2015, Kasım 2015

Sonbahar ve çocukluk anılarım

Bütün hayatımız dört mevsim üzerine kurgulanmıştır. Ömrümüz dört mevsim içerisinde gelir, geçer. Sonbahar çok farklıdır. Hüznü, sonsuzluğa giden yolun başlangıcını, mevsimlerde de kışın gelişini hatırlatır.

Sonbaharın son günlerini yaşıyoruz. Acaba sonbaharı doya doya yaşayabiliyor muyuz? Pastırma yaz güneşi içimizi ısıtırken, son baharın hüznü gönlümüzü burkuyor. Hüznü bir kenara bırakarak sonbaharı doya doya yaşayıp, sonbahardan güzel görüntüler çekerek kışa hazırlık yapmalıyız.
Çocukluk yıllarımızdaki sonbahar, yaylalardan köye gelişi, yaprakların sararıp dökülüşünü, kışa hazırlık için telaşeleri hatırlatır. Çocukluk yıllarımdaki sonbahar anıları benim için çok anlamlıdır. Fındık bahçeleri, dağlardaki yaprakların yavaş yavaş sararması, karın yayla dağlarından başlayarak yavaş yavaş köye kadar inmesi… Son güz meyvelerinin, ekinlerin toplanıp, mısır koçanlarının talaştan ayrılması.
Çocukluk yıllarımdaki en çok hatırladığım anılar sonbahar ve kış mevsimindedir. Köylerde kışlık odunların kesilerek taşınması, insan gücü ile yapılmaktaydı. Ormandan sırtımızda taşıdığımız odunları mağaza altına dizmemiz, fırsat buldukça kestane toplamak için ormanlara gitmemiz, sararmış mısır ve otların biçilmesi, otluk haline getirilerek kışa hazırlık yapılması, hayvanların altına serilecek güllüklerin toplanması, hayvanların kışlık yiyecekleri olan yaykın, kestane, özül, pelit ve meşe alaflarının kar ve kıştan korunmak üzere mereklere taşınması hep insan sırtında oluyordu.
Bu kadar sıkıntı ve zahmete rağmen hem çocuklar hem de büyükler mutluydular. Ne stres ne de şikayet vardı. İşleri bitirip, kışın o sert soğuğuna hazırlanmak için yediden yetmişe herkes görevini yapıyor, kışa hazırlanıyordu.
O günler nede hızlı gelip geçti. Bu satırlarla sizlere anlattığım o çocukluk anıları üzerinden tam yarım asır geçmiş. 50 yıl önceki Karadeniz’in bir köyünde yaşadığım çocukluk anılarımı sizlerle paylaştım. Daha sanki dün gibi. Bu anılar ile ilgili daha çok şeyler yazıp, çizebiliriz. Fakat sonbahar hüzünlü olduğu kadar, insana mutluluk verip çocukluk yıllarımızı da hatırlatıyor. Hele sarı yapraklar, ormanların rengarenk sarının tüm tonlarına bürünmesi ve çimler üzerinde açmış sonbahar çiçekleri insana tarifi imkansız haz ve huzur yaşatıyor.
SONBAHAR HÜZNÜ
Anadolu Sonbaharda bir başka olur, Anadolu’nun 4 mevsimi de güzeldir. Sonbahar hüznü hatırlatsa da insanlar farklı duygular yaşar. Birçok ünlü düşünür, yazar ve şair şiir ve yazılarını sonbaharda yazmışlardır.  Meşhur fikir adamı ve düşünürlerimizden Genceli Nizami ünlü Divanı’nı sonbaharda yaprakları sararmış çınar ağaçlarının altında yazmıştır.
Sonbahar farklı bir hüznü bana hatırlatmakta.1960 darbesi ile devrilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Hasan Polatkan ve Maliye Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun ihtilalciler tarafından idam edilmesi 16 ve 17 Eylüle rastlar. 16 ve 17 Eylül tarihleri demokrasi tarihine siyasi cinayet olarak geçen bir tarihtir. Daha önce bu konuda yazdığım makalenin bir kısmını sizlerle paylaşıyorum.
MENDERES NASIL İDAM EDİLMİŞTİ?
Bugünkü bu yazımı kaleme aldığım sırada elinde bir tomar gazete bulunan Erol Baytar adlı hurdacı Selam verip gazeteleri masama koydu. Gazeteler 1961 tarihini gösteriyordu. Menderes ve arkadaşlarının nasıl idam edildiğini resimleri ile boy boy gazete sayfalarına basılmıştı. Son Havadis Gazetesinin 17 Eylül 1961 ve Kudret gazetesinin 18 Eylül1961 günkü sayıları Menderes’le birlikte dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Hasan Polatkan’ın idam sehpasındaki görüntüleri ve Menderes’in idam sehpasına götürülüşü insanı dehşete düşürüyordu. Kudret gazetesinin manşeti Büyük puntolarla Menderes idam edildi. Alt başlık ise “ Hükmün İnfaz edildiği Milli Birlik komitesi İstihbarat irtibat bürosunca açıklandı.” Şeklinde yazılmıştı. Son Havadis Gazetesi’nin manşeti ise Hasat Polatkan ve Zorlu dün sabaha karşı idam edildi.” Manşeti altında her iki bakanın cansız bedenleri darağacında asılmış halde gözüküyordu. Bu gazeteler demokrasinin nasıl katledildiğinin en bariz örneğidir. Bunun dışında başka gazetelerde arşivimize hediye edildi. İbret ve ders alınması için İlim Kültür ve Tarih Araştırma Merkezi kütüphanesinde araştırmacıların bilgisine sunmuş bulunmaktayız. Gerçekten bu gazetelerdeki haberler ve idam sehpası insanın kanını dondurmakta. Bu tarihi gazeteyi bizlere hediye eden hurdacı Erol Baytar bile bu haberleri okuduktan sonra “O günkü yaşananlara isyan ediyorum. Menderes’i iktidara getiren halk neredeydi. Menderes’e neden sahip çıkmadılar, neden eylem yapıp Menderes’in idamını önlemediler.” demekten kendini alamadı.
MENDERES’İN İDAMI ÖNLENEBİLİR MİYDİ?
Ben hep düşünürüm bugün Suriye’de ve Mısırda yaşananlar için Türkiye ayakta. Mısır’da halk seçtikleri devlet başkanına sahip çıkmak için sokakları terketmiyor.3000’den fazla insanın öldüğü söyleniyor. İnsanlar öleceğini bile bile seçtikleri insana sahip çıkıyorlar. Menderes’e sahip çıkılamaz mıydı? Bugün sokakta olan halkın babaları ve dedeleri ve Menderes’e oy veren kitleler neden acaba ayaklanmadı neden? Tavır koymadılar. Menderes idam edilmesin diye kaç kez toplantı yapılabildi. Verdikleri oyların namus ve şerefine sahip çıkmak için kaç kişi can verdi. Zannediyorum hiç kimse kılını bile kıpırdatmadı. Çok sevdikleri Menderes için sokaklara bile inilmeli. Tam tersine Menderes hükümetinden çıkar sağlayanlar darbe olana kadar Menderesçi gözükenler darbeden sonra saf değiştirip Menderes’in aleyhinde şahitlik bile yaptılar. Yazık hem de çok yazık.
Bu kadar yaşanan olaydan sonra Türkiye’de Mısır’daki gibi toplantı yapılsaydı darbeciler Menderes’i asmaya cesaret edemezdi. Bugün 60 ihtilalinde Menderes’in idamından özellikle Mısır halkının darbeye karşı direnişinden Türk insanının alacağı çok ders var. Gazetemiz kütüphanesine hediye edilen Menderes’in idamı ile ilgili gazeteler ile ilgili haber ve yorumlar aslında çok şeyi anlatıyor. Ancak çok söze gerek yok. Türkiye 50 yılda; 2 darbe, 2 muhtıra,  1 post modern darbe yaşadı. İnşallah bundan sonra yaşamaz. Tarih ders ve ibret almak için vardır.(27 AĞUSTOS GEBZE GAZETESİ)
Evet, sonbahar hüzün, duygusallık ve Türk siyasi tarihi açısından karanlık bir mevsimdir. Fakat dört mevsimin tüm güzelliğini Anadolu’da yaşayabilen bizler bunun kıymetini bilmeliyiz.
Previous ArticleNext Article

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir