırım’ı hatırlarız. Aslında Rusya’nın büyük bir coğrafyası  Tataristan bölgesi. İlk kez bir Türk belgeselcisi olarak bu coğrafyayı gezme imkanımız oldu, deyim yerindeyse tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık. İdil Nehri boylarındaki Tataristan’ın başkenti Kazan’dan Deşti Kıpçak diyarını geziyoruz.

KAZAN KALESİ’NDE TATAR TARİHİNİ YAŞADIM

Tataristan’ın başkenti Kazan, İdil boylarının adeta muhteşem bir tablosu. İdil nehri en güzel şekilde Kazan’dan akıyor. Kazan’daki ilk durağımız tarihi kazan kalesi. Ama Rusların eline geçtikten sonra buralar yıkılmış, tarihi kalenin bulunduğu alan Kremlin diyor. Tarihi kale kapısından içeri girip, kendimizi kale içine attıktan sonra Tatar tarihini yeniden yaşıyoruz. Tatar müzesi Ruslar tarafından 500 yıl önce yıkılan tarihi Kazan cami’nin bulunduğu yerdeki Rus kilisesi Kazan’ın son melikesi ve analar anası Sümbike Hatun kulesi, Tataristan Cumhurbaşkanlığı binası, Tatar hanlarının mezarı, mezar kitabeleri, tarihi Kazan müzesi, adeta bir muhteşem medeniyetin bugüne düşülen iz düşümleri. Elimde kameram ve fotoğraf makinemle bu bölgelerin tek tek görüntülerini çekiyorum. Bizlere rehberlik yapan, Tataristanlı arkadaşımız Demir Bey geniş bilgiler veriyor. Han mezarlarının bulunduğu yerde Fatiha okuyor, Kazan Müzesi’ndeki Tatar medeniyetinin izlerini tek tek kameramıza kaydediyoruz. Sümbike Hatun Kulesi önünden İdil Irmağ’nı seyrederken, muhteşem Tataristan tarihini yeniden yaşıyoruz. Tarihi Kazan kalesindeki son durağımız geçtiğimiz yıllarda yapılan Kul Şerif Camii. Tarihteki ihtişamlı caminin hemen yanı başına balkanların en büyük camisi olarak yapılan Kul Şerif Camii’nin muhteşem mimarisi, elif misali minareleri, rengarenk çiçek ve motifleri bizi heyecanlandırıyor. Camiinin içerisinde belgesel görüntüler çekip, caminin baş imam hatibiyle sohbet ediyoruz. Türkiye’den geldiğimizi öğrenince hem cami görevlilerinden hem diğer yetkililerden büyük ilgi ve alaka görüyoruz. Kul Şerif Rusların Tataristan’ı işgal ettiğinde Kazan’ın son Şeyhülislamı ve son Müderrisi Ruslara karşı bütün talebeleriyle mücadele etmiş. Kazan’ı teslim etmemek için şehit düşmüş, önemli bir din adamı. Tatarlar vefa borcunu ödemek için tarihi Kazan Cami’nin adını Kul Şerif camisi olarak değiştirmişler. Kul Şerif Cami’nin önünden Türk-İslam Medeniyetinin muhteşem izlerinin bulunduğu İdil Irmağı boylarına bakıyor ve adeta kendimizi yüzlerce yıllık Tatar tarihinin ihtişamlı geçmişinde sanıyoruz.

Tataristan Kremlini, bana göre Tarihi Kazan kalesinin bulunduğu yerden ayrılarak Rusların Kazan’ın işgal ettikten sonra Tatarların bataklığı kurutarak kurdukları Tatar mahallesini geziyoruz. Mahalledeki tarihi binalar, tarihi camiler, parklar ve mahallenin manevi havası halen hissediliyor. Adeta birer abide gibi duran camiler ve binalar ihtişamlı Tatar tarihini yansıtıyor.

BİZİM İDİL NEHRİ’NDE BULGAR TÜRK TARİHİNE YOLCULUK

  Tarihi Kazan şehrindeki son durağımız elbette İdil Irmağı oluyor. Kazan’a ve Tataristan’a  İdil Irmağı’ndan veda edeceğiz. İdil Irmağı sanki bir ırmak değil adeta bir deniz bir göl. İdil Irmağı üzerinden Kazan’daki son gezimizi tamamlayacağız. Kazan’a neden Kazan dendiğini rehberimize soruyoruz. Dağlar arasında İdil ırmağı ile bir Kazan’ı andırdığı için kazan dendiğini söylüyor. Bindiğimiz motor bizi İdil Nehri’nin kaynağına doğru yola çıkarıyor. İdil Nehri’ni gördükçe daha çok seviyorum bu nehri. Zira benim gönlümde Sakarya Nehri, Fırat Nehri, Maveraünnehir diye adlandırılan Abuderya ve Siliderya, Orhon Irmağı, Nil ve Tuna nehirlerinin dışında bir büyük medeniyet ve kültürün yaşandığı İdil Nehri de bende büyük izler bırakıyor. Nehirde rüzgarlı ve fırtınalı bir havada kendimi nehrin sularında adeta yüzer gibi buluyorum. Nehirdeki bütün görüntüleri ve detayları çekerken, Tatar şairinin Ruslara karşı söylediği şu şiir hatırıma geliyor:

Bir gün yayık…

Bir gün İdil..

Bir gün Kırım’a gideriz

Yayık bizim,

İdil bizim,

Kırım bizim,

Göz dikme mahvederiz

Evet İdil, bizim İdil. Hiçbir zaman unutmayacağımız İdil, en büyük kolu Kama, Çulman  Tatarca kollarıyla adeta gönül dünyamızı saran adını yaygın olduğu için Yayık’tan alan nehirlerle kültür ve medeniyet dünyamızı aydınlatan nehirler. Her ne kadar Ruslar Bulgar tarihinden esinlenerek Volga nehri deseler de İdil Nehri bizim nehrimiz. Adıyla sanıyla, tarihiyle, bizim İdil’e aşık oluyor ve İdil Nehri’ndeki yolumuza devam ediyoruz.  Tataristan’daki gezimize son noktayı İdil Nehri’nin en büyük kolu olan Kama Nehri’yle birleştiği 40 km uzunluğundaki geniş alanda noktalarken, bu birleşmenin geçmiş medeniyetleri İdil boylarında yazılan Türk-İslam tarihinin ihtişamlı geçmişini de bir gün kucaklayacak diye düşünüyor, Deşti Kıpçak diyarı, Tatarların ataları olan Bulgar Türk-İslam medeniyetinin destanlarının yazıldığı İdil nehri boylarında Türk islam tarihini yaşamak için birlikte İdil Nehri boylarını gezeceğiz.

BULGAR TÜRK DEVLETİ’NİN BAŞKENTİ

Kazan’dan üç saatlik kara yoluyla, Tatarların İslamiyeti topluca kabulünün 1123. Yıldönümü ve Tatarların devlet olarak islamiyeti kabulünün 1090. Yıl dönümünün kutlandığı tarihi Bulgar şehrinin bulunduğu bölgeye gece geç vakitlerde yola çıktık. Sağanak yağan yağmura rağmen çadırda konaklayıp, sabah erkenden on binlerce kişinin katıldığı Şükran günü törenlerine iştirak edip, Türk-İslam tarihinde İdil Bulgar Türkleri olarak geçen Bulgar şehrinin tarihi müzesi, yeni yapılan camiler ve rengarenk  elbiseleri ile  adeta bayram havasını oluşturan Tatar Türkleri ve Rusya’daki Müslüman temsilcilerin yetkili ve yöneticileriyle görüştüm. Dünyanın en büyük Kuran-ı Kerimi’nin belgesel çekimlerini yapıp, törenlere katılanların yaptığı konuşmaların görüntülerini çektik. Törenlere Türkiye’den Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, İslam konferansı Genel sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu katıldılar. Tören tam anlamıyla muhteşem bir havada geçti. On binlerce kişinin katıldığı Tevbe ve Dua törenleri ise görülmeye değerdi. Tarihi Bolgar şehrinde muhteşem bir gün yaşadım. Buradaki törenlerin tümünün belgesel görüntülerini çekerek kayıt altına aldım. Şimdi Türkiye’den Tataristan’a  Devr-i Alem diyoruz.

İstanbul’dan Kazan’a  Tataristan’da İslam Medeniyeti Belgeseli ile karşınızdayız

RUSYA’DA İSLAM MEDENİYETİ’NİN MERKEZİ KAZAN

Bugün Özerk Tataristan’ın baskenti olan Kazan, Altın Orda hanlarının da başşehriydi. 1005 yılında kurulan Kazan, 2005 yılında bininci yaşını coşkuyla kutladı. Kentin pek çok yeri bu kutlama için yenilendi. Kent, Rusya’da İslam’ın merkezi olarak biliniyor.Bugün halkın yüzde 52’si Tatar, yüzde 38’i Rus, yüzde 2’si Çuvaş ve yüzde 1’i de Ukrayna kökenli. Kentte özellikle İslam ve Ortodoks kilisesine ait eserler bulunuyor. 2005 yılında Avrupa’nın en büyük camii Kazan’da hizmete açıldı. Kentin Tatar özellikleri taşıyan kuleleri, müzeleri, el sanatlı ahşap camileri, tarihi kiliseleri ve eski mahalleleri hâlâ ayakta. Dev blok yapılar ve geniş bulvarlar da Sovyet zamanının simgeleri olarak yaşıyor.

Tarih ve kültür değerleri ile Kazan

Tatar hanlarının saraylarını, idare binalarını, cami ve medreseleri, bey konaklarını barındıran Kazan Kalesi, Ruslar tarafindan yıkıldı ve daha sonra Kremlin adıyla yeniden inşa edildi. Ahsap surların yerine, yeni surlar yapıldı. O devirden günümüze ayakta kalmayı başarabilen bir tek Süyümbike Kulesi oldu. Yedi katlı ve 75 metre olan bu kule, son Tatar hanlarından Sefa Giray’ın hatunu Süyümbike adına inşa edilmiş. Kulenin hemen ardında Tatar kaanlarına ait mezarlarda  görülebilir. Kul Şerif Camii, Kazan Hanlığı’nın en görkemli yapısıydı. Mimari olarak o kadar eşşizdi ki, Ruslar Moskova’daki ünlü rengârenk Vasili Kilisesi’ni bu camiyi örnek alarak inşa etti. Cami, şehri işgal eden Korkunç Ivan tarafından yıkılmıştı. Şimdi Kremlin’in duvarlarının ardında yükselen sekiz minareli Kul Şerif Camii, birkaç yıl önce eskisinin yerine Tataristan’ın simgesi olarak inşa edildi. İdil (Volga) Nehri, Kazan’ı taçlandıran bir su cenneti. Şehrin çevresindeki diğer nehirler, göller, barajlar da hesaba katılırsa Kazan için suların labirentinde bir şehir denebilir. Tatarların ‘İtil Suu’ dedigi  Rusların Volga, nehri  birçok noktada güzel kent manzarası sunuyor.

Kültür ve medeniyet tarihimizde Kazan

Kazan, kültürü ve mimarisiyle Tataristan’ın bir simgesi. Tarihi 1000 yıl geriye gittiği ve o dönemde Rus kenti bulunmadığı düşünülürse, ne kadar köklü bir kültür yaşattığı anlaşılabilir. Tarihçiler, kenti kuranların Türk boylarından Kıpçaklar ve Bulgarlar olduğu üzerinde hemfikir.Tatarlar, Rus devriminin ilk yıllarında, 1923 yılında İslam’ın bu topraklara girişinin 1000. yılını coşkuyla kutlamışlardı. O yıllarda Bolşevik Partisi, Tatarlara ihtiyaç duyduğundan daha yumuşaktı. Ancak sonraları bağımsızlık üzerine büyük bir baskı kuruldu. Her şeye rağmen Kazan’ın kimliğini korumasını sağlayan, Moskova ve Petersburg üniversitelerinden sonra Rusya’nın üçüncü büyük üniversitesi Kazan’ın, Tatar aydınlanmasını desteklemesi oldu. Kazan Üniversitesi dinde reformdan kadın haklarına, bilimden laikliğe her alanda düşünme ve tartışma olanakları sundu. Kazanlı düşünür ve öğretmenler, Rusya’daki tüm Müslümanların siyasi ve kültürel liderliğini üstlendiler.

Tatarların Yemek kültürü

Tataristan denince akla ilk gelen yemek tabii ki Tatar böreği. Türkiye’deki çiğ böreğe benzeyen Tatar böreğini, Kazan’ın her yerinde yiyebilirsiniz. Ancak, burada yiyeceğiniz benzerlerinden çok daha lezzetli. Bunun da sebebi böreğin içindeki et oranının benzerlerinden daha fazla olması.

Tataristan’a özel bir diğer yemek, Tatar mantısı. Bu da tanıdık gelse de lezzeti ülkemizden çok daha farklı. Kazan’ın milli tatlısı olarak bilinen ‘çaççak’ da mutlaka tadılması gerekenlerden. Yine bir tatlı olan ‘müftü salatası’ da Kazan’da yenebilir. Tüm yemekler oldukça ucuz. Bunlar dışında Rus yemekleri de mönülerde yoğun olarak yer alıyor.

Bauman Caddesi Kazan’in en hareketli, en gösterişli, en parlak mekânı. Ünlü markalar, sosyete butikleri, pahalı ne varsa bu caddede yer alıyor. Bu mağazalarda Türkiye’den giden mallar bulmak mümkün.

Tatarların  1123 yıllık İslam  coşkusuna ortak olduk

Tarih yeniden yazılıyor. Deyim yerindeyse ezber bozuluyor. Bize kitaplarda ilk Müslüman Türk Devleti’nin Karahanlılar olduğu anlatılmakta. Aslında Karahanlılardan önce de İslam medeniyeti Kafkas dağlarını aşmış, Tataristan’a kadar gitmiş, idil Nehri sahillerinde Bolgar Türkleri tarafından kurulan Türk devleti İslam şerefiyle müşerref olmuşlardı.

Her yıl 10 Haziran’da idil Nehri sahilinde tarihi Bolgar şehrinin kurulduğu alanda İslam medeniyetinin bu coğrafyaya geliş yıl dönümü kutlanıyor. Biz de bu coşkulu törene davetli olarak katılıyoruz. Tataristan’ın başkenti Kazan’dan yola çıktık, 3 saatlik yolculuktan sonra sağanak bahar yağmuru altında tarihi Bulgar şehrine geldik.

BULGAR ŞEHRİNDE TARİH YENİDEN YAZILIYOR

Şehrin kurulduğu alan bugün envai çeşit çiçekler, ağaç ve bitki örtüsüyle kaplı. Birkaç minare, yıkık bir camii ve yeni yapılan camiler göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Rusya federasyonu İslam birliği, Baş Müftüsü Talat Tacettin Bey’in davetiyle şükran gününe katılıyoruz. Tören alında kurulan çadırda yerimizi alıp sabah olmasını bekliyoruz. Gece sabaha kadar törenler için hazırlıklar yapılıyor. Büyük kazanlarda yemekler pişiriliyor, Etler kavruluyor, dünyanın dört bir tarafından ve özellikle Rusya Federasyonu’ndan gelen Müslümanlar bu anlamlı güne katılmak için akın akın tarihi Bolgar şehrine gelmeye devam ediyorlar.

BULGAR ŞEHRİNDE MUHTEŞEM MANZARA

Sabah erken elimde kamera ve fotoğraf makinemle tören alanını geziyorum. Yeni yapılan Ak Mescit, başta Tataristan Cumhurbaşkanı olmak üzere üst düzey devlet yöneticilerinin katılacağı törene hazırlanıyor. Moğollar tarafından yıkılan ak mescit, yeni inşa edilerek ibadete açılacak. Ak Mescit sanki yeşil bir vaha içerisinde nurdan bir sancak gibi tarihi Bolgar şehrini süslüyor. İki minaresi geniş avlusu ve önündeki büyük havuzuyla idil Irmağı boyları da tarihi Bolgar şehrine hakim bir noktada adeta ihtişamlı geçmişi yansıtıyor. Törenleri baştan sona takip edip kamera çekimleri ve fotoğraf çekimleri yaparak bu muhteşem anı belgeselleştiriyorum. Rusya federasyonu ve dünyanın bir çok ülkesinden törenlere temsilciler katılmış. Türkiye’den diyanet İşleri başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez ile İslam Konferansı Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu’nun  törenlerde anlamlı konuşmalar yapması törenleri taçlandırıyorlardı.

    İdil Volga Tatarlarının ataları olarak kabul edilen Bulgar Türklerinin topluca İslamiyet’i kabulünün 1123. yılı Tataristan’ın başkenti Kazan’a iki yüz kilometre uzaklıktaki Kadim Bulgar şehrinde törenlerle kutlandı. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in de şeref konuğu olarak katıldığı törenlere Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, eski Cumhurbaşkanı Mintimir Şeymiyev, Rusya Müslümanları Dini İdaresi Başkanı ve Rusya  Baş Müftüsü Talat Tacettin, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, IRCICA Başkanı Dr. Halit Eren, Moskova Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Fahri Sağlık ve Türkiye Kazan Başkonsolosu Ahmet Akıntı katılırken  Türkiye’nin  Moskova büyük  elçisi  Aydın sezgin’in katılmaması dikat çekti. Türki Cumhuriyetlerde bulunan Diyanet İşleri Başkanları ve binlerce Tatar vatandaş katıldı. Yazımın bu bölümünde   bazı yazılı kaynaklardan  yararlanarak hazırladığım  İdil  Bulgar Türk devleti’nin başkenti  ile ilgili kısaca  bilgiler vermek istiyorum.

İdil Bulgar Türk Devleti’nin başkenti  Bulgar (Bolğar)

Büyük Bulgar Hanlığı 640  yılında yıkıldıktan sonra iki kola ayrılmıştı.  Batıya gidenler  Hıristiyanlığı kabul ederek Bulgaristan’ı kurmuş, kuzeye giden kol ise  İdil Bulgar Devleti’ni kurarak islamiyeti kubul etmişlerdi. Kaşgarlı Mahmud’un  yazdığı Divân-ı Lügati’t-Türk’te;

“Bulgar” “herkesçe tanınmış olan bir Türk şehri”. veya “İdil boyunda tanınmış eski bir Türk şehri.” olarak da tanımlamıştır.

Büyük Bulgarya Hanlığı’nın 640’da Hazarlar tarafından yıkılmasının ardından iki kola ayrılan Bulgarlar, güney batı ve kuzeye doğru göç etti. Batıya giden kol Hıristiyanlığı seçerek Balkanlar’da Bulgaristan’ın temellerini atarken, kuzeye giden kol da Kotrak Han’ın öncülüğünde İdil Nehri kıyısında İdil Bulgar Devleti’ni kurdu.

İdil Bulgarlarının Karahanlılardan önce İslamiyet’i 889 yılında tercih etmeye başlayan ilk Türk topluluğu olduğu iddia edilmekte. 966’da Hazar Hanlığı’nın yıkılmasının ardından İdil Bulgarlarının komşuları Ruslar ve Peçenekler olmuştur. Kazan Tatarları kendilerini 19. yüzyıla kadar Bulgar olarak nitelerken, Çuvaşlar da kendilerini İdil Bulgarlarının torunları olarak görmekte..

İdil Bulgarlarına 8. ile 15. yüzyılları arasında başkentlik yapmış, Etil Nehri (İdil)’nin sağ kıyısında yerleşik, Kama Nehri ile birleştiği noktadan yaklaşık 30 kilometre uzakta akıntı yönünde konumlanan denizden 82 metre yükseklikte tarihi bir şehirdir ve  Tataristan’ın başkenti Kazan şehrinden aşağı yukarı 130 km uzaklıktadır. Tarihi Bulgar’ın kuzeyinde 1991 yılından beri Bolgáry adı ile bilinen çağdaş küçük bir kent de vardır.

Bulgar (Bolğar) şehri sekizinci yüzyılda İdil Bulgarları tarafından Hakan Kotrag döneminde başkent olarak kurulmuştur. Fin ve Slav kökenli azınlıklarda Hakan Kotrag’a katılmışlardır. Tatarlar Ortaçağ’a özgü İdil Bulgar başkentine “Şehr-i Bolğar “ adlandırmışlardır. İdil ticaret yolu yakınında konumlanan Bulgar, zamanla Ortaçağ’ın önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. İdil Bulgarları bu bölgede başarılı bir tarımcılık geliştirip, Bulgar’dan başka, Bilar (Bilyar veya Bülär de denilen ikinci başkentleri), Suar (Suvar), Kaşan, Çükätav (Juketav), Aşlı (Oshel), Balımer, Tuxcın (Tukçın), İbrahim (Bryakhimov) ve Tavile gibi birçok kentler kurmuşlardır.

İbn Fadlan, onsekizinci Abbasi Halifesi el-Muktedir’in 921 yılında İdil Bulgarları hükümdarı Almış (Almysch) Han’a gönderdiği heyette yer almış. Görevi, oradaki Müslüman bilginleri denetlemek, Halifenin mektup ve armağanlarını sunmaktır. Önemli bir diplomat ve dikkatli bir gezgin olarak kabul edilen İbn Fadlan, bu yolculuğunu Rihla (Seyahatname) ve  (Kitāb ilā Malik al-Saqāliba) adlı kitabında anlatmıştır. İbn Fadlan, daha sonra Bulgar (Bolğar) şehrine gelince, Wisu (veya Isu şimdiki Perm Kray) bölgesine kısa bir gezi yapar, orada İdil Bulgarları (Volga Bulgarları) ile Komilerin (yerel bir Finli kabile) aralarında ticaret yaptıklarını izlemiştir. Ayrıca İbn Fadlan, Almış (Almysch) Han’ı bir Saqaliba kralı olarak tanımlamıştır. Almış Han İslam dinini benimsedikten sonra Cağfer bin Abdullah ismini almıştır.

14. yüzyılda Rus saldırıları (yağmalama ve yıkım) sırasında başkent Bilar’a kaydırılmış, sonra tekrar Bulgar’a geri taşınmış ve 15. yüzyıla kadar burada kalmıştır. 1361 yılında şehir tekrar Timur komutasında Altın Ordu Moğolları tarafından tahrip edilmiştir. Kazan Hanlığı kurulduktan sonra Kazan şehri başkent seçilmiştir. Kazan Hanlığı döneminde Bolgar önemli bir İslam merkezi oluştur.

    15. yüzyılda şehir büyük prens kör Vasily II. Vasiliyevich Tyomniy tarafından yeniden tahrip edilmiş, 1552 yılında da Kazan Hanlığı ve Bulgar şehri, Rus Çar’ı Korkunç İvan ( Ivan IV Vasilyevich) tarafından ele geçirilerek Rusya Çarlığı’na ilhak edilmiştir.

Rusya Çarlığı’na ilhak  edildikten sonra buraya çok fakir Rus Çiftçiler yerleştirilmiş, onlarda bir zamanlar güçlü tarihi şehirden inşaat malzemesi olarak ne buldularsa alıp götürmüşlerdir ki, bu nedenle Rus Çar’ı Pjotr Alexejewitsch Romanow özel bir emir  ile Bulgar harabelerini koruma altına almıştır.

  Bulgar  şehrine 1781 yılında şehir yakınında oturan Çiftçiler tarafından Spassk ismi verilmiş, 1926 ile 1935 yılları arasında şehire Spassk-Tatarski  denilmiş, 1935 yılından 1991 yılına kadar ihtilalci Kızıl Ordu komutanı (1918 ile 1920 arasında) Walerian Wladimirowitsch Kuibyschew’un namına Kuibyschew  ismi verilmiş ve en son 1991 yılında tekrar  tarihi eski adı Bulgar geri verilmiştir. (Kaynak Vikipedia özgür Ansiklopedisi)

 BULGAR TÜRK İSLAM MEDENİYETİNE ADINI VEREN  NEHİR İDİL (VOLGA) NEHRİ.

Kaynak  : sol Kama Nehri, sağ Oka Nehri

Ağız:Hazar Denizi, Volga Havzası, Rusya Federasyonu,

İdil Nehri Uzunluğu: 3500 km.,

Debi: 8,060 m³,

Havza alanı: 1,380,000 km²

İdil, İtil ya da Volga (Rusça: Волга, Tatarca: İdel, Çuvaşça: Atăl) Avrupa’nın en uzun nehridir. Eski isimi Etil/Edil’di. Uzunluğu takriben 3500 km olan Volga, Moskova ile St. Petersburg (Eski adıyla Leningrad) arasındaki Valday tepelerinden doğar. Deniz seviyesinden 28 m aşağıda olan Hazar Denizi’ne dökülür. Valday tepelerinde bulunan birçok göl ve bataklıklardan gelen kaynak kollarının birleşmesiyle meydana gelen Volga, Rjev’den itibaren ulaşıma elverişli bir halde akar. Moskova Kanalı’yla birleştiği yerden sonra genişliği 230 m’yi bulur. Bundan sonra nehirde düzenli bir ulaşım sağlanır. Volga’nın yatağı üzerinde beş adet baraj bulunur. Bu barajlardan Volgograd Baraj Gölü’ndeki santral, dünyanın belli başlı hidroelektrik tesislerinden biridir.

Bundan sonra Don Nehri’ne 72 kilometre yaklaşır ve iki nehir arasında açılan bir kanal vasıtasıyla Azak ve Hazar denizleri arasında ulaşım sağlanır. Hazar Denizi’ne 50 km kala 200’den fazla kola ayrılarak Volga Deltası meydana gelir. Bu deltanın genişliği 100 km’den fazladır.

Volga (İdil) Nehri havzası

Volga Havzası, 1.360.000 km²’lik bir alanı kaplar. Aynı zamanda Rusya’nın nüfusunun büyük bölümü bu havzada yaşar. Bölge ulaşıma elverişlidir.

Volga kışın üç ayında donar. Bu zaman zarfında da nehirden karayolu olarak faydalanılır. Volga’nın kıyılarında Rusya’nın önemli limanları ve ticaret merkezleri yer almaktadır. Bunlardan en önemlileri Gorki, Kalinin, Kazan, Kuybişev ve Volgograd (Eski adıyla Stalingrad)’dır. Ortaçağ’dan beri bir ticaret yolu olan Volga, bugün hala önemli bir ulaşım yoludur.

Avrupa Hun İmparatoru Attila’nın ismi İdil’den gelmektedir (Attila:İdilli).

İdil Irmağı’na Rusların Bulgar anlamına gelen Volga diye  isimlendirdiği Bulgar Türk İslam tarihinin  izlerini taşıyan  İdil  Irmağı ile ilgili  kısaca bu bilgileri verdikten sonra  şimdi de  bölgeye İslam Medeniyeti’nin gelişinin  1123.yıl  dönümü  törenleri ile ilgili kısa bilgiler verelim.

Tataristan’da 1123. yıllık islam medeniyeti coşkusu

Tataristan’daki Bulgar Türklerinin topluca İslamiyet’i kabulünün 1123.  Yılı  Devlet  olarak kabulünün ise1090. yılı kutlamalarına Türkiye  Devlet olarak da büyük ilgi gösterdi. Devlet protokolünde 11. Sırada olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in katılması  Türkiye’nin verdiği önemi göstermekte.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI GÖRMEZ’DEN TARİHİ  KONUŞMA

   Tataristan’daki Bulgar Türklerinin topluca İslamiyet’i kabulünün 1123. Yılı, Devlet  olarak kabulünün ise1090. Yıl dönümü   kutlamalarına Türkiye’yi temsilen katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez önemli bir konuşma yaptı. Tarihi Bulgar şehrinde düzenlenen törenler kapsamında yüzyıllar önce Moğollar tarafından yıkılan ilk mescidin yerine inşa edilen Ak Mescit’in açılış töreni de gerçekleştirildi. Ak Mescit’in açılış töreninde bir konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Türkiye’den kucak dolusu selam ve sevgi getirdiğini belirterek, Hazreti Peygamber’in vefatından hemen sonra İslamiyet’in bu topraklara gelmiş olmasının çok büyük bir mucize olduğunu söyledi. Görmez  törende yaptığı  konuşmada özetle şunları söyledi

… “Tataristan’daki Bulgar Türklerinin topluca İslamiyet’i kabulünün 1123. yılı kutlamalarına katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “İslam bu topraklara topla tüfekle değil, davetle, barışla geldi. Müslümanlar buraya geldiğinde ellerinde kılıç yoktu. Bu topraklar muhteşem bir tarihe ve medeniyete sahip. Bilhassa Katherina’dan sonra Kazan’da İslam kültür ve medeniyeti yeniden inkişaf etmiş ve burada oluşturulan birlikte yaşama modeli hala örnek alınması gereken bir model olmaya adaydır” dedi.

İlmi çalışmalarına Tataristan’a İslam’ın gelişini inceleyerek başladığını bu nedenle Bulgar şehrinde Ak Mescit’in açılışında bulunmaktan büyük bir heyecan duyduğunu ifade eden Görmez, “İslam bu topraklara topla tüfekle değil, davetle, barışla geldi. Müslümanlar buraya geldiğinde ellerinde kılıç yoktu. Bu topraklar muhteşem bir tarihe ve medeniyete sahip. Bilhassa Katherina’dan sonra Kazan’da İslam kültür ve medeniyeti yeniden inkişaf etmiş ve burada oluşturulan birlikte yaşama modeli hala örnek alınması gereken bir model olmaya adaydır” diye konuştu.

17. yüzyılda Kazan’da bir İslam yenilik hareketinin başlatıldığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanı Görmez konuşmasında şunları kaydetti:

“Sizin muhteşem bir tarihiniz ve İslam medeniyetine yönelik çok önemli katkılarınız var. Katherina’dan sonra tüm dünyaya farklı dinlerin nasıl bir arada huzur ve barış içerisinde yaşayabileceğini dünya sizlerden öğrendi. Şihabuttin Mercani, Kursavi, Rızaeddin Fahreddin ve Musa Carullah gibi yüzlerce ilim adamı yetiştirdiniz. Onların bıraktığı bu yolda Tatar Müslümanların kimliklerini daha da güçlendirerek bugün de barış ve huzur içerisinde yaşayacağına inanıyorum.”

İDİL BULGAR TÜRKLERİ NE ZAMAN MÜSLÜMAN OLDU?

 Bulgar Türklerinin topluca İslamiyet’i kabulünün 1123.  Yılı  ile  Devlet  olarak kabulünün  1090. yılı   kutlamalarına  Türkiye  Devlet olarak da büyük  önem  vermekte. Son düzenleme ile  Devlet protokolünde  10. sırada   yer alan   Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’ in katılması  Türkiye’nin   Rusya’da yaşayan Türk- İslam toplumuna  verdiği önemi  de göstermekte.  Bu muhteşem törenlere Türkiye’nin Moskova büyük elçisi Aydın Sezginin katılmaması  gölge düşürdü.

Türk-İslam tarihinde  İdil  Tatarlarının ataları olarak kabul edilen Bulgar Türklerinin topluca İslamiyet’i kabulünün 1123. yılı Tataristan’ın  Kadim Bulgar şehrinde törenler kültür tarihimiz açısından çok önemli. Yeni düzenleme ile  Devlet protokolünde  10. sırada  yer alan  Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in de şeref konuğu olarak katıldığı törenlere Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, eski Cumhurbaşkanı Mintimir Şeymiyev, Rusya Müslümanları Dini İdaresi Başkanı ve Rusya  Baş Müftüsü Talat Tacettin, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, IRCICA Başkanı Dr. Halit Eren, Moskova Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Fahri Sağlık ve Türkiye Kazan Başkonsolosu Ahmet Akıntı katılırken  Türkiye’nin  Moskova büyük  elçisi  Aydın sezgin’in katılmaması dikat çekti. Türki Cumhuriyetlerde bulunan Diyanet İşleri Başkanları ve binlerce Tatar vatandaş katıldı.

TÜRKİYE’NİN MOSKOVA BÜYÜK ELÇİSİ SEZGİN  NEDEN  TÖRENLERE KATILMADI?

Tatarların İslamiyet’i  “Bulgar Türk Devleti” olarak kabulünün 1090. yıl törenleri coşkusuna,  dünyanın bir çok ülkesinden  islami temsilcilerin yanı sıra  İslam Konferansı teşkilatı Genel sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu ve Tataristan Cumhurbaşkanı’nın da katılması  törenleri uluslararası boyuta taşıdı. Türkiye’nin  devlet  protokolünde 10. sırada yerel alan  Diyanet işleri başkanı ile temsil  edildiği törenlere Türkiye’nin Moskova büyükelçisi Aydın Sezgin’in katılmaması  hayal kırıklığı  ve  büyük özüntü yarattı.

  Törenlere Türkiye’den   üst düzey  yöneticiler katılım sağlarken  Türkiye’nin  Moskova büyükelçisi Aydın Sezgin’in  törenlere katılmaması büyük  tepkilere  neden oldu. Törenlere katılan bazı Türk vatandaşları ve yetkilileri konuyu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri bakanlığı’na taşıyarak  Büyükelçi Sezgin’in  törenlere neden katılmadığını sorarak şikayet edeceklerini bildirdiler.Araştırmacı gazeteci ve belgesel yönetmeni olarak  konuyla ilgili araştırmalarımı sürdürüyor, Moskova büyük elçiliğinden bu konuda cevap bekliyorum.

 TÖRENLERE 60 BİN KİŞİ KATILDI..

 60 bin den fazla müslümanın katıldığı törenlere Rusya’nın farklı bölgelerinden yüzlerce din adamı ile yurt dışın temsilciler iştirak etti.  Törenlerin en önemli  bölümü Medine Mescid-i Nebevi’nin mimarisine uygun olarak inşa edilen Ak Camii’nin açılışı oldu. Açılışa katılan Tataristan Cumhurbaşkanı Rustem Minnihanov ve eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev birer konuşma yaptı.

Her geçen yıl törenlere katılanların sayısının arttığını ifade eden Minnihanov, “Yurt dışından ve Rusya’nın dört bir yanından gelen binlerce misafiri selamlıyorum. Burada gelenek ve kültürümüzü yeniden canlandırıyoruz. Tüm çalışmalarımız kardeşlik, dostluk ve uyumun artırılması için” değerlendirmesinde bulundu. Tatar lider, camiinin inşasına katkıda bulunan Rusya’nın en zengini Alişar Usmanov, İslam İşbirliği Teşkilatı ve petrol şirketi Tatneft’e teşekkür etti.

Türkiye’den gelen misafirler, Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin, Rusya Merkezi Din İşleri Başkanı Talgat Tacettin, Kafkas Müslümanları Dini İdaresi Başkanı Allahşükür Paşazade, Balkanlar ve eski Sovyet ülkelerinden gelen müftüler camide ilk namazı birlikte kıldı ve dua etti.

TOPLU TÖVBE VE DUA

Türkiye kamuoyu Tataristan ve ilk müslüman Türk Devleti Bulgar Türk devletinden yeteri kadar haberi yok. İdil Nehri boylarında kurulan  Bulgar ve Altınordu  Türk Devletleri çok iyi araştırılıp kamuoyuna mal edilmeli. Biz bu bölde belgesel çekip araştırma yapmaya devam ederek yüzlerce yıllık Altınordu, Bulgar Türk Devletleri ile KazanTatar hanlıklarını yeniden yaşar gibi oluyoruz.

Tarihi Bulgar kentinde inşa edilen yeni müze dünyanın en büyük Kur’an-ı Kerim’ine ev sahipliği yapıyor. Resim sergileri, yarışmalar ve diğer etkinliklerin düzenlendiği müzede, tarihi belgeler, el yazması Kur’an-ı Kerim ve diğer dini eserleri görmek mümkün.

Şükran günü törenlerinde  beni en çok Rusya İslam birliği başkanı Talat Tacettin’in katılımıyla on binlerce müslümanın iştirak ettiği tevbe ve dua töreni etkiledi. Sahabe-i kiram kabirlerinin de bulunduğu tarihi Bulgar şehri cami minaresinin altında toplanan kalabalık tekbirler, dualar ve okunan aşırlarla bölgeyi şenlendirdiler. Hep birlikte yapılan dualara amin ediyor toplu tövbeye iştirak ettiler. bu muhteşem manzara sanki mahşerin provası hüviyetindeydi. Genci yaşlısı, kadını erkeği hep birlikte amin deyip göz yaşı dökerek tevbeye katılmaları gerçekten görülmeye değerdi. Bu muhteşem manzara beni hem heyecanlanırdı hem de derinden etkiledi.

TARİHİ MÜZE VE HAN MEZARLARI

Tarihi Bolgar şehri yeniden ortaya çıkarılıyor. Kazılar yapılıyor, yıkılan camiler yeniden yapılıyor. Toprak altındaki tarihi mezar taşı kitabeleri tek tek bulunuyor. Tarihi eserlerin sergilendiği müzeye giderek belgesel çekimleri yapıyorum. Buraya İslam medeniyetinin nasıl geldiği belgelerle gösteriliyor. Bolgar şehrinin ihtişamlı geçmişi ve Bolgar Türk Devleti’nin Moğollar tarafından nasıl yıkıldığı belgeler ve haritalarla anlatılıyor. Tarihi mezar taşı ve kitabeler adeta manevi bir tapu senedi gibi. Törene katılanlar teker teker bu tarihi taşlara dokunarak geçmişlerine dönmeye çalışıyor ve tarihleriyle buluşuyorlardı. Tarihi Bolgar şehrinden ayrılmadan İdil Nehri sahilindeki 600 kg ağırlığında 2 metrekare çapındaki dünyanın en büyük Kuran-ı Kerimi’nin bulunduğu müzeyi de ziyaret edip İdil Nehri sahilinden tarihi Bolgar Türk Devlet’in başkenti Bulgar şehrine veda edip Tataristan’ın başkenti Kazan’a doğru yola çıkarken sizleri henüz kaynağını tesbit edemediğimiz  bölge ile ilgili bir başka araştırma yazısı ile baş başa bırakıyoruz.

İSLAM MEDENİYETİ  RUSYA’YA HRİSTİYANLIKTAN 66 YIL ÖNCE  GİRDİ

988 yılında Ruslar Bizans’tan Ortodoksluğu ithal ettikten sonra, kendilerinden 66 yıl önce İslâm dinini kabul etmiş olan Volga Bulgar Türk Devleti’ni ortadan kaldırmayı kafalarına yerleştirmişlerdi. Günümüzde de canlılığını koruyan Slav-Ortodoks ittifakının temelleri atılmıştır. 10, 11 ve 12’nci yüzyıllarda Volga Bulgar Türk Devleti kendi sınırlarını korumak ve zamanın şartlarına göre diplomatik girişimlerle Rus-Bizans saldırılarını etkisiz hale getirme kudretini gösterebilmişti. 13’üncü yüz yılda Tatar-Moğol akıncıları, Müslüman Türk Volga Bulgar Devleti’ni de, Rus prenslikleriyle birlikte istilâ ettiler.

Moğollar, o dönemin çağdaş ve uygar Bulgar kentini harabeye çevirdiler. 13’üncü yüz yıla kadar, Volga Bulgarları, Rus ve Bizans saldırılarını püskürtme gücü ve yeteneğine sahip oldukları hâlde, bu sefer Moğol istilâsından kurtulamadılar. Bugünkü İdil-Ural’da ovalık olmasından dolayı, batıdan ve doğudan gelen akınlara açık durumdadır. İdil-Ural ve onun bir parçası olan Tataristan’ın coğrafî konumu, bu ülkeler için büyük bir dezavantaj teşkil etmektedir.

Moğol-Tatar istilâsı, Bulgar Devleti’ni Rus-Bizans saldırılarını önleme bakımından büyük tarihî önem taşımaktadır. Ne var ki, Moğollarla birlikte gelen Türk kökenli Tatarlar, Bulgar Türkleriyle bütünleştiler ve iki kuşak geççikten sonra Bulgar-Türk denizinde eridiler, ama, adlarını bıraktılar. 15’inci yüz yılda Bulgar adı kalmadı. Onun yerine Tatar Türkleri adı altında gerçek etnik bir grup ortaya çıktı.

Ruslar, Altın Ordu dönemini, Tatar-Moğol tutsaklığı diye anıyorlar ve kendilerinin geri kalmışlıkları konusunda da Tatarları suçluyorlar. Oysa, bu suçlama herhangi ilmî ve mantıkî temele dayanmamaktadır.

RUSLAR TATAR YÖNETİMİNDEN  1480’DE KURTULDU

Ruslar, Tatar yönetiminden 1480 yılında  kurtuldular. O süre içerisinde Amerika kıtası keşfedildi ve ABD ile Brezilya adında iki süper devlet kuruldu. Bundan başka 1945 yılında acı yenilgiye uğramış olan Almanya ve Japonya, hiç kimseyi suçlamadan, milletçe çalıştılar ve 27 yıl içinde, yani bir kuşak dönemi zarfında makineden elektroniğe, bilgisayara kadar birçok alanda, diğer devletleri geride bıraktılar.

Eğer Altın Ordu Devleti olmasaydı, Bati Avrupa Rusya’yı ortadan kaldırmış olacaktı. Bu gerçeği ben değil, Tatar asilli ünlü Rus tarihçisi Lev Nikolayeviç Gumilov (Gumilev), bilimsel bir şekilde ortaya koymuştur. Ama, Rus karakterindeki yağmacılık, kabalık ve tembellik yüzünden, söz konusu üç kaynaktan alınan uygarlık ve devlet kurma dersleri yeterli olamamıştır.

Özet olarak, Rus milletinin, diğer milletlerle karışması sonucu sanat, edebiyat ve matematik gibi dallarda dünya çapında bilim ve sanat adamları çıkmışsa da, yukarıda dile getirilen özellikleri yüzünden devlet yönetimiyle siyasî ve iktisadî istikrar sağlama konusunda basarili olamamışlardır. Asırlar boyunca yayılma ve genişleme siyaseti takip eden Rus devlet adamları, yönetimleri altındaki çeşitli halkların mutluluğu ve refahı konusuna önem vermemişlerdir. Bu sakat siyaset sonucu, Rus karakterine yine sağlıksız bir felsefe yerleşmiştir. Bu felsefeye göre, devlet, insanlara dönük bir hizmet aracı değil, Tanrı’dan gelen bir tabu, kutsal bir amaçtır (devlet araç değil, amaçtır). İşte bu yüzden Rusya’da demokratik bir siyasî sistem yerleşemiyor.

1100 yıllık Rusya tarihinde her zaman otokratik, despotik ve teokratik sistem hüküm sürmüş ve halk köle sayılmıştır. İşte bu yüzden, 1986 yılında başlayan reform hareketi, sonuçsuz kalmıştır. Bu durumda Ruslar için bir tek çözüm yolu kalıyor. O da, önceden olduğu gibi Varyaglardan, Bizans’tan ve Altın Ordu Tatarlarından sonra şimdi Almanlardan, Japonlardan ve Amerikalılardan oluşan tam yetkili bir yönetim kurulu oluşturmak ve böylece Rusya Federasyonu’nu teşkil eden Tatarları, Başkurtları, Çuvaşları, Udmurtları, Marileri, Yakutları, Tuvaları ve Kuzey Kafkasya’nın Çeçen, İngus, Osetin, Lezgi, Çerkez, Abhaz, Avar ve diğer Dağıstan halklarını tam eşitlik ve hürriyet haklarına kavuşturmak. Bunun başka bir alternatifi yoktur.

Rus tarihinde Rus messianizmini, Rus tarihçisi Karamzin ve Polonya asıllı Amerikalı bilgin Josef Wieczynski şunları yazmışlardır: “1480 yılında Rusya, Altın Ordu Tatar hakimiyetinden kurtulduktan sonra, Büyük Rus Knezi (Prens III. Ivan) Rusya’nin ilk çarı olarak taç giydi ve sırf politik düşünce ve plânlara dayanarak, Bizans İmparatorluğu’nun son hükümdarının yeğeni Sofya Paleolog’la evlendi. Taç giyme töreninde III. İvan, ilk Rus Çarı sıfatıyla su sözleri sarf etti: İlk Roma (Batı Roma İmparatorluğu) çöktü. İkinci Roma (Bizans İmparatorluğu) Katolikler ve Türkler tarafından yıkıldı. Üçüncü Roma Rus Çarlığı ise daima payidar olacak; Dördüncü Roma, hiçbir zaman olmayacaktır!’ Bu sözler, din, çar ve vatan sloganı, Rus İmparatorluğu’nun temel ilkelerini oluşturuyordu. Tıpkı bunun gibi, 1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra kurulan Rus-Sovyet İmparatorluğu’nun, Bütün Dünya Proleterleri Birleşiniz temel ilkesinde de Rus messianizmi hiç değişmemiştir.

1914 yılında Rus Çarlığı, 1946 yılında Stalin, ayni hedefe ulaşmak için, yani sıcak denizlere inmek, Ayasofya Camisine haç ve Kızıl yıldız takmak amacını gütmüşlerdi. Kısacası, Rusya Çarlığı, onun varisi Sovyet İmparatorluğu ve onun devamı sayılan demokratik Rusya, Bizans’ı canlandırma emelinden asla vazgeçmemişler ve vazgeçmeyeceklerdir.

İşte bu temel hedeften Slav-Ortodoks akımı doğmuştur. Başta da dile getirdiğim gibi, Kazan’ı işgal eden Çar Korkunç İvan, Rus İmparatorluğu’nun kurucusu Deli Petro, işte bu messianizm ilkesinin ışığı altında Pan-Slavizm, Pan-Ortodoks akımı meydana getirmek suretiyle, Türkiye ve Türk-İslâm dünyası için büyük tehlike hâline gelmeye başladı. Rus Çarlığı ve onun varısı Sovyet İmparatorluğu ve Post-Sovyet dönemi olan Rusya Federasyonu, Türk İslâm düşmanlığı ve Slav-Ortodoks veya Slav Sosyalizmi sloganları altında, Rusya’nın yayılmasını ve genişlemesini sağladılar. Ekonomik ve sosyal şartların gelişmesi sonunda, 1991 yılında Sovyet Rus İmparatorluğu dağıldı fakat Rusya, yayılmacılık ve büyük devletçilik şovenizminden bir türlü vazgeçmiyor. Çünkü ’Alışkanlık ikinci tabiattır.’ diyor bir Rus atasözü.

21. yüzyılın, Türk-İslâm asrı olması için, Türkiye’nin, Türk dünyasına önderlik vazifesini başarıyla yerine getirmesi gerekir. Türkiye’nin coğrafî konumu ve tarihî misyonu, bu birliği kurmaktan başka alternatif göstermemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasî varisliği görevini üstlenmeye mecbur olacaktır.

Bu birlik, yani Türk-İslâm birliği, kendisini yok etme görevini üstlenen Slav-Ortodoks ve Pan-Slavizm akımlarına karşı ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere tarafından yürütülen NATO’yu genişletme ve eski Sovyet blokunu nükleer, biyolojik ve kimyasal silâhlardan arındırma yolundaki girişimleri bütün gücümüzle desteklemelidir. İşte ancak o zaman Türk-İslâm birliği ve hatta gerçek Pantürkizm hayal olmaktan çıkar. Bağımsızlığına kavuşan dört Türk Cumhuriyeti ve Doğu Türkistan ile Büyük Türkistan Federasyonu; Tataristan, Başkurdistan ve Çuvaşistan’la İdil-Ural Konfederasyonu; Azerbaycan, Kırım ve Kuzey Kafkasya ile Kafkasya Birliği kurulabilir. Kuzey Kıbrıs’la Türkiye bütünleşebilir. Bu uzun vadeli ülkünün hayata geçirilmesi için, Türk dünyasının lideri Türkiye Cumhuriyeti’nin, Bizans’ın olumsuz izlerini silip atması, eski Sovyetler Birliği’nin sömürgeliginden kurtarılan Türkistan, İdil-Ural, Kafkasya ve Kırım halklarını, eski Sovyet insanı mensubu olma hissinden kurtarması gerekmektedir.

Uzun vadeli ülkümüzün gerçekleşmesi için hepimize çok ağır görevler düşmektedir. Başta, sözü geçen hastalıklardan kurtulmak için bilim ve iman ilkeleri temelinde ciddî çabalar içine girilmelidir. Buna paralel olarak Slav-Ortodoks âlemiyle dostane ilişkiler kurmalıdır.

Ayni yolda biz de üzerimize düseni yaparsak, bir kuşak sonra, yani 2025 yıllarında dünyada sözü dinlenen bir ülke oluruz. Böylece saygı ve korkuya dayalı küresel ilişkiler kurabiliriz. ( Kaynak : Belli değil)

ALTINORDU DEVLETİ…

Altın Orda Devleti : 1242 – 1502

1389 senesinde Altın Orda Devleti

Başkent : Saray Berke

Resmi dili:  Moğolca, Çağatayca, Tatarca

Dini: Şamanizm, Müslümanlık

Yönetim: Monarşi

Han – 1240-1255         Batur Han

       – 1481-1502         Şeyh Ahmed Han

Tarih   

 – Kuruluş tarihi:1242

 – Yıkılış tarihi: 1502

Altın Orda, Altın Ordu Devleti, bir Türk-Moğol hanlığıdır. Moğol İmparatoru Cengiz Han ölmeden önce topraklarını oğulları arasında paylaştırmıştı. Seyhun Irmağı ile Balkaş Gölü’nün batısındaki yerleri büyük oğlu Cuci Han’a vermişti. Cuci Han’ın küçük oğlu Batur Han, batıya doğru giriştiği seferlerle bu toprakları genişletti. Cuci’nin toprakları sonradan Batu Han ile ağabeyi Orda Han arasında paylaşıldı. Balkaş ile Aral gölleri arasındaki ve Seyhun Irmağı’nın güneyindeki yerler Orda’ya verildi. Harezm ve yeni alınan topraklar Batur’un yönetimine bırakıldı. Orda’nın yönetimindeki doğu bölgesine Ak Orda, Batur’un yönetimindeki batı bölgesine de Gök Orda adı verildi. Gök Orda sonradan Altın Orda olarak adlandırıldı.

1242’de Altın Orda Devleti’ni kuran Batur Han, İdil Nehri’nin aşağı havzasındaki Saray kentini kendine başkent edindi ve topraklarını genişletti. 1256’da Batur Han öldüğünde devletin sınırları Kıpçak Bozkırı’nı (Deşt-i Kıpçak), İdil’in aşağı ve orta havzasını, Seyhun ve İdil ırmakları arasındaki Aral Gölü yöresini, Kafkaslar’ın Azerbaycan’a kadar olan kesimini kapsıyordu. Altın Orda Devleti, Lehistan (Polonya) ve Litvanya’yı vergiye bağlamıştı.

ALTINORDU DEVLETİ  NASIL MÜSLÜMAN OLDU..

Batur Han’ın yerine Berke Han geçti. Berke Han, İslam dinini benimsedi ve Moğolların bir başka kolu olan İlhanlılarla savaştı. Bulgaristan’da Bizans ordusunu yendi. 1260’ta, ortaçağın en büyük kentlerinden biri sayılan Saray Berke kentini kurdu.

Berke Han’ın ölümünden sonra Mengü Timur Han, Özbek Han ve Canıbek Han Altın Orda Devleti’nin gücünü korudular. Canıbek Han’ın ölümünden sonra taht kavgaları başladı. Toktamış Han 1380’de Timur’un desteğiyle tahta çıkarak bu çatışmalara son verdi. Daha sonra Timur’un Altın Orda topraklarına sefer düzenlemesi ve taht kavgalarının yeniden başlaması Altın Orda Devleti’ni güçsüz düşürdü. Bu kavgalarla parçalanan Altın Orda Devleti topraklarında Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı, Astrahan Hanlığı, Nogay Hanlığı, Sibir Hanlığı kuruldu ve daha sonra Rusya Çarlığı olacak Moskova Knezliği bağımsız kaldı. Moskova Knezliği dışında kalan toprakları Kırım Hanlığı ele geçirdi ve 1502’de Altın Orda Devleti tarihten silindi.

Altın Orda Devleti’nde yönetsel konular soyluların oluşturduğu Kurultay’da görüşülür ve karara bağlanırdı. Topraklar ve otlaklar Moğol soylularının elindeydi. Halk bu toprakları işler, ürünlerin belirli bir bölümünü bağlı oldukları beye verirdi. Göçebe bir toplumdan gelen Altın Orda hükümdarları, göçebeleri yerleşik düzene geçirmeye çalıştılar. Aşağı İdil’de 20’den çok kent kurdular. Bu kentlerin en büyüğü olan Saray Berke’nin nüfusunun 100 binden daha fazla olduğu sanılır.

Altınordu  Devleti’nin Egemenlik alanı

Günümüz Avrupa Rusyası, Karadeniz’in kuzeyi, Gürcistan, Kazakistan’ın Avrupa yakası. Avrupa’nın Moğollar tarafından istilası

Cengiz Han’ın 1227’de ölümünden sonra büyük hanlık makamını Ögedey işgal etti. Onun hâkimiyeti, Moğol Hanlığı’nın teşkilâtlandırılması bakımından mühimdir. Bu maksatla kurultaylar toplanmış ve bazı umumî kurallar konulmuş, Cengiz’in “yasa”sı tatbik edilmekle beraber, şehirli ve köylü ahalinin ihtiyacına göre bir idare kurulmuştu. 1235’te devlet işlerini alâkadar eden yeni meseleler münasebetiyle toplanan büyük kurultayda Batı Seferi, yani Doğu Avrupa’nın istilâsı kararlaştırıldı.

Bu muazzam ordunun başında Cengiz’in torunu, Batu (Çoçi Oğlu) bulunuyordu. Aslında Harezm, Kafkasya ve İrtiş’in batısı büyük oğlu Cuci’ye düşmüştü (1224). Fakat Cuci, Cengiz Han’dan az önce öldü ve ona ayrılan yerler oğlu Batu Han’a verildi. Ona verilen bölgede kurulan devletin adı “Altınordu”, asıl kurucusu da Batu Han’dır. Hanların ordugahında han çadırının üzeri altın kaplama olduğu için, bu çadıra “Altınorda” deniliyordu. Zamanla bu kelime Türkçe’de “Altınordu” şeklinde yazılır.

Hem Altınordalılar, hem de “kral sarayı” ve “ordugah” anlamlarında kullanılır. Batu Han’a ait olan yerlere, babasının adından dolayı “Cuci Ulusu” deniyordu. Ulus, “Birleşik İller” anlamında, yani yer adı olarak kullanıyordu. Sefere, ondan başka birçok Çingiz oğulları (prensleri) de iştirak edeceklerdi. Ön kıtaların kumandanı olarak da en meşhur generallerden biri olan Sübedey görülmektedir. İlk darbe Bulgarlar üzerine oldu. Bu hareket 1224’de Bulgarlar’ın Don boyundan dönen Moğol kıtalarına hücumların öcünü almak için yapılmıştı.

Bulgarlar az bir zaman içinde yenildiler; başta Bulgar olmak üzere şehirleri tahrip edildi. Şehirlerden ve büyük yollardan uzakta kalan halkın, bu istilâdan zarar görmediği muhakkaktır; şehirli ve köylü ahaliden birçoğunun da kaçarak, ormanlarda saklandığı anlaşılmaktadır. Bu suretle Moğol istilâsından sonra Orta İdil sahasındaki Bulgar unsuru ortadan kaldırılmış olmadı; yok olan şey: müstakil bir Bulgar devletiydi. Nitekim, çok geçmeden bu bölgede Bulgar beylerinin yeniden faaliyette bulunduklarını görüyoruz.

1237 sonunda kış mevsimi olmasına rağmen, Moğol ordusu Rus bölgesinin istilâsına başladı. Bu sıralarda Rus yurdu birçok knezliklere bölünmüştü. Ryurik sülâlesine mensup olmak üzere, muhtelif mıntıkalarda, knezleri, müstakil birer beylik hâlinde hükümet etmekte idiler; artık Kiyef merkez olmaktan çıkmıştı; onun yerine Suzdal Rusyası (Merkezi Vladimir) yükselmişti; batıda da Haliç knezleri kuvvet bulmuşlardı.

 ALTIN ORDU DEVLETİNDEN SONRA  KURULAN HANLIKLAR.

Kazan Hanlığı   (1438 – 1552 )

Başkent:Kazan

Resmi dili:Tatarca, Çuvaşca, Marice

Dini: Müslümanlık

Etnik Gruplar: Tatarlar, Çuvaşlar, Mariler

Yönetim: Monarşi

Hanlar:

 – 1437-1445 Ulu Muhammed

 – 1552 Yadigar Muhammed

Tarihi :

 – Kuruluş tarihi:         1438

 – Yıkılış tarihi:         2 Ekim, 1552

OSMANLI TÜRK TARİHİNDE KAZAN HANLIĞI

Kazan Hanlığı Altın Orda’nın çöküşünden sonra, Cengiz Han’ın oğlu Cuci’nin ulusuna bağlı Toka Temür sülalesinden Uluğ Muhammed Han tarafından bugünkü Rusya topraklarında kurulmuş olan devlettir..  Farklı zamanlarda yaklaşık 750.000 km² alana hakim olmuştur. Ağırlık merkezi bugünkü Tataristan, Başkırdistan, Çuvaş, Mari El, Mordovya ve Udmurt Cumhuriyetlerinin toprakları idi.

1521’de Kazan’ın Osmanlı Devleti’ne bağlı Kırım Hanlığı tarafından ele geçirilmesiyle Kazan’daki Hanlar Kırım Giray Hanları sülalesinden seçilmeye başlandı ve ülke Osmanlı Devleti’ne tâbi oldu. 1524’e dek Sahip Giray Han (1532-1551 arası Kırım Hanı) Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı’na bağlı olarak Kazan Hanlığı’nı yönetti. Adıgeçenin 1524’te Gorki’yi fethettikten sonra tahttan feragat ederek İstanbul’a gelmesiyle Kanuni Sultan Süleyman aynı yıl Safa Giray’ı Han ilan etti. 1524-1531 ve 1533-1549 arasında ülkeyi yöneten Safa Giray 1536’da Gorki’yi tekrar ele geçirdi ve 1549’da Kazan’da öldü. Oğlu 1549-1551 arası Ötemiş Giray Han Osmanlı’ya bağlı son han olarak tahta çıktı.

Sık sık Kazan’a saldıran IV. İvan tarafından 1552’de ilhak edilinceye dek siyasal varlığını koruyan hanlık 1556’da Kazan’ın Nogay Türklerinden Ali Ekrem Han tarafından geri alınmasıyla birkaç aylığına canlandıysa da Ruslar tarafından tekrar ele geçirildi. Aynı yıl Astrahan Hanlığı da aynı kaderi paylaştı. (Kayanka: Vikipedia Ansiklopedisi)

KAZAN HANLIĞI’NA OSMANLI  DESTEĞİ..

Kazan Hanlığı’nın düşmesi, Türk ülkeleri tarihi bakımından bir dönüm noktası teşkil eder: bu hadiseden sonra İdil (Volga) nehri Ruslar’ın eline geçmiş, o zamanına kadar 1000 yıl müddetle bir “Türk nehri” sayılan İdil, bundan sonra bir “Rus nehri” olmuş ve Rusya’nın ekonomisi için can damarı vazifesini görmeğe başlamıştır. Ruslar İdil boyunca güneye inerek 1556’da Astırhan’ı (Ejderhan, Astrahan)zaptettiler ve Hazar’a ulaştılar, sonra burada da durmayarak Kuzey Kafkasya’ya indiler. Böylece Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında ilk temaslar meydana geldi ve gerginlik başladı. Nogaylar’dan ve Türkistan’dan gelen ikazlar üzerine Osmanlı Devleti, Kazan ve Astırhan hanlıklarını tekrar canlandırmak arzusu ile harekete geçti. II. Sultan Selim tarafından IV. İvan’a yazılan tehdit dolu mektuplardan sonra 1569’da Astırhan’ı istirdat maksadiyle bir sefer tertip edildi ise de bunun arkası gelmedi. 1571’de vukubulan İnebahtı hezimeti ve 1571’de tertiplenen Kıbrıs seferi dolayisiyle Osmanlı Devletinin dikkati başka tarafa çekilmiş oldu ve bu hadiseler bir müddet için Rus tehlikesini unutturdu. Dışarıdan yardım görme dikleri için zaman zaman vukubulan iç isyanlardan da bir netice alamayan Kazanlılar böylece kendi kaderlerine terkedilmiş oldular.

Kazanlılar’ın, Kazan’ın müdafaasında gösterdikleri kahramanlık, Türk tarihinin en şanlı sayfalarından birini teşkil ederken, Ruslar’ın Kazan’da işledikleri cinayetler, İstanbul’un zaptı sırasında Türkler tarafından hıristiyanlara karşı gösterilen merhamet ve alicenaplıkla karşılaştırıldıkta, Rus tarihinin en çirkin sayfalarını aksettirir. Nitekim, Kazan’ın zaptından sonra diğer Türk ülkelerine karşı girişilen istilalar da da, Moskova çarlığı aynı metodla hareket etmiştir.

KORKUNÇ İVAN’A BOYUN EĞMEYEN

KAZAN HANLIĞI’NIN  SON MELİKESİ SÜYÜMBİKE HATUN..

Kimse ben gibi olmasın,

Belalarda kalmasın,

Bize gelen cefalar,

Hiçbir kula gelmesin.

Kazan Hanlığı’nın son melikesi Süyümbike (1519–1557), Nogay mirzası Yusuf’un kızıdır. Süyümbike, 1533 yılında Moskova knyazi III. Vasiliy tarafından Kazan Hanlığı tahtına çıkarılan 17 yaşındaki Can Ali’yle evlendirilmiştir. O sıralar Kazan Hanlığı ile Nogay Hanlığı’nın arası iyi olmamıştır. Süyümbike’nin evliliğinin amacı da siyasi olaylardan dolayı olduğu aşikârdır. Bu amaç, parçalanan küçük hanlıkları bir araya getirip, çöken Altın Ordu Devletini yeniden diriltmektir. Süyümbike, tüm Altın Ordu Devletlerini bir araya getirememiş, fakat Nogay, Kırım ve Kazan Hanlıklarını birleştirmeyi başarmıştır. 1535 yılında Can Ali hastalanarak öldükten sonra, Süyümbike Kazan Hanlığı’nın bir sonraki hanı Kırımlı Safa Giray ile evlenmiştir. 1549 yılında Safa Giray’ın ölümünden sonra Süyümbike tekrar dul, Kazan Hanlığı ise hansız kalmıştır. Safa Giray Han’ın yerine oğlu Ötemiş Giray han ilan edilmiş, fakat yaşı küçük olduğundan dolayı devlet işlerine Süyümbike bakmıştır. Korkunç İvan (1530–1584) Kazan Hanlığı’nda olan kargaşalardan yararlanmak dileğiyle birkaç kez Kazan Hanlığı’na sefer düzenlemiştir. 1551 yılının 16 Mayıs tarihinde Kazan – Rus askerleri tarafından çember altına almıştır. Kuşatılan Kazan’dan Korkunç İvan’a elçi gönderilmiştir. Ve 1551 yılının 11 Ağustos tarihinde Süyümbike ve oğlu Ötemiş Giray Rus çarı Korkunç İvan’ın isteği üzerine esir olarak Moskova’ya gönderilmiştir. İşte o kara gün, Kazan Tatarları için sonun başlangıcı olmuştur. Süyümbike, hain Tatar mirzaları tarafından esir verildikten sonra aradan çok zaman geçmeden 1552 yılının Ekim ayında Kazan Ruslar tarafından işgal edilmiştir. O gün bu gündür Kazan Tatarları devletlerini geri alabilmek için bağımsızlık mücadelesi vermektedir. Aradan geçen  500 yıldır Tatarlar bu mücadele uğruna birçok kurban vermiştir. Günümüzde de Rus zulmü hız kesmemiş, aksine şiddetini daha da arttırmıştır.  500  yıldır Ruslar Tatarları yok etmek için tüm yolları denemekten çekinmemiştir. Fakat Rusların bu zulüm ve eziyetlerine rağmen Kazan Tatarları devlet bağımsızlığı fikrinden asla vazgeçmemiş ve vazgeçmeyecektir.(Kaynak: Roza Kurban)

SON  KAZAN MELİKESİ SÜYÜMBİKE HATUN DESTANI

Kazan’da bir Kahraman Bir Türk Kadını : Süyümbike Hatun

Günümüz Tataristan’ın milli kahramanı olarak kabul edilir. Kazan şehrindeki Süyümbike Kulesi onun adını taşır.

Aslen Nogay mirzalarından Yusuf Mirza’nın soyundan gelen, Saraycık kökenli bir asilzade kızıdır . 12 yaşında Kazan’a gelmiştir. 1533yılında Kazan Hanı Can Gali Han ile evlenmiştir. 1535 yılında Can Gali Han vefat eder. Bunun üzerine Süyümbüke 1536’da Safa Giray Han ile evlenir.

1549 yılında Safa Giray Han’ın da ölmesinin ardından, iki yaşındaki oğlu Ödemişgiray adına kazan tahtının idaresini üstlenir. Kazan Hanlığı’nın Rusların eline geçmesi üzerine 1553 yılında Rus Çarı IV. İvan tarafından Moskova’ya tutsak olarak getirilir. Altı yaşındaki oğlu Ödemişgiray’ı Ruslar vaftiz ederek Hristiyanlaştırırlar ve ‘Aleksander’ adını verirler. Süyümbike’nin babası, Nogay Hanı Yusuf Mirza Rus Çarı IV. İvan’dan kızının kendisine iadesini ister ama bu talebi cevapsız kalır.

Süyümbike bir yıl sonra 1554’de Moskova’da kahır içinde ölür. Mezarı belli değildir. Oğlu vaftiz edilerek ‘Aleksander’ adı verilen oğlu Ödemişgiray da annesi ve babası ile aynı kaderi paylaşır ve 19 yaşında veremden ölür.

Kazan’ın Son melikesi ( hanı)Süyüm Bike  Hanım Destanı

Suyumbike adım, Nogay aslım, nerde benim genç devletim,

Çocukluk çağım, nurlu yüzüm, Mirza kızı olduğum bahtım

Han hatunu oldum ben ata-ana tarafında.

Kırım Han kazan’a getirdi takdirimi,

Kazan’ın genç Hanı Yengali oldu erim

Yengali Han öldü bir zalimin eliyle,

Artık kazalar şaştılar yolundan.

Kırımlı Safa Giray Kazan’a han oldu,

Üç eşi olsa da, dördüncüye beni aldı.

Dünyalar karanlık, zamanlar kaygılı,

Kazan’a güçlü padişahlar göz koydu.

Kazan içi karışık, düşmanın tamamı biliniyor,

Devlet sahibi kişiler düşüyor insan diline.

Safa Giray vaktinde pek çok oldu savaşlar,

Her yönden düşman gelmesiyle ağır oldu ateşkesler.

Ömrüm geçti on dört yıl Safa Giray Han ile.

Kazan şehri gönülsüz yolda dökmüş han ile

Şehir dışında savaş, içinde dolmuş afet

O karışık zamanda Safa Giray’ım etti vefat

İki yasındaki oğlum, gözümün nuru yavrum,

Ötemıs-Giray’ım kaldı yetim, bülbülüm.

Suyumbike adım, Nogay aslım, nerde benim genç devletim,

Kendim de dul, oğlum yetim, nerde benim mutlu cağlarım.

Moskova Hanı Kazan’ı almak istiyor kendine,

Kazanlılar fitne açıyor, bakmıyorlar sözüme.

Meskuv Hanı örgütledi yaşlıyı, genci yiğiti

verin bana, diye, tutarım cebir etmeden.

Mirzalar söz anlamıyor, güçleri az savaşmaya,

Nice defa söz bozup, vardı onlar ateşkese.

Ateşkes şartını tekrar bu mirzalar bozdular,

Nogay, Kırım, Kazanlılar çeşitli yerlere kaçtılar.

Han yatağına han olup duramadım pan olup,

İçerledim mirzalara, yüreğim ciğerim kan olup.

Beceremeden işi, dinlemeden kişiyi,

Her birisi de bilmiş gibi yürüttüler bu işi.

Han kabri üstüne kurdurdum tas minare,

Düşündüm: Kendim ölsem de adım çok yılda kalır.

Minareyi kurmam gönüllendirir elimi

Kazandaki kınezler kendileri güvende olmaya,

Her birisi el kaldırmışlar beni esir almaya.

Emir geldi gitmeye, kafeslere yetmeye

Gözlerimden nur gitti, bilmiyorum ne yapmaya.

Beni tutup, iki adam oturttular arabaya

Takat, vakti kaldırıp, kafas yanına varmaya

Göz gezdirdim halka, çoğu ağlayarak uğurluyor,

Bazıları “Moskova Hanı merhametlidir” diye avutuyor

Şehir tamamen gurulduyor, ağlama-hıçkırma sesi,

Bana düşen üzüntü mirzaların davası

Düşündüm, kıyamet mi olmuş hele bugün diye,

Daha düşündüm: ağlayışlar benim gibi gizli değil diye.

Varıp ulaştığında denize, soktular kafese.

Aziz dillerim bağlandı, bilmiyorum ne söz demeye.

Bazısı diyor: elveda, birisi diyor güle güle

Halk kaldı yığılıp, güçsüz olup ayrılık ta

Güçlü insanlar yakında, gerisi uzakta

Volga’ya çıkınca, baktım, ben kaleye

Kaldı ağlayarak Kazan’ım, benzeyerek öksüz bebeğe.

Dedim: Miskin Kazan’ım, düştü tacın başından,

Kaldın bugün devletsiz, genç mi genç yaşın ile

Nerde kaldı şaatlığın, nerde senin hükümranlığın?

Nogay Orda  Hanlığı

Altın Orda yıkıldıktan sonra 14.yüzyılın sonlarında Kafkasya ve Deşti Kıpçak bölgesinde Cengiz Han’ın sülalesinden olmayan Moğol Mangıt boyunun efsanevi önderi Edige tarafından kurulmuştur. Edige liderliğindeki boyların konfederasyonuna Mangıt dışında Kongirat başta olmak üzere çeşitli boylar katılmaktaydı.

Edige önce Timur’un desteğini alan Cuci ulusunun hanı Toktamış ile mücadele etmiş ancak Toktamış’ın Timur’a karşı meydan okumasından sonra Timur ile işbirliği yaparak Toktamış’ı yenmiştir.Ancak Edige, Cengiz Han’ın soyundan gelmediği için dönemin töresine göre Han olamamıştır. 1398’de Cuci ulusunun Toka Temür sülalesinden Timur Kutluk’u han olarak seçmiş ve kendisi tarafından emirlerin başına tayin edilmiştir. Edige’nin torunları da “Biy” (Bey) ya da “Emir” ünvanlarını kullanmıştır.

İdil ve Ural Nehirleri arasındaki bölgede hakimiyeti kuran Edige 1419’de öldürülmüş ve konfederasyon Nureddin önderliğinde devam etmiştir. Nureddin Azak Denizi’nden Aral Gölü’ne kadar toprağını genişletmiştir. Bu konfederasyonun desteğiyle Astrahan Hanlığı kurulmuştur.

15. yüzyılda bu konfederasyona Nogay olarak hitap edilmeye başlamıştır. Nogay adının Cengiz Han’ın oğullarından Boal’ın oğlu Nogay Han’dan geldiği düşünülmektedir.

Doğudan gelen Oyrat ve Turgut boylarının (günümüzdeki Kalmıklar) Nogay ovasına yerleşmesiyle ordan kovulmuş olan Nogaylar, 1642’de Rusya’ya itaat etmişler ve Nogay Orda ortadan kalkmıştır.

Yusuf’un sülalesi  Urus’un sülalesi Urusov  adlı Çarlık Rusyası’nın Dük aileleri olmuştur.

Nogay Orda yıkıldıktan sonra da Kuban Nogay, Cedisikul Nogay, Bucak Nogay, Canboyluk Nogay, Yedisan Nogay adıyla bilinen Nogaylar varlığını korumuştur. Bunlardan bir kısmı Kırım Hanlığı’nın askeri gücü olarak kullanılmışlardır. Geri kalanlar ise bir müddet aşağı İdil boyunda yaşamışlardır.

Günümüzde Nogay adını kullanan etnik grup sadece Dağıstan’daki sülaleden olanlardır (Kaynak: Vikipedia  Ansiklopedisi)

ASTRAHAN HANLIĞI

 Altın Orda’nın yıkılmasından sonra başkenti Astrahan olmak üzere Cengiz Han’ın oğlu Cuci’nin ulusuna bağlı Toka Temür sülalesinden Kasım Han tarafından kurulmuş ve 1466 – 1554 yılları arasında hüküm sürmüş bir hanlıktır. Zaman zaman Kırım Hanlığı vasıtasıyla Osmanlı Devleti’nin nüfuz alanına girmiştir. Astrahan Hanlığı’nın arazisi batıda Kuban ve Don nehrine, doğuda Nogay Orda’sı ile sınırdı. Güneyde Terek Nehri’ne, kuzeyde ise Volga ile Don Nehri’nin arasında uzanmaktaydı.

Aslı adı “Ejder Hanlığı” (Ajdarhan) [kaynak belirtilmeli]olan ve Ruslar tarafından sonradan değiştirilen Astrahan Hanlığı, Hazar Denizi’nin kuzey kıyılarında önemli bir ticaret merkezi olarak, 88 yıl boyunca egemen olmuş; ancak sürekli taht mücadeleleri sonucunda zayıflamış ve 1556 yılında Rus Çarı Korkunç İvan tarafından yıkılmıştır.

Rusya’nın Kazan ve Astrahan hanlıklarını yıkarak doğuya doğru genişleme siyasetinden rahatsız olan Osmanlı Devleti Orta Asya’daki Türk Hanlıklarının da kendisinden yardım istemesi üzerine 1563 yılından beri Rusya’yı durdurmak için Astrahan’a yapmayı planladığı seferi ancak 1569 yılında yapabilmiş ama hem ordu kumandanlarının kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan hem de Kırım Hanı’nın bu kumandanlarla arasındaki anlaşmazlıktan dolayı bu seferde istenilen neticeye ulaşılamamıştır. Buna rağmen Rusya’nın barış istemesi üzerine 1570 yılında yine de Osmanlı ve Orta Asya Türk Hanlıklarının lehine bir barış antlaşması yapılabildiyse de Kazan ve Astrahan Hanlıkları’nın Rusya’ya bağlı oldukları zımnen kabul edilmiştir.

Bugün Astrahan ve çevresinde yoğun Türk nüfusu bulunmaktadır. (Kaynak: Vikipedia Ansiklopedesi)

SİBİR HANLIĞI

Cengiz Han’ın oğlu Cuci’nin ulusuna bağlı olan Şiban (Şeyban) sülalesinden İbak tarafından kurulmuş ve 1464 – 1598 yılları arasında Sibirya’da kurulmuş bir hanlıktır.Bilinen ilk hükümdarı Taybuğa Han’dır.Moğolistan’ın kuzeyinden Sibirya’ya kadar uzanan topraklarda kuruldu. Bugünkü Sibirya’nın adı bu hanlıktan alındı.

1582’de Yermak’ın Kosak birlikleri Çuvaş Burunu Savaşı’nda Küçüm’ü yenerek Kaşlık kentini işgal etmesine rağmen Küçüm Han direnişe devam etmiş ve savaş sürerken 1585’de Yermak öldürülmüştür. Ancak 1598’de Obi Nehri muharebesi’nde yenilen Küçüm Han’ın Nogay Orda’ya sığınmasıyla hanlık yıkılmıştır.Bu son güçlü direncin kalkmasından sonra Rusya’nın önünde Büyük Okyanus’a kadar mukavemet gösterecek hiçbir kuvvet kalmamış ve Rus orduları çok kısa sürede tüm Sibirya’yı ele geçirmeye muvaffak olmuşlardır. (Kaynak :Vikipedia Ansiklopedisi)

KAZAN HANLIĞI’NA BAĞLI  MOSKOVA KNEZLİĞİ

Moskova Knezliği (1340 – 1547 )

Başkent: Moskova

Resmi dili: Rusça

Dini: Rus Ortodoks Kilisesi

Yönetim: Monarşi

Knez: ( Kıralı)

 – 1340–1353         Simeon Gordyi

 – 1533–1547         IV. İvan

Tarihi:

 – Kuruluş tarihi         1340

 – Yıkılış tarihi         22 Ekim, 1547

Yüzölçüm:

 – 1300         47.000 km² (18.147 sq mi)

 – 1462         430.000 km² (166.024 sq mi)

 – 1533         2.800.000 km² (1.081.086 sq mi)

  Altınordu ve  Kazan hanlığı  döneminde Rusya tarihin

Moskova Knezliği ya da Moskova Dükalığı, Rusya toprakları içerisinde kurulmuş Moskova merkezli devlettir. Başlangıçta Altın Orda Devletine bağlı olan Moskova Prensliği Vladimir-Suzdal Knezliği’nin halefi olup, 1340-1547 yılları arasında hüküm sürmüştür. Çar III. İvan’ın reformları ile knezlik gelişmiş ve Rus Çarlığı adını almıştır. Çar olarak bilinen ilk hükümdar Korkunç İvan olmuştur. (Kaynak: Vikipedi’a Özgür Ansiklopedi )

    TATARLARIN  ATASI

    İDİL BULGAR TÜRKLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA…

Şöyle bir Türkiye’ ye baktığımızda basılı yayından görsel medyaya ve sosyal paylaşım sitelerinde genellikle Kırım Tatarları hakkında  yazılan yazıları,makaleleri, belgeselleri görmektesiniz.Lakin Rusya’da Tatar coğrafyası ayrı bir dünya olup Kırım haricinde Kazan, Başkurdistan, Umdurt bölgesi,Finlandiya,Polonya, Litvanya ve Estonya gibi ülkelerde de ciddi Tatar nüfusları yaşamaktadırlar.

Kazan bölgesi yani İdil – Ural nehirleri, Ak Yayık ve Oka ırmakları arasında ki bölge her zaman Türk boylarının yerleşim ve medeniyet merkezi olmuştur. Dünyada yaşayan Kazan Tatar’larının sayısının 11 milyon civarında olduğu bilinmektedir. Türkiye’de de on binlerce Kazan Tatarı yaşamaktadır. Tatarlar’ın ataları olan İdil Bulgarları, İslamiyet’i resmen kabul eden devlet olarak,  Karahanlılar dan önce  ilk  Türk devleti unvanına sahiptir.

1994’te Rusya Federasyonu ile Tataristan Cumhuriyeti arasında ‘Hakimiyeti Paylaşma’ anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma, iki devlet arasındaki ilişkileri kapsayan Rusya-Tataristan modelinin yasal temelini oluşturmaktadır.

‘Avrasyacılık’ akımının destekçilerinden olan Tataristan ekonomisi hızla gelişmektedir. Son 5 yıl içerisinde dış ticareti 3 kat artmıştır. Ekonominin ana sektörünü petrol, gaz ve kimya sektörü oluşturmaktadır. Kazan helikopter fabrikası Rusya’nın en büyük savunma ve ihracatçı şirketlerinden birisidir.

Dış ticaret hacmi 5 milyar doları aşmıştır. Yaklaşık 1 milyar dolar ile Türkiye 2. sırada yer almaktadır. Pek çok Türk inşaat şirketi Tataristan’ın gelişmesinde katkıda bulunmaktadır.

Bir milletin oluşumunda ve devamında tarih, dil, coğrafya ve kültür dört temel unsurdur. Tataristan, Türkiye açısından en az üçünün baz alınabileceği bir ülkedir. Ancak bugün biz Türkiye olarak bunlardan hiçbirini tam olarak uygulamıyoruz.

Peki, Tataristan’ın bu anlamlı günü için acaba hangi yetkilimiz oraya gidecektir?

Biz ne gibi bir katkı sağlamayı düşünüyoruz?

Bir Rusu kazırsan, altından Tatar çıkar

2003’te, Sen-Petersburg şehrinin 300 yıllığı kutlanırken, Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev, Kazan’ın da 1000 yıllığının kutlanacağı hakkında şöyle demişti: “Yine iki yıldan sonra Tataristan’ın başkenti Kazan da kendisinin 1000 yıllığını kutlayacaktır. Bizim şehrimizi Sen-Petersburg ile bağlayan güç, sarsılmaz tarihi dostluktur.” (Şeymiyev, 2003).

Dostluklar güzeldir, fakat bu “sarsılmaz tarihi dostluk” gökten mi indi?  İnsanlar ve uluslar arasındaki dostluğu da, düşmanlığı da geçmiş tarih yaratır.

SEYYAHLARIN  KALEMİN’DEN İDİL COĞRAFYASI..

İdil coğrafyasını gezen ünlü Müslüman  Arap gezginleri İbn Fadlan (X. yüzyıl) Bulgar şehrinde bulunmuş; Ebu Hamid el Endulusî (XII. yüzyıl) İdil boyu coğrafyasını gezmiş, İbn Batuta (XIV. yüzyıl) ise Saray şehrini tasvir etmiştir. Bu gezginlerin hiçbiri Kazan şehrinden bahsetmiyor. XX. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ünlü Rus arkeologu S. Rudenko, özel olarak Kazan hanlığını araştıran ünlü Rus tarihçisi M. Hudyakov ve Tatar tarihçileri Atlasi, Gobeydullin’lerin eserlerinde “Kazan’ın 1000 yıllığı”na özgü tek bir işaret bulunmamaktadır.

Altın Ordu Hanlarından Cambek’in 1357’de ölümünden sonra ortaya çıkan taht kavgaları ve  Timur  han ile Toktamış arasında 1391 ve 1395’lerde cereyan eden savaşlar neticesinde zayıf düşen Kıpçak ilinde, “Kazan Hanlığı”, “Astrahan Hanlığı”, “Kırım Hanlığı”, “Sibir Hanlığı” gibi daha küçük Türk devletleri meydana geldi ve büyük Altın Ordu devleti fiilen sona ermiştir.

Kazan Hanlığı ahalisinin esas unsururlu, eski Bulgar, Kıpçak, Uz v.b. boyların karışmasından meydana gelen “Kazan Tokleri” (veya Tatarları) teşkil ediyor, bundan başka ülkede, Başkırt, Çuvaş gibi Türk asıllı boylarla, Çirmiş, Ar ve Mokşı gibi Fin-Ugor asıllı boylar da bulunuyordu. Kendilerine “Bulgarlı”, “Kazanlı” veya “Müslüman” diyen bu ülkenin Türk asıllı ahalisi için “Tatar” adının ne zamandan itibaren kullanılmağa başladığı açık olarak bilinmiyor. Bazı tarihçiler “Tatar” sözünün bu ülkede Cengiz istilasından sonra Ruslar’ın tesiriyle yerleştiğini söylemekte iseler de, diğer bazıları, Orhon yazıtlarında da zikredilen bu “Tatar” adının bir Türk boyunu ifade ettiğini ve Kaşgarlı Mahmud’un 1072-74 tarihli haritasına dayanarak, “Tatar” adını taşıyan Türk boyunun Moğol istilasından önce de bu civarda mevcut olduğunu iddia etmişlerdir.

KAZAN HANLARINDAN FATİH SULTAN MEHMED’E MEKTUP

1437’de Kazan Hanlığı’nı kuran Uluğ Muhammed, kendisini hala Altın Ordu’nun hükümdarı sayıyor ve parçalanan ülkeyi tekrar kuvvetli bir merkez etrafında birleştirmek gayesiyle hareket ediyordu. İlk adım olarak 1439’da büyük bir ordu ile Moskova kapılarına kadar dayandı, 1444’de tekrar harekete geçerek, 7 Haziran 1445’de Suzdal civarında vuku bulan meydan muharebesinde büyük bir zafer kazandı. Esir edilen Vasiliy,bütün şartları kabul ederek serbest bırakıldı. Uluğ Muhammed Han’ın oğlu Kasim’ın idaresinde bir beyliğin kurulduğunu görüyoruz. Tarihte “Kasım Hanlığı” . (1445-1681) adı ile tanınan bu teşkilatın meydana getirilişinden maksat, Moskova’yı kolayca kontrol etmek ve gerektiğinde derhal müdahele için kuvvet bulundurmaktı.

Kırım, Astrahan, Sibir, Nogay gibi komşu Türk hanlıkları ile münasebetler dostane idi, o derecede ki, Kazan hanlarından bazılarının, bu komşu sülalelerden olduğu görülmüştür. Bilhassa Kırım ile devam, eden sıkı münasebet, Kazan’ın Moskova Rusyası ile mücadelesinde, her zaman müspet yolda büyük önem taşımıştır. İleri görüşlü Uluğ Muhammed Han’ın bununla da yetinmeyerek, Osmanlı Devleti ile de sağlam ve devamlı münasebetler kurmak istediği, II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed’e yazmış olduğu mektuplardan açıkça belli olmaktır.

Moskova devletine karşı varlığını koruyabilmek için, Kazan Hanlığı’nın da askerî, idarî ve iktisadî siyasetini buna göre ayarlaması gerekiyordu. Fakat bu yapılamamış ve neticede devlet, iç mücadelelerin ve taht kavgalarının da tesiriyle gittikçe zayıflamaya yüz tutmuştur. 115 yıl süren Kazan devletinde 19 defa han değişmiş 15 han tahta çıkmış, bunlardan bazıları ikişer, hatta üçer defa idare başında bulunmuşlardır. Halbuki aynı devirde Moskova’da ancak 4 defa hükümdarlık değişikliği olmuştur. Yerli aristokrasî sınıfının iki gruba ayrılarak devlet işine karışması ve bilhassa son devirlerde amansız mücadeleye tutuşması da devletin felaketini hızlandıran sebeplerden biri olmuştur. Altın Ordu ve Kazan Hanlığı’nın ilk devirlerinde Moskova’da cereyan eden taht kavgalarında hanlar söz sahibi olurken, Hanlık zayıfladıkça Moskova’nın nüfuzu artmış, şimdi Kazan’da cereyan eden iç kavgalara Ruslar müdahale etmeye başlamıştır.  ( Kaynak. Kerem Günal)

Previous ArticleNext Article

2 Comments

  1. islam medeniyet tarihinde,islam medeniyetinin inkişaf ettigi şehirler şunlardır. 1 istanbul ayağı 2- Şam-ı şerif 3-Buhara-yı Şerif 4-Kazan dır. Bu şehirlerden biri inkıtaya uğrar ise diğeri bu vazifeyi icra eder.İstanbul’da inkıtaya uğradığında ,Şam-ı Şerif şehri uzun yıllar bu vazifeyi omuzlamıştır.Allah’a şükür ki İstanbul ayağı tekrar canlanmış sizleri bu yıl hem Kazan’da hem Bolgar’da görmekte çok büyük mutluluk duymuşumdur.Şahsım istanbul ili Bahçelievler ilçesi Kocasinan merkez mahallesi muhtarı olarak oralarda yaşayan soydaşlarıma ve dindaşlarımla bir olmakta Allah’ıma sonsuz şükür ediyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir