Tuna’dan Bir Tarih Akar Kitap ve Belgeseli

Tuna

Tuna’dan Bir Tarih Akar

ÖNSÖZ

Misâl-i cennettir evvel baharı
Açılır kırmızı gülü Tuna’nın
Öter bülbülleri leyl-ü nehârı
Eser bâd-ı sabâ yeli Tuna’nın

Tuna Nehri kültür ve medeniyet tarihimize ait binlerce eserin yer aldığı geniş bir coğrafyayı birbirine bağlıyor. Aslında, muhteşem bir tarih Tuna’yla birlikte akıyor. Yahya Kemal Beyatlı; “Türkün gönlünde dağ varsa Balkan, ırmak varsa Tuna” der. Biz de Balkanlar’dan Tuna boylarında tarih yolculuğuna çıkacağız… Âşık Çelebi Tuna Nehri hakkında şöyle der:

Rûmili’nün âb-ı rûyıdur Tuna
Sularun hod yüzi suyıdur Tuna

Tuna boyları, tarihimiz ve kültürümüzde özel bir anlam ifade eder. Tuna Nehri, bir anlamda Anadolu’dan Viyana’ya uzanan Osmanlı medeniyetinin taşıyıcısı olmuştur. Almanya’nın Karaormanlar’ından doğan Tuna, 2800 kilometre yol aldıktan sonra Karadeniz’e dökülür. Etrafında asırlarca hüküm süren kalıcı bir medeniyeti kuran Osmanlı ile birlikte anılmıştır Tuna. Akıncıları ile meşhur Rumeli’nin akıncılarının hayatı, mertlik ve kutsiyetle yoğrulmuş bir üstün mücadele idi. Öyle ki bu gencecik ve tertemiz insanlar, beş vakit namazlarını kılar, oruçlarını tutar, ırza namusa saygılı ve İslâm’ın beş şartına uygun düşen hayatları ile tevhidi küfre galip çıkaran savaşçılardı. Rumeli akıncıları Tuna için şöyle demişlerdir:

Tuna akıncının abdest suyudur
Gazinin, şehidin kanıyla doludur

Akıncıların üzerinde mekik dokudukları nehir Almanya’nın güneyinden, Karaorman (Schwarzwald) bölgesinde Brege ve Brigach ırmaklarının 678 m yukarısındaki Donau-Eschingen kasabasında birleşir ve “Tuna” ismini alır. Yüreğimizde, tarihimizde yer etmiş bu “nehr-i azîz”imizle sınırımız Osmanlı ile birlikte kayboldu; fakat bizim kültürel sınırlarımız içinde yer alan Tuna, medeniyet coğrafyamızı sulayarak geçer gider. Her şeyi bir kenara bırakarak, şöyle bir Tuna’ya bakalım. Bizim gönlümüzde neyi var, neyi yok hele bir ağırlığını tartalım, sonra yola revân olup aheste aheste kültür coğrafyamızda dolaşalım, Tuna’yla birlikte akalım. Tuna kimindir, nedendir ona beslenen bu sevgi? Türkülerde Osman Paşa’yla birlikte anılsa da; Tuna bizimdir ve gönüllerimizde hep öyle kalacaktır. Almanya’dan doğan ve denize dökülene kadar Almanya, Avusturya,
Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere toplam 10 ülkeden geçen bu nehir aynı zamanda 4 başkente de hayat verir, can verir. Tuna kıyıları misâl-i cennet,
tazelenip akan suları âb-ı hayattır adeta. Tuna akarken bir tarih akıp gider önümüzden.
Tarihi bilmeyen Tuna’yı ne bilsin! Tuna denilince Viyana, Mohaç, Estergon, Kanije, Budin gelir aklımıza. Sultan Murad Han gelir, Kanuni Sultan Süleyman gelir. Osmanlı’nın asırlar süren adaleti gelir. Koca Balkanlar’ın Deliorman, oradan da Eflak diyarına doğru uzanan cenahlarında Tuna, Osmanlı’nın kimi zaman destansı kimi zaman hüzünlü hikâyelerini anlatır durur.

Tuna’yı görür görmez bir hüzündür kaplayan yüreğimizi. Adına yanık türküler, marşlar bestelendiğinden midir, yoksa nice kalem oynatıldığından mıdır diyeceksiniz. Hepsi var, lakin en çok da yitirdiğimiz coğrafyaya karşı duyduğumuz hüzün… Bir yabancılaşma derdinden… Sadece Tuna değil, Nil’den Tuna’ya kadar uzanan tüm coğrafyadır yaramızı yeniden kanatan.
Yüreğimizin bir kısmı buralarda kaldı; buradaki kardeşlerimizde… Bir bedenin âzâlarıyız her birimiz. Başka nasıl olabilir ki? Duyarlı hangi yürek kayıtsız kalabilir ki bu duruma? Nil’den Tuna’ya Osmanlı coğrafyası11
nı gezdiğimizde bir başka atmosferde buluruz kendimizi. Kara bahtlı kıta Afrika’dan doğan Nil, medeniyetimizin kilometre çizgisi iken; onun kardeşi Tuna, Avrupa’da bir yetim çocuktur. Tuna’nın menbâında abdest alıp su içmek, Nil kenarında dolaşmak insana ayrı bir heyecan verir.
Nil’den Tuna’ya hangi kaybımıza yansak bilinmez. Bilenlerin yüreği sızlıyor, bilmeyenler yabancı ülke zannediyor oraları. Önce kendimize yabancılaştık sonra da coğrafyamıza; zira sevmek, tanımakla başlar o coğrafyayı. Tuna üzerine şiirler yazılmış, roman ve hikayelere konu edilmiş; edebiyatçılarımıza ilhâm, akıncılara güç kaynağı olmuştur.

Tuna boylarında sıra selviler,
Tan yeri estikçe sessiz ağlarmış
Gül bahçelerinde baykuşlar öter,
Şu viranelikler eski bağlarmış.
Aşık Çelebi de Tuna’ya ruh katarak şöyle der:
Kişver-i kâfirden iman ehline akûp gelür,
Kıbleye yüz tutmuş yüzünü, bir Müselmândır Tuna.

Evet, Tuna Müslüman’dır. Tuna bizimdir; yeri geldiğinde akmaz, etrafını yıkmaz; bir nehirden çok, ama çok ötesidir bizim için. Kenarında dinlenirken tefekkür etmeyi bize bahşeden Tuna, Osmanlı’nın bağrından akar;
tarihi neresinden dinlerseniz onun çağıltısını duyarsınız. Bir nehirde bir medeniyetin ihtişamını görürsünüz.
Osmanlı akıncıları silah kuşanarak Tuna Nehri üzerinden geçtikçe kendilerine rütbe verilirmiş. Biz de ecdadımızın bastığı topraklarda, Tuna üzerinde seyahat ederek, onların hatıralarını arayacağız.

Paylaşmak istermisiniz ?

About Belgesel Yayıncılık