Medyada tekelleşme ve gazetecilik hatıralarım

28 Ekim 2015 Çarşamba günü Türk basın tarihi açısından önemli bir gün. Dün televizyonların karşısında Koza İpek  Medya Grubu ile ilgili yayınları dikkatle takip ettim. Gelecekte Türk basın tarihi ile ilgili yazı yazacaklar, doktora, yüksek lisans tezi hazırlayacaklar, belgesel çekecek ve araştırma yapacaklar için önemli bir gündü. 40 yıldır gazeteci ve belgeselci olarak bu konuda bende birkaç satır yazı yazmayı kendime görev kabul ettim. Olayın siyasi yönü, diğer etkileri tartışılabilir. Ancak basın özgürlüğü ve medyadaki tekelleşme noktasında çok önemli bir konu. Bu konuda elbette çok şeyler yazılıp, söylendi ve söylenecek. Ben olayı takip ederken 40 yıllık gazetecilik hatıralarımda gözümün önünden bir sinema şeridi gibi geçti. 32 yılı Gebze Gazetesi’nin sahibi ve kurucusu olmak üzere 40 yıllık gazetecilik hatıralarımdan bir bölümünü sizlerle bugün paylaşmak istiyorum.
BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
Demokrasi ile yönetilen ülkelerde Basın ve ifade özgürlüğü Anayasa ile teminat altına alınmış ve insan hakkı olarak kabul edilmiştir.  Bir ülkenin gerçek demokrasi ile yönetilmesinin en önemli ölçüsü, Basın ve kitle iletişim araçlarının tam anlamı ile özgür ve bağımsız olmasından geçer.
Demokrasilerde medya özgürlüğü, yasal düzenlemelerle güvence altına alınmasına rağmen dünyanın birçok ülkesinde sürekli tartışma konusu olmuş ve olmaya devam ediyor. Medya özgürlüğünün önündeki en büyük engel, yerel ve yaygın medyada tekelleşme, sansür yasaları, ekonomik zorluklar ve siyasi baskılardır.
Medyada düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesi için öncelikle medya kendi içinde özgür olmalı medya sahipleri çalışanlarına baskı uygulamamalıdır. Medya alanındaki  tekelleşme   medyanın gelişmesinin önünde en büyük engeldir.
Haber ağı ve insan kaynakları ile  yerel medya üzerindeki  ekonomik zorluklar,  yerel medyadaki medyada  tekelleşme  ve  yerel siyasi otoriteden gelen  baskı ve  sansür  insanların en temel  hakkı olan  bilgi edinme    hakkında  eşit olarak  yararlanamamalarına  neden olmaktadır.
Düşünceyi ifade etme hak ve özgürlüğünü önündeki  en büyük engel  olan   yerel  Medyadaki  tekelleşmenin başlıca nedenleri, iletişim araçlarının gücünden yararlanmak  başta  yerel  medya sektöründen elde edilen kazancı çoğaltmasının yayında  siyasi, ekonomik ve sosyal  güç sahibi olma duygusu yatmaktadır.
Genelde olduğu  gibi  yerelde  finans çevrelerinde medyaya sahip olma, onun gücünden yararlanma arzusu çok daha yaygındır. Yerel medyaya  sahip olmak  siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarlar için önemli üstünlükler sağlar; siyasi çevrelerde itibar görme ya da baskı aracı olarak kullanıldığı için yerel medyada tekelleşme çok yaygındır.
Medya ile  hiç ilgisi olmayan  kişi veya kurumlar   medya sahibi olmanın   sosyal üstünlük, ekonomik  güç ve politik  çevre  sağladığı için  büyük paralar harcayarak  özellikle  yerel  medya sektörüne girdiği ve  medyada tekelleşme için  özel çaba sarf ettiği yerel medyada daha çok görülmektedir.
Bu tespitleri 35 yıldır yerel medya mensubu olarak   sadece gazetecilik yapan , hem gazete sahibi ve hem de  gazete çalışanı yerel medya mensubu birisi olarak  “Yerel medyada  ekonomik, siyasi, sosyal  ve  yasal alanda tekelleşme” sorununu bire bir Kocaeli’de  yaşamaktayım. Yerel medyada tekelleşme ile mücadele eden  Gebze gazetesi örneğini makale konusu  yaptım.
Tekelleşmenin yerel medya üzerindeki etkisi, Yerel medyanın gelişmesinin önündeki en büyük engelin tekelleşme olduğunu 35 yıldan beri Gebze’de “Gebze Gazetesini  “ yayınlayarak görmekte ve yaşamaktayım.
Gebze Gazetesi’ni 25 Mart 1985 yılında kurduğumuzda sadece bir gazete yayınlanmaktaydı.   Gebze’deki Matbaasında gazetemizin basımını kabul etmediğinden gazetemizi basacak da başka matbaa bulamadığımız için İzmit’e gitmek zorunda kaldık. Tam iki yıl her hafta İzmit’e gidip gelmek suretiyle gazetemizi İzmit’te ki matbaalarda bastırıp, dağıtımını Gebze’de yaptık.
O süreç içerisinde hem gazetemizi büyük sıkıntılarla İzmit’te basıyor hem de Gebze’nin o dönem tek gazetesi olan Uyanış Gazetesi’nin tekelleşmesine karşı mücadele veriyorduk. 2 yıl sonra Gebze’de kendi tesislerimizi kurunca, burada gazete çeşitliliğinin artması için siyasi görüşümüz farklı olan Harun Özcan adındaki bir arkadaşıma Demokrat Gebze isminde bir gazete çıkartmasını ve gazetenin de kendi tesislerimizde maliyetine basacağımızın sözünü verdim. Bunun üzerinde Harun Özcan gazeteyi çıkartmaya karar verdi ve 9 ay bu gazeteyi tesislerimizde sadece kağıt ve baskı maliyetine yayınlanmasına vesile olarak, Gebze’de basın-yayın çeşitliliğini arttırdık.
Basın – Yayın hayatında tekelleşmeye her alanda karşı olmaya çalıştım. Basın İlan Kurumu Genel Kurul Üyeliği ve Kocaeli Temsilciliği görevim sırasında Gebze’de resmi ilan alma hakkı kazanan gazetelerin resmi ilan almalarına yardımcı olmaya çalıştım.
Rakip gazetelerin teknik personelinin yetişmeleri için gazetemiz bünyesinde Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık Eğitim Merkezi ile iş birliği yapıp, usta öğretici olarak teknik personel yetişmesine öncülük ettim.
Tekelleşme ile mücadele eden gazete ve gazeteci olarak hep rekabetten kendimiz ile yarışmak, rakiplerimize saygı göstermek, kalitemizi arttırmak prensibini ortaya koyarak bugün ki başarılı noktaya geldik. Gebze Gazetesi’nin bugün ki başarılı konuma gelmesinde tekelleşmeye karşı verdiği mücadele yatmaktadır. Yazının devamını www.gebzegazetesi.com adresindeki köşe yazımdan okuyabilirsiniz.
Gazetemizin başarısı ile ilgili gerek Türkiye Gazeteciler Cemiyeti resmi internet sayfasında gerekse Bağımsız İletişim Ağı resmi internet sayfalarında yazılar yer almaktadır. O yazıları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yerel  Basın Tarihinde Kocaeli
150 yıllık geçmişi olan Türk basın tarihinde yerel gazetelerin ayrı bir yeri ve önemi vardır. 1850’li yıllarda Osmanlı coğrafyasının bir çok bölgesinde gazeteler yerel olarak çıkmaya başladı. Kocaeli bölgesinde de ilk gazetenin 1870’ler de Kocaeli adı ile çıktığını biliyoruz. Cumhuriyet döneminde Kocaeli basını gelişti, Türkiye’de renkli gazete yayınlayan iller arasında yer aldı.
Gebze’de ilk gazete 1954 yılında Gebze’nin sesi adı ile çıktı. 1965’lerde Körfez Gazetesi daha sonra Gebze Postası ve Uyanış adı ile gazeteler yayınlandı. Bu gazetelerin en uzun süre yayın yapanı 15 ila 20 yıl civarında. 1985 yılında yayınlanmaya başlayan Gebze Gazetesi bugün yazılı ve görsel   medya alanında  Kahraman Medya  gurup  olarak  çeşitli  medya  alanında yayın yapmaya  devam ediyor.   (www.gebzegazetesi.com ) (www.kocaeligebze.tv) (www.belgeselyayincilik.com)
Gebze Gazetesinin en önemli özelliği çok geniş görsel ve yazılı arşive sahip olması. Arşivlerimizi araştırmacılara akademisyenlere açmış durumdayız. Yerel gazeteciliğin yanında Devri Alem belgesel programı ile uluslararası alanda gazetecilik yapıyoruz. Kendi bünyemizde kurduğumuz İlim Kültür Tarih Araştırmaları  Merkezi kütüphanesinde binlerce kitap fotoğraf ve video kültür  Medya tarihi araştırmacıları ile   akademisyenlerin  bilgisine sunulmuştur.
Gebze Gazetesi ile sadece yerel gazetecilik değil, ulusal ve uluslararası gazetecilik yaptık. Gazetecilikle yetinmeyerek televizyon belgeselciliği yapmaktayız, Türkiye’nin 81 vilayeti ve dünyada 70’den fazla ülkeyi gezerek, belgeseller çekip araştırmalar yaparak gelecek kuşaklara aktarmaktayız. Devr-i Alem  belgesel programları Gebze Gazetesi’nin bir kültür hizmeti.
TARİH, KÜLTÜR ÇEVRE PLATFORMU
Gebze’de tarih, kültür ve çevre bilinci oluşturduk. Birçok sivil toplum kuruluşunun desteğiyle tarihe, kültüre ve çevreye gerçekten önem veren birçok ismi ödüllendirdik. Birçok Üniversite’den davetler alarak konferanslar verdik. Bugün birçok Üniversite bizi konferans vermeye çağırırken, biz de fırsat buldukça gelen her daveti değerlendirmeye çalışıyoruz. Yine aynı şekilde birçok il ve ilçeden belgesel çekimleri için davetler alıyor ve değerlendirmeye çalışıyoruz.
YAYIN İLKELERİMİZ
31 Yıl önce 25 Mart 1985 tarihinde bu gazete yayın hayatına başladığında  ‘NEDEN GEBZE GAZETESİ?’ başlıklı yazımda gazetemizin yayın ilkesini yazdık.  Gazetemiz hiç bir zaman kasıtlı olarak insanların kişilik haklarına, insanlarını onurlarına ve makamlarına saldırmayacağının altını çizmiştik. Bugüne kadar bu ilkemize hep sadık kaldık. Bugün Gazetemiz Gebze her gün binlerce kişi tarafından satın alınıp okunuyorsa Gazetemizin yayın ilkelerinden taviz vermeden okurlarının güvenine sahip olmasındandır. Gazetemiz sürekli kendisi ile yarış ederek
İNTERNET GAZETECİLİĞİNDE DÜNYA MARKASI
Gazetemiz internet üzerinden dünyaya açılmakta. Her gün dünyanın birçok ülkesinden on binlerce okurumuz gazetemizi (www.gebzegazetesi.com ) internet üzerinden takip edilip, okunmakta. 31 yıllık gazetecilik birikimi arşiv ve bilgilerimizi tüm Gebzelilerle paylaşıyoruz. 31 yıl içinde Gebze ve Türkiye’de çok şeyler değişti. Biz gelişerek büyümeye devam ediyoruz.
31 yıllık bir geçmiş? 31 yıldır yazmak, haber peşinde koşmak, araştırma yapmak, zamanla yarışıp basın yoluyla halka kültürümüze ve tarihimize hizmet etmek. Dile kolay tam 31 yıl? Nereden nereye. Gebze’de Gazete basacak matbaa olmadığı için her hafta İzmit’e birkaç kez gidip gelerek bastığımız gazeteleri sırtımızda Gebze’ye getirip, tek tek abonelerimize bizzat kendimiz dağıtıyorduk. Çektiğimiz sıkıntılar, maddi ve manevi zorluklar hepsi birer anı gibi hatıralarımızda yaşıyor. Halen ilk gününü heyecanı ile gazetecilik yapmaya devam ediyoruz. Yerel medyanın sorunlarını değişik platformlarda gündeme taşıyoruz.  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti  tarafından  1997 yılında düzenlenen yerel medya eğitim seminerinde “ Yerel medyanın sorunları  ve Çözüm yılları ile ilgili” yaptığım bir konuşma  paylaşıyorum.
YEREL BASINDA GAZETECİNİN TANIMI, İŞLEVİ, ÇALIŞMA KOŞULLARI VE SORUNLARI
… “  Yerel medyanın  en büyük sorunu yetişmiş eleman gücü. Gebze iş ve işçi bulma kurumuna başvuruyoruz, 1.500 tane bekleyen işsiz var, iş arıyor. Her gün gazetemize ilân basıyoruz, yayıncı, muhabir, gazeteci arıyoruz; maalesef bir kişi başvurmuyor. En büyük sıkıntımız bu. Teknik elemanda da, yayıncı elemanda da ciddi sıkıntılar çekmekteyiz. Gebze Kız Meslek Lisemizin grafik bölümü var, matbaacılık lisesi var. Buradan elemanlar alıyoruz. Elemanlar maalesef versiyonları geçmiş, 20-30 yıl öncesinin makinalarında çalıştığı için yeni makinalara adaptasyon sağlayamıyorlar. Tekrar onları yetiştirmeye çalışıyoruz, İstanbul‘dan uzmanlar getirip kurslar veriyoruz. Çok ciddi sıkıntılar çekiliyor. Bunun için Türkiye‘nin belli yerlerinde mutlaka yayıncılık meslek liselerinin açılması gerekir.
İletişim Fakültesinden sayın dekanlarımız var aramızda, inanıyorum ki karşı çıkacaklardır. Ama biz Anadolu‘da maalesef toplumdan dışlanmış, okuldan atılmış, birileri ile kavgalı insanlarla çalışmak zorundayız, çünkü eleman bulamıyoruz, ciddi sıkıntı içindeyiz. Bunun tek çözümü yayın kuruluşları ile irtibatlı çalışabilecek mutlaka yayıncılık meslek liselerinden geçmiş insanlardır. Gebze‘nin reklamını yapmak için arz etmiyorum ama biz Gebze‘de dört gazeteyiz, kavgamız gürü/tümüz yok Ama maalesef Türkiye‘nin birçok yerinde hatta  ilimiz Kocaeli’nde insanlar birbirlerini öldürürcesine gırtlağına basmaya çalışıyor. Gazeteler arasında büyük kavga var. Biz bunu aştık, kısmen de olsa çıraklık eğitim merkezleri ile anlaşarak matbaalarda çalışan insanları teknik olarak eğitmek için kurslar vermeye çalışıyoruz.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli‘den beklentimiz var. Gebze Bayramoğlu‘nda Basın İlân Kurumu‘nun çok modern tesisleri var. Yılda üç ay çalışır, senenin geri kalan kısmında maalesef boştur. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı öncülüğünde burada kurslar düzenlenebilir. Anadolu’ya, Türk basınına, Türk medyasına çok değerli insanlar kazandırılabilir diye düşünüyorum. Ama maalesef her zaman söylüyorum burası Gültekin Bey‘in başkanlığında sadece belli bir gazeteci grubuna hizmet veriyor, sair zaman boş. Gitmeyen varsa lütfen gitsin görsün ve bu savurganlığa lütfen gazetelerinde yer versinler.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: iletişim sektörünü acaba kim temsil ediyor? Bunun hep altını çizerek söylüyoruz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adı üstünde temsil etmeye çalışıyor ama bir taraftan Basın Konseyi, öte yandan Ankara Gazeteciler Cemiyeti büyük bir mücadele içerisinde. Türkiye‘de basın yayın iletişim sektörü içerisinde 180‘e yakın basın meslek kuruluşu var. Bu çarpıklık önlenmediği sürece sorunlarımız çözülmeyecektir. Teşekkür ediyorum. ( Kaynak: http://www.tgc.org.tr/ybs/01-08.htm “YEREL BASINDA GAZETECİNİN TANIMI, İŞLEVİ, ÇALIŞMA KOŞULLARI VE SORUNLARI” II. Bölüm : Anadolu Basınındaki Zorluklar   Türkiye gazeteciler cemiyeti 1997  Yerel medya eğitim seminerlerinde yaptığım  konuşma)
BAĞIMSIZ  İLETİŞİM AĞI  (BİA ) İNTERNET SİTESİNDE  GEBZE GAZETESİ.’NİN BAŞARI HİKAYESİ
İletişim Mezunları Yerel Medyada çalışmak  İstemiyor!
1982 de Gebze’de günlük gazete yoktu, Uyanış gazetesinde muhabirlik yapmaya başladım… Yangın haberinde gözaltına alınmamı halk önledi… Gebze’de ilk çevre dergisi olan Körfez’i ve Gebze FM radyosunu kurdum… Buranın gazetecilik ve radyoculuk okulu olduk. Gazeteciliğe memleketim Giresun’dan 1978’de ayrılarak yerleştiğim Gebze’de başladım. Askerlik 1982’de bittiğinde de yine Gebze’ye döndüm.
Gebze sanayileşmeye başlayan, Türkiye’nin her yerinden göç alan ve nüfusu gittikçe artan en büyük ilçelerden biri olmasına rağmen Gebze’de günlük gazete yayınlanmıyordu. TRT ve Anadolu Ajansı gibi yaygın basın temsilcisi de yoktu.
Bu büyük eksikliği fark ederek, Gebze’de haftada bir gün yayımlanan “Uyanış” gazetesinde 1982’de köşe yazarı ve muhabir oldum.
İlk haberim, Gebze’deki bir yangın olayı ile ilgiliydi. Haber alınca sabah erkenden yangın bölgesine gittim. İtfaiye yangın yerine susuz gelmişti. O dönem sıkı yönetim olduğu için Belediye Başkanı seçilmemiş, atanmıştı.
İtfaiyenin suyu olmadığı için yangın bölgeyi tehdit ediyordu. Belediye başkanına neden itfaiye susuz geldiğini sorduğumda, bölgenin sıkıyönetim komutanı bana müdahale etti. Ben Başkana tekrar soru sorunca göz altına alınmama halk karşı çıkarak bana destek olmuştu.
Benim gazetecilik hayatım böyle bir ortamda başladı. Haberi daha sonra yazdık, Belediye Başkanı da halktan özür diledi.
1985’e kadar TRT, Anadolu Ajansı, Ulusal Basın Ajansı, Akdeniz Haber Ajans, Türk Haberler Ajansı, Tercüman, Hürriyet Haber Ajansı, Türkiye, Kocaeli gibi gazetelerin Gebze temsilciliği veya muhabirliğini yaptım.
Aynı yıl, Gebze’nin ilk vasıflı yerel gazetesi ve Gebze’nin gazetecilik okulu olarak tanımlanan “Yeni Gebze” gazetesinin kuruculuğunu yaptım. 3 yıl sonra ise Sarı Basın Kartım oldu.
Gebze’de gazete basmak için matbaa olmadığı için iki yıl boyunca her hafta İzmit’e gidip gelerek büyük boy günlük gazete çıkardım. Gazetenin baskısını yapmakla kalmadım, dağıtımını da kendim sağladım.
O dönemler Gazete entertip denen kurşun dizgi makinelerinde diziliyor ve Frankentel denen tipo baskı makinelerinde basılıyordu. Baskı makinelerinde resimler önce çinko klişelere çekiliyor bu klişeler gazeteye resim olarak basılıyordu.
Tek başına gazetemi basmaya ve dağıtmaya devam ettim. l996 sonunda Gebze’nin ilk otomatik gazete baskı makinesini kurdum. Gebze’nin ikinci gazetesi olan “Demokrat Gebze”, 9 ay süreyle matbaamızda basıldı. Gebze’nin ilk çevre dergisi “Körfez”i çıkardım.
1990’lı yıllarda Gebze’nin ilk Radyosu “Gebze FM”i kurdum. “Gebze FM”i uzun yıllar çalıştırdıktan sonra 3 yıl önce devretmek zorunda kaldım. Bunda işlerimin yoğunluğu, gazetecilik ve belgesel çalışmalarım nedeniyle radyoya zaman ayıramamak ve yetişmiş eleman bulamamak etkili oldu.
Radyoculuk deneyimim yoktu. Devrettiğim radyo, şu an bölgesel radyo olarak yayın yapıyor.
Bir ilçede yerel gazete ve radyoculuk yapmak gerçekten çok zor. Yazdığınız haberle hemen yüzleşiyorsunuz. Yazdığınız haberleri değerlendirmesini bire bir yaşıyorsunuz, haberleriniz olumlu veya olumsuz olduğunda okurlarınızdan bire bir tepki alıyorsunuz.
Yerel gazeteciliği ilkeli ve dürüst yaparsanız halk nazarında saygı duyuluyor ve takdir ediliyorsunuz. Gebze’nin ilk radyosunu kurduğumda hem haberleri okuyor, hem insanlarla bire bir görüşmeler yaparak onları bilgilendiriyorduk.
Bölgemizden de olumlu tepkiler alıyorduk. O günleri hiç bir zaman unutmayacağım. İlk fırsatta da Gebze’de radyo ve televizyon kurmak için yine harekete geçeceğim.
Gazete ve radyoculuk insanı çok meşgul eden bir meslek. Bu yoğun çalışma ortamı hem iş ve hem de aile hayatımı büyük çapta etkiledi. Eve gidemediğim günler bile oldu.
Gazete ve radyoculukta 500 bin kişinin yaşadığı Gebze’de önemli hizmetler yaptık. Gebze’nin gazetecilik ve radyoculuk okulu olduk. Gebze Milli Eğitim Müdürlüğü Çıraklık Eğitim Müdürlüğü ile anlaşarak gazetemiz bünyesinde kurs açtık.
Gazete, Matbaacılık kursu olarak eğitim verdiğinden kendi elamanımızı kendimiz yetiştirdik.
İletişim Fakülteleri mezunları yerel yayın kuruluşlarında çalışmak istemiyorlar. Türkiye’nin acilen iletişim meslek liselerine ihtiyaç var. Yerel medyanın en önemli sorunu iletişim bilgisiyle yetişmiş insan gücü.
Yeterli ve özgür medya olduğumuza inanıyoruz. Kuruluşlarımızda her siyasi düşünceden insan çalıştığı gibi her kesime de hitap ediliyor. Yerel medyanın bu yönü güzel. “Yeni Gebze” gazetesi olarak 25 Mart 2003’te 19 yaşına gireceğiz. Habere verdiğimiz değer nedeniyle 19 yılda bir çok ödül aldık.
Bugün ise yalnızca gazetede görevim yok. Anadolu Gazete Radyo ve Televizyon Yayıncıları Birliği’nin (AGRT) Genel Başkanlığı’nı yapıyorum. Ayrıca, Anadolu Belgesel Yayıncılık yapım ve yönetmeni ve Anadolu Yerel Gazete Sahipleri Türkiye temsilcisiyim.
Balkanlar, Gebze, Kocaeli, Giresun ve Espiye Belgeseli kitaplarını hazırladım. Bazı TV’lerde programlar yaptım.
Kültür Bakanlığı’ndan “Belgesel Yapım” yetki belgesini alarak; Karadeniz, Amasya, Balkanlar’da Osmanlı Medeniyeti, Gebze Tarih ve Kültür, Bulgaristan’da Türk Şehirleri gibi TV belgeselleri çektim.
” Gebze gazetesi” BİA üyesi
Bunun yanı sıra, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Bağımsız İletişim Ağı (BİA), Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nin üyesiyim. Gazetecilik alanı dışında çeşitli sanayi ve sivil toplum kuruluşlarına da üyeyim. (EÖ) (Kaynak: BİA Haber Merkezi 08 Mart 2003 Bağımsız iletişim ağı resmi internet sitesi)
Evet, sonuç olarak tekelleşme yerel basını daha çok etkilemekte. Sadece ekonomik açıdan tekelleşme değil, siyasi, sosyal, idari  ve ideolojik açıdan tekelleşmeler yerel basınının gelişmesini engellemekte. 31 yıldan beri yerel basında çok önemli bir yere sahip olan Gebze Gazetesi bugün ki başarılı konuma, tekelleşmeye karşı verdiği mücadele ile gelmiştir.

Altıntaş öncü oldu, başka babayiğit yok mu?

Yerli otomobil ile ilgili kamuoyunda tartışmalar devam ederken, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık’ın aradığı ilk babayiğit Gebze’den çıktı. Gebze kamuoyunun yakından tanıdığı, yaptığı okullarla adından söz ettiren Muzaffer Altıntaş, Bakan Işık’a ilk çıkacak yerli otomobile talip olduğunu söyledi. İlk çıkacak yerli otomobilin kendisine verilmesi halinde Gebze’de gösterilecek bir alana 18 derslikli bir okul yaparak devlete bağışlayacağını açıklaması kamuoyunda büyük yankı yaptı.
KAMPANYAYA İLK DESTEK GEBZE’DEN
Gazetemizin 24 Ekim 2015 sayısında bu sayfada yer alan “Yerli otomobil kampanyası başlatılmalı” başlıklı yazımız üzerine Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile konuşmuş, otomobile Kocaeli’li sanayici ve iş adamlarının sahip çıkmasını istemiştik. Bakan bey, birçok projelerinin olduğundan söz etmişti. Bunlar kamuoyunda tartışılırken, Muzaffer Altıntaş’ın kampanyaya sahip çıkması büyük ilgi uyandırdı. Gazetemizin 24 Ekim tarihli sayısında yer alan yazıyı http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobile-destek-kampanyasi-baslatmaliyiz-makale,1266.html linkinden okuyabilirsiniz.
İLK AÇIKLAMAYI GAZETEMİZE YAPTI
Bakan Fikri Işık’ın TRT televizyonunda Gebzeli bir babayiğitin ilk çıkan yerli otomobile sahip olmak istediğini açıklaması üzerine ulusal medya Gebze’ye akın etti. Birçok televizyon kanalı ve gazete Muzaffer Altıntaş ile konuşma yaptı. Altıntaş ulusal medyaya yaptığı açıklamada, “Ben kuru bir ekmeği üç gün ıslayarak yiyip bugünlere gelen fakir bir Anadolu evladıyım. Ülkeme vefa borcum var. Ben bu araca sahip çıkıyor isem Türkiye’de herkes yerli otomobile sahip çıkmalı. Bunu başarı ile hedefe ulaştırmalıdır” diye açıklama yaptı. Altıntaş, ulusal basından önce dün sabah saatlerinde ilk açıklamayı da gazetemize yapmış oldu.
İş adamı Muzaffer Altıntaş yaptığı okullar ile özellikle de Sultan Orhan Camii’nin yıkılmasını önlemek üzere kurduğu dernek ve camiye yaptığı hizmetlerle tanınan bir isim. Altıntaş’ı iş yerinde ziyaret ederek görüşlerini aldık. Altıntaş her zaman ki babacan tavrı ile, “Ben fakirlikten gelen bir iş adamı olarak yerli otomobile sahip çıktıysam, başta Kocaeli bölgesi olmak üzere, Türkiye genelindeki tüm sanayici ve iş adamlarımız yerli otomobil projesine sahip çıkmalı. Dünya’nın en kaliteli ve en konforlu otomobilleri Türkiye’de üretilmelidir” diye konuştu.
KOCAELİLİLER NEREDE?
Bakan Sayın Fikri Işık’ın basın toplantısında da gündeme getirdiğim için burada da açıkça yazıyorum. Kocaeli hem yerli otomobil markasının ilk numunelerinin yapıldığı Gebze TÜBİTAK’a ev sahipliği yapıyor. Yerli otomobil fikrini gündeme getiren eski Bakan Nihat Ergün ve şimdiki Bakan Fikri Işık’ın seçim bölgesi Kocaeli. Türk sanayisinin atar damarı olan, 14 organize sanayi bölgesi ile organize sanayi başkenti Kocaeli, Bakan Sayın Işık’ın ‘babayiğit’ çağrısına ses vermeli ve Kocaeli komple ‘babayiğit’ olmalıdır. Yerli otomobilin üretim merkezi Kocaeli’de olmalıdır.
Kocaeli Sanayi Odası, Kocaeli Ticaret Odası, Gebze Ticaret Odası ve Körfez Ticaret Odası başkanlarına buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Yerli otomobil olayına sahip çıkmak için kampanyalar başlatılmalı. Kocaeli’de ki tüm oda üyelerinin ortak olacağı bir anonim şirket kurulmalı ve yerli otomobil Kocaeli üretilip, dünyaya satılmalıdır.
CUMHURİYET BAYRAMI MÜJDESİ BEKLİYORUZ
Bugüne kadar sesi çıkmayan başta Kocaeli’deki Sanayi ve Ticaret Odalarımız, Meslek Odaları, Organize Sanayi Bölgeleri, Sanayicilerimiz, Esnaf Odalarımız ve diğer meslek örgütleri aranan babayiğit çağrısına ses vermeli. Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı bugün yerli otomobile biz sahip çıkıyoruz müjdesi vermelidirler.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ KOCAELİ’DE KURULDU
Cumhuriyet Bayramı’nın 92. Yıldönümü kutlanırken, Türkiye yerli otomobili tartışıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulup, dünyaya duyurulduğu yer Kocaeli. Mustafa Kemal Paşa, 16 Ocak 1923’te Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulacağını Kocaeli’de yaptığı basın toplantısı ile açıklamıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş müjdesinin verildiği Kocaeli şimdi Türkiye için çok önemli bir prestij olan yerli otomobil olayına sahip çıkmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş müjdesinin verildiği basın toplantısı ile ilgili daha önce kaleme aldığım yazıyı Çalışan Gazeteciler Gününü ve Atatürk’ün Basın toplantısı başlıklı yazımı http://www.yenigebze.com.tr/Koseyazisi-13065-calisan-gazeteciler-gununu-ve-ataturkun-basin-toplantisi.html veYerli Otomobil Türkiye’nin şerefidir başlıklı yazımı http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobil-turkiyenin-serefidir-makale,1270.html adresindeki linkten okuyabilirsiniz.

Yerli otomobil ve çocukluk hatıralarım

Geçtiğimiz gün yerli otomobil ile ilgili Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık ile yaptığımız görüşmeyi konu alan yazım büyük ilgi gördü. Birçok okur destek, takdir ve teşekkürlerini ilettiler. Türkiye’nin bugüne kadar bir yerli otomobil üretememesi büyük bir ayıp.
Yerli otomobil fikri ortaya atıldığında oldukça heyecanlandım. Her yerli otomobil gündeme geldiğinde çocukluk anılarım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçmekte. Hele ilkokul yıllarımda yerli malı haftasını kutlamak için evden getirdiğimiz birkaç eşya, fındık ve cevizi masa da sergilediğimiz o günler zamanı mazi oldu. Ama “Yerli malı, yurdun malı, Her Türk onu kullanmalı” sözünü hiç unutmadım.
İLK KEZ ARABAYI NE ZAMAN GÖRDÜM?
Araba deyince çocukluk yıllarımı hatırlarım. Farklı bir duyguya kapılırım. Ben 5 yaşlarındayken, Espiye’den köyümüze insan gücü ile araba yolu açılmış ve Kaymakam’ın branda kaplı askeri araçtan bozma jep tarzı otomobili bugün Giresun’un Espiye İlçesi Soğukpınar Beldesi olan Dikmen Köyü’ne çıkmıştı. Gıran’da evimizin önünde Kaymakam’ın otomobilinin insan gücü ile açılan yoldan geçişini heyecan ve birazda korkuyla izlemiştim.
İlk kez kamyonu rahmetli halamın hayır olarak yaptırdığı su değirmeninin taşını getirmek için, Yağlıdere’nin Dalıp Köyü’ne giden hayırseverlerin yemeklerini katır ile birlikte rahmetli babam Şahinyuva Köyü’nün Düzyol mevkiine gitmiş, bende ona eşlik etmiştim. Sırf hayır hizmeti olarak ücretsiz bir şekilde değirmen taşını getirmeye giden köylülerin yemek yiyeceği yerde beklerken kırmızı BMC marka bir kamyonun 50 metre ilerimizdeki yoldan geçerken, ben avut onarının arkasına geçip o kamyonun geçişini biraz korku, biraz heyecan ve birazda hayretle seyrettiğim 6 yaşındaki o günleri hatırlıyorum. İlk kamyonu da o zaman görmüştüm.
ARABAYA İLK NE ZAMAN BİNDİM?
Biraz hafızamı zorluyorum. Arabaya ilk ne zaman bindiğimi hatırlamaya çalışıyorum. Köyümüzün yakınındaki Kızılkaya madeninde Karadeniz Bakır İşletme’ye ait pikaplara binebilmek için köyden saatlerce yürüyerek oraya gidiyor ve bunu başarıyorduk. Oradan 100 metrelik yolda da olsa o pikabın mazot kokulu gidişi beni tarifi imkânsız heyecanlandırıyordu. Sonra yaylamıza yolun geldiği yıllar ve kamyonun arkasından koşarak, kamyona bindiğimiz o çocukluk yılları. Ne de güzeldi? Hepsi artık mazi oldu, geçmişte kaldı.
Kamyon ve otomobiller çocukluk yıllarımızda en büyük hayallerimizdi. İlk oyuncağım rahmetli Rahman dayımın oğlu İsmail ile birlikte bana yaptığı tahta kamyondu. O küçücük tahta kamyon 20’lik çivilere takarak ağaç tekerleklerle yaptığımız ve oynadığımız, ardından da adaşım İsmail ile o tahta kamyonu paylaşamayarak kavga ettiğimiz o günler. Sanki dün gibi hafızamızda.
3 TEKERLEKLİ AĞAÇ DALINDAN YAPTIĞIMIZ ARABAM NEREDE?
İlk kez benim oyuncak arabam rahmetli halamla koyunları otlatırken kestiğim üç tekerlekli kaykay arabası olmaya müsait arabamdı. O arabama tekerler takıp, köyde o arabam ile oynamış ve okumak üzere köyden ayrılır iken arabamı halama teslim ederek, ‘Aman arabama bir şey olmasın. Ben gelip tekrar bu araba ile oynayacağım” diyerek oyuncak arabamı halama teslim etmiştim.
Çocukluk hatıralarımız aslında çok geniş. Zaman zaman o çocukluk hatıralarımı sizlerle paylaşarak tarihe not düşmek istiyorum. İlk kez şehre gittiğim o günler, ilk kez kamyon ile yaptığımız yolculuk, sonra minibüs ve otobüslere binmem ve uçağa ilk kez bindiğim 1988 yılı… Hele rahmetli halamı bayram dolayısı ile yaylada görmek için ilk kez uçak ile Trabzon’a gittiğim ve rahmetli halamın uçakla geldiğimi öğrenince sevinçten boynuma sarılması, hem ağlayıp hem de beni sevdiği o tatlı günler… Rahmetli halam, ‘Oğlum sen köyden ayrılıp okumaya giderken, bana bıraktığın o arabanı ben yıllarca saklayıp, korudum. Ama sen hiç o arabayı sormadın. O araba halen merekte duruyor’ diyerek yıllar sonra bana o çok sevdiğim oyuncak arabamı hatırlatmıştı. Keşke o arabamı saklayıp bugünlere getirebilseydim.
İLK KEZ OTOMOBİL SAHİBİ OLUYORUM
Aslında her gün yaşadığımız olaylarla tarihe canlı şahitlik yapıyoruz. Konu yerli otomobilden açılmıştı. Çocukluk hatıraları ile girdik, şimdi de bu satırlar ile ilk kez hangi tarihte otomobil sahibi olduğumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Tarihler 1988… 28 yaşındayım. Artık bir otomobil sahibi olmak istiyorum. Bana şoförlüğü öğreten İşçi Bulma Kurumu eski Müdürlerinden rahmetli İlyas Uzuner’i rahmet ve şükranla anıyorum.
Çat pat şoförlüğü öğrenince artık bir otomobil sahibi olmayı kafaya koymuştum. Kartal’daki o dönem açılan oto pazarına gitmiş, Gebzeli arkadaşım Süleyman Altay’ın satmak üzere pazara götürdüğü, Koç Holding tarafından üretilen Doğan marka otomobile talip olmuştum. Süleyman Bey bana aracın yaramadığını, çok masraf açabileceğini söylemesine rağmen ben o otomobile 5 bin TL’si peşin toplam 7 bin TL’ye satın almıştım.
Çocuklar gibi şendim. Artık bir otomobilim olmuştu. Çocukluk günlerim, geçmiş zaman, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçerken, ben art arda başka otomobillere sahip olmuştum. Ama o dönemin en yaygın otomobili Tofaş’ın ürettiği Doğan, Serçe, Şahin otomobilleriydi. Ama bunların yenisine sahip olmak öyle kolay değildi. Yazılıp, önceden parasını vererek beklemek gerekiyordu. Gelen vade farkını da ödemek kaydı ile ‘0’ otomobile sahip olunuyordu. Gebze’nin koca yeni ve eski çarşısında birkaç kişinin iş yerinin önünde bu otomobiller vardı.
Yıllarca vatandaş bu tür araçlara adeta mahkûm edilmişti. Dünya’nın o konforlu ve lüks araçları ancak rahmetli Özal ile devreye girmiş ve dünya markası otomobiller Türkiye’ye gelmeye başlamıştı.
Nereden nereye. İşte bizim kuşak bu uzun, meşakkatli süreçten geçerek bugünlere geldi. Bugün yerli otomobil deyince onun için heyecanlanıyorum. Yerli otomobile onun için sahip çıkıp, yerli otomobilin Türkiye’nin namus ve şerefi olduğunu söylüyorum.
Yerli otomobil ile ilgili bugün ki yazım dâhil üç yazı kaleme aldım. Bu yazılarımı başlık ve linkleri ile birlikte sizlerle paylaşıyor ve bir kez daha okumanızı tavsiye ediyorum. Yerli otomobil Türkiye’nin şerefidir; http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobil-turkiyenin-serefidir-makale,1270.html Yerli Otomobile destek kampanyası başlatmalıyız; http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobile-destek-kampanyasi-baslatmaliyiz-makale,1266.html
Evet, sonuç olarak linklerini verdiğim bu yazılarımı okuduktan sonra bugün ki yazımı bir kez daha okumanızı, çocukluk anılarınızı yorum olarak bizlerle paylaşmanızı istiyor, inşallah bir gün yerli marka otomobile sahip olacağım günü iple çekiyorum. İnşallah bir gün yerli otomobile sahip olurum.

Yerli otomobil ve çocukluk hatıralarım

Geçtiğimiz gün yerli otomobil ile ilgili Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık ile yaptığımız görüşmeyi konu alan yazım büyük ilgi gördü. Birçok okur destek, takdir ve teşekkürlerini ilettiler. Türkiye’nin bugüne kadar bir yerli otomobil üretememesi büyük bir ayıp.
Yerli otomobil fikri ortaya atıldığında oldukça heyecanlandım. Her yerli otomobil gündeme geldiğinde çocukluk anılarım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçmekte. Hele ilkokul yıllarımda yerli malı haftasını kutlamak için evden getirdiğimiz birkaç eşya, fındık ve cevizi masa da sergilediğimiz o günler zamanı mazi oldu. Ama “Yerli malı, yurdun malı, Her Türk onu kullanmalı” sözünü hiç unutmadım.
İLK KEZ ARABAYI NE ZAMAN GÖRDÜM?
Araba deyince çocukluk yıllarımı hatırlarım. Farklı bir duyguya kapılırım. Ben 5 yaşlarındayken, Espiye’den köyümüze insan gücü ile araba yolu açılmış ve Kaymakam’ın branda kaplı askeri araçtan bozma jep tarzı otomobili bugün Giresun’un Espiye İlçesi Soğukpınar Beldesi olan Dikmen Köyü’ne çıkmıştı. Gıran’da evimizin önünde Kaymakam’ın otomobilinin insan gücü ile açılan yoldan geçişini heyecan ve birazda korkuyla izlemiştim.
İlk kez kamyonu rahmetli halamın hayır olarak yaptırdığı su değirmeninin taşını getirmek için, Yağlıdere’nin Dalıp Köyü’ne giden hayırseverlerin yemeklerini katır ile birlikte rahmetli babam Şahinyuva Köyü’nün Düzyol mevkiine gitmiş, bende ona eşlik etmiştim. Sırf hayır hizmeti olarak ücretsiz bir şekilde değirmen taşını getirmeye giden köylülerin yemek yiyeceği yerde beklerken kırmızı BMC marka bir kamyonun 50 metre ilerimizdeki yoldan geçerken, ben avut onarının arkasına geçip o kamyonun geçişini biraz korku, biraz heyecan ve birazda hayretle seyrettiğim 6 yaşındaki o günleri hatırlıyorum. İlk kamyonu da o zaman görmüştüm.
 ARABAYA İLK NE ZAMAN BİNDİM?
Biraz hafızamı zorluyorum. Arabaya ilk ne zaman bindiğimi hatırlamaya çalışıyorum. Köyümüzün yakınındaki Kızılkaya madeninde Karadeniz Bakır İşletme’ye ait pikaplara binebilmek için köyden saatlerce yürüyerek oraya gidiyor ve bunu başarıyorduk. Oradan 100 metrelik yolda da olsa o pikabın mazot kokulu gidişi beni tarifi imkânsız heyecanlandırıyordu. Sonra yaylamıza yolun geldiği yıllar ve kamyonun arkasından koşarak, kamyona bindiğimiz o çocukluk yılları. Ne de güzeldi? Hepsi artık mazi oldu, geçmişte kaldı.
Kamyon ve otomobiller çocukluk yıllarımızda en büyük hayallerimizdi. İlk oyuncağım rahmetli Rahman dayımın oğlu İsmail ile birlikte bana yaptığı tahta kamyondu. O küçücük tahta kamyon 20’lik çivilere takarak ağaç tekerleklerle yaptığımız ve oynadığımız, ardından da adaşım İsmail ile o tahta kamyonu paylaşamayarak kavga ettiğimiz o günler. Sanki dün gibi hafızamızda.
3 TEKERLEKLİ AĞAÇ DALINDAN YAPTIĞIMIZ ARABAM NEREDE?
İlk kez benim oyuncak arabam rahmetli halamla koyunları otlatırken kestiğim üç tekerlekli kaykay arabası olmaya müsait arabamdı. O arabama tekerler takıp, köyde o arabam ile oynamış ve okumak üzere köyden ayrılır iken arabamı halama teslim ederek, ‘Aman arabama bir şey olmasın. Ben gelip tekrar bu araba ile oynayacağım” diyerek oyuncak arabamı halama teslim etmiştim.
Çocukluk hatıralarımız aslında çok geniş. Zaman zaman o çocukluk hatıralarımı sizlerle paylaşarak tarihe not düşmek istiyorum. İlk kez şehre gittiğim o günler, ilk kez kamyon ile yaptığımız yolculuk, sonra minibüs ve otobüslere binmem ve uçağa ilk kez bindiğim 1988 yılı… Hele rahmetli halamı bayram dolayısı ile yaylada görmek için ilk kez uçak ile Trabzon’a gittiğim ve rahmetli halamın uçakla geldiğimi öğrenince sevinçten boynuma sarılması, hem ağlayıp hem de beni sevdiği o tatlı günler… Rahmetli halam, ‘Oğlum sen köyden ayrılıp okumaya giderken, bana bıraktığın o arabanı ben yıllarca saklayıp, korudum. Ama sen hiç o arabayı sormadın. O araba halen merekte duruyor’ diyerek yıllar sonra bana o çok sevdiğim oyuncak arabamı hatırlatmıştı. Keşke o arabamı saklayıp bugünlere getirebilseydim.
İLK KEZ OTOMOBİL SAHİBİ OLUYORUM
Aslında her gün yaşadığımız olaylarla tarihe canlı şahitlik yapıyoruz. Konu yerli otomobilden açılmıştı. Çocukluk hatıraları ile girdik, şimdi de bu satırlar ile ilk kez hangi tarihte otomobil sahibi olduğumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Tarihler 1988… 28 yaşındayım. Artık bir otomobil sahibi olmak istiyorum. Bana şoförlüğü öğreten İşçi Bulma Kurumu eski Müdürlerinden rahmetli İlyas Uzuner’i rahmet ve şükranla anıyorum.
Çat pat şoförlüğü öğrenince artık bir otomobil sahibi olmayı kafaya koymuştum. Kartal’daki o dönem açılan oto pazarına gitmiş, Gebzeli arkadaşım Süleyman Altay’ın satmak üzere pazara götürdüğü, Koç Holding tarafından üretilen Doğan marka otomobile talip olmuştum. Süleyman Bey bana aracın yaramadığını, çok masraf açabileceğini söylemesine rağmen ben o otomobile 5 bin TL’si peşin toplam 7 bin TL’ye satın almıştım.
Çocuklar gibi şendim. Artık bir otomobilim olmuştu. Çocukluk günlerim, geçmiş zaman, bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçerken, ben art arda başka otomobillere sahip olmuştum. Ama o dönemin en yaygın otomobili Tofaş’ın ürettiği Doğan, Serçe, Şahin otomobilleriydi. Ama bunların yenisine sahip olmak öyle kolay değildi. Yazılıp, önceden parasını vererek beklemek gerekiyordu. Gelen vade farkını da ödemek kaydı ile ‘0’ otomobile sahip olunuyordu. Gebze’nin koca yeni ve eski çarşısında birkaç kişinin iş yerinin önünde bu otomobiller vardı.
Yıllarca vatandaş bu tür araçlara adeta mahkûm edilmişti. Dünya’nın o konforlu ve lüks araçları ancak rahmetli Özal ile devreye girmiş ve dünya markası otomobiller Türkiye’ye gelmeye başlamıştı.
Nereden nereye. İşte bizim kuşak bu uzun, meşakkatli süreçten geçerek bugünlere geldi. Bugün yerli otomobil deyince onun için heyecanlanıyorum. Yerli otomobile onun için sahip çıkıp, yerli otomobilin Türkiye’nin namus ve şerefi olduğunu söylüyorum.
Yerli otomobil ile ilgili bugün ki yazım dâhil üç yazı kaleme aldım. Bu yazılarımı başlık ve linkleri ile birlikte sizlerle paylaşıyor ve bir kez daha okumanızı tavsiye ediyorum. Yerli otomobil Türkiye’nin şerefidir; http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobil-turkiyenin-serefidir-makale,1270.html Yerli Otomobile destek kampanyası başlatmalıyız; http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobile-destek-kampanyasi-baslatmaliyiz-makale,1266.html
Evet, sonuç olarak linklerini verdiğim bu yazılarımı okuduktan sonra bugün ki yazımı bir kez daha okumanızı, çocukluk anılarınızı yorum olarak bizlerle paylaşmanızı istiyor, inşallah bir gün yerli marka otomobile sahip olacağım günü iple çekiyorum. İnşallah bir gün yerli otomobile sahip olurum.

Yerli otomobil Türkiye’nin şerefidir

Türkiye ekonomik güç, insan potansiyeli, çoğrafi konumu, kültür ve tarihi geçmişi açısından dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer almaktadır. Her bakımdan önemli olan ülkemizin uluslararası alanda dünya markalarına sahip olmaması gerçekten büyük bir eksiklik.
200 yıllık geçmişi olan Türk sanayi tarihinde özellikle Cumhuriyet sonrası Türk sanayisinin atardamarı olan Kocaeli bölgesindeyiz. Kocaeli’nin son 35 yılının gazeteci ve belgeselci olarak canlı şahitliğini yapıyorum. Sanayimizin nereden nereye geldiğini adeta her gün yakından takip ediyorum.
Bana göre sanayide ki gelişme ihracattan öte uluslararası marka değerlere sahip olmasından geçmektedir. Bugün Türkiye’nin uluslararası alandaki marka değerlerinin ne olduğunu sizlerin yüksek bilgisine sunuyorum. Keşke birçok uluslararası marka değere sahip bir ürünümüz olsaydı. Ama maalesef olmadı, olamadı.
YERLİ OTOMOBİL TÜRKİYE’NİN ONURUDUR
Türkiye son yıllarda yerli otoya sahip olmak için çaba sarf ediyor. 55 yıl önce Devrim Otomobili ile kaçırdığımız bir fırsatı yeniden yakaladık. Devlet ve hükümet bu noktada kararlı ve samimi. Bunun için çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Milyonlarca dolar harcanarak marka tescilleri ve ürün hakları satın alındı.
4 adet numune yerli otomobillerin medyaya yansımasından sonra yine bir gürültü kopartıldı. Tartışmalar daha çok yerli mi değil mi? sorusu üzerineydi. 55 yıl önce Devrim Otomobiline yapılan yargısız infaz bu kez yeni yerli otomobil modellerine yapılmaya başlandı. Bu durum hem düşündürücü hem de ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar ve uluslararası lobilerin etkinliğini gözleme açısından üzücüdür.
Daha önce bu köşede konuyla ilgili bir yazı kaleme alarak yerli otomobile sahip çıkmak için kampanyalar başlatmalıyız demiştim. Gerçekçelerinide sıralamıştım. Bu yazımı okumak için http://www.gebzegazetesi.com/yerli-otomobile-destek-kampanyasi-baslatmaliyiz-makale,1266.html adresindeki linkten okuyabilir, görüş ve yorumlarınızı bizlerle paylaşabilirsiniz.
BAKAN FİKRİ IŞIK’A BASIN TOPLANTISINDA SORDUM
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık’ın dün düzenlediği basın toplantısında yerli otomobil ile ilgili destek olan kurum ve kuruluşlar var mı diye soru sormuş ayrıntılı cevap almıştım. Ancak tatmin edici cevabı kendisi ile basın toplantısı sonrası yaptığım görüşmede öğrenmiş oldum.
Sayın Bakan bu projeye sahip çıkacak bir babayiğit firma arandığını açıkladı. Aslında bu babayiğit firma Kocaeli’nin bir zati kendisi. Yüzlerce sanayi kuruluşumuz, onlarca sanayi bölgesi, iki tane üniversitemiz ve TÜBİTAK burada. Uluslararası yatırımcı partner destekte alınmak suretiyle çok önemli bir şirket kullanılabilir. Babayiğit bu şirket bu yatırımı gerçekleştirir ve yerli otomobili Türkiye’nin ve dünyanın hizmetine sunar.
Sayın Bakan çok haklı. Birçok ihtimaller üzerinde çalışmalar yapıldığını, her şeyi şuanda açıklamak istemediklerini ve yerli otomobil konusunda birçok kurum ve kuruluşun destek olduğunu söyledi. Köstek olanların sayısının ise çok azınlıkta kaldığını dile getirdi. Gerçekten güzel gelişmeler, ülkemiz adına mutlu ve sevinçli olmalıyız. Yerli otomobil üretilmeli mutlaka üretilmeli ve Türkiye’nin dünya markası olarak uluslararası arenada yerini almalı.
BAKAN’DAN YERLİ OTOMOBİL AÇIKLAMASI
Yerli otomobil konusunda destek görüp görmedikleri konusunda sorduğum soru üzerine yanıt veren Bakan Sayın Işık, “ Bir iki medya grubunun dışında kimseden köstek görmedik. Toplumun büyük bir kesiminde yerli otomobil projesine, özellikle gençlerde çok büyük destek var. Yerli otoya karşı çıkan çok az sayıda insan var. Sanayi odalarımızdan, sendikalardan, esnaf odalarından projeyi desteklediklerine dair ardı ardına açıklamalar geldi. Bu bizi çok mutlu ediyor. Prototipleri açıkladığımız günden itibaren bize ilk sorulan ne zaman çıkacak, kaç para olacak? Yerli otoya gösterilen ilgiden çok memnunum. Ya sahada oyuncu olacağız ya da tribünden izleyeceğiz. Bu projenin Türkiye için önemini çok iyi biliyorum. Karşı çıkanlarda çok büyük mahcubiyet yaşayacaklar. 1.5 yıldır ilmek ilmek kilim dokur gibi çalışmayı yürütüyoruz. Merkez üssü de Gebze TÜBİTAK tesisleri. Benim Bakanlığım boyunca geldiğim kadar gelen başka bakan yoktur. Türkiye’nin dünya yollarında markası olsun, Türkiye teknolojiyi üreten ve takip eden ülke olsun. Destek çok, köstek ise sınırlı. Aleyhte yazanlarında tamamına yakını ideolojik olarak ak parti yaptığı için karşı çıkıyor.
Bu projede başta beri söylüyoruz ki üretim yeri konusunu babayiğitle beraber yapacağız. Ondan dolayı yer konusunda açıklama yapmıyoruz. Türkiye’nin pek çok yerinden bu konuda talep var. Çünkü insanlar projenin hayata geçeceğine inanıyorlar. Bu bizi sevindiriyor. Babayiğit netleşmeden şurada üretilecek demek erken bir açıklama olur. En büyük hassasiyetimiz bu millete bir hayal kırıklığı yaşatmamak. Türkiye devrim otomobilinin yaptı 129 günde ama seri üretime geçemedi. Projeyi itibarsızlaştırmak için ne yazık ki ellerinden geleni yaptılar. Aynı durumun  yaşanmaması için elimizden geleni yapıyoruz, bu yüzden baba yiğit çıkana kadar yeri açıklamıyoruz” dedi.
Evet, yerli otomobil ile ilgili yazılarımız devam edecek. Bu konuda tarihe not düşüp zamana noterlik yapma adına yazılar yazıp, belgesel programlar hazırlayarak gelecek kuşaklara bilgi ve belge bırakacağız. Bugün olmaz ise yarın yerli otomobil olayının gerçekleşeceğine inanıyor, emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum. Öte yandan Sayın Işık’ın basın mensupları ile paylaştığı bilgilerin detayını gazetemiz internet sitesi www.gebzegazetesi.com adresinden okuyabilirsiniz.

Çevre bilincimiz yok, belediye ne yapsın?

Bugün kültürümüze çevre olarak giren çevrecilik, çevreye duyarlı olmak, çevre bilincine sahip olmak deyimleri aslında manevi değerlerimizin başında gelmektedir. Çevrenin bizim kültürümüzdeki anlamı temizliktir. Çevre deyince temizliği anlarız.

Temizliğin milli ve manevi kültürümüzde ki yeri ve değeri o kadar büyüktür ki Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde temizlikten söz edilmekte. İbadet yapabilmek için önce temizlik emredilmekte. Yüce peygamberimizin temizlik ile ilgili o kadar hadisleri var ki onlardan bir kaçı ‘Temizlik imandan gelir. Temizlik imanın yarısıdır.” Daha buna benzer birçok Hadis-i şerif temizliğin önemini ifade etmektedir.
ASLAN YATTIĞI YERDEN BELLİ OLUR
Şehirlerimiz ve beldelerimizi gezdiğimizde temizliğe, çevre düzenine maalesef gerekli önemi vermediğimiz bir gerçek. Elimize geçirdiğimiz her şeyi çöp tenekesine atma yerine rastgele etrafa saçıyoruz. Sadece cahillerimiz bunu yapmıyor, bazı sözüm ona çok bilmiş sanayi kuruluşlarımızdan, akademisyenlere kadar çevreyi hunharca katlediyoruz.
Şöyle bir Gebze’ye çıkıp gezelim. Köyleri dolaşalım. O güzelim çam ormanları içerisine girelim. Harfiyattan, evsel atığa, sanayi atıklarından, kimyasal zehirlere kadar çevreyi acımasızca katlediyoruz. Bunu yaparken de vicdanlarımız sızlamıyor. Atalarımız ne kadar da güzel söylemiş, “Aslan yattığı yerden bellidir” diye. Şehir ve kasabaların uygarlık ölçütü, temizlik ve çevreye verdikleri değer ile orantılıdır.
ÇÖP KÜLTÜRÜMÜZ NEDEN YOK?
Sokağımızın başında Gebze Belediyesi çiçekli, modern bir çöp konteynırını getirip koydu. Çok sevindim. Zira önceden birkaç tane derme çatma çöp bidonunun içine çöp atılmadığı için etrafa saçılıyor, çok kötü kokular geliyor ve rahatsız oluyorduk. Her gün rahatsız eden o pis görüntüden belediye bizi kurtardı ve çok güzel bir çöp konteynırı getirip koydu.
Hem çöp konteynırının üstünde hem de yan tarafına bez afiş ile konteynırın nasıl kullanılacağı, çöpün içeriye atılması gerektiği açık açık yazılmasına rağmen maalesef temizliği kimseye bırakmayan sözüm ona sözde beyefendi ve hanımefendiler zahmet edip, çöp konteynırının o çok güzel kapağını açmadan çöp poşetlerini konteynırın etrafına rast gele atıyorlar. O kadar kötü bir manzara oluşturuyor ki insanı dehşete düşürüyor. Köpeklerde bu çöp poşetlerini delik deşik edince dehşet manzara etrafa saçılıyor.
İbreti âlem için bir süre konteynıra yakın yerde durup bekledim. Kimlerin etrafa çöp attığını, kimlerde konteynıra açarak çöpleri içeriye attığını tespit etmeye çalıştım. İnanın değerli okurlar kendimden utandım. Üstüne toz kondurmayan, ütüsüz sokağa çıkmayan beyefendilerden, makyajsız bakkala gitmeyen hanımefendilere kadar herkes rast gele çöpünü konteynırın etrafına atıyorlar. Bu manzara beni hem üzdü hem de düşündürdü. İşte toplum olarak çevreye verdiğimiz önem.
BELEDİYE NE YAPSIN?
Çöp gerçekten kent yaşamının en büyük sorunu. Maalesef Türkiye bunu bir türlü çözemedi. Kocaeli ve Gebze gibi büyükşehirlerde kısmen çöplerin depolama alanı olsa da Türkiye’nin birçok bölgesinde çöpler dere yataklarına, deniz kıyılarına ve ormanlara rastgele dökülüyor. Bu sorun kangren olarak devam ediyor.
Gebze ve Kocaeli bölgesinde belediyeler çöp depolama alanlarını ıslah etmiş olsalar da, sokak başlarına çok güzel konteynır ve çöp toplama araçları koysalardı maalesef toplum olarak çöplerimizi o konteynırların içerisine atmaktan aciziz. Çevre ve temizlik bilinci olmayan bir toplum haline geldik. Bu acı manzaraya ve düşündürücü duruma belediye ne yapsın?
ÇEVRE VE KENTLİLİK BİLİNCİ
Sadece çöp ve çevre üzerinden olaya bakmamız gerekiyor. Benim kendi yaptığım araştırmada Her şeyin başı sevgi ve kentlilik bilincinden geçiyor. Çevre ve kentlilik bilinci öncelikle okullarda ve camilerde verilmeli. En sade insanımızdan, en büyük sanayicimize kadar Gebze’yi gelip, geçici ve para kazandığımız yer olarak görmekteyiz. Ne kentlilik bilincimiz, nede kente aidiyet duygumuz ve sevgimiz var. Hep birlikte kentimi seviyorum ve kent kültür bilincine sahip oluyorum kampanyası ile Gebze’ye aidiyet duygumuzu ortaya koymalıyız.
Sevmek tanımak ile başlar. Maalesef bugün Gebze’yi, Gebze’nin marka değerlerini, Türkiye’nin birçok ilinden gelerek Gebze’de yaşayan insanlarımızı ne tanıyor, nede sevmeye çalışıyoruz. Yılda bir iki hafta gittiğimiz baba memleketlerine verdiğimiz önemi maalesef yılın 12 ayı yaşadığımız Gebze’ye vermiyoruz. Gebze’yi sevmek tanımak ile başlar. Bugünden tezi yok, Gebze’yi ve Gebze’nin değerlerini sevelim. Gebze kent kültür bilincine sahip olalım. Bunun için öncelikle çöp kültürü ve çevrecilik bilincini kendimizde ve çocuklarımızda geliştirelim.

Yerli Otomobile destek kampanyası başlatmalıyız

Türkiye’nin yerli otomobil macerası 1960 ihtilalinden sonra benzini biten meşhur ‘Devrim otomobili’ ile başlar. İhtilal liderlerine rağmen yerli otomobilde o dönem başarılı olamadık. Son AK Parti hükümeti yerli otomobil için düğmeye bastı. Dönemin Başbakan’ı Sayın Recep Tayyip Erdoğan net açıklamalar yaptı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlarımız Nihat Ergün ve Fikri Işık konuya sahip çıktılar. Bu konuda yüzlerce haberler yazılıp yayınlandı. Ancak somut sonuç Sayın Fikri Işık tarafından geçtiğimiz haftalarda kamuoyuna açıklandı. Ancak bir fırtınadır kopartılmaya başlandı. Tıpkı 60 ihtilalinden sonra Devrim otomobiline yapılan suikast, Fikri Işık tarafından açıklanan yerli otomobile de yapılmaya başlandı. Bu konuda neler yazıldı, neler söylendi. Gerçekten bir ibret vesikası olarak bu açıklamalar kesilip, saklanmalı, kaydedilerek gelecek kuşaklara aktarılmalı.
Türkiye’nin neden bir yerli otomobili olmasın. 1950’de düşmanlarından kurtarmak için Kore’ye binlerce şehit vermiştik. Koreliler bugün dünya markaları ile dünya ticaretine yön veriyor. Otomobilleri ile göz doldururken, Türkiye’nin bugüne kadar bir yerli otomobil üretememesi Türkiye’nin büyük bir ayıbı. Türkiye bu ayıptan kurtulmalı ve en kısa sürede yerli otomobilini üretmelidir. Bu konuda kamuoyu desteği verilmeli, mitingler ve toplantılar yapılarak yerli otomobili destekliyoruz ve yerli otomobile binmek istiyoruz kampanyaları başlatmalıyız.
Türkiye’yi yıllarca teneke otomobillere mahkum eden ve kazaya dayanıksız otomobillerle binlerce insanımızın kanına giren bazı çıkar çevreleri adeta yeniden kılıçlarını çekerek yerli otomobile karşı savaş açtılar. Bu savaş durdurulmalıdır. Bu savaşı durdurmak için herkese, hepimize büyük görev düşüyor. Bu konuda Kocaelili Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık tarafından yapılan açıklamanın bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.
BU ÜLKE KENDİ OTOMOBİLİNİ ÜRETEMEZ Mİ?
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık yerli otomobil tartışmasına tepki gösterdi. Işık daha önce yaptığı bir açıklamasında; “Türkiye’nin artık dünyada ilkleri gerçekleştiren bir ülke konumuna geldiğini gören bazı çevreler bir yerden düğmeye bastılar ve o gün bugündür Türkiye maalesef enerjisini bazı gereksiz işlere harcamak durumunda kalıyor. Bu ülkede ne zaman bir milli hamle olsa, milli şahlanış olsa mutlaka birileri devreye giriyor ve bunu kırmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yaparken hep sureti haktan görünmeye çalışıyor. Yerli otomobil tartışması var. İnanın tam bir turnusol görevi gördü. Bu ülke kendi otomobilini üretemez mi? Bu ülkenin birikimi bir otomobil yapmaya yetmez mi? Çok rahatlıkla yeter. Peki, bugüne kadar niye yapamadı? İşte o sureti haktan görünüp her milli olayı sabote etmeyi kendine görev bilen mihraklar yüzünden yapamadı” dedi.
“PROJELER ENGELLENMEYE ÇALIŞILIYOR”
Açık ve net ifadeler kullanan Işık, “Türkiye ne zaman yapmak isterse birileri devreye giriyor ve maalesef devşirme basını da kullanarak bu projeleri engellemeye çalışıyor. Dün bir gazetede gördüm, yerli otomobil gereksizmiş. Bu kafayla giderseniz daha çok uzun yıllar yerli otomobil hasreti çekilir. Bizim de dünya yollarında bir otomobilimiz olsa. Amerika’ya gittiğimizde otomobilimizi görsek, gururlansak. Türkiye’de kendi aracımıza binsek. Dünyanın her yerinde bizim aracımız satılsa. Ülkenin her insanı bundan hem iftihar etse hem de orada ortaya çıkan katma değerden, üretimden pay alsa kötü mü olur? Biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bu yerli otomobili çalışmasını kimsenin bozmasına izin vermeyeceğiz. En büyük desteğimiz halkımızdır.” İfadelerini kullandı.
YERLİ OTOMOBİLİN ÖZELLİKLERİ
Yerli otomobiller, 2 TL’lik şarj ile 100 km yol gidilebilecek, her türlü yakıta ulaşabileceğiniz yerde rahatlıkla seyahat edilebilecek, 100 km’de 2 litre yakıt tüketimin altına düşmesi hedefleniyor. Yerli otomobilin maliyeti muadillerinden daha düşük olacak, emisyon sıfıra yaklaşacak, batarya merkezde dahi kolayca takip edilebilecek. Bakan Işık, Menzili uzatılmış elektrikli araç teknolojisini yerli araçlara uyarlamaya çalıştıklarını, bunları yaparken aracın konforuna, güvenliğine daha fazla odaklanacaklarını kamuoyuyla paylaşmıştı. Elektrikli araçların 2016’da her türlü mevsim, iklim ve arazi şartlarında kullanıma uygun olup olmadıklarını test edecekleri bilgisini veren Işık, ilk baştaki hedeflerinin 30-40 araç üretmek olduğunu söyledi.
MAKAM OTOLARI YERLİ OTOMOBİLDEN OLMALI
Dünyada birçok lider kendi ülkelerinin kullandığı aracı kullanıyor. Amerika’da makam otosu olarak kendi ürettikleri Cadillac, Almanya’da yine kendi ürettikleri Mercedes, İngiltere’de kendi ürettikleri Jaguar marka araçlar siyasilerin veya kamuda görev yapan yetkililerin makam aracı olarak kullanılıyor. Daha birçok ülkenin siyasileri ve kamu görevlileri kendi ülkelerinde üretilen araçlara biniyor. Tüm engellere rağmen sahip çıkarak hayata geçireceğimiz yerli otomobilin üretiminden sonra siyasetçilerimiz makam otomobili olarak yerli otomobili seçmeli, kamu görevlerinde yerli otomobil kullanılmalı. Böylelikle yerli otomobilimize daha çok sahip çıkıp, daha çok reklamını yapabileceğimizi düşünüyorum.
Sonuç olarak Türkiye çok önemli bir karar alarak kendi otomobilini kendisi üretecek. Bunun için birçok engel şimdiden çıkartılmaya başlandı. Ama bu engellerin hiç biri yerli otomobilin yollara çıkmasına engellememeli. Yerli otomobil için herkes kampanya başlatarak, otomobile sahip çıkıp, destek olmalıdır. Bu konuda ciddi çaba sarfeden Sayın Bakan Fikri Işık’a Kocaeli kamuoyu adına teşekkür ediyor, TÜBİTAK yetkililerini de kutluyorum. İnşallah bir gün yerli otomobile binerek, Türkiye yollarına çıkıp Devri Alem belgesel programı olarak yollara çıkıp Türkiye’nin belgeselini çekme imkanım olur.

AK Parti Milletvekili Çakır ve MHP Milletvekili Sancaklı ile söyleşi

Siyaset eskisi gibi hareketli ve heyecanlı olmasa da siyasi çalışmalar devam ediyor. Milletvekili adayları ile sohbet edip görüşlerini öğreniyor ve kendilerini yakından da tanımaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Gazetemiz tesislerinde iki milletvekili adayı ile söyleşi yaptık.
MHP’Lİ SAFFET SANCAKLI NE DEDİ?
Önceki gün gazetemizi ilk ziyaret MHP’li Saffet Sancaklı tarafından yapılmıştı. Kendisini spor kamuoyundan tanıyordum. İlk kez yakından görüşüp, konuşma imkanı buldum. Sayın Sancaklı siyasete çok iyi ısınmış, duayen bir siyasetçi gibi Kocaeli konusuna hakim bir isim olarak karşıma çıktı. Neden siyasete girdiğini ve niçin siyasete girdiğini net bir şekilde söyleyip, “Hedefim Gençlik ve Spor Bakanlığı’dır. Bu hedefe de ulaşacağım” dedi
.
Sayın Sancaklı ile yaptığımız söyleşi www.kocaeligebze.tv adresinden de canlı olarak yayınlandı. Söz konusu söyleşiyi http://kocaeligebze.tv/v/44875/mhp-kocaeli-milletvekili-ve-adayi-saffet-sancakli-kocaeli-gebze-#.ViiiIPnhAdU adresindeki linkten izleyebilirsiniz. Sayın Sancaklı’nın gazetemize yaptığı açıklamaları özetle de sizlerle paylaşmak istiyorum.
SANCAKLI; “5-3-3 OLUR!”
1 Kasım seçimleriyle ilgili gazetemize açıklamalar yapan Saffet Sancaklı, seçim kehanetinde bulundu. Sancaklı “Kocaeli’de 5 AK Pati, 3 CHP ve 3 MHP dağılımı olur.” dedi. MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı, gazetemizin konuğu oldu. Sancaklı, 1 Kasım seçimleriyle ilgili değerlendirmeler yapan Sancaklı, seçim tahmininde bulunarak Kocaeli’nde dağılımın 5 AK Parti, 3 CHP ve 3 MHP şeklinde olacağını iddia eti.  İlimizden aday olmasıyla ilgili Sancaklı, “Saffet Sancaklı milli bir adam olduğu için başka yere de götürsen fazla bir şey değişmez. 3 sene önce 4 ilden sorumlu MYK üyesiydim. İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli ve Sakarya ile ilgili çalışma yapıyordum. Daha sonra Kocaeli Büyükşehir için aday oldum. Bir önceki seçimde 63 bin olan oyu, 140 bine çıkardık. İyi bir çalışma dönemi geçirdik. 7 Haziran seçimlerinde 164 bin oy aldık. MHP son 3 seçimde oyunu artırıyor. Hep beraber çalışarak iyi bir ekip olduk. MYK üyesi gibi davranmıyorum, arkadaş gibi davranıyorum.” dedi.
SPOR BAKANI OLMAK İSTİYORUM
Hedefinin MHP iktidarında Spor Bakanlığı yapmak olduğunun altını çizen Sancaklı, “Türk futboluna siyasiler çok karıştı. Eğer hizmet etmek istiyorsanız mutlaka siyasetin bir noktasında olmanız gerekiyor. Federasyon seçimleri var ama bir kere bile hayatımda delege olmadım. Türkiye’de ki sistem bilgili insanlara yeteneklerini konuşturma fırsatını vermiyor. Ben ocaklardan geldim. Hedefim MHP iktidarında Spor Bakanlığı yapmak. Türkiye’nin önünü açacak projeleri hazırladım.
CHP’DEN OY İSTEDİ
Hükümete eleştiriler yapan Sancaklı, CHP’lilere de çağrıda bulundu. Sancaklı, “AKP 13 yıllık hükûmet. İyi şeylerde yaptı mutlaka ama son 3 yıldır yaptıkları her şey yanlış. 20 ilde ne yazık ki devlet yok PKK kontrolünde. Ankara başkentte bombalar patlıyor. Güvenlik sorunu var, ikinci olarak ekonomik sıkıntılar var. Üçüncü sorun Suriye sınırında savaş haline geldik. Sınırlarımızdan Rus uçakları geçiyor ve müdahale edemiyoruz. Bu üç tanesi bile hükümetin bittiğinin göstergesidir. AK Partiye oy verenler buna vebaldir. CHP’nin dördüncü vekil için 70 binden fazla oy alması lazım. Kaybetmesi için 30 binden fazla gitmesi lazım. CHP’liler HDP mi MHP mi gitsin deyip düşünerek her evden bir oyunu MHP’ye versinler” diye konuştu.
AK PARTİ’Lİ SAMİ ÇAKIR NE DİYOR?
Siyaset zor ve uzun ince bir yol. Siyasette başarılı olmak için istikrarlı olmak gerekiyor. AK Parti’nin son 3 Genel Seçimlerinde listenin gerilerinde yer alan Sayın Çakır, bu seçimlerde 6. Sırada kendisine yer bularak aday listesine girdi. Bankacı kökenli, Kocaeli’yi yakından bilen bir isim olan Sayın Çakır ile Kocaeli ve Gebze üzerine konuşup, siyaset ile ilgili görüşlerini aldım.
Kocaeli’nin tüm ilçeleri ve mahallelerini gezdiğini söyleyen Sayın Çakır, “Kocaeli’nin birçok sorunu çözülmüş durumda. Büyüyen bir kent. Büyümeden dolayı meydana gelen ihtiyaçları gidereceğiz” derken, bizde kendisinden Kocaeli’nin marka değerleri ile Türkiye kamuoyuna tanıtılması gerektiğini ve bunun için TRT’ye büyük görev düştüğünü söyledim. TRT’nin Kocaeli’ye ilgisiz kaldığından yakındım. Sayın Çakır ile yaptığımız söyleşi www.kocaeligebze.tv’nin canlı yayındaki http://kocaeligebze.tv/v/44881/ak-parti-milletvekili-adayi-sami-akir-1-kasim-secimlerini-degerl#.ViijMfnhAdU link adresinden izleyebilirsiniz. Sayın Çakır ile yaptığımız söyleşinin özet bir kısmını sizlerle paylaşıyorum.
ÇAKIR; “HER İLÇENİN BEKLENTİLERİ VAR”
AK Parti Kocaeli Milletvekili Adayı Sami Çakır gazetemizi ziyaret etti. Çakır, 1 Kasım seçimleriyle ilgili gazetemize değerlendirmeler yaptı.  Türkiye 1 Kasım’a giderken 5 ay önce yaşadığı bir seçimin gölgesinde gidiyor. Herkes 5 ay önce çalışmalarını yapmıştı zaten. 2 aydan beri ülkede yaşanan şehitlerimizin olması, sahada bunları  bloke edecek bir durum var. 1 Ekim’den beri sahadayız. Her adayımız bir gün başka ilçede çalışıyor. Daha çok tekli ortamlarda, 7 Haziran’da bize oy vermeyen ama meyilli olan insanların üzerinde çalışmamızı yapıyoruz.
Her ilçenin kendine ait beklentileri var. Yerelin çalışmalarını genel destekliyor. Eğer genel desteklerse çok rahat çalışma imkanı var. AK Parti kurumsal bir partidir. Buna uygun çalışma planları var. Kocaeli yatırımlardan nasibini alan bir yer. Bu yatırımların hızlanması noktasında elimizden geleni yapacağız. Beklenti olan talepleri gündeme getireceğiz. Onları mahcup etmemek için elimizden geleni yapacağız.
HER ADAYIMIZ GEBZE’NİN ADAYI
11 adayımız var. Adayların tamamı Kocaeli’nin olduğu kadar Gebze’nin adaylarıdır. Gerçekten 1 Kasım seçimleri bir seçim değil, Türkiye bir kader oylamasına gidiyor. Ne geçireceğimiz boş bir 5 ayımız var ne toto oynar gibi bir durum ortada var. AK Parti olmadan koalisyon olmuyor, yine AK Parti’de olmadan tek başına iktidar da çıkmıyor bunu gördük.
SADECE GEBZE’DE YAPILMIYOR
Gebze diye düşünmemek lazım. Sadece Gebze’yi öne çıkarmamız lazım. Bu hizmetler sadece Gebze’de yapılmıyor. Bu hizmetlerin aktarılması istemeden de, talep olmadan da yapmamız gereken hizmetler. Hizmet toplumun ihtiyacı çıkmadan götürülebiliyorsa hizmet demektir. Hizmeti her ilçeye en kısa sürede götürmek için iktidar talep ediyoruz. Duaya ve teşekküre talip olarak hizmetlere devam edeceğiz.
Sonuç olarak, bugün MHP’li Saffet Sancaklı ve AK Parti’li Sami Çakır’ı gazetemize yaptığı ziyarette yaptığımız söyleşileri bu köşemde değerlendirip, kocaeligebze.tv’nin canlı yayınında kamuoyu ile paylaştım. Seçimlerin şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Meşrutiyet, Osmanlı ve Batı

Bir yazarın dediği gibi: “Osmanlı’nın Meşrutiyet’e (Anayasal Düzen’e geçme) çabası da yabancıların baskısı altında yürürlüğe konulmuştur.”
     Evet öyledir ama, onların gayesi ve bu değişiklikten beklentileri bambaşkaydı. Bunu ister görünürken; karışacak devletin başını yiyeceği, padişahı başından atacağı, Hilafet Makamı’nı yıkacağı ümidi idi.
     Asıl amaçları; sömürge ülkeleri  hâline getirdikleri İslâm ülkelerinde, Halifelik Makamı’nın nüfuzunu ortadan kaldırmak idi. Çünkü İstanbul’dan gelecek bir fetva; bütün ülkeyi, o sömürgeci devlet aleyhine çevirmesi işten bile değildi.
     Bu niyetlerle Meşrutiyet’i desteklediler. Önceleri bu istekleri olmadıysa da, daha sonraki düzmece 31 Mart ayaklandırması ile sular bulandırıldı. O hengâmede II. Abdülhamit tahttan indirildi. Hilâfet Makamı’nı en üst düzeyde kullanan ve İslâm Âlemi’ni arkasına almayı büyük bir maharetle başarmasını bilen II.Abdülhamit engeli böylece önlerinden kaldırılmış oldu. Sonunda muratlarına erdiler.
     Hatâlarını anlayan Jön Türkler pişman oldularsa da, artık atı alan Üsküdar’ı geçmişti.  Olan olmuştu bir kere, devlet âdeta başsız ve sahipsiz bırakılmıştı.
     Bu madalyonun bir tarafı, diğer tarafı ise her şeye rağmen Meşrutiyet’in ilân edilmesiydi. Ki bu elbette takdîre şâyân, tebcîle lâyık, övgüye değer bir sonuçtu. Yabancı devletlerin menfî niyetleri, Osmanlı Aydını’nın güzel hedefinin gerçekleşmesini önliyemedi. Bu şuna benzer.
     Siz bir define çıkarmak için bir yeri kazdığınızı düşünün. Biri, pisliğini saklamak için, kazma işine yardım etse; onun niyeti sizin sonuç almanıza bir engel teşkil eder mi? Elbette etmez. Neticede beklenene kavuşmuş olunur.
     Toparlarsak Batı’nın başta İngiltere’nin; menfaatleri gereği destekledikleri Meşrutiyet hareketi; sonuç ve gelinen nokta olarak Osmanlı Devleti için ileri bir merhaleydi. Bizlerin gelmemiz, ulaşmamız gereken bir gelişmeydi. Batılıların menhûs / uğursuz niyetlerine rağmen.
     Çünkü büyük bir devletin bir kişi tarafından yönetilmesi artık geride kalmalıydı. Zira 20. Asırda iç dış mes’eleler bir çığ gibi büyümüştü. Uzmanlık isteyen kısımlara ayrılması gerekiyordu. Her şeyin mütehassısı olmak ise bir kişi için artık imkânsızdı.
     Halk mümessil ve temsilcileri eliyle, problemlere bizzat el koymalı, ele almalıydı.
     Çözümlerini de bizzat kendileri bulup devletin önüne koymalıydılar.
     Bu da parlâmenter bir sisteme geçmekle kabildi.
     İşte Meşrutiyet bu gelişmelere başlangıç olması hasebiyle, çok önemli bir adımdı.
     Avrupa’nın niyeti ne olursa olsun; atılması lâzımdı.
     Bugüne gelince, bu güzel Demokrasi yolunda, onu kötüye kullanmak isteyenlerin kötü emellerine rağmen, fakat onlara bu fırsatı vermeden Demokrasi’ye sahip çıkmaya devam etmeli.
     Bizi biz yapan değerleri yıpratmadan, birliğimizi temin eden birlik kıstaslarımızı canlı tutarak; tarih bilinci, dil şuuru, doğru din anlayışı çerçevesinde kenetlenmiş bir bütün olarak Demokrasi yolunda asla yılmadan, usanmadan yürümeliyiz.
     Yukarıda belirttiğim üzere, bu atmosferden olumsuz anlamda istifade etmek isteyen iç dış mihraklar elbette olacaktır. Bu değişikliklerden yararlanmak isteyen iç dış odaklar muhakkak bulunacaktır. Bu hürriyetler ortamında Türkiye’yi parçalayıp bölmek isteyenlere şüphesiz
1075
fırsatlar yüz gösterecektir.
     Bu hürriyetler ortamında bozguncu ve yıkıcılara elbette imkânlar doğacaktır.
     Ama onların bütün kötü niyet, emel ve amaçlarına rağmen Türkiye bu yolda yürümesini sürdürecektir.
     Onlar istemese de, onlara karşın.
     Aynı sinsi emeller, Türkiyemiz için, her zaman olduğu gibi, bugün de pusudadır.
     AB’ye girmek için çırpınıp duruyoruz ya. İşte bu onlar için bulunmaz bir fırsat oluyor.
     Zâtında, aslında doğru ve güzel olan kriterler; Türkiye şartlarında, Türkiye’yi zora sokacak incelikleri de içeriyor.
     Atılan adımlar, yapılan düzenlemeler sırf soyut düşünerek atılmamalı. Türkiye’nin jeo-stratejik durumu göz önünde bulundurularak  da  ele alınmalı. Batı’nın gelecekte çıkarları gereği nasıl bir Türkiye istedikleri hep göz önünde bulundurulmalı. Hesaplar buna göre yapılmalı.
     Asla unutulmamalı ki; güçlü, nüfuslu, tam bağımsız bir Türkiye; ne Batı’nın ne de Kuzey’in işine gelir. Asla unutulmamalı  ki, teknikte kendine yeter bir Türkiye, ekonomide kimseye muhtaç olmayan bir Türkiye; ne Batı’nın ne Kuzey’in ve hattâ ne yazık ki ne de komşu ülkelerin işine gelir.
     Oysa coğrafyasında muktedir bir Türkiye, coğrafyasında güçlü bir Türkiye, Ortadoğu’da, Yakındoğu’da kuvvetli bir Türkiye; başta komşu ülkeler olmak üzere bütün dünya devletlerinin yararınadır.
     Kısaca Büyük Türkiye  -bugün olduğu gibi-  yarınlarda da  -daha iyi şartlarda-  mazlum milletlerin yanında yer alır. Böyle bir Türkiye kimin işine gelir a dostlar?
     Öyleyse Batı’nın önümüze koyduğu kriterleri dikkatle incelemeli.
     Bunları yerine getirirken, Batı’nın başka neyi murad ettiğini de ayrıca düşünmeliyiz.
     Tıpkı Meşrutiyet’in Osmanlıya gelmesini isterken; bundan başka amaçlar güttükleri gibi.

Giresun’dan Kocaeli’ye Devr-i Alem

Kocaeli her bakımdan dünya kenti. Türkiye’nin bir çok il ve ilçesinden iş ve ekmek bulmak ümidi ile Kocaeli’ye gelip yerleştik. Uluslararası birçok sanayi kuruluşu ve ticari firma, üretim ve ticaret yapmak için Kocaeli’ye geldiler. Bu bakımdan Kocaeli bir dünya kenti.

Kocaeli bölgesinde binlerce dernek bulunmakta. Bu dernekler il, ilçe ve köylerinin kültürünü Kocaeli’de tanıtırken, Kocaeli’nin kültür değerlerine maalesef duyarsız kalıyorlar. Öncelikle Kocaeli’ye sahip çıkıp, il ve ilçe kültürlerimizi Kocaeli’de tanıtırken, Kocaeli’de kent kültür bilinci noktasında da çalışmalar yapmamız gerekiyor.
20 Ekim 2015 Salı günü akşam Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Halis Aygün’ün daveti ile Kocaeli Başiskele’de düzenlenen Kocaeli Giresun platformu toplantısına katıldım. Toplantıda Kocaeli’de Giresun Vakfı kurulması ile ilgili karar alındı. Bizlere de söz verdiler. Biz hem Giresun’u hemde Kocaeli’yi anlatmaya, Kocaeli’de kent kültür bilinci konusunda hazırladığımız belgeseli sinevizyon eşliğinde katılımcılara izleterek Kocaeli Kent Kültür Bilinci oluşmasında katkı sunmaya çalıştım. Bu konuda ayrıntılı bir haberde gazetemizde yer aldı. Haberi sizlerle paylaşmak istiyorum.
KOCAELİ’YE GİRESUN VAKFI KURULUYOR
Kocaeli Giresunlular Platformu ikinci istişare toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda Kocaeli Giresunlular Vakfı kurulması konuşuldu. Başiskele’de düzenlenen programa, Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, Ak Parti Başiskele İlçe Başkanı Dr. Şahin Talus, İzmit İlçe Kaymakamı  Ersin Emiroğlu, Kocaeli Adliyesi Adalet Komisyonu Başkanı Muhittin Paça, KOÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halis Aygün, Körfez Askerlik Şube Başkanı Albay Seyit Mehmet Fırat, Kandıra SGK Müdürü Mustafa Karakaya, Kandıra Nüfus Müdürü Dursun Kaya Bıyıkçı,işdamı Halil İbrahim Şengün,  BBP İl Başkanı Nihat Yıldız, BBP Milletvekili Adayı Remzi Kaya birçok İşadamı daire müdürleri katıldı. Ayrıca Sırça Köşk Ortaklarından Emine Turan, Meryem Ustaoğlu, Sibel Nalbant geceye ev sahipliği yaptı.
VAKIF KURULMASI KAÇINILMAZ
Programda kürsüye ilk gelen KOÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halis Aygün, ‘’Kocaeli’ de 44 hemşeri derneği var. Dernekçilik fedakârlık ve emek ister. Mevcut köprüleri sağlamlaştıralım. Birlik ve beraberliğimizi pekiştirelim. Açılamayan kapılar varsa, birlik ve beraberliğimizden doğacak dayanışma ile o kapıları sonuna kadar birlikte açalım. Kocaeli’de TUİK verilerine göre 55 bin Giresunlu yaşamakta. Buna ilaveten kayıtlı olmayanlarla birlikte 100 binden fazla Giresunlu yaşıyor. Kocaeli Üniversitesi’nde 3 bine yakın Giresunlu öğrenci eğitim görüyor. 50 civarında eğitimci ve akademisyen Giresunlu hizmet veriyor. Kocaeli bölgesinde çok sayıda Giresunlu iş adamı ve bürokrat bulunmakta. Bu anlamda Giresun Kültürü’nü unutmadan gelecek kuşaklara ve Kocaeli kamuoyuna tanıtmamız gerekiyor. Kocaeli’ye de her bakımdan hizmet edip Kocaeli’nde kentlilik kültürüne sahip çıkmamız için çalışma yapmamız gerekiyor’’ dedi.
Kocaeli Adliyesi Adalet Komisyonu Başkanı Hakim Muhittin Paça ise, “İş ve hayat şartları gereği Giresun’dan buralara gelmişsek te, doğduğumuz memleketimize hizmet borcumuz vardır. Kurulacak Vakıf emek isteyen bir iştir. Kocaeli Giresunlular Vakfı’nın kurulması artık kaçınılmaz hale gelmiştir’’ sözlerini kullandı.
KOCAELİ’DEKİ GİRESUN
Toplantıda bir konuşma yapan Araştırmacı – Gazeteci ve Devr-i Alem Belgesel Program yapımcısı İsmail Kahraman, Giresun’un tarih, kültür, ekonomi ve turizm alanlarında uluslararası marka değeri var. Bu değerlere sahip çıkılması gerekiyor. Kocaeli’de Giresunluların tarihinin oldukça eski. İlk kez Giresunlular 1936 yılında Kandıra-Kefken bölgesine yerleşti. Sonra da Değirmendere civarına yerleşerek Kocaeli’deki fındık ekiminin Giresunlular tarafından Kocaeli’ye getirildi. Kocaeli’ye Giresunlular olarak vefa borcumuz var” diyerek, Kocaeli ile ilgili hazırladığı sinevizyon gösterisini katılımcılarla paylaştı.
ŞEHİT BİNBAŞI ALPASLAN’A KOCAELİ VEFASI
Körfez Askerlik Şube Başkanı Albay Seyit Mehmet Fırat ise yaptığı konuşma, “Kocaeli önemli bir yer. Giresun içinde farklı anlamı var. 1911 yılında Kocaeli Jandarma Bölge Komutanı Giresunlu şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alpaslan’dır. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı’na katılan ve Polatlı-Haymana yakınlarında Kurtuluş Savaşı’nda şehit olan Binbaşı Hüseyin Avni Alpaslan’ı Kocaeli unutmayarak Gebze’de askerlik şubesi yanındaki bir parka adının verilmesi önemlidir” şeklinde konuştu.
ÖRF ADET GELENEKLERİMİZ VAR
Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu selamlama konuşması için kürsüye gelerek, “Çok hayırlı işler yapan hemşeri derneklerimiz var. Ben gittiğim her yerde gördüğüm eksiklikleri de söylüyorum. Artıları eksileri de söylüyorum’’ ifadelerine yer verdi. Karaosmanoğlu, “Dernekler toplumu birleştiren adeta bir harç gibidir. Dernekler içerisinde yöresel müziğimiz, horon tepiyorsak, kuralına göre yapmak daha estetik yapabiliriz. Örfe adet geleneklerimiz var. Giresun demek, fındık demek. Mıhlama ve farklı yemek lezzetleri var. Çocuklarımıza yaşatmak lazım. Kültür, lehçemizi unutturmayalım. Milletimizin birliği beraberliği, vatan sevgisi etrafında toplanacağız. Bizleri Anadolu’dan çıkarmak için Çanakkale’ye haçlılar geldi. Dedelerimiz izin vermedi. Milli Birliğimiz beraberliğimiz Türkiye Cumhuriyetimizin gelişmesi ilaçtır, gıdadır. Kültürel çalışmalar yapacağız’’ dedi.
GİRESUN KİTAPLARI SERGİSİ
Toplantıda ilk kez gazetemiz kurucusu ve Devri Alem Belgesel Program yapımcısı İsmail Kahraman tarafından kurulan İlim Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi’nin arşivinde yer alan Giresun ile ilgili kitap ve belgesel kültür eserleri sergilendi. Resmi ve özel kurumlar tarafından son 30 yıldır hazırlanıp basılan yüze yakın Giresun ile ilgili kitap ve belgesel sergisi büyük ilgi gördü. Toplantıyı organize eden KOÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halis Aygün, bu kitap sergisinin ilk kez açıldığına dikkat çekerek Giresun kültür tarihi açısından büyük önemi olduğunu söyledi. Sergiyi gezen Karaosmanoğlu’da kitapları tek tek inceleyerek sergiyi açan İsmail Kahraman’a teşekkür etti. (22 EKİM 2015 GEBZE GAZETESİ)
Sonuç olarak Kocaeli’deki tüm dernekler il ve ilçelerinin kültürünü tanıtırken, Kocaeli’nin değerlerine de sahip çıkıp Kocaeli’de kent kültür bilinci oluşmasına imkan sağlamalıdırlar. Bu konuda Giresun Vakfı kuruluş toplantısında biz Kocaeli Belgesel sinevizyonu ile bu görevi ifa ettik. Tüm sivil toplum örgütleri de bu şekilde Kocaeli’ye sahip çıkmaları gerekiyor.